Fikih - 39. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
XVIII - YOLCU VE YOLCUNUN NAMAZI
A- Seferîliğin Mahiyeti:
Sefer ve müsaferet yolculuk demektir. İslâmî bir terim olarak yolculuk belirli bir mesafeye gitmek olup, orta bir yürüyüşle üç günlük, yani on sekiz saatlik bir mesafeden ibarettir. Buna “üç merhale” de denir.
Orta yürüyüş, yaya yürüyüşü ve kafile içindeki deve yürüşüdür. Denizlerde ise yelkenli gemilerin mutedil havadaki üç günlük yolculuğudur.
İşte karalarda böyle bir yürüyüş ile denizlerde ise mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile on sekiz saat sürecek bir mesafe “sefer süresi” sayılır. Bu yolun yalnız gidilecek mesafesi esas alınır, yoksa gidiş dönüş mesafesine bakılmaz. Yolculuk yapan kimse sürat yapar da bu mesafeyi günümüzde yeni çıkan ulaşım vasıtalarında olduğu gibi daha kısa bir sürede katederse bile yine yolcu sayılır ve namazlarını kısa kılar. Yolculukta üç günün esas alınmasında, üç günlük mesh süresine kıyas yapılmıştır. Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Mukîm kimse tam bir gün bir gece, yolcu ise üç gün üç gece mesh eder.” 508
Vatanında veya o hükümdeki bir yerde oturan kimseye “mukîm”, buradan çıkıp en az onsekiz saatlik mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de “müsafir (yolcu)” denir.
Yolculuk hali genel olarak güçlük ve sıkıntılardan hâli değildir. Bu yüzden İslâm dini yolcular hakkında da bazı kolaylıklar getirmiştir. Yolculukta gece gündüz aralıksız yolculuğa devam edilemez. İstirahata da ihtiyaç vardır. Bu yüzden günlük yolculuk süresi altı saat olarak belirlenmiştir. Saatte 5 km. yol katedilmesi esas alınınca seferilik mesafesi 90 km. olmuş bulunur. Bazı yolculukların rahat, meşakkatsiz ve çok kısa sürede yapılabilmesi sonucu değiştirmez. Çünkü hüküm ferde göre değil, cinse göre meydana geleceğinden bütün yolculuk hallerini kapsamına alır. Diğer yandan Hanefilere göre yolculukta getirilen kolaylıkların illeti mücerret seferîliktir. Güçlük ve sıkıntı bunun hikmetidir.
Hanefiler dışındaki çoğunluğa göre, namazların kısaltılmasını mübah kılan uzun yolculuk zaman bakımından ortalama iki günlük yolculuk veya ağır yükle ve yaya olarak iki konaklık mesafedir.
Bazı fakihlere göre sefer süresi, on sekiz fersahlık bir mesafedir. Bir fersah üç mil, 1 mil de 1848 metredir.
Bir fersah on iki bin adım, bir mil de dört bin adım sayılmaktadır. Bununla birlikte fersahlar düz yerler ile dağlık ve derelik yerlere göre değişir. Meselâ, düz bir yerde bir fersah bir saatte alınabildiği halde, dağlık bir yerde böyle bir mesafe 1 saatte alınamaz. Bu yüzden bu konuda fersah bir ölçü sayılmamalıdır. Ancak fersaha itibar edilince bir çok meselenin çözümü kolaylaşmaktadır.
Meselâ; tren veya uçakla yapılacak yolculuklarda, katedilecek yolun kaç fersah olduğu dikkate alınır. En az on sekiz fersahlık bir mesafe katedilmiş olunca, sefer süresi gerçekleşmiş ve sefer hükmü cereyan etmeye başlamış olur. Artık kara veya deniz aracının hızlı seyreden bir araç olmasına itibar edilmez.
Diğer yandan Hanefiler dışındaki üç imam da fersah ölçüsünü esas almıştır. İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre sefer süresi 16 fersah yani 48 mildir. Bir mil ise altı bin el arşınıdır. İmam Şâfiî’nin yeni görüşüne göre de 48 mildir. Eski görüşüne göre bir gün bir gecedir.
Gidilecek yerin hem denizden hem de karadan yolu bulunsa, yolcunun gideceği yola itibar edilir. Bu yüzden, bir beldeye deniz yoluyla meselâ; on iki saatte, kara yoluyla da on sekiz saatte gidilecek olsa, karadan gidenler yolcu sayılır, denizden gidenler sayılmaz.
Bir yerin karadan iki yolu bulunduğu takdirde de hüküm böyledir. Yalnız sefer mesafesinde bulunan yoldan gidenler misafir olurlar.
Yolculuk vatan edinilen beldenin veya köyün yola çıkıldığı tarafındaki evlerinden ayrıldıktan ve en az üç günlük bir yere gidilmeye niyet edildikten itibaren başlar. Bu yüzden şehir kenarlarındaki yerleşim alanları, şehirle bütünleşmiş olan köyler veya köyden yola çıkanlar için “finayı mısır” denilen harmanlık, mezarlık ve ağıl gibi eklentiler geçilmedikçe yolculuk başlamış olmaz.
Şehir veya köyün yerleşim alanı dışında kalan fabrikalar, organize sanayi kuruluşları, toptancı halleri, bağlar, bahçeler, hayvan ve tavuk çiftliği gibi alanlar şehirden sayılmaz.
B- Seferîliğin Hükümleri:
Yolcular için bir kısım kolaylıklar, ruhsatlar getirilmiştir. Ramazanda yolculukta bulunan için orucunu geri bırakması mübahtır. Yolcunun mesh süresi üç gün üç gecedir. Yolcu dört rekatlı farz namazlarını ikişer rekat olarak kılar. Buna “kasrı salât” denir. Bu sonuncu kolaylık üzerinde duracağız.
Yolculukta dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınması Kur’an, Sünnet ve İcma ile caizdir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer kâfirlerin size fitne vermesinden korkarsanız, yeryüzünde sefere çıktığınız zaman namazları kısaltarak kılmanızda bir sakınca yoktur.”509 Bu ayette kısaltmanın korku şartına bağlanması, o gün bulunan olayı tespit etmek içindir. Çünkü Rasûlullah (s.a)’ın çoğu yolculukları korkudan hâli değildi. Ashab-ı kiramdan Ya’lâ b. Ümeyye (r.a) Hz. Ömer’e şöyle demiştir: “Biz neden namazları kısaltarak kılıyoruz, halbuki güven içindeyiz. Hz. Ömer de buna cevap olmak üzere şöyle buyurdu: Ben de aynı durumu Hz. Peygamber’e sormuştum, bana şöyle buyurmuştu: Bu, Allah’ın size verdiği bir bağıştır, Allah’ın sadakasını kabul edin.” 510
Hz. Peygamber’in umre, hac veya savaş için yaptığı yolculuklarında namazları kısaltarak kıldığını bildiren haberler tevatür derecesindedir. İbn Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (s.a)’e arkadaşlık ettim. O yolculuklarında iki rekattan fazla kılmazdı. Hz Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman da böyle yaparlardı.” 511 Hz. Ömer’in de şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yolcunun namazı, Nebî’nizin lisanı üzere kısaltmaksızın tam iki rekattır.” 512
Yolcunun dört rekatlı farz namazları kısaltması zorunlu mudur? Yoksa kısaltmakla tam kılmak arasında serbest midir?
Hanefilere göre yolcunun namazları kısaltarak kılması vaciptir ve aynı zamanda azimettir. Yolcunun bilerek iki rekattan fazla kılması mekruhtur. Bununla birlikte iki rekat kılıp da teşehhütte bulunduktan sonra iki rekat daha kılacak olsa farzı eda etmiş, son iki rekat da nafile olmuş olur. Ancak selâmı tehir etmiş olmasından ötürü kötü bir iş yapmış sayılır. Fakat birinci teşehhüdü terketse veya ilk iki rekatta kıraatta bulunmamış olsa farzı eda etmiş olmaz. Nitekim sabah ve cuma namazlarında da hüküm böyledir. Bu konuda delil şu hadis-i şeriflerdir: Hz. Âişe (r. anhâ)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Namaz ikişer rekat olarak farz kılındı, sonra hazarda ziyade olundu, seferde ise olduğu gibi bırakıldı.” 513 İbn Abbas (r.a)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Allah Teâlâ namazı peygamberimizin dili ile hazarda dört rekât seferde iki rekât olarak farz kılmıştır.” 514
Mâlikîlere göre, seferde namazı kısaltarak kılmak müekked sünnet, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise yolculukta namazları kısaltarak kılmak, muhayyer olmak üzere ruhsattır. Seferi kişi namazlarını kısaltarak da, tam olarak da kılabilir. Ancak Hanbelîlere göre kısaltmak mutlak olarak tam kılmaktan daha faziletlidir. Çünkü Hz. Peygamber ile dört halife bu şekilde yapmaya devam etmişlerdir.
Yolculuk ister ibadet için, ister mübah veya masiyet bulunan bir amaçla olsun, her türlü yolculuk sırasında namazları kısaltmak caizdir. Meselâ; yol kesmek, meşrû olmayan bir eğlenti yapmak veya başka bir haramı işlemek için yolculuk yapan kimse de seferî ruhsatlarından yararlanır. Delil, konu ile ilgili nass’ların mutlak ifadesidir; “Yeryüzünde yürüdüğünüz zaman sizin için namazları kısaltmanızda bir sakınca yoktur” âyetinde yolculuğun meşrû veya gayri meşrû olması arasında bir ayırım yapılmamıştır. 515
Hanefîler dışındaki çoğunluk müctehidlere göre ise; yol kesmek, şarap ve haram şeylerin ticaretini yapmak gibi Allah’a isyanın söz konusu olduğu yolculuklarda sefere mahsus olan namazların kısaltılması, birleştirilmesi, oruçlunun iftar etmesi, mestler üzerine üç gün mesh etmek, binek üzerinde nafile namaz kılmak gibi ruhsatlar mübah olmaz. Çünkü bu gibi kimseler Allah’a isyan için yolculuk yapmış sayılır. Bu konudaki kaide şudur: “Ruhsatlar masiyet ve kötülük işlemeye dayanak yapılamaz.” Yine Allah Teâlâ darda kalana ölü hayvan etini yemeyi “haddini aşmama ve Allah’a isyanda bulunmama” şartına bağlamıştır.516
Seferî kimse bir beldede on beş gün ve daha fazla kalmaya niyet edince mukîm olur ve artık namazlarını tam kılar. Eğer on beş günden az kalmaya niyet ederse seferîliği devam eder. Bu konuda dayanılan delil, kadınların temizlik süresine kıyastır. Temizlik süresi, hayız sebebiyle kadının üzerinden düşen namaz ve orucun edasına dönmeyi gerektirir. İkamet yerinde bulunmak da sefer sebebiyle kişinin üzerinden düşen bazı vecibelerin yapılmasına geri dönmeyi gerektirir. Bu yüzden temizlik süresinin on beş gün ile sınırlanması gibi, en az ikamet süresinin de on beş gün olarak takdir edilmesi gerekir. Bu görüş İbn Abbas ve İbn Ömer (r. anhümâ)dan nakledilen şu söze dayanır: “Seferî olduğun halde bir beldeye girer ve bu beldede on beş gün kalmaya niyet edersen namazını tam kıl. Eğer buradan ne zaman sefere çıkacağını bilemezsen namazlarını kısaltarak kıl.” 517
Bir yolcu bir beldede belirli bir ihtiyacını görmek için beklerse, bekleme işi yıllarca sürse bile namazlarını kısaltarak kılar. Onbeş günden fazla kalmaya niyet etmediği için seferîlik hali devam eder. Nitekim İbn Ömer (r. anhümâ) Azerbaycan’da altı ay kalmış ve namazlarını bu şekilde kısaltarak kılmıştır. Bir kısım sahabenin de böyle yaptığı rivayet edilmiştir.
Ordu bir beldeye girse burada on beş günden daha fazla kalmaya niyet etse bile namazlarını kısaltarak kılarlar. Çünkü orada kalmak veya yenilip, çekilmek ihtimali bulunduğu için süre ile ilgili niyet geçerli değildir.
Şâfiî ve Mâlikîlere göre, yolcu bir yerde dört gün kalmaya niyet ederse namazlarını tam kılar. Çünkü sünnette, dört günden az ikametin seferin hükmünü kesmeyeceği açıklanmıştır. Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Muhacir, hacdaki ibadetlerini yaptıktan sonra üç gün ikamet eder.” Nitekim Hz. Peygamber (s.a) umre yaptığı zaman Mekke’de üç gün süreyle kaldığı halde namazlarını kısaltarak kılıyordu.518
Hanbelîlere göre, dört günden fazla veya yirmi vakitten fazla kalmaya niyet ederse namazlarını tam kılar. Bundan az olursa kısaltarak kılar.
Yolculuk ve ikamet hallerinde tabi olanın değil, tabi olunanın niyeti geçerlidir. Bu yüzden asker, komutanın; işçi işverenin; öğrenci hocasının, kadın kocasının niyetine göre mukîm veya yolcu olmuş olur.
Yolculuk konusunda henüz erginlik çağına girmemiş olan çocuk hakkında da sefer hükümleri cereyan etmez. Şâfiîlere göre ise mümeyyiz çocuğun yolculuğa niyeti geçerli olup, namazını kısaltarak kılabilir.
Yolculuk halinde bulunan kimse tabi olduğu kimsenin nereye gideceğini ve niyetini bilmediği ve sorusuna da cevap alamadığı takdirde üç günlük mesafeye kadar namazlarını tam kılar ondan sonra kısaltmaya başlar.
İslâm Devlet başkanı sefere niyet etmeksizin ülkesi içinde bir süre dolaşacak olsa, namazlarını tam kılar, fakat sefer süresi dolaşmaya niyet ederse namazlarını kısaltır. Doğru olan budur.
Mukîmin kazaya kalan namazları yolculuğa çıkmasıyla ve yolcunun kazaya kalan namazları da ikamete niyet etmesiyle değişmez. Bu yüzden seferde iken kazaya kalan namazlarını ikişer rekât olarak kılar. Bir yolcu da ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder rekât olarak kılar.
Mukîm müsafire, müsafir de mukîme uyabilir. Burada müsafir iki rekâtın sonunda selam verince, mukîm kalkar -sağlam görüşe göre- kıraatda bulunmaksızın namazını tamamlar, yanılırsa secde de etmez. Çünkü bu mukîm bir lâhik mesabesindedir. (bk. “Lâhik” bahsi.) İmam olan müsafirin namazdan önce; “Ben seferiyim, siz namazlarınızı tamamlayın” demesi müstehaptır.
Yolcu ise ancak vakit içinde mukîme uyabilir. Bu durumda dört rekâtlı bir farz namazını mukîm gibi tam olarak kılar. İmama vakit içinde uymakla farz namazı iki rekâttan dört rekâta dönüşmüş olur. İbn Abbas: Seferî’nin durumuna ne dersiniz? Yalnız başına kılınca iki rekât mukîm bir imama uyunca dört rekât kılıyor? Sorusuna: “Bunu yapmak sünnettir” cevabını vermiştir.519 Nâfi’ şöyle demiştir: “İbn Ömer seferî olduğu zaman imamla birlikte namaz kılınca dört rekât kılar, yalnız başına kıldığı zaman ise iki rekât kılardı.” 520
Bir kimse müsafir iken kazaya kalan dört rekatlı bir namazında mukîm imama uyamaz. Çünkü bu namaz daha önceden iki rekât olarak meydana gelmiştir.
Yolculuk veya yağmur, kar gibi bir mazeretle iki namazı bir vakitte kılmak caiz değildir. Yalnız Arafat’ta öğle ile ikindi, Müzdelife’de akşam ile yatsı namazlarını birleştirip cemaatle kılmak caiz görülmüştür. (bk. “Namazın Vakitleri”)
Hanefîler dışındaki üç mezhep imamına göre bir mazeret bulununca öğle ve ikindi veya akşam ile yatsı namazlarını takdim veya tehir şekliyle bir vakitte birleştirmek caizdir. Meselâ; öğle namazı ile ikindi namazı öğle vaktinde kılınabileceği gibi ikindi vaktinde de kılınabilir.
C- Müsafirliğin Sona Ermesi:
Aslî vatana dönüp gelmekde yolculuk hali sona erer. Burada oturmaya niyet edilmese de sonuç değişmez. Vatan-ı ikamete dönüşte ise, kalmaya niyet gerekir.
Vatan üç kısma ayrılır:
a. Vatan-ı aslî: Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kasd edip, başka yeri vatan edinmek istemediği yere “vatan-ı aslî” denir.
b. Vatan-ı ikamet: Bir kimsenin doğduğu, evlendiği ve yerleşmeye karar verdiği bir yer olmaksızın yalnız içinde on beş günden fazla kalmak istediği yere de “vatan-ı ikamet” denir.
c. Vatan-ı süknâ: Bir yolcunun, içinde on beş günden az oturmak istediği yer de kendisinin bir “vatan-ı süknâ”sıdır. Bu sonuncuya itibar edilmez. Bununla ne aslî vatan ne de ikamet vatanı değişmiş, bozulmuş olur.
Seferîlik konusunda bu vatanlar kendi misli ile veya üstü ile bozulur, aşağısı ile bozulmaz. Bu yüzden insanın asıl vatanı olan yer diğer ikamet ve sükna vatanları ile bozulmaz. Yani vatan-ı ikamette bulunan kimse vatan-ı asliye dönmekle müsafir olmaz. İnsan doğup yerleştiği veya karısının yerleştiği yere varınca seferî olmaz. Sadece gideceği bu yer 90 km.’den uzakta olursa yolculuk sırasında seferî olur, fakat oraya varınca seferîliği kalkar.
Bir kimse yerleştiği yerden, yine sürekli olarak yerleşmek amacıyla başka bir yere giderse gittiği yer vatan-ı aslîsi olur, birinci yer aslî vatanı olmaktan çıkar. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) Mekke’ye gittiğinde kendisini müsafir saymış ve “Biz seferîyiz” buyurmuştur.521
Vatan-ı aslî, vatan-ı ikametle bozulmaz. Doğduğu veya karısının bulunduğu yerden, öğrencilik, askerlik, işçilik gibi bir amaçla on beş günden fazla kalmak üzere başka bir yere giden kimsenin önceki aslî vatanı nitelik değiştirmez. Oraya dönünce üç gün bile kalacak olsa seferî sayılmaz. Çünkü vatan-ı ikamet, vatan-ı aslî’yi bozmaz.
Bir kimse bir şehirde otururken ailesini nakletmeden başka bir şehirde de evlense, her iki şehir kendisi için asıl vatan olur. Hangisine gitse mukîm sayılır. Vatan-ı ikamet ise, başka bir vatan-ı ikamete gitmek veya oradan ayrılıp yolculuğa çıkmak yahut aslî vatana dönmekle bozulur. Yani vatan-ı ikametten ayrılan kimse, yeniden buraya döndüğünde on beş günden az kalacaksa seferî sayılır.
On beş günden az kalınacak yer olan vatan-ı süknânın bir önemi yoktur. Kişi orada seferî sayılır. Bu vatan, diğer vatan çeşitlerini değiştirmez. Kişi on beş günden kısa süren ve 90 km.den uzağa yaptığı tüm yolculuklarında, şehrin yerleşim alanları dışına çıktığı andan itibaren ve gittiği yerde seferî sayılır. Bu durum geri dönünceye kadar devam eder.
Cemaatle namazda mukîm müsafire uymuşsa müsafir iki rekât kılınca selâm verir, mukîm selâm vermeyip namazı dörde tamamlar. Namazı dörde tamamlarken hiçbir şey okumaz. Çünkü namazın baş tarafını imamla kılmış ve farz kıraat yerine gelmiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi