Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Aile Hayatı İle İlgili Bazı Hükümler - Fıkıh - Ilmihalhilmidonduren - 82. Sayfa

 

II- Aİ­LE HA­YA­TI İLE İL­Gİ­Lİ BA­ZI HÜ­KÜM­LER

 

1 - Nikâh ak­din­de ara­cı­lık eden imam ve ben­ze­ri kim­se nikâh ak­di için ge­rek­li olan iki şa­hit­ten bi­ri­si ye­ri­ne ge­çer mi?

Ce­vap: Nikâhın ru­kün­le­ri icap ve ka­bul, sıh­hat şart­la­rı ise; eş­ler ara­sın­da bir ev­len­me en­ge­li­nin bu­lun­ma­ma­sı, icap ve ka­bu­lün sü­rek­li­lik bil­di­ren bir üs­lup­la ifa­de edil­me­si ve akit­te iki şa­hi­din ha­zır bu­lun­ma­sı­dır. Şâfiî mez­he­bin­de ka­dın ye­ri­ne ve­li­si­nin bu­lun­ma­sı ge­rek­li­dir. Bu­na gö­re nikâhın ya­pı­lış şek­li­ni bi­len ve nikâh me­ra­si­mi­ni yö­ne­ten baş­ka bir kim­se­nin bu­lun­ma­sı rü­kün ve­ya şart­lar­dan de­ğil­dir. Eğer eş­ler­den bi­ri ve­ya ve­li ak­din ifa­sı­na yar­dım­cı ola­cak bil­gi­le­re sa­hip­se baş­ka bir ara­cı­nın bu­lun­ma­sı ge­rek­li de­ğil­dir.  Bu yüz­den nikâhı ak­te­den din gö­rev­li­si şa­hit­ler­den bi­ri­si ola­bi­lir.

 

   2 - Di­nen ev­le­nil­me­si ca­iz ol­ma­yan hı­sım­lar

        han­gi­le­ri­dir?

Ce­vap: Di­nen mah­rem olup ken­di­le­riy­le ev­len­mek ha­ram olan­lar üç çe­şit­tir:

a) Ne­sep hı­sım­la­rı: Bun­lar şu hı­sım­lar­dır: An­ne­ler, ni­ne­ler, kız­lar, kız­kar­deş­ler, er­kek ve kız kar­deş­le­rin kız­la­rı, ha­la­lar ve tey­ze­ler.

b) Süt hı­sım­la­rı: Ne­sep se­be­biy­le ha­ram olan­lar, süt se­be­biy­le de ha­ram­dır­lar. Baş­ka bir de­yim­le; “Süt eme­nin ken­di­si, süt em­zi­re­nin nes­li­ne ha­ram olur.” Süt an­ne, süt ni­ne, süt ha­la, ve süt kar­deş­le ev­len­me ya­sa­ğı gi­bi.

c) Sıh­riy­yet yo­luy­la ha­ram olan­lar: Kur’an-ı Ke­rim’de bun­lar dört sı­nıf ola­rak be­lir­le­nir. Üvey an­ne, ge­lin, ka­yın­va­li­de, üvey kız.

Yu­ka­rı­da be­lir­ti­len kim­se­ler­le ebe­di ola­rak ev­len­mek ya­sak­lan­mış­tır.2

Ay­rı­ca, ge­çi­ci ev­len­me en­ge­li teş­kil eden hal­ler de var­dır. Bun­lar beş sı­nıf­ta top­la­na­bi­lir:

a) İki kız kar­deş ile ay­nı an­da ev­len­mek.

b) Bir ka­dı­nı ha­la ve­ya tey­ze­si ile bir nikâh al­tın­da top­la­mak.

c) Eş­ler ara­sın­da din ay­rı­lı­ğı­nın bu­lun­ma­sı. Yal­nız müs­lü­man er­kek ehl-i ki­tap ka­dın­la ev­le­ne­bi­lir.

d) Ev­li olan ka­dın.

e) Üç ta­lak­la bo­şan­mış olan ka­dı­nın hul­le’den ön­ce ay­nı er­kek­le ev­len­me­si.3

Bun­la­rın dı­şın­da ka­lan­lar­la hı­sım ol­sun ve­ya ol­ma­sın ev­len­mek ca­iz­dir. Ni­te­kim Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) ha­la­sı­nın kı­zı olan Hz. Zey­nep ile ev­len­miş, ken­di kı­zı olan Hz. Fa­tı­ma’yı ise am­ca­sı­nın oğ­lu Hz. Ali ile ev­len­dir­miş­tir. An­cak ya­ban­cı ile ev­len­mek için tav­si­ye­de bu­lun­mak­ta bir sa­kın­ca yok­tur. Hat­ta Şâfiîlerde ya­kın ak­ra­ba ile ev­len­mek ten­zi­hen mek­ruh sa­yıl­mış­tır.

 

3 - Nikâh sı­ra­sın­da meh­rin unu­tul­ma­sı ak­de za­rar

       ve­rir mi?

Me­hir ev­li­li­ğin rü­kün ve şart­la­rın­dan de­ğil, na­fa­ka gi­bi ko­ca­ya va­cip olan mâlî bir hak­tır. Ayet­te; “Al­dı­ğı­nız ka­dın­la­rın me­hir­le­ri­ni cö­mert­çe ve­ri­niz”4 bu­yu­ru­lur. Di­ğer yan­dan Hz. Pey­gam­ber, Ali (r.a)’e kı­zı Fa­tı­ma’ya me­hir ola­rak faz­la bir zır­hı­nı ver­me­si­ni bil­dir­miş­tir.5

Ka­dın; nikâh sı­ra­sın­da bir me­hir be­lir­len­miş­se bu­na, be­lir­len­me­miş­se ai­le­den em­sal kız­la­rın meh­ri ka­da­rı­na hak ka­za­nır. Me­hir ka­dı­nın hak­kı ve onun için iktisadî bir des­tek­tir. Onu ve­li alıp, ken­di­si için sar­fe­de­mez. Hris­ti­yan­lık­ta bu­nun ak­si­ne ka­dın er­ke­ğe dra­ho­ma adıy­la bir meb­lağ ve­rir.

 

   4 - Baş­lık pa­ra­sı ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Ebu Ha­ni­fe’ye gö­re ka­dın için ve­ri­len me­hir dı­şın­da bir meb­la­ğın ba­ba­ya ve­ril­me­si ca­iz gö­rül­me­miş­tir. 1917 ta­rih­li Os­man­lı Hu­ku­ku Ai­le Ka­rar­na­me­si 89 ve 90. mad­de­ler­de bu esas şöy­le ka­nun­laş­mış­tır: “Me­hir men­ku­he­nin hak­kı olup, onun­la çe­yiz yap­ma­ya zor­la­na­maz. Bir kı­zı tez­vic ve­ya tes­lim için ana-ba­ba ve­ya hı­sım­la­rı­nın ko­ca­dan ak­çe ve­ya baş­ka bir eş­ya al­ma­la­rı mem­nu­dur.”

Yal­nız Ah­med b. Han­bel, ba­ba için me­hir ya­nın­da bir meb­lağ al­ma hak­kı­nı ta­nı­mış ve Hz. Şu­ayb’ın kı­zıy­la ev­len­mek için, Hz. Mu­sa’nın 8 yıl ço­ban­lık yap­ma­sı­nı de­lil ola­rak gös­ter­miş­tir.6

Di­ğer yan­dan bir kız­la ev­le­ne­bil­mek için böy­le bir baş­lık pa­ra­sı ver­mek zo­run­da ka­lan için bir sa­kın­ca bu­lun­maz. Baş­lık pa­ra­sı ve­ren için bu, “cebrî hi­be” ni­te­li­ğin­de bir ta­sar­ruf olur. Os­man­lı im­pa­ra­tor­lu­ğu uy­gu­la­ma­sın­da baş­lık ve ben­ze­ri fu­zu­li mas­raf­la­ra en­gel ol­mak için Tan­zi­mat­tan son­ra; “İz­di­vac ve Te­na­kuh mad­de­si Hak­kın­da Ten­bi­ha­tı Ha­vi İlânnâme” çı­ka­rıl­mış­tır.7 Hat­ta Şâfiî mez­he­bi­ne gö­re, kı­zı ev­len­di­re­cek ve­li­nin ada­let­li ol­ma­sı ge­rek­ti­ği için, baş­lık pa­ra­sı is­te­yen ve­li bu vas­fı­nı kay­be­der ve ev­len­dir­me hak­kı da­ha son­ra­ki ve­li­ye ge­çer.

 

5 - Dü­ğün sı­ra­sın­da dost­la­rın ve hı­sım­la­rın ver­di­ği

        he­di­ye­ler, bo­şan­ma ha­lin­de han­gi eşe ait olur?

Ce­vap: Ev­li­lik sı­ra­sın­da dost ve hı­sım­la­rın ver­di­ği he­di­ye­ler ka­dı­na ya­ra­yış­lı bir eş­ya ise ka­dı­na, er­ke­ğe ya­ra­yış­lı ve­ya ev­de kul­la­nı­lan cins­ten ise er­ke­ğe ait olur. Ka­dı­nın ba­ba­sı ta­ra­fın­dan da­ma­dın şah­sı için ve­ri­len he­di­ye ona ait olur ve bo­şan­ma ha­lin­de de bu­na gö­re ha­re­ket edi­lir.8

 

6 - Ni­şan­lı­lık sı­ra­sın­da ve­ri­len he­di­ye­ler, ni­şan

       bo­zul­du­ğu tak­dir­de ki­me ait olur?

Ce­vap: Er­kek, ni­şan sı­ra­sın­da me­hi­rin ta­ma­mı­nı ve­ya bir bö­lü­mü­nü ver­miş­se, ni­şan bo­zul­du­ğu tak­dir­de bun­lar mev­cut­sa ay­nen, de­ğil­se kıy­met ola­rak ge­ri ve­ril­me­li­dir. He­di­ye ola­rak ve­ri­len şey­ler mev­cut ise ay­nen ge­ri ve­ri­lir. Tü­ke­til­miş ise ge­ri­ye bir şey ver­mek ge­rek­mez. Bu ko­nu­da “hi­be” hü­küm­le­ri uy­gu­la­nır. Şâfiîlere gö­re ise te­ber­ru ni­ye­tiy­le ve­ril­me­yen her şey ge­ri ve­ri­lir. Helâk ol­muş­sa da de­ğe­ri ve­ri­lir.9

7 - Nikâhlı çift, her­han­gi bir se­bep­le zi­faf­tan ön­ce

       bo­şan­sa du­rum­la­rı ne olur?

Ce­vap: Zi­faf­tan ön­ce bo­şan­ma­da, bir bâin ta­lak mey­da­na ge­lir. Ka­dı­na id­det ge­rek­mez. Ta­raf­lar ye­ni bir nikâh ak­di ile is­ter­ler­se bi­ra­ra­ya ge­le­bi­lir­ler.

 

   8 - Bir kim­se ev­len­mek is­te­di­ği ka­dı­na ba­ka­bi­lir mi?

