Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

El-Ihtiyar - Islam Fikhi - Elihtiyar - 26 Lukata(Yitik)

26- LUKATA (YİTİK)  1

Yerde Bulunan Mal Karşısında Takınılacak Tavır: 1

Kaybolan Malın Duyurulup Tanıtılma Müddeti: 1

Yitiğin Tanıtılma Şekli: 1

Fakirlere Verilen Yitik Malın Sahibinin Çıkması: 1

Bulanın Fakir Oluşu Ve Bozulacak Malların İlânı: 1

Bulunan Malı Tlân Yerleri: 1

Bulunan Malm Kıymetsiz Oluşu: 1

Mirasçısı Olmaksızın Garip Olarak Ölenin Malı: 1

Sahipsiz Hayvanları Lukata Olarak Almak: 1

Bulunan Hayvanlara Yapılan Masraflar: 1

Bulunan Hayvanların Kiralanması Ve Satılması: 2

Yitiği Bulanın Mal Sahibinden Karşılık İstemesi: 2

Yitiğin Kendisine Âit Olduğunu îddiâ Eden: 2

Hâkim Karan Olmaksızın Teslim Edilen Yitiğin Gerçek Sahibinin Çıkması: 2

Haremde Bulunan Yitikler: 2

 

 

 

 

26- LUKATA (YİTİK)

 

Lukata; türeme ve mâna bakımından îakît gibidir. Lukata; yerde bulunan mala denilir. Bazıları duhâka, hümeze, lümeze veznindeki bu kelimenin yerde bulduğu malı alıp götüren kimse mânasına geldiğini; yerde bulunup alınan malınsa, îukta kelimesiyle ifade edildiğini söylemişlerdir. Ama esahh olan birinci görüştür.[1]

 

Yerde Bulunan Mal Karşısında Takınılacak Tavır:

 

Bulunan bir malı yerden alıp kaldırmak, ona hiç dokunmamaktan daha iyidir: Böyle yapmalı ki, ona hâin bir el ulaşmasın. Eğer o malın zayi olacağından korkulursa; insanların hakkım zayi olmaktan korumak için onu yerden alıp kaldırmak vâcib olur: Malı yerde bulan şahıs kendisinin o mala tamahlanmasından, onu tarif edip duyurmamaktan ve sahibine geri vermemekten korkarsa; kendi nefsini harama düşmekten korumak için almayıp yerinde bırakması daha iyi olur.

Lukata; yerde bırakılmış olarak bulunan ve koruyucusu olmayan -hayvan haricindeki- maldır. Dâlle; yolunu şaşırıp, bağlanacağı yere gidemeyen hayvandır. Bunların bulundukları yerden alınmaları alınmamalarından daha iyidir. Çünkü zamanımızda böyle şeyler umumiyetle zayi olurlar. Yitiği yerden alıp kaldırır, aldığına başklarınışâhid  tutar ve tarif eder de, sonra tekrar yerine bırakırsa ve daha sonra da  mal zayi olursa, kıymetini ödemez.

Hâkim, El- Muhtasar'mda der ki; ... veya onu yerinden alıp götürdükten sonra tekrar yerine bırakırsa ve daha sonra zayi olursa; kıymetini ödemesi gerekir. Çünkü o malı alıp götürmüş olmakla onu korumayı üstlenmiş, geri getirip eski yerine bırakmakla da onu zayi etmiş olur. Ama yerinden alıp götürmeden tekrar eski yerine bırakmasının hükmü böyle değildir.

Lukatayı bulan onu sahibine geri vermek için aldığına şâhid tutarsa, yanında emanet olarak kalır: Yitiği bulup alırken onu sahibine geri vermek için aldığına başkalarım şâhid tutması veya 'yitik arayan birini duyduğunuzda onu bana gönderin1 demesidir.

Sahibine vermek için şâhid tutmamışsa, zayi ettiğinde kıymetini öder: Ebû Yûsuf bu görüşe muhalif olup, ona göre bir kimse yitik bulduğunda onu şâhidsiz olarak alıp daha sonra zayi eder de o malı sahibine vermek niyyetiyle almış olduğunu iddia ederse, kıymetini ödemez. Çünkü onun durumundan açıkça anlaşılan odur ki; kendisi Allah (cc) dan sevabını umarak o malı zayi olmasın ve sahibine versin diye yerden alıp kaldırmıştır. Yoksa maksadı, o malı kendisine mülk etmek değildir.

