Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 42. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

XXI- CE­NA­ZE VE CE­NA­ZE NA­MA­ZI

 

A- Öl­me­den Ön­ce ve Ölüm Sı­ra­sın­da

        Müs­te­hap Olan Hu­sus­lar:

Ölüm ola­yı te­mel­de bir âlemden di­ğe­ri­ne in­ti­kal et­mek­dir. Bu an­lam­da ölüm yok ol­mak de­ğil­dir. Ölüm sa­de­ce ru­hun be­den­den ay­rıl­ma­sı ola­yı­dır. Kelâm bil­gin­le­ri­nin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re ruh su­yun yaş ağa­ca nü­fuz et­me­si gi­bi be­den­le iç içe olan lâtif bir var­lık­tır. Eh­li sün­ne­te gö­re ruh bakîdir, yok ol­maz. Al­lah Teâlâ’nın; “Al­lah, ölün­ce ruh­la­rı ve­fat et­ti­rir.”535  meâlindeki âyetinin an­la­mı, ce­set­le­ri ölün­ce de­mek­tir.

Ölü­mü an­mak, ölü­me ha­zır­lan­mak her müs­lü­man için müs­te­hap­tır. Ni­te­kim Rasûlullah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Lez­zet­le­ri yok eden ölü­mü çok anın.” Nesâî ile Beyhakî bu ha­di­se şu­nu ilâve et­miş­ler­dir: “Eğer dün­ya­da ölü­mü çok anar­sa­nız, onu önem­se­mez­si­niz; az anan onu çok önem­ser.”536 Baş­ka bir ha­dis­te, ka­bir için­de olan­la­rın ha­tır­lan­ma­sı is­te­nir: “Ölü­mü ve öl­dük­ten son­ra ke­mik­le­rin ve ce­se­din çü­rü­me­si­ni ha­tır­la­yın. Âhıret ha­ya­tı­nı is­te­yen dün­ya ha­ya­tı­nın sü­sü­nü ter­ke­der.” 537

Has­ta zi­ya­re­ti sün­net­tir. Berâ b. Âzib (r.a) şöy­le de­miş­tir: Rasûlullah (s.a) bi­ze ce­na­ze­le­re ka­tıl­ma­mı­zı ve has­ta zi­ya­ret et­me­mi­zi em­ret­ti.”538 Ebu Hu­rey­re (r.a)’den ri­va­yet edi­len mer­fu bir ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Müs­lü­ma­nın müs­lü­man­da­ki hak­kı al­tı­dır: Kar­şı­laş­tı­ğın za­man selâm ver, ça­ğır­dı­ğı za­man da­ve­ti­ne git, öğüt is­te­di­ği za­man öğüt ver, ak­sır­dı­ğı za­man “el-hamdülillâh” der­se “yer­ha­mü­kel­lah (Al­lah sa­na mer­ha­met et­sin) de, has­ta ol­du­ğu za­man zi­ya­ret et, ölün­ce ce­na­ze­si­ne git.” 539

Has­ta­nın ya­nın­da oku­na­bi­le­cek ba­zı du­a­lar ha­dis-i şe­rif­ler­de nak­le­dil­miş­tir. Şu du­a­nın ye­di ke­re okun­ma­sı müs­te­hap sa­yıl­mış­tır: Hz. Pey­gam­ber (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Her kim ece­li gel­me­miş olan bir has­ta­yı zi­ya­ret eder de, onun ya­nın­da ye­di ke­re: Es’elül­la­he’l-azîme, Rab­be’l-ar­şi’l-azîm en yüşfîke (Ulu ar­şın Rab­bı olan yü­ce Al­lah’tan sa­na şi­fa ver­me­si­ni di­le­rim) di­ye dua eder­se Al­lah Teâlâ o ki­şi­nin has­ta­lı­ğı­na şi­fa ve­rir.”540

Yi­ne has­ta zi­ya­re­tin­de, has­ta­nın ya­nın­da Fâtiha, İhlâs ve Mu­av­vi­ze­teyn su­re­le­ri­nin oku­na­ca­ğı­na da­ir ha­dis-i şe­rif­ler var­dır.

Has­ta­ya ecel ko­nu­sun­da ho­şu­na gi­de­cek, se­vin­di­re­cek söz­ler söy­le­me­li­dir. Çün­kü Al­lah’ın hük­mü­nü hiç bir şey ge­ri çe­vi­re­mez. Sa­de­ce has­ta­nın gön­lü hoş ol­muş olur.541 Hasta tev­be et­me­ye ve va­si­yet­le­ri­ni yap­ma­ya teş­vik edi­lir. Çün­kü Al­lah el­çi­si; “Va­si­yet ede­ce­ği bir şe­yi olup da, ya­nın­da ya­zı­lı va­si­ye­ti bu­lun­mak­sı­zın iki ge­ce ge­çir­mek müs­lü­ma­nın işi de­ğil­dir.”542 buyurmuştur. Has­ta ve bir belâya dü­çar olan her­kes sab­ret­me­ye çağ­rıl­ma­lı­dır. Çün­kü Al­lah Teâlâ sab­rı em­ret­mek­te­dir: “Sab­ret! Çün­kü se­nin sab­rın an­cak Al­lah’ın yar­dı­mıy­la­dır.”543 Ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re bir ka­dın Hz. Pey­gam­ber’e ge­le­rek şöy­le de­di: Ey Al­lah’ın Rasûlü! Dua et de Al­lah ba­na şi­fa ver­sin. Bu­nun üze­ri­ne Hz. Pey­gam­ber (s.a) şöy­le bu­yur­du: “Di­ler­sen Al­lah’a dua ede­rim, sa­na şi­fa ve­rir. Di­ler­sen sab­ret, o za­man se­nin için sor­gu su­al yok­tur.” Ka­dın: O za­man sab­re­de­yim de ba­na sor­gu su­al ol­ma­sın de­di.544

 

   B- Ölüm Sı­ra­sın­da Ya­pı­la­cak İş­ler:

Ölüm ha­lin­de­ki ki­şi­yi sağ ya­nı­na ya­tı­rıp kıb­le­ye dön­dür­me­li­dir. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber (s.a), Bey­tul­lah için: “Ölü ve di­ri­le­ri­ni­zin kıb­le­si­dir.”545 bu­yur­muş, Hz. Fâtıma (r. anhâ), Râfi’in an­ne­si­ne: “Be­ni kıb­le­ye çe­vir”546 de­miş­tir. Eğer yer dar­lı­ğı yü­zün­den has­ta­yı kıb­le­ye çe­vir­mek müm­kün ol­maz­sa, sırt üs­tü ya­tı­rı­lır ve yü­zü ile ayak­la­rı kıb­le­ye doğ­ru çev­ri­lir. Bu da ya­pı­la­maz­sa, ol­du­ğu hal üze­re bı­ra­kı­lır. Ölüm sı­ra­sın­da ki­şi­nin ağ­zı­na bir ka­şık ve­ya pa­muk­la su ve­ri­lir.

