Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 30. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

IX- İMAM­LIK

 

Ha­yır ve­ya şer hu­su­sun­da ken­di­si­ne uyu­lan kim­se­ye “imam” de­nir. Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Biz on­la­rı imam­lar kıl­dık. Bi­zim em­ri­miz­le doğ­ru yo­la ile­tir­ler.” 312“Biz on­la­rı, ce­hen­ne­me ça­ğı­ran ön­der­ler, imam­lar yap­tık.” 313

İmam­lık; ima­met-i kübrâ (bü­yük imam­lık, İslâm Dev­let baş­kan­lı­ğı) ve ima­met-i suğ­ra (na­maz imam­lı­ğı) ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır. Bü­yük imam­lık, top­lum üze­rin­de umu­mi ve­la­yet yet­ki­si­ne sa­hip ol­mak­tır. Ya­hut bu imam­lık Hz. Pey­gam­be­re ha­li­fe ola­rak hem din, hem de dün­ya iş­le­ri ko­nu­sun­da ge­nel baş­kan­lık­tır. el-Mâverdi (ö.450/1058) bu ko­nu­da şöy­le der: “İmam­lık di­ni ko­ru­ma ve dün­ya iş­le­ri­ni ida­re et­me­de pey­gam­ber ha­li­fe­li­ği için vaz' olun­muş bir ma­kam­dır.” 314 Bu ma­ka­ma eh­li­yet için şu şart­lar ön­gö­rül­müş­tür: Müs­lü­man ol­mak, akıl­lı, bu­luğ ça­ğı­na er­miş bu­lun­mak, er­kek, ilim sa­hi­bi ve ada­let­li ol­mak. Fa­sık bir kim­se­nin baş­kan­lı­ğa ge­ti­ril­me­si mek­ruh sa­yıl­mış, bir fit­ne ol­ma­ya­cak­sa böy­le bir kim­se­nin az­le­dil­me­si üze­rin­de du­rul­muş­tur.315 Asıl ko­nu­muz ce­ma­at imam­lı­ğı ol­du­ğu için, aşa­ğı­da bu­nu ge­niş­çe açık­la­ya­ca­ğız.

 

A - Na­maz İmam­lı­ğı­nın Sıh­hat Şart­la­rı

 

   1) Müs­lü­man Ol­mak:

Kâfir bir kim­se­nin imam­lı­ğı­nın ge­çer­li ol­ma­dı­ğı ko­nu­sun­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Bu du­rum na­maz­dan son­ra an­la­şı­lır­sa, ce­ma­a­tın na­ma­zı­nı ye­ni­den kıl­ma­sı ge­re­kir.

 

   2) Akıl­lı Ol­mak:

Akıl has­ta­sı­nın ar­ka­sın­da na­maz sa­hih de­ğil­dir. Çün­kü akıl has­ta­sı­nın ken­di­si için kıl­dı­ğı na­maz ba­tıl­dır. Eğer has­ta­lık nö­bet­ler ha­lin­de ge­li­yor­sa, ayık ol­du­ğu za­man­da­ki na­maz sa­hih olur. An­cak böy­le bir kim­se­ye uy­mak mek­ruh­tur. Bu­nak ile sar­hoş da akıl has­ta­sı gi­bi olup, ken­di ba­şı­na na­maz­la­rı ge­çer­li ol­ma­dı­ğı için, bun­la­rın ar­ka­sın­da kı­lı­nan na­maz da sa­hih de­ğil­dir

 

   3) Ba­liğ Ol­mak:

Hanefîlerin bü­yük ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, farz ve­ya nâfile na­maz­lar­da er­gin ol­ma­yan mü­mey­yiz ço­cu­ğun, er­gin­lik ça­ğı­na ulaş­mış kim­se­le­re imam­lık yap­ma­sı ge­çer­li de­ğil­dir. Mâlikî ve Hanbelîlere gö­re ise bu, sa­de­ce farz na­maz­lar­da sa­hih ol­maz. Gü­neş tu­tul­ma­sı ve te­ra­vih na­ma­zı gi­bi na­fi­le na­maz­lar­da bu ca­iz olur. Şâfiîlere gö­re, er­gin­lik ça­ğı­na er­miş kim­se­le­rin, ye­di yaş­la er­gin­lik ça­ğı ara­sın­da bu­lu­nan mü­mey­yiz ço­cu­ğa uy­ma­sı ca­iz­dir. Çün­kü Amr b. Se­le­me (r.a)’den şöy­le de­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) za­ma­nın­da ye­di ya­şın­da iken imam­lık yap­tım.”316

 

   4) Er­kek Ol­mak:

Te­ra­vih na­ma­zı bi­le ol­sa er­kek­ler ol­mak­sı­zın, ka­dın­la­rın yal­nız ba­şı­na ce­ma­at­le na­maz kıl­ma­la­rı mek­ruh­tur. Eğer ka­dın­lar ken­di ara­la­rın­da ce­ma­at­le na­maz kı­la­cak olur­lar­sa, imam ola­cak ka­dın, ara­la­rın­da du­rur, saf­tan ile­ri­de dur­maz, bu da mek­ruh olur. Yal­nız ce­na­ze na­ma­zı, tek­rar­lan­ma­yan bir na­maz ol­du­ğu için ka­dın­lar ce­ma­a­tı ta­ra­fın­dan da kı­lı­na­bi­lir.

