Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 39. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

XVI­II - YOL­CU VE YOL­CU­NUN NA­MA­ZI

 

A- Seferîliğin Ma­hi­ye­ti:

Se­fer ve mü­sa­fe­ret yol­cu­luk de­mek­tir. İslâmî bir te­rim ola­rak yol­cu­luk be­lir­li bir me­sa­fe­ye git­mek olup, or­ta bir yü­rü­yüş­le üç gün­lük, ya­ni on se­kiz sa­at­lik bir me­sa­fe­den iba­ret­tir. Bu­na “üç mer­ha­le” de de­nir.

Or­ta yü­rü­yüş, ya­ya yü­rü­yü­şü ve ka­fi­le için­de­ki de­ve yü­rü­şü­dür. De­niz­ler­de ise yel­ken­li ge­mi­le­rin mu­te­dil ha­va­da­ki üç gün­lük yol­cu­lu­ğu­dur.

İş­te ka­ra­lar­da böy­le bir yü­rü­yüş ile de­niz­ler­de ise mu­te­dil bir ha­va­da yel­ken­li bir ge­mi ile on se­kiz sa­at sü­re­cek bir me­sa­fe “se­fer sü­re­si” sa­yı­lır. Bu yo­lun yal­nız gi­di­le­cek me­sa­fe­si esas alı­nır, yok­sa gi­diş dö­nüş me­sa­fe­si­ne ba­kıl­maz. Yol­cu­luk ya­pan kim­se sü­rat ya­par da bu me­sa­fe­yi gü­nü­müz­de ye­ni çı­kan ula­şım va­sı­ta­la­rın­da ol­du­ğu gi­bi da­ha kı­sa bir sü­re­de ka­te­der­se bi­le yi­ne yol­cu sa­yı­lır ve na­maz­la­rı­nı kı­sa kı­lar. Yol­cu­luk­ta üç gü­nün esas alın­ma­sın­da, üç gün­lük mesh sü­re­si­ne kı­yas ya­pıl­mış­tır. Rasûlullah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Mukîm kim­se tam bir gün bir ge­ce, yol­cu ise üç gün üç ge­ce mesh eder.” 508

Va­ta­nın­da ve­ya o hü­küm­de­ki bir yer­de otu­ran kim­se­ye “mukîm”, bu­ra­dan çı­kıp en az on­se­kiz sa­at­lik me­sa­fe­ye git­me­ye baş­la­mış olan kim­se­ye de “mü­sa­fir (yol­cu)” de­nir.

Yol­cu­luk ha­li ge­nel ola­rak güç­lük ve sı­kın­tı­lar­dan hâli de­ğil­dir. Bu yüz­den İslâm di­ni yol­cu­lar hak­kın­da da ba­zı ko­lay­lık­lar ge­tir­miş­tir. Yol­cu­luk­ta ge­ce gün­düz ara­lık­sız yol­cu­lu­ğa de­vam edi­le­mez. İs­ti­ra­ha­ta da ih­ti­yaç var­dır. Bu yüz­den gün­lük yol­cu­luk sü­re­si al­tı sa­at ola­rak be­lir­len­miş­tir. Sa­at­te 5 km. yol ka­te­dil­me­si esas alı­nın­ca se­fe­ri­lik me­sa­fe­si 90 km. ol­muş bu­lu­nur. Ba­zı yol­cu­luk­la­rın ra­hat, me­şak­kat­siz ve çok kı­sa sü­re­de ya­pı­la­bil­me­si so­nu­cu de­ğiş­tir­mez. Çün­kü hü­küm fer­de gö­re de­ğil, cin­se gö­re mey­da­na ge­le­ce­ğin­den bü­tün yol­cu­luk hal­le­ri­ni kap­sa­mı­na alır. Di­ğer yan­dan Ha­ne­fi­le­re gö­re yol­cu­luk­ta ge­ti­ri­len ko­lay­lık­la­rın il­le­ti mü­cer­ret seferîliktir. Güç­lük ve sı­kın­tı bu­nun hik­me­ti­dir.

Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki ço­ğun­lu­ğa gö­re, na­maz­la­rın kı­sal­tıl­ma­sı­nı mü­bah kı­lan uzun yol­cu­luk za­man ba­kı­mın­dan or­ta­la­ma iki gün­lük yol­cu­luk ve­ya ağır yük­le ve ya­ya ola­rak iki ko­nak­lık me­sa­fe­dir.

Ba­zı fa­kih­le­re gö­re se­fer sü­re­si, on se­kiz fer­sah­lık bir me­sa­fe­dir. Bir fer­sah üç mil, 1 mil de 1848 met­re­dir.

Bir fer­sah on iki bin adım, bir mil de dört bin adım sa­yıl­mak­ta­dır. Bu­nun­la bir­lik­te fer­sah­lar düz yer­ler ile dağ­lık ve de­re­lik yer­le­re gö­re de­ği­şir. Meselâ, düz bir yer­de bir fer­sah bir sa­at­te alı­na­bil­di­ği hal­de, dağ­lık bir yer­de böy­le bir me­sa­fe 1 sa­at­te alı­na­maz. Bu yüz­den bu ko­nu­da fer­sah bir öl­çü sa­yıl­ma­ma­lı­dır. An­cak fer­sa­ha iti­bar edi­lin­ce bir çok me­se­le­nin çö­zü­mü ko­lay­laş­mak­ta­dır.

Meselâ; tren ve­ya uçak­la ya­pı­la­cak yol­cu­luk­lar­da, ka­te­di­le­cek yo­lun kaç fer­sah ol­du­ğu dik­ka­te alı­nır. En az on se­kiz fer­sah­lık bir me­sa­fe ka­te­dil­miş olun­ca, se­fer sü­re­si ger­çek­leş­miş ve se­fer hük­mü ce­re­yan et­me­ye baş­la­mış olur. Ar­tık ka­ra ve­ya de­niz ara­cı­nın hız­lı sey­re­den bir araç ol­ma­sı­na iti­bar edil­mez.

Di­ğer yan­dan Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki üç imam da fer­sah öl­çü­sü­nü esas al­mış­tır. İmam Mâlik ve Ah­med b. Han­bel’e gö­re se­fer sü­re­si 16 fer­sah ya­ni 48 mil­dir. Bir mil ise al­tı bin el ar­şı­nı­dır. İmam Şâfiî’nin ye­ni gö­rü­şü­ne gö­re de 48 mil­dir. Es­ki gö­rü­şü­ne gö­re bir gün bir ge­ce­dir.

Gi­di­le­cek ye­rin hem de­niz­den hem de ka­ra­dan yo­lu bu­lun­sa, yol­cu­nun gi­de­ce­ği yo­la iti­bar edi­lir. Bu yüz­den, bir bel­de­ye de­niz yo­luy­la meselâ; on iki sa­at­te, ka­ra yo­luy­la da on se­kiz sa­at­te gi­di­le­cek ol­sa, ka­ra­dan gi­den­ler yol­cu sa­yı­lır, de­niz­den gi­den­ler sa­yıl­maz.

Bir ye­rin ka­ra­dan iki yo­lu bu­lun­du­ğu tak­dir­de de hü­küm böy­le­dir. Yal­nız se­fer me­sa­fe­sin­de bu­lu­nan yol­dan gi­den­ler mi­sa­fir olur­lar.

Yol­cu­luk va­tan edi­ni­len bel­de­nin ve­ya kö­yün yo­la çı­kıl­dı­ğı ta­ra­fın­da­ki ev­le­rin­den ay­rıl­dık­tan ve en az üç gün­lük bir ye­re gi­dil­me­ye ni­yet edil­dik­ten iti­ba­ren baş­lar. Bu yüz­den şe­hir ke­nar­la­rın­da­ki yer­le­şim alan­la­rı, şe­hir­le bütün­leş­miş olan köy­ler ve­ya köy­den yo­la çı­kan­lar için “fi­na­yı mı­sır” de­ni­len har­man­lık, me­zar­lık ve ağıl gi­bi ek­len­ti­ler ge­çil­me­dik­çe yol­cu­luk baş­la­mış ol­maz.

   Şe­hir ve­ya kö­yün yer­le­şim ala­nı dı­şın­da ka­lan fab­ri­ka­lar, or­ga­ni­ze sa­na­yi ku­ru­luş­la­rı, top­tan­cı hal­le­ri, bağ­lar, bah­çe­ler, hay­van ve ta­vuk çift­li­ği gi­bi alan­lar şe­hir­den sa­yıl­maz.

 

   B- Seferîliğin Hü­küm­le­ri:

Yol­cu­lar için bir kı­sım ko­lay­lık­lar, ruh­sat­lar ge­ti­ril­miş­tir. Ra­ma­zan­da yol­cu­luk­ta bu­lu­nan için oru­cu­nu ge­ri bı­rak­ma­sı mü­bah­tır. Yol­cu­nun mesh sü­re­si üç gün üç ge­ce­dir. Yol­cu dört re­kat­lı farz na­maz­la­rı­nı iki­şer re­kat ola­rak kı­lar. Bu­na “kas­rı salât” de­nir. Bu so­nun­cu ko­lay­lık üze­rin­de du­ra­ca­ğız.

Yol­cu­luk­ta dört re­kat­lı na­maz­la­rın kı­sal­tı­la­rak kı­lın­ma­sı Kur’an, Sün­net ve İc­ma  ile ca­iz­dir.

Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Eğer kâfirlerin si­ze fit­ne ver­me­sin­den kor­kar­sa­nız, yer­yü­zün­de se­fe­re çık­tı­ğı­nız za­man na­maz­la­rı kı­sal­ta­rak kıl­ma­nız­da bir sa­kın­ca yok­tur.”509 Bu ayet­te kı­salt­ma­nın kor­ku şar­tı­na bağ­lan­ma­sı, o gün bu­lu­nan ola­yı tes­pit et­mek için­dir. Çün­kü Rasûlullah (s.a)’ın ço­ğu yol­cu­luk­la­rı kor­ku­dan hâli de­ğil­di. As­hab-ı ki­ram­dan Ya’lâ b. Ümey­ye (r.a) Hz. Ömer’e şöy­le de­miş­tir: “Biz ne­den na­maz­la­rı kı­sal­ta­rak kı­lı­yo­ruz, hal­bu­ki gü­ven için­de­yiz. Hz. Ömer de bu­na ce­vap ol­mak üze­re şöy­le bu­yur­du: Ben de ay­nı du­ru­mu Hz. Pey­gam­ber’e sor­muş­tum, ba­na şöy­le bu­yur­muş­tu: Bu, Al­lah’ın si­ze ver­di­ği bir ba­ğış­tır, Al­lah’ın sa­da­ka­sı­nı ka­bul edin.” 510

Hz. Pey­gam­ber’in um­re, hac ve­ya sa­vaş için yap­tı­ğı yol­cu­luk­la­rın­da na­maz­la­rı kı­sal­ta­rak kıl­dı­ğı­nı bil­di­ren ha­ber­ler te­va­tür de­re­ce­sin­de­dir. İbn Ömer (r.a) şöy­le de­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber (s.a)’e ar­ka­daş­lık et­tim. O yol­cu­luk­la­rın­da iki re­kat­tan faz­la kıl­maz­dı. Hz Ebu Be­kir, Hz. Ömer ve Hz. Os­man da böy­le ya­par­lar­dı.” 511 Hz. Ömer’in de şöy­le de­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir: “Yol­cu­nun na­ma­zı, Nebî’ni­zin li­sa­nı üze­re kı­salt­mak­sı­zın tam iki re­kat­tır.” 512

Yol­cu­nun dört re­kat­lı farz na­maz­la­rı kı­salt­ma­sı zo­run­lu mu­dur? Yok­sa kı­salt­mak­la tam kıl­mak ara­sın­da ser­best mi­dir?

Ha­ne­fi­le­re gö­re yol­cu­nun na­maz­la­rı kı­sal­ta­rak kıl­ma­sı va­cip­tir ve ay­nı za­man­da azi­met­tir. Yol­cu­nun bi­le­rek iki re­kat­tan faz­la kıl­ma­sı mek­ruh­tur. Bu­nun­la bir­lik­te iki re­kat kı­lıp da te­şeh­hüt­te bu­lun­duk­tan son­ra iki re­kat da­ha kı­la­cak ol­sa far­zı eda et­miş, son iki re­kat da na­fi­le ol­muş olur. An­cak selâmı te­hir et­miş ol­ma­sın­dan ötü­rü kö­tü bir iş yap­mış sa­yı­lır. Fa­kat bi­rin­ci te­şeh­hü­dü ter­ket­se ve­ya ilk iki re­kat­ta kı­ra­at­ta bu­lun­ma­mış ol­sa far­zı eda et­miş ol­maz. Ni­te­kim sa­bah ve cu­ma na­maz­la­rın­da da hü­küm böy­le­dir. Bu ko­nu­da de­lil şu ha­dis-i şe­rif­ler­dir: Hz. Âişe (r. anhâ)’den şöy­le de­di­ği ri­va­yet edil­miştir: “Na­maz iki­şer re­kat ola­rak farz kı­lın­dı, son­ra ha­zar­da zi­ya­de olun­du, se­fer­de ise ol­du­ğu gi­bi bı­ra­kıl­dı.” 513 İbn Ab­bas (r.a)’ın şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Al­lah Teâlâ na­ma­zı pey­gam­be­ri­mi­zin di­li ile ha­zar­da dört rekât se­fer­de iki rekât ola­rak farz kıl­mış­tır.” 514

Mâlikîlere gö­re, se­fer­de na­ma­zı kı­sal­ta­rak kıl­mak mü­ek­ked sün­net, Şâfiî ve Hanbelîlere gö­re ise yol­cu­luk­ta na­maz­la­rı kı­sal­ta­rak kıl­mak, mu­hay­yer ol­mak üze­re ruh­sat­tır. Se­fe­ri ki­şi na­maz­la­rı­nı kı­sal­ta­rak da, tam ola­rak da kı­la­bi­lir. An­cak Hanbelîlere gö­re kı­salt­mak mut­lak ola­rak tam kıl­mak­tan da­ha fa­zi­let­li­dir. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber ile dört ha­li­fe bu şe­kil­de yap­ma­ya de­vam et­miş­ler­dir.

Yol­cu­luk is­ter iba­det için, is­ter mü­bah ve­ya ma­si­yet bu­lu­nan bir amaç­la ol­sun, her tür­lü yol­cu­luk sı­ra­sın­da na­maz­la­rı kı­salt­mak ca­iz­dir. Meselâ; yol kes­mek, meşrû ol­ma­yan bir eğ­len­ti yap­mak ve­ya baş­ka bir ha­ra­mı iş­le­mek için yol­cu­luk ya­pan kim­se de seferî ruh­sat­la­rın­dan ya­rar­la­nır. De­lil, ko­nu ile il­gi­li nass’la­rın mut­lak ifa­de­si­dir; “Yer­yü­zün­de yü­rü­dü­ğü­nüz za­man si­zin için na­maz­la­rı kı­salt­ma­nız­da bir sa­kın­ca yok­tur” âyetinde yol­cu­lu­ğun meşrû ve­ya gay­ri meşrû ol­ma­sı ara­sın­da bir ayı­rım ya­pıl­ma­mış­tır. 515

Hanefîler dı­şın­da­ki ço­ğun­luk müc­te­hid­le­re gö­re ise; yol kes­mek, şa­rap ve ha­ram şey­le­rin ti­ca­re­ti­ni yap­mak gi­bi Al­lah’a is­ya­nın söz ko­nu­su ol­du­ğu yol­cu­luk­lar­da se­fe­re mah­sus olan na­maz­la­rın kı­sal­tıl­ma­sı, bir­leş­ti­ril­me­si, oruç­lu­nun if­tar et­me­si, mest­ler üze­ri­ne üç gün mesh et­mek, bi­nek üze­rin­de na­fi­le na­maz kıl­mak gi­bi ruh­sat­lar mü­bah ol­maz. Çün­kü bu gi­bi kim­se­ler Al­lah’a is­yan için yol­cu­luk yap­mış sa­yı­lır. Bu ko­nu­da­ki ka­i­de şu­dur: “Ruh­sat­lar ma­si­yet ve kö­tü­lük iş­le­me­ye da­ya­nak ya­pı­la­maz.” Yi­ne Al­lah Teâlâ dar­da ka­la­na ölü hay­van eti­ni ye­me­yi “had­di­ni aş­ma­ma ve Al­lah’a is­yan­da bu­lun­ma­ma” şar­tı­na bağ­la­mış­tır.516

Seferî kim­se bir bel­de­de on beş gün ve da­ha faz­la kal­ma­ya ni­yet edin­ce mukîm olur ve ar­tık na­maz­la­rı­nı tam kı­lar. Eğer on beş gün­den az kal­maya ni­yet eder­se seferîliği de­vam eder. Bu ko­nu­da da­ya­nı­lan de­lil, ka­dın­la­rın te­miz­lik sü­re­si­ne kı­yas­tır. Te­miz­lik sü­re­si, ha­yız se­be­biy­le ka­dı­nın üze­rin­den dü­şen na­maz ve oru­cun eda­sı­na dön­me­yi ge­rek­ti­rir. İka­met ye­rin­de bu­lun­mak da se­fer se­be­biy­le ki­şi­nin üze­rin­den dü­şen ba­zı ve­ci­be­le­rin ya­pıl­ma­sı­na ge­ri dön­me­yi ge­rek­ti­rir. Bu yüz­den te­miz­lik sü­re­si­nin on beş gün ile sı­nır­lan­ma­sı gi­bi, en az ika­met sü­re­si­nin de on beş gün ola­rak tak­dir edil­me­si ge­re­kir. Bu gö­rüş İbn Ab­bas ve İbn Ömer (r. anhümâ)dan nak­le­di­len şu sö­ze da­ya­nır: “Seferî ol­du­ğun hal­de bir bel­de­ye gi­rer ve bu bel­de­de on beş gün kal­ma­ya ni­yet eder­sen na­ma­zı­nı tam kıl. Eğer bu­ra­dan ne za­man se­fe­re çı­ka­ca­ğı­nı bi­le­mez­sen na­maz­la­rı­nı kı­sal­ta­rak kıl.” 517

Bir yol­cu bir bel­de­de be­lir­li bir ih­ti­ya­cı­nı gör­mek için bek­ler­se, bek­le­me işi yıl­lar­ca sür­se bi­le na­maz­la­rı­nı kı­sal­ta­rak kı­lar. On­beş gün­den faz­la  kal­ma­ya ni­yet et­me­di­ği için seferîlik ha­li de­vam eder. Ni­te­kim İbn Ömer (r. anhümâ) Azer­bay­can’da al­tı ay kal­mış ve na­maz­la­rı­nı bu şe­kil­de kı­sal­ta­rak kıl­mış­tır. Bir kı­sım sa­ha­be­nin de böy­le yap­tı­ğı ri­va­yet edil­miş­tir.

Or­du bir bel­de­ye gir­se bu­ra­da on beş gün­den da­ha faz­la kal­ma­ya ni­yet et­se bi­le na­maz­la­rı­nı kı­sal­ta­rak kı­lar­lar. Çün­kü ora­da kal­mak ve­ya ye­ni­lip, çe­kil­mek ih­ti­ma­li bu­lun­du­ğu için sü­re ile il­gi­li ni­yet ge­çer­li de­ğil­dir.

Şâfiî ve Mâlikîlere gö­re, yol­cu bir yer­de dört gün kal­ma­ya ni­yet eder­se na­maz­la­rı­nı tam kı­lar. Çün­kü sün­net­te, dört gün­den az ika­me­tin se­fe­rin hük­mü­nü kes­me­ye­ce­ği açık­lan­mış­tır. Rasûlullah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Mu­ha­cir, hac­da­ki iba­det­le­ri­ni yap­tık­tan son­ra üç gün ika­met eder.” Ni­te­kim Hz. Pey­gam­ber (s.a) um­re yap­tı­ğı za­man Mek­ke’de üç gün sü­rey­le kal­dı­ğı hal­de na­maz­la­rı­nı kı­sal­ta­rak kı­lı­yor­du.518

Hanbelîlere gö­re, dört gün­den faz­la ve­ya yir­mi va­kit­ten faz­la kal­ma­ya ni­yet eder­se na­maz­la­rı­nı tam kı­lar. Bun­dan az olur­sa kı­sal­ta­rak kı­lar.

Yol­cu­luk ve ika­met hal­le­rin­de ta­bi ola­nın de­ğil, ta­bi olu­na­nın ni­ye­ti ge­çer­li­dir. Bu yüz­den as­ker, ko­mu­ta­nın; iş­çi iş­ve­re­nin; öğ­ren­ci ho­ca­sı­nın, ka­dın ko­ca­sı­nın ni­ye­ti­ne gö­re mukîm ve­ya yol­cu ol­muş olur.

Yol­cu­luk ko­nu­sun­da he­nüz er­gin­lik ça­ğı­na gir­me­miş olan ço­cuk hakkın­da da se­fer hü­küm­le­ri ce­re­yan et­mez. Şâfiîlere gö­re ise mü­mey­yiz ço­cu­ğun yol­cu­lu­ğa ni­ye­ti ge­çer­li olup, na­ma­zı­nı kı­sal­ta­rak kı­la­bi­lir.

Yol­cu­luk ha­lin­de bu­lu­nan kim­se ta­bi ol­du­ğu kim­se­nin ne­re­ye gi­de­ce­ğini ve ni­ye­ti­ni bil­me­di­ği ve so­ru­su­na da ce­vap ala­ma­dı­ğı tak­dir­de üç gün­lük me­sa­fe­ye ka­dar na­maz­la­rı­nı tam kı­lar on­dan son­ra kı­salt­ma­ya baş­lar.

İslâm Dev­let baş­ka­nı se­fe­re ni­yet et­mek­si­zin ül­ke­si için­de bir sü­re do­la­şa­cak ol­sa, na­maz­la­rı­nı tam kı­lar, fa­kat se­fer sü­re­si do­laş­ma­ya ni­yet eder­se na­maz­la­rı­nı kı­sal­tır. Doğ­ru olan bu­dur.

Mukîmin ka­za­ya ka­lan na­maz­la­rı yol­cu­lu­ğa çık­ma­sıy­la ve yol­cu­nun ka­za­ya ka­lan na­maz­la­rı da ika­me­te ni­yet et­me­siy­le de­ğiş­mez. Bu yüz­den se­fer­de iken ka­za­ya ka­lan na­maz­la­rı­nı iki­şer rekât ola­rak kı­lar. Bir yol­cu da ika­met za­ma­nın­da ka­za­ya kal­mış na­maz­la­rı­nı dör­der rekât ola­rak kı­lar.

Mukîm mü­sa­fi­re, mü­sa­fir de mukîme uya­bi­lir. Bu­ra­da mü­sa­fir iki rekâtın so­nun­da se­lam ve­rin­ce, mukîm kal­kar -sağ­lam gö­rü­şe gö­re- kı­ra­at­da bu­lun­mak­sı­zın na­ma­zı­nı ta­mam­lar, ya­nı­lır­sa sec­de de et­mez. Çün­kü bu mukîm bir lâhik me­sa­be­sin­de­dir. (bk. “Lâhik” bah­si.) İmam olan mü­sa­fi­rin na­maz­dan ön­ce; “Ben se­fe­ri­yim, siz na­maz­la­rı­nı­zı ta­mam­la­yın” de­me­si müs­te­hap­tır.

Yol­cu ise an­cak va­kit için­de mukîme uya­bi­lir. Bu du­rum­da dört rekâtlı bir farz na­ma­zı­nı mukîm gi­bi tam ola­rak kı­lar. İma­ma va­kit için­de uy­mak­la farz na­ma­zı iki rekâttan dört rekâta dö­nüş­müş olur. İbn Ab­bas: Seferî’nin du­ru­mu­na ne der­si­niz? Yal­nız ba­şı­na kı­lın­ca iki rekât mukîm bir ima­ma uyun­ca dört rekât kı­lı­yor? So­ru­su­na: “Bu­nu yap­mak sün­net­tir” ce­va­bı­nı ver­miş­tir.519 Nâfi’ şöy­le de­miş­tir: “İbn Ömer seferî ol­du­ğu za­man imam­la bir­lik­te na­maz kı­lın­ca dört rekât kı­lar, yal­nız ba­şı­na kıl­dı­ğı za­man ise iki rekât kı­lar­dı.” 520

Bir kim­se mü­sa­fir iken ka­za­ya ka­lan dört re­kat­lı bir na­ma­zın­da mukîm ima­ma uya­maz. Çün­kü bu na­maz da­ha ön­ce­den iki rekât ola­rak mey­da­na gel­miş­tir.

Yol­cu­luk ve­ya yağ­mur, kar gi­bi bir ma­ze­ret­le iki na­ma­zı bir va­kit­te kıl­mak ca­iz de­ğil­dir. Yal­nız Ara­fat’ta öğ­le ile ikin­di, Müz­de­li­fe’de ak­şam ile yat­sı na­maz­la­rı­nı bir­leş­ti­rip ce­ma­at­le kıl­mak ca­iz gö­rül­müş­tür. (bk. “Na­ma­zın Va­kit­le­ri”)

Hanefîler dı­şın­da­ki üç mez­hep ima­mı­na gö­re bir ma­ze­ret bu­lu­nun­ca öğ­le ve ikin­di ve­ya ak­şam ile yat­sı na­maz­la­rı­nı tak­dim ve­ya te­hir şek­liy­le bir va­kit­te bir­leş­tir­mek ca­iz­dir. Meselâ; öğ­le na­ma­zı ile ikin­di na­ma­zı öğ­le vak­tin­de kı­lı­na­bi­le­ce­ği gi­bi ikin­di vak­tin­de de kı­lı­na­bi­lir.

 

C- Mü­sa­fir­li­ğin So­na Er­me­si:

Aslî va­ta­na dö­nüp gel­mek­de yol­cu­luk ha­li so­na erer. Bu­ra­da otur­ma­ya ni­yet edil­me­se de so­nuç de­ğiş­mez. Va­tan-ı ika­me­te dö­nüş­te ise, kal­ma­ya ni­yet ge­re­kir.

Va­tan üç kıs­ma ay­rı­lır:

a. Va­tan-ı aslî: Bir in­sa­nın do­ğup bü­yü­dü­ğü ve­ya ev­le­nip için­de ya­şa­mak is­te­di­ği ve­ya için­de ba­rın­ma­yı kasd edip, baş­ka ye­ri va­tan edin­mek is­te­me­di­ği ye­re “va­tan-ı aslî” de­nir.

b. Va­tan-ı ika­met: Bir kim­se­nin doğ­du­ğu, ev­len­di­ği ve yer­leş­me­ye ka­rar ver­di­ği bir yer ol­mak­sı­zın yal­nız için­de on beş gün­den faz­la kal­mak is­te­di­ği ye­re de “va­tan-ı ika­met” de­nir.

c. Va­tan-ı süknâ: Bir yol­cu­nun, için­de on beş gün­den az otur­mak is­te­di­ği yer de ken­di­si­nin bir “va­tan-ı süknâ”sı­dır. Bu so­nun­cu­ya iti­bar edil­mez. Bu­nun­la ne aslî va­tan ne de ika­met va­ta­nı de­ğiş­miş, bo­zul­muş olur.

Seferîlik ko­nu­sun­da bu va­tan­lar ken­di mis­li ile ve­ya üs­tü ile bo­zu­lur, aşa­ğı­sı ile bo­zul­maz. Bu yüz­den in­sa­nın asıl va­ta­nı olan yer di­ğer ika­met ve sük­na va­tan­la­rı ile bo­zul­maz. Ya­ni va­tan-ı ika­met­te bu­lu­nan kim­se va­tan-ı as­li­ye dön­mek­le mü­sa­fir ol­maz. İn­san do­ğup yer­leş­ti­ği ve­ya ka­rı­sı­nın yer­leş­ti­ği ye­re va­rın­ca seferî ol­maz. Sa­de­ce gi­de­ce­ği bu yer 90 km.’den uzak­ta olur­sa yol­cu­luk sı­ra­sın­da seferî olur, fa­kat ora­ya va­rın­ca seferîliği kal­kar.

Bir kim­se yer­leş­ti­ği yer­den, yi­ne sü­rek­li ola­rak yer­leş­mek ama­cıy­la baş­ka bir ye­re gi­der­se git­ti­ği yer va­tan-ı aslîsi olur, bi­rin­ci yer aslî va­ta­nı ol­mak­tan çı­kar. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) Mek­ke’ye git­ti­ğin­de ken­di­si­ni mü­sa­fir say­mış ve “Biz seferîyiz” bu­yur­muş­tur.521

Va­tan-ı aslî, va­tan-ı ika­met­le bo­zul­maz. Doğ­du­ğu ve­ya ka­rı­sı­nın bu­lun­du­ğu yer­den, öğ­ren­ci­lik, as­ker­lik, iş­çi­lik gi­bi bir amaç­la on beş gün­den faz­la kal­mak üze­re baş­ka bir ye­re gi­den kim­se­nin ön­ce­ki aslî va­ta­nı ni­te­lik de­ğiş­tir­mez. Ora­ya dö­nün­ce üç gün bi­le ka­la­cak ol­sa seferî sa­yıl­maz. Çün­kü va­tan-ı ika­met, va­tan-ı aslî’yi boz­maz.

Bir kim­se bir şe­hir­de otu­rur­ken ai­le­si­ni nak­let­me­den baş­ka bir şe­hir­de de ev­len­se, her iki şe­hir ken­di­si için asıl va­tan olur. Han­gi­si­ne git­se mukîm sa­yı­lır. Va­tan-ı ika­met ise, baş­ka bir va­tan-ı ika­me­te git­mek ve­ya ora­dan ay­rı­lıp yol­cu­lu­ğa çık­mak ya­hut aslî va­ta­na dön­mek­le bo­zu­lur. Ya­ni va­tan-ı ika­met­ten ay­rı­lan kim­se, ye­ni­den bu­ra­ya dön­dü­ğün­de on beş gün­den az ka­la­cak­sa seferî sa­yı­lır.

On beş gün­den az ka­lı­na­cak yer olan va­tan-ı süknânın bir öne­mi yok­tur. Ki­şi ora­da seferî sa­yı­lır. Bu va­tan, di­ğer va­tan çe­şit­le­ri­ni de­ğiş­tir­mez. Ki­şi on beş gün­den kı­sa sü­ren ve 90 km.den uza­ğa yap­tı­ğı tüm yol­cu­luk­la­rın­da, şeh­rin yer­le­şim alan­la­rı dı­şı­na çık­tı­ğı an­dan iti­ba­ren ve git­ti­ği yer­de seferî sa­yı­lır. Bu du­rum ge­ri dö­nün­ce­ye ka­dar de­vam eder.

Ce­ma­at­le na­maz­da mukîm mü­sa­fi­re uy­muş­sa mü­sa­fir iki rekât kı­lın­ca selâm ve­rir, mukîm selâm ver­me­yip na­ma­zı dör­de ta­mam­lar. Na­ma­zı dör­de ta­mam­lar­ken hiç­bir şey oku­maz. Çün­kü na­ma­zın baş ta­ra­fı­nı imam­la kıl­mış  ve farz kı­ra­at ye­ri­ne gel­miş­tir.