Has­ta can çe­ki­şi­yor­ken ona yar­dım­cı ol­mak, ya­kın­la­rı için bir ge­rek­li­lik ve ay­rı­ca da se­vap­tır. Onun için ya­nın­da “ke­li­me-i şe­ha­det” ge­tir­mek ve söy­le­me­si­ne yar­dım­cı ol­mak sün­net­tir. Çün­kü Rasûlullah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ölü­le­ri­ni­ze, ‘Lâ ilâhe il­lal­lah’ı tel­kin edi­niz. Zi­ra ölüm ha­lin­de onu söy­le­yen (bir mü­min)i bu ke­li­me Ce­hen­nem­den kur­ta­rır.” “Son sö­zü ‘Lâ ilâhe il­lal­lah’ olan kim­se Cen­net’e gi­rer.”547

Has­ta­nın ya­nın­da şe­ha­det ge­ti­ri­lir ki o da ha­tır­la­yıp şe­ha­det ge­tir­sin. Yok­sa ıs­rar ile sen de yap de­nil­mez. Zi­ra o an­da zor bir du­rum­da­dır. Ona zor­luk çı­kar­ma­ma­lı­dır. Bir de­fa da söy­le­se ye­ter. Bu tel­ki­ni, has­ta­yı se­ven­ler­den bi­ri yap­ma­lı­dır. Mak­sat has­ta­da is­tek­siz­lik uyan­dır­ma­mak­tır.

Has­ta ve­fat edin­ce ağ­zı ka­pa­tı­lır. Bir bez ile çe­ne­si ba­şın­dan bağ­la­nır. Göz­le­ri yu­mu­lur. El­ler yan­la­rı­na ge­ti­ri­lir. Bu­nu ya­par­ken şu dua oku­na­bi­lir:

“Bismillâhi ve alâ mil­le­ti rasûlillah. Al­la­hüm­me yes­sir aley­hi em­ra­hu ve seh­hil aley­hi mâ ba’de­hu ve es’id bi li­ka­i­ke vec’al mâ ha­ra­ce iley­hi hay­ran mimmâ ha­re­ce an­hu”

Ma­na­sı: “Al­la­hın is­miy­le ve Rasûlullah’ın mil­le­ti (di­ni) üze­rin­de ol­sun. Al­la­hım. Onun işi­ni ko­lay­laş­tır, bun­dan son­ra­sı­nı ona ko­lay ey­le, onu se­ni gör­mek­le mut­lu ey­le. Dün­ya­dan ken­di­si için çı­ka­nı, ken­di­si­nin çık­tı­ğı şey­ler­den ha­yır­lı ey­le.”

Son­ra ölü­nün üs­tü­ne bir ör­tü çe­ki­lir. Öl­dük­ten son­ra yı­ka­nın­ca­ya ka­dar ya­nın­da Kur'an oku­mak mekrûhtur. Öl­dü­ğü iyi­ce an­la­şı­lın­ca he­men yı­ka­nır.

 

C- Ce­na­ze­nin Yı­kan­ma­sı:

Ce­na­ze­nin yı­kan­ma­sın­dan gö­mül­me­si­ne ka­dar, ya­pı­lan iş­lem­le­re “teç­hiz (ha­zır­la­mak)” de­nir. İslâm’da, ölen kim­se­nin en kı­sa za­man­da yı­kan­ma­sı, ke­fen­len­me­si ve ce­na­ze na­ma­zı­nın kı­lı­na­rak top­ra­ğa ve­ril­me­si ge­re­kir. Bu ko­nu­da ace­le dav­ran­mak müs­te­hap­tır. Ölü şöy­le yı­ka­nır:

Yı­ka­na­cak ölü te­ne­şir ve­ya yük­sek­çe bir ye­re sırt üs­tü ko­nur ve di­ziy­le gö­bek ara­sı bir ör­tü ile ör­tü­lür. Te­ne­şir, ölü­le­rin yı­kan­ma­sı için ya­pıl­mış, se­di­re ben­zer yük­sek­çe bir tah­ta ma­sa­dır. Er­kek ölü­le­ri er­kek­ler, ka­dın ölü­le­ri de ka­dın­lar yı­kar. Ölü­yü yı­ka­yan ki­şi­ye bi­ri­si su dö­ke­rek yar­dım­cı olur.

Öl­müş olan bir müs­lü­ma­nın ba­şı ile be­ra­ber vü­cu­du­nun ço­ğu bu­lu­na­cak ol­sa yı­ka­nır, ke­fen­le­nir, na­ma­zı kı­lı­nır. Fa­kat baş­sız ola­rak yal­nız ya­rı­sı bu­lun­sa ve­ya göv­de­si­nin ço­ğu kay­bol­muş ol­sa yı­kan­maz, ke­fen­len­mez, üze­ri­ne na­maz kı­lın­maz, bir be­ze sa­rı­la­rak def­ne­di­lir.

Mâlikîlere gö­re, baş da­hil ölü­nün ce­se­di­nin üç­te iki­si bu­lun­ma­lı­dır. Eğer ce­se­din üç­te iki­si bu­lun­maz­sa yı­kan­ma­sı mek­ruh olur.

