Fikih - 36. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
XV - SECDELERLE İLGİLİ MESELELER
Secde Cenâb-ı Hakka saygı ve tazimin en ileri ifadesidir. Kulun Rabbına en fazla yaklaştığı haldir. Secde cenaze namazı dışında bütün namazlarda her rekatta iki kere tekrarlanan önemli bir rükündür. Namazlarda yanılma yoluyla meydana gelen bazı eksikliklerin telâfisi için namazın sonunda yapılan secdeye “sehiv secdesi”, secde ayetleri okununca yapılana “tilavet secdesi”, Cenâb-ı Hakka şükür için yapılan mücerret bazı secdelere de “şükür secdesi” denir. Aşağıda bu üç çeşit secdeyi açıklayacağız:
A - Sehiv Secdesi:
Sehiv; bir şeyde yanılmak, onu bilmeyerek terketmek demektir. Yanılarak namazın rükünlerinden birisini tehir veya bir vacibi terk yahut tehir halinde, namazın sonunda yapılması gereken secdelere “sehiv secdesi” denir. Yapılışı şöyledir: Bir rüknün tehiri veya bir vacibin terk yahut tehiri halinde son oturuşta yalnız tahiyyat okunduktan sonra iki tarafa selam verilir, daha sonra “Allahu ekber” denilerek secdeye varılıp, üç kere “Sübhane Rabbiye’l-a’la” okunur, sonra “Allahu ekber” denilerek oturulur, bir tesbîh miktarı celseden sonra yeniden “Allahu ekber” diye, ikinci secdeye varılır, yine üç defa “Sübhane Rabbiye’l-a’la” okunduktan sonra “Allahu ekber” denilerek oturulur. Tahiyyat, Salli-Barik ve Rabbena atina duaları okunduktan sonra önce sağ tarafa, sonra da sol tarafa selam verilir.
Yalnız sağ tarafa selam verildikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletli ve ihtiyata daha uygundur. Nitekim cemaatle kılınan namazlarda cemaatin yanlışlıkla dağılmasına meydan vermemek için, yalnız sağ tarafa selamdan sonra sehiv secdelerinin yapılması gerekli görülmüştür.
Hanefilerin sağlam görülen görüşüne göre sehiv secdesi vacip, genel olarak diğer mezheplere göre sünnettir.487
Hanefîler bu konuda şöyle der: Namaz kılan kişi bu secdeyi terketmekle günahkâr olur, fakat namazı fasit olmaz. Çünkü sehiv secdesi kaybolmuş bir şeyin tazminidir. Bir şeyin tazmini ise ancak vacip olur. Sehiv secdesi, teşehhüdü okumak ve selam vermek gibi vacip olan işlerin yapılmasından doğan günahı kaldırır, fakat bir rükün olan meselâ bir rükû yapmamaktan doğan eksikliği kaldırmaz.
Sehiv secdesi imama ve tek başına namaz kılana vaciptir. İmama uyan kişi namazında yanılırsa onun üzerine sehiv secdesi vacip olmaz. Eğer imam yanılmışsa cemaatin ona uyması vacip olur. Eğer imama uyan kişi müdrik veya mesbuk ise, onun da imamın sehiv secdesine katılması gerekir. Eğer imam Sehiv secdesini yapmazsa bu secde cemaatten de düşer. Çünkü cemaatin imama uyması gerekir. Fakat mesbuk, yalnız secdelerde imama uyar, selamda ona uymaz.488
Sehiv secdesi vakit namazı kılmaya elverişli olduğu zamanlarda ve durumlarda vaciptir. Meselâ; sabah namazını kılarken selam verdikten sonra güneş doğsa veya ikindi namazında güneşin ufuktaki kırmızılığı iyice ortaya çıksa bu kimseden sehiv secdesi düşer.
