Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

El-Ihtiyar - Islam Fikhi - Elihtiyar - 42 Mukateb

42- MÜKÂTEB   1

Fâsid Kitabet Akdi Ve Hükümleri 1

İki Kölenin Bir Akidle Mükâtep Kılınması 2

Mükâtebin Ölmesi 2

 

 

 

 

42- MÜKÂTEB

 

Kitabet akdi müstehabdır, mendûbdur. Bu hususda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:

"Eğer kendilerinde bir hayır görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın." (Nûr: 33). Buradaki 'yapın' emri mendûbiyet ifade eder. Bu emirle vâciblik kastedilmediği hususunda icmâ vardır. Bu emri câizlik mânasında alırsak; şartla amel etmemek gerekir. Çünkü bu akdin şartsız olarak caiz olacağı hususunda icmâ vardır, "j^er kendilerinde bir hayır görüyorsanız" sözüne gelince; bu bir şart olmayıp âdet mânasında tefsir edilmiştir. Ya da şöyle diyebiliriz; efendi köle veya cariyesinde bir hayır görmüyorsa, en iyisi onunla mükâtebe sözleşmesi yapmamasidır. Köle veya cariye hürriyete kavuşmak, hürriyetin maslahatlarına ulaşmak maksadıyla kazanç sahasına atılıp çalışacağından dolayı; kitabet akdi yapmak müstebabdır.

Zikrettiğimiz Kur'an-ı kerîm âyetlerinde de görüldüğü gibi, mükâteplik akdinin meşrûiyyeti Kitab ve sünnetle sabittir. Sünnetteki deliller, Hz. Peygamber (sas) in şu hadîs-i şerifleridir; "Kim kölesiyleyüz evak üzerinden mükâtebe yapsa da, kölesi bunun on evakı hâriç hepsini adese;   yine köle köledir." [1]  "Mükâteb, üzerinde bir dirhemlik borç kaldığı müddetçe, yine köledir."  [2] Kitabet  akdinin câizliği hususunda icmâ vardır.

Efendi kölesi ile bir mal üzerine kitabet akdi yapıp kölede kabul   ederse,   mükâtep   olur: Kitabet akdi yapmak caizdir. Bunun sebebini  açıklamıştık. Kölenin bunu kabul etmesi şartına gelince; kitabet bedeli  bir  mal   olup,   kölenin bunu ödemesi gerektiğine göre, bunu üstlenmesi lâzımdır ki, bu da kabul ile  olur. Rivayet ettiğimiz hadîs-i şerîfde de  ifade edildiği gibi; köle kitabet bedelinin tamamını ödemeden azad olmaz. Efendisi ona; 'Ödersen, hürsün1 demiş olmasa bile; kitabet bedelini ödediğinde hürdür. Çünkü hür olması akdin gereğidir. Alış veriş akdinde olduğu gibi; bu  şartsız olarak tahakkuk eder. Bu hususda âkil olan   küçük   de   büyük gibidir: Bu, akıllı çocuğa verilen iznin bir teferruatıdır. Kararlaştırılan malın derhal veya taksitle ödenmesi veya tehir edilmesi şartları arasında bir fark yoktur: Çünkü bu hususdaki nasslar mutlaktır. Bedelin vadeli olarak ödenmesi için konulan kayıt, nassa ilâve yapmak olduğundan; diğer muavaza akidlerinde olduğu gibi, reddedilir. Selem akdinde ise, hüküm bunun hilâfınadır. Çünkü üzerinde selem yapılan nesne, üzerinde akid yapılan  şeydir. Selem bahsinde de açıkladığımız   gibi,   selem;   müflislerin  satışıdır.   Şu  halde   selemde üzerinde   akid  yapılan  nesnenin   elde edilebileceği kadar bir zaman tanımak mecburidir.  Ama kitabette bedel kendisi ile akid yapılan şeydir. Alış  veriş akdinde müşteri müflis ise veya satın aldıktan sonra iflas etmişse; bedeli ödemeğe muktedir olma şartı aranmadığı gibi, kitabet akdinde de kölenin mükâteplik bedelini ödemeğe muktedir olması şartı aranmaz. Zira kölenin mükâteplik bedelini ödünç alıp, efendisine derhal ödemesi mümkündür.

Üzerine selem akdi yapılan mala gelince; bunu vermesi gereken şahıs yanında mevcud olduğu veya  ödünç aldığı için bu malı ödemeye muktedirse, bunu iki fiattan daha ucuza satmaz ve o vakitteki kıymetinden fazla fıat verene satar. Efendi bedeli derhal ödemek üzere kolesiyle kitabet akdi yaparsa ve köle de bu bedeli ödemekten imtina ederse; köleliğe geri döner. Çünkü o mükâteplik bedelini ödemekten âciz kalmıştır. Mükâtebin kitabet bedelini ödemekten âciz kalması, köleliğe geri dönmesini gerektirir.