İmam Şâfiî, Ah­med b. Han­bel ve İbn Hazm’a gö­re, müs­lü­man ölü­nün ce­se­din­den az bir par­ça da bu­lun­sa yı­ka­nır, ke­fen­le­nir ve üze­ri­ne na­maz kı­lı­nır. İmam Şâfiî şu de­li­le da­ya­nır: Ce­mel va­ka­sın­da bir kuş, Mek­ke’ye bir el ge­ti­rip at­tı. Mek­ke­li­ler onu ta­nı­dı­lar. Bu eli yı­ka­ya­rak na­maz kıl­dı­lar. Olay sa­ha­be­nin hu­zu­run­da ol­muş, kar­şı çı­kan bu­lun­ma­mış­tır. Ah­med b. Han­bel der ki: “Ebu Ey­yub, ce­se­din bir aya­ğı var­ken, Hz. Ömer ise bir ke­mi­ği var­ken üzer­le­ri­ne na­maz kıl­mış­lar­dır.”

Ölü­yü yı­ka­mak, ona gu­sül ab­des­ti al­dır­mak­tır. Boy ab­des­ti al­ma­sı­nı bi­len her­kes ce­na­ze yı­ka­ya­bi­lir. Ölü yı­ka­ma­nın ge­rek­tir­di­ği ay­rı bir bil­gi ve dua yok­tur.

Yı­ka­ya­cak ki­şi eli­ne bir bez sar­dık­tan son­ra, ölü­nün av­ret ye­ri­ni yı­ka­yıp te­miz­ler. Bun­dan son­ra ölü­ye bir ab­dest al­dı­rır. Ab­dest al­dı­rır­ken ağ­zı­na, bur­nu­na su ver­mez, par­mak­la­rıy­la mes­he­der. Yü­zü­nü, kol­la­rı­nı yı­kar, ba­şı­nı mes­he­der ve ayak­la­rı­nı yı­kar.

Bun­dan son­ra ölü­nün üze­ri­ne su dö­kü­lür, ba­şı ile be­de­ni sa­bun­lu su ile te­miz­ce yı­ka­nır, son­ra sol ta­ra­fı­na çev­ri­le­rek sağ ta­ra­fı yı­ka­nır. Bun­dan son­ra sağ ta­ra­fı­na çev­ri­le­rek, sol ta­ra­fı iyi­ce yı­ka­nır. Her âzâyı yı­kar­ken üç de­fa­dan az yı­ka­ma­mak sün­net­tir. Su­yun zor ula­şa­ca­ğı or­gan­la­rı yı­ka­nır­ken ovu­la­rak yı­kan­ma­lı­dır. Bun­dan son­ra yı­ka­yan kim­se ce­na­ze­yi otur­tur gi­bi kal­dı­rıp, ken­di­si­ne doğ­ru yas­lı­ya­rak kar­nı­nı ova­lar; al­tın­dan bir şey çı­kar­sa, sa­de­ce ora­sı­nı yı­ka­yıp te­miz­ler, tek­rar ab­dest al­dır­maz ve ye­ni­den bü­tün vü­cu­du yı­ka­maz. Böy­le­ce yı­ka­ma iş­le­mi bi­ten bir ölü hav­lu ve­ya ben­ze­ri şey­ler­le ku­ru­la­nır ve ke­fen­le­nir. Son­ra ba­şı­na, yü­zü­ne ve sa­ka­lı­na gü­zel ko­ku­lar sürü­lür, sec­de yer­le­ri­ne kâfûr dö­kü­lür. Yı­ka­nır­ken ölü­nün saç ve tır­nak­la­rı ke­sil­mez. Ölü­nün ka­pa­lı bir yer­de yı­kan­ma­sı da­ha iyi­dir. Ölü­yü, ken­di­si­ne en ya­kın bir kim­se ve ahlâkı iyi olan ve cenâze yı­ka­ma­sı­nı bi­len bi­ri­nin yı­ka­ma­sı ge­re­kir. Ka­dın ko­ca­sı­nı yı­ka­ya­bi­lir. Fa­kat, yı­ka­ya­cak hiç­bir ka­dın bu­lun­ma­mak gi­bi bir mec­bu­ri­yet olun­ca er­kek, öl­müş ka­rı­sı­na te­yem­müm yap­tı­rır.

Şiş­miş olup da­ğıl­mak üze­re bu­lu­nan ve do­ku­nul­ma­sı müm­kün ol­ma­yan bir ölü­nün üze­ri­ne sa­de­ce su dö­kül­me­si ye­ter­li­dir. Yı­ka­yan, ce­na­ze­yi yıka­ma­ya ni­yet ede­rek bes­me­le çe­ker. Yı­ka­ma bi­tin­ce: “Gufrâneke Yâ Rahmân” ya­ni “Ey mer­ha­met­li Al­lah’ım ba­ğış­la­ma­nı di­le­rim” der.

 

   D- Şe­hid’in Yı­kan­ma­sı:

Sa­vaş ala­nın­da kâfirler ta­ra­fın­dan öl­dü­rü­len şe­hid­ler yı­kan­maz, sa­de­ce ke­fen ol­ma­ya uy­gun bir el­bi­sey­le ke­fen­le­nir. El­bi­se ek­sik ge­lir­se ta­mam­la­nır. Sün­net ke­fe­ni üze­re faz­la ge­len el­bi­se ise çı­ka­rı­lır. Kan­la­rı ile gö­mü­lür. Kan­lar­dan hiç bir şey yı­kan­maz. Zi­ra Ra­su­lul­lah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Şe­hid­le­ri yı­ka­ma­yı­nız. Çün­kü her ya­ra ve her kan dam­la­sı kı­ya­met gü­nü et­ra­fa misk ko­ku­su ya­yar.”548 Rasûlullah (s.a) Uhud şe­hid­le­ri­ni kan­la­rıy­la def­net­me­yi em­ret­ti. On­la­rı yı­ka­ma­dı­lar ve na­maz kıl­ma­dı­lar. Hanefîlere gö­re, ce­na­ze­ye na­maz kı­lı­nır. Şâfiî ak­si gö­rüş­te­dir.İmam Şâfiî şöy­le de­miş­tir: “Şe­hid­le­ri yı­ka­ma­ma­nın ve na­maz­la­rı­nı kıl­ma­ma­nın ne­de­ni, ya­ra­la­rı ile Al­lah’a ka­vuş­ma­la­rı için­dir.” Kan­la­rı­nın ko­ku­su, misk ko­ku­su olun­ca Al­lah’ın on­la­ra olan bu ik­ra­mı, on­la­rı bu na­maz­dan müs­tağ­ni kıl­mış­tır. Bu du­rum, ya­ra­lar için­de sa­va­şan ve düş­ma­nın ge­ri dön­me­sin­den kor­kan, bir an ön­ce ai­le­le­ri­ne ka­vuş­ma­yı, ai­le­le­ri­nin da on­la­ra ka­vuş­ma­sı­nı ar­zu­la­yan müs­lü­man­la­ra ko­lay­lık sağ­la­mış­tır. Şe­hid­le­rin na­maz­la­rı­nı kıl­ma­mak­ta­ki hik­met şu­dur: Na­maz ölü­le­re kı­lı­nır. Şe­hid­ler ise di­ri­dir. Ve­ya na­maz bir şe­fa­at­tir. Şe­hid­le­rin de bu­na ih­ti­ya­cı yok­tur.

Eğer su bu­lun­maz­sa ölü­ye te­yem­müm ver­di­ri­lir. Al­la­hu Teâlâ şöy­le bu­yu­ru­yor: “Eğer su bu­la­maz­sa­nız te­yem­müm edi­niz”549 Rasûlullah (s.a) “Yer­yü­zü ba­na mes­cid ve te­miz kı­lın­dı”550 buyurmuştur. Eğer ölü yı­kan­dı­ğı za­man da­ğıl­ma teh­li­ke­si var­sa yi­ne te­yem­müm ver­di­ri­lir. Ya­ban­cı er­kek­ler ara­sın­da ölen ka­dın ile ya­ban­cı ka­dın­lar ara­sın­da ölen er­ke­ğe de te­yem­müm ver­di­ri­lir. Ebû Dâvûd ve Beyhâki’nin de Mekhûl’den ri­va­yet et­ti­ği ha­di­se gö­re; Rasûlullah (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ka­dın, ken­di­si ile be­ra­ber baş­ka ka­dın ol­ma­dı­ğı hal­de er­kek­ler ara­sın­da ölür­se, er­kek de ken­di­si ile be­ra­ber baş­ka er­kek ol­ma­dı­ğı hal­de, ka­dın­lar ara­sın­da ölür­se, her iki­si­ne de te­yem­müm et­ti­ri­lir ve gö­mü­lür­ler. Her iki du­rum­da da su bu­lun­ma­mış sa­yı­lır.”

 

   E- Ce­na­ze­nin Ke­fen­len­me­si:

Ölü, yı­kan­dık­tan son­ra, ke­fe­nin ıs­lan­ma­ma­sı için ku­ru­la­nır.

Ke­fen üç çe­şit­tir: 1. Er­ke­ğe gö­re, “ka­mis”, bo­yun kö­kün­den ayak­la­ra ka­dar olur. Yen ve ya­ka­sı ol­maz. Et­ra­fı oyul­maz. 2. “İzar” ile ”Li­fa­fe” baş­tan aya­ğa ka­dar uzun olur. Li­fa­fe en üs­te ge­le­ce­ği, baş ve ayak uç­la­rın­dan dü­ğüm­le­ne­ce­ği için izar­dan da­ha uzun tu­tu­lur.

Ka­dın­da baş ör­tü­sü ile gö­ğüs ör­tü­sü faz­la ola­ca­ğın­dan ka­dın­da sün­net olan ke­fen beş kat­tır. 3. Ye­ter­li sa­yı­lan ke­fen­dir ki, er­ke­ğe gö­re izar ile li­fa­fe’den iba­ret ol­mak üze­re iki kat, ka­dı­na gö­re ise bir de baş ör­tü­sü ile üç kat­tır. An­cak za­ru­re­te binâen ka­dın ve er­kek için “set­re” ye­ter­li ne bu­lu­nur­sa ona sa­rı­la­cak şey­dir. Ni­te­kim sa­ha­be­den bir kıs­mı za­ru­ret­den do­la­yı sa­hip ol­duk­la­rı el­bi­se­le­riy­le ke­fen­le­nip def­no­lun­muş­lar­dır.

Ma­lın az­lı­ğı ve va­ris­le­rin çok­lu­ğu söz ko­nu­su olun­ca ikin­ci ke­fen­le­me; mal çok va­ris­ler az ise bi­rin­ci tür ke­fen­le­me yap­mak sün­net­tir. Ke­fen-i za­ru­ret ise hiç bir ma­lı ol­ma­yan için dü­şü­nü­le­bi­lir. Za­ru­ret ol­ma­dık­ça tek ke­fe­ne sa­rıl­maz. Ke­fe­nin be­yaz pa­muk­lu bez­den ol­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Ye­ni­si ve­ya yı­kan­mış ol­ma­sın­da fark yok­tur. Ke­fen­ler, içi­ne ölü sa­rıl­ma­dan ön­ce tüt­sü­le­nir. An­cak beş­den, faz­la tüt­sü­len­mez.

Ka­dı­nın saç­la­rı ör­gü edi­le­rek göğ­sü üs­tün­de top­la­nır. Onun üze­ri­ne ba­şör­tü­sü yü­züy­le be­ra­ber ör­tü­lür.

 

F- Ce­na­ze Na­ma­zı:

Gus­le­dil­miş, yı­kan­mış, te­miz­len­miş, mu­sal­la ta­şı­na ko­nul­muş müs­lü­man bir ölü için müs­lü­man­la­rın, ab­dest­li ve Kıb­le ta­ra­fı­na yö­ne­le­rek kıl­dık­la­rı bir na­maz ve ölü için ya­pı­lan bir du­a­dır. Ce­na­ze na­ma­zı farz-ı ki­fa­ye­dir. Ya­ni bir bel­de­de bir kı­sım müs­lü­man­la­rın bu na­ma­zı kıl­ma­la­rıy­la, di­ğer­le­ri­nin üze­rin­den yü­küm­lü­lük kal­kar. Ce­na­ze na­ma­zı hiç kı­lın­maz­sa, o bel­de­de­ki bü­tün müs­lü­man­lar so­rum­lu ve günahkâr olur.

