Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

El-Ihtiyar - Islam Fikhi - Elihtiyar - 25 Lakit

25- LAKIT (SOKAĞA BIRAKILAN ÇOCUK)  1

Atılmış Çocuğu Kurtarmada Mekân Ve Farziyet: 1

Bulunmuş Çocuğun Hürriyeti Ve Nafakası: 1

Lakîtin Miras, Afv Ve Diyetinin Hükmü: 1

Lakîtin Zinadan Doğduğunu İddiada Hüküm: 1

Lakîti Bulanın Onu Yanına Alması Ve Masrafları: 1

Lakît Üzerinde Nesep İddiası: 1

Lakît Üzerindeki Para Ve Eşyanın Hükmü: 1

Lakîte    Bağış,   Onu   San'ata  Vermek,   Evlendirmek, Sünnet Ettirmek, Çalıştırmak: 1

 

 

 

 

25- LAKIT (SOKAĞA BIRAKILAN ÇOCUK)

 

Lakît kelimesi lakt ve /İtikat kökünden türeyen mefûl mânasında bir kelimedir. Kasıt ve talep olmaksızın bir şeye tesadüfen vâkıf olmak, görmek mânasmdadır. Rengi ve tadı bozuk bir suyu tasvir ederken, Râciz şöyle demiştir:

"Tesadüfen bir su kaynağına geldim. Yanma kıvamına gelecek kadar olgunlaşan zeytinyağı gibi bir su idi."[1]

 

Atılmış Çocuğu Kurtarmada Mekân Ve Farziyet:

 

Atılmış çocukları kurtarmak ;cin kaldırıp almak; eğer yırtıcı hayvanların bulundukları yerlerde, kuyu başlarında veya ıssız yerlerde bırakılmış olmalanndan dolayı ölüme gidecekleri biliniyorsa, farzdır. Fakat şehirde veya köyde bırakılmış olmasından dolayı ölüme gitmeyeceği kanaatine vanlmışsa, kaldırılması mendubdur. Çünkü bu; mükerrem olan bir insanı hayata kavuşturmak için sarfedilen bir çabadır. Bu hususda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

"Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları diriltmiş gibi olur." (Mâide: 32). Sokağa atılan sahipsiz bir çocuğu bulup kaldıran bir adama Hz. Ali şöyle demiştir: 'Senin buna sahip çıkman gibi ben sahip çıksa idim; bu benim için nice nice şeyden daha fazla hoşa gidici olurdu.[2]

 

Bulunmuş Çocuğun Hürriyeti Ve Nafakası:

 

La kıt, bulunduğu diyara tâbi olarak hürdür. Zira Ademoğlunda aslolan hür olmaktır. Nafakası beytü'l-malden karşılanır. Senirebû Cemile'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir; 'kapıma bırakılmış bir çocuk gördüm. Ömer b. Hattâb (ra) a gidip durumu anlattım. Bana dedi ki; belki de bu kötülük senden kaynaklanmaktadır. Ama onun nafakası bize aittir ve hürdür.1 Bu itham sadedinde söylenen bir sözdür. İbn. Arabî dedi ki; 'Ömer (ra) bu sözüyle o adama tarizde bulunmuştur. Yani bu çocuğun sahibi belki de sensin. İhtimal ki, sen onun anasıyla zina ettin ve senden olduğu halde bu çocuğun senin kapma bırakılmış bir çocuk olduğunu iddia ediyorsun.' Ancak bir topluluk o adamın iyi bir insan olduğuna şâhidlik edince, Hz. Ömer (ra) o adamı serbest bırakmıştı.[3]

 

Lakîtin Miras, Afv Ve Diyetinin Hükmü:

 

Lakîtin bıraktığı miras beytü'1-male kalır. İşlediği cinayetlerin diyeti beytü'l-malden karşılanır. Aldığı diyetler ve velâ hakkı da beytü'1-male kalır: Ki, nimet külfet karşılığında olsun.

Lakît amden adam öldürürse; devlet reisi dilerse ona kısas tatbik eder, dilerse diyet ödeyerek maktulün velileriyle sulh yapar. Ebû Yûsuf dedi ki; 'diyet başka yerden değil, katilin kendi malından karşılanır. Lakîtin velisinin bulunacağı ihtimaliyle böyle denmiştir. Zahir olan hüküm budur. Ancak velisi gâibdir. O olmadan da kısas tatbik edilemez."

Ebû   Hanîfe   ile  İmam  Muhammed'in  bu  mes'ele  hakkındaki görüşlerinin   dayanağı   şu   hadîs-i   şerîfdir;    "Velisi   olmayanın velisi sultandır."  [4]

Zira tanınmayan ve görüşünden yararlanılmayan veli yok

gibidir; nazar-i itibara alınamaz. Sultan, cinayet işleyen lakîti affedemez. Bu hususda icmâ vardır. Çünkü affedecek olursa, müslüman bir topluluğun hakkını iptal etmiş olur.[5]

 

Lakîtin Zinadan Doğduğunu İddiada Hüküm:

 

Lakîtin zina çocuğu olduğunu söyleyene hadd tatbik edilir ama anasına böyle bir isnadda bulunana hadd tatbik edilmez. Çünkü o kadının kucağında babası belli olmayan bir çocuk bulunuvemiştir. Mülâanede olduğu gibi, burada zina töhmeti vardır.[6]

 

Lakîti Bulanın Onu Yanına Alması Ve Masrafları:

 

Çocuğu bulup kaldıran, onu yanında bulundurmaya başklarından daha fazla hak sahibidir: Mubah mallan önce ele geçirenin o mala sahib oluşu gibi, lakîti de önce bulup alan onun üzerinde başkalarından daha fazla hak sahibidir. Kadıdan onu kabul etmesini isterse; kadı dilerse kabul eder, dilerse etmez. Zira onun kendi çocuğu olma ihtimali vardır ve böyle iken de ona beytü'l-maiden nafaka vermiş olur. Onun lakît olduğunu bilse bile, hüküm aynıdır. Çünkü o, o çocuğun muhafaza ve terbiyesini üstlenmiştir. Çocuğu bulup kaldıran onu başka birine verdiği takdirde, artık onu geri isteyemez. Çünkü vermekle çocuk üzerindeki hakkını iptale razı olmuş olur. Çocuğu  bulanın  ona   yapmış olduğu masraflar bağış olur:

Çünkü onun üzerinde velayet hakkı yoktur. Ancak hâkim yaptığı masrafları alması şartıyla ona bakmasına izin vermişse, o zaman bağış olmaz: Zira hâkimin velayeti umumîdir.

Hâkim, lakîti bulup kaldıran şahsa lakîte bakma izni verir ama, yaptığı masraftan geri almayı şart koşmuşsa, hüküm ne olacaktır?

Tahavî dedi ki; lakît bulûğa erdikten sonra adam masrafım ondan alır. Çünkü üzerine vâcib olan bir hakkı hâkimin emriyle ifa etmiş ve onun borcunu onun emriyle onun adına ödemiş gibi olur.

Esahh kavle göre masrafları ondan geri alamaz. Çünkü başlattığı teberru hareketini tamamlamaya onu rağbet ettirmek için hâkim ona, üzerine vâcib olan bir hakkı karşılıksız olarak ifa etmesini emretmiştir. Ve sanki lakît ona; 'benim yerime zekâtımı öde1 demiş gibi olmaktadır. Hâkim bu masrafları geri almasını şart koşmamışsa, geri alamaz. Borç bu hükme tâbi değildir. Çünkü borç, bir şey karşılığında onun üzerine vâcib olmuştur. Hâkim bu hususda ona izin vermemiş olur ama, lakît bulûğa erdikten sonra onu tasdik ederse, masrafını lakîtten alabilir. Çünkü lakît, onun kendisinde hakkı bulunduğunu itiraf etmiştir.[7]

 

Lakît Üzerinde Nesep İddiası:

 

Bir kimse çıkıp da, bu çocuğun kendi çocuğu olduğunu iddia ederse, nesebi ondan sabit olur: Bunda esasen o küçük çocuğun yaran vardır. Zira insanlar nesepleriyle şereflenir, nesebsizlikle de kötülenir ve utanç duyarlar. Nesebi sabit olunca, iddia sahibi onu yanına alır. Sokakda bulup kaldıran da elini onun üzerinden çeker, üzerinde bir hakkı kalmaz.

İki kişi birden bu çocuğun kendilerine âit olduğunu iddia ederlerse; aralannda öncelik olmadığı için, bunlardan birinin, çocuğun vücudunda bir alâmet bulunduğunu söylemesi hâriç, nesebi her ikisinden de sabit olur: Alâmet bulunduğunu söyleyen, zahir halin de şehâdetiyle ve dâvada önce bulunduğundan dolayı, diğerine nisbetle öncelikli olur. Çünkü lakîtin nesebi, diğerinin karşı çıkmayacağı bir zamanda kendisinden sabit olmuştur. Ancak bu alâmete karşı diğeri aksi yönde bir beyyıne getirirse, beyyine daha kuvvetli olduğu için, çocuğun nesebi ondan sabit olur.

Çocuğun nesebini iddia eden hür ve müslüman kişi, köle ve zımmîden daha önceliklidir: Bunun mânası şudur: Biri hür, diğeri köle veya biri müslüman diğeri zımmî iki kişi çıkıp, bu çocuğun kendilerimi] çocuğu olduğunu iddia ederlerse; hür köleye, müslüman da zımmîye nisbetle öncelikli olur. Çünkü bunlara öncelik tanımak, çocuk için daha faydalı olur. Bu bakımdan bir köle onun kendi çocuğu olduğunu iddia ederse, çocuk onundur: Çünkü nesebin sabit olması onun için daha faydalıdır ve hürdür. Bunun sebebini daha evvel açıklamıştık. Babasının köle olması, bu çocuğun da köle olmasını gerektirmez. Çünkü erkek köle, hür bir kadınla evlenebilir.

Bir zımmî onun kendi çocuğu olduğunu iddia ederse, çocuk onundur: Bunun sebebini daha evvel açıklamıştık. Ve müslümandır:

Çünkü bulunduğu diyar sebebiyle onun müslümanlığı sabit olmuştur. Müslümanlığını yok saymak, ona zarar vermektedir. Babasının kâfir olması, çocuğun da mutlaka kâfir olmasını gerektirmez. Zira anasının müslüman olması muhtemeldir. Şu kadar var ki, zımmî çocuğu kilisede, havrada veya onlara âit bir köyde bulmuşsa, o zaman çocuk zımmî olur: Zira açıkça bilindiği gibi, müslümanlann çocuklan zımmîlere âit yerlerde bulunmazlar. Onların çocuklan da, müslümanlara âit yerlerde bulunmazlar. Zâhirü'r-rivâyede anlatıldığına göre; bulan değil de, çocuğun bulunduğu yer nazar-ı itibara alınır. Müslüman bir kimse dâr-ı harpde bir çocuk bulursa, bu çocuk müslüman sayılmaz.

Ebû Süleyman'ın İmam Muhammed'den rivayet ettiği bir görüşe göre; çocuğun bulunduğu yer değil de, onu bulan kişi nazar-ı itibara alınır. Çünkü onu bulup kaldıran el, bulunduğu yerden daha kuvvetlidir. Başka bir rivayette anlatılan görüşe göre; küçük çocuğun durumu nazar-ı itibara alınarak, müslümanlığı esas alınır.

Bir kimse çıkıp da çocuğun kendi kölesi olduğunu iddia ederse,

bu; temel prensibe uyularak beyyinesiz kabul edilmez. Çocuğun bulûğa ermeden evvel kendi köleliğine dâir ikran kabul edilmez. Bulûğa erdikten sonra şehâdetinin kabul edilmesi, kendisine zina isnadında bulunana iftira haddinin tatbiki gibi hürlere has hükümler ona tatbik edilmişse, böyle bir ikrarda bulunması sahih olmaz. Ama hürlere has hükümler ona tatbik edilmezden evvel böyle bir ikrarda bulunması sahih olur.

Sokağa atılmış bir çocuğu müslüman bir kimse bulup aldıktan sonra bir hıristiyan çıkıp; 'bu benim çocuğumdur' derse, -evvelce açıkladığımız sebeplerden dolayı- çocuk onundur ve müslümandır. Eğer üzerinde haç veya zünnar gibi hıristiyanlara âit kılık-kıyafetler varsa, o çocuk hıristiyandır. Zira açıkça anlaşılır ki, o çocuk bir hıristiyanm yatağında doğmuştur. (Bu durumda) bulunduğu yer nazar-ı itibara alınmaz.[8]

 

Lakît Üzerindeki Para Ve Eşyanın Hükmü:

 

Lakîte, yani bulunan çocuğa bağlı bir eşya ve para kendisine âit olur: Bu, zahirle amel etmenin bir gereğidir. Ancak hâkimin emri ile çocuğa harcanır: Zira hâkimin velayeti umumîdir. Onu bulan adam o maldan çocuğa, emsallerine yapılan miktarda harcama yaptığını söylerse, bu sözü doğrulanır. Bir görüşe göre denildi ki; üzerinde bulunan malı çocuğa harcamak için hâkimin emrine ihtiyaç yoktur. Çünkü mal onundur. Ona o maldan harcanır. Çocuğu bulmuş olanın bu hususda salahiyeti vardır. Çocuğun ihtiyacı olan yiyecek, giyecek vb. şeyleri ona satın alır. gibidir. Ama ana böyle değildir; çünkü anasının böyle bir salahiyeti vardır. Bu sebeple anası kendi nafakası için onu bir ücret karşılığında bir işte çalıştırabilir.[9]

 

Lakîte    Bağış,   Onu   San'ata  Vermek,   Evlendirmek, Sünnet Ettirmek, Çalıştırmak:

 

Çocuğu bulan onun için bağış kabul eder: Çünkü bu, çocuk için katıksız bir faydadır. Ve onu bir san'ata  vermek hakkına sahiptir:

Çünkü bu onu kültür sahibi yapma babındandır ve onun bunda menfaati vardır. Ama onu evlendirmez: Çünkü onun üzerinde velayet hakkı yoktur. Velayeti umumî olduğu için; evlendirme, satma, satın alma salahiyeti sultana aittir. Sultan onu evlendirir ama onun malı yoksa, mehri beytü'l-malden verilir.

Nevâdir'de denildi ki; çocuğu bulup alan şahıs onun sünnet edilmesini emreder de, sünnet edilirken çocuk ölürse; tazminat ödemekle mükellef olur. Çünkü çocuğu sünnet ettirmeye salahiyeti yoktur.

Onu ücretle bir işde çalıştıramaz: Esahh olan budur. Çünkü o, çocuğun menfaatlerini yok etme salahiyetine sahip değildir. Tıpkı amca gibidir.[10]



[1] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/359.

[2] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/359-360.

[3] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/360.

[4] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn. Mâce, Ahmed, Dârimî, Ebû Avane, İbn. Huzeyme, İbn. Hibban ve Hâkim rivayet etmiştir

[5] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/360-361.

[6] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/361.

[7] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/361-362.

[8] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/362-364.

[9] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/364.

[10] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/364-365.