Fikih - 30. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
IX- İMAMLIK
Hayır veya şer hususunda kendisine uyulan kimseye “imam” denir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Biz onları imamlar kıldık. Bizim emrimizle doğru yola iletirler.” 312“Biz onları, cehenneme çağıran önderler, imamlar yaptık.” 313
İmamlık; imamet-i kübrâ (büyük imamlık, İslâm Devlet başkanlığı) ve imamet-i suğra (namaz imamlığı) olmak üzere ikiye ayrılır. Büyük imamlık, toplum üzerinde umumi velayet yetkisine sahip olmaktır. Yahut bu imamlık Hz. Peygambere halife olarak hem din, hem de dünya işleri konusunda genel başkanlıktır. el-Mâverdi (ö.450/1058) bu konuda şöyle der: “İmamlık dini koruma ve dünya işlerini idare etmede peygamber halifeliği için vaz' olunmuş bir makamdır.” 314 Bu makama ehliyet için şu şartlar öngörülmüştür: Müslüman olmak, akıllı, buluğ çağına ermiş bulunmak, erkek, ilim sahibi ve adaletli olmak. Fasık bir kimsenin başkanlığa getirilmesi mekruh sayılmış, bir fitne olmayacaksa böyle bir kimsenin azledilmesi üzerinde durulmuştur.315 Asıl konumuz cemaat imamlığı olduğu için, aşağıda bunu genişçe açıklayacağız.
A - Namaz İmamlığının Sıhhat Şartları
1) Müslüman Olmak:
Kâfir bir kimsenin imamlığının geçerli olmadığı konusunda görüş birliği vardır. Bu durum namazdan sonra anlaşılırsa, cemaatın namazını yeniden kılması gerekir.
2) Akıllı Olmak:
Akıl hastasının arkasında namaz sahih değildir. Çünkü akıl hastasının kendisi için kıldığı namaz batıldır. Eğer hastalık nöbetler halinde geliyorsa, ayık olduğu zamandaki namaz sahih olur. Ancak böyle bir kimseye uymak mekruhtur. Bunak ile sarhoş da akıl hastası gibi olup, kendi başına namazları geçerli olmadığı için, bunların arkasında kılınan namaz da sahih değildir
3) Baliğ Olmak:
Hanefîlerin büyük çoğunluğuna göre, farz veya nâfile namazlarda ergin olmayan mümeyyiz çocuğun, erginlik çağına ulaşmış kimselere imamlık yapması geçerli değildir. Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise bu, sadece farz namazlarda sahih olmaz. Güneş tutulması ve teravih namazı gibi nafile namazlarda bu caiz olur. Şâfiîlere göre, erginlik çağına ermiş kimselerin, yedi yaşla erginlik çağı arasında bulunan mümeyyiz çocuğa uyması caizdir. Çünkü Amr b. Seleme (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s) zamanında yedi yaşında iken imamlık yaptım.”316
4) Erkek Olmak:
Teravih namazı bile olsa erkekler olmaksızın, kadınların yalnız başına cemaatle namaz kılmaları mekruhtur. Eğer kadınlar kendi aralarında cemaatle namaz kılacak olurlarsa, imam olacak kadın, aralarında durur, saftan ileride durmaz, bu da mekruh olur. Yalnız cenaze namazı, tekrarlanmayan bir namaz olduğu için kadınlar cemaatı tarafından da kılınabilir.
Kadınların tek başına cemaatle namaz kılmalarının mekruh oluşu şu hadise dayanır: “Kadının namazını evinde kılması dışarıda kılmasından daha faziletlidir. İç odasında kılması da evin diğer kısımlarında kılmasından daha faziletlidir.” 317
Diğer yandan kadınların ezan okuması da meşru kılınmamıştır. Çünkü ezan cemaate çağırmaktır. Eğer kadınların cemaatle namaz kılmaları mekruh olmasaydı ezan okumaları da meşru olurdu. Yine aynı esastan hareketle fitneden güvende olunursa kadınların gündüzün düzenli olarak namaza gitmeleri caiz görülmüştür.
Bir erkeğin, kendisinden başka bir erkeğin veya kız kardeşi yahut karısı gibi bir mahreminin bulunmadığı bir evde kadınlara imamlık yapması da mekruhtur. Eğer kadın cemaati içinde bu anılanlardan birisi bulunur veya erkek, kadınlara mescitte namaz kıldırırsa, böyle bir cemaat mekruh olmaz. Çünkü Rasûlullah (s.a.s), erkeklerin yabancı kadınlarla başbaşa kalmasını yasaklamıştır. Diğer yandan bu gibi cemaatlere, şeytanın vesvesesinin karışması da söz konusu olur.318
5) Abdestsizlik ve Necasetten Temizlenmemek:
Abdestsiz kimsenin veya üzerinde pislik bulunanın imamlığı caiz değildir. Fakihlerin çoğunluğuna göre, kişi bu durumu ister bilsin ister bilmesin namazı batıl olur. İmam abdestsiz olarak namaz kıldırmış olduğunu daha sonra, yani cemaat dağıldıktan sonra anlasa, bunu cemaate imkân ölçüsünde haber vermesi gerekir. Başka bir görüşe göre ise, haber vermesi gerekmez.
6) Başkasına Uymuş Olmamak:
İmama sonradan uymuş olup da rekat kaybı bulunan kimse (mesbûk), yetişemediği kısmı tamamlamak için ayağa kalkınca, ona başkasının uyması caiz değildir. Çünkü bu kişi aslında başkasına uymuştur. Yani iftitah tekbirini imamın iftitah tekbirine bina etmiştir.319
7) Özürlü Olmamak:
Hanefî ve Hanbelîlere göre, imamın sürekli burun kanaması, sürekli yellenme, sidiğini tutumama ve benzeri özürlerden uzak olması gerekir. Bu gibi özürlere yakalanmış olan kimselerin ancak kendileri gibi kimselere imamlık etmeleri caiz olur. Ancak bu durumda da imam ile cemaatın özürlerinin bir olması da şarttır. Çünkü, Hz. Peygamber (s.a.s) yağmurlu bir günde ashabına ima ile namaz kıldırmıştır.320 Eğer imamla cemaatin özürleri farklı olursa bu namaz caiz olmaz. Meselâ, sidiğini tutamayan imama yine bu şekilde sidiğini tutamayan bir kimse uysa namaz sahih olur. Fakat imamın buna ek olarak yellenme özrü de bulunsa, buna tek özrü olan kimse uyamaz. Çünkü imam iki özürlü, ona uyan kişi ise bir özür sahibidir.
Şâfiîlere göre ise, namazı iade etmesini gerektirmeyecek derecede özürlü bulunan kimsenin özürsüz sağlam bir kimseye imamlık yapması sahihtir.321
8) İmamın Telaffuzu Düzgün Olmalıdır:
İmam olacak kişi, harfleri düzgün okuyabilecek şekilde düzgün bir okuyuşa sahip olmalıdır. Meselâ; peltek olup “ra” harfini “gayn”, “sin” harfini veya “zâl” harfini “ze” olarak okuyan kimsenin imamlığı sahih değildir. Çünkü bu durumda imam ile cemaat arasında eşitlik bulunmamaktadır.
B - İmamlığa En Lâyık Kişi:
Temelde, imamlığa en lâyık kimse, namazın hükümlerini en iyi bilendir. Ancak eşitlik hallerinde tercih sebebi olabilecek hususlar şu şekilde belirlenmiştir:322
1. Fahiş günah ve hatalardan kaçınmak ve namaz caiz olacak kadar Kur’an ayetlerini ezbere bilmek şartıyla, namazla ilgili fıkhî hükümleri en iyi bilen imamlığa en layık kimsedir.
2. Kıraati tecvit ve tilâvet yönünden en güzel olanlar. Çünkü, Hz. Peygamber (s.a.s) buyurmuştur: “Allah’ın kitabını en iyi bilen cemaate imamlık yapar. Kıraatte eşit olurlarsa, sünneti en iyi bilen imamlık eder.” 323
3. Şüpheli şeylerden en çok sakınan, takva sahibi tercih edilir. Takva vasfı; haram, mekruh veya şüpheli şeylerden kaçınmak ve farz, vacip, sünnet ve müstehaplara dikkat etmekle meydana gelir. Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“Eğer namazınızın kabul edilmesini istiyorsanız size âlimleriniz imamlık etsin. Çünkü onlar sizinle Rabbiniz arasında elçidirler.” 324
4. Yaş bakımından büyük olanlar imamlığa layıktır. Çünkü yaşlı olanın Allah’tan korkusu daha çok olur ve cemaatın artmasına sebeptir. Çünkü Nebi (s.a.s), İbn Ebî Müleyke (r.a)’ye şöyle buyurmuştur: “Size en büyüğünüz imamlık etsin.” 325
5. Ahlâkı en güzel olan, yani cemaatle iyi geçinendir. Bu konuda da eşitlik olsa yüzü en güzel olan tercih edilir. Bundan maksat çokca teheccüt namazı kılandır. Çünkü teheccüt namazı kılanın yüzü nurlu ve güzel olur.