Ka­dın­la­rın tek ba­şı­na ce­ma­at­le na­maz kıl­ma­la­rı­nın mek­ruh olu­şu şu ha­di­se da­ya­nır: “Ka­dı­nın na­ma­zı­nı evin­de kıl­ma­sı dı­şa­rı­da kıl­ma­sın­dan da­ha fa­zi­let­li­dir. İç oda­sın­da kıl­ma­sı da evin di­ğer kı­sım­la­rın­da kıl­ma­sın­dan da­ha fa­zi­let­li­dir.” 317

Di­ğer yan­dan ka­dın­la­rın ezan oku­ma­sı da meş­ru kı­lın­ma­mış­tır. Çün­kü ezan ce­ma­a­te ça­ğır­mak­tır. Eğer ka­dın­la­rın ce­ma­at­le na­maz kıl­ma­la­rı mek­ruh ol­ma­say­dı ezan oku­ma­la­rı da meş­ru olur­du. Yi­ne ay­nı esas­tan ha­re­ket­le fit­ne­den gü­ven­de olu­nur­sa ka­dın­la­rın gün­dü­zün dü­zen­li ola­rak na­ma­za git­me­le­ri ca­iz gö­rül­müş­tür.

Bir er­ke­ğin, ken­di­sin­den baş­ka bir er­ke­ğin ve­ya kız kar­de­şi ya­hut ka­rı­sı gi­bi bir mah­re­mi­nin bu­lun­ma­dı­ğı bir ev­de ka­dın­la­ra imam­lık yap­ma­sı da mek­ruh­tur. Eğer ka­dın ce­ma­a­ti için­de bu anı­lan­lar­dan bi­ri­si bu­lu­nur ve­ya er­kek, ka­dın­la­ra mes­cit­te na­maz kıl­dı­rır­sa, böy­le bir ce­ma­at mek­ruh ol­maz. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s), er­kek­le­rin ya­ban­cı ka­dın­lar­la baş­ba­şa kal­ma­sı­nı ya­sak­la­mış­tır. Di­ğer yan­dan bu gi­bi ce­ma­at­le­re, şey­ta­nın ves­ve­se­si­nin ka­rış­ma­sı da söz ko­nu­su olur.318

 

   5) Ab­dest­siz­lik ve Ne­ca­set­ten Te­miz­len­me­mek:

Ab­dest­siz kim­se­nin ve­ya üze­rin­de pis­lik bu­lu­na­nın imam­lı­ğı ca­iz de­ğil­dir. Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, ki­şi bu du­ru­mu is­ter bil­sin is­ter bil­me­sin na­ma­zı ba­tıl olur. İmam ab­dest­siz ola­rak na­maz kıl­dır­mış ol­du­ğu­nu da­ha son­ra, ya­ni ce­ma­at da­ğıl­dık­tan son­ra an­la­sa, bu­nu ce­ma­a­te imkân öl­çü­sün­de ha­ber ver­me­si ge­re­kir. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re ise, ha­ber ver­me­si ge­rek­mez.

 

   6) Baş­ka­sı­na Uy­muş Ol­ma­mak:

İma­ma son­ra­dan uy­muş olup da re­kat kay­bı bu­lu­nan kim­se (mesbûk), ye­ti­şe­me­di­ği kıs­mı ta­mam­la­mak için aya­ğa kal­kın­ca, ona baş­ka­sı­nın uy­ma­sı ca­iz de­ğil­dir. Çün­kü bu ki­şi as­lın­da baş­ka­sı­na uy­muş­tur. Ya­ni if­ti­tah tek­bi­ri­ni ima­mın if­ti­tah tek­bi­ri­ne bi­na et­miş­tir.319

 

   7) Özür­lü Ol­ma­mak:

Hanefî ve Hanbelîlere gö­re, ima­mın sü­rek­li bu­run ka­na­ma­sı, sü­rek­li yel­len­me, si­di­ği­ni tu­tu­ma­ma ve ben­ze­ri özür­ler­den uzak ol­ma­sı ge­re­kir. Bu gi­bi özür­le­re ya­ka­lan­mış olan kim­se­le­rin an­cak ken­di­le­ri gi­bi kim­se­le­re imam­lık et­me­le­ri ca­iz olur. An­cak bu du­rum­da da imam ile ce­ma­a­tın özür­le­ri­nin bir ol­ma­sı da şart­tır. Çün­kü, Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) yağ­mur­lu bir gün­de as­ha­bı­na ima ile na­maz kıl­dır­mış­tır.320 Eğer imam­la ce­ma­a­tin özür­le­ri fark­lı olur­sa bu na­maz ca­iz ol­maz. Meselâ, si­di­ği­ni tu­ta­ma­yan ima­ma yi­ne bu şe­kil­de si­di­ği­ni tu­ta­ma­yan bir kim­se uy­sa na­maz sa­hih olur. Fa­kat ima­mın bu­na ek ola­rak yel­len­me öz­rü de bu­lun­sa, bu­na tek öz­rü olan kim­se uya­maz. Çün­kü imam iki özür­lü, ona uyan ki­şi ise bir özür sa­hi­bi­dir.

