Fikih - 50 Avcilik - Elihtiyar
Avcı Hayvanların Özellikleri ve Eğitilmeleri:
Avcının Unutarak Besmele Çekmemesi:
Avcı Hayvanı Sevketmede Kasten Besmele Çekmemek:
Avcının Köpeğine Başka Bir Köpeğin Arkadaşlığı:
Kesici ve Delici Âletle Vurulmayan Hayvanların Yenmemesi:
Yaralanmış Ava Başkasının da Silah Atması:
AVCILIK
Eğitilmiş hayvanlar ve bilenmiş oklar vasıtasıyla, yenilmesi helâl olan hayvanları yemek için, helâl olmayanları da derileri ve kılları için avlamak caizdir: Câizlik deliline gelince; Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
“İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz.” [1]
“Deniz avı size helâl kılındı.” [2]
“Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah (cc) ın size öğrettiğinden öğretip avcı haline getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin.” [3]
Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Av onu yakalayanındır.” Adiyy b. Hatem (ra) e de şöyle buyurmuştur:
“Yetiştirilmiş köpeğini (avının üzrine) saldığında ve (salarken) besmele çektiğinde (yakaladığı avı) ye. Okunu attığında ve (atarken) besmele çektiğinde (vurduğun avı) ye.” [4]
Avcı hayvanlar; yırtıcı hayvanlardan sivri dişleri olanlar, kuşlardan da pençeli olanlardır: Avcı hayvan sivri dişi veya pençesiyle yiyeceğini temin eden yahut kendisini müdafaa eden hayvandır. Bu hususdaki âyet-i kerîme umumî olduğu için, sivri dişli yırtıcı hayvanlarla avlanmak caizdir. Ancak domuz gibi necisü'l- ayn olan hayvanlar hâriç: Çünkü böylelerinden faydalanmak helâl olmaz. Aslan ve kurt ile de avlanmak caiz olmaz. Çünkü bunlar eğitilemezler. Ayı da böyledir. Ama eğitilebilirlerse, bu üç hayvanla avlanmak caiz olur. Gelincik, kendisine bir şeyler öğretilir de, eğitimli hale gelirse, Ebû Hanîfe'ye göre onunla da avlanmak caiz olur.
Avlanan hayvanın yenebilmesi için; avın yaralanmış olması, av hayvanını salanın veya silahı atanın müslüman veya ehl-i kitabdan olması, hayvanını salarken veya silahı atarken besmele çekilmesi, avın insanlardan kaçan ve ele geçmeyen bir hayvan olması, avın gözden kaybolmaması ve takibinin savsaklanmaması gerekir: Avın yaralanması, isteğe bağlı boğazlama gibi kanının akıtılması gerekir. Avcı hayvan; avını çarpma, hapsedip ölünceye kadar bekletme veya boğma şeklinde öldürürse; yaralama olmadığı için eti yenmez. Av hayvanını salanın veya silahı atanın müslüman veya ehl-i kitabdan olması lâzımdır. Çünkü bu ikisinden başkasının boğazladığı hayvanın etini yemek caiz olmaz.
Hayvanı salarken veya silahı atarken besmele çekmeğe gelince; bu hususda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Köpeğini saldığında Allah (cc) ın adını anarsan, ye.” Besmele çekmek, avlanan hayvanın etini yemenin helâl olması için şarttır.
Avın insanlardan kaçan ve ele geçmeyen bir hayvan olmasına gelince; av, kaçan ve ele geçmeyen hayvanın adıdır. Çünkü yaralama; ihtiyarî boğazlamadan âciz kalındığında zarürî olarak boğazlama sayılmıştır. Kaçan ve ele geçmeyen hayvanı boğazlamaktan âciz kalınır. Hatta bir avcı av zannederek bir yere bağlı bulunan bir geyiğe silahını atar da, silahı başka bir geyiğe isabet ederse; o geyiğin eti yenilmez. Çünkü o geyik bağlanmış olmakla av olmaktan çıkmıştır.
Bir kimse kaçan bir deveye silahını atar da, silahı başka bir deveye isabet ederse, o devenin eti yenilir. Çünkü o deve kaçınca, av sayılır.
Avın gözden kaybolmaması ve takibinin savsaklanmamasına gelince; Peygamber Efendimiz (sas) silahı atan avcının gözünden kaybolan avın yenmesini mekrüh görmüş ve şöyle buyurmuştur:
“Belki de yerin haşerâtı onu öldürmüştür.” Çünkü burada av hayvanının başka bir sebeple ölmüş olabileceği vehmedilmektedir. Evvelce de açıkladığımız gibi vehmedilen şey, tahakkuk eden şey gibidir. Ancak vurulan avın peşine düşme işi savsaklanmadığı takdirde, bu vehim nazar-ı itibara alınmaz. Çünkü bu gibi durumlardan sakınmak mümkün değildir. Bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur:
“Avladığında gözlerinin önünde ölen hayvanı ye. Avladığında sen, sen görmeden ölmüş olan hayvanı ise yeme.” [5]
Avcı Hayvanların Özellikleri ve Eğitilmeleri:
Köpek vb. gibi sivri dişli hayvanların eğitilmiş olması, avlarını yememeleriyle anlaşılır. Doğan, çakır ve bunlara benzer hayvanların eğitimleri ise; salındıklarında gitmeleri, çağrıldıklarında ise, geri gelmeleriyle anlaşılır: Bu görüş İbn Abbâs (ra) dan nakledilmiştir. Çünkü eğitmek, aslî âdeti terk etmekle olur. Pençeli hayvanın âdeti kaçmaktır. Çağrıldığında gelirse; âdetini terk etmiş ve eğitilmiş demektir.
Sivri dişli hayvanın âdeti parçalayıp yemektir. Yemeyi terk ederse, âdetini bırakmış ve eğitilmiş demektir. Yemeyi bıraktırarak eğitmek, hayvanı yerken döğmekle olur. Ama kuşun cüssesi dayağa dayanamaz. Köpekse, dayanabilir. Onu döğerek bu hususda eğitmek mümkündür. Âdeti parçalamak ve kaçmak olan pars ve benzeri hayvanların dayağa tahammülleri vardır. Bunların eğitilmeleri hem avı yememeleri ve hem de çağrıldıklarında çağrıya uyarak gelmeleriyle olur.
Bir hayvanın eğitilmişliğini anlamak için bu işin uzmanlarına baş vurulur. Bu hususda belli bir müddet tâyin etmeğe gerek yoktur: Çünkü ölçüler ve miktarlar içtihadla değil, ancak simaen (duyup görerek) bilinir. Bu hususda işitilmiş bir şey de olmadığına göre, bu iş uzmanlara havale edilir. Zira bu avcı hayvanların tabiatlerine göre değişir. Hasan'ın rivayetine göre Ebû Hanîfe dedi ki; 'avcı hayvanın ilk avladığını ve ikinci avladığını yeme. Ama üçüncü avladığını ye.'
İmameyn dediler ki; 'avını üç kez yemeyip getirirse, eğitilimiş demektir. Üçüncü avı da yenilmez. Eğitilmiş olduğunu tesbit etmek avını bir defa yemeyip getirmesiyle olmaz. Zira tok olduğu veya dayaktan korktuğu için avını yememiş olması muhtemeldir. Şu halde bunu bir kaç defa tekrarlaması gerekir. Bütün mazeretleri ortadan kaldırmak için bunun en az sayısı üçtür. Üçüncü avı da yenmez. Çünkü üçüncü avını da yemezse, eğitimli olduğuna hükmederiz.'
Hasan'ın rivayetine göre; üçüncü avı yenebilir. Çünkü üçüncü avını da yemeyip getirirse, onun eğitimli olduğunu anlarız ve bu yaralayıcı, eğitimli bir hayvanın avı olmuş olur ki, yenilebilir.
Hayvanın eğitimli olduğuna hüküm verildikten sonra avını yer yahut çağrıldığında geri gelmezse, eğitimsiz olduğuna hükmedilir ve bundan evvel tuttuğundan arta kalan haram olur (Ebû Yûsuf, imam Muhammed): İmameyn dediler ki; 'sadece yediği haram olur. Çünkü daha evvel içtihad ederek onun avının helâllığına hükmetmiştik. O içtihad ise, misli olan bir içtihad ile bozulamaz.'
Ebû Hanîfe'nin bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur; avını yemesiyle onun eğitimsiz olduğunu anlarız. Zira avcılık bir san'at olup, az unutulur. Avını yiyince, o hayvanın avcılığı hiç bilmediğini anlarız. Dolayısıyla daha evvel avladıklarının tamamı haram olur. Çünkü o avlar eğitimsiz bir köpeğin avlarıdırlar. Bu haramlık onun avından arta kalan için sabit olan bir hükümdür. Çünkü yediği kısım artık bir hükme mahal olamaz. Bir içtihad maksadın hâsıl olmasından evvel misli olan bir içtihad ile bırakılabilir ki, o maksat da hayvanın etini yemektir. Bu; hüküm vermeden evvel kadı'nın değişen içtihadına benzer. Çöldeki ava gelince; bunun haramlığı icmâ ile sabittir. [6]
Avcının Unutarak Besmele Çekmemesi:
Avcı unutarak besmele çekmezse, av yine helâl olur: Zira Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Yanılma, unutma ve zorlama neticesi yapılan hataların mes'ûliyeti ümmetimden kaldırıldı.” [7]
Bir okun bir kaç ava atılması veya bir köpeğin bir kaç av üzerine salınması halinde o avların hepsi veya biri isabet alır ya da yakalanırsa veya köpeğin bir av üzerine salınması halinde köpek o avı değil de başka bir hayvanı yakalarsa; hepsi aynı istikamette oldukları için yenilmeleri helâl olur: Çünkü bundan maksat avın ele geçirilmesidir. Boğazlama av köğeğini avın üzerine salmakla vâki olur ki, burada salma ile boğazlama bir fiildir. Bunda bir besmele ile yetinilir. Ama iki koyunu bir besmele ile boğazlamada hüküm bunun hilâfınadır. Çünkü ikinci koyun başka bir fiille boğazlanmış olmaktadır. Dolayısıyla onu boğazlarken ikinci bir besmele çekmek gerekir. Ama iki koyunu üst üste yatırıp her ikisini bir defada boğazlarsa, bir besmele yeterli olur. Çünkü avın yakalanması, av hayvanını onun üzerine salıvermeğe bağlı bir fiildir. Köpeği salarken, aynı istikametteki bir kaç hayvan arasında işaret edileni ona belirlemekte bir nevi zorluk vardır. Dolayısıyla onu belirlemek muteber değildir.
Bir kimse parsı bir avın üzerine salar da, pars pusuda gizlenip müsait bir anı kollar ve sonra avının üzerine atlayıp onu öldürürse, avı helâl olur. Çünkü avı ele geçirmek için böyle yapmak, parsın âdetidir. Bu âdeti edindiği takdirde köpek de pars gibi olur. Salıverildiğinde doğruca avın üzerine gitmeyip sağa sola gider ve avı ele geçirmekten başka bir işle meşgul olup hedefe varmakta gevşeklik gösterir de, sonra başka bir avın peşine düşüp onu yakalarsa; yakaladığı hayvan yenilmez. Çünkü o hayvanın üzerine sevkedilmiş değildir. Sevk etmek Mâide sûresinin 4. âyet-i kelimesindeki 'mûkellebin' kelimesiyle şart koşulmuştur ki, bu avcı hayvanı avlanan hayvana musallat etmek mânasındadır. Avcı hayvanın sahibi avın üzerine gitmeğe teşvik eder de o bu teşvike uyarsa, avladığı hayvanın eti helâl olur. Çünkü bu yeni bir sevketme gibidir. Avcı hayvan bağlı olduğu bağdan kopup gider de, sahibi ona seslenir, besmele çeker, o da bu seslenmeyle avının üzerine giderse, avladığı hayvanın etini yemek helâl olur. Ama bu seslenme neticesinde avının üzerine gitmezse (daha sonra avladığı takdirde avı) helâl olmaz.
Bir avcı hayvanını salarken besmele çekmez de, sonra onu teşvik edip besmele çekerse, veya bir müslüman o hayvanı salar da ardısıra bir mecûsî onu teşvik eder veya bunun tam tersi bir durum olursa, avcı hayvanın salıverilmesi durumu nazar-ı itibara alınır: Müslüman bir avcı hayvanını salar da sonra mürted veya ihramlı bir kimse o hayvanı teşvik eder, hayvan da bu teşvike uyarsa, aynı hüküm söz kunusu olur. [8]
Avcı Hayvanı Sevketmede Kasten Besmele Çekmemek:
Keza, bir avcı hayvanını sevkederken kasten besmele çekmez de sonra bir müslüman o hayvanı teşvik edip besmele çekerse, o hayvanı yemek helâl olmaz. Çünkü hüküm ilk sevkedişe göredir. Köpek o sevkedişle avının üzerine musallat olmuştur. Sonradan yapılan teşvik ilk sevkedişi takviye etmek ve köpeği kışkırtmaktır. Dolayısıyla ilk sevkediş nazar-ı itibara alınır. İlk sevkediş sahih olarak yapılmışsa, faside dönüşmez. Fâsid olarak yapılmışsa, teşvik ile sahihe dönüşmez.
Avcı eğitimli köpeğini avının üzerine salar da eğitimsiz bir köpek veya (eğitimli de olsa) sevkedilenden başka bir köpek avı yakalayıp getirirse ve sevkedilen ilk köpek avı onlardan alırsa, o av yenilemez. Ama o avı bir insan veya hayvan ya da kuş veya bir mecûsî alıp getirirse, o avı yemek helâl olur. Çünkü köpeğin o avı yakalaması, onu hükmen boğazlaması demektir. Bu sayılanların boğazlamada ona ortak olmaları söz konusu edilemez. Eğitimsiz köpeğin boğazlama fiiline ortak olması kabul edilebilir. Çünkü o bizzat yaralayıcıdır. Bu durumda mübah kılanla haram kılan bir araya gelmektedir ki, o avı yemek haram olur. Bu tıpkı bir müslümanla bir mecûsînin yayı çekip oklarının bir ava isabet etmesine benzer ki, o avı yemek haram olur. Ama ilk sevkedilenden sonra giden köpek avı getirmez, ancak avcı onu zorla evvelkinin peşinden sevkederse, evvelki köpek de avı öldürürse, o av yenilebilir. Çünkü ikinci köpek evvelkinin boğazlama fiiline iştirak etmez, aksine onu teşvik eder.
Köpek yakaladığı avdan yerse, bu hayvanın eti yenilmez: Zira evvelce de açıkladığımız gibi bu köpek eğitimli değildir. Bu hususda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Eğer yerse, sen yeme. Çünkü o bunu kendisi için avlamıştır.” [9] Fakat kanını içerse, yenilir: Çünkü böyle yapması onun son derece eğitimli olduğunu gösterir.
Bir köpek diri hayvandan bir parça koparıp atar, sonra hayvanı yakalar ve öldürür, bundan sonra da evvelce koparıp attığı parçayı yerse; bu avın eti yenilir: Çünkü o parça av değildir. Hatta bu durumda avın kendisinden yemesinin de zararı olmaz. Böylesinin ise, hiç bir zararı olmaz.
Doğan kuşu yakaladığı avdan yerse, bu avın etini yemek helâl olur: Bu daha evvel anlatılmıştı.[10]
Sağ Ele Geçen Avın Kesilmesi:
Bir avcı avını sağ olarak ele geçirirse, silahla vurmuş olsa dahi, o hayvanı kesmedikçe eti helâl olmaz: Çünkü avcı bu durumda ihtiyarî boğazlamayı yapmaya muktedirdir. Burada zarüret kalmadığı için ıztırarî boğazlamayla yetinilemez. Tabii ki bu o hayvanı boğazlamaya muktedir olması halinde sözkonusu olan bir hükümdür. Avını sağ olarak ele geçirir ama, ya alet bulamadığı yahut da vakit dar olduğu için boğazlama inkânını bulamazsa ve avda da boğazlanmışın fevkinde bir hayat varsa, o avı yemek helâl olmaz.
Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf’dan rivayet edilen görüşe göre; hakikaten boğazlamaya muktedir olmazsa, o avı yemek helâl olur. Bu; suyu bulduğunda onu kullanmaya muktedir olmayıp teyemmüm eden kimse, gibidir.
Bu durumdaki avın eti yenilemez, diyen zahir görüşün izahı şöyledir; ele geçirdiğinde henüz kendisinde hayat varsa, o hayvan av sayılmaz. İhtiyarî bir şekilde onu boğazlamadan yemek helâl olmaz. Bu hüküm kendisinde hayatın vehmedildiği bir durumda söz konusudur. Ama yanına vardığında avında boğazlanmış hayvanın hayatı kadar bir hayat kalmışsa, veya köpek onun karnını yarıp içindekileri çıkardıktan sonra henüz canlı iken onu yakalamışsa, etini yemek helâl olur. Çünkü o hükmen ölüdür. Bu sebepledir ki o hayvan bu halde suya düşerse, ölü olarak düşmüş gibi haram olmaz.
Ebû Hanîfe'den rivayet edilen görüşe göre; bunun da eti yenilemez. Onu diri olarak ele geçirdiği için onu yemek ancak ihtiyarî boğazlama ile helâl olur. Boğazlarsa, onu yemek icmâ ile helâl olur. Allah (cc) her hangi bir teferruata girmeden;
“Kestikleriniz müstesna.” [11] buyurmuştur.
Uçurumdan düşen, boynuzlanan, taş ve benzeri şeylerle vurulan ve kurt tarafından karnı yarılan ve kendisinde hafif ya da açık hayat bulunan hayvan da bu hükme tâbidir. Yukarıda zikredilen âyet-i kerîmeden dolayı, muhtar olan görüş de budur.
îmam Muhammed'den rivayet edilen görüşe göre; avın yanına varıldığında kendisinde boğazlanan hayvanın yaşadığının fevkinde bir hayat varsa, yenmesi helâl olur. Aksi halde olmaz. Çünkü daha alt seviyedeki bir hayata itibar edilmez. Ebû Yûsuf’dan rivayet edilen bir görüşe göre; yanına varıldığında av, misli ile yaşanılamayan bir hayat taşıyorsa, etini yemek helâl olmaz. Çünkü onun ölümü boğazlama ile meydana gelmemektedir. [12]
Avcının Köpeğine Başka Bir Köpeğin Arkadaşlığı:
Bir avcının köpeğine, üzerine besmele çekilmemiş olan başka bir köpek yahut bir mecûsînin köpeği veya eğitimsiz bir köpek arkadaşlık yapsa, tutulan av yenilmez: Zira Peygamber Efendimiz (sas) Adiyy b. Hatim (ra) e şöyle buyurmuştur:
“Senin köpeğin başkasının köpeğine takılırsa, (beraberce avladıklarını) yeme. Çünkü sen ava salarken, kendi köpeğinin üzerine besmele çekmişsindir. Başkasının köpeğinin üzerine besmele çekmemişsindir.” [13] Çünkü bu durumda haram kılanla mübah kılan bir araya gelmiştir. İhtiyat gereği olarak haram kılan mübah kılana gâlib olur.
Bir haşırtı duyup insan olduğunu zannederek ona silahını sıkar veya köpeğini salar da, bir de baksa ki o bir avdır; bunun eti yenilir: O hayvan hakikaten bir av olmakla birlikte onun zannına itibar edilmez. Duyduğu sesin bir av hışırtısı olduğunu zanneder ve gerçekten de onun öyle olduğu ortaya çıkarsa, yenmesi yine helâl olur. Çünkü o bir avdır ve zaten onu avlamaya kastetmiştir. Dolayısıyla yenmesi helâl olur.
Ebû Yûsuf’dan rivayet edilen görüşe göre; şiddetli derecede haram olduğundan dolayı domuz bundan müstesnadır. Öyle ki, onun hiç bir kısmının mübahlığı sabit değildir. Domuzdan başka yırtıcı hayvanların derilerinde mübahlık sabittir.
Hışırtının bir insan veya evlerde barınan evcil hayvanlardan birine âit olduğu ortaya çıkarsa, vurulan şey yenilmez. Çünkü o av değildir. [14]
Düşen Avın Yenmemesi:
Vurulan av hayvanı suya düşerse, yahut evvelâ bir dama veya uçurum bir araziye ya da mızrağın dik bulunan demir ucu üzerine düşse ve sonra da yere yuvarlansa, bu avın eti yenilmez: Çünkü o uçurumdan aşağı düşmüştür. Peygamber Efendimiz (sas) Adiyy b. Hatim (ra) e şöyle buyurmuştur:
“Attığın ok suya düşerse, avını yeme. Çünkü o avı suyun mu, yoksa okun mu öldürmüş olduğunu bilemezsin.” [15] Çünkü burada haramlık ve helâllik delilleri bir araya gelmiştir. Ağacın, kamışın veya kiremitin ucuna düşmesi halinde de aynı hüküm geçerlidir. Çünkü bu dururmlarda avın bu şeylerle ölmüş olması muhtemeldir. Fakat başlangıçta yere düşen hayvanın eti yenilir: Çünkü bundan sakınmak mümkün değildir. Eğer başlangıçta yere düşen avı haram sayarsak, o zaman av kapısı kapanır. Sakınılması mümkün olmayan şey, yok gibidir.
Avlanan su kuşunun yarasına su isabet ederse, eti yenilmez. Su isabet etmezse, yenilir: Avın yere düşmesinden sakınmak mümkün değil, ama avlanan su kuşunun yarasına su isabet etmesinden sakınmak mümkündür. [16]
Kesici ve Delici Âletle Vurulmayan Hayvanların Yenmemesi:
Saçma, sopa ve taş ile, okun enine dokunmasıyla öldürülen hayvanların eti yenilmez: Çünkü bütün bunlar kesici ve delici olmayan şeylerle öldürülen hayvanlar hükmündedirler. Eğer bu okun keskin tarafı deriyi delip içeri geçerse, hayvanın eti yenilir: Bununla alâkalı olarak Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Sivri tarafıyla isabet edeni ye, ama yassı tarafıyla isabet edeni yeme.” [17]
Atılan taş avı yaralar ve bu taş ağır ise, taşın ağırlığı sebebiyle ölmüş olması ihtimaline binâen o hayvan yenilemez. Taş hafif olup sivri tarafı varsa, taşın sivriliği sebebiyle ölmüş olması ihtimaline binâen yenmesi helâl olur. [18] Taşı fırlatarak bunula avın başı veya damarları koparsa, eti yenmez. Çünkü damarlar ağırlıktan dolayı kopmuş olabilir ki, bu durumda şüphe meydana gelir. Belki de bu hayvan damarların kopmasından evvel ölmüştür. Ava fırlatılan sopanın sivri tarafı varsa ve av bu sopa ile yaralanmışsa, eti yenilebilir. Çünkü bu sopa sivri ve delici bir alet hükmündedir.
Hülâsa; eğer av kesin olarak yaralanmadan dolayı ölmüşse, yenilmesi helâl olur. Eğer ağırlıktan dolayı ölmüşse, helâl olmaz. Şüphe meydana gelince de, yenmesi ihtiyaten haram olur. [19]
Avdan Kopan Parça Yenilmez:
Avcı avına kılıç veya bıçak fırlatarak bir organını koparırsa, bu av yenilebilir: Çünkü bu avda yara vardır ve bu onun boğazlanması demektir. Ama kopan organı yenilmez: Bu hususda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Diriden koparılan parça ölüdür.” Hayvan ikiye bölünse, yenilir: Çünkü ayrılan kısım canlı değildir ve o kısımda canın kalması düşünülemez. Üçe bölünse ve en az olan parçası baş tarafı ise, hepsi de yenilebilir: Bunun gerekçesi daha evvel anlatılmıştı. Ama az olan parçası kuyruk tarafında ise, yenilmez. Çünkü bu durumda o hayvanın canlı olduğu düşünülebilir.
Bir kimse avına kılıç veya balta fırlatır da, fırlattığı şeyin sivri tarafı ile yaralanırsa, bu hayvanın yenmesi helâl olur. Ama bu hayvana kılıcın kabzası veya bıçağın sapı isabet ederse, yenmesi helâl olmaz. Çünkü bu yaralama değil, ağırlıkla yapılan bir darptır. Avcı avına bu gibi şeyleri fırlatır da, bunlar o hayvanı yaralayıp kanatırlarsa, yenmesi helâl olur. Ama kanatmazlarsa, helâl olmaz. Çünkü yenmesinin helâl olması için kanın akıtılması şarttır. Bununla alâkalı olarak Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Damarları yarıp kanı akıtanı ye.” Yenilebilmesi için kanın akması şart koşulmuştur. Başka bir görüşe göre denildi ki; kanı akmasa da helâl olur. Zira katı olduğu ve menfez de dar olduğu için kan akmayabilir. Şu halde bir koyun innap ağacına asılarak kesilse ve kanı da akmasa, yenmesi yine helâl olur.
Bazıları dediler ki; eğer avdaki yara büyükse, kanı akmasa da yenmesi helâl olur. Ama küçükse; helâl olması için mutlaka kanının akıtılması gerekir. [20]
Yaralanmış Ava Başkasının da Silah Atması:
Avcı avına silahını atıp onu ağır yaraladıktan sonra bir başkası da silahını atıp aynı hayvanı öldürürse, eti yenilmez: Çünkü ağır yaralanmasıyla onun boğazlanması ihtiyarî olur. İkinci yaralanma ile de leş olur. Ölümü ikinci darbe ile alâkalı olsun diye, birinci darbeden kurtulabilir olması halinde bu hüküm söz konusu olur. Ama başı kesik ve karnı yarık gibi birinci darbeden kurtulamaz bir halde ise, yenmesi helâl olur. Çünkü bu durumda ikinci darbe yok gibidir.
İkinci avcı birinciye, yaralamasının meydana getirdiği değer eksikliği hâriç, o hayvanın kıymetini öder: Çünkü onun mülkü olan bir avı telef etmiştir. Birinci avcı onu yaraladığı için, av onun mülkü olmuştur. O hayvan ağır yaralı olduğu için artık kaçamaz ve kendisini müdâfaa edemez. Yaralanma ile de kusurlu ve ayıplı olmuştur. Telef edilmesi halinde kıymetinin ödenmesi gerekir. Ama birinci avcı onu ağır yaralamamışsa, yenilebilir: Çünkü o bu haliyle bir avdır ve ikinciye âit olur. Çünkü onu alan ikinci avcıdır. Bu hususda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
“Av onu alanındır.” [21]
[1] Mâide: 5/2.
[2] Mâide: 5/96.
[3] Mâide: 5/4.
[4] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî ve İbn. Mâce rivayet etmiştir.
[5] Bu hadîsi Taberânî rivayet etmiştir. Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/193-195.
[6] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/ 195-197.
[7] Bu hadîsi Taberânî rivayet etmiştir.
[8] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/197-198.
[9] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Ebû Dâvud ve Ahmed rivayet etmiştir.
[10] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/ 198-199.
[11] Mâide: 5/3.
[12] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/199-201.
[13] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.
[14] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/201.
[15] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.
[16] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/202.
[17] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.
[18] Bkz. El- Hidâye, c:4, s: 125.
[19] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/202-203.
[20] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/203-204.
[21] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/204.
İslami Okul Okulların En Önemlisi