Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 60. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

V - FI­TIR SA­DA­KA­SI

 

   Fı­tır sa­da­ka­sı, Ra­ma­zan ayı­nın so­nu­na ye­ti­şen ve as­li ih­ti­yaç­la­rı­nın dı­şın­da en az ni­sap mik­ta­rı bir ma­la mâlik bu­lu­nan her hür müs­lü­man için ve­ril­me­si va­cip olan bir sa­da­ka­dır. Bu­na kı­sa­ca “fit­re” de­nir ki, fıt­rat sa­da­ka­sı, ya­ni se­vap için ve­ri­len ya­ra­tı­lış atıy­ye­si an­la­mı­na ge­lir.

Fit­re, hic­re­tin ikin­ci yı­lın­da, Ra­ma­zan oru­cu­nun farz kı­lın­dı­ğı yıl zekâttan ön­ce meş­ru kı­lın­mış­tır. Bu bir yar­dım­laş­ma olup, oru­cun ka­bu­lü­ne, ölüm sı­ra­sın­da­ki sı­kın­tı­lar­dan ve ka­bir aza­bın­dan kur­tu­lu­şa bir ve­si­le­dir. Yok­sul­la­rın ih­ti­yaç­la­rı­nı gi­der­me­ye ve on­la­rın da bay­ram se­vin­ci­ne ka­tıl­ma­la­rı­na bir yar­dım­dır.

Fit­re Ra­ma­zan bay­ra­mı­nın bi­rin­ci gü­nü sa­bah vak­ti­nin gir­me­si ile va­cip olur­sa da bun­dan bir­kaç gün ön­ce, hat­ta bir kaç ay ve­ya yıl ön­ce de, son­ra da ve­ri­le­bi­lir. Böy­le­ce yok­sul­lar bu­nun­la bay­ram na­ma­zın­dan çık­ma­dan ön­ce ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­mış olur­lar.

İbn Ab­bas (r. anhümâ)’nın ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Rasûlullah (s.a.s) oruç­lu­la­rı ge­rek­siz ve çir­kin söz­ler­den arın­dır­mak ve yok­sul­la­ra yi­ye­cek sağ­la­mak için fit­re­yi farz kıl­mış­tır. Fit­re­yi kim na­maz­dan ön­ce öder­se, bu mak­bul bir zekât, kim de na­maz­dan son­ra öder­se, her­han­gi bir sa­da­ka olur.”167

Ab­dul­lah b. Sa’le­be (r.a) şöy­le nak­let­miş­tir: “Rasûlullah (s.a.s) Ra­ma­zan bay­ra­mın­dan bir ve­ya iki gün ön­ce bir ko­nuş­ma ya­pa­rak şöy­le bu­yur­du: “Buğ­day­dan, ar­pa­dan ve­ya hur­ma­dan bir sa’ını hür ve­ya kö­le, kü­cük ve­ya bü­yük­ler için sa­da­ka ola­rak ve­ri­niz.”168

Ebu Sa­id el-Hud­ri (r.a)’den ri­va­yet edi­len bir ha­dis­te fit­re ve­ri­le­bi­le­cek mad­de­ler ve mik­tar­la­rı şöy­le be­lir­le­nir: “Biz fit­re zekâtını, Al­lah’ın Ra­su­lü ara­mız­da iken, yi­ye­cek mad­de­le­rin­den bir sa’ ve­ya hur­ma­dan bir sa’ ve­ya ar­pa­dan bir sa’ ve­ya ku­ru üzüm­den bir sa’ ya­hut keş’den yi­ne bir sa’ ola­rak ve­ri­yor­duk. Ben ya­şa­dı­ğım sü­re­ce ver­me­ye de­vam ede­ce­ğim.”169 Bu­ra­da yi­ye­cek mad­de­sin­den kas­te­di­len buğ­day­dır. Keş ise; ya­ğı alın­ma­mış süt­le ka­rış­tı­rıl­mış ve ku­ru­tul­muş un de­mek­tir.