6. Nesep, ses veya elbise temizliğinde güzel olan tercih edilir. Bunların da hepsinde eşitlik olması halinde, aralarında kur’a çekilir.
Eğer cemaatte İslâm Devlet başkanı bulunursa, Devlet başkanı öne geçirilir, ondan sonra vali, ondan sonra kadı ve ondan sonra evin sahibi öne geçirilir. Hatta bu kişi kiracı bile olsa, hüküm böyledir.
Diğer yandan cemaat arasında ev sahibi veya mescidin görevli imamı bulunursa, istenen vasıflara tam olarak sahip olmasalar bile başkalarına tercih olunurlar. Başkasının evinde imam olacak kimse, ev sahibinin izni ile imamlık yapar. Başkasının evinde tek başına namaz kılacak kimse de ev sahibinden izin almalıdır, faziletli olan budur.
Bütün bunlar imamlığa verilen değer ve önemin büyüklüğünü gösterir. Bu yüzdendir ki, bu şerefli görevi Hulefa-i Raşidîn ve onu izleyen bazı asırlarda, bulundukları yerlerde veliyyü’l-emr yerine getirirdi.
C - İmamlık Yapması Mekruh Olan Kimseler:
Aşağıda zikredilecek olan bazı kimselerin imamlık etmesi mekruhtur:326
1) Namazla ilgili fıkhî hükümleri bilen fâsık kimse: Farzları terkeden veya haram işleyen kimseye fâsık veya âsî denir. Hanefîlere göre, fâsığın, kendisi gibi olanlara imamlık etmesi caizdir. Fâsığın imamlığının mekruh oluşu şu hadise dayanır: “Kadın erkeğe, bedevî muhacire, fâsık olan , mümine imamlık etmesin. Ancak Devlet başkanı kişiyi kılıç veya kamçısı ile zorlarsa, bu durum müstesnadır.” 327 Bununla birlikte fâsık kimsenin kıldıracağı namaz sahihtir. Abdullah b. Ömer (r.a)’in Haccac’ın arkasında namaz kılmaya devam ettiği nakledilir. Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Takva sahibi veya fâsık (facir) herkesin arkasında namaz kılın.” 328
2) Bid’at sahibi olan kimse: Kâfir denemeyecek derecede bid’at sahibi kişi fâsık kimse gibidir. Bid’atçı, itikadı sünnet ve cemaat ehlinin itikadına aykırı bulunan kimse demektir. Meselâ; şiîlerin çıplak ayak üzerine meshetmeleri, mestler üzerine meshetmeyi inkâr etmeleri gibi. Bizim kıblemize yönelen kimseye, şüpheye dayalı bir bid’atten dolayı kâfir denemez. Fakat bid’atçı kişi, eğer dinde zarurî olan hususlardan birini inkâr ederse tekfir edilir. Allah Teâlâ’ya diğer cisimler gibi cisim demek, Hz. Peygamber’in, Ebu Bekir (r.a) ile arkadaşlık ettiğini inkâr etmek gibi. Çünkü bu durumda, “Arkadaşına (Ebu Bekr’e) korkma, şüphesiz Allah bizimle beraberdir, diyordu.” 329 ayetini inkar etmek söz konusu olur.
Fasık veya bid’at sahibi bir kimsenin imamlığı tahrimen mekruhtur. Çünkü fâsık, dini işlerde ciddiyetten uzak ve lâübali olur. İmam Muhammed ile İmam Mâlik’e göre ise bunlara uymak temelde caiz değildir.
3) Kör Olmak: Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre kör kimsenin imamlığı tenzihen mekruhtur. Çünkü gözleri görmeyen kimse pislikten gereği gibi sakınamaz. Ancak Hanefîler, cemaatin en bilgilisi olma durumunu bundan istisna etmişlerdir. Bu takdirde onun imamlığa tercih edilmesi daha uygun olur.