Cenâze na­ma­zı­nın şar­tı ni­yet­tir. Bu ni­yet­te, ölü­nün er­kek ve­ya ka­dın, kü­çük er­kek ve­ya kız ço­cu­ğu ol­du­ğu be­lir­ti­lir. İmam olan kim­se, Al­lah Teâlâ’nın rı­za­sı için ha­zır olan ce­na­ze­nin na­ma­zı­nı kıl­ma­ya ve o ce­na­ze için dua et­me­ye ni­yet ede­rek, na­ma­za baş­lar. Ay­rı­ca imam­lı­ğa ni­yet et­me­si ge­rek­mez. Ce­ma­at­ten her bi­ri de Al­lah rı­za­sı için o ce­na­ze na­ma­zı­nı kıl­ma­ya ve onun için du­a­ya ve ima­ma uy­ma­ya ni­yet eder. Ölü, er­kek ise: “şu ha­zır er­kek için”, ka­dın ise “şu ha­zır ka­dın için” di­ye ni­yet edi­lir. Ço­cuk­lar için de bu şe­kil­de ni­yet edi­lir. Ce­ma­at­ten bi­ri, ce­na­ze­nin er­kek mi, ka­dın mı ol­du­ğu­nu bil­mez­se, “üze­ri­ne ima­mın na­maz kı­la­ca­ğı ölü­ye, imam ile be­ra­ber na­maz kıl­ma­ya ve dua et­me­ye” ni­yet eder.

Ce­na­ze na­ma­zı­nın rük­nü tek­bir­ler ve “kı­yam”dır. Bu na­maz­da rukû’ ve  sec­de­ler bu­lun­ma­dı­ğı gi­bi Kur’an oku­mak ve te­şeh­hüt de yok­tur. Şart­la­rı al­tı­dır: Ölü­nün müs­lü­man ol­ma­sı, ken­di­si­nin ve ko­nul­du­ğu ye­rin te­miz ol­ma­sı, ce­ma­a­tin önün­de bu­lun­ma­sı, vü­cud aza­la­rı­nın ço­ğu­nun ve­ya ba­şıy­la be­ra­ber ya­rı­sı­nın mev­cut ol­ma­sı, arz üze­ri­ne ko­nul­muş ol­ma­sı, na­maz kı­la­cak kim­se­nin özür­süz ola­rak bir­şe­ye bin­miş ve­ya otur­muş ol­ma­ma­sı. Ce­na­ze na­ma­zın­da ce­ma­at şart de­ğil­dir. Yal­nız bir müs­lü­man er­kek ya­hut bir müs­lü­man ka­dı­nın kıl­ma­sı ile farz ye­ri­ne ge­ti­ril­miş olur. Ce­na­ze na­ma­zı­nın sün­net­le­ri dört­tür:

1. İmam ce­na­ze­nin göğ­sü hi­za­sı­na du­rur. Bu na­maz­da er­kek, ka­dın, bü­yük ve kü­çük ara­sın­da bir fark yok­tur.

2. Bi­rin­ci tek­bir­den son­ra “süb­ha­ne­ke al­la­hüm­me” du­a­sı­nın “ve cel­le senâüke” kıs­mı ile bir­lik­te okun­ma­sı la­zım­dır. Dua kas­dıy­la fa­ti­ha okun­ma­sı ca­iz­dir. İbn Ab­bas ce­na­ze na­ma­zın­da Fa­ti­ha oku­muş ve “bu­nun sün­net ol­du­ğu­nu” bil­dir­miş­tir.551 İmam Şafiî’ye gö­re Fa­ti­ha oku­mak farz­dır.

3. İkin­ci tek­bir­den son­ra, Pey­gam­ber (s.a)’e sa­lat ge­tir­mek: “Al­la­hüm­me sal­li alâ Mu­ham­me­din ve alâ âli Mu­ham­med, kemâ sal­ley­te alâ İb­ra­hi­me ve alâ âli İb­ra­hi­me in­ne­ke ha­mi­dun me­cid” ve son­ra “mecîd ”duası oku­nur.

4. Üçün­cü tek­bir­den son­ra ölü­ye, ken­di nef­si­ne ve müs­lü­man­la­ra dua et­mek. Du­a­nın ahi­re­te ait ol­ma­sın­dan baş­ka bir şart yok­tur. Fa­kat Hz. Pey­gam­ber’den nak­le­di­len du­a­la­rı yap­mak da­ha gü­zel­dir. Bu dua da şu­dur:552

 

Ma­na­sı: “Al­la­hım, di­ri­mi­zi, ölü­mü­zü, bu­ra­da ola­nı­mı­zı, ol­ma­ya­nı­mı­zı, er­ke­ği­mi­zi, ka­dı­nı­mı­zı, kü­çü­ğü­mü­zü, bü­yü­ğü­mü­zü ba­ğış­la. Al­la­hım, biz­den ya­şat­tı­ğı­nı İslâm üze­ri­ne ya­şat. Öl­dür­dü­ğü­nü iman üze­ri­ne öl­dür. Bu ölü­ye de se­vinç, ra­hat, mağ­fi­ret ve rı­za ih­san ey­le. Al­la­hım, eğer (bu kim­se) iyi idiy­se iyi­li­ği­ni ar­tır, eğer kö­tü idiy­se kö­tü­lük­le­rin­den geç. Onu gü­ven, müj­de, ikram ve rah­me­ti­ne yak­laş­tır. Ey mer­ha­met­li­le­rin en mer­ha­met­li­si.”

Eğer ce­na­ze ka­dın­sa “ve hus­sa”dan son­ra­ki za­mir­ler mü­en­nes oku­nur. “Hâzihi’l-mey­yi­te..  in kânet muh­si­ne­ten fe-zid fî-ihsânihâ ve in kânet musîeten fe-tecâvez an seyyiâtihâ ve lakkîha’l-em­ne...” gi­bi.

Du­a­yı bil­me­yen kim­se, sa­de­ce “Al­la­hüm­mağ­fir lî ve lehû ve li’l-mü­mi­ni­ne ve’l-mü­mi­nat (Al­la­hım, be­ni, onu ve bü­tün ina­nan­la­rı ba­ğış­la)” der. Akıl has­ta­sı ve kü­çük ço­cuk­lar için is­tiğ­far edil­mez. Çün­kü on­la­rın gü­na­hı yok­tur. On­la­ra “fe teveffehû ale’l-iman”dan son­ra şu dua ila­ve edi­lir: “Al­la­hüm­me’c’al­hu lenâ fe­ra­tan ve’c’al­hu lenâ ec­ran ve zuh­ran ve’c’al­hu lenâ şâfian mü­şef­fe­an” Ma­na­sı: “Al­la­hım, onu bi­ze ecir, mü­ka­fat, ahi­re­ti­miz için ya­rar­lı kıl, onu bi­ze ahi­ret­te sö­zü ge­çen bir şe­fa­at­çı ey­le”

Bu du­a­lar­dan son­ra imam dör­dün­cü tek­bi­ri alır, son­ra ön­ce sağ ta­ra­fa, son­ra da sol ta­ra­fa ses­li ola­rak, ce­ma­at ise giz­li­ce se­lam ve­re­rek na­ma­za son ver­miş olur­lar. Bu va­cip olan selâm ile ölü­ye, ce­ma­a­te ve ima­ma se­lam ve­ril­me­si­ne ni­yet edi­lir. Ce­na­ze na­ma­zı­nın ba­şı­na ye­ti­şe­me­yen kim­se he­men if­ti­tah tek­bi­ri­ni alıp ima­ma uyar ve di­ğer tek­bir­le­ri imam­la be­ra­ber al­ma­ya de­vam eder. İmam se­lam ver­dik­ten son­ra ge­çir­di­ği tek­bir­le­ri bir­bi­ri ar­dın­ca ka­za eder, bu tek­bir­ler es­na­sın­da her­han­gi bir dua okun­maz. Bir­kaç ce­na­ze var­sa hep­si­ne ay­rı ay­rı na­maz kıl­ma da­ha iyi­dir. En er­ken ge­ti­ri­le­nin na­ma­zı ön­ce kı­lı­nır. Hep­si bir­lik­te gel­miş ise halk na­za­rın­da da­ha fa­zi­let­li ola­nın­ki ön­ce kı­lı­nır. Hep­si­ne bir tek na­maz kıl­mak da ye­ter­li olur. Bu tak­dir­de ce­na­ze­ler, ge­niş bir sı­ra ha­lin­de di­zi­lir ve imam bun­lar­dan bi­ri­si­nin göğ­sü kar­şı­sın­da du­ra­rak na­maz kıl­dı­rır. Ya­hut ce­na­ze­ler tek sı­ra ha­lin­de kıb­le­ye doğ­ru uzun­la­ma­sı­na da ko­nu­la­bi­lir.

Na­maz kıl­mak mek­ruh olan üç va­kit­te, ya­ni; gü­neş do­ğar­ken, tam te­pe­dey­ken ve ba­tar­ken ce­na­ze na­ma­zı kı­lın­maz. An­cak bu va­kit­ler­de kı­lın­mış­sa ka­za­sı da ge­rek­mez. Kab­ris­tan­da ve ca­mi için­de ce­na­ze na­ma­zı kı­lın­maz, an­cak; imam ve ce­ma­a­tin bir kıs­mı ca­mi dı­şın­da bir kıs­mı da ca­mi için­de ola­rak kıl­ma­la­rın­da bir sa­kın­ca yok­tur. Na­ma­zı bo­zan şey­ler ce­na­ze na­ma­zı­nı da bo­zar.

Sağ do­ğup ölen ço­cu­ğun adı ko­nu­lur, yı­ka­nıp ke­fen­le­nir ve na­ma­zı kı­lı­nır. Ölü do­ğan ço­cu­ğun da adı ko­nu­lur, yı­ka­nıp bir bez­le sa­rı­lır ve ce­na­ze na­ma­zı kı­lın­ma­dan def­ne­di­lir. Ölen ge­be ka­dı­nın kar­nın­da­ki ço­cuk ha­re­ket eder­se ka­dı­nın kar­nı ya­rı­la­rak ço­cuk alı­nır. Kas­den ve zul­men ana ve­ya ba­ba­sı­nı öl­dü­ren­le­rin, öl­dü­rül­müş eş­ki­ya ve yol ke­si­ci­le­rin na­maz­la­rı kı­lın­maz.

Ce­na­ze­de ce­ma­at şar­tı ol­ma­mak­la bir­lik­te, ce­ma­at sa­yı­sı ne ka­dar çok olur­sa, se­vap da ço­ğa­lır. Hz. Âişe, Rasûlullah (s.a)’ın şöy­le de­di­ği­ni nak­let­miş­tir: “Bir ce­na­ze­nin na­ma­zı­nı yüz müs­lü­man kı­la­rak hep­si ona şe­fa­at di­ler­se, ken­di­le­ri­ne o kim­se hak­kın­da şe­fa­a­te izin ve­ri­lir.”553

İbn Ab­bas (r.a) Ra­su­lul­lah’ın şöy­le bu­yur­du­ğu­nu ri­va­yet et­miş­tir: “Bir müs­lü­man öl­dü­ğü za­man, ce­na­ze­si­ni, Al­lah’a hiç bir şe­yi or­tak koş­ma­yan kırk ki­şi tu­tup ka­par­sa, Al­lah ken­di­le­ri­ne o kim­se hak­kın­da şe­fa­a­te izin ve­rir.”554

   “Na­maz kı­lı­nın­ca­ya ka­dar ce­na­ze­de ha­zır olan kim­se­ye bir kı­rat, gö­mü­lün­ce­ye ka­dar ha­zır bu­lu­na­na da iki kı­rat se­vap var­dır.” İki kı­rat ne­dir? di­ye so­ru­lun­ca, Hz. Pey­gam­ber (s.a): “İki bü­yük dağ gi­bi” di­ye ce­vap ve­rir, ya­ni iki bü­yük dağ ka­dar se­vap ve­ri­lir.”555

“Ce­na­ze def­nin­de ace­le edi­niz. Eğer bu ölü iyi bir ki­şi ise, bu bir iyi­lik­tir. Onu (bir an ev­vel ka­bir­de­ki) ha­yır ve se­va­bı­na ulaş­tır­mış olur­su­nuz. Eğer bu ce­na­ze iyi bir ki­şi de­ğil­se, bu da bir şer­dir. Bir an ev­vel omuz­la­rı­nız­dan at­mış olur­su­nuz”556

“Ey mü­min­ler! Siz ölü­yü teş­yi edi­yor­su­nuz. Onun önün­de, ar­ka­sın­da sa­ğın­da, so­lun­da yü­rü­yü­nüz.”