Yu­ka­rı­da­ki ha­dis-i şe­rif­ler fit­re mik­ta­rı­nın buğ­day, ar­pa, hur­ma ve ku­ru üzüm­den bir sa’ ol­du­ğu­na delâlet et­mek­te­dir. An­cak buğ­day cin­si­nin mik­ta­rı ibn Ab­bas’ın ve Amr b. Şu­ayb’ın ba­ba­sı ve de­de­si yo­luy­la merfû ola­rak ri­va­yet et­tik­le­ri ha­dis­ler­de ya­rım sa’ şek­lin­de tah­sis edil­miş­tir. İbn Ab­bas’ın ri­va­yet et­ti­ği ha­dis şöy­le­dir: “Fit­re sa­da­ka­sı buğ­day­dan iki müd­dür.”170

Bir müd, bir sa’lık ağır­lık öl­çü­sü­nün dört­te bi­ri­ne eşit olup 260 dir­he­me denk­tir. Bu da şer’i öl­çü­ye gö­re 260 x 2,8= 728 gr. olur. Bu­na gö­re buğ­day ya­rım sa’= 2 müd x 728= 1456 gr. olur. Bir sa’ ise 2912 gr. olur.

Örfî öl­çü­ye gö­re bir dir­hem 3,2 gr. olup, 1 sa’= 1040 dir­hem x 3,2= 3328 gr. olur. Bu­nun ya­rı­sı olan 1664 gr. da buğ­da­yın fit­re mik­ta­rı olur.171

So­nuç ola­rak;

a) Ar­pa, ku­ru hur­ma ve ku­ru üzüm fit­re mik­ta­rı şer’i öl­çü­ye gö­re yak­la­şık üç kg., örfî öl­çü­ye gö­re ise 3,33 kg. olur.

b) Buğ­day ve ay­ni hü­küm­de bu­lu­nan buğ­day unu ve ka­vut için ise şer’i öl­çü­ye gö­re yak­la­şık 1,5 kg., örfî öl­çü­ye gö­re ise 1,66 kg. olur.

Bu iki tür öl­çek­ten bi­ri­si­ni ter­cih et­mek müm­kün ol­mak­la bir­lik­te örfî öl­çek da­ha faz­la ol­du­ğu için yok­sul­la­rın ya­ra­rı­na­dır ve da­ha çok se­vap ka­zan­ma­ya se­bep olur.

Hanefîler dı­şın­da­ki üç mez­hep ima­mı­na gö­re fit­re buğ­day­dan da bir sa’dır.

Yu­ka­rı­da­ki dört cins gı­da mad­de­si ye­ri­ne kıy­met­le­ri de ve­ri­le­bi­lir. Ancak yok­sul­lar bu mad­de­le­rin ken­di­le­ri­ne muh­taç ol­duk­la­rı za­man, fit­re­yi ken­di cins­le­rin­den ver­mek da­ha fa­zi­let­li­dir.

Hür, müs­lü­man, kü­çük, bü­yük, er­kek ve ka­dın, akıl­lı ve­ya akıl has­ta­sı kim­se­ler ni­sap mik­ta­rı ma­la sa­hip ise­ler fit­re ver­mek­le yü­küm­lü olur­lar. An­cak ni­sap mik­ta­rı ma­lın as­li ih­ti­yaç­lar­dan faz­la ol­ma­sı ge­re­kir. Bu te­mel ih­ti­yaç­lar da mes­ken, el­bi­se, ev eş­ya­sı, bi­nit, si­lah, hiz­met­çi, ai­le­nin bir ay­lık ve­ya da­ha sağ­lam gö­rü­şe gö­re bir yıl­lık ge­çim mas­raf­la­rı ve borç­la­rı­dır. Ni­sap mik­ta­rı iki yüz dir­hem gü­müş ve­ya yir­mi mis­kal al­tın ve­ya bun­la­rın kıy­me­ti­ne denk bir mal­dır. An­cak bu­ra­da ni­sa­bın üze­rin­den bir yı­lın geç­me­si şart de­ğil­dir.

Ra­ma­zan bay­ra­mı­nın ilk gü­nü sa­bah ol­maz­dan ön­ce ve­fat eden ve­ya yok­sul dü­şen ya­hut sa­bah olun­ca dün­ya­ya ge­len ve­ya İslâm’a gi­ren bir müs­lü­ma­na fit­re ver­mek va­cip ol­maz. Fa­kat, sa­bah ol­duk­tan son­ra ölen zen­gin bir müs­lü­ma­na va­cip ol­muş bu­lu­nur. Va­si­yet et­miş ise mi­ra­sın üç­te bi­rin­den ve­ri­lir.

Bir özür yü­zün­den oruç tu­ta­ma­yan müs­lü­man da fit­re ile yü­küm­lü olur. Has­ta, yol­cu ve çok yaş­lı kim­se­ler gi­bi.

Ni­sa­ba mâlik olan hür bir müs­lü­man, hem ken­di­si hem de yok­sul olan bu­nak ve­ya akıl has­ta­sı ya­hut kü­çük ço­cuk­la­rı ve hiz­met­ci­si için fit­re ver­mek­le yü­küm­lü­dür.

Fa­kir bir ço­cu­ğun ba­ba­sı öl­müş ve­ya fa­kir düş­müş olur­sa ba­ba­sı­nın ba­ba­sı ni­sa­ba mâlikse ba­ba­sı ye­ri­ne ge­çe­rek fit­re ve­rir. An­cak za­hir ri­va­ye­te gö­re bu du­rum­da de­de­nin ço­cuk için fit­re ver­me­si ge­rek­mez.

Bir kim­se, ka­rı­sı­nın ve bü­yük, akıl­lı ço­cuk­la­rın fit­re­si­ni ver­mek­le yü­küm­lü ol­maz. Çün­kü bun­lar müs­ta­kil ve­la­yet sa­hi­bi olup her bi­ri ni­sa­ba mâlik ise zekât ve fit­re­si­ni ken­di ma­lın­dan ve­rir. An­cak bir er­kek ka­rı­sı­nın ve­ya bü­yük ço­cuk­la­rı­nın fit­re­si­ni izin­le­riy­le ver­se bu ye­ter­li olur. Hat­ta bun­lar ken­di ida­re­sin­de olun­ca izin­siz ve­re­ce­ği fit­re de ye­ter­li­dir.

Bir kim­se ken­di ya­nın­da otur­sa­lar bi­le ana-ba­ba­sı­nın fit­re­si­ni ver­mek­le yü­küm­lü de­ğil­dir. An­cak ba­ba­sı­nın fa­kir ve akıl has­ta­sı ol­ma­sı du­ru­mu müs­tes­na­dır.

Hanefîler dı­şın­da üç mez­hep ima­mı­na gö­re fit­re Ra­ma­zan’ın son akşa­mı gü­ne­şin bat­ma­sın­dan iti­ba­ren va­cip olur. Bay­ram­dan son­ra­ya ge­ri bı­ra­kıl­ma­sı ha­ram­dır. An­cak özür­lü ol­ma­sı du­ru­mu müs­tes­na­dır. Bu­nun­la bir­lik­te ge­ri bı­rak­ma fit­re­yi dü­şür­mez ve ka­za­sı ge­re­kir.172

Fit­re, ve­ri­le­ce­ği yer­ler ba­kı­mın­dan her du­rum­da zekâtın ben­ze­ri­dir. Fit­re, ni­yet edi­le­rek fa­kir­le­re tem­lik su­re­tiy­le ve­ri­lir, mü­bah kıl­ma tar­zın­da fit­re ol­maz. Ni­yet, fit­re­yi ayı­rır­ken ve­ya ve­rir­ken ya­pı­la­bi­lir. An­cak fa­ki­re ve­rir­ken bu­nun fit­re ol­du­ğu­nu söy­le­mek ge­rek­mez.

Bir kim­se fit­re­si­ni eşi­ne, usul ve fü­ru­u­na ya­ni an­ne ve­ya ba­ba­sı­na, ço­cuk ve to­run­la­rı­na ve­re­mez.

Ebu Yûsuf ile İmam Şâfiî’ye gö­re fa­kir olan zimmîye de ve­ri­le­mez. Fet­va­ya esas olan gö­rüş bu­dur. Çün­kü fit­re­nin ama­cı, bay­ram gü­nün­de yok­sul müs­lü­man­la­rın ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­mak, on­la­rın bay­ram se­vin­ci­ne ka­tıl­ma­la­rı­nı sağ­la­mak ve ra­hat iba­det yap­ma­la­rı­na im­kan ha­zır­la­mak­tır. Zimmîlere fit­re ver­mek­le bu amaç ger­çek­leş­miş ol­maz.

Bir kim­se fit­re­si­ni bir ve­ya bir kaç fa­ki­re ve­re­bi­lir. Bir­den çok kim­se­ler de fit­re­le­ri­ni bir kaç fa­ki­re ve­ya tek fa­ki­re ve­re­bi­lir­ler. Fa­kat bir gö­rü­şe gö­re bir fit­re, bir­den çok fa­ki­re da­ğı­tı­la­maz. Çe­şit­li kim­se­le­re ait fit­re­ler ka­rış­tı­rı­la­rak da fa­kir­le­re da­ğı­tı­la­bi­lir. Bu­nun­la bir­lik­te fit­re­le­rin ay­rı ay­rı ve­ril­me­si ted­bir ba­kı­mın­dan da­ha uy­gun­dur.

Fa­kih­ler fit­re­nin bay­ram gü­nü sa­bah vak­ti gir­dik­ten son­ra ve na­maz kı­lın­ma­dan ön­ce ve­ril­me­si­nin müs­te­hap ol­du­ğu hu­su­sun­da gö­rüş bir­li­ği için­de­dir. Da­yan­dık­la­rı de­lil, İbn Ömer (r. anhümâ)’den ri­va­yet edi­len şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber fit­re­nin, in­san­lar bay­ram na­ma­zı­na çık­ma­dan ön­ce ve­ril­me­si­ni em­ret­miş­tir”173

Fit­re yü­küm­lü­nün bu­lun­du­ğu yer­de­ki yok­sul­la­ra ve­ril­me­li­dir. Baş­ka yer­le­re gön­de­ril­me­si mek­ruh­tur.

Fit­re için ha­dis-i şe­rif­ler­de dört te­mel gı­da mad­de­si­nin be­lir­len­miş ol­ma­sı, bu yar­dım­laş­ma­nın her de­vir ve böl­ge­de uy­gu­lan­ma­sı­nı ko­lay­laş­tır­mış­tır. Çün­kü bun­dan mak­sat fa­ki­rin bir gün­lük ih­ti­ya­cı­nı kar­şı­la­mak­tır. O da bu gı­da mad­de­le­riy­le ve­ya bun­la­rı sa­tın ala­cak ka­dar bir kıy­met­le ger­çek­le­şir. Eğer bun­la­rın ye­ri­ne bel­li bir pa­ra tes­bit edil­sey­di, bu de­re­ce ger­çek­çi bir so­nuç or­ta­ya çık­maz­dı. Çün­kü gı­da mad­de­le­ri­nin fi­yat­la­rı sık sık de­ğiş­ti­ği için böy­le bir meb­lağ ile fa­ki­rin bu mik­tar­da gı­da mad­de­si al­ma­sı müm­kün ol­ma­ya­bi­lir ve mak­sat ger­çek­leş­mez­di.

Di­ğer yan­dan müs­lü­man­la­rın zekâtına kar­şı­lık gay­ri müs­lim­ler­den aşa­ğı­da­ki ver­gi­ler alı­nır:

a) Öşür: Ebu Hanîfe’ye gö­re, bir İslâm ül­ke­sin­de ya­şa­yan zimmîlere ve pa­sa­port­lu harbîlerin  ni­sap mik­ta­rı­na ula­şan ti­ca­ret mal­la­rı­na öşür uy­gu­la­nır. Bu­nun mik­ta­rı zimmîlerde yir­mi­de bir, pa­sa­port­lu gay­ri müs­lim ya­ban­cı mal­la­rın­da ise on­da bir­dir. Bu uy­gu­la­ma mis­li ile mu­a­me­le ya­ni mü­te­ka­bi­li­yet pren­si­bi­ne da­ya­nır. Bu öşür, ara­zi mah­su­lün­den alı­nan öşür­le ka­rış­tı­rıl­ma­ma­lı­dır.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere gö­re ise, İslâm ül­ke­sin­de ti­ca­ret ya­pan zimmî ve harbîler ara­sın­da bir ayı­rım ya­pıl­mak­sı­zın, bun­la­ra on­da bir (öşür) ti­ca­ret ver­gi­si uy­gu­la­nır. Bu ti­ca­ret yıl­da bir kaç de­fa tek­rar­lan­sa ve­ya el­le­rin­de ni­sap mik­ta­rı mal bu­lun­ma­sa bi­le öşür ver­me­le­ri ge­re­kir. An­cak Şâfiîlere gö­re pa­sa­port­lu gay­ri müs­lim ya­ban­cı­lar­dan öşür alı­na­bil­me­si için bu­nun ön­ce­den şart ko­şul­ma­sı ge­re­kir.

b) Zekâtın iki ka­tı ver­gi uy­gu­la­ma­sı: Ebu Hanîfe, Şâfiî ve Ah­med b. Han­bel’e gö­re özel­lik­le Be­ni Tağ­lib Arap­la­rın­dan olan hris­ti­yan­lar­dan zekâtın iki ka­tı ver­gi alı­nır. Çün­kü bu ver­gi ciz­ye­nin ye­ri­ni tut­mak­ta­dır. Hz. Ömer böy­le yap­mış­tır.174

Bu­ra­da söz ko­nu­su olan ver­gi, te­mel­de ciz­ye­dir. Sa­de­ce ver­gi ko­nu­su ve nis­pet­le­ri ba­kı­mın­dan zekât hü­küm­le­ri çif­te zekât ora­nın­da uy­gu­lan­mak­ta­dır.175