Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 51. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

VI­II-ORU­CUN BO­ZUL­MA­SI, KA­ZA­SI VE KEFFÂRETİ

 

   A- Oruç Tut­ma­ma­yı Mü­bah Kı­lan Özür­ler:

Aşa­ğı­da­ki se­bep­ler­den do­la­yı oruç tut­ma­mak ve­ya tu­tul­muş bir oru­cu aç­mak mü­bah­tır.

 

   1) Se­fer-Yol­cu­luk:

Ra­ma­zan­da en az üç gün­lük, ya­ni on se­kiz sa­at­lik bir ye­re gi­de­cek kim­se ge­ce­den oru­ca ni­yet et­me­ye­bi­lir. Böy­le­ce o gün yo­la çı­kın­ca oruç­lu bu­lun­ma­mış olur. An­cak bir kim­se oru­ca baş­la­dık­tan son­ra gün­dü­zün yol­cu­lu­ğa çık­sa bu yol­cu­luk o ilk gün için bir özür sa­yıl­maz. Oru­cu­na de­vam et­me­si ge­re­kir. Bu­nun­la bir­lik­te bu kim­se oru­cu­nu bo­zar­sa yal­nız ka­za ge­re­kir, keffâret ge­rek­mez. Çün­kü oru­cu­nu yol­cu­luk öz­rü­ne da­ya­lı ola­rak boz­muş­tur.

Al­lah Teâlâ has­ta ve yol­cu­lar için oruç­ta ko­lay­lık ge­tir­miş­tir: “Siz­den her kim has­ta olur ve­ya se­fer­de bu­lu­nur­sa di­ğer gün­ler­den tu­ta­ma­dı­ğı gün­ler sa­yı­sın­ca oruç tut­sun” 77

Za­rar gör­me­ye­cek­se yol­cu­nun oruç tut­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Çün­kü yu­ka­rı­da­ki âyetin son kıs­mın­da; "Eğer bi­lir­se­niz, oruç tut­ma­nız si­zin için da­ha ha­yır­lı­dır” bu­yu­ru­lur. Yol­cu­nun ar­ka­daş­la­rı oruç­lu olur ve­ya yol­cu­luk mas­raf­la­rı or­tak bu­lun­maz­sa ken­di­si­nin de oruç tut­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Fa­kat ar­ka­daş­la­rı­nın ço­ğun­lu­ğu oruç tut­maz ve­ya har­ca­ma­da or­tak bu­lu­nur­lar­sa oruç tut­ma­ma­sı da­ha uy­gun­dur.

Şâfiî ve Hanbelîlere gö­re yol­cu, ge­ce­den ni­yet­len­di­ği oru­cu­nu da bo­za­bi­lir. De­lil, İbn Ab­bas (r.anhûmâ) dan ri­va­yet edi­len şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber Ra­ma­zan'da Mek­ke'nin fet­hi­ne çık­tı. Ke­did'e 78 va­rın­ca­ya ka­dar oruç tut­tu. Ora­da ken­di­si de oru­cu­nu boz­du, in­san­lar da oruç­la­rı­nı boz­du­lar.”79

 

   2) Has­ta­lık:

Bir kim­se oruç tut­tu­ğu tak­dir­de öl­mek­ten ve­ya has­ta­lı­ğı­nın art­ma­sın­dan ve­ya uza­ma­sın­dan ya­hut ak­lı­nın git­me­sin­den kor­kar­sa, oruç tut­ma­ya­bi­lir ve­ya tut­mak­ta ol­du­ğu oru­cu aça­bi­lir. Da­ha son­ra iyi olun­ca bu­nu yal­nız ka­za eder.

Eğer has­ta­lık uyuz, diş ağ­rı­sı, par­mak ağ­rı­sı, çı­ban ve ben­ze­ri has­ta­lık­lar­da ol­du­ğu gi­bi ki­şi­nin oruç tut­ma­sı ha­lin­de ken­di­si­ne bir za­ra­rı ol­ma­ya­cak has­ta­lık­lar­dan ise oru­cu boz­mak mü­bah ol­maz. Oru­cun has­ta­nın sağ­lı­ğı için bir teh­li­ke teş­kil edip et­me­di­ği ko­nu­sun­da müs­lü­man mü­te­has­sıs bir dok­to­run bil­gi­si­ne baş­vu­rul­ma­lı­dır.80

Has­ta­nın oruç tut­ma­ma ruh­sa­tı şu âyete da­ya­nır: “Siz­den her kim has­ta olur ve­ya yol­cu bu­lu­nur­sa, baş­ka gün­ler­de tu­ta­ma­dı­ğı gün­ler sa­yı­sın­ca oruç tut­sun.”

Oruç tut­tu­ğu tak­dir­de has­ta ola­ca­ğı­nı ga­lip zan­la bi­len ve­ya müs­lü­man bir dok­to­run ha­be­ri­ne da­ya­nan sağ­lam kim­se de has­ta hük­mün­de­dir.

 

   3) Ge­be­lik ve ço­cuk em­zir­mek:

Ra­ma­zan'da ge­be ve­ya em­zik­li olan ka­dın­la­rın ken­di­le­ri­ne ya­hut ço­cuk­la­rı­na bir za­rar gel­me­sin­den kork­ma­la­rı ha­lin­de oruç tut­ma­ma­la­rı mü­bah­tır. Da­ha son­ra ka­za eder­ler. Baş­ka­sı­nın ço­cu­ğu­nu em­zir­mek­te, ço­cu­ğa ken­di­sin­den baş­ka süt ve­ren bu­lun­ma­ma­lı ve­ya bu­lun­du­ğu hal­de ço­cuk em­me­me­li­dir.

Ge­be ve em­zik­li ka­dın­la­rın oruç tut­ma­ma­la­rı­nın ca­iz ol­ma­sı­nın de­li­li has­ta ve yol­cu­ya kı­yas­tır. Baş­ka bir de­lil, Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)'ın şu ha­di­sidir: “Al­lah Teâlâ yol­cu­dan oru­cu ve na­ma­zın ya­rı­sı­nı kal­dır­mış­tır, ge­be kadın­lar­la em­zik­li ka­dın­lar­dan da oru­cu kal­dır­mış­tır.”81

 

   4) Yaş­lı­lık: 

Yı­lın bü­tün mev­sim­le­rin­de oruç tut­mak­tan aciz olan çok yaş­lı er­kek ve ka­dın­la­rın oruç tut­ma­ma­la­rı icmâ ile ca­iz­dir. Bun­la­rın oruç­la­rı­nı ka­za et­me­le­ri de ge­rek­mez. Çün­kü oruç tu­ta­bi­le­cek du­rum­da de­ğil­dir­ler. Bun­la­rın tu­ta­ma­dık­la­rı her gün için bir yok­su­lu do­yu­ra­cak ka­dar fid­ye ver­me­le­ri ge­re­kir. Çün­kü Al­lah Teâlâ: “Oruç tut­ma­ya gü­cü yet­me­yen­le­rin bir yok­su­lu do­yu­ra­cak ka­dar fid­ye ver­me­le­ri ge­re­kir.”82 bu­yur­mak­ta­dır. İbn Ab­bas (r.a) bu âyetin çok yaş­lı ve oruç tu­ta­ma­yan er­kek ve ka­dın­lar­la il­gi­li ol­du­ğu­nu söy­le­miş­tir. Bun­lar her bir gü­ne kar­şı­lık bir yok­su­lu do­yu­rur­lar.83

İyi­leş­me ümi­di bu­lun­ma­yan has­ta­lar da yaş­lı­lar gi­bi­dir. Çün­kü Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­ru­yor: “Al­lah si­zin için din­de bir güç­lük yap­ma­mış­tır.”84 An­cak Ra­ma­zan'da oruç tut­ma gü­cü­ne sa­hip ol­ma­yıp da, da­ha son­ra ka­za ede­bi­le­cek du­rum­da bu­lu­nan­la­ra ka­za ge­re­kir, fid­ye ver­me­le­ri ge­rek­mez.

Oruç fid­ye­si Ra­ma­zan'ın ba­şın­da ve­ya so­nun­da ve­ri­le­bi­lir. Otuz gü­nün fid­ye­si çe­şit­li yok­sul­la­ra ve­ri­le­bi­le­ce­ği gi­bi bir yok­su­la da def'aten ve­ri­le­bi­lir. Hat­ta İmam Ebû Yu­suf'a gö­re bir gü­nün fid­ye­si bir kaç yok­su­la da­ğı­tı­la­bi­lir. Fid­ye­de böy­le tem­lik ye­ri­ne ibâha da ca­iz­dir. Şöy­le ki, her gü­nün oru­cu­na kar­şı­lık bir yok­su­la sa­bah ve ak­şam do­ya­cak ka­dar yi­ye­cek ye­di­ril­me­si de ye­ter­li olur.

Yaş­lı­lık ve­ya iyi­leş­me­yen sü­rek­li bir has­ta­lık ne­de­niy­le oruç fid­ye­si ve­ren kim­se­nin da­ha son­ra oruç tut­ma­ya gü­cü yet­se fid­ye­nin hük­mü kal­maz. Oruç tut­ma­sı, geç­miş gün­le­ri de ka­za et­me­si ge­re­kir.

 

   5) Düş­man­la ci­had:

Ra­ma­zan ayın­da düş­man­la sa­va­şa­cak olan bir İslâm as­ke­ri, düş­man kar­şı­sın­da za­yıf dü­şe­ce­ğin­den kor­kar­sa oruç tut­ma­ya­bi­lir. Hat­ta da­ha son­ra sa­vaş ger­çek­leş­me­se de ken­di­si­ne yal­nız ka­za ge­re­kir.

 

              6. İk­rah ve teh­dit al­tın­da kal­mak:

Ca­nı­na ve­ya bir uz­vu­na yö­ne­lik bir za­rar­la teh­dit edi­len kim­se oru­cu­nu bo­za­bi­lir. Da­ha son­ra bu­nu ka­za eder. Bu­nun­la bir­lik­te yol­cu ve­ya has­ta ol­ma­yan kim­se zor­la­ma kar­şı­sın­da Ra­ma­zan oru­cu­nu boz­maz da zul­men öl­dü­rü­le­cek olur­sa günahkâr ol­maz. Bel­ki bü­yük bir se­vap ka­zan­mış ve di­ni­ne olan bağ­lı­lı­ğı­nı gös­ter­miş olur. An­cak yol­cu ve has­ta zor­la­ma kar­şı­sın­da oru­cu­nu boz­maz ve öl­dü­rü­lür­se gü­na­ha gir­miş olur. Çün­kü bun­la­ra za­ten İslâm'da oruç­la­rı­nı aç­mak için ruh­sat var­dır. Zor­la­ma hâlinde bu ruh­sat­tan ya­rar­lan­ma­ma­la­rı doğ­ru ol­maz. Oruç­lu ka­dı­na zor­la ve­ya uy­ku ha­lin­de iken cin­sel iliş­ki­de bu­lu­nu­lur­sa oru­cu­nu ka­za et­me­si ge­rekir.

 

   7) Şid­det­li aç­lık ve su­suz­luk:

Oruç­lu bir kim­se aç­lık­tan ve­ya su­suz­luk­tan do­la­yı helâk ola­ca­ğın­dan ve­ya ak­lı­na ek­sik­lik gel­me­sin­den bir tec­rü­be­ye ve­ya bir be­lir­ti­ye ya­hut müs­lü­man bir dok­to­run ha­be­ri­ne da­ya­na­rak kor­kar­sa oru­cu­nu boz­ma­sı ca­iz olur. Bu­nu da­ha son­ra ka­za eder. Hat­ta ölüm teh­li­ke­si açık­sa oruç tut­ma­sı ha­ram olur. Çün­kü Al­lah Teâlâ: “Ken­di el­le­ri­niz­le ken­di­ni­zi teh­li­ke­ye at­ma­yı­nız”85, “Ken­di­ni­zi öl­dür­me­yin, şüp­he­siz Al­lah si­ze kar­şı çok mer­ha­met­li­dir”86 bu­yur­muş­tur.

 

   8) Zi­ya­fet:

Zi­ya­fet ver­mek ve­ya zi­ya­fe­te da­vet olun­mak yal­nız nâfile oru­cu aç­mak için bir özür sa­yı­la­bi­lir. Zi­ya­fet ve­ren ve­ya zi­ya­fe­te çağ­rı­lan kim­se na­fi­le oru­cu­nu bo­za­bi­lir, bu­nu da­ha son­ra ka­za eder. Çün­kü oru­cu­na de­vam et­ti­ği tak­dir­de bir müs­lü­man kar­de­şi­ni gü­cen­dir­me­si muh­te­mel­dir.

Di­ğer yan­dan en sağ­lam gö­rü­şe gö­re zi­ya­fet, mi­sa­fir ve­ya ev sa­hi­bi için öğ­le­den ön­ce­ye ka­dar özür teş­kil eder.

Ze­val­den son­ra sa­de­ce oru­ca de­vam et­mek­te ana-ba­ba­ya is­yan söz ko­nu­su ol­du­ğu tak­dir­de oruç bo­zu­la­bi­lir. Çün­kü öğ­le­den son­ra oru­cun ta­mam­lan­ma­sı hük­mü güç ka­zan­mış­tır.

Zi­ya­fet ne farz ve ne de va­cip oruç­lar için bir özür teş­kil eder.

 

   9) Ha­yız ve ni­fas ha­li:

Bir ka­dın Ra­ma­zan'da gün­dü­zün âdet gör­me­ye baş­la­sa ve­ya ço­cuk do­ğur­sa oru­cu bo­zul­muş olur. Ar­tık âdet gün­le­rin­de ve lo­hu­sa bu­lun­duk­ça oruç tut­ma­sı ca­iz ol­maz.

Ra­ma­zan­da âdet gö­ren bir ka­dın, ge­ce­le­yin âdeti ke­sil­miş ol­sa, eğer âdet gün­le­ri tam on gün ise er­te­si gü­nü Ra­ma­zan oru­cu­na baş­lar. Fa­kat on gün­den az ise âdeti ke­sil­dik­ten son­ra imsâk vak­ti­ne ka­dar yı­kan­ma­sı­na ye­ter­li ve bir mik­tar da faz­la bir va­kit kal­mış olur­sa yi­ne oru­ca baş­lar. Bu ka­dar bir va­kit bu­lun­maz­sa, meselâ ; yı­kan­ma­sı­nın ar­ka­sın­dan he­men im­sak za­ma­nı olur­sa o gün oru­ca baş­la­maz. Çün­kü on gün­den ek­sik âdet gö­ren­ler hak­kın­da yı­kan­ma sü­re­si de âdet vak­tin­den sa­yı­lır.

 

   10) Zor iş­ler­de ça­lış­mak:

Çok zor iş­ler­de ça­lı­şan­la­rın oru­cu hak­kın­da Ebû Be­kir el-Acûrrî şöy­le de­miş­tir: Zor ve ağır iş­te ça­lı­şan kim­se, oruç tut­tu­ğu tak­dir­de ca­nı­nın te­lef ol­ma­sın­dan ko­rar­sa ba­kı­lır; işi­ni ter­ket­mek ha­ya­tı­nı sür­dür­me­si­ne za­rar ve­re­cek­se oru­cu­nu bo­zar ve tu­ta­ma­dı­ğı gün­le­ri ka­za eder. Eğer işi­ni ter­ket­mek­ten ötü­rü za­rar bu­lun­ma­ya­cak­sa ve bu­na rağ­men oru­cu­nu bo­zar­sa günahkâr olur. Eğer işi ter­ket­mek­le gö­re­ce­ği za­rar­dan yi­ne de kur­tu­la­mı­yor­sa, özür se­be­biy­le oru­cu­nu boz­mak­ta bir sa­kın­ca bu­lun­maz. Ağır iş­te ça­lı­şa­nın aç­lık ve­ya su­suz­luk se­be­biy­le za­ra­rı bil­fi­il ger­çek­le­şir­se oru­cu boz­ma­sı va­cip olur. Çün­kü Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­ru­rur: “Ken­di­ni­zi öl­dür­me­yin. Şüp­he­siz Al­lah si­ze kar­şı çok mer­ha­met­li­dir.”87

So­nuç ola­rak ça­lı­şan oruç­lu kim­se iş se­be­biy­le has­ta ola­ca­ğı­nı bil­se bi­le, da­ha has­ta ol­ma­dan oru­cu­nu boz­ma­sı ve­ya hiç oru­ca baş­la­ma­ma­sı helâl ol­maz.

Ra­ma­zan'da bir özür se­be­biy­le oru­cu­nu bo­zan kim­se­nin, im­sak­tan son­ra te­miz­le­nen ha­yız ve ni­fas du­ru­mun­da­ki ka­dı­nın, da­ha son­ra mu­kim olan yol­cu­nun, iyi­le­şen has­ta­nın, ak­lı ba­şı­na ge­len akıl has­ta­sı­nın, er­gin­lik ça­ğı­na gi­ren ço­cu­ğun, müs­lü­man olan gay­ri müs­li­min gü­nün ge­ri ka­lan kıs­mın­da ye­mek ve iç­mek­ten ka­çı­na­rak oruç­lu gi­bi bu­lun­ma­sı ge­re­kir. Dinî ter­bi­ye, İslâm'a, İslâm top­lu­mu­na ve Ra­ma­zan'a say­gı bu­nu ge­rek­ti­rir. Hat­ta, bu şe­kil­de bu­lun­mak sağ­lam gö­rü­len gö­rü­şe gö­re va­cip­tir. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re ise müs­te­hap­tır.

Yol­cu, has­ta, ha­yız­lı ve­ya lo­hu­sa olan ka­dı­nın ken­di­le­ri­ni oruç­lu gi­bi gös­ter­me­le­ri ge­rek­mez. Yol­cu ile has­ta açık ola­rak yi­ye­bi­lir­ler. An­cak bun­la­rın özel du­rum­la­rı­nı bil­me­yen çev­re­de töh­met­ten ko­run­mak ve oruç­lu din kar­deş­le­ri­ne kar­şı say­gı gös­ter­mek için giz­li ye­me­le­ri da­ha iyi­dir. Âdetli ve lo­hu­sa ka­dın­la­rın da giz­li­ce yi­yip iç­me­si ede­be da­ha uy­gun­dur.

