Fikih - 51. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
VIII-ORUCUN BOZULMASI, KAZASI VE KEFFÂRETİ
A- Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler:
Aşağıdaki sebeplerden dolayı oruç tutmamak veya tutulmuş bir orucu açmak mübahtır.
1) Sefer-Yolculuk:
Ramazanda en az üç günlük, yani on sekiz saatlik bir yere gidecek kimse geceden oruca niyet etmeyebilir. Böylece o gün yola çıkınca oruçlu bulunmamış olur. Ancak bir kimse oruca başladıktan sonra gündüzün yolculuğa çıksa bu yolculuk o ilk gün için bir özür sayılmaz. Orucuna devam etmesi gerekir. Bununla birlikte bu kimse orucunu bozarsa yalnız kaza gerekir, keffâret gerekmez. Çünkü orucunu yolculuk özrüne dayalı olarak bozmuştur.
Allah Teâlâ hasta ve yolcular için oruçta kolaylık getirmiştir: “Sizden her kim hasta olur veya seferde bulunursa diğer günlerden tutamadığı günler sayısınca oruç tutsun” 77
Zarar görmeyecekse yolcunun oruç tutması daha faziletlidir. Çünkü yukarıdaki âyetin son kısmında; "Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyurulur. Yolcunun arkadaşları oruçlu olur veya yolculuk masrafları ortak bulunmazsa kendisinin de oruç tutması daha faziletlidir. Fakat arkadaşlarının çoğunluğu oruç tutmaz veya harcamada ortak bulunurlarsa oruç tutmaması daha uygundur.
Şâfiî ve Hanbelîlere göre yolcu, geceden niyetlendiği orucunu da bozabilir. Delil, İbn Abbas (r.anhûmâ) dan rivayet edilen şu hadistir: “Hz. Peygamber Ramazan'da Mekke'nin fethine çıktı. Kedid'e 78 varıncaya kadar oruç tuttu. Orada kendisi de orucunu bozdu, insanlar da oruçlarını bozdular.”79
2) Hastalık:
Bir kimse oruç tuttuğu takdirde ölmekten veya hastalığının artmasından veya uzamasından yahut aklının gitmesinden korkarsa, oruç tutmayabilir veya tutmakta olduğu orucu açabilir. Daha sonra iyi olunca bunu yalnız kaza eder.
Eğer hastalık uyuz, diş ağrısı, parmak ağrısı, çıban ve benzeri hastalıklarda olduğu gibi kişinin oruç tutması halinde kendisine bir zararı olmayacak hastalıklardan ise orucu bozmak mübah olmaz. Orucun hastanın sağlığı için bir tehlike teşkil edip etmediği konusunda müslüman mütehassıs bir doktorun bilgisine başvurulmalıdır.80
Hastanın oruç tutmama ruhsatı şu âyete dayanır: “Sizden her kim hasta olur veya yolcu bulunursa, başka günlerde tutamadığı günler sayısınca oruç tutsun.”
Oruç tuttuğu takdirde hasta olacağını galip zanla bilen veya müslüman bir doktorun haberine dayanan sağlam kimse de hasta hükmündedir.
3) Gebelik ve çocuk emzirmek:
Ramazan'da gebe veya emzikli olan kadınların kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmamaları mübahtır. Daha sonra kaza ederler. Başkasının çocuğunu emzirmekte, çocuğa kendisinden başka süt veren bulunmamalı veya bulunduğu halde çocuk emmemelidir.
Gebe ve emzikli kadınların oruç tutmamalarının caiz olmasının delili hasta ve yolcuya kıyastır. Başka bir delil, Hz. Peygamber (s.a.s)'ın şu hadisidir: “Allah Teâlâ yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır, gebe kadınlarla emzikli kadınlardan da orucu kaldırmıştır.”81
4) Yaşlılık:
Yılın bütün mevsimlerinde oruç tutmaktan aciz olan çok yaşlı erkek ve kadınların oruç tutmamaları icmâ ile caizdir. Bunların oruçlarını kaza etmeleri de gerekmez. Çünkü oruç tutabilecek durumda değildirler. Bunların tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir. Çünkü Allah Teâlâ: “Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir.”82 buyurmaktadır. İbn Abbas (r.a) bu âyetin çok yaşlı ve oruç tutamayan erkek ve kadınlarla ilgili olduğunu söylemiştir. Bunlar her bir güne karşılık bir yoksulu doyururlar.83
İyileşme ümidi bulunmayan hastalar da yaşlılar gibidir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah sizin için dinde bir güçlük yapmamıştır.”84 Ancak Ramazan'da oruç tutma gücüne sahip olmayıp da, daha sonra kaza edebilecek durumda bulunanlara kaza gerekir, fidye vermeleri gerekmez.
Oruç fidyesi Ramazan'ın başında veya sonunda verilebilir. Otuz günün fidyesi çeşitli yoksullara verilebileceği gibi bir yoksula da def'aten verilebilir. Hatta İmam Ebû Yusuf'a göre bir günün fidyesi bir kaç yoksula dağıtılabilir. Fidyede böyle temlik yerine ibâha da caizdir. Şöyle ki, her günün orucuna karşılık bir yoksula sabah ve akşam doyacak kadar yiyecek yedirilmesi de yeterli olur.
Yaşlılık veya iyileşmeyen sürekli bir hastalık nedeniyle oruç fidyesi veren kimsenin daha sonra oruç tutmaya gücü yetse fidyenin hükmü kalmaz. Oruç tutması, geçmiş günleri de kaza etmesi gerekir.
5) Düşmanla cihad:
Ramazan ayında düşmanla savaşacak olan bir İslâm askeri, düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Hatta daha sonra savaş gerçekleşmese de kendisine yalnız kaza gerekir.
