Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 34. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

XI­II- NA­Fİ­LE VE­YA TA­TAV­VU’ NA­MAZ­LAR

 

Farz ve­ya va­cip na­maz­lar dı­şın­da ka­lan ve Rasûlullah (s.a.s)’ın kıl­dı­ğı­na da­ir ri­va­yet bu­lu­nan na­maz­la­ra top­lu­ca “na­fi­le” de­nir. Bun­lar da sün­net olan na­fi­le­ler ve men­dup olan na­fi­le­ler ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır. Sün­net olan na­fi­le, Al­lah Rasûlünün yap­ma­ya de­vam et­ti­ği ve an­cak nâdir ola­rak yap­ma­dı­ğı kuv­vet­li iş­ler­dir. Ki­mi za­man bu iş­le­ri yap­ma­ma­sı­nın se­be­bi, in­san­la­ra farz ol­ma­dı­ğı­nı bil­dir­mek­tir. Men­dup olan na­fi­le, Hz. Pey­gam­be­rin ba­zen ya­pıp, ba­zen yap­ma­dı­ğı kuv­vet­li ol­ma­yan sün­net­ler­dir.432

 

A - Mü­ek­ked Olan Sün­net­ler:

Beş va­kit na­ma­za ve cu­ma na­ma­zı­na bağ­lı ola­rak kı­lı­nan na­maz­la­rın bir bö­lü­mü mü­ek­ked sün­net­tir. Bun­lar, Üm­mü Ha­bi­be, Hz. Âişe, Ebu Hu­rey­re, Ebu Mu­sa el-Eş’ârî ve İbn Ömer (r. an­hüm)’ün ri­va­yet et­tik­le­ri bir ha­dis-i şe­rif­te şu şe­kil­de bil­di­ril­miş­tir: “Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Her kim bir gün ve ge­ce­de, farz na­maz­lar dı­şın­da on iki re­kat na­maz kı­lar­sa, Al­lah Teâlâ ona cen­net­te bir ev bi­na ede­cek­tir. Bun­lar şu na­maz­lar­dır: Sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce iki re­kat, öğ­le­den ön­ce dört re­kat, öğ­le­den son­ra iki re­kat, ak­şam­dan son­ra iki re­kat ve yat­sı­dan son­ra iki re­kat.” 433

Na­maz­la­ra bağ­lı mü­ek­ked sün­net­le­ri şu şe­kil­de sı­ra­la­ya­bi­li­riz:

1) Sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce kı­lı­nan iki re­kat­lık sün­net: Bu na­maz en kuv­vet­li bir sün­net­tir. Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Si­zi at­lar ko­va­la­sa da sa­bah na­ma­zı­nın iki re­kat sün­ne­ti­ni ter­ket­me­yin.” 434 Sabah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­ti dün­ya­dan ve dün­ya­da bu­lu­nan her­şey­den da­ha ha­yır­lı­dır.” 435 Hz. Âişe (r. anhâ) de şöy­le de­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber, sa­bah na­ma­zı­nın iki re­ka­tı ka­dar çok hiç bir na­fi­le na­ma­za de­vam et­me­miş­tir.”436

Bu gi­bi ha­dis­ler se­be­biy­le, baş­ka hiç bir sün­net ka­za edil­mez­ken, sa­bah na­ma­zı­nı kı­la­ma­yan ki­şi ay­nı gün ze­val­den ön­ce onu ka­za eder­ken sün­ne­ti­ni de bir­lik­te kı­lar. Ki­şi sa­de­ce far­zı kıl­mış­sa o tak­dir­de sün­net­le bir­lik­te iki­si­nin ka­za edil­me­si ge­rek­mez.

Bir kim­se sa­bah na­ma­zı­nın sün­ne­ti­ni kıl­ma­dan ce­ma­at far­za baş­la­sa, eğer ikin­ci re­kat­ta bi­le ol­sa, far­za ye­tiş­me imkânı var­sa sün­ne­ti kı­lar. Eğer far­zın ikin­ci re­ka­tı­na bi­le ye­ti­şe­me­ye­ce­ği­ni an­lar­sa sün­ne­ti ter­ke­de­rek ima­ma uyar ve ar­tık farz­dan son­ra sün­ne­ti ka­za et­mez. Ha­ne­fi­le­re gö­re, sa­bah na­ma­zı­nı or­ta­lık ay­dın­lan­dık­tan son­ra kıl­mak da­ha fa­zi­let­li­dir.

2) Öğ­le ve­ya cu­ma na­ma­zın­dan ön­ce kı­lı­nan dört re­kat: Bu na­maz da mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir. Hz.Âişe (r. anhâ) şöy­le de­miş­tir: “Rasûlullah (s.as) öğ­le­den ön­ce dört, sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce de iki re­kat na­maz kıl­ma­yı ter­ket­mez­di.”437

3) Öğ­le na­ma­zın­dan son­ra­ki iki re­kat na­maz: Bu iki re­kat na­maz mü­ek­ked sün­net­tir. Cu­ma na­ma­zın­dan son­ra tek se­lam­la kı­lı­nan dört re­kat na­fi­le na­maz da mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir.

Yu­ka­rı­da zik­ret­ti­ği­miz ha­dis­te, farz na­maz­la­ra bağ­lı on iki re­kat sün­net­ten bi­ri­si de öğ­le na­ma­zın­dan son­ra kı­lı­na­cak iki re­kat sün­net­tir. 438

Yi­ne, “Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) cu­ma na­ma­zın­dan ön­ce dört, cu­ma na­ma­zın­dan son­ra dört re­kat na­maz kı­lar, re­kat­lar ara­sı­nı se­lam ile ayır­maz­dı.”439

4) Ak­şam na­ma­zın­dan son­ra iki re­kat na­maz: Bu da, Rasûlullah (s.a.s)’ın de­vam et­ti­ği mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir.

5) Yat­sı na­ma­zın­dan son­ra kı­lı­nan iki re­kat: Bu­nun de­li­li, çe­şit­li sa­ha­bi­ler­den nak­le­di­len; “Gün ve ge­ce­de on iki re­kat na­fi­le na­ma­za de­vam ede­ne cen­net­te Al­lah Teâlâ’nın bir ev bi­na ede­ce­ği­ni bil­di­ren” ha­dis­tir. Bu on iki re­kat­tan iki­si de ak­şam na­ma­zı­nın sün­ne­ti­dir.440

6) Te­ra­vih na­ma­zı: Te­ra­vih na­ma­zı er­kek­ler ve ka­dın­lar için mü­ek­ked bir sün­net­tir. Çün­kü bu na­ma­za hem Hz. Pey­gam­ber, hem de on­dan son­ra Hu­le­fa-i Râşidîn ve as­hab-ı ki­ram de­vam et­miş­ler­dir. Te­ra­vih na­ma­zı­nı ce­ma­at­le kıl­mak sün­net­tir. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s) Ra­ma­za­nın üçün­cü, be­şin­ci, ye­din­ci ve yir­min­ci ge­ce­le­rin­de bu na­ma­zı mes­cit­te ce­ma­at­le kıl­mış­tır. Son­ra mü­min­le­re farz olur en­di­şe­siy­le mes­ci­de çı­kıp kıl­dır­ma­mış­tır. Hz. Pey­gam­ber te­ra­vih na­ma­zı­nı se­kiz re­kat ola­rak kıl­dı­rı­yor, ge­ri­si­ni as­hab-ı ki­ram ev­le­rin­de ta­mam­lı­yor­du. Bu yüz­den sa­ha­be­den ge­ce vak­ti arı vı­zıl­tı­sı gi­bi ses­ler işi­ti­lir­di.441

Te­ra­vih na­ma­zı Ra­ma­zan ayı­na mah­sus olup, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra ve vi­tir­den ön­ce kı­lı­nır. Bu na­ma­zın ge­ce ya­rı­sın­dan ve­ya ge­ce­nin üç­te bi­rin­den son­ra­ya te­hir edil­me­si müs­te­hap olur. Kı­lı­na­ma­yan bir te­ra­vih na­ma­zı ka­za edil­mez. En sağ­lam gö­rü­şe gö­re, te­ra­vih­te ce­ma­at ol­mak sün­net-i kifâyedir. Ya­ni bir mes­cit­te hiç kim­se te­ra­vi­hi ce­ma­at­le kıl­maz­sa hep­si günahkâr olur­lar.Te­ra­vih na­ma­zı tek ba­şı­na kı­lı­na­bi­lir. Fa­kat ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir.

