Fikih - 42. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
XXI- CENAZE VE CENAZE NAMAZI
A- Ölmeden Önce ve Ölüm Sırasında
Müstehap Olan Hususlar:
Ölüm olayı temelde bir âlemden diğerine intikal etmekdir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir. Ölüm sadece ruhun bedenden ayrılması olayıdır. Kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ruh suyun yaş ağaca nüfuz etmesi gibi bedenle iç içe olan lâtif bir varlıktır. Ehli sünnete göre ruh bakîdir, yok olmaz. Allah Teâlâ’nın; “Allah, ölünce ruhları vefat ettirir.”535 meâlindeki âyetinin anlamı, cesetleri ölünce demektir.
Ölümü anmak, ölüme hazırlanmak her müslüman için müstehaptır. Nitekim Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yok eden ölümü çok anın.” Nesâî ile Beyhakî bu hadise şunu ilâve etmişlerdir: “Eğer dünyada ölümü çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan onu çok önemser.”536 Başka bir hadiste, kabir içinde olanların hatırlanması istenir: “Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Âhıret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terkeder.” 537
Hasta ziyareti sünnettir. Berâ b. Âzib (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a) bize cenazelere katılmamızı ve hasta ziyaret etmemizi emretti.”538 Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilen merfu bir hadiste şöyle buyurulur: “Müslümanın müslümandaki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, çağırdığı zaman davetine git, öğüt istediği zaman öğüt ver, aksırdığı zaman “el-hamdülillâh” derse “yerhamükellah (Allah sana merhamet etsin) de, hasta olduğu zaman ziyaret et, ölünce cenazesine git.” 539
Hastanın yanında okunabilecek bazı dualar hadis-i şeriflerde nakledilmiştir. Şu duanın yedi kere okunması müstehap sayılmıştır: Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim eceli gelmemiş olan bir hastayı ziyaret eder de, onun yanında yedi kere: Es’elüllahe’l-azîme, Rabbe’l-arşi’l-azîm en yüşfîke (Ulu arşın Rabbı olan yüce Allah’tan sana şifa vermesini dilerim) diye dua ederse Allah Teâlâ o kişinin hastalığına şifa verir.”540
Yine hasta ziyaretinde, hastanın yanında Fâtiha, İhlâs ve Muavvizeteyn surelerinin okunacağına dair hadis-i şerifler vardır.
Hastaya ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah’ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece hastanın gönlü hoş olmuş olur.541 Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. Çünkü Allah elçisi; “Vasiyet edeceği bir şeyi olup da, yanında yazılı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek müslümanın işi değildir.”542 buyurmuştur. Hasta ve bir belâya düçar olan herkes sabretmeye çağrılmalıdır. Çünkü Allah Teâlâ sabrı emretmektedir: “Sabret! Çünkü senin sabrın ancak Allah’ın yardımıyladır.”543 Rivayet edildiğine göre bir kadın Hz. Peygamber’e gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Dua et de Allah bana şifa versin. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu: “Dilersen Allah’a dua ederim, sana şifa verir. Dilersen sabret, o zaman senin için sorgu sual yoktur.” Kadın: O zaman sabredeyim de bana sorgu sual olmasın dedi.544
B- Ölüm Sırasında Yapılacak İşler:
Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a), Beytullah için: “Ölü ve dirilerinizin kıblesidir.”545 buyurmuş, Hz. Fâtıma (r. anhâ), Râfi’in annesine: “Beni kıbleye çevir”546 demiştir. Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa, sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.
Hasta can çekişiyorken ona yardımcı olmak, yakınları için bir gereklilik ve ayrıca da sevaptır. Onun için yanında “kelime-i şehadet” getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize, ‘Lâ ilâhe illallah’ı telkin ediniz. Zira ölüm halinde onu söyleyen (bir mümin)i bu kelime Cehennemden kurtarır.” “Son sözü ‘Lâ ilâhe illallah’ olan kimse Cennet’e girer.”547
Hastanın yanında şehadet getirilir ki o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrar ile sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeter. Bu telkini, hastayı sevenlerden biri yapmalıdır. Maksat hastada isteksizlik uyandırmamaktır.
Hasta vefat edince ağzı kapatılır. Bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken şu dua okunabilir:
“Bismillâhi ve alâ milleti rasûlillah. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi mâ ba’dehu ve es’id bi likaike vec’al mâ harace ileyhi hayran mimmâ harece anhu”
Manası: “Allahın ismiyle ve Rasûlullah’ın milleti (dini) üzerinde olsun. Allahım. Onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle.”
Sonra ölünün üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekrûhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.
C- Cenazenin Yıkanması:
Cenazenin yıkanmasından gömülmesine kadar, yapılan işlemlere “teçhiz (hazırlamak)” denir. İslâm’da, ölen kimsenin en kısa zamanda yıkanması, kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınarak toprağa verilmesi gerekir. Bu konuda acele davranmak müstehaptır. Ölü şöyle yıkanır:
Yıkanacak ölü teneşir veya yüksekçe bir yere sırt üstü konur ve diziyle göbek arası bir örtü ile örtülür. Teneşir, ölülerin yıkanması için yapılmış, sedire benzer yüksekçe bir tahta masadır. Erkek ölüleri erkekler, kadın ölüleri de kadınlar yıkar. Ölüyü yıkayan kişiye birisi su dökerek yardımcı olur.
Ölmüş olan bir müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunacak olsa yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır. Fakat başsız olarak yalnız yarısı bulunsa veya gövdesinin çoğu kaybolmuş olsa yıkanmaz, kefenlenmez, üzerine namaz kılınmaz, bir beze sarılarak defnedilir.
Mâlikîlere göre, baş dahil ölünün cesedinin üçte ikisi bulunmalıdır. Eğer cesedin üçte ikisi bulunmazsa yıkanması mekruh olur.
İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hazm’a göre, müslüman ölünün cesedinden az bir parça da bulunsa yıkanır, kefenlenir ve üzerine namaz kılınır. İmam Şâfiî şu delile dayanır: Cemel vakasında bir kuş, Mekke’ye bir el getirip attı. Mekkeliler onu tanıdılar. Bu eli yıkayarak namaz kıldılar. Olay sahabenin huzurunda olmuş, karşı çıkan bulunmamıştır. Ahmed b. Hanbel der ki: “Ebu Eyyub, cesedin bir ayağı varken, Hz. Ömer ise bir kemiği varken üzerlerine namaz kılmışlardır.”
Ölüyü yıkamak, ona gusül abdesti aldırmaktır. Boy abdesti almasını bilen herkes cenaze yıkayabilir. Ölü yıkamanın gerektirdiği ayrı bir bilgi ve dua yoktur.
Yıkayacak kişi eline bir bez sardıktan sonra, ölünün avret yerini yıkayıp temizler. Bundan sonra ölüye bir abdest aldırır. Abdest aldırırken ağzına, burnuna su vermez, parmaklarıyla mesheder. Yüzünü, kollarını yıkar, başını mesheder ve ayaklarını yıkar.
Bundan sonra ölünün üzerine su dökülür, başı ile bedeni sabunlu su ile temizce yıkanır, sonra sol tarafına çevrilerek sağ tarafı yıkanır. Bundan sonra sağ tarafına çevrilerek, sol tarafı iyice yıkanır. Her âzâyı yıkarken üç defadan az yıkamamak sünnettir. Suyun zor ulaşacağı organları yıkanırken ovularak yıkanmalıdır. Bundan sonra yıkayan kimse cenazeyi oturtur gibi kaldırıp, kendisine doğru yaslıyarak karnını ovalar; altından bir şey çıkarsa, sadece orasını yıkayıp temizler, tekrar abdest aldırmaz ve yeniden bütün vücudu yıkamaz. Böylece yıkama işlemi biten bir ölü havlu veya benzeri şeylerle kurulanır ve kefenlenir. Sonra başına, yüzüne ve sakalına güzel kokular sürülür, secde yerlerine kâfûr dökülür. Yıkanırken ölünün saç ve tırnakları kesilmez. Ölünün kapalı bir yerde yıkanması daha iyidir. Ölüyü, kendisine en yakın bir kimse ve ahlâkı iyi olan ve cenâze yıkamasını bilen birinin yıkaması gerekir. Kadın kocasını yıkayabilir. Fakat, yıkayacak hiçbir kadın bulunmamak gibi bir mecburiyet olunca erkek, ölmüş karısına teyemmüm yaptırır.
Şişmiş olup dağılmak üzere bulunan ve dokunulması mümkün olmayan bir ölünün üzerine sadece su dökülmesi yeterlidir. Yıkayan, cenazeyi yıkamaya niyet ederek besmele çeker. Yıkama bitince: “Gufrâneke Yâ Rahmân” yani “Ey merhametli Allah’ım bağışlamanı dilerim” der.
D- Şehid’in Yıkanması:
Savaş alanında kâfirler tarafından öldürülen şehidler yıkanmaz, sadece kefen olmaya uygun bir elbiseyle kefenlenir. Elbise eksik gelirse tamamlanır. Sünnet kefeni üzere fazla gelen elbise ise çıkarılır. Kanları ile gömülür. Kanlardan hiç bir şey yıkanmaz. Zira Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Şehidleri yıkamayınız. Çünkü her yara ve her kan damlası kıyamet günü etrafa misk kokusu yayar.”548 Rasûlullah (s.a) Uhud şehidlerini kanlarıyla defnetmeyi emretti. Onları yıkamadılar ve namaz kılmadılar. Hanefîlere göre, cenazeye namaz kılınır. Şâfiî aksi görüştedir.İmam Şâfiî şöyle demiştir: “Şehidleri yıkamamanın ve namazlarını kılmamanın nedeni, yaraları ile Allah’a kavuşmaları içindir.” Kanlarının kokusu, misk kokusu olunca Allah’ın onlara olan bu ikramı, onları bu namazdan müstağni kılmıştır. Bu durum, yaralar içinde savaşan ve düşmanın geri dönmesinden korkan, bir an önce ailelerine kavuşmayı, ailelerinin da onlara kavuşmasını arzulayan müslümanlara kolaylık sağlamıştır. Şehidlerin namazlarını kılmamaktaki hikmet şudur: Namaz ölülere kılınır. Şehidler ise diridir. Veya namaz bir şefaattir. Şehidlerin de buna ihtiyacı yoktur.
Eğer su bulunmazsa ölüye teyemmüm verdirilir. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Eğer su bulamazsanız teyemmüm ediniz”549 Rasûlullah (s.a) “Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı”550 buyurmuştur. Eğer ölü yıkandığı zaman dağılma tehlikesi varsa yine teyemmüm verdirilir. Yabancı erkekler arasında ölen kadın ile yabancı kadınlar arasında ölen erkeğe de teyemmüm verdirilir. Ebû Dâvûd ve Beyhâki’nin de Mekhûl’den rivayet ettiği hadise göre; Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Kadın, kendisi ile beraber başka kadın olmadığı halde erkekler arasında ölürse, erkek de kendisi ile beraber başka erkek olmadığı halde, kadınlar arasında ölürse, her ikisine de teyemmüm ettirilir ve gömülürler. Her iki durumda da su bulunmamış sayılır.”
E- Cenazenin Kefenlenmesi:
Ölü, yıkandıktan sonra, kefenin ıslanmaması için kurulanır.
Kefen üç çeşittir: 1. Erkeğe göre, “kamis”, boyun kökünden ayaklara kadar olur. Yen ve yakası olmaz. Etrafı oyulmaz. 2. “İzar” ile ”Lifafe” baştan ayağa kadar uzun olur. Lifafe en üste geleceği, baş ve ayak uçlarından düğümleneceği için izardan daha uzun tutulur.
Kadında baş örtüsü ile göğüs örtüsü fazla olacağından kadında sünnet olan kefen beş kattır. 3. Yeterli sayılan kefendir ki, erkeğe göre izar ile lifafe’den ibaret olmak üzere iki kat, kadına göre ise bir de baş örtüsü ile üç kattır. Ancak zarurete binâen kadın ve erkek için “setre” yeterli ne bulunursa ona sarılacak şeydir. Nitekim sahabeden bir kısmı zaruretden dolayı sahip oldukları elbiseleriyle kefenlenip defnolunmuşlardır.
Malın azlığı ve varislerin çokluğu söz konusu olunca ikinci kefenleme; mal çok varisler az ise birinci tür kefenleme yapmak sünnettir. Kefen-i zaruret ise hiç bir malı olmayan için düşünülebilir. Zaruret olmadıkça tek kefene sarılmaz. Kefenin beyaz pamuklu bezden olması daha faziletlidir. Yenisi veya yıkanmış olmasında fark yoktur. Kefenler, içine ölü sarılmadan önce tütsülenir. Ancak beşden, fazla tütsülenmez.
Kadının saçları örgü edilerek göğsü üstünde toplanır. Onun üzerine başörtüsü yüzüyle beraber örtülür.
F- Cenaze Namazı:
Gusledilmiş, yıkanmış, temizlenmiş, musalla taşına konulmuş müslüman bir ölü için müslümanların, abdestli ve Kıble tarafına yönelerek kıldıkları bir namaz ve ölü için yapılan bir duadır. Cenaze namazı farz-ı kifayedir. Yani bir beldede bir kısım müslümanların bu namazı kılmalarıyla, diğerlerinin üzerinden yükümlülük kalkar. Cenaze namazı hiç kılınmazsa, o beldedeki bütün müslümanlar sorumlu ve günahkâr olur.
Cenâze namazının şartı niyettir. Bu niyette, ölünün erkek veya kadın, küçük erkek veya kız çocuğu olduğu belirtilir. İmam olan kimse, Allah Teâlâ’nın rızası için hazır olan cenazenin namazını kılmaya ve o cenaze için dua etmeye niyet ederek, namaza başlar. Ayrıca imamlığa niyet etmesi gerekmez. Cemaatten her biri de Allah rızası için o cenaze namazını kılmaya ve onun için duaya ve imama uymaya niyet eder. Ölü, erkek ise: “şu hazır erkek için”, kadın ise “şu hazır kadın için” diye niyet edilir. Çocuklar için de bu şekilde niyet edilir. Cemaatten biri, cenazenin erkek mi, kadın mı olduğunu bilmezse, “üzerine imamın namaz kılacağı ölüye, imam ile beraber namaz kılmaya ve dua etmeye” niyet eder.
Cenaze namazının rüknü tekbirler ve “kıyam”dır. Bu namazda rukû’ ve secdeler bulunmadığı gibi Kur’an okumak ve teşehhüt de yoktur. Şartları altıdır: Ölünün müslüman olması, kendisinin ve konulduğu yerin temiz olması, cemaatin önünde bulunması, vücud azalarının çoğunun veya başıyla beraber yarısının mevcut olması, arz üzerine konulmuş olması, namaz kılacak kimsenin özürsüz olarak birşeye binmiş veya oturmuş olmaması. Cenaze namazında cemaat şart değildir. Yalnız bir müslüman erkek yahut bir müslüman kadının kılması ile farz yerine getirilmiş olur. Cenaze namazının sünnetleri dörttür:
1. İmam cenazenin göğsü hizasına durur. Bu namazda erkek, kadın, büyük ve küçük arasında bir fark yoktur.
2. Birinci tekbirden sonra “sübhaneke allahümme” duasının “ve celle senâüke” kısmı ile birlikte okunması lazımdır. Dua kasdıyla fatiha okunması caizdir. İbn Abbas cenaze namazında Fatiha okumuş ve “bunun sünnet olduğunu” bildirmiştir.551 İmam Şafiî’ye göre Fatiha okumak farzdır.
3. İkinci tekbirden sonra, Peygamber (s.a)’e salat getirmek: “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahime inneke hamidun mecid” ve sonra “mecîd ”duası okunur.
4. Üçüncü tekbirden sonra ölüye, kendi nefsine ve müslümanlara dua etmek. Duanın ahirete ait olmasından başka bir şart yoktur. Fakat Hz. Peygamber’den nakledilen duaları yapmak daha güzeldir. Bu dua da şudur:552
Manası: “Allahım, dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla. Allahım, bizden yaşattığını İslâm üzerine yaşat. Öldürdüğünü iman üzerine öldür. Bu ölüye de sevinç, rahat, mağfiret ve rıza ihsan eyle. Allahım, eğer (bu kimse) iyi idiyse iyiliğini artır, eğer kötü idiyse kötülüklerinden geç. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır. Ey merhametlilerin en merhametlisi.”
Eğer cenaze kadınsa “ve hussa”dan sonraki zamirler müennes okunur. “Hâzihi’l-meyyite.. in kânet muhsineten fe-zid fî-ihsânihâ ve in kânet musîeten fe-tecâvez an seyyiâtihâ ve lakkîha’l-emne...” gibi.
Duayı bilmeyen kimse, sadece “Allahümmağfir lî ve lehû ve li’l-müminine ve’l-müminat (Allahım, beni, onu ve bütün inananları bağışla)” der. Akıl hastası ve küçük çocuklar için istiğfar edilmez. Çünkü onların günahı yoktur. Onlara “fe teveffehû ale’l-iman”dan sonra şu dua ilave edilir: “Allahümme’c’alhu lenâ feratan ve’c’alhu lenâ ecran ve zuhran ve’c’alhu lenâ şâfian müşeffean” Manası: “Allahım, onu bize ecir, mükafat, ahiretimiz için yararlı kıl, onu bize ahirette sözü geçen bir şefaatçı eyle”
Bu dualardan sonra imam dördüncü tekbiri alır, sonra önce sağ tarafa, sonra da sol tarafa sesli olarak, cemaat ise gizlice selam vererek namaza son vermiş olurlar. Bu vacip olan selâm ile ölüye, cemaate ve imama selam verilmesine niyet edilir. Cenaze namazının başına yetişemeyen kimse hemen iftitah tekbirini alıp imama uyar ve diğer tekbirleri imamla beraber almaya devam eder. İmam selam verdikten sonra geçirdiği tekbirleri birbiri ardınca kaza eder, bu tekbirler esnasında herhangi bir dua okunmaz. Birkaç cenaze varsa hepsine ayrı ayrı namaz kılma daha iyidir. En erken getirilenin namazı önce kılınır. Hepsi birlikte gelmiş ise halk nazarında daha faziletli olanınki önce kılınır. Hepsine bir tek namaz kılmak da yeterli olur. Bu takdirde cenazeler, geniş bir sıra halinde dizilir ve imam bunlardan birisinin göğsü karşısında durarak namaz kıldırır. Yahut cenazeler tek sıra halinde kıbleye doğru uzunlamasına da konulabilir.
Namaz kılmak mekruh olan üç vakitte, yani; güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken cenaze namazı kılınmaz. Ancak bu vakitlerde kılınmışsa kazası da gerekmez. Kabristanda ve cami içinde cenaze namazı kılınmaz, ancak; imam ve cemaatin bir kısmı cami dışında bir kısmı da cami içinde olarak kılmalarında bir sakınca yoktur. Namazı bozan şeyler cenaze namazını da bozar.
Sağ doğup ölen çocuğun adı konulur, yıkanıp kefenlenir ve namazı kılınır. Ölü doğan çocuğun da adı konulur, yıkanıp bir bezle sarılır ve cenaze namazı kılınmadan defnedilir. Ölen gebe kadının karnındaki çocuk hareket ederse kadının karnı yarılarak çocuk alınır. Kasden ve zulmen ana veya babasını öldürenlerin, öldürülmüş eşkiya ve yol kesicilerin namazları kılınmaz.
Cenazede cemaat şartı olmamakla birlikte, cemaat sayısı ne kadar çok olursa, sevap da çoğalır. Hz. Âişe, Rasûlullah (s.a)’ın şöyle dediğini nakletmiştir: “Bir cenazenin namazını yüz müslüman kılarak hepsi ona şefaat dilerse, kendilerine o kimse hakkında şefaate izin verilir.”553
İbn Abbas (r.a) Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bir müslüman öldüğü zaman, cenazesini, Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayan kırk kişi tutup kaparsa, Allah kendilerine o kimse hakkında şefaate izin verir.”554
“Namaz kılınıncaya kadar cenazede hazır olan kimseye bir kırat, gömülünceye kadar hazır bulunana da iki kırat sevap vardır.” İki kırat nedir? diye sorulunca, Hz. Peygamber (s.a): “İki büyük dağ gibi” diye cevap verir, yani iki büyük dağ kadar sevap verilir.”555
“Cenaze defninde acele ediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise, bu bir iyiliktir. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenaze iyi bir kişi değilse, bu da bir şerdir. Bir an evvel omuzlarınızdan atmış olursunuz”556
“Ey müminler! Siz ölüyü teşyi ediyorsunuz. Onun önünde, arkasında sağında, solunda yürüyünüz.”
Yukarıda naklettiğimiz hadislerden de anlaşılacağı gibi, cenazeyi bekletmeden en kısa zamanda toprağa vermek gerekir. Ölü hakkında iyi ve kötü şahitliği Cenâb-ı Allah kabul eder. Bu münasebetle ölüleri hayırla anmak sünnettir. Bir müslümanın cenazesinde bulunmak herkese farz-ı ayın değilse de; mümkün mertebe çok sayıda cemaatin bulunması ölü için bir rahmet ve bağışlanma vesilesidir. Ayrıca cenazeye katılan müslümana da çok büyük bir sevap vardır.
Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a) Necaşi’nin vefat haberini öldüğü gün vermiş, ashabını namazgaha çıkartarak saf bağlatmış ve dört defa tekbir almıştır.” (Buhârî, Müslim)
Burada Necaşi, Habeş imparatoru Ashama olup, Hicret’in dokuzuncu yılında vefat etmiş ve Allah Rasûlü Medine-i Münevvere’de onun için ashabıyla, gıyabında cenaze namazı kılmıştır. Bu uygulama, zaruret sebebiyle vuku bulmuştur. Hanefi ve Malikilere göre gaibin cenaze namazını kılmak mutlak olarak caiz değildir.
Hanefilere ve bazı fakihlere göre ölüm haberini hısım ve akrabaya,eşe dosta bildirmek caizdir. Günümüzde bu duyuru, müezzinlerin “salâh” okuyuşları ile yapılmaktadır.
G- Cenazenin Taşınması ve Defni
Cenazeyi kabre kadar taşımak bir mümine yapılacak en son hizmetlerdendir. Bu taşıma aynı zamanda bir ibadettir. Bilhassa namaz kılınan yerlerde, mezarlıkla namaz kılınan yerin yakınlığı durumlarında cenazeyi vasıta ile taşımak bu ibadeti terk etmek olur.
Sünnet üzere, cenazeyi tabutun dört tarafından dört kişi tutarak taşır. Tabutun dört tarafından onar adım taşımak müstehaptır. Daha çok taşımanın sevabı da çoktur. Önce cenaze sağ ön tarafından sonra sağ arka tarafından taşınır. Sonra sol tarafına geçilerek sol ön ve sol arka tarafından omuzlanır. Böylece her tarafından onar adım olmak üzere kırk adım taşınmış olur. Cenazeyi acele götürmek de müstehaptır. Zira o iyi bir kişi ise kabirde karşılaşacağı iyi hale bir an önce kavuşturulmuş olur. Kötü bir kişi ise bir an önce şerrinden ve yükünden kurtulmuş olunur.
Cenazeyi takip edenler, yolda gereksiz konuşma yapmamalı, yüksek sesle konuşmamalıdır. Hatta yüksek sesle zikir ve Kur’an da okunmaz. Ölüm ve ahiret düşünülür.
Cenaze kabre indirilirken, kabre inen bir kaç kişi cenazeyi alarak yüzü kıbleye karşı başı batıya gelmek üzere sağ yanına yatırırlar. Bu sırada; “Bismillâhi ve alâ milleti Rasûlilahi (Allahın adı ile ve Rasûlullah’ın milleti (dini) üzere)” derler. Kefenin baş ve ayak tarafındaki bağlarını çözerler. Kadını kabre mahreminin indirmesi evlâdır.
Cenazenin arkasına, cesedi toprağın sıkıştırmasından koruyacak taş ve tahta gibi şeyler dizilir. Sonra kabir, toprakla doldurulup örtülür. Bu arada kabrin başında Kur’an’dan bazı surelerin okunması mümkündür. Bu arada salih bir kimse, ölünün baş tarafında ve yüzü hizasında durup, ölünün anasının adı ve ölünün adı ile üç defa; “Ya filan oğlu (veya kızı) filan” der ve şu telkinleri yapar: “Ey filan oğlu (veya kızı) filan! Dünyada iken Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir. Öldükten sonra dirilmek de haktır. Şüphesiz kıyamet günü gelecektir. Allah kabirde olanları diriltecektir” diye yaptığın şahitliği hatırla, Sen Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Rasûl olarak Muhammed’e, önder olarak Kur’an’a, kıble olarak Kâbe’ye, kardeşlerin olarak müminlere razı olmuştun. De ki: Allah’tan başka ilah yoktur. Ona dayandım. O ulu arşın sahibidir.” Ey Allah’ın kulu de ki: “Allah’tan başka ilah yoktur. De ki: “Rabbim Allah’tır, dinim, İslâmdır, Rasûlüm Muhammed aleyhisselâm’dır. Ey Rabbim! Onu yalnız bırakma. Sen mülk verenlerin en hayırlısısın.”
Ölünün evinde yemek vermek, ölü sahibine başsağlığı dilemek ve zaman zaman kabirleri ziyaret etmek sünnettir.
Hz. Peygamber her yılın başında Uhud’daki şehitlerin kabirlerine gelir ve şöyle derdi: “es-Selâmu aleyküm bimâ sabertüm fe ni’me ukba’d-dâr (Sabrettiğiniz şeylere karşılık olmak üzere sizlere selâm ve selâmet. Dünyanın en güzel sonucu budur)” Yine Rasûlullah (s.a) ölüleri ziyaret etmek için Bakî’ mezarlığına çıkar ve şöyle derdi: “es-Selâmü aleyküm yâ dâre kavmin müminîn ve innâ inşâallahü biküm lâhikûne, es’elüllâhe lî ve lekümü’l-âfiyete (Ey müminler yurdunun sakinleri! Selam size. Bizler de inşaallah sizlere kavuşacağız. Allah Teâlâ’dan bizim ve sizin için afiyet, ahiretle ilgili korku ve sıkıntılardan kurtuluş dilerim.”) 557
Diğer yandan Rasûlulllah (s.a) önceleri kabir ziyaretini, ziyaretçilerin bazı aşırı davranışları nedeniyle yasaklamıştı. Fakat iman, sabır ve tevekkül duyguları güçlenip, müminler sükunete erince kabir ziyareti serbest bırakıldı. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: “Size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Bundan böyle kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü bu ziyaret size ölümü hatırlatır.”558
Ölünün ailesine taziyede bulunulmalıdır. Ölü sahiplerinin acısını yenilememek için üç günden fazla taziyede bulunmak mekruhtur. Ancak cenazede bulunamayan uzaktaki kimseler üç günden sonra da taziyede bulunabilirler. Diğer yandan Allah Rasûlü üç güne kadar yas tutmaya izin vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helal değildir. Ancak kocası için iddet süresi olan dört ay on gün yas tutması müstesnadır.”559
Definden önce veya sonra ölüye ağlamak ittifakla caizdir. Ancak sesi yükseltmemek, çirkin sözler söylememek ve ağıt yakmamak gerekir. Çünkü Allah elçisi de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine can çekişmekte olan kızının oğlu kendisine arzedilince gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da“Bu Allah’ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına merhamet eder”560 buyurmuştur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi