Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 67. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

VII- İH­RA­MA GİR­ME YER­LE­Rİ ( Mi­kat­lar )

 

Mîkat, ihrâma gir­me ye­ri ve za­ma­nı de­mek­tir. Ço­ğu­lu mevâkît'tir. Bir te­rim ola­rak; Mek­ke çev­re­sin­de, çe­şit­li böl­ge ve ül­ke­ler­den hac­ca ge­len­le­rin ihrâma gi­re­cek­le­ri özel yer­le­ri ifa­de eder. Bir kim­se­nin, hac ve­ya um­re için, mîkatları ih­ram­sız geç­me­si câiz ol­maz. Ak­si hal­de kur­ban ve­ya mi­kat ye­ri­ne dön­mek ge­re­kir. An­cak mîkat ye­rin­den ön­ce ihrâma gir­mek it­ti­fak­la câizdir. Hattâ Ha­ne­fi­le­re gö­re, bir sa­kın­ca doğ­ma­ya­cak­sa ihrâmı öne al­mak da­ha fa­zi­let­li­dir. “Hac ve um­re­yi Al­lah için ta­mam­la­yı­nız” 47 âyetinde bu­na delâlet var­dır. Mîkatları bek­le­mek­si­zin, ai­le­si­nin bu­lun­du­ğu yer­den ihrâma gir­mek hac ve um­re­yi ek­sik­siz ta­mam­la­mak de­mek­tir. Hz. Ali ( Ö. 40/ 660 ) ve Ab­dul­lah b. Mes'ud'un ( Ö. 32/652 ) gö­rü­şü bu­dur. Çün­kü bun­da da­ha çok me­şak­kat ve da­ha bü­yük ta'zim var­dır.

İhrâma gir­me yer­le­ri, Mek­ke'de, Mek­ke ( ha­rem  ) ile mi­kat­lar ara­sın­da (hıll böl­ge­si ) ve­ya mîkatların dı­şın­da ka­lan böl­ge­ler­de (âfâkî ) otu­ran­la­ra gö­re de­ği­şik­lik gös­te­rir. 48

 

   A - İka­met Edi­len Ye­re Gö­re Mîkatler :

1 ) Mek­ke'de otu­ran­lar: Bun­la­rın hac için ihrâma gir­me ye­ri yi­ne Mek­ke'dir. Hz. Pey­gam­ber ashâb -ı kirâma hac için ihrâma, Mek­ke'nin için­den gir­me­le­ri­ni emir bu­yur­muş­tur.49  Mek­ke dı­şın­da, hârem dâhilinde evi olan­lar da böy­le­dir. Mek­ke­li­le­rin um­re için mîkat ye­ri ise, di­le­di­ği her­han­gi bir yer­den, hıll'in hârem böl­ge­si­ne en ya­kın olan ye­ri­dir. An­cak um­re­de ihrâma gir­mek için hıll'in en fa­zi­let­li ye­ri Ha­ne­fi ve Hanbelîlere gö­re “Ten'im ”, son­ra “ Ci'râne ”, son­ra “Hu­dey­bi­ye” dir. Rasûlullah (s.a.s.) Ab­dur­rah­man b. Ebi Bekr'e Hz. Ai­şe'ye Ten'im'de ihrâma gi­re­rek um­re yap­tır­ma­sı­nı emir bu­yur­muş­tur. 50

2 ) Hıll'de otu­ran­lar: Ha­rem böl­ge­siy­le, beş mi­kat ye­ri­nin çev­re­le­di­ği alan ara­sın­da­ki böl­ge­ye “ hıll ” de­nir. Hıll'de otu­ran­la­rın hac ve­ya um­re için ihrâma gir­me ye­ri ( mi­kat ), ai­le­le­ri­nin bu­lun­du­ğu yer ve­ya bu yer­le ha­rem ara­sın­da ka­lan, hıll'den di­le­di­ği her­han­gi bir yer­dir. Hac ve um­re­yi ta­mam­la­ma­yı em­re­den âyetle51 Hz. Ali ve İbn Mes'ud'un gö­rü­şü bu­na de­lil­dir. Hanefîler, bu gö­rü­şü be­nim­se­miş­tir: İmam Mâlik'e gö­re, bun­la­rın mi­kat ye­ri, ken­di ev­le­ri­dir.

