Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 36. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

XV - SEC­DE­LER­LE İL­Gİ­Lİ ME­SE­LE­LER

 

Sec­de Cenâb-ı Hak­ka say­gı ve ta­zi­min en ile­ri ifa­de­si­dir. Ku­lun Rab­bı­na en faz­la yak­laş­tı­ğı hal­dir. Sec­de ce­na­ze na­ma­zı dı­şın­da bü­tün na­maz­lar­da her re­kat­ta iki ke­re tek­rar­la­nan önem­li bir rü­kün­dür. Na­maz­lar­da ya­nıl­ma yo­luy­la mey­da­na ge­len ba­zı ek­sik­lik­le­rin telâfisi için na­ma­zın so­nun­da ya­pı­lan sec­de­ye “se­hiv sec­de­si”, sec­de ayet­le­ri oku­nun­ca ya­pı­la­na “ti­la­vet sec­de­si”, Cenâb-ı Hak­ka şü­kür için ya­pı­lan mü­cer­ret ba­zı sec­de­le­re de “şü­kür sec­de­si” de­nir. Aşa­ğı­da bu üç çe­şit sec­de­yi açık­la­ya­ca­ğız:

 

   A - Se­hiv Sec­de­si:

Se­hiv; bir şey­de ya­nıl­mak, onu bil­me­ye­rek ter­ket­mek de­mek­tir. Ya­nı­la­rak na­ma­zın rü­kün­le­rin­den bi­ri­si­ni te­hir ve­ya bir va­ci­bi terk ya­hut te­hir ha­lin­de, na­ma­zın so­nun­da ya­pıl­ma­sı ge­re­ken sec­de­le­re “se­hiv sec­de­si” de­nir. Ya­pı­lı­şı şöy­le­dir: Bir rük­nün te­hi­ri ve­ya bir va­ci­bin terk ya­hut te­hi­ri ha­lin­de son otu­ruş­ta yal­nız ta­hiy­yat okun­duk­tan son­ra iki ta­ra­fa se­lam ve­ri­lir, da­ha son­ra “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek sec­de­ye va­rı­lıp, üç ke­re “Süb­ha­ne Rab­bi­ye’l-a’la” oku­nur, son­ra “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek otu­ru­lur, bir tesbîh mik­ta­rı cel­se­den son­ra ye­ni­den “Al­la­hu ek­ber” di­ye, ikin­ci sec­de­ye va­rı­lır, yi­ne üç de­fa “Süb­ha­ne Rab­bi­ye’l-a’la” okun­duk­tan son­ra “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek otu­ru­lur. Ta­hiy­yat, Sal­li-Ba­rik ve Rab­be­na ati­na du­a­la­rı okun­duk­tan son­ra ön­ce sağ ta­ra­fa, son­ra da sol ta­ra­fa se­lam ve­ri­lir.

Yal­nız sağ ta­ra­fa se­lam ve­ril­dik­ten son­ra se­hiv sec­de­le­ri­nin ya­pıl­ma­sı da­ha fa­zi­let­li ve ih­ti­ya­ta da­ha uy­gun­dur. Ni­te­kim ce­ma­at­le kı­lı­nan na­maz­lar­da ce­ma­a­tin yan­lış­lık­la da­ğıl­ma­sı­na mey­dan ver­me­mek için, yal­nız sağ ta­ra­fa se­lam­dan son­ra se­hiv sec­de­le­ri­nin ya­pıl­ma­sı ge­rek­li gö­rül­müş­tür.

Ha­ne­fi­le­rin sağ­lam gö­rü­len gö­rü­şü­ne gö­re se­hiv sec­de­si va­cip, ge­nel ola­rak di­ğer mez­hep­le­re gö­re sün­net­tir.487

Hanefîler bu ko­nu­da şöy­le der: Na­maz kı­lan ki­şi bu sec­de­yi ter­ket­mek­le günahkâr olur, fa­kat na­ma­zı fa­sit ol­maz. Çün­kü se­hiv sec­de­si kay­bol­muş bir şe­yin taz­mi­ni­dir. Bir şe­yin taz­mi­ni ise an­cak va­cip olur. Se­hiv sec­de­si, te­şeh­hü­dü oku­mak ve se­lam ver­mek gi­bi va­cip olan iş­le­rin ya­pıl­ma­sın­dan do­ğan gü­na­hı kal­dı­rır, fa­kat bir rü­kün olan meselâ bir rükû yap­ma­mak­tan do­ğan ek­sik­li­ği kal­dır­maz.

Se­hiv sec­de­si ima­ma ve tek ba­şı­na na­maz kı­la­na va­cip­tir. İma­ma uyan ki­şi na­ma­zın­da ya­nı­lır­sa onun üze­ri­ne se­hiv sec­de­si va­cip ol­maz. Eğer imam ya­nıl­mış­sa ce­ma­a­tin ona uy­ma­sı va­cip olur. Eğer ima­ma uyan ki­şi müd­rik ve­ya mes­buk ise, onun da ima­mın se­hiv sec­de­si­ne ka­tıl­ma­sı ge­re­kir. Eğer imam Se­hiv sec­de­si­ni yap­maz­sa bu sec­de ce­ma­at­ten de dü­şer. Çün­kü ce­ma­a­tin ima­ma uy­ma­sı ge­re­kir. Fa­kat mes­buk, yal­nız sec­de­ler­de ima­ma uyar, se­lam­da ona uy­maz.488

Se­hiv sec­de­si va­kit na­ma­zı kıl­ma­ya el­ve­riş­li ol­du­ğu za­man­lar­da ve du­rum­lar­da va­cip­tir. Meselâ; sa­bah na­ma­zı­nı kı­lar­ken se­lam ver­dik­ten son­ra gü­neş doğ­sa ve­ya ikin­di na­ma­zın­da gü­ne­şin ufuk­ta­ki kır­mı­zı­lı­ğı iyi­ce or­ta­ya çık­sa bu kim­se­den se­hiv sec­de­si dü­şer.

Cu­ma ve bay­ram na­maz­la­rın­da ka­la­ba­lık bir ce­ma­at var­sa ka­rı­şık­lı­ğa mey­dan ve­ril­me­me­si için se­hiv sec­de­si­nin ter­ke­dil­me­si da­ha uy­gun gö­rül­müş­tür. Bir kim­se se­hiv sec­de­si­ni ya­par­ken ya­nıl­sa, ay­rı­ca bir se­hiv sec­de­si da­ha yap­ma­sı ge­rek­mez.

Se­hiv sec­de­si­nin va­cip olu­şu İbn Mes’ud (r.a)’un nak­let­ti­ği şu ha­di­se da­ya­nır: “Siz­den bi­ri na­ma­zın­da şüp­he­ye dü­şer­se, doğ­ru­su­nu araş­tır­sın ve na­ma­zı­nı ka­na­a­ti­ne gö­re ta­mam­la­sın, son­ra se­lam ver­sin ve se­hiv sec­de­si yap­sın, ya­ni ya­nıl­dı­ğı için iki sec­de da­ha yap­sın.” 489 Ebu Sa­id el-Hud­ri (r.a) şöy­le de­miş­tir: “Ra­su­lul­lah (s.a.s) bu­yur­muş­tur ki; “Siz­den bi­ri na­ma­zı dört re­kat mı üç re­kat mı kıl­dı­ğın­da şüp­he­ye dü­şer­se, şüp­he­si­ni at­sın ve ke­sin ola­rak bil­di­ği ne ise onun üze­rin­den na­ma­zı ta­mam­la­sın. Se­lam ver­mez­den ön­ce de iki sec­de yap­sın. Eğer beş kıl­mış ise, bu sec­de­ler na­ma­zı­na şe­fa­at­çı olur, eğer tam kıl­mış ise, bu iki sec­de şey­ta­nın ken­di­sin­den uzak­laş­tı­rıl­ma­sı­na ve­si­le olur.” 490

Hz. Pey­gam­ber ile as­hab-ı ki­ra­mın ge­rek­ti­ği du­rum­da se­hiv sec­de­si yap­ma­la­rı bu sec­de­nin va­cip ol­du­ğu­nu gös­te­rir. Hac­cın va­cip­le­rin­den bi­ri­si­nin ek­sik kal­ma­sı ha­lin­de, bu­nu te­la­fi için kur­ban ke­sil­me­si gi­bi, se­hiv sec­de­si de, na­maz­da­ki ek­sik­le­rin ta­mam­lan­ma­sı için va­cip kı­lın­mış­tır.

Farz, va­cip ve­ya sün­net bir na­ma­zın ken­di için­de kı­yam, kı­ra­at, rükû ve sec­de gi­bi farz­la­rı; fa­ti­ha, su­re ila­ve­si, ter­ti­be uy­mak gi­bi va­cip­le­ri; otu­ruş­lar­da Sal­li-bârik du­a­la­rı gi­bi sün­net­le­ri var­dır. Bun­la­ra tam ola­rak ri­a­yet edi­lin­ce ek­sik­siz na­maz kı­lın­mış olur.

Her­han­gi bir na­maz­da bir far­zın kas­ten ve­ya ya­nı­la­rak terk edil­me­si o na­ma­zın ia­de­si­ni ge­rek­ti­rir. Bu bü­yük ek­sik­li­ği ta­mam­la­mak  için se­hiv sec­de­le­ri ye­ter­li ol­maz.

Bir va­ci­bin kas­ten terk ve­ya te­hi­ri ise kö­tü bir iş olup, bun­dan do­la­yı se­hiv sec­de­si ge­rek­mez­se de, böy­le bir na­ma­zı ye­ni­den kıl­mak da­ha uy­gun­dur. Bir va­ci­bin ya­nı­la­rak terk ve­ya te­hir edil­me­si ise se­hiv sec­de­le­ri­ni ge­rek­ti­rir. Bu yol­la o ek­sik­lik te­la­fi edil­miş olur. Bir sün­ne­tin kas­ten ve­ya ya­nı­la­rak ter­ki ise se­hiv sec­de­si­ni ge­rek­tir­mez, fa­kat kas­ten ter­ke­dil­me­si bir ku­sur­dur, se­vap ve fa­zi­let­ten mah­rum kal­ma­ya se­bep olur.

Se­hiv sec­de­si­nin se­bep­le­ri şun­lar­dır:

1) Kas­ten ya­pı­lan iş­ler­den do­la­yı üç yer­de se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir. İlk otu­ru­şu ter­ket­mek ya­hut bi­rin­ci re­kat­tan bir sec­de­yi na­ma­zın so­nu­na bı­rak­mak ya­hut da bir rü­kün eda ede­cek ka­dar bir sü­re te­fek­kü­re da­la­rak bir şey yap­ma­mak.

2) Na­ma­zın va­cip­le­rin­den bi­ri­ni ya­nı­la­rak ter­ket­mek­le se­hiv sec­de­si ge­re­kir. Bu da ya o va­ci­bi ta­ma­men ter­ket­mek­le ve­ya ge­ri bı­rak­mak­la ya­hut öne al­mak­la ve­ya­hut na­ma­za bir şey ila­ve et­mek­le ya­hut da bir şe­yi ek­silt­mek­le olur ki, bun­lar on bir va­cip­ten iba­ret­tir. Bu va­cip­le­rin al­tı ta­ne­si as­li olup şun­lar­dır:

a) Farz na­maz­la­rın ilk iki re­ka­tın­da Fa­ti­ha’nın ta­ma­mı­nı ve­ya ço­ğun­lu­ğu­nu ter­ket­mek.

b) Farz na­maz­la­rın ilk iki re­ka­tın­da Fa­ti­ha’dan son­ra üç kı­sa ayet ve­ya uzun bir ayet oku­ma­yı ter­ket­mek.