Şâfiîlere gö­re ise, na­ma­zı ia­de et­me­si­ni ge­rek­tir­me­ye­cek de­re­ce­de özür­lü bu­lu­nan kim­se­nin özür­süz sağ­lam bir kim­se­ye imam­lık yap­ma­sı sa­hih­tir.321

 

   8) İma­mın Te­laf­fu­zu Düz­gün Ol­ma­lı­dır:

İmam ola­cak ki­şi, harf­le­ri düz­gün oku­ya­bi­le­cek şe­kil­de düz­gün bir oku­yu­şa sa­hip ol­ma­lı­dır. Meselâ; pel­tek olup “ra” har­fi­ni “gayn”, “sin” har­fi­ni ve­ya “zâl” har­fi­ni “ze” ola­rak oku­yan kim­se­nin imam­lı­ğı sa­hih de­ğil­dir. Çün­kü bu du­rum­da imam ile ce­ma­at ara­sın­da eşit­lik bu­lun­ma­mak­ta­dır.

 

   B - İmam­lı­ğa En Lâyık Ki­şi:

Te­mel­de, imam­lı­ğa en lâyık kim­se, na­ma­zın hü­küm­le­ri­ni en iyi bi­len­dir. An­cak eşit­lik hal­le­rin­de ter­cih se­be­bi ola­bi­le­cek hu­sus­lar şu şe­kil­de be­lir­len­miş­tir:322

1. Fa­hiş gü­nah ve ha­ta­lar­dan ka­çın­mak ve na­maz ca­iz ola­cak ka­dar Kur’an ayet­le­ri­ni ez­be­re bil­mek şar­tıy­la, na­maz­la il­gi­li fıkhî hü­küm­le­ri en iyi  bi­len imam­lı­ğa en la­yık kim­se­dir.

2. Kı­ra­a­ti tec­vit ve tilâvet yö­nün­den en gü­zel olan­lar. Çün­kü, Hz.  Pey­gam­ber (s.a.s) bu­yur­muş­tur: “Al­lah’ın ki­ta­bı­nı en iyi bi­len ce­ma­a­te imam­lık ya­par. Kı­ra­at­te eşit olur­lar­sa, sün­ne­ti en iyi bi­len imam­lık eder.” 323

3. Şüp­he­li şey­ler­den en çok sa­kı­nan, tak­va sa­hi­bi ter­cih edi­lir. Tak­va vas­fı; ha­ram, mek­ruh ve­ya şüp­he­li şey­ler­den ka­çın­mak ve farz, va­cip, sün­net ve müs­te­hap­la­ra dik­kat et­mek­le mey­da­na ge­lir. Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur:

“Eğer na­ma­zı­nı­zın ka­bul edil­me­si­ni is­ti­yor­sa­nız si­ze âlimleriniz imam­lık et­sin. Çün­kü on­lar si­zin­le Rab­bi­niz ara­sın­da el­çi­dir­ler.” 324

4. Yaş ba­kı­mın­dan bü­yük olan­lar imam­lı­ğa la­yık­tır. Çün­kü yaş­lı ola­nın Al­lah’tan kor­ku­su da­ha çok olur ve ce­ma­a­tın art­ma­sı­na se­bep­tir. Çün­kü Ne­bi (s.a.s), İbn Ebî Mü­ley­ke (r.a)’ye şöy­le bu­yur­muş­tur: “Si­ze en bü­yü­ğü­nüz imam­lık et­sin.” 325

5. Ahlâkı en gü­zel olan, ya­ni ce­ma­at­le iyi ge­çi­nen­dir. Bu ko­nu­da da eşit­lik ol­sa yü­zü en gü­zel olan ter­cih edi­lir. Bun­dan mak­sat çok­ca te­hec­cüt na­ma­zı kı­lan­dır. Çün­kü te­hec­cüt na­ma­zı kı­la­nın yü­zü nur­lu ve gü­zel olur.

6. Ne­sep, ses ve­ya el­bi­se te­miz­li­ğin­de gü­zel olan ter­cih edi­lir. Bun­la­rın da hep­sin­de eşit­lik ol­ma­sı ha­lin­de, ara­la­rın­da kur’a çe­ki­lir.

Eğer ce­ma­at­te İslâm Dev­let baş­ka­nı bu­lu­nur­sa, Dev­let baş­ka­nı öne ge­çi­ri­lir, on­dan son­ra va­li, on­dan son­ra ka­dı ve on­dan son­ra evin sa­hi­bi öne ge­çi­ri­lir. Hat­ta bu ki­şi ki­ra­cı bi­le ol­sa, hü­küm böy­le­dir.

Di­ğer yan­dan ce­ma­at ara­sın­da ev sa­hi­bi ve­ya mes­ci­din gö­rev­li ima­mı bu­lu­nur­sa, is­te­nen va­sıf­la­ra tam ola­rak sa­hip ol­ma­sa­lar bi­le baş­ka­la­rı­na ter­cih olu­nur­lar. Baş­ka­sı­nın evin­de imam ola­cak kim­se, ev sa­hi­bi­nin iz­ni ile imam­lık ya­par. Baş­ka­sı­nın evin­de tek ba­şı­na na­maz kı­la­cak kim­se de ev sa­hi­bin­den izin al­ma­lı­dır, fa­zi­let­li olan bu­dur.

Bü­tün bun­lar imam­lı­ğa ve­ri­len de­ğer ve öne­min bü­yük­lü­ğü­nü gös­te­rir. Bu yüz­den­dir ki, bu şe­ref­li gö­re­vi Hu­le­fa-i Raşidîn ve onu iz­le­yen ba­zı asır­lar­da, bu­lun­duk­la­rı yer­ler­de ve­liy­yü’l-emr ye­ri­ne ge­ti­rir­di.

