Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 61. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

HAC VE UM­RE

 

I- HAC­CIN MA­Hİ­YE­Tİ

Hac söz­lük­te; ta'zim edi­le­cek yer ve ma­kam­la­ra zi­ya­ret­te bu­lun­mak­tır. Hac şer'î bir te­rim ola­rak şöy­le ta­rif edi­lir: İba­det mak­sa­dıy­la Ara­fat'ta be­lir­li va­kit­te bir sü­re dur­mak­tan, da­ha son­ra Beytûllah'ı usûlüne gö­re zi­ya­ret et­mek­ten iba­ret olan ve İslâm'ın şart­la­rın­dan bi­ri­si­ni teş­kil eden mâli ve bedenî bir ibâdettir.

Zi­ya­ret edi­le­cek olan yer­ler; Kâ'be, Ara­fat ve çev­re­si­dir. Za­ma­nı ise hac ay­la­rı di­ye isim­len­di­ri­len; Şev­val, Zilkâde ve Zil­hic­ce ay­la­rı­dır. Hac'da her fi­il için özel za­man­lar var­dır. Ziyâret tavâfının, Kur­ban bay­ra­mı sa­ba­hın­dan, öm­rü­nün so­nu­na; Ara­fat'ta vak­fe­nin ise, are­fe gü­nü ze­val­den, Kur­ban bay­ra­mı sa­ba­hı şa­fak sö­kün­ce­ye ka­dar ya­pı­la­bil­me­si gi­bi. Di­ğer yan­dan bu bü­yük ziyârete hac ni­ye­tiy­le ve ih­ram­lı ola­rak yö­nel­mek de ge­rek­li­dir.

Mek­ke - i Mü­ker­re­me ve Me­di­ne - i Mü­nev­ve­re çev­re­sin­de be­lir­li bir ala­na “ Ha­re­meyn ( iki ha­ram böl­ge­si ) ” de­nir. Mek­ke ha­re­mi ve­ya Ha­rem - i Şe­rif ; Mek­ke'ye Me­di­ne yo­lun­dan üç mil; Ye­men yo­lun­dan ye­di mil; Tâif ve Ara­fat yo­lu üze­rin­de­ki Ne­mi­re va­di­sin­den ye­di mil; Ci'râne yo­lun­dan do­kuz mil; Cid­de üze­rin­den on mil uzak­lık­ta­ki ala­nın çev­re­le­di­ği böl­ge­yi içi­ne alır. Mek­ke ha­re­mi­nin sı­nır­la­rı­nı Cebrâil (a.s.), Hz. İbrâhim'e gös­ter­miş; Rasûlullah  (s.a.s. ) ay­nı sı­nır­la­rı ye­ni­le­miş; Hz. Ömer, Hz. Os­man ve Hz. Mu­a­vi­ye bu ni­ren­gi nok­ta­la­rı­nın gü­nü­mü­ze ulaş­ma­sın­da rol oy­na­mış­lar­dır. Bu­na gö­re Mek­ke ha­re­mi çok es­ki­le­re da­ya­nır. Ni­te­kim, Hz. Pey­gam­ber, Mek­ke fet­he­dil­di­ği za­man şöy­le bu­yur­muş­tur: “Bu­ra­sı Al­lah'ın gök­le­ri ve yer­le­ri ya­rat­tı­ğı gün­de ha­ram kıl­dı­ğı bir bel­de­dir. Bu­ra­sı kıyâmet gü­nü­ne ka­dar Al­lah'ın ha­ram kıl­ma­sıy­la ha­ram­dır. ”1

Mek­ke'de Kâ'be ve Mes­cid - i Harâm, ha­rem böl­ge­si­nin mer­ke­zi­ni oluş­tu­rur. Yer­yü­zün­de, in­san­la­rın ibâdet et­me­si için ilk in­şa edi­len mâbed Kâ'be-i Mu­az­za­ma'dır. Bu­na Beyt - i Harâm ve­ya Bey­tul­lah ( Al­lah'ın evi ) da de­nir.

Ayet - i ke­ri­me­ler­de şöy­le bu­yu­ru­lur : “ İn­san­lar için yer­yü­zün­de ku­ru­lan ilk ev Mek­ke'de bu­lu­nan mü­ba­rek ve âlemler için bir hi­da­yet kay­na­ğı olan Kâbe'dir. Ora­da apa­çık de­lil­ler var­dır. İb­ra­him'in ma­ka­mı var­dır. Kim ora­ya gi­rer­se em­ni­yet­te olur. Ora­ya git­me­ye gü­cü ye­ten her­ke­se, Al­lah için Kâbe'yi zi­ya­ret edip hac­cet­mek farz­dır.” 2 “İb­ra­him şöy­le de­di: Ey Rab­bim, Bu bel­de­yi em­ni­yet­li kıl.” 3  “Biz Kâbe'yi in­san­lar için bir top­lan­tı ve em­ni­yet ye­ri yap­tık ”4 “Biz on­la­rı, nez­di­miz­den bir rı­zık ola­rak, her­şe­yin ürün­le­ri­nin top­la­nıp ge­ti­ril­di­ği emin ve mu­kad­des bir ye­re yer­leş­tir­me­dik mi? 5 “ Çev­re­le­rin­de, in­san­lar ka­çı­rı­lıp zul­me­di­lir­ken, bi­zim Mek­ke'yi mu­kad­des ve emin bir bel­de yap­tı­ğı­mı­zı gör­me­di­ler mi ? ” 6

Hac ve­ya Um­re gi­bi bir mak­sat­la Mek­ke'ye gel­mek is­te­yen bir müs­lü­man mi­kat­ta ih­ra­ma gir­mek zo­run­da­dır. Bun­dan son­ra ih­ram ya­sak­la­rı baş­lar. Meselâ; eşiy­le cin­sel iliş­ki­de bu­lu­na­maz; av­la­na­maz; ha­rem­de­ki ye­şil ot ve bit­ki­le­ri ko­pa­ra­maz.

Ha­rem böl­ge­si­nin dış çev­re sı­nır­la­rı ile ih­ra­ma gir­me yer­le­ri olan mi­kat­lar ara­sın­da ka­lan ala­na da  “Hıll böl­ge­si ”  de­nir.

Me­di­ne şeh­ri­nin çev­re­sin­de de ha­rem böl­ge­si var­dır. Bu böl­ge şeh­rin gü­ney ve ku­ze­yin­de Air ( ayr ) da­ğı ile Sevr da­ğı ara­sın­da­ki alan­la, do­ğu ve ba­tı­da­ki ka­ra taş­lık ala­nı içi­ne alır. Hz. Pey­gam­ber'in “Medîne Ayr'dan Sevr'e ka­dar ha­rem­dir” ha­di­si ile “Rasûlullah ( s.a.s. ) Me­di­ne'nin do­ğu ve ba­tı­sın­da­ki ka­ra taş­lık ara­sın­da­ki alan­la­rı ha­ram kıl­dı ” ha­di­si bu­nun de­lil­le­ri­dir.7 Hz. Pey­gam­ber'in be­lir­le­di­ği bu Me­di­ne ha­rem böl­ge­si on iki mil ka­dar­dır. Bu böl­ge­nin mer­ke­zi Mes­cid - i Ne­be­vi'dir.

Me­di­ne ha­rem böl­ge­si de kut­sal bir böl­ge sa­yıl­dı­ğı için bu­ra­da ya­pı­lan ibâdetler Mek­ke ha­riç baş­ka yer­de ya­pı­lan­lar­dan da­ha fa­zi­let­li­dir.

Hac bü­yük mas­raf ve zor­luk­lar­la ya­pı­lan bir ibâdet ol­du­ğu için fa­zi­le­ti de o de­re­ce bü­yük­tür. Ha­dis -i şe­rif­ler­de şöy­le bu­yu­ru­lur:

Ebû Hu­rey­re'den ( Ö. 58/ 677 ) şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Al­lah el­çi­si­ne han­gi ame­lin da­ha fa­zi­let­li ol­du­ğu so­ru­lun­ca şöy­le bu­yur­du: ‘Al­lah'a ve Rasûlüne iman; Son­ra han­gi­si ? de­nil­di: ‘Al­lah yo­lun­da ci­had ’ bu­yur­du. Son­ra han­gi­si so­ru­su­na ise, ‘ mebrûr hac ' ce­va­bı­nı ver­di. ”8 “ Um­re, ikin­ci bir um­re­ye ka­dar olan gü­nah­la­ra keffârettir. Meb­rur hac­cın kar­şı­lı­ğı ise an­cak cen­net­tir.” 9  Mebrûr hac,; ken­di­si­ne hiç­bir gü­nah ka­rış­ma­yan, ek­sik­siz ola­rak ifa e­di­len mak­bul hac an­la­mı­na ge­lir.

eş- Şevkânî ( Ö. 1255/ 1839 ) amel­le­rin fa­zi­le­ti ile il­gi­li bir­bi­rin­den fark­lı olan ha­dis­le­ri, Hz. Pey­gam­ber'e so­ru so­ran mu­ha­ta­bın du­ru­mu­na gö­re ve­ril­miş ce­vap­lar ola­rak de­ğer­len­di­rir. 10 İmam Mâlik'e ( Ö. 179/ 795 ) gö­re, farz hattâ nâfile hac düş­man kor­ku­su ol­ma­dık­ça ci­had­dan da­ha üs­tün­dür. An­cak düş­man kor­ku­su olur­sa, ci­had, nâfile hac­dan ön­de ge­lir 11

