Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

El-Ihtiyar - Islam Fikhi - Elihtiyar - 32 Ariye (Igreti)

32- ÂRİYE (İĞRETİ)  1

Îğreti Malı Başkasına Kiralamak: 1

Âriyenin Emanet Oluşu: 1

Âriyenin Şekilleri: 1

İğreti Malın İadesi Ve İade Masrafları: 2

 

 

 

 

32- ÂRİYE (İĞRETİ)

 

Ari'ye; teâvür kelimesinden türemiştir. Tedavül ve nöbetleşe devir mânasmdadır. 'Teâvernâ el-kelâm1 demek, sözü aramızda döndürüp dolaştırdık, mânasmdadır. İnsanlar iğreti malı dolaştırıp, elden ele alıp verdikleri için, bu akde âriye adını vermişlerdir.

Ya da âriye kelimesi ariyyeden türemiştir ki; atiyye ve bağış mânasmdadır.

Ariye; Şer'an müstehab olan bir akiddir. İğreti almaya insanların ihtiyacı bulunduğundan, iğreti vermek teşvik edilir. Bu hususda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

"îyilik ve takva üzere yardımlasın''(Mâide: 2).

Hz. Peygamber (sas) de şu mübarek sözleriyle bizleri buna teşvik ediyor;  "Müslüman, kardeşine yardım ettiği müddetçe, Allah (cc) da ona yardımını devam ettirir."[1] şöyle yermiştir:

Âriye vermeye yanaşmayanları Allah (cc)

"Onlar hayra mâni olurlar." (Mâûn: 7). Yani kazan, balta vb. gibi şeyleri iğreti olarak vermezler. Bir hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber (sas) şöyle  buyurmuştur:  "İğreti mal sahibine   geri verilecektir." [2] Hz. Peygamber (sas) Safvan adlı birinden bir kaç zırhı iğreti olarak almıştı.

Temlik, yani bir malı başkasına mülk etmek iki çeşittir:

1- Bedel karşılığında mülk etmek,

2- Bedelsiz mülk  etmek. Mallar alış veriş ve hibe akidleri yoluyla yukarıdaki    çeşitlerden  her  biriyle  mülk   edinilebilir.   Aynı   şekilde menfaatler de kiralama ve iğreti şekillerinden biriyle elde edilebilir.

Âriye; menfaatleri hibe etmektir: Kerhî dedi ki; 'bu, menfaatlerin başkasında mubah kılınmasıdır. Öyle ki, kendisine iğreti verilen kişi o malı başkasına kiraya veremez. Eğer o iğreti aldığı malın menfaatlerine sahip olsaydı, onu kiraya verme hakkına da sahip olurdu.

Sahih olan birinci târifdir. Zira iğreti alan iğreti aldığı malı başkasına iğreti olarak verebilir. Eğer bu menfaatlerin mubah kılınması olsa idi, bu salahiyete sahip olamazdı. Meselâ bir yemek bir kimseye mubah kilınsa (kendisine; 'bu yemeği yiyebilirsin' denilerek izin verilirse), o yemeği başkasına mubah kılma salahiyetine sahip olamaz. Kaldı ki, âriye kelimesi, bağış mânasına gelen ariyyeden türemiştir.[3]

 

Îğreti Malı Başkasına Kiralamak:

 

İğreti alanın iğreti malı başkasına kiraya vermesi caiz değildir: Çünkü âriye akdi; geçici bir mülk etmedir. îğreti alanın hakkı müddetin sonunda sona erer. Âriye, menfaati başkasına mülk etmektir. Ancak akdi yapanlardan iğreti veren, iğreti alanın bu hakkına dilediği zaman söz veremez. İğreti alanın iğreti malı başkasına kiraya vermesi caiz olsaydı, iğreti veren şahıs üstlenmediği bir zararın altına girmek durumunda kalacaktı ki, onun bu zarara rızası yoktur. Dolayısıyla iğreti alanın iğreti malı başkasına kiraya vermesi caiz değildir.

Ya da deriz ki; kiraya vermek iğreti vermekten daha kuvvetli ve daha bağlayıcıdır. Bir şeyin kendisinden daha kuvvetli olan bir şeye tâbi olması beklenemez.