Şâfiîler ise kör olanın imamlığını kerahetsiz caiz görmüşler ve bir ama olan İbn Ümmi Mektum (r.a)’un kimi zaman imamlık yapmasını delil getirmişlerdir.330
4) Cemaatin istemediği kimsenin imamlık yapması: Bir kimsenin kendisini haklı yere kerih gören bir cemaate imamlık etmesi tahrimen mekruhtur. Çünkü hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Kendisini istemedikleri halde bir cemaate imam olup öne geçen kimsenin namazını Allah Teâlâ kabul etmez.” 331
Fakat keraheti gerektiren bir hal veya imamlığa daha ehliyetli birisi bulunmadığı takdirde, cemaatin kerih görmesine bakılmaz. Çünkü bu takdirde cemaatin istememesi meşrû sayılmaz.
5) Namazı çok uzatmak: Kıraat, içindeki tesbih, zikir ve dualar bakımından namazı sünnet miktarından fazla uzatmak mekruhtur. Cemaatın buna rızasının bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez.
Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden birisi insanlara namaz kıldırdığı zaman hafif kıldırsın. Çünkü cemaat içinde zayıf, hasta ve yaşlı insanlar vardır. Kişi tek başına namaz kıldığı zaman istediği kadar uzatsın.” 332
Diğer yandan cemaatin rükû ve secde tesbihlerini ve teşehhüdü sünnete uygun bir şekilde tamamlamalarına meydan vermeyecek tarzda imamın acele etmesi mekruhtur. Sonradan gelen cemaatin yetişmesi için, imamın rükûu uzatması da mekruhtur.
6) Hatalı okuyanın (lahn yapan) imamlığı: Manayı bozmayacak derecede hatalı okuyanın daha iyi okuyacak kimse varken imamlığı mekruhtur. “el-Hamdü” kelimesinde “dal”ı esre, “Lillah”deki “hâ”yi üstün okumak, “Rabbi’l-âlemîn”deki “bâ”yı üstün okumak gibi. “Dâl”, “kaf” gibi harfleri açık olarak okuyamayan kimsenin imamlığı da mekruhtur.
7) Gayr-i meşrû çocuğun ve kölenin imamlığı da mekruhtur. Çünkü bunlarda bilgisizlik galiptir. Ancak bilgili oldukları takdirde imamlık yapabilirler.
8) Kadının kadına imamlığı kerahetle birlikte caizdir. Cemaat halinde imam olacak kadın, kadınların aralarında durur, saftan öne çıkmaz.
9) İmamın cemaatten en az bir arşın miktarı yüksek veya alçak bir yerde durup namaz kıldırması mekruhtur. Ancak kendisiyle birlikte cemaatten bir kaç kişi bulunması durumu müstesnadır.
10) Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf’a göre, açıktan okunan namazlarda cemaatın okuması tahrimen mekruh olduğu gibi, gizli okunan namazlarda da bu şekilde mekruhtur. Çünkü imamın kıraatı cemaatin kıraatı demektir (bk. “Kıraat” konusu). Fakat İmam Muhammed, öğle ve ikindi gibi gizli okunan namazlarda cemaatın de kıraatte bulunmasını caiz görmüştür.
İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre, gizli okunan namazlarda, imama uyan da gizlice kıraatte bulunur. Diğer yandan imamın açıktan okuduğunu herhangi bir cemaat işitmezse, kendisi de kıraatte bulunur, bu vaciptir, fakat işitirse kıraatte bulunması caiz olmaz. İmam Şâfiî’ye göre, gizlice okunan namazlarda, imama uyan Fatiha’dan başka ayetler de okur, açık okunan namazlarda ise, imama uyanın yalnız Fatiha’yı gizlice okuması gerekir. Eğer rekatı kaçırma korkusu olursa, bu durum müstesnadır.
D - Cemaatin İmama Uymasının Şartları:
1) İmam ile cemaatin yerleri hükmen bir olmalıdır. Bu yüzden, aralarında yüksek bir duvar olup, imamın görülmesi veya sesinin işitilmesi mümkün olmazsa, imama uyma geçerli bulunmaz.
Yine imam ile cemaat veya cemaatle öndeki saf arasında uzaklık bulunsa duruma bakılır: Eğer namaz mescit dışında kılınır ve aradaki mesafe, bir saf bağlanacak miktarda az olursa, imama uymak geçerli olur. Fakat bundan fazla olursa sahih olmaz. Ancak namaz mescit içinde kılınmakta ise bu uzaklık, uymanın sihhatine engel değildir. Ancak bazı fakîhlere göre mescid çok büyük olup safların bağlantısı olmaksızın mescidin en uzak bir yerinde durarak imama uyulması caiz değildir.
Yaya yürüyen kimse binek üstündeki imama uysa veya tam bunun aksi vuku bulsa yahut binekte olan başka binekteki imama uysa, namaz kılınan yer farklı olacağı için bu uyma sahih olmaz.