3 ) Mi­kat­la­rın çev­re­le­di­ği alan dı­şın­da otu­ran­lar (âfâkî) : Ara­bis­tan'da mi­kat­lar dı­şın­da otu­ran­lar­la, dış ül­ke­ler­den hac ve­ya um­re ni­ye­tiy­le Hi­caz'a gi­den­ler için gel­di­ği böl­ge ve­ya ül­ke­ye gö­re ihrâma gir­me yer­le­ri ( mi­kat ) be­lir­len­miş­tir. İbn Abbâs ( r.a.)'tan şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir. “Nebî (s.a.s.), Me­di­ne­li­ler için Zül­hu­ley­fe'yi, Şam­lı­lar için el - Cuh­fe'yi, Ne­cid­li­ler için Kar­nü'l - Menâzil'i ve Ye­men­li­ler için Ye­lem­lem'i mi­kat ola­rak be­lir­le­di. Bun­lar, be­lir­ti­len böl­ge ve­ya ül­ke ta­ra­fın­dan ge­len di­ğer bel­de yol­cu­la­rı için de mi­kat ye­ri­dir. 52 ” Câbir (r.a )'den merfû ola­rak rivâyet edi­len Müs­lim ha­di­sin­de bun­la­ra, Irak­lı­lar için Zât -ı Irk ilâve edil­miş­tir. 53

 

   B - Ge­li­nen Ül­ke­le­re Gö­re Mi­kat­lar:

1) Tür­ki­ye, Su­ri­ye, Mı­sır, Mağ­rib ve Av­ru­pa ta­ra­fın­dan de­niz yo­luy­la ge­len­le­rin mi­ka­tı Cuh­fe ( Râbiğ )'dir. Cuh­fe ile Mek­ke ara­sı yak­la­şık 187 km.dir.

2 ) Me­di­ne'den ge­len­le­rin mîkatı Zül­hu­ley­fe ( Âbâr -ı Alî ) olup, Mek­ke'ye yak­la­şık 464 km.dir. En uzak mîkat ye­ri bu­ra­sı­dır.

3 ) Irak, İran ve di­ğer do­ğu ül­ke­le­rin­den ge­len­le­rin mîkatı Zât -ı Irk'tır. Bu yer Mek­ke'ye yak­la­şık 94 km. dir.

4 ) Ku­veyt ve Ne­cid yö­nün­den ge­len­le­rin mi­ka­tı bu­gün es - Seyl de­ni­len Kar­nü'l - Menâzil'dir.

5 ) Ye­men'den ge­len­le­rin mi­ka­tı Mek­ke'nin gü­ne­yin­de bu­lu­nan Ye­lem­lem olup, Mek­ke'ye 54 km. dir.

İhrâma gir­me yer­le­ri­ni Hz. Pey­gam­ber tâyin et­ti­ği için Hac, um­re, ti­ca­ret ve­ya baş­ka bir amaç­la ge­len her müs­lü­ma­nın bu­ra­lar­da ve­ya da­ha ön­ce ihrâma gir­miş ol­ma­sı lâzımdır. Eğer yol, bu nok­ta­lar­dan geç­mi­yor­sa bu­ra­la­rın hi­za­la­rın­dan ih­ra­ma gi­ri­lir. Me­di­ne'ye ge­len­ler, hac için Mek­ke'ye doğ­ru yo­la çı­kın­ca Zül­hu­ley­fe'de bu­gün Abârı - ı Alî de­ni­len yer­de ihrâma gi­rer­ler.

Mi­kat­lar­dan içe­ri­de bu­lu­nan kim­se­ler, ihrâmsız Mek­ke'ye gi­re­bi­lir­ler. Fa­kat hac ve­ya um­re için, bu­lun­duk­la­rı yer­den ih­ra­ma gi­rer­ler. Mi­kat için­de, fa­kat Mek­ke dı­şın­da bu­lu­nan­lar, bu­lun­duk­la­rı yer­de; Mek­ke'nin için­de otu­ran­lar ise, kal­dık­la­rı ev­de ih­ra­ma gi­rer­ler.

Dı­şa­rı­dan hac ve­ya um­re için ge­len kim­se mi­ka­tı ihrâmsız ge­çer­se ya bir kur­ban ke­ser ve­ya ge­ri dö­nüp mi­kat ye­rin­de ihrâma gi­rer. Mek­ke'ye gir­me ni­ye­ti ol­mak­sı­zın mi­ka­tı ih­ram­sız ge­çe­ne bir­şey lâzım gel­mez.

 

C - İh­ram :

Hac dı­şın­da ya­pıl­ma­sı mü­bah olan ba­zı şey­le­ri ken­di­si­ne ha­ram kıl­mak de­mek­tir. Hanefîlere gö­re, ihrâm hac­cın rük­nü de­ğil şar­tı­dır. Bu da ni­yet ve tel­bi­ye ile ger­çek­le­şir. Hac ve­ya um­re­ye ya­hut her iki­si­ne ni­yet et­mek ve Al­lah için tel­bi­ye ge­ti­re­rek ihrâma gir­mek­le hac ibâdeti baş­la­mış olur.

 

D -İhrâma Gi­rer­ken Sün­net ve­ya Müs­te­hap Olan Fi­il­ler:

 

   1) Ab­dest ve­ya boy ab­des­ti al­mak:

Te­miz­len­mek için ab­dest ve­ya boy ab­des­ti alı­nır. Hz. Pey­gam­ber ihrâm için boy ab­des­ti al­mış­tır.54 Bu, te­miz­len­mek için olup, tahâret (ab­dest­li­lik) için de­ğil­dir. Bu yüz­den, ha­yız­lı ve ni­fas­lı ka­dın­lar da bu­nu ya­par­lar. İbn Abbâs'ın merfû ola­rak nak­let­ti­ği bir ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Ni­fas­lı ve ha­yız­lı ka­dın­lar boy ab­des­ti alır, ihrârama gi­rer, Bey­tul­lah'ı tavâf dı­şın­da, hac­cın bü­tün menâsikini ifâ eder­ler”55 Di­ğer yan­dan Hz. Pey­gam­ber (s.a.s.), Esmâ bin­ti Umeys'e ni­fas­lı (lo­hu­sa) iken, boy ab­des­ti al­ma­sı­nı emir bu­yur­muş­tur.56

İhrâma gi­re­cek kim­se­nin tır­nak­la­rı­nı kes­me­si, tı­raş olup, bı­yık­la­rı­nı kı­salt­ma­sı, kol­tuk alt­la­rı­nı ve edep ye­ri­ni tı­raş et­me­si müs­te­hap­tır.

2) Er­kek­ler, di­kiş­li el­bi­se­le­ri­ni çı­ka­rır ve bi­ri­siy­le gö­bek­ten aşa­ğı­sı­nı ört­mek, di­ğe­ri­ni omu­zu­na al­mak üze­re iki te­miz ve ye­ni peş­te­ma­la bü­rü­nür­ler. Ba­şı açık, ayak­la­rı çıp­lak olup, ter­lik ve­ya na­lin gi­ye­bi­lir­ler. Ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Siz­den bi­ri­niz, bir izâr (alt peş­te­mal) bir ridâ (üst peş­te­mal) ve iki na­lın­la ihrâma gir­sin. Na­lin bu­la­maz­sa, mest giy­sin, mest­le­rin to­puk­la­rın­dan aşa­ğı­sı­nı ayır­sın”57 İbn Abbâs rivâyetinde “to­puk­lar­dan aşa­ğı­sı­nı ayır­ma”58 ifa­de­si yok­tur.