Yu­ka­rı­da nak­let­ti­ği­miz ha­dis­ler­den de an­la­şı­la­ca­ğı gi­bi, ce­na­ze­yi bek­let­me­den en kı­sa za­man­da top­ra­ğa ver­mek ge­re­kir. Ölü hak­kın­da iyi ve kö­tü şa­hit­li­ği Cenâb-ı Al­lah ka­bul eder. Bu mü­na­se­bet­le ölü­le­ri ha­yır­la an­mak sün­net­tir. Bir müs­lü­ma­nın ce­na­ze­sin­de bu­lun­mak her­ke­se farz-ı ayın de­ğil­se de; müm­kün mer­te­be çok sa­yı­da ce­ma­a­tin bu­lun­ma­sı ölü için bir rah­met ve ba­ğış­lan­ma ve­si­le­si­dir. Ay­rı­ca ce­na­ze­ye ka­tı­lan müs­lü­ma­na da çok bü­yük bir se­vap var­dır.

Ebu Hu­rey­re’den ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, Pey­gam­ber (s.a) Ne­ca­şi’nin ve­fat ha­be­ri­ni öl­dü­ğü gün ver­miş, as­ha­bı­nı na­maz­ga­ha çı­kar­ta­rak saf bağ­lat­mış ve dört de­fa tek­bir al­mış­tır.” (Buhârî, Müs­lim)

Bu­ra­da Ne­ca­şi, Ha­beş im­pa­ra­to­ru As­ha­ma olup, Hic­ret’in do­ku­zun­cu yı­lın­da ve­fat et­miş ve Al­lah Rasûlü Me­di­ne-i Mü­nev­ve­re’de onun için as­ha­bıy­la, gı­ya­bın­da ce­na­ze na­ma­zı kıl­mış­tır. Bu uy­gu­la­ma, za­ru­ret se­be­biy­le vu­ku bul­muş­tur. Ha­ne­fi ve Ma­li­ki­le­re gö­re ga­i­bin ce­na­ze na­ma­zı­nı kıl­mak mut­lak ola­rak ca­iz de­ğil­dir.

Ha­ne­fi­le­re ve ba­zı fa­kih­le­re gö­re ölüm ha­be­ri­ni hı­sım ve ak­ra­ba­ya,eşe dos­ta bil­dir­mek ca­iz­dir. Gü­nü­müz­de bu du­yu­ru, mü­ez­zin­le­rin “salâh” oku­yuşla­rı ile ya­pıl­mak­ta­dır.

 

   G- Ce­na­ze­nin Ta­şın­ma­sı ve Def­ni

Ce­na­ze­yi kab­re ka­dar ta­şı­mak bir mü­mi­ne ya­pı­la­cak en son hiz­met­ler­den­dir. Bu ta­şı­ma ay­nı za­man­da bir iba­det­tir. Bil­has­sa na­maz kı­lı­nan yer­ler­de, me­zar­lık­la na­maz kı­lı­nan ye­rin ya­kın­lı­ğı du­rum­la­rın­da ce­na­ze­yi va­sı­ta ile ta­şı­mak bu iba­de­ti terk et­mek olur.

Sün­net üze­re, ce­na­ze­yi ta­bu­tun dört ta­ra­fın­dan dört ki­şi tu­ta­rak ta­şır. Ta­bu­tun dört ta­ra­fın­dan onar adım ta­şı­mak müs­te­hap­tır. Da­ha çok ta­şı­ma­nın se­va­bı da çok­tur. Ön­ce ce­na­ze sağ ön ta­ra­fın­dan son­ra sağ ar­ka ta­ra­fın­dan ta­şı­nır. Son­ra sol ta­ra­fı­na ge­çi­le­rek sol ön ve sol ar­ka ta­ra­fın­dan omuz­la­nır. Böy­le­ce her ta­ra­fın­dan onar adım ol­mak üze­re kırk adım ta­şın­mış olur. Ce­na­ze­yi ace­le gö­tür­mek de müs­te­hap­tır. Zi­ra o iyi bir ki­şi ise ka­bir­de kar­şı­la­şa­ca­ğı iyi ha­le bir an ön­ce ka­vuş­tu­rul­muş olur. Kö­tü bir ki­şi ise bir an ön­ce şer­rin­den ve yü­kün­den kur­tul­muş olu­nur.

Ce­na­ze­yi ta­kip eden­ler, yol­da ge­rek­siz ko­nuş­ma yap­ma­ma­lı, yük­sek ses­le ko­nuş­ma­ma­lı­dır. Hat­ta yük­sek ses­le zi­kir ve Kur’an da okun­maz. Ölüm ve ahi­ret dü­şü­nü­lür.

Ce­na­ze kab­re in­di­ri­lir­ken, kab­re inen bir kaç ki­şi ce­na­ze­yi ala­rak yü­zü kıb­le­ye kar­şı ba­şı ba­tı­ya gel­mek üze­re sağ ya­nı­na ya­tı­rır­lar. Bu sı­ra­da; “Bismillâhi ve alâ mil­le­ti Rasûlilahi (Al­la­hın adı ile ve Rasûlullah’ın mil­le­ti (di­ni) üze­re)” der­ler. Ke­fe­nin baş ve ayak ta­ra­fın­da­ki bağ­la­rı­nı çö­zer­ler. Ka­dı­nı kab­re mah­re­mi­nin in­dir­me­si evlâdır.

Ce­na­ze­nin ar­ka­sı­na, ce­se­di top­ra­ğın sı­kış­tır­ma­sın­dan ko­ru­ya­cak taş ve tah­ta gi­bi şey­ler di­zi­lir. Son­ra ka­bir, top­rak­la dol­du­ru­lup ör­tü­lür. Bu ara­da kab­rin ba­şın­da Kur’an’dan ba­zı su­re­le­rin okun­ma­sı müm­kün­dür. Bu ara­da sa­lih bir kim­se, ölü­nün baş ta­ra­fın­da ve yü­zü hi­za­sın­da du­rup, ölü­nün ana­sı­nın adı ve ölü­nün adı ile üç de­fa; “Ya fi­lan oğ­lu (ve­ya kı­zı) fi­lan” der ve şu tel­kin­le­ri ya­par: “Ey fi­lan oğ­lu (ve­ya kı­zı) fi­lan! Dün­ya­da iken Al­lah’tan baş­ka ilah yok­tur, Mu­ham­med Al­lah’ın el­çi­si­dir. Öl­dük­ten son­ra di­ril­mek de hak­tır. Şüp­he­siz kı­ya­met gü­nü ge­le­cek­tir. Al­lah ka­bir­de olan­la­rı di­ril­te­cek­tir” di­ye yap­tı­ğın şa­hit­li­ği ha­tır­la, Sen Rab ola­rak Al­lah’a, din ola­rak İslâm’a, Rasûl ola­rak Mu­ham­med’e, ön­der ola­rak Kur’an’a, kıb­le ola­rak Kâbe’ye, kar­deş­le­rin ola­rak mü­min­le­re ra­zı ol­muş­tun. De ki: Al­lah’tan baş­ka ilah yok­tur. Ona da­yan­dım. O ulu ar­şın sa­hi­bi­dir.” Ey Al­lah’ın ku­lu de ki: “Al­lah’tan baş­ka ilah yok­tur. De ki: “Rab­bim Al­lah’tır, di­nim, İslâmdır, Rasûlüm Mu­ham­med aleyhisselâm’dır. Ey Rab­bim! Onu yal­nız bı­rak­ma. Sen mülk ve­ren­le­rin en ha­yır­lı­sı­sın.”

Ölü­nün evin­de ye­mek ver­mek, ölü sa­hi­bi­ne baş­sağ­lı­ğı di­le­mek ve za­man za­man ka­bir­le­ri zi­ya­ret et­mek sün­net­tir.

Hz. Pey­gam­ber her yı­lın ba­şın­da Uhud’da­ki şe­hit­le­rin ka­bir­le­ri­ne ge­lir ve şöy­le der­di: “es-Selâmu aley­küm bimâ sa­ber­tüm fe ni’me uk­ba’d-dâr (Sab­ret­ti­ği­niz şey­le­re kar­şı­lık ol­mak üze­re siz­le­re selâm ve selâmet. Dün­ya­nın en gü­zel so­nu­cu bu­dur)” Yi­ne Rasûlullah (s.a) ölü­le­ri zi­ya­ret et­mek için Bakî’ me­zar­lı­ğı­na çı­kar ve şöy­le der­di: “es-Selâmü aley­küm yâ dâre kav­min müminîn ve innâ inşâallahü bi­küm lâhikûne, es’elüllâhe lî ve le­kü­mü’l-âfiyete (Ey mü­min­ler yur­du­nun sa­kin­le­ri! Se­lam si­ze. Biz­ler de in­şa­al­lah siz­le­re ka­vu­şa­ca­ğız. Al­lah Teâlâ’dan bi­zim ve si­zin için afi­yet, ahi­ret­le il­gi­li kor­ku ve sı­kın­tı­lar­dan kur­tu­luş di­le­rim.”) 557

Di­ğer yan­dan Rasûlulllah (s.a) ön­ce­le­ri ka­bir zi­ya­re­ti­ni, zi­ya­ret­çi­le­rin ba­zı aşı­rı dav­ra­nış­la­rı ne­de­niy­le ya­sak­la­mış­tı. Fa­kat iman, sa­bır ve te­vek­kül duy­gu­la­rı güç­le­nip, mü­min­ler sü­ku­ne­te erin­ce ka­bir zi­ya­re­ti ser­best bı­ra­kıl­dı. Hz. Pey­gam­ber (s.a) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Si­ze ka­bir­le­ri zi­ya­ret et­me­yi ya­sak­la­mış­tım. Bun­dan böy­le ka­bir­le­ri zi­ya­ret edi­niz. Çün­kü bu zi­ya­ret si­ze ölü­mü ha­tır­la­tır.”558

Ölü­nün ai­le­si­ne ta­zi­ye­de bu­lu­nul­ma­lı­dır. Ölü sa­hip­le­ri­nin acı­sı­nı ye­ni­le­me­mek için üç gün­den faz­la ta­zi­ye­de bu­lun­mak mek­ruh­tur. An­cak ce­na­ze­de bu­lu­na­ma­yan uzak­ta­ki kim­se­ler üç gün­den son­ra da ta­zi­ye­de bu­lu­na­bi­lir­ler. Di­ğer yan­dan Al­lah Rasûlü üç gü­ne ka­dar yas tut­ma­ya izin ver­miş ve şöy­le bu­yur­muş­tur: “Al­lah’a ve ahi­ret gü­nü­ne iman eden ka­dı­na ölü için üç gün­den faz­la yas tut­mak he­lal de­ğil­dir. An­cak ko­ca­sı için id­det sü­re­si olan dört ay on gün yas tut­ma­sı müs­tes­na­dır.”559

De­fin­den ön­ce ve­ya son­ra ölü­ye ağ­la­mak it­ti­fak­la ca­iz­dir. An­cak se­si yük­selt­me­mek, çir­kin söz­ler söy­le­me­mek ve ağıt yak­ma­mak ge­re­kir. Çün­kü Al­lah el­çi­si de oğ­lu İb­ra­him ölün­ce ağ­la­mış, yi­ne can çe­kiş­mek­te olan kı­zı­nın oğ­lu ken­di­si­ne ar­ze­di­lin­ce göz­le­rin­den yaş­lar bo­şan­mış­tır. Se­be­bi so­ru­lun­ca da“Bu Al­lah’ın rah­me­ti­dir, onu kul­la­rı­nın kalp­le­ri­ne koy­muş­tur. Al­lah an­cak mer­ha­met­li olan kul­la­rı­na mer­ha­met eder”560 bu­yur­muş­tur.