c) Na­maz­lar­da açık­tan ve­ya giz­li oku­ma esa­sı­na ay­kı­rı dav­ran­mak. Bir kim­se öğ­le ve ikin­di na­maz­la­rı gi­bi giz­li oku­na­cak na­maz­lar­da açık­tan oku­sa ve­ya ak­şam, yat­sı ve sa­bah na­maz­la­rı gi­bi ima­mın açık­tan oku­ma­sı ge­re­ken na­maz­lar­da giz­li oku­sa, bun­dan ötü­rü na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si yap­ma­sı va­cip olur. Giz­li oku­na­cak yer­de Fa­ti­ha’nın ço­ğu açık okun­sa ge­ri ka­la­nı giz­li oku­nur. Bu­nun ak­si­ne açık oku­na­cak bir na­maz­da Fa­ti­ha’nın bir kıs­mı giz­li okun­sa ye­ni baş­tan açık­tan oku­nur. Böy­le­ce bir re­kat­ta açık ve giz­li oku­nan cem edil­me­miş olur. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re, bu ye­ni­den okun­maz. Ge­ri ka­la­nı açık­tan oku­nur.

d) Üç ve­ya dört re­kat­lı na­maz­lar­da ilk otu­ruş­ta te­şeh­hü­dü ter­ket­mek.

e) Son otu­ruş­ta te­şeh­hü­dü ter­ket­mek.

f) Bir re­ka­tın için­de tek­rar­lan­ma­sı ge­re­ken bir işi yap­mak­ta sı­ra­yı gö­zet­me­mek. Bu fi­il her re­ka­tın ikin­ci sec­de­si­dir. Meselâ; bir kim­se, bir re­kat­ta ilk sec­de­den son­ra ya­nı­la­rak son­ra­ki re­ka­ta kal­kar ve o re­ka­tı iki sec­de­si ile ye­ri­ne ge­tir­dik­ten son­ra, na­ma­zın so­nun­da ter­ket­ti­ği bu sec­de­yi ha­tır­la­yıp, o sec­de­yi de ye­ri­ne ge­ti­rir­se, sı­ra­ya uy­ma­dı­ğın­dan do­la­yı bu kim­se­ye se­hiv sec­de­si yap­mak va­cip olur.

İf­ti­tah tek­bi­rin­den son­ra rükûya gi­dip, ya­nıl­dı­ğı­nı an­la­ya­rak ge­ri dö­nüp Fa­ti­ha ve ila­ve su­re oku­yan kim­se rükûu ye­ni­den ya­par, ter­ti­be ri­a­yet et­me­di­ği için de se­hiv sec­de­si ya­par. Bu­nun gi­bi ti­la­vet sec­de­si­ni ye­rin­de yap­ma­yıp terk et­mek de se­hiv sec­de­si­ni ge­rek­ti­rir.

Di­ğer yan­dan ayak­ta du­ra­cak yer­de otur­mak, otu­ra­cak yer­de aya­ğa kalk­mak du­rum­la­rın­da ol­du­ğu gi­bi bir far­zın ye­ri­ni de­ğiş­tir­mek ve­ya te­hir et­mek de se­hiv sec­de­si­ni ge­rek­ti­rir.

g) Rükû ve sec­de­de ta’di­li erkânı ter­ket­mek. Sa­hih gö­rü­len gö­rü­şe gö­re, ya­nı­la­rak ta’di­li erkânı ter­ke­den kim­se­nin se­hiv sec­de­si yap­ma­sı va­cip olur.

   h) Farz na­maz­lar­da kı­ra­a­tin ye­ri­ni de­ğiş­tir­mek. Meselâ; ila­ve su­re­den son­ra Fa­ti­ha oku­mak ve­ya dört re­kat­lı na­maz­la­rın son iki re­ka­tın­da su­re oku­mak gi­bi du­rum­lar­da se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir.

i) Vi­tir na­ma­zı­nın ku­nu­tu­nu ter­ket­mek. Bu da ku­nu­tu oku­ma­dan rükûya var­mak­la ger­çek­le­şir. Ku­nu­tu ter­ke­den kim­se se­hiv sec­de­si ya­par.

j) Ku­nut tek­bi­ri­ni ter­ket­mek.

k) Bay­ram tek­bir­le­ri­nin ta­ma­mı­nı ve­ya bir bö­lü­mü­nü ter­ket­mek, ya­hut bay­ram na­ma­zı­nın ikin­ci re­ka­tı­nın rükû tek­bi­ri­ni ter­ket­mek gi­bi du­rum­lar­da da se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir. Çün­kü bun­lar va­cip tek­bir­ler­dir. Bi­rin­ci re­ka­tın rükû tek­bi­ri böy­le de­ğil­dir.

3) Na­ma­za, na­maz­dan ol­ma­yan bir şe­yi ila­ve et­mek. İki ke­re rükû et­mek gi­bi. Bu du­rum­da na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si ge­re­kir.

4) Ya­nı­la­rak ter­ke­di­len fi­i­le ge­ri dön­mek:

Bir kim­se ya­nı­la­rak bi­rin­ci otu­ru­şu yap­ma­sa, son­ra bu otu­ru­şu ha­tır­la­sa ba­kı­lır: Eğer otur­ma ha­li­ne da­ha ya­kın ise ge­ri dö­ner ve otu­rup te­şeh­hüt­te bu­lu­nur. Eğer ayak­ta dur­ma ha­li­ne da­ha ya­kın ise ge­ri dön­mez. Na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si ya­par.

Son otu­ru­şu ya­nı­la­rak ter­ke­dip be­şin­ci re­ka­ta kal­kan kim­se, be­şin­ci re­ka­tın sec­de­si­ni yap­ma­mış­sa ge­ri dö­ner ve otu­rur, so­nun­da da se­hiv sec­de­si ya­par. Eğer bu kim­se, be­şin­ci re­ka­tın sec­de­si­ni yap­mış­sa far­zı ba­tıl olur ve kıl­dı­ğı na­maz na­fi­le­ye dö­nü­şür. Böy­le bir kim­se­nin bu na­ma­zı al­tı­ya ta­mam­la­ma­sı men­dup­tur. Bu hü­küm Ebu Ha­ni­fe ile İmam Mu­ham­med’e gö­re­dir.

Eğer son otu­ruş­ta te­şeh­hüt mik­ta­rı otur­duk­tan son­ra ya­nı­la­rak aya­ğa kal­kar­sa, bu otu­ru­şu bi­rin­ci otu­ruş sa­na­rak se­lam ver­me­miş­se ba­kı­lır: Be­şin­ci re­ka­tın sec­de­si­ni yap­ma­dıy­sa tek­rar otu­rur. Eğer be­şin­ci re­ka­tın sec­de­si­ni yap­mış­sa müs­te­hap ola­rak bu na­ma­za bir re­kat da­ha ila­ve eder. Bu kim­se­nin kıl­dı­ğı farz na­maz ta­mam olur. Çün­kü son otu­ruş ken­di ma­hal­lin­de ol­muş­tur. Faz­la­dan kı­lı­nan iki re­kat ise, bu kim­se için na­fi­le hük­mün­de ol­muş olur.

   5) Na­maz­da re­kat sa­yı­sın­da şüp­he­len­mek:

Bir kim­se na­ma­zın­da şüp­he­le­ne­rek üç mü yok­sa dört mü kıl­dı­ğı­nı ha­tır­la­ma­sa, eğer ya­nıl­ma ola­yı bu ki­şi­nin ba­şı­na ilk de­fa gel­miş­se ya­ni bu gi­bi şüp­he­len­me­ler o ki­şi­de de­vam­lı bir âdet ha­li­ne gel­me­miş­se na­ma­zı­nı ye­ni­den kıl­ma­lı­dır. Bu­nu ye­ni­den kıl­mak için otu­ra­rak se­lam ver­me­si da­ha uy­gun­dur. Çün­kü Al­lah el­çi­si; “Siz­den bi­ri na­ma­zın­da kaç re­kat kıl­dı­ğı hu­su­sun­da şüp­he­ye dü­şer­se na­ma­zı ye­ni­den kıl­sın.” 491  bu­yur­muş­tur.

Eğer böy­le bir kim­se­ye ço­ğu kez şüp­he­len­me du­ru­mu ge­li­yor­sa, ga­lip olan ka­na­a­ti­ne gö­re na­ma­zı­na de­vam eder. Üç ve­ya dört re­kat­tan han­gi­si hak­kın­da­ki ka­na­a­ti ağır ba­sı­yor­sa o ta­ra­fı ter­cih eder. Çün­kü sık sık ves­vese­ye dü­şen kim­se­nin na­ma­zı­nı ye­ni­den kıl­ma­sın­da güç­lük­ler var­dır. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) bu ko­nu­da şöy­le bu­yur­muş­tur: “Siz­den bi­ri şüp­he­len­di­ği za­man doğ­ru­yu araş­tır­sın ve na­ma­zı­nı ta­mam­la­sın.” 492

Na­maz­da şüp­he­le­nip, kaç re­kat kıl­dı­ğı hu­su­sun­da ke­sin bir ka­na­a­te va­ra­ma­yan kim­se en az re­ka­tı esas ala­rak na­ma­zı­na de­vam eder. Çün­kü en azı hak­kın­da­ki bil­gi ke­sin­dir. Böy­le bir kim­se otur­ma­sı lâzım gel­di­ği­ne ka­na­at ge­tir­di­ği her yer­de otur­ma­lı­dır. Böy­le­ce farz ve­ya va­cip olan bir otu­ru­şu ter­ket­me­miş olur. Meselâ; dört re­kat­lı bir na­maz­da, kıl­mak­ta ol­du­ğu re­ka­tın bi­rin­ci mi, yok­sa ikin­ci mi ol­du­ğu hu­su­sun­da şüp­he eden kim­se araş­tır­ma­sı­na gö­re amel eder. Eğer araş­tır­ma­sı bir so­nuç ver­mez­se en az olan bir re­ka­tı esas ala­rak na­ma­za de­vam eder. An­cak bu­nun ikin­ci re­kat ol­ma ih­ti­ma­lin­den do­la­yı da otu­rur. Çün­kü ikin­ci re­kat­ta otur­mak va­cip­tir. Son­ra kal­kıp bir re­kat da­ha kı­lıp otu­rur.

En azı ile amel et­mek ge­rek­ti­ği­nin de­li­li, Ebu Sa­id el-Hud­ri (r.a)’nin ri­va­yet et­ti­ği şu ha­dis­tir: “Siz­den bi­ri na­ma­zın­da şüp­he eder­se, üç mü yok­sa dört mü kıl­dı­ğı­nı bi­le­mez­se, şüp­he­len­me­yi bı­rak­sın ve en az re­ka­tı esas ala­rak na­ma­zı­na de­vam et­sin.” 493

Bir kim­se na­maz­da iki de­fa ve­ya da­ha faz­la ya­nı­lır­sa, hep­si için na­ma­zın so­nun­da bir tek se­hiv sec­de­si (iki sec­de) yap­ma­sı ye­ter­li­dir. Çün­kü Ra­su­lul­lah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Siz­den bi­ri ya­nıl­dı­ğı za­man iki de­fa sec­de et­sin.” 494  Bu ha­di­si şe­rif iki ke­re ya­nıl­ma­yı da içi­ne al­mak­ta­dır.

Di­ğer yan­dan bu son ha­dis, rükûlu ve sec­de­li olan bü­tün va­cip, sün­net ve di­ğer na­fi­le na­maz­lar­da­ki ya­nıl­ma­la­rı da kap­sa­mak­ta­dır.

Giz­li oku­na­cak yer­de Fa­ti­ha’nın ço­ğu ya­nı­la­rak açık­tan okun­sa ge­ri ka­la­nı giz­li oku­nur. Bu­nun ak­si­ne açık­tan oku­na­cak bir na­maz­da Fa­ti­ha kıs­men giz­li­ce oku­nup da, bun­dan son­ra açık­tan oku­na­ca­ğı ha­tır­lan­sa Fa­ti­ha ye­ni baş­tan açık­tan oku­nur. Böy­le­ce bir re­kat­ta açık­tan oku­ma ile giz­li oku­ma­nın ara­sı bir­leş­ti­ril­me­miş olur. Fa­kat baş­ka bir gö­rü­şe gö­re, bu ye­ni­den okun­maz. Yal­nız ge­ri ka­la­nı açık­tan oku­nur.

Tek ba­şı­na na­maz kı­la­nın açık­tan ve­ya giz­li­ce oku­ma­sın­dan do­la­yı za­hi­ru’r-ri­va­ye’ye gö­re, se­hiv sec­de­si ge­rek­mez. An­cak giz­li­ce oku­na­cak yer­de, meselâ; öğ­le na­ma­zın­da açık­tan oku­ma­sı kas­ta da­ya­nı­yor­sa kö­tü bir iş sa­yı­lır.

   Tek ba­şı­na na­maz kı­la­nın gün­düz kı­la­ca­ğı na­fi­le na­maz­la­rın­da açık­tan kı­ra­at­ta bu­lun­ma­sı mek­ruh­tur.

İmam, meselâ sa­bah na­ma­zın­da Fa­ti­ha’yı ya­nı­la­rak giz­li­ce oku­yup, son­ra ha­tır­la­sa, ila­ve ede­ce­ği su­re­yi açık­tan okur Fa­ti­ha’yı ye­ni­den oku­maz.

Dört ve­ya üç re­kat­lı farz ve­ya vi­tir na­maz­la­rın­da bi­rin­ci otu­ruş­ta, Ta­hıy­yat okun­duk­tan son­ra, ya­nı­la­rak “Al­la­hüm­me sal­li ala Mu­ham­me­din ve ala ali Mu­ham­med” de­nil­me­si ve Ebu Ha­ni­fe’den bir ri­va­ye­te gö­re bu Ta­hiy­yat’tan son­ra bir harf bi­le zi­ya­de edil­me­si se­hiv sec­de­le­ri­ni ge­rek­ti­rir. Fa­kat son otu­ruş­lar­da Ta­hiy­yat’tan son­ra Kur’an okun­ma­sı, dua edil­me­si se­hiv sec­de­le­ri­ni ge­rek­tir­mez. Çün­kü son otu­ruş dua ve se­na ma­hal­li­dir. Kur’an ise dua ve se­na­yı içi­ne alır.

Na­maz­da zi­kir­le­rin, dua ve Ta­hiy­yat’ın açık­tan okun­ma­sı da Se­hiv sec­de­le­ri­ni ge­rek­tir­mez. İmam ya­nıl­dı­ğı za­man, ya­nıl­dı­ğı­nı ha­tır­lat­mak ko­nu­sun­da Al­lah el­çi­si şöy­le bu­yur­muş­tur: “Er­kek­le­rin Süb­ha­nal­lah de­me­si, ka­dın­la­rın el çırp­ma­sı ge­re­kir.” 495

İmam Şâfiî ile Ah­med b. Han­bel’e gö­re se­hiv sec­de­le­ri iki ta­ra­fa se­lam ve­ril­me­den ya­pıl­ma­lı­dır. İmam Mâlik’e gö­re ise, se­hiv bir zi­ya­de se­be­biy­le ise se­hiv sec­de­le­ri selâmdan son­ra, bir ek­sik­lik se­be­biy­le ise selâmdan ön­ce ya­pıl­ma­lı­dır.

 

   B - Tilâvet Sec­de­si:

Kur’an-ı Ke­rim su­re­le­rin­de on­dört sec­de aye­ti var­dır ki, bun­lar­dan bi­ri­ni oku­yan ve­ya işi­ten her mü­kel­lef için bir sec­de yap­mak va­cip olur. Sec­de aye­ti­nin ter­ce­me­si­ni oku­yan ve­ya din­le­yen ki­şi de sec­de et­me­li­dir.

 

   1) Ti­la­vet sec­de­si­nin se­be­bi ve ya­pı­lı­şı:

a) Sec­de aye­ti­ni oku­mak. Oku­ya­nın ku­la­ğı duy­ma­sa da bu oku­mak­tan ötü­rü sec­de va­cip olur.

b) Oku­nan sec­de aye­ti­ni işit­mek ve­ya din­le­mek. İşit­mek ka­sıt­sız, din­le­mek ise ka­sıt­lı olur.

c) Bir ima­ma uy­muş bu­lun­mak. Eğer sec­de aye­ti­ni imam okur­sa işit­me­se­ler de, ima­ma uyan kim­se­le­re de sec­de et­mek va­cip olur.

Bu sec­de­nin ya­pı­lı­şı şöy­le­dir: Ti­la­vet sec­de­si ni­ye­tiy­le el­ler kal­dı­rılmak­sı­zın “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek sec­de­ye va­rı­lır, sec­de­de üç ke­re “Süb­ha­ne Rab­bi­ye’l-a’la (En yü­ce olan Rab­bi­mi bü­tün nok­san sı­fat­lar­dan ten­zih ede­rim)” de­ni­lir. Bun­dan son­ra “Al­la­hu Ek­ber” de­ni­le­rek sec­de­den kal­kı­lır. Ti­la­vet sec­de­si­nin rük­nü Al­lah Teâlâ’yı ta’zim için yü­zü ye­re koy­mak­tır. An­cak na­maz ha­lin­de rükû ve has­ta­lar için ima da bu sec­de ye­ri­ne ge­çer.

Bu sec­de için ab­dest­li, te­miz, av­ret yer­le­ri ör­tü­lü ve kıb­le­ye yö­nel­miş ol­mak şart­tır.

Ti­la­vet sec­de­si­ne ayak­tan inil­me­si ve bu sec­de­den kal­kar­ken aya­ğa kal­kıl­ma­sı ve bu şe­kil­de aya­ğa kal­kar­ken “Gufrâneke Rabbenâ ve iley­ke’l-masîr (Ey Rab­bi­miz! Se­nin ba­ğış­la­ma­nı bek­li­yo­ruz. Son dö­nüş sa­na­dır)” de­nil­me­si müs­te­hap­tır. Ti­la­vet sec­de­si­ne va­rı­lır­ken ve kal­kar­ken alı­nan tek­bir­ler de müs­te­hap­tır. Asıl sec­de ise va­cip­tir. 

Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki üç mez­he­be gö­re ise ti­la­vet sec­de­si sün­net­tir.496

 

   2) Ti­la­vet sec­de­si­nin da­yan­dı­ğı de­lil­ler:

Ti­la­vet sec­de­si­nin va­cip olu­şu­nun da­yan­dı­ğı de­lil­ler şun­lar­dır: Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “on­la­ra ne olu­yor ki iman et­mi­yor­lar ve ken­di­le­ri­ne Kur’an okun­du­ğu za­man sec­de et­mi­yor­lar”497 Bir kim­se an­cak va­cip olan işi yap­ma­mak­tan ötü­rü kö­tü­le­nir. Di­ğer yan­dan bu sec­de na­maz için­de ya­pı­lan sec­de­dir, bu yüz­den de na­maz sec­de­si gi­bi va­cip olur. Rasûlullah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Kur’an’ı oku­yan ve din­le­ye­ne sec­de et­mek va­cip­tir.” 498 Ha­dis mut­lak olup, din­le­mek is­te­ye­ni de is­te­me­ye­ni de kap­sa­mı­na alır.

Di­ğer üç mez­hep ti­la­vet sec­de­si­ni sün­net de­re­ce­sin­de gö­rür. De­lil;  Zeyd b. Sa­bit (r.a)’den nak­le­di­len; “Hz. Pey­gam­ber’e Necm Su­re­si­ni oku­dum ve biz­den hiç bir kim­se sec­de et­me­di” 499  ha­di­si ile Hz. Ömer’in en-Nahl su­re­sin­de­ki sec­de aye­ti­ni ikin­ci cu­ma­da oku­du­ğu za­man ce­ma­a­tı sec­de ya­pıp yap­ma­mak­ta ser­best bı­rak­ma­sı­dır. O şöy­le de­miş­tir: “Al­lah bi­ze sec­de et­me­yi farz kıl­ma­mış­tır. An­cak ken­di­li­ği­miz­den di­ler­sek ya­pa­rız” 500

 

   3) Ti­la­vet sec­de­siy­le il­gi­li me­se­le­ler:

Ha­ne­fi­le­re gö­re na­maz dı­şın­da oku­nan sec­de aye­tin­den do­la­yı ya­pı­la­cak sec­de­nin za­ma­nı be­lir­siz olup ge­niş za­man için­de ya­pı­la­bi­lir. An­cak özür­süz ola­rak ge­cik­tir­mek mek­ruh­tur. Ebu Yu­suf’a gö­re bu sec­de na­maz dı­şın­da da fev­ren va­cip­tir. Kur’an oku­ya­nın in­san ol­ma­sı, uya­nık bu­lun­ma­sı ve akıl­lı ol­ma­sı ge­re­kir. Bu yüz­den oku­ya­nın cü­nüp, ha­yız­lı ve ni­fas ha­lin­de ol­ma­sı, kâfir ve­ya mü­mey­yiz ço­cuk bu­lun­ma­sı ya­hut sar­hoş ol­ma­sı bu hük­mü de­ğiş­tir­mez. Çün­kü bun­la­rın bu oku­yuş­la­rı sa­hih bir oku­yuş­tur. Müs­lü­man olan bir cü­nüp ve­ya sar­hoş da oku­ya­ca­ğı ve­ya işi­te­ce­ği bir sec­de aye­tin­den do­la­yı sec­de ile yü­küm­lü olur. Te­miz­lik ve ayık ha­lin­de bu sec­de­yi yap­ma­la­rı ge­re­kir.

An­cak bir kim­se sec­de aye­ti­ni pa­pa­ğan gi­bi öğ­re­til­miş bir kuş­tan ve­ya ses ka­yıt ci­ha­zı­nın ban­tın­dan ya­hut ses yan­kı­sı ola­rak din­ler­se sec­de et­me­si ge­rek­mez. Yi­ne sec­de aye­ti uyu­yan, bay­gın olan ve­ya akıl has­ta­sı bu­lu­nan ya­hut mü­mey­yiz ol­ma­yan ço­cuk­tan işi­ti­lir­se, en sağ­lam gö­rü­şe gö­re ti­la­vet sec­de­si ge­rek­mez. Bu sa­yı­lan­lar­da tem­yiz gü­cü bu­lun­ma­dı­ğı için bu oku­yuş sıh­hat­li bir oku­yuş de­ğil­dir. An­cak sağ­lam gö­rü­len bir gö­rü­şe gö­re ken­di­si­ne sec­de aye­ti­ni oku­du­ğu ha­ber ve­ri­len uyu­yan kim­se­ye ti­la­vet sec­de­si va­cip olur.

Fa­kat ay ha­li ve lo­hu­sa bu­lu­nan bir ka­dı­na ne oku­ya­ca­ğı ve ne de işi­te­ce­ği bir sec­de aye­tin­den do­la­yı ti­la­vet sec­de­si va­cip ol­maz. Çün­kü bun­lar bu hal­de na­maz ile yü­küm­lü de­ğil­dir­ler.

Sec­de aye­ti­ni ho­par­lör­den din­le­mek, oku­yu­cu­dan din­le­mek gi­bi­dir. Rad­yo ve te­le­viz­yon­dan can­lı ya­yın sı­ra­sın­da din­le­nen sec­de aye­ti de ho­par­lör­den din­le­me­ye ben­zer. Çün­kü se­sin tel ara­cı­lı­ğı ile ulaş­ma­sı ile ses dal­ga­la­rı ara­cı­lı­ğı ile tel­siz ola­rak anın­da ulaş­ma­sı ara­sın­da bir fark bu­lun­ma­mak­ta­dır. Sa­de­ce oku­yan­la din­le­yen ara­sın­da bir mekân far­kı söz ko­nu­su­dur. Ula­şan ses aks-ı sa­da ni­te­li­ğin­de de­ğil­dir. Bant ya­yı­nın­da da ih­ti­ya­ten sec­de edil­me­li­dir. Çün­kü ço­ğu ke­re bant ve­ya can­lı ya­yı­nı ayır­mak­ta güç­lük var­dır.

Na­maz sı­ra­sın­da oku­na­cak sec­de aye­ti için ti­la­vet sec­de­si der­hal va­cip olur. Çün­kü bu na­maz­dan bir par­ça ol­muş­tur, na­maz dı­şın­da ka­za olu­na­maz.

Sec­de aye­ti na­maz­da kı­yam ha­lin­de okun­sa, eğer bun­dan son­ra üç ayet­ten faz­la okun­ma­ya­cak­sa na­maz için ya­pı­la­cak rükû ve­ya sec­de­ler­le, bu ti­la­vet sec­de­si de ye­ri­ne ge­ti­ril­miş olur. Ti­la­vet sec­de­si­ne ni­yet edi­lip edil­me­me­si so­nu­cu de­ğiş­tir­mez. An­cak üç ayet­ten faz­la oku­na­cak ise bu sec­de aye­tin­den do­la­yı he­men ba­ğım­sız ola­rak rükû ve­ya sec­de edil­me­si ge­re­kir. Sec­de edil­me­si da­ha fa­zi­let­li­dir. Bu du­rum­da, na­ma­zın rükû ve sec­de­le­riy­le bu ti­la­vet sec­de­si düş­mez.

Sec­de aye­ti­ni na­ma­zın için­de oku­yan kim­se, di­ler­se oku­ya­ca­ğı ayet­le­rin mik­ta­rı­na bak­mak­sı­zın der­hal “Al­la­hu ek­ber” di­ye­rek ti­la­vet sec­de­si­ne va­rır. Ti­la­vet sec­de­si ni­ye­tiy­le yal­nız rükûya var­ma­sı da ye­ter­li­dir. Bun­dan son­ra ye­ni­den aya­ğa kal­kar, bir kaç ayet da­ha okur, on­dan son­ra na­ma­zın rükûuna ve sec­de­le­ri­ne gi­der. Na­ma­zı­na de­vam eder. Eğer bir su­re­yi bi­tir­miş ise, baş­ka bir su­re­den bir­kaç ayet okur. Çün­kü ti­la­vet sec­de­sin­den kal­kar kalk­maz bu şe­kil­de bir kaç ayet oku­ma­dan rükû ve sec­de­ye var­mak mek­ruh­tur.

Na­ma­zın dı­şın­da ise yal­nız rükû et­mek su­re­tiy­le ti­la­vet sec­de­si eda edil­miş ol­maz. Çün­kü Al­lah’a ta’zim na­maz dı­şın­da rükû ile ya­pıl­mış ol­maz.

Ce­ma­at­le na­maz­da imam da rükû ile ti­la­vet sec­de­si­ne ni­yet et­me­me­li­dir. Çün­kü ce­ma­at, far­kın­da ol­ma­ya­rak bu ni­ye­ti ter­ke­der ve ti­la­vet sec­de­si on­lar­dan düş­mez. Bu du­rum­da, ima­mın se­la­mın­dan son­ra ce­ma­a­tin ti­la­vet sec­de­si ya­pıp, bun­dan son­ra tek­rar te­şeh­hüt­te bu­lun­ma­la­rı ge­re­kir ki, bu­nu her­kes ya­pa­maz.

Sec­de aye­ti bir na­maz­da bir­den faz­la yer­de okun­sa sağ­lam gö­rü­şe gö­re bir ti­la­vet sec­de­si ye­ter­li­dir. Çün­kü mec­lis bir­dir. Ay­rı ay­rı re­kat­lar­da sec­de aye­ti­nin tek­rar­lan­ma­sı da hük­mü de­ğiş­tir­mez. Bu Ebû Yu­suf’a gö­re­dir. İmam Mu­ham­med’e gö­re, de­ği­şik re­kat­lar­da oku­nur­sa mec­lis de­ğiş­miş sa­yı­la­ca­ğı için sec­de aye­ti sa­yı­sın­ca ti­la­vet sec­de­si ge­re­kir.

İmam sec­de aye­ti­ni oku­yup, sec­de­ye va­rın­ca, ce­ma­at ima­mın rükû ve sec­de­ye var­dı­ğı­nı sa­na­rak rükû ve sec­de­ye var­sa­lar bu­nun­la na­maz­la­rı bo­zul­maz. Fa­kat bir sec­de da­ha ya­par­lar­sa fa­sit olur.

İma­mın cu­ma ve bay­ram na­maz­la­rı ile giz­li oku­nan na­maz­lar­da sec­de aye­ti­ni oku­ma­sı mek­ruh­tur. Çün­kü ce­ma­a­tin ya­nıl­ma­sı­na yol aça­bi­lir. An­cak sec­de aye­ti kı­ra­a­tın so­nu­na rast­lar­sa bu sa­kın­ca kal­kar. Bu du­rum­da da ima­mın bu na­ma­zın rükûu ile ti­la­vet sec­de­si­ne ni­yet et­me­me­si ge­re­kir.

Bir kim­se na­maz kı­lar­ken rükû, sec­de ve­ya otu­ruş ha­lin­de sec­de aye­ti­ni oku­sa ya­hut ima­ma uy­muş ol­du­ğu hal­de onun ar­ka­sın­da sec­de aye­ti­ni ti­la­vet et­se ne ken­di­si­ne ve ne de ima­ma uyan di­ğer ce­ma­a­ta ti­la­vet sec­de­si va­cip olur. Çün­kü na­maz kı­lan­lar bu yer­ler­de kı­ra­at­tan men edil­miş­ler­dir, bun­la­rın kı­ra­a­ti hü­küm­süz­dür. Fa­kat bu oku­yu­şu dı­şar­dan du­yan­la­ra ti­la­vet sec­de­si la­zım ge­lir.

Sec­de aye­ti­ni, din­le­yen­ler sec­de için ha­zır­lık­lı ise­ler açık­tan, ha­zır de­ğil ise­ler giz­li­ce oku­mak müs­te­hap­tır. Bun­da ce­ma­a­ta kar­şı bir şef­kat var­dır.

Bir su­re oku­nup, için­den sec­de aye­ti­nin at­lan­ma­sı mek­ruh­tur. Yal­nız sec­de aye­ti­nin oku­nup, di­ğer ayet­le­rin okun­ma­ma­sın­da ise bir ke­ra­hat yok­tur. An­cak sec­de âyeti ile bir­lik­te bir ve­ya bir­kaç âyetin de okun­ma­sı müs­te­hap­tır. Sec­de aye­ti oku­nun­ca, he­men sec­de ya­pıl­ma­sı müm­kün ol­ma­dı­ğı tak­dir­de oku­yan ve din­le­ye­nin “Se­mi’na ve eta’na, guf­ra­ne­ke Rab­be­na ve iley­ke’l-masîr” de­me­si müs­te­hap­tır.

 

   4) Sec­de aye­ti­nin tek­rar­lan­ma­sı:

Bir mec­lis­te sec­de aye­ti­nin bir­den faz­la tek­rar­lan­ma­sı ha­lin­de bir ti­la­vet sec­de­si ye­ter­li­dir. Sec­de­yi ilk oku­yuş­tan son­ra yap­mak da­ha iyi­dir. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re, bu sec­de­yi te­hir et­mek da­ha uy­gun­dur.

Yi­ne bir kim­se çe­şit­li yer ve mec­lis­ler­de bir sec­de aye­ti­ni tek­rar­lar­sa, sec­de­nin de tek­rar­lan­ma­sı ge­re­kir.

Bir­kaç sec­de­nin bu­lun­du­ğu çe­şit­li ayet­le­ri oku­yan kim­se­nin, mec­lis bir ol­sun fark­lı bu­lun­sun her bir ayet için ay­rı bir ti­la­vet sec­de­si yap­ma­sı va­cip olur.

   Açık ara­zi­de ve yol­da­ki mec­lis bir­li­ği üç adım yü­rü­mek­le, ya­ni o yer­den baş­ka bir ye­re geç­mek­le; ağaç üze­rin­de bu­lu­nan için ağa­cın bir da­lın­dan baş­ka bir da­lı­na geç­mek­le; ve­ya bir ne­hir­den yüz­mek­le de­ğiş­miş olur. Kü­çük bir ev­de bir kö­şe­den di­ğe­ri­ne geç­mek­le ve­ya bü­yük bir ca­mi­de mekân de­ği­şik­li­ği ger­çek­leş­mez. An­cak oku­yan sa­bit bir yer­de bu­lun­mak­la bir­lik­te din­le­yen mec­lis de­ğiş­tir­se sec­de­nin vü­cu­bu da tek­rar­la­nır.501

 

    5) Sec­de ayet­le­ri­nin yer­le­ri:

Kur’an-ı Ke­rim’de on­dört yer­de sec­de aye­ti bu­lun­mak­ta­dır. Bu ayet­le­rin bu­lun­du­ğu su­re­ler ve ayet nu­ma­ra­la­rı şun­lar­dır: el-A’râf, 7/206; er-Ra’d, 13/15; en-Nahl; 16/50; el-İsrâ, 17/109; Mer­yem, 19/25; el-Hacc, 22/18; el-Furkân, 25/60; en-Neml, 27/25; es-Sec­de, 32/15; Sâd, 38/24; Fus­sı­let, 41/37; en-Necm, 53/62; el-İn­şi­kak, 84/20 ve Alak, 96/19.

Şâfiî ve Hanbelîlere gö­re de sa­yı on­dört olup, an­cak on­lar Sâd su­re­sin­de­ki sec­de­yi “şü­kür sec­de­si” sa­yar­ken, el-Hacc su­re­sin­de­ki iki ta­ne sec­de aye­ti ka­bul eder­ler. Mâlikîlere gö­re ise sa­yı on bir­dir. On­lar en-Necm, el-İn­şi­kak ve el-Alak su­re­le­rin­de­ki sec­de­le­ri bağ­la­yı­cı say­maz­lar.502

Bu on­dört sec­de aye­ti­ni bir mec­lis­te oku­yup, her bi­ri için oku­duk­ça ay­rı­ca bir sec­de ya­pan ve­ya hep­si­ni oku­duk­tan son­ra ta­ma­mı­na bir­den on­dört sec­de­de bu­lu­nan kim­se­nin dünyevî ve uhrevî is­tek, sı­kın­tı ve ke­der­le­ri ko­nu­sun­da Al­lah Teâlâ’nın ye­ter­li ola­ca­ğı ri­va­yet edil­miş­tir.

 

   6) Tilâvet sec­de­si­ni bo­zan hal­ler:

Na­ma­zı bo­zan her şey ti­la­vet sec­de­si­ni de bo­zar. Da­ha ti­la­vet sec­de­sin­den kalk­ma­dan ab­des­tin bo­zul­ma­sı, ko­nuş­ma ve­ya kah­ka­ha ile gül­me gi­bi. An­cak bu sec­de­de kah­ka­ha ile gül­mek ab­des­ti boz­maz, ka­dın­lar­la bir hi­za­da bu­lun­mak da bu sec­de­yi if­sat et­mez.

 

C - Şü­kür Sec­de­si:

Şü­kür sec­de­si; bir ni­me­te na­il ol­mak­tan ve­ya bir sı­kın­tı ve mu­si­bet­ten kur­tul­mak­tan do­la­yı kıb­le­ye yö­ne­le­rek ve tek­bir alı­na­rak ti­la­vet sec­de­si gi­bi ya­pı­lan bir sec­de­dir.

Ebu Bek­re (r.a)’den ri­va­ye­te gö­re, “Hz. Pey­gam­ber (s.a) se­vin­di­ri­ci bir ha­ber al­dı­ğı za­man ve­ya ken­di­si­ne bir müj­de ve­ril­di­ği va­kit sec­de­ye ka­pa­nır­dı.” 503

Şü­kür sec­de­si müs­te­hap­tır. An­cak na­maz­dan son­ra ya­pıl­ma­sı mek­ruh­tur. Çün­kü işin ma­hi­ye­ti­ni bil­me­yen­ler bu­nun na­ma­zın bir par­ça­sı ol­du­ğu­nu sa­na­bi­lir­ler. Bu gi­bi ina­nı­şa yol aça­bi­len her tür­lü mü­bah iş ise mek­ruh olur. Şü­kür sec­de­si­nin mek­ruh va­kit­ler dı­şın­da ya­pıl­ma­sı ge­re­kir.504