Ebû Hanîfe ile îmam Muhammed'e göre temel prensip; akıl sahibi her mutasarrıf sadece kendi nefsi için tasarrufda bulunur. Tazminat sebebi olan yitiği yerden bulup aldığını itiraf etmiş, sonra kendisini beraat ettirecek bir iddiada bulunmuştur. Ancak bu iddiası beyyine olmadan doğrulanmaz. 'O malı kendim için aldım' derse, kıymetini öder. Bu hususda icmâ vardır. Çünkü kendisi ikrarda bulunmuştur. Yitiği bulup alan onu sahibine vermek için aldığını söyler ve yitiğin sahibi de onu doğrularsa, zayi olması durumunda kıymetini ödemez. Bu hususda da icmâ vardır. Çünkü tarafların birbirlerini tasdik etmeleri beyyine gibidir.[2]

 

Kaybolan Malın Duyurulup Tanıtılma Müddeti:

 

Kaybolan  malı bulan; 'bundan sonra artık sahibi aramaz' diye bir  kanaata    sahib oluncaya dek bulduğunu tarif edip duyurur:

Muhtar olan görüş budur. Çünkü bu, malın azlığına ve çokluğuna göre değişir. Ebû Hanîfe'den nakledilen bir görüşe göre; yitiğin kıymeti on dirhemden az ise, onu bir kaç gün müddetle tarif edip duyurur. Daha fazla ise, bir sene müddetle tarif edip duyurur.

İmam Muhammed'den nakledilen bir görüşe göre; yitiğin kıymeti az da olsa, çok da olsa; bir sene müddetle tarif edilip duyurulması gerekir. Zira bir hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Bir yitiği bulup kaldıran kişi onu bir sene müddetle tarif edip duyursun." Burada yitiğin kıymetinin az veya çok olmasına göre değişik hüküm verilmemiştir.

Yitiğin kıymetinin on dirhemden fazla olması durumunda bir sene müddetle, ve on dirhemden az olması halinde ise bir kaç gün müddetle tanıtmasının ve ilânının  yapılmasını gerektiren birinci görüşün dayanağı şöyledir; Übeyy b. Kâ'b (ra) m şöyle dediği rivayet edilmiştir; "Rasûlullah (sas) m zamanında yüzdinar buldum. Ne yapmam gerektiğini kendisine sorduğumda bana; 'onu bir sene müddetle tarif edip duyur' buyurdu." [3] On dirhem ile on dirhemin fazlası hırsizlıkda el kesmenin vâcibliği ve fercin mubah kılınması, yani mehir olma bakımından aynı mânadadır. Ama daha azı bu mânada değildir.

Hasan'ın Ebû Hanîfe'den rivayet ettiğine göre; yitiğin kıymeti iki yüz dirhem veya daha fazla ise, onu bulan kişi bir sene müddetle; kıymeti on ilâ yüz dirhem arasında ise, bir ay müddetle; on dirhemse, bir cuma (hafta) müddetle; üç dirhemse, üç gün müddetle onu tanıtıp duyurur. Eğer bir hurma tanesi veya benzeri ise, onu bulduğu yerde sadaka olarak verir. Kendisi muhtaç ise, onu bulduğu yerde yer. Burada her yitiğe göre bir

müddet tâyin edilmiştir. Bu görüşle diğeri sanki aynıdır.[4]

 

Yitiğin Tanıtılma Şekli:

 

Yitiğin tanıtılması şöyle olur: Onu bulan kişi çarşılarda, caddelerde ve mescidlerde seslenerek; 'bir şeyini yitiren varsa, onu gelip yanımda arasın' der. Bundan sonra malın sahibi gelirse, malını alır. Gelmezse; bulan isterse fakirlere onu sadaka olarak verir: Hakkı sahibine -mümkün olduğu kadar- ulaştırabilmek için böyle yapılmalıdır. Zira vâcib olan; hakkı sahibine maddeten ve manen ulaştırmaktır. Maddeten ulaştırmak mümkün olmadığında onu manen ulaştırır ki, o da sevaptır. İsterse de o malı yanında tutar: Çünkü sahibinin gelme ihtimali vardır.[5]

 

Fakirlere Verilen Yitik Malın Sahibinin Çıkması:

 

Fakirlere verildikten sonra sahibi gelir de bu tasadduku kabul ederse, sevabı kendisinin olur: Çünkü mal kendisinindir. Kabul etmezse, onun kıymetini bulana veya fakire ödetir. Eğer fakirin elinde aynen duruyorsa, malını geri alır: 'Bulanın o malın kıymetini ödemesi gerekir' diyoruz. Çünkü o, başkasına âit bir malı, sahibinin izni olmaksızın bir başkasına teslim etmiştir. Şiddetli açlık halinde başkasının yemeğini yemek gibi, burada o yitiği bulanın yitik sahibine malının kıymetini ödemesine mâni olmaz.

Yitik sahibinin, malının kıymetini o malın kendisine sadaka olarak verildiği fakire de ödetebileceğini söylemiştik. Çünkü o başkasına âit bir malı sahibinin izni olmaksızın teslim almıştır.

Eğer yitik fakirin elinde halen duruyorsa, sahibinin onu geri alabileceğini söyledik; çünkü o, malını ayniyle bulmuştur. Tabii ki alacaktır.

Fakir veya bulandan hangisi kıymetini öderse, diğerine dönüp de onu alamaz: Bulan ödemişse, onu sadaka olarak verdiği fakirden geri alamaz. Çünkü kıymetini ödemiş olması sebebiyle, sadaka olarak verdiği andan itibaren onu fakire mülk etmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki o, kendi malını sadaka olarak vermiş olmaktadır. Fakir eğer o malın kıymetini sahibine ödemişse; ödediğini, onu kendisine sadaka olarak verenden alamaz. Çünkü fakir, kendisine verilen malın bedelini ödemiştir.

Bulunan mal zengine sadaka olarak verilemez: Zira bir hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Sahibigelmezse, bulan onu sadaka olarak versin. "Zekât ve fitrede olduğu gibi; sadaka zengine verilemez.[6]

 

Bulanın Fakir Oluşu Ve Bozulacak Malların İlânı:

 

Bulan fakir ise, diğer fakirler gibi kendisi faydalanır: Eğer fakiı iseler, kendi ailesine de verir. Et, süt, meyve vb. bozulacak malların ilânı, bozulmalarından korkulduğu zamana kadar yapılır: Sonra bozulmalarından korkulduğu için sadaka olarak verilirler. Bunun sahibine hem dünyevî hem uhrevî karşılık verilip verilmeyeceği hususu tartışmalıdır.[7]

 

Bulunan Malı Tlân Yerleri:

 

Bulunan malın ilânı insanların toplu bulundukları yerlerde ve malın bulunduğu yerde yapılır: Malm sahibine ulaşması için takib edilecek en uygun metod budur. Yolda bir şey bulan bir adam, ne yapması gerektiğini sorduğunda Hz. Ali ona şöyle demiştir: 'O malı bulduğun yere git; sahibini bulursan, malını kendisine ver. Bulamazsan, onu başkasına sadaka olarak ver. Sonra sahibi çıkıp gelirse; ona tercih hakkını tanı; dilerse sadaka sevabını alır, dilerse ona malının kıymetini ödersin. [8]

 

Bulunan Malm Kıymetsiz Oluşu:

 

Eğer yitik nar kabukları ve çekirdek gibi ehemmiyetsiz bir şeyse, ilân edilmeksizin onlardan faydalanılır: Çünkü sahibinin bunları atmış olması, insanların bunlardan faydalanmasına delaleten izin vermesi yerine geçer. Sahibi gelirse, bunları alabilir: Çünkü başkalarının faydalanmasın izin   vermesi, bunları kendi mülkiyetinden çıkarmaz.

Özellikle bu mallar gayrı muayyen  iseler, mülkiyetten çıkmazlar. Eğer bunlar çok miktarda iseler; bulanın bunlardan faydalanması caiz olmaz.

Hasad edildikten sonra tarladaki başaklar durumun delaletiyle özellikle onları toplayanların olur: Bütün beldelerde insanlar bu hükümde müttefiktirler. Ebû Yûsuf dedi ki; bir kimse ölü bir koyunu sokağa atar, bir başkası gelip o leşin derisini ve yününü alır, derisini tabaklarsa; kendisinin olur. Daha sonra sahibi gelirse, deriyi ve yününü alabilir. Ancak tabaklama sebebiyle deride meydana gelen değer olarak artan miktarı tabaklattıran şahsa -gaspçıda olduğu gibi- öder.[9]

 

Mirasçısı Olmaksızın Garip Olarak Ölenin Malı:

 

Bilinen mirasçısı olmayan garip bir kimse bir adamın evinde ölür de, geride bir miktar mal bırakırsa ve o ev sahibi de fakirse; tıpkı yitik mal gibi o maldan yararlanabilir.

 

Sahipsiz Hayvanları Lukata Olarak Almak:

 

Deve, koyun, sığır ve diğer sahipsiz hayvanları lukata olarak almak caizdir: Çünkü bunlar zayi olmalarından endişe duyulan mallardır. Şu halde insanların mallarını korumak maksadıyla sahiplerine geri vermek üzere lukata olarak almak müstehabdır. Rivayet edildiğine göre; yitik bir deveyi bulduğunda ne yapması gerektiğini soran bir adama Hz. Peygamber (sas) şu cevabı vermiştir: "Senin onunla işin ne?Papucu üzerinde  (ayağmda)dır.    Su kabı bemberindedir. Suya gelir (içer) ve ağaçtan yeyip   otlanır [10] Yitik bir koyunu bulduğunda ne yapması

gerektiğini   soran adama da şu cevabı vermiştir:   "O sana veya senin kardeşine veya kurda (kısmet) dır. "[11]

Buna cevaben deriz ki; bu hüküm Hz. Peygamber (sas) in zamanına mahsustur. O zamanda bu hayvanların insanlar tarafından alınmasından değil de, kurtlar tarafından parçalanmasından korkulurdu. Ama bugün fesad ve hıyanet artmış, dine bağlılık ve emanete riâyet azalmıştır. Dolayısıyla bu hayvanları bulunca sahiplerine vermek üzere almak, almamaktan daha iyidir.[12]

 

Bulunan Hayvanlara Yapılan Masraflar:

 

Bu hayvanlara yapılan masraf bağış olur: Çünkü bu malı bulan şahsın mal sahibi üzerinde velayeti yoktur. Ancak hâkim bulduğu hayvana masraf yapmasına izin vermişse, o zaman bu masraflar -hâkimin velayet-i umumîsi olduğundan- mal sahibi üzerine borç olur. Bunda mal sahibinin durumuna bakılır.[13]

 

Bulunan Hayvanların Kiralanması Ve Satılması:

 

Hayvanların kiraya verilmesinden bir fayda sağlanıyorsa, hâkimin izniyle hayvan kiraya verilir. Kazandığı para kendisine harcanır: Çünkü bu durumda mal, kendisini borç altına sokmaksizm sahibinin mülkiyetinde bırakılmaktadır. Kaçak kölenin hükmü de böyledir.

Hayvanın sağlayacağı bir fayda yoksa ve satılması uygunsa, satılır: Hayvana masraf yapılması daha uygunsa, hâkim ona bu emri verir ve yapılan masrafları sahibine borç sayar. Çünkü onun velayeti nazarîdir. Sahibinin geleceği ümidiyle hâkim ona iki veya üç gün yem vermesini emredebilir. Bundan  sonra hayvanı satar ki, ona verilen yem, değerinin   tamamını   kapsamasın. Bu durumda mal sahibinin hakkına bakılmaz.

Hayvan sahibi çıkıp gelirse, yapılan masrafları ödeyineceye kadar, bulanın onun hayvanını alıkoymaya hakkı vardır: Çünkü o hayvanı bulan şahsm sayesinde o hayvana yeniden mâlik olabilmiştir. Çünkü o hayvan manen ölmüştü. Bulan kişi yaptığı masraf ve verdiği yem ile onu diriltmiş ve o hayvanı satan kişi gibi olmuştur. Sahibi masrafları ödemeye yanaşmazsa, kendisine yapılan masrafları için satılır: Tıpkı rehin mal gibi... Çünkü hâkimin masraf için emir vermesi, sahibinin emir vermesi gibidir. Bu durumda bulan kişi o hayvana sanki sahibinin emriyle yem verip masraf etmiş ve yanında tutmuştur.

Sahibine vermeyip alıkoyduktan sonra hayvan ölürse, rehinde olduğu gibi, yapılan masraf düşer. Alıkoymadan evvel ölürse, düşmez: Çünkü o hayvan kendisini bulanın yanında emanettir.[14]

 

Yitiği Bulanın Mal Sahibinden Karşılık İstemesi:

 

Bulunan eşyanın, hayvanın veya hür çocuğun sahibine tesliminde ondan bir hak istemenin gereği yoktur: Çünkü yitiği bulan onu sahibine teslim ederken, bir nevi bağışta bulunmaktadır. Ama mal sahibinin ona bir şey vermesi güzel olur. Fakat kaçak köleyi bulup sahibine teslim eden şahsa bir şeyler vermek bunun aksine kıyas ile değil de, nass ile vacibidir.

Kerhî'nin lukata hakkında şöyle dediği nakledilir; "Malı kaybolan bir kimse, 'yitiğimi bulana şu kadar para vereceğim' derse; bulan adama belirttiğini değil de, ecr-i misil vermesi gerekir. Çünkü bu fasid bir kiralamadır.

Ebû Yûsuf un da lukata hakkında şöyle dediği nakledilir; 'bir kimse yitiği bulduktan sonra kendisi de kaybeder ve sonra bir başkası onu bulursa; evvel bulup kaybeden bu mes'elede hasım olmaz.' Yitiği bulup yerden almadan ikisi de aynıdır. Bunlar emanetçi gibi değildirler. Zira emanetçi kendisine emanet bırakılan malı muhafaza etmekle vazifeli olduğu gibi, onu bulup alma hakkına da sahiptir.[15]

 

Yitiğin Kendisine Âit Olduğunu îddiâ Eden:

 

Bir kimse bulunan malın kendisine âit olduğunu iddia ederse, delil getirmesi lâzım olur: Çünkü bu bir iddiadır. Eğer onun alâmetlerini söylerse, malın ona verilmesi caiz olur. Fakat bulan vermek için zorlanamaz: Zira olabilir ki bu iddianın sahibi o malı evvelâ sahibinin yanında görmüş veya sahibinin o malı tanımasına dayanarak gelip böyle bir iddiada bulunmuştur. Ayrıca bir malı elde bulundurmak, ona sahip olmak gibidir. Başkası delil getirmedikçe o mal üzerinde hak iddiasında bulunamaz. Ancak yine de alâmetlerini söylerse, bulan kişinin o malı ona vermesi caiz olur. Zira bir hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Sahibigelir de kesesini ve bağım tarif ederse, malı ona teslim et." [16] Biz bu emri cevaz ve mübahlık mânasında telakki ettik ki, bununla; "Beyyine getirmek davacıya düşer." [17] mealindeki hadîs-i şerifi bağdaştırabilelim.[18]

 

Hâkim Karan Olmaksızın Teslim Edilen Yitiğin Gerçek Sahibinin Çıkması:

 

Malı bulan kişi bu iddiayı ileri süreni doğrulayıp hâkim kararı olmaksızın malı ona teslim ederse, sonra asıl mal sahibi gelip delil getirirse; malının kıymetini ikisinden dilediğine ödetir. Malı teslim alan kıymetini öderse, o malı kendisine vermiş olandan bu değeri alamaz. Ama malı bulmuş olup da alâmetlerini söyleyene hâkim kararıyla teslim eden şahıs malın kıymetini öderse, bu ödediğini malı teslim ettiği şahısdan alır. Çünkü hâkim kararı sebebiyle malı ona vermek mecburiyetinde kalmıştır.[19]

 

Haremde Bulunan Yitikler:

 

Mekke Hareminde bulunan yitiklerle, Harem dışı yerlerde bulunan yitikler arasında fark yoktur: Zira bir hadîs-i şerîfdeHz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Kesesini ve bağını tarif et, sonra da onu bir sene müddetle ilân et. [20]rBu emir; -Haremde bulunan yitiklerle Harem hâricinde bulunan yitikler arasında ayırım yapılmadığı için-mutlaktır. Yitik her yerde yitiktir. Bir seneye kadar sahibi çıkmazsa, sadaka olarak verilir. Böylece o malın imkân nisbetinde sahibine ulaştırılması meşrûlaşır. Hz. Peygamber (sas) in Harem hakkında; "Onun

lukatası -ilân edecek kimse hariç- kimseye halâl olmaz.[21] Burada hususi olarak Haremden bahsedilmiştir ki, o düşen lukatanm garipler için olduğu vehmine kapılma olmasın.[22]



[1] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/367.

[2] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/367-368.

[3] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî rivayet etmiştir.

[4] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/369-370.

[5] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/370.

[6] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/370-371.

[7] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/371.

[8] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/371.

[9] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/371-372.

[10] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Mâlik ve Ahmed rivayet etmiştir.

[11] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn. Mâce, Mâlik ve Ahmed rivayet etmiştir.

[12] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/372.

[13] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/372-373

[14] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/373-374.

[15] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/374.

[16] Bu hadîsi Buharı, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî rivayet etmiştir

[17] Bu hadîsi Tirmizî, Beyhakî ve İbn. Asakir rivayet etmiştir

[18] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/375.

[19] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/375.

[20] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizı ve Mâlik rivayet etmiştir

[21] Bu hadîsi Buharî, Müslim ve Neseî rivayet etmiştir

[22] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/376.