6. İkrah ve tehdit altında kalmak:
Canına veya bir uzvuna yönelik bir zararla tehdit edilen kimse orucunu bozabilir. Daha sonra bunu kaza eder. Bununla birlikte yolcu veya hasta olmayan kimse zorlama karşısında Ramazan orucunu bozmaz da zulmen öldürülecek olursa günahkâr olmaz. Belki büyük bir sevap kazanmış ve dinine olan bağlılığını göstermiş olur. Ancak yolcu ve hasta zorlama karşısında orucunu bozmaz ve öldürülürse günaha girmiş olur. Çünkü bunlara zaten İslâm'da oruçlarını açmak için ruhsat vardır. Zorlama hâlinde bu ruhsattan yararlanmamaları doğru olmaz. Oruçlu kadına zorla veya uyku halinde iken cinsel ilişkide bulunulursa orucunu kaza etmesi gerekir.
7) Şiddetli açlık ve susuzluk:
Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan dolayı helâk olacağından veya aklına eksiklik gelmesinden bir tecrübeye veya bir belirtiye yahut müslüman bir doktorun haberine dayanarak korkarsa orucunu bozması caiz olur. Bunu daha sonra kaza eder. Hatta ölüm tehlikesi açıksa oruç tutması haram olur. Çünkü Allah Teâlâ: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız”85, “Kendinizi öldürmeyin, şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir”86 buyurmuştur.
8) Ziyafet:
Ziyafet vermek veya ziyafete davet olunmak yalnız nâfile orucu açmak için bir özür sayılabilir. Ziyafet veren veya ziyafete çağrılan kimse nafile orucunu bozabilir, bunu daha sonra kaza eder. Çünkü orucuna devam ettiği takdirde bir müslüman kardeşini gücendirmesi muhtemeldir.
Diğer yandan en sağlam görüşe göre ziyafet, misafir veya ev sahibi için öğleden önceye kadar özür teşkil eder.
Zevalden sonra sadece oruca devam etmekte ana-babaya isyan söz konusu olduğu takdirde oruç bozulabilir. Çünkü öğleden sonra orucun tamamlanması hükmü güç kazanmıştır.
Ziyafet ne farz ve ne de vacip oruçlar için bir özür teşkil eder.
9) Hayız ve nifas hali:
Bir kadın Ramazan'da gündüzün âdet görmeye başlasa veya çocuk doğursa orucu bozulmuş olur. Artık âdet günlerinde ve lohusa bulundukça oruç tutması caiz olmaz.
Ramazanda âdet gören bir kadın, geceleyin âdeti kesilmiş olsa, eğer âdet günleri tam on gün ise ertesi günü Ramazan orucuna başlar. Fakat on günden az ise âdeti kesildikten sonra imsâk vaktine kadar yıkanmasına yeterli ve bir miktar da fazla bir vakit kalmış olursa yine oruca başlar. Bu kadar bir vakit bulunmazsa, meselâ ; yıkanmasının arkasından hemen imsak zamanı olursa o gün oruca başlamaz. Çünkü on günden eksik âdet görenler hakkında yıkanma süresi de âdet vaktinden sayılır.
10) Zor işlerde çalışmak:
Çok zor işlerde çalışanların orucu hakkında Ebû Bekir el-Acûrrî şöyle demiştir: Zor ve ağır işte çalışan kimse, oruç tuttuğu takdirde canının telef olmasından korarsa bakılır; işini terketmek hayatını sürdürmesine zarar verecekse orucunu bozar ve tutamadığı günleri kaza eder. Eğer işini terketmekten ötürü zarar bulunmayacaksa ve buna rağmen orucunu bozarsa günahkâr olur. Eğer işi terketmekle göreceği zarardan yine de kurtulamıyorsa, özür sebebiyle orucunu bozmakta bir sakınca bulunmaz. Ağır işte çalışanın açlık veya susuzluk sebebiyle zararı bilfiil gerçekleşirse orucu bozması vacip olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyururur: “Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”87
Sonuç olarak çalışan oruçlu kimse iş sebebiyle hasta olacağını bilse bile, daha hasta olmadan orucunu bozması veya hiç oruca başlamaması helâl olmaz.
Ramazan'da bir özür sebebiyle orucunu bozan kimsenin, imsaktan sonra temizlenen hayız ve nifas durumundaki kadının, daha sonra mukim olan yolcunun, iyileşen hastanın, aklı başına gelen akıl hastasının, erginlik çağına giren çocuğun, müslüman olan gayri müslimin günün geri kalan kısmında yemek ve içmekten kaçınarak oruçlu gibi bulunması gerekir. Dinî terbiye, İslâm'a, İslâm toplumuna ve Ramazan'a saygı bunu gerektirir. Hatta, bu şekilde bulunmak sağlam görülen görüşe göre vaciptir. Başka bir görüşe göre ise müstehaptır.
Yolcu, hasta, hayızlı veya lohusa olan kadının kendilerini oruçlu gibi göstermeleri gerekmez. Yolcu ile hasta açık olarak yiyebilirler. Ancak bunların özel durumlarını bilmeyen çevrede töhmetten korunmak ve oruçlu din kardeşlerine karşı saygı göstermek için gizli yemeleri daha iyidir. Âdetli ve lohusa kadınların da gizlice yiyip içmesi edebe daha uygundur.
Yukarıdaki kimselerden bûluğa eren çocuk ile, ihtida eden kimsenin o günün orucunu ayrıca kaza etmesi gerekmez. Çünkü bunlar imsak sırasında mükellef değildir. Diğerlerine ise kaza etmek gerekir.88
B) Orucu Bozduğu Halde Yalnız Kazayı Gerektiren
Durumlar:
Bozulan bir oruçta yalnız kazayı gerektiren durumları üç noktada toplamak mümkündür.89
1) Beslenme veya tedavi olma, amacı taşımayan bir şeyi vücuda girdirmek orucu bozar ve yalnız kazayı gerektirir. Bunlar, mutat olarak kendileriyle beslenme kastedilmeyen ve insan tabiatının meyletmediği şeylerdir. Meselâ; oruçlu kimsenin çiğ pirinç veya mutat olarak yağ, şeker, bal gibi şeylerle karıştırılmaksızın yenmeyen çiğ hamur veya un gibi maddeleri yemesi gibi. Eğer bu gibi şeylerle karıştırılarak yenilirse keffâreti gerektirir. Bunun gibi bir kimse bir defada çok miktarda tuz yese kaza gerekir, eğer yediği tuz az olursa keffâret gerekir. Çünkü mutat olarak az tuz yemede gıdalanma niteliği vardır.
Yine, olgunlaşmamış meyveyi veya dişleri arasında kalan nohut kadar bir yemek artığını yerse oruç bozulur ve kaza gerekir. Eğer nohut miktarından küçük olursa oruç bozulmaz. Yenmesi mutat olmayan toprak veya çamuru yiyene kaza gerekir. Attarlarda bulunan ermeni kilini yemek ise mutat olduğu için keffareti gerektirir. Bilerek yutulacak bir taş, bir demir , bir kurşun, bir çekirdek, kuru kabuklu bir fındık veya badem orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü bunlarda şeklen bir iftar varsa da yenilmeleri mutat olmadığı için mânâ bakımından iftar yoktur.
Yine yutulan bir kâğıt, bir pamuk, adî bir çamur, bir toprak, kuru bir ot, bir saman parçası, olgunlaşmamış ayva tanesi, kuru veya yaş kabuklu ceviz tanesi ve kabuklu yumurta kazayı gerektirirse de keffâreti gerektirmez. Çünkü bunlarla âdeten gıdalanma veya tedavi söz konusu olmaz. Kuru fıstık ise, içi dolu olduğu halde çiğnenirse keffareti, çiğnenmeden yutulursa yalnız kazayı gerektirir.
Kuru pirinç, kuru darı, mercimek ve fiy de keffâreti değil yalnız kazayı gerektirir.
Yanlışlıkla yiyip içmek de orucu bozar. Bir kimse oruçlu olduğunu bildiği halde, yanlışlıkla bir şey yese veya içse, meselâ; abdest alırken midesine su kaçsa veya ağzına kar veya yağmur taneleri düşüp içerisine gitse orucu bozulup üzerine kaza lâzım gelir. Fakat oruçlu olduğu hatırında bulunmazsa bunlardan dolayı orucu bozulmaz.
Dişlerin arasından çıkan kan, tükrüğe denk veya tükrükten daha fazla olur ve boğaza giderse orucu bozar. Daha azı bozmaz, çünkü bundan kaçınmak güçtür.
Unutularak bir şey yemekle veya içmekle yahut cinsel temasta bulunmakla oruç bozulmaz. Bu konuda farz ile vacip ve nâfile oruçlar arasında fark yoktur. Çünkü yanılma ile unutma affedilmiştir.
Mâlikîlere göre, bunların herhangi birisi ile farz oruç bozulur ve kazası gerekir. Çünkü orucun rüknü olan imsak bozulmuş bulunur.
Yanlışlıkla yemekte olan bir oruçluya rastlandığı zaman, eğer oruca gücü yeten birisi ise, ona oruçlu olduğunu hatırlatmamak , tercih edilen görüşe göre tahrimen mekruhtur. Eğer bu kimse yaşlı veya güçsüz birisi olursa susulması caiz görülmüştür.
Kendiliğinden gelen ve ağız dolusu olmayan kusuntu kendi kendine içeriye giderse orucu bozmaz. Bu konuda görüş birliği vardır. Fakat içeriye yutulursa imam Muhammed'e göre oruç bozulur. Çünkü bununla imsak ortadan kalkmış olur. Ebû Yusuf'a göre bozulmaz. Çünkü bu az olduğundan, tahareti bozmayacağı gibi orucu da bozmaz.
Fakat bu kusuntu ağız dolusu olup, kendiliğinden geri giderse, orucu Ebû Yusuf'a göre bozar. Çünkü bu taharete engeldir. İmam Muhammed'e göre bozmaz. Çünkü imsak kasten terkedilmiş değildir. Ancak içeriye kısmen veya tamamen yutulursa orucu ittifakla bozar.
Oruçlu kendi isteği ile ağız dolusu kusarsa orucu ittifakla bozulur. Çünkü bu hal taharete engel olduğu gibi, içeriye az çok bir şey geri gideceği için imsâke de engeldir. Bu yüzden orucun kazası gerekir. Fakat ağız dolusundan az olursa ve kendiliğinden içeriye giderse İmam Muhammed'e göre bozar, çünkü bu imsâke engeldir. İmam Ebû Yusuf'a göre bozmaz, çünkü az olduğundan taharete engel değildir.
Bu kusuntu içeriye yutulduğu takdirde ise iki imama göre de oruç bozulur. Ebû Yusuf'tan başka bir rivayete göre ise bozulmaz.
Ağız dolusu kusuntu balgam olduğu takdirde Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre orucu hiç bir durumda bozmaz.
Yukarıdaki meselelerin dayandığı delil şu hadis-i şeriftir: “Oruçlu kimseye kusmak gelir de kendisine hâkim olamazsa ona kaza gerekmez. Kendi isteği ile kusarsa orucunu kaza etsin.”90
Yenilmesi mutat olmayan ve kendisinden kaçınmak da mümkün bulunmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz. Meselâ; ilaçların tadı, havada dağılan duman, öğütülen veya tokmakla döğülen şeylerden kalkan toz orucu bozmaz. Uçan bir sineğin buruna veya boğaza kaçması da böyledir. Fakat ilâcın, meselâ, dişe konulan bir karanfilin içeriye gitmesi orucu bozar.
Kadının cinsel organına veya her iki cinsin makatına şırınga ile ilaç konulması, burna veya kulağa ilaç damlatılması orucu bozar, kazayı gerektirir. Fakat kulağa giren veya dökülen su orucu bozmaz.
Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması, hatırda bulunan orucu bozar, unutma halinde ise bozmaz.
Erkeğin sidik yoluna damlatılan sıvı veya yağ mesanesine kadar gitse bile Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre orucunu bozmaz.
Göze damlatılan bir ilaç boğazda hissedilse bile orucu bozmaz. Göze sürülen bir sürme de eseri ve rengi tükrükte görülse bile oruca zarar vermez. Çünkü bunların içreriye nüfuzu mesâmât yoluyladır.
İslâmda hasta olan kişi oruca dayanabilecek durumda ise oruç tutabilir. Bu durumda günlük olarak belirli saatlerde alması gereken ilâçları varsa durum ne olur? Ağız, burun, ön ve arka gibi normal yollardan oruçlu iken alınacak yiyecek, içecek, ilâç ve benzeri şeylerin orucu bozacağı konusunda İslâm bilginleri arasında görüş birliği vardır. Bu yüzden ağızdan alınacak hap, şurup, pastil vb. ilaçlar orucu bozar.
Aşı ve iğnenin durumuna gelince: Ebû Hanife'ye göre karın boşluğuna veya beyne kadar ulaşan derin yaralara sürülen ilaçlar karın boşluğuna veya beyne ulaşırsa oruç bozulur ve kazayı gerektirir. Buna göre aşı veya iğne yoluyla deri altına, adaleye veya damara zerkedilen ilaç orucu bozar. Çünkü bu yolla alınan ilâç, serum veya aşı tam içeriye akıtılmış ve bütün vücuda yayılmış olur. Ayrıca oruçlunun isteğiyle uygulanmış ve vücudun salâhına elverişli bulunmuştur. İlâcın bu şekilde içeriye girmesi, suyun deri gözeneklerinden içeriye nüfuz etmesi kâbilinden değildir. Bu duruma göre aşı veya iğneyi zaruret bulunmayan durumlarda iftardan sonra yapmak ihtiyata daha uygundur.
İmam Muhammed ve İmam Ebû Yusuf'a göre, bir şey normal yollardan içeriye girmedikçe oruç bozulmaz. Çünkü oruç; “ normal bir yoldan, ağız veya burun gibi bir uzuvdan içeriye bir şey götürmemek sûretiyle kendini tutmak. ” şeklinde tarif edilir. Bu konuda derin bir yaraya konan bir ilacın karına veya beyne ulaşmasına itibar edilmez. Çünkü bu nüfuz etme normal bir yolla olmamıştır. Buna göre, aşı ve iğnenin de orucu bozmaması gerekir. Eskiden fetvâhanede ve el- Ezher Üniversitesi fetva komisyonunda 1948 yılında “Tabîî delikler dışında bir yerden içeriye giren şey orucu bozmaz.” şeklinde fetva verilmiştir. 91
Günümüzde, müctehid imamlar devrinde bulunmayan ve açlığı, susuzluğu giderecek ya da oruca karşı vücuda direnç kazandıracak hap, iğne, serum vb. nin kullanılması oruç ibadetini amacından uzaklaştırabilir. Çünkü bir çok ilâçların tableti yerine ayrıca iğnesi olabilmektedir. Tablet şeklini ağızdan alanın orucu bozulurken, aynı ilacın sıvı olarak şırınga ile adaleye zerkedilmesi halinde orucun bozulmaması bir çelişki meydana getirebilir. Bu yüzden gündüz ilaç almak zorunda olan hastaların orucu kazaya bırakması, durumu hafif olanların ise iğneyi iftardan sonra yaptırması ihtiyata daha uygun olsa gerektir.
2 ) Oruçlu kimsenin bir gıda maddesini veya bir ilâcı şer'î özür sebebiyle alması yalnız kazayı gerektirir. Hastalık, yolculuk, ikrâh, hata, ihmal veya şüphe şer'î özürlerdendir. Bu durumlar sebebiyle yemek yemek veya orucu bozacak şekilde ilâç kullanmak kazayı gerektirir, keffaret gerekmez. Meselâ;
a) Abdestte veya abdest dışında mideye su kaçırmak,
b) Başındaki veya karnındaki derin bir yarayı tedavi ederken ilacın beyne veya karın boşluğuna ulaşması,
c) Uyumakta olan kimseye su içirilmesi,
d) Ağır bir işte çalışırken hastalanarak kendisine bir zarar gelmesinden korkup orucun bozulması,
e) Unutarak yiyip içtikten veya cinsel ilişkide bulunduktan sonra, oruç bozuldu zannıyla günün geri kalan kısmında bilerek bir şey yemek veya cinsel ilişkide bulunmak.
f) Gece niyetlenmeyip, gündüz niyetlendikten sonra, bu niyetin yetersiz olduğunu sanarak yiyip içmek,
g) Geceden oruç tutmaya niyetlenip mukim olarak sabahlayan ve gündüz sefere başlayan kimsenin, sefer halinde iken orucu bozmanın caiz olduğunu sanarak yiyip içmesi veya cinsel ilişkide bulunması
h) Gece oruç tutmaya niyetlenen yolcunun ikamete niyetlendikten sonra yemesi,
i) Sabah vaktinin girip girmediği konusunda şüphe içinde bulunan kimse yemeye içmeye veya cinsel ilişkiye devam etse, fakat bu arada ikinci fecrin doğmuş olduğu anlaşılsa yalnız kaza gerekir, keffaret gerekmez. Çünkü fecrin doğuşu kesin olarak bilinmezden önce aslolan gecenin devam etmesidir.
j) Oruçlu kimse güneşin battığını sanarak orucunu bozsa, ancak güneş batmamışsa güneşin battığı kanaati ile orucunu bozduğu için kaza gerekir, keffâret gerekmez.
Bir kimse imsak vakti girmeden önce cinsel ilişkide bulunsa veya yemek yese, bu sırada sabah vakti girse, eğer yaptığı işi hemen bırakır, ağzındaki yiyecekleri çıkarırsa orucu bozulmaz.
3) Oruçlu kimsenin şehvetini meşru olmayan yollarla tatmin etmesi kazayı gerektirir, keffâret gerekmez. Meselâ; ölü ile veya hayvanla yahut kendisine iştiha duyulmayan küçük kızla cinsel ilişkide bulunmak yahut uyluk arasından, karından, öpmek ve dokunmak suretiyle yahut eliyle oynayarak şehvetini getirmek yahut da uyku halindeki kadınla cinsel temasta bulunmak orucu bozar ve yalnız kaza gerekir, keffâret gerekmez.
Buna ilâve olarak, bir kimse su veya yağ ile ıslatılmış olan parmağını makadına soksa veya taharetlenirken makattan içeriye su kaçsa yahut makatına, pamuk, bez parçası soksa veya içinde birşey kalmamış olan şırıngayı soksa yahut kadın ıslak veya yağ sürülmüş olan parmağını cinsel organının içine soksa yahut organına pamuk, odun ve benzeri maddeleri sokup da içinde kaybolsa, yine oruç bozulur ve kaza gerekir. Çünkü bu şeylerin organa girmesi tam olmuştur. Bir kısmı girerse orucu bozmaz. Çünkü bir şeyin tam olarak girmemesi bir kere girmemesi gibidir. Bu yüzden giren maddenin bir kısmı dışarda kalırda bütünü kaybolmazsa oruç bozulmaz.
Bir kimse Ramazan dışında tutmakta olduğu bir orucu yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak suretiyle bozarsa, Ramazan ayını ihlâl söz konusu olmadığı için keffâret değil kaza gerekir.
C- Orucu Bozup Hem Kaza Hem Keffâret
Gerektiren Durumlar :
Ramazanda oruçlu bulunan kimse geceden niyetlenmiş olarak aşağıda açıklayacağımız orucu bozan hallerden birini bilerek kendi isteğiyle ve mecbur kalmadan yaparsa ve bundan sonra hastalık gibi orucu bozmayı mübah kılan bir özür de ortaya çıkmazsa veya bunlardan önce yolculuk durumu ortaya çıkmazsa hem kaza hem de keffâret gerekir.
Bunlardan birini geceden niyetlenmemiş kimse veya çocuk yaparsa yahut Ramazanda tutulamayan bir orucun kazası sırasında veya Ramazan dışı bir oruç sırasında yapılırsa, yahut unutularak, hata veya cebir altında olursa yahut hastalık veya yolculuk gibi şer'i özürler ortaya çıkarsa bunlardan ötürü keffâret gerekmez, yalnız kaza etmek gerekir.
Hem kaza hem de keffâret gerektiren durumları iki grupta toplamak mümkündür.
1) Şer'î bir özür olmaksızın gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi bilerek almak. Meselâ; bilerek yemek, içmek, ilâç almak, sigara içmek, afyon, haşhaş ve benzeri uyuşturucu maddeleri almak gibi. Çünkü bunlarda şehvet olduğu açıktır. Yemek, mutat olarak yenilecek olan her şeyi kapsamına alır. ekmek, çiğ veya pişmiş et çeşitleri, yağ, peynir, süt, meyveler, sebzeler, meyve suları, buğday, kavrulmuş arpa, su, kar, buz, dolu, karpuz, kavun, yaş olup temiz bulunan karpuz kabuğu, üzüm tanesi, taze üzüm yaprağı, yenilmesi mutat olan diğer yapraklar, bitkiler, herhangi bir ilâç, yenilmesi mutat olan toprak veya çamur ve benzeri ağız dışından içeri alınan maddeler yiyecek kapsamına girer. Bunların ağıza alınıp çiğnenmesi, tadının boğaza gitmesi ve yutulması orucu bozar, hem kaza ve hem keffâret gerekir. Tütün, nargile, enfiye ve emilen bir pastilin veya şekerin boğaza giden tadı da içkiler grubuna girer.
Ancak bu maddeler ağızda ezildikten sonra yutulmaz ve tadı da boğaza ulaşmamış olursa orucu bozmazlar.
Diğer yandan gıybet ettikten sonra, dedikodunun orucu bozduğunu, yine kan aldırdıktan sonra veya şehvetle öpüştükten sonra orucun bozulduğunu sanarak bilerek yemek de keffâreti gerektirir. Ancak bu konuda fakih bir kimse fetva verir de yemek yenirse kaza yeterli olur. Yine ağzına giren yağmur sularını yutmak veya eşinin tükrüğünü yutmak da keffâreti gerektirir. Çünkü bunlardan şehvet duyulur. Az miktarda tuz yemek de keffâreti gerektiren hallerdendir.
Bu konuda dayanılan delil, Hz. Aişe ( r.anhâ ) 'nin rivâyet ettiği; “Oruç ancak girenden bozulur, çıkandan bozulmaz.” 92 hadisidir.
2) Cinsel arzuyu tam olarak tatmin etmek. Bu da ön veya arka uzuvlardan istekle cinsel temasta bulunmak suretiyle olur. Bu ilişkide boşalma olmasada temasın gerçekleşmesi ile cinsel ilişkide bulunan da, kendisiyle temas edilen de keffâretle yükümlü olur. Ancak temas edilenin yaşayan ve şehvet duyulabilecek yaşta bir insan olması şarttır.
Eğer bir kadın kendisini küçük çocuk veya akıl hastası ile cinsel temasta bulunmak için teslim etse, yine kendisine keffâret gerekir.
