Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 69. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

>IX- HAC Fİ­İL­LE­Rİ­NİN HÜ­KÜM­LE­Rİ

 

Hac sü­re­sin­ce ya­pı­lan, farz, vâcip ve­ya sün­net ni­te­li­ğin­de­ki hac­cın fi­il­le­ri­ne “ Menâsik ” de­nir. Bu menâsikten farz olan­la­ra rü­kün adı ve­ri­lir.

 

   A - Hac­cın Rü­kün­le­ri : 

Ha­ne­fi­le­re gö­re hac­cın rü­kün­le­ri iki­dir. Ara­fat'ta vak­fe yap­mak ve zi­ya­ret ( ifâda ) tavâfını ifâ et­mek. Bu rü­kün­ler­den bi­ri­si ek­sik ka­lır­sa hac bâtıl olur. Rü­kün ve­ya farz ke­sin de­lil­le; vâcib ise zannî bir de­lil­le sâbit olan hü­küm­dür. Vâcibi bir özür­den do­la­yı ter­ke­de­ne bir­şey ge­rek­mez. An­cak özür­süz ter­ke­di­lir­se kur­ban ce­za­sı ge­rek­li olur.

 

   1) Vak­fe

Ara­fe gü­nü, gü­ne­şin zevâlinden, kur­ban bay­ra­mı­nın bi­rin­ci gü­nü şa­fak sö­kün­ce­ye ka­dar, Ara­fat'ta kı­sa bir sü­re de ol­sa, dur­ma­nın, hac­cın aslî bir rük­nü ol­du­ğun­da, İslâm bil­gin­le­ri gö­rüş bir­li­ği için­de­dir. Ha­dis­te;  “Hac Ara­fat'tır.” 68  bu­yu­ru­lur. Bu yüz­den, vak­fe ya­pa­ma­yan kim­se, hac­cı ka­çır­mış olur ve er­te­si yıl ye­ni­den hac ya­par. Bu­gün be­lir­li sı­nır­lar­la çev­re­le­nen Ara­fat'ın her ye­ri vak­fe ye­ri­dir. Ha­dis­te “Ara­fat'ın ta­ma­mı vak­fe ye­ri­dir.” 69 bu­yu­rul­muş, an­cak Ure­ne va­di­si, Şey­tan va­di­si ola­rak ni­te­len­di­ri­le­rek, vak­fe ye­ri dı­şın­da tu­tul­muş­tur. 70

Ara­fat'ın Ce­be­lü'r -rah­me de­ni­len ye­rin­de vak­fe yap­mak da­ha fa­zi­let­li­dir. Ha­ne­fi, Ma­li­ki ve Han­be­li­le­re gö­re, Ara­fat'ta ge­ce ile gün­dü­zün ara­sı­nı bir­leş­tir­mek için gü­neş ba­tın­ca­ya ka­dar kal­mak vâciptir. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ) böy­le yap­mış ve “Hac ile il­gi­li ibâdetlerinizi ben­den alı­nız ” 71 bu­yur­muş­tur.

Bu yüz­den, gü­ne­şin gurûbundan ön­ce Ara­fat'tan ay­rı­la­na kur­ban ce­za­sı ge­re­kir. Şâfiîler gurûba ka­dar ka­lı­şı sün­net ka­bul eder­ler.

İslâm bil­gin­le­ri ara­sın­da, vak­fe için ab­dest, setr -i av­ret, kıb­le­ye dön­me ve ni­ye­tin şart ol­ma­dı­ğı ko­nu­sun­da her­han­gi bir gö­rüş ay­rı­lı­ğı yok­tur. Bu du­ru­ma gö­re, ab­dest­siz, cü­nüp, ha­yız­lı ve­ya ni­fas­lı kim­se­nin ya­pa­ca­ğı vak­fe de ge­çer­li­dir. Çün­kü Hz. Ai­şe, Rasûlullah (s.a.s. )'ın em­riy­le, ha­yız­lı iken vak­fe yap­mış­tır. 72

 