 

C - İmam­lık Yap­ma­sı Mek­ruh Olan Kim­se­ler:

Aşa­ğı­da zik­re­di­le­cek olan ba­zı kim­se­le­rin imam­lık et­me­si mek­ruh­tur:326

   1) Na­maz­la il­gi­li fıkhî hü­küm­le­ri bi­len fâsık kim­se: Farz­la­rı ter­ke­den ve­ya ha­ram iş­le­yen kim­se­ye fâsık ve­ya âsî de­nir. Hanefîlere gö­re, fâsığın, ken­di­si gi­bi olan­la­ra imam­lık et­me­si ca­iz­dir. Fâsığın imam­lı­ğı­nın mek­ruh olu­şu şu ha­di­se da­ya­nır: “Ka­dın er­ke­ğe, bedevî mu­ha­ci­re, fâsık olan , mü­mi­ne imam­lık et­me­sin. An­cak Dev­let baş­ka­nı ki­şi­yi kı­lıç ve­ya kam­çı­sı ile zor­lar­sa, bu du­rum müs­tes­na­dır.” 327 Bu­nun­la bir­lik­te fâsık kim­se­nin kıl­dı­ra­ca­ğı na­maz sa­hih­tir. Ab­dul­lah b. Ömer (r.a)’in Hac­cac’ın ar­ka­sın­da na­maz kıl­ma­ya de­vam et­ti­ği nak­le­di­lir. Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Tak­va sa­hi­bi ve­ya fâsık (fa­cir) her­ke­sin ar­ka­sın­da na­maz kı­lın.” 328

 

   2) Bid’at sa­hi­bi olan kim­se: Kâfir de­ne­me­ye­cek de­re­ce­de bid’at sa­hi­bi ki­şi fâsık kim­se gi­bi­dir. Bid’at­çı, iti­ka­dı sün­net ve ce­ma­at eh­li­nin iti­ka­dı­na ay­kı­rı bu­lu­nan kim­se de­mek­tir. Meselâ; şiîlerin çıp­lak ayak üze­ri­ne mes­het­me­le­ri, mest­ler üze­ri­ne mes­het­me­yi inkâr et­me­le­ri gi­bi. Bi­zim kıb­le­mi­ze yö­ne­len kim­se­ye, şüp­he­ye da­ya­lı bir bid’at­ten do­la­yı kâfir de­ne­mez. Fa­kat bid’at­çı ki­şi, eğer din­de zarurî olan hu­sus­lar­dan bi­ri­ni inkâr eder­se tek­fir edi­lir. Al­lah Teâlâ’ya di­ğer ci­sim­ler gi­bi ci­sim de­mek, Hz. Pey­gam­ber’in, Ebu Be­kir (r.a) ile ar­ka­daş­lık et­ti­ği­ni inkâr et­mek gi­bi. Çün­kü bu du­rum­da, “Ar­ka­da­şı­na (Ebu Bekr’e) kork­ma, şüp­he­siz Al­lah bi­zim­le be­ra­ber­dir, di­yor­du.” 329 aye­ti­ni in­kar et­mek söz ko­nu­su olur.

Fa­sık ve­ya bid’at sa­hi­bi bir kim­se­nin imam­lı­ğı tah­ri­men mek­ruh­tur. Çün­kü fâsık, di­ni iş­ler­de cid­di­yet­ten uzak ve lâübali olur. İmam Mu­ham­med ile İmam Mâlik’e gö­re ise bun­la­ra uy­mak te­mel­de ca­iz de­ğil­dir.

 

   3) Kör Ol­mak: Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîlere gö­re kör kim­se­nin imam­lı­ğı ten­zi­hen mek­ruh­tur. Çün­kü göz­le­ri gör­me­yen kim­se pis­lik­ten ge­re­ği gi­bi sa­kı­na­maz. An­cak Hanefîler, ce­ma­a­tin en bil­gi­li­si ol­ma du­ru­mu­nu bun­dan is­tis­na et­miş­ler­dir. Bu tak­dir­de onun imam­lı­ğa ter­cih edil­me­si da­ha uy­gun olur.

Şâfiîler ise kör ola­nın imam­lı­ğı­nı ke­ra­het­siz ca­iz gör­müş­ler ve bir ama olan İbn Üm­mi Mek­tum (r.a)’un ki­mi za­man imam­lık yap­ma­sı­nı de­lil ge­tir­miş­ler­dir.330

 

   4) Ce­ma­a­tin is­te­me­di­ği kim­se­nin imam­lık yap­ma­sı: Bir kim­se­nin ken­di­si­ni hak­lı ye­re ke­rih gö­ren bir ce­ma­a­te imam­lık et­me­si tah­ri­men mek­ruh­tur. Çün­kü ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­rul­muş­tur: “Ken­di­si­ni is­te­me­dik­le­ri hal­de bir ce­ma­a­te imam olup öne ge­çen kim­se­nin na­ma­zı­nı Al­lah Teâlâ kabul et­mez.” 331

Fa­kat ke­ra­he­ti ge­rek­ti­ren bir hal ve­ya imam­lı­ğa da­ha eh­li­yet­li bi­ri­si bulun­ma­dı­ğı tak­dir­de, ce­ma­a­tin ke­rih gör­me­si­ne ba­kıl­maz. Çün­kü bu tak­dir­de ce­ma­a­tin is­te­me­me­si meşrû sa­yıl­maz.

5) Na­ma­zı çok uzat­mak: Kı­ra­at, için­de­ki tes­bih, zi­kir ve du­a­lar ba­kı­mın­dan na­ma­zı sün­net mik­ta­rın­dan faz­la uzat­mak mek­ruh­tur. Ce­ma­a­tın bu­na rı­za­sı­nın bu­lu­nup bu­lun­ma­ma­sı so­nu­cu de­ğiş­tir­mez.

Ebu Hu­rey­re (r.a)’den ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Siz­den bi­ri­si in­san­la­ra na­maz kıl­dır­dı­ğı za­man ha­fif kıl­dır­sın. Çün­kü ce­ma­at için­de za­yıf, has­ta ve yaş­lı in­san­lar var­dır. Ki­şi tek ba­şı­na na­maz kıl­dı­ğı za­man is­te­di­ği ka­dar uzat­sın.” 332

Di­ğer yan­dan ce­ma­a­tin rükû ve sec­de tes­bih­le­ri­ni ve te­şeh­hü­dü sün­ne­te uy­gun bir şe­kil­de ta­mam­la­ma­la­rı­na mey­dan ver­me­ye­cek tarz­da ima­mın ace­le et­me­si mek­ruh­tur. Son­ra­dan ge­len ce­ma­a­tin ye­tiş­me­si için, ima­mın rükûu uzat­ma­sı da mek­ruh­tur.

 

   6) Ha­ta­lı oku­ya­nın (lahn ya­pan) imam­lı­ğı: Ma­na­yı boz­ma­ya­cak de­re­ce­de ha­ta­lı oku­ya­nın da­ha iyi oku­ya­cak kim­se var­ken imam­lı­ğı mek­ruh­tur. “el-Ham­dü” ke­li­me­sin­de “dal”ı es­re, “Lil­lah”de­ki “hâ”yi üs­tün oku­mak, “Rab­bi’l-âlemîn”de­ki “bâ”yı üs­tün oku­mak gi­bi. “Dâl”, “kaf” gi­bi harf­le­ri açık ola­rak oku­ya­ma­yan kim­se­nin imam­lı­ğı da mek­ruh­tur.

7) Gayr-i meşrû ço­cu­ğun ve kö­le­nin imam­lı­ğı da mek­ruh­tur. Çün­kü bun­lar­da bil­gi­siz­lik ga­lip­tir. An­cak bil­gi­li ol­duk­la­rı tak­dir­de imam­lık ya­pa­bi­lir­ler.

8) Ka­dı­nın ka­dı­na imam­lı­ğı ke­ra­het­le bir­lik­te ca­iz­dir. Ce­ma­at ha­lin­de imam ola­cak ka­dın, ka­dın­la­rın ara­la­rın­da du­rur, saf­tan öne çık­maz.

9) İma­mın ce­ma­at­ten en az bir ar­şın mik­ta­rı yük­sek ve­ya al­çak bir yer­de du­rup na­maz kıl­dır­ma­sı mek­ruh­tur. An­cak ken­di­siy­le bir­lik­te ce­ma­at­ten bir kaç ki­şi bu­lun­ma­sı du­ru­mu müs­tes­na­dır.

10) Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yu­suf’a gö­re, açık­tan oku­nan na­maz­lar­da ce­ma­a­tın oku­ma­sı tah­ri­men mek­ruh ol­du­ğu gi­bi, giz­li oku­nan na­maz­lar­da da bu şe­kil­de mek­ruh­tur. Çün­kü ima­mın kı­ra­a­tı ce­ma­a­tin kı­ra­a­tı de­mek­tir (bk. “Kı­ra­at” ko­nu­su). Fa­kat İmam Mu­ham­med, öğ­le ve ikin­di gi­bi giz­li oku­nan na­maz­lar­da ce­ma­a­tın de kı­ra­at­te bu­lun­ma­sı­nı ca­iz gör­müş­tür.

İmam Mâlik ve Ah­med b. Han­bel’e gö­re, giz­li oku­nan na­maz­lar­da, ima­ma uyan da giz­li­ce kı­ra­at­te bu­lu­nur. Di­ğer yan­dan ima­mın açık­tan oku­du­ğu­nu her­han­gi bir ce­ma­at işit­mez­se, ken­di­si de kı­ra­at­te bu­lu­nur, bu va­cip­tir, fa­kat işi­tir­se kı­ra­at­te bu­lun­ma­sı ca­iz ol­maz. İmam Şâfiî’ye gö­re, giz­li­ce oku­nan na­maz­lar­da, ima­ma uyan Fa­ti­ha’dan baş­ka ayet­ler de okur, açık oku­nan na­maz­lar­da ise, ima­ma uya­nın yal­nız Fa­ti­ha’yı giz­li­ce oku­ma­sı ge­re­kir. Eğer re­ka­tı ka­çır­ma kor­ku­su olur­sa, bu du­rum müs­tes­na­dır.