Te­ra­vih na­ma­zı yir­mi re­kat­tır. Her dört re­ka­tı­nın so­nun­da, bir mik­tar otu­ra­rak is­ti­ra­hat edil­di­ği için bu dört re­ka­ta “ter­vi­ha” de­nil­miş­tir. Bir te­ra­vih na­ma­zın­da beş ter­vi­ha var­dır. Bu ifa­de “ter­vih” ke­li­me­sin­den bi­na-i mer­re’dir. Ter­vih ise nef­si ra­hat­lat­mak de­mek­tir. Ço­ğu­lu te­ra­vih’tir.

Te­ra­vih na­ma­zı­na; “Te­ra­vi­he”, “vak­tin sün­ne­ti­ne” ve­ya “ge­ce na­ma­zı­na” di­ye ni­yet edil­me­si da­ha uy­gun­dur. Mut­lak na­ma­za ve­ya na­fi­le­ye ni­yet edil­me­si de bir­çok fa­ki­he gö­re ca­iz­dir.

Te­ra­vih na­ma­zı­nı her iki re­kat­ta bir se­lam ve­re­rek, on se­lam ile bi­tir­mek da­ha fa­zi­let­li­dir. Dört re­kat­ta bir se­lam da ve­ri­le­bi­lir. Se­kiz­de, on­da, hat­ta yir­mi­de bir se­lam ver­mek de ca­iz­dir. Fa­kat bu ke­ra­het­ten ha­li bu­lun­maz.

Te­ra­vih na­ma­zı iki­de bir se­lam ve­ri­lir­se tam ola­rak ak­şam na­ma­zı­nın iki re­kat sün­ne­ti gi­bi dört re­kat­ta bir se­lam ve­ril­di­ği tak­dir­de ise tam yat­sı na­ma­zı­nın dört re­kat sün­ne­ti gi­bi kı­lı­nır. Baş­lan­gıç­ta ve her iki re­kat baş­la­rın­da “Süb­ha­ne­ke”, “Eûzü-bes­me­le” ve her otu­ruş­ta “ta­hıy­yat”, “Sal­li-bârik..” du­a­la­rı oku­nur. Ce­ma­at­le kı­lı­nın­ca, ce­ma­at hem te­ra­vi­he, hem de ima­ma uy­ma­ya ni­yet eder. İmam te­ra­vi­hi sa­bah na­ma­zı­nın far­zı gi­bi ses­li ola­rak kıl­dı­rır.

Hanefîlere gö­re, te­ra­vih na­ma­zı­nın re­kat sa­yı­sı Hz. Ömer’in uy­gu­la­ma­sı­na da­ya­nır. Hz. Ömer dev­let baş­ka­nı ola­rak in­san­la­ra Mes­cid-i Nebevî’de ha­li­fe­li­ği­nin son za­man­la­rın­da yir­mi re­kat ola­rak kıl­dır­dı. Hulefâ-i Raşidînden son­ra da kim­se te­ra­vi­hin yir­mi re­kat ola­rak ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı­na kar­şı çık­ma­dı. Al­lah’ın Rasûlü şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ben­den son­ra, be­nim sün­ne­tim­den ve ra­şit ha­li­fe­le­rin sün­ne­tin­den ay­rıl­ma­yın.” 442 Diğer yan­dan, İbn Ab­bas (r.a)’ın Ra­ma­zan ayın­da ce­ma­at dı­şın­da te­ra­vih na­ma­zı­nı yir­mi re­kat ola­rak kıl­dı­ğı, ar­ka­sın­dan da üç re­kat vi­tir na­ma­zı­nı eda et­ti­ği ri­va­yet edil­miş­tir.443

Ebû Hanîfe'ye, Hz. Ömer'in yap­tı­ğı uy­gu­la­ma so­ru­lun­ca şöy­le de­miş­tir: “Te­ra­vih kuv­vet­li bir sün­net­tir. Hz. Ömer onu ken­di­li­ğin­den çı­kar­mış de­ğil­dir. O bu ko­nu­da ye­ni bir şey de icad et­me­di. O, an­cak bu­nu ken­di bil­di­ği bir de­li­le da­ya­na­rak yap­mış­tır. Resûlullah (s.a.s.)'tan bir ahid ola­rak yap­mış­tır” 444

Ba­zı ha­dis âlimleri ise Rasûlullah (s.a.s)’ın Ra­ma­zan’da te­ra­vi­hi se­kiz rekât ola­rak kıl­dı­ğı­nı tes­bit et­miş­ler­dir. Bu­nun da­yan­dı­ğı de­lil Buhârî’nin ve baş­ka­la­rı­nın Hz. Âişe (r. anhâ)’den nak­let­tik­le­ri şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber ne Ra­ma­zan­da ve ne de Ra­ma­zan dı­şın­da on bir re­kat­tan faz­la na­fi­le na­maz kıl­mış­tır.”445 Yi­ne İbn Hıb­ban, Sahîh’in­de Câbir (r.a)’den şu ha­di­si ri­va­yet et­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) ken­di­le­ri­ne se­kiz re­kat na­maz kıl­dır­dık­tan son­ra vi­tir na­ma­zı­nı kıl­dır­mış­tır.”446

Bu du­ru­ma gö­re, te­ra­vih na­ma­zı­nın se­kiz re­ka­tı­nın mü­ek­ked sün­net ol­du­ğun­da şüp­he yok­tur. İb­nü’l-Humâm gi­bi ba­zı âlimler se­kiz re­kat­tan faz­la­sı­nın müs­te­hap ol­du­ğu­nu söy­le­miş­ler­dir. Bu du­rum, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra dört re­kat na­fi­le na­maz kıl­ma­nın müs­te­hap olu­şu­na ben­zer ki, bu­nun ilk iki re­ka­tı mü­ek­ked sün­net olur.447

 

   B - Gayr-i Mü­ek­ked (Men­dub) Sün­net­ler:

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in ço­ğun­luk­la kıl­dı­ğı, an­cak ba­zan ter­ket­ti­ği sün­net­ler olup şun­lar­dır:

1) Yu­ka­rı­da da be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, öğ­le na­ma­zı­nın far­zın­dan son­ra kı­lı­nan iki re­ka­ta ila­ve ola­rak kı­lı­nan iki re­kat na­maz.