   2) Tavâf

Tavâf, söz­lük­te; zi­ya­ret et­mek, bir­şe­yin et­ra­fın­da do­laş­mak de­mek­tir. Bir te­rim ola­rak; Kâbe -i Mu­az­za­ma'nın et­ra­fın­da ye­di de­fa do­laş­mak, an­la­mı­na ge­lir. Tavâfa, Kâbe'nin Ha­ce­rü'l -es­ved kö­şe­sin­den Kâbe so­la alı­na­rak baş­la­nır. Ge­rek tavâfa baş­lar­ken ve ge­rek tavâf sı­ra­sın­da Ha­ce­rü'l - es­ved'in önü­ne gel­dik­çe, ona doğ­ru dö­nü­lür, na­maz­da du­rur gi­bi tek­bir ve teh­lil ile kut­sal ta­şa müm­kün­se el­ler sü­rü­lür ve­ya öpü­lür. Bu müm­kün ol­maz­sa kar­şı­dan el­le selâmlanır. Bu­na “ istilâm ” adı ve­ri­lir. Tavâfta her do­lan­ma­ya “şavt ” de­nir.

Hac­da üç çe­şit tavâf söz­ko­nu­su olur. Kudûm, Zi­ya­ret ( ifâda ) ve Vedâ (Sa­der ) tavâfı. Bu­nun dı­şın­da ya­pı­lan faz­la tavâflar nâfiledir.

a) Kudûm tavâfı : Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, Ara­fat'ta vak­fe­den ön­ce Mek­ke'ye gi­ren ha­cı­lar için kudûm tavâfı sün­net­tir. İfrâd ve­ya kı­ran hac­cı ara­sın­da fark yok­tur. Mek­ke'li­ler ve mi­kat böl­ge­si için­de otu­ran­lar kudûm tavâfı yap­maz­lar. Yi­ne mi­kat­lar dı­şın­dan ( âfâkî ) gel­se de um­re ve te­met­tu' hac­cı ya­pan­la­rın da bu tavâfı yap­ma zo­run­lu­lu­ğu yok­tur.

b) Ziyâret tavâfı (ifâda) : Bu tavâfın bir rü­kün ol­du­ğun­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Hac, bu ol­mak­sı­zın ta­mam­lan­maz. Ayet­te; “Son­ra kir­le­ri­ni gi­der­sin­ler, adak­la­rı­nı ye­ri­ne ge­tir­sin­ler ve o Beyt -i Atik'i (Kâbe) tavâf et­sin­ler” 73  bu­yu­ru­lur.

Zi­ya­ret ta­va­fı­nın şart ve­ya va­cip­le­ri beş ta­ne­dir:

1. Ta­vaf ni­ye­ti ,

2. Gücü ye­te­nin yü­rü­ye­rek ta­vaf et­me­si ,

3.  Mes­cid -i Hâram için­de, Bey­tul­lah'ın çev­re­sin­de ya­pıl­ma­sı,

4. Tavâfın za­ma­nı, Kur­ban bay­ra­mı­nın bi­rin­ci gü­nü şa­fak sök­tü­ğü za­man baş­lar ve ömür bo­yu de­vam eder. An­cak bu tavâf bay­ram gün­le­rin­den, son­ra­ya ka­lır­sa bir ce­za kur­ba­nı ge­re­kir.

5. Bu tavâfın ilk dört şav­tı farz, ge­ri ka­lan üç şav­tı sün­net­tir.

Tavâf bir çe­şit na­maz­dır. Ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur :

“Tavâf Al­la­hu Teâlâ'nın ken­di­sin­de ya­ni, tavâf ya­par­ken ko­nuş­ma­yı mü­bah kıl­dı­ğı bir na­maz­dır.” 74

c) Vedâ tavâfı (Sa­der) : Hac sı­ra­sın­da Mi­na'dan Mek­ke'ye inil­di­ği va­kit ya­pı­lan tavâftır. Bu tavâf, Mâlikilere gö­re men­dup, di­ğer mez­hep­le­re gö­re ise vâciptir. Mek­ke ve çev­re­sin­de otu­ran­lar için vedâ tavâfı ge­rek­li de­ğil­dir. Bu­nun­la hac ibâdetleri son bul­muş olur. Ha­cı­lar Kâbe-yi Mu­az­za­ma'ya vedâ ede­rek ül­ke­le­ri­ne dön­mek üze­re bu­lu­nur­lar. 75

