Fikih - Modules 295 - 3000Fetva
Toplu halde yaşayan insanlar, her zaman ve her yerde
birbirine ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçtan kendilerini azade kabul
edememişlerdir. Halk, birçok zamanlarda para veya mallarını, muvakkat bir zaman
için, koruyacak itimatlı kimse arar. Kendisine güven duyulan kimsenin emanet
olarak bırakılan malı, istenildiğinde sahibine vermesi, emanet kendi yanında
bulunurken ihanette bulunmaması, kişinin kâmil imana sahip olması ve Allah'tan
(cc) hakkıyla korkması ile izah edilmiştir. Cenab-ı Hak, emanetleri sahibine
vermemizi emretmiş, Peygamber (sav) Efendimiz de bize güven duyana emaneti geri
verip teslim etmemizi, bize ihanet edene bile hıyanette bulunmamamızı tavsiye
buyurmuştur. Bu itibarla, emaneti koruma ve sahibine teslim, İslâmi ve içtimai
bir vazife bulunmaktadır.
Emanet, İslâm hukukunda, "Emin sayılan kimsenin yanında başkasına mahsus
bulunan para ve maldır." Kendisine güven duyulan şahsa da "Emin" adı
verilmektedir.
Vedia, bir kimseye koruması için bırakılmış olan mala denilmektedir.
Mudi, bir malı veya parayı koruması için başkasına emanet eden kimseye
denilmektedir. Mudâ ise, bir malın muhafazasını kabul edip korumayı üzerine alan
şahıstır.
İare, ariyet vermektir. İstiare ise, ariyet almak, bir malın menfaatinin
meccanen temlik edilmesini istemektir.
Emanetler, değişik yönlerden başkasının elinde bulunması itibariyle,
çeşitli olabilir. Şöyle ki:
a) Fiyatı konuşulmaksızın, satın almak düşüncesi ile, müşterinin
elinde bulunan mal bir emanettir.
b) Görmek veya göstermek üzere alınıp, müşterinin elinde bulunan
mal bir emanettir.
c) Gasp eden kimsenin elinde bulunan şey, emanettir.
d) Vekâleti sebebiyle vekilin elinde bulunan mal emanettir.
e) Rehin bırakılan şahsın elindeki şeyin borç tutarından fazlası
da bir emanettir.
f) Batıl bir satış yolu ile satılıp, bayiin izni ile, müşterinin
elinde bulunan bir mal da bir emanettir.
g) Beyi bil-vefa yolu ile satılıp alman ve borçtan fazla olarak
müşterinin elinde bulunan şey de bir emanettir.
Vedianın rüknü iki olup, icap ve kabul ile ifade edilmektedir. Bu icap ve
kabul, sarahaten olabileceği gibi, kavli veya fı'li bir dalâlet ile de olabilir.
Meselâ, bir kimse bir şahsa, "Şu malımı sana idâ (emanet bırakma akdi) ettim"
veya "Şu malımı sana emanet ettim" dese, o şahıs da "Kabul ettim" diye mukabele
etse, aralarında sarih bulunan bir icap ve kabul ile idâ akdi yapılmış olur.
Bir kimse, dükkân sahibinin yanına varıp, "Bu mal, sana vediadır" diyerek
bırakıp gitse, dükkân sahibi de bunu görüp ses çıkarmasa icap sarahaten kabul
ise, delâlet yolu ile bulunmuş ve idâ (emanet bırakmak akdi) yapılmış olur.
Yukarıda açıklanan tablonun aksi olarak, icap delâlet yolu ile kabul ise
sarahaten olabilir. Şöyle ki:
Bir kimse, malını dükkân sahibinin yanına bırakıp hiçbir şey söylemeden
çekip gitmekte iken dükkân sahibi: "Senin bu malını bir vedia olmak üzere kabul
ettim" demesi gibi.
Bir şahıs, malını dükkân sahibinin yanına hiçbir şey söylemeden bırakıp
gitse, dükkân sahibi de bunu görüp ses çıkarmasa, her iki taraf arasında fı'li
bir delâlet ile icap ve kabul tahakkuk etmiş olur.
Vedialarda icap ve kabul, akdi yapanların yazması ile olabileceği gibi,
dili söylemeyen kimselerin belirli işaretleri ile de akdedilmiş olur. Emanet
bırakmakta icaptan sonra kabulün gerekli olması, emanet bırakılan şahsın üzerine
muhafazanın vacip olmasından dolayıdır.