2) İkin­di na­ma­zın­dan ön­ce tek se­lam­la kı­lı­nan dört re­kat na­maz. Rasûlullah (s.a.s) bu na­maz hak­kın­da şöy­le bu­yur­muş­tur: “İkin­di na­ma­zın­dan ön­ce dört re­kat na­maz kı­lan kim­se­ye Al­lah rah­met ey­le­sin.” 448

3) Yat­sı na­ma­zın­dan ön­ce kı­lı­nan dört re­kat na­maz: Bu­nun da­yan­dı­ğı de­lil Hz. Âişe (r. anhâ)’den ri­va­yet edi­len şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber, yat­sı­dan ön­ce dört re­kat na­maz kı­lar, son­ra yat­sı na­ma­zı­nı mü­te­a­kip kal­kar, dört re­kat da­ha na­maz kı­lar, son­ra ya­tar­dı.”449

4) Evvâbin na­ma­zı: Evvâbîn, evvâb ke­li­me­si­nin ço­ğu­lu olup, tev­be ve is­tiğ­far ede­rek Al­lah Teâlâ’ya çok­ca yö­ne­len ki­şi de­mek­tir. Bu na­maz al­tı rekât olup ak­şam na­ma­zın­dan son­ra, bir iki ve­ya üç selâmla kı­lı­nır. Bu na­ma­zın de­li­li şu âyet-i kerîmedir: “Rab­bi­niz, si­zin kalb­le­ri­niz­de­ki­ni çok iyi bi­lir. Eğer siz iyi olur­sa­nız, şu­nu bi­lin ki Al­lah, kö­tü­lük­ten yüz çe­vi­re­rek töv­be­ye yö­ne­len­le­ri (evvâbîn) son de­re­ce ba­ğış­la­ya­cı­dır.” 450 Ammâr b. Yâsir (r. anhümâ)’den şu ha­dis ri­va­yet edil­miş­tir: “Her kim ak­şam na­ma­zın­dan son­ra al­tı re­kat na­maz kı­lar­sa de­ni­zin kö­pük­le­ri ka­dar da ol­sa Al­lah Teâlâ onun gü­nah­la­rı­nı mağ­fi­ret eder.” 451

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s), ak­şam na­ma­zın­dan son­ra al­tı re­kat na­maz kı­la­nın evvâbînden sa­yı­la­ca­ğı­nı bil­dir­miş ve ar­ka­sın­dan da yu­ka­rı­da meâlini ver­di­ği­miz aye­ti oku­muş­tur.452

Bun­lar farz na­maz­la­ra ta­bi olan na­fi­le na­maz­lar­dır. Ba­ğım­sız olan na­fi­le na­maz­lar ise aşa­ğı­da açık­la­na­cak­tır.

 

   C - Men­dub (Ba­ğım­sız) Na­maz­lar:

Beş va­kit­te­ki farz na­maz­la­rın sün­net­le­rin­den baş­ka bir ta­kım na­fi­le na­maz­lar da­ha var­dır ki, bun­lar müs­te­hab, men­dub ve­ya ta­tav­vu’ adı ve­ri­len na­fi­le na­maz­lar­dır.

 

   1) Ta­hıy­ye­tu’l-Mes­cid Na­ma­zı:

Ta­hiy­ye, selâm ver­mek de­mek­tir. Ta­hiy­ye­tü’l-mes­cid, mes­ci­de selâm ver­mek an­la­mı­na ge­lir. Mes­ci­de gi­ren kim­se­ler için, Mes­ci­din Rab­bi­ne selâm ver­mek ve ta­zim ama­cıy­la, iki rekât na­maz kıl­mak men­dub­dur. Bir gün­de, ta’lim, ta­al­lüm vb. se­bep­ler­le bir­kaç ke­re mes­ci­de gi­ren kim­se­nin bu na­ma­zı bir ke­re kıl­ma­sı ye­ter­li­dir.

Ta­hiy­ye­tü’l-mes­cid na­ma­zı bir mes­ci­de gi­ri­lin­ce da­ha otur­ma­dan kı­lın­ma­lı­dır. Fa­zi­let­li olan bu­dur. Otu­rul­duk­tan son­ra da kı­lı­na­bi­lir. Bu na­ma­zın de­li­li şu ha­dis-i şe­rif­tir: “Siz­den her kim mes­ci­de gi­rer­se iki rekât na­maz kıl­ma­dan otur­ma­sın.”453 Yi­ne İbn Hib­ban’ın sa­hi­hin­de ri­va­yet edi­len bir ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­rul­mak­ta­dır: “Ey Ebu Zer! Mes­ci­din ta­hiy­ye hak­kı var­dır. Onun ta­hiy­ye­si (selâmlanması) iki rekât na­maz­dır. Kalk, iki re­kat na­maz kıl” Mes­cid-i Ha­ram, bu zik­re­di­len mes­cid­le­rin dı­şın­da­dır. Çün­kü Mes­cid-i Ha­ram’ın ta­hiy­ye­si ta­vaf­tır.

Bir mes­ci­de gi­rip de meş­gu­li­ye­tin­den ve­ya vak­tin ke­ra­ha­ti gi­bi bir se­bep­ten do­la­yı ta­hiy­ye­tü’l-mes­ci­di ya­pa­ma­ya­cak müs­lü­ma­nın

 

   (Al­lah’ı her tür­lü nok­san sı­fat­lar­dan ten­zih ede­rim. Hamd Al­lah’a mah­sus­tur, Al­lah’tan baş­ka hiç bir ilah yok­tur. Al­lah her şey­den yü­ce­dir.)” de­me­si müs­te­hap gö­rül­müş­tür.

Di­ğer yan­dan bir mes­cit­te her han­gi bir na­ma­zı kıl­mak ve­ya bir mes­ci­de bir far­zı kıl­mak için ima­ma uy­mak ni­ye­tiy­le gir­mek de ta­hiy­ye­tü’l-mes­cid ye­ri­ne ge­çer.

 

    2) Ab­dest Na­ma­zı:

Ab­dest alın­dık­tan ve­ya gu­sül ya­pıl­dık­tan son­ra, va­kit el­ve­riş­li ise, yaş­lık ku­ru­ya­cak ka­dar bir sü­re geç­me­den iki rekât na­maz kı­lın­ma­sı men­dup­tur. Hz. Pey­gam­ber (s.as) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Her kim ab­dest alır, ab­des­ti gü­zel ya­par, son­ra kal­kıp iki rekât na­maz kı­lar­sa ve bu iki rekâta kal­biy­le yö­ne­lir­se, o kim­se­ye cen­net va­cip olur.”454 Bu­ra­da, ec­rin bü­yük­lü­ğü­ne dik­kat çe­kil­miş­tir.

 

   3) Kuş­luk Na­ma­zı:

Kuş­luk na­ma­zı en az iki rekât olup, sağ­lam gö­rü­şe gö­re, dört ve­ya se­ki­ze ka­dar kı­lı­na­bi­lir. Men­dub bir na­maz­dır. Vak­ti, gü­ne­şin bir mız­rak bo­yu yük­sel­me­si ile baş­la­yıp, ze­val vak­ti­ne yir­mi da­ki­ka ve­ya ya­rım sa­at ka­lın­ca­ya ka­dar de­vam eder. Bu­nun de­li­li Hz. Âişe (r. anhâ)’dan nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Ra­su­lul­lah (s.a.s) kuş­luk na­ma­zı­nı iki­şer iki­şer dört rekât ola­rak kı­lar, bi­rin­ci selâmdan son­ra dün­ya söz­le­ri ko­nuş­maz­dı.”455 Müs­lim’in ri­va­ye­ti ise şöy­le­dir: “Hz. Pey­gam­ber kuş­luk na­ma­zı­nı dört rekât ola­rak ve Al­lah’ın di­le­di­ği ka­dar ila­ve­de bu­lu­na­rak kı­lar­dı.”

Kuş­luk na­ma­zı­nın se­kiz rekât kı­lın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li olup, ter­cih edi­len vak­ti, gün­dü­zün dört­te bi­ri geç­tik­ten son­ra­dır.

 

   4) Te­hec­cüd Na­ma­zı:

Yat­sı na­ma­zın­dan son­ra da­ha uyu­ma­dan ve­ya çok az bir mik­tar uyu­duk­tan son­ra kal­kıp kı­lı­na­cak nâfile na­ma­za “ge­ce na­ma­zı (sa­la­tü’l-leyl)” de­nir. Bir sü­re uyu­duk­tan son­ra, ge­ce­nin ya­rı­sın­dan imsâk vak­ti­ne ka­dar kal­kı­lıp kı­lı­nır­sa “te­hec­cüd” adı­nı alır. Te­hec­cüd na­ma­zı iki rekâttan se­kiz rekâta ka­dar­dır. Her iki rekâtta bir selâm ve­ril­me­si da­ha fa­zi­let­li­dir.