Ce­vap: Bir er­ke­ğin ev­len­mek is­te­di­ği ka­dı­na bak­ma­sı ca­iz, hat­ta sün­net­tir. Çün­kü Mu­ği­re b. Şu­be (r.a) bir ka­dı­na ta­lip ol­du­ğun­da Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) ken­di­si­ne şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ona bak. Çün­kü bu, ara­nız­da sev­gi­nin de­va­mı­na ve­si­le olur.”10 Ka­dı­nın da ev­le­ne­ce­ği er­ke­ği gör­me­si sün­net­tir. Er­kek­le ka­dı­nın bir­bi­ri­ni gör­me­den ev­len­me­si doğ­ru de­ğil­dir. Çün­kü in­san­la­rın zevk­le­ri ve hoş­la­nıp hoş­lan­ma­dı­ğı şey­ler çok fark­lı­dır. Bi­ri­si­nin ho­şu­na git­me­yen bir er­kek ve­ya ka­dın di­ğe­ri­nin ho­şu­na gi­de­bi­lir. Ev­li­lik ger­çek­leş­tik­ten son­ra dö­nüş çok da­ha zor­dur. Bu ne­den­le ön­ce­den islâmî öl­çü­ler için­de gö­rüş­mek ev­li­li­ğin se­la­me­ti ba­kı­mın­dan fay­da­lı­dır.

 

   9 - Ka­dı­nın bo­şan­ma yet­ki­si var mı­dır?

Ce­vap: İslâm’da bo­şa­ma yet­ki­si pren­sip ola­rak er­ke­ğe ve­ril­miş­tir. An­cak iyi ta­nı­ma­dı­ğı bir er­kek­le ev­len­mek du­ru­mun­da ka­lan ve­ya ev­le­ne­ce­ği er­ke­ğin zul­mün­den kor­kan ka­dın nikâh sı­ra­sın­da er­kek­ten bo­şa­ma yet­ki­si is­ter ve bu şart­la ev­li­lik ger­çek­le­şir­se ka­dın da di­le­di­ği za­man ko­ca­sı­nı bo­şa­ma hak­kı­na sa­hip ol­muş bu­lu­nur. Bu­na “Tef­viz-i ta­lak” de­nir. Bu hak alın­dık­tan son­ra ar­tık er­kek bun­dan rucû’ ede­mez.11

 

10 - Ale­vi bi­ri ile ev­len­mek ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Müs­lü­man bir ka­dın an­cak müs­lü­man bir er­kek­le ev­le­ne­bi­lir. Müs­lü­man da; İslâm’ın bü­tün hü­küm­le­ri­ni ka­bul edip hiç­bi­ri­si­ni red­det­me­yen kim­se­dir. Ya­ni; na­maz, oruç, hacc, zekât, ab­dest, gu­sül ve ben­ze­ri emir­le­ri, iç­ki, ku­mar, zi­na, hır­sız­lık, fa­iz ve ben­ze­ri ya­sak­la­rı ka­bul edip bun­la­ra ina­nan kim­se­dir. Fa­kat bun­la­rın tü­mü­nü ve­ya bir bö­lü­mü­nü inkâr eden kim­se müs­lü­man sa­yıl­ma­dı­ğı gi­bi, onun­la ev­len­mek de ca­iz de­ğil­dir. Ev­len­me ol­du­ğu tak­dir­de bu meş­ru ol­maz. Bu ki­şi­nin adı is­ter sün­ni, is­ter ale­vi ol­sun so­nuç de­ğiş­mez. Bu yüz­den öl­çü İslâm’dır. Di­ğer yan­dan Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu dö­ne­min­de, Hz. Ali’yi di­ğer ha­li­fe­ler­den üs­tün tu­tan, an­cak on­la­ra söv­me­yen “şia-i mu­fad­dı­la” ile ev­len­me­nin ca­iz ol­du­ğu ve mi­ra­sı­nın ce­re­yan ede­ce­ği esa­sı uy­gu­lan­mış­tır.

 

11 - Mut’a nikâhı ne­dir? İslâm’da­ki hük­mü ne­dir?

Ce­vap: Mut’a nikâhı, bir ka­dın­la üc­ret kar­şı­lı­ğı bel­li bir sü­re için ev­len­mek­tir. Ca­hi­liy­ye dev­rin­de mü­bah ol­du­ğu gi­bi, İslâm’ın ilk de­vir­le­rin­de de mü­bah idi. Da­ha son­ra nes­he­di­lip yü­rür­lük­ten kal­dı­rıl­dı. Ab­dul­lah b. Me­sud (r.a) şöy­le de­miş­tir: “Biz Rasûlullah (s.a.s) ile ga­za­la­ra ka­tı­lı­yor­duk. Ya­nı­mız­da ka­dın­la­rı­mız yok­tu. Al­lah el­çi­si­ne de­dik ki: Ken­di­mi­zi iğ­diş ya­pa­bi­lir mi­yiz? Hz. Pey­gam­ber bi­zi bun­dan me­net­ti ve son­ra bi­ze, bir el­bi­se kar­şı­lı­ğın­da bel­li bir sü­re için ka­dın­lar­la nikâhlanmamıza ruh­sat ver­di. İbn Me­sud, bun­dan son­ra şu aye­ti oku­du: “Ey iman eden­ler! Al­lah’ın si­ze helâl kıl­dı­ğı te­miz ve gü­zel şey­le­ri ken­di­ni­ze ha­ram kıl­ma­yın.”12

Ba­zı gaz­ve­ler­de Al­lah Ra­su­lü­nün Mut’a nikâhına izin ver­me­si za­ru­ret ne­de­niy­le ol­muş­tur. Da­ha son­ra Hz. Pey­gam­ber bu­nu ya­sak­la­mış­tır. Bir ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Ey İn­san­lar! Ben si­ze ka­dın­lar­la mut’a nikâhı yap­ma­nız ko­nu­sun­da izin ver­miş­tim. Şüp­he­siz Al­lah bu­nu kı­ya­me­te ka­dar ha­ram kıl­mış­tır. Ki­min ya­nın­da mut’a nikâhlı ka­dın var­sa, onu ser­best bı­rak­sın. On­la­ra ver­di­ği­niz hiç bir şe­yi ge­ri al­ma­yın.”13

Di­ğer yan­dan Ab­dul­lah b. Ab­bas (r.a)’ın mut’a nikâhını uzun sü­re ca­iz gör­dü­ğü an­cak da­ha son­ra bu gö­rü­şün­den vaz­geç­ti­ği ri­va­yet edi­lir: Sa­id b. Cü­beyr (r.a) İbn Ab­bas (r. an­hü­ma)’dan şu­nu nak­le­der: “Süb­ha­nel­lah. Ben ne­ye fet­va ver­mi­şim. Mut’a nikâhı mur­dar öl­müş hay­van eti gi­bi yal­nız dar­da ka­lan için helâl olur. Şi­i­le­re ge­lin­ce, on­lar bu­nu ge­niş­let­ti­ler, hük­mü za­ru­ret ola­na, ol­ma­ya­na, mu­kim ve­ya yol­cu her­ke­se teş­mil et­ti­ler.”14

Tirmîzi, İbn Ab­bas (r. an­hü­ma)’nın ön­ce­ki gö­rü­şün­den dön­me­si­ni şöy­le nak­le­der: “İbn Ab­bas şöy­le de­miş­tir: Mut’a an­cak İslâm’ın ilk dö­nem­le­rin­de var­dı. Bir er­kek bil­me­di­ği bir bel­de­ye gi­din­ce ora­da ika­met ede­ceği sü­re­ye gö­re bir ka­dın­la ev­le­nir, ka­dın onun eş­ya­sı­nı ko­rur ve onun du­ru­mu ile il­gi­le­nir­di. Son­ra şu ayet in­di: “ O mü­min­ler ırz­la­rı­nı ko­ru­yan­lar­dır. An­cak ka­rı­la­rı ve sağ el­le­ri­nin sa­hip ol­du­ğu ca­ri­ye­le­ri bun­dan müs­tes­na­dır.”15 İbn Ab­bas bun­dan son­ra şu­nu ila­ve et­miş­tir: Bu iki­si dı­şın­da ka­lan her cin­sel bir­leş­me ha­ram­dır.”16

 

   12 - Res­mi nikâh di­ni nikâh ye­ri­ne ge­çer mi?

Ce­vap: Ha­ne­fi­le­re gö­re, âkil ve bâliğ müs­lü­man bir er­kek­le müs­lü­man ve­ya ehl-i ki­tap bir ka­dı­nın ev­len­me­sin­de iki şa­hi­din ha­zır bu­lun­ma­sı, icap ile ka­bu­lün o an­da ak­di mey­da­na ge­ti­re­cek siy­ga ile ifa­de edil­me­si ak­din sıh­ha­ti için ye­ter­li­dir. Be­le­di­ye me­mu­ru­nun ve­ya bir din gö­rev­li­si­nin ha­zır bu­lun­ma­sı nikâhın rü­kün ve­ya şart­la­rın­dan de­ğil­dir. Sa­de­ce nikâhın bel­li ku­ral­la­ra uy­gun ola­rak ak­de­dil­me­si­ni sağ­la­yan ara­cı­lar­dır. An­cak be­le­di­ye me­mu­ru­nun, ev­le­ne­cek ta­raf­lar­da müs­lü­man ol­ma, süt hı­sı­mı bu­lun­ma­ma gi­bi di­ni şart­la­rı araş­tır­ma yet­ki­si bu­lun­ma­dı­ğı için nikâhın bir din gö­rev­li­si­nin de­ne­ti­min­de kı­yıl­ma­sı, bu ko­nu­da dü­şü­le­bi­le­cek ha­ta­la­rı ön­ler. Bu yüz­den resmî nikâhtan son­ra İslâmî nikâhın ak­de­dil­me­si di­ni ku­ral­la­ra uy­gun­lu­ğu sağ­lar.

Şâfiî mez­he­bi­ne gö­re, nikâhta ka­dı­nın ve­li­si­nin bu­lun­ma­sı sıh­hat şar­tı ol­du­ğu için gü­nü­müz­de­ki res­mi nikâhlar is­la­mi açı­dan ge­çer­li ol­maz. Çün­kü Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ve­li ve iki ada­let­li şa­hit bu­lun­ma­dık­ça nikâh ol­maz.”17 Be­le­di­ye nikâhında ve­li­ye yer ve­ril­me­di­ği açık­tır. Bu yüz­den Şâfiî mez­he­bi­ne men­sup olan kim­se­nin, be­le­di­ye nikâhından son­ra mut­la­ka İslâm’a uy­gun ye­ni bir nikâh kıy­dır­ma­sı ge­re­kir.

 

   13 - Küf­rü ge­rek­ti­ren bir söz söy­le­mek ve­ya ha­re­ket­te                              bu­lun­mak nikâha et­ki ya­par mı?

Ce­vap: Bir kim­se küf­rü ge­rek­ti­ren bir söz söy­ler ve­ya bir fi­il­de bu­lu­nur­sa nikâh ak­di bo­zu­lur. Al­lah’a, Ki­ta­ba, Pey­gam­be­re söv­mek, Kur’an-ı Ke­ri­mi ha­ka­ret için ye­re at­mak gi­bi. Tev­be edip ye­ni­den İslâm’a dö­ner­se ye­ni bir nikâh ak­di yap­ma­la­rı da ge­re­kir. Ak­si hal­de eşiy­le bir­lik­te ya­şa­ma­la­rı ca­iz ol­maz.

   Şâfiîlere gö­re ise, küf­rü ge­rek­ti­ren söz ve­ya fi­il cin­sel te­mas­tan ön­ce ol­muş­sa nikâhı or­ta­dan kal­dı­rır. Cin­sel te­mas ol­muş­sa id­de­tin so­nu­na ka­dar bek­le­nir. Bu sü­re için­de ye­ni­den İslâm’a dö­ner­se nikâh de­vam eder, ak­si hal­de nikâh ir­ti­dat ta­ri­hin­den iti­ba­ren or­ta­dan kalk­mış olur.

 

   14 - Cu­ma ak­şa­mı mes­cid­de nikâh ye­ni­le­me­nin                              İslâm’da ye­ri var mı­dır?

Ce­vap: Ana­do­lu­nun çe­şit­li yer­le­rin­de, cu­ma ge­ce­le­rin­de yat­sı na­ma­zı­nın ar­ka­sın­dan, imam efen­di tev­be ve is­tiğ­far du­a­sı ya­nın­da nikâh ta­ze­le­me­yi kap­sa­yan ifa­de­le­ri de ce­ma­at­le bir­lik­te tek­rar­la­mak­ta­dır. Bu nikâh ta­ze­le­me­nin ama­cı, bir haf­ta­lık sü­re için­de eş­le­rin küf­rü ge­rek­ti­ren bir du­ru­mu ol­muş­sa, bo­zu­lan nikâhlarını ye­ni­le­mek­tir. Bo­şa­ma sa­yı­sı söz ko­nu­su ol­mak­sı­zın, aki­de bo­zuk­lu­ğu nikâhı or­ta­dan kal­dı­rır. İman ye­ni­le­nin­ce ev­li­le­rin nikâhlarını da ye­ni­le­me­le­ri ge­re­kir.

An­cak, ca­mi ce­ma­a­ti­nin da­ha ön­ce­den eş­le­rin­den böy­le bir nikâh ye­ni­le­me­si için ve­ka­let al­mış ol­ma­sı ve ce­ma­a­tın da bir­bi­ri­ne bu ko­nu­da nikâh şa­hi­di ol­ma­sı ge­rek­li­dir. Gü­nü­müz­de bu ko­nu­da asıl­dan uzak­la­şıl­mış, ce­ma­at tev­be ve is­tiğ­far ya­nın­da nikâh du­a­sı­nı da tek­rar­la­mak­ta ol­du­ğu­nu dü­şü­nür ol­muş­tur. İn­sa­nı inkâra sev­ke­den ga­ze­te ve der­gi ya­zı­la­rı­nın et­ki­sin­de ka­la­rak inkârcılığa düş­mek, gün­lük ko­nuş­ma­lar­da İslâm’ın ke­sin emir ve ya­sak­la­rı­nı umur­sa­maz ta­vır­lar, bu­nun so­nu­cun­da or­ta­ya çı­kan inanç bo­zuk­luk­la­rı böy­le bir nikâh ye­ni­le­me­yi ge­rek­li kı­lan se­bep­ler­den­dir. Nikâhın bu şe­kil­de bo­zul­ma­sı ta­lak ni­te­li­ğin­de ol­ma­yıp, bo­şa­ma sa­yı­sın­da bir ek­sil­me söz­ko­nu­su ol­maz.

 

   15 - Hulle ne­dir? İslâm’a uy­gun ola­rak na­sıl

           ger­çek­le­şir?

Ce­vap: Bir er­ke­ğin, ka­rı­sı üze­rin­de üç de­fa bo­şa­ma yet­ki­si var­dır. Üçün­cü bo­şa­ma­dan son­ra ye­ni­den ay­nı ka­dın­la ev­len­mek is­ter­se, ka­dı­nın ikin­ci bir er­kek­le ev­le­nip ay­rıl­mış ol­ma­sı şart­tır. İş­te ka­dı­na, es­ki ko­ca­sı­na ye­ni­den dön­me imkânı sağ­la­yan bu ara ev­li­li­ği­ne “tah­lil” ve­ya kı­sa­ca “hul­le” de­nir. Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­rul­muş­tur: “Yi­ne er­kek, ka­rı­sı­nı üçün­cü de­fa ola­rak bo­şar­sa, bun­dan son­ra ka­dın ken­din­den baş­ka bir er­ke­ğe nikâhlanıp va­rın­ca­ya ka­dar ona helâl ol­maz. Bu­nun­la bir­lik­te, eğer, bu ye­ni ko­ca da onu bo­şar­sa on­lar Al­lah’ın sı­nır­la­rı­nı ayak­ta tu­ta­cak­la­rı­nı sa­nır­lar­sa, bir­bir­le­ri­ne dön­me­le­rin­de hiç­bi­ri hak­kın­da bir sa­kın­ca yok­tur.”18

İslâm’a uy­gun bir hul­le­nin şart­la­rı şun­lar­dır:

a) Üç de­fa bo­şa­nan ka­dın id­de­ti­ni ta­mam­la­ya­cak,

b) Ka­dın baş­ka bir er­kek­le sa­hih nikâhla ev­le­ne­cek,

c) Bu ikin­ci ev­li­lik­te cin­sel bir­leş­me ola­cak,

d) Ölüm, bo­şan­ma ve­ya fe­sih yo­luy­la bu ev­li­lik so­na er­miş bu­lu­na­cak,

e) Ka­dın, ikin­ci ko­ca­dan olan id­de­ti­ni ta­mam­la­mış ola­cak.

Bo­şa­ma şar­tıy­la ya­pı­la­cak hul­le ev­li­li­ği Ha­ne­fi ve ba­zı Şâfiîlere gö­re tah­ri­men mek­ruh ol­mak­la bir­lik­te ge­çer­li­dir. An­laş­ma­lı ev­li­lik­te ko­nu­şu­lan şart yok sa­yı­lır. Hz. Pey­gam­ber; an­laş­ma­lı hul­le ev­li­li­ği ya­pa­na ve ken­di­si için böy­le bir nikâh ya­pı­la­na lânet et­miş­tir.19

İmam Ma­lik, Ah­med b. Han­bel, ve Şâfiîlerin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, an­laş­ma­lı hul­le ev­li­li­ği ba­tıl­dır. Da­yan­dık­la­rı de­lil: Hz. Pey­gam­ber’in hul­le ya­pa­na ve yap­tı­ra­na lânet et­me­si, ge­çi­ci ev­li­li­ği üst­le­nen er­ke­ğe “ki­ra­lık te­ke” ifa­de­si­ni kul­lan­ma­sı­dır.20

 

16 - Bir de­fa­da üç ta­lak­la bo­şa­ma­nın hük­mü ne­dir?

Ce­vap: As­hab-ı ki­ram ve ta­bi­i­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğu ile, dört fı­kıh mez­he­bi­ne gö­re, bir söz­le ka­dın üç ta­lak ile bo­şan­sa üç bo­şa­ma hak­kı bir­den kul­la­nıl­mış olur. Eşi­ne kar­şı: “Se­ni üç ta­lak­la bo­şa­dım”, “Se­ni üç­ten do­ku­za ka­dar bo­şa­dım” ve­ya “Se­ni yüz ta­lak­la bo­şa­dım” de­mek gi­bi.

Da­yan­dık­la­rı de­lil Ki­tap ve Sün­net­tir. Kur’an-ı Ke­rim’de bo­şa­ma sa­yı­sı mut­lak ola­rak gel­miş, bir ile üç ara­sın­da ayı­rım ya­pıl­ma­mış­tır. “Eş­le­ri­ni­zi bo­şa­dı­ğı­nız za­man id­det­le­rin­de bo­şa­yın”21. “Bo­şa­ma iki de­fa­dır. Son­ra ya iyi­lik­le ge­çin­mek ve­ya gü­zel­lik­le ay­rıl­mak ge­re­kir.”22

Bir söz­le üç bo­şa­ma­nın ger­çek­le­şe­ce­ği­ni ifa­de eden çe­şit­li ha­dis-i şe­rif­ler var­dır. Ez­cüm­le:

Uba­de b. es-Sa­mit (r.a) di­yor ki: Be­nim de­dem bir ka­rı­sı­nı bin ta­lak­la bo­şa­mış­tı. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’e gi­de­rek hük­mü­nü sor­dum. Al­lah el­çi­si şöy­le bu­yur­du: “Ka­dın Al­lah Te­a­la’ya is­yan için­de üç ta­lak­la boş ol­muş, 997 de had­di aş­ma ve zu­lüm ola­rak kal­mış­tır. Yü­ce Al­lah di­ler­se onu ce­za­lan­dı­rır, di­ler­se af­fe­der.”23

Ebu Hafs el-Mah­zu­mi ka­rı­sı Fa­tı­ma bin­ti Kays’ı üç ta­lak­la bo­şa­mış­tı. Fa­tı­ma (r. an­ha) mes­ken ve na­fa­ka ih­ti­ya­cı için Rasûlullah (sa.s)’a baş­vur­muş, an­cak ken­di­si­ne mes­ken ve­ril­me­miş ve na­fa­ka da bağ­lan­ma­mış­tır.24 İslâm fa­kih­le­ri­nin ço­ğun­lu­ğu şöy­le di­yor: “Eğer üç bo­şa­ma ge­çer­li sa­yıl­ma­say­dı mes­ken ve na­fa­ka­dan mah­rum edil­mez­di.”

Çok az sa­yı­da ba­zı sa­ha­bi­ler­le, ba­zı Şii ve Za­hi­ri­le­re gö­re bir söz­le üç bo­şa­ma bir bo­şa­ma sa­yı­lır. İbn Tey­miy­ye ve İbn Kay­yim el-Cev­ziy­ye ile ta­bi­le­ri de bu gö­rü­şe ka­tıl­dı­lar. Da­yan­dık­la­rı de­lil, Müs­lim’in İbn Ab­bas (r. an­hü­ma)’dan ri­va­yet et­ti­ği şu ha­dis­tir:

“Hz. Pey­gam­ber ile Ebu Be­kir (r.a) za­ma­nın­da ve Hz. Ömer’in hilâfetinin ilk iki yı­lın­da üç ta­lak bir idi. Son­ra Hz. Ömer de­di ki: Halk ken­di­le­ri­ne müh­let ve­ril­miş bu­lu­nan bir iş ko­nu­sun­da ace­le gös­ter­di­ler. Biz de onu ka­bul et­sek de­di ve bu­nu ge­çer­li say­dı.”25

Bu ha­dis, Hz. Ömer’den ön­ce­ki dö­nem­de bir söz­le üç ta­la­kın bir bo­şa­ma sa­yıl­dı­ğı­nı açık­ça ifa­de et­mi­yor. An­cak hal­kın bo­şa­ma işin­de ace­le et­me­yip, eşi­ni ric’i ta­lak­la bo­şa­ma­yı ter­cih et­ti­ği­ni ve ev­li­li­ğin de­vam et­me­si için bir açık ka­pı bı­rak­tı­ğı­nı be­lirt­miş olu­yor. An­cak Hz. Ömer dev­rin­de halk eşi­ni ar­tık bir ta­lak­la de­ğil üç ta­lak­la  bo­şa­ma­ya baş­la­dı. Hz. Ömer de onu üç ola­rak ka­bul et­ti.

Di­ğer yan­dan yu­ka­rı­da­ki İbn Ab­bas ha­di­si­ni on­dan yal­nız Ta­vus ri­va­yet et­miş­tir. Ta­vus ise sa­lah ha­li bu­lu­nan bir ra­vi ol­mak­la bir­lik­te ha­dis ri­va­ye­tin­de çok ha­ta yap­mak­la it­ham edil­miş­tir. Sa­id b. Cü­beyr, Mü­ca­hid, Ata, Amr b. Di­nar ve di­ğer bir grup müc­te­hid yi­ne İbn Ab­bas’tan bu­nun ak­si­ni nak­let­miş­ler­dir. Hat­ta biz­zat İbn Ab­bas’ın bir de­fa­da üç ta­lak­la bey­nu­net-i küb­ra’nın mey­da­na ge­le­ce­ği­ne fet­va ver­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir.26

 

   17 - Bir er­kek ay­rı ay­rı cüm­le­ler­le eşi­ni üç de­fa bo­şa­sa                              ne yap­mak ge­re­kir?

Ce­vap: Bir kim­se eşi­ne kar­şı üç de­fa ay­rı cüm­le ha­lin­de; “Se­ni bo­şa­dım” de­se, eğer her cüm­le ile ay­rı bir bo­şa­ma kas­det­miş­se üç bo­şa­ma, ikin­ci ve­ya üçün­cü cüm­le­ler­le bi­rin­ci­yi te’kid ve­ya ha­ber ver­me kas­det­miş­se bir bo­şa­ma mey­da­na ge­lir.27

 

   18 - Ev­lat edin­mek ca­iz mi­dir?

Ce­vap: İslâm’dan ön­ce ev­lat edin­mek yay­gın bir adet­ti. Hat­ta Hz. Pey­gam­ber de, nü­büv­ve­tin­den ön­ce bu ör­fe gö­re Zeyd b. Ha­ri­se’yi ev­lat edin­miş­ti. Çün­kü da­ha ön­ce kö­le sta­tü­sün­de olan Zeyd’i ba­ba­sı ve am­ca­sı sa­tın alıp ser­best bı­rak­mak is­te­miş, Hz. Pey­gam­ber ise onu; di­ler­se ken­di ya­nın­da kal­ma, is­ter­se ai­le­si­nin ya­nı­na dön­me ko­nu­sun­da mu­hay­yer bı­rak­mış­tı. Bu­nun üze­ri­ne Zeyd; Hz. Pey­gam­ber’e hi­ta­ben: “Sen­den baş­ka bir kim­se is­te­mem, sen hem ba­bam hem de am­cam ye­rin­de­sin” de­di ve Rasûlullah’ı ter­cih et­ti. Bu­nun üze­ri­ne Hz. Pey­gam­ber onu ev­lat edin­di. Ev­lat­lık ev­lat edi­ne­nin oğ­lu, kı­zı ola­rak anı­lır, mi­ras­çı olur,eşi de ge­lin ka­bul edi­lir­di.

İslâm ev­lat­lık mü­es­se­se­si­ni kal­dır­dı ve her ço­cu­ğun ne­sep hı­sım­la­rı­na nis­pet edil­me­si pren­si­bi­ni ge­tir­di. Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Mu­ham­med si­zin er­kek­le­ri­niz­den kim­se­nin ba­ba­sı de­ğil­dir.”28 “Ço­cuk­la­rı ba­ba­la­rı­na nis­pet ede­rek ça­ğı­rı­nız. Bu, Al­lah’ın nez­din­de da­ha doğ­ru ve ada­le­te da­ha uy­gun­dur.”29 Hat­ta Al­la­hu Te­a­la, Ra­su­lü­ne ev­lat­lı­ğı Zeyd’in bo­şa­dı­ğı Zey­nep bin­ti Cahş ile ev­len­me iz­ni ve­re­rek ev­lat­lı­ğın ev­li­li­ğe yan­sı­yan yö­nü­nü de kal­dır­dı. Bu ev­li­lik ayet­te şöy­le ifa­de bu­yu­rul­du.: “Ma­dem ki Zeyd o ka­dın­dan ili­şi­ği­ni kes­ti, biz onu sa­na zev­ce yap­tık. Ta ki ev­lat­lık­la­rı­nın ken­di­le­rin­den iliş­ki­le­ri­ni kes­tik­le­ri eş­le­ri­ni al­mak­ta mü­min­ler üze­ri­ne gü­nah ol­ma­sın.”30

An­cak şu­nu be­lir­te­lim ki, bir ye­tim ve­ya ök­sü­zün ya da yok­su­lun hi­ma­ye­si, oku­tu­lup ev­len­di­ril­me­si, bir iş sa­hi­bi ya­pıl­ma­sı İslâm’da bü­yük ecir ka­zan­dı­rır. Ken­di nü­fu­su­na tes­cil yap­tır­mak­sı­zın bu gi­bi hi­ma­ye ve yar­dım­la­rı İslâm teş­vik eder. Bun­lar bir çe­şit ma­ne­vi ev­lat olur. Fa­kat bu du­rum mi­ras­çı ol­ma­yı, ne­sep hı­sı­mı sa­yıl­ma­yı ve er­gin­lik ça­ğın­dan son­ra­ki mah­re­mi­ye­ti or­ta­dan kal­dır­maz. Al­lah el­çi­si­nin şu ha­di­si ile bu ko­nu­yu nok­ta­la­ya­lım: “Kim İslâmi de­vir­de, ba­ba­sı ol­ma­dı­ğı­nı bil­di­ği hal­de, ba­ba­sın­dan baş­ka­sı­na men­sup ol­du­ğu­nu id­dia eder­se ona cen­net ha­ram olur.”31

 

   19 - Tüp be­bek uy­gu­la­ma­sı ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Nikâhlı eş­ler ara­sın­da sun’i to­hum­la­ma yo­luy­la ço­cuk sa­hi­bi ol­mak müm­kün ve ca­iz­dir. Ni­te­kim, eş-Şirbînî de, bu ko­nu­da şöy­le der: "Bir ka­dın ih­ti­lam ol­muş ko­ca­sı­nın me­ni­si­ni cin­sel or­ga­nı­na yer­leş­tir­mek su­re­tiy­le ge­be kal­sa, do­ğan ço­cuk meşrûdur ve ka­dın bu iş­lem­den do­la­yı günahkâr ol­maz”32 Aşılama ve ce­ni­nin ge­liş­me­si aşa­ma­la­rın­da tıb­bi usul­ler­den ya­rar­la­na­rak ço­cuk sa­hi­bi ol­mak da bu ni­te­lik­te­dir. An­cak sperm’in ev­li ol­ma­yan kim­se­ler­den alı­nıp aşı­la­ma ya­pıl­ma­sı ve­ya do­ğu­mu ger­çek­leş­tir­me­de ara­cı bir ka­dın kul­la­nıl­ma­sı bir çe­şit zi­na olur. Ço­cu­ğun an­ne­si do­ğu­ran ka­dın, ne­se­bi­ni red­det­me­di­ği sü­re­ce bu ka­dı­nın nikâhlı ko­ca­sı da ba­ba­sı olur.

Kı­sa­ca su­ni aşı­la­ma ve­ya tüp be­bek uy­gu­la­ma­sı tıb­bi bir te­da­vi yön­te­mi olup, yal­nız ka­rı ko­ca ara­sın­da ol­mak şar­tıy­le ca­iz­dir.

 

   20 - Müs­lü­ma­na mah­sus özel bir el­bi­se şek­li var mı­dır?

Ce­vap: Müs­lü­man er­kek ve­ya ka­dı­nın ör­tül­me­si ge­re­ken yer­ler ayet ve ha­dis­ler­le be­lir­len­miş­tir. Bu dı­şa­rı­da er­ke­ğin gö­bek­le diz ka­pa­ğı ara­sı, ka­dı­nın ise el, ayak ve yüz dı­şın­da­ki bü­tün vü­cu­du­nun ör­tül­me­si şek­lin­de olur. Al­lah el­çi­si bel­li bir el­bi­se mo­de­li üze­rin­de dur­ma­mış­tır. Ge­rek Hz. Pey­gam­ber ve ge­rek dört ha­li­fe dö­ne­min­de çe­şit­li gi­yim ku­şa­mı olan top­lu­luk­lar İslâm’a gir­miş fa­kat bun­la­ra mo­de­li be­lir­li stan­dard el­bi­se ti­pi ön­gö­rül­me­miş­tir. Yal­nız şu dört çe­şit el­bi­se bun­dan müs­tes­na­dır:

a) Kü­für ala­me­ti ta­şı­yan el­bi­se. Hz. Pey­gam­ber, bir gün İbn Amr’ın üze­rin­de us­fur ile bo­ya­lı el­bi­se gör­müş ve bu­nun ehl-i küf­re ait ol­du­ğu­nu bil­di­re­rek gi­yil­me­me­si­ni, hat­ta ya­kıl­ma­sı­nı em­ret­miş­tir. Ba­zı bil­gin­ler bu ya­sa­ğı ha­ram­lı­ğa ba­zı­sı ise ke­ra­he­te ham­let­miş­tir.33

b) Er­kek için ipek el­bi­se. Çe­şit­li ha­dis­ler­de ipek el­bi­se­nin er­kek­le­re ha­ram ol­du­ğu ifa­de edil­miş­tir.34

c) Er­kek­le­rin ka­dın el­bi­se­si, ka­dın­la­rın da er­kek el­bi­se­si giy­me­si ca­iz de­ğil­dir. Çün­kü Rasûlullah kar­şı cin­se ben­ze­me­ye ça­lı­şan er­kek ve­ya ka­dı­na la­net et­miş­tir.35

d) Baş­ka­la­rı­na kar­şı bü­yük­lük tas­la­mak için gi­yi­le­cek el­bi­se. Hz. Pey­gam­ber ki­bir­len­mek için gi­yi­le­cek el­bi­se­yi ya­sak­la­mış­tır.36

 

   21 - Kı­ya­fet­te gay­ri müs­lim­le­re ben­ze­me­nin an­la­mı

                      ne­dir?

Ce­vap: İslâm, ehl-i küf­re ve fa­sık­la­ra ben­ze­me­yi ya­sak­la­mış­tır. Kü­für ala­me­ti sa­yı­lan bir el­bi­se­yi giy­mek kü­für, fısk eh­li­ne mah­sus bir el­bi­se­yi ve­ya bir müs­lü­ma­nın kar­şı cin­se mah­sus bir el­bi­se­yi giy­me­si fısk­tır. Bu­ra­da ya­sak­la­nan kö­tü­yü tak­lit­tir. Çün­kü gi­yim­de­ki sem­bol özel­li­ği za­man­la in­sa­nın dü­şün­ce ya­pı­sı­na, kal­bin­de­ki inan­cı­na yan­sır ve ora­da iz­ler bı­ra­kır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Bir top­lu­lu­ğa ben­ze­yen on­lar­dan olur.”37 “Biz­den baş­ka­sı­na ben­ze­yen kim­se biz­den de­ğil­dir.”38 eş-Şirbinî; bir bel­de­de bir ilim ada­mı­nın mu­tat ol­ma­yan bir kaf­tan ve baş­lık giy­me­si onun ki­şi­li­ği­ni ze­de­ler ve şa­hit­li­ği­nin red­di­ne se­bep olur, der.