Bir şahıs, vedia olmak üzere bir malını, birkaç kimsenin yanına bırakıp
gidecek olsa, onlar da görüp ses çıkarmasalar, o mal hepsinin yanında vedia
olur. Bu sebeple, o şahısların hepsi birden kalkıp gidecek olsalar ve o mal da
zayi olsa, hepsi bu maldan sorumlu olup bedelini eşit olarak ödemek zorunda
kalırlar.
Bu şahıslar, oradan teker teker kalkıp gidecek olsalar, en sonraya kalan
şahıs bu emaneti korumak için vazifelenmiş olur ve bu mal onun yanında vedia
haline gelir. Bu şahıs da kalkıp gidecek olsa ve bahsi geçen mal kaybolsa, en
son giden şahıs, bu malı tek başına ödemek mecburiyetindedir.
Eğer bir kimse birden fazla kimsenin yanına bir malını emanet olarak
bıraktığı halde onlar bunu görmüş olmasalar, bu şahısların ses çıkarmaması ile
kabul etmiş olacakları anlaşılmamalıdır. Bu durumda o mal bu kimselerin yanında
bir vedia olmaz.
Muhafazasına muktedir olunca, vedianın muhafazasını kabul etmek
müstehaptır. Bu içtimai vazife ile ilgili fetvaları aşağıya almak suretiyle
İslâmi hükümleri Müslümanların ıttılaına arzetmeye çalışacağız.
2933 - Netice Fetvalarından: "Zeyd, oda içinde olan eşyasını Amr'a emanet
ve teslim etse, Amr da onu korumaksızın kapıyı açık bırakıp gittiği için eşya
çalınmış olsa, ödemesi gerekir" (H.Ec. 2/103)
Açıklama: O kimse, teslim edilmiş bulunan eşyayı, ihmal etmesi ve kapıyı
açık bırakıp gitmesi sebebiyle, ödemesi gerekmektedir. Zira kapıyı açık bırakıp
gitmesi, o şahsın kusuru olmaktadır. Kendisinin kusur veya tecavüzü sebebiyle
zayi olan bir emaneti tazmin gerekir.
2934 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zeyd'e ait olup, Amr'ın elinde emanet
olarak bulunan beygire Amr izinsiz olarak binip, kullanmış olsa ve bu yüzden de
hayvan zayıflasa, (hayvanın) kıymetindeki noksanlığı Amr'ın ödemesi lâzım gelir"
(H.Ec. 2/104)
2935 - Netice Fetvalarından: "Zeyd, bir mahalde, bir şeyi Amr'ın önüne
koymuş olsa, Amr da görüp sükût etse, Zeyd gittikten sonra Amr o şeyi korumasa
(bu yüzden) zayi olsa Amr'ın ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/104)
2936 - Abdürrahim Fetvalarından: "Bir malın muhafazasını kabul eden
kimse, vediayı yanıma koymuştum, onu unutup gittim kaybolmuş, dese ödemesi
gerekir" (H.Ec. 2/104)
2937 - Netice Fetvalarından: "Bir malın muhafazasını kabul eden kimse,
emanet olarak bulunan o parayı, kendi işlerine sarf ve istihlâk ettikten sonra,
o cins paranın fiyatı yükselse mislini ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/104)
2938 - Ali Efendi Fetvalarından: "Emaneti bırakan kimse, onu korumayı
kabul eden kimseden istediği zaman teslimi mümkün iken vermese, (sonunda)
kaybolsa, ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/104)
2939 - Behce Fetvalarından: "Hamama giren Zeyd, koruması için saatini
natur olan Amr'a verse, o da çarşıya gitmesi gerektiğinde güven duyulan bir
kimse olmayan dellâk Bekir'e verip gittiğinde saat kaybolsa (naturun) ödemesi
gerekir" (H.Ec. 2/104)
Açıklama: Natur, hamamda çalışıp hizmet eden, dellâk (tellâk) da
yıkananları keseleyip temizleyen kimselere denilmektedir. Hamam hizmetçisinin
saati korumak üzere alması halinde, onu güven duyulmayan bir kimseye vermemesi
gerekirdi. Bu hareketi bir kusur olup, saatin kaybolmasına sebep teşkil
etmektedir. O, bu ihmal sebebiyle saati tazmin etmeye mahkum olmuştur.
2940 - Feyziye Fetvalarından: "İki kişi, bir mecliste paralarını başka
başka kimselere emanet etseler, ikisinden biri, diğeri yok iken kendi parasını
almaya güçlü (ve haklı) olur" (H.Ec. 2/104)
2941 - Netice Fetvalarından: "Mudi, bir malın korunmasını kabul eden
kimseden, emanet bıraktığı malı istediğinde, nereye koyduğunu bilmiyorum,
unuttum dese ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/104)
2942 - Feyziye Fetvalarından: "Emanetin sahibi vefat edip mirasçıları
emaneti, emanet bırakılan kimseden istediklerinde vermem, demeye güçlü olmaz"
(H.Ec. 2/104)
2943 - Ali Efendi Fetvalarından: "Bir malı muhafaza etmeyi kabul eden
kimse, emanet olunan şeyi, izinsiz olarak başkasına ariyet olarak verse, emanet
(ikinci şahsın elinde iken) helak olsa, malı muhafaza için kabul eden kimsenin
ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/105)
2944 - Netice Fetvalarından: "Zeyd, Amr'dan vedia olarak aldığı buğdayı
kendi buğdayına karıştırsa ödemesi lâzım olur" (H.Ec. 2/105)
2945 - Ali Efendi Fetvalarından: "Emaneti korumayı kabul eden kimse,
emanet olarak aldığı para ile izinsiz ticaret yapıp kâr elde etse, emaneti
bırakan şahıs kârı ödetmeye güçlü olmaz" (H.Ec. 2/105)
2946 - Abdürrahim Fetvalarından: "Emanet, onu korumak için verilmiş
bulunan kimsenin elinde iken çalınsa, ödemesi lâzım gelmez" (H.Ec. 2/105)
2947 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zeyd'in, Amr'a emanet olarak teslim
ettiği beygiri Amr, evinin kapı halkasına bağlayıp içeri girse, onun görmediği
sırada beygir kaybolsa, Amr'ın ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/106)
2948 - Abdürrahim Fetvalarından: "Emaneti korumayı üzerine almış bulunan
kimse, emanet bulunan malı bir handa korumakta iken, han yanıp o eşya da bir
tecavüze uğramaksızın yanmış olsa, ödeme lâzım gelmez" (H.Ec. 2/106)
2949 - Abdürrahim Fetvalarından: "Dükkân komşuları hazır iken, Amr
dükkânını açık koyup gittiğinde dükkânda bulunan emanet bal kaybolsa, Amr'ın
ödemesi lâzım gelmez" (H.Ec. 2/106
2950 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zeyd, elinde emanet bulunan öküzlerden
birini, sahibinin rızası olmaksızın enetse ve bu yüzden öküz helak olsa, Zeyd'in
ödemesi lâzım gelir" (H.Ec.2/106)
2951 - Abdürrahim Fetvalarından: "Amr'ın elinde emanet olarak bulunan
Zeyd'in kumaşlarından birine, Zeyd'in bulunmadığı bir sırada, Bekir gelip benim
malımdır dese, Amr da teslim ettikten sonra Bekir o kumaşı istihlâk etse, Amr'ın
ödemesi lâzım gelir" (H.Ec. 2/106)
Açıklama: Bir şahıs; kendisine emanet olunan bir malı şahitsiz, delilsiz
ve hüküm verme merciinin kararı olmaksızın başkasına vermemelidir. Şayet o mal,
bir başkasının ise, mal emanet olarak bırakılan kimseden değil, onu getirip
teslim eden şahıstan istenmelidir.
2952 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zeyd, "Başka bir memleketteki Bekir'e
ver" diyerek Amr'a teslim ettiği parayı götürürken, konakladığı handa parayı
başının altına koysa, uyuduğunda para çalınsa, Amr'ın ödemesi lâzım gelmez" (H.Ec.
2/107)
Açıklama: Paranın teslim edildiği kimse, onu korumakta gerekli tedbiri
almış olduğu için, paranın çalınmasından dolayı ödemeye mahkum olmaz.
2953 - Abdürrahim Fetvalarından: "Mirasçı, murisinin emanet bıraktığı bir
şahıstan, emanet olan şeyi istediğinde, önce tamamen inkâr edip daha sonra
teslim etmiştim diye yemin etse, sözü doğru olarak kabul olunmaz" (H.Ec. 2/107)
2954 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zeyd, Amr'da emanet olarak bulunan şu
kadar liranın bir miktarını alıp geri kalanını talep ettiğinde, Amr inkâr etse,
Zeyd, Amr'ın "geri kalanı taksit taksit al" diye söylediğini isbat etse, geri
kalanı almaya güçlü olur" (H.Ec. 2/108)
İslami Okul Okulların En Önemlisi