Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 32. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

XI- CU­MA NA­MA­ZI

 

Cu­ma na­ma­zı­na bu adın ve­ril­me­si­nin se­be­bi, müs­lü­man­la­rın bu na­ma­zı kıl­mak için top­lan­ma­la­rı­dır. Bir gö­rü­şe gö­re bu gün­de top­lan­mış olan ha­yır­lar yü­zün­den bu adı al­mış­tır.

İslâm’ın çı­kı­şın­dan ön­ce Arap­lar cu­ma gü­nü­ne “Arûbe” der­ler­di. Mek­ke’de Ku­reyş­li­ler cu­ma gü­nü top­lan­tı yap­ma­ya baş­la­yın­ca Ka’b b. Lü­eyy’in ilk ola­rak bu gü­ne cu­ma is­mi­ni ver­di­ği nak­le­di­lir.363 Mek­ke’de hic­ret­ten ön­ce cu­ma na­ma­zı kı­lın­ma­mış­tır. Dârekutnî’nin nak­let­ti­ği­ne gö­re Al­lah el­çi­si, Aka­be be­yat­la­rın­dan son­ra Mus’ab b. Umeyr (ö.3/625)’i Me­di­ne’ye mu­al­lim ola­rak gön­der­miş, ken­di­si­ne cu­ma gü­nü top­la­na­rak öğ­le vak­tin­de iki re­kat na­maz kıl­ma­la­rı­nı ya­zıy­la bil­dir­miş­tir.364 Bu­nun üze­ri­ne müs­lü­man­lar Es’ad b. Zürâre (ö.1/622)’nin Me­di­ne dı­şın­da­ki yur­dun­da top­lan­mış ve cu­ma na­ma­zı kıl­ma­ya baş­la­mış­lar­dır. İbn Si­rin’den ri­va­ye­te gö­re, Me­di­ne hal­kı Al­lah el­çi­si he­nüz ora­ya hic­ret et­mez­den ve cu­ma aye­ti in­mez­den ön­ce bu na­ma­zı kıl­mış­lar­dır. O gü­ne “cu­ma gü­nü” adı­nı ve­ren­ler de on­lar­dır. Me­di­ne’nin yer­li müs­lü­man­la­rı (En­sar) bir­gün ken­di ara­la­rın­da ko­nu­şa­rak; “Ya­hu­di­le­rin top­la­nıp iba­det yap­tık­la­rı bir gün­le­ri var. Hris­ti­yan­la­rın da var. Biz­de Al­lah’ı an­mak ve top­lu na­maz kıl­mak için bir gün be­lir­le­ye­lim, bu da Arûbe gü­nü ol­sun” de­di­ler.365

Cu­ma na­ma­zı­nın farz kı­lın­dı­ğı­nı bil­di­ren ayetin366 Me­di­ne’de in­di­ği ve Ne­bi (s.a.s)’in ilk cu­ma na­ma­zı­nı hic­ret sı­ra­sın­da Sa­lim b. Avf Oğul­la­rı­na ait Ranunâ va­di­sin­de kıl­dır­dı­ğı dü­şü­nü­lür­se, Mus’ab ve­ya Es’ad’ın kıl­dır­dı­ğı na­ma­zın cu­ma­nın farz kı­lın­ma­sın­dan ön­ce ol­ma­sı ge­re­kir.367

İslâm’da cu­ma gü­nü­nün dün­ya­nın baş­lan­gı­cı­na, so­nu­na ve ahı­re­te ka­dar uza­nan bir ye­ri ve de­ğe­ri var­dır. Di­ğer semavî din­ler­de de cu­ma gü­nü­ne dik­kat çe­kil­miş, fa­kat on­lar bu­nu ter­ke­de­rek baş­ka gün­le­re yö­nel­miş­ler­dir.

Ebu Hu­rey­re’den Al­lah el­çi­si­nin şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Biz­ler, biz­den ön­ce ki­tap ve­ri­len­le­re gö­re en so­nun­cu­su­yuz. Kı­ya­met­te ise en öne ge­çe­ce­ğiz. On­lar, Al­lah’ın ken­di­le­ri­ne farz kıl­dı­ğı bu cu­ma gü­nün­de ih­ti­la­fa düş­tü­ler. Al­lah onu bi­ze gös­ter­di. Di­ğer in­san­lar bu ko­nu­da bi­ze uyu­yor­lar. Er­te­si gün Ya­hu­di­le­rin, da­ha er­te­si gün ise Hris­ti­yan­la­rın­dır.” 368

Yi­ne Ebu Hu­rey­re’den şöy­le de­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir: “Nebî (s.a.s)’e cu­ma gü­nü­ne ni­çin bu adın ve­ril­di­ği so­rul­du­ğu za­man şöy­le ce­vap ver­miş­tir: “Şüp­he­siz ba­ba­nız Adem’in ya­ra­tı­lı­şı o gün­de top­lan­dı. Kı­ya­met o gün­de ko­pa­cak, ye­ni­den di­ril­me ve in­san­la­rın he­sap için ya­ka­lan­ma­sı o gün­de ola­cak­tır. Cu­ma gü­nü­nün üç sa­a­tı­nın so­nun­da öy­le bir an var­dır ki, o an­da dua ede­nin du­a­sı ka­bul olu­nur” 369

 

A - Cu­ma Na­ma­zı­nın Da­yan­dı­ğı De­lil­ler:

Cu­ma na­ma­zı ki­tap, sün­net ve ic­ma de­lil­le­ri­ne da­ya­nır.

1) Kur’an-ı Ke­rim’den de­li­li: “Ey iman eden­ler, cu­ma gü­nü na­maz için çağ­rıl­dı­ğı va­kit Al­lah’ın zik­ri­ne ko­şu­nuz, alış-ve­ri­şi bı­ra­kı­nız. Bi­lir­se­niz bu si­zin için da­ha ha­yır­lı­dır.” 370 Âyetteki “Al­lah’ın zik­ri” ifa­de­si cu­ma na­ma­zı ve hut­be­si ola­rak tef­sir edil­miş­tir.371

2) Sün­net de­li­li: Cu­ma na­ma­zı­nın kı­lın­ma şartları372, fazileti373 ve özür­süz ola­rak bu na­ma­zı kıl­ma­yan­la­rı uya­rı ile il­gi­li pek çok ha­dis nak­le­dil­miş­tir.374 Bun­lar­dan il­gi­li olan­lar ile­ri­de ko­nu­su için­de ele alı­na­cak­tır. Biz yal­nız Ab­dul­lah b. Ömer’den ri­va­yet edi­len bir ha­di­si zik­ret­mek­le ye­ti­ne­ce­ğiz: Al­lah Rasûlü şöy­le bu­yur­muş­tur: “Cu­ma eza­nı­nı du­yan kim­se­le­re cu­ma na­ma­zı farz­dır.” 375

3) İc­ma De­li­li: İslâm bil­gin­le­ri cu­ma na­ma­zı­nın farz olu­şun­da gö­rüş bir­li­ği için­de­dir­ler. An­cak kı­lın­ma şart­la­rı üze­rin­de gö­rüş ay­rı­lık­la­rı ol­muş­tur.376 Biz cu­ma­nın farz ol­ma­sı­nın ve eda­sı­nın ge­çer­li bu­lun­ma­sı­nın şart­la­rı­nı in­ce­le­ye­rek, özel­lik­le gö­rüş ay­rı­lık­la­rı­na yol açan yer, izin ve ce­ma­at sa­yı­sı üze­rin­de du­ra­ca­ğız.