Yu­ka­rı­da­ki kim­se­ler­den bûluğa eren ço­cuk ile, ih­ti­da eden kim­se­nin o gü­nün oru­cu­nu ay­rı­ca ka­za et­me­si ge­rek­mez. Çün­kü bun­lar im­sak sı­ra­sın­da mü­kel­lef de­ğil­dir. Di­ğer­le­ri­ne ise ka­za et­mek ge­re­kir.88

 

B) Oru­cu Boz­du­ğu Hal­de Yal­nız Ka­za­yı Ge­rek­ti­ren

        Du­rum­lar:

Bo­zu­lan bir oruç­ta yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­ren du­rum­la­rı üç nok­ta­da top­la­mak müm­kün­dür.89

1) Bes­len­me ve­ya te­da­vi ol­ma, ama­cı ta­şı­ma­yan bir şe­yi vü­cu­da gir­dir­mek oru­cu bo­zar ve yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­rir. Bun­lar, mu­tat ola­rak ken­di­le­riy­le bes­len­me kas­te­dil­me­yen ve in­san ta­bi­a­tı­nın mey­let­me­di­ği şey­ler­dir. Meselâ;  oruç­lu kim­se­nin çiğ pi­rinç ve­ya  mu­tat ola­rak yağ, şe­ker, bal gi­bi şey­ler­le ka­rış­tı­rıl­mak­sı­zın yen­me­yen çiğ ha­mur ve­ya un gi­bi mad­de­le­ri ye­me­si gi­bi. Eğer bu gi­bi şey­ler­le ka­rış­tı­rı­la­rak ye­ni­lir­se keffâreti ge­rek­ti­rir. Bu­nun gi­bi bir kim­se bir de­fa­da çok mik­tar­da tuz ye­se ka­za ge­re­kir, eğer ye­di­ği tuz az olur­sa keffâret ge­re­kir. Çün­kü mu­tat ola­rak az tuz ye­me­de gı­da­lan­ma ni­te­li­ği var­dır.

Yi­ne, ol­gun­laş­ma­mış mey­ve­yi ve­ya diş­le­ri ara­sın­da ka­lan no­hut ka­dar bir ye­mek ar­tı­ğı­nı yer­se oruç bo­zu­lur ve ka­za ge­re­kir. Eğer  no­hut mik­ta­rından kü­çük olur­sa oruç bo­zul­maz. Yen­me­si mu­tat ol­ma­yan top­rak ve­ya ça­mu­ru yi­ye­ne ka­za ge­re­kir. At­tar­lar­da bu­lu­nan er­me­ni ki­li­ni ye­mek ise mu­tat ol­du­ğu için kef­fa­re­ti ge­rek­ti­rir. Bi­le­rek yu­tu­la­cak bir taş, bir de­mir , bir kur­şun, bir çe­kir­dek, ku­ru ka­buk­lu bir fın­dık ve­ya ba­dem oru­cu bo­zar ve ka­za­yı ge­rek­ti­rir. Çün­kü  bun­lar­da şek­len bir if­tar var­sa da ye­nil­me­le­ri mu­tat ol­ma­dı­ğı için mânâ ba­kı­mın­dan if­tar yok­tur.

Yi­ne yu­tu­lan bir kâğıt, bir pa­muk, adî bir ça­mur, bir top­rak, ku­ru bir ot, bir sa­man par­ça­sı, ol­gun­laş­ma­mış ay­va ta­ne­si, ku­ru ve­ya yaş ka­buk­lu ce­viz ta­ne­si ve ka­buk­lu yu­mur­ta ka­za­yı ge­rek­ti­rir­se de keffâreti ge­rek­tir­mez. Çün­kü bun­lar­la âdeten gı­da­lan­ma ve­ya te­da­vi söz ko­nu­su ol­maz. Ku­ru fıs­tık ise, içi do­lu ol­du­ğu hal­de çiğ­ne­nir­se kef­fa­re­ti, çiğ­nen­me­den yu­tu­lur­sa yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­rir.

Ku­ru pi­rinç, ku­ru da­rı, mer­ci­mek ve fiy de keffâreti de­ğil yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­rir.

Yan­lış­lık­la yi­yip iç­mek de oru­cu bo­zar. Bir kim­se oruç­lu ol­du­ğu­nu bil­di­ği hal­de, yan­lış­lık­la bir şey ye­se ve­ya iç­se, meselâ; ab­dest alır­ken mi­de­si­ne su kaç­sa ve­ya ağ­zı­na kar ve­ya yağ­mur ta­ne­le­ri dü­şüp içe­ri­si­ne git­se oru­cu bo­zu­lup üze­ri­ne ka­za lâzım ge­lir. Fa­kat oruç­lu ol­du­ğu ha­tı­rın­da bu­lun­maz­sa bun­lar­dan do­la­yı oru­cu bo­zul­maz.

Diş­le­rin ara­sın­dan çı­kan kan, tük­rü­ğe denk ve­ya tük­rük­ten da­ha faz­la olur ve bo­ğa­za gi­der­se oru­cu bo­zar. Da­ha azı boz­maz, çün­kü bun­dan ka­çın­mak güç­tür.

Unu­tu­la­rak bir şey ye­mek­le ve­ya iç­mek­le ya­hut cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak­la oruç bo­zul­maz. Bu ko­nu­da farz ile va­cip ve nâfile oruç­lar ara­sın­da fark yok­tur. Çün­kü ya­nıl­ma ile unut­ma af­fe­dil­miş­tir.

Mâlikîlere gö­re, bun­la­rın her­han­gi bi­ri­si ile farz oruç bo­zu­lur ve ka­za­sı ge­re­kir. Çün­kü oru­cun rük­nü olan im­sak bo­zul­muş bu­lu­nur.

Yan­lış­lık­la ye­mek­te olan bir oruç­lu­ya rast­lan­dı­ğı za­man, eğer oru­ca gü­cü ye­ten bi­ri­si ise, ona oruç­lu ol­du­ğu­nu ha­tır­lat­ma­mak , ter­cih edi­len gö­rü­şe gö­re tah­ri­men mek­ruh­tur. Eğer bu kim­se yaş­lı ve­ya güç­süz bi­ri­si olur­sa su­sul­ma­sı ca­iz gö­rül­müş­tür.

Ken­di­li­ğin­den ge­len ve ağız do­lu­su ol­ma­yan ku­sun­tu ken­di ken­di­ne içe­ri­ye gi­der­se oru­cu boz­maz. Bu ko­nu­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Fa­kat içe­ri­ye yu­tu­lur­sa imam Mu­ham­med'e gö­re oruç bo­zu­lur. Çün­kü bu­nun­la im­sak or­ta­dan kalk­mış olur. Ebû Yu­suf'a gö­re bo­zul­maz. Çün­kü bu az ol­du­ğun­dan, ta­ha­re­ti boz­ma­ya­ca­ğı gi­bi oru­cu da boz­maz.

Fa­kat bu ku­sun­tu ağız do­lu­su olup, ken­di­li­ğin­den ge­ri gi­der­se, oru­cu Ebû Yu­suf'a gö­re bo­zar. Çün­kü bu ta­ha­re­te en­gel­dir. İmam Mu­ham­med'e gö­re boz­maz. Çün­kü im­sak kas­ten ter­ke­dil­miş de­ğil­dir. An­cak içe­ri­ye kıs­men ve­ya ta­ma­men yu­tu­lur­sa oru­cu it­ti­fak­la bo­zar.

Oruç­lu ken­di is­te­ği ile ağız do­lu­su ku­sar­sa oru­cu it­ti­fak­la bo­zu­lur. Çün­kü bu hal ta­ha­re­te en­gel ol­du­ğu gi­bi, içe­ri­ye az çok bir şey ge­ri gi­de­ce­ği için imsâke de en­gel­dir. Bu yüz­den oru­cun ka­za­sı ge­re­kir. Fa­kat ağız do­lu­sun­dan az olur­sa ve ken­di­li­ğin­den içe­ri­ye gi­der­se İmam Mu­ham­med'e gö­re bo­zar, çün­kü bu imsâke en­gel­dir. İmam Ebû Yu­suf'a gö­re boz­maz, çün­kü az ol­du­ğun­dan ta­ha­re­te en­gel de­ğil­dir.

Bu ku­sun­tu içe­ri­ye yu­tul­du­ğu tak­dir­de ise iki ima­ma gö­re de oruç bo­zu­lur. Ebû Yu­suf'tan baş­ka bir ri­va­ye­te gö­re ise bo­zul­maz.

Ağız do­lu­su ku­sun­tu bal­gam ol­du­ğu tak­dir­de Ebû Hanîfe ile İmam Mu­ham­med'e gö­re oru­cu hiç bir du­rum­da boz­maz.

Yu­ka­rı­da­ki me­se­le­le­rin da­yan­dı­ğı de­lil şu ha­dis-i şe­rif­tir: “Oruç­lu kim­se­ye  kus­mak ge­lir de ken­di­si­ne hâkim ola­maz­sa ona ka­za ge­rek­mez. Ken­di is­te­ği ile ku­sar­sa oru­cu­nu ka­za et­sin.”90

Ye­nil­me­si mu­tat ol­ma­yan ve ken­di­sin­den ka­çın­mak da müm­kün bu­lun­ma­yan bir şe­yin içe­ri­ye git­me­si oru­cu boz­maz. Meselâ; ilaç­la­rın ta­dı, ha­va­da da­ğı­lan du­man, öğü­tü­len ve­ya tok­mak­la dö­ğü­len şey­ler­den kal­kan toz oru­cu boz­maz. Uçan bir si­ne­ğin bu­ru­na ve­ya bo­ğa­za kaç­ma­sı da böy­le­dir. Fa­kat ilâcın, meselâ, di­şe ko­nu­lan bir ka­ran­fi­lin içe­ri­ye git­me­si oru­cu bo­zar.

Ka­dı­nın cin­sel or­ga­nı­na ve­ya her iki cin­sin ma­ka­tı­na şı­rın­ga ile ilaç ko­nul­ma­sı, bur­na ve­ya ku­la­ğa ilaç dam­la­tıl­ma­sı oru­cu bo­zar, ka­za­yı ge­rek­ti­rir. Fa­kat ku­la­ğa gi­ren ve­ya dö­kü­len su oru­cu boz­maz.

Su ve­ya yağ ile ıs­lan­mış bir par­ma­ğın ön ve­ya ar­ka ta­ra­fa so­kul­ma­sı, ha­tır­da bu­lu­nan oru­cu bo­zar, unut­ma ha­lin­de ise boz­maz.

Er­ke­ğin si­dik yo­lu­na dam­la­tı­lan sı­vı ve­ya yağ me­sa­ne­si­ne ka­dar git­se bi­le Ebû Ha­ni­fe ile İmam Mu­ham­med'e gö­re  oru­cu­nu boz­maz.

Gö­ze dam­la­tı­lan bir ilaç bo­ğaz­da his­se­dil­se bi­le oru­cu boz­maz. Gö­ze sü­rü­len bir sür­me de ese­ri ve ren­gi tük­rük­te gö­rül­se bi­le oru­ca za­rar ver­mez. Çün­kü bun­la­rın iç­re­ri­ye nü­fu­zu mesâmât yo­luy­la­dır.

İslâmda has­ta olan ki­şi oru­ca da­ya­na­bi­le­cek du­rum­da ise oruç tu­ta­bilir. Bu du­rum­da gün­lük ola­rak be­lir­li sa­at­ler­de al­ma­sı ge­re­ken ilâçları var­sa du­rum ne olur? Ağız, bu­run, ön ve ar­ka gi­bi nor­mal yol­lar­dan oruç­lu iken alı­na­cak yi­ye­cek, içe­cek, ilâç ve ben­ze­ri şey­le­rin oru­cu bo­za­ca­ğı ko­nu­sun­da İslâm bil­gin­le­ri ara­sın­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Bu yüz­den ağız­dan alı­na­cak hap, şu­rup, pas­til vb. ilaç­lar oru­cu bo­zar.

Aşı ve iğ­ne­nin du­ru­mu­na ge­lin­ce: Ebû Ha­ni­fe'ye gö­re ka­rın boş­lu­ğu­na ve­ya bey­ne ka­dar ula­şan de­rin ya­ra­la­ra sü­rü­len ilaç­lar ka­rın boş­lu­ğu­na ve­ya bey­ne ula­şır­sa oruç bo­zu­lur ve ka­za­yı ge­rek­ti­rir. Bu­na gö­re aşı ve­ya iğ­ne yo­luy­la de­ri al­tı­na, ada­le­ye ve­ya da­ma­ra zer­ke­di­len ilaç oru­cu bo­zar. Çün­kü bu yol­la alı­nan ilâç, se­rum ve­ya aşı tam içe­ri­ye akı­tıl­mış ve bü­tün vü­cu­da ya­yıl­mış olur. Ay­rı­ca oruç­lu­nun is­te­ğiy­le uy­gu­lan­mış ve vü­cu­dun salâhına el­ve­riş­li bu­lun­muş­tur. İlâcın bu şe­kil­de içe­ri­ye gir­me­si, su­yun de­ri gö­ze­nek­le­rin­den içe­ri­ye nü­fuz et­me­si kâbilinden de­ğil­dir. Bu du­ru­ma gö­re aşı ve­ya iğ­ne­yi za­ru­ret bu­lun­ma­yan du­rum­lar­da if­tar­dan son­ra yap­mak ih­ti­ya­ta da­ha uy­gun­dur.

İmam Mu­ham­med ve İmam Ebû Yu­suf'a gö­re, bir şey nor­mal yol­lar­dan içe­ri­ye gir­me­dik­çe oruç bo­zul­maz. Çün­kü oruç; “ nor­mal bir yol­dan, ağız ve­ya bu­run gi­bi bir uzuv­dan içe­ri­ye bir şey gö­tür­me­mek sûretiyle ken­di­ni tutmak. ” şek­lin­de ta­rif edi­lir. Bu ko­nu­da de­rin bir ya­ra­ya ko­nan bir ila­cın ka­rı­na ve­ya bey­ne ulaş­ma­sı­na iti­bar edil­mez. Çün­kü bu nü­fuz et­me nor­mal bir yol­la ol­ma­mış­tır. Bu­na gö­re, aşı ve iğ­ne­nin de oru­cu boz­ma­ma­sı ge­re­kir. Es­ki­den fetvâhanede ve el- Ez­her Üni­ver­si­te­si fet­va ko­mis­yo­nun­da 1948 yı­lın­da “Tabîî de­lik­ler dı­şın­da bir yer­den içe­ri­ye gi­ren şey oru­cu boz­maz.” şek­lin­de fet­va ve­ril­miş­tir. 91

 Gü­nü­müz­de, müc­te­hid imam­lar dev­rin­de bu­lun­ma­yan ve aç­lı­ğı, su­suz­lu­ğu gi­de­re­cek ya da oru­ca kar­şı vü­cu­da di­renç ka­zan­dı­ra­cak hap, iğ­ne, se­rum vb. nin kul­la­nıl­ma­sı oruç iba­de­ti­ni ama­cın­dan uzak­laş­tı­ra­bi­lir. Çün­kü bir çok ilâçların tab­le­ti ye­ri­ne ay­rı­ca iğ­ne­si ola­bil­mek­te­dir. Tab­let şek­li­ni ağız­dan ala­nın oru­cu bo­zu­lur­ken, ay­nı ila­cın sı­vı ola­rak şı­rın­ga ile ada­le­ye zer­ke­dil­me­si ha­lin­de oru­cun bo­zul­ma­ma­sı bir çe­liş­ki mey­da­na ge­ti­re­bi­lir. Bu yüz­den gün­düz ilaç al­mak zo­run­da olan has­ta­la­rın oru­cu ka­za­ya bı­rak­ma­sı, du­ru­mu ha­fif olan­la­rın ise iğ­ne­yi if­tar­dan son­ra yap­tır­ma­sı ih­ti­ya­ta da­ha uy­gun ol­sa ge­rek­tir.

2 ) Oruç­lu kim­se­nin bir gı­da mad­de­si­ni ve­ya bir ilâcı şer'î özür se­be­biy­le al­ma­sı yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­rir. Has­ta­lık, yol­cu­luk, ikrâh, ha­ta, ih­mal ve­ya şüp­he şer'î özür­ler­den­dir. Bu du­rum­lar se­be­biy­le ye­mek ye­mek ve­ya oru­cu bo­za­cak şe­kil­de ilâç kul­lan­mak ka­za­yı ge­rek­ti­rir, kef­fa­ret ge­rek­mez. Meselâ;

a) Ab­dest­te ve­ya ab­dest dı­şın­da mi­de­ye su ka­çır­mak,

b) Ba­şın­da­ki ve­ya kar­nın­da­ki de­rin bir ya­ra­yı te­da­vi eder­ken ila­cın bey­ne ve­ya ka­rın boş­lu­ğu­na ulaş­ma­sı,

c) Uyu­mak­ta olan kim­se­ye su içi­ril­me­si,

d) Ağır bir iş­te ça­lı­şır­ken has­ta­la­na­rak ken­di­si­ne bir za­rar gel­me­sin­den kor­kup oru­cun bo­zul­ma­sı,

e) Unu­ta­rak yi­yip iç­tik­ten ve­ya cin­sel iliş­ki­de bu­lun­duk­tan son­ra, oruç bo­zul­du zan­nıy­la gü­nün ge­ri ka­lan kıs­mın­da bi­le­rek bir şey ye­mek ve­ya cin­sel iliş­ki­de bu­lun­mak.

f) Ge­ce ni­yet­len­me­yip, gün­düz ni­yet­len­dik­ten son­ra, bu ni­ye­tin ye­ter­siz ol­du­ğu­nu sa­na­rak yi­yip iç­mek,

g) Ge­ce­den oruç tut­ma­ya ni­yet­le­nip mu­kim ola­rak sa­bah­la­yan ve gün­düz se­fe­re baş­la­yan kim­se­nin, se­fer ha­lin­de iken oru­cu boz­ma­nın ca­iz ol­du­ğu­nu sa­na­rak yi­yip iç­me­si ve­ya cin­sel iliş­ki­de bu­lun­ma­sı

h) Ge­ce oruç tut­ma­ya ni­yet­le­nen yol­cu­nun ika­me­te ni­yet­len­dik­ten son­ra ye­me­si,

i) Sa­bah vak­ti­nin gi­rip gir­me­di­ği ko­nu­sun­da şüp­he için­de bu­lu­nan kim­se ye­me­ye iç­me­ye ve­ya cin­sel iliş­ki­ye de­vam et­se, fa­kat bu ara­da ikin­ci fec­rin doğ­muş ol­du­ğu an­la­şıl­sa yal­nız ka­za ge­re­kir, kef­fa­ret ge­rek­mez. Çün­kü fec­rin do­ğu­şu ke­sin ola­rak bi­lin­mez­den ön­ce as­lo­lan ge­ce­nin de­vam et­me­si­dir.

   j) Oruç­lu kim­se gü­ne­şin bat­tı­ğı­nı sa­na­rak oru­cu­nu boz­sa, an­cak gü­neş bat­ma­mış­sa gü­ne­şin bat­tı­ğı ka­na­a­ti ile oru­cu­nu boz­du­ğu için ka­za ge­re­kir, keffâret ge­rek­mez.