Mâlikî ve Han­be­li­le­re gö­re, hac­cın rü­kün­le­ri; İh­ram, Safâ ile Mer­ve ara­sın­da ye­di şavt'lık sa'y, Ara­fat'ta vak­fe ve ziyâret tavâfı ol­mak üze­re dört ta­ne­dir. Şâfîîler bu dört rük­ne, saç­la­rın traş edil­me­si­ni ve­ya kı­sal­tıl­ma­sı­nı ilâve eder­ler. 76

Bun­la­rın dı­şın­da tavâf çe­şi­di ola­rak nâfile ve um­re tavâfı söz­ko­nu­su­dur. Nâfile (ta­tav­vu ) tavâf, Mek­ke'ye dış bel­de ve ül­ke­ler­den ge­len­ler için nâfile na­maz kıl­mak­tan da­ha fa­zi­let­li­dir. Um­re tavâfının dört şav­tı, um­re­nin  rü­kün­le­rin­den olup, um­re­de kudûm ve­ya vedâ tavâfı bu­lun­maz.

 

   B - Hac­cın Vâcipleri

Ha­ne­fi­le­re gö­re, hac­da, ken­di ba­şı­na vâcib olan beş ibâdet var­dır. Sa'y, Müz­de­li­fe vak­fe­si, şey­tan taş­la­ma, traş ve­ya saç­la­rı kı­salt­ma ve vedâ tavâfı. Bun­lar­dan baş­ka, hac­cın rü­kün, farz ve­ya şart­la­rı­nı ta­mam­la­yı­cı ni­te­lik­te ol­mak üze­re on ta­ne da­ha vâcib var­dır. Bun­la­rı kı­sa­ca açık­la­ya­ca­ğız .

1) Sa'y : Safâ ile Mer­ve ara­sın­da ye­di şavt­lık sa'yı ( hız­lı yü­rü­yüş ) yap­mak, Ha­ne­fi­le­re gö­re vâcib, di­ğer mez­hep­le­re gö­re bir rü­kün­dür. Kur'an' da şöy­le bu­yu­ru­lur: “Şüp­he­siz ki, Safâ ile Mer­ve Al­lah'ın alâmet-lerindendir. Kim hac için Kâbe'yi ziyâret eder ve­ya um­re ya­par­sa, Sa­fa ile Mer­ve'yi tavâf et­me­sin­de bir sa­kın­ca yok­tur.”77 Hz. Pey­gam­ber şö­ye bu­yu­rur : “Şüp­he­siz Al­lah si­ze sa'yı farz kıl­dı; si­ze sa'y farz kı­lın­dı, sa'y ya­pı­nız.”78 Sa'yın tavâftan son­ra ya­pıl­ma­sı, Safâ'da baş­la­yıp Mer­ve'de bi­ti­ril­me­si ve ye­di şavt ha­lin­de Safâ ile Mer­ve ara­sın­da­ki me­sa­fe­yi tam ola­rak kap­sa­ma­sı ge­rek­li­dir.79

2) Müz­de­li­fe'de vak­fe : Bay­ram ak­şa­mı şa­fa­ğın sök­me­siy­le gü­ne­şin doğ­ma­sı ara­sın­da Müz­de­li­fe'de bir an da ol­sa bu­lun­mak va­cib, ge­ce­yi ora­da ge­çir­mek sün­net, Meş'ar-i Ha­ram de­nen Ku­zah Da­ğı'na git­mek ise müs­te­hap­tır. Ayet­te şöy­le bu­yu­ru­lur : “Ara­fat'tan sel gi­bi akıp iner­ken Meş'ar -i Ha­ram'da Al­lah'ı zik­re­din.” 80 Ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur : “Kim bi­zim şu sa­bah na­ma­zı­mız­da ha­zır bu­lu­nur, biz ay­rı­lın­ca­ya ka­dar bi­zim­le bir­lik­te vak­fe ya­par ve da­ha ön­ce ge­ce ve­ya gün­düz Ara­fat vak­fe­si­ni de yap­mış olur­sa, onun hac­cı ta­mam olur ” 81 Müz­de­li­fe vak­fe­si bir özür se­be­biy­le ter­ke­di­lir­se bir­şey lâzım gel­mez. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber bu vak­fe­yi ya­pa­ma­yan za­yıf kim­se­le­re keffâreti em­ret­me­miş­tir. Özür­süz terk ise kur­ban ce­za­sı­nı ge­rek­ti­rir. 82

