Fikih - 52. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
>IX. KEFFARET ÇEŞİTLERİ
Yanlışlıkla, bilerek veya zorlanma sonucu işlenen bazı günahların affedilmesi için islâm'da gösterilen telâfi yollarının her birine “ keffâret ” denir. Keffâret hem bir ibadet hem de bazı fiilleri işleyen mü'minler için dünyevî bir cezadır. İslâm hukukunda beş çeşit keffâret vardır : Oruç keffâreti, hataen bir mü'mini öldürmenin keffâreti, zıhar keffâreti, hacda ihramlı iken traş olmanın keffâreti ve yemini bozmanın keffâreti .
A - Oruç Keffâreti:
Ramazan orucunu bilerek ve özürsüz olarak bozan bir mükellefin müslim veya gayri müslim bir köle veya cariye azat etmesinden, buna gücü yetmezse iki ay peşpeşe oruç tutmasından, buna da gücü yetmezse altmış fakire yemek yedirmesinden ibaret bir keffâret çeşididir.
Allah Teâlâ “Amellerinizi iptal etmeyiniz” 114 buyurmuştur. Orucu kasten bozan kimse bir suç işlemiş olur.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “ Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa, onun üzerine zıhar yapan kimsenin üzerine lâzım gelen ( keffâret ) vardır. ” 115
Ramazan orucu dışındaki herhangi bir orucun bilerek bozulması halinde yalnız kaza gerekir, keffâret gerekmez. Orucun keffâretini bundan önce kendi konusu içinde açıkladığımız için kısa geçiyoruz. (Oraya bakınız )
B - Hata İle Bir Mü'mini Öldürmenin Keffâreti :
Yanlışlıkla bir mü'mini öldüren kimseye diyet vermek vacip olur. Ayrıca bir de keffâret vermek gerekir ki, bu da , mü'min bir köle azat etmek, gücü yetmezse peşpeşe iki ay oruç tutmaktır.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:“Bir mü'minin diğer bir mü'mini, yanlışlık eseri olmayarak kasten öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, mü'min bir köle azat etmesi ve ( ölenin ailesine ) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Meğer ki, ölenin yakınları o diyeti sadaka olarak bağışlamış olsunlar.” 116
Ava atılan bir kurşunla bir şahsın öldürülmesi, hata yolu ile öldürme niteliğindedir.
C - Zıhar Keffâreti :
Zıhar; İslâm'ın gelişi sırasında Arap toplumunda bir boşama yolu idi. Bir erkek karısını boşamak istediği zaman ona : “Sen bana annemin sırtı gibisin” veya “Sen bana annem gibisin” derdi. Bu sözle boşamanın gerçekleşmesi örf halini almıştı.Ashab-ı Kiram'dan Evs b. Sâmit ( r.a.) eşi Havle binti Sa'lebe'ye kızarak “Sen bana annemin sırtı gibi ol” der ve evi terkeder. Havle binti Sa'lebe ( r. anhâ) Rasûlüllah (s.a.s.) 'e başvurarak; yaşlılığını, fakirliğini ve çocuklarına bakacak durumu olmadığını bildirir ve bu boşamaya bir çare bulunmasını ister. Bu arada Cenab-ı Hakk'a da dua eder. Bunun üzerine zıharla ilgili şu âyeti kerimeler inmiştir :
“Ey Muhammed! Kocası hakkında seninle mücadele eden ve Allah'a şikayette bulunan o kadının sözünü Allah işitmiştir. Zaten Allah, ikinizin arasında geçen münakaşayı işitiyordu. Şüphesiz ki Allah, “ Semi'dir, Basir'dir” her şeyi işiten ve görendir.
Ey iman edenler! Sizden karılarını annelerine benzetip “ zihar ” yapanlar bilsinler ki, karıları onların anneleri değildir. Onların anneleri ancak kendilerini doğuranlardır. Muhakkak ki “zihar” yapanlar, asılsız ve çirkin bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah, çok affeden ve bağışlayandır. Karılarına zıhar yapıp sonra sözlerini geri almak isteyenlerin karılarıyla temasta bulunmadan evvel bir köle azat etmeleri gerekir. İşte böylece size öğüt verilmektedir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Azad edecek köle bulamayanın ise, karısıyla temasta bulunmadan önce aralıksız iki ay oruç tutması gerekir. Buna da gücü yetmeyenin altmış yoksulu doyurması gerekir. Bu açıklama Allah'a ve Rusûlüne hakkıyla iman etmeniz içindir. İşte bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. İnkar edenler için can yakıcı bir azap vardır.” 117
Bu âyetlerden de anlaşılacağı gibi zıhar keffâreti oruç keffâreti ile aynıdır. Eşine karşı zıhar yoluna başvurmuş olan mükellef bir erkeğin keffâreti yerine getirmedikçe onunla cinsel temasta bulunması câiz olmaz. Zıhar yapan kimse yalan söylemiş, gerçekte kendisine helâl olan bir şeyi haram göstermiş olmaktadır.
Sonuç olarak zıhardan vazgeçmek isteyen erkek azat edecek köle bulamazsa, peşpeşe iki ay oruç tutar. Eğer sağlığı buna elverişli değilse altmış yoksulu doyurur. Bu sıranın gözetilmesi zorunludur.
İki ay peşpeşe oruç tutarken gece veya gündüz, özürlü veya özürsüz, unutarak veya kasten ailesi ile cinsel temasta bulunsa, iki aylık oruca yeniden başlaması gerekir. Çünkü zıhar âyetinde : “ ..birbirleriyle cinsel temasta bulunmadan önce.. ” keffâretin yerine getirilmesinden söz edilmiştir. Bu görüş Ebû Hanifeye aittir. Ebû Yusuf'a göre, gece bilerek, gündüz unutarak cinsel temasta bulunmak oruca yeniden başlamayı gerektirmez. Çünkü bu peşpeşe olmaya engel değildir, nitekim bununla oruç da bozulmaz. 118
Bir erkeğin eşine “ Sen bana annem gibisin veya annemin benzerisin ” sözünü kullanması halinde şu ihtimaller ortaya çıkar . Bununla eşinin iyiliğini kasdetmişse bir şey gerekmez. Zıharı kasdetmişse zıhar hükümleri uygulanır. Boşamayı kasdetmişse bir bâin talak meydana gelir. Hiç bir niyet taşımamışsa, bu sözü ile bir hüküm meydana gelmez. 119
D ) Hac'da İhramlı İken Traş Olmanın Keffâreti :
Hac için ihrama giren kimsenin uyması gereken kurallar âyet ve hadislerde belirlenmiştir. İhramlı kaldığı sürece tıraş olmaması da bu kurallar arasındadır.
İhramlı kimse başının dörtte bir ve daha fazlasını veya sakalının dörtte birini tıraş etse bir kurban cezası gerekir. Dörtte birden daha azını tıraş etse sadaka verir. Bu da yarım sa' kadar buğday veya bunun bedelini bir yoksula vermekten ibarettir.
İhramlı kimse bir özürden dolayı vaktinden önce saçlarını tıraş ettirse keffaret olarak üç gün oruç tutar. Bu orucun peşpeşe olması şart değildir. Ayrı ayrı günlerde de tutulabilir (Hac konusuna bkz.)
Bu keffaretle ilgili hükümler şu âyet-i kerîmede açıklanmıştır: “Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer hacdan men olunursanız size gücünüzün yettiği bir kurban gerekir. Bu kurban, yerine varmadan başınızı tıraş etmeyin. Sizden kim hasta olur veya başında bir rahatsızlık bulunursa tıraş olabilir. Ve bunun için oruç tutmak veya sadaka vermek yahut kurban kesmek suretiyle fidye verir”120
E) Yemin Keffâreti:
Yaptığı bir yemine riayet etmeyip yeminini bozan kimseye gerekli olan bir keffarettir. Şu şekilde yerine getirilir.
1) Gücü yeterse bir müslim veya gayri müslim köle azat etmek, veya
2) On yoksulu akşamlı sabahlı doyurmak, veya
3) On yoksulu orta halde bir elbise ile giydirmek,
4) Bu üç şeyden hiç birisine gücü yetmezse üç gün peşpeşe oruç tutmaktan ibarettir. Bu orucun arasına âdet hali bile olsa bir kesinti girerse yeniden tutulması gerekir.
Şâfiîlere göre yemin keffareti orucunun peşpeşe tutulması şart değildir.
Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: “Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat bile bile yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffâreti; ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bu üç şeyden birisini yerine getiremeyecek kimse için de üç gün oruç tutmaktır. Yapıp da bozduğunuz yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte, Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz.”121
Yemin keffareti için on fakire fıtır sadakası miktarı bir şey verilmesi de yeterli olur. Bir yoksula on gün birer fitre verilmesi veya on gün sabahlı akşamlı doyurulması da yetişir. Ancak bir yoksula on gün birer elbise verilmesi de caizdir. Fakat on elbise bir günde bir yoksula topluca verilse yalnız bir elbise verilmiş gibi olur. Nitekim bu keffaret için on fitre miktarı bir yoksula bir günde verilse yalnız bir fitre verilmiş sayılır.
Fakire yemin keffareti için verilecek elbise onun vücudunun tamamını veya çoğunu örtecek bir halde bulunmalıdır. Bu elbisenin iki veya üç parçadan oluşması daha iyidir. Bununla birlikte bir elbise kısa da olsa yiyecek yerine bir bedel olarak da verilebilir.
Keffaretin, yemin bozulduktan sonra yerine getirilmesi gerekir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan daha hayırlısını görürse yeminini bozsun ve keffaret versin”122
İslami Okul Okulların En Önemlisi