Bir kim­se im­sak vak­ti gir­me­den ön­ce cin­sel iliş­ki­de bu­lun­sa ve­ya ye­mek ye­se, bu sı­ra­da sa­bah vak­ti gir­se, eğer yap­tı­ğı işi he­men bı­ra­kır, ağ­zın­da­ki yi­ye­cek­le­ri çı­ka­rır­sa oru­cu bo­zul­maz.

3) Oruç­lu kim­se­nin şeh­ve­ti­ni meş­ru ol­ma­yan yol­lar­la tat­min et­me­si ka­za­yı ge­rek­ti­rir, keffâret ge­rek­mez. Meselâ; ölü ile ve­ya hay­van­la ya­hut ken­di­si­ne iş­ti­ha du­yul­ma­yan kü­çük kız­la cin­sel iliş­ki­de bu­lun­mak ya­hut uy­luk ara­sın­dan, ka­rın­dan, öp­mek ve do­kun­mak su­re­tiy­le ya­hut eliy­le oy­na­ya­rak şeh­ve­ti­ni ge­tir­mek ya­hut da uy­ku ha­lin­de­ki ka­dın­la cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak oru­cu bo­zar ve yal­nız ka­za ge­re­kir, keffâret ge­rek­mez.

Bu­na ilâve ola­rak, bir kim­se su ve­ya yağ ile ıs­la­tıl­mış olan par­ma­ğı­nı ma­ka­dı­na sok­sa ve­ya ta­ha­ret­le­nir­ken ma­kat­tan içe­ri­ye su kaç­sa ya­hut ma­ka­tı­na, pa­muk, bez par­ça­sı sok­sa ve­ya için­de bir­şey kal­ma­mış olan şı­rın­ga­yı sok­sa ya­hut ka­dın ıs­lak ve­ya yağ sü­rül­müş olan par­ma­ğı­nı cin­sel or­ga­nı­nın içi­ne sok­sa ya­hut or­ga­nı­na pa­muk, odun ve ben­ze­ri mad­de­le­ri so­kup da için­de kay­bol­sa, yi­ne oruç bo­zu­lur ve ka­za ge­re­kir. Çün­kü bu şey­le­rin or­ga­na gir­me­si tam ol­muş­tur. Bir kıs­mı gi­rer­se oru­cu boz­maz. Çün­kü bir şe­yin tam ola­rak gir­me­me­si bir ke­re gir­me­me­si gi­bi­dir. Bu yüz­den gi­ren mad­de­nin bir kıs­mı dı­şar­da ka­lır­da bü­tü­nü kay­bol­maz­sa oruç bo­zul­maz.

Bir kim­se Ra­ma­zan dı­şın­da tut­mak­ta ol­du­ğu bir oru­cu ye­mek, iç­mek ve­ya cin­sel iliş­ki­de bu­lun­mak su­re­tiy­le bo­zar­sa, Ra­ma­zan ayı­nı ihlâl söz ko­nu­su ol­ma­dı­ğı için keffâret de­ğil ka­za ge­re­kir.

 

C- Oru­cu Bo­zup Hem Ka­za Hem Keffâret

        Ge­rek­ti­ren Du­rum­lar :

Ra­ma­zan­da oruç­lu bu­lu­nan kim­se ge­ce­den ni­yet­len­miş ola­rak aşa­ğı­da açık­la­ya­ca­ğı­mız oru­cu bo­zan hal­ler­den bi­ri­ni bi­le­rek ken­di is­te­ğiy­le ve mec­bur kal­ma­dan ya­par­sa ve bun­dan son­ra has­ta­lık gi­bi oru­cu boz­ma­yı mü­bah kı­lan bir özür de or­ta­ya çık­maz­sa ve­ya bun­lar­dan ön­ce yol­cu­luk du­ru­mu or­ta­ya çık­maz­sa hem ka­za hem de keffâret ge­re­kir.

Bun­lar­dan bi­ri­ni ge­ce­den ni­yet­len­me­miş kim­se ve­ya ço­cuk ya­par­sa ya­hut Ra­ma­zan­da tu­tu­la­ma­yan bir oru­cun ka­za­sı sı­ra­sın­da ve­ya Ra­ma­zan dı­şı bir oruç sı­ra­sın­da ya­pı­lır­sa, ya­hut unu­tu­la­rak, ha­ta ve­ya ce­bir al­tın­da olur­sa ya­hut has­ta­lık ve­ya yol­cu­luk gi­bi şer'i özür­ler or­ta­ya çı­kar­sa bun­lar­dan ötü­rü keffâret ge­rek­mez, yal­nız ka­za et­mek ge­re­kir.

Hem ka­za hem de keffâret ge­rek­ti­ren du­rum­la­rı iki grup­ta top­la­mak müm­kün­dür.

1) Şer'î bir özür ol­mak­sı­zın gı­da ve­ya gı­da özel­li­ği ta­şı­yan her tür­lü mad­de­yi bi­le­rek al­mak. Meselâ; bi­le­rek ye­mek, iç­mek, ilâç al­mak, si­ga­ra iç­mek, af­yon, haş­haş ve ben­ze­ri uyuş­tu­ru­cu mad­de­le­ri al­mak gi­bi. Çün­kü bun­lar­da şeh­vet ol­du­ğu açık­tır. Ye­mek, mu­tat ola­rak ye­ni­le­cek olan her şe­yi kap­sa­mı­na alır. ek­mek, çiğ ve­ya piş­miş et çe­şit­le­ri, yağ, pey­nir, süt, mey­ve­ler, seb­ze­ler, mey­ve su­la­rı, buğ­day, kav­rul­muş ar­pa, su, kar, buz, do­lu, kar­puz, ka­vun, yaş olup te­miz bu­lu­nan kar­puz ka­bu­ğu, üzüm ta­ne­si, ta­ze üzüm yap­ra­ğı, ye­nil­me­si mu­tat olan di­ğer yap­rak­lar, bit­ki­ler, her­han­gi bir ilâç, ye­nil­me­si mu­tat olan top­rak ve­ya ça­mur ve ben­ze­ri ağız dı­şın­dan içe­ri alı­nan mad­de­ler yi­ye­cek kap­sa­mı­na gi­rer. Bun­la­rın ağı­za alı­nıp çiğ­nen­me­si, ta­dı­nın bo­ğa­za git­me­si ve yu­tul­ma­sı oru­cu bo­zar, hem ka­za ve hem keffâret ge­re­kir. Tü­tün, nar­gi­le, en­fi­ye ve emi­len bir pas­ti­lin ve­ya şe­ke­rin bo­ğa­za gi­den ta­dı da iç­ki­ler gru­bu­na gi­rer.

An­cak bu mad­de­ler ağız­da ezil­dik­ten son­ra yu­tul­maz ve ta­dı da bo­ğa­za ulaş­ma­mış olur­sa oru­cu boz­maz­lar.

Di­ğer yan­dan gıy­bet et­tik­ten son­ra, de­di­ko­du­nun oru­cu boz­du­ğu­nu, yi­ne kan al­dır­dık­tan son­ra ve­ya şeh­vet­le öpüş­tük­ten son­ra oru­cun bo­zul­du­ğu­nu sa­na­rak bi­le­rek ye­mek de keffâreti ge­rek­ti­rir. An­cak bu ko­nu­da fa­kih bir kim­se fet­va ve­rir de ye­mek ye­nir­se ka­za ye­ter­li olur. Yi­ne ağ­zı­na gi­ren yağ­mur su­la­rı­nı yut­mak ve­ya eşi­nin tük­rü­ğü­nü yut­mak da keffâreti ge­rek­ti­rir. Çün­kü bun­lar­dan şeh­vet du­yu­lur. Az mik­tar­da tuz ye­mek de keffâreti ge­rek­ti­ren hal­ler­den­dir.

Bu ko­nu­da da­ya­nı­lan de­lil, Hz. Ai­şe ( r.anhâ ) 'nin rivâyet et­ti­ği; “Oruç an­cak gi­ren­den bo­zu­lur, çı­kan­dan bo­zul­maz.” 92 ha­di­si­dir.

2) Cin­sel ar­zu­yu tam ola­rak tat­min et­mek. Bu da ön ve­ya ar­ka uzuv­lar­dan is­tek­le cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak su­re­tiy­le olur. Bu iliş­ki­de bo­şal­ma ol­ma­sa­da te­ma­sın ger­çek­leş­me­si ile cin­sel iliş­ki­de bu­lu­nan da, ken­di­siy­le te­mas edi­len de keffâretle yü­küm­lü olur. An­cak te­mas edi­le­nin ya­şa­yan ve şeh­vet du­yu­la­bi­le­cek yaş­ta bir in­san ol­ma­sı şart­tır.

Eğer bir ka­dın ken­di­si­ni kü­çük ço­cuk ve­ya akıl has­ta­sı ile cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak için tes­lim et­se, yi­ne ken­di­si­ne keffâret ge­re­kir.

Bu ko­nu­nun da­yan­dı­ğı de­lil, Ra­ma­zan­da gün­düz eşiy­le cin­sel te­mas­ta bu­lu­nan bedevî ile li­gi­li olay­dır. Hz. Pey­gam­ber bu be­de­vi­ye keffâret ge­rek­ti­ği­ne hük­met­miş­ti. Bu keffâret de ya kö­le azat et­mek ya­hut bu­nu bu­la­maz­sa ve­ya gü­cü bu­na yet­mez­se peş­pe­şe iki ay oruç tut­mak­tır. Eğer iki ay peş­pe­şe oruç tut­mak­tan da âciz olur­sa alt­mış yok­su­lu do­yur­mak­tır. 93

 

   D) Oru­cu Boz­ma­yan Du­rum­lar :

Aşa­ğı­da­ki du­rum­lar oru­cu boz­maz:

1) Unu­ta­rak ye­mek, iç­mek ve­ya cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak. Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ) şöy­le bu­yur­muş­tur : “Oruç­lu ol­du­ğu hal­de unu­ta­rak yi­yip içen kim­se oru­cu­nu ta­mam­la­sın. Onu ye­di­rip içi­ren Al­lah'tır.94. Baş­ka bir ha­dis şu ifa­de ile gel­miş­tir : “Ra­ma­zan'da unu­ta­rak oru­cu­nu bo­zan kim­se­ye, ka­za da keffârette ge­rek­mez.” 95 Cin­sel iliş­ki de ay­nı so­nu­cu do­ğu­rur. An­cak iliş­ki sı­ra­sın­da oruç­lu ol­du­ğu­nu ha­tır­la­yan he­men ken­di­ni çe­ker. Eğer ha­tır­la­dık­tan ve­ya baş­ka­sı ha­tır­lat­tık­tan son­ra bek­ler­se oru­cu bo­zu­lur. Sa­bah vak­ti gir­di kor­ku­su ile ken­di­ni çek­se de, sa­bah vak­ti gir­dik­ten ve ken­di­ni ge­ri çek­tik­ten son­ra me­ni­si ak­sa bir şey lâzım gel­mez. Eğer bir ki­şi böy­le bir du­rum­da ken­di­si­ni ha­re­ket et­ti­rip de cin­sel iliş­ki­den ge­ri çe­kil­mez­se ve­ya ge­ri çe­ki­lip son­ra ye­ni­den iliş­ki­ye de­vam eder­se keffâret ge­re­kir.

Oruç tut­ma­ya gü­cü ye­ten kuv­vet­li ki­şi unu­ta­rak ye­mek yi­yor­sa, ye­me­ği bı­rak­ma­sı için ona oruç­lu ol­du­ğu­nu ha­tır­lat­mak vâciptir. Ha­tır­lat­ma­mak mek­ruh olur. Güç­süz ve za­yıf kim­se eğer unu­ta­rak ye­mek yer­se ona acı­ya­rak oru­cu ha­tır­lat­ma­mak da­ha iyi­dir.

2) Bak­mak ve­ya dü­şün­mek su­re­tiy­le bo­şal­mak, bak­ma­ya ve dü­şün­me­ye de­vam edil­se de oru­cu boz­maz. Çün­kü bu ki­şi­de cin­sel iliş­ki, ne şe­kil ve ne de an­lam ola­rak bu­lu­nur. An­cak bak­mak ve dü­şün­mek su­re­tiy­le bo­şa­lan kim­se gü­nah­kar olur. İki ka­dı­nın cin­sel or­gan­la­rı­nı bir­bi­ri­ne te­mas et­tir­mek­le yap­tık­la­rı iş eğer bo­şal­ma ol­ma­mış­sa oru­cu boz­maz. Fa­kat bu­nu ya­pan­lar gü­nah­kar olur. Bu­nun gi­bi gün­dü­zün ih­ti­lam ol­mak­la da oruç bo­zul­maz.

3) Er­kek­lik or­ga­nın­dan içe­ri­ye (ih­li­li­ne) su, yağ ve ben­ze­ri sı­vı mad­de­ler akıt­mak, ya­hut neh­re ve­ya su­ya dal­mak su­re­tiy­le su gir­mek, ya­hut ku­la­ğa bir çöp ve­ya kür­dan sok­mak su­re­tiy­le ku­lak kir­le­ri­ni çı­kar­mak oru­cu boz­maz. Çün­kü er­kek­lik or­ga­nın­da­ki de­lik açık bir yol de­ğil­dir. Ku­la­ğın su­ya gir­me­si ise za­ru­ret se­be­biy­le­dir.

4) Bir kim­se cü­nüp ola­rak sa­bah­la­sa ve cü­nüp­lük gün bo­yun­ca de­vam et­se de oru­cu boz­maz. An­cak cü­nüp­lük­ten te­miz­len­mek na­maz kıl­mak için farz­dır. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Eğer cü­nüp olur­sa­nız, te­miz­le­nin.96 Cü­nüp­lük­ten bir an ön­ce te­miz­len­me İslâm'ın âdâbındandır. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Me­lek­ler, için­de re­sim ve­ya kö­pek ya­hut cü­nüp in­sa­nın bu­lun­du­ğu eve gir­mez­ler”97

5) Gö­ze ilâç dam­lat­mak ve­ya sür­me çek­mek oru­cu boz­maz. Hat­ta oruç­lu ki­şi ilâcın ve­ya sür­me­nin ta­dı­nı bo­ğa­zın­da his­set­se bi­le oru­ca za­rar ver­mez. Çün­kü bun­la­rın nü­fu­zu bir şe­yin me­sa­mat yo­luy­la vü­cu­da gir­me­si ni­te­li­ğin­de­dir. Ya­ğın de­ri­den ge­çi­si gi­bi.

6) Kan al­dır­mak ve­ya ha­ca­mat yap­tır­mak oru­cu boz­maz. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber ih­ram­lı iken ve oruç­lu bu­lun­du­ğu sı­ra­da kan al­dır­mış, ha­ca­mat yap­tır­mış­tır.98

7) Su ile ıs­la­tıl­mış ol­sa bi­le oruç­lu iken mis­vak kul­lan­mak oru­cu bozmaz. Çün­kü mis­vak kul­lan­mak sün­net­tir.

8) Ağı­za ve bu­ru­na su ve­re­rek çal­ka­la­mak ve süm­kür­mek oru­cu bozmaz. Fa­kat içe­ri­ye bir şe­yin git­me­me­si için özen gös­te­ril­me­li­dir.

9) Se­rin­le­mek için yı­kan­mak, yüz­mek ve­ya yaş bir el­bi­se ile se­rin­le­mek oru­cu boz­maz. An­cak özel­lik­le su yut­ma­dan yüz­mek güç ol­du­ğu için oruç­lu­nun de­rin su­ya gir­mek­ten sa­kın­ma­sı ve­ya gir­mek zo­run­da kal­mış­sa dik­kat­li ol­ma­sı ge­re­kir.

10) De­di­ko­du yap­mak, ya­lan söy­le­mek ve­ya baş­ka bir ha­ra­mı iş­le­mek oru­cu boz­maz. An­cak bun­la­rı ya­pan günahkâr olur.

11) Bo­ğa­za du­man ve­ya un, top­rak ya­hut kum toz­la­rı, si­nek ve­ya ilâçların ta­dı­nın gir­me­si, eğer oruç­lu­nun ken­di is­te­ği ve zor­la­ma­sı ile ol­ma­mış­sa oru­cu boz­maz. Çün­kü bun­lar­dan sa­kın­mak müm­kün de­ğil­dir.

Fa­kat bir kim­se oruç­lu ol­du­ğu­nu ha­tır­la­dı­ğı hal­de bu­hur­dan­lı­ğı ken­di­ne yak­laş­tı­ra­rak du­ma­nı­nı bur­nu­na ve ci­ğer­le­ri­ne çek­se oru­cu bo­zu­lur. Çün­kü bun­dan sa­kın­mak müm­kün­dür.

12) Diş çek­tir­mek de oru­cu boz­maz. An­cak kan ve­ya ilaç­tan hiç bir şe­yi yut­ma­mak ge­re­kir.

13) Ağız­da­ki tük­rü­ğü ve­ya bu­run­da­ki sü­mü­ğü çe­kip yut­mak oru­cu boz­maz. An­cak sü­mü­ğü dı­şa­rı at­mak te­miz­lik ba­kı­mın­dan da­ha iyi­dir.

14) Ken­di ken­di­ne ge­len kus­muk ya­hut ağız do­lu­su bi­le ol­sa bu kus­ma ken­di­li­ğin­den içe­ri gi­der­se, sağ­lam olan gö­rü­şe gö­re (oru­cu boz­maz. Kas­den ağız do­lu­sun­dan az bir kus­ma da sağ­lam olan gö­rü­şe gö­re böy­le­dir. Fa­kat bir kim­se kus­tu­ğu­nu ve­ya no­hut mik­ta­rı ka­da­rı­nı yu­tar­sa ve ku­sun­tu­nun as­lı da ağız do­lu­su olur­sa Hanefîlere gö­re it­ti­fak­la oruç bo­zu­lur. Ter­cih edi­len gö­rü­şe gö­re kef­fa­ret ge­rek­mez. Eğer ku­sun­tu ken­di­li­ğin­den içe­ri git­se oru­cu boz­maz. Yu­tu­lan ku­sun­tu is­ter az is­ter çok ol­sun hü­küm de­ğiş­mez.

Özet ola­rak; kas­den ağız do­lu­su kus­mak ve­ya kus­tu­ğu­nu ge­ri yut­mak ka­za et­me­yi ge­rek­ti­rir, kef­fa­re­ti ge­rek­tir­mez. Fa­kat ken­di­li­ğin­den kus­mak ve­ya ku­sun­tu­nun ken­di­li­ğin­den içe git­me­si ya­hut ağız do­lu­sun­dan da­ha az kus­mak ise oru­cu boz­maz.

15) Diş­ler ara­sın­da ka­lan no­hut ta­ne­sin­den az olan ye­mek ka­lın­tı­la­rı­nı ye­mek de oru­cu boz­maz. Çün­kü ağız­da ka­la­bi­len bu gi­bi ye­mek kı­rın­tı­la­rı tük­rük hük­mün­de­dir. Ağız dı­şın­dan alı­nan su­sam ta­ne­si gi­bi çok kü­çük bir şe­yi ye­mek de oru­cu boz­maz. An­cak bu ta­ne­le­rin ağız­da yok olup, bo­ğaz­da ta­dı­nın his­se­dil­me­me­si ge­re­kir. Böy­le­ce bir şey yu­tul­ma­mış sa­yı­lır.

16) De­ri al­tı­na, kas­la­ra ve­ya da­ma­ra iğ­ne yap­mak Ebû Yu­suf ve İmam Mu­ham­med'e gö­re oru­cu boz­maz. An­cak Ebû Hanîfe'nin ak­si gö­rüş­te ol­du­ğu­nu da dik­ka­te ala­rak, müm­kün olur­sa iğ­ne­yi if­tar­dan son­ra­ya ge­cik­tir­mek ih­ti­yat ba­kı­mın­dan da­ha uy­gun­dur. Ma­kat­tan ya­pı­lan şı­rın­ga oru­cu bo­zar.

17) Gül, çi­çek, esans, misk gi­bi gü­zel ko­ku­la­rı kok­la­mak oru­cu boz­maz.99

 

   E) Oru­cun Ka­za­sı:

Ra­ma­zan'dan bir ve­ya da­ha faz­la gün oruç tut­ma­yan kim­se­le­rin bun­la­rı ka­za et­me­le­ri ge­rek­ti­ğin­de gö­rüş bir­li­ği var­dır. Tut­ma­ma has­ta­lık, yol­cu­luk, ha­yız, ni­fas ve ben­ze­ri özür­ler se­be­biy­le, ya­hut kas­den ve­ya ya­nı­la­rak ni­ye­ti terk et­mek sûretiyle ola­bi­lir.100 De­lil şu âyet-i kerîme'dir: “Siz­den her kim has­ta ve­ya yol­cu bu­lu­nur­sa di­ğer gün­ler­de­tu­ta­ma­dı­ğı gün­ler sa­yı­sın­ca oruç tut­sun.” Bu âyet has­ta ve­ya yol­cu olup da oruç tu­ta­ma­yan kim­se­ler o sa­yı­da gün­le­ri ka­za oru­cu ola­rak tut­sun­lar, an­la­mın­da­dır.

Hz. Âişe (r.anhâ)'nin ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dis-i şerîfte şöy­le bu­yu­ru­lur: “Biz­ler, Hz. Pey­gam­ber dö­ne­min­de ay­ba­şı olun­ca oru­cu ka­za et­mek­le em­ro­lu­nur­duk.”101

Ra­ma­zan'da özür­süz ola­rak oruç tut­ma­yan kim­se günahkârdır. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ruh­sat­sız (özür­süz) ola­rak ve­ya has­ta­lık du­ru­mu ol­mak­sı­zın Ra­ma­zan'dan bir gü­nü oruç tut­ma­yan kim­se, baş­ka gün­ler­de ömür bo­yu oruç tut­sa da o gü­nün bor­cu­nu ger­çek­ten öde­miş ol­maz.”102

Hanefî ve Mâlikîlere gö­re, Ra­ma­zan oru­cu­nun ka­za­sı gi­bi, kef­fa­ret, adak ve­ya baş­lan­mış olan na­fi­le oruç­la­rın ka­za­sı da ge­rek­li­dir. An­cak Mâlikîler na­fi­le oruç­lar­da sa­de­ce kas­den oruç bo­zan­la­ra ka­za et­me­yi va­cip gör­müş­ler­dir.

Ra­ma­zan oru­cu­nun ka­za­sı, özür bu­lun­sun ve­ya bu­lun­ma­sın ömür bo­yu müm­kün­dür. Şâfiîlere gö­re ise ge­le­cek Ra­ma­zan'a ka­dar ka­za edil­me­li­dir. Ak­si hal­de bu Ra­ma­zan'dan son­ra hem ka­za hem de kef­fa­ret (fid­ye) ge­re­kir.

Bay­ram gün­le­ri gi­bi ya­sak­la­nan gün­ler­de, be­lir­li adak oru­cu gün­le­rin­de ve Ra­ma­zan ayı gün­le­rin­de ka­za oru­cu tu­tul­ma­sı ye­ter­li de­ğil­dir. Çün­kü bu­gün­ler ken­di­le­ri­ne tah­sis edi­len oruç­lar­dan baş­ka bir oru­cu ka­bul et­mez­ler.

Ra­ma­zan oru­cu­nun ka­za­sın­da peş­pe­şe ol­ma ve ace­le edil­me şar­tı yok­tur. Ki­şi ka­za oruç­la­rı­nı di­ler­se ay­rı ay­rı ve­ya peş­pe­şe tu­tar. Çün­kü oruçla­rın ka­za­sı­nı bil­di­ren âyet mut­lak­tır. 103

Ölü­nün ka­za oru­cu­nu ve­li­si­nin tut­ma­sı câiz mi­dir ?

Üze­rin­de Ra­ma­zan'a ait oruç bor­cu olan kim­se için iki du­rum söz­ko­nu­su­dur:

1) Va­kit dar­lı­ğı, has­ta­lık, yol­cu­luk, aşı­rı yaş­lı­lık ve sü­rek­li has­ta­lık gi­bi özür­ler yü­zün­den oruç tut­ma imkânını bu­la­ma­dan öl­müş olan kim­se­le­re âlimlerin bü­yük ço­ğun­lu­ğu­na gö­re bu imkânsızlığın or­ta­ya çık­ma­sın­da ken­di­le­ri­nin bir ku­su­ru ol­ma­dı­ğı için bir şey yap­mak ge­rek­mez. Bu oruç­lar Hac'da ol­du­ğu gi­bi be­del­siz ola­rak düş­müş­tür. Ka­za edil­me­le­ri de ge­rek­mez. Çün­kü bun­la­rı ye­ri­ne ge­ti­re­cek za­man ve imkân ol­ma­mış­tır.

2) Oruç bor­cu olan ki­şi oruç­la­rı­nın ka­za­sı­nı yap­ma imkânını el­de et­tik­ten son­ra öl­müş­se ve­li­si onun için oruç tu­ta­maz. Ge­rek sağ­lı­ğın­da ve ge­rek­se öl­dük­ten son­ra bun­da vekâlet ve ni­ya­bet de câiz ol­maz: Bir ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­rul­muş­tur: “Hiç kim­se baş­ka bi­ri­si adı­na na­maz kı­la­maz, oruç tu­ta­maz. Fa­kat onun adı­na her gü­ne kar­şı­lık bir öl­çek buğ­da­yı fa­kir­le­re ye­di­rir.”104

Ha­ne­fi ve Mâlikilere gö­re ölü tu­ta­ma­dı­ğı gün­ler için fid­ye ve­ril­me­si­ni va­si­yet et­miş ise, onun adı­na ve­li­si her bir gü­ne kar­şı­lık bir fa­ki­re ya­rım sa' hur­ma ve­ya ar­pa ve­rir. Çün­kü ölü öm­rü­nün son kıs­mın­da oru­cu eda­dan aciz kal­mış­tır, bu yüz­den de yaş­lı kim­se gi­bi sa­yı­lır. 105

 

   F) Oru­cun Keffâreti :

Keffâret oru­cu­nun hük­mü, sa­de­ce Ra­ma­zan'da baş­lan­mış bir oru­cu bi­le­rek boz­mak­tan ötü­rü vâciptir. Ra­ma­zan dı­şın­da­ki her­han­gi bir oru­cu boz­mak­tan do­la­yı keffâret ge­rek­mez, yal­nız ka­za ge­re­kir.

Keffâretin se­be­bi Ra­ma­zan'ın hür­me­ti­ni çiğ­ne­mek, ihlâl et­mek ve ona al­dır­ma­mak­tır.An­cak unu­ta­rak, bil­me­ye­rek ve­ya zan­na da­ya­na­rak oruç bo­zan kim­se­ye keffâret ge­rek­mez. Ha­ne­fi ve Ma­li­ki­le­re gö­re keffâreti ge­rek­ti­ren oruç boz­ma Ra­ma­zan'da cin­sel iliş­ki ve yi­yip iç­mek gi­bi ha­re­ket­ler­le olur.

Keffâret oru­cu­nun da­yan­dı­ğı de­lil, Ebû Hu­rey­re ( r.a. ) 'den nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Bir adam Rasûlullah (s.a.s.) a ge­le­rek : Mahv ol­dum” de­di. Hz. Pey­gam­ser: “Se­ni mah­ve­den şey ne­dir?” bu­yur­du. Adam: “Ra­ma­zan'da eşim­le iliş­ki­de bu­lun­dum. ” de­di. Bu­nun üze­ri­ne Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­du : “Kö­le azat ede­cek ka­dar mal bu­la­bi­lir mi­sin?”, Adam: “Ha­yır” de­di. Hz. Pey­gam­ber: “Peş­pe­şe iki ay oruç tu­ta­bi­lir mi­sin?” bu­yur­du. Adam: “Ha­yır” de­di. Hz. Pey­gam­ber : “Alt­mış fa­ki­ri do­yu­ra­cak ka­dar mal bu­la­bi­lir mi­sin?” bu­yur­du. Adam yi­ne: “Ha­yır” de­di. Bu sı­ra­da Al­lah el­çi­si­ne bir zen­bil (on beş sa'lık bir öl­çek) için­de hur­ma ge­ti­ril­di. Hz. Pey­gam­ber bun­la­rı o ada­ma ve­re­rek yok­sul­la­ra da­ğıt­ma­sı­nı bil­dir­di. Adam: “Biz­den da­ha muh­taç olan mı var­dır?” de­yin­ce, Hz. Pey­gam­ber diş­le­ri gö­rü­nün­ce­ye ka­dar gü­lüm­se­di ve şöy­le bu­yur­du: “Git bun­la­rı ai­le­ne ye­dir.” 106

Bu ha­dis-i şe­ri­fe gö­re oru­cun keffâreti üç­tür: Kö­le azat et­mek, oruç tut­mak, ye­mek ye­dir­mek. Sı­ra ba­kı­mın­dan zı­har keffâreti ile yan­lış­lık­la adam öl­dür­me­nin keffâretine ben­zer. Bir kim­se kö­le azat ede­cek imkânı bu­la­maz­sa peş­pe­şe iki ay oruç tut­ma­sı ge­re­kir. Eğer peş­pe­şe iki ay oruç tut­mak­tan aciz ise o tak­dir­de alt­mış yok­su­lu do­yu­ra­cak­tır.

Mâlikilere gö­re keffâret üç çe­şi­din­de de mu­hay­yer ol­mak üze­re va­cip­tir. Ki­şi di­ler­se alt­mış fa­ki­ri do­yu­rur ki bu en fa­zi­let­li­si­dir ve­ya alt­mış gün oruç tu­tar ya­hut da kö­le azat eder.

Keffâret oru­cu ha­yız, ni­fas, ara­ya bay­ra­mın gir­me­si gi­bi bir özür­le ke­si­lir­se ye­ni baş­tan tu­tul­ma­sı ge­rek­mez kal­dı­ğı yer­den de­vam edi­lir.

Cin­si iliş­ki­den ve­ya kas­ten oruç boz­mak­tan ötü­rü da­ha keffâret öden­me­den de­ği­şik gün­ler­de­ki oruç­la­rın bo­zul­ma­sın­dan do­la­yı tek bir keffâret öde­mek ye­ter­li­dir. Bu du­rum iki ay­rı Ra­ma­zan'da ol­sa bi­le, sağ­lam olan gö­rü­şe gö­re hü­küm böy­le­dir. Eğer ara­ya bir keffâret öde­me­si gir­miş­se sağ­lam olan bir ri­va­ye­te gö­re tek bir keffâret ye­ter­li de­ğil­dir.

Keffâret öde­mek­ten aciz olan kim­se­nin üze­rin­den keffâret bor­cu düş­mez. Han­gi öde­me şek­li­ne gü­cü ye­ter­se onu ya­par.

Ha­yız, ni­fas, ve­ya oru­cun bo­zul­du­ğu gün­de oru­cu boz­ma­yı mü­bah kı­lan has­ta­lık gi­bi bir özür se­be­biy­le keffâret dü­şer. Çün­kü bir gün keffâret için hem sa­bit ol­ma hem de sa­kıt ol­ma ba­kı­mın­dan par­ça­lan­maz. 107

 

   G) Oruç Fid­ye­si:

Hiç bir şe­kil­de oruç tut­ma­ya gü­cü yet­me­yen­le­re fid­ye ver­mek va­cip olur. Bun­lar­da çok yaş­lı er­kek­ler­le yaş­lı ka­dın­lar­dır. Bu gi­bi kim­se­ler oruç tut­ma­ya­rak her gün için bir yok­su­lu do­yu­rur­lar ve­ya fid­ye­yi na­kit pa­ra ya­hut mal ola­rak ve­re­bi­lir­ler. Ha­ne­fi­le­re gö­re fid­ye buğ­day­dan ya­rım sa'; ar­pa, hur­ma ve­ya ku­ru üzüm­den bir sa' dır. 108 Bir yok­su­lu alt­mış gün sa­bah, ak­şam do­yur­mak ve­ya yüz yir­mi fa­ki­re yal­nız sa­bah ve­ya yal­nız ak­şam ye­dir­mek­te ye­ter­li­dir. Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re fid­ye­nin öl­çü­sü bir bel­de­nin ge­nel ola­rak ye­dik­le­ri yi­ye­cek mad­de­le­rin­den bir müd'dür. 109

Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Oru­ca gü­cü yet­me­yen­le­rin bir fa­ki­ri do­yura­cak ka­dar fid­ye ver­me­le­ri ge­re­kir.” 110 İbn Ab­bas ( r. an­hü­ma ) şöy­le de­miş­tir: “Ayet, yaş­lı kim­se­ler için ruh­sat ola­rak in­miş­tir. Oru­cu eda et­mek ise farz­dır. Ka­za­da ol­du­ğu gi­bi, eda­nın keffâretle düş­me­si câizdir.” 111

Bir kim­se eğer fa­kir­le­re ye­mek ye­dir­mek­ten de aciz ka­lır­sa Al­lah'a is­tiğ­far eder ve bir em­re uya­ma­mak­tan do­la­yı on­dan af di­ler. Çün­kü Yü­ce Al­lah hiç bir kim­se­ye gü­cü­nün yet­me­ye­ce­ği yü­kü yük­le­mez.112

iyi­liş­me­si umul­ma­yan sü­rek­li has­ta­ya da fid­ye­nin va­cip ol­du­ğu ko­nu­sun­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Çün­kü böy­le bir has­ta­ya oruç tut­mak farz de­ğil­dir. İyi­leş­me ümi­di bu­lun­ma­yın­ca oru­cu ka­za et­mek­ten sü­rek­li ola­rak aciz sa­yı­lır. Bu yüz­den du­ru­mu çok yaş­lı ve güç­süz­le­re ben­zer. Bu­nun de­li­li şu âyet-i ke­ri­me'dir: “ Al­lah si­zin için din­de bir güç­lük ya­rat­ma­mış­tır.” 113

Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, Ra­ma­zan oru­cu­nu ge­le­cek Ra­ma­zan ayı­na ka­dar ka­za et­me­ye­rek ih­mal gös­te­ren kim­se­le­re fid­ye ile bir­lik­te ka­za lâzım ge­lir. Bu­ra­da, ka­sıt­lı ola­rak oru­cu­nu bo­zan kim­se­ye kı­yas ya­pıl­mış­tır. Çün­kü bun­la­rın her iki­si de oru­cun hür­me­ti­ni ha­fi­fe al­mış­tır. Has­ta­lık, yol­cu­luk, akıl has­ta­lı­ğı, ha­yız ve ni­fas gi­bi özür­le­re da­ya­lı ola­rak oru­cun ka­za­sı­nı ge­le­cek Ra­ma­zan ayın­dan son­ra­ya bı­ra­kan­la­ra ise fid­ye ver­mek ge­rek­mez.