Âriye ancak aynı baki kalmakla beraber kendisinden faydalanılan şeylerde olur: Şunu bilmeliyiz ki, âriye vermek; hakikî ve mecazî olmak üzere iki çeşittir. Hakiki olanı; aynı baki kalmakla beraber kendisinden faydalanılması mümkün olan elbise, ev, binek gibi şeyleri iğreti vermektir. Mecazî olanı; ancak kendisi tüketilmekle kendisinden yararlanılabilen dirhem, dinar, ölçeklik, tartılık ve birbirine yakın irilikde ya da ufaklıkdaki sayılı mallan iğreti vermektir ki, bu sûreten iğreti vermek olur. Ama manen karz olur. Çünkü sahibi bunlan iğreti alınan bir bedel karşılığında tüketmesine razı olmuştur. Bu bir bedel karşılığı mülk etmektir ve buna karz denilir.

Bir kimse terazisini ayarlatmak veya dükkânını süsletmek üzere birinden bir kaç dirhem iğreti alırsa, bu dirhemleri belirttiği maksadın hâricinde kullanamaz ve bu -zinet ve takıların iğreti alınması gibi- karz olmaz.[4]

 

Âriyenin Emanet Oluşu:

 

Âriye; iğreti alanın yanında bir emanettir: Kendisinin tecavüzü olmaksızın bu  mal telef olursa, tazminat ödemesi gerekmez. Bu hususda Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Hıyanet etmeyen iğreti alanın tazminat  ödemesi gerekmez."[5]  Çünkü o iğreti malı -gerektiğinde

tazmin etmek şeklinde olmaksızın- sahibinin elinden almıştır. Çünkü iğreti lâfzı, -açıkladığımız sebepden dolayı- Şer'an ve lûgaten; menfaatleri bedelsiz olarak mülk etmeyi gerektirmektedir. Şu halde iğreti alan kendisinin tecavüzü olmaksızın, yanındaki iğreti malın telef olması halinde tecavüzkâr sayılmaz.

Hz. Peygamber (sas) Safvan'dan bir kaç zırhı iğreti almıştı. Alırken Safvan ona; 'ey Muhammed, sen bunu gasb olarak mı alıyorsun?' diye sormuş, Hz. Peygamber (sas) ise, şu cevabı vermişti; "Hayır; geri verilmesi  ve  (gerektiğinde)  tazmin   edilmesi vâcib bir iğreti olarak

alıyorum"[6] diye cevap vermişti. Yani geri verilmesi  ve geri verme masraflarının tazmini vâcib olan bir iğreti olarak alıyorum, demek istemişti. Böylece mümkün olduğu kadar iki hadîs-i şerîf bağdaştırılmış oldu.

İğreti verme akdi, iğreti verenin; 'şu malımı sana iğreti verdim'

demesiyle sahih olur. Çünkü bu, âriye hususunda söylenen sarih bir sözdür. Kullanman için şu tarlamı sana yedirdim demesiyle sahih olur. Çünkü bu ifade de bu babda kullanılmaktadır. Şu kölemi senin hizmetine verdim demesiyle de sahih olur. Çünkü kölenin vereceği menfaat, ona hizmet etmesidir. Sahibi de kölenin ona hizmet etmesine izin vermiştir. Ve hibe kasdıyla söylemiyorsa, 'şu elbiseyi sana verdim, seni şu bineğe bindirdim demesiyle de sahih olur. Bunun sebebi hibe bahsinde geçmişti.

Evim senin meskenindir demesiyle sahih olur. Çünkü bu, 'evimde oturma hakkı senindir' mânasındadır. Ya da 'yaşadığın müddetçe evim senin meskenindir' demesiyle sahih olur: Yani bu evde oturma hakkı ömür boyunca senindir.

İğreti alan kullananların değişmesiyle değişen bir durum yoksa, iğreti malı bir başkasına iğreti olarak verebilir. Ama kiraya verme hakkı yoktur: Çünkü iğreti alan, o malın menfaatine sahip olmuştur. Başkalarını da bu menfaate sahip kılabilir. Tıpkı hizmet hususunda kendisi için vasiyyette bulunulan kimse gibi... Ama daha evvel de anlatıldığı gibi, iğreti alan iğreti malı başkasına kiraya veremez.[7]

 

Âriyenin Şekilleri:

 

Sonra âriye dört şekilde olur:

1-İğretinin zaman ve intifa hususunda mutlak olması: Meselâ bir kimse bir binek veya elbiseyi iğreti olarak alır; alırken de kullanma zamanını tâyin etmez. O bineği ya da elbiseyi kimin kullanacağını belirlemezse, onu dilediği zaman ve dilediği menfaatte kullanabilir. Mutlaklık uyarınca da o bineğe başkasını bindirebilir, o elbiseyi başkasına giydirebilir. Ama o bineğe kendisi binerse, başkasını bindiremez. O elbiseyi kendisi giyerse, başkasına giydiremez. Aynı şekilde başkasını o bineğe bindirirse, kendisi binemez. Bunu icar bahsinde açıklamıştık.

2-İğretinin zaman ve intifa hususunda mukayyed olması: Meselâ bir  kimse  bir   bineği veya bir elbiseyi kendisi kullanmak üzere bir günlüğüne iğreti olarak  alırsa, -kullanma keyfiyetinin kullananlara göre değişik olması sebebiyle- o bineğe başkalarını bindiremez,   o elbiseyi başkalarına giydiremez. Ancak o bineği yük taşıması için başkalarına iğreti  olarak verebilir. Çünkü bu hususda bir farklılık olmaz. Keza, iğreti aldığı köleyi ve evi -arada farklılık olmayacağından dolayı- başkasına iğreti olarak verebilir.

3-İğretinin zaman hususunda mutlak, intifa hususunda mukayyed olması: Meselâ bir bineği zaman kaydı koymaksızın üzerinde buğday taşımak   üzere   iğreti alması halinde dilediği zaman o binek üstünde buğday taşıyabilir.

4-İğretinin zaman hususunda mukayyed, intifa husususnda mutiak olması: Meselâ bir kimsenin üzerine yükleyeceği şeyi belirtmeksizin bir bineği bir günlüğüne iğreti olarak alması. Bu kişi o gün o bineğe dilediği şeyi yükleyebilir. Ama tayin edilen zaman sona erdikden sonra da o bineği yanında alıkor ve ikinci günde de ondan yararlanırsa, tazminat öder.

Bir görüşe göre denildi ki; yararlanmasa bile, sırf yanında alıkoymakla da tazminat ödemesi gerekir. Çünkü o, sahibinin izni olmadan başkasının malını yanında alıkoymuştur. Sahih olan görüş de budur.

İğreti alanla iğreti veren, iğreti bineğin kullanma zamanı, yeri ve üzerine yüklenecek şey hususunda ihtilâf ederlerse, yemin etmesiyle birlikde iğreti verenin sözüne itibar edilir. Çünkü iğreti maldan faydalanma izni ondan alınır. Şu halde iğreti maldan faydalanma hakkı onun ikrar ettiği miktarda sabit olur. Fazla bir faydalanma olursa, iğreti alan izinli olmadığı şeyi kullanmış olur ki, bu sebeple tazminat ödemesi gerekir.

İğreti alan iğreti malı kiraya verir de, o mal telef olursa, kıymetini öder: O, tecavüzkârdır: Çünkü sahibinin emri olmadan başkasının mülkünde tasarrufda bulunmuş ve gasbedici olmuştur. Bu durumda iğreti verenin iğreti alana -açıkladığımız sebepden dolayı-kıymetini ödettirme hakkı vardır. İğreti alan bunun kıymetini ödeyince, dönüp onu kiracısından alamaz: Bundan anlaşılıyor ki o, kendi mülkünü kiraya vermiştir. Ama kendisinin emri olmadan malını kabzettiği için kiracıya bunu Ödetebilir.

Fakat iğreti veren zayi olan malını kiracıya ödetirse, kiracı dönüp ödediği şeyi iğreti alandan alır: Kiracı o malın iğreti olduğunu bilmiyor idiyse, aldanmasından dolayı uğrayacağı zararı kendisinden savmak için ödediğini dönüp iğreti alandan alır. Ama o malın iğreti olduğunu biliyor idiyse, Ödediğini iğreti alandan alamaz.

İğreti veren; zaman, intifa ve kullanma yeri hususunda bir kayıt   koymuşsa,   iğreti   alan,   bir   hayır olmaksızın bu kayıtlara muhalefet ederse, zayi olduğunda o malın kıymetini öder: Bunu icar bahsinde tamamiyle açıklamıştık.

İğreti için bir kayıt konulmamışsa; geri istenilmediği müddetçe iğreti alan, onun sağladığı menfaatlerin mutlaklık uyarınca her çeşidinden faydalanma hakkına sahip olur:

Bir kimse arazisini bina yapması veya ağaç dikmesi için birine iğreti verse, bu akidden vazgeçebilir: Bu, bağlayıcı bir akid değildir. Zira bu akidde bahis mevzuu, menfaatler peyderpey ortaya çıkmakta ve aynı yolla da elde edilmektedir. Öyle ise, henüz mevcud olmayan ve kabzedilmeyen  bir  menfaat   akdinden geri dönme hakkı vardır. Hz. Peygamber (sas);"İğreti alman mal geri verilir," [8] buyurmuştur. Evi yıktırıp, ağaçları söktürme teklifinde bulunabilir: Bu iğreti akdinden geri dönmek sahih olduğuna göre, iğreti alan iğreti verenin mülkünü işgal etmiş kimse durumuna düşer. Dolayısıyla bu mülkü tahliye etmesi gerekir. İğreti için müddet konulmamışsa, iğreti verenin iğreti alana tazminat ödemesi gerekmez. Zira iğreti alanın başına gelen şey, kendi yaptığı işlerden dolayıdır.

Ama bu iğreti süreli olursa, bu süre dolmadan o yeri geri alması hoş karşılanmaz: Çünkü geri alırsa, sözünde durmamış olur. Süre dolmadan o yeri geri alırsa, bina veya ağaçların kıymetini ödeyip onlara sahip olur: Burada her iki tarafın durumu nazar-ı itibara alınmaktadır. İmam Züfer dedi ki; 'iğreti yerin sahibi süre dolmadan o yeri geri alırsa tazminat ödemesi gerekmez. Çünkü o gerektiğinde yerini geri alma hakkına sahip olduğunu bildiği için bu iğreti akdine razı olmuştur.'

Bizim görüşümüze göre iğreti veren, akid için süre koymakla iğreti alanı aldatmıştır. Çünkü verilen sözde durmak, zahir hükmün gereğidir. Verilen söze muhalefet edilmesi halinde iğreti alan ettiği masrafı iğreti verenden   alır.   Çünkü   karşılaştığı   zarar   iğreti    veren sebebiyle ona gelmiştir. Ama akid süreli olmazsa, hüküm bunun hilâfmadır.

Bu durumda iğreti alanın eğer araziye çok büyük zarar vermiyorsa, bunları sökme hakkı vardır. İğreti veren de muhayyerdir. Çünkü asıl arazi kendisinin malıdır. Asıl, tâbi olana karşı daha ağırlıklı olur: Eğer binayı ve ağaçlan sökerse, tazminat ödemesi gerekmez. Bir görüşe göre denildi ki; iğreti veren iğreti alana bunları sökmesini teklif ederse, söker. Sökme sebebiyle bunlarda meydana gelen değer noksanlığını iğreti verenin ödemesi gerekir. Çünkü o, iğreti akdinde öngörülen müddetin sonuna kadar o arazisini onun elinde bırakacağına dâir taahhüdünü yerine getirmediğinden dolayı ona hile yapmıştır

Tarım için iğreti verilen arazi bir zaman tâyin edilmemişse bile, hasaddan evvel geri alınamaz: Zaman tâyin edilmemişse, arazi hasad zamanına kadar iğreti alanın yanında kira karşılığında kalır. Çünkü bu hükümde her iki tarafın hukuku gözetilmiş, iğreti alan zarara karşı korunmuş, iğreti verenin hakkına riâyet edilmiştir. Çünkü ekili arazinin hasad zamanına kadar iğreti alanın elinde bekletilmesi, kısa bir müddet içindir. Ama iğreti arazide bina ve ağaç varsa, hüküm bunun hilâfmadır. Çünkü bunların nihayeti yoktur. İğreti verene dokunacak zararı savmak için bunlar araziden sökülür.

Bir kimse hamama girer ve hamamcının taslarını kullanır da, taslar kınlırsa veya şerbetçiden şerbet içerken elindeki bardak düşüp kınlırsa veya sahibinin izniyle bir adamın evine girer de, sahibinin izni olmaksızın o evdeki bir kabı bakmak veya onunla bir şey içmek üzere eline alır da, elinden yere düşüp kınlırsa; kıymetini ödemesi gerekmez. Çünkü o, bu kaplan veya bardakları kullanma hususunda delaleten izinlidir.

Bir kimse okumak için bir kitabı iğreti olarak alır da, kitapda bir hata görürse; düzeltmesini sahibinin normal karşılayacağını bilirse, düzeltir. Aksi takdirde o hatayı düzeltmez. Zahir kavle göre sahibi bunu normal karşılar ve düzeltmenin de bir sakıncası olmaz.[9]

 

İğreti Malın İadesi Ve İade Masrafları:

 

İğreti malı sahibine iade etmek için gereken masraflar iğreti alan şahsa âit olur: İğreti alan o malı kendi çıkarı için almıştır. Geri verme masrafı da kendisi tarafından karşılanmalıdır. Kirada ise, kiralanan malı sahibine götürüp teslim etmek için lâzım gelen masraf mal sahibine aittir: Çünkü kiracının kiralık malı teslim almasıyla doğan menfaati, kiraya veren elde etmiştir. Ki, bu menfaat de, kira bedelidir. Şu halde kiralayanın kiralık malı geri verme masraflarını ödemesi gerekmez.

İğreti alınan hayvan sahibinin ahırına götürülünce, onu iğreti almış olan mes'ûliyetten kurtulur: Bu istihsanen böyledir. Kıyasa göre o hayvan sahibine teslim edilmediği için mes'ûliyetten kurtulamaz. İstihsanen bunun caiz oluşu, şuna dayanmaktadır: Âdete göre bu hayvan sahibinin ahırına biraklır. Sahibine teslim edilecek olsa bile, sahibi yine onu ahıra bırakacaktır. Âdet haline getirilen şey, hakkında nass bulunan şey gibidir. İğreti alman şey bir köle olup sahibinin evine bırakılmakla da sahibine teslim edilmiş sayılır. İğreti elbisenin sahibinin evine bırakılması da bu hükme tâbidir: Bunun sebebini açıklamıştık. İğreti malı hususî işçisi, kölesi veya ailesinden birisi ile sahibinin evine göndermekle de, aynı şekilde beri olunur: Çünkü bir emanet olup, vedîa hükmündedir. İğreti mal iğreti verenin kölesine veya aile efradından birine teslim edilince de iğreti almış olan mes'ûliyetten kurtulur. Çünkü sahibi, malını âdeten bunlar vasıtasıyla muhafaza eder. Köleden kasıt; o malı muhafaza etmekle vazifeli şahıstır, diyenlerde vardır.

El- Müntekâ'da denildi ki; iğreti mal mücevher vb. kıymetli bir malsa, bunlara geri vermekle mes'ûliuyetten kurtulamaz. Çünkü kıymetli şeyleri sahibinin evine bırakmak ya da sahibinin hizmetçilerine teslim etmekle mes'ûliyetten kurtulunacağma dâir bir âdete rastlanmamıştır.

Kiralanan malı sahibine geri verme hususunda müstecir de iğreti alan gibidir. Gasb hususunda ise, bütün bu hallerde iğreti mal sahibine teslim   edilmedikçe mes'ûliyetten kurtulunamaz. Çünkü gasbedilen malın tazmini vâcibdir. Sahibine veya onun hakiki naibine teslim edilmeden bu vecîbe yerine getirilmiş olmaz. İğretide ise, hüküm bunun hilâfinadır. Çünkü o tazmin edilir şey değildir.[10]



[1] Bu hadîsi Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, îbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir

[2] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir

[3] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/427-428.

[4] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/429.

[5] Bu hadîsi Dârekutnî ve Beyhakî tahric etmiştir

[6] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Hâkim ve Ahmed rivayet etmiştir.

[7] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/429-431.

[8] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.

[9] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/431-434.

[10] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 2/435-436.