Cuma ve bayram namazlarında kalabalık bir cemaat varsa karışıklığa meydan verilmemesi için sehiv secdesinin terkedilmesi daha uygun görülmüştür. Bir kimse sehiv secdesini yaparken yanılsa, ayrıca bir sehiv secdesi daha yapması gerekmez.
Sehiv secdesinin vacip oluşu İbn Mes’ud (r.a)’un naklettiği şu hadise dayanır: “Sizden biri namazında şüpheye düşerse, doğrusunu araştırsın ve namazını kanaatine göre tamamlasın, sonra selam versin ve sehiv secdesi yapsın, yani yanıldığı için iki secde daha yapsın.” 489 Ebu Said el-Hudri (r.a) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s) buyurmuştur ki; “Sizden biri namazı dört rekat mı üç rekat mı kıldığında şüpheye düşerse, şüphesini atsın ve kesin olarak bildiği ne ise onun üzerinden namazı tamamlasın. Selam vermezden önce de iki secde yapsın. Eğer beş kılmış ise, bu secdeler namazına şefaatçı olur, eğer tam kılmış ise, bu iki secde şeytanın kendisinden uzaklaştırılmasına vesile olur.” 490
Hz. Peygamber ile ashab-ı kiramın gerektiği durumda sehiv secdesi yapmaları bu secdenin vacip olduğunu gösterir. Haccın vaciplerinden birisinin eksik kalması halinde, bunu telafi için kurban kesilmesi gibi, sehiv secdesi de, namazdaki eksiklerin tamamlanması için vacip kılınmıştır.
Farz, vacip veya sünnet bir namazın kendi içinde kıyam, kıraat, rükû ve secde gibi farzları; fatiha, sure ilavesi, tertibe uymak gibi vacipleri; oturuşlarda Salli-bârik duaları gibi sünnetleri vardır. Bunlara tam olarak riayet edilince eksiksiz namaz kılınmış olur.
Herhangi bir namazda bir farzın kasten veya yanılarak terk edilmesi o namazın iadesini gerektirir. Bu büyük eksikliği tamamlamak için sehiv secdeleri yeterli olmaz.
Bir vacibin kasten terk veya tehiri ise kötü bir iş olup, bundan dolayı sehiv secdesi gerekmezse de, böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Bir vacibin yanılarak terk veya tehir edilmesi ise sehiv secdelerini gerektirir. Bu yolla o eksiklik telafi edilmiş olur. Bir sünnetin kasten veya yanılarak terki ise sehiv secdesini gerektirmez, fakat kasten terkedilmesi bir kusurdur, sevap ve faziletten mahrum kalmaya sebep olur.
Sehiv secdesinin sebepleri şunlardır:
1) Kasten yapılan işlerden dolayı üç yerde sehiv secdesi yapmak gerekir. İlk oturuşu terketmek yahut birinci rekattan bir secdeyi namazın sonuna bırakmak yahut da bir rükün eda edecek kadar bir süre tefekküre dalarak bir şey yapmamak.
2) Namazın vaciplerinden birini yanılarak terketmekle sehiv secdesi gerekir. Bu da ya o vacibi tamamen terketmekle veya geri bırakmakla yahut öne almakla veyahut namaza bir şey ilave etmekle yahut da bir şeyi eksiltmekle olur ki, bunlar on bir vacipten ibarettir. Bu vaciplerin altı tanesi asli olup şunlardır:
a) Farz namazların ilk iki rekatında Fatiha’nın tamamını veya çoğunluğunu terketmek.
b) Farz namazların ilk iki rekatında Fatiha’dan sonra üç kısa ayet veya uzun bir ayet okumayı terketmek.
c) Namazlarda açıktan veya gizli okuma esasına aykırı davranmak. Bir kimse öğle ve ikindi namazları gibi gizli okunacak namazlarda açıktan okusa veya akşam, yatsı ve sabah namazları gibi imamın açıktan okuması gereken namazlarda gizli okusa, bundan ötürü namazın sonunda sehiv secdesi yapması vacip olur. Gizli okunacak yerde Fatiha’nın çoğu açık okunsa geri kalanı gizli okunur. Bunun aksine açık okunacak bir namazda Fatiha’nın bir kısmı gizli okunsa yeni baştan açıktan okunur. Böylece bir rekatta açık ve gizli okunan cem edilmemiş olur. Başka bir görüşe göre, bu yeniden okunmaz. Geri kalanı açıktan okunur.
d) Üç veya dört rekatlı namazlarda ilk oturuşta teşehhüdü terketmek.
e) Son oturuşta teşehhüdü terketmek.
f) Bir rekatın içinde tekrarlanması gereken bir işi yapmakta sırayı gözetmemek. Bu fiil her rekatın ikinci secdesidir. Meselâ; bir kimse, bir rekatta ilk secdeden sonra yanılarak sonraki rekata kalkar ve o rekatı iki secdesi ile yerine getirdikten sonra, namazın sonunda terkettiği bu secdeyi hatırlayıp, o secdeyi de yerine getirirse, sıraya uymadığından dolayı bu kimseye sehiv secdesi yapmak vacip olur.
İftitah tekbirinden sonra rükûya gidip, yanıldığını anlayarak geri dönüp Fatiha ve ilave sure okuyan kimse rükûu yeniden yapar, tertibe riayet etmediği için de sehiv secdesi yapar. Bunun gibi tilavet secdesini yerinde yapmayıp terk etmek de sehiv secdesini gerektirir.
Diğer yandan ayakta duracak yerde oturmak, oturacak yerde ayağa kalkmak durumlarında olduğu gibi bir farzın yerini değiştirmek veya tehir etmek de sehiv secdesini gerektirir.
g) Rükû ve secdede ta’dili erkânı terketmek. Sahih görülen görüşe göre, yanılarak ta’dili erkânı terkeden kimsenin sehiv secdesi yapması vacip olur.
h) Farz namazlarda kıraatin yerini değiştirmek. Meselâ; ilave sureden sonra Fatiha okumak veya dört rekatlı namazların son iki rekatında sure okumak gibi durumlarda sehiv secdesi yapmak gerekir.
i) Vitir namazının kunutunu terketmek. Bu da kunutu okumadan rükûya varmakla gerçekleşir. Kunutu terkeden kimse sehiv secdesi yapar.
j) Kunut tekbirini terketmek.
k) Bayram tekbirlerinin tamamını veya bir bölümünü terketmek, yahut bayram namazının ikinci rekatının rükû tekbirini terketmek gibi durumlarda da sehiv secdesi yapmak gerekir. Çünkü bunlar vacip tekbirlerdir. Birinci rekatın rükû tekbiri böyle değildir.
3) Namaza, namazdan olmayan bir şeyi ilave etmek. İki kere rükû etmek gibi. Bu durumda namazın sonunda sehiv secdesi gerekir.
4) Yanılarak terkedilen fiile geri dönmek:
Bir kimse yanılarak birinci oturuşu yapmasa, sonra bu oturuşu hatırlasa bakılır: Eğer oturma haline daha yakın ise geri döner ve oturup teşehhütte bulunur. Eğer ayakta durma haline daha yakın ise geri dönmez. Namazın sonunda sehiv secdesi yapar.
Son oturuşu yanılarak terkedip beşinci rekata kalkan kimse, beşinci rekatın secdesini yapmamışsa geri döner ve oturur, sonunda da sehiv secdesi yapar. Eğer bu kimse, beşinci rekatın secdesini yapmışsa farzı batıl olur ve kıldığı namaz nafileye dönüşür. Böyle bir kimsenin bu namazı altıya tamamlaması menduptur. Bu hüküm Ebu Hanife ile İmam Muhammed’e göredir.
Eğer son oturuşta teşehhüt miktarı oturduktan sonra yanılarak ayağa kalkarsa, bu oturuşu birinci oturuş sanarak selam vermemişse bakılır: Beşinci rekatın secdesini yapmadıysa tekrar oturur. Eğer beşinci rekatın secdesini yapmışsa müstehap olarak bu namaza bir rekat daha ilave eder. Bu kimsenin kıldığı farz namaz tamam olur. Çünkü son oturuş kendi mahallinde olmuştur. Fazladan kılınan iki rekat ise, bu kimse için nafile hükmünde olmuş olur.
5) Namazda rekat sayısında şüphelenmek:
Bir kimse namazında şüphelenerek üç mü yoksa dört mü kıldığını hatırlamasa, eğer yanılma olayı bu kişinin başına ilk defa gelmişse yani bu gibi şüphelenmeler o kişide devamlı bir âdet haline gelmemişse namazını yeniden kılmalıdır. Bunu yeniden kılmak için oturarak selam vermesi daha uygundur. Çünkü Allah elçisi; “Sizden biri namazında kaç rekat kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazı yeniden kılsın.” 491 buyurmuştur.
Eğer böyle bir kimseye çoğu kez şüphelenme durumu geliyorsa, galip olan kanaatine göre namazına devam eder. Üç veya dört rekattan hangisi hakkındaki kanaati ağır basıyorsa o tarafı tercih eder. Çünkü sık sık vesveseye düşen kimsenin namazını yeniden kılmasında güçlükler vardır. Hz. Peygamber (s.a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Sizden biri şüphelendiği zaman doğruyu araştırsın ve namazını tamamlasın.” 492
Namazda şüphelenip, kaç rekat kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayan kimse en az rekatı esas alarak namazına devam eder. Çünkü en azı hakkındaki bilgi kesindir. Böyle bir kimse oturması lâzım geldiğine kanaat getirdiği her yerde oturmalıdır. Böylece farz veya vacip olan bir oturuşu terketmemiş olur. Meselâ; dört rekatlı bir namazda, kılmakta olduğu rekatın birinci mi, yoksa ikinci mi olduğu hususunda şüphe eden kimse araştırmasına göre amel eder. Eğer araştırması bir sonuç vermezse en az olan bir rekatı esas alarak namaza devam eder. Ancak bunun ikinci rekat olma ihtimalinden dolayı da oturur. Çünkü ikinci rekatta oturmak vaciptir. Sonra kalkıp bir rekat daha kılıp oturur.
En azı ile amel etmek gerektiğinin delili, Ebu Said el-Hudri (r.a)’nin rivayet ettiği şu hadistir: “Sizden biri namazında şüphe ederse, üç mü yoksa dört mü kıldığını bilemezse, şüphelenmeyi bıraksın ve en az rekatı esas alarak namazına devam etsin.” 493
Bir kimse namazda iki defa veya daha fazla yanılırsa, hepsi için namazın sonunda bir tek sehiv secdesi (iki secde) yapması yeterlidir. Çünkü Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri yanıldığı zaman iki defa secde etsin.” 494 Bu hadisi şerif iki kere yanılmayı da içine almaktadır.
Diğer yandan bu son hadis, rükûlu ve secdeli olan bütün vacip, sünnet ve diğer nafile namazlardaki yanılmaları da kapsamaktadır.
Gizli okunacak yerde Fatiha’nın çoğu yanılarak açıktan okunsa geri kalanı gizli okunur. Bunun aksine açıktan okunacak bir namazda Fatiha kısmen gizlice okunup da, bundan sonra açıktan okunacağı hatırlansa Fatiha yeni baştan açıktan okunur. Böylece bir rekatta açıktan okuma ile gizli okumanın arası birleştirilmemiş olur. Fakat başka bir görüşe göre, bu yeniden okunmaz. Yalnız geri kalanı açıktan okunur.
Tek başına namaz kılanın açıktan veya gizlice okumasından dolayı zahiru’r-rivaye’ye göre, sehiv secdesi gerekmez. Ancak gizlice okunacak yerde, meselâ; öğle namazında açıktan okuması kasta dayanıyorsa kötü bir iş sayılır.
Tek başına namaz kılanın gündüz kılacağı nafile namazlarında açıktan kıraatta bulunması mekruhtur.
İmam, meselâ sabah namazında Fatiha’yı yanılarak gizlice okuyup, sonra hatırlasa, ilave edeceği sureyi açıktan okur Fatiha’yı yeniden okumaz.
Dört veya üç rekatlı farz veya vitir namazlarında birinci oturuşta, Tahıyyat okunduktan sonra, yanılarak “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” denilmesi ve Ebu Hanife’den bir rivayete göre bu Tahiyyat’tan sonra bir harf bile ziyade edilmesi sehiv secdelerini gerektirir. Fakat son oturuşlarda Tahiyyat’tan sonra Kur’an okunması, dua edilmesi sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü son oturuş dua ve sena mahallidir. Kur’an ise dua ve senayı içine alır.
Namazda zikirlerin, dua ve Tahiyyat’ın açıktan okunması da Sehiv secdelerini gerektirmez. İmam yanıldığı zaman, yanıldığını hatırlatmak konusunda Allah elçisi şöyle buyurmuştur: “Erkeklerin Sübhanallah demesi, kadınların el çırpması gerekir.” 495
İmam Şâfiî ile Ahmed b. Hanbel’e göre sehiv secdeleri iki tarafa selam verilmeden yapılmalıdır. İmam Mâlik’e göre ise, sehiv bir ziyade sebebiyle ise sehiv secdeleri selâmdan sonra, bir eksiklik sebebiyle ise selâmdan önce yapılmalıdır.
B - Tilâvet Secdesi:
Kur’an-ı Kerim surelerinde ondört secde ayeti vardır ki, bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için bir secde yapmak vacip olur. Secde ayetinin tercemesini okuyan veya dinleyen kişi de secde etmelidir.
1) Tilavet secdesinin sebebi ve yapılışı:
a) Secde ayetini okumak. Okuyanın kulağı duymasa da bu okumaktan ötürü secde vacip olur.
b) Okunan secde ayetini işitmek veya dinlemek. İşitmek kasıtsız, dinlemek ise kasıtlı olur.
c) Bir imama uymuş bulunmak. Eğer secde ayetini imam okursa işitmeseler de, imama uyan kimselere de secde etmek vacip olur.
Bu secdenin yapılışı şöyledir: Tilavet secdesi niyetiyle eller kaldırılmaksızın “Allahu ekber” denilerek secdeye varılır, secdede üç kere “Sübhane Rabbiye’l-a’la (En yüce olan Rabbimi bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim)” denilir. Bundan sonra “Allahu Ekber” denilerek secdeden kalkılır. Tilavet secdesinin rüknü Allah Teâlâ’yı ta’zim için yüzü yere koymaktır. Ancak namaz halinde rükû ve hastalar için ima da bu secde yerine geçer.
Bu secde için abdestli, temiz, avret yerleri örtülü ve kıbleye yönelmiş olmak şarttır.
Tilavet secdesine ayaktan inilmesi ve bu secdeden kalkarken ayağa kalkılması ve bu şekilde ayağa kalkarken “Gufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr (Ey Rabbimiz! Senin bağışlamanı bekliyoruz. Son dönüş sanadır)” denilmesi müstehaptır. Tilavet secdesine varılırken ve kalkarken alınan tekbirler de müstehaptır. Asıl secde ise vaciptir.
Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre ise tilavet secdesi sünnettir.496
2) Tilavet secdesinin dayandığı deliller:
Tilavet secdesinin vacip oluşunun dayandığı deliller şunlardır: Allah Teâlâ şöyle buyurur: “onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar ve kendilerine Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar”497 Bir kimse ancak vacip olan işi yapmamaktan ötürü kötülenir. Diğer yandan bu secde namaz içinde yapılan secdedir, bu yüzden de namaz secdesi gibi vacip olur. Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı okuyan ve dinleyene secde etmek vaciptir.” 498 Hadis mutlak olup, dinlemek isteyeni de istemeyeni de kapsamına alır.
Diğer üç mezhep tilavet secdesini sünnet derecesinde görür. Delil; Zeyd b. Sabit (r.a)’den nakledilen; “Hz. Peygamber’e Necm Suresini okudum ve bizden hiç bir kimse secde etmedi” 499 hadisi ile Hz. Ömer’in en-Nahl suresindeki secde ayetini ikinci cumada okuduğu zaman cemaatı secde yapıp yapmamakta serbest bırakmasıdır. O şöyle demiştir: “Allah bize secde etmeyi farz kılmamıştır. Ancak kendiliğimizden dilersek yaparız” 500
3) Tilavet secdesiyle ilgili meseleler:
Hanefilere göre namaz dışında okunan secde ayetinden dolayı yapılacak secdenin zamanı belirsiz olup geniş zaman içinde yapılabilir. Ancak özürsüz olarak geciktirmek mekruhtur. Ebu Yusuf’a göre bu secde namaz dışında da fevren vaciptir. Kur’an okuyanın insan olması, uyanık bulunması ve akıllı olması gerekir. Bu yüzden okuyanın cünüp, hayızlı ve nifas halinde olması, kâfir veya mümeyyiz çocuk bulunması yahut sarhoş olması bu hükmü değiştirmez. Çünkü bunların bu okuyuşları sahih bir okuyuştur. Müslüman olan bir cünüp veya sarhoş da okuyacağı veya işiteceği bir secde ayetinden dolayı secde ile yükümlü olur. Temizlik ve ayık halinde bu secdeyi yapmaları gerekir.
Ancak bir kimse secde ayetini papağan gibi öğretilmiş bir kuştan veya ses kayıt cihazının bantından yahut ses yankısı olarak dinlerse secde etmesi gerekmez. Yine secde ayeti uyuyan, baygın olan veya akıl hastası bulunan yahut mümeyyiz olmayan çocuktan işitilirse, en sağlam görüşe göre tilavet secdesi gerekmez. Bu sayılanlarda temyiz gücü bulunmadığı için bu okuyuş sıhhatli bir okuyuş değildir. Ancak sağlam görülen bir görüşe göre kendisine secde ayetini okuduğu haber verilen uyuyan kimseye tilavet secdesi vacip olur.
Fakat ay hali ve lohusa bulunan bir kadına ne okuyacağı ve ne de işiteceği bir secde ayetinden dolayı tilavet secdesi vacip olmaz. Çünkü bunlar bu halde namaz ile yükümlü değildirler.
Secde ayetini hoparlörden dinlemek, okuyucudan dinlemek gibidir. Radyo ve televizyondan canlı yayın sırasında dinlenen secde ayeti de hoparlörden dinlemeye benzer. Çünkü sesin tel aracılığı ile ulaşması ile ses dalgaları aracılığı ile telsiz olarak anında ulaşması arasında bir fark bulunmamaktadır. Sadece okuyanla dinleyen arasında bir mekân farkı söz konusudur. Ulaşan ses aks-ı sada niteliğinde değildir. Bant yayınında da ihtiyaten secde edilmelidir. Çünkü çoğu kere bant veya canlı yayını ayırmakta güçlük vardır.
Namaz sırasında okunacak secde ayeti için tilavet secdesi derhal vacip olur. Çünkü bu namazdan bir parça olmuştur, namaz dışında kaza olunamaz.
Secde ayeti namazda kıyam halinde okunsa, eğer bundan sonra üç ayetten fazla okunmayacaksa namaz için yapılacak rükû veya secdelerle, bu tilavet secdesi de yerine getirilmiş olur. Tilavet secdesine niyet edilip edilmemesi sonucu değiştirmez. Ancak üç ayetten fazla okunacak ise bu secde ayetinden dolayı hemen bağımsız olarak rükû veya secde edilmesi gerekir. Secde edilmesi daha faziletlidir. Bu durumda, namazın rükû ve secdeleriyle bu tilavet secdesi düşmez.
Secde ayetini namazın içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı ayetlerin miktarına bakmaksızın derhal “Allahu ekber” diyerek tilavet secdesine varır. Tilavet secdesi niyetiyle yalnız rükûya varması da yeterlidir. Bundan sonra yeniden ayağa kalkar, bir kaç ayet daha okur, ondan sonra namazın rükûuna ve secdelerine gider. Namazına devam eder. Eğer bir sureyi bitirmiş ise, başka bir sureden birkaç ayet okur. Çünkü tilavet secdesinden kalkar kalkmaz bu şekilde bir kaç ayet okumadan rükû ve secdeye varmak mekruhtur.
Namazın dışında ise yalnız rükû etmek suretiyle tilavet secdesi eda edilmiş olmaz. Çünkü Allah’a ta’zim namaz dışında rükû ile yapılmış olmaz.
Cemaatle namazda imam da rükû ile tilavet secdesine niyet etmemelidir. Çünkü cemaat, farkında olmayarak bu niyeti terkeder ve tilavet secdesi onlardan düşmez. Bu durumda, imamın selamından sonra cemaatin tilavet secdesi yapıp, bundan sonra tekrar teşehhütte bulunmaları gerekir ki, bunu herkes yapamaz.
Secde ayeti bir namazda birden fazla yerde okunsa sağlam görüşe göre bir tilavet secdesi yeterlidir. Çünkü meclis birdir. Ayrı ayrı rekatlarda secde ayetinin tekrarlanması da hükmü değiştirmez. Bu Ebû Yusuf’a göredir. İmam Muhammed’e göre, değişik rekatlarda okunursa meclis değişmiş sayılacağı için secde ayeti sayısınca tilavet secdesi gerekir.
İmam secde ayetini okuyup, secdeye varınca, cemaat imamın rükû ve secdeye vardığını sanarak rükû ve secdeye varsalar bununla namazları bozulmaz. Fakat bir secde daha yaparlarsa fasit olur.
İmamın cuma ve bayram namazları ile gizli okunan namazlarda secde ayetini okuması mekruhtur. Çünkü cemaatin yanılmasına yol açabilir. Ancak secde ayeti kıraatın sonuna rastlarsa bu sakınca kalkar. Bu durumda da imamın bu namazın rükûu ile tilavet secdesine niyet etmemesi gerekir.
Bir kimse namaz kılarken rükû, secde veya oturuş halinde secde ayetini okusa yahut imama uymuş olduğu halde onun arkasında secde ayetini tilavet etse ne kendisine ve ne de imama uyan diğer cemaata tilavet secdesi vacip olur. Çünkü namaz kılanlar bu yerlerde kıraattan men edilmişlerdir, bunların kıraati hükümsüzdür. Fakat bu okuyuşu dışardan duyanlara tilavet secdesi lazım gelir.
Secde ayetini, dinleyenler secde için hazırlıklı iseler açıktan, hazır değil iseler gizlice okumak müstehaptır. Bunda cemaata karşı bir şefkat vardır.
Bir sure okunup, içinden secde ayetinin atlanması mekruhtur. Yalnız secde ayetinin okunup, diğer ayetlerin okunmamasında ise bir kerahat yoktur. Ancak secde âyeti ile birlikte bir veya birkaç âyetin de okunması müstehaptır. Secde ayeti okununca, hemen secde yapılması mümkün olmadığı takdirde okuyan ve dinleyenin “Semi’na ve eta’na, gufraneke Rabbena ve ileyke’l-masîr” demesi müstehaptır.
4) Secde ayetinin tekrarlanması:
Bir mecliste secde ayetinin birden fazla tekrarlanması halinde bir tilavet secdesi yeterlidir. Secdeyi ilk okuyuştan sonra yapmak daha iyidir. Başka bir görüşe göre, bu secdeyi tehir etmek daha uygundur.
Yine bir kimse çeşitli yer ve meclislerde bir secde ayetini tekrarlarsa, secdenin de tekrarlanması gerekir.
Birkaç secdenin bulunduğu çeşitli ayetleri okuyan kimsenin, meclis bir olsun farklı bulunsun her bir ayet için ayrı bir tilavet secdesi yapması vacip olur.
Açık arazide ve yoldaki meclis birliği üç adım yürümekle, yani o yerden başka bir yere geçmekle; ağaç üzerinde bulunan için ağacın bir dalından başka bir dalına geçmekle; veya bir nehirden yüzmekle değişmiş olur. Küçük bir evde bir köşeden diğerine geçmekle veya büyük bir camide mekân değişikliği gerçekleşmez. Ancak okuyan sabit bir yerde bulunmakla birlikte dinleyen meclis değiştirse secdenin vücubu da tekrarlanır.501
5) Secde ayetlerinin yerleri:
Kur’an-ı Kerim’de ondört yerde secde ayeti bulunmaktadır. Bu ayetlerin bulunduğu sureler ve ayet numaraları şunlardır: el-A’râf, 7/206; er-Ra’d, 13/15; en-Nahl; 16/50; el-İsrâ, 17/109; Meryem, 19/25; el-Hacc, 22/18; el-Furkân, 25/60; en-Neml, 27/25; es-Secde, 32/15; Sâd, 38/24; Fussılet, 41/37; en-Necm, 53/62; el-İnşikak, 84/20 ve Alak, 96/19.
Şâfiî ve Hanbelîlere göre de sayı ondört olup, ancak onlar Sâd suresindeki secdeyi “şükür secdesi” sayarken, el-Hacc suresindeki iki tane secde ayeti kabul ederler. Mâlikîlere göre ise sayı on birdir. Onlar en-Necm, el-İnşikak ve el-Alak surelerindeki secdeleri bağlayıcı saymazlar.502
Bu ondört secde ayetini bir mecliste okuyup, her biri için okudukça ayrıca bir secde yapan veya hepsini okuduktan sonra tamamına birden ondört secdede bulunan kimsenin dünyevî ve uhrevî istek, sıkıntı ve kederleri konusunda Allah Teâlâ’nın yeterli olacağı rivayet edilmiştir.
6) Tilâvet secdesini bozan haller:
Namazı bozan her şey tilavet secdesini de bozar. Daha tilavet secdesinden kalkmadan abdestin bozulması, konuşma veya kahkaha ile gülme gibi. Ancak bu secdede kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz, kadınlarla bir hizada bulunmak da bu secdeyi ifsat etmez.
C - Şükür Secdesi:
Şükür secdesi; bir nimete nail olmaktan veya bir sıkıntı ve musibetten kurtulmaktan dolayı kıbleye yönelerek ve tekbir alınarak tilavet secdesi gibi yapılan bir secdedir.
Ebu Bekre (r.a)’den rivayete göre, “Hz. Peygamber (s.a) sevindirici bir haber aldığı zaman veya kendisine bir müjde verildiği vakit secdeye kapanırdı.” 503
Şükür secdesi müstehaptır. Ancak namazdan sonra yapılması mekruhtur. Çünkü işin mahiyetini bilmeyenler bunun namazın bir parçası olduğunu sanabilirler. Bu gibi inanışa yol açabilen her türlü mübah iş ise mekruh olur. Şükür secdesinin mekruh vakitler dışında yapılması gerekir.504
İslami Okul Okulların En Önemlisi