 

D - Ce­ma­a­tin İma­ma Uy­ma­sı­nın Şart­la­rı:

1) İmam ile ce­ma­a­tin yer­le­ri hük­men bir ol­ma­lı­dır. Bu yüz­den, ara­la­rın­da yük­sek bir du­var olup, ima­mın gö­rül­me­si ve­ya se­si­nin işi­til­me­si müm­kün ol­maz­sa, ima­ma uy­ma ge­çer­li bu­lun­maz.

Yi­ne imam ile ce­ma­at ve­ya ce­ma­at­le ön­de­ki saf ara­sın­da uzak­lık bu­lun­sa du­ru­ma ba­kı­lır: Eğer na­maz mes­cit dı­şın­da kı­lı­nır ve ara­da­ki me­sa­fe, bir saf bağ­la­na­cak mik­tar­da az olur­sa, ima­ma uy­mak ge­çer­li olur. Fa­kat bun­dan faz­la olur­sa sa­hih ol­maz. An­cak na­maz mes­cit için­de kı­lın­mak­ta ise bu uzak­lık, uy­ma­nın sih­ha­ti­ne en­gel de­ğil­dir. An­cak ba­zı fakîhlere gö­re mes­cid çok bü­yük olup saf­la­rın bağ­lan­tı­sı ol­mak­sı­zın mes­ci­din en uzak bir ye­rin­de du­ra­rak ima­ma uyul­ma­sı ca­iz de­ğil­dir.

Ya­ya yü­rü­yen kim­se bi­nek üs­tün­de­ki ima­ma uy­sa ve­ya tam bu­nun ak­si vu­ku bul­sa ya­hut bi­nek­te olan baş­ka bi­nek­te­ki ima­ma uy­sa, na­maz kı­lı­nan yer fark­lı ola­ca­ğı için bu uy­ma sa­hih ol­maz.

Ken­di­si ile ima­mı ara­sın­da ara­ba yü­rü­ye­cek ge­niş­lik­te in­san­la­rın geç­ti­ği umumî bir yol ve­ya ka­yık ge­çe­cek bü­yük­lük­te bir ne­hir ya­hut boş bir ara­zi bu­lun­sa, ya­hut Ku­düs mes­ci­di gi­bi çok bü­yük bir mes­cit­te imam ile ima­ma uyan ara­sın­da iki ve­ya da­ha çok saf sı­ğa­cak ka­dar boş­luk bu­lun­sa, böy­le du­rum­lar­da ima­ma uy­mak sa­hih de­ğil­dir. An­cak saf­la­rın yo­lu ve­ya ne­hir üze­rin­de­ki köp­rü­yü kap­la­ma­sı ha­lin­de bun­lar bir en­gel ol­mak­tan çı­kar. Hz. Ömer’in; “Ken­di­si ile imam ara­sın­da yol, ne­hir ve­ya ka­dın­la­ra ait bir saf bu­lu­nan kim­se­nin na­ma­zı sa­hih de­ğil­dir.” de­di­ği ri­va­yet edi­lir.333

2) Ce­ma­a­tin ima­ma uy­ma­ya ni­yet et­me­si ve kıl­dık­la­rı farz na­ma­zın bir ol­ma­sı ge­re­kir.

Bu yüz­den bir kim­se ima­ma ta­bi ol­ma­ya ni­yet et­mek­si­zin uy­sa ve­ya ken­di­si, meselâ; öğ­le na­ma­zı­nı kıl­mak is­te­di­ği hal­de imam ikin­di na­ma­zı­nı kıl­mak­ta bu­lun­sa uy­ma­sı ca­iz ol­maz.

Na­fi­le na­maz kı­lan, farz na­maz kıl­dı­ran ima­ma uya­bi­lir. Çün­kü bu­ra­da za­yı­fın kuv­vet­li­ye bi­na edil­me­si söz ko­nu­su­dur. Bu­nun ak­si ca­iz ol­maz. An­cak sağ­lam gö­rü­şe gö­re, te­ra­vih na­ma­zın­da farz kı­la­na uy­mak sa­hih de­ğil­dir. Çün­kü te­ra­vih na­ma­zı özel bir su­ret­te kı­lı­nan sün­net bir na­maz­dır.

Na­fi­le na­maz kı­la­nın ken­di­si gi­bi na­fi­le kı­lan ima­ma uy­ma­sı ca­iz­dir. Adak na­maz kı­la­nın, yi­ne adak na­maz kıl­dı­ran ima­ma uy­ma­sı da sa­hih­tir. Yi­ne vi­tir na­ma­zı­nı va­cip ka­bul eden kim­se, sün­net ka­bul eden ima­ma uya­bi­lir.

Ab­dest­li ki­şi­nin te­yem­müm­lü ki­şi­ye, ayak­la­rı­nı yı­ka­yan ki­şi­nin mest­le­ri ve­ya ya­ra sar­gı­sı üze­ri­ne mesh eden ki­şi­ye, ayak­ta ola­nın otu­ra­rak rükû ve sec­de ede­ne, bo­yu dik ola­nın rükû de­re­ce­sin­de kam­bur ola­na uy­ma­sı sa­hih­tir. An­cak İmam Mu­ham­med bu hu­sus­lar­da ak­si gö­rüş­te­dir. İma ile na­maz kı­lan, an­cak ken­di­si gi­bi ima ile na­maz kı­la­na imam ola­bi­lir.

İma­ma uyan ka­dın­la­rın na­ma­zı­nın sıh­ha­ti için ima­mın ka­dın­la­ra da imam ol­ma­ya ni­yet et­me­si ge­re­kir.334

3) İma­ma uya­nın imam­dan öne geç­me­me­si ge­re­kir.