 

   B - Cu­ma Na­ma­zı­nın Farz Ol­ma­sı­nın Şart­la­rı:

Cu­ma na­ma­zı; na­maz, oruç, hac, zekât ke­li­me­le­ri gi­bi, fı­kıh usu­lü açı­sın­dan “ka­pa­lı an­la­tım (müc­mel)” özel­li­ği olan bir te­rim­dir. Bu yüz­den onun kı­lı­nış şe­kil ve şart­la­rı ayet, ha­dis ve sa­ha­be açık­la­ma­la­rı­na ih­ti­yaç gös­te­rir. Çün­kü Al­lah el­çi­si “Na­ma­zı be­nim kıl­dı­ğım gi­bi kı­lı­nız”377 bu­yur­muş­tur.

Câbir b. Ab­dil­lah’ın nak­let­ti­ği bir ha­dis­te şart­lar şöy­le be­lir­len­miş­tir: “Al­lah’a ve ahı­ret gü­nü­ne ina­nan­la­ra cu­ma na­ma­zı farz­dır. An­cak yol­cu, kö­le, ço­cuk, ka­dın ve has­ta­lar bun­dan müs­tes­na­dır.”378 Bu is­tis­na­la­rın dı­şın­da ka­lan her müs­lü­man er­kek bu na­maz­la yü­küm­lü de­mek­tir. Bu­na gö­re şart­lar şöy­le­dir:

1) Er­kek Ol­mak: Cu­ma na­ma­zı ka­dın­la­ra farz de­ğil­dir. An­cak na­ma­zı ce­ma­at­le kı­lar­lar­sa bu ye­ter­li olup, öğ­le na­ma­zı­nı kıl­ma­la­rı ge­rek­mez.379

2) Hür ol­mak: Hür­ri­yet­ten yok­sun bu­lu­nan esir ve kö­le­le­re, ce­za evin­de­ki hü­küm­lü­le­re, cu­ma gü­nü öğ­le na­ma­zı­nı kıl­ma­la­rı ye­ter­li­dir.

3) Mu­kim ol­mak: Yol­cu­ya cu­ma na­ma­zı farz de­ğil­dir. Çün­kü o, yol­da ve git­ti­ği yer­ler­de ge­nel ola­rak güç­lük­ler­le kar­şı­la­şır. Eş­ya­sı­nı ko­ya­cak yer bu­la­maz ve­ya yol ar­ka­daş­la­rı­nı kay­be­de­bi­lir. Bu se­bep­le ona ba­zı ko­lay­lık­lar ge­ti­ril­miş­tir.

4) Has­ta ol­ma­mak ve­ya ba­zı özür­ler bu­lun­ma­mak: Na­ma­za gi­din­ce has­ta­lı­ğı­nın art­ma­sın­dan ve­ya uza­ma­sın­dan kor­kan kim­se­le­re cu­ma farz ol­maz. Yi­ne, has­ta ba­kı­cı, aciz ih­ti­yar, gö­zü gör­me­yen, ayak­sız, kö­tü­rüm, ve em­ni­yet nö­bet­çi­si gi­bi öz­rü bu­lu­nan­lar va­kit bu­lun­ca öğ­le na­ma­zı kıl­mak­la ye­ti­nir­ler. An­cak bu kim­se­ler ce­ma­at­le cu­ma na­ma­zı­na ka­tı­lır­lar­sa ye­ter­li olur.380

 

   C - Cu­ma Na­ma­zı­nın Sa­hih Ol­ma­sı İçin Ge­rek­li Şart­lar:

Kı­lı­nan bir cu­ma na­ma­zı­nın ge­çer­li ol­ma­sı için aşa­ğı­da­ki şart­la­rın bu­lun­ma­sı ge­re­kir:

1) Cu­ma kı­lı­na­cak ye­rin şe­hir ve­ya şe­hir hük­mün­de ol­ma­sı:

Bu şart ba­zı na­kil­le­re ve sa­ha­be uy­gu­la­ma­la­rı­na da­ya­nır. Hz. Ali’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Cu­ma na­ma­zı, teş­rik tek­bir­le­ri, Ra­ma­zan ve Kur­ban bay­ra­mı na­maz­la­rı, yal­nız ka­la­ba­lık şe­hir ve­ya ka­sa­ba­lar­da kı­lı­nır”. İbn Hazm (ö.456/1063) bu nak­lin sağ­lam ol­du­ğu­nu or­ta­ya koy­muş, Abdurrazzâk ay­nı ha­di­si Ebu Ab­dir­rah­man es-Sü­le­mi ara­cı­lı­ğı ile Hz. Ali’den ri­va­yet et­miş­tir. Hz. Ali’nin sö­zü İslâm hu­kuk­çu­la­rın­ca bu ko­nu­da ye­ter­li bir de­lil sa­yıl­mış­tır.381

Bu ko­nu­da ri­va­yet edi­len na­kil­ler­de ge­çen “ka­la­ba­lık şe­hir” sö­zü İslâm hu­kuk­çu­la­rın­ca şöy­le ta­rif edil­miş­tir:

Ebu Ha­ni­fe (ö.150/767)’ye gö­re va­li­si, ha­ki­mi, so­kak, çar­şı ve ma­hal­le­le­ri olan yer­le­şim mer­kez­le­ri “ka­la­ba­lık şe­hir” ni­te­li­ğin­de­dir. Ebu Yu­suf (ö.182/798), hal­kı en bü­yük mes­ci­de sığ­ma­ya­cak ka­dar ka­la­ba­lık olan yer­le­ri şe­hir sa­yar­ken, İmam Mu­ham­med (ö.189/805), yö­ne­ti­ci­le­rin şe­hir ola­rak ka­bul et­tik­le­ri yer­le­ri şe­hir ka­bul eder.

İmam Şâfiî (ö.204/819) ve Ah­med b. Han­bel (ö.241/855) bu ko­nu­da nü­fus sa­yı­sı kri­te­ri­ni ge­ti­rir. On­la­ra gö­re, 40 ta­ne akıl­lı, er­gin, hür ve mukîm er­ke­ğin yaz kış baş­ka bel­de­ye göç et­mek­si­zin otur­duk­la­rı yer­le­şim mer­kez­le­ri şe­hir sa­yı­lır ve ken­di­le­ri­ne cu­ma na­ma­zı farz olur.382

İmam Mâlik (ö.179/795)’e gö­re, mes­ci­di ve çar­şı­sı olan her yer­le­şim mer­ke­zi şe­hir sa­yı­lır. Köy ve şe­hir ke­li­me­le­ri eş an­lam­lı­dır. Nü­fus az ol­sun çok ol­sun hü­küm de­ğiş­mez.