Te­hec­cüd na­ma­zı­nın Rasûlullah (s.a.s)’a farz olu­şu şu aye­te da­ya­nır: “Ey Mu­ham­med! Ge­ce­nin bir bö­lü­mün­de uya­nıp, sırf sa­na mah­sus faz­la bir iba­det ol­mak üze­re, Kur’an’la ge­ce na­ma­zı kıl. Rab­bi­nin se­ni Ma­kam-ı Mah­mud’a gön­de­re­ce­ği­ni ümit ede­bi­lir­sin.”456

Te­hec­cüt na­ma­zı­na di­ğer mü­min­le­ri de teş­vik eden çe­şit­li âyet ve ha­dis­ler var­dır. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Ey Mu­ham­med! Şüp­he­siz Rab­bin se­nin ve be­ra­be­rin­de as­ha­bın­dan bu­lu­nan bir top­lu­lu­ğun ge­ce­nin üç­te iki­sin­den az, ya­rı­sı ve­ya üç­te bi­ri ka­dar bir sü­re, na­maz için kalk­tı­ğı­nı bil­mek­te­dir.”457 Cenâb-ı Hak baş­ka ayet­ler­de ge­ce na­ma­zı­na kal­kan­la­rın du­ru­mu­nu şöy­le açık­lar: “On­lar ge­ce na­ma­zı kıl­mak için ya­tak­la­rın­dan kal­kar­lar. Kor­ku ve ümit için­de Rab­le­ri­ne dua eder­ler.”458 “O çok esir­ge­yen Al­lah’ın (has) kul­la­rı ki, on­lar yer yü­zün­de ve­kar ve te­va­zu ile yü­rür­ler. Ken­di­le­ri­ne be­yin­siz­ler ho­şa git­me­ye­cek laf at­tı­ğı za­man “selâmetle” de­yip ge­çer­ler. On­lar ge­ce­le­ri­ni Rab­le­ri için sec­de ve na­maz­la ge­çi­rir­ler.”459 “On­lar ge­ce­nin an­cak az bir bö­lü­mün­de uyur­lar­dı. Se­her va­kit­le­rin­de de is­tiğ­far eder­ler­di.”460 Başka bir ayet­te de, tak­va­ya eren­le­rin Al­lah’a se­her vak­tin­de is­tiğ­far eden kim­se­ler ol­du­ğu bil­di­ri­lir.461 Se­her vak­ti, ge­ce­nin son al­tı­da bir­lik bö­lü­mü­dür. An­cak sa­bah na­ma­zı­nın vak­ti gi­rin­ce ar­tık onun sün­ne­ti dı­şın­da bir na­fi­le na­maz kıl­mak mek­ruh­tur.

Yu­ka­rı­da­ki ayet­ler­den de an­şı­la­ca­ğı gi­bi te­hec­cüd na­ma­zı Hz. Pey­gam­be­re va­cip, ya­ni farz hük­mün­dey­di. Hz. Peyg­ma­ber'e vâcip olan ve onun de­vam et­ti­ği bu na­maz üm­me­ti için mü­ekk­ked sün­net­tir. Pey­gam­be­ri­miz (s.a.)'in bu ko­nu­da pek çok tav­si­ye­le­ri var­dır. Ni­te­kim, Ab­dul­lah b. Ömer (r. anhümâ)’nın rü­ya­da ken­di­si­ni ce­hen­nem­de gör­me­si ve bir me­le­ğin yak­la­şa­rak “kork­ma” de­me­si­ni Ra­su­lul­lah (s.a.)’a an­lat­ma­sı üze­ri­ne, Al­lah el­çi­si şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ab­dul­lah ne iyi adam­dır. Fa­kat kal­kıp ge­ce na­ma­zı kıl­ma­yı âdet edin­sey­di ne iyi olur­du.” Ab­dul­lah b. Ömer bun­dan son­ra ge­ce uy­ku­su­nu azalt­mış­tır. Bu­ra­dan te­hec­cüd na­ma­zı­na de­vam eden her fer­din “iyi” ola­rak anıl­ma­ya lâyık ol­du­ğu an­la­şı­lır.462

Müs­lim’in nak­let­ti­ği bir ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur:

“Ge­ce na­ma­zı­na de­vam edin. Çün­kü ge­ce na­ma­zı kıl­mak siz­den ön­ce­ki sa­lih kul­la­rın âdetidir, Rab­bi­ni­ze kar­şı bir ta­at­tir, kö­tü­lük­le­ri ör­tü­cü ve gü­nah iş­le­mek­ten alı­ko­yu­cu­dur.”463 Baş­ka bir ha­dis­te de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Farz na­maz­dan son­ra en fa­zi­let­li na­maz ge­ce na­ma­zı­dır.”464

Di­ğer yan­dan Ka­dir ge­ce­si­ni, Ra­ma­zan ve Kur­ban bay­ram­la­rı­nın ge­ce­le­ri­ni ih­ya et­mek için, Ra­ma­za­nın son on gü­nü­nün ge­ce­le­ri­ni ve Şa­ban ayı­nın on be­şin­ci ge­ce­si­ni iba­det­le ge­çir­mek men­dup­tur. Bu iba­det bü­tün ge­ce­yi ve­ya ge­ce­nin ço­ğu­nu içi­ne ala­cak bir iba­det şek­li ola­bi­lir. Çün­kü bu ko­nu­da ri­va­yet edil­miş çe­şit­li ha­dis­ler bu­lun­mak­ta­dır.465

Se­her vak­tin­de sey­yi­dül is­tiğ­far (is­tiğ­fa­rın efen­di­si) adı ve­ri­len şu du­a­yı çok­ca oku­mak da men­dup­tur:

 

   An­la­mı: “Al­la­hım! Be­nim Rab­bim sen­sin. Sen­den baş­ka ilâh yok­tur. Be­ni sen ya­rat­tın. Se­nin ku­lu­num ben. Gü­cüm yet­ti­ğin­ce sa­na ver­di­ğim söz ve ahit­te du­ru­yo­rum. Yap­tık­la­rı­mın şer­rin­den sa­na sı­ğı­nı­rım. Ba­na ver­di­ğin ni­met­le­ri ik­rar ve gü­nah­la­rı­mı iti­raf ede­rim. Be­ni ba­ğış­la, zi­ra sen­den baş­ka gü­nah­la­rı ba­ğış­la­ya­cak yok­tur.”466

Yu­ka­rı­da zik­re­di­len ge­ce­le­ri iba­det­le ge­çir­mek için mes­cid­ler­de ve­ya mes­cit dı­şın­da bir yer­de top­lan­mak mek­ruh­tur. Çün­kü bu­nu ne Hz. Pey­gam­ber ve ne de as­ha­bı yap­mış­tır. Bu ge­ce­le­re mah­sus özel bir iba­det de nak­le­dil­me­miş­tir. An­cak ka­za na­ma­zı, ve is­te­nil­di­ği ka­dar ge­ce na­ma­zı kı­lı­na­bi­lir, Kur’an-ı Ke­rim oku­nur, Al­lah’ı zi­kir, te­fek­kür, tes­bih ve dua ile meş­gul olu­nur.

 

   5) İs­ti­ha­re Na­ma­zı:

İstihâre; bir şe­yin ha­yır­lı­sı­nı is­te­mek, de­mek­tir. İs­ti­ha­re na­ma­zı, na­sıl ha­re­ket et­me­nin doğ­ru ola­ca­ğı bi­li­ne­me­yen mü­bah iş­ler­de ma­ne­vi bir işa­re­te na­il ol­mak için kı­lı­nan iki re­kat­lık bir na­maz­dır. İlk re­kat­ta “Kâfirûn” ikin­ci re­kat­ta ise “ihlâs” su­re­si­ni oku­mak müs­te­hap­tır. Na­maz­dan son­ra “İs­ti­ha­re Du­a­sı” oku­nur, son­ra kıb­le­ye yö­ne­le­rek ya­tı­lır, rü­ya­da be­yaz ve­ya ye­şil gö­rül­me­si ha­yır ve iyi­li­ğe; si­yah ve­ya kır­mı­zı gö­rül­me­si ise şer­re delâlet eder. İs­ti­ha­re na­ma­zı­nın de­li­li şu ha­dis­tir:

Ca­bir b. Ab­dil­lah (r.a)’tan ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re ken­di­si şöy­le an­lat­mış­tır:467 “Ra­su­lul­lah (s.as.) bü­tün iş­ler­de bi­ze Kur’an’dan bir su­re öğ­re­tir gi­bi ‘is­ti­ha­re’yi öğ­re­tir ve şöy­le bu­yu­rur­du: “Siz­den bi­ri bir iş yap­mak is­te­di­ği va­kit, farz dı­şın­da iki re­kat na­maz kıl­sın ve şöy­le dua et­sin:

 

   An­la­mı: “Al­la­hım! Sen bil­di­ğin için, sen­den hak­kım­da ha­yır­lı­sı­nı ba­na bil­dir­me­ni di­le­rim. Ve gü­cün yet­ti­ği için, ben sen­den güç ve ta­kat is­te­rim. Hay­ra er­me­mi, se­nin bü­yük fazl ve ke­re­min­den ni­yaz ey­le­rim. Çün­kü se­nin her şe­ye gü­cün ye­ter. Be­nim ise gü­cüm yet­mez. Sen her şe­yi bi­lir­sin, hal­bu­ki ben bil­mem. Sen gayb âlemini tam ola­rak bi­lir­sin.

Al­la­hım! Sen bu işin be­nim di­nim, ya­şa­yı­şım, işi­min so­nu­cu ve­ya dün­ya ve ahi­re­tim hak­kın­da ha­yır­lı ol­du­ğu­nu bi­li­yor isen, bu­nu ba­na na­sip ve mü­yes­ser ey­le. Son­ra bun­dan be­nim için fe­yiz ve be­re­ket mey­da­na ge­tir. Ve eğer bu iş, be­nim di­nim, ya­şa­yı­şım, işi­min so­nu­cu hak­kın­da dünyevî ve uhrevî hu­sus­la­rım­da, be­nim için bir şer ise bu­nu ben­den çe­vir, be­ni de bun­dan çe­vir. Be­nim için kal­bim­de bir me­yil bı­rak­ma ve be­nim için ha­yır ne­re­de ise mü­yes­ser kıl, son­ra da bu ko­nu­da ben­den ra­zı ol.”

İstihâre yap­tık­tan son­ra me­se­le ay­dın­lan­maz­sa, yu­ka­rı­da zik­re­di­len is­ti­ha­re na­ma­zı­nı ve is­ti­ha­re du­a­sı­nı ye­di ke­re tek­rar­la­mak ge­re­kir. Çün­kü İb­nü’s-Sünnî’den şöy­le ri­va­yet edil­miş­tir:

“Ya Enes! Bir iş yap­mak is­te­di­ğin za­man ye­di ke­re Rab­bin­le is­ti­ha­re et. Son­ra kal­bi­ne ge­le­ne bak, ha­yır on­da­dır.”468 Bir kim­se na­maz kı­la­rak is­ti­ha­re ya­pa­mı­yor­sa, o tak­dir­de sa­de­ce yu­ka­rı­da­ki du­a­yı oku­ya­rak is­ti­ha­re­de bu­lu­na­bi­lir.

 

   6) Tes­bih Na­ma­zı:

Tes­bih na­ma­zı­nın se­va­bı çok­tur. Bu na­maz her va­kit kı­lı­na­bi­lir, hiç de­ğil­se haf­ta­da ve­ya ay­da bir ke­re, bu da ol­maz­sa öm­rün­de bir ke­re bu­nu kıl­ma­lı­dır.

Tes­bih na­ma­zı dört rekâttır. Her rekâtta Fa­ti­ha ve bir su­re oku­nur. Bir ve­ya iki selâmla ta­mam­la­nır. Bu na­maz­da üç yüz ke­re

 

tes­bi­hi oku­nur. Böy­le­ce her rek'at­ta yet­miş beş tes­bih okun­muş olur.

Al­lah Teâlâ’nın rı­za­sı için nâfile na­ma­za ni­yet edi­le­rek “Al­la­hu Ek­ber” di­ye na­ma­za baş­la­nır. Süb­ha­ne­ke­den son­ra on beş ke­re “Süb­ha­nal­la­hi vel­ham­dü lil­lah...” oku­nur. Son­ra Eu­zü-Bes­me­le, Fa­ti­ha ve bir su­re oku­nup tek­rar on ke­re “Süb­ha­nal­lah...” oku­nur. Son­ra rükûya va­rı­lır. Üç ke­re “Süb­ha­ne rab­bi­ye’l-azim”den son­ra on de­fa “Süb­ha­nel­lah..” oku­na­rak rükûdan “Se­mi­al­la­hu li­men ha­mi­deh, Rab­be­na le­ke’l-hamd” de­ni­le­rek kal­kı­lır. Yi­ne on de­fa “Süb­ha­nel­lah..” oku­nur, bun­dan son­ra sec­de­ye va­rı­lıp üç de­fa “Süb­ha­ne rab­bi­ye’l-a’la”dan son­ra on ke­re “Süb­ha­nel­lah..” oku­nur. Sec­de­den tek­bir ile kal­kı­lır, iki sec­de ara­sın­da yi­ne on de­fa “Süb­ha­nel­lah...” oku­nur, ikin­ci sec­de­ye tek­bir ile va­rı­lıp üç de­fa “Süb­ha­ne rab­bi­ye’l-a’la”dan son­ra yi­ne on ke­re “Süb­ha­nal­lah...” oku­nur ki, bu faz­la tes­bih­le­rin top­la­mı yet­miş be­şe ulaş­mış olur.

Bun­dan son­ra ikin­ci re­ka­ta kal­kı­lır. Yi­ne ön­ce on beş ke­re “Sübhânallah...” oku­nur, son­ra ay­nen bi­rin­ci re­kat­ta­ki şek­liy­le ha­re­ket edi­le­rek, re­ka­tın so­nun­da otu­ru­lur. Ta­hıy­yat ve sal­li-ba­rik du­a­la­rı oku­nur. İla­ve tes­bih­le­rin top­la­mı böy­le­ce 150 ol­muş bu­lu­nur. Bun­dan son­ra selâm ver­me­den ve­ya se­lam­dan son­ra aya­ğa kal­kı­lır. Üçün­cü ve dör­dün­cü re­kat­lar, ay­nen bi­rin­ci ve ikin­ci re­kat gi­bi kı­lı­nır. Böy­le­ce dört re­kat­ta 300 de­fa tes­bih du­a­sı okun­muş olur.

Tes­bih na­ma­zı­nın bu kı­lın­ma şek­li Tirmizî’nin el-Câmii’nde Ebu Ha­ni­fe’nin ta­le­be­le­rin­den Ab­dul­lah b. Mü­ba­rek’ten ri­va­yet et­ti­ği şek­le gö­re­dir. Hz. Pey­gam­ber am­ca­sı Ab­bas (r.a.)’a ken­di­si­ni Al­lah’a yak­laş­tı­ra­cak, ona bü­yük fay­da sağ­la­ya­cak olan bir ame­li bil­dir­mek is­te­miş, am­ca­sı da öğ­ren­mek is­te­yin­ce, ona yu­ka­rı­da­ki şek­liy­le tes­bih na­ma­zı­nı ta­lim bu­yur­muş ve eğer bu na­ma­zı kı­lar­sa, gü­nah­la­rı kum yı­ğın­la­rı ka­dar çok ol­sa bi­le Al­lah’ın bun­la­rı mağ­fi­ret ede­ce­ği­ni bil­dirmiş­tir. Bu na­ma­zı her gün, bu ol­maz­sa cu­ma gü­nü, bu ol­maz­sa ay­da ve­ya yıl­da bir ke­re, baş­ka ri­va­yet­te, öm­rün­de bir de­fa kıl­ma­sı­nı tav­si­ye et­miş­tir.469

Tes­bih na­ma­zın­da ya­nıl­ma olur­sa, se­hiv sec­de­le­rin­de ar­tık bu ila­ve tes­bih­le­rin okun­ma­sı ge­rek­mez. Na­maz kı­lan bu tes­bih­le­ri ak­lın­da tu­ta­bi­li­yor­sa par­mak­la­rı ile say­maz. İmam tes­bih na­ma­zı kıl­dı­rır­sa açık­tan okur ve tes­bih­le­ri de açık­tan tek­rar eder.

