Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 80. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

>V- DO­ĞAN ÇO­CU­ĞA DA­İR HÜ­KÜM­LER

 

Ba­ba­nın, do­ğum­dan he­men son­ra ço­cu­ğun sağ ku­la­ğı­na ezan, sol ku­la­ğı­na ka­met oku­ma­sı müs­te­hap­tır. Çün­kü Ebu Ra­fi (r.a)’in ri­va­ye­ti­ne gö­re; “Pey­gam­ber (s.a.s) Hz.Ha­san’ın ku­la­ğı­na do­ğum­dan hemen son­ra ezan oku­muş­tur.”179 Di­ğer yan­dan İb­nü’s-Sünnî, Hz. Ali’nin oğ­lu Hz. Ha­san’dan mer­fu ola­rak şu­nu ri­va­yet et­miş­tir: “Ki­min bir ço­cu­ğu dün­ya­ya ge­lir de onun sağ ku­la­ğı­na ezan, sol ku­la­ğı­na da ka­met okur­sa “üm­mü’s-sıbyân” di­ye bi­li­nen ve ço­cu­ğun ta­kip­çi­si olan şey­ta­nın ona za­ra­rı do­kun­maz”. Ay­rı­ca İbn Ab­bas da Hz. Pey­gam­ber’in, to­ru­nu Hz. Ha­san doğ­du­ğu gün onun sağ ku­la­ğı­na ezan, sol ku­la­ğı­na ka­met oku­du­ğu­nu nak­le­der.180

Böy­le­ce ço­cu­ğun ilk duy­du­ğu ses ezan se­si ol­muş olur. Bu ezan se­siy­le şey­tan on­dan uzak­laş­tı­rılr. Çün­kü ha­dis-i şe­rif­ler­de be­lir­til­di­ği üze­re şey­tan ezan se­si­ni duy­du­ğun­da dö­nüp ka­çar.

Ço­cu­ğun sağ ku­la­ğı­na şu söz­le­ri söy­le­mek sün­net­tir:

 

   “Ko­vul­muş olan şey­tan­dan onu ve nes­li­ni sa­na sı­ğın­dı­rı­yo­rum”181 Do­ğan er­kek ço­cuk olur­sa,ayet yi­ne bu şek­liy­le oku­nur ve bu tak­dir­de ayet­te­ki di­şi­ye ait za­mir­ler do­ğan can kas­te­di­le­rek okun­muş olur. Di­ğer yan­dan Hz.Pey­gam­ber’in do­ğan ço­cu­ğun sağ ku­la­ğı­na İhlâs su­re­si­ni oku­du­ğu da nak­le­dil­miş­tir.182

Do­ğan ço­cu­ğun ağ­zı­na müm­kün olur­sa bir hur­ma çiğ­ne­ye­rek sü­rül­me­li ve mi­de­si­ne ulaş­ma­sı­na ça­lı­şıl­ma­lı­dır. Hur­ma yok­sa ağ­zı­na tat­lı bir şey sürül­me­li­dir.

Enes (r.a)’in şöy­le de­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir: “Ebu Tal­ha’nın oğ­lu Ab­dul­lah’ı, dün­ya­ya gel­di­ğin­de alıp Rasûlullah (s.a.s)’a gö­tür­düm. Ba­na; “Ya­nın­da hur­ma var mı­dır?” di­ye sor­du. Ben: “Evet” de­yip ona bir­kaç hur­ma ver­dim. On­la­rı ağ­zın­da çiğ­ne­di. Son­ra ço­cu­ğun ağ­zı­nı aç­tı ve çiğ­ne­di­ği bu hur­ma­yı onun ağ­zı­na koy­du. Ço­cuk ya­la­ma­ya baş­la­dı. Rasûlullah (s.a.s); “En­sar’ın ta­ne­li yi­ye­ce­ği hur­ma­dır” de­di ve ona Ab­dul­lah adı­nı koy­du.”183

Ço­cu­ğun ba­ba­sı­nın şu söz­ler­le teb­rik edil­me­si men­dup­tur: “Bâreke’lla­hu le­ke fî’l-mevhûbi le­ke ve şe­ker­te’l-vâhibe ve be­le­ğa eşüddehû ve ru­zik­te birrahû” (Sa­na ba­ğış­la­nan bu ço­cu­ğu­nu Al­lah mü­ba­rek ey­le­sin. Sen de bağış­la­ya­na şük­re­den bir kim­se ola­sın. Bu ço­cuk bü­yür ve sa­na da onun iyi­li­ği­ni gör­mek na­sip olur İn­şa­al­lah.) ”Ba­ba da ken­di­si­ni teb­rik ede­ne: “Al­lah da se­nin ecir ve se­va­bı­nı kat kat ar­tır­sın” gi­bi söz­ler­le du­a­da bu­lu­nur.184