Cu­ma na­ma­zı­nın kü­çük yer­le­şim mer­kez­le­rin­de de kı­lı­na­bi­le­ce­ği­ni söy­le­yen­le­rin da­yan­dı­ğı de­lil­ler şun­lar­dır:

a) Ebu Hu­rey­re (ö.58/677), Bah­reyn’de gö­rev­li iken Hz. Ömer’e cu­ma na­ma­zı­nın du­ru­mu­nu sor­muş, Hz. Ömer ken­di­si­ne; “Ne­re­de olur­sa­nız, cu­ma na­ma­zı­nı kı­lı­nız” şek­lin­de ce­vap ver­miş­tir.

b) Ömer b. Ab­di­la­ziz (ö.101/720), ko­mu­ta­nı Adiy b. Adiy’e yaz­dı­ğı mek­tup­ta, “Ça­dır­da ya­şa­ma­yan her­han­gi bir kö­ye ge­lin­ce, ora­sı­nın hal­kı­na cu­ma na­ma­zı kıl­dı­ra­cak bir gö­rev­li nas­bet” de­miş­tir.

c) İmam Mâlik, as­hab-ı ki­ra­mın Mek­ke ile Me­di­ne ara­sın­da su baş­la­rın­da cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dık­la­rı­nı nak­le­der ve o yö­re­ler­de her­han­gi bir şe­hir bu­lun­ma­dı­ğı­nı be­lir­tir.383

d) İbn Ab­bas, Me­di­ne’de­ki Pey­gam­ber Mes­ci­din­den son­ra ilk cu­ma na­ma­zı­nın Bah­reyn’de“Cuvâsâ” de­ni­len bir köy (kar­ye)de kı­lın­dı­ğı­nı söy­le­miş­tir.384

Cu­ma na­ma­zı­nın bü­yük yer­le­şim mer­kez­le­rin­de kı­lı­na­ca­ğı gö­rü­şün­de olan İslâm hu­kuk­çu­la­rı yu­ka­rı­da­ki de­lil­le­ri şöy­le de­ğer­len­dir­miş­ler­dir:

aa) Hz. Ömer’in sö­zü, as­hab-ı ki­ram ara­sın­da çöl­ler­de ve sah­ra­lar­da cu­ma na­ma­zı kı­lı­na­ma­ya­ca­ğı bi­lin­di­ği için, “han­gi şe­hir­de bu­lu­nur­sa­nız bu­lu­nun, cu­ma na­ma­zı kı­lın” şek­lin­de an­la­şıl­mış­tır.

bb) Ömer b. Ab­di­la­ziz’in sö­zü, ki­şi­sel bir gö­rüş ol­du­ğu gi­bi de­lil sa­yıl­ma­mış­tır.

cc) Ken­di­le­rin­de cu­ma kı­lın­dı­ğı bil­di­ri­len “Ey­le”, Bahr-ı Kulzûm üze­rin­de önem­li bir is­ke­le, “Cuvâsa” da Bah­reyn’de Ab­dul­kays’a ait bir ka­le­dir. Bu­ra­la­rı “köy (kar­ye)” ol­sa­lar bi­le, Dev­let­çe ta­yin edi­len yö­ne­ti­ci­le­ri ve za­bı­ta kuv­vet­le­ri bu­lun­du­ğu için şe­hir hük­mün­de sa­yı­lır­lar.385 İbn Ab­bas’ın sö­zün­de, Cüvâsâ için “köy” de­nil­me­si, o de­vir­ler­de bu­ra­nın “şe­hir” sa­yıl­ma­sı­na en­gel de­ğil­dir. Çün­kü on­la­rın di­lin­de kar­ye ke­li­me­si şe­hir an­la­mın­da da kul­la­nı­lı­yor­du. Kur’an-ı Ke­rim’de de bu an­lam­da kul­la­nıl­mış­tır. “Bu Kur’an, iki köy­den ulu bir ada­ma in­di­ril­me­li de­ğil miy­di?” 386 Ayetteki “iki köy (kar­ye)”den mak­sat Mek­ke ile Ta­if’dir. Di­ğer yan­dan Mek­ke şeh­ri­ne “Üm­mü’l-kurâ (köy­le­rin ana­sı)” adı ve­ril­miş­tir.387 Mek­ke’nin şe­hir ol­du­ğun­da şüp­he yok­tur. Cuvâsâ da bir ka­le ol­du­ğu­na gö­re ha­ki­mi, yö­ne­ti­ci­si ve âlimi var­dır. Bu yüz­den es-Se­rah­si [ö.490/1097), Cuvâsâ için eş an­lam­lı­sı olan “Şe­hir (mısr)” ke­li­me­si­ni kul­la­nır.388 Ab­dur­raz­zak Hz. Ali’nin Bas­ra, Kûfe, Me­di­ne, Bah­reyn, Mı­sır, Şam, Ce­zi­re ve bel­ki Ye­men’le Yemâme’yi şe­hir (mısr) ka­bul et­ti­ği­ni be­lir­tir.389

Ebu Be­kir el-Cassâs (ö. 370/980), “Eğer cu­ma, köy­ler­de ca­iz ol­say­dı, şe­hir hak­kın­da ol­du­ğu gi­bi, in­san­la­rın ih­ti­ya­cı yü­zün­den, bu da te­va­tü­ren nak­le­di­lir­di” der ve Ha­sen’den, Hac­cac’ın şe­hir­ler­de cu­ma­yı ter­ke­dip köy­ler­de ika­me et­ti­ği­ni nak­le­der.390

İbn Ömer (ö.74/693), “Şe­hi­re ya­kın olan yer­ler, şe­hir hük­mün­de­dir.” der­ken Enes b. Mâlik (ö.91/717), Irak’ta bu­lun­du­ğu sı­ra­da Bas­ra’ya dört fer­sah uzak­lık­ta­ki bir yer­de ika­met eden ve cu­ma na­ma­zı­na ki­mi za­man ge­lir­ken ki­mi za­man da gel­mez­di. Bu du­rum on­la­rın cu­ma­yı yal­nız şe­hir mer­kez­le­rin­de ca­iz gör­dük­le­ri­ne delâlet eder.391

 

   Uygulama ör­nek­le­ri:

a) Al­lah el­çi­si ha­yat­ta bu­lun­du­ğu sü­re­ce, cu­ma na­ma­zı yal­nız Me­di­ne şe­hir mer­ke­zin­de kı­lın­mış ve çev­re­de bu­lu­nan­lar da na­maz için mer­ke­ze gel­miş­ler­dir.

Hz. Âişe (ö.57/676)’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Müs­lü­man­lar Hz. Pey­gam­ber dev­rin­de Me­di­ne’ye cu­ma na­ma­zı için ya­kın men­zil ve avâlîlerden nö­bet­le­şe ge­lir­ler­di.” Men­zil, Me­di­ne çev­re­sin­de­ki bağ-bah­çe evi de­mek­tir. Avâlî ise, Me­di­ne ci­va­rın­da, Ne­cid ta­ra­fın­da, Me­di­ne’ye yak­la­şık 2-8 mil uzak­lık­ta­ki kü­çük yer­le­şim mer­kez­le­ri­dir. As­hab-ı Ki­ram bu yer­ler­den nö­bet­le­şe cu­ma na­ma­zı­na gel­dik­le­ri­ne gö­re ken­di­le­ri­ne cu­ma na­ma­zı farz de­ğil­dir. Ak­si hal­de ken­di yö­re­le­rin­de cu­ma na­ma­zı­nı ce­ma­at­le kıl­ma­la­rı ve­ya hep­si­nin Me­di­ne’ye gel­me­si ge­re­kir­di. Di­ğer yan­dan Al­lah el­çi­si­nin Ku­ba­lı­la­ra, Me­di­ne’de cu­ma na­ma­zın­da ha­zır bu­lun­ma­la­rı­nı em­ret­ti­ği nak­le­di­lir. Ku­ba, o de­vir­de Me­di­ne’ye iki mil uzak­lık­ta­dır.

b) Hu­le­fa-i râşidîn dö­ne­min­de bir ta­kım ül­ke­ler fet­he­di­lin­ce, cu­ma­lar yal­nız şe­hir mer­kez­le­rin­de kı­lın­mış­tır. Bu uy­gu­la­ma, on­la­rın “şe­hir (bü­yük yer­le­şim mer­ke­zi)” ol­ma­yı cu­ma­nın sıh­hat şar­tı say­dık­la­rı­nı gös­te­rir. Öğ­le na­ma­zı farz ol­du­ğu için, onun cu­ma na­ma­zı se­be­biy­le ter­ke­dil­me­si ke­sin bir nass (ayet-ha­dis) ile müm­kün ola­bi­lir. Ke­sin nass ise, cu­ma­nın şe­hir mer­kezle­rin­de kı­lın­ma­sı şek­lin­de gel­miş­tir. Cu­ma İslâmî şeâir (sem­bol­ler)in en bü­yük­le­rin­den­dir. Bu da en iyi şe­hir­ler­de ger­çek­le­şir.392