Sahih bir kitabet akdi ile köle efendisinin mülkünden çıkmasa da tasarrufundan çıkar: Zira o temin edeceği fayda ve elde edeceği kazançlar üzerinde daha fazla hak sahibi oluverir. Zira kitabetten elde edilmek istenen netice; efendinin kitabet bedeline kavuşması, kölenin de bedeli ödeyerek hürriyete kavuşmasıdır. Bu neticeyi elde etmek de; köle üzerindeki kısıtlılığı kaldırmak ve ona hür olarak tasarrufda bulunma hakkını tanımakla olur ki, ticaret yapıp kazanç sağlasın ve bedeli ödesin. Ödeyince de azad olur ve kendisinin azad olması sebebiyle çocukları da hürriyetlerine kavşurlar. -Evvelce de açıkladığımız gibi- o, akid gereği efendinin mülkiyetinden çıkmıştır.

Efendinin mükâtebin e âit bir malı telef etmesi kendisini borçlandırır: Açıkladığımız gibi, mükâtebin kazancı kendisine aittir. Onun kazancı hususunda efendisi yabancı bir kimse gibi olup, hiç bir hakka sahip değildir. Efendi onun malını telef edince, tazminat ödemeğe mahkûm olmazsa, kazancına el koyar, p da kitabet bedelini ödeyemez ve kitabet akdinin maksadı hâsıl olmaz.

Efendi mükâtebesiyle cinsî münasebette bulunursa, ona ukr vermesi gerekir: Çünkü ukr; yani mehr-i misil de kitabet bedelinin bir cüz'üdür; hem de en aslî biçimde... Ukr vermesi gerekir ki, kitabet akdinin maksadı, yani efendinin bedele kavuşması durumu tahakkuk etsin... Bu sebepledir ki, efendisi mükâtebesiyle şüphe neticesi cinsî münasebette bulunur veya ona karşı cinayet işlerse; ukr ya da diyet ödemesi gerekir. İşte açıkladığımız bu sebepden dolayı efendi kendisine veya çocuğuna karşı bir cinayet işleyince de diyetini ödemesi gerekir.

Efendi mükâtep olan kölesini azad ederse, geçerli olur: Çünkü kitabet bedelini ödemedikçe; mükâtep efendisinin mülkiyetinde kalmaya devam eder ve kitabet bedeli olan mal da düşer: Efendisi onu azad ettiği için, artık o kitabet bedelini ödemeden de hürriyete kavuşur.

Keza, efendi onu bedelden ibra eder veya bedeli ona hibe ederse; o kabul etse de etmese de azad olur. Çünkü efendisi onu azad mânasına gelecek bir iş yapmıştır ki, bu da onu bedelden ibra etmesi ve muaf tutmasıdır. Ancak kölesi; 'ben bunu kabul etmem' derse, azad olur ama bedel onun üzerinde borç olarak kalır. Zira borç hibe edilir de, borçlu bunu kabul etmezse; hibe gerçekleşmez. Ama azad etmede hüküm bunun hilâfmadır.

Mükâtep bütün tasarruflarında ticaretle izinli olan bir köle gibidir: Burada da bilindiği gibi, âdete uygun durumlar dışında bağışta bulunmaktan menedilir. Zira kitabet akdinin gereği olarak ticarete izinli köle gibi, mükâtep köle de kazanç sağlayabilmek için ticarette mutlak tasarruf salahiyetine sahip olmalıdır. Şu kadar var ki; efendisinin yasaklaması ile ticaretten geri durmaz: Çünkü bu kitabet akdinin feshine yol açar. Efendi kitabet akdini feshetme salahiyetine sahip değildir. Çünkü onun açısından bu akid azadhğı şarta bağlamaktır. Bu akdi feshetme ve bu akidden geri dönme hakkına sahip değildir.

Mükâtebin yolculuğa çıkma hakkı vardır: Çünkü bu ticaret ve kazanç temin etme babındandır. Efendi mükâtebinin kendi beldesinin haricine çıkmamasını şart koşarsa, mükâtebin şehir haricine çıkması istihsanen caiz olur. Zira bu şart akdin gereğine muhaliftir. Akdin gereği; mükâtebin elinin serbest olması ve yalnız başına tasarrufta bulunabilmesidir. O şart bu gereğe muhalif olduğundan dolayı, geçersizdir. Ancak geçersiz de olsa bu şart, akdi fasid kılmaz. Çünkü bu akdin esasına yerleşmiş değildir. Bunun gibi bir şart da kitabet akdini bozmaz.

Mükâtep köle cariyesini evlendirebilir: Çünkü bu da kazanç sağlama babındandır. Çünkü evlilik akdi o cariyeye nafaka ve mehir verilmesini gerektirir. Ancak kölesini evlendiremez. Zira kölesini evlendirecek olursa; kölesinin karısının mehir ve nafakasını kendisinin ödemesi gerekir.

Mükâtep kendi kölesi ile kitabet akdi yapabilir: Çünkü bu kazanç sağlama babından olup, alış veriş gibidir. Hatta daha da faydalıdır. Zira efendinin mükâtep üzerindeki mülkiyeti, ancak kitabet bedeli kendisine ulaştıktan sonra kalkar. Alış verişde ise, satıcının satılan mal üzerindeki mülkiyeti akid yapılınca kalkar. Kıyasa göre mükâtebin kendi kölesi ile kitabet akdi yapması caiz olmaz. Zira mükâtep neticede azad olacaktır ve bu mal karşılığı azad etmek gibi olur. Bunun cevabı; bizim az evvel söylediklerimizde. Ama mal karşılığı azad etmekte hüküm bunun hilâfınadır. Çünkü azad etmekle köle efendisinin mülkiyetinden çıkar. İflas etmekten veya çalışıp kazanmaktan âciz olduğundan dolayı, belki de köle bu bedeli efendisine ödemeyebilir. Bu durum azad edene hakettiğinden fazlasının verilmesini gerektirir. Oysa bir şey kendisinden daha fazlasını ihtiva edemez, içine alamaz. Kitabet akdinde ise, hüküm bunun hilâfınadır. Çünkü bu birincinin hakettiği kadarının ikinciye de verilmesini icabettirir ki, bunda ihtiyata uyulmuştur.

Mükâtebin kendisi ile kitabet akdi yaptığı kölesi kitabet bedelini kendisinden evvel öderse, velâsı efendisine âit olur: Bunun mânası şudur; ikinci mükâtep birinciden evvel öderse, bu hüküm cari olur. Çünkü efendinin onda bir nevi mülkiyeti vardır. Dolayısıyla azad etmeyi ona izafe etmek sahihtir. Çünkü ikinci mükâtebin azadlığını birinciye vekil sıfatıyla izafe etmek mümkün olmadığından, o bir müsebbipdir. Birinci mükâtep bundan sonra kitabet bedelini öder de azad olursa, ikinci üzerindeki velâ hakkı kendisine geçmez. Çünkü efendi sahih bir sebeple azad edici olmuştur. Onun kazandığı velâ hakkı başkasına geçmez.

Eğer kendisi efendisine olan borcunu evvelâ öderse, mükâtebine âit velâ hakkına sahip olur: Birinci mükâtep bedeli ödeyince, azad olur ve velâ ehliyetine sahip olur. Kendisi asıl olduğu için de velâ kendisine izafe edilir.

Mükâtebin cariyesinden kendisine âit bir çocuk doğarsa, bunun hükmü kendisinin hükmü gibi olur. Çocuğun kazancı babasının olur: Çünkü eğer o hür olsa idi, çocuğu da ona karşı azad olurdu. Kendisi mükâtep olduğu için, çocuğu da kitabet kapsamına girer ki, imkân nisbetinde iyilik tahakkuk etsin. Bu çocuk kendisinin kitabetine dâhil   olunca, kazancı da kendisinin olur. Çünkü çocuğunun kazancı, kendisinin kazancıdır.

Mükâtebe olan bir  cariyenin çocuğu da annesi ile beraberdir:

Cariyede 'satılamaz' sıfatı sabit olduğu için bu sıfat müdebberlik vb. akidlerde olduğu gibi, mükâteplikde de çocuğa sirayet eder.

Bir kimse kölesiyle cariyesini evlendirip sonra her ikisi ile kitabette bulunur ve çocuk doğarsa; bu da annesinin kitabetine dâhil olur: Çünkü kölelik ve hürriyet bahislerinde de geçtiği gibi, bu hususta da ana tarafı ağır basar. Mükâtebe efendisinden çocuk sahibi olursa, isterse mükâtepliği devam ettirir, isterse efendisinin ümm-ü veledi olur ve böylece kendisinin acizliğini ortaya koyar: Bu cariyeye iki hürriyet yolu açılmıştır: Biri kitabet bedelini ödeyerek âcil olan yoldur. Diğeri ise, bedelsiz olan gayr-ı âcil bir yoldur ki, bu da ümm-ü veledliktir. Bu yollardan dilediğini tercih eder. Çocuğunun nesebi de mevlâsının üzerine sabit olur. Çünkü mevlânın mülkiyeti o çocuğun anası üzerinde sabittir ki, bu da anasının ümm-ü veled olması için kâfidir ve bu çocuk da hürdür. Çünkü efendi onun çocuğunu azad etme salahiyetine sahiptir. Mükâtep olan bu cariye kitabet bedelini ödemekten âciz kalır da, ümm-ü veled olursa; ne gibi bir hükme tâbi olacağı daha evvel anlatılmıştı.

Eğer kitabet akdini devam ettirirse; efendisinin kendisi ile cinsî münasebette bulunması halinde evvelce belirtmiş olduğumuz sebepden dolayı efendisinden mehr-i misil alma hakkına sahip olur. Bundan sonra efendi ölürse, ümm-ü veledlik sebebiyle bu cariye azad olur ve kitabet bedelini ödemekten de kurtulur. Bu cariye efendisinden evvel Ölür de, geride mal bırakırsa; kitabet bedeli bu maldan ödenir. Artan kısma da -bilindiği gibi- oğlu mirasçı olur. Ama geride kitabet bedelini ödemeğe yetecek miktarda mal bırakmazsa; bu bedeli ödemek için oğlunun çalışmasına gerek yoktur. Çünkü oğlu hürdür. Bu cariye başka bir çocuk daha doğurursa, efendinin bu çocuğun kendisinden olduğunu kabul etmesi mecburi değildir. Çünkü efendinin onunla cinsî münasebette bulunması haramdır. Ancak cariyenin bu hususda dâva açması hâriç... Cariye bu dâvayı kazanırsa, çocuğunun nesebi efendisinden sabit olur. Ama böyle bir dâva açmadan ve  kitabet bedelini de ödemeden ölürse; ikinci oğlu kitabet bedelini ödemek için çalışır. Çünkü bu çocuk anasına bağlı olarak mükâteptir. Bundan sonra efendi ölürse, bu çocuk azad olur ve çalışma mecburiyeti ortadan kalkar. Çünkü o ümm-ü veled hükmündedir.

