Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

El-Ihtiyar - Islam Fikhi - Elihtiyar - 20 Havale

20- HAVALE KİTABI  1

Havalenin Sahih Oluşu: 1

 

 

 

20- HAVALE KİTABI

 

Havale; intikal mânasına gelen tahavvül masdanndan türemiştir. Evden başka bir yere intikal eden kimse hakkında; 'tahavveîe mine'l-menzili' (evden başka yere intikal etti) denilir. Yatağı değiştirme mânasına gelen; 'tahvîîü'l-fıraş' da buna misal olarak gösterilebilir.

Şer'î ıstıîahda ise havale; bir borcu muhîlin (borçlunun) zimmetinden muhâlün aleyhin (onu kabullenenin) zimmetine nakletmektir. Bu sebeple biz deriz ki; havale sahih olunca, -borç muhâlün aleyhin zimmetine intikal ettiği için, muhîl borçdan berâet eder. Zira bir şeyin aynı zamanda iki ayn yerde kalması mümkün değildir.

Havale meşru bir akiddir. Bir hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:   "Kim bir borcu  ödemeye muktedir birine havale edilirse,

buna   tâbi  olsun   (kabul etsin).[1] Eğer havale caiz olmasaydı, Hz. Peygamber (sas) alacaklının havaleyi kabul etmesini emretmezdi. Hatta bazı âlimler bu hadîs-i şerifin zahirî mânasına bakarak, başkasına havalesi durumunda alacaklının bunu kabul etmesinin vâcib olduğunu söylemişlerdir.   Biz deriz ki; bu hadîs-i şerîfden murad edilen mâna; havalenin mübahlığıdır. Zira alacaklının hakkının borçlunun zimmetinden başka birisinin (muhâlün aleyhin) zimmetine, kendisinin arzu ve ihtiyarı olmadan aktarılması onun için zarardır. Hz. Peygamber (sas) havalenin borcu ödemeye muktedir olan birine yapılması şartını -umumi prensibe uygun olarak- koymuştur. Zira umumiyetle havale, borcu ödemeye muktedir olan kimseye yapılır. Çünkü havalenin caiz olması için bu şarttır.

Sonra Ebû Yûsufa göre havale; muhâlün aleyhin zimmetine aktarılan borcun zayi olmasına kadar muhîlin borçtan ve borç mutâlebesinden berâetini gerekli kılar. Öyle ki, muhal, muhîli borçdan ibra ederse, sahih olur. Rehin veren başka bîr şahısdaki alacağını rehinciye havale ederse, ondaki rehin malını geri alır.

İmam Muhammed'e göre havale; muhîli borçdan değil de, borç mutâlebesinden berâet ettirir. Borçdan ibrası sahih olmaz. Bu takdirde rehin veren rehincideki rehin malını geri alamaz.

İmam Muhammed'in bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur; havalede borcu muhâlün aleyhe nakletmek mümkün değildir. Çünkü bu malı temlik etmektir ki, bunun da nakli mümkün değildir. Havalenin icabı; borcu talep etmenin bir şahısdan başka bir şahsa intikaldir ki, bu mümkündür. Bu sebepledir ki, muhîlin kendisi borcu öderse, muhal bunu kabule zorlanır.

Ebû Yûsuf un bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur; havale borca izafe edilmiştir. Eğer mutâlebeye izafe edilirse, yapılan iş havale sayılmaz. Şu halde havalede borcun, muhîlin zimmetinden çıkıp, muhâlün aleyhin zimmetine intikal ettiğini söyleyenlerin görüşünü kabul etmek gerekir. Çünkü havale gerçekten borca izafe edilmektedir. Muhîlin kendisinin ödeme yapması sahihtir. Çünkü havale sebebiyle onun için geçici bir berâet sabit olmuştu. Ödeme sebebiyle de daimî bir berâet sabit olmuştur ki, bu alacaklı için fazladan bir faydadır.

Havale borçlarda caiz olup, mallarda caiz değildir: Evvelce de ifade edildiği gibi, havale intikal esasına dayanmaktadır. Ama mallar değil de, sadece borçlar havale yoluyla intikal ederler.[2]

 

Havalenin Sahih Oluşu:

 

Havale; muhîlin, yani borçlunun; muhtâlin, yani alacaklının ve havaleyi   üzerine   alan   muhâlün   aleyhin   rızalanyla   sahih olur:

Muhîlin rızası gerekir: Çünkü havalede aslolan odur, havale işi de ondan sâdır olur. Ziyadât adlı eserde anlatıldığına göre; muhîlin rızası şart değildir. Çünkü muhâlün aleyh borcu ödemeyi üstlenmekle, kendi nefsinde bir tasarrufda bulunmuş olmaktadır ki, bununla muhîle zarar değil, aksine fayda verilmektedir. Çünkü muhîlin rızası olmadan bu borcun ödenmesi için tekrar kendisine dönülmez. Muhtâl ile muhâlün aleyhin de rızası gerekir. Çünkü ödeme ve ödemeyi talep hususunda insanlar arasında fark vardır. Olabilir ki, muhâlün aleyh malî sıkıntıya düşüp iflas eder, muhtal da onu sık-boğaz edebilir. Şu halde kendilerine gelebilecek zararın önünü alabilmek için bu ikisinin de rızası şarttır.

Havale akdi tamamlanınca, muhîl, yani borçlu borçdan berâet etmiş olur: Bunun gerekçesi daha evvel anlatılmıştı. İmam Züfer dedi ki; muhîl borçdan berâet etmez. Çünkü havale, alacağı garantilemek için yapılır. Tıpkı kefalette olduğu gibi, borç yine muhîlin zimmetinde kalmaya devam eder.

Buna verilecek cevap şudur; evvelce de açıkladığımız gibi, havale borcu nakletmektir. Muhîlden başkasına nakledilince, -daha evvel açıkladığımız gibi- muhîl borçdan berâet eder, üzerinde borç kalmaz. Artık muhîl ölse de muhtâl, yani alacaklı onun bıraktığı terekeden alacağını alamaz. Fakat hakkın zayi olmasından korkarsa, muhîlin mirasçılarından veya borçlularından bir kefil alır. Muhâlün aleyh iflas etmiş olarak ölür veya havaleyi inkâr eder de, muhtâlin, yani alacaklının bir beyyinesi bulunmazsa; muhtâl alacağını muhîlden, yani esas borçludan ister. Aksi halde ondan isteyemez: Çünkü muhtâl, hakkı olan alacağına kavuşamamıştır. Havaleden maksat; muhtâİin hakkım sağlama almaktır. Şu halde havale, hakkın selâmeti kaydıyla mukayyeddir. Selâmet yok olunca, -satılan maldaki ayıp sebebiyle alış verişin feshi gibi- havale feshedilir.

İmameyn'e göre muhtâl başka bir şekilde yine muhîle dönüp alacağını isteyebilir. Şöyle ki, hayatta iken hâkim muhâlün aleyhin iflasına hükmederse, muhtâl alacağınıtahsil için muhîle geri döner. Çünkü İmameyn'e göre iflas hâkim karanyla tahakkuk eder. Ama Ebû Hanîfe'ye göre etmez.

Muhâlün aleyh muhilden ödemiş olduğu parayı ister ve muhîl de; 'ben sendeki alacağım karşılığında onu sana havale ettim' derse, sözü kabul edilmez: Ve sebep tahakkuk ettiği, yani kendi emriyle borcu ödediği için, havale ettiği miktardaki parayı muhâlün aleyhe vermesi gerekir. Lâkin burada muhîl, muhâlün aleyhde alacağı bulunduğunu iddia etmekte, o da bu iddiayı inkâr etmektedir. Burada söz inkâr edenindir. Havale borç ikrarı değildir, ikrarsız da olur.

Eğer muhîl, muhtâlden havale ettiği şeyi ister ve muhtâl de; 'sen beni sende olan alacağımı almam için havale ettin' derse, bu söz kabul edilmez: Çünkü muhtâl muhilden alacaklı olduğunu iddia etmekte, muhîl ise bunu inkâr etmektedir. Havalede vekâlet mânası mevcut olduğundan, burada söz inkâr edenin, yani muhîlindir.[3]



[1] Bu hadîsi Buharî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir

[2] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/297-298.

[3] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/299-300.