Kay­nak­lar­da ve­ri­len bu bil­gi­ler ışı­ğın­da ko­nu­yu aşa­ğı­da­ki şe­kil­de net­leş­tir­mek müm­kün­dür:

 

   aa) Şe­hir ve ka­sa­ba­lar:

Va­li­si, müf­ti­si, hü­küm­le­ri ic­ra ede­cek ve had­le­ri ika­me ey­le­ye­cek gü­ce sa­hip ha­ki­mi ile gü­ven­li­ği sağ­la­ya­cak za­bı­ta­sı bu­lu­nan her yer­le­şim mer­ke­zi “şe­hir”dir. Son­ra­ki İslâm hu­kuk­çu­la­rı­nın eser­le­rin­de “yol­la­rı, köy­le­ri, çar­şı ve pa­zar­la­rı bu­lun­ma” özel­li­ği üze­rin­de du­rul­ma­mış­tır. Çün­kü bir şe­hir ve­ya ka­sa­ba­da bu özel­lik­ler za­ten var­dır. Böy­le bir ka­sa­ba­nın ge­rek mes­ci­din­de ve ge­rek­se “musallâ (namazgâh)” de­nen yer­le­rin­de cu­ma na­ma­zı kı­lı­na­bi­lir. Bun­da gö­rüş bir­li­ği var­dır.393 Bu ta­ri­fe gö­re, vi­la­yet ve ka­za mer­kez­le­ri şe­hir sa­yı­lır. Bun­la­rın du­ru­mu, şe­hir ol­duk­la­rın­da şüp­he bu­lun­ma­yan Mek­ke ile Me­di­ne’nin du­ru­mu­na ben­zer.

 

   bb) Şe­hir hük­mün­de olan yer­ler:

En bü­yük mes­ci­di, cu­ma na­ma­zı ile yü­küm­lü olan­la­rı al­ma­ya­cak ka­dar, ka­la­ba­lık olan yer­le­şim mer­kez­le­ri de “şe­hir” hük­mün­de­dir. Bu, Ebu Yu­suf’un şe­hir ta­ri­fi­ne uy­gun­dur. Son­ra­ki İslâm hu­kuk­çu­la­rı­nın ço­ğu, bu­nun­la fet­va ver­miş­ler­dir. Bu yer­ler, res­mi bir gö­rev­li bu­lu­nun­ca, İmam Mu­ham­med’in şe­hir ta­ri­fi­ne de uy­gun dü­şer.394 Bu öl­çü­ye gö­re, na­hi­ye mer­kez­le­ri ile pek çok bü­yük köy­ler de şe­hir hük­mün­de olur.

 

   2) Dev­le­tin iz­ni­nin bu­lun­ma­sı:

Cu­ma na­ma­zı­nın sa­hih ol­ma­sı için “dev­let tem­sil­ci­si­nin iz­ni” prob­le­mi de İslâm hu­kuk­çu­la­rın­ca tar­tı­şıl­mış­tır. Bu iz­nin ge­rek­li ol­du­ğu­nu söy­le­yen­ler ol­du­ğu gi­bi ak­si­ni sa­vu­nan­lar da bu­lun­muş­tur. Biz aşa­ğı­da her iki gö­rü­şü ve de­lil­le­ri­ni ve­re­rek de­ğer­len­dir­me­ye ça­lı­şa­ca­ğız.

 

a) Ha­ne­fi­le­rin gö­rü­şü:

Ha­ne­fi hu­kuk­çu­la­rı­na gö­re, cu­ma na­ma­zı için izin ge­rek­li­dir. Da­yan­dık­la­rı de­lil Câbir b. Ab­dil­lah ve İbn Ömer’den nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Kim cu­ma na­ma­zı­nı ben ha­yat­ta iken ve­ya ben­den son­ra ada­let­li ve­ya câir (za­lim) bir ima­mı (ön­de­ri) var­ken, onu kü­çüm­se­ye­rek ve­ya in­kar ede­rek ter­ke­der­se Al­lah iki ya­ka­sı­nı bir ara­ya  ge­tir­me­sin ve işi­ni bi­tir­me­sin.” 395 Bu ha­dis­te, cu­ma­nın farz ol­ma­sı için ada­let­li ve­ya ada­let­siz bir yö­ne­tic­nin bu­lun­ma­sı ön­gö­rül­müş­tür. Cu­ma na­ma­zı bü­yük ce­ma­at­le kı­lı­na­ca­ğı ve hut­be­de top­lu­ma hi­tap edi­le­ce­ği için onun top­lum dü­ze­ni ile ya­kın­dan il­gi­si var­dı. Dev­let­ten izin al­ma şar­tı aran­maz­sa fit­ne çı­ka­bi­lir. Cu­ma kıl­dır­mak ve hut­be oku­mak bir şe­ref ve­si­le­si sa­yı­la­rak re­ka­bet do­ğa­bi­lir. Ba­zı kim­se­le­rin çe­kiş­me ve ih­ti­ras­la­rı ce­ma­a­tin na­ma­zı­nı en­gel­le­ye­bi­lir. Ca­mi­de bu­lu­nan her gru­bun na­maz kıl­dır­mak is­te­me­si, cu­ma­dan bek­le­nen fay­da­yı yok eder. Bir grup kı­la­rak, di­ğer­le­ri çe­kil­se yi­ne ama­ca ula­şıl­maz. Kı­sa­ca hik­met ve top­lum psi­ko­lo­ji ba­kı­mın­dan da cu­ma­nın ida­re­nin kont­ro­lün­de kı­lın­ma­sı ge­rek­li­dir.

An­cak yö­ne­ti­ci­ler cu­ma­ya il­gi­siz ka­lır ve önem­li bir se­bep ol­mak­sı­zın müs­lü­man­la­rı na­maz kıl­mak­tan men et­mek is­ter­se, on­la­rın bir ima­mın ar­ka­sın­da top­la­na­rak cu­ma na­ma­zı kıl­ma­la­rı müm­kün­dür. İmam Mu­ham­med, bu ko­nu­da şu de­li­li zik­re­der: Hz. Os­man, Me­di­ne’de ku­şat­ma al­tın­da iken, dı­şa­rı­da bu­lu­nan sa­ha­bi­ler Hz. Ali’nin ar­ka­sın­da top­lan­mış ve o da cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dır­mış­tır.396 Bil­men, bu­nun dâru’l-harp­te müm­kün ve ca­iz ol­du­ğu­nu be­lir­tir.397