3) Mi­na'da şey­tan taş­la­mak: Bu­na “rem­yu'l- cemerât” de­nir. Câbir (r.a. ) şöy­le de­miş­tir: “Rasûlullah (s.a.s.)'i, kur­ban bay­ra­mı gü­nün­de, bi­ni­ti üze­rin­de şey­tan taş­lar­ken ( cem­re­le­re taş atar­ken ) gör­düm. O, şöy­le di­yor­du: “Hac menâsikini ( ibâdetini ) ben­den alı­nız. Ben bu hac­cım­dan son­ra hac ya­pıp ya­pa­ma­ya­ca­ğı­mı bil­mi­yo­rum”83 Mi­na'da üç ay­rı yer­de bu­lu­nan ve kü­çük, or­ta ve bü­yük (aka­be ) cem­re­si adı ve­ri­len taş yı­ğın­la­rı­na, kur­ban bay­ra­mı gün­le­rin­de “Bismillâhi Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek ye­di­şer ta­ne kü­çük taş atı­lır. Bu, Hz. İb­ra­him, eşi Ha­cer ve oğ­lu İs­ma­il'in o yö­re­de şey­tan taş­la­ma­sı­nın bir sem­bo­lü­dür. Şey­tan o sı­ra­da on­la­ra İs­ma­il'in kur­ban edil­me­me­si için ves­ve­se ver­me­ye ça­lı­şı­yor­du. 84

4) Tı­raş ol­mak ve­ya saç­la­rı kı­salt­mak (halk ve­ya taksîr): Mi­na'da taş­la­rı at­tık­tan son­ra, te­met­tu' hac­cı ya­pa­nın kur­ban kes­me­si, da­ha son­ra da Mek­ke Ha­re­min­de ve bay­ra­mın ilk üç gü­nün­den bi­rin­de saç­la­rı­nı tı­raş et­me­si ve­ya kı­salt­ma­sı vâciptir. Ka­dın­lar saç­la­rı­nın ucun­dan bi­raz ke­ser­ler. Böy­le­ce ihrâmdan çık­mış olur­lar. Kur'an'da şöy­le bu­yu­ru­lur: “Son­ra kir­le­ri­ni gi­der­sin­ler ” 85

İbn Ömer, âyetteki “te­fes ”in ; saç­la­rı tı­raş et­mek ve ihrâmı çı­ka­rıp el­bi­se­le­ri giy­mek an­la­mı­na gel­di­ği­ni söy­ler. Enes ( r.a )'den şöy­le de­di­ği nak­le­di­lir : Rasûlullah ( s.a.s. ), Mi­na'ya gel­di, cem­re­le­re var­dı, On­la­rı taş­la­dı. Son­ra Mi­na'da kal­dı­ğı ye­re git­ti ve kur­ban kes­ti. Son­ra ber­be­re ba­şı­nın sağ ve sol yan­la­rı­nı gös­te­re­rek, saç­la­rı­nı al­ma­sı­nı söy­le­di. 86

Ebû Hü­rey­re'den rivâyete gö­re, Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ), ih­ram­dan çı­kar­ken ba­şı­nı tı­raş ede­ne iki de­fa Al­lah'tan mağ­fi­ret is­te­ye­rek dua et­miş, sa­çı­nı kı­sal­tan­lar için de dua et­me­si is­te­nin­ce, üçün­cü­de on­la­ra dua et­miş­tir. 87

Ayet­te şöy­le bu­yu­ru­lur : “İnşâallah he­pi­niz, gü­ven için­de saç­la­rı­nı­zı kes­tir­miş ola­rak, ki­mi­niz de kı­sal­ta­rak, mut­la­ka Mes­cid -i Ha­ram'a gi­re­cek­si­niz.” 88 Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ), Hu­dey­bi­ye se­fe­rin­den ön­ce, bu âyette ha­ber ve­ri­len du­ru­mu, rü­ya­sın­da gör­müş, böy­le­ce Mek­ke'nin fet­hi­ni ve ya­pı­la­cak hac­cı ashâbına müj­de­le­miş­tir.

5) Vedâ tavâfı ( Sa­der ): Mi­kat­la­rın dı­şın­dan ge­len­le­rin, hac­cı ta­mam­la­dık­tan son­ra Mek­ke'den ay­rı­la­cak­la­rı za­man, son ola­rak Kâbe'yi Mu­az­za­ma'yı tavâf et­me­le­ri vâciptir. Hz. Ömer'den şöy­le nak­le­dil­miş­tir: “ Kim Beytûllah'ı hac­ce­der­se, onun son ni­ye­ti Beytûllah ol­sun. An­cak ha­yız­lı ka­dın müstesnâdır. Rasûlullah ( s.a.s. ) on­la­ra ruh­sat ver­di. ” 89 Bu­na gö­re vedâ tavâfının şart­la­rı; ha­cı­nın Hi­caz'a dı­şar­dan gel­miş ol­ma­sı, ha­yız­lı ve­ya ni­fas­lı bu­lun­ma­ma­sı, tavâfa ni­yet et­me­si ve ziyâret ( ifâda ) tavâfından son­ra yap­ma­sı­dır. 90

Hac­cın rü­kün ve­ya şart­la­rı­nı ta­mam­la­yı­cı ni­te­lik­te­ki di­ğer ba­zı vâcipler de şun­lar­dır:

6) İh­ra­ma Mi­kat de­ni­len yer­ler­den baş­la­mak : Mi­ka­tı ih­ram­sız ge­çen kim­se, ge­ri dö­nüp mi­kat'ta ih­ra­ma gi­rer ve tel­bi­ye ge­ti­rir­se bir­şey ge­rek­mez. Kur­ban ce­za­sı sâkıt olur. İbn Ab­bas mi­kat­tan son­ra ih­ra­ma gi­ren kim­se­ye şöy­le de­miş­tir : “Mi­ka­ta dön ve tel­bi­ye ge­tir. Ak­si hal­de hac et­miş ol­maz­sın. ” 91

7) İh­ram­lı­ya ya­sak olan şey­le­ri ter­ket­mek : Di­kiş­li el­bi­se gi­yil­me­si, av­lan­ma­sı, da­ha ih­ram­da iken saç­la­rın ke­sil­me­si gi­bi.

8) Ara­fat'ta gü­ne­şin zevâlinden, gu­ru­ba ka­dar dur­mak.

9) Dört şav­tı (do­lan­ma­sı) farz olan zi­ya­ret tavâfını ye­di şav­ta ta­mam­la­mak.

10) Zi­ya­ret tavâfını, kur­ban bay­ra­mı­nın bi­rin­ci, ikin­ci ve üçün­cü gü­nün­de yap­mak.

11) Tavâf sı­ra­sın­da ab­dest­li ol­mak ve av­ret yer­le­ri ör­tü­lü bu­lun­mak.

12) Kâbe - Mu­az­za­ma'yı tavâfa dâima Ha­ce­rü'l - Es­ved ta­ra­fın­dan baş­la­yıp, Beyt'i so­la ala­rak tavâf et­mek ve bu­nu ya­ya ola­rak yap­mak.

13) Tavâfı Ha­tim'in ge­ri­sin­den yap­mak.

14) Her tavâftan son­ra iki rekât na­maz kıl­mak.

Hac­cın vâciplerinden bi­ri­ni ter­ket­mek, hac­cın sih­ha­ti­ne mâni ol­maz. Bun­dan do­la­yı ce­za ola­rak yal­nız kur­ban kes­mek ge­re­kir. Kur­ba­nın eti Mek­ke -i Mü­ker­re­me yok­sul­la­rı­na da­ğı­tı­lır. Bu­nun­la bir­lik­te, ter­ke­di­len bir vâcib ye­ni­den ya­pı­lın­ca ce­za dü­şer. Ab­dest­siz ya­pı­lan bir tavâfı, ab­dest­li ola­rak ye­ni­den yap­mak gi­bi. 92

 

   C - Hac­cın Sün­net­le­ri

1) İh­ram için, te­miz­lik ama­cıy­la gus­let­mek ve­ya ab­dest al­mak, ko­ku­lan­mak ve ihrâmın sün­ne­ti ni­ye­tiy­le iki rekât na­maz kıl­mak. Hac için ihrâma gi­re­cek ha­yız­lı ve­ya lo­hu­sa ka­dın­la­rın da yı­kan­ma­sı sün­net­tir.

2) Er­kek­le­rin bü­tün el­bi­se ve ça­ma­şır­la­rı­nı çı­ka­rıp be­yaz bir peş­te­mal ve be­yaz bir hav­lu kul­lan­ma­sı.

3) İhrâmdan son­ra, her na­ma­zın ar­ka­sın­dan, her yo­ku­şa iniş çı­kış­ta ve yol­cu ka­fi­le­le­riy­le her kar­şı­laş­ma­da or­ta ses­le üç de­fa “ Leb­beyk Al­la­hüm­me Leb­beyk...” di­ye tel­bi­ye­de bu­lun­mak.

4) Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na, kudûm tavâfı yap­mak sün­net­tir. Mâlikiler, bu tavâfı vâcib ka­bul eder­ler.

5) Mek­ke'ye gir­mek için yı­kan­mak ve gün­düz gir­mek. Kâbe -i Mu­az­za­ma'yı gö­rün­ce dua et­mek. Bey­tul­lah önün­de tek­bir ve teh­lil ge­tir­mek.

6) Tavâfta er­kek­le­rin ıd­tı­ba yap­ma­sı. Id­tı­ba; tavâfa baş­la­ma­dan ön­ce üze­ri­ne al­dı­ğı hav­lu­nun bir ucu­nu sağ kol­tu­ğu­nun al­tın­dan ge­çi­rip sol omu­zu­nun üze­ri­ne at­mak­tır.

7) Ar­dın­dan sa'y ya­pı­la­cak olan tavâfın ilk üç şav­tın­da er­kek­le­rin re­mel yap­ma­la­rı. Re­mel; adım­la­rı kı­sal­ta­rak ve omuz­la­rı sil­ke­rek ça­lım­lı­ca koş­mak­tır. Bun­da, düş­ma­na ve kö­tü ni­yet­li ba­kış­la­ra kar­şı güç­lü gö­rün­me gay­re­ti var­dır. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber Hu­dey­bi­ye ant­laş­ma­sın­dan bir yıl son­ra ya­pı­lan um­re tavâfında, düş­ma­na kar­şı za­yıf, yor­gun ve bit­kin gö­rün­me­me­le­ri için ashâbına re­mel yap­ma­la­rı­nı ya­ni can­lı yü­rü­me­le­ri­ni emir bu­yur­muş­tur.93 Ve­da tavâfında re­mel ya­pıl­maz.

8) Safâ ile Mer­ve ara­sın­da sa'y eder­ken , iki te­pe ara­sın­da be­lir­li bir böl­ge­yi ( iki ye­şil di­rek ara­sı­nı ) er­kek­le­rin ko­şar­ca­sı­na, geç­me­si. Bu­na “ her­ve­le ”de­nir.

9) Hac sü­re­sin­ce çok­ça nâfile tavâf yap­mak.

10) Zil­hic­ce'nin ye­din­ci gü­nü öğ­le na­ma­zın­dan son­ra Mek­ke'de hut­be okun­ma­sı ve hac ibâdeti hak­kın­da bil­gi ve­ril­me­si.

11) Zil­hic­ce'nin se­ki­zin­ci gü­nü gü­neş doğ­duk­tan son­ra Mi­na'ya git­mek ve o ge­ce ora­da kal­mak.

12) Zil­hic­ce'nin do­ku­zun­cu gü­nü, gü­neş doğ­duk­tan son­ra Mi­na'dan Ara­fat'a çık­mak . O gün ara­fe olup, öğ­le ile ikin­di na­ma­zı öğ­le vak­tin­de Ara­fat'ta (cem-i takdîm ) ve ak­şam­la yat­sı na­ma­zı yat­sı vak­tin­de Müz­de­li­fe'de (cem'i tehîr) bir­leş­ti­ri­le­rek kı­lı­nır.

13) Ara­fat'ta hac emîri, zevâlden son­ra, bir­leş­ti­ri­le­rek kı­lı­na­cak, öğ­le ve ikin­di na­maz­la­rın­dan ön­ce iki hut­be okur.

14) Kur­ban bay­ra­mı­nın ilk gü­nün­de bir hut­be oku­na­rak hac­cın ge­ri ka­lan ibâdetleri açık­la­nır. Böy­le­ce, hut­be­ler üç ta­ne ol­muş olur.

15) Ara­fat'ta ve Müz­de­li­fe'de na­maz­lar­da, huşû ve hudû için­de ken­di­si, ana-ba­ba­sı ve di­ğer mü'min­ler için ha­yır du­a­da bu­lun­ma­sı.

16) Gü­neş bat­tık­tan son­ra Ara­fat'tan ağır ağır in­mek ve Müz­de­li­fe'ye va­rıl­dı­ğın­da, Meş'ar-i Ha­ram de­ni­len Ku­zah te­pe­si ya­kı­nı­na kon­mak.

17) Bay­ram ge­ce­si Müz­de­li­fe'de ka­lıp, bay­ram sa­ba­hı Mi­na'ya git­mek ve Kur­ban bay­ra­mı gün­le­rin­de bü­tün eş­ya­sıy­la bir­lik­te Mi­na'da kal­mak.

18) Mi­na'da taş­lar atı­lır­ken Mi­na'yı sa­ğa, Mek­ke'yi so­la al­mak, ilk ve or­ta cem­re­yi ya­ya, bü­yük ( aka­be ) cem­re­yi ise bi­nit­te taş­la­mak. Gü­nü­müz­de, üçün­cü cem­re de an­cak ya­ya taş­la­na­bil­mek­te­dir.

19) Taş­la­ma­yı ilk gün, gü­neş­le zevâl ara­sın­da, di­ğer gün­ler­de zevâl lie gurûp ara­sın­da yap­mak.

20) Mi­na'dan Mek­ke'ye ace­le git­mek is­te­yen kim­se­nin, bay­ra­mın üçün­cü gü­nü, gü­neş bat­maz­dan ön­ce Mi­na'dan çık­ma­sı.

21) Mi­na'dan Mek­ke'ye ge­lir­ken “ Mu­has­sab ” de­ni­len yer­de bir sü­re dur­mak.

22) Mek­ke'ye ge­lip, vedâ tavâfını yap­tık­tan ve tavâf na­ma­zı­nı kıl­dık­tan son­ra Bey­tul­lah'a ba­ka­rak ayak­ta zem­zem su­yun­dan bol bol iç­mek ve üze­ri­ne dök­mek.

23) Ha­ce­rü'l - Es­ved ile Kâ'be ka­pı­sı ara­sın­da bu­lu­nan Mül­te­zem'e göğ­sü­nü ve yü­zü­nü koy­mak.

24) Kâbe ör­tü­sü­ne ya­pı­şıp di­le­di­ği du­a­yı yap­mak Kâbenin içine gir­mek müm­kün olur­sa, ke­mal -i edep­le iki rekât na­maz kıl­mak.

25) Me­di­ne -i Mü­nev­ve­re'ye gi­dip Rasûl-i Ek­rem ( s.a.s. ) efen­di­mi­zi zi­ya­ret et­mek.

Hac­cın sün­net­le­ri­ni ter­ke­den fa­zi­let ve se­va­bın­dan mah­rum ka­lır­sa da, ken­di­si­ne kur­ban ce­za­sı ge­rek­mez.