Do­ğan ço­cu­ğa gü­zel bir isim ve­ril­me­si sün­net­tir. Çün­kü ha­dis-i şe­rif­te; “Siz­ler kı­ya­met gü­nün­de ad­la­rı­nız­la ve ba­ba­la­rı­nı­zın ad­la­rıy­la çağ­rı­la­cak­sı­nız. Bu yüz­den isim­le­ri­ni­zi gü­zel ko­yu­nuz.”185  bu­yu­rul­muş­tur.

Cenâb-ı Hakk’ın en sev­di­ği isim­ler Ab­dul­lah ve Ab­dur­rah­man’dır. Yü­ce Al­lah'ın gü­zel isim­le­ri­ne (esmâ-i hüsnâ) iza­fe edi­len bü­tün isim­ler de böy­le­dir. Ab­dül­ke­rim, Ab­dur­ra­him, Ab­dul­ga­fur gi­bi. Hz. Pey­gam­ber’in ve me­lek­le­rin ad­la­rı da böy­le­dir. Hz. Pey­gam­ber’in isim­le­ri ad ola­rak kul­la­nı­la­bi­lir, fa­kat “Ebu’l-Ka­sım” kün­ye­si kul­la­nı­la­maz. An­cak Mu­ham­med is­miy­le bir­lik­te ol­ma­dı­ğı tak­dir­de bu kün­ye­nin kul­la­nı­la­bi­le­ce­ği be­lir­til­miş­tir.186

Çir­kin isim­le­rin gü­zel­le­riy­le de­ğiş­ti­ril­me­si sün­net­tir. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber’in, Âsıye (is­yan­kar ka­dın) is­mi­ni, “Sen Ce­mi­le’sin” di­ye­rek de­ğiş­tir­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir.187 İlk har­fi “elif”le ya­zı­lan “Âsiye”; has­ta ba­kı­cı an­la­mı­na ge­lir. Fi­ra­vun’un mü’min olan ka­rı­sı­nın adı olan “Âsiye”nin isim ola­rak kul­la­nıl­ma­sın­da sa­kın­ca bu­lun­maz. Yi­ne Al­lah el­çi­si “Ber­re” adı­nı “Zey­neb” ola­rak de­ğiş­tir­miş­tir. Bu, da­ha son­ra Hz. Pey­gam­ber’le ev­le­nen Zey­neb bin­ti Cahş’tır.

Bir­den çok isim koy­mak ca­iz­dir, an­cak tek isim­le ye­tin­mek da­ha uy­gun­dur. Çün­kü Al­lah el­çi­si tek isim koy­mak­la ye­tin­miş­tir.

Ken­di­sin­de ol­mak­la bir­lik­te, ki­şi­ye hoş­lan­ma­dı­ğı şe­kil­de la­kap­lar tak­mak ca­iz de­ğil­dir. Kör, to­pal, cü­ce, şa­şı gi­bi. Kur’an-ı Ke­rim’de; “Bir­bi­ri­ni­ze kö­tü la­kap­lar­la sa­ta­şıp atış­ma­yın”188 bu­yu­ru­lur. An­cak bu kim­se­yi sa­de­ce bu sı­fa­tıy­la ta­nı­ya­bi­len kim­se­ye ta­nıt­mak ama­cıy­la on­dan bu şe­kil­de söz et­mek ca­iz olur.

Sa­ha­be la­kap­la­rı gi­bi gü­zel la­kap­lar ise ca­iz­dir. Ömer el-Fa­ruk, Os­man Zin­nu­reyn, Ha­lid Sey­ful­lah gi­bi. Çün­kü “el-Fa­ruk”; hak ile ba­tı­lı ayı­ra­bi­len, “Zin­nu­reyn”; iki nur sa­hi­bi ya­ni Hz. Pey­gam­ber’in iki de­fa da­ma­dı olan ki­şi ve “Sey­ful­lah”; Al­lah’ın kı­lı­cı an­lam­la­rı­na ge­lir ki bun­lar müs­lü­man bir ki­şi­nin şe­ref­le ta­şı­ya­ca­ğı la­kap­lar­dır.

Kuddûs, Hâlik, ve er-Rahmân gi­bi sı­fat­la­rı isim ola­rak ver­mek ca­iz de­ğil­dir. Çün­kü bu gi­bi sı­fat­lar an­cak şa­nı yü­ce olan Al­lah’a ya­kı­şır.