Hac ve um­re ile, her yıl Kâbe'nin ih­ya­sı ger­çek­le­şir. Um­re'yi bir yı­lın ve­ya öm­rün her­han­gi bir gü­nün­de ifa im­ka­nı var­dır. Um­re, be­lir­li gün­ler­de ya­pı­la­bi­len hac ibâdetinden da­ha ko­lay­dır. Hac kü­çük gü­nah­la­ra keffâret olur ve ru­hu ma'si­yet kir­le­rin­den te­miz­ler. Hattâ ba­zı Ha­ne­fi bil­gin­le­ri­ne gö­re, bü­yük gü­nah­la­rı da , ör­ter. Mebrûr hac ya­pa­nın cen­ne­te gi­re­ce­ği­ni bil­di­ren ha­dis­le, yi­ne Hz. Pey­gam­ber'in şu ha­dis­le­ri bu ko­nu­da önem­li de­lil­dir. “Kim hac ya­par, bu es­na­da cinsî te­mas­tan ko­ru­nur, çir­kin söz ve dav­ra­nış­lar­dan uzak du­rur­sa, an­ne­sin­den doğ­du­ğu gün­de­ki gi­bi gü­nah­la­rın­dan kur­tu­lur.” 12

“Hac ve um­re ya­pan­lar Al­lah'ın mi­sa­fir­le­ri­dir. O'ndan bir­şey is­ter­ler­se, on­la­ra ce­vap ve­rir. Af is­ter­ler­se on­la­rı af­fe­der” 13

Kâdî Iyâz ( Ö.544/ 1149 ) şöy­le de­miş­tir : Eh­li sün­net, hac­cın bü­yük günâhlara, an­cak tev­be edi­lir­se keffâret ola­ca­ğı ko­nu­sun­da gö­rüş bir­li­ği için­de­dir. Na­maz ve zekât gi­bi Al­lah'a âit ve­ya pa­ra bor­cu gi­bi ku­la âit bir bor­cun düş­tü­ğü­nü söy­le­yen bil­gin yok­tur. Kul hak­la­rı zim­met­te de­vam eder. Al­la­hu Teâlâ kı­ya­met gü­nü hak sa­hip­le­ri­ni, hak­la­rı­nı al­mak üze­re top­lar. An­cak yü­ce ya­ra­tı­cı­nın bu ala­cak­lı­la­ra ve­re­ce­ği bir­ta­kım ni­met­ler­le on­la­rı ra­zı et­me­si ve bir ik­ram ol­mak üze­re borç­lu­la­ra müsâmaha gös­ter­me­si de müm­kün­dür.14

Hac iba­de­ti, dün­ya­nın çe­şit­li yö­re­le­rin­den, renk, dil ve ül­ke ayı­rı­mı gö­ze­til­mek­si­zin, mil­yon­lar­ca müs­lü­ma­nı bir ara­ya ge­ti­rir. Ta­nı­şıp, gö­rüş­me­le­ri­ne, eko­no­mik ba­kım­dan bü­tün­leş­me­le­ri­ne, düş­man­la­rı kar­şı­sın­da tek saf hâlinde yar­dım­laş­ma­la­rı­na ze­min ha­zır­lar. Böy­le­ce, şu âyetlerdeki mânâ te­cel­li eder: “İn­san­la­rı hac­ca dâvet et ki, ge­rek ya­ya ola­rak ve ge­rek­se uzak yol­lar­dan ge­len çe­şit­li va­sı­ta­lar­la sa­na var­sın­lar. Böy­le­ce on­lar dünyevî ve uhrevî men­fa­at­le­ri­ni gör­sün­ler ve bel­li gün­ler­de, Al­lah'ın ken­di­le­ri­ne rı­zık ola­rak ver­di­ği hay­van­la­rı kur­ban eder­ken, Al­lah'ın adı­nı an­sın­lar. Siz de on­lar­dan ye­yin, yok­su­la ve fa­ki­re ye­di­rin.” 15

Hac, dün­ya­nın çe­şit­li böl­ge­le­rin­de ya­şa­yan mü'min­ler ara­sın­da­ki kar­deş­lik bağ­la­rı­nı güç­len­di­rir. İn­san­lar, ger­çek­ten eşit ol­duk­la­rı­nı bir­lik­te ya­şa­ya­rak gös­te­rir­ler. Arap olan­la ol­ma­ya­nın, be­yaz­la si­ya­hın takvâ dı­şın­da bir üs­tün­lü­ğü­nün bu­lun­ma­dı­ğı inan­cı vic­dan­la­ra yer­le­şir.