 

7) Hâcet Na­ma­zı:

Dünyevî ve uhrevî bir is­te­ği olan kim­se ab­dest alır, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra iki ve­ya dört re­kat, baş­ka bir gö­rü­şe gö­re on iki re­kat na­maz kı­lar, son­ra Al­lah Teâlâ’ya senâda, Ra­su­lul­lah (s.a.s)’a sa­la­tu selâmda bu­lu­nur, bun­dan son­ra hâcet du­a­sı­nı oku­yup, is­te­ği­nin ger­çek­leş­me­si­ni Al­lah Teâlâ’dan ni­yaz eder.

Merfû bir ha­dis­te ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, bu na­ma­zın bi­rin­ci re­ka­tın­da bir ke­re Fa­ti­ha, üç ke­re âyete’l-kürsî oku­nur. Di­ğer üç re­ka­tın her bi­rin­de Fa­ti­ha ile bi­rer de­fa İhlâs, Fe­lak ve Nas su­re­le­ri oku­nur.

Tirmizî’nin Ab­dul­lah b. Ebi Evfâ (r.a)’dan nak­let­ti­ği­ne gö­re, Ra­su­lul­lah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Her ki­min Al­lah’tan bir di­le­ği olur­sa ya­hut in­san­lar­dan her­han­gi bi­rin­den bir di­le­ği bu­lu­nur­sa, ön­ce gü­zel­ce ab­dest al­sın ve iki re­kat na­maz kıl­sın. Son­ra Al­lah’a hamd ve senâda bu­lun­sun, son­ra Hz. Pey­gam­ber’e sa­la­tü se­lam ge­tir­sin. Son­ra şu du­a­yı oku­sun:

 

   An­la­mı: “Ha­lim ve ke­rim olan Al­lah’tan baş­ka ilah yok­tur. Yü­ce ar­şın Rab­bi Al­lah’ı tes­bih ede­rim. Hamd alem­le­rin Rab­bi olan Al­lah’a mah­sus­tur. Al­la­hım! rah­me­ti­ni ge­rek­ti­ren şey­le­ri, ke­sin af­fı­nı, her iyi­li­ği el­de et­me­yi, her gü­nah­tan uzak ol­ma­yı sen­den di­le­rim. Af­fet­me­di­ğin hiç bir gü­nah, fe­ra­ha çı­kar­ma­dı­ğın hiç bir ta­sa, se­nin rı­za­na uy­gun olan hiç bir ih­ti­ya­cı da kar­şı­la­ma­dan bı­rak­ma. Ey mer­ha­met­li­le­rin en mer­ha­met­li­si olan Al­lah'ım.” 470

 

8) Yol­cu­luk Na­ma­zı:

Bir müs­lü­ma­nın yo­la çı­ka­ca­ğı ve­ya bir yol­dan dön­dü­ğü za­man iki re­kat na­maz kıl­ma­sı men­dup­tur. Gi­der­ken ev­de, ge­lir­ken de mes­cit­te kıl­mak da­ha fa­zi­let­li­dir. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) yol­cu­luk­tan gün­düz kuş­luk vak­ti dö­ner, Mes­cid-i Nebevî’ye gi­de­rek iki re­kat na­maz kı­lar, ora­da bir sü­re otu­rur­du.471

 

9) İs­tis­ka (Yağ­mur İs­te­me) Na­ma­zı:

Yağ­mu­run hiç yağ­ma­ma­sı, az yağ­ma­sı ye­ral­tı su­la­rı­nın ke­sil­me­si, ta­rım ve hay­van­lar için su ih­ti­ya­cı­nın or­ta­ya çık­ma­sı gi­bi du­rum­lar­da yağ­mur du­a­sı ya­pı­lır. İn­san­la­rın Rab­le­rin­den ga­fil ol­ma­la­rı ve ara­la­rın­da gü­nah­la­rın ya­yıl­ma­sı se­be­biy­le, Al­lah in­san­la­rı de­ne­mek için ba­zı za­man­lar­da ku­rak­lık­lar mey­da­na ge­ti­rir. Bu du­ru­mun de­ğiş­me­si için Al­lah’a tev­be ve is­tiğ­far et­mek ge­re­kir. Ni­te­kim Kur’an-ı Ke­rim’de Nuh, Mu­sa ve Hud (aley­hi­mü’s-selâm) gi­bi pey­gam­ber­le­rin ka­vim­le­ri­ne yağ­mur ve­ril­me­si için yap­tık­la­rı du­a­lar­dan söz edi­lir.

Al­lah Teâlâ Nuh (a.s)’dan söz ede­rek şöy­le bu­yu­rur: “On­la­ra söy­le de­dim: Rab­bi­ni­ze is­tiğ­far edin ki, gök­ten si­ze yağ­mur in­dir­sin. Si­ze çok mal, evlât ve bah­çe­ler ver­sin, ne­hir­ler akıt­sın”472 Hz. Mu­sa’dan söz ede­rek Yü­ce Al­lah şöy­le bu­yu­rur: “O za­ma­nı ha­tır­la ki, Mu­sa kav­mi için su is­te­miş­ti de, ken­di­si­ne âsânı ta­şa vur de­miş­tik.”473

Ebû Hanîfe’ye gö­re, is­tis­ka na­ma­zı­nın ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı sün­net de­ğil­dir. İn­san­lar yağ­mur du­a­sın­da ay­rı ay­rı na­maz kı­lar­lar­sa ke­ra­hat­siz ola­rak ca­iz olur. Çün­kü is­tis­ka dua ve is­tiğ­far­dan iba­ret­tir. Bu yüz­den bu dua ce­ma­at­siz ve hut­be­siz ola­rak ye­ri­ne ge­ti­ri­lir.

Ebû Yûsuf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re, yağ­mur du­a­sı na­ma­zı­nın, ih­ti­yaç var­sa, ha­zar ve­ya se­fer­de kı­lın­ma­sı men­dup­tur. Bu dua, Ra­su­lul­luh (s.as)’ın sün­ne­ti ve ra­şid ha­li­fe­le­rin amel­le­ri ile sa­bit­tir. Yağ­mu­run yağ­ma­sı ge­ci­kir­se, yağ­mur du­a­sı gün­ler bo­yu bir kaç de­fa tek­rar­la­nır. Çün­kü Al­lah Teâlâ du­a­da ıs­rar­lı olan­la­rı se­ver.474

Enes b. Mâlik (r.a) şöy­le an­la­tır: “Hz. Pey­gam­ber, cu­ma gü­nü hut­be ira­de­der­ken bir adam gel­di, onun kar­şı­sın­da dur­du ve şöy­le de­di:

- Ya Ra­su­lal­lah! Hay­van­lar mah­vol­du, yol­lar ke­sil­di. Al­lah’a dua et, bi­ze yağ­mur ver­sin.

Al­lah’ın Ra­su­lü el­le­ri­ni kal­dı­ra­rak:

 

“Al­la­hım bi­ze su ver, Al­la­hım bi­ze su ver” di­ye dua et­ti.

Gök­te hiç bir bu­lut işa­re­ti yok iken, bir­den bir bu­lut çı­kıp çev­re­ye ya­yıl­mış ve yağ­mur yağ­ma­ğa baş­la­mış­tı. Bu du­rum bir haf­ta sür­dü. Er­te­si Cu­ma bir adam gel­di:

“Ey Al­lah’ın el­çi­si! Mal­la­rı­mız te­lef ol­du, yol­lar ke­sil­di, Al­lah’a dua et, biz­den yağ­mu­ru kes­sin, de­di. Bu­nun üze­ri­ne Hz. Pey­gam­ber şöy­le dua bu­yur­du:

 

An­la­mı: “Al­la­hım! Yağ­mu­ru üze­ri­mi­ze de­ğil, çev­re­mi­ze, dağ­la­ra, te­pe­le­re, va­di­le­re ve ağaç­lı yer­le­re ver” Bu dua ile yağ­mur ke­sil­di.475

Ha­dis kay­nak­la­rın­da zik­re­di­len Ra­su­lul­lah (s.a.s)’ın yap­tı­ğı yağ­mur du­a­sı şu­dur:

 

   “Al­la­hım! Can kur­ta­ran, tat­lı, bol, be­re­ket­li, çok, geç de­ğil, ça­buk yağ­mur ver. Al­la­hım! Kul­la­rı­nı, hay­van­la­rı­nı su­la, rah­me­ti­ni yay, ölü mem­le­ke­ti­ni di­rilt.”476

Yağ­mur du­a­sı na­ma­zı, cu­ma na­ma­zı gi­bi açık­tan oku­na­rak kı­lı­nır. Na­maz­dan son­ra, bay­ram hut­be­si gi­bi hut­be oku­nur, an­cak ha­tip min­be­re çık­maz, yer­de du­rur, kı­lıç, ok ve bas­ton gi­bi bir­şe­ye da­ya­nır.

Yağ­mur ge­ci­kir­se, es­ki el­bi­se­ler gi­yi­le­rek, ço­cuk­lar, ehlî hay­van­lar ile bun­la­rın yav­ru­la­rı be­ra­ber­ce kı­ra çı­kı­lır. Ço­cuk­lar ve yav­ru­lar bir sü­re an­ne­le­rin­den uzak­laş­tı­rı­lır, za­yıf­la­ra ve yaş­lı­la­ra dua et­ti­ri­lir. Böy­le­ce Al­lah’ın rah­met ve mer­ha­me­ti­nin cel­bi umu­lur.

 

   10) Küsûf Na­ma­zı:

Gü­neş tu­tul­ma­sı­na “küsûf”, ay tu­tul­ma­sı­na “husûf” adı ve­ri­lir. Gü­neş tu­tul­du­ğu za­man, bir bel­de­de cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dı­ran imam, ezan­sız ve ka­met­siz ola­rak en az iki re­kat na­maz kıl­dı­rır. Her re­kat­ta faz­la mik­tar, Ebû Hanîfe’ye gö­re giz­li­ce, Ebû Yu­suf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re de açık­tan kı­ra­at­ta bu­lu­nur. Hut­be okun­maz, her re­kat­ta, di­ğer na­maz­lar­da­ki gi­bi tek rükû ve iki sec­de ya­pı­lır.

Çün­kü Ebû Dâvûd’un nak­let­ti­ği ha­dis­te şöy­le de­nil­mek­te­dir: “Gü­neş tu­tul­du­ğu za­man Hz. Pey­gam­ber iki re­kat na­maz kıl­dı ve her iki re­kat­ta da kı­ya­mı uzat­tı, gü­neş açı­lın­ca da na­maz­dan ay­rıl­dı. Bu­nun üze­ri­ne Al­lah el­çi­si şöy­le bu­yur­du: “Bu olay­lar Al­lah’ın bü­yük­lü­ğü­nü gös­te­ren de­lil­ler­dir. Al­lah Teâlâ bun­lar­la kul­la­rı­nı kor­kut­mak is­ti­yor. Bun­la­rı gör­dü­ğü­nüz za­man, en son kıl­dı­ğı­nız farz na­maz gi­bi bir na­maz kı­lın.”477 İb­nü’l-Hü­mam şöy­le der: Sa­ha­be­nin en son kıl­dık­la­rı na­maz sa­bah na­ma­zıy­dı. Çün­kü küsûf na­ma­zı gü­ne­şin iki mız­rak bo­yu yük­sel­me­si sı­ra­sın­da kı­lın­mış­tı.478

Ay ve gü­neş­le il­gi­li ola­rak Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Al­lah’ın  var­lı­ğı­nı gös­te­ren âyetlerden bi­ri, ge­ce ile gün­düz, ay ile gü­neş­tir. Gü­ne­şe de aya da sec­de et­me­yin. Bun­la­rın hep­si­ni ya­ra­tan Al­lah’a sec­de edin.” 479 Bu ayet­te­ki “sec­de edin” em­ri ay ve gü­neş tu­tu­lun­ca na­maz kı­lın­ma­sı­nı ifa­de eder.

Hz. Pey­gam­ber (s.as), oğ­lu İb­ra­him’in öl­dü­ğü gün gü­ne­şin tu­tul­ma­sı üze­ri­ne şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ay ile gü­neş Al­lah’ın var­lı­ğı­nı gös­te­ren ayet­ler­den­dir. Hiç­bir kim­se­nin ne ölü­mün­den ne de ha­ya­tın­dan ötü­rü tu­tu­lur­lar. Böy­le bir du­ru­mu gör­dü­ğü­nüz za­man, ay ve gü­neş açı­lın­ca­ya ka­dar na­maz kı­lın, dua edin.”480 As­hab-ı ki­ram­dan ba­zı­la­rı­nın, Hz. Pey­gam­ber’in üzün­tü­sü­ne gü­ne­şin de tu­tul­mak su­re­tiy­le ka­tıl­dı­ğı­nı ve yas tut­tu­ğu­nu söy­le­me­si üze­ri­ne Al­lah el­çi­si bu yan­lış ka­na­a­ti de­ğiş­tir­mek için bu söz­le­ri söy­le­miş­tir.

Küsûf na­ma­zı­nın bü­yük bir ca­mi­de kı­lın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Dı­şar­da, sah­ra­da da kı­lı­na­bi­lir. Küsûf ve husûf na­maz­la­rı­nın sa­hih ha­dis­ler­le sa­bit ol­du­ğu hal­de farz ol­ma­ma­sı­nın se­be­bi, da­ha ön­ce­ki ko­nu­lar­da ge­çen ha­dis­te; bedevînin Hz. Pey­gam­ber’e hi­ta­ben “Beş va­kit na­maz­dan baş­ka bir farz var mı­dır?” so­ru­su­na kar­şı­lık, Hz. Pey­gam­ber’in; “Ha­yır, an­cak na­fi­le ola­rak kı­lar­san bu müs­tes­na­dır.”481  şek­lin­de­ki ifa­de­si­dir.

Küsûf na­ma­zın­dan son­ra İmam gü­neş açı­lın­ca­ya ka­dar kıb­le­ye doğ­ru ayak­ta ve­ya ce­ma­a­ta kar­şı otu­ra­rak dua eder. Ce­ma­at da “âmin” der. İmam bu­lun­maz­sa, her­kes ken­di evin­de tek ba­şı­na kı­lar.

İmam Şâfiî ve ba­zı ha­dis­çi­le­re gö­re, na­maz­dan son­ra hut­be okun­ma­sı müs­te­hap­tır.