Bu konunun dayandığı delil, Ramazanda gündüz eşiyle cinsel temasta bulunan bedevî ile ligili olaydır. Hz. Peygamber bu bedeviye keffâret gerektiğine hükmetmişti. Bu keffâret de ya köle azat etmek yahut bunu bulamazsa veya gücü buna yetmezse peşpeşe iki ay oruç tutmaktır. Eğer iki ay peşpeşe oruç tutmaktan da âciz olursa altmış yoksulu doyurmaktır. 93
D) Orucu Bozmayan Durumlar :
Aşağıdaki durumlar orucu bozmaz:
1) Unutarak yemek, içmek veya cinsel temasta bulunmak. Hz. Peygamber ( s.a.s. ) şöyle buyurmuştur : “Oruçlu olduğu halde unutarak yiyip içen kimse orucunu tamamlasın. Onu yedirip içiren Allah'tır.94. Başka bir hadis şu ifade ile gelmiştir : “Ramazan'da unutarak orucunu bozan kimseye, kaza da keffârette gerekmez.” 95 Cinsel ilişki de aynı sonucu doğurur. Ancak ilişki sırasında oruçlu olduğunu hatırlayan hemen kendini çeker. Eğer hatırladıktan veya başkası hatırlattıktan sonra beklerse orucu bozulur. Sabah vakti girdi korkusu ile kendini çekse de, sabah vakti girdikten ve kendini geri çektikten sonra menisi aksa bir şey lâzım gelmez. Eğer bir kişi böyle bir durumda kendisini hareket ettirip de cinsel ilişkiden geri çekilmezse veya geri çekilip sonra yeniden ilişkiye devam ederse keffâret gerekir.
Oruç tutmaya gücü yeten kuvvetli kişi unutarak yemek yiyorsa, yemeği bırakması için ona oruçlu olduğunu hatırlatmak vâciptir. Hatırlatmamak mekruh olur. Güçsüz ve zayıf kimse eğer unutarak yemek yerse ona acıyarak orucu hatırlatmamak daha iyidir.
2) Bakmak veya düşünmek suretiyle boşalmak, bakmaya ve düşünmeye devam edilse de orucu bozmaz. Çünkü bu kişide cinsel ilişki, ne şekil ve ne de anlam olarak bulunur. Ancak bakmak ve düşünmek suretiyle boşalan kimse günahkar olur. İki kadının cinsel organlarını birbirine temas ettirmekle yaptıkları iş eğer boşalma olmamışsa orucu bozmaz. Fakat bunu yapanlar günahkar olur. Bunun gibi gündüzün ihtilam olmakla da oruç bozulmaz.
3) Erkeklik organından içeriye (ihliline) su, yağ ve benzeri sıvı maddeler akıtmak, yahut nehre veya suya dalmak suretiyle su girmek, yahut kulağa bir çöp veya kürdan sokmak suretiyle kulak kirlerini çıkarmak orucu bozmaz. Çünkü erkeklik organındaki delik açık bir yol değildir. Kulağın suya girmesi ise zaruret sebebiyledir.
4) Bir kimse cünüp olarak sabahlasa ve cünüplük gün boyunca devam etse de orucu bozmaz. Ancak cünüplükten temizlenmek namaz kılmak için farzdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer cünüp olursanız, temizlenin.96 Cünüplükten bir an önce temizlenme İslâm'ın âdâbındandır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Melekler, içinde resim veya köpek yahut cünüp insanın bulunduğu eve girmezler”97
5) Göze ilâç damlatmak veya sürme çekmek orucu bozmaz. Hatta oruçlu kişi ilâcın veya sürmenin tadını boğazında hissetse bile oruca zarar vermez. Çünkü bunların nüfuzu bir şeyin mesamat yoluyla vücuda girmesi niteliğindedir. Yağın deriden geçisi gibi.
6) Kan aldırmak veya hacamat yaptırmak orucu bozmaz. Çünkü Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmış, hacamat yaptırmıştır.98
7) Su ile ıslatılmış olsa bile oruçlu iken misvak kullanmak orucu bozmaz. Çünkü misvak kullanmak sünnettir.
8) Ağıza ve buruna su vererek çalkalamak ve sümkürmek orucu bozmaz. Fakat içeriye bir şeyin gitmemesi için özen gösterilmelidir.
9) Serinlemek için yıkanmak, yüzmek veya yaş bir elbise ile serinlemek orucu bozmaz. Ancak özellikle su yutmadan yüzmek güç olduğu için oruçlunun derin suya girmekten sakınması veya girmek zorunda kalmışsa dikkatli olması gerekir.
10) Dedikodu yapmak, yalan söylemek veya başka bir haramı işlemek orucu bozmaz. Ancak bunları yapan günahkâr olur.
11) Boğaza duman veya un, toprak yahut kum tozları, sinek veya ilâçların tadının girmesi, eğer oruçlunun kendi isteği ve zorlaması ile olmamışsa orucu bozmaz. Çünkü bunlardan sakınmak mümkün değildir.
Fakat bir kimse oruçlu olduğunu hatırladığı halde buhurdanlığı kendine yaklaştırarak dumanını burnuna ve ciğerlerine çekse orucu bozulur. Çünkü bundan sakınmak mümkündür.
12) Diş çektirmek de orucu bozmaz. Ancak kan veya ilaçtan hiç bir şeyi yutmamak gerekir.
13) Ağızdaki tükrüğü veya burundaki sümüğü çekip yutmak orucu bozmaz. Ancak sümüğü dışarı atmak temizlik bakımından daha iyidir.
14) Kendi kendine gelen kusmuk yahut ağız dolusu bile olsa bu kusma kendiliğinden içeri giderse, sağlam olan görüşe göre (orucu bozmaz. Kasden ağız dolusundan az bir kusma da sağlam olan görüşe göre böyledir. Fakat bir kimse kustuğunu veya nohut miktarı kadarını yutarsa ve kusuntunun aslı da ağız dolusu olursa Hanefîlere göre ittifakla oruç bozulur. Tercih edilen görüşe göre keffaret gerekmez. Eğer kusuntu kendiliğinden içeri gitse orucu bozmaz. Yutulan kusuntu ister az ister çok olsun hüküm değişmez.
Özet olarak; kasden ağız dolusu kusmak veya kustuğunu geri yutmak kaza etmeyi gerektirir, keffareti gerektirmez. Fakat kendiliğinden kusmak veya kusuntunun kendiliğinden içe gitmesi yahut ağız dolusundan daha az kusmak ise orucu bozmaz.
15) Dişler arasında kalan nohut tanesinden az olan yemek kalıntılarını yemek de orucu bozmaz. Çünkü ağızda kalabilen bu gibi yemek kırıntıları tükrük hükmündedir. Ağız dışından alınan susam tanesi gibi çok küçük bir şeyi yemek de orucu bozmaz. Ancak bu tanelerin ağızda yok olup, boğazda tadının hissedilmemesi gerekir. Böylece bir şey yutulmamış sayılır.
16) Deri altına, kaslara veya damara iğne yapmak Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre orucu bozmaz. Ancak Ebû Hanîfe'nin aksi görüşte olduğunu da dikkate alarak, mümkün olursa iğneyi iftardan sonraya geciktirmek ihtiyat bakımından daha uygundur. Makattan yapılan şırınga orucu bozar.
17) Gül, çiçek, esans, misk gibi güzel kokuları koklamak orucu bozmaz.99
E) Orucun Kazası:
Ramazan'dan bir veya daha fazla gün oruç tutmayan kimselerin bunları kaza etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasden veya yanılarak niyeti terk etmek sûretiyle olabilir.100 Delil şu âyet-i kerîme'dir: “Sizden her kim hasta veya yolcu bulunursa diğer günlerdetutamadığı günler sayısınca oruç tutsun.” Bu âyet hasta veya yolcu olup da oruç tutamayan kimseler o sayıda günleri kaza orucu olarak tutsunlar, anlamındadır.
Hz. Âişe (r.anhâ)'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte şöyle buyurulur: “Bizler, Hz. Peygamber döneminde aybaşı olunca orucu kaza etmekle emrolunurduk.”101
Ramazan'da özürsüz olarak oruç tutmayan kimse günahkârdır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Ruhsatsız (özürsüz) olarak veya hastalık durumu olmaksızın Ramazan'dan bir günü oruç tutmayan kimse, başka günlerde ömür boyu oruç tutsa da o günün borcunu gerçekten ödemiş olmaz.”102
Hanefî ve Mâlikîlere göre, Ramazan orucunun kazası gibi, keffaret, adak veya başlanmış olan nafile oruçların kazası da gereklidir. Ancak Mâlikîler nafile oruçlarda sadece kasden oruç bozanlara kaza etmeyi vacip görmüşlerdir.
Ramazan orucunun kazası, özür bulunsun veya bulunmasın ömür boyu mümkündür. Şâfiîlere göre ise gelecek Ramazan'a kadar kaza edilmelidir. Aksi halde bu Ramazan'dan sonra hem kaza hem de keffaret (fidye) gerekir.
Bayram günleri gibi yasaklanan günlerde, belirli adak orucu günlerinde ve Ramazan ayı günlerinde kaza orucu tutulması yeterli değildir. Çünkü bugünler kendilerine tahsis edilen oruçlardan başka bir orucu kabul etmezler.
Ramazan orucunun kazasında peşpeşe olma ve acele edilme şartı yoktur. Kişi kaza oruçlarını dilerse ayrı ayrı veya peşpeşe tutar. Çünkü oruçların kazasını bildiren âyet mutlaktır. 103
Ölünün kaza orucunu velisinin tutması câiz midir ?
Üzerinde Ramazan'a ait oruç borcu olan kimse için iki durum sözkonusudur:
1) Vakit darlığı, hastalık, yolculuk, aşırı yaşlılık ve sürekli hastalık gibi özürler yüzünden oruç tutma imkânını bulamadan ölmüş olan kimselere âlimlerin büyük çoğunluğuna göre bu imkânsızlığın ortaya çıkmasında kendilerinin bir kusuru olmadığı için bir şey yapmak gerekmez. Bu oruçlar Hac'da olduğu gibi bedelsiz olarak düşmüştür. Kaza edilmeleri de gerekmez. Çünkü bunları yerine getirecek zaman ve imkân olmamıştır.
2) Oruç borcu olan kişi oruçlarının kazasını yapma imkânını elde ettikten sonra ölmüşse velisi onun için oruç tutamaz. Gerek sağlığında ve gerekse öldükten sonra bunda vekâlet ve niyabet de câiz olmaz: Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Hiç kimse başka birisi adına namaz kılamaz, oruç tutamaz. Fakat onun adına her güne karşılık bir ölçek buğdayı fakirlere yedirir.”104
Hanefi ve Mâlikilere göre ölü tutamadığı günler için fidye verilmesini vasiyet etmiş ise, onun adına velisi her bir güne karşılık bir fakire yarım sa' hurma veya arpa verir. Çünkü ölü ömrünün son kısmında orucu edadan aciz kalmıştır, bu yüzden de yaşlı kimse gibi sayılır. 105
F) Orucun Keffâreti :
Keffâret orucunun hükmü, sadece Ramazan'da başlanmış bir orucu bilerek bozmaktan ötürü vâciptir. Ramazan dışındaki herhangi bir orucu bozmaktan dolayı keffâret gerekmez, yalnız kaza gerekir.
Keffâretin sebebi Ramazan'ın hürmetini çiğnemek, ihlâl etmek ve ona aldırmamaktır.Ancak unutarak, bilmeyerek veya zanna dayanarak oruç bozan kimseye keffâret gerekmez. Hanefi ve Malikilere göre keffâreti gerektiren oruç bozma Ramazan'da cinsel ilişki ve yiyip içmek gibi hareketlerle olur.
Keffâret orucunun dayandığı delil, Ebû Hureyre ( r.a. ) 'den nakledilen şu hadistir: “Bir adam Rasûlullah (s.a.s.) a gelerek : Mahv oldum” dedi. Hz. Peygamser: “Seni mahveden şey nedir?” buyurdu. Adam: “Ramazan'da eşimle ilişkide bulundum. ” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu : “Köle azat edecek kadar mal bulabilir misin?”, Adam: “Hayır” dedi. Hz. Peygamber: “Peşpeşe iki ay oruç tutabilir misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Hz. Peygamber : “Altmış fakiri doyuracak kadar mal bulabilir misin?” buyurdu. Adam yine: “Hayır” dedi. Bu sırada Allah elçisine bir zenbil (on beş sa'lık bir ölçek) içinde hurma getirildi. Hz. Peygamber bunları o adama vererek yoksullara dağıtmasını bildirdi. Adam: “Bizden daha muhtaç olan mı vardır?” deyince, Hz. Peygamber dişleri görününceye kadar gülümsedi ve şöyle buyurdu: “Git bunları ailene yedir.” 106
Bu hadis-i şerife göre orucun keffâreti üçtür: Köle azat etmek, oruç tutmak, yemek yedirmek. Sıra bakımından zıhar keffâreti ile yanlışlıkla adam öldürmenin keffâretine benzer. Bir kimse köle azat edecek imkânı bulamazsa peşpeşe iki ay oruç tutması gerekir. Eğer peşpeşe iki ay oruç tutmaktan aciz ise o takdirde altmış yoksulu doyuracaktır.
Mâlikilere göre keffâret üç çeşidinde de muhayyer olmak üzere vaciptir. Kişi dilerse altmış fakiri doyurur ki bu en faziletlisidir veya altmış gün oruç tutar yahut da köle azat eder.
Keffâret orucu hayız, nifas, araya bayramın girmesi gibi bir özürle kesilirse yeni baştan tutulması gerekmez kaldığı yerden devam edilir.
Cinsi ilişkiden veya kasten oruç bozmaktan ötürü daha keffâret ödenmeden değişik günlerdeki oruçların bozulmasından dolayı tek bir keffâret ödemek yeterlidir. Bu durum iki ayrı Ramazan'da olsa bile, sağlam olan görüşe göre hüküm böyledir. Eğer araya bir keffâret ödemesi girmişse sağlam olan bir rivayete göre tek bir keffâret yeterli değildir.
Keffâret ödemekten aciz olan kimsenin üzerinden keffâret borcu düşmez. Hangi ödeme şekline gücü yeterse onu yapar.
Hayız, nifas, veya orucun bozulduğu günde orucu bozmayı mübah kılan hastalık gibi bir özür sebebiyle keffâret düşer. Çünkü bir gün keffâret için hem sabit olma hem de sakıt olma bakımından parçalanmaz. 107
G) Oruç Fidyesi:
Hiç bir şekilde oruç tutmaya gücü yetmeyenlere fidye vermek vacip olur. Bunlarda çok yaşlı erkeklerle yaşlı kadınlardır. Bu gibi kimseler oruç tutmayarak her gün için bir yoksulu doyururlar veya fidyeyi nakit para yahut mal olarak verebilirler. Hanefilere göre fidye buğdaydan yarım sa'; arpa, hurma veya kuru üzümden bir sa' dır. 108 Bir yoksulu altmış gün sabah, akşam doyurmak veya yüz yirmi fakire yalnız sabah veya yalnız akşam yedirmekte yeterlidir. Fakihlerin çoğunluğuna göre fidyenin ölçüsü bir beldenin genel olarak yedikleri yiyecek maddelerinden bir müd'dür. 109
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Oruca gücü yetmeyenlerin bir fakiri doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir.” 110 İbn Abbas ( r. anhüma ) şöyle demiştir: “Ayet, yaşlı kimseler için ruhsat olarak inmiştir. Orucu eda etmek ise farzdır. Kazada olduğu gibi, edanın keffâretle düşmesi câizdir.” 111
Bir kimse eğer fakirlere yemek yedirmekten de aciz kalırsa Allah'a istiğfar eder ve bir emre uyamamaktan dolayı ondan af diler. Çünkü Yüce Allah hiç bir kimseye gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez.112
iyilişmesi umulmayan sürekli hastaya da fidyenin vacip olduğu konusunda görüş birliği vardır. Çünkü böyle bir hastaya oruç tutmak farz değildir. İyileşme ümidi bulunmayınca orucu kaza etmekten sürekli olarak aciz sayılır. Bu yüzden durumu çok yaşlı ve güçsüzlere benzer. Bunun delili şu âyet-i kerime'dir: “ Allah sizin için dinde bir güçlük yaratmamıştır.” 113
Hanefiler dışındaki fakihlerin çoğunluğuna göre, Ramazan orucunu gelecek Ramazan ayına kadar kaza etmeyerek ihmal gösteren kimselere fidye ile birlikte kaza lâzım gelir. Burada, kasıtlı olarak orucunu bozan kimseye kıyas yapılmıştır. Çünkü bunların her ikisi de orucun hürmetini hafife almıştır. Hastalık, yolculuk, akıl hastalığı, hayız ve nifas gibi özürlere dayalı olarak orucun kazasını gelecek Ramazan ayından sonraya bırakanlara ise fidye vermek gerekmez.
İslami Okul Okulların En Önemlisi