Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 83. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

III- EKO­NO­MİK VE TİCÂRÎ HA­YAT­LA İL­Gİ­Lİ

ÖNEM­Lİ ME­SE­LE­LER

 

1 - İs­lam’da ti­ca­re­tin ye­ri ne­dir?

İslâm’da ti­ca­ret meş­ru kı­lın­mış­tır. Ti­ca­re­tin de esa­sı alış-ve­ri­şe ve ser­ma­ye ris­ki­ne da­ya­nır. Al­lah Te­a­la şöy­le bu­yu­rur: “Ey iman eden­ler! Mal­la­rı­nı­zı ba­tıl yol­lar­la ye­me­yi­niz. An­cak, kar­şı­lık­lı rı­za­ya da­ya­nan ti­ca­ret müs­tes­na­dır.”39 “Al­lah alış-ve­ri­şi helâl, fa­i­zi ha­ram kıl­mış­tır.”40 “Ey iman eden­ler! Cu­ma gü­nü na­ma­za çağ­rıl­dı­ğı­nız za­man he­men Al­lah’ı an­ma­ya (na­ma­za) ko­şu­nuz ve alış-ve­ri­şi bı­ra­kı­nız. Eğer bi­lir­se­niz bu si­zin için da­ha ha­yır­lı­dır. Na­maz kı­lın­dık­tan son­ra yer­yü­zü­ne da­ğı­lın ve Al­lah’ın faz­lın­dan rız­kı­nı­zı ara­yın. Al­lah’ı çok anın ki kur­tu­lu­şa ere­si­niz.”41

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’e en üs­tün ka­zan­cın han­gi­si ol­du­ğu so­ru­lun­ca şöy­le ce­vap ver­miş­tir: “Ki­şi­nin eli­nin eme­ği ve meb­rur alış-ve­riş­tir.”42 Ya­lan ye­re ye­min ve al­dat­ma ol­ma­yan alış-ve­ri­şe “mebrûr alış-ve­riş” de­nir. Al­lah el­çi­si doğ­ru iş ya­pan tüc­ca­rı şöy­le öv­müş­tür: “Sö­zü ve mu­a­me­le­si doğ­ru tüc­car, kı­ya­met gü­nün­de ar­şın göl­ge­si al­tın­da­dır.”43 “Bir kim­se gı­da mad­de­le­ri­ni top­la­yıp gü­nün ra­yiç fi­ya­tı ile sat­sa, san­ki onu ta­sad­duk et­miş gi­bi ecir alır.”44

Bu­na gö­re müs­lü­ma­nın na­maz, oruç, hac iba­det­le­ri gi­bi gün­lük ha­yat­ta İslâm’ın be­lir­le­di­ği öl­çü­ler için­de ya­pa­ca­ğı ti­ca­ret de bir iba­det çe­şi­di ol­mak­ta­dır. Na­maz ve oruç gi­bi iba­det­le­rin rü­kun, şart, sün­net ve bun­la­rı bo­zan  hü­küm­le­ri ol­du­ğu gi­bi alış-ve­riş ve ti­ca­re­tin de esas­la­rı, rü­kun, şart ve ya­sak­la­rı var­dır. Bir müs­lü­man na­maz, oruç ve­ya hacc iba­de­ti­ni ya­pa­ca­ğı za­man bun­lar­la il­gi­li bil­gi­le­ri öğ­ren­me­si ge­rek­ti­ği gi­bi ti­ca­ret­le uğ­raş­mak is­te­yen­le­rin de ken­di ti­ca­ret ala­nı ile il­gi­li bil­gi­le­ri öğ­ren­me­si ge­re­kir. Hz. Ömer (r.a)’in ha­li­fe olun­ca te­be­a­ya şu ge­nel­ge­yi ya­yın­la­dı­ğı nak­le­di­lir: “İslâm’a gö­re alış­ve­riş usu­lü­nü bil­me­yen kim­se bi­zim çar­şı ve pa­zar­la­rı­mız­da alış-ve­riş yap­ma­sın. Çün­kü far­kın­da ol­ma­dan fa­i­ze dü­şe­bi­lir.”45

 

   2 - Ri­ba ne­dir, kaç çe­şi­di var­dır?

Ce­vap: Cins ve mik­ta­rı bir olan iki şey yek­di­ğe­riy­le mü­ba­de­le edil­di­ğin­de bir ta­raf için ka­bul edi­len faz­la­lı­ğa “ri­ba” de­nir. An­cak bu ta­rif va­de­li alış-ve­riş­ten do­ğan ne­sie ri­ba­sı­nı kap­sa­mı­na al­ma­mak­ta­dır. Ri­ba ve fa­iz te­rim­le­ri eş an­lam­da kul­la­nı­lır.46 Ri­ba; ki­tap, sün­net ve ic­ma de­lil­le­ri ile ya­sak­lan­mış­tır.

   Ri­ba ge­nel ola­rak iki­ye ay­rı­lır:

 

   a) Borç­tan do­ğan ri­ba:

Bu, İslâm’dan ön­ce yay­gın olan bir ri­ba olup, İslâm bu­nu ke­sin ola­rak ya­sak­la­mış­tır. Uy­gu­la­ma­sı şöy­le­dir: Bir kim­se bel­li bir sü­re için borç alır, sü­re so­nun­da bor­cu­nu öde­mez­se, ala­cak­lı ken­di­si­ne şu tek­lif­te bu­lu­nur: “Ya bor­cu­nu öde ve­ya şu ka­dar fa­iz ver­mek şar­tıy­la bor­cu­nu şu ta­ri­he ka­dar er­te­le­ye­yim.” Bu tek­lif ba­zan borç­lu­dan da ge­lir­di. Kur’an-ı Ke­rim’de böy­le bir mu­a­me­le ya­pa­nın Al­lah ve Ra­su­lü­ne kar­şı sa­vaş ilan et­miş ola­ca­ğı şöy­le di­le ge­ti­ri­lir: “Ey iman eden­ler! Al­lah’tan kor­kun ve eğer ger­çek mü­min­ler ise­niz fa­iz he­sa­bın­dan ar­ta ka­la­nı bı­ra­kın. Bu fa­i­zi ter­ket­mez­se­niz bi­li­niz ki, Al­lah’a ve Pey­gam­be­ri­ne kar­şı bir sa­va­şa gir­miş olur­su­nuz. Eğer ri­ba­dan tev­be ederse­niz ana pa­ra­nız si­zin­dir. Böy­le­ce ne hak­sız­lık et­miş ve ne de hak­sız­lı­ğa uğ­ra­mış olur­su­nuz.”47 Hz. Pey­gam­ber Ve­da hut­be­sin­de şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ca­hi­li­ye dev­rin­den kal­ma ri­ba kal­dı­rıl­mış­tır. İlk kal­dır­dı­ğım ri­ba Ab­dul­mut­ta­lip oğ­lu Ab­bas’ın ri­ba­sı­dır.”48 Bu­na ca­hi­li­ye ri­ba­sı ve­ya ger­çek ri­ba da de­nir.

 

b) Alış-ve­riş­ten do­ğan ri­ba:

Ha­ne­fi­le­re gö­re bu ri­ba çe­şi­di üç kıs­ma ay­rı­lır:

1) Faz­la­lık ri­ba­sı: Öl­çe­rek ve­ya tar­ta­rak mü­ba­de­le edi­len mislî mal­lar­dan ay­nı cin­sin bi­ri di­ğe­rin­den faz­la ola­rak de­ğiş­ti­ril­me­si­dir.

2) Nesîe ri­ba­sı: Cins­le­ri bir ol­sun ve­ya ol­ma­sın mislî mal­la­rın bi­ri­si­nin  di­ğe­ri kar­şı­lı­ğın­da va­de­li ola­rak sa­tıl­ma­sı­dır.

3) Fa­sit mu­a­me­le­de bu­lun­mak­tan do­ğan ri­ba: İslâma ay­kı­rı ola­rak uy­gu­la­nan bir mu­a­me­le de ri­ba­dır.

Uba­de b. es-Sa­mit (r.a)’in ri­va­yet et­ti­ği al­tı mad­de ha­di­sin­de bu ri­ba çe­şit­le­ri­ni gör­mek müm­kün­dür; “Al­tın al­tın­la, gü­müş gü­müş­le, buğ­day buğ­day­la, ar­pa ar­pay­la, hur­ma hur­may­la ve tuz tuz­la mis­li mis­li­ne ve pe­şin ola­rak sa­tı­lır­lar. Bun­la­rın cin­si ay­rı olun­ca pe­şin ol­mak şar­tıy­le, is­te­di­ği­niz gi­bi sa­tış ya­pı­nız”49

Bu­na gö­re, al­tın, gü­müş, buğ­day ve ar­pa gi­bi stan­dart bir mad­de­yi ken­di cin­siy­le faz­la­lık­la sat­mak “faz­la­lık ri­ba­sı”nı do­ğu­rur. Yüz gram al­tı­nı yüz yir­mi gram al­tın­la ve­ya ka­li­te­si iyi olan bir öl­çek buğ­da­yı ka­li­te­si dü­şük olan üç öl­çek buğ­day­la sat­mak gi­bi. Bu­ra­da İslâm’ın ama­cı al­dan­ma­ya en­gel ol­mak­tır. Çün­kü baş­ka cins­le, me­se­la pa­ra ile he­sa­bı ya­pıl­dı­ğı tak­dir­de 100 gram al­tın 120 gr. al­tı­na, bir öl­çek buğ­day da üç öl­çek buğ­da­ya denk düş­me­ye­bi­lir. Ni­te­kim Hz. Pey­gam­ber iki öl­çek adi hur­ma­yı bir öl­çek iyi cins hur­ma ile de­ği­şen Bi­lal (r.a)’e şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ey­vah ey­vah! Ri­ba­nın ta ken­di­si. Bu­nu böy­le yap­ma. Hur­ma sa­tın al­mak is­ter­sen, ken­di hur­ma­nı pa­ra ile sat. Onun sa­tış be­de­li ile de is­te­di­ğin hur­ma­yı sa­tın al.”50

Di­ğer yan­dan al­tın ve gü­müş mü­ba­de­le­sin­de­ki faz­la­lı­ğın ri­ba kap­sa­mı­na so­kul­ma­sı İslâm’da pa­ra­yı enf­las­yo­na kar­şı ko­ru­muş­tur. Şöy­le ki; bi­lin­di­ği gi­bi Hz. Pey­gam­ber dev­rin­de iki çe­şit pa­ra var­dı. Al­tın pa­ra di­nar adı­nı alır, yak­la­şık dört gram al­tı­nı ifa­de eder. Gü­müş pa­ra dir­hem adı­nı alır ve 2,8 gr. dır.

   Al­tın ve­ya gü­müş pa­ra­nın ken­di cin­siy­le mü­ba­de­le edi­lir­ken pe­şin ve eşit ağır­lık­ta ol­ma­sı­nın is­ten­me­si pa­ra­nın ma­den de­ğe­ri­nin üs­tün­de ve­ya al­tın­da no­mi­nal bir de­ğer ka­zan­ma­sı­nı en­gel­le­miş­tir. Ya­ni pa­ra ile ken­di cin­sin­den imal edi­len al­tın ve­ya gü­müş zi­net eş­ya­sı ara­sın­da bir fi­yat far­kı­nın oluş­ma­sı­na baş­ka bir de­yim­le enf­las­yo­nun mey­da­na gel­me­si­ne İslâm’ın fa­iz ya­sa­ğı­nın en­gel teş­kil et­ti­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Pa­ra ile bü­tün al­tın ve gü­müş stok­la­rı ayar ve öl­çü ba­kı­mın­dan bir­bi­ri­ne sı­kı bir şe­kil­de bağ­la­nın­ca bü­tün cins bir­lik­te de­ğer ka­za­nır ve­ya de­ğer kay­be­der. Bu da dü­zen­li ve is­tik­rar­lı bir sa­tın al­ma gü­cü olan İslâm pa­ra­sı­nı do­ğu­rur.

Ka­ğıt pa­ra da ilk çı­kı­şın­da al­tı­nı tem­sil et­mek üze­re ba­sıl­dı­ğı için al­tı­na ait gü­cü ve özel­lik­le­ri on­da gör­mek müm­kün idi. Fa­kat bu pa­ra­nın çe­şit­li ül­ke­ler­de al­tın­la ba­ğı ko­pa­rı­lıp, gü­cü­nü dev­le­tin eko­no­mik gü­cün­den al­dı­ğı esa­sı ge­ti­ri­lin­ce, eko­no­mi­si güç­lü ül­ke­ler ba­kı­mın­dan kar­şı­lık­sız bü­yük bir sa­tın al­ma gü­cü el­de et­me ara­cı ha­li­ne gel­di. Ka­na­a­tı­mız­ca yu­ka­rı­da­ki al­tı mad­de ha­di­si­nin ışı­ğı al­tın­da bel­li kar­şı­lı­ğı olan, bel­li ve sağ­lam öl­çü­ye en­deks­li bir İslâm pa­ra­sı­nı İslâm ale­mi or­ta­ya ko­ya­bi­lir. An­cak ko­nu­yu iyi an­la­yan ve İslâmın fa­iz an­la­yı­şı­nı kav­ra­yan ilim adam­la­rı ve ik­ti­sat­çı­la­rın iş­bir­li­ği ya­pa­rak bu me­se­le­yi çö­züm­le­me­le­ri ge­re­kir.51

 

   3 - Sa­tı­lan bir mal­da han­gi ni­te­lik­ler bu­lun­ma­lı­dır?

Ce­vap: Üze­rin­de akit ya­pı­la­cak bir mal­da şu beş şar­tın bu­lun­ma­sı ge­re­kir:

a) Te­miz ol­ma­sı, ya­ni ne­cis ol­ma­ma­sı ge­re­kir. İslâm’ın ne­cis say­dı­ğı şey sa­tı­la­maz. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Al­lah iç­ki, leş, do­muz ve put­la­rın sa­tı­şı­nı ya­sak­la­mış­tır.”52 An­cak Ha­ne­fi alim­le­ri te­zek ve ba­zı fay­da­la­rı bu­lu­nan ne­cis yağ­la­rın sa­tı­şı­na ce­vaz ver­miş­ler­dir.

b) Ken­di­sin­den is­ti­fa­de edi­le­bi­lir bir şey ol­ma­sı ge­re­kir. Bu yüz­den fay­da­sı ol­ma­yan ha­şe­rat ve yır­tı­cı hay­van­la­rın sa­tı­şı ca­iz de­ğil­dir.

c) Ma­lın mik­ta­rı­nın ve ni­te­lik­le­ri­nin bi­lin­me­si ge­re­kir. An­cak öl­çüp tart­ma­dan ka­ba­la sa­tım­lar­da mik­ta­rı­nın bi­lin­me­si ge­rek­mez.

d) Ma­lın, sa­tı­cı­nın mül­ki­ye­tin­de ol­ma­sı ve­ya ve­li, ve­kil gi­bi sa­tı­şa hu­ku­ken yet­ki­li kim­se­nin sa­tı­şı yap­ma­sı ge­re­kir. Bu yüz­den va­kıf ma­lı ve­ya baş­ka­sı­na ait ma­lı izin­siz ola­rak sat­mak ca­iz de­ğil­dir.

e) Tes­li­min müm­kün ol­ma­sı ge­re­kir. Bu yüz­den de­niz­de­ki ba­lı­ğı ve­ya ha­va­da­ki ku­şu sat­mak ca­iz de­ğil­dir.

 

   4 - Ka­ra­bor­sa­cı­lık ne­dir?

Ce­vap: Bir şe­yi pa­ha­lan­ma­sı­nı bek­le­ye­rek alı­koy­mak­tır. İslâm’da ti­ca­ret ha­ya­tı­nın ser­best bı­ra­kı­la­rak fi­yat­la­rın ser­best re­ka­bet so­nu­cu oluş­ma­sı asıl­dır. Ba­zı mal­lar ka­ra­bor­sa için sak­la­nın­ca pi­ya­sa­da mal dar­lı­ğı olur ve ta­lep faz­la­lı­ğı ne­de­niy­le fi­yat­lar su­ni ola­rak yük­sel­me­ye baş­lar. Ka­ra­bor­sa­cı­nın ama­cı da bu­dur. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ka­ra­bor­sa­cı ne kö­tü kul­dur. Fi­yat­la­rın düş­tü­ğü­nü öğ­re­nin­ce üzü­lür, yük­sel­di­ği­ni du­yar­sa se­vi­nir.”53 “Bir gı­da mad­de­si­ni 40 ge­ce de­po­la­yıp (ih­ti­yaç var­ken) sak­la­yan Al­lah’tan uzak­laş­mış­tır. Al­lah da onu ken­di­sin­den uzak­laş­tır­mış­tır.”54

Ka­ra­bor­sa­cı­lı­ğın oluş­ma­sı için şu şart­lar ge­rek­li­dir: 1)De­po­la­nan ma­lın sa­tın alın­mış bir mal ol­ma­sı, 2) Gı­da mad­de­si ol­ma­sı, 3) İn­san­la­rın de­po­la­nan ma­lı al­ma­da sı­kın­tı ve ih­ti­yaç için­de ol­ma­sı. Ebu Yu­suf’a gö­re, gı­da mad­de­le­ri dı­şın­da pi­ya­sa­ya sü­rül­me­me­si top­lu­ma za­rar ve­ren her çe­şit mal­da ih­ti­kar söz ko­nu­su olur.55 Ma­lı sak­la­ma sü­re­si nor­mal­de kırk gün­dür, an­cak top­lu­mun sı­kın­tı­ya düş­me du­ru­mu­na gö­re bu sü­re kı­sa­la­bi­lir. Ni­te­kim gü­nü­müz­de akar­ya­kıt ve tüp­gaz gi­bi ih­ti­yaç mad­de­le­ri iki üç gün gi­bi kı­sa bir sü­re pi­ya­sa­dan çe­kil­se top­lum bü­yük sı­kın­tı­ya dü­şer.

 

   5 - Dev­le­tin ti­ca­ret mal­la­rı­na narh uy­gu­la­ma­sı ca­iz

        mi­dir?

Ce­vap: Nar­hı şu şe­kil­de ta­rif ede­bi­li­riz: İslâm dev­let baş­ka­nı­nın ve­ya yet­ki ver­di­ği me­mur­la­rın ya­hut da hal­kın iş­le­ri­ni üzer­le­ri­ne alan kim­se­le­rin es­naf ve tüc­ca­ra mal­la­rı­nı bel­li bir fi­ya­ta sat­ma­la­rı­nı em­ret­me­si, bu fi­yat­tan aşa­ğı ve­ya yu­ka­rı bir fi­ya­ta sa­tış yap­ma­yı ya­sak­la­ma­sı­dır.56

Hz. Pey­gam­ber ve dört ha­li­fe dö­ne­min­de ge­nel ola­rak narh uy­gu­la­ma­sı ol­ma­mış ve ser­best re­ka­bet so­nu­cu olu­şan pi­ya­sa fi­yat­la­rı üze­rin­den sa­tış esa­sı ko­run­muş­tur. Me­di­ne’de fi­yat­lar yük­se­lin­ce as­hab-ı ki­ram Hz. Pey­gam­ber’den narh koy­ma­sı­nı is­te­miş­ler, Al­lah el­çi­si bu is­tek­le­re şu ce­va­bı ver­miş­tir: “Şüp­he yok ki, fi­at ta­yin eden, dar­lık ve bol­luk ve­ren, rı­zık­lan­dı­ran an­cak Al­lah’tır. Ben siz­den hiç kim­se­nin mal ve ca­nı­na yap­mış ol­du­ğum bir hak­sız­lık se­be­biy­le hak­kı­nı ben­den is­ter ol­du­ğu hal­de Rab­bi­me ka­vuş­mak is­te­mem.”57 Yi­ne baş­ka za­man­lar­da narh ko­nul­ma­sı­nı is­te­yen­le­re Hz. Pey­gam­ber; “Bel­ki Al­lah’a dua ede­rim.”, “Bel­ki fi­yat­la­rı ucuz­la­tan ve pa­ha­lan­dı­ran Al­lah’tır.”58 ce­va­bı­nı ver­miş­tir.

Di­ğer yan­dan Hz. Ömer’in hilâfeti dö­ne­min­de, Hâtib b. Ebi Bel­tea’nın üzüm fi­yat­la­rı­nı çok dü­şür­me­si üze­ri­ne Hz. Ömer'in fi­yat­la­ra mü­da­ha­le et­ti­ği an­cak da­ha son­ra şu söz­le­riy­le fi­yat­la­rı ser­best bı­rak­tı­ğı gö­rü­lür: “Sa­na söy­le­dik­le­rim ne emir­dir, ne de hü­küm. Bu bel­de hal­kı­nın hay­rı için ar­zu et­ti­ğim bir şey­dir. Na­sıl ve ne­re­de is­ter­sen sa­ta­bi­lir­sin.”59

Ta­bi­i­ler­den bir kıs­mı narh ha­dis­le­ri­nin açık an­la­mı­na uya­rak, sa­tı­cı­ya zu­lüm olur kor­ku­suy­la pi­ya­sa fi­yat­la­rı­na mü­da­ha­le­yi uy­gun bul­ma­dı­lar. An­cak ah­la­kın bo­zul­ma­sı, fi­yat­la­rın su­ni ola­rak yük­sel­me­ye baş­la­ma­sı ve hal­kın bun­dan za­rar gör­me­si üze­ri­ne ba­zı ta­bi­i­ler narh koy­ma­yı ca­iz gör­dü­ler. Sa­id b. el-Mü­sey­yeb (ö.94/712), Ra­bia b. Ab­dir­rah­man (ö.136/753), Yah­ya b. Sa­id el-En­sa­ri, (ö.143/760) bun­lar ara­sın­da­dır.

So­nuç ola­rak, sa­tı­cı­yı fi­yat be­lir­le­me­sin­de ta­ma­men ser­best bı­ra­kıp, onu dev­let kont­ro­lü­nün dı­şın­da tut­mak, top­lu­mun zu­lüm ve hak­sız­lı­ğa uğ­ra­ma­sı­na se­bep olur. Çün­kü ge­rek Rasûlullah ve ge­rek­se dört ha­li­fe dö­ne­min­de İslâm’ın üs­tün ti­ca­ret ah­la­kı ya­şan­mış dev­let mü­da­ha­le­si­ne ge­rek du­yul­ma­mış ve her­kes meş­ru hak­la­rı­na ra­zı ol­muş­tur. Fa­kat gi­de­rek, in­san­lar fi­yat tes­bi­tin­de­ki es­nek­li­ği kö­tü­ye kul­lan­ma­ya baş­la­mış­tır. Kıt­lık­lar ve sa­vaş­la­rın ge­tir­di­ği sı­kın­tı­lar fi­yat­la­rın su­ni ola­rak yük­sel­me­si­ne ne­den ol­muş­tur. Ki­mi za­man da hiç bir eko­no­mik ne­den yok­ken, ay­ni çe­şit ma­lı üre­ten ve­ya sa­tan­la­rın giz­li­ce an­laş­ma­sı so­nu­cu fi­yat­lar nor­ma­lin üs­tün­de yük­sel­miş­tir.

İş­te, ser­best re­ka­be­te açık bir pi­ya­sa an­la­yı­şı esas ol­mak­la bir­lik­te top­lu­mun bu ser­best­li­ği kö­tü­ye kul­lan­ma­sı ha­lin­de narh uy­gu­la­ma­sı­na da islâmi bir en­gel yok­tur.

 

   6 - Kabz­dan ön­ce sa­tış ya­sa­ğı ne­dir? Ti­ca­ret ha­ya­tın­da                 ne gi­bi et­ki­le­ri olur?

Ce­vap: Sa­tım ak­di ile sa­tın alı­nan ma­lın fi­i­len tes­lim alın­ma­sı­na “kabz” de­nir. Ma­lın tes­lim alın­maz­dan ön­ce sa­tı­şı, sa­tı­cı ve alı­cı ara­sın­da an­laş­maz­lık­la­rın çık­ma­sı­na yol aça­bi­lir. Ma­lın tes­lim alı­na­ma­ma ri­zi­ko­su, bu ara­da he­lak ol­ma­sı ve­ya ayıp­lı çık­ma­sı hal­le­rin­de ikin­ci sa­tı­cı, sa­tım ak­di­ni ifa im­ka­nı bu­la­maz. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Kim bir gı­da mad­de­si­ni sa­tın alır­sa, onu kab­zet­me­dik­çe baş­ka­sı­na sat­ma­sın.”60 Bu ha­di­si şe­rif­te zik­re­di­len yi­ye­cek mad­de­si ör­nek ka­bi­lin­den olup, ha­dis bü­tün men­kul alım sa­tı­mı­nı kap­sa­mı­na alır.

Kabz­dan ön­ce­ki sa­tış ge­çer­li olur­sa bu ma­lın fi­ya­tı­nın hiç yer de­ğiş­tir­me­den, hat­ta he­nüz mal üre­til­me­den yük­sel­me­si­ne ne­den olur. Bir ta­kım ara­cı­lar, ma­lı hiç gör­me­den ka­ğıt üze­rin­de ka­zanç el­de et­miş olur­lar.61

Ebu Ha­ni­fe ve Ebu Yu­suf’a gö­re, gay­ri men­kul üze­rin­de kabz­dan ön­ce ta­sar­ruf­ta bu­lun­mak ca­iz­dir. Da­yan­dık­la­rı de­lil; “is­tih­san” pren­si­bi­dir. Çün­kü gay­ri men­ku­lün kabz­dan ön­ce te­lef ol­ma­sı ve­ya de­ği­şik­li­ğe uğ­ra­ma­sı na­dir ola­rak dü­şü­nü­le­bi­lir. Na­dir olan şe­ye ise iti­bar edil­mez.

İmam Mu­ham­med, İmam Zü­fer ve Şâfiî’ye gö­re gay­ri men­ku­lün de, men­kul­ler gi­bi, kabz­dan ön­ce sa­tı­şı ca­iz de­ğil­dir.62

 

   7 - Te­lak­kı’r-ruk­ban ne­dir? İslâm üre­ti­ci ile tü­ke­ti­ci

        ara­sı­na gi­ren “ara­cı­lık­la­rı” ya­sak­la­mış mı­dır?

Ce­vap: Te­lak­kı’r-ruk­ban; köy­den mah­sul ge­ti­ren­le­ri he­nüz pa­zar ye­ri­ne ulaş­ma­dan yol­da kar­şı­la­yıp, el­le­rin­de­ki ürü­nü al­mak de­mek­tir. Hz. Pey­gam­ber dö­ne­min­de, üret­ti­ği ma­lı hay­va­nı­na yük­le­ye­rek şeh­re pa­za­ra ge­ti­ren köy­lü­yü yol­da kar­şı­la­yıp ma­lı­nı sa­tın al­mak su­re­tiy­le onun­la tü­ke­ti­ci ara­sı­na gir­me­yi ifa­de eder­di. Bu­ra­da üre­ti­ci­nin şe­hir­de­ki gün­lük ra­yiç fi­yat­la­rı öğ­ren­me­si en­gel­len­mek­te, şe­hir­li top­tan­cı­nın onun elin­den ucu­za al­dı­ğı ma­lı pi­ya­sa­ya kont­rol­lü ve pa­ha­lı bir şe­kil­de sür­me­si, hat­ta ma­lı ka­ra­bor­sa­ya dü­şü­re­rek pa­ha­lan­dır­ma­sı söz ko­nu­su ol­mak­ta­dır. Ta­vus, İbn Ab­bas’tan o da Rasûlullah (s.a.s)’dan şu­nu ri­va­yet et­miş­tir: Al­lah’ın Ra­su­lü bi­nit­li­le­ri yol­da kar­şı­la­ma­yı (pa­za­ra gel­me­den yük­le­ri­ni sa­tın al­ma­la­rı­nı) ve şe­hir­li­nin köy­lü adı­na sa­tış yap­ma­sı­nı ya­sak­la­mış­tır. Ta­vus, İbn Ab­bas’tan şe­hir­li­nin köy­lü adı­na sa­tı­şı­nın an­la­mı de­nir? di­ye sor­muş o, da: Şe­hir­li köy­lü­ye ko­mis­yon­cu (sim­sar) olup da onun ma­lı­nı sa­ta­maz, şek­lin­de ce­vap ver­miş­tir.”63 Baş­ka bir ha­dis­te, bun­lar bir­bi­ri­nin ba­ba­sı ve­ya kar­de­şi ol­sa bi­le bir­bi­ri­ne ko­mis­yon­cu­luk ya­pa­ma­ya­cak­la­rı be­lir­til­miş­tir.64

Bu­ra­da amaç akı­cı ve şef­faf bir pi­ya­sa oluş­tur­mak­tır. “İn­san­la­rı ken­di ha­li­ne bı­ra­kı­nız, umu­lur ki, Al­lah on­lar­dan bir kıs­mı­nı di­ğer­le­ri se­be­biy­le rı­zık­lan­dı­rır.”65  ha­di­sin­de de bu an­la­mı gör­mek müm­kün­dür.

Bu son ha­di­si şe­rif, arz ve ta­lep den­ge­sin­de­ki akı­cı­lı­ğın ol­ma­sı, ara­da­ki en­gel­le­rin kalk­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne işa­ret et­mek­te­dir. Böy­le­ce ser­best re­ka­bet or­ta­mı doğ­muş, ta­bii pi­ya­sa fi­ya­tı oluş­muş olur. Pi­ya­sa­ya kont­rol­lü mal sü­re­rek fi­yat­la­rı su­ni ola­rak yük­selt­me te­ma­yü­lü de or­ta­dan kalk­mış bu­lu­nur.

Ebu Ha­ni­fe’ye gö­re ma­lın üre­ti­ci yol­da kar­şı­la­na­rak alın­ma­sı, bel­de hal­kı­na za­rar ve­ri­yor­sa mek­ruh­tur. Sa­tı­cı pi­ya­sa fi­yat­la­rı­nı öğ­re­nin­ce al­dan­dı­ğı­nı an­lar­sa ak­di bo­za­bi­lir. İslâm, top­lu­mun te­mel ih­ti­ya­cı olan mal­la­rın sa­tın alı­nıp ih­ti­yaç sa­hip­le­ri­ne ulaş­tı­rıl­ma­sı­na bü­yük önem ver­miş, hat­ta bu­na iba­det gö­züy­le bak­mış­tır. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) bir ha­di­sin­de şöy­le bu­yur­muş­tur: “Bir kim­se gı­da mad­de­le­ri­ni top­la­yıp gü­nün ra­yiç fi­ya­tı ile sat­sa san­ki onu ta­sad­duk et­miş (yok­sul­la­ra ve ih­ti­yaç sa­hip­le­ri­ne üc­ret­siz da­ğıt­mış) gi­bi olur.”66

Gü­nü­müz­de bir ta­kım te­mel ih­ti­yaç mad­de­le­ri­nin top­tan ve­ya pe­ra­ken­de sa­tı­şı­nı ya­pan­lar, seb­ze, mey­ve ve ben­ze­ri gı­da mad­de­si hal­le­ri su­ni fi­yat ar­tış­la­rı­na fır­sat ver­mek­si­zin hem üre­ti­ci­nin hem de tü­ke­ti­ci­nin mas­la­ha­tı­nı gö­ze­te­rek ti­ca­ret ve­ya ko­mis­yon­cu­luk ya­par­lar­sa yu­ka­rı­da­ki ha­di­si şe­rif­te bil­di­ri­len müj­de­ye ka­vu­şa­cak­la­rı umu­lur.

 

   8 - İslâm di­ni kâr için bir sı­nır ge­tir­miş mi­dir?

Ce­vap: İslâm’da alış-ve­riş­ler­de kâr için yüz­de he­sa­bıy­la bir sı­nır ge­ti­ril­me­miş, ge­nel ola­rak arz ve ta­lep ka­nun­la­rı­na bağ­lı, ser­best re­ka­bet esas­la­rı için­de ken­di­li­ğin­den olu­şa­cak fi­yat­lar öl­çü alın­mış­tır. An­cak ser­best re­ka­bet esa­sı­nı ko­ru­mak ve in­san­la­rın te­mel ih­ti­yaç­la­rı­nın is­tis­ma­rı­nı ön­le­mek için ge­rek­li ted­bir­ler alın­mış­tır. Fa­i­zin, ka­ra­bor­sa­cı­lı­ğın, ya­lan ve hi­le­nin ya­sak­lan­ma­sı, kar­şı­lık­sız ka­zanç yol­la­rı­nın ka­pa­tıl­ma­sı ve ge­rek­ti­ğin­de nar­ha baş­vu­rul­ma­sı bu ted­bir­ler ara­sın­da sa­yı­la­bi­lir.

Di­ğer yan­dan sa­tım ak­din­de, yüz­de üze­rin­den be­lir­li bir kâr sı­nı­rı­nın ko­nul­ma­ma­sı, sa­tı­cı­nın di­le­di­ği fi­ya­ta sa­tış ya­pa­bi­le­ce­ği an­la­mı­na gel­mez. Ya­lan ye­re ye­min, ma­lın ayı­bı­nı giz­le­me, mal­da bu­lun­ma­yan ni­te­lik­ler­le ma­lı öv­me, ma­li­ye­ti yük­sek gös­ter­me, mal dar­lı­ğın­dan ya­rar­lan­ma gi­bi yol­lar­la müş­te­ri­yi et­ki­le­ye­rek pi­ya­sa fi­ya­tı­nın üze­ri­ne çık­ma­lar­da “fa­hiş fi­yat” söz­ko­nu­su olur. Bu­ra­da hak­kı ol­ma­yan faz­la­lık sa­tı­cı­ya meş­ru ol­maz.

 

   9 - Fa­hiş fi­yat ne­dir? Mik­ta­rı yüz­de kaç­tır?

Ce­vap: İslâm’da al­dat­ma “gabn” te­ri­mi ile ifa­de edi­lir. Fa­hiş ve ye­sir gabn ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır. Çok al­dat­ma ve az al­dat­ma de­mek­tir. Az al­dat­ma sa­tım ak­di­ne za­rar ver­mez. Çün­kü bun­dan ka­çın­mak güç­tür. Di­ğer yan­dan in­san­lar kü­çük fi­yat fark­la­rı­na rı­za gös­te­rir­ler. Fa­kat pi­ya­sa fi­ya­tı­nın üs­tü­ne çok çı­kı­lır­sa müş­te­ri al­da­tıl­dı­ğı­nı dü­şü­nür ve faz­la­lı­ğı sa­tı­cı­ya helâl et­mez. Bu yüz­den de fa­hiş fi­yat me­se­le­si or­ta­ya çı­kar.

Fa­hiş fi­yat mik­dar­la­rı ic­ti­hat­la be­lir­len­miş­tir. Ha­ne­fi­le­re gö­re bi­lir­ki­şi­le­rin de­ğer­len­dir­me ala­nı dı­şın­da ka­lan çok yük­sek ve­ya çok dü­şük fi­yat­lar­da “gabn” söz ko­nu­su olur. Belh fa­kih­le­rin­den Nu­sayr b. Yah­ya (ö.268/881), sa­tım ak­di­ne ko­nu olan mal­la­rın az ve­ya çok ta­sar­ru­fa uğ­ra­ma­la­rı­nı göz önü­ne ala­rak fa­hiş gab­ni: Gay­ri men­kul­ler­de %20, hay­van­lar­da %10 ve di­ğer men­kul mal­lar­da ise %5 ola­rak sı­nır­la­mış ve pi­ya­sa fi­ya­tı­nın üs­tün­de ve­ya al­tın­da bu oran­lar aşı­la­rak ya­pı­la­cak sa­tış­la­rın fa­hiş gabn de­re­ce­sin­de ola­ca­ğı­nı be­lirt­miş­tir.67 Bu ora­na ulaş­ma­yan faz­la­lık­lar da ye­sir gabn kap­sa­mı­na gi­rer. Me­cel­le, 165. mad­de­sin­de bu öl­çü­le­ri ka­nun mad­de­si ha­li­ne ge­tir­miş­tir.

An­cak fa­hiş gab­nin sa­tım ak­di­nin fe­sih se­be­bi ola­bil­me­si için hi­le ve al­dat­ma ile bir­lik­te bu­lun­ma­sı ge­re­kir. Ak­si hal­de ya­lan ve hi­le ol­ma­yın­ca bir kim­se­nin müş­te­ri­ye ve­re­ce­ği doğ­ru bil­gi­ler­le ma­lı­nı di­le­di­ği fi­ya­ta sat­ma­sı­na da islâmî bir en­gel yok­tur.

Ma­li­ki­le­re gö­re, ma­lın kıy­me­ti­nin üç­te bi­rin­den da­ha faz­la­sıy­la pi­ya­sa fi­ya­tı­nın üs­tü­ne çık­mak ve­ya aşa­ğı dü­şür­mek fa­hiş fi­yat­tır. Hz. Ebu­be­kir’in uy­gu­la­ma­sı da bu şe­kil­de ol­muş­tur.

Pa­ra­nın sık sık de­ğer kay­bet­ti­ği ve eş­ya fi­yat­la­rı­nın sü­rek­li yük­sel­di­ği bir eko­no­mi­de Ha­ne­fi mez­he­bi­nin fa­hiş gabn oran­la­rı çok dü­şük gö­rü­nür. Me­se­la, met­re­si 90 ile 100 bin li­ra ara­sın­da sa­tı­lan bir ku­ma­şı, öy­le ol­ma­dı­ğı hal­de, saf ipek ol­du­ğu­nu söy­le­ye­rek 106 bin li­ra­ya sat­mak fa­hiş fi­yat ola­cak­tır. Ma­li­ki­le­re gö­re ise bu oran 130 bin li­ra­yı aş­tı­ğı tak­dir­de fa­hiş gabn sı­nı­rı­na gi­re­cek­tir.

 

10 - Es­ki­den ka­lan ma­lı ye­ni zam­lan­mış fi­yat­la sa­tış

          ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Bir ma­lın gü­nün ra­yiç be­de­li üze­rin­den sa­tı­şı ca­iz­dir. İslâm’ın be­lir­li bir kâr sı­nı­rı koy­ma­ma­sı bu ko­nu­da da ko­lay­lık ge­tir­miş­tir. Bu yüz­den bir tüc­ca­rın es­ki­den kal­mış çe­şit­li ta­rih­ler­de fark­lı fi­yat­lar­dan sa­tın alın­mış mal­la­rı­nı en son pi­ya­sa fi­ya­tı üze­rin­den sat­ma­sı ca­iz­dir. Çün­kü sat­tı­ğı ma­lı ye­ni­den alıp ye­ri­ne ko­yar­ken ye­ni fi­yat­la sa­tın ala­cak ve böy­le­ce ser­ma­ye den­ge­si­ni ko­ru­ya­bi­le­cek­tir. Özel­lik­le enf­las­yo­nun yük­sek ol­du­ğu ül­ke­ler­de ay­nı cins mal­lar­da stan­dart­lık ol­maz­sa ser­ma­ye­yi ko­ru­mak müm­kün ol­maz. Me­se­la; üç yıl ön­ce alış fi­ya­tı 100 bin li­ra olan bir ma­lın bu­gün alış fi­ya­tı 800 bin, sa­tı­şı bir mil­yon li­ra ol­sa, es­ki­den ka­lan bu ma­lı bir mil­yo­na sa­tan kim­se­nin 900 bin li­ra kâr et­ti­ği­ni söy­le­mek güç­tür. Çün­kü bu pa­ra­nın 800 bin li­ra­sı ile yi­ne ay­nı cins ma­lı ye­ri­ne ko­ya­bi­le­cek­tir.

 

   11 - Va­de far­kı ca­iz mi­dir?

Ce­vap: İslâm is­ter pe­şin, is­ter va­de­li ol­sun alış-ve­ri­şi mü­bah kıl­mış­tır. Al­lah Te­a­la şöy­le bu­yu­rur: “Al­lah alış ve­ri­şi helâl, fa­i­zi ha­ram kıl­mış­tır.”68 Pe­şin sa­tış­lar­da kâr ek­le­mek meş­ru ol­du­ğu gi­bi va­de­li sa­tış­ta da meş­ru­dur. Hat­ta va­de­li sa­tış­ta pa­ra bir sü­re ti­ca­ret işin­de kul­la­nı­la­ma­ya­ca­ğı ve eş­ya­nın alış fi­yat­la­rı­nın yük­se­le­ce­ği dik­ka­te alı­na­rak kâr ora­nı yük­sek tu­tu­la­bi­lir. Kı­sa­ca bir kim­se pe­şin alan müş­te­ri­si­ne %15 uy­gu­lar­ken al­tı ay va­de­li al­mak is­te­ye­ne %45 kâr ora­nı uy­gu­la­sa bu müm­kün ve ca­iz­dir. Pa­zar­lık saf­ha­sın­da pe­şin ve­ya ay­la­ra gö­re va­de­li fi­yat mü­za­ke­re­le­ri so­nun­da be­lir­li bir mal ve mik­ta­rı bel­li bir fi­yat üze­rin­de bağ­la­nın­ca akit ta­mam­lan­mış olur. An­cak sa­tı­cı­nın pe­şin fi­ya­tı­nı esas alıp, bu­nun üze­ri­ne ban­ka kre­di fa­iz­le­ri ek­le­mek su­re­tiy­le müş­te­ri­le­ri­ne fa­iz­li fi­nans­man kul­lan­dır­dı­ğı­nı dü­şün­me­si ve va­de far­kı için böy­le bir imaj uyan­dı­rıl­ma­sı müs­lü­ma­nı meş­gul et­me­me­li­dir. Amel­ler ni­yet­le­re gö­re­dir. An­laş­ma sağ­la­nın­ca sa­tı­lan mal, onun tek fi­yat ha­lin­de be­de­li ve bu be­de­lin için­de kâr un­su­ru söz­ko­nu­su­dur.

Ha­ne­fi fa­kih­le­rin­den es-Se­rah­si (ö.490/1097) va­de­li sa­tış­ta ta­raf­la­rın çe­şit­li fi­yat­lar üze­rin­de pa­zar­lık ya­pa­bi­le­ce­ği­ni be­lirt­tik­ten son­ra ko­nu­yu şöy­le so­nu­ca bağ­lar: “Ta­raf­lar ken­di ara­la­rın­da, an­la­şır, be­lir­li bir sa­tış be­de­li tes­bit et­me­den ay­rıl­maz ve bu tek fi­yat üze­rin­de ak­di bi­ti­rir­ler­se bu ca­iz­dir. Çün­kü bu tak­dir­de, ak­din sa­hih ol­ma­sı­nın şar­tı­nı ye­ri­ne ge­tir­miş olur­lar.”69

 

   12 - Se­net ve­ya çek kır­dır­mak ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Se­net ve­ya çek baş­ka­sın­da olan bir ala­ca­ğı sağ­la­ma bağ­la­mak için bi­rer te­mi­nat­tır. Va­de­li borç­lan­ma­la­rın ya­zıy­la tes­bit edil­me­si Ce­na­bı Hak­kın em­ri­dir: “Ey iman eden­ler! Bel­li bir va­de­ye ka­dar borç­lan­dı­ğı­nız za­man bu­nu ya­zı­nız.”70

Se­net ve çek kır­dır­ma va­de­sin­den ön­ce üze­rin­de­ki mik­tar­dan da­ha az pe­şin bir be­del­le bu se­net ve çe­ki baş­ka­sı­na ci­ro et­mek­tir. Bir bor­cun öden­me­si ve­ya va­de­li mal alı­mın­da ken­di­mi­ze ve­ya baş­ka­sı­na ait olan fa­kat bi­ze ha­va­le edil­miş bu­lu­nan se­net ve­ya çe­ki kul­lan­mak müm­kün ve ca­iz­dir. Çün­kü se­net ve­ya çe­kin ar­ka­sın­da im­za­sı bu­lu­nan­lar bir­bi­ri­nin ke­fi­li sa­yıl­mak­ta­dır. An­cak se­net ve­ya çe­kin pa­ra­sı­nı ön­ce­den ek­si­ği ile alıp onu dev­ret­mek ci­ro­dan fark­lı bir mu­a­me­le­dir. Bu yüz­den de fa­iz­dir.

Me­se­la, on mil­yon­luk 6 ay va­de­li bir çe­ki ban­ka­ya kır­dı­ran kim­se, ban­ka ay­lık %9 fa­iz uy­gu­lu­yor­sa pe­şin ola­rak sa­de­ce dört mil­yon al­tı yüz bin li­ra tes­lim ala­cak­tır. Bu­ra­da ban­ka 5 mil­yon 4 yüz bin li­ra fa­i­zi pe­şin ola­rak ke­se­cek­tir. Ban­ka va­de so­nun­da çek borç­lu­sun­dan 10 mil­yon li­ra­yı tah­sil ede­cek­tir.

An­cak borç­lu, se­net ve­ya çek ala­cak­lı­sı­na er­ken öde­me yap­mak su­re­tiy­le in­di­rim yap­tı­ra­bi­lir. Asıl borç­lu ve ala­cak­lı ara­sın­da bu ,se­net kır­dır­ma hük­mün­de ol­maz.

İmam Ma­lik şöy­le ri­va­yet eder: Mer­van b. Ha­kem dev­rin­de bir çe­şit çek çık­mış­tı. Halk bu­nu kar­şı­lı­ğı­nı al­ma­dan bir­bi­ri­ne üze­rin­den ya­zı­lı olan­dan da­ha ucu­za sat­ma­ya baş­la­dı­lar. Zeyd b. Sa­bit ba­zı sa­ha­bi­ler­le bir­lik­te Mer­van’a gi­de­rek: “Fa­iz ile alış ve­riş yap­ma­yı mü­bah mı kı­lı­yor­sun?” de­di­ler. Mer­van “Al­lah’a sı­ğı­nı­rım, bu ne de­mek­tir?” de­di. Sa­ha­bi­ler: “Halk kar­şı­lı­ğı­nı al­ma­dan bu çek­le­ri sa­tı­yor” de­di­ler. Bu­nun üze­ri­ne Mer­van bu çek­le­ri hal­kın elin­den top­lat­tı.71

Os­man­lı im­pa­ra­tor­lu­ğu uy­gu­la­ma­sın­da me­mur­la­rın bey­tül­mal­den ve­ya va­kıf­lar­dan al­dık­la­rı ma­a­şa “Ca­me­ki­ye” de­ni­lir­di. Ba­zı me­mur­lar ih­ti­ya­cın­dan do­la­yı da­ha vak­ti gel­me­den ma­a­şı­nı da­ha dü­şük bir pa­ra ile sat­ma­ya baş­la­mış­tı. İbn Abi­din bu ko­nu­da şu fet­va­yı nak­le­der: “Ala­cak­lı ala­ca­ğı­nı ve­re­cek­li­den baş­ka bir kim­se­ye sa­ta­maz.”72

 

13 - Bor­cu­nu ka­sıt­lı ola­rak öde­me­ye­nin di­ni ce­za­sı

         ne­dir?

Ce­vap: Du­ru­mu mü­sa­it ol­ma­dı­ğı için bor­cu­nu öde­me­yen kim­se­nin Al­lah nez­din­de so­rum­lu­lu­ğu yok­tur. Ona ko­lay­lık gös­te­ril­me­si ge­re­kir. Ce­nab-ı Hakk şöy­le bu­yu­rur: “Eğer borç­lu dar­lık için­de bu­lu­nu­yor­sa ona, ge­niş bir za­ma­na ka­dar müh­let ve­rin. Sa­da­ka ola­rak ba­ğış­la­ma­nız ise si­zin için da­ha ha­yır­lı­dır. Eğer bi­lir­se­niz.”73 An­cak du­ru­mu mü­sa­it ol­du­ğu hal­de zim­me­tin­de­ki bor­cu­nu öde­me­yen kim­se za­lim­dir. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Zen­gi­nin, bor­cu­nu er­te­le­yip ge­cik­tir­me­si zu­lüm­dür.”74 Ala­cak­lı bu var­lık­lı kim­se­den ala­ca­ğı­nı mah­ke­me yo­luy­la zor­la alır. Ser­ve­ti­ni giz­le­yip bor­cu­nu er­te­li­yor­sa ce­za­sı Al­lah’a ait­tir. Pey­gam­ber­lik­ten son­ra en şe­ref­li ma­kam olan şe­hit­lik­te, şe­hi­din bü­tün gü­nah­la­rı ba­ğış­lan­dı­ğı hal­de borç­la­rı­nın bun­dan müs­tes­na tu­tul­ma­sı İslâm’ın kul hak­kı­na ne ka­dar önem ver­di­ği­ni gös­te­rir.

 

   14 - Se­lem ak­di ne­dir?

Ce­vap: Pa­ra pe­şin mal ve­re­si­ye ol­mak üze­re ya­pı­lan sa­tım ak­di­ne “se­lem” de­nir. Sa­tı­lan mal he­nüz mev­cut ol­ma­dı­ğı için ak­din ca­iz ol­ma­ma­sı ge­re­kir­ken, ih­ti­yaç se­be­biy­le sün­net­le meş­ru kı­lın­mış­tır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Siz­den kim se­lem ya­par­sa mik­ta­rı bel­li bir öl­çek­te, mik­ta­rı bel­li bir tar­tı­da ve bel­li bir va­de­ye ka­dar yap­sın”75 Bu­na gö­re se­le­min şart­la­rı şun­lar­dır: a) Pa­ra­nın pe­şin ve­ril­me­si, b) Ma­lın öl­çü, tar­tı ve­ya stan­dart olup sa­yı ile alı­nıp sa­tı­lan mis­li mal ol­ma­sı, c)Ma­lın al­tın gü­müş ve­ya na­kit pa­ra ka­bi­lin­den ol­ma­ma­sı, çün­kü bu tak­dir­de fa­iz olur. d) Ma­lın cins ve ne­vi­nin be­lir­len­me­si, e) Tes­lim ta­ri­hi­nin be­lir­len­me­si.

An­cak gü­nü­müz­de ba­zı se­lem mu­a­me­le­le­ri ma­lın ön­ce­den çok ucu­za sa­tıl­ma­sı­na ve özel­lik­le ta­rım­la uğ­ra­şan­la­rın za­ra­ra düş­me­le­ri­ne se­bep ol­mak­ta­dır. Ay­lar ön­ce ürü­nü­nü pe­şin pa­ra ile çok ucu­za sa­tan köy­lü bu pa­ra­yı ve­rim­li bir ye­re sarf ede­me­mek­te, ki­mi za­man is­te­nil­di­ği ka­dar ürün ala­ma­dı­ğı ve­ya ürün he­lak ol­du­ğu için tar­la­sı­nı sa­ta­rak pe­şin al­dı­ğı pa­ra­la­rı ge­ri öde­me­ye ça­lış­mak­ta­dır. Bu­ra­da as­lı meş­ru ol­mak­la bir­lik­te se­lem kö­tü so­nuç­la­rın doğ­ma­sı­na yol aç­mak­ta­dır.

 

   15 - Te­mi­nat mek­tu­bu al­mak ve bu­na da­ya­na­rak bir işi                               üst­len­mek ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Ge­rek yurt için­de ve ge­rek­se ya­ban­cı ül­ke­ler­de pek çok ta­ah­hüt iş­le­ri­nin alın­ma­sı ban­ka te­ni­mat mek­tu­bu­na bağ­lan­mış­tır. Ban­ka bel­li mik­tar­da­ki meb­la­ğı ta­ah­hüt ye­ri­ne ge­ti­ril­mez­se iş sa­hi­bi­ne öde­me­yi te­kef­fül et­mek­te, bu­na kar­şı­lık bel­li bir ko­mis­yon ve mas­raf al­mak­ta­dır. Te­mi­nat mek­tu­bu ye­ri­ne bu­nun be­de­li olan pa­ra­yı blo­ke et­tir­mek de müm­kün­dür. Fa­kat bu hiç bir ya­tı­rım­cı­nın ter­cih ede­ce­ği yol de­ğil­dir. Kar­şı ta­ra­fın ka­bul ede­ce­ği ke­fil de gös­te­ri­le­bi­lir. An­cak bü­yük ya­tı­rım­lar­da böy­le bir ris­ki şa­hıs üze­ri­ne al­mak is­te­mez.

Kı­sa­ca ban­ka bu­ra­da, mik­ta­rı bel­li bir meb­la­ğa ka­dar mü­te­ah­hit adı­na ke­fil ol­mak­ta­dır. İslâm’da ke­fa­let ca­iz­dir. An­cak bu­nun bir be­del kar­şı­lı­ğı ol­mak­sı­zın ya­pıl­ma­sı ge­re­kir. Çün­kü ke­fa­let bir te­ber­ru­dur, bir ta­at­tır.76

İmam­lık, mü­ez­zin­lik, Kur’an-I Ke­rim ta­li­mi gi­bi hiz­met­ler de ta­at ka­bi­lin­den ol­du­ğu için ilk Ha­ne­fi müc­te­hid­le­ri bun­la­rın mec­ca­nen ya­pıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni söy­le­di­ler. Fa­kat de­vir de­ği­şip, bun­la­rı mec­ca­nen ya­pan kal­ma­yın­ca di­nin ve top­lu­mun za­ra­ra uğ­ra­ma­ma­sı için son­ra­ki Ha­ne­fi fa­kih­le­ri bu hiz­met­le­rin dev­let­ten, va­kıf­lar­dan ve­ya ki­şi­ler­den alı­na­cak ma­aş ve­ya üc­ret kar­şı­lı­ğın­da ya­pı­la­bi­le­ce­ği­ne fet­va ver­di­ler.77 Kefalet de bir ta­at ol­du­ğu­na gö­re te­mi­nat mek­tu­bu için alı­nan ko­mis­yon ve mas­raf­la­rı da di­ğer ta­at­lar için alı­nan üc­re­te kı­yas et­mek mum­kün­dür. Müs­lü­man­la­rın te­mi­nat mek­tu­bu ge­rek­ti­ren bü­tün iş­ler­den el çek­me­si prob­le­mi çöz­mek için ye­ter­li de­ğil­dir. Kı­sa­ca, bir müs­lü­man te­mi­nat mek­tu­bu al­mak zo­run­da ka­lır­sa pa­ra kar­şı­lı­ğı ke­fil tut­muş olur.

 

   16 - İslâmda ya­tı­rım için bü­yük kre­di­ler na­sıl te­min

          edi­lir?

Ce­vap: İslâmda kı­sa va­de­li ve kü­çük kre­di­le­ri karz-ı ha­sen yo­luy­la te­min et­mek müm­kün­dür. Da­ha çok ti­ca­ri ol­ma­yan ih­ti­yaç­lar, dar ve sa­bit ge­lir­li­le­rin kı­sa sü­re­li sı­kın­tı­la­rı ve yi­ne ti­ca­ret­le uğ­ra­şan­la­rın ge­çi­ci ve kı­sa sü­re­li eko­no­mik fi­nans­man­la­rı bu yol­la kar­şı­la­na­bi­lir.

İslâm’da uzun va­de­li ve bü­yük kre­di­ler için “kâr or­tak­lı­ğı” esa­sı ge­ti­ril­miş­tir. Çün­kü kar­şı­lık­lı men­fa­at ol­mak­sı­zın var­lık­lı kim­se­le­rin bir­bi­ri­ne sü­rek­li yar­dım­cı ol­ma­sı bek­le­ne­mez. Mu­fa­va­za, inan, mu­da­ra­be, vü­cuh ve sa­na­yi şir­ke­ti gi­bi or­tak­lık­lar İslâmda her tür­lü ti­ca­ri kre­di­yi sağ­la­ma­ğa el­ve­riş­li­dir. Özel­lik­le “mu­da­ra­be” İslâm ban­ka­cı­lı­ğı­ın da esa­sı­nı teş­kil eder. Mu­da­ra­be, emek-ser­ma­ye or­tak­lı­ğı de­mek­tir. Bir ta­raf eme­ği­ni, te­şeb­büs ye­te­ne­ği­ni or­ta­ya ko­yar, ser­ma­ye sa­hip­le­ri de fi­nans­man sağ­lar. Bel­li dö­nem son­la­rın­da el­de edi­len kârı an­laş­ma oran­la­rı­na gö­re pay­la­şır­lar. İş­let­me­ci or­tak­lı­ğa yal­nız eme­ği ile ka­tıl­dı­ğı için ka­sıt, ku­sur ve­ya ih­ma­li ol­mak­sı­zın mey­da­na ge­le­cek za­ra­ra yal­nız eme­ği­nin kar­şı­lı­ğı­nı ala­ma­ma şek­lin­de kat­la­nır. Za­rar ön­ce kârdan, bu yet­mez­se ana­pa­ra­dan kar­şı­la­nır. Bir mü­te­şeb­bis ki­şi ve­ya ku­ru­luş bir çok kim­se­nin ta­sar­ruf­la­rı­nı top­la­yıp ti­ca­ret işin­de ça­lış­tır­dı­ğı ve on­la­ra kârdan pay da­ğıt­tı­ğı za­man bir İslâm ban­ka­sı mo­de­li or­ta­ya çık­mış olur.78

 

17 - Hisse se­ne­di sa­tı­şı ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Bir şir­ke­te or­tak olan kim­se­ye bu or­tak­lı­ğı­nı be­lir­le­mek üze­re ve­ri­len bel­ge­ye “his­se se­ne­di” de­nir. Yüz mil­yon­luk şir­ket­te on mil­yon li­ra ile on­da bir his­se­ye sa­hip olan ki­şi­ye bu­nu tes­pit eden bir bel­ge ver­mek gi­bi. Bu or­tak şir­ket­ten ay­rıl­mak is­te­di­ğin­de, şir­ke­tin ma­lı bö­lü­ne­bi­lir ni­te­lik­te ise on­da bi­ri­ni alıp ay­rı­la­bi­lir. Bö­lün­mez­se, kıy­met bi­çi­le­rek pa­zar­lık­la bu his­se­si­ni baş­ka­sı­na sa­ta­bi­lir. Bu­ra­da sa­tı­lan se­ne­din ka­ğı­dı de­ğil, onun tem­sil et­ti­ği ar­ka­sın­da bu­lu­nan on­da bir mal­dır. Bu esas­tan ha­re­ket edil­mek şar­tıy­la his­se se­ne­di sa­tı­şı ca­iz­dir.

An­cak gü­nü­müz­de 15-20 yıl ön­ce­den el­de bu­lu­nan his­se se­net­le­ri ile tem­sil et­ti­ği mal var­lı­ğı­nın de­ğe­ri ara­sın­da uçu­rum­lar mey­da­na gel­miş­tir. Da­ğı­tıl­ma­yan kârlarla şir­ket ye­ni fab­ri­ka­lar kur­muş, ya­tı­rım­lar yap­mış, ma­lı­nı yüz­ler­ce bin­ler­ce kat­la­dı­ğı hal­de bu ser­ve­ti his­se se­ne­di­ne yan­sıt­ma­mış­tır. Ser­best pi­ya­sa­da no­mi­nal de­ğer­le bir kaç ka­tı­na müş­te­ri bu­lan se­net­ler dev­re­dil­mek­te­dir. İslâm’a gö­re, or­tak­lı­ğın ama­cı kâr sağ­la­mak­tır. Yıl so­nun­da kâr hak­kı­nı is­te­yen tek or­tak bi­le ol­sa ona kârın ve­ril­me­si ge­re­kir. Di­ğer or­tak­lar al­maz­sa, bu on­la­rın ana­pa­ra­la­rı­na ek­le­nir ve his­se­le­ri bü­yü­müş olur. Şir­ket­le­rin bü­yü­yen mal­var­lı­ğı­na ye­ni­den de­ğer­le­me ile kıy­met bi­çi­lip bel­li dö­nem­ler­de his­se se­net­le­ri­ne yan­sıt­mak ge­re­kir. Üze­rin­de 50 bin li­ra ya­zan fa­kat 20 yıl ön­ce­den kal­ma bir his­se se­ne­di­nin bu gün ger­çek mal kar­şı­lı­ğı şir­ket­te bel­ki ya­rım mil­yar li­ra tu­tar­ken bu­nu no­mi­nal de­ğer­le yüz ka­tı­na ya­ni beş mil­yon li­ra­ya sat­mak da çö­züm için ye­ter­li de­ğil­dir. İslâm bu ko­nu­da ma­la da­ya­lı da­ha ger­çek­çi çö­züm­ler ge­tir­miş­tir.

Di­ğer yan­dan şir­ke­tin İslâm’ın ya­sak­la­dı­ğı bir ti­ca­ret ve üre­tim ala­nı ile de meş­gul ol­ma­ma­sı ge­re­kir.

 

18 - Ha­va pa­ra­sı ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Bu ko­nu­yu mülk sa­hi­bi ve ki­ra­cı ba­kı­mın­dan ay­rı ay­rı de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir. Bir dük­kan ve­ya iş­ye­ri­ni ki­ra ile tu­ta­cak kim­se­den, ki­ra be­de­li dı­şın­da kar­şı­lık­sız ola­rak alı­nan be­de­le “ha­va pa­ra­sı” de­nir. Mal sa­hi­bi ken­di mül­kü­nü pe­şin ki­ra ile ya­hut bir yıl­lık pe­şin, ya da bir mik­tar top­lu pa­ra, her ay da ay­lık ki­ra yo­luy­la ve­re­bi­lir. Beş yıl­lık ki­ra söz­leş­me­sin­de pe­şin yir­mi mil­yon, her ay da bi­rer mil­yon ki­ra ile an­laş­ma ya­pıl­sa, pe­şin 20 mil­yon beş yıl­lık ki­ra­nın bir bö­lü­mü­nü oluş­tu­rur. Ha­va pa­ra­sı ile il­gi­si bu­lun­maz.

Ki­ra­cı­nın çık­ma­sı kar­şı­lı­ğın­da ha­va pa­ra­sı­na ge­lin­ce, eğer ki­ra sü­re­si dol­ma­dan ki­ra­cı çı­kar­sa, sü­re so­nu­na ka­dar bu yer­de ken­di­si otur­ma ve­ya baş­ka­sı­nı oturt­ma hak­kı bu­lun­du­ğu için er­ken çık­mak­tan do­la­yı ve­ya otur­ma hak­kın­dan vaz­geç­me kar­şı­lı­ğın­da bir meb­lağ ala­bi­lir.

Ki­ra söz­leş­me­si so­na er­miş olan ki­ra­cı­nın, yal­nız dük­kan­da bu­lu­nan de­mir­baş eş­ya­ya ve­ya dev­ren ver­me ha­lin­de için­de­ki ma­la kıy­met bi­çi­le­rek bu­nu al­ma hak­kı var­dır.

 

   19 - Dö­viz sa­tı­şı ca­iz mi­dir?

Ce­vap: Al­tın,gü­müş, yer­li ve­ya ya­ban­cı ka­ğıt pa­ra­la­rın bir­bi­riy­le mü­ba­de­le­si ca­iz­dir. An­cak bu­nun pe­şin ya­pıl­ma­sı şart­tır. Ak­si hal­de ne­sie fa­i­zi mey­da­na ge­lir. As­hab-ı ki­ram’dan Ma­lik b. Evs şöy­le an­la­tır: Yüz di­nar al­tın pa­ra­yı, gü­müş pa­ra olan dir­hem­le de­ğiş­tir­mek is­te­miş­tim. Tal­ha b. Ubey­dil­lah be­ni ça­ğır­dı. Pa­zar­lık edip an­laş­tık. Ben­den di­nar­la­rı al­dı, son­ra “ha­zi­ne­da­rım or­man­dan ge­lin­ce gü­müş pa­ra­la­rı ve­ri­rim” de­di. Hz. Ömer de yap­tı­ğı­mız mu­a­me­le­yi iz­li­yor­du. Ba­na hi­ta­ben: “Val­la­hi dir­hem­le­ri alın­ca­ya ka­dar Tal­ha’nın ya­nın­dan ay­rıl­ma. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s): “Al­tı­nı al­tın­la, gü­mü­şü gü­müş­le... pe­şin mis­li mis­li­ne mü­ba­de­le edin. Cins­ler fark­lı olur­sa pe­şin ol­mak şar­tıy­la di­le­di­ği­niz gi­bi sa­tı­nız” bu­yur­du, de­di. 79

Türk pa­ra­sı ile mark do­lar  pe­şin mü­ba­de­le edi­lir. Bir borç han­gi cins pa­ra­dan doğ­muş­sa, borç­lu va­de ta­ri­hin­de o cins pa­ra ile öde­me hak­kı­na sa­hip­tir. An­cak kar­şı­lık­lı rı­za ile öde­me ta­ri­hin­de­ki kur üze­rin­den baş­ka çe­şit pa­ra ile de öde­me ya­pı­la­bi­lir.

Sar­raf, es­ki ve ye­ni al­tın mü­ba­de­le et­mek is­te­yen­den ön­ce es­ki al­tı­nı pa­ra kar­şı­lı­ğı­nı he­sap­la­ya­rak sa­tın alır, da­ha son­ra bu pa­ra ile ye­ni al­tın­dan tu­ta­rı ka­dar ve­rir. Ak­si hal­de ay­nı cins al­tı­nı faz­la­lık­lı mü­ba­de­le fa­iz olur.

 

20 - Bu­gün te­da­vül­de bu­lu­nan ka­ğıt pa­ra di­nen pa­ra                         sa­yı­lır mı?

Ce­vap: İslâm ik­ti­sa­dı­na gö­re eko­no­mik de­ğe­ri olan şey­ler dört çe­şit­tir.

a) Al­tın ve gü­müş­ten ba­sı­lan pa­ra­lar. Bun­lar yal­nız sa­tış be­de­li olur.

b) Hem sa­tış be­de­li, hem de sa­tı­lan mal ola­bi­len­ler. Mis­li mal­lar bu gru­ba gi­rer. Buğ­day, ar­pa gi­bi.

c) El­bi­se, hay­van gi­bi kı­ye­mi olan şey­ler. Bun­lar yal­nız sa­tı­lan mal sa­yı­lır.

              d) Te­mel­de sa­tış be­de­li ol­ma­dı­ğı hal­de dev­let ve­ya halk ta­ra­fın­dan ken­di­si­ne ve­ri­len de­ğer se­be­biy­le se­men ola­rak ka­bul edi­len şey­ler. Bun­la­rın de­ğe­ri iti­ba­ridr. Fels­ler ve ka­ğıt pa­ra gi­bi.

Fels­ler Eme­vi­ler dev­rin­den iti­ba­ren yay­gın­la­şan ba­kır, ni­kel, ka­lay ka­rı­şı­mı ma­de­ni pa­ra­lar­dır. Al­tın ve gü­müş pa­ra ger­çek ma­den de­ğe­ri ile te­da­vül­de do­la­şır­ken, ma­de­ni pa­ra­lar iti­ba­ri de­ğer­le iş­lem gö­rür. Bu yüz­den İmam Ebu Yu­suf bu pa­ra­la­rı o böl­ge­de­ki al­tın ve­ya gü­müş pa­ra­ya en­deks­li ola­rak ka­bul et­miş­tir. Bu­na gö­re bor­cun do­ğu­şu sı­ra­sın­da bin fels yüz al­tın li­ra­ya denk­se, al­tı ay son­ra borç öde­ne­ce­ği za­man yüz al­tın 1300 fel­se denk ha­le gel­se borç 1300 fels ola­rak öde­nir ve 300 fels fa­iz ol­maz.

Ka­ğıt pa­ra­nın ta­ri­hi çok es­ki­le­re da­ya­nır. Avus­tur­ya­lı ik­ti­sat­çı Dob­rets­ber­ger Mı­sır’da M.Ö. 1600 yıl­la­rın­da bank­not te­da­vül edil­di­ği­nin be­lir­len­di­ği­ni söy­ler. Bu ül­ke­de halk elin­de­ki al­tın, mü­cev­he­rat ve za­hi­re­yi sak­lan­mak üze­re dev­let ha­zi­ne ve de­po­la­rı­na tes­lim eder, bu­na kar­şı­lık ken­di­si­ne ema­net bı­rak­tı­ğı şey­le­rin de­ğe­ri­ni be­lir­le­yen bir mak­buz ve­ri­lir­di. Ti­ca­ret­le uğ­ra­şan­lar bu mak­buz­la­rı mal ve pa­ra ye­ri­ne ka­bul edi­yor­du. Hat­ta bel­ge­ler Fe­ni­ke ve Me­zo­po­tam­ya’da da te­da­vül edi­li­yor­du.80 Bu uy­gu­la­ma Kur’an-ı Ke­rim’de Yu­suf su­re­sin­de açık­la­nan Hz. Yu­suf’un dev­le­tin ha­zi­ne ve eko­no­mik iş­le­ri­ni üst­len­di­ği dev­re­ye rast­lar. Yu­suf (as.) ye­di bol­luk yıl­la­rın­da hal­kın elin­de­ki faz­la ürün­le­ri de­po­la­mış kıt­lık yıl­la­rı­nın sı­kın­tı­sı bu şe­kil­de at­la­tıl­mış­tır.81 Ar­ka­sın­da mis­li stan­dart mal­lar bu­lu­nan mak­buz­lar da temsilî pa­ra ol­ma­lı­dır. Ka­ğıt pa­ra­nın yay­gın­laş­ma­sı XVII. yy.’da İn­gil­te­re ve İs­veç’te­ki uy­gu­la­ma­lar­la ol­muş­tur. Halk elin­de­ki al­tın ve kıy­met­li eş­ya­yı dev­let de­po­la­rı­na ve da­ha son­ra sar­raf­la­ra ver­me­ye baş­la­mış, sar­raf­la­rın ema­net bı­ra­kan­la­ra ver­di­ği (Golds- mith’s no­tes) de­ni­len mak­buz­lar pa­ra ye­ri­ne kul­la­nıl­mış­tır.82

Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğun­da 19. yy.lın ikin­ci ya­rı­sın­da bir al­tın li­ra (yak­la­şık 7,2 gr.) yüz ku­ruş iti­bar edi­le­rek ka­ğıt pa­ra “ka­i­me” ba­sıl­dı. An­cak kı­sa sü­re­de ka­i­me al­tın kar­şı­sın­da de­ğer kay­bet­me­ye baş­la­yın­ca borç­lu­lar ge­rek dev­le­te ve ge­rek­se şa­hıs­la­ra olan borç­la­rı­nı al­tın ye­ri­ne bu ka­i­me ile öde­me­yi ter­cih et­me­ye baş­la­dı­lar. Bu­nun üze­ri­ne fet­va ve ka­rar­na­ma­ler­de, borç al­tın li­ray­la öde­ne­cek­se tam mik­ta­rın­ca, ka­i­me ile öde­nir­se, öde­me gü­nün­de bir al­tın kaç ka­i­me­ye denk ise o ka­dar ka­i­me he­sa­bıy­la öden­me­si is­ten­miş­tir.83

Baş­lan­gıç­ta üze­rin­de tem­sil et­ti­ği al­tın mik­ta­rı ya­zı­lı bu­lu­nan ka­ğıt pa­ra­ya al­tın hü­küm­le­ri­ni uy­gu­la­mak­ta açık­lık var­dı. 20. yüz­yı­lın ikin­ci ya­rı­sın­dan iti­ba­ren ka­ğıt pa­ra­nın al­tın­la ba­ğı ko­pa­rı­lın­ca ve mer­kez ban­ka­la­rın­da ton­lar­ca al­tı­nın blo­ke edil­me­si­ne ge­rek ol­ma­dı­ğı, zi­ra ka­ğıt pa­ra­nın de­ğe­ri­ni dev­le­tin eko­no­mik gü­cün­den al­dı­ğı esa­sı ka­bul edi­lin­ce ka­ğıt pa­ra için bel­li bir kar­şı­lık söz ko­nu­su ol­mak­tan çık­tı. Enf­las­yon en­deks­le­ri­nin de sağ­lık­lı ol­ma­ma­sı, böl­ge­den böl­ge­ye hat­ta şe­hir­den şe­hi­re de­ği­şik­lik gös­ter­me­si se­be­biy­le ka­ğıt pa­ra için be­lir­siz­lik dö­ne­mi baş­la­dı. İmam Ebu Yu­suf’a gö­re iti­ba­ri pa­ra sa­yı­la­bi­len ka­ğıt pa­ra bel­li bir kar­şı­lı­ğa en­deks­len­di­ği tak­dir­de borç­la­rın öden­me­sin­de bu kar­şı­lık­la ka­ğıt pa­ra ara­sın­da mey­da­na ge­len de­ğer far­kı fa­iz ol­mak­tan çı­kar. Bu kar­şı­lık te­mel­de­ki gi­bi yal­nız al­tın ola­bi­le­ce­ği gi­bi al­tın­la bir­lik­te top­lum için za­ru­ri olan ba­zı stan­dart eş­ya­nın or­ta­la­ma­sı­na en­deks­len­me tar­zın­da da ola­bi­lir. Bu ko­nu­yu iyi kav­ra­yan İs­lam hu­kuk­çu ve ik­ti­sat­çı­la­rı­nı or­tak bir gö­rü­şe ulaş­tır­ma­sı­nı Ce­nab-ı Hakk’tan di­le­riz.