İma­ma uya­nın to­pu­ğu, ima­mın to­puk­la­rın­dan öne, otu­ra­rak na­maz kı­la­nın uy­luk­la­rı ima­mın uy­luk­la­rın­dan öne, yas­la­na­rak na­maz kı­la­nan ya­nı ima­mın ya­nın­dan öne ge­çer­se na­ma­zı sa­hih ol­maz. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s): “İmam an­cak ken­di­si­ne uyul­ma­sı için meş­ru kı­lın­dı” 335 bu­yur­muş­tur. Eğer yu­ka­rı­da­ki du­rum­lar­da imam­la ce­ma­at ay­nı hi­za­da bu­lu­nur­lar­sa ce­ma­a­tin na­ma­zı ke­ra­hat­le bir­lik­te ca­iz olur.

Di­ğer yan­dan Hanefî ve Hanbelîlere gö­re, Kâbe-i Mu­az­za­ma çev­re­sin­de na­maz kı­lar­ken, ce­ma­a­tin imam­dan öne geç­me­si ca­iz gö­rül­müş­tür.

4) Ce­ma­a­tin ima­ma ta­bi ol­ma­sı ge­re­kir. Bu ta­bi ol­ma üç şe­kil­de ger­çek­le­şe­bi­lir:

a) Ya­kın­lık; ima­ma uyan ki­şi­nin yap­tı­ğı iş­le­rin ima­mın yap­tı­ğı iş­le­re ya­kın ol­ma­sı­dır. Meselâ; if­ti­tah tek­bi­ri, rükû ve sec­de­le­rin ima­mın ha­re­ket­le­ri­ne ya­kın ol­ma­sı ge­re­kir.

b) İma­mı iz­le­mek; İma­ma uya­nın yap­tık­la­rı, ima­mın yap­tık­la­rı­nın pe­şin­den ya­pıl­mış ol­ma­lı­dır.

c) İma­mın fi­i­li ile, ona uya­nın fi­i­li ara­sın­da bir ge­cik­me­nin ve za­man ara­lı­ğı­nın bu­lun­ma­ma­sı­dır. Bu da imam bir ha­re­ke­ti yap­tık­tan son­ra, ay­nı ha­re­ke­ti yap­mak­la ger­çek­le­şir.

Yu­ka­rı­da­ki üç şe­kil­den bi­ri ile ima­ma uy­mak, na­ma­zın farz­la­rın­dan ise farz, va­cip bir ha­re­ket­se va­cip, sün­net bir ha­re­ket­se sün­net olur. Bir kim­se imam­dan ön­ce rükûya var­mak ve­ya ima­mın rükûundan son­ra rü­ku yap­mak ve­ya ima­ma or­tak ol­ma­ya­cak şe­kil­de imam­dan ön­ce ve­ya son­ra sec­de­ye var­mak su­re­tiy­le rükû ve­ya sec­de­yi ter­ke­der­se ima­ma ta­bi ol­ma­dı­ğı için bu re­kat ba­tıl olur ve imam selâm ver­dik­ten son­ra bu ki­şi­nin o re­ka­tı ka­za et­me­si ge­re­kir. Eğer ka­za yap­maz­sa na­ma­zı ba­tıl olur. Hz. Pey­gam­ber şöy­le buyur­muş­tur: “İmam ken­di­si­ne uyul­ma­sı için imam ya­pıl­mış­tır. O tek­bir al­dı­ğı za­man siz de tek­bir alın. O rükû ya­pın­ca, siz de ya­pın.” 336

Dört yer­de ce­ma­a­tin ima­ma uy­ma­sı ge­rek­mez. İma­mın bi­le­rek na­ma­za bir sec­de ila­ve et­me­si, bay­ram tek­bir­le­ri­ni faz­la al­ma­sı, ce­na­ze na­ma­zı­nın tek­bir­le­ri­ni faz­la al­ma­sı, son otu­ruş­tan son­ra ya­nı­la­rak farz­dan faz­la bir re­kat na­maz kıl­mak üze­re üçün­cü ve­ya be­şin­ci re­ka­ta kalk­ma­sı. Eğer imam ce­ma­a­tin uyar­ma­sı so­nu­cu ge­ri dö­nüp otu­rur­sa na­maz sa­hih olup, na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir. Eğer imam faz­la re­ka­tın sec­de­si­ni yap­mış­sa ce­ma­at ona uy­ma­yıp, ken­di ba­şı­na selâm ve­rir. Eğer imam son otu­ruş­tan ön­ce aya­ğa kal­kar­sa ve bu re­ka­tın sec­de­si­ni de ya­par­sa, hem ima­mın, hem de ce­ma­a­tin na­ma­zı ba­tıl olur.

İma­ma uyan ki­şi aşa­ğı­da­ki do­kuz me­se­le­de ima­ma uy­ma­yıp bu iş­le­ri ken­di­si ya­par:

1) İf­ti­tah tek­bi­rin­de el­le­ri kal­dır­mak, 2) Süb­ha­ne­ke du­a­sı­nı oku­mak, 3) Rü­ku tek­bir­le­ri­ni al­mak, 4) Sec­de tek­bir­le­ri­ni al­mak, 5)Rükû ve sec­de­de tek­bir ge­tir­mek, 6) Rü­ku­dan kal­kar­ken “Se­mi­al­la­hu li­men ha­mi­deh” de­mek, 7) Te­şeh­hüd oku­mak, 8) Selâm ver­mek, 9) Teş­rik tek­bir­le­ri­ni ge­tir­mek.