İhrâma gi­ren ka­dın­lar, el­bi­se­le­ri­ni çı­kar­maz­lar, baş­la­rı­nı ve ayak­la­rı­nı açık bu­lun­dur­maz­lar. Yal­nız yüz­le­ri açık bu­lu­nur, tel­bi­ye eder­ken ses­le­ri­ni yük­selt­mez­ler.

3) Ço­ğun­lu­ğa gö­re, ihrâmdan ön­ce be­de­ni­ni ko­ku­la­mak câizdir. Hanefî ve Hanbelîlere gö­re, el­bi­se­yi ko­ku­la­mak câiz de­ğil­dir. Şâfiîler el­bi­se ko­nu­sun­da da ak­si gö­rüş­te­dir. De­lil, Hz. Âişe'den nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Ben Nebî (s.a.s)'i, ihrâma gi­rer­ken bu­la­bil­di­ğim en gü­zel ko­ku ile ko­ku­lu­yor­dum”59 Bu­na gö­re, ko­ku­nun ese­ri­nin ihrâmdan son­ra de­vam et­me­sin­de bir sa­kın­ca yok­tur. An­cak ar­tık ihrâm sü­re­sin­ce ye­ni­den ko­ku­lan­mak, hattâ ko­ku­lu sa­bun kul­lan­mak câiz gö­rül­me­miş­tir.

 

   4) İhrâm na­ma­zı.

Boy ab­des­ti ve­ya ab­dest alın­dık­tan ve ih­ram­dan ön­ce, it­ti­fak­la iki rek'at ih­ram na­ma­zı kı­lı­nır. De­lil şu ha­dis­tir: “Nebî (s.a.s.), Zül­hu­ley­fe'de iki rekât na­maz kıl­dı, son­ra ihrâma gir­di”60 Bu na­ma­zın bi­rin­ci rekâtında Kâfirûn, ikin­ci rekâtında ise ihlâs sûresini oku­mak  sün­net­tir. Mâlikî ve Hanbelîlere gö­re, ihrâma farz na­ma­zın ar­ka­sın­dan gi­ri­lir. Çün­kü İbn Abbâs (r.a.)'tan, Rasûlulah'ın böy­le yap­tı­ğı nak­le­dil­miş­tir.

 

5) Tel­bi­ye.

Hanefîlere gö­re, ihrâm na­ma­zın­dan son­ra tel­bi­ye ge­ti­ri­lir. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber böy­le yap­mış­tır. Ef­dal olan da bu­dur. Va­sı­ta­ya bin­dik­ten son­ra tel­bi­ye ge­ti­rip, son­ra ni­yet ede­bi­lir.61

Tel­bi­ye şu­dur:62

 

   An­la­mı: “Al­la­hım! hiç­bir or­ta­ğın yok­tur. Da­ve­ti­ne uyup gel­dim. Şüp­he­siz, hamd, ni­met ve mülk sa­na ait­tir, Sen'in hiç­bir or­ta­ğın yok­tur.”

Ha­ne­fi­le­re gö­re bir kim­se mi­kat­ta ni­yet ede­rek tel­bi­ye ge­ti­rin­ce ihrâma gir­miş olur. Tel­bi­ye, yol­da, iniş çı­kış­lar­da, yol ar­ka­daş­la­rıy­la kar­şı­laş­ma­lar­da na­maz­la­rın ar­dın­dan tek­rar­la­nır ve za­man za­man ses yük­sel­ti­lir. Tel­bi­ye, Mâlikiler dı­şın­da ço­ğun­lu­ğa gö­re, kur­ban bay­ra­mı gü­nü Aka­be cem­re­si­ne ilk ta­şın atıl­ma­sıy­la ke­si­lir. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber böy­le yap­mış­tır. 63 An­cak, taş­la­ma­dan ön­ce traş olu­nur­sa, tel­bi­ye ke­si­lir. Um­re ya­pan ise tavâfa baş­la­mak­la tel­bi­ye­yi ke­ser.