Ümm-ü veledlik bahsinde de anlatıldığı gibi, ümm-ü veled ile kitabet akdi yapmak caizdir. Yalnız, efendi ölünce kitabet bedeli olan mal düşer: Ümm-ü veledliği sebebiyle bu cariye azad olmuştur. Azadhğı tahsil etmek için, bedelin ödenmesi gerekir. Ama azadlık zaten elde edilmiştir. Dolayısıyla bedelin ödenmesine gerek kalmamıştır. -Açıkladığımız sebepden dolayı- çocukları ve onların sağladıkları kazançları da bu sabık cariyeye teslim edilir. Ama kitabet bedelini efendisinin Ölümünden evvel öderse, kitabet akdi gereğince azad olur.

Müdebberlik bahsinde de anlatıldığı gibi, ümm-ü veledin müdebbere yapılması da caizdir. Efendi Öldüğünde mükâtebin malı yoksa; dilerse kıymetinin üçte ikisini veya kitabet bedelinin tamamını kazanmaya çalışır (Ebû Yûsuf, İmam Muhammed): Ebû Yûsuf dedi ki; 'bu ikisinden az olanı temin etmek için çalışır.' İmam Muhammed dedi ki; 'kendi kıymetinin üçte ikisi ile, kitabet bedelinin üçte ikisinden hangisi daha az ise, onu temin etmek için çalışır.1 Bunlardan dilediğini tercih edebileceği ise, sadece Ebû Hanîfe'nin görüşüdür. Miktar hususundaki görüşe ise, sadece İmam Muhammed muhalefet etmiştir. Bunların muhayyerlik hususundaki ihtilafları, azad etmenin parçalara bölünüp bölünemeyeceği hususundaki ihtilaflardan ileri gelmektedir. Ebû Hanîfe'ye göre azadlık parçalara bölünebilir olduğundan dolayı, efendinin Ölümü ile mükâtebin üçte biri azad olur, üçte ikisi de mükâtep olarak kalır. Bu üçte ikilik kısmı için iki azadlık yolu vardır. Bunlardan biri âcil yoldur ki, bu müdebberlik sebebiyle çalışmasıdır. Diğeri ise, gayr-ı âcildir ki, bu da kitabet bedelini ödemesidir. Bu iki yoldan dilediğini tercih eder. İmameyn'e göre bir kısmı azad edilince, tamamı azad edilmiş olduğu ve iki malî bedelden birini ödemesi vâcib olduğu için, bunlardan hangisi daha az ise, onu öder. Çünkü mutlaka az olanı tercih edecektir.

Miktar hususunda İmam Muhammed'in görüşünün gerekçesi şöyledir; bedel, tamamın karşılığıdır. Müdebberlik sebebiyle bunun üçte biri efendiye teslim edilmiş olduğundan, bedelden bu kadan düşürülür. Çünkü o bedeli kölenin kıymetinin üçte ikisi karşılığında vâcib kılmış değildir. Görülmez mi ki; üçte birden çıkınca, bedelin tamamı onun üzerinden kalkmaktadır. Üçte biri çıkınca, üçte bir düşer ve efendi kölesini müdebber yapıp, ölmüş gibi olur. Bu takdirde köle kıymetinin üçte ikisiyle, kitabet bedelinin üçte ikisinden hangisi daha az ise, onu temin edip ödemek için çalışır.

Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf un gerekçeleri ise, şöyledir: Mükâtep köle bedeninin üçte ikisi ile bedele karşılık olmuştur. Dolayısıyla üçte biri çıksa da, bedelinin üçte ikisi kendisinden sakıt olmaz. Zira o tedbir sebebiyle zahiren hürriyetin üçte birini haketmiştir. Akilli kimse hakedeceği hürriyet karşılığında malî bedel ödemeyi üstlenmez. Bu şu misale benzer; bir kimse karısını iki talâkla boşadıktan sonra bin dirhem karşılığında üç talâkla boşarsa; bu bin dirhem sona kalan bir talâkın karşılığı olur. Zira iradesi buna delalet etmektedir. Burada da aynı hüküm caridir. Ama efedinin mükâtep kölesini müdebber kılması halinde hüküm bunun hilâfinadır. Burada bedel, kölenin tamamı karşılığındadır. Çünkü bu köle kitabet sebebiyle hiç bir şeyi haketmemişti. Dolayısıyla iki mes'ele arasında fark vardır.[3]

 

Fâsid Kitabet Akdi Ve Hükümleri

 

Bir miislüman kölesiyle içki veya domuz üzerine veya kölenin kıymeti karşılığında (Ebû Yûsuf) yahut kölesine muayyen olmayan başka bir köle vermek şartıyla bin dirhem üzerine kitabet akdi yapsa; bu akid fâsid olur: Zira müslüman kişi hakkında içki ve domuz mal değildir. Bu sebeple bunlar kitabet bedeli olmaya elverişli değildirler. Burada kitabet bedelinin miktarı, cinsi ve sıfatı meçhul olmaktadır. Bu, bir binek veya elbise üzerine yapılan kitabet akdi gibi olur. Bu gibi şeyler arasında aşın derecede bir belirsizlik bulunduğundan dolayı, yapılan kitabet akdi caiz olmaz.

Üçüncü şıkka; yani 'kölesine muayyen olmayan bir başka köle vermek şartıyla bin dirhem üzerine kitabet akdi yapma'nın caiz olmayışına gelince; bu Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'in görüşüdür. Ebû Yûsuf dedi ki; 'bu caizdir. Bin dirhem, mükâtep ile vasat değerdeki bir kölenin kıymetine taksim edilir. O kölenin bundaki payı iptal edilir ve kalan kısım karşılığında mükâtep olur. Çünkü efendisi onunla bir köle üzerine kitabet akdi yapsa, sahih olur ve vasat değerdeki bir köle vermesi gerekir. Aynı şekilde vasat değerdeki bir kölenin kıymetini kitabet bedelinden istisna etmesi sahih olur.'

Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'in gerekçesi şudur; burada istisna edilen şey meçhul olduğundan, neticede kitabet bedeli de meçhul olmaktadır. Çünkü kölenin bin dirhemden istisna edilmesi sabit olmaz. İstisna edilen ancak onun kıymetidir. Kıymetin bedel olması münasip olmadığından, müstesna olması da uygun değildir.

Bununla beraber içkiyi ödeyince hürriyete kavuşur (İmam Züfer): Burada her ne kadar talik hususunda kesin bir ifadeye yer verilmemiş olsa da, talik nazar-ı itibara alınmıştır. Zira alış veriş akdinde olduğu gibi, fasid akid cevaz ile beraber muteber olur. İmam Züfer dedi ki; 'içkinin kıymetini ödemeden o köle hürriyete kavuşamaz. Zira burada bedel kıymetin kendisidir.'

Ebû Yûsuf dedi ki; 'içkiyi veya kıymetini ödemekle azad olur. İçkiyi ödeyince azad olur; çünkü bu sûreten kitabet bedelidir. İçkinin kıymetini ödeyince azad olur; çünkü bu da manen kitabet bedelidir.'

Bir kimse kölesine; 'içkiyi ödersen, hürsün' derse; Ebû Hanîfe'den rivayet edilen görüşe göre; burada kesin bir ifade ile şarta bağlandığından dolayı, içkiyi ödemekle azad olur. -Evvelce de açıkladığımız gibi-Zâhirü'r-rivâyede bu hususda tafsilat verilmemiştir.

içkinin ödenmesiyle köle hür olunca da, efendisine kendi kıymetini ödemesi lâzımgelir: Nitekim aynı şekilde fasd alış verişde satılan malın telef olması halinde bayie malın kıymetinin ödenmesi gerekir, demiştik. Bu kıymet kararlaştırılandan az olamaz. Fakat fazla olabilir: Çünkü bu fasid bir akiddir. Fâsid akidle satılan malın telef oluşunda olduğu gibi, bu durumda da ne miktara baliğ olursa olsun; telef olma halinde içkinin kıymetinin ödenmesi gerekir. Çünkü efendi noksanlığa razı olmamıştır. Köle ise, azadlığın butlanından dolayı fazlalığa razı olmuştur. Bu sebeple fazla vermek gerekir.

Kölenin kıymeti karşılığında yapılan kitabet akdinde kıymetin ödenmesiyle köle azad olur: Çünkü kıymeti azadlık bedelidir. Bedelin içki oluşunda olduğu gibi, bedel olarak kıymetinin ödenmesiyle köle azad olur. Meçhullüğün tesiri fasid akidde görülür. Ama efendi bir elbise üzerine kölesiyle kitabet akdi yapmışsa, hüküm bunun hilâfmadır. Bu takdirde elbiseyi vermekle köle azad olmaz. Çünkü bunda aşın derecede bir meçhûliyet (belirsizlik) vardır. Zira köle efendisinin hangi elbiseyi kastettiğini bilemez. Efendinin hangi elbiseyi kastettiği bilinmeden de, azadlık sabit olmaz.

Kan ve leş karşılığında yapılan kitabet akdi bâtıldır: Çünkü bu ikisi asla, (hiç bir şekilde) mal değildirler. Bunların verilmesi hiç bir şeyi gerektirmez. Efendi kölesinin azadlığım bunların verilmesi şartına bağlarsa; ödenmeleriyle -şart tahakkuk ettiği için- köle azad olur. Ama bunlar mal olmadıklarından kölenin başka bir şey ödemesi gerekmez.

Hayvan ve elbise karşılığında yapılan kitabet akdi nikâh gibidir: Hayvan ve elbisenin cinsi belirtilirse, kitabet akdi sahih olur. Ama belirtilmezse, sahih olmaz. Bununla alâkalı olan hükümlerin tamamı nikâh bahsinde anlatılmıştı. Efendi kölesinin azadlığım bir elbisenin veya bir hayvanın veya bir bineğin ödenmesi şartına bağlar da, köle bunları öderse; -aralarında aşın bir belirsizlik bulunduğundan dolayı- köle azad olmaz. Bunu daha evvel anlatmıştık.

Efendi, vasfı belirli bir hayvan karşılığında kölesiyle kitabet akdi yapar da, köle bunu öderse; efendi -mehir bahsinde de söylediğimiz gibi-bunu kabule mecbur edilir.

Zımmî bir kimse içki karşılığında kölesiyle kitabet akdi yaparsa, caiz olur: Tabii, belli bir miktar söylerse, caiz olur. Aynı şekilde bir domuz karşılığında kitabet akdi yapması da caiz olur. Çünkü içki ve domuz, gaynmüslimler hakkında maldır, ikisinden her hangi biri müslüman olursa, efendi içkinin kıymetini alır: Zira İslama giren köle ise, kölenin içki veya domuzu efendisine mülk etmesi meşru değildir. İslama giren efendinin kendisi ise, içki veya domuzu mülk edinmesi menedilmiştir. Kendisine bunlann kıymetinin verilmesi gerekir. Bunlardan  hangisinin  kıymeti ödenirse, köle azad olur. Çünkü vasfı belirli bir hayvan üzerine kitabet akdi yapmak gibi, içki veya domuzun kıymetleri bedel olmaya elverişlidir. İkisinden her hangi birini ödeyince, köle azad olur.[4]

 

İki Kölenin Bir Akidle Mükâtep Kılınması

 

İki köle ile tek bir kitabet ekdi yapıldığında ikisi de bedellerini ödeyince azad olurlar. Eğer ödemekten âciz kalırlarsa, her ikisi de köleliğe döndürülürler. İkisi de kitabet bedelinin tamamını ödemeden azad olamazlar: Çünkü haklanndaki kitabet akdi bir tanedir. Efendinin bu akidde ileri sürdüğü şart da muteberdir. Söylediğimiz sebepden dolayı, bunlardan biri kendi payına düşeni öderse, azad olmaz. Biri ödemekten âciz kalırsa, köleliğe döndürülür: Ya ikisinin anlaşmasıyla ya da diğerinin bilgisi olmadan hâkimin döndürmesiyle köleliğe döner. Sonra diğeri kitabet bedelinin tamamını öderse her ikisi de azad olurlar: Zira ikisi bir şahıs gibidirler. Görülmez mi ki; kitabet bedelinin tamamını ödemedikçe, her ikisi de azad olamazlar. Aynı şekilde her ikisi de bu bedeli ödemekten âciz kalmadıkça, köleliğe döndürülmezler. Zira gâipdeki bu hükümden mutazarrır olur. Çünkü bu hüküm tatbik edilirse, bedeldeki hissesi sakıt olur ve hissesini ödemeden azad olamaz. Hazırda bulunansa, diğerine zarar veren hükümde onun hasmı olmaz. Bundan sonra çalışıp para kazanarak bedelin bir veya iki taksidini ödeyip kalan kısmını ödemekten âciz kalırsa ve köleliğe döndürülürse; bu döndürme bâtıl olur. Birincinin köleliğe döndürülmesi sahih olmadığından, yok gibidir ve ödeme acziyeti -birincinin ödemeye iktidarının mevcud olması sebebiyle- tahakkuk etmez.

İki efendi kendilerine âit iki köle ile kitabet akdinde bulundukları zaman da durum yukarıdaki gibidir. Yalnız yukarıdakinin hilafına; bunlardan her biri kendi hissesi karşılığında mükâtep kılınmıştır. Hal böyle olunca da, kendi hissesini Ödeyen azad olur: Çünkü ortaklardan her biri kitabet bedelini kendi kölesi üzerine vâcib kılmıştır. Başkasının kölesinde değil de, kendi kölesinde koştuğu şart muteber olur. Birinci mes'elede ise, hüküm bunun hilâfmadır. O mes'eledeki kölelerin her ikisi de kendisinin malı olduklarından dolayı, efendinin o köleler hakkında ileri sürdüğü şartlar muteber olur.

Biri diğerinin kefili olmak üzere iki köle ile kitabet akdinde bulunmak caizdir: Bu> istihsanen verilmiş bir hükümdür. Kölelerden her biri bin dirhemlik kitabet bedelinin Ödenmesinin vücûbu hususunda asil olup, azadlıklan bu bedelin ödenmesi şartına bağlıdır ve kölelikden kurtulmaya ihtiyaçları bulunduğundan dolayı, tasarruflarını tashih etmek için kölelerden her biri bin dirhemlik bedelin ödenmesi hususunda diğerine kefil kılınır.

Hal böyle olunca; kitabet bedelini hangisi öderse ödesin, her ikisi de azad olur: Çünkü azadlık şartı mevcuttur. Sonra, ödeyen taraf diğerinden ödediğinin yarısını alır: Zira o diğerinin ödemekle mükellef olduğu borcu, onun emri ile ödemiştir. Aralarında eşitliği sağlarfıak için de, ödediğinin yansını ondan alır. Almazsa veya ödediğinin tamamını alırsa, aralarında eşitlik sağlanmış olmaz.

Kitabet bedelinin Ödenmesinden evvel efendi onlardan birini azad ederse, -açıkladığımız sebepden dolayı- o biri azad olur ve diğerindeki kitabet bedeli de düşer. Kitabet bedelinin yansı diğerinin üzerinde kalır. Çünkü toplam bedel hakikatte her iki kölenin bedenlerine mukabildir. Ancak biz kefaletin sıhhatini sağlama almak için bu bedeli onlardan her birinin üzerine koyduk. İkisinden birinin azad edilmesiyle onlar birbirlerine kefil olmaktan müstağni olurlar. Kitabet bedeli her ikisinin şahsına mukabil olduğundan, bu bedel ikiye bölünür. Efendi bu bedelin kalan yarısını onlardan dilediği birinden alır. Azad edilenden diğerinin kefili oluşu sebebiyle; diğerinden ise, asıl borçlu oluşu sebebiyle alır.

Bir kimse kölesinin yansını mükâtep kılarsa, caiz olur ve yansı mükâtep olur. İmameyn'e göre ise, azad etmenin parçalara bölünüp bölünemez oluşuna binâen, tamamı mükâtep olur. Yansı mükâtep, yansı ticaretle izinli olur: Zira izin parçalara bölünemez. Bu durumdaki kölenin kazancının yansı kendisinin, yansı da efendisinin olur. Kitabet bedelini ödediğinde yansı azad olur. Kıymetinin yansını ödemek için de kazanç sahasına atılır. Azad ettikten sonra efendisinin onun kazancında hakkı kalmaz. Çünkü kıymetinin yarısını ve kitabet bedelini ödemek için çalışmaktadır. O, efendisinin yanında mükâtep gibidir. Mükâtebin kazancında ise, efendinin hakkı yoktur.[5]

 

Mükâtebin Ölmesi

 

Kitabet bedelini tamamen Ödeyecek miktarda mal bırakarak Ölen mükâtebin hayatının son anında hür olduğuna hükmedilir ve çocukları azad olur. Borcundan fazla bir mal kalmışsa, o da mirasçılarının olur: Bu hüküm Hz. Ali (ra) ile İbn. Mes'ûd (ra) dan rivayet edilmiştir. Bu bir muavaza akdi olduğundan; ikisinden birinin, yani efendinin ölümüyle infisah etmez. Alış veriş akdinde olduğu gibi, aralarında eşitliği temin etmek için diğerinin ölümü ile de bu akid infisah etmez. Kitabet bedeli mükâtebin zimmetinde bir borç olduğundan, ölümü sebebiyle de bu bedeli kendisi ödemeğe elverişli olmaktan çıktığından, yani eceli tamamlandığından, artık bu borç diğer borçlar gibi onun terekesine intikal eder ve zimmeti o borçdan kurtulur. Zimmetinin kurtulması, azad olmasını gerektirir. Ancak efendinin hakkı gözetilerek kitabet bedeli efendiye teslim edilmeden, azadlığına hükmedilemez. Zimmetinin borçdan kurtulması için böyle yapılır. Zira ödeme yapılmadan terekesinin telef olma ihtimali vardır. Kitabet bedeli efendiye ulaşınca, mükâtebin hayatının son anında azadlığına hükmolunur ve hür olarak ölür. -Evvelce de açıkladığımız gibi- kendisine tâbi olarak çocuktan da azad olurlar. Terekesinden bir şey artarsa, bu da mirasçılarına kalır. Çünkü artık kendisi de, mirasçıları da hürdürler.

Borcunu ödemeğe yetecek bir mal bırakmaz ve ayrıca geride kitabet akdinden sonra dünyaya gelmiş olan bir çocuk bırakırsa; bu çocuk da babası gibi kazanç sahasına atılır: Onun taksitlerini ödemek için çalışır. Ödeyince de babasının ölümünden evvel oğlunun azadlığına hükmedilir. Oğlu azad edilir: Çünkü babasının kitabet akdine dâhildir. Zira kitabet akdi yapılırken o babasının bitişik parçalanndan biri idi; akid onun da üzerine yapılmış olmaktadır. Bu sebeple babasının kitabet akdine dâhil olmuştur. Onun kazancı babasının kazancı gibidir. Ödemede babasının yerine geçer. Bu sebeple de babası ölünce geride kitabet bedelini ödemeğe yetecek miktarda mal bırakmış gibi olur.

Geride satın alınmış bir çocuk bırakır ve bu çocuk hemen kitabet bedelini öderse; azad olur. Aksi halde köleliğe geri döndürülür (Ebû Yûsuf, İmam Muhammed): İmameyn dediler ki; 'o çocuk  kitabet  müddetinde   doğan gibidir. Zira onu satın almış olan mükâtebe bağlı olarak, o da kitabete dâhil edilir ve diğer çocukla eşit hale

gelir.' Ebû Hanîfe'ye göre; satın alınmış olan çocuk kitabet akdine dâhil olmaz. Akid esnasında baba (mükâtep) dan ayrı olduğu için, akid ona izafe edilmez ve akdin hükümleri ona sirayet etmez. Kitabet müddeti içinde doğan çocuğun hükmü ise, bunun hüâfinadir. Çünkü bu çocuk akid esnasında babasına bitişik idi. Dolayısıyla akdin hükümleri ona sirayet eder. Kitabet akdine dâhil olurlar ve babasının ödemediği taksitleri ödemek için çalışmaya başlar. Ancak satın alınmış olan çocuk ödenmeyen kitabet bedelini derhal öderse, mükâtep geride kitabet bedelini ödemeğe yetecek miktarda mal bırakarak ölmüş gibi olur ve ömrünün son anında azad olduğuna hükmolunur. Açıkladığımız gibi, oğlu da ona bağlı olarak azad olur.

Efendi  öldüğü zaman kitabet bedeli vârislerine taksitle ödenir:

Çünkü bedeli tahsil hususunda vârisleri onun yerine geçerler. Vârislerden birinin azad etmesiyle mükâtep hür olmaz: Çünkü onun mükâtep üzerinde mülkiyeti yoktur. Mülkiyetin diğer sebepleriyle ona mâlik olamayacağı gibi, miras sebebiyle de mâlik olamaz. Ancak hepsi azad ederlerse, azad olur: Çünkü bu onu kitabet bedelinden ibra etmek olur. Zira miras bedelde cereyan eder. Bedelden ibra etmek, azadhğı gerektirir. Ancak mirasçılardan birinin azad ermesi, diğerinin bedeldeki payının düşürülmesini gerektirmez. Çünkü bunu; azadhğı gerektiren bir ibra kılmak mümkün değildir. Bu sebeple azadlık da yoktur. Ancak mükâtep, mirasçılardan birinin azad etmesiyle hür olmaz. Diğer mirasçıların hakkı da taallûk ettiği için, bunu bedelin tamamından ibra edilmiş saymak mümkün değildir.

Mükâtep taksitleri ödemekten âciz kalınca, hâkim duruma bakar; eğer gelmesi umulan bir malı varsa, iki veya üç gün bekler. Bu müddetlerin üstüne çıkamaz: Bu hükümde iki tarafın durumu nazar-i itibara alınmıştır. Üç gün ödeme vb. hususlarda borçluya müddet tanımakta olduğu gibi, mazeretleri çürütmek için verilen bir müddettir. Hiç bir kurtuluş yolu yoksa, acizliğine karar verilip (Ebû Yûsuf) kölelik hükümlerine döndürülür: Ebû Yûsuf dedi ki;'acizliğine karar verilmez.   Ancak   peş peşe iki taksidi ödemezse, o zaman acizliğine hükmedilir. Bu görüş Hz. Ali (ra) den nakledilmiştir.'

Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre ölmeden acze düşmek fesih sebebidir ve bu sebep tahakkuk etmiştir. Bir taksidi ödemekten âciz kalan, iki taksidi ödemekten haydi haydi âciz kalır. Efendi maksadına ulaşamamış; yani vâdesi geldiği halde kitabet bedeli kendisine Ödenmemiştir. O bu akde razı olmaz ve dolayısıyla akid infisah eder. Ödemeye imkân tanımak için iki-üç günlük bir mühlet vermek gereklidir. Bu erteleme değildir.

Mükâtebin peşpeşe iki taksidi ödemekten âciz olduğunda acizliğine karar verilip, köleliğe geri döndürülmesine dâir Hz. Ali (ra) den rivayet edilen eser şu rivayete ters düşmektedir: İbn. Ömer (ra) mükâteplik bedelinin bir taksidini ödemekten âciz kalan cariyesinin acizliğine karar verip ona tekrar eski haldeki cariyeliğine döndürmüştü.

Mükâtep köle kitabet bedelinin bir taksidini kadıdan başkasının yanında ödemekten âciz kalır da efendisi onu kendi rızasıyla köleliğe döndürürse, caiz olur. Çünkü mazeret olmadan da karşılıklı rıza ile kitabet akdini feshetmek caiz olduğuna göre, mazeret halinde feshetmek haydi haydi caiz olur. Bedeli ödemekten âciz kalan mükâtep köleliğe dönmeğe razı olmazsa, kitabet akdini feshetmek için hüküm verilmesi gerekir. Bu bağlayıcı bir akid olduğundan dolayı, feshedilmesi için -diğer akidlerde olduğu gibi- hâkim karan veya karşılıklı rıza gerekir. Hâkim feshedince de mükâtep tekrar kölelik ahkâmına döner. Zira fesih ile kitabet sanki hiç yapılmamış gibi olur. Bu kölenin elindeki kazancı da efendinin olur. Çünkü bu; o efendinin kölesinin kazancıdır. Doğrusunu Allah (cc) bilir.[6]



[1] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbn. Mâce rivayet etmiştir.

[2] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Mâlik ve Beyhakî rivayet etmiştir

[3] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 3/313-320.

[4] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 3/320-323.

[5] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 3/323-324.

[6] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 3/325-327.