İmam ter­ket­ti­ği za­man, ona uyan­la­rın da mut­la­ka ter­ket­me­si ge­re­ken beş me­se­le şun­lar­dır:

1) Bay­ram tek­bir­le­ri, 2) Bi­rin­ci otu­ruş, 3) Tilâvet sec­de­si, 4) Se­hiv sec­de­si, 5) Ku­nut du­a­sı. An­cak ku­nu­tu ter­ket­mek rükûyu ka­çır­ma teh­li­ke­si ol­du­ğu za­man söz ko­nu­su olur.

Ce­ma­at, te­şeh­hü­dü ta­mam­la­sa da imam­la bir­lik­te selâm ver­me­si da­ha fa­zi­let­li­dir. İma­ma uyan ki­şi te­şeh­hü­dü oku­ma­yı da­ha ta­mam­la­ma­mış­sa, tamam­lar ve on­dan son­ra selâm ve­rir. Te­şeh­hü­dü bi­tir­me­den selâm ver­me­si de ca­iz­dir. An­cak ce­ma­at sal­li-bârik du­a­la­rı için selâmı ge­cik­tir­mez.

Vi­tir na­ma­zın­da ce­ma­at, da­ha ku­nu­tu bi­tir­me­den imam rükûya var­sa ce­ma­at da va­rır. An­cak ce­ma­at he­nüz ku­nut­tan bir şey oku­ma­mış olur­sa, imam­la bir­lik­te rükûyu ka­çır­ma­ya­cak şe­kil­de bir mik­tar okur.

İmam ku­nut’u unu­tup rü­ku­ya git­ti­ği tak­dir­de, ce­ma­at ona ta­bi ol­ma­sa, imam da ba­şı­nı kal­dı­rıp ku­nut du­a­sı­nı oku­duk­tan son­ra, ye­ni­den rü­ku­ya git­se, ce­ma­at de ken­di­si­ne uyun­ca ce­ma­a­tın na­ma­zı fa­sid olur.

Ce­ma­at­ten bi­ri­nin ön­de yer ol­du­ğu hal­de saf ar­ka­sın­da tek ba­şı­na ima­ma uy­ma­sı mek­ruh­tur.

İma­mı rükû ha­lin­de bu­lan kim­se, ilk saf­la­ra git­ti­ği tak­dir­de re­ka­ti ka­çı­ra­ca­ğın­dan kor­kar­sa son sa­fa du­ra­rak ima­ma uyar. Re­ka­tı ka­çı­ra­ca­ğı­nı an­la­sa bi­le, saf­lar­dan bi­ri­ne ka­tıl­mak­sı­zın ar­ka­da tek ba­şı­na bir yer­de du­rup ima­ma uya­maz.

5) Mah­re­mi bi­le ol­sa saf­ta ka­dın­lar­la ay­nı hi­za­da na­maz kıl­mak, ka­dı­nın sağ ve so­lun­dan bi­rer ki­şi ile ar­ka­dan bir ki­şi­nin na­ma­zı­nın ba­tıl ol­ma­sı­na se­bep olur (bk. “Er­kek ve Ka­dı­nın Ay­nı Hi­za­da Na­maz Kıl­ma­sı” ko­nu­su).

6) Mez­hep ay­rı­lı­ğı ima­ma uy­ma­ya en­gel de­ğil­dir. Bu ko­nu­da Hanefî ve Şâfiîler, ima­mın na­ma­zı­nın ce­ma­a­tin mez­he­bi­ne gö­re de sa­hih ol­ma­sı­nın şart ol­du­ğu gö­rü­şün­de­dir. Meselâ; Hanefî mez­he­bi­ne men­sup olan bir kim­se, bur­nu ka­na­dık­tan son­ra ye­ni­den ab­dest al­ma­dı­ğı­nı gör­dü­ğü Şâfiî bir ima­mın ar­ka­sın­da na­maz kıl­sa, ya­hut Şâfiî mez­he­bi­ne men­sup bir kim­se, bir ka­dı­nın eli­ne do­ku­nan Hanefî bir ima­ma uy­sa, na­ma­zı ba­tıl olur. Çün­kü ce­ma­at, ima­mın na­ma­zı­nın ba­tıl ol­du­ğu­na inan­mak­ta­dır.

Mâlikî ve Hanbelîlere gö­re, na­ma­zın sıh­ha­ti için şart olan ko­nu­lar­da sa­de­ce ima­mın bağ­lı bu­lun­du­ğu mez­he­be iti­bar edi­lir. Çün­kü ima­mın na­ma­zı sa­hih olun­ca ce­ma­a­tin na­ma­zı da sa­hih olur.337

So­nuç ola­rak her müs­lü­ma­nın ken­di mez­he­bin­den olan ima­ma uy­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Bu müm­kün ol­ma­yın­ca baş­ka mez­hep­ten olup, na­ma­zın farz­la­rı­nı gö­ze­ten her­han­gi bir ima­ma uyul­ma­sı, tek ba­şı­na na­maz kıl­mak­tan da­ha fa­zi­let­li­dir.