Devlet baş­ka­nı ve­ya va­li­le­rin biz­zat cu­ma na­ma­zı kıl­dır­ma­la­rı ge­rek­li mi­dir? İb­nü’l-Mün­zir şöy­le der: “Öte­den be­ri cu­ma na­ma­zı­nı, dev­let baş­ka­nı ve­ya onun em­riy­le kıl­dı­ra­cak bir kim­se­nin kıl­dır­ma­sı şek­lin­de uy­gu­la­ma ya­pıl­mış­tır. Bun­lar bu­lun­maz­sa, halk öğ­le na­ma­zı kı­lar.”398 An­cak bu uy­gu­la­ma gi­de­rek ter­ke­dil­miş, bu­nun ye­ri­ni gö­rev­li imam ve ha­tip­ler al­mış­tır. el-Fetâvâ’l-Hin­diy­ye’de şöy­le de­nir: “Doğ­ru olan şu­dur ki, dev­ri­miz­de za­bı­ta âmiri, va­li ve­ya ka­dı cu­ma na­ma­zı kıl­dır­maz­lar. Çün­kü on­lar bu iş için gö­revlen­di­ril­med­li­ler. An­cak cu­ma­yı biz­zat kıl­dır­ma gö­re­vi, on­la­rın ka­rar­na­me­le­rin­de olur ve fer­man­la­rın­da ya­zı­lı bu­lu­nur­sa, bu du­rum müs­tes­na­dır.”399

Hz. Os­man ha­li­fe olun­ca kıl­dır­dı­ğı ilk cu­ma na­ma­zı hut­be­sin­de he­ye­can­dan di­li tu­tul­muş; bu­nun üze­ri­ne, hal­kı yö­net­mek is­te­di­ği­ni min­be­re ise ile­ri­de düz­gün ko­nu­şan ha­tip­le­rin ge­çe­bi­le­ce­ği­ni be­lirt­miş­tir.400 Yö­ne­ti­ci­nin ka­dın ve­ya kö­le ol­ma­sı ha­lin­de biz­zat cu­ma kıl­dır­ma pren­si­bi­nin uy­gu­la­na­ma­ya­ca­ğı açık­tır. Bu du­rum­da on­la­rın em­ri ile kıl­dı­rı­la­cak na­maz ge­çer­li­dir.401

 

   b) Ço­ğun­lu­ğun gö­rü­şü:

İmam Şâfiî, Mâlik ve Ah­med b. Han­bel’e gö­re, cu­ma­nın ge­çer­li ol­ma­sı için yö­ne­ti­ci iz­ni­nin bu­lun­ma­sı bir şart de­ğil, müs­te­hap ya­ni gü­zel bir dav­ra­nış­tır. Da­yan­dık­la­rı de­lil “kı­yas”dır. On­lar cu­ma na­ma­zı­nı beş va­kit na­ma­za kı­yas et­miş­ler­dir. Na­sıl ki, farz olan va­kit na­maz­la­rı­nı ce­ma­at­le kıl­mak için izin ge­rek­mez­se, cu­ma için de ge­rek­mez. Di­ğer bir de­lil Hz. Os­man ku­şat­ma al­tın­da iken, Hz. Ali’nin O’ndan izin­siz cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dır­ma­sı­dır.402

Ha­ne­fi­le­re gö­re, Hz. Ali bu na­ma­zı, in­san­lar ken­di ara­sın­da top­lan­dı­ğı ve dev­let baş­ka­nın­dan izin al­mak müm­kün ol­ma­dı­ğı için kıl­dır­mış­tır. Bu uy­gu­la­ma, cu­ma­nın her za­man izin­siz kı­lı­na­bi­le­ce­ği an­la­mı­na gel­mez.403

So­nuç ola­rak ha­ne­fi­le­rin bu ko­nu­da, top­lum dü­ze­ni­ne bü­yük önem ver­dik­le­ri an­la­şıl­mak­ta­dır.

 

   3) Ce­ma­at sa­yı­sı:

Cu­ma na­ma­zı­nın sa­hih ol­ma­sı için ge­rek­li olan en az ce­ma­at sa­yı­sın­da da gö­rüş ay­rı­lı­ğı var­dır.

a) Ebu Ha­ni­fe’ye gö­re, imam dı­şın­da en az üç, Ebu Yu­suf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re ise iki er­ke­ğin bu­lun­ma­sı şart­tır. De­lil­le­ri, “Al­lah’ın zik­ri­ne (cu­ma na­ma­zı­na) ko­şu­nuz”404 aye­tin­de ço­ğul sîgasının kul­la­nıl­ma­sı­dır. Ebu Ha­ni­fe üç, di­ğer­le­ri iki ki­şi­yi ço­ğul ka­bul et­miş­ler­dir.

b) Şâfiî ve Ah­med b. Han­bel’in meş­hur gö­rü­şü­ne gö­re; akıl­lı,hür, er­gin ve mukîm (yer­le­şik) kırk er­ke­ğin bu­lun­ma­sı ge­re­kir. Bu ka­dar yer­le­şik nü­fu­su ol­ma­yan yer­ler­de cu­ma na­ma­zı kı­lı­na­maz. De­lil­le­ri, Es’ad b. Zürâre’nin Me­di­ne’de Be­ni Be­ya­da Har­re­si’nde kıl­dır­dı­ğı ilk cu­ma na­ma­zın­da 40 ki­şi­nin bu­lun­ma­sı­dır.405

c) İmam Mâlik bel­li bir sa­yı ver­mez. Kırk­tan az ce­ma­at­le, meselâ 12 ki­şi ile de cu­ma na­ma­zı kı­lı­na­bi­lir. De­lil şu­dur: Hz. Pey­gam­ber Me­di­ne’de bir cu­ma hut­be­sin­de iken, kıt­lık hü­küm sür­dü­ğü bir sı­ra­da ker­van gel­miş, bu­nu du­yan ce­ma­at da­ğıl­mış ve mes­cid­de 12 ki­şi kal­mış­tır.406 Cu­ma aye­ti bu sı­ra­da in­miş­tir.

Hz. Pey­gam­ber ve sa­ha­be uy­gu­la­ma­la­rın­da çe­şit­li sa­yı­da ce­ma­at­le cu­ma na­ma­zı kı­lın­dı­ğı­na gö­re, bu­nu bir sa­yı ile sı­nır­lan­dır­mak ye­ri­ne, ha­ne­fi­le­rin de­di­ği gi­bi “top­lu­luk (ce­ma­at)” ifa­de eden en az sa­yı ile ye­tin­mek da­ha uy­gun gö­rün­mek­te­dir. Çün­kü uy­gu­la­ma­da kar­şı­la­şı­lan sa­yı­lar bir rast­lan­tı ola­bi­lir.

 

   4) Bir şe­hir­de bir­den faz­la yer­de cu­ma na­ma­zı kıl­mak:

Hz. Pey­gam­ber ve sa­ha­be dev­rin­de cu­ma na­ma­zı yal­nız şe­hir mer­kez­le­rin­de ve bir mes­cid­de kı­lın­dı­ğı için bu ko­nu­da da gö­rüş ay­rı­lı­ğı ol­muş­tur.

a) Ebu Ha­ni­fe ve İmam Mu­ham­med’e gö­re, bir bel­de­de bir­den çok yer­de cu­ma na­ma­zı kı­lı­na­bi­lir. “el-Hin­diy­ye”, ha­ne­fi­ler­de sağ­lam gö­rü­şün bu ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Ebu Ha­ni­fe’den ak­si gö­rüş nak­le­dil­miş­tir. Ebu Yu­suf, zo­run­lu hal­ler­de bir bel­de­de yal­nız iki mes­cid­de cu­ma kı­lı­na­bi­le­ce­ği gö­rü­şün­de­dir.407

b) İmam Şâfiî, ön­ce­le­ri bir bel­de­de, tek mes­cid­de cu­ma kı­lı­na­bi­lir gö­rü­şün­de iken, Bağ­dat’ta çe­şit­li mes­cid­ler­de cu­ma kı­lın­dı­ğı­nı gör­dü­ğü hal­de sus­muş­tur.