 

   11) Husûf Na­ma­zı:

Ay tu­tul­du­ğu za­man müs­lü­man­la­rın ev­le­rin­de te­ker te­ker bir hal­de ve küsûf na­ma­zı gi­bi giz­li ve­ya açık­tan kı­ra­at­la iki ve­ya dört re­kat na­maz kıl­ma­la­rı men­dup­tur. Ebu Ha­ni­fe’ye gö­re bu na­ma­zın ca­mi­de ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı sün­net­te yok­tur. An­cak kı­lı­nır­sa ca­iz olur. Ay tu­tul­ma­sı ge­ce ola­bi­le­ce­ği için ce­ma­a­tin ca­mi­de top­la­nıp top­lu na­maz kıl­ma­sın­da güç­lük var­dır.482

İmam Şâfiî ve Ah­med b. Han­bel ile ba­zı ha­dis bil­gin­le­ri­ne gö­re, ce­ma­at­le kı­lı­nır. İmam Mâlik’e gö­re ise ce­ma­at­la kı­lı­na­maz.

Zel­ze­le, şim­şek çak­ma­sı, şid­det­li rüzgâr, gün­dü­zün çö­ken ka­ran­lık, ge­ce vak­ti ışık ya­yıl­ma­sın­dan kork­ma, yıl­dız kay­ma­sı, de­vam­lı ya­ğan yağ­mur ve kar, sal­gın has­ta­lık­lar, düş­man­dan kork­mak ve ben­ze­ri kor­ku­lu za­man­lar­da küsûf ve husûf na­maz­la­rı gi­bi na­maz kı­lın­ma­sı müs­tah­sen gö­rül­müş­tür. Bu ko­nu­da küsûf na­ma­zı­na kı­yas ya­pıl­mış­tır.483 Allah Ra­su­lü’nün şid­det­li rüz­gar esin­ce şöy­le dua et­ti­ği nak­le­di­lir: “Al­la­hım! Sen­den rüz­ga­rın ha­yır­lı­sı­nı, rüz­gar­da bu­lu­nan­la­rın en ha­yır­lı­sı­nı, rüzgârla gön­der­dik­le­ri­nin ha­yır­lı­sı­nı is­te­rim, bu rüzgârın kö­tü­lü­ğün­den, bu rüzgârda bu­lu­nan­la­rın kö­tü­lük­le­rin­den bu rüzgâr se­be­biy­le gön­der­di­ğin şey­le­rin kö­tü­lü­ğün­den sa­na sı­ğı­nı­rım.”484  Gü­nü­müz­de, ba­zı ül­ke­ler­de sık sık gö­rü­len ve yüz bin­ler­ce in­sa­nın ölü­mü­ne yol açan şid­det­li ka­sır­ga, tay­fun ve hor­tum âfetleri dik­ka­te alın­dı­ğın­da Ra­su­lul­lah (s.a.s)’ın bu du­a­sı­nın de­ğe­ri da­ha iyi an­la­şı­lır. Böy­le bir felâket sı­ra­sın­da Al­lah’a sı­ğın­ma­nın dı­şın­da ya­pa­cak bir şey kal­ma­mak­ta­dır. An­cak fır­tı­na­dan ön­ce her tür­lü ko­run­ma ve kur­tul­ma ça­re ve ted­bir­le­ri­nin alın­ma­sı da ge­rek­li­dir.

 

   12) Mü­ba­rek Ge­ce­ler­de Na­maz Kıl­mak:

a) Re­ceb’in ilk cu­ma ge­ce­si “Re­ga­ib ge­ce­si”dir. Bu ge­ce­de Al­lah Rasûlünün çe­şit­li te­cel­li­le­re maz­har olup, şü­kür için on iki rekât na­maz kıl­dı­ğı nak­le­di­lir. Hz. Mu­ham­med’in bu ge­ce­de ana rah­mi­ne düş­tü­ğü­ne da­ir ri­va­yet, onun do­ğum ta­ri­hi ile tam uyum­lu gö­rül­me­mek­te­dir. An­cak Hz. Âmine va­li­de­mi­zin bu ge­ce ha­mi­le­li­ği­ne mut­ta­li ol­ma­sı da muh­te­mel­dir.

b) Re­ceb’in 27. ge­ce­si “Mi­rac ge­ce­si”dir. Bu ge­ce­de on iki re­kat na­fi­le na­maz kı­lın­ma­sı müs­tah­sen gö­rül­müş­tür. Hz. Pey­gam­ber bu ge­ce­de Al­lah’ın en bü­yük lüt­fu­na maz­har ol­muş, gök­le­rin melekûtuna yük­sel­miş­tir.

c) Şa­ban’ın on­be­şin­ci ge­ce­si “Be­rat ge­ce­si”dir. Bu ge­ce­de; mahlûkatın bir yıl için­de­ki rı­zık­la­rı­na, zen­gin ve­ya fa­kir, aziz ve­ya ze­lil ola­cak­la­rı­na, ömür­le­ri­nin de­vam edip et­me­ye­ce­ği­ne, ecel­le­ri­ne ve ha­cı­la­rın sa­yı­la­rı­na ait bil­gi­le­rin Cenâb-ı Hak ta­ra­fın­dan uy­gu­lan­mak üze­re me­lek­le­re in­ti­kal et­ti­ri­le­ce­ği be­lir­til­mek­te­dir. Be­rat ge­ce­sin­de kı­lın­ma­sı tav­si­ye edi­len na­ma­za “Sa­la­tü’l-hayr” de­nil­miş­tir. Ba­zı ri­va­yet­le­re gö­re bu na­maz yüz re­kat olup, her re­ka­tın­da Fa­ti­ha’dan son­ra on ke­re İhlâs su­re­si oku­nur.

d) Ra­ma­zan’ın 27. ge­ce­si “Ka­dir ge­ce­si”dir. Kur’an bu ge­ce Hz. Pey­gam­ber’e (s.a.s) in­me­ğe baş­la­mış­tır. Bu ge­ce Cenâb-ı Hakk’ın bil­dir­di­ği­ne gö­re bin ay­dan ha­yır­lı­dır. Bu ge­ce­de ih­las­la ya­pı­lan dua ka­bul olu­nur.

Be­lir­ti­len mü­ba­rek ge­ce­ler­de üm­met için kı­lı­na­cak özel bir na­maz nass’lar­da bu­lun­ma­mak­la bir­lik­te, bu ge­ce­le­rin fa­zi­le­ti ve ya­pı­la­cak du­a­la­rın ka­bul edil­me ümi­di­nin faz­la ol­ma­sı se­be­biy­le di­ğer ge­ce­le­re gö­re da­ha iyi bir şe­kil­de bun­la­rın ih­ya edil­me­si ge­re­kir. Özel­lik­le ka­za na­ma­zı kıl­ma, ge­ce na­ma­zı­nı art­tır­ma, Kur’an-ı Ke­rim oku­ma, tes­bih, zi­kir ve dua ile bu ge­ce­le­ri ih­ya et­me­li­dir. Di­ğer yan­dan gün­dü­zü oruç­lu ge­çir­mek, hak­kı bu­lu­nan kim­se­ler­le he­lal­leş­mek, yok­sul­la­rı gö­zet­mek, ha­yır, ha­se­nat yap­mak da bu gün­le­rin en gü­zel ih­ya şek­li­dir. Bu ge­ce­ler­de, na­fi­le na­ma­zın en az iki re­kat ol­mak üze­re, is­te­nil­di­ği ka­dar kı­lın­ma­sı bü­yük ecir ka­zan­dı­rır.

Hz. Âişe (r. anhâ)’nin; Ey Al­lah’ın Ra­su­lü bir ge­ce­nin Ka­dir ge­ce­si ol­du­ğu­nu an­lar­sam na­sıl dua ede­yim?, so­ru­su­na kar­şı­lık Ra­su­lul­lah (s.as)'in şu şe­kil­de dua et­me­si­ni tav­si­ye et­ti­ği bil­di­ril­miş­tir:

 

   “Al­la­hım! Şüp­he­siz sen af­fe­di­ci­sin af­fı se­ver­sin. Be­ni af­fet”485 Bu du­a­ya mü­ba­rek ge­ce­ler­de çok­ca de­vam et­me­li­dir.