Fikih - 60. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
V - FITIR SADAKASI
Fıtır sadakası, Ramazan ayının sonuna yetişen ve asli ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı bir mala mâlik bulunan her hür müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır. Buna kısaca “fitre” denir ki, fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış atıyyesi anlamına gelir.
Fitre, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucunun farz kılındığı yıl zekâttan önce meşru kılınmıştır. Bu bir yardımlaşma olup, orucun kabulüne, ölüm sırasındaki sıkıntılardan ve kabir azabından kurtuluşa bir vesiledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye ve onların da bayram sevincine katılmalarına bir yardımdır.
Fitre Ramazan bayramının birinci günü sabah vaktinin girmesi ile vacip olursa da bundan birkaç gün önce, hatta bir kaç ay veya yıl önce de, sonra da verilebilir. Böylece yoksullar bununla bayram namazından çıkmadan önce ihtiyaçlarını karşılamış olurlar.
İbn Abbas (r. anhümâ)’nın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Rasûlullah (s.a.s) oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır. Fitreyi kim namazdan önce öderse, bu makbul bir zekât, kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur.”167
Abdullah b. Sa’lebe (r.a) şöyle nakletmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) Ramazan bayramından bir veya iki gün önce bir konuşma yaparak şöyle buyurdu: “Buğdaydan, arpadan veya hurmadan bir sa’ını hür veya köle, kücük veya büyükler için sadaka olarak veriniz.”168
Ebu Said el-Hudri (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir: “Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasulü aramızda iken, yiyecek maddelerinden bir sa’ veya hurmadan bir sa’ veya arpadan bir sa’ veya kuru üzümden bir sa’ yahut keş’den yine bir sa’ olarak veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim.”169 Burada yiyecek maddesinden kastedilen buğdaydır. Keş ise; yağı alınmamış sütle karıştırılmış ve kurutulmuş un demektir.
Yukarıdaki hadis-i şerifler fitre miktarının buğday, arpa, hurma ve kuru üzümden bir sa’ olduğuna delâlet etmektedir. Ancak buğday cinsinin miktarı ibn Abbas’ın ve Amr b. Şuayb’ın babası ve dedesi yoluyla merfû olarak rivayet ettikleri hadislerde yarım sa’ şeklinde tahsis edilmiştir. İbn Abbas’ın rivayet ettiği hadis şöyledir: “Fitre sadakası buğdaydan iki müddür.”170
Bir müd, bir sa’lık ağırlık ölçüsünün dörtte birine eşit olup 260 dirheme denktir. Bu da şer’i ölçüye göre 260 x 2,8= 728 gr. olur. Buna göre buğday yarım sa’= 2 müd x 728= 1456 gr. olur. Bir sa’ ise 2912 gr. olur.
Örfî ölçüye göre bir dirhem 3,2 gr. olup, 1 sa’= 1040 dirhem x 3,2= 3328 gr. olur. Bunun yarısı olan 1664 gr. da buğdayın fitre miktarı olur.171
Sonuç olarak;
a) Arpa, kuru hurma ve kuru üzüm fitre miktarı şer’i ölçüye göre yaklaşık üç kg., örfî ölçüye göre ise 3,33 kg. olur.
b) Buğday ve ayni hükümde bulunan buğday unu ve kavut için ise şer’i ölçüye göre yaklaşık 1,5 kg., örfî ölçüye göre ise 1,66 kg. olur.
Bu iki tür ölçekten birisini tercih etmek mümkün olmakla birlikte örfî ölçek daha fazla olduğu için yoksulların yararınadır ve daha çok sevap kazanmaya sebep olur.
Hanefîler dışındaki üç mezhep imamına göre fitre buğdaydan da bir sa’dır.
Yukarıdaki dört cins gıda maddesi yerine kıymetleri de verilebilir. Ancak yoksullar bu maddelerin kendilerine muhtaç oldukları zaman, fitreyi kendi cinslerinden vermek daha faziletlidir.
Hür, müslüman, küçük, büyük, erkek ve kadın, akıllı veya akıl hastası kimseler nisap miktarı mala sahip iseler fitre vermekle yükümlü olurlar. Ancak nisap miktarı malın asli ihtiyaçlardan fazla olması gerekir. Bu temel ihtiyaçlar da mesken, elbise, ev eşyası, binit, silah, hizmetçi, ailenin bir aylık veya daha sağlam görüşe göre bir yıllık geçim masrafları ve borçlarıdır. Nisap miktarı iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın veya bunların kıymetine denk bir maldır. Ancak burada nisabın üzerinden bir yılın geçmesi şart değildir.
Ramazan bayramının ilk günü sabah olmazdan önce vefat eden veya yoksul düşen yahut sabah olunca dünyaya gelen veya İslâm’a giren bir müslümana fitre vermek vacip olmaz. Fakat, sabah olduktan sonra ölen zengin bir müslümana vacip olmuş bulunur. Vasiyet etmiş ise mirasın üçte birinden verilir.
Bir özür yüzünden oruç tutamayan müslüman da fitre ile yükümlü olur. Hasta, yolcu ve çok yaşlı kimseler gibi.
Nisaba mâlik olan hür bir müslüman, hem kendisi hem de yoksul olan bunak veya akıl hastası yahut küçük çocukları ve hizmetcisi için fitre vermekle yükümlüdür.
Fakir bir çocuğun babası ölmüş veya fakir düşmüş olursa babasının babası nisaba mâlikse babası yerine geçerek fitre verir. Ancak zahir rivayete göre bu durumda dedenin çocuk için fitre vermesi gerekmez.
Bir kimse, karısının ve büyük, akıllı çocukların fitresini vermekle yükümlü olmaz. Çünkü bunlar müstakil velayet sahibi olup her biri nisaba mâlik ise zekât ve fitresini kendi malından verir. Ancak bir erkek karısının veya büyük çocuklarının fitresini izinleriyle verse bu yeterli olur. Hatta bunlar kendi idaresinde olunca izinsiz vereceği fitre de yeterlidir.
Bir kimse kendi yanında otursalar bile ana-babasının fitresini vermekle yükümlü değildir. Ancak babasının fakir ve akıl hastası olması durumu müstesnadır.
Hanefîler dışında üç mezhep imamına göre fitre Ramazan’ın son akşamı güneşin batmasından itibaren vacip olur. Bayramdan sonraya geri bırakılması haramdır. Ancak özürlü olması durumu müstesnadır. Bununla birlikte geri bırakma fitreyi düşürmez ve kazası gerekir.172
Fitre, verileceği yerler bakımından her durumda zekâtın benzeridir. Fitre, niyet edilerek fakirlere temlik suretiyle verilir, mübah kılma tarzında fitre olmaz. Niyet, fitreyi ayırırken veya verirken yapılabilir. Ancak fakire verirken bunun fitre olduğunu söylemek gerekmez.
Bir kimse fitresini eşine, usul ve füruuna yani anne veya babasına, çocuk ve torunlarına veremez.
Ebu Yûsuf ile İmam Şâfiî’ye göre fakir olan zimmîye de verilemez. Fetvaya esas olan görüş budur. Çünkü fitrenin amacı, bayram gününde yoksul müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak, onların bayram sevincine katılmalarını sağlamak ve rahat ibadet yapmalarına imkan hazırlamaktır. Zimmîlere fitre vermekle bu amaç gerçekleşmiş olmaz.
Bir kimse fitresini bir veya bir kaç fakire verebilir. Birden çok kimseler de fitrelerini bir kaç fakire veya tek fakire verebilirler. Fakat bir görüşe göre bir fitre, birden çok fakire dağıtılamaz. Çeşitli kimselere ait fitreler karıştırılarak da fakirlere dağıtılabilir. Bununla birlikte fitrelerin ayrı ayrı verilmesi tedbir bakımından daha uygundur.
Fakihler fitrenin bayram günü sabah vakti girdikten sonra ve namaz kılınmadan önce verilmesinin müstehap olduğu hususunda görüş birliği içindedir. Dayandıkları delil, İbn Ömer (r. anhümâ)’den rivayet edilen şu hadistir: “Hz. Peygamber fitrenin, insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir”173
Fitre yükümlünün bulunduğu yerdeki yoksullara verilmelidir. Başka yerlere gönderilmesi mekruhtur.
Fitre için hadis-i şeriflerde dört temel gıda maddesinin belirlenmiş olması, bu yardımlaşmanın her devir ve bölgede uygulanmasını kolaylaştırmıştır. Çünkü bundan maksat fakirin bir günlük ihtiyacını karşılamaktır. O da bu gıda maddeleriyle veya bunları satın alacak kadar bir kıymetle gerçekleşir. Eğer bunların yerine belli bir para tesbit edilseydi, bu derece gerçekçi bir sonuç ortaya çıkmazdı. Çünkü gıda maddelerinin fiyatları sık sık değiştiği için böyle bir meblağ ile fakirin bu miktarda gıda maddesi alması mümkün olmayabilir ve maksat gerçekleşmezdi.
Diğer yandan müslümanların zekâtına karşılık gayri müslimlerden aşağıdaki vergiler alınır:
a) Öşür: Ebu Hanîfe’ye göre, bir İslâm ülkesinde yaşayan zimmîlere ve pasaportlu harbîlerin nisap miktarına ulaşan ticaret mallarına öşür uygulanır. Bunun miktarı zimmîlerde yirmide bir, pasaportlu gayri müslim yabancı mallarında ise onda birdir. Bu uygulama misli ile muamele yani mütekabiliyet prensibine dayanır. Bu öşür, arazi mahsulünden alınan öşürle karıştırılmamalıdır.
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise, İslâm ülkesinde ticaret yapan zimmî ve harbîler arasında bir ayırım yapılmaksızın, bunlara onda bir (öşür) ticaret vergisi uygulanır. Bu ticaret yılda bir kaç defa tekrarlansa veya ellerinde nisap miktarı mal bulunmasa bile öşür vermeleri gerekir. Ancak Şâfiîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılardan öşür alınabilmesi için bunun önceden şart koşulması gerekir.
b) Zekâtın iki katı vergi uygulaması: Ebu Hanîfe, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre özellikle Beni Tağlib Araplarından olan hristiyanlardan zekâtın iki katı vergi alınır. Çünkü bu vergi cizyenin yerini tutmaktadır. Hz. Ömer böyle yapmıştır.174
Burada söz konusu olan vergi, temelde cizyedir. Sadece vergi konusu ve nispetleri bakımından zekât hükümleri çifte zekât oranında uygulanmaktadır.175
İslami Okul Okulların En Önemlisi