Bir şe­hir­de bir­den çok yer­de cu­ma kı­lı­na­bi­lir di­yen­le­rin de­lil­le­ri şun­lar­dır:

   Hz. Ali Me­di­ne’de, Hz. Os­man ku­şat­ma al­tın­da iken dı­şa­rı­da cu­ma kıl­dır­dı­ğı gi­bi, bay­ram na­maz­la­rı­nı Me­di­ne dı­şın­da sah­ra­da kıl­dır­mış, ora­ya ge­le­me­yen yaş­lı ve güç­süz kim­se­ler de na­ma­zı şe­hir mer­ke­zin­de kıl­mış­lar­dır. Bay­ram na­ma­zı ce­ma­at­le kı­lın­ma ba­kı­mın­dan cu­ma na­ma­zı gi­bi­dir. Di­ğer yan­dan “Cu­ma na­ma­zı an­cak ka­la­ba­lık şe­hir­de kı­lı­nır”408 ha­di­sin­de mut­lak ifa­de kul­la­nıl­mış, böy­le bir şe­hir­de tek mes­cid­de kı­lı­na­ca­ğı be­lir­til­me­miş­tir. Şe­hir bü­yük olun­ca ce­ma­a­tin tek mes­cid­de top­lan­ma­sı güç­lük ar­ze­der.409 Ayet­ler­de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Al­lah hiç­bir kim­se­ye gü­cü­nün ye­te­ce­ğin­den faz­la­sı­nı yük­le­mez.” 410, “O si­ze din­de bir güç­lük kıl­ma­dı.” 411

 

   4) Va­kit:

Cu­ma­nın vak­ti öğ­le na­ma­zı­nın vak­ti­dir. Enes b. Mâlik’ten şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Al­lah’ın el­çi­si, cu­ma na­ma­zı­nı gü­neş ba­tı­ya mey­let­ti­ği za­man kı­lar­dı.” 412Hz. Pey­gam­ber, Mus’ab b. Umeyr’i hic­ret­ten ön­ce mu­al­lim ola­rak Me­di­ne’ye gön­de­rir­ken, ken­di­si­ne gü­neş ba­tı­ya mey­le­din­ce cu­ma na­ma­zı kıl­dır­ma­sı­nı bil­dir­miş­tir. Cu­ma na­ma­zı vak­tin­de kı­lı­na­maz­sa, o gün­kü öğ­le na­ma­zı ka­za edi­lir. Ah­med b. Han­bel cu­ma­nın öğ­le vak­tin­den ön­ce de kı­lı­na­bi­le­ce­ği­ni söy­ler­ken,İmam Mâlik, va­kit çık­tık­tan son­ra da kı­lı­na­bi­le­ce­ği­ni be­lir­tir.413

 

   5) Hut­be:

Cu­ma aye­tin­de­ki “Al­lah’ın zik­ri­ne ko­şu­nuz” ifa­de­sin­de­ki “Al­lah’ın zik­ri”nden mak­sat, cu­ma na­ma­zı ve hut­be­dir. Hz. Pey­gam­ber hut­be­siz hiç­bir cu­ma na­ma­zı kıl­dır­ma­mış­tır. Hut­be şart ol­ma­say­dı ki­mi za­man onu ter­ke­de­rek farz ol­ma­dı­ğı­nı gös­te­rir­di. İbn Ömer ve Hz. Âişe’den cu­ma na­ma­zı­nın hut­be se­be­biy­le iki re­kat kı­lın­dı­ğı nak­le­dil­miş­tir.414 Bu yüz­den va­kit gir­dik­ten son­ra bir ce­ma­a­tin hu­zu­run­da bir hut­be okun­ma­sı ge­re­kir. Hut­be oku­nur­ken ce­ma­at bu­lun­ma­yıp da da­ha son­ra na­maz­da bu­lu­na­cak ol­sa na­maz­la­rı ca­iz ol­maz.

Ce­ma­a­tin hut­be­yi işit­me­le­ri şart de­ğil­dir. Mut­lak ha­zır bu­lun­ma­la­rı ye­ter­li­dir. Hut­be sı­ra­sın­da yol­cu bi­le ol­sa, bir mü­kel­lef er­ke­ğin bu­lun­ma­sı ye­ter­li gö­rül­mek­te­dir.

Ebu Ha­ni­fe’ye gö­re hut­be­nin rük­nü Al­lah Teâlâ’yı zik­ret­mek­ten iba­ret­tir. Bu yüz­den hut­be ni­ye­tiy­le yal­nız “el-Hamdülillâh” ve­ya “Süb­ha­nel­lah” ya­hut “Lâ ilâhe il­lal­lah” de­ni­le­cek ol­sa ye­ter­li olur. Çün­kü “Al­lah’ı zik­ret­me­ye ko­şun” ayet-i ke­ri­me­sin­de zik­rin azı ile ço­ğu ara­sın­da bir ayı­rım ya­pıl­ma­mış­tır. Hz. Os­man’ın ha­li­fe olun­ca ilk cu­ma hut­be­sin­de “el-Ham­dü lil­lah” de­dik­ten son­ra di­li tu­tul­muş ve inip cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dır­mış­tır.

Ebu Yu­suf ile İmam Mu­ham­med’e gö­re, hut­be de­ne­cek ka­dar uzun bir zik­rin ya­pıl­ma­sı ge­re­kir. Bu da“Ta­hıy­yat” mik­ta­rı hamd ve sa­la­vat ile müs­lü­man­la­ra du­a­dır.

Hut­be­nin va­cip­le­ri şun­lar­dır: a) Hut­be­yi ayak­ta ve in­san­la­ra kar­şı yö­ne­le­rek oku­mak, b) Kü­çük ve bü­yük ab­dest­siz­lik­ten te­miz­len­miş ol­mak, c) Av­ret ye­ri ka­pa­lı bu­lun­mak.

Hut­be­nin sün­net­le­ri: Hut­be­yi iki­ye ayır­mak, bun­la­rın ara­sın­da bir tes­bih ve­ya üç ayet oku­na­cak ka­dar otur­mak­tır. Bu yüz­den bu­na iki hut­be de­nir. Bu iki hut­be­den her bi­ri hamd’i, şe­ha­det ke­li­me­si­ni, sa­la­tü se­la­mı ih­ti­va et­me­li ve bi­rin­ci hut­be, bir aye­ti ke­ri­me ti­la­ve­tiy­le bir  na­si­ha­tı, ikin­ci hut­be de mü­min­ler hak­kın­da du­a­yı içi­ne al­ma­lı­dır. Bu ikin­ci hut­be­de ha­ti­bin se­si bi­rin­ci hut­be­de­kin­den da­ha al­çak bu­lun­ma­lı­dır. Bun­lar da hut­be­nin sün­net­le­rin­den­dir.

   Her iki hut­be­yi uzat­ma­mak da sün­net­tir. Tıvâl-i mu­fas­sa­la’dan, ya­ni “Hu­cu­rat” su­re­siy­le “Bu­ruc” su­re­si­ne ka­dar olan su­re­le­rin her­han­gi bi­rin­den uzun­ca oku­mak özel­lik­le kış mev­si­min­de mek­ruh­tur. Ce­ma­a­ti nef­ret et­tir­me­mek ge­re­kir.415

Ha­tip min­be­re çı­kıp otur­du­ğu za­man, onun önün­de bir mü­ez­zi­nin ezan oku­ma­sı ge­re­kir. Hz.Pey­gam­ber dö­ne­min­de oku­nan ezan bu­dur. Sâib b. Yezîd (r.a) şöy­le de­miş­tir: “Hz Pey­gam­ber, Hz. Ebû Be­kir ve Ömer dö­nem­le­rin­de cu­ma gü­nü oku­nan ezan ilk ezan­dı. Hz. Os­man, ha­li­fe se­çi­lip nü­fus da ço­ğa­lın­ca, Me­di­ne çar­şı­sın­da Zervâ de­ni­len yer üze­rin­de dı­şa­rı­da üçün­cü bir ezan da­ha ila­ve et­ti. Hz. Pey­gam­be­rin hu­zu­run­da bir ki­şi mü­ez­zin­lik edi­yor­du.” 416

Ha­tip ilk ezan­dan son­ra aya­ğa kal­kar, giz­li­ce eûzü oku­ya­rak, açık­tan Al­lah’a hamd ve senâda bu­lu­nur, hut­be­si­ni ce­ma­a­te kar­şı su­nar. Güç kul­la­na­rak alı­nan bir bel­de­de ha­tip sol elin­de tu­ta­ca­ğı bir kı­lı­ca da­ya­na­rak hut­be­si­ni okur. Bu du­rum İslâm’ın kuv­vet ve ha­ki­mi­ye­ti­nin sem­bo­lü olup, İslâm mü­ca­hid­le­ri­nin da­yan­dık­la­rı gü­cü gös­te­rir. Hut­be bi­tin­ce ka­met ge­ti­ri­lir. Bun­lar da hut­be­nin sün­net­le­rin­den­dir.

 

Cu­ma na­ma­zı ile il­gi­li ba­zı me­se­le­ler:

Bir çok köy­ler­de cu­ma na­ma­zı kı­lın­ma­sı­na öte­den be­ri izin ve­ril­miş­tir. Bir köy­lü cu­ma gü­nü bir şeh­re gi­dip, cu­ma vak­ti­ne ka­dar ora­da kal­mak ni­ye­tin­de bu­lun­sa ken­di­si­ne cu­ma na­ma­zı farz olur. Fa­kat cu­ma vak­tin­den ön­ce ora­dan çık­ma­ya ni­yet eder­se farz ol­maz. Cu­ma vak­ti­nin gir­me­sin­den son­ra şe­hir­den çık­ma­ya ni­yet et­se ter­cih edi­len gö­rü­şe gö­re yi­ne cu­ma farz ol­maz. Kö­ye va­sı­ta­nın er­ken ha­re­ket et­me­si, ikin­ci bir va­sı­ta­nın ol­ma­ma­sı gi­bi se­bep­ler­le cu­ma­yı bek­le­mek ge­rek­mez. Öğ­le na­ma­zı­nı kıl­mak­la ye­ti­ni­lir.

Cu­ma gü­nü sa­bah­tan yo­la çık­mak ca­iz­dir. An­cak ze­val vak­tin­den son­ra cu­ma na­ma­zı­nı kıl­ma­dan yo­la çık­mak mek­ruh­tur.

Özür­lü ve­ya ha­pis­te olan­la­rın cu­ma gü­nü şe­hir­de öğ­le na­ma­zı­nı cu­ma na­ma­zın­dan ön­ce ve­ya son­ra ce­ma­at­le kıl­ma­la­rı mek­ruh­tur. Bun­la­rın cu­ma na­ma­zı kı­lın­dık­tan son­ra öğ­le­yi kıl­ma­la­rı müs­te­hap­tır.

Bir kim­se cu­ma gü­nü özür­süz ola­rak, cu­ma na­ma­zı­nı kıl­ma­dan ön­ce ev­de öğ­le na­ma­zı­nı kıl­sa, bu na­ma­zı sa­hih olur­sa da cu­ma na­ma­zı­nı ter­ket­ti­ği için günahkâr olur. Fa­kat bu kim­se da­ha son­ra cu­ma na­ma­zı­nı kıl­mak için mes­ci­de yö­nel­se, Ebu Ha­ni­fe’ye gö­re, cu­ma na­ma­zı­na ye­tiş­me­se bi­le ön­ce­ki na­ma­zı na­fi­le­ye dö­nü­şür. O gü­nün cu­ma na­ma­zı­na ye­ti­şe­mez­se öğ­le­yi ye­ni­den kıl­ma­sı ge­re­kir. Ebu Yu­suf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re ise, gi­dip cu­ma na­ma­zı­na baş­la­ma­dık­ça kıl­mış ol­du­ğu öğ­le na­ma­zı ba­tıl ol­maz. An­cak Ebu Ha­ni­fe ve bu iki imam, imam cu­ma na­ma­zı­nı ta­mam­la­dık­tan son­ra cu­ma­ya koş­ma­nın öğ­le na­ma­zı­nı ba­tıl kıl­ma­ya­ca­ğı hu­su­sun­da ay­nı gö­rüş­te­dir­ler.

Cu­ma gü­nü tek­bir al­mak, yı­kan­mak, gü­zel ko­ku sü­rün­mek, mis­vak kul­lan­mak ve gü­zel el­bi­se­ler gi­yin­mek müs­te­hap­tır. Mi­na­re­de ezan oku­nun­ca da öz­rü bu­lun­ma­yan ve cu­ma na­ma­zı ile yü­küm­lü bu­lu­nan­la­rın, baş­ka bir şey­le uğ­raş­ma­yı bı­ra­ka­rak he­men ca­mi­ye git­me­le­ri va­cip­tir.

Cu­ma gü­nü ca­mi­ye er­ken git­mek, iki re­kat ta­hıy­ye­tü’l-mes­cid na­ma­zı kıl­mak, Kehf su­re­si­ni oku­mak ve­ya din­le­mek men­dup­tur.

Cu­ma gü­nü ca­mi­ye gi­den kim­se baş­ka­sı­na sı­kın­tı ve eza ver­mek­ten ka­çın­mak üze­re, hut­be­ye baş­lan­ma­mış­sa ha­ti­be ya­kın bir ye­re ka­dar gi­de­bi­lir. Ak­si hal­de boş bul­du­ğu bir ye­re otu­rur. Fa­kat yer bu­la­maz ve ön saf­lar­da boş yer olur­sa za­ru­ri ola­rak ora­ya ka­dar ge­çe­bi­lir.

Ha­tip min­be­re çı­kın­ca ce­ma­a­tin sus­ma­sı, selâm alıp-ver­me­me­si ve na­fi­le na­maz kıl­ma­ma­sı ge­re­kir. Cu­ma­nın ilk sün­ne­ti­ne baş­lan­mış­sa, uza­tıl­mak­sı­zın va­cip­le­ri­ne ri­a­yet edi­le­rek ace­le ta­mam­la­nır. Hat­ta hut­be­de Rasûlullah (s.a.s)’in mü­ba­rek isim­le­ri ge­çin­ce sa­lat ve se­lam ge­ti­ril­me­yip yal­nız din­le­mek­le ye­ti­nil­me­si da­ha fa­zi­let­li­dir. An­cak Ebu Yu­suf’tan bir gö­rü­şe gö­re, bu du­rum­da giz­li­ce sa­la­tü se­lam oku­nur.

Cu­ma na­ma­zı­nı, hut­be­yi oku­yan kim­se­nin kıl­dır­ma­sı da­ha uy­gun­dur. Cu­ma na­ma­zı he­nüz bit­me­den ima­ma uyan kim­se, bu na­ma­zı ta­mam­lar. İma­ma te­şeh­hüt­te ve­ya se­hiv sec­de­sin­de ye­tiş­se, na­ma­za ye­tiş­miş olur. İmam Mu­ham­med’e gö­re ise, ikin­ci re­ka­tın rükûundan son­ra ima­ma ye­ti­şen kim­se, cu­ma na­ma­zı­nı de­ğil öğ­le na­ma­zı­nı ta­mam­lar.

 

Zuhr-ı âhır na­ma­zı:

Cu­ma na­ma­zın­dan son­ra kı­lı­nan öğ­le na­ma­zı­dır. “Son öğ­le na­ma­zı” an­la­mın­da­ki bu sö­zün kul­la­nıl­ma­sı, o gün­kü cu­ma na­ma­zı sa­hih ol­muş­sa, en son öğ­le na­ma­zı­nın ka­za­sı ye­ri­ne geç­me­si için­dir.

Cu­ma na­ma­zı­nın bir­den faz­la yer­ler­de kı­lın­ma­sı­nı ca­iz gör­me­yen­le­re gö­re, bir bel­de­de kı­lı­nan bir­den çok cu­ma na­maz­la­rın­dan han­gi­si­ne da­ha ön­ce tek­bir alı­na­rak baş­lan­mış ise o sa­hih ol­muş, di­ğer­le­ri sa­hih ol­ma­mış olur. İş­te böy­le bir gö­rüş ay­rı­lı­ğın­dan kur­tul­mak için, cu­ma­nın dört re­kat son sün­ne­tin­den son­ra “zuhr-ı âhır” adıy­la dört re­kat na­maz da­ha kı­lın­mak­ta­dır. Bu na­ma­za; “Vak­ti­ne ye­ti­şip he­nüz üze­rim­den düş­me­yen son öğ­le na­ma­zı­na” di­ye ni­yet edi­lip,tam öğ­le na­ma­zı­nın dört re­kat far­zı ve­ya dört re­kat sün­ne­ti gi­bi dört re­kat na­maz kı­lı­nır. Sün­net gi­bi kı­lı­nın­ca, son iki re­ka­tın­da Fa­ti­ha’ya ila­ve edi­len su­re ve­ya bir mik­tar ayet bu­nun sıh­ha­ti­ne za­rar ver­mez.

Ha­ne­fi­ler­de fet­va­ya esas olan mez­hep gö­rü­şü­ne gö­re, güç­lü­ğü or­ta­dan kal­dır­mak için bir şe­hir­de bir­den faz­la yer­de cu­ma na­ma­zı kı­lı­na­bi­lir. Çün­kü bü­yük şe­hir­ler­de tüm ce­ma­a­tı tek ca­mi­de top­la­ma imkânı kal­ma­mış­tır. Ak­si hal­de bü­yük güç­lük­ler do­ğar ve cu­ma­ya ge­le­cek­le­rin yo­lu çok uza­tıl­mış olur. An­cak ih­ti­yaç ol­ma­yan kü­çük kü­çük mes­cit­ler­de cu­ma na­ma­zı­na izin ve­ril­me­me­si, şe­hir­ler­de ih­ti­yaç ka­dar bir kaç yer­de cu­ma kı­lın­ma­sı da­ha uy­gun­dur.

Yu­ka­rı­da­ki se­bep­ler­den ötü­rü zuhr–ı âhırın kı­lın­ma­sı bir çok alim ta­ra­fın­dan müs­tah­sen gö­rül­müş, hat­ta Şâfiî fa­kih­le­rin­den pek çok­la­rı da bu­nu uy­gun bul­muş­lar­dır. Çün­kü İmam Şâfiî’ye gö­re bir bel­de­de ilk kı­lın­ma­ya baş­la­nan cu­ma na­ma­zı mu­te­ber­dir, di­ğer­le­ri mu­te­ber ol­maz. Du­rum böy­le olun­ca, cu­ma na­ma­zı­na son­ra baş­la­mış olan­la­rın öğ­le na­ma­zı­nı kıl­ma­la­rı ge­re­kir. İmam Mâlik ise bu ko­nu­da cu­ma kı­lı­nan en es­ki ta­rih­li mes­ci­di esas al­mış, di­ğer­le­ri­nin na­ma­zı­nı sa­hih gör­me­miş­tir.

Bu­nun­la bir­lik­te ko­nu ic­ti­ha­da da­ya­lı ol­du­ğu için İmam Şâfiî da­ha ha­yat­ta iken Bağ­dat’ta çe­şit­li ca­mi­ler­de cu­ma na­ma­zı­nın kı­lın­dı­ğı­nı gör­dü­ğü hal­de bu­na kar­şı çık­ma­mış­tır.

İbn Rüşd, bir­den çok yer­de cu­ma na­ma­zı kıl­ma­ya en­gel ol­ma ko­nu­sun­da sağ­lam bir de­lil bu­lun­ma­dı­ğı­nı be­lirt­tik­ten son­ra, ak­si hal­de böy­le önem­li bir ko­nu­da Rasûlullah (s.a.s)’ın sus­ma­ma­sı, açık­la­ma yap­ma­sı ge­re­kir­di, der ve şu ayet­le­ri ila­ve eder: “Biz sa­na Kur’an’ı,in­san­la­ra ken­di­le­ri­ne in­di­ri­len hü­küm­le­ri açık­la­man için in­dir­dik.” 417, “Biz sa­na ki­ta­bı, an­cak ih­ti­la­fa düş­tük­le­ri ko­nu­la­rı ken­di­le­ri­ne açık­la­man için in­dir­dik.” 418

 

   Cu­ma na­ma­zın­da sün­net na­maz­lar:

Öğ­le na­ma­zın­da ol­du­ğu gi­bi, cu­ma na­ma­zın­dan ön­ce ve son­ra dör­der re­kat na­fi­le na­maz kı­lı­nır. İlk dört re­kat, tam öğ­le na­ma­zı­nın sün­ne­ti gi­bi kı­lı­nır ve “Cu­ma­nın ilk sün­ne­ti­ne” di­ye ni­yet edi­lir. Ca­mi için­de oku­nan iç ezan­dan ve hut­be­den son­ra ka­met ge­ti­ri­le­rek iki re­kat­lı cu­ma­nın far­zı ce­ma­at­le kı­lı­nır. Bu farz­dan son­ra da ilk dört re­kat sün­ne­ti gi­bi, cu­ma­nın son dört re­kat sün­ne­ti kı­lı­nır. Bun­dan son­ra da yu­ka­rı­da açık­la­dı­ğı­mız, dört re­kat­lı “zuhr-ı âhır” na­ma­zı kı­lı­nır. Bu­nun ar­ka­sın­dan da, “vak­tin sün­ne­ti” ni­ye­tiy­le, tam sa­bah na­ma­zı­nın sün­ne­ti gi­bi iki re­kat na­maz da­ha kı­lı­nır.

Bu na­fi­le na­maz­la­rın da­yan­dı­ğı de­lil­ler şun­lar­dır:

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) cu­ma­dan ön­ce dört re­kat na­fi­le na­maz kıl­mış, as­hab-ı ki­ram da bu­na de­vam et­miş­tir.419 Buhârî dı­şın­da ce­ma­a­tin, Ebu Hu­rey­re’den ri­va­yet et­ti­ği­ne gö­re, Ne­bi (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Siz­den bi­ri­niz, cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dı­ğı za­man, bun­dan son­ra dört re­kat da­ha kıl­sın” 420

Cu­ma na­ma­zın­dan son­ra kı­lı­nan na­ma­zın en azı iki re­kat­tır. Çün­kü; “Hz. Pey­gam­ber cu­ma na­ma­zın­dan son­ra iki re­kat na­fi­le na­maz kı­lar­dı.”421 En çok re­kat mik­ta­rı ise al­tı­dır. Çün­kü İbn Ömer şöy­le de­miş­tir: “Rasûlullah (s.a.s) cu­ma na­ma­zın­dan son­ra al­tı re­kat na­maz kı­lar­dı.”422