Kendisi ile imamı arasında araba yürüyecek genişlikte insanların geçtiği umumî bir yol veya kayık geçecek büyüklükte bir nehir yahut boş bir arazi bulunsa, yahut Kudüs mescidi gibi çok büyük bir mescitte imam ile imama uyan arasında iki veya daha çok saf sığacak kadar boşluk bulunsa, böyle durumlarda imama uymak sahih değildir. Ancak safların yolu veya nehir üzerindeki köprüyü kaplaması halinde bunlar bir engel olmaktan çıkar. Hz. Ömer’in; “Kendisi ile imam arasında yol, nehir veya kadınlara ait bir saf bulunan kimsenin namazı sahih değildir.” dediği rivayet edilir.333
2) Cemaatin imama uymaya niyet etmesi ve kıldıkları farz namazın bir olması gerekir.
Bu yüzden bir kimse imama tabi olmaya niyet etmeksizin uysa veya kendisi, meselâ; öğle namazını kılmak istediği halde imam ikindi namazını kılmakta bulunsa uyması caiz olmaz.
Nafile namaz kılan, farz namaz kıldıran imama uyabilir. Çünkü burada zayıfın kuvvetliye bina edilmesi söz konusudur. Bunun aksi caiz olmaz. Ancak sağlam görüşe göre, teravih namazında farz kılana uymak sahih değildir. Çünkü teravih namazı özel bir surette kılınan sünnet bir namazdır.
Nafile namaz kılanın kendisi gibi nafile kılan imama uyması caizdir. Adak namaz kılanın, yine adak namaz kıldıran imama uyması da sahihtir. Yine vitir namazını vacip kabul eden kimse, sünnet kabul eden imama uyabilir.
Abdestli kişinin teyemmümlü kişiye, ayaklarını yıkayan kişinin mestleri veya yara sargısı üzerine mesh eden kişiye, ayakta olanın oturarak rükû ve secde edene, boyu dik olanın rükû derecesinde kambur olana uyması sahihtir. Ancak İmam Muhammed bu hususlarda aksi görüştedir. İma ile namaz kılan, ancak kendisi gibi ima ile namaz kılana imam olabilir.
İmama uyan kadınların namazının sıhhati için imamın kadınlara da imam olmaya niyet etmesi gerekir.334
3) İmama uyanın imamdan öne geçmemesi gerekir.
İmama uyanın topuğu, imamın topuklarından öne, oturarak namaz kılanın uylukları imamın uyluklarından öne, yaslanarak namaz kılanan yanı imamın yanından öne geçerse namazı sahih olmaz. Çünkü Rasûlullah (s.a.s): “İmam ancak kendisine uyulması için meşru kılındı” 335 buyurmuştur. Eğer yukarıdaki durumlarda imamla cemaat aynı hizada bulunurlarsa cemaatin namazı kerahatle birlikte caiz olur.
Diğer yandan Hanefî ve Hanbelîlere göre, Kâbe-i Muazzama çevresinde namaz kılarken, cemaatin imamdan öne geçmesi caiz görülmüştür.
4) Cemaatin imama tabi olması gerekir. Bu tabi olma üç şekilde gerçekleşebilir:
a) Yakınlık; imama uyan kişinin yaptığı işlerin imamın yaptığı işlere yakın olmasıdır. Meselâ; iftitah tekbiri, rükû ve secdelerin imamın hareketlerine yakın olması gerekir.
b) İmamı izlemek; İmama uyanın yaptıkları, imamın yaptıklarının peşinden yapılmış olmalıdır.
c) İmamın fiili ile, ona uyanın fiili arasında bir gecikmenin ve zaman aralığının bulunmamasıdır. Bu da imam bir hareketi yaptıktan sonra, aynı hareketi yapmakla gerçekleşir.
Yukarıdaki üç şekilden biri ile imama uymak, namazın farzlarından ise farz, vacip bir hareketse vacip, sünnet bir hareketse sünnet olur. Bir kimse imamdan önce rükûya varmak veya imamın rükûundan sonra rüku yapmak veya imama ortak olmayacak şekilde imamdan önce veya sonra secdeye varmak suretiyle rükû veya secdeyi terkederse imama tabi olmadığı için bu rekat batıl olur ve imam selâm verdikten sonra bu kişinin o rekatı kaza etmesi gerekir. Eğer kaza yapmazsa namazı batıl olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İmam kendisine uyulması için imam yapılmıştır. O tekbir aldığı zaman siz de tekbir alın. O rükû yapınca, siz de yapın.” 336
Dört yerde cemaatin imama uyması gerekmez. İmamın bilerek namaza bir secde ilave etmesi, bayram tekbirlerini fazla alması, cenaze namazının tekbirlerini fazla alması, son oturuştan sonra yanılarak farzdan fazla bir rekat namaz kılmak üzere üçüncü veya beşinci rekata kalkması. Eğer imam cemaatin uyarması sonucu geri dönüp oturursa namaz sahih olup, namazın sonunda sehiv secdesi yapmak gerekir. Eğer imam fazla rekatın secdesini yapmışsa cemaat ona uymayıp, kendi başına selâm verir. Eğer imam son oturuştan önce ayağa kalkarsa ve bu rekatın secdesini de yaparsa, hem imamın, hem de cemaatin namazı batıl olur.
İmama uyan kişi aşağıdaki dokuz meselede imama uymayıp bu işleri kendisi yapar:
1) İftitah tekbirinde elleri kaldırmak, 2) Sübhaneke duasını okumak, 3) Rüku tekbirlerini almak, 4) Secde tekbirlerini almak, 5)Rükû ve secdede tekbir getirmek, 6) Rükudan kalkarken “Semiallahu limen hamideh” demek, 7) Teşehhüd okumak, 8) Selâm vermek, 9) Teşrik tekbirlerini getirmek.
İmam terkettiği zaman, ona uyanların da mutlaka terketmesi gereken beş mesele şunlardır:
1) Bayram tekbirleri, 2) Birinci oturuş, 3) Tilâvet secdesi, 4) Sehiv secdesi, 5) Kunut duası. Ancak kunutu terketmek rükûyu kaçırma tehlikesi olduğu zaman söz konusu olur.
Cemaat, teşehhüdü tamamlasa da imamla birlikte selâm vermesi daha faziletlidir. İmama uyan kişi teşehhüdü okumayı daha tamamlamamışsa, tamamlar ve ondan sonra selâm verir. Teşehhüdü bitirmeden selâm vermesi de caizdir. Ancak cemaat salli-bârik duaları için selâmı geciktirmez.
Vitir namazında cemaat, daha kunutu bitirmeden imam rükûya varsa cemaat da varır. Ancak cemaat henüz kunuttan bir şey okumamış olursa, imamla birlikte rükûyu kaçırmayacak şekilde bir miktar okur.
İmam kunut’u unutup rükuya gittiği takdirde, cemaat ona tabi olmasa, imam da başını kaldırıp kunut duasını okuduktan sonra, yeniden rükuya gitse, cemaat de kendisine uyunca cemaatın namazı fasid olur.
Cemaatten birinin önde yer olduğu halde saf arkasında tek başına imama uyması mekruhtur.
İmamı rükû halinde bulan kimse, ilk saflara gittiği takdirde rekati kaçıracağından korkarsa son safa durarak imama uyar. Rekatı kaçıracağını anlasa bile, saflardan birine katılmaksızın arkada tek başına bir yerde durup imama uyamaz.
5) Mahremi bile olsa safta kadınlarla aynı hizada namaz kılmak, kadının sağ ve solundan birer kişi ile arkadan bir kişinin namazının batıl olmasına sebep olur (bk. “Erkek ve Kadının Aynı Hizada Namaz Kılması” konusu).
6) Mezhep ayrılığı imama uymaya engel değildir. Bu konuda Hanefî ve Şâfiîler, imamın namazının cemaatin mezhebine göre de sahih olmasının şart olduğu görüşündedir. Meselâ; Hanefî mezhebine mensup olan bir kimse, burnu kanadıktan sonra yeniden abdest almadığını gördüğü Şâfiî bir imamın arkasında namaz kılsa, yahut Şâfiî mezhebine mensup bir kimse, bir kadının eline dokunan Hanefî bir imama uysa, namazı batıl olur. Çünkü cemaat, imamın namazının batıl olduğuna inanmaktadır.
Mâlikî ve Hanbelîlere göre, namazın sıhhati için şart olan konularda sadece imamın bağlı bulunduğu mezhebe itibar edilir. Çünkü imamın namazı sahih olunca cemaatin namazı da sahih olur.337
Sonuç olarak her müslümanın kendi mezhebinden olan imama uyması daha faziletlidir. Bu mümkün olmayınca başka mezhepten olup, namazın farzlarını gözeten herhangi bir imama uyulması, tek başına namaz kılmaktan daha faziletlidir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi