Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Dersler Ve Öğütler - 3. Sayfa

Dersler Ve Öğütler3

Bir Açıklama. 6

Dersler Ve Öğütler6

Hanefi Mezhebine Bağlı Olanlar İçin Önemli Bir Açıklama. 8

EZAN VE KAMET EZANIN UYGULAMAYA KONMASI8

Bir Açıklama. 9

Bir Açıklama. 10

Resulullah (A.S)'In Ezanın Öğretimi Konusundaki Bazı Sünnetleri10

Dersler Ve Öğütler11

Namaza Çağırmanın Ve Ona İcabetin Fazileti Ve Şeytanın Bundan Hoşlanmaması13

Bir Açıklama. 13

Bir Açıklama. 14

Bir Açıklama. 15

Ezanı Duyan Birinin Yapması Gerekenler15

Bir Açıklama. 15

Bir Açıklama. 17

Müezzinin Ecri (Sevabı)17

Bir Açıklama. 18

Ezan Okumaktan Dolayı Ücret Almanın Hükmü. 18

Dersler Ve Öğütler18

Yolculukta Ezan. 19

Ezanın Adabı19

Ezan Ve Kamet Arasında Dua. 20

Namaz İçin Ne Zaman Kamet Getirilir Ve Cemaat Ne Zaman Namaza Kalkar ?. 20

Bir Açıklama. 21

Birden Fazla Müezzin Edinilmesi21

Konuyla İlgili Rivayetler22

Bir Açıklama. 23

SETRİ AVRET (AVRET YERLERİNİN ÖRTÜLMESİ)23

Bir Açıklama. 24

Bir Açıklama. 24

Bir Açıklama. 26

Bir Açıklama. 27

Bir Açıklama. 27

Bir Açıklama. 28

Bir Açıklama. 31

Bir Açıklama. 32

Dersler Ve Öğütler32

KIBLEYE YÖNELMEK (İSTİKBALİ KIBLE)32

Kıblenin Değiştirilmesi35

Dersler Ve Öğütler35

Bir Açıklama. 36

Ka'be Tarafına Yönelme. 38

Bir Açıklama. 38

Binek Üzerinde Nafile Namaz Kılanın Kıbleye Yönelip Yönelmeyeceği38

Bir Açıklama. 38

Kabirlerin Mescid Edinilmesinin Haramlığı41

Namaz Kılan Kışının Onune Sütre Koyması42

Namaz Kılan Birinin Önünden Geçmekten Nehiy. 43

Namazı Bir Şey Kesmez. 44

Bir Açıklama. 44

Namaz Kılanın Önünden Geçenle Çarpışılması46

Dersler Ve Öğütler46

Ka'be'nin İçinde Namaz. 47

Kıbleye Yönelmenin Adabı49

Bir Açıklama. 49

Kıble Tarafına Canlı Resimler Konulmasından Nehiy. 49

Kıbleye Karşı Tükürülmesi49

NAMAZIN ŞARTLARINDAN NİYET.. 49


Tirmizi, Ilel'inde şöyle söylemiştir:

"İki hadis dışında, bu kitapta yer alan hadislerin tümü, kendileriyle amel edilen ve ilim adamlarının görüşlerine esas aldıkları hadislerdir. Söz konu­su iki hadisten biri Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edilen şu hadistir:

"Resulullah {a.s), Medine'de yolculuk, korku ve yağmur durumu olma­dığı halde öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı birleştirirdi..." (2/235)

Bu hadisin zahiri olarak ifade ettiği şey, ilim adamlarının ortak görüşleri ile metruktür (hükme esas alınmamıştır) ve hiç bir ilim adamı buna dayalı bir görüş ileri sürmemiştir.

Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim herhangi bir mazerete (sebebe) dayanmaksızın iki namazı birleşti-rirse büyük günahlardan bir kapıya gelmiş oîur (yani büyük günahlardan bi­rini işlemiş olur.)"

Bu hadisin ravileri arasmda Hanes bin Hüseyin bin Kays da bulunmakta­dır ki, Tirmizi onun hakkında: "Hadisçilerin nazarında bu kişi zayıf biridir" demiştir. Ahmed bin Hanbel ve daha başkaları da onu zayıf görmüşlerdir. (1/26)

Bu hadisi Hakim, Mustedrek'te Hanes'in îkrime'den, onun da Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayeti tankıyla vermiş ve sonra da şöyle söylemiştir:

"Hanes bin Kays Rahebi, Ebu Ali lakabıyla bilinir. Yemen ahalisindendir. Kufe'de oturmuştur. Sika (güvenilir) biridir. [1]

Tehzib'de de onun hakkında uzun bir açıklama yapıldıktan sonra şöyle denilmektedir:

"Ebu Mıhsân onun saduk (doğru sözlü, hadis rivayetinde derece itiba­riyle sikadan sonra gelen kişi) bir şeyh (hadis ravisi) olduğunu ileri sürmüş­tür. Ebu Bekr Bezzar ise onun hadiste pek sağlam olmadığını (leyyinu'1-ha-dis olduğunu) söylemiştir." (2/36) Bununla birlikte onun rivayet ettiği hadisin sahih, mevkuf bir şahidi bulunmaktadır.

Hz. Ömer bin Hattab (r.a)'dan sahih olarak rivayet edildiğine göre o, Ebu Musa (r.a)'ya şöyle yazmıştır:

"Bil ki; herhangi bir mazeret (sebep) olmadan iki namazın birleştirilmesi büyük günahlardandır."

İBu hadisi Abdurrezzak, Musannefte rivayet etmiştir.  Bu hadis, el-Le'-ali (2/13)'de de, Ma'mer'in Katade'den, onun da Ebu'l-Aliye Riyahi'den ri­vayeti tankıyla verilmiştir. Ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir. [2]

 

773- Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s), korku veya yolculuk sebebiyle olmaksızın öğle ile ikin­diyi ve akşam ile yatsıyı birleştirerek kıldı."

İmam Malik: "Bunu yağmur dolayısıyla olduğunu sanıyorum" demiştir. [3]

 

Dersler Ve Öğütler

 

îbni Huzeyme şöyle söylemiştir:

"İlim adamları, hazerde (yolcu değilken) yağmur olmaksızın iki namazı birleştirmenin caiz olmadığı konusunda görüş ayrılığına düşmemişlerdir. Rivayet yönünden sahih olan ve Resulullah (a.s)'tan ona muarız (aykırı) bir şey nakledilmiş olmayan bir rivayete rağmen, ilim adamlarının böyle belli bir sebebe dayanmaksızın iki namazı birleştirmediklerini bilmiş ve kesin o-larak öğrenmiş bulunuyoruz.

Hicaz alimleri de yağmur halinde iki namazı bireştirmenin caiz olacağı konusunda görüş ayrılığına düşmüş değillerdir. Resulullah (a.s)'m hazerde (yolcu değilken) iki namazı birleştirdiğine dair rivayeti, Müslümanların ara­larında ona muhalif bir görüş birliği bulunmayan anlama göre te'vil ederiz. Çünkü Müslümanların, Resulullah (a.s)'tan ona muhalif bir rivayet nakle-dilmediği sürece, herhangi bir hadise muhalif bir görüş üzerinde ittifak et­meleri caiz değildir. Buna göre Iraklıların, Resulullah (a.s)'m herhangi bir korku veya yolculuk durumu olmadığı halde Medine'de iki namazı bir­leştirdiğine dair rivayetleri hatalıdır, yanlış aktarılmıştır ve namaz kılma

görevlerini eksiksiz yerine getiren Müslüman-ların (ehli salatın) tümünün ortak görüşlerine aykırıdır."

Hafız İbni Hacer, Feth (2/23-24)'de şöyle söylemiştir:

"İmam Malik de, bu hadisin bir benzerini Ebu Zubeyr'İn Said bin Cu-beyr'den, onun da Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayeti tankıyla verdikten sonra burada kastedilen birleştirmenin yağmur dolayısıyla olmasının muh­temel olduğunu söylemiştir. O, rivayetinde "Medine'de" sözünün yerine "yolculuk ve korku dolayısıyla olmaksızın" demiştir.

İmam Malik: "Olur ki, bu yağmur dolayısıyladır" demiştir. Ancak bunu Müslim, Habib bin Ebi Sabit'in, Said bin Cubeyr'den rivayeti tankıyla: "Kor­ku ve yağmur durumu olmadığı halde" lafzıyla nakletmiştir. Bu itibarla bu­rada kastedilen birleştirmenin; korku, yolculuk ve yağmur gibi sebeplerden biri dolayısıyla olduğu ihtimali ortadan kalkmaktadır.

Bazı ilim adamlan sözü edilen birleştirmenin hastalık dolayısıyla olabi­leceği ihtimali üzerinde durmuşlardır. Bunu Nevevi de desteklemiştir. An­cak bunun üzerinde de biraz durmak gerekmektedir. Rivayetten anlaşıldı­ğına göre Resulullah (a.s) kastedilen birleştirmeyi ashabı ile birlikte yapmış­tır. Nitekim Abdullah bin Abbas (r.a) da bu hususu rivayetinde açık olarak ifade etmiştir."

Nevevi şöyle söylemiştir:

"Bazıları bu olayın bulutlu bir günde meydana gelmiş olabileceğini ifade etmişlerdir. Buna göre muhtemelen Resulullah (a.s) öğle namazını hava bulutlu iken kıldırmış, sonra bulutlar açılmış ve ikindi vaktinin de girdiği anlaşılmış dolayısıyla ikinde namazını da kıldırmıştır. Ancak bu yorum tu­tarsızdır. Çünkü böyle bir şeyin öğle ve ikindi namazı açısından çok zayıf bir ihtimal olarak düşünülmesi mümkün olsa bile akşam ve yatsı namazı açı­sından düşünülmesi mümkün değildir."

Onun akşam ve yatsı namazı açısından böyle bir şeyin düşünülmesinin mümkün olamayacağını ileri sürmesi, akşam namazının vaktinin dar olduğu (yani daha önce geçtiği üzere akşam namazının vaktinin sadece bir abdest al­maya, üstünü giyinmeye ve akşam namazını kılmaya yetecek kadar olduğu -Çeviren) yolundaki görüşe göredir. Oysa onun tercih etmiş olduğu görüşe gö­re akşam namazının vakti, yatsi namazının girdiği vakte kadar devam etmek­tedir. Buna göre ise söz konusu ihtimal akşam ve yatsı namazları açısından da geçerlidir.

Nevevi açıklamasının devamında şunları söylemiştir:

"İlim adamlarından bazıları da buradaki birleştirmeyi şekli birleştirme olarak yorumlamışlardır. Buna göre (Resulullah a.s) öğle namazını öğlenin son vaktine kadar geciktirmiş, ikindi namazını da hemen vakti girer girmez kılmıştır. Bu ise zayıf veya geçersiz bir ihtimaldir. Çünkü bu, hiçbir ihtimale yer bırakmayacak derecede ifadenin zahiri anlamına tersdir."

Ancak Nevevi'nin zayıf gördüğü bu ihtimali Kurtubi yerinde bulmuş, ondan önce de İmamu'l-Harameyn bu ihtimali kabul etmiştir. Eski alimlerden Maci-şun ve Tahavi, bu ihtimali en kuvvetil ihtimal olarak görmüşlerdir. İbni Seyyi-di'n-nas'ın bir açıklaması da bunu kuvvetlendirmiştir. Onun bildirdiğine göre, söz konusu hadisi Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet eden ravi Fbu Şa'sa, olayın bu şekilde olduğunu (yani şekli bir birleştirmenin sözkonusu olduğunu) söylemiştir.

Bu husus Buhari ve Müslim'in İbni Uyeyne'nin Amri bin Dinar'dan rivayeti tankıyla nakletmiş oldukları bir hadiste geçmektedir. Bu rivayete göre Amr bin Dinar hadisi, nakletmiş oldukları bir hadiste geçmektedir. Bu rivayete göre Amr bin Dinar hadisi naklettikten sonra şöyle bir ilavede bulunmuştur:

"Ben: "Ey Ebu Şa'sa! Sanıyorum (Resulullah a.s) öğleyi geciktirip ikindiyi erkenden kıldı ve akşamı geciktirip yatsıyı erkenden kıldı" dedim. O da: "Ben de öyle sanıyorum" dedi."

İbni Seyyidi'n-nas: "Bir hadisi rivayet eden, ondan neyin kastedildiğini daha iyi bilir" demiştir. Ben burada, ravinin böyle bir ihtimalden söz etme­kle birlikte, kesin bir ifade kullanmadığına, hatta söz konusu ihtimalin üze­rinde pek durmadığına dikkat çekmek istiyorum. Eyyüb'e söylediği söz ve bu birleştirmenin yağmur sebebiyle olabileceğini bildirdiği daha önce geç­mişti.

Ancak hadisin değişik rivayetleri arasında birleş-tirme vakti konusunda herhangi bir ihtilafın bulunmaması, söz konusu birleştirmenin şekli birleş­tirme olabileceği ihtimalini kuvvetendirmektedir.

Sonuç olarak bu hadisi ya mutlak anlamıyla alacak ve buna göre nama­zın herhangi bir mazerete (sebebe) dayandırümaksızın sınırlı vaktin dışına çıkarılmış olduğunu kabul deceğiz ya da namazın sınırlı vaktinin dışına çıkarılmasını gerektirmeyen ve değişik hadisleri belli bir ortak naktada bir­leştiren Özel bir sıfata (şarta) bağlayacağız. Yukarıdaki hadislerde kastedilen birleştirmenin şekli birleştirme olduğu yolundaki açıklama ise en tutarlısı o-lur. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir."

Feth'in eski baskısına ta'lik (dipnotlar) yazan müellif şöyle söylemek­tedir:

"Bu birleştirme (yani yukanda sözü edilen birleştirme), zayıf bir ihtimal­dir. Doğru olan ise bu hadiste üzerinde durulan olayda, Resulullah (a.s)'ın o gün ortaya çıkan herhangi bir hastalık veya aşırı soğuk yahut çamur ya da bunun gibi özel bir sıkıntı dolayısıyla namazları birleştirdiği anlamının çıka­rılmasıdır. Nitekim Abdullah bin Abbas (r.a)'ın, kendisine bunun sebebinin sorulması karşısında verdiği cevapta: "Ümmetini sıkıntıya sokmamak için" demesi de buna delalet etmektedir. Bu cevap büyük şüphelerin önünü ka­patıcı ve yeterli bir cevaptır. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir." İbni Hacer şöyle söylemiştir:

"İlim adamlarından bazıları bu hadisin zahirini esas alarak hazerde (yol­cu değilken) herhangi bir ihtiyaç dolayısıyla namazları birleştirmeyi caiz gör­müş ancak bunu adet haline getirmemeyi şart koşmuşlardır.

İbni Şirin, Rabi'a, Eşheb, İbnu'I-Munzir ve Kaffalu'l-Kebir bunlardandır. Hattabi, hadisçilerden bazılarının da bu görüşte olduklarını bildirmiştir. Bu hadisin Sahihi Müslim'de yer alan ve Said bin Cubeyr tankıyla rivayet edi­len şeklini de bu konuda delil saymışlardır. Söz konusu rivayete göre Said bin Cubeyr şöyle söylemiştir:

"Ben, İbni Abbas'a: "(Resulullah a.s) bunu niye yaptı?" dedim. O da şöyle söyledi: "Ümmetinden herhangi bir kimseyi sıkıntıya sokmak istemedi."

Nesai'nin bildirdiğine göre de Amr bin Herim, Ebu'ş-Şa'sa'dan şöyle riva­yet etmiştir:

"Abdullah bin Abbas (r.a) Basra'da aralarında vakit bırakmadan Öğle ile ikindiyi ardarda kıldı. Yine akşam ile yatsıyı da aralarında vakit bırakmadan ardarda kıldı. Bunu meşguliyet dolayısıyla yaptı."

Bu rivayette onun bu yaptığını Resulullah (a.s)'a dayandırdığı bildirilmiş­tir. Müslim'in Abdullah bin Şakik'den rivayet ettiğine göre, Abdullah bin Ab­bas (r.a)'m sözü edilen meşguliyeti, konuşma yapmasıydı. O, itindi namazın­dan sonra yıldızlar ortaya çıkıncaya kadar konuşma yaptı. Sonra akşam ile yatsı namazını birleştirdi.

Bu rivayette Abdullah bin Abbas (r.a)'m bu yaptığını Resulullah (a.s)'a dayandırmasını Ebu Hureyre (r.a)'nin de doğruladığı bildirilmiştir. Abdullah bin Abbas (r.a)'ın bunun zorluk çıkarmama gayesi taşıdığını bildirmesi, zahi­ren mutlak anlamda birleştirmeyi caiz kılmaktadır.

Bunun bir benzeri de Taberani tarafından, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan merfu olarak rivayet edilmiştir. Bu rivayetin metni ise şöyledir:

"Resulullah (a.s) Öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı birleştirdi. Kendi­sine bu konuda soru soruldu.

O da: "Ben bunu ümmetim için zorluk olmaması amacıyla yaptım" diye buyurdu. Zorluk çıkarılmamasının istenmesi, bu birleştirmenin şekli bir birleştirme olması ihtimalim de zayıflatmaktadır. Çünkü böyle (şekli) bir birleştirme zorluktan hali değildir."

 

774- İmam Malik,i Nafi (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Emirler (yöneticiler) yağmurda akşam ile yatsıyı birleştirdiklerinde Ab­dullah bin Ömer (r.a) de onlarla birlikte birleştirirdi." [4]

 

775- İbni Huzeyme, Abdurrahman bin Ebi Said el-Hudri (r.a)'den ri­vayet etmiş, o da babasının şöyle söylediğini bildirmiştir: [5]

"Hendek günü akşam da geçip ta gece vakti oluncaya kadar (namazdan) alıkonulduk. Bu, savaşla ilgili ayet (yani savaşta namazların nasıl kılınaca­ğına dair hükmü bildiren ayet - Çeviren) inmeden önce oldu.

Yüce Allah'ın: "Savaşta Allah (yardımcı olarak) mü'minlere yetti" [6] a-yeti kerimesinde bildirildiği üzere savaşta işimizi halledince (veya savaşta yardım görerek kâfirleri uzaklaştırınca - Çeviren) Resulullah (a.s) Bilal (r.a)'e emretti. O da kamet getirdi - Yani öğle namazı için - ve (Resulullah a.s) aynen vaktinde kıldırdığı gibi o namazı kıldırdı. Sonra ikindi için kamet getirdi. (Resulullah a.s) onu da vaktinde kıldırdığı gibi kıldırdı. Sonra akşam namazı için kamet getirdi (Resulullah a.s) onu da aynen vaktinde kıldırdığı gibi kıldırdı."

oBir rivayette de hadisin sonunda şöyle denilmektedir:

"Bu, Yüce Allah'ın korku namazı ile ilgili ayeti kerimesini indirmesin­den önceydi. [7] (Bu ayet de şudur): "Eğer korkarsanız yürürken veya binek üzerinde kılm." [8]

Bir Açıklama

Bu hadis, daha önce değişik münasebetlerle geçmiş ve îbni Huzeyme'den başkalarının da bunu sahih rivayetlerle naklettikleri bildirilmişti. Ahzab Sava­şı ve ikindi namazı konulan bu hadisin geçtiği konulardandır.

Hafız İbni Hacer şöyle söylemiştir:

"Hendek Savaşı'nda namazların geciktirilmesinin unutmak sebebiyle mi yoksa bilerek mi olduğu konusunda ihtilaf olduğu rivayetlerde bildiril­miştir. İkincisinin (yani bilerek geciktirmenin) söz konusu olması duru­munda, buradaki sebep acaba savaşla meşgul olunması mıdır; taharet (abdest alma, vs.) imkânının olmaması mıdır yoksa bu olayın henüz korku duru­mu ile ilgili ayetin inmesinden önce meydana gelmiş olması mıdır? Buhari bunlardan birincisinin yani savaşla meşguliyetin sebep olabileceği ihtimali­ni kuvvetli ihtimal görmüş ve yukarıda anılan şartlara bağlı olarak bunun yapılabileceğine dair bab başlıkları ve konuyla ilgili bir takım rivayetler nak-letmiştir.

Daha önce geçtiği üzere korku ayetinin Hendek Savaşı'ndan önce indi­ğine dair görüşün kabul edilmesi, onun görüşünü geçersiz kılmaz. Çünkü o, bunu kabul etmiştir ve Bakara suresinde geçen korku ayeti de bu görüşe ters düşmez. Çünkü orada namazın geciktirilmesi mutlak manada (bildirilen şe­killerin hiçbiri üzere) namaz kılma imkânının olmaması şartına bağlan­mıştır.

ikincisinin olabileceği ihtimalini (yani taharet imkânının bulunmaması sebebiyle geciktirmiş olabilecekleri ihtimalini) Malikiler ve Hanbeliler tercih etmişlerdir. Çünkü onlara göre savaşta çok meşguliyete ihtiyaç olması duru­munda bundan dolayı namaz geçersiz olmaz.

Üçüncü ihtimali (Hendek Savaşı'nın korku ayetinin inmesinden önce gerçekleşmiş olabileceği ihtimalini) ise Şafiiler tercih etmişlerdir. Bazıları bunun aksini söyleyerek Resulullah (a.s)'ın Hendek Savaşı'nda namazları geciktirmesinin korku ayetindeki hükmün neshedildiğine delalet ettiğini söylemişlerdir.

İbnu'l-Kessar şöyle söylemiştir:

"Bu görüş, sünneti bilmeyenlerin görüşüdür. Çünkü korku namazıyla ilgili ayet Hendek Savaşı'ndan sonra indirildi. Şu halde önceki hüküm son­rakini nasıl nesheder? Allah'dan yardım dileriz."

 

776- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s), Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı."

Buhari bir rivayetinde şöyle bir fazlalığa yer vermiştir:

"Bunlardan her birini bir kametle kıldırdı. İkisi arasında ve herbirinin hemen ardından teşbihte bulunmadı (yani nafile namaz kılmadı.)" [9]

Müslim'in rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) aralarında bir secde olmaksızın akşam ile yatsıyı birlik­te kıldı. Akşamı üç rek'at kıldı. Yatsıyı da iki rek'at kıldı. Abdullah, şanı yüce olan Allah'a kavuşuncaya kadar namazları birleştirdiğinde böyle kılardı." [10]

Yine Müslim'in bir başka rivayetinde de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s) akşam ile yatsıyı şu şekilde birlikte kıldırdı: Bir kametle akşam namazını üç rek'at, yatsı namazını da iki rek'at olarak." [11]

"İkisi arasında ve herbirinin hemen ardından teşbihte bulunmadı":

Yani bu iki namaz arasında ve hemen arkalarından nafile namaz kılmadı. Bu birleştirmenin olduğu yer ise bizzat Müzdelife'dir.

 

776 - Buhari (3/523) 25-Kitabu'l-Hacc, 96-Bu iki namazı birleştirip de (aralarında) na­file namaz kılmama babı. Müslim (2/937) 15-Kitabu'l-Hacc, 47-Arafat'tan Müz-delife'ye inme ve aksam ile yatsıyı birleştirmenin müstehablığı babı.

 

777- İbni Huzeyme, Cabir bin Abdullah (r.a)1tan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s), Arafat'ta iki namazt; öğle ile ikindiyi bir ezan ve iki ka­metle bırleştmii. Yine akşam ile yatsıyı da bir ezan ve iki kametle birleştirdi (yanı Müzdelife'de - Çeviren)" [12]

 

778- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un şöyle söylediği­ni nvayet etmişlerdir:                                                                                "Resulullah (a.s)'m, iki namazdan başka bir namazı vakti dışında kıldı­ğını hiç görmedim. Akşam ile yatsıyı birleştirerek kıldı. O gün sabah nama­zını da vaktinden önce kıldı." [13]

 

Bir Açıklama

 

"O gün sabah namazını da vaktinden önce kıldı" sözü, "normalde kü-makta olduğu vakitten önce kıldı» anlamındadır. Yüksa Resulullah (a.s)'ın Muzdehfede sabah namazını fecr doğduktan sonra kıldığı üzerinde görüş bir-üğı (ıcma) vardır. [14]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Çoğunluğun görüşüne göre öğle ile ikindi namazlarının cem'i takdim ile

 

778- Buhari (3/530) Kitabu'UHacc, 99-Sabah namazının cem'i (birleştirme) ile ne zaman kılınacağı babı. Müslim (2/938) 15-Kitabu'l-Hacc, 48-Kurban günü Müzdelife'de sabahı namazım mümkün oldukça hava karanlıkken kılmanın müstehab olduğu babı Ebur>aVud (2/]Ç3) ^^ Mmasim_HacCı Nmag biHeştirerek kdma ^ ^

mı (51262) 44-Kitabu Menasiki'l-Hacc, 210- Müzdelife'de sabah namazının kılına­cağı vakit

bunlardan birincisinin vaktinde ve cem'i te'hir ile ikincisinin vaktinde birleşti­rilerek kılınması caizdir. Aynı şekilde cuma namazının öğle namazı gibi cem'i takdim ile (ikindi namazıyla) birleştirilmesi caizdir. Yine akşam ve yatsı na­mazları hem cem'i takdim hem de cem'i te'hir yoluyla birleştirilebilir. Bütün ilim adamlarının ortak görüşlerine göre efdal olan ise ihtilaftan uzak kalabil­mek amacıyla namazları birleştirmemektir. Bu konunun bazı tafsilatları ve na­mazları birleştirmenin caiz olduğunu söyleyenler arasında çeşitli ihtilaflar bu­lunmaktadır ki, aşağıda bunların üzerinde duracağız.

Hanefıler şöyle söylemişlerdir:

"Hacc için ihrama giren birinin Arafat günü öğle ile ikindiyi bir ezan ve iki kametle cem'i takdim yoluyla birleştirmesi ve yine aynı durumdaki biri­nin Müzdelife gecesi akşam ile yatsıyı bir ezan ve iki kametle birleştirmesi dışında iki namazın birleştirilmesi hiç bir şekilde caiz olmaz. Söz konusu iki yerde gerçekleştirilen birleştirmede iki namaz arasında nafile kılınmaz."

Hanefilerin caiz gördükleri bu iki birleştirmenin cevazı üzerinde dört mez-heb ittifak etmiştir.

Malikiler, Şafiiler ve Hanbeliler mubah bir yolculukta öğle ile ikindi ve ak­şam ile yatsı namazlarının, dört rek'atlı namazların da kasredümesi (iki reka­ta düşürülmesi) suretiyle hem cem'i takdim ve hem de cem'i te'hir suretiyle birleştirilmesini caiz görmüşlerdir. Ancak bunun caiz olmasının onlara göre bir takım şartları ve tafsilatı bulunmaktadır. Şafiiler namazları birleştirmek is­teyenin birleştirmeye niyet etmesini şart koşmuşlardır. Buna göre önceki na­mazı ikinci namazın vaktine bırakmak isteyen kişi daha birinci namazın vak­tinde kılmak isterse buna da selam verirken bile olsa daha birinci namazım kılarken niyet etmelidir.

Kuvvetli olan görüşe göre ise uygun olan (birinci) namazının başmda ni­yet etmesidir. Cem'i takdim ile namazlarını birleştirmek isteyen kişinin sırayı gözetmesi şarttır. Buna göre önce birinci vaktin namazını sonra ikinci vaktin namazını kılmalıdır. Cem'i te'hir ile kılması durumunda ise sırayı gözetmesi sünnettir. İki namaz arasında uzun süre ara vermemelidir. Ezan, kamet, taha­ret (abdest vs.) gibi ameller için olan kısa süreli araların ise zararı olmaz. Oranın kısalığı ve uzunluğu Örfe göre bilinir.

Bir kimse yolcu olur, namazlarını birleştirmeye niyet eder ve niyetten sonra kamet getirirse birleştirmesi caiz olmaz her bir namazı kendi vaktinde kılar. Birincisi namazın vakti çıkarsa onu kaza niyetiyle kılar. Bir kimse cem'i takdim ile namazlarım kılar ve daha birinci namazın vakti çıkmadan yolculuğu bitirirse Şafîilere göre bu kişinin yaptığı birleştirme geçerlidir. Cem'i te'hir ile birleştirmede birinci namazın vaktinin çıktığının kesin olarak bilinmesi şarttır. İhtiyaç olmadığı halde, bir yerde cuma namazı bir kereden fazla kılınır ve ön-

çelik konusunda tereddüd edilirse onunla ikindi namazının cem'i takdim ile birleştirilmesi caiz olmaz.

Malikiler, Şafiiler ve Hanbeliler yağmur dolayısıyla ve kar, soğuk gibi benzeri sebeplerden dolayı namazların birleştirilmesini caiz görmüşlerdir. Şafîiler şöyle söylemişlerdir:

"Uzak bir camide cemaatle namaz kılan ve yolunda yağmurdan dolayı sıkıntı çeken birinin yağmur, kar ve soğuk sebebiyle cem'i takdim ile na­mazları birleştirmeleri caizdir."

 Malikiler de şöyle söylemişlerdir:

"Yağmur, soğuk, kar, çamur ve ortalığın karanlık olması; akşam ve yatsı­yı camide cemaatle kılan için cem'i takdim ile birleştirmeyi caiz kılan sebep­lerdendir. Ancak yağmurun bol, çamurun çok olması ve aynı zamanda ça­murla birlikte ortalığın karanlık olması şarttır. Cem' (birleştirme) ile nama­za başlandıktan sonra yağmur kesilse bile namazı devam ettirmek caizdir."

Hanbelilere göre de Malikilerin dedikleri şekilde yağmur, kar ve soğuk dolayısıyla akşam ve yatsı namazlarının birleştirilmesi caizdir. Ancak onlara göre de yağmurun elbiseleri ıslatacak ve dışarı çıkılması durumunda sıkıntıya yol açacak derecede çok olması şarttır.

Hanbeliler aşın derecede çamuru ve karanlık ve soğuk bir gecede ortaya çıkan şiddetli rüzgarı namazları birleştirmeyi caiz kılan mazeretlerden say­maktadırlar.

Bütün bu mazeretler, namazı evinde kılan biri için de, yolu korkulu bir ca­mide kılan biri için de ve hatta camide kalan biri için de namazları birleştirme­yi geçerli kılan sebeplerdir.

Malikiler, hastalığın öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı birleştirmeyi ca­iz kılan bir sebep olduğu üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Ancak hastalık dolayısıyla namazları birleştirmeyi geçerli kılan durumlarla ilgili bir takım a-çıklamalarda bulunmuşlar ve bir takım şartlar ileri sürmüşlerdir.

Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Namazları birleştirmeyi caiz kılan hastalık; hastanın namazları birleş­tirmekten kaçınması (cem'i terketmesi) durumunda sıkıntı çekmesine ve zayıf düşmesine sebep olan hastalıktır. Hasta, namazları cem'i takdim ile birleştirmekle cem'i te'hir ile birleştirmek arasında serbesttir. Eğer onun açısından her iki uygulama da birse, cem'i te'hiri tercih etmesi daha uygun­dur."

Hanbeliler cem'i takdim ve te'hirin cevazını geniş tutmuş ve kendine bula­şan necaseti temizlemekte güçlük çeken emzikli kadının, su ile temizlenmekten yahut her namaz için teyemmüm etmeken aciz birinin, namaz vaktini be­lirleme imkânından mahrum birinin, isihazeli birinin ve bunlar gibi birtakım özürleri olanların namazları birleştirmelerini caiz görmüşlerdir. Onların na­mazları birleştirmeyi caiz gören hükümleri geniş tutmalarının en önemli bu­yanı da cuma namazını ve cemaati terketmeyi caiz kılan bir meşguliyet veya mazeret dolayısıyla namazları birleştirmeyi caiz görmeleridir.   .

Mesela onlara göre bir kimsenin namazları birleştirmemesi durumunda nefsine, mahremiyetine veya malına zarar geleceğinden korkması, yahut ihti­yaç duyduğu bir geçimliliğine (maişetine) zarar geleceği endişe taşıması du­rumunda namazları birleştirmesi caizdir.

Bu hükme göre inkarcı bir orduda bulunan ve namaz kılındığının bilinmesi durumunda ordudan atılacağından korkan yahut namazı için işini bırakması durumunda işten atılacağından korkan bir işçinin veya ziraatle uğraşan ve kendisine su nöbeti gelmiş olan, malına bir zarar gelmesini göze almadan na­maz kılma imkânı olmayan birinin namazlarını birleştirmesi caiz olur.

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"İnsanlar yağmur dolayısıyla veya bir başka sebepten dolayı namazları (birleştirerek) kıldıklarında her bir namaz için ayrıca ezan okumaları ve ka­met getirmeleri gerekir. Akşam namazı için olan birinci ezanı minareden okumaları, ikinci ezanı ise caminin içinde okumaları gerekir. İkisi arasında (yani cem' ile kılınan farz namaz arasında) nafile namaz da kılınmaz."

Bu arada nafile namaz kılınması onlara göre mekruhtur. Ancak cem'i (bir­leştirme uygulamasını) da geçersiz kılmaz.

Akşam ile yatsıyı birleştirerek kılan birinin, ikincinin sünnetini (yani yat­sının son sünnetini) kılması ve daha yatsı vakti girmeden vitri de kılması ge­rekir. [15]

Telhisu'l-Hubeyr'de şöyle denilmektedir:

"Sabah namazının bir başka namazla ve ikindinin akşam namazıyla birleştirilmesi caiz değildir. Çünkü bu konuda Resulullah (a.s)'tan herhangi bir rivayet nakledilmiş değildir." [16]

 

Hanefi Mezhebine Bağlı Olanlar İçin Önemli Bir Açıklama

 

Durr'de müellif şöyle söylemiştir:

"Zorunluluk halinde bir başka mezhebin taklid edilmesinin mahzuru yoktur. Ancak taklid ettiği mezhebin imamının gerekli gördüğü hükümle­rin tümüne uyması şarttır. Çünkü yalnız başına bir hükmün taklid edilme­si, ilim adamlarının ortak görüşleriyle geçersizdir. Allame Sami şöyle söyle­miştir:

"İmam Şafii (rh.a) cem'i takdimde üç şey şart koşmuştur: Birinci vaktin namazının önce kılınması, birinci vaktin namazını bitirmeden önce iki na­mazı birleştirmeye niyet edilmesi, namazlar arasında örfen iki namazm ay­rıldığına hükmedilecek kadar uzun bir ara verilmesi. Cem'i te'hirde ise bi­rinci namazı bitirmeden önce iki namazı birleştirmeye niyet dışmda her­hangi bir şart ileri sürmemiştir. (Nehr) Bunun yanısıra (Şafii mezhebini tak­lid ederek namazları birleştirenin) cemaatten de olsa namazlarda fatiha oku­ması, cinsel organına veya yabancı bir kadına dokunmaktan dolayı abdest ta­zelemesi ve söz konusu fiille ilgili bütün diğer prensiplere uyması şart koşu­lur. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir." (1/397)

Tahtavi de, Meraki'l-Felah'a yazmış olduğu haşiyede şöyle söylemiştir:

"Yolcu, özellikle de hacı bu konuda çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya gel­mektedir. Bu itibarla 'el-Bahr ve'n-Nehr'de belirtildiği üzere (bu konuda) başka bir mezhebin taklid edilmesinde mahzur yoktur." (s. 103)

Namazların birleştirilmesi konusu çağımızın en önemli konulanndandır. Dolayısıyla bu konunun öğrenilmesi oldukça önemlidir. Özellikle özel durum­ları olanların bu konuyu iyi öğrenmeleri gerekir. İleride, pratik fetvalara ih­tiyaç duyan güncel olaylar dolayısıyla bu konudan tekrar söz edilecektir. [17]

 

EZAN VE KAMET EZANIN UYGULAMAYA KONMASI

 

779- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

"Müslümanlar Medine'ye geldiklerinde toplanıyor ve namaz vaktini bekliyorlardı. Kimse namaz için seslenmiyordu. Bir gün bu konu üzerinde konuştular. Bazıları: "Hıristiyanların canlan gibi çan edinin" dediler. Ba­zıları da: "Yahudilerin boynuzundan yapılma düdükleri gibi düdük (kam) kullanılsın" dediler. Hz. Ömer (r.a) de: "Namaz için seslenen bir adam gön­dermeyecek misiniz?" dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Bilal! Kalk, namaz için seslen!" [18]

 

780- Ebu Davııd, Ebu Umeyr bin Enes (rh.a)'in ensardan olan amca-1 arından rivayetle şöyle söylediğini rivayet etmiştir;

"Resulullah (a.s), insanları namaza nasıl toplayacağı konusu üzerinde durdu. Kendisine: "Namaz vakti geldiğinde bir bayrak dik. İnsanlar onu gördüklerinde birbirlerine haber verirler" denildi. Bu teklif O'nun pek ho-Şuna gitmedi. Bunun üzerine düdük -yani Yahudilerin boynuzundan yapıl­ma düdükleri teklif edildi. Bu da hoşuna gitmedi ve: "O Yahudilerin işlerin­dendir" diye buyurdu. Sonra çan teklif edildi. Onun hakkında da: "O Hıristi­yanların işlerindendir" diye buyurdu. Bundan sonra Abdullah bin Zeyd En-sari, Resulullah (a.s)'ın üzerinde durduğu konu üzerinde düşünerek ayrıldı. Rüyasında kendisine ezan gösterildi. Sabahleyin Resulullah (a.s)'ın yanına vardı ve bunu kendisine haber verdi ve şöyle söyledi:

"Ya Resulullah (a.s)! Ben uyku İle uyanıklık arasındayken bir kişi gelip bana ezanı gösterdi."

Hz. Ömer bin Hattab (r.a) da bunu daha önce görmüş ve bu gördüğünü 780- Ebu Davud (1/134) Kitabu's-Salat, 26-Ezamn başlangıcı babı. İsnadı sahihtir. yirmi gün gizlemişti. Daha sonra Resulullah (a.s)'a bunu bildirdi. (Resulul­lah a.s) da kendisine: "Bize bunu bildirmeden seni alıkoyan ne oldu?" diye buyurdu. O da şöyle söyledi:

"Abdullah bin Zeyd (r.a) beni geçti. Ben çekindim." Bunun üzerine Re­sulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kalk ey Bilal! Abdullah bin Zeyd'in sana neyi bildireceğine bak ve onu yap!" Böylece Bilal (r.a) ezan okudu."

Bazıları şöyle söylemişlerdir:

"Ensar şöyle şöyle düşünüyordu: Eğer Abdullah bin Zeyd o gün hasta ol­masıydı Resulullah (a.s) onu müezzin yapacaktı." [19]

 

Bir Açıklama

 

"Ben uyku ile uyanıklık arasındayken" sözü, Müslümanın karşılaşabi­leceği bazı kalp hallerine işaret etmektedir. Sülük ehli (sufiler) bunu keşf ola­rak adlandırmaktadırlar. Bunun yanısıra ezan sadece rüyaya dayanılarak uy­gulamaya konulmuş değildir, aynı zamanda Resulullah (a.s)'ın uygun görme­siyle uygulamaya konulmuştur.

 

781- Ebu Davud, Abdullah bin Zeyd (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'tan insanları namaza toplamak için çalınması üzere bir çan yaptırması istendiğinde, ben uykudayken bir adam elinde çanla etrafım­da dolaştı. Ben kendisine: "Ey Allah'ın kulu! Çanı satıyor musun?" dedim. "Bunu ne yapacaksın?" dedi. Ben: "Onunla (insanları) namaza çağıracağız" dedim. "Bundan daha hayırlı bir şeyi sana bildireyim mi?" dedi. "Evet, bil­dir" dedim. Bunun üzerine şöyle söyledi. "Şöyle dersin:

"Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedu en la ilahe illa'llah, Eşhedu en la ilahe illa'Ilah,

Eşhedu enne Muhammeden Resuîullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah,

Hayye ale's-salah, Hayye ale's-salah, Hayye ale'l-felah, Hayye ale'l-felah, Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illa'llah."

Sonra benden çok uzak olmayan bir yere çekildi. Sonra şöyle söyledi: "Namaza kalktığın (namaza başlamak istediğin) zaman da şöyle dersin: * "Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedu en la ilahe illa'llah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Hayye ale's-salah, Hayye ale'l-felah,

Kad kameti's-Salah, Kad kameti's-Salah Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illa'llah."

Sabah olunca hemen Resulullah (a.s)'m yanına gidip gördüğümü kendi­sine bildirdim. O da şöyle buyurdu:

 

780- Ebu Davud (1/135) Kitabu's-Saîat, 27-Ezamn nasıl olduğu babı.

"İnşallah bu hak bir rüyadır. Bilal'le birlikte kalk. Gördüğünü ona aktar. O bunları seslendirecektir (bunlarla ezan okuyacaktır.) Onun sesi seninkin-den daha gürdür."

Ben de Bilal (r.a)'le birlikte kalktım. (Rüyada bana öğretilenleri) ona ak­tarmaya başladım. O da bunları seslendiriyordu. Hz. Ömer bin Hattab (r.a) evinde olduğu sırada bunları duydu. Ridasmı sürüyerek çıktı ve şöyle söyledi:

"Ya Resulullah (a.s)! Seni hak üzere gönderene yemin olsun ki, ona gös­terilen gibisini ben de gördüm."

Bunun üzerine Resulullaha (a.s): "Allah'a hamdoîsun!" diye buyurdu." Ebu Davud şöyle söylemiştir:

"İbni İshak, bunu Zuhri'den rivayetle: Allah'u ekber, Allahu ekber, Alla­hu ekber" demiştir.

Ma'mer ve Yunus ise Zuhri'den rivayetle: "Allahu ekber, Allahu ekber" tekbirleri çifter çifter söylememiştir." [20]

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Hz. Peygamber (a.s) ezanda bir çok şey istemiş, onu sadece bir şey (için) yapmamışır." Abdullah bin Zeyd (r.a) rüyasında ezanı gördü. Hz. Peygamber (a.s)'e geldi. O da: "Sen onu Bilal'e aktar" diye buyurdu. O da ona aktardı. (Bilal r.a) de ezan okudu (seslendirdi). Bunun üzerine Abdullah (r.a) dedi ki: "Onu ben gördüm ben (okumak) isterdim." O da: "Öyleyse sen de kamet ge­tir" dedi." [21]

Tirmizi, Abdullah bin Zeyd (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Sabah olunca Resulullah (a.s)'ın yanına giderek rüyayı kendisine bildir­dim. O da şöyle buyurdu:

"Şüphesiz bu hak bir rüyadır. Bilal'le birlikte kalk. Doğrusu o sanden da­ha gür ve daha uzun seslidir. Sana söyleneni ona aktar. O da bunları seslen­dirsin."

Hz. Ömer bin Hattab (r.a), Bilal (r.a)'in namaza çağırmasını duyunca çıkıp izarını sürüyerek Resulullah (a.s)'ın yanına gitti ve şöyle söyledi:

"Ya Resulullah (a.s)! Seni hak üzere gönderene yemin olsun ki, ona gös­terilen gibisini ben de gördüm." Bunun üzerine Resulullah (a.s) şöyle bu­yurdu:

"Allah'a hamdolsun. Bu daha kuvvetlidir." [22] Tirmizi şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi İbrahim bin Sa'd, Muhammed bin İshak'tan yukarıdakinden daha tafsilatlı ve daha uzun olarak rivayet etmiştir. O, ezan sözlerini çifter çifter, kamet sözlerini ise teker teker vermiştir."

Yine onun bir rivayetinde şöyle denilmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın ezanı (yani okuması) ezanda da kamette de çifter çif­terdi." [23]

 

782- Taberani, Seleme bin Ekva (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir.

"Resulullah (a.s) zamanında ezan sözleri çifter çifter, kamet sözleri ise teker teker okunurdu." [24]

 

783- Taberani, Ebu Cuheyfe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Bilal (r.a) Resulullah (a.s) için sözlerini çifter çifter söyleyerek ezan oku­du ve aynı şekilde kamet getirdi." [25]

 

Bir Açıklama

 

Fıkıhçılar, ezanın sözlerinin çifter çifter okunacağı üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Bunun gibi sabah namazı ezanında namazın üstünlüğünün bildi­rilmesinin gerektiği üzerinde de görüş birliğine varmışlardır. Bu ise "Hayye ale'l-felah" sözünden sonra iki kere "es-Salatu hayrun mine'n-nevm (Na­maz uykudan hayırlıdır)" denmesidir.

Kamete gelince: Hanefiler, kametin de azanda olduğu gibi ilk tekbirlerinin dörder kere, diğer sözlerinin ise çifter çifter okunmasının gerektiğini, sadece kamette "hayye alel-felah" sözünden sonra iki kere "kad kameti's-salah" sö­zünün ilave edileceğini söylemişlerdir. Malikiler ise şöyle söylemişlerdir:

"Kamet sözleri teker teker okunur. Buna ."kad kameti's-salah" sözü de dahildir (yani bu söz de bir kere söylenir.)" Bu itibarla onlara göre kamet on cümleden ibarettir. Bu konudaki hüküm ise geniştir,

 

784- Buharı ve Müslim, Enes bin Malik (r.a)'in şöyle, söylediğini ri­vayet etmişlerdir:

"İnsanlar çoğalınca (yani Medine'deki Müslümanların sayısı artınca) namaz­ vaktinin kendilerine anlayacakları bir şekilde bildirilmesi yolunda

Bir rivayette de: "Kamet" ibaresi dışında, kametin sözlerini teker teker okumasını emretti" denilmektedir. [26]

Burada "kamet" ibaresi denilirken kastedilen, "kad kameti's-salah" sö­züdür. Bu söz iki kere okunur.

Şafii ve Hanbeli fıkıhçılan da bu hükmü esas almışlardır. [27]

 

Resulullah (A.S)'In Ezanın Öğretimi Konusundaki Bazı Sünnetleri

 

785- Ebu Davud, Ebu Mahzure (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Ben: "Ya Resulullah (a.s)! Bana ezanın sünnetini öğret (yani sünnete

göre ezanın okunuşun Öğret)" dedim. Başımın ön tarafını okşadı ve şöyle

buyurdu:

"Şöyle dersin: [28]

"Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber" Bunları söylerken sesini yükeltirsin. Sonra şöyle dersin: "Eşhedu en la ilah illa'llah, Eşhedu en la ilah illa'Uah.

Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah"

Bunları söylerken sesini biraz alçaltırsm (kısarsın). Sonra şehadet için se­sini yükseltirsin:

Hayye ale's-salah, Hayye ale's-salah,

Hayye ale'l-felah, Hayye ale'l-felah"

Eğer sabah namazı için ezan okunuyorsa şöyle dersin:

"es-Salatu hayrun mine'n-nevm, es-Salatu hayrun mine'n-nevm.

Allahu ekber, Allahu ekber,

La ilahe illa'Uah."

Yukandakine benzer bir rivayette de şöyle denilmektedir:

"Sabah namazının ilkinde (ilk ezanında) "es-Salatu hayrun mine'n-nevm, es-Salatu hayrun mine'n-nevm" (dersin)" [29]

Ebu Davud: "Musedded'in hadisi daha açıktır" demiştir. Bu rivayette ravi şöyle söylemiştir:

"Kameti de bana ikişer ikişer okunur şekilde öğretti. Şöyle ki:

"Allahu ekber, Allahu ekber,

Eşhedu en la ilahe illa'Uah, Eşhedu en la ilahe illa'Uah.

Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah,

Hayye ale's-salah, Hayye ale'l-felah, Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illa'Uah." Abdurrezzak dedi ki:

"Kamet getirdiğin zaman iki kere: "Kad kameti's-Salah, Kad kameti's-Salah" de. Duydun mu?" O da (yani muhatabı da): "Evet" dedi.

(Ravi) dedi ki:

"Ebu Mahzure perçemini traş etmez ve bölmezdi. Çünkü orasını Resulullah (a.s) okşamıştı."

Nesai'nin nakletmiş olduğu bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Bir gurup adamla birlikte çıktım. Huneyn yolunun bir yerinde bulu­nuyorduk. Bulunduğumuz yol Resulullah (a.s)'m kafüesiyle birlikte dön­mekte olduğu yoldu. Yolun bir yerinde Resulullah (a.s) ile karşılaştık. Resu­lullah (a.s)'ın müezzini, O'nun yanmda namaz için ezan okudu. Biz, Resu­lullah (a.s)'ın müezzininin sesini duyduk. Bu sırada ondan uzaklaşıyorduk. Sonra olanları birbirimize anlatmaya ve alay etmeye koyulduk. Resulullah (a.s) sesi duydu ve bize adam gönderdi. Biz gelip önünde durduk. Resulul­lah (a.s): "Yüksek sesle konuştuğunu duyduğum kişi hanginizdi?" diye bu­yurdu. Beraberimde bulunanlar beni gösterdiler ve doğru söylediler. Bunun üzerine Resulullah (a.s) beraberimdekilerin hepsini gönderdi ve beni tuttu. Sonra: "Kalk ve namaz için ezan oku" diye buyurdu. Ben kalktım. Resulul­lah (a.s) bizzat kendisi bana ezan sözlerini bildirdi ve şöyle buyurdu:

"Şöyle söyle:

"Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber,

Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illa'llah,

Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah"

Sonra şöyle buyurdu:

"Dön ve sesini uzat."

Sonra şöyle buyurdu:

Hayye ale's-salah, Hayye ale's-salah,

Hayye ale'l-felah, Hayye ale'l-felah,

Allahu ekber, Allahu ekber,

La ilahe illa'llah."

Ezan okuma işini bitirdikten sonra beni çağırdı ve içinde gümüş bir şey­ler bulunan bir kese verdi. Ben: "Ya Resulullah (a.s)! Beni Mekke'de ezan okumakla görevlendir" dedim. O da: "Seni bununla görevlendirdim" diye buyurdu. Ben de Resulullah (a.s)'ın Mekke'deki amili (valisi) Attab bin U-seyyid'in yanına gittim ve onun yanında Resulullah (a.s)'m emri doğrul­tusunda namazlar için ezan okudum." [30]

"Sonra olanları birbirimize anlatmaya ve alay etmeye koyulduk": Bu ravinin (yani Ebu Mahzure (r.a)'nin) Müslüman olmasından önceydi.

Müslim ve Nesai'nin nakletmiş olduğu bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bana ezanı öğretti ve şöyle buyurdu: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedu en la ilahe illa'llah, Eşhedu en la ilahe ill'llah,

Eşhedu enne Muhemmeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah"

Sonra döner ve şöyle söylersin:

"Eşhedu en la ilahe illa'llah, Eşhedu en la ilahe ill'llah,

Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah,

Hayye ale's-salah, Hayye ale's-salah, Hayye ale'l-felah, Hayye ale'l-felah, Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illa'llah." [31]

 

Dersler Ve Öğütler

 

tbni Hibban, yukarıdaki hadisi şerifte geçen "içinde gümüş bir şeyler bu­lunan bir kese verdi" sözünü, ezan okuma karşılığında ücret almanın caiz ol­duğu yolundaki hükme delil saymıştır. Ancak bunu nehyeden bir hadis, bu hükme karşıdır. îbin Seyyidi'n-nas da ona karşı çıkarak şöyle söylemiştir:

"Ebu Mahzure'nin hadisi, nehy hadisini (yani ezan karşılığında ücret al­mayı nehyeden hadisi) rivayet eden Osman bin Ebi'l-As (r.a)'m Müslüman olmasmdan önceki döneme aittir. Dolayısıyla Osman bin Ebi'1-As'm rivayet ettiği hadis daha sonraya aittir. Hükümde ise sonraki döneme ait olan riva­yet esas alınır.

Bu olayın meydana gelmesinde bazı ihtimaller söz konusu olabilir. En kuvvetli ihtimal ise, Ebu Mahzure'nin daha yeni Müslüman olmuş olması sebebiyle Resulullah (a.s)'ın onun kalbini İslam'a ısındırmak amacıyla ken­disine böyle bir şey vermiş olabileceğidir. Nitekim o gün kalpleri islam'a ısındırılmak istenen (müellefei kulübden olan) daha başka kimselere de bir şeyler vermiştir.

Belli durumlarda meydana gelen olayların meydana gelişinde bir takım ihtimaller söz konusu olduğuna, o olaylardan genel anlamda (icmalen) hüküm çıkarılması söz konusu olamaz.

Osman bin Ebi'l-As (r.a)'ın rivayet ettiği hadis biraz sonra gelecektir.

Ancak biz, çağımızda fetvaya esas alman görüşün, ücret almanın caiz ol­duğu görüşü olduğuna işaret etmek istiyoruz.

Ebu Hanife, zanda şehadet sözlerinin önce içten okutulup sonra yüksek sesle okutulmasının bu sözlerinin okunuşunun öğretilmesi amacıyla olduğu­nu ancak Ebu Mahzure'nin bundan ezanda aynen böyle yapılması gerektiği anlamını çıkardığını söylemiştir.

Malikiler ve Şafiiler bu uygulamayı geçerli saymış Hanefiler ve Hanbeliler ise geçerli saymamışlardır. Ancak Hanbeliler: "Biri ezanda bunu yaparsa (yani şehadet sözlerini önce içinden ikişer kere okur sonra da sesini yük­selterek aynı şekilde okursa) mekruh olmaz" demişlerdir.

Bu konuyla ilgili olarak aşağıdaki inclemeyi vermekte yarar görüyoruz.

İ'Ia'u's-Sunen müellifi şöyle söylemiştir:

"Hadisci İbni Cevzi konuyla ilgili incelemesinde şöyle söylemiştir:

"Ezan konusunda esas olan, Abdullah bin Zeyd (r.a)'in hadisidir. Onda ise terci' (yani yukarıda anlatıldığı şekilde şehadet sözlerinin önce sessizce sonra sesli olarak ikişer kere okunması) yoktur. Bu da sünnette (ezanın sün­nete göre okunuşunda) terci'in bulunmadığına delalet etmektedir."

Zeyla'i (1/137) yine şöyle söylemiştir:

"Hz. Bilal (r.a)'in 'terci' yapmadığı konusunda herhangi bir görüş ayrı­lığı bulunmamaktadır." [32]

Yine şöyle söylemiştir:

"Ebu Mahzure'nin okuduğu ezan şekli, Mekkeli'lerin uyguladığı şekil­dir. Bizim tercih ettiğimiz okuyuş şekli ise Medirteli'lerin uygulamasıdır. İşlerde (yani şer'i meselelerde) sonraki döneme ait olan uygulamaların esas alınması ise bir kuraldır." [33]

Gerek Ebu Mahzure (r.a)'nin Müslüman olmasından önce ve gerekse o-nun Müslüman olmasından sonra Hz. Bilal (r.a)'in veya Mescidi Nebevi müezzinlerinden herhangi birinin terci' yaptıkları kesinlikle vaki olmuş değildir. Resulullah (a.s)'ın vefatına kadar Hz. Bilal (r.a), O'nun önünde ezan okumuştur. Eğer terci' sünnette olsaydı ve söz konusu fazlalık şeriata göre olsaydı Resulullah (a.s) mutlaka Hz. Bilal (r.a)'e ezanına bu fazlalığı katmasını ve bir kere bile olsa ezanında terci' yapmasını emrederdi. Uygula­ma ise böyle değildir. Çünkü Hz. Bilal (r.a) terci' yapmıyordu."

İ'la'nın ta'Ukçisi de şöyle söylemiştir:

"Tahavi'nin Suveyd bin Gafele'den nakletmiş olduğu rivayet, Hz. Bilal (r.a)'in Ebu Mahzura (r.a) olayını duyduktan sonra ezanını değiştirmediğine delalet etmektedir. Söz konusu rivayete göre Suveyd bin Gafele şöyle söyle­miştir:

"Ben, Hz. Bilal (r.a)'in sözlerini ikişer kere söyleyerek ezan okuduğunu yine sözlerini ikişer kere söyleyerek kamet getirdiğini duydum." Suveyd bin Gafel ise tabiinin ileri gelenlerinden ve Resulullah (a.s) zamanında yaşadığı halde O'nu göremeyenlerdendir (muhadramlardandır). Takrib, sh. 216'da bildirildiğine göre o Medine'ye Resulullah (a.s)'m toprağa verildiği gün gel­miştir. Buradan anlaşıldığına göre o Hz. Bilal (r.a)'in ezanını ancak Resulul­lah (a.s) vefat ettikten sonra duyabilmiştir." İ'la'u's-Sünen müellifi sonra şöyle diyor:

"Buna göre Ebu Mahzure (r.a)'nin ezanının değil Hz. Bilal (r.a)'in eza­nının esas alınması daha uygundur. Çünkü işlerde sonraki döneme ait uy­gulamalar esas alınır. Bunun yanısıra Resulullah (a.s) Ebu Mahzure (r.a)'ye ezanı öğrettikten sonra onun ezan okuyuşunu duymadı. Dolayısıyla Ebu Mahzure (r.a)'nin bir yanlış anlama sebebiyle ezana terci'i ilave etmiş ol­ması ihtimal dışı değildir. Benim kanaatime göre bu açıkama raddedilmesi mümkün olmayan son derece tutarlı bir açıklamadır.

Alimlerimiz Ebu Mahzure (r.a) hadisi ile ilgili çeşitli açıklamalarda bu­lunmuşlardır. Bu açıklamalardan birine göre ondan değişik rivayetler nakle­dilmiştir. Bu rivayetlerden bazılarında terci'den söz edilmekte ve bazıların­da ise terci'den söz edilmemektedir ki, bu tür rivayetler onun ezanının da Hz. Bilal (r.a)'in ezanı gibi olduğuna delalet etmektedir."

Allame İbni Cevzi ise konuyla ilgili açıklamasında şöyle söylemiştir: "Ebu Mahzure (r.a) Müslüman olmasından önce inkarcı biriydi. Müslü­man olunca Resulullah (a.s) ona ezanı Öğretti ve zihnine iyi yerleşmesi, iyi bellemesi ve onları arkadaşlarına karşı tekrar edebilmesi için kendisine şe­hadet sözlerini tekrar ettirdi..."

Bazı ilim adamları da şöyle söylemişlerdir:

"Bütün bu te'viller, Ebu Davud'un nakletmiş olduğu ve hakkında her­hangi bir açıkamada bulunmadığı rivayete cevap niteliğindedir. Mused-ded'in Haris bin Ubeyd'den, onun da dedesinden (yani kendi babasından) ri­vayet ettiğine göre Resulullah (a.s): "Bunu söylerken sesini alçaltır (kısar)

sonra yükseltirsin" diye buyurmuştur. Bunu İbni Hibban da Sahih'inde ri­vayet etmiştir."

Bu rivayette Haris bin Ubeyd Ebu Kudame'nin bulunduğuna ve bu kişiyi bir çok kimsenin zayıf gördüğüne işaret etmek istiyoruz. Muhammed bin Ab-dulmelik'e gelince, Zehebi, Mizan'da onun hakkında şöyle söylemiştir:

"Muhammed bin Abdulmelik bin Ebu Mahzure'nin ezan hakkında ba­basından rivayeti delil değildir. Bununla birlikte karşılaştırma için hadisi yazılır," (Tarliku'l-Hasen"l/50)

Buradan anlaşıldığına göre: "Bunu söylerken sesini alçaltır (kısar) sonra yükseltirsin" şeklindeki rivayet sahih değildir. Doğru olan ise dört Sünen sa­hiplerinden Tirmizi dışında kalanların İbni Cureyc tankıyla ceyyid (iyi) bir se­netle rivayet ettikleri ve: "Dön ve sesini yükselt" ifadesini taşıyan metindir, [34]

Ezanın okunuşu konusunda adet olana göre: "Allahu ekber, Allahu ekber; Allahu ekber, Allahu ekber" cümlelerindeki birinci "ekber" kelimelerinin son­larındaki "raf' harfi fethalı, ikinci "ekber" kelimelerinin sonlarındaki "ra" harf­leri is sakin okunur. Yani "Allahu ekber Allahu ekber, Allahu ekbere Allahu ekber" şeklinde okunur. Ancak bu tekbirlerin sonlarındaki "ra" harflerinin merfu (dammeli) olması gerekir. Çünkü bu kelimeler cümlede haber konumun­dadırlar. Yani "Allahu ekber" ibaresi, bir isim cümlesidir. Bu cümlede "Allah" lafzı mübteda, "ekber" lafzı ise haberdir. Mübteda ve haberin ise merfu olma­sı gerekir - Çeviren)

İlim adamları bu konuyla ilgili açıklamalarında şöyle söylemişlerdir: "Normalde ezanda "ekber" kelimelerinin hep meczum (sakin) okun­ması gerekir. Çünkü i'raba göre harekesi ne olursa olsun, bir kelimenin so­nunda durulduğunda onun sonu meczun okunur. Ama ezan okurken bi­rinci "Allahu Ekber" lafzının başında bulunan "Allah" kelimesinin fethası, birinci "Allahu ekber" lafzının sonudaki "ra" harfinin fethası gibi olmakta dolayısıyla "Allahu ekbere Allahu ekber; Allahu ekbere Allahu ekber" den­mektedir. Yani bir nevi vasi yapılmakta ve şöyle denmektedir: "Allahu ek-bere'llahu ekber; Allahu ekbre'llahu ekber."

 

786- Ebu Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a .s) zamanında ezan sözleri ikişer ikişer, kamet sözleri ise birer birer okunurdu. Ancak: "Kad kameti's-Salah, Kad kameti's-Salah" sö­zünü ikişer kere okunurdu. Kameti duyduğumuzda abdest alır ve namaza giderdik." [35]

 

Namaza Çağırmanın Ve Ona İcabetin Fazileti Ve Şeytanın Bundan Hoşlanmaması

 

787- İmam Malik, Ebu Hureyre (r.a)'nin merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"İnsanlar, (namaza) çağırmanın (nidanın) ve birinci safta bulunmanm savabını bilselerdi ve sonra bu konuda kur'a çekmekten başka yol bulamasa-lardı mutlaka aralarında kura çekerlerdi. Yine öğle namazını serinliğe bırak­madaki sevabı bilselerdi, onun için yarış ederlerdi. Yine yatsı ve sabah na-mazlarmdaki sevabı bilselerdi, kalçaları üstüne sürünerek de olsa bu namaz­lara gelirlerdi." [36]

 

Bir Açıklama

 

Hadisin metninde geçen "tehcir" kelimesi ile kastedilen öğle namazını bi­raz serinliğe bırakmak anlamındadır. "Ateme" ise yatsı namazıdır. Ancak ilim adamları konuyla ilgili bir hadisi şerife dayanarak yatsı namazının sürekli "ateme" olarak adlandırılmasını doğru bulmamışlardır. Bu konu ise daha önce geçmişti.

Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Ezan okuma ve kamet getirme işlerinin ikisini de yapmak/ imamlık yapmaktan daha faziletlidir."

Hanefiler de şöyle söylemişlerdir:

"Kamet getirmek ve imamlık yapmak, ezan okumaktan daha faziletli­dir."

Her halükârda ezan okumak ve kamet getirmek büyük sevap kazandıran işlerdendir.

788- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Namaza çağrıldığında (ezan okunduğunda) şeytan; ezanı duymamak için yellenerek arkasını döner. Okuma işi bitirildiğinde kişiyle nefsinin ara­şma bir takım fikirler sokmak için önünü döner ve: "Şunu hatırla, bunu ha­tırla" diyerek daha önce aklına gelmeyen şeyleri aklına getirmeye uğraşır ve böylece adamın kaç rek'at namaz kıldığını bilmemesini sağlamaya çalışır."

Bir başka rivayette şöyle denilmektedir:

"Böylece adamın şaşırmasını sağlamaya çalışır." [37]

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"Şeytan namaza çağrıldığını duyunca, onun sesini duymamak için yel­lenerek kaçar. (Bu çağrı yani ezan) bitince dönüp vesvese verir. Kameti du­yunca yine onun sesini duymamak için kaçar. Bitince yine dönüp vesvese verir." [38]

 

788- Müslim (11291-292) 4-Kitabu's-Salat, 8-Ezanın fazileti ve şeytanın onun sesini duyduğunda kaçması babı.

Bir başka rivayette de şöyle denilmektedir:

"Müezzin ezan okuduğunda şeytan arkasını dönerek kuyruğunu dikip yellenerek kaçar." [39]

Bir başka rivayete göre de Süheyl bin Ebu Salih şöyle söylemiştir:

"Babam beni, Hariseoğullarına gönderdi. Beraberimde de bizden bir oğ­lan veya benim bir arkadaşım vardı. Beraberimdeki kişiyi bir kimse duvar tarafından kendi adıyla çağırdı. O duvara doğru döndü ama kimseyi göre­medi. Ben bu olayı babama anlattım. Şöyle dedi: "Senin böyle bir şeyle kar­şılaşacağını bilseydim göndermezdim. Ancak bir ses duyduğunda namaza çağır (yani ezan oku). Ben Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini duydum:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şeytan ezana çağırıldığım duyduğunda, kuyruğunu dikip yellenerek ka­çar." [40]

 

789- Buhari, rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Namaza çağrıldığında, şeytan ezanı duymamak için yellenerek arkasını dönüp kaçar. Ezan bittiğinde yeniden dönüp gelir. Namaz için kamet getiril­diğinde tekrar arkasını dön(üp kaç)ar. Kametin okunması bitirildiğinde kişiyle nefsinin arasına bir takım fikirler sokmak için önünü döner ve: "Şu­nu, hatırla, bunu hatırla" diyerek daha önce aklına gelmeyen şeyleri aklına getirmeye çalışır ve böylece kaç rek'at namaz kıldığını bilmemesini sağla­maya çalışır." [41]

 

Bir Açıklama

 

İlim adamları bu hadisin değişik rivayetlerinden hareketle bir insanın ken­disine şeytanın musallat olduğunu hissetmesi durumunda ezan okumasının müstehab olduğunu bildirmişlerdir. Buna göre kendini kaybetme, derin düşün­celere dalma, öfke, kavga gibi şeytan fitnesinden ileri gelen durumlarda ezan okunması müstehabdır.

 

790- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'den rivayet etmiştir: "Ben, Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duydum:

"Şeytan namaza çağrıldığını duyduğunda, Revha'da olmak için (yani o raya ulaşıncaya kadar) gider."

Ravi şöyle söylemiştir:

"Revha, Medine'den otuzaltı mil uzaklıkta bir yerdir." [42]

 

791- Buharı, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyorduk. Hz Bilal (r.a) kalkıp ezan o-kumaya durdu. O susunca (yani ezanını bitirince) Resulullah (a.s) şöyle bu­yurdu:

"Kim yakini olarak (samimi bir inançla ve söylenenleri kalpten doğru­layarak - Çeviren) bunun gibisini söylerse cennete girer." [43]

 

792- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Rubeyyi'a Şulemi (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir"

Resulullah (a.s) bir yolculukta bulunuyordu. Müezzinin "Eşhedu en la ilahe illa'llah" dediğini duydu, kendisi de "Eşhedu en la ilahe illa'llah" dedi. Sonra müezzin: "Eşhedu enne Muhammeden Resulullah" dedi. Resulullah (a.s) bunun ardından şöyle buyurdu:

"Onun bir koyun çobanı yahut ailesinden uzaklaşmış biri olduğunu gö­rüyorsunuz (veya görürsünüz)."

(Ravi) daha sonra buna ilaveten şöyle söyledi:

"(Resulullah a.s) sonra vadiye indi, orada bir koyun ölüsü gördü ve şöyle buyurdu:

"Bunun sahipleri için değersiz bir şey olduğu düşüncesinde misiniz?"

Beraberindekiler: "Evet" dediler. Bunun üzerine (Resulullah a.s) şöyle buyurdu:

"İşte dünya da Yüce Allah'ın nazarında bundan daha değersizdir." [44]

 

793- Bezzar, Ebu Cuheyfe (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) bir yolculukta bulunuyordu. Müezzinin "Eşhedu en la ilahe illa'llah" dediğini duydu. Bunun üzerine Resulullah (a.s): "Allah'a or­tak koşanları attı" diye buyurdu. Sonra (müezzin): "Eşhedu enne Muham­meden Resulullah (a.s)"dedi. Resulullah (a.s) da "Cehennemden çıktı" diye [45]

 

794- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un şöyle söyledi­ğini rivayet etmiştir:

"Yolculuklarından birinde Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyorduk. (Resulullah a.s) bir kimsenin: "Allahu ekber, Allahu ekber" diye seslendiği­ni duydu. "Fıtrat üzere" diye buyurdu. Sonra (adam): "Eşhedu en la ilahe il-la'Ilah" dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s): "Cehennemden çıktı" diye buyurdu. Sonra biz onun (yani ezan okuyan adamın) yanına doğru gittik ve adamın bir koyun sürüsünün sahibi (çobanı) olduğunu gördük. Namaz vak­ti girmişti ve bunun için ezan okuyordu." [46]

 

795- Ibni Huzeyme, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) sabah namazı vaktinde baskınlar düzenlerdi. Eğer ezan sesi duyarsa baskından vazgeçer, aksi takdirde baskını gerçekleştirirdi. Bir gün kulak astı ve bir adamın: "Allahu ekber, Allahu ekber" dediğini duydu. "Fıtrat üzere" diye buyurdu. Sonra (adam): "Eşhedu en la ilahe illallah" de­di. Resulullah (a.s) da: "Cehennemden çıktı" diye buyurdu." Ibni Huzeyme şöyle söylemiştir: Kişi ezanda Allah'ın birliğini ifade ederek şehadet getirmeyi arzuluyor [47]

ve ezanda böyle Allah'ın birliğini dile getirerek Yüce Allah'ın kendisini ce­hennemden kurtaracağını umuyorsa, her mü'minin Yüce Allah'ın kendisi­ni cehennemden kurtaracağı ümidiyle bu fazilete koşması gerekir. İster evinde olsun, ister bir vadide olsun, ister köyde olsun, ister şehirde olsun bu fazileti elde etmek için gayret sarf etmelidir." [48]

 

Bir Açıklama

 

Ezan ve kamet bütün camilerde erkekler için beş vakit namazda ve cuma namazında müekked sünnettir. İlim adamlarının çoğunluğunun esas aldıkları görüşe göre, yalnız başına namaz kılan biri açısından ise ezan okumak müs-tehabdır.

Şafıiler ve Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Gerek yalnız başına namaz kılan bir kadın için ve gerekse kendi başla­rına cemaat oluşturan kadınlar cemaati için ezan değil de sadece kamet müs-tehabdır."

Hanefiler ise kadın için ezanın da kametin de gerekli olmadığını söylemiş­lerdir. [49]

 

Ezanı Duyan Birinin Yapması Gerekenler

 

796- Müslim, Abdullah bin Amr bin el-As (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"O, Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duymuştur:

"Müezzini duyduğunuzda siz de onun söylediği gibisini söyleyin sonra [50] bana salat getirin. Şüphesiz kim bana bir salat getirirse, Allah ona on salat getirir. Sonra Allah'tan benim için Vesile'yi isteyin. Bu, cennette bir mevki­dir ve bu ancak Allah'ın kullarından bir kula verilir. O kişinin ben ola­cağımı umuyorum. Kim benim için Vesile'yi isterse ona şefaat hak olur."

 

Bir Açıklama

 

Hanefilerin tercihe uygun görülen görüşlerine göre ezanı duyan birinin na­maza yürümek suretiyle ezana icabet etmesi gerekir. Bunun yanısıra sözlü olarak ezana icabet de gerek Hanefilere ve gerekse diğerlerine göre sün­nettir. Bu durumda kişi "hayye ala..." diye başlayan sözlerin dışındaki söz­lerde aynen müezzinin söylediklerini tekrar eder. Bu sözlerde ise: "Lâ havle ve lâ kuvvete illa bi'llah" der.

Sabah namazında: "es-Salatu hayrun mine'n-Nevm" dendiğinde de "Sadakte ve Bererte (Doğru ve yerinde bir söz söyledin)" der. Ezana icabet etmek sünnet olduğu gibi kamete icabet etmek de sünnet veya mendubdur. Ezandan sonra Resulullah (a.s)'a salat getirmek de sünnettir. Bunun gibi Re-sulullah (a.s)'dan nakledilen ezan duasının okunması da sünnettir. Ezan ile kamet arasında okunan duanın kabul edileceğine dair bir kanaat vardır.

Müezzinler Salahaddin Eyyubi döneminden bu yana Resulullah (a.s)'ın üzerine seslice salat getirmeyi adet haline getirmişlerdir. Müezzine icabet Kur'an-ı Kerim okumaktan daha faziletlidir ve daha çok sevabı vardır. İster cünüp, ister hayizlı ve isterse lohusa olsun ezanı duyan herkesin ona icabet etmesi, ezan sözlerini tekrarlaması ve sonunda dua okuması sünnettir. Eza­nın okunması esnasında herhangi bir meşguliyeti olan yahut ezana icabet et­meye müsait olmayacağı bir durumda olan kimse, eğer aradan çok vakit geç-memişse ezanın bitmesinden sonra müezzine icabet edebilir.

 

797- Taberani, Evsafta Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle söylediğini [51] rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Benim için Vesile isteyin. Şüphesiz dünyada herhangi kul benim için onu isterse, ben kıyamet gününde onun için şahit veya şefaatçi olurum."

 

798- Buhari, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim ezan sesini duyunca (ezanın bitmesinden sonra): "Ey şu eksiksiz çağrının, kılman namazın sahibi olan Allah'ım! Muhammed'e Vesile'yi ve üstünlüğü ver. O'na kendisine vaadetriğin üzere -bir rivayette de: "kendi­sine vaadettiğin" denilmiştir- Makam-ı Mahmud'a (övülmüş olan maka­ma) eriştir" derse, ona kıyamet gününde şefaatim hak olur." [52]

 

799- Müslim, Hz. Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Müezzin: "Allahu ekber, Allahu ekber" dediğinde, sizden biri de için­den: "Allahu ekber, Allahu ekber" derse, sonra: "Eşhedu en la ilahe illa'l-lah" dediğinde, o da: "Eşhedu en la ilahe illa'llah" derse, sonra: "Eşhedu en-ne Muhammeden Resulullah" dediğinde, o da: "Eşhedu enne Muhamme-den Resulullah" derse, sonra: "Hayye ale's-salah" dediğinde, o da: "Lâ havle ve lâ kuvvete illa bi'llah" derse, sonra: "Hayye ale'l-felah" dediğinde, o yine: "Lâ havla ve lâ kuvvete illa bi'llah" derse, sonra: "Allahu ekber, Allahu ek­ber" dediğinde, o da: "Allahu ekber, Allahu ekber" derse, sonra: "La ilah illa'llah" dediğinde, o da: "La ilahe illa'llah" derse cennete girer." [53]

 

800- Müslim, Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a)'tan şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim müezzini (yani ezan okuyanı) duyduğunda ezanın bitmesinden sonra): "Ben de Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun hiç bir ortağının bu­lunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Allah'ı Rabb, Muhammed'i Resul -bir rivayette Nebi diye geçmekte­dir-, [54] İslam'ı da din olarak tanımaktan hoşnud oldum" derse günahları bağışlanır." [55]

 

801- Buharı, Ebu Umam Es'ad bin Sehl (r.a)"den rivayet etmiştir: [56]

"Muaviye bin Ebi Süfyan'm minberin üzerinde otururken müezzini (yani müezzinin ezan okumasını) duyduğunda, onun söylediği sözleri duy­dum. Şöyle ki, müezzin: "Allahu ekber, Allahu ekber" dediğinde, Muaviye de: "Allahu ekber, Allahu ekber" dedi. Müezzin: "Eşhedu en la ilahe illa'l­lah" dedi. Muaviye de: "Ben de (şehadet ederim)" dedi. Müezzin tekrar: "Eş­hedu en la ilahe illa'llah" dedi. Muaviye yine: "Ben de (şehadet ederim)" de­di. Müezzin: "Eşhedu enne Muhammeden Resulullah" dedi. Muaviye: "Ben de (şehadet ederim)" dedi. Müezzin tekrar: "Eşhedu enne Muham­meden Resulullah" dedi. Muaviye de tekrar: "Ben de şahedet ederim" dedi. Ezanın okunması bittiğinde de şöyle söyledi:

"Ey insanlar! Ben, Resulullah (a.s)'ın minberde, müezzinin ezan oku­ması sırasında benden duyduğunuz sözler gibisini söylediğini duydum."

Bir rivayete göre de ravi bir gün Muaviye (r.a)'yi ve müezzini duydu, had­isin devamında: "Eşhedu enne Muhammeden Resulullah" sözüne kadar olan kısmım aynen verdi. [57]

Bir başka rivayete göre de müezzin: "Hayye alel's-salah" deyince Mua­viye (r.a): "Lâ havle ve lâ kuvvete illa bi'llah" dedi. Sonra şöyle söyledi:

"Peygamberinizin de işte böyle söylediğini duyduk." [58]

 

802- Kutubi sitte sahipleri, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ezanı duyduğunuzda müezzinin söylediğinin aynısını söyleyin." [59]

 

803- Bezzar, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"O (yani Ebu Hureyre r.a) müezzini duyduğunda, kendisi de ezan okudu ve şöyle dedi:

"Her şahitle birlikte buna şehadet eder, her inkarcıya karşı bunu (savun­mayı) üstlenirim." [60]

 

Bir Açıklama

 

Ebu Hureyre (r.a)'nin sözü zikir ve dua ile ilgili hükmün geniş olduğuna delalet etmektedir. Buna göre yaptığı duanın sünnete aykırı olmaması ve ya­sak edilmiş bir şeyi içermemesi şartıyla bir kimsenin şeriatın genel ilkelerine aykırı olmaksızın yaptığı dua bid'at sayılmaz. [61]

 

Müezzinin Ecri (Sevabı)

 

804- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: [62]

"Müezzinin sesinin uzunluğunca günahları bağışlanır. Bütün yaş ve ku­ru ona şahitlik eder. Bir namazı cemaatle kılan için de yirmibeş namaz yazı­lır ve (böyle cemaatle kıldığı namaz) bir öneki namazla arasında işlenen gü­nahlara keffaret sayılır."

Nesai'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Müezzinin sesinin uzunluğunca günahları bağışlanır. Bütün yaş ve ku­ru ona şahitlik eder. Ona namaz kılanın sevabı kadar sevap verilir." [63]

 

805- Ahmed bin Hanbel, Bera bin Azib (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şüphesiz Allah ve melekleri en öndeki safa (yani bu safta bulunanlara) salat derler. Müezzinin sesinin uzunluğunca günahları bağışlanır ve yaş, ku­ru onu duyan her şey kendisini doğrular. Onun için kendisiyle beraber na­maz kılanların sevapları kadar sevap vardır." [64]

 

806- Ahmed bin Han bel, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Müezzin için ezanın ulaştığı en son yere kadar günahları bağışlanır ve sesini duyan yaş ve kuru ne varsa hepsi onun için bağışlanma dilerler." [65]

 

807-  İmam Malik, Abdullah bin Abdurrahman bin Ebi Sa'sa'a (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"O da Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin kendisine şöyle söylediğini bildirmiştir:

"Senin koyunu ve ovayı sevdiğini görüyorum. Koyunlarının arasında yahut ovanda bulunduğun zaman namaz için ezan okuduğunda, ezan için sesini yükselt. Şüphesiz cinlerden, insanlardan veya başka şeylerden her kim müezzinin sesini duyarsa, kıyamet gününde onun için şahitlik eder."

Ebu Said el Hudri (r.a) şöyle söyledi:

"Ben bunu Resulullah (a.s)'tan duydum." [66]

 

808-  Müslim, îsa bin Talha (r.a)'nm şöyle söylediğini rivayet etmiştir: [67]

 

Müslim bu hadisin sonunda şöyle söylemiştir:

"Hz. Aişe (r.a)'den buna benzer bir hadis rivayet edilmiştir." [68]

Bir başka yerde bu Hz. Aişe (r.a)'den rivayet edilen hadisi nakletmiştir. Bu rivayete göre Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir:

"İbni Ummi Mektum (r.a) a'ma (kör) olduğu için Resulullah (a.s) için e-zan okurdu." [69]

ikinci rivayeti Ebu Davud da nakletmiştir. [70]

 

Bir Açıklama

 

İlim adamlarının çoğunluğuna göre cemaatin iki müezzininin bulunması müstehabdır. Sadece bir müezzinle yetinilmesi de uygundur. Ama cemaatin maslahatı (içinde bulundukları şartlar) birden fazla müezzin görevlendirilme­sini gerektiriyorsa bu da caizdir. [71]

 

Ezan Okumaktan Dolayı Ücret Almanın Hükmü

 

817- Ebu Davud, Osman bin Ebi'l-As (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'ın benden aldığı en son ahidlerden biri: Ezan okunması karşılığında ücret almayan bir müezzin edinmemdi." [72]

 

818- İbni Huzeyme, Osman bin Ebi'l-As (r.a)'ın şöyle söylediğini riva­yet etmiştir:

"Ben: "Ya Resulullah (a.s)! Bana Kur'an-ı Kerim'i öğret ve beni kavmi­me imam olarak görevlendir." dedim. O da şöyle buyurdu:

"Onların en zayflarına uy (yani en zayıflarına göre hareket et) ve ezan o-kunmasına karşılık ücret almayan bir müezzin edin."

Yezid Ebu'l-A'la'dan da bu isnadla buna benzer bir rivayet nakledilmiştir. Ancak onun rivayetinde: "Bana Kur'an-ı Kerim'i öğret" ibaresi geçmektedir. Onun rivayetine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Sen onların imamısın. Onların en zayıflarına uy."

"Onların en zayıflarına uy": Yani namaz kılanların içindeki zayıf kişinin durumunu gözet. Dolayısıyla ona zorluk çıkarmamak için namazını fazla uzat­ma. [73]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Yukarıdaki nassa (hadisi şerife) dayanarak ilim adamları müezzinin sırf Allah rızası için çalışmasının ve ezan ve kamet okuma karşılığında ücret al­mamasının müstehab olduğunu söylemişlerdir. Bununla birlikte ezan için ve dini maslahatlarla bağlantılı olarak yürütülmesine ihtiyaç duyulan görevler için ücretli adam görevlendirmenin de caiz olduğuna fetva verilmiştir.

Ahzevi'nin Anda'sında (2/12-13) da şöyle denilmiştir:

"İlim adamlarımızın çoğunluğu, ezan için ücretle adam görevlendirme­nin caiz olduğu görüşündedir. İmam Şafii ve Ebu Hanife bunu mekruh gör­müştür. Evza'i de: "SÖz konusu göreve getirilen bir kişiye, yaptığına karşılık bir mükafat verilir ancak belli bir ücret verilmez" demiştir." İbni Abidin'in Haşiyesi'nde (1/263) de şöyle denilmektedir: "... Evet, bu görevi yürüten kişinin asıl gayesinin Allah'ın rızasını ka­zanmak olması gerektiği söylenebilir. Ancak bu kişi vakitleri gözlemek ve bununla meşgul olmak sebebiyle kendinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimi için yetecek miktarda kazanç sağlamaktan geri kalabilir. Do­layısıyla kazanç düşüncesinin onu bu kıymetli görevi yerine getirmekten alıkoymaması için bir ücret alabilir. Bu durum söz konusu olmazsa ücret al­maz bu zaman kendisine sözü edilen sevap verilir. Hatta İki ibadeti hem ezan okuma hem de çoluk çocuğun geçimi için çaba harcama ibadetini bir­likte yürütmüş olabilir. Ameller ise niyetlere göredir." [74]

 

Yolculukta Ezan

 

819- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'iri mevlası Nafi'den şu şe­kilde rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) yolculukta sabah namazı dışındaki namazlarda kamete ek bir şey yapmazdı (yani aynca ezan okumazdı). Sabah namazında ise hem ezan okur ve hem de kamet getirirdi ve şöyle derdi.

"Ezan insanların kendisine toplandıklaır imam içindir."

Bu, Abdullah bin Ömer (r.a)'in kendi içtihadıdır. Şehir dışmda yalnız ba­şına namaz kılan birinin ezan okumasının müstehab olduğu daha önce geç­mişti. [75]

 

820- Ebu Davud, Akabe bin Amir (r.a)'in merfu olarak şöyle söylediği­ni rivayet etmiştir:

"Rabbin, bir tepenin başında namaz için ezan okuyan ve namaz kılan bir koyun çobanından pek hoşlanır ve şanı yüce olan Allah şöyle buyurur:

"Şu kuluma bakın, ezan okuyor ve namaz kılıyor. Benden korkuyor. Ben kulumu bağışladım ve onu cennetimle soktum." [76]

 

821- Buharı, rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), Malik bin Huvayris'e ve onun amcasının oğluna şöyle buyurdu:

"Yolculuğa çıktığınızda ezan okuyun, kamet getirin ve en büyük olanı­nız size imamlık etsin." [77]

 

Ezanın Adabı

 

822- Buharı ve Müslim, Ebu Cuheyfe (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [78]

"O (yani Ebu Cuheyfe) Hz. Bilal (r.a)'i ezan okuduğunda gördü(günü bil­dirdi) ve şöyle söyledi;

"Bunun üzerine ezanda ağzını orada ve burada izlemeye başladım (yani ağzını öteye beriye çeviriyordu - Çeviren)"

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın yanma gittim. Ebtah'da deriden yapılma yeşil kub­bede bulunuyordu. Hz. Bilal (r.a) O'nun abdest suyunu çıkardı. İnsanlardan bazıları ondan alıyor, bazıları da üstlerine serpiyorlardı. Sonra Resulullah (a.s) çıktı. Üzerinde yeşil bir hülle (cübbe) bulunuyordu. Şu an baldırlarının beyazlığına bakıyor gibiyim. (Resulullah a.s) sonra abdest aldı. Hz.Bilal (r.a) de ezan okudu. Ben ağzını burada ve şurada; sağda ve solda izlemeye baş­ladım. (Yani ağzını sağa ve sola çevirdiğinden bir sağda bir solda görüyor­dum. - Çeviren) "Böyle çevirirken; "Hayya ale's-salah, Hayye ale's-salah; Hayye ale'l-felah, Hayye ale'I-felah" diyordu. Sonra (Resulullah a.s) için bir baston dikildi ve öne geçip öğle namazını iki rek'at kıldırdı. Bu sırada önün­den eşekler ve köpekler geçiyordu, geçmelerine engel olunmuyordu. Sonra ikindi namazını iki rek'at kıldırdı. Sonra Medine'ye dönünceye kadar böyle ikişer rek'at kıldırmaya devam etti." [79]

"Muaviye (r.a)'nin şöyle söylediğini duydum: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Müezzinler kıyamat gününde insanların en uzun boyunluları olacak­lardır."

Bir başka rivayete göre de hadisin ravisi İsa bin Talha (r.a)'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

"Muaviye bin Ebi Süfyan'ın yanında bulunuyordum. Müezzin kendisini namaza çağırmak üzere yanma geldi. Bunun üzerine Muaviye (r.a) şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum: ..." [80]

 

809- İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Müezzinler güvencededirler, imamlar ise dayanaktırlar. Ey Allah'ım! Müezzinleri bağışla, imamların da hatalarını düzelt." (Üç kere)

Bu, Ali bin Hucr'un hadisinin metnidir.

Hüseyin bin Hasan da şöyle söylemiştir:

"Allah imamları doğruya yöneltsin, müezzinleri de bağışlasın." [81]

 

810- Taberani, Ebu Mahzure (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Müezzinler iftarlarında ve sahurlarında Allah'ın eminleridirler." [82]

 

Ezan Ve Kamet Arasında Dua

 

811- Ahmed bin Hanbel, Ehes bin Malik (r.a)'in şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ezan ve kamet arasında yapılan dua reddedilmez, şu halde dua edin."

îbni Huzeyme şöyle söylemiştir:

"Burada kabule layık duayı kasdetmiştir." [83]

 

812- İbni Huzeyme, Sehl bin Sa'd (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s.) şöyle buyurdu: [84]

"İki şey reddedilmez yahut reddedildiği nadir olur: Ezan esnasmda ve ta­rafların birbirine girdiği savaşın en şiddetli anında yapılan dua."

Bu hadisin isnadı hasendir. İbni Hibban ise kitabının 297. sahifesinde bu­nun sahih olduğunu bildirmiştir. Onun rivayet ettiği hadisin metni şöyledir:

"İki vakit (saat) vardır ki, bu vakitlerde dua edenin duası reddedilmez. Namaz için kamet getirildiğinde ve Allah yolunda savaşılırken birinci safta bulunulduğunda." [85]

 

813- Ebu Davud, Abdullah bir Amr bin el-As (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"Bir adam: "Ya Resulullah (a.s)! Müezzinler bize üstün çıkıyorlar (bizden daha çok sevabı hakediyorlar)" dedi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Sen de onların dedikleri gibi de. Bitirince de iste, istediğin verilir." [86]

 

Namaz İçin Ne Zaman Kamet Getirilir Ve Cemaat Ne Zaman Namaza Kalkar ?

 

814- Ebu Davud, Simak bin Harb (r.a)'dan rivayet etmiştir: "O, Cabir bin Semure (r.a)'nin şöyle söylediğini duydu: "Resulullah (a.s)'m müezzini hamen kamet getirmeyip biraz geciktirir­di. Resulullah (a.s)'ın çıktığım görünceye kadar kameti geciktirirdi. O'nu görmesiyle birlikte kamet getirirdi."

Müslim'in rivayetine göre de şöyle söylemiştir: [87]

"Hz. Bilal (r.a) güneş batıya yöneldiğinde hemen ezan okurdu. Ancak Resulullah (a.s) çıkıncaya kadar kamet getirmezdi. O'nun çıktığını görmesiy­le birlikte İCamet getirirdi." [88]

 

815- Buharı ve Müslim, Katade (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Namaz için kamet getirildiğinde beni görmenize kadar (namaza) kalk­mayın." [89]

 

Bir Açıklama

 

Beğavi şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi şerif, imamın çıkmasından önce. kamet getirilmesinin sonra da onun çıkmasının beklenilmesinin caiz olduğuna delalet etmektedir. İlim adamlarından bazıları halkın imamı ayakta beklemelerini mekruh saymış­lardır. İbnu'l-Mübarek ise: "Cemaatten olanlar, müezzinin "kad kameti's-salah" demesiyle birlikte kalkarlar" demiştir. Bunun yaraşıra müezzinin "hayye ale's-salah" demesiyle kalkılacağı da söylenmiştir."

Bazı ilim adamlarına göre de cemaat, durumlarına göre bir vakitte kalkar­lar. Yine, cemaatin "hayye ale's-salah" dendiğinde kalkması, imamın da "kad kameti's-salah" dendiğinde tekbir alması (yani namaza başlangıç tekbiri al­ması) gerektiği de söylenmiştir. [90]

 

Birden Fazla Müezzin Edinilmesi

 

816- Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'m iki müezzini vardı: Hz. Bilal (r.a) ve gözleri görme­yen (a'ma) İbni Ummi Mektum. [91]

"Avret organlarından birinin dörtte biri bir tesbihlik rüku gibi namazın en kısa bir rüknünün yerine getirilmesine yetecek kadar bir süre açık kal­ması durumunda namaz bozulur. Bu hüküm, açılmanın kişinin kendi ha­reketinden dolayı olmaması için söz konusudur. Eğer kendi hareketinden dolayı olursa namazı derhal bozulur."

Hanefilere göre kişi eğer kasıtlı olarak açmazsa, avret yerlerinden belirti­lenden daha az bir kısmım açmasıyla namaz bozulmaz.

Yine Hanefilere göre erkeğin namazda örtmesi farz olan avret yeri göbe­ğin altından diz kapaklarının altına kadar olan kısmıdır. Namazda cariyenin avret yeri, erkeğin avret yeri ile aynıdır. Hür bir kadının ve onun gibi olan hün-sanın avret yerleri ise yüzü, elleri ve güvenilir fetvaya göre ayaklarının alt ve üstleri dışında kalan bütün bedenidir. Sağlam olan görüşe göre kadının uza­yan saçları da avret yerlerine dahildir.

Malikilere göre, erkeğin örtmemesi durumunda namazının geçerli olmaya­cağı avret yerleri ön ve arka haya yerleridir. Onlara göre buralar kaba avret­lerdir ki, namazda buraların örtülmesi farzdır. Buralardan diz kapaklarına ka­dar olan kısım hafif avrettir ve namazda açılması mekruhtur. Açılması duru­munda hemen vakit içinde o namazın iade edilmesi gerekir. Vakit içinde iade edilmesi ile kastedilen ise şudur: Eğer kılınan namaz iki gündüz vaktine (öğle ile ikindi vakitlerinden birine) denk geliyorsa bu vakitler çıkmadan, akşam ve yatsı namazlarının vakitlerine denk geliyorsa gece içinde, sabah namazının vaktine denk geliyorsa güneş doğuncaya kadar iade edilmelidir.

Hür bir kadının kaba avretleri ise göğüs, başın etrafı, suttan aynen göğse denk gelen kısım dışında kalan bütün bedendir. Bu yerlerin yüz, eller ve ayak­ların altları dışmda kalan kısımları ise hafif avrettir. Buraların açılması duru­munda namazın iade edilmesi gerekir. İade vakti ise öğle veya ikindide güne­şin sararmasına kadar olan vakittir. Eğer açılma akşam veya yatsı namaz­larından birinde olmuşsa bunun iade edileceği vakit bütün gecedir. Sabah güneşinin doğmasından önce iade edilmesi gerekir. Kadın hafif avreti açık ola­rak namaz kılması durumunda günah işlemiş olur. Erkek için de aynı şey söz konusudur.

Şafiilere göre erkeğin avret yeri diz kapağı ile göbek arasıdır. Onlara göre diz kapağı avretten değildir. Aynı şekilde göbek de avretten değildir. Sağlam olan görüşe göre cariyenin avreti de erkeğin avreti gibidir. Hür kadınm ve onun gibi olan hünsanın avreti ise bileklere kadar olan ellerin iç ve dış kısım­ları dışmda kalan bütün bedendir. Hanbelilerin görüşleri de Şafiilerin görüşleri ile aynıdır.

Malikilerin görüşlerine göre yedi yaşına girmiş bir erkek çocuğun namaz kılmak istemesi durumunda (buluğ çağma ermiş) erkekler gibi kaba ve hafif avretlerini örtmesi mendubdur. Bu kısım yani hem kaba ve hem de hafif avreti içine alan kısım ise diz kapağı ile göbek arasıdır. Küçük bir kızın namaz kıl­mak istemesi durumunda da hem kaba ve hem de hafif avretlerini örtmesi mendubdur. Ancak sadece diz kapağı ile göbek arasım örtmesi de yeterli olur. Ailesi onun bu şekilde namaz kılmasına müsaade etmekten dolayı günah işlemiş olmaz.

Burada yaptığımız açıklamalarda sözünü ettiğimiz yerlerin en basit bir el­bise ile örtülmesi halinde bile farz yerine getirilmiş olur. Ancak Müslüman kadın ve erkekten namaz konusunda istenen uygulama bundan daha geniştir. Fakat belirttiğimiz şekildeki bir örtünme ile kılınması kerahetle birlikte caiz olsa da Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey Ademoğulları! Her mescide gidişinizde süslerinizi alın, yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez." [92]

Buna göre Müslüman kadın ve erkekten istenen, en mükemmel bir görün­tü içinde namazlarını yerine getirmeleridir. Bunun nasıl gerçekleştirileceği ise konuyla ilgili mekruhların bilinmesiyla anlaşılır. Bunlardan ise ileride söz edi­lecektir.

Elbise yerlerinin çekilmesi suretiyle namaz kılınması mekruh olursa bun­dan daha geniş bir hassasiyet nasıl olur? İş elbisesi ile veya üzerinde hoşa gitmeyen bir koku bulunan elbiseyle camide namaz kılınması mekruh oldu­ğuna göre bu bizi, Müslümamn görünümün, temizliğin, nezafetin, zerafetin, en güzel şekliyle ve elbisenin en güzeliyle namaz kılması gerektiği sonucuna götürmektedir. Namazın mükemmel olması için ileride de göreceğimiz üzere iki veya daha fazla giysi ile kılınmaladır. Kadının namazının mükemmel ol­ması için üç giysi ile kılmalıdır. Bunlar: Başı ve boynu kapatacak bir başör­tüsü, bacaklar dahil olmak üzere bütün bedeni örtecek boydan bir elbise ve bu elbiseyi kapatacak bir dış giysi... Kadın için müstehab olan, cilbabını organ­larım belli etmeyecek ve rüku ve secde esnasmda dış giysisini yüksekte tuta­cak derecede bol yapmasıdır. Müslüman hanımlar namazda giyecekleri elbi­seler konusunda güzel gelişmeler gerçekleştirmişlerdir. Her bölgede övgüye değer bir yenilik görülmektedir. Bu kitabın bir çok yerinde giyim konusundan söz edilecektir. [93]

 

Konuyla İlgili Rivayetler

 

824- Ebu Davud, Behz bin Hakim (r.a)'den, o babasından, o da dede­sinden (yani kendi babasından) -ki bu kişi (yani dede) Resulullah (a.s)'ın sohbetinde bulunmuştu- rivayet etmiştir: [94]

"Bu kişi (yani Behz bin Hakimin dedesi) şöyle söyledi:

"Ya Resulullah (a.s)! Avret yerlerimizin ne kadarım kapatıp ne kadarını bırakacağız (yahut ne gibi durumlarda kapatıp ne gibi durumlarda kapatma­dan bırakacağız?" dedim. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Kendi hanımın ve elinin altındakiler (cariyelerin) dışındakilerden av­retini sakla."

"Ya Resulullah (a.s)! Bir adam başka bir adamla bulunabiliyor?" dedim. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Onu (yani avretini) kimsenin görmemesini sağlamaya güç yetirebilir-sen yap"

"Bazen insan yalnız basma kalıyor" dedim. Resulullah (a.s) şöyle buyur­du:

"Allah kendisinden utanılmaya insanlardan daha layıktır."

Bir rivayette de şöyle denilmektedir:

"Ya Resulullah (a.s)! Bazen bir topluluk bir arada bulunuyor" dedim. Re­sulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Eğer onu kimsenin görmemesini sağlamaya güç yetirebilirsen kimse görmesin."

"Birimiz yalnız başına kalırsa?" dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Allah kendisinden utanılmaya, insanlardan daha layıktır." [95]

 

825- Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: [96]

"Erkek erkeğin avret yerine bakamaz. Kadın da kadının avret yerine ba-kamaz. Bunun yanısıra erkek erkeğin karşısına bir elbise içinde çıkamaz. Ay­nı şekilde kadın da kadının karşısına bir elbise içinde çıkamaz."

Bir rivayette: "... avret yerine bakamaz" yerine "çıplak olarak bakamaz" denmektedir. [97]

 

826- Ebu Davud, Abdullah bin Amr bin el-As (r.a)'ın şöyle söylediğini [98]

Avret: Namazda örtülmesi gereken yerlerdir. Erkeğin göbeği ile diz kapaklarının arası; kadının ise yüzü ile bileklerine kadar elleri dışında kalan bütün bedeni avrettir. Kadının ayakları konusunda ise iki farklı görüş bulunmaktadır. Cariyenin avret yerle­ri ise erkeğinkiyle aynıdır. Cariyenin başı, boynu, kolları ve baldırları gibi çalışma es­nasında açılan yerleri avret değildir. Namazda örtülmesi gerekli olan bu avret yerle­rinin namaz dışında da örtülmesi gerekir. Yalnız başına kalındığı zaman örtülmesi­nin gerekip gerekmediği konusunda ise tereddüd vardır. Gösterilmesinden utanılan bir şey için avret denir. Bu yüzden kadınlara avret denilmektedir. Bir insanın avreti (yani genel anlamda avreti) ön ve arka haya yerleridir. Savaşlarda ve çarpışmalarda avret diye öldürülmesinden (veya saldırıya uğramasından) korkulan açıktaki şeylere denir. Bu itibarla bir ayeti kerimede: "Bizim evlerimiz avrettir" (Ahzab suresi: 131) Denilmektedir. Bu ayeti kerimede avret kelimesi ile o evlerin açıkta olduğu düşmanın saldırısına uğramasından korkulduğu anlamı kastedilmektedir. (İbnu'l-Esir) [99]

 

Bir Açıklama

 

Müezzinin tam bir taharet üzere (yani gusül almasını gerektirecek bir du­rumu olmadığı gibi abdestli olarak) ezan okuması müstehabdır. Bunun yanı­sıra yüzünü: "Hayye ale's-salah" derken sağ tarafa, "Hayye ale'l-felah" der­ken de sol tarafa çevirmesi müstehabdır.

 

823- Ebu Davud, Neccaroğu 11 arından bir kadının şöyle, söylediğini riva­yet etmiştir:

"Benim evim Mescid'in çevresindeki en yüksek evlerdendi. Hz. Bilal (r.a), sabah namazında onun üzerinde ezan okurdu. Seher vakti gelir evin üstüne oturur ve fecri gözlerdi. Fecrin doğduğunu gördüğünde yürür ve şöyle derdi:

"Ey Allah'ım! Sana hamdediyorum ve senin dinini hâkim kılmaları i-çin Kureyş'e karşı senden yardım diliyorum." Sonra ezan okurdu. Valahi bu sözleri bir gece bile terkettiğini bilmiyorum."

Müezzin uyanık olmalıdır. Minare de caminin çatısı gibi ihtiyacın gerektir­diği kadar jüksekçe bir yerde olmalıdır. Müezzinler ayakta ezan okurlardı.

İbnu'l-Munzir şöyle söylemiştir:

"İcma (görüş birliği), ezanın ayakta okunmasının sünnet olduğu üzere­dir." [100]

 

SETRİ AVRET (AVRET YERLERİNİN ÖRTÜLMESİ)

 

Yüce Allah, Kur'anı Kerim'inde şöyle şöyle buyuruyor

"Ey Ademoğullan! Şeytan, anne babanızın avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak onları cennetten çıkardığı gibi sizi de ya­nılgıya düşürmesin." [101]

Şeriatın belirlemiş olduğu bir takım durumlar dışında avret yerlerinin ör­tülmesi istenen (gerekli görülen) bir şeydir. Avret yerlerinin örtülmesi normal durumlarda gerekli olunca, namazda gerekli olması öncelikle söz konusudur.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ey Ademoğullan! Her mescide gidişinizde süslerinizi alın, yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez." [102]

Abdullah bin Abbas (r.a) burada süsler ile kastedilenin elbiseler olduğu­nu söylemiştir.

İlim adamları, istisnai durumlar dışında gerek namazda ve gerekse başka yerlerde avret yerlerinin örtülmesinin vacib (gerekli) olduğu üzerinde icma etmiş ve görüş birliğine varmışlardır.

Şeriata göre avret yeri, vücudun örtülmesi gerekli olan ve başkalarının bakmalarının haram olduğu yerlerdir. Namazda avret yeri denilirken ise bir kimsenin örtmeye gücünün yetmesi durumunda karanlık bir yerde namaz kılarken bile örtmesi şart olan yerleri kastedilir. Namaz dışındaki avret ise yerine göre namazdaki avretin aynısı olabileceği gibi bazen de aynısı olma­yabilir. Çünkü namaz dışındaki avret, bakan kişinin durumuna göre değişir. Mesela bir adam ile karısı arasında avret söz konusu değildir. Bir kadının kendisine mahrem olan kişiler karşısındaki avreti, kendisine mahrem olma­yan kişiler karşısındaki avretinden farklıdır. Sonra namaz dışındaki avret, yükümlülerin durumlarına göre de değişebilir. Bir cariyenin avreti hür bir kadı­nın avretinden farklıdır.

İmam Ebu Yusuf, ihtiyaç olması ve yapılan işin gerektirmesi durumunda çalışan kadınların kollarını biraz açmalarının caiz olacağım söylemiştir. Bir çocuğun avret yerleri de yaşma göre değişiklik arzeder.

Avret yerlerinin örtülmesinin gerekmesi durumunda derinin rengini gös­termeyecek ve avret yerlerini belli etmeyecek derecede kalın ve bol bir giye­cekle Örtülmesi şarttır. Eğer giyilen giysi, altmdakinin niteliğini belli edecek derecede (dar) veya derinin beyazlığını, kırmızılığını belli edecek derecede (şeffaf) olursa onunla namaz kılınması caiz değildir. Eğer deri rengini belli et­memekle birlikte bedenin yapısını veya büyüklük küçüklüğünü belli edecek ni­telikte olursa, onunla namaz kılınması caizdir. Ancak Şafiilere göre bu, ka­dınlar açısından mekruhtur. Erkek için ise yapılması daha uygun olana (evla olana) terstir.

Hanefilerde sağlam görüşe göre avret yerlerinin etrafının her yanından ka­patılması gerekir. Bu itibarla alttan veya gömleğin açık yerinden kapatılması gerekmez. Ancak Hanefilere göre bir kimsenin rükuda veya başka bir halde avret yerleri kendine görünmesi durumunda, gömleğin sarkıtılması ve orta­sından bağlanması sünnettir. Söz konusu durumda avret yerlerinin bir başka tarafından görülmesi halinde (yani böyle bir ihtimalin bulunması halinde) be­lirtilen şeyin yapılması vacip olur.

Malikilere ve diğerlerine göre bir kimse, avret yerlerini örtecek bir şey bu­lamaması durumunda çıplak olarak namaz kılar. Şafiilere göre bu durumdaki bir kimse namazın bütün rükünlerini yerine getirerek namazını kılar. Hanefi­lere ve Hanbelilere göre ise bu durumdaki kişi oturarak ve rüku ile secde için ima etmek suretiyle namaz kılar. Pis bir giyecekten veya ipekten başka avret yerlerini örtecek giysinin bulunmaması durumunda bunlarla namaz kılınır. Bir kimse bunlardan birinin bulunması durumunda çıplak olarak namaz kılarsa na­mazı geçersiz olur. Her ikisinin de bulunması durumunda temiz ipeğin pis bir giyeceğe tercih edilmesi vaciptir. Bir kimsenin namaz esnasında mesela rüz­gar sebebiyle kasıtsız olarak aniden avret yeri açılır ve o da hemen bu yerini Örterse Şafiilere ve Hanbelilere göre namazı bozulmaz. Malikiler ise: "Her­hangi sebeple açılırsa açılsın kaba avret yerinin açılmasından dolayı namaz bozulur" demişlerdir.

Hanefiler de şöyle söylemişlerdir:

rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Çocuklarınız daha yedi yaşında iken onlara namazı emredin. On yaşına geldiklerinde namazı kılmamalarından dolayı onları dövün ve yatakta ara­larını ayırın."

Bir rivayette şöyle bir fazlalığa yer verilmiştir:

"Biriniz hizmetçisini -kölesini veya işçisini- evlendirdiğinde göbeği ile diz kapağının arasına bakmasın." [103]

 

Bir Açıklama

 

Çocukların on yaşma geldiklerinde yatakta aralarının ayrılması (yahut ya­taklarının ayrılması) ile kastedilen sadece kız çocuklarla erkek çocukların a-ralannm ayrılması değildir. Kastedilen uygulama bundan daha geniş kapsam­lıdır.

 

827- Ebu Davud, Hz. Ali bin Ebi Talib (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) ona şöyle buyurdu: [104]

"Ey Ali! Uyluğunu (*) başkasına gösterme. Diri olsun, ölü olsun, başka­sının uyluğuna da bakma!"

Bir başka rivayete göre Hz. Ali (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) beni uyluğumu açmaktan nehyetti ve şöyle buyurdu:

"Uyluğunu açma ve diri olsun ölü olsun başkasının uyluğuna bakma." [105]

 

828- Ebu Davud, Zur'a bin Müslim bin Cerhed (r.a)'den, o babasından, o da dedesinden (yani kendi babasından) rivayet etmiştir:

"O (yani Zur'a'nm dedesi) Suffe ehLindendi ve şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s) bir gün benim yanımda oturdu. Uyluğumun açık oldu­ğunu gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Sen, uyluğun avret yeri olduğunu bilmiyor musun?"

Bir başka rivayete göre de, "Zur'a'nm dedesinin uyluğu açık olduğu halde Mescid'de bulunduğu bir sırada Resulullah (a.s) yanından geçti ve şöyle buyurdu:

"Uyluğunu kapat, orası avrettendir." [106] Ancak Ebu Davud şöyle söylemiştir:

"Zur'a bin Abdurrahman bin Cerhed babasının şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Cerhed'in bulunduğu sırada..." (Yani olayı Zur'a babasının ağzın­dan nakletmiş ve babası kendi babasının adını vererek söz konusu olayı nakletmiştir. - Çeviren)" [107]

 

Bir Açıklama

 

Dim adamlarının çoğunluğu Cerhed'in hadisinde ve benzerlerinde bildirile­ni diğerlerine tercih etmişlerdir. Çünkü burada hüküm sözlü olarak bildiril­miştir. Sözlü olarak bildirilen ise fiile göre daha çok tercihe uygundur. Aynca diğer rivayetler yerine göre tahsis (hususiyet) bildirmektedir. Bazılarının ise rivayet tankları üzerinde tereddüt bulunmaktadır. Bu itibarla uyluğun avret­ten sayılması daha uygundur. Bu yüzden ilim adamları bu hükme muhalif ola­rak nakledilen rivayetlerin özel anlamlar taşıdığına hükmetmişlerdir. Bazıları, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet edilen: "Sonra izar yukarı çekildi (summe husire'Hzar)" ibaresini taşıyan hadisi esas almışlardır. Hadisin metnindeki "husire" kelimesinin bu şekilde okunduğuna Müslim'in rivayetinde geçen "in-hasera" kelimesi de delalet etmektedir. Ahmed bin Hanbel'in İbni Aliyye'den naklettiği rivayette de delalet etmektedir. Bunu Taberani de Buhari'nin şeyhi Ya'kub'dan rivayet etmiştir. Yine îsmaili bunu Kasım bin Zekeriyya'dan, o da Ya'kub'dan rivayet etmiştir.

Kurtubi şöyle söylemiştir:

"Enes bin Malik (r.a)'in hadisi ve onunla aynı anlamı taşıyan diğer ha­disler özel anlarda meydana gelen belirli bir takım olaylarla ilgili olarak va-rid olmuş hadislerdir. Dolayısıyla bu hadisler özel hükümler ortaya koyar. Yahut Cerhed'in hadisinde ve ona benzer diğer hadislerde ortaya koyar. Ya* hut Cerhed'in hadisinde ve ona benzer diğer hadislerde ortaya konulan hükümlerin sınırlarına girmemesi durumu için mübahlığm devam ettiğini bildirir. Çünkü Cerhed'in hadisi ve benzerleri genel hüküm ortaya koymak­tadır."

 

829- Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Uyluk avrettir." [108]

 

830- Ahmed bin Hanbel, Resulullah (a.s)'ın sünnetçisi Muhammed bin Abdullah bin Cahş (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), Mescid'in avlusunda Ma'mer (r.a)'in yanından geçti. Ma'mer (r.a) uyluğunun bir tarafını açmış halde çömelmiş oturuyordu. Re­sulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Uyluğunu kapat ey Ma'mer! Şüphesiz uyluk avrettir."

Yine aynı kişiden rivayet edilen ve Ahmed bin Hanbel'in kitabında yer alan bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Benim kendisiyle beraber bulunduğum bir sırada Resulullah (a.s), Ma'­mer (r.a)'in yanından geçti. Ma'mer (r.a)'in uylukları açıktı. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu: [109]

"Ey Ma'mer! Uyluklarını ört. Uyluklar avrettir."

Ancak o birinci rivayetinde: "Uyluk avrettendir" demiştir. [110]

 

831- Buhari, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Ben, Resulullah (a.s)'m şöyle söylediğini duyduğuma şahitlik ediyo-

rum:

"Kim bir tek elbise içinde namaz kılarsa, elbisesinin iki yanını üstüste ge­tirsin."

Buhari'nin rivayeti bu şekildedir. Ebu Davud'un rivayetine göre ise şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz bir tek elbise içinde namaz kıldığında iki tarafını omuzlarının üzerinden üstüste getirsin." [111]

Buradan hareketle namazda ridanın (palto vs.'nin) iki yanını üstüste ge­tirmeden kenarlarından sarkıtmak veya kollan içine geçirmeksizin üstten at­mak mekruh görülmüştür. Buradan anlıyoruz ki, namazda esas olan bedenin Örtülmesidir.

İlim adamları şöyle söylemişlerdir:

"İnsanın bedenini göstermesi mürüvvetten değildir. Yaratılanlara karşı bu edebe uyulması gerektiğine göre namazda yaratana karşı bu edebe uyul­ması öncelikle gereklidir."

 

832- Kutubi Sitte sahiplerinin, Tirmizi'nin dışında kalanları, Ebu Hu­reyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [112]

"Bir kimse Resulullah (a.s)'a tek bir elbise içinde namaz kılmak hakkın­da soru sordu. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Her birinizin iki elbisesi var mı?"

Buhari ve Müslim'in bir rivayetlerine göre de şöyle söylemiştir:

"Bir adam Resulullah (a.s)'a seslenerek: "Birimiz bir tek elbise içinde na­maz kılabilir mi?" diye sordu. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Her biriniz iki elbise bulabilecek mi?" [113] Bir rivayette şöyle bir fazlalığa yer verilmiştir:

"Sonra adam Hz. Ömer (r.a)'e (aynı şeyi) sordu. O da şöyle söyledi: Üze­rinde değişik elbiseler olarak namaz kılar. Adam yerine göre izar ve rida ile, izar ve gömlekle, izar ve kaftanla (hırkayla), kısa şalvar (kisvet) ve kaftanla, kısa şalvar ve gömlekle namaz kılar."

Ravi dedi ki: "Sanıyorum bir de: "Kısa şalvar ve rida ile..." dedi." [114] Muvatta'da yer alan rivayete göre de İbni Müseyyib şöyle söylemiştir:

"Ebu Hureyre (r.a)'ye: "Erkek bir tek elbise içinde namaz kılabilir mi?" diye soruldu. O da: "Evet" dedi. Bunun üzerine: "Sen böyle yapıyor mu­sun?" denildi. O da şöyle söyledi:

"Evet, Benim elbiselerim askıda olduğu sırada bir tek elbise ile namaz kılarım." [115]

 

Bir Açıklama

 

Bir tek elbise içinde namaz caizdir. Ancak Hz. Ömer (r.a)'den nakledilen rivayette geçtiği üzere daha fazla elbise içinde kılman namaz daha mükem­mel olur. Esas olan ise Müslüman kadın ve erkeğin avret yerlerini gösteren

 

833- Nesai, Enes bin Malik (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:[116]

"Resulullah (a.s) cemaat ile birlikte kıldığı en son namazını Hz. Ebu Be­kir (r.a)'in arkasında, bir tek elbise ile o elbiseye bürünerek kıldı."

Tirmizi'nin rivayetinde de şöyle denilmektedir:

"(Resulullah a.s) hastalığı esnasında Hz. Ebu Bekir (r.a)'in arkasında otu­rarak, bir elbise içinde ve o elbiseye bürünerek namaz kıldı." [117]

 

834- Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini riva­yet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz elbisesinden omuzunun üzerinde bir şey olmaksızın tek elbise içinde namaz kılmasın (yani eğer elbisesi omuzunun üzerinde atılacak veya bağlanacak kadar değilse bu durumda tek elbise içinde namaz kılmasın -Çeviren)."

Bir rivayette de: "Omuzlarının" diye geçmektedir. İlim adamları, izardan ayn olarak bedenini örtebileceği bir şeyi olan birinin bunu üzerine almadan namaz kılmasını mekruh görmüşlerdir. [118]

 

835- Ebu Davud, Bureyde (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), bir tek elbise içinde ona güzelce bürünmeden namaz kılınmasından nehyetti."

Bir başka rivayette şöyle denilmektedir:

"(Resulullah a.s) rida olmaksızın yalnız şalvarla namaz kılınmasından nehyetti." [119]

 

836- Buhari ve Müslim, Sehl bin Sa'd (r.a)'dan rivayet etmişlerdir:

"Bazı adamlar Resululllah (a.s) ile birlikte, çocukların yaptığı gibi izar-larmı boyunlarına bağlayarak namaz kılarlardı. Kadınlara da şöyle denirdi: "Erkekler safları düzenlenecek şekilde oturmalarını tamamlayıncaya kadar başlarınızı kaldırmayın."

Ebu Davud da bunun benzeri bir rivayet nakletmiştir. Onun rivayetinde: "İzarların darlığından dolayı (öyle yaparlardı)" denmektedir. Yine onun riva­yetinde şöyle denmektedir:

"Bir kişi dedi ki: "Ey kadınlar topluluğu! Başlarınızı kaldırmayın." Kalan kısmı yukarıdaki gibidir. [120]

 

837- İbni Huzeyme, Sehl bin Sa'd (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın zamanında kadınlara, erkeklerin yerlerini tam ola­rak elbiselerinin düzelmesine kadar başlarını kaldırmamaları emredilirdi."

Bu, erkeklerin avret yerleri açık olarak namaz kıldıklarını ortaya koymaz. Söz konusu emir ise ihtiyat için söylenmiş bir emirdir. [121]

 

838- Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Hayız gören bir kadının namazı, ancak başörtüsünü örterse kabul edi­lir." [122]

 

Bir Açıklama

 

Başörtüsü normalde kadının başını ve boynunu örtmek için kullandığı örtüdür. Ancak yukarıdaki hadisi şerifte bu kelime ile kadının namazda bede­ninin örtülmesi gereken kısmını tamamen örtecek bir giyeceğin kastedildiği anlaşılmaktadır. Daha önce geçtiği üzere namazda kadmın yüzü ve elleri dı­şında kalan bütün bedeni avrettir. Ayaklarının avret olup olmadığı üzerinde ise görüş ayrılığı bulunmaktadır.

 

839- Buhari ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [123]

"Resulullah (a.s) üzerinde resimli işlemeler bulunan bir giysi içinde na­maz kıldı. Üzerindeki resimlere şöyle bir baktı. Namazını bitirince de şöyle buyurdu:

"Benim şu giysimi Ebu Cehm'e götürün de bana Ebu Cehm'in enbicani-yesini getirin. Bu biraz önce beni namazda meşgul etti."

Bir rivayette de şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s)'ın üzerinde resimli işlemeler bulunan bir giysisi vardı. Bu, namazda kendisini meşgul ediyordu. Dolayısıyla onu Ebu Cehm'e verdi ve onun enbicani bir giysisini aldı."

Buhari'nin bildirdiğine göre Hişam bin Urve, babasından rivayet etmiş, o da Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini bildirmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben namazdayken onun işlemlerine bakıyordum. Ancak benim zihni­mi karıştırmasından korkuyordum." [124]

Bu, Muvatta'da, [125] Ebu Davud'un Süneninde [126] ve Nesai'nin Süneninde [127] de rivayet edilmiştir. Muvatta'da ayrıca Urve (r.a)'nin Resulullah (a.s)-'tan rivayeti tankıyla bunun benzeri bir başka hadis daha verilmiştir. O bu tankla hadisi mürsel olarak nakletmiştir. [128]

Ebu Davud'un bir başka rivayetinde de şöyle denilmektedir:

"... ve Ebu Cehm'e ait Kürt yapımı (kürdi) bir elbise aldı. Bunun üzerine kendisine şöyle denildi:

"Ya Resulullah (a.s)! Öbür giysi (halise) kürdiden daha iyiydi." [129]

 

840- Taberani, Abdullah bin Sercis (r.a)'ten şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) bir gün üzerinde yün bir hırka (bürde) bulunarak na­maz kıldı. Sonra ashabından bir adama: "Senin hırkanı bana ver de sen be­nim hırkamı al" diye buyurdu. Adam: "Ya Resulullah (a.s)! Senin hırkan be­nim hırkamdan daha iyi" dedi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Evet. Ancak üzerinde kırmızı bir çizgi var. Ona bakıp da namazlarımda onunla zihnimin karışmasından korktum." [130]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadisi şeriften ve daha önce geçen hadisi şeriften Müslümanın namaz­da giyeceği elbisesinde çeşitli hususlara dikkat etmesinin gerektiğini anlıyo­ruz. Bu cümleden olarak ilim adamları kendini beğenmişlik duygusu içinde el­biselerini sarkıtmayı mekruh görmüşlerdir. Hanbeliler de kırmızı renkli elbi­seyi giymeyi ve onunla namaz kılmayı mekruh görmüşlerdir.

Bu iki rivayetten anlaşıldığına göre Müslüman ihtiyatlı olmalı ve namazda zihnini meşgul edecek, kendini namaza vermekten alıkoyacak elbise giymek­ten kaçınmalıdır. Buna dikkat edilmesi ise müstehabdır. Bu konu kişiden ki­şiye ve insanın sahip olduğu dereceye (makama) göre değişiklik arzeder. Re­sulullah (a.s)'ın olduğu derecede üzerindeki elbisenin kendini biraz meşgul etmesi sebebiyle onu değiştirmesini gerektirmiştir. Bu uygulama ise mubah­tan yararlanmada daha iyiye ulaşmak amacıyla kişinin kendini sorgulaması konusuyla ilgili temel bir ölçü ortaya koymaktadır.

İbni Hacer (l/483)'de Resulullah (a.s)'ın: "Bu, biraz önce beni namazda meşgul etti" sözüyle ilgili olarak şöyle söylemiştir:

"Yani kendimi tam olarak ona vermekten alıkoydu. Sebebin ortaya ko­nuş tarzından, herhangi bir durumun meydana gelmediği ancak Resulullah  (a.s)'ın meydana gelmesinden endişe ettiği anlaşılmaktadır. Hadisteki "kor­kuyordum" sözü de bunu göstermektedir. İmam Malİk'in rivayetinde ise: "Meşgul edecek oldu (veya neredeyse meşgul edecekti)" denmektedir."

 

841- Bu har i, Ukbe bin Amir (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a (arkadan ve önden) yırtmaçlı ipek bir hırka hediye edildi. Onu giydi ve onunla namaz kıldı. Sonra namazını bitirdi ve onu, is­temeyen birinin çıkarması gibi sertçe çıkardı ve şöyle buyurdu:

"Bu, takva sahiplerine yakışmaz." [131]

 

Bir Açıklama

 

Bu olayın, ipeğin erkeklere haram kılınmasından önce meydana gelmiş ol­ması mümkündür. Yahut giyilen giyside mubah sınırını aşmayacak miktarda ipek parça bulunuyor olabilirdi. Çünkü gerek namazda ve gerekse namaz dı­şında erkeklerin ipek giymelerinin haram olduğu üzerinde icma' (görüş birliği) vardır. İleride geleceği üzere erkekler ipeği sadece özel durumlarda veya her­hangi bir mazeret dolayısıyla giyebilirler.

İbni Hacer, Feth (l/485)'te şöyle söylemiştir:

"Bu hadisin zahirinden anlaşıldığına göre Resulullah (a.s)'ın söz konu­su elbise ile namaz kılması erkeklere ipek giymenin haram kılınmasından önce meydana gelmiş bir olaydı. Sahihi Müslim'de Cabir bin Abdullah (r.a)-rtan rivayet edilmiş olan bir hadis de buna delalet etmektedir. Söz konusu hadisi şerifin metni şöyledir:

"(Resulullah a.s) ipek bir hırka ile namaz kıldı. Sonra onu çıkardı ve şöyle buyurdu:

"Cibril beni nehyetti."

Yine Resululah (a.s)'m: "Bu takva sahiplerine yakışmaz" ifadesinin ta­şıdığı anlam da bunu ortaya koymaktadır. Çünkü bir şeyin haramlığı konusunda takva sahipleri ile diğerleri birdir yani takva sahiplerine haram olan diğerlerine de haramdır. Burada takva sahibi sakınan Müslüman ile küfür­den sakınan Müslümanm kastedilmiş olması muhtemeldir. Söz konusu giysiyi çıkarmasının sebebi onu giymekten nehyedîlmesi (yani nehiy hük­münün o üzerindeyken gelmiş olması - Çeviren) da olabilir. Dolayısıyla bu,, ipek giymenin haram kılınmasının başlangıcı olabilir. Bunun kesinlik ka­zanmasından sonra artık bu rivayet, ipek giysi içinde namaz kılmayı caiz görenler için bir delil sayılamaz. Çünkü Resululah (a.s) aynı şeyi tekrar yap­mamıştır. Ayrıca Resulullah (a.s)'ın aynı fiili tekrar etmemesi onu ilk kez yapmasının haram kılınmasından önce olması dolayısıyladır.

İpek giymenin haram kılınmasından sonra ipek elbise içinde kılınan na­maz çoğunluğun görüşüne göre geçerlidir ancak böyle bir şeyin yapılması haramdır. İmam Malik'in görüşüne göre ise bu şekilde namaz kılanın vakit içinde namazını iade etmesi gerekir. En doğrusunu ancak Yüce Allah bilir." [132]

 

842- Kütübi Sitte sahipleri, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) iki tür giyimden nehyetti: Elbisenin üstten boylu bo­yunca atılması. Bu tarz giyim ise, kişinin elbisesini üstten omuzlarını atla­ması ve iki yanından biri üzerinde elbise bulunmaması ve dolayısıyla ora­nın açığa çıkması yahut elbiseyi namazda kollarını da üstten örtecek şekilde giymesidir. (Yani elbisenin kolları sokacak bir kısmı bulunmaması sebebiyle üsten giyilince kollar elbisenin içinde kalır ve namazda kolları elbisenin al­tından hareket ettirmek gerekir - Çeviren) İkinci giyim şekli ise, kişinin [133]

içerden haya yerlerini örtecek bir şeyi olmadığı halde elbisenin üzerine çö-melerek oturmasıdır."

 

843- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şekilde riva­yet etmiştir:

"Resulullah (a.s) bir tek elbise ile namaz kıldı. Ona bürünüyor ve sarkan kısımlarıyla (fazlalıklarıyla) havanın sıcağını ve sovuğunu gideriyordu." [134]

 

 844- Buharı. Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Muhammed bin Munkedir şöyle söyledi:

"Cabir (r.a)'in bir tek elbise ile namaz kıldığını gördüm. Ve de şöyle söy­ledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın bir tek elbise ile namaz kıldığını gördüm" Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Cabir bin Abdullah (r.a)'ın yanına gittim. Bir tek elbise ile ona sarınmış bir halde namaz kılıyordu. Ridası (yana) konulmuştu. Namazı bitirince: "Ey Ebu Abdullah! Ridan yana konulmuş halde namaz kılıyorsun" dedik. O da şöyle söyledi:

"Evet. Sizin gibi cahillerin görmelerini istedim. Ben, Resulullah (a.s)'ın bu şekilde namaz kıldığını gördüm." (1)

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Cabir (r.a) bize izarla namaz kıldırdı. İzarını da ense tarafından bağla­mıştı. Elbiseleri ise askıya asılmış halde duruyordu. Bir kişi kendisine: "Tek bir izarla namaz mı kılıyorsun?" diye sordu. O da şöyle söyledi: [135]

"Bunu böyle yaptıysam senin gibi ahmak birinin görmesi içindir. Resu-lullah (a.s)'ın zamanında hangimizin iki elbisesi bulunuyordu?." [136]

Bir başka rivayete göre ise Said bin Haris Mualli şöyle söylemiştir:

"Cabir bin Abdullah (r.a)'a bir tek elbise içinde namaz kılmayı (yani bu­nun hükmünü) sordum. Şöyle söyledi:

"Yolculuklarından birinde Resulullah (a.s) ile birlikte çıktım. Bir işim için yanına gittim. Vardığımızda namaz kılıyordu. Üstelik bir tek elbise için­de. Ben de yanma yanaştım ve yanında namaz kıldım. Namazını bitirince: "Ne için geldin, ey Cabir?" diye buyurdu. Ben de ihtiyacımı kendisine bildir­dim. İhtiyacımı kendine bildirme işini bitirince: "Gördüğüm şekilde yanıma yanaşmanın sebebi neydi?" diye buyurdu. "Bir tek elbise vardı" dedim. O da şöyle buyurdu:

"Eğer geniş olursa onu üstüne aşır. Eğer dar olursa onu bedenine sar." [137]

Yukarıdaki metin, Buhari'nin rivayetidir. Müslim'in rivayetine göre ise Muhammed bin Munkedir, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayetle şöyle söy­lemiştir:

"Yolculuklarından birinde Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyordum. Su yanma geldik. Resulullah (a.s): "Sen (hayvanını) sulamıyor musun, ey Cabir?" diye buyurdu. Ben: "Evet" dedim. Sonra Resulullah (a.s) indi, ben de (hayvanımı) suladım. Sonra Resulullah (a.s) ihtiyacını gidermeye gitti. Ben de O'na abdest suyu hazırladım. Sonra geldi, abdest aldı ve kalkıp bir tek el­bise ile namaz kıldı. Elbisesinin iki yanını üstüste getirmişti. Ben de ar­kasında durdum. Beni kulağımdan tutup sağ tarafına doğru çekti." [138]

Ebu Zubeyr (r.a)'in Cabir (r.a)'den neklettiği bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ı bir tek elbise ile ona bürünmüş olarak namaz kılarken gördüm." [139]

Bir başka rivayete göre de o, Cabir bin Abdullah (r.a)'ı bir tek elbise ile ona bürünmüş olarak namaz kılarken gördü. Elbiseleri de yanında bulunuyor­du. Cabir (r.a) de şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın böyle yaptığını gördüm." [140]

Muvatta'da geçen rivayete göre İmam Malik şöyle söylemiştir:

"Rivayet edildiğine göre Cabir bin Abdullah (r.a) bir tek elbise içinde na­maz kılardı." [141]

Bir başka rivayete göre İmam Malik'e, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan şöyle rivayette bulunulmuştur:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim iki elbise bulamazsa, bir tek elbise içinde ona sarınarak namaz kıl­sın. Eğer elbise kısa olursa onu üzerine bağlasın." [142]

Ebu Davud'un rivayet ettiğine göre de Ubade bin Velid bin Ubade bin Sa-mit'in şöyle söylediği bildirilmiştir:

"Cabir bin Abdullah (r.a)'in yanma gittik. Şöyle söyledi:

"Bir gazvede (savaşta) Resulullah (a.s) ile birlikte yolculuk ettim. (Resu­lullah a.s) kalkıp namaza durdu. Benim üzerimde de bir hırka vardı. İki ta­rafını birbirine birleştirerek gittim. Ancak bana tam gelmedi. Sallanıyordu da. Sonra yine iki yanını birleştirdim. Sonra düşmemesi için boynumu çekip omuzlarımla tuttum. Sonra gelip Resulullah (a.s)'ın sol yanında durdum. Resulullah (a.s) benim elimden tutup döndürerek sağ yanına getirdi. Bu ara­da İbni Sahr gelip sol yanma durdu. Bunun üzerine elleriyle ikimizi de alıp arkasına durdurdu. Resulullah (a.s) dikkatlice bana bakmaya başladı. Ben başlangıçta O'nun böyle bakışını farketmedim sonra farkettim. Bana, hırkayı güzelce sarmam üzere işaret etti. Resulullah (a.s) işini bitirince: "Ey Cabir!" diye buyurdu. Ben: "Buyur, ya Resulullah (a.s)!" dedim. Şöyle buyurdu:

"(Elbise) eğer geniş olursa, iki yanını üstüste getir. Eğer dar olursa o za­man belinden bağla." [143]

Ebu Davud'un vermiş olduğu bu hadis, uzun bir hadisin bir bölümüdür. Müslim bu hadisi uzun şekliyle nakletmiştir.

Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetine göre Abdurrahman bin Ebi Bekr (r.a) şöyle söylemiştir:

"Cabir bin Abdullah (r.a) üzerinde rida bulunmaksızın yalnız gömlekle bize imamlık etti. Namazı bitirince de şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın yalnız gömlekle namaz kıldığını gördüm." [144]

 

845- Müslim, Misver bin Mahrama (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Ağır bir taş yüklendim. Yürürken üzerimden elbisem düştü. Onu ala­madım. Resulullah (.as) beni bu şekilde gördü ve şöyle buyurdu:

"Elbiseni üzerine al ve çıplak olarak yürümeyin." [145]

 

846- Buharı ve Müslim, Ömer bin Ebi Seleme (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmişlerdir: [146]

"Resulullah (a.s) bir tek elbise ile namaz kıldı. Elbisesinin iki yanını üst-üste getirmişti."

Bir başka rivayette şöyle denmektedir:

"O (yani Ömer bin Ebi Seleme r.a) Resulullah (a.s)'ı Ümmü Seleme (r.a)-'nin evinde bir tek elbise ile namaz kılarken gördü. Elbisesinin yanlarını o-muzlarınm üzerine atmıştı." [147]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s)'ı, Ümmü Seleme (r.a)'nin evinde bir tek elbise içinde ona sarılmış halde namaz kılarken gördüm. Elbisenin iki yanını iki omuzu-nun üzerine koymuştu." [148]

Bir başka rivayette: "Bürünmüş" ibaresi geçmektedir. [149]

Bir diğer rivayette de: "Üzerine sarmış" ibaresi geçmektedir. Bu rivayete ek olarak "iki omuzu" anlamına gelen "atikeyhi" kelimesinin yerine yine aynı anlama gelen "menkibeyhi" kelimesi geçmektedir. [150]

 

847- Ebu Davud, Seleme bin Ekva' (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a: "Ben boğazında şişkinlik bulunan bir adamım. Bir gömlekle namaz kılabilir miyim?" dedim. O da şöyle buyurdu:

"Evet. Bir dikenle de olsa onu üzerine bağla "yani üzerinde iki tarafını birbirine bağla -Çeviren)"

Nesai'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Ya Resulullah (a.s)! Ben, üzerimde gömlekten başka bir şey olmaksızın safta bulunuyorum. Onunla namaz kılayım mı (veya kılabilir miyim)?" de­dim. Şöyle buyurdu:

"Onu bir dikenle de olsa üzerine bağla."

Bir başka nüshasında: "Yazın ... oluyorum" şeklinde geçmektedir. (Yani birinci nüshadaki "saff' kelimesinin yerine "sayf' kelimesi geçmektedir.) [151]

 

848- Ebu Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu -veya Hz. Ömer (r.a) şöyle söyledi-:

"Birinizin iki elbisesi olursa, onlarla namaz kılsın (yani namaz kılarken ikisini de giysin. Sadece bir elbisesi bulunursa, onu üzerine bağlasın ve Ya­hudilerin üzerlerine sarmalan gibi sarmasın." [152]

 

849- İmam Malik,  Resulullah (a.s)'m hanımı Meymune (r.a)'nin gö­zetiminde büyüyen Abdullah Havlani (r.a)'den rivayet etmiştir: "

"Meymune (r.a) üzerinde izar olmaksızın hırka ve başörtüsü ile kılardı."

 Namaz kıldı. [153]

 

850- Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) bir kısmı benim üzerimde olan elbisenin içinde namaz kıldı.” [154]

 

851- Ebu Davud, Meymune (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), üzerinde bir kısmı benim üzerimde olan genişçe bir el­bise bulunarak namaz kıldı." [155]

 

852- İbni Huzeyme, Meymune (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) bir kısmı benim üzerimde, bir kısmı O'nun üzerinde [156] olan genişçe bir elbise ile (mirtle - çarşafa benzeyen üstten giyilen bolca bir giysi -Çeviren) namaz kılardı. Bu sırada ben de hayızlıydım."

 

853- Buhari, Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Ben, ashabı suffeden olan yetmiş kişinin arasındaydım. Onlardan üze­rinde rida bulunan bir adam yoktu. Ya bir hırkaları veya boyunlarına bağla­dıkları bir giysileri olurdu. Kiminin elbisesi baldırlarına, kiminin elbisesi ise topuklarına kadar uzanırdı. Avret yerlerinin görüneceği endişesiyle bu elbi­selerini elleriyle birleştirirlerdi (yani alttan herhangi bir giyecekleri olmadı­ğından elbisenin açılması durumunda avret yerlerinin görünebileceği en­dişesiyle elleriyle elbiselerinin alt kısımlarını birleştirip tutarlardı. - Çevi­ren)" [157]

 

854- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: [158]

"Resulullah (a.s) namazda elbiseyi yerlere sarkıtmaktan ve bir adamın ağzını kapatmasından nehyetti." [159]

 

Bir Açıklama

 

ŞerhuVSunne (2/427)'de şöyle denmektedir:

"İlim adanılan bu konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları el­biseleri yerlere sarkıtmanın namazda mekruh olduğunu ileri sürmüş ve: "Yahudiler işte böyle yapmaktadırlar" demişlerdir. İmam Şafii bunun na­maz dışında olduğu gibi namazda da mekruh olduğunu söylemiştir. Bazı ilim adamları ise elbiseyi sarkıtmayı namazda caiz görmüşlerdir.

"Bir adamın ağzını kapatması" sözüyle ilgili olarak Ebu Süleyman Hatta-bi şöyle söylemiştir:

"Araplar ağızlarını sarıklarla kapatmayı adet edinmişlerdi. İşte namazda böyle yapmaktan nehyolunmuşlardı. Ancak namaz kılan biri, ağzına toz,, toprak gelmesi durumunda bununla ilgili bir hadisi şerife dayanarak ağzını kapatabilir."

 

855- Ebu Ya'la, Muaviye (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'m hanımı Ümmü Habibe (r.a)'nin yanına girdim. Re­sulullah (a.s)'m bir tek elbise ile namaz kıldığını gördüm. "Ey Ümmü Habi­be! Resulullah (a.s) bir tek elbise ile mi namaz kılıyor?" dedim. Şöyle söyle­di: "Evet. Yaptığı iş esnasında da onu giymekteydi." Bu sözüyle cinsel yakın­lığım kastediyordu."

Muaviye (r.a), Ümmü Habibe (r.a)'nin kardeşidir. Her ikisi de Ebu Suf-yan'ın çocuklarıdır. [160]

 

856- Taberani, Mu'cemu'l-Evsat'ta Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şu şe­kilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), pamuk bir elbiseye bürünmüş halde yanımıza çıktı. Elinde de bir baston vardı. Usame bin Zeyd (r.a)'e dayanıyordu. Elindeki bas­tonu önüne dikti sonra ona doğru namaz kıldı." [161]

 

857- Ebu Ya'la, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir: [162]

"Resulullah (a.s) namaz kılıyordu. Keskin bir soğuk olduğunu gördü. "Ey Aişe! Çarşafını (mirtini) benim üzerime at" diye buyurdu. Hz. Aişe (r.a): "Ben hayızlıyım" dedi. Oda şöyle buyurdu:

"Hayızlı olman, senin elinde olan bir şey değildir." Müslim'in rivayetinde de şöyle denmektedir: "Hz. Aişe (r.a) şöyle söyledi:

"(Resulullah a.s) geceleyin namaz kılıyordu. Ben yanındaydım. Ben o sıra hayızlıydım. Üzerimde de bir kısmı benim üzerimde, bir kısmı da O'-nun (yani Resulullah (a.s)'ın) üzerinde olan çarşaf (mirt) bulunuyordu." [163]

 

Bir Açıklama

 

Namaz kılan birinin üzerindeki elbisenin temiz olması farzdır. Yukarıdaki rivayeti ve benzerlerini, bir kimsenin namaz kılarken bir kısmı hayızlı bir ka­dının üzerinde olan elbiseyi üzerine örtmesinin zararı olmayacağının bilinmesi için vermiş bulunuyoruz.

 

858- Taberani, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz namaz kılacak olduğunda, iki elbisesini de giysin. Şüphesiz Yü­ce Allah kendisine karşı süslenilmeye daha layıktır."

Yukarıdaki rivayetlerde bir elbise denirken içten herhangi bir elbise giyil-meksizin boydan boya tek kat elbise giyilmesi kastedilmektedir. İki elbise denirken ise bir iç elbise bir de dış elbise yahut bir belden aşağı haya yerleri­nin örtülmesi için giyilen elbise, bir de onun üstüne giyilen ve bütün vücudu veya vücudun önemli bir kısmını kapatan elbise kastedilmektedir. Bir elbise giyilmesi biraz mahzurlu olduğundan, zorunlu kalınmadıkça namazda belirtil­diği şekilde iki elbise giyilmesi gerekir. İki elbise giyildiğinde üstten giyilen elbise herhangi bir sebeple açıldığında alttan giyilen elbise avret yerlerinin görünmesini engeller. (Çeviren) [164]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Zahiriyye'de şöyle denmektedir:

"Avret yerleriyle ilgili hükümde sıralama itibariyle diz, uyluktan daha hafiftir. Bir kimse birinin dizinin açık olduğunu görürse nazikçe uyarır ve diretmesi durumunda tartışmaya girmez. Uyluğunu açık görürse sert dav­ranır ve diretmesi durumunda dövmez. Kaba etlerini açık görürse uyarır ve diretmesi durumunda uygun şekilde cezalandırır (te'dib eder)." [165]

İnaye (l/225)'de şöyle denmektedir:

"Bir kimse dizleri ancak uyluğu örtülü olarak namaz kılarsa geçerlidir. Çünkü bizzat diz, uyluğun dörtte birinden daha azdır. Bununla birlikte dizin yalnız başına bir organ sayıldığı da söylenmiştir. Ancak birinci görüş daha kuvvetlidir. Çünkü diz gerçekte yalnız başına bir organ sayılmaz. Diz sadece uyluk kemiği ile baldır kemiğini birleştiren bir eklem niteliğindedir. Görü­nen kısmın baldırdan mı yoksa uyluktan mı olduğunun tam olarak tesbiti zor olduğundan, erkeklerin birbirlerinin dizlerine bakmaları haram kılın-mışır."

Hür kadının ayağının avret olup olmadığı konusunda Ebu Hanife'den ve onun mezhebinin ileri gelenlerinden değişik rivayetler nakledilmiştir.

Kifaye (l/226)'de kadının ayağının mutlak manada avret olmadığı görüşü tercih edilmekte ve şöyle denmektedir:

"Çünkü kadın, insanlarla ilişkilerinde yüzünü ve ellerini açma ihtiyacı duyduğu gibi yürüyüş esnasında da ayağını açmaya ihtiyaç duyar. Yüz ve el­ler ayağa göre daha çok ilgi çekici olduğu halde buraların ihtiyaç dolayısıyla açılması caiz olduğuna göre ayağın ihtiyaç dolayısıyla açılması öncelikle caiz olur." [166]

 

KIBLEYE YÖNELMEK (İSTİKBALİ KIBLE)

 

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Her nerden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve içlerin­deki zalimlerin dışında, insanların ellerinde sizin aleyhinizde kullanacak­ları bir delillerinin olmaması için her nerede bulunursanız bulunun, yüz­lerinizi onun tarafına çevirin." [167]

İnsanın kıble tarafına yönelmesinin mekruh olamayacağı bazı özel durum­ların ortaya çıkmasının da söz konusu olduğundan dolayı Yüce Allah bir baş­ka ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

"Doğu da, batı da Allah'ındır. Herhangi yöne yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah geniş güç sahibidir ve her şeyi bilendir." [168]

Fıkıhçılar namazın geçerli olabilmesi için kıble tarafına yönelinmesinin şart olduğu üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Bundan sadece şiddetli kor­kunun söz konusu olması veya yolcuntın nafile namaz kılması durumu müs­tesnadır. Maliküer ve Hanefiler kıbleye yönelme şartını düşmandan ve vahşi hayvanlardan güvende olunması ve kıbleye yönelme gücüne sahip olunması ile kayıtlı kılmışlardır. îlim adamları Ka'be'yi bizzat gören ve yerini net olarak tayin eden birinin bizzat Ka'be'yi karşısına almasının şart olduğu üzerinde gö­rüş birliği etmişlerdir. Hanbelilere göre Mekkeliler ve burada hayat sürenler bu hükme tabidirler. Onlar Ka'be ile aralarında herhangi bir engel bulunsa bile bizzat Ka'be'yi karşılarına almak zorundadırlar. Ancak Hanefiler, Malikiler ve Hanbelilere göre, Ka'be'nin yerini net olarak tayin etme imkanından mahrum olanlar için farz olan, yukarıda belirtildiği şekilde bizzat Ka'be'yi karşılarına almak değil, Ka'be yönüne yönelmektir. İmam Şafii ise bu durumdaki bir kişi­nin de yönü doğrudan Ka'be'ye denk gelecek şekilde durmasının gerektiğini söylemiştir. Hanefiler gibi, Ka'be'nin yerini net olarak belirleme imkanından mahrum olan birinin sadece Ka'be yönüne yönelmelerinin şart olduğunu ileri sürenlerden bazıları bununla en azından yüzünün bir kısmının doğrudan Ka'be hizasına veya havada Ka'be'nin üstüne gelen yerin hizasına denk gelmesinin gerektiği anlamını kasdetmişlerdir. Ka'be ise hüküm itibariyle yedinci kat yerden Arş'a kadar uzanır. Normal yer üzerinde veya düzlüklerde namaz kılan birinin namazı geçerli olduğu gibi yüksek dağlarda, derin kuyularda veya deniz seviyesinin altındaki yerlerde namaz kılan birinin namazı da geçerlidir. Ka'be'nin binasının yıkıldığı farz edilse bile bulunduğu yere doğru kılınan na­maz da geçerli olur.

Ka'be tarafına yönelmenin yeterli olacağını söyleyenler, Ka'be tarafına yö­nelmeyi şu şekilde izah etmektediler: Belirtilen şekilde namaz kılan birinin yüzüne göre konulacak bir dik açının ortasından bir çizgi çekilse mutlaka Ka'­be'nin bir yerine denk gelmelidir.

Bir kimse kıblenin yönünü tam olarak belirleyemez, bu konuda tereddüde düşer ve kendisine bilerek cevap verecek güvenilir birini de bulamazsa, fikir yürütür (içtihad eder) ve imkan ölçüsünde kainattaki delilleri dağerlendirerek araştırma yapar ve bu araştırma sonunda kıble yönü olacağına kanaat getir­diği yöne doğru namaz kılar. Eğer namazdan sonra içtihadında (araştırmasına göre yaptığı tesbitte) hata ettiği ortaya çıkarsa, Hanefilere ve Hanbelilere göre kıldığı namaz geçerlidir vç iade etmesi gerekmez. Ancak Hanbeliler bu konuda kişinin hazerde (insanların kitle halinde ikamet ettikleri bir yerde) ol­maması şartını koşmuşlardır. Belirtilen şekilde içtihad yaparak (araştırma ile tesbit yaparak) namaza duran kişi daha namazdayken yaptığı tesbitinin ha­talı olduğunu kesin olarak anlarsa, kıble tarafına doğru döner ve namazının kalan kısmını bu yöne doğru kılar. Değişik namazlarda farklı tesbitlerde bulu­nursa, her bir namazını yaptığı en son tesbite göre kılar. Mesela öğle na­mazında bir yöne doğru namaz kılar, sonra ikindi namazında öğle namazın-daki tesbitinde hata ettiğine kanaat getirerek kıble yönüyle ilgili yeni bir tes­bit yaparsa, ikindi namazını bu yeni tesbitine göre kılar. Akşam namazında kanaati tekrar değişirse, akşam namazını da en son tesbitine göre kılar

Şafülere ve Hanefiler göre Ka'be'nin içinde veya üstünde namaz kılan biri ister nafile, ister farz namaz kılsın hangi yöne yönelse namazı geçerlidir. Bi­nek üzerinde veya araba, uçak gibi onunla aym hükümde olan bir araç üzerin­de yolculuk eden biri, bineğin veya aracın gittiği yöne doğru nafile namaz kıla­bilir. Bu şekilde nafile namaz kılan rüku ve secdelerini ima ile yapar.

Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Yürüyerek değil de binek üzerinde yolculuk eden biri, yolculuğu uzun da olsa kısa da olsa, bineğinin yönü ne tarafa olursa olsun bineği üzerinde nafile namaz kılabilir. Yanhz başına yolculuk eden biri gibi namaza ilk baş­lamada kıbleye yönelme imkânı olursa, öyle yapar".

Belirtilen şekilde nafile namaz kılan birinin başlangıçta kıbleye dönmesi­nin gerekliliği konusunda iki rivayet bulunmaktadır. Bir rivayete göre bu ge­reklidir, bir rivayete göre ise gerekli değildir. Namazın başlangıcında kıbleye yönelmenin zor olması veya sıkıntıya sebep olması durumunda gerekli olma­dığı konusunda Hanbelilerle aynı görüşte olanlar da bulunmaktadır.

Çağımızda kişinin gerek yer üzerinde ve gerekse havada kıbleyi tesbit et­mesini sağlayacak çeşitli pusulalar geliştirilmiştir. Müslümanın da bu türden bir pusula bulundurması ve yolculuğa çıkması halinde onu yanına alması uy­gun olur.

Hanefilerin görüşlerine göre kıbleye yönelmekten aciz olan veya binek ü-zerinde bulunan birinin kıblesi yatarak da olsa dönmeye güç yetirebileceği yöndür. Gerek yolculukta gerekse düşmandan veya canavarlardan korkma durumunda kişi hangi yöne dönmeye güç yetirebilirse o yöne dönerek ima ile namaz kılabilir. Ancak binek üzerinde namaz kılarken bineğin durdurulması imkânı olursa durdurulması şarttır. Bununla birlikte kafilenin gitmesi ve ken­dinin yolda kalması gibi herhangi bir zarardan korkutursa, o zaman bineğin durdurulması ve ilk namaza başlangıç tekbirinin alınması esnasında bile kıb­leye yönelinmesi gerekmez.

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Namaz kılan kişi kıbleye yönelse bile hayvan (binek) üzerinde farz na­mazın kılınması aşağıdaki dört durum dışında geçerli olmaz.

Birinci olarak: Caiz (yani yasak olmayan) bir çarpışma esnasında çarpış­manın şiddetlenmesi dolayısıyle binekten inme imkânının bulunmaması durumunda. Bu durumda kişi mümkün olursa ima ile kıbleye yönelerek hayvanının Üzerinde farz namazı kılar.

İkinci olarak: Kişinin hayvanından inmesi durumunda canavar ve hır­sız gibi herhangi bir düşmanın zarar vereceğinden korkması durumunda. Bu durumda da mümkün olursa ima ile kıbleye yönelerek farz namazı hay­vanın üzerinde kılar. Bunun (ima ile kıbleye yönelmenin) mümkün olma­ması halinde ise kıbleden başka bir yöne yönelir. Eğer namazı kıldıktan son­ra güvene kavuşursa, vakit içinde namazını iade eder. Ama vakit geçmiş olursa iade etmez.

Üçüncü olarak: Hayvana binmiş olarak sudan geçmesi ve dolayısıyla hayvandan inme imkânının olmaması yahut indiği taktirde üzerinin pis olacağından korkması durumunda.

Dördüncü olarak: Hayvandan inmeye güç yetiremeyecek derecede hasta olması durumunda. Bu durumda mümkün olursa hayvanını durdurur kıble yönüne döner ve ima ile namaz kılar."

Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Gemide çalışan bir denizcinin farz namazda bile kıbleye yönelmesi şart değildir. Gemide namaz kılan birinin imkanı ölçüsünde kıbleye yönelmesi gerekir. Bu durumdaki birinin geminin dönmesi sebebiyle yönünün de­ğişmesi durumunda dönmesi gerekir (yani kıble yönünü takib etmelidir, -Çeviren)"

Dinu'I-Halis (2/122)'de şöyle denmektedir:

"Hadisler farz bir namazın kıble tarafına yönelinmeden ve hayvan üze­rinde kılınmakla geçerli olmayacağına delalet etmektedir, Bu konuda icma (görüş birliği) bulunmaktadır. Ancak kişinin bir mazeretinin olması duru­mu, bunun dışındadır."

Müellif bundan sonra (kıbla yönüne yönelmemeyi geçerli kılacak) maze­retleri sıralamaktadır.

İmam Nevevi de zorunluluk dışında farz bir namazın hayvan (binek) üze­rinde kılınmasının caiz olmayacağı üzerinde icma (görüş birliği) olduğunu et­raflıca açıklamıştır.

Buradan anlaşıldığına göre bu konuda da zorunluluk hallerinin kendine özel hükümleri bulunmaktadır. [169]

Geçmiş fıkıhçılarin konuyla ilgili açıklamalardan hareketle şunları söyle­yebiliriz:

Arabada, uçakta, gemide veya uzay aracında yolculuk eden bir kimse o-turduğu yerde aracın gittiği yöne yönelerek nafile namaz kılabilir. Farz na­mazlara gelince, mümkün olması durumunda iki farz namazı birleştirme ruh­satından yararlanılabilir. Ama yolculuğun bitmesinden önce birleştirilmesi mümkün olan namazların her ikisinin de vaktinin çıkması kesinse o zaman her bir namazı kendi vakti içinde imkanlarının elverdiği şekilde kılar. Eğer na­mazın bütün rükünlerine uyma ve bütün gereklerini yerine getirme imkanı var­sa hepsini yerine getirir. Bu imkan olmadığı takdirde yapabildiği kadarını ya­par. Araba, uçak ve uzay aracına binen bir kişi açısından ihtiyata uygun olan bu araçlar içinde beş namaz vaktinden az bir süre kalmışsa araç içinde kıldığı namazları iade etmesidir.

1Uzay araçlarına binen biri kıbleyi belirleme imkanına sahip olmazsa iste­diği yöne doğru namaz kılabilir.

Uçağa binen biri kıbleyi bilemese veya ayakta namaz kılmasının herhangi bir tehlikeye yol açacağından korksa yahut ayakta namaz kılacağı bir yer bu­lamazsa oturduğu yerde ima ile namazını kılabilir.

Dinu'l-Halis (2/125)'te şöyle denmektedir:

"Namaz esnasında gemi veya benzeri bir araç dönerse namaz kılan kişi de mümkün olursa kıble yönüne doğru döner. Çünkü bu kişi herhangi bir sıkıntıya düşmeden bu şartı yerine getirme gücüne sahiptir. Dolayısıyla ilim adamlarının ortak görüşleriyle bu şartı yerine getirmesi gerekir. Eğer kıble tarafına yönelme imkanına sahip olmazsa, hangi yöne yönelmeye güç yeti-rebilirse o yöne doğru namazını kılar. Şafiilerin dışında kalan üç mezhebe göre de bu şekilde kılman namazın iadesi gerekmez. Burada verilen bilgiler ve açıklamalar trende ve uçakta kılınan namaz için de geçerlidir.

Bir kimse abdestsiz olur, teyemmümde kullanabileceği bir şey de bula­mazsa onun hakkında, her iki taharet imkanından da (yani abdest ve te­yemmüm imkanından) mahrum olan kişiyle ilgili hüküm geçerlidir. Hane-filer ve Şafiiler böyle birinin namaz kılmasını, ancak daha sonra namazını iade etmesini gerekli görmüşlerdir. Hanbeliler: "Onun (belirtilen şekilde kıldığı namazını) iade etmesi gerekmez" demişlerdir. Malikiler ise şöyle söylemişlerdir: "Bu durumdaki bir kişiden namaz tamamen düşer; ne eda etmesi, ne de daha sonra kaza etmesi gerekir."

Kıble konusundan söz edilmesi, namaz kılan kişinin kıbleyi koruması (ya­ni kıbleye yönelişini devam ettirmesi) hususundan, kıbleye yöneliş esnasında uyulması gereken bir takım adabdan (edep ölçülerinden), namaz kılanın ö-nünde bulunması mekruh olan şeylerden ve namaz kılanın kıble tarafına gel­mesinden ötürü onun namazının mükemmelliğini etkileyen şeylerden de söz edilmesini gerektirmektedir.

Namaz kılan birinin, önünden geçilmesini engellemek amacıyla önüne bir sütre koyması sünnettir. Bu sütre, yerin üzerine dikilmiş bir ok, yahut yine yerin üzerine dikilmiş bir baston (değnek) veya bir hayvan, bir duvar ya da düz bir engel olabilir. Şafîilere ve Hanbelilere göre bir çizgi bile sütre yerine geçer. Buna göre namaz kılanın önünde düz bir çizgi veya yan yatırılmış bir değnek olursa bu sütre sayılır. Yine namaz seccadesinin kenarı da sütre sa­yılır. Namaz kılan kişi, sütresine mümkün oldukça yakın durmalı ve arada üç ziradan fazla bir mesafe bırakmamalıdır. Bir direği yahut ağacı veya oku sütre edindiği zaman bunu sağ veya sol kaşının hizasına getirmesi sünnettir. Böylece sütre edindiği şeye doğru namaz kılıyormuş gibi olmaz. Namaz kılan kişi sütreyi kıblesine hürmet amacıyla koyar. Aynı şekilde kıblesi için (yani kıblesini belli etmek) için bunu koyması da sünnettir. Başkalarının da buna dikkat etmeleri ve namaz kılan kişi ile sütresinin arasından geçmemeleri ge­rekir.

Namaz kılanın önünde sütresinin bulunmaması durumunda Malikilere göre, bu kişinin namazgah olarak kullandığı yerden geçen biri günah işlemiş olur. Geçmek için ihtiyaç duyulan bir yerde namaza durulması da mekruhtur. Fıkıhçılar, Ka'be'yi tavaf eden birinin, namaz kılan birinin önünden geçmesinin caiz olduğu üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Hatta Hanbeliler şöyle söy­lemişlerdir:

"Mekke'de ve harem bölgesi sınırlan içine giren yerlerin hiç bir yerinde, namaz kılan birinin önünden geçilmesi haram değildir."

Hanefilere göre namaz kılan birinin önünden geçene engel olunması bir ruhsattır ama engel olunmaması daha uygundur. Hanefiler, namaz kılanın ö-nünden geçmek isteyenle çarpışılmasını emreden hadisi şerifin mensuh oldu­ğunu ileri sürmektedirler.

Dört mezheb alimlerinin de ortak görüşleriyle namaz kılan birinin önünden geçilmesi, namazı kesmeyeceği gibi bozmaz da. Namaz kılanın önünden ge­çilmesinin namazı keseceğini ifade eden hadisi şeriflerde kastedilen anlamın, namazın tamamen bozulması anlamı değil, namazdaki huşu ve zikrin kesil­mesi anlamı olduğu ifade edilmiştir.

Bir insanın yüzüne doğru veya ocak, fırın, ateş, kandil, mum, lamba gibi i-çerisinde ateş yanan bir şeye doğru namaz kılmamak da Müslümanın nama­zında gözetmesi gereken ölçülerdendir. Namaz kılanın yüzünün hizasına ge­len bir resme doğru namaz kılınması da mekruhtur.

İmam Ahmed bin Hanbel şöyle söylemiştir:

"Kıble tarafına mushaf veya bunun dışında herhangi bir şey asılması mekruhtur."

Hanefilere göre ise, bunlarla ibadet edilmediği sürece kıble tarafına asılı olmasının bir sakıncası yoktur. Hanefilere göre üzerinde tasvirler (canlı re­simleri) bulunan halının üzerinde namaz kılınmasının da sakıncası yoktur. Çünkü bu durumda söz konusu şeyler aşağılanmış olmaktadır. [170]

 

Kıblenin Değiştirilmesi

 

859- Buhari ve Müslim, Bera bin Azib (r.a)'in şöyle söylediğini riva­yet etmişlerdir: [171]

"Resulullah (a .s) Beyti Makdis (Mescidi Aksa) tarafına onaltı ya da onye-di ay namaz kıldı. Resulullah (a.s) Ka'be tarafına namaz kılmayı arzuluyor-du. Yüce Allah da şu ayeti kerimeyi indirdi:

"Yüzünü göğe doğru çevirip durmanı görüyoruz. Seni hoşnut kalacağın kıbleye doğru yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve her nerede olursanız olun yüzünüzü onun tarafına çevirin." [172]

Resulullah (a.s) da Ka'be tarafına yöneldi. Bunun üzerine insanların aşa­ğıları olan Yahudiler şöyle dediler: "Onları (Müslümanları) daha önce yö­nelmekte oldukları kıblelerinden çeviren ne oldu?" [173] (Yüce Allah da şöyle buyurdu): "De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. Dilediğini doğru yola iletir." [174]

Bir adam Resulullah (a.s) ile birlikte namaz kıldı.^fsJamazını kıldıktan sonra çıktı ve ensardan bir cemaatin Mescidi Aksa'ya doğru ikindi namazını kılmakta olduklarını gördü. Kendisinin Resulullah (a.s) ile birlikte namaz kıldığına ve Resulullah (a.s)'ın Ka'be tarafına yöneldiğine şehadet etti- Oradaki cemaat de yönünü değiştirerek Ka'be tarafına yöneldi." [175]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Nevevi, Sahihi Müslim Şehri (5/9)'nde şöyle söylemiştir:

"Bu olay, neshin geçerli olduğunu ve fiilen de gerçekleştiğine delalet et­mektedir. Bu olay aynı zamanda bir kişinin verdiği haberin (haberi vahidin) kabul edilebileceğini de göstermektedir. Bunun yanısıra bir namazın iki ayrı yöne kılınmasının caiz olduğuna da delalet etmektedir. Bizim mezhebimi­zin mensuplarına göre de, kıbleyi araştırma yoluyla tesbit edip bu yöne doğru namaz kılar sonra daha namazdayken tesbitini değiştirirse ikinci yöne doğru döner. Hatta dört rek'ath bir namazda görüşü dört kere değişse ve na-mazm her bir rek'atmı ayrı bir yöne doğru kılsa bile sağlam olan görüşe göre namazı geçerlidir. Çünkü hadisi şerifte kendilerinden söz edilen cemaat, na­mazdayken yönlerini değiştirerek Ka'ba tarafına yönelmişler ve namaza ye­niden başlamışlardır.

Bu olay, aynı zamanda bir neshin yükümlü bir kişi hakkında kesinlik kazanmasının ancak onun kendisine bildirilmesinden sonra söz konusu olacağma da delalet etmektedir. Eğer: "Bu olay kesin bir hükmün haberi va-hidle (bir kişinin haberiyle) neshedildiğini göstermektedir, bu ise usul alim­lerine göre imkansızdır" denirse, şöyle cevap veririz: Bu haberin yanısıra bazı işaretler ve önceden ilim yoluyla gelen bir takım gelişmeler bulunmak­taydı. Dolayısıyla bu haber mücerret bir haberi vahid (tek kişnin bildirdiği haber) olmaktan çıkmıştır. Bunun yanısıra ilim adamlarımız Mescidi Ak-sa'nın kıble edinilmesinin Kur'an-ı Kerim ile mi yoksa Resulullah (a.s)'ın içtihadlarıyla mı sabit olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İmam Maverdi, Havi adlı eserinde mezhebimizin mensuplarından (ashabı­mızdan) iki ayrı görüşü ileri sürenlerin de görüşlerini aktarmıştır."

Kadı Iyaz da (Allah kendisine rahmet eylesin) şöyle söylemiştir:

"İlim adamlarının çoğunluğunun görüşlerine göre Mescidi Aksa'nm kıble edinilmesi Kur'an-ı Kerim ile değil sünnet ile sabit olmuştu. Bu gö­rüşe göre, bu olay (yani kıblenin değiştirilmesi olayı) sünnetin Kur'an-ı Ke­rim ile neshedilebileceğini ileri sürenler için bir delil niteliği taşır. Sonraki dönem usulcülerinin çoğunluğu da bu görüştedir (yani sünnetin Kur'an-ı Kerim ile nashedilebileceği görüşündedir.) İmam Şafii (Allah kendisine rah­met eylesin)'nin iki görüşünden biri de bu yöndedir. İmam Şafii (rh.a)'nin bu yöndeki görüşü ikinci görüşüdür (yani sonraki dönemine ait görüşüdür.)

Bazıları ise sünnetin Kur'an-ı Kerim ile neshedilemeyeceğini, çünkü sünnetin Kur'an-ı Kerim'i açıkladığını bu durumda böyle bir şeyin söz ko­nusu olamayacağını ileri sürmektedirler. Bunlar şöyle söylemektedirler:

"Mescidi Aksa'nın (Beyti Makdis'in) kıble edinilmesi, sünnetle değildi aksine vahye dayanıyordu. Çünkü Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

"Senin daha önce yönelmekte olduğun kıbleyi insanlardan kimin pey­gambere uyduğunu ve kimin de ökçelerinin üzerine geriye döndüğünü or­taya çıkarmak amacıyla belirlemiştik." [176]

Bunun aksi üzerinde yani sünnetin Kuran-ı Kerim'i neshedip edeme­yeceği üzerinde de görüş ayrılığına düşülmüştür. İlim adamlarının çoğunlu­ğu bunun mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Ancak İmam Şafii (rh.a) ve diğer bazı alimler, bunun mümkün olmadığını ileri sürmüşlerdir."

 

860- Kütübi Sitte sahiplerinden, Ebu Davud'un dışında kalanlar, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

"İnsanlar Küba'da sabah namazını kılarlarken bir kişi yanlarına geldi ve şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'a bir gece bir vahiy geldi. Kıbleye (yani Ka'be'ye) yönel­mesi emredilmiş." Bunun üzerine cemaat da o tarafa yöneldi. Yüzleri Şam (yani Filistin) tarafına doğruydu; Ka'be tarafına döndüler." [177]

 

Bir Açıklama

 

Hafız İbni Hacer, Feth (l/506)'de yukarıdaki hadisi şerifte geçen: "Sabah namazını kılarlarken" sözü ile ilgili olarak şu açıklamada bulunmuştur:

"Bununla daha önce geçen Bera bin Azib hadisi arasmda açık bir farklılık görülmektedir. Bera bin Azib (r.a)'in hadisinde sözü edilen cemaatin ikindi namazında olduğu bildirilmektedir. Bu mesele ile ilgili cevap şöyledir: Bu iki rivayet arasmda herhangi bir zıtlık bulunmamaktadır. Çünkü olayla ilgili haber, Medine'nin içinde bulunanlara -ki onlar da Hariseoğullarıydı- ikin­di namazı vaktinde ulaşmıştı. İşte Bera (r.a)'nın hadisinde anlatılan bu olaydır. O cemaate haberi götüren kişi de daha önce geçtiği üzere Abbad bin Bişr veya İbni Nuheyk'tir. Sabah namazı vaktinde kendilerine haber veri­lenler ise Medine'nin dışında bulunanlardır. Onlar da Küba'da oturan Amr bin Avfoğullarıydı. Abdullah bin Ömer (r.a) hadisinde anlatılan olay da işte bu olaydır. Bu iki hadiste iki farklı olaydan söz edildiğine Müslim'in Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet ettiği bir hadis de delalet etmektedir. Bu hadise göre: "Onlar (yani kendilerine haber götürülenler) rükuda iken Seleme-oğullanndan bir adam yanlarından geçti."

Bu rivayet namaz vakti konusunda Abdullah bin Ömer (r.a)'in rivaye­tine muvafıktır. Selemeoğullan ise Hariseoğullarmdan ayrı bir topluluktur.

ibni Ebi Hatim'in kitabında yer alan ve Suveyle bintu Eslem'den rivayet edilen hadiste bir kıbleden öbür kıbleye doğru dönüşün nasıl gerçekleştiği açıklanmaktadır. Bu rivayete göre Suveyle (r.a) şöyle söylemiştir:

"Bunun üzerine (yani dönüşten sonra) kadınlar erkeklerin, erkekler de kadınların yerine geçti. Kalan iki secdeyi de Beyti Haram'a doğru yaptık."

Bu açıklamadan, imamın mescidin en önünden en arkasına geçtiği anla­şılmaktadır. Çünkü (Medine'de) Ka'be'ye doğru yönelen, Mescidi Aksa'yı ar­kasına almış olur. İmam bulunduğu yerde öylece dönecek olsa bu kez ar­kasında saf tutulacak yer kalmaz. İmam yerini değiştirince erkekler de onun arkasına gelecek şekilde yer değiştirmiş; kadınlar da aynı şekilde erkeklerin arkalarına gelecek şekilde yer değiştirmişlerdir. Yani kıble yönünü değiş­tirme işi herkesin bulunduğu yerde dönmesiyle değil, belirtildiği üzere yer değiştirilmesi suretiyle gerçekleştirilmiştir. Bu ise namaz içinde çok amel (ameli kesir - namazdan olmayan en az üç hareket) yapılmasını gerektirir. Dolayısıyla bu olay, henüz namazda konuşma yasak edilmeden önce ger­çekleştiği gibi namaz içinde ameli kesirin (çok amelin) yapılması yasak edil­meden önce gerçekleşmiş olması da muhtemeldir. Anılan maslahatın ger­çekleştirilmesi için belirtilen amelin (ameli kesirin) bağışlanacağı ümidiyle yapılmış olması da muhtemeldir. Yahut yer değiştirme esnasında adımlar peş peşe değil de aralıklı olarak atılmış olabilir. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir."

Buhari (l/505)'de "Kıble ve Sehven Kıbleden Başka Bir Yöne Namaz Kı­lanın Bu namazını İade Etmesinin Gerekmediği Görüşünde Olanlar" başlı­ğını taşıyan bölümde şöyle bir muallak hadis [178] rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) sabah namazının iki rek'atında (muhtemelen iki rek'at

sünnetinden sonra - Çeviren) selam verdi. Sonra cemaate doğru döndü ve kalanını bu şekilde tamamladı."

Hafız İbni Hacer: "Sehven Kıbleden Başka Bir Yöne Namaz Kılanın Bu Namazını İade Etmesinin Gerekmediği Gönüşünde Olanlar" başlığını taşıyan bölümle ilgili olarak şu açıklamada bulunmuştur:

"Bu meselenin aslı, kıbleyi araştırarak (içtihadla) tesbit eden birinin tesbi-tinde hata ettiğinin ortaya çıkması konusuyla ilgilidir. İbni Ebi Şeybe, Said bin Museyyib, Ata, Şa'bi ve daha başkalarının: "Böyle birinin namazını iade etmesi gerekmez" dediklerini rivayet etmiştir. Bu, Kufelilerin görüşüdür. İmam Zuhri ve İmam Malik'den rivayet edildiğine göre söz konusu kişinin vakit içinde namazını iade etmesi gerekir. Vakit çıktıktan sonra ise gerek­mez (yani vakit içinde hata ettiğinin ortaya çıkması durumunda namazını iade etmesi gerekir, daha sonra ortaya çıkması durumunda ise gerekmez. -Çeviren) İmam Şafii'nin ise: "Kesinlikle hata ettiğini anlarsa namazını iade eder" dediği bildirilmiştir."

Hafız İbni Hacer: "Sabah namazının iki rek'atında selam verdi" sözüyle ilgili olarak da şöyle söylemiştir:

"Bunun bab başlığıyla ilgisi şudur: Burada Resulullah (a.s)'ın kıbleyi değiştirdikten sonraki namazını önceki namazına bina etmesi (yani onun üzerine devam ettirmesi, O'nun kıbleyi arkasına alması durumunda dahi namazda olduğuna delalet etmektedir. Buradan bir kimsenin yamlarak kıb­leye yönelmesi durumunda namazının geçersiz olmayacağı hükmü çıkarıla­bilir."

Reddu'l-Muhtar ala Duni'l-Muhtar (l/291)'da da şöyle denilmektedir:

"Eğer namaz bittikten sonra hata ettiği ortaya çıkarsa, namazını iade et­mez. Ama namazın içinde ortaya çıkar veya görüşü değişirse, namazdayken yönünü değiştirir ve kalan kısmını bu şekilde tamamlar."

İbni Abidin şöyle söylemiştir:

"Yönünü değiştirir ve kalan kısmını bu şekilde tamamlar" sözü, Kübalı­ların bir sabah namazında Mescidi Aksa tarafına doğru namaz kılmakta ol­dukları sırada kendilerine kıblenin değiştirildiği haberinin ulaşması üzerine yeni kıbleye doğru yönelmeleri olayı ile ilgili rivayete dayanmaktadır. Nite­kim Resulullah (a.s) da onların bu yaptıkları hareketi ikrar etmiştir yani karşı çıkmamış, yanlış yaptıkları yönünde herhangi bir şey söylememiştir."

 

861- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle söyledi­ğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), Mekke'de iken Mescidi Aksa tarafına namaz kılıyor, Ka'be'yi de önüne alıyordu. Medine'ye hicret ettikten sonra da onaltı ay (Mescidi Aksa tarafına namaz kıldı). Sonra Ka'be tarafına döndürüldü." [179]

 

862- Ibni Huzeyme, Ka'b bin Malik (r.a)'in ensarın Akabe bey'atı için Medine'den Mekke'ye doğru yolculuk etmeleri olçyı ile ilgili rivayetini ver­miştir. Bu rivayette bildirildiğine göre Berra bin Ma'rur Resulullah (a.s)'a şöyle söyledi:

"Ben şu yolculuğuma çıktım. Yüce Allah da beni İslam'a hidayet eyledi. Şu binayı (Ka'be'yi) arkama almamak istedim. Bu konuda arkadaşlarım ba­na muhalefet ettiler. Bu yüzden içime bir tereddüt düştü. Senin bu konuda­ki görüşün nedir?" (Resulullah (a.s) da) şöyle buyurdu:

"Eğer ona (yani Mescidi Aksa tarafına yönelmeye) sabretseydin kıble üze­re olurdun."

Ravidediki:

"Bunun üzerine Bera, Resulullah (a.s)'ın kıblesine yöneldi ve bizimle birlikte Şam (Filistin) tarafına doğru namaz kılmaya başladı." [180]

 

863- Müslim, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) ve sahabileri, Mescidi Aksa tarafına namaz kılıyorlardı. "Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" [181] ayeti kerimesi inince, Se-lemeoğullarından bir adam (yanlarından) geçti ve onlara sabah namazında rükuda iken şöyle seslendi:

"Bakın, kıble Ka'be tarafına çevrildi." Onlar da rükuda o tarafa doğru döndüler." [182]

 

864- Buhari, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Kübalılar, Mescidi Aksa tarafına namaz kılıyorlardı. Bir kişi yanlarına gelip: "Resulullah (a.s)'a bir vahiy geldi; O da Ka'be tarafına yöneldi." dedi. Onlar da o tarafa yöneldi ve bulunduran yerde döndüler."

İkrime'nin Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet ettiğine göre de: "Resulul­lah (a.s) Ka'be tarafına yöneldiğinde" denmiştir. [183]

 

Ka'be Tarafına Yönelme

 

865- Tirmizi Ebu Hureyre (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Doğu ile batının arası kıbledir." Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söylemiştir:

"Batıyı sağına alır, doğuyu da soluna alır ve kıble tarafına yönelirsen bu ikisinin arası kıbledir." [184]

 

Bir Açıklama

 

Cami'in tahkikçisi şöyle söylemiştir:

"Bu hadis sahihtir. Bu hadiste belirtilen uygulama sadece Medine'de, Şam'da ve gerek güneyde gerekse kuzeyde buralarla aynı hizaya denk gelen yerlerde oturan insanlara özeldir. Çünkü bunun genel anlamda alınması bazı bölgelerde Ka'be'ye yönelme uygulamasını ortadan kaldırır. İnsanlar Ka'be'ye yönelme konusunda onun etrafını saran bir daire konumundadır­lar. Ka'be'ye göre kuzeyde olan bir kimse namazında güneye doğru döner. Ka'be'nin batısında bulunan bir kimsenin namazdaki kıblesi doğu tarafın-dadır. Ka'be'nin doğusunda bulunan bir kimse de namazında batı tarafına doğru döner. Ka'be'nin batısı ile kuzeyi arasında bulunan bir kimse nama­zında güneydoğuyu doğru yönelir. Ka'be'nin doğusu ile kuzeyi arasında bu­lunanın kıblesi ise güneybatı tarafıdır. Ka'be'nin güneyi ile batısı arasında bulunan bir kimsenin kıblesi kuzeydoğu tarafıdır. Ka'be'nin doğusu ile gü­neyi arasında bulunan bir kimsenin kıblesi de kuzeybatı tarafıdır."

Bu hadisi şerif, namazda farz olanın bizzat Ka'be'yi karşısına almak değil, Ka'be yönüne doğru yönelmek görüşünde olanlar açısından bir delildir.

 

Binek Üzerinde Nafile Namaz Kılanın Kıbleye Yönelip Yönelmeyeceği

 

866- Ahmed bin Hanbel, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) yolculuğa çıktığında nafile namaz kılmak istediğinde devesinin üzerinde kıbleye doğru döner, sonra tekbir alır sonra devesinin gittiği yöne doğru namaz kılardı." [185]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadisi şerif, binek üzerinde nafile namaz kılan birinin namaza başlama tekbirini bineğini kıbla tarafına çevirerek alması gerektiği, sonra bineğini git­tiği yöne çevirebileceği görüşünde olanlar için bir delildir. Bazılan ise bundan meşakkatsiz olarak gerçekleştirilmesi imkanının olması durumunda gerekli olduğu anlamım çıkarmışlardır.

 

867- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir: [186]

"Resulullah (a.s), bineği üzerinde bineğinin gittiği yöne doğru nafile na­maz kılardı ve başıyla ima ederdi."

Abdullah bin Ömer (r.a) de aynı şeyi yapardı. Müslim'in rivayetine göre şöyle söylemiştir:

"(Resulullah a.s) bineğinin üzerinde bineğinin gittiği yöne doğru nafile namaz ve vitir namazını kılardı. Ancak farz namaz kılmazdı." [187]

Buhari ve Müslim'in rivayetlerine göre Said bin Yesar şöyle söylemiştir:

"Mekke yolunda Abdullah bin Ömer (r.a) ile birlikte yolculuk ediyor­dum. Sabah namazı vaktinin gireceğinden korkunca bineğimden inip vitir namazını kılıp sonra ona yetiştim. Abdullah bin ömer (r.a): "Neredeydin?"

diye sordu. Ben: "Sabah namazı vaktinin gireceğinden korktum, bu yüzden indim ve vitir namazını kıldım." dedim. Bunun üzerine şöyle söyledi: "Senin için Resulullah (a.s)'ta güzel bir örnek yok mudur?" Ben: "Evet vallahi, vardır" dedim. O. zaman şöyle söyledi: "Resulullah (a.s), deve üzerinde vitir namazını kılardı." [188] Buhari'nin rivayetine göre de Salim şöyle söylemiştir: "Abdullah (yani Abdullah bin Ömer r.a) yolcu olduğu sırada geceleyin hayvanının (bineğinin) üzerinde namaz kılar ve yönünün ne tarafa olduğu­nu önemsemezdi."

Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s) da binek üzerinde nafile namaz kılardı."

Daha sonra ikinci rivayette geçen metin gibi bir metni, sonuna kadar ver­di. [189]

Buhari'nin bir rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) bineğinin üzerinde (nafile) namaz ve vitir na­mazı kılardı ve Resulullah (a.s)'ın da böyle yaptığını bildirirdi." [190] Yine Buhari'nin bir başka rivayetinde şöyle denmektedir: "Abdullah bin Ömer (r.a),, yolculukta bineğinin üzerinde, bineğinin git­tiği yöne doğru namaz kılardı ve ima ederdi. Resulullah (a.s)'ın da böyle yaptığım bildirirdi." [191]

Buhari'nin bir başka rivayetinde de şöyle denmektedir:

"(Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söyledi):

"Resulullah (a.s) yolculukta bineğin üzerinde onun gittiği yöne doğru ve ima ederek gece namazı kılardı. Ancak farz namazları (bu şekilde) kılmazdı. Vitir namazını da binek üzerinde kılardı." [192]

Müslim'in bir rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ı eşek üzerinde Hayber tarafına doğru yönelmiş halde namaz kılarken gördüm." [193]

Yine Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) bineğinin üzerinde onun gittiği yöne doğru namaz kı­lardı." [194]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"(Resulullah a.s) nafile namazını devesinin yöneldiği yöne doğru kılar­dı. " [195]

Bir rivayette de [196] şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) Mekke'den Medine'ye doğru giderken binek hayvanı­nın üstünde, hayvanın yöneldiği yöne doğru namaz kılardı. Bunun hakkın­da Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesi indi: "Doğu da batı da Allah'ındır. Her hangi yöne yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah geniş güç sahibidir ve her şeyi bilendir." [197]

Bir diğer rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) bineği üzerinde bineğinin gittiği yöne doğru namaz kı­lardı."

Ravi dedi ki:

"Abdullah bin Ömer (r.a) de böyle yapardı." [198]

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) bineği üzerinde vitir namazını kılardı." [199]

Tirmizi, yukarıdaki rivayetlerden içinde ayeti kerime geçeni nakletmiştir. Onun rivayetinin metni ise şöyledir:

"Resulullah (a.s) Mekke'den Medine'ye gelirken bineğinin üzerinde bi­neğinin gittiği yöne doğru namaz kılardı."

"Abdullah bin Ömer (r.a) daha sonra: "Doğu da, batı da Allah'ındır. Her

hangi yöne yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır..." [200] mealindeki ayeti keri­meyi okudu ve: "Bu ayeti kerime işte bunun hakkında inmiştir" dedi." [201]

Nesai de, "Farz namazları bu şekilde binek üzerinde kılmazdı" ibaresini taşıyan rivayeti nakletmişir. [202]

 

868- Buhari ve Müslim, Enes bin Şirin (r.a)'in şöyle söylediğini riva­yet etmişlerdir: [203]

"Şam'dan gelirken Enes'i karşıladık. Aynu't-Temr'de karşılaştık. Onu eşeğin üzerinde namaz kılar halde gördük. Yüzü de bu yöne doğru -yani kıb­leye doğru değil de kıblenin sol yanma doğru- idi. Ben: "Senin kıbleden baş­ka bir yöne doğru namaz kıldığını gördüm" dedim. O da şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'m böyle yaptığını görmüş olmasaydım ben de yapmaz­dım."

Bu, Muvatta'da da Yahya bin Said'den rivayet edilmiştir. Bu rivayete göre Yahya bin Said şöyle söylemiştir:

"Enes bin Malik (r.a)'i bir yolculukta eşeğin üzerinde kıbleden başka bir yöne yönelmiş olarak namaz kılarken gördüm. Yüzünü herhangi bir şeyin üzerine koymadan ima ile rüku ve secde yapıyordu." [204]

 

869- Ebu Davud, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: [205]

"Resulullah (a.s) beni bir ihtiyaç için gönderdi. Geldiğimde bineği üze­rinde doğuya doğru namaz kılıyordu. Secdesini rükuya göre biraz daha fazla eğilerek yapıyordu."

Bu, Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayetidir. Buhari [206] ve Müslim'in [207] riva­yetlerine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) ile birlikte bulunuyorduk. Beni bir ihtiyaç için gönder­di. Döndüğümde bineği üzerinde namaz kılıyordu. Yüzü kıbleden başka bir yöne doğruydu. Kendisine selam verdim. Selamımı almadı. Namazını biti­rince şöyle buyurdu:

"Beni, senin selamını almaktan alıkoyan, namazda bulunmamdan başka bir şey değildi."

Buhari'nin bir rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) binek üzerinde kıbleden başka bir yöne doğru nafile na­maz kılardı." [208]

Yine Buhari'nin bir başka rivayetinde şöyle denmektedir:

"Resulullah (a .s) bineğinin üzerinde doğuya doğru namaz kılıyordu. Farz bir namazı kılmak istediğinde iner kıble tarafına yönelirdi." [209]

Yine Buhari'nin bir rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s)'ı Enmar Gazvesi'nde bineğinin üzerinde doğuya doğru yönelmiş halde nafile namaz kılarken gördüm." [210]

Müslim'in bir rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) beni bir ihtiyaç için gönderdi. Sonra namaz kılmakta olduğu sırada yanına vardım - bir rivayette: "Yürümekte olduğu sırada" denmektedir -. Kendisine selam verdim. Bana işaret etti. Sonra işini bitirin­ce beni yanma çağırdı ve şöyle buyurdu:

"Az önce ben namaz kılarken sen bana selam verdin." [211] Resulullah (a.s) namaz kılmakta olduğu sırada doğu tarafına yönelmişti. Müslim'in bir başka rivayetine göre de şöyle söylemiştir: "Resulullah (a.s), Beni Mustalik tarafına doğru yola çıktığı sırada beni (bir yere) gönderdi. Geldiğimde devesinin üzerinde namaz kılıyordu. Kendi­sine bir şeyler söyledim. Ama O, bana eliyle işaret yaptı. -Zuheyr bu sırada eliyle işaret yaptı- Ben tekrar kendisine bir şeyler söyledim. Bu sırada (Kur-'an-ı Kerim) okuduğunu duyuyordum. Başıyla da ima ediyordu. İşini biti­rince şöyle buyurdu:

"Seni gönderdiğim iş konusunda ne yapün? Beni seninle konuşmaktan alıkoyan, namaz kılıyor olmamdan başka bir şey değildi." [212]

Müslim'in bu son rivayetini aynen Ebu Davud da nakletmiştir. Ancak Zu-heyr'in sözünü anmamıştır. [213] Nesai de Müslim'in birinci rivayetini naklet­miştir. [214] Onun rivayetine göre Cabir bin Abdullah (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) beni gönderdi. Kendisi de doğuya ve batıya doğru gidi­yordu. Kendisine selam verdim. Bana eliyle işaret etti. Ben çekildim. Sonra: "Ey Cabir!" diye beni çağırdı. Yanma gittim ve: "Ya Resulullah (.as) ban sana selam verdim ama sen selamımı almadın" dedim. "Namaz kılıyordum" di­ye buyurdu." [215]

 

870- Buharı ve Müslim, Amir bin Rabi'a (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: [216]

"Resulullah (a.s)'ı, bineğinin üzerinde onun gittiği yöne doğru namaz kılarken gördüm."

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s)'ı, bineğinin üzerinde nafile namaz kılarken gördüm. (Bineğin) yöneldiği yöne doğru başıyla ima ediyordu. Resulullah (a.s) bunu farz namazlarda yapmıyordu." [217]

 

871- Ebu Davud, Ata bin Ebi Rebah (r.a)'tan rivayet etmiştir:

"O (yani Ata bin Ebi Rebah r.a) Hz. Aişe (r.a)'ye: "Hanımların binek hay­vanları üstünde namaz kılmalarına ruhsat (izin) verildi mi?" diye sordu. O da şöyle söyledi:

"Onlara, gerek zorlukta ve gerekse rahatlıkta buna ruhsat (izin) verilme­miştir."

Muhammed -yani îbni Şu'ayb bin Şabur- dedi ki:

"Bu hüküm farz namazlar içindir." [218]

 

Kabirlerin Mescid Edinilmesinin Haramlığı

 

872- Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [219]

"Resulullah (a .s) şöyle buyurdu:

"Allah, Yahudilerin canlarını alsın. Peygamberlerinin kabirlerini mes-cidler (mabedler) edindiler."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Allah, Yahudilere ve Hıristiyanlara lanet eylesin..." devemi yukarıdaki gibidir. Bu hadise göre Resulullah (a. s) "lanet eylesin" demiştir. [220]

 

873- Buharı ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [221]

"Resulullah (a.s), iyileşmediği (yani vefatına sebep olan) hastalığında şöyle buyurdu:

"Allah, Yahudilere ve Hıristiyanlara lanet eylesin. Peygamberlerinin ka­birlerini mescidler edindiler."

Hz. Aişe (r.a) şöyle söyledi:

"Eğer bu husus olmasaydı O'nun kabri de meydana çıkarılırdı (yani et­rafına bina yapılıp gösterişli bir hale getirilirdi. - Çeviren) Ancak mecsid edi­nilmesinden korkuldu."

Bir başka rivayete göre ise Hz. Aişe (r.a) şöyle söylemiştir:

"Eğer bu husus olmasaydı muhakkak O'nun kabri de meydana çıkarı­lırdı (gösterişli hale getirildi). Ancak ben oranın mescid edinilmesinden kor­karım." [222]

Bir rivayette de: "Böyle olmasaydı" dediği bildirilmiş, sonrası zikredilme-miştir. [223]

Hz. Aişe (r.a) ile Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edilen bir hadise göre de bu ikisi şöyle söylemişlerdir:

"Resulullah (a.s) ile Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edilen bir hadi­se göre de bu ikisi şöyle söylemişlerdir:

"Resulullah (a.s) ağırlaştığında çarşafını yüzüne çekmeye başladı. Nefesi tıkanınca da onu kaldırdı ve olduğu halde şöyle söyledi:

"Allah'ın lanati Yahudilerin ve Hıristiyanların üzerine olsun. Onlar peygamberlerinin kabirlerini mescidler edindiler."

O, onların yaptıklarından sakındırıyordu." [224] Sonuncu rivayeti Nesai de nakletmiştir. [225]

 

874- İmam Malik, Ömer bin Abdulaziz (rh.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s), söylediği en son sözlerinden birinde şöyle buyurmuş­tu: [226]

"Allah, Yahudilerin ve Hıristiyanların canlarını alsın. Peygamberlerin kabirlerini mescidler edindiler. Arap yarımadasında iki (ayrı) din kalmaya­caktır."

Bir Açıklama

Salih kimseler olduklarına inanılan bazı kimselerin kabirlerinde kıbleye ar­kalarım veya önlerini dönerek namaz kılmaya kalkışan bazı İslami fırkalar bu­lunmaktadır. Kıbleye arkayı dönerek yahut Öncelikle kabre yönelerek bu şekilde namaz kılmakta açık bir putperestlik vardır. Ama eğer kıbleye yönelir, kabir ile kendi arasında bir engel bulunur ve ibadet manasım kabilin huzurunda bulunmaya vermez (yani bunun, yaptığı ibadete üstünlük kazandıracak bir unsur olduğu inancına kapılmazsa - Çeviren) bir salanca yoktur. Ama kendini böyle bir duyguya kaptırırsa bu açık bir putperestliktir. [227]

 

Namaz Kılan Kışının Onune Sütre Koyması

 

875- Ebu   Davud'un rivayetine göre Sehl bir Ebi Hasme Resulullah (a.s)'a isnad ederek O'nun şöyle buyurduğunu bildirmiştir:

"Biriniz sütreye doğru namaz kıldığında ona yakın dursun ki, şeytan na­mazını kesmesin." [228]

 

876- Müslim, Talha bin Ubeydullah (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz önüne palan gibi bir şey koyduğunda artık namaz kılsın. Birinin onun ilerisinden geçmesini önemsemesin."

Ebu Davud'un rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Artık birinin önünden geçmesinin ona zararı olmaz." [229]

 

876- Müslim (1/358) 4-Kitabu's-Salat, 7-Namaz kılanın sütresi babı.

 

877- Ahmed bin Han bel, Sebra bin Ma'bed (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bir adam için bir ok, namazda sütre yerine geçer. Biriniz namaz kıldı­ğında bir oku kendine sütre edinsin." [230]

 

878- Buhari ve Müslim, Ebu Cuheyfe (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [231]

"Resulullah (a.s), onlara Betha'da namaz kıldırdı. Önlerinde bir baston bulunuyordu. Burada Öğle namazını da ikindi namazını da ikişer rek'at kıl­dırdı. Bu arada önlerinden geçenler oluyordu."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Bastonun önünden kadın ve eşek geçiyordu." [232]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) yeşil bir hülle ile çıktı. Bastonu dikip ona doğru nama­za durdu. Bastonun ilerisinden köpek, kadın ve eşek geçiyordu." [233]

Bu hadisin bir çok rivayet tankı bulunmaktadır.

 

879- Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir: "Bayram gününde Resulullah (a.s) için bir süngü dikilir ve ona doğru namaz kılardı." [234]

 

880- Buharı ve Müslim, Sehl bin Sa'd (r.a)'dan rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s)'ın namazgahı ile duvar arasında koyunların geçtiği bir yol vardı." [235]

Ebu Davud'un rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s)'ın (namazda) durduğu yer ile kıbla arasında bir keçi yo­lu vardı." [236]

 

881- Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'a Tebük Gazvesi'nde namaz kılan birinin önüne koya­cağı sütre hakkında soru soruldu. O da şöyle buyurdu:

"Bir palan gibi bir şey." [237]

 

882- Ibni Huzeyme, Enes bin Malik (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'m namazgahta ona -yani bastona- doğru namaz kıldı­ğını gördüm." [238]

İbni Huzeyme şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın namazda yerine gö-re bir oku, yerine göre de boyuna uzanan bir palanı sütre ediniyordu. Bu gösteriyor ki, Resulullah (a.s) sütre edindiği bir şeyin hem boyuna hem eni-ne uzun bir şey olması şartı aramı­yordu."

Dinu'l-Halis (2/322)"de şöyle denmektedir:

"İKm adamları namazda sütre edinilmesi üzerinde görüş birliğine var­mışlardır. Ancak Şafiiler ve Hanbeliler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse önünden birinin geçeceği endişesini taşıması nedeniyle na­mazda bir sütre edinmesi sünnettir."

Hanefîler ve İmam Malik ise: "Sütre edinmek namaz esnasında önünden birinin geçebileceği endişesi taşıyan için sünnettir" demiştir.

İmamın arkasında cemaatle namaz kılan biri açısından imamın önüne ko­nulan sütre yeterlidir. Hanefilere, İmam Şafii'ye ve Ahmed bin Hanbel'e göre imamın sütresi onun için de sütredir. İmam Malik'in bir görüşü de bu yönde­dir.

Sütrenin kalınlığı, dikilmesi /veya yere yerleştirilmesine imkan vermezse Ahmed bin Hanbel'e göre enine konulur. İmam Ebu Yusuf tan rivayet edilen bir görüşe göre ise adeta dikilmiş de düşmüş gibi uzununa konulur. Bir kimse önüne sütre olarak dikeceği veya koyacağı bir şey bulamazsa Ahmed bin Hanbel'e ve Şafiilerin çoğunluğuna ve Hanefiierin bazılarına göre yere bir çiz­gi çeker. İmam Şafii'nin eski görüşü de bu yöndedir.

 

883- Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: [239]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz namaz kıldığında yüzünün tarafına bir şey koysun. Eğer bula­mazsa bir değnek diksin. Eğer yanında değnek yoksa yere bir çizgi çeksin. Bundan sonra önünden geçenin ona bir zararı olmaz."

 

884- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir: [240]

"Resulullah (a.s) bayram gününde çıktığında bir süngü getirilmesini em­rederdi. Bu, O'nun Önüne konulurdu. Resulullah (a.s) da ona doğru namaz kılar cemaat de arkasında namaz kılardı. (Resulullah a.s) yolculukta da böyle yapardı. Ardından emirler de aynı uygulamayı sürdürdüler."

Bir başka rivayette şöyle denilmektedir:

"Resulullah (a.s) Ramazan ve Kurban bayramlarında Önüne süngü diker sonra namaz kılardı." [241]

Buhari'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) sabah namazgahına gelir, baston da önüne taşınırdı. Namazgahta da önüne dikilirdi ve ona doğru namaz kılardı." [242]

 

Namaz Kılan Birinin Önünden Geçmekten Nehiy

 

885- İbni Mace, Busr bin Sa'id (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet et­miştir:

"Ebu Cehm beni, namaz kılan birinin önünden geçenin durumunu sor­mam için Zeyd bin Halid (r.a)'e gönderdi. O da şöyle söyledi:

"Ben, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Eğer namaz kılan birinin önünden geçen kişi, üzerine yüklenen (günâ­hı) bilseydi, kırk güz beklemesi kendisi için onun önünden geçmekten daha hayırlı olurdu." [243]

 

886- Taberani, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'un şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Biriniz önünden geçmemesini sağlayabilecekse yapsın. Namaz kılanın önünden geçen geçitten eksiltir." [244]

 

Namazı Bir Şey Kesmez

 

887- Ebu Davud, Ebu Said el-Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: [245]

"Namazı bir şey kesmez. Savmaya güç yetirebildiğinizi savın (yani önü­nüzden geçmesini engelleyebildiğinizi engelleyin. -Çeviren) O (yani namaz kılanın önünden geçmeye çalışan -Çeviren), bizzat şeytanın kendisidir."

"Namazı bir şey kesmez" hadisini Ebu Davud rivayet etmiştir. Rivayet senedinde Mucalid bin Sa'id bulunmaktadır. Bu kişi ise hafızası zayıf biriydi. Ancak bu hadisin Darekutni'nin ve Taberani'nin kitaplarında anlam yönünden şahitleri bulunmaktadır. Bunu Abdurrezzak da Musannef inde 2366 numara ile vermiştir. Abdurrezzak'ın bildirdiğine göre Ma'mer'in Zühri'den, onun Sa-lim'den, onun da Abdullah bin Ömer (r.a)'den mevkuf olarak rivayeti üzere Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söylemiştir:

"Namazı bir şey kesmez. Savmaya güç yetirebildiğinizi savın." Yahut: "Güç yetirebildiğini" demiştir. Bunun isnadı sahihtir.

İmam Malik'in, Muvatta (l/156)'da bildirdiğine göre İbni Şihab Zuhri, Sa­lim bin Abdullah'tan şöyle bir rivayette bulunmuştur:

"Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle derdi:

"Namaz kılan kişinin önünden geçenlerden herhangi bir şey, namazı kesmez (yani bozmaz.)" Bunun da isnadı sahihtir.

Hafız İbni Hacer, Feth (l/486)'de şöyle söylemiştir:

"Said bin Mansur, Hz. Ali bin Ebi Talib (r.a)'den, Hz. Osman (r.a)'dan ve daha başkalarından mevkuf olarak buna benzer rivayetlerde bulunmuştur."

ikinci maddenin mana itibariyle sahih şahitleri bulunmaktadır. [246]

 

888- Buharı ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) geceleyin, ben O'nunla kıble arasında cenazenin uzan­ması gibi uzandığım halde namaz kılardı." [247]

 

889- Buharı ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Hz. Aişe (r.a)'nin yanında namazı kesen şeylerden söz edilerek bunla­rın: "Köpek, eşek ve kadın" olduğu söylendi. O da şöyle söyledi:

"Bizi eşeklere ve köpeklere benzettiniz! Vallahi, ben Resulullah (a.s)'m, benim O'nunla kıble arasında divan üzerinde uzandığım halde namaz kıl­dığını gördüm. Benim bir ihtiyacım olur, oturup Resulullah (a.s)'a sıkıntı vermekten hoşlanmaz ve ayaklarının yanından (veya önünden) geçip gider­dim."

Beğavi (2/461)'de şöyle söylemiştir:

"Bu hadisi şerif, bir kadının namaz kılan birinin önünden geçmesi ile onun namazını kesmeyeceğine (yani bozmayacağına) delalet etmektedir. Sa­habeden olan ve onlardan gelen ilim sahiplerinin çoğunluğunun görüşü de bu yöndeydi. Buna göre namaz kılan birinin önünden geçen bir şeyden do­layı namazı kesilmez yani bozulmaz." [248]

 

Bir Açıklama

 

Hz. Aişe (r.a)'nin tutumu, şeriatın ruhuna ve kurallarına uygun olan genel kıyası (kıyası ammı) ahad rivayetlerle (yani tek kişi tarafından nakledilen ri­vayetlere) tercih etme türünden bir tutumdur. İşte Hanefîlerin yaptığı da bu­dur. Bazıları Hanefilerin Özel kıyası (kıyası hassı) sahih hadislere tercih et­tiklerini sanmaktadırlar. Bu ise yersiz bir zandır.

 

890- Buharı, Ümmü Seleme (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: [249]

"Onun (yani Ümmü Seleme (r.a)'nin) yatağı Resulullah (a.s)'m Mescidi tarafındaydı.'"

 

891- Abdullah bin Ahmed (Ahmed bin Hanbel'in oğlu), Abdurrahman bin Avf (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Namaz kılıyordum. Bir adam benim önümden geçti (yani geçmek iste­di). Ben engel oldum. Sonra Osman bin Affan (r.a)'a sordum. Şöyle söyledi:

"Sana bir zararı olmaz ey kardeşimin oğlu!"

 

892- Ebu Ya'la, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Ben ve Hişamoğullarından bir oğlan çocuk, bir eşeğin- üzerinde geldik. Namaz kılmakta olduğu sırada Resulullah (a.s)'m önünden geçtik. O'nun için indik. Eşeği yerin bakliyatından -yahut "yerin bitkilerinden" dedi- yeme­si üzere bıraktık ve biz O'nunla birlikte namaza durduk. Bir adam: "Önünde baston var mıydı?" diye sordu. "Hayır" dedi."

Bazıları kadının, eşeğin ve siyah köpeğin namazı keseceğini söylemiş­lerdir. Bu konuda Enes bin Malik (r.a)'ten bir rivayet nakledilmiştir. Hasanı Basri de böyle söylemiştir.

 

891- Mecmeu'z-Zevaid (2/63) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Abdullah bin Ahmed rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir"

 

892- Ebu Ya'la (41311-3127 Ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir.

 

893- Müslim, Ebu Zer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bir adamın namazını, eğer önünde bir palan kadar bir şey bulunmazsa, eşek, siyah köpek ve kadın keser." Ben:

"Siyahın kırmızıdan, sarıdan ve beyazdan farkı nedir?" dedim. Şöyle söyledi:

"Ey kardeşimin oğlu! Senin sorduğun gibi ben de Resulullah (a.s)'a sor­dum, şöyle buyurdu:

"Siyah köpek şeytandandır." Bîr Açıklama

Bir gurup: "Namazı hayızlı kadın ve siyah köpek keser" demişlerdir. Bu, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edilmiştir. Ata bin Ebi Rabah da böyle söylemiştir.

Bir gurup da: "Siyah köpekten başkası namazı kesmez" demiştir. Bu hu­sus Hz. Aişe (r.a)'den rivayet edilmiştir. Bu, Ahmed bin Hanbel'in ve İshak-'ın görüşüdür.

Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi (4/22)'nde şöyle söylemiştir:

"Bu konuda ilim adamları farklı görüşler ileri sürmüş ve bazıları sözü edilenlerin namazı bozacağını söylemişlerdir.

Ahmed bin Hanbel (r.a): "Siyah köpek namazı keser. Eşek ve kadın ko­nusunda da içimde bir tereddüt bulunmaktadır" demiştir. Onun bu görüşü de şundan gelmektedir.: "Köpek konusunda bu hadisteki hükme ters ve ruhsat ifade eden herhangi bir şey rivayet edilmiş değildir. Ama kadın kon­usunda da Hz. Aişe (r.a)'nin hadisi bulunmaktadır. Eşek konusunda ise Abdullah bin Abdullah (r.a)'ın hadisi vardır.

İmam Malik, Ebu Hanife, İmam Şafii (Allah kendilerinden razı olsun) ve önceki ve sonraki ilim adamlarının (selef ve halef alimlerinin) çoğun­luğu, sözü edilenlerden herhangi birinin veya başka bir şeyin namaz kılanın [250]

önünden geçmesinden dolayı namazın kesilmeyeceğini (bozulmayacağını) söylemişlerdir. Bunlar söz konusu hadisi de, burada kesmek ifadesinin kal­bin sözü edilen şeylerle meşgul olması sebebiyle namazda eksiklik meydana geleceği anlamı taşıdığı yoksa namazın bozulacağı anlamının kastedilmediği yolunda te'vil etmişlerdir.

Bazıları da söz konusu hadisin: "Kişinin namazım bir şey kesmez. Sava-bildiğinizi savın" anlamındaki son hadisin neshettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu ise pek ikna edici bir açıklama değildir. Çünkü bir konuda neshin hük­mü ancak hadislerin arasının birleştirilmesi ve te'vili imkanının olmaması ve hadislerin tarihlerinin bilinmesi durumunda devreye sokulur. Bu konu­da bir tarih yoktur (yani sözü edilen hadislerin hangilerinin önce, hangileri­nin sonra söylendiği bilinmemektedir. - Çeviren) Bunun yanısıra: "Kişinin namazını bir şey kesmez" hadisi zayıftır. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir."

"Namazı bir şey kesmez" hadisinin sahih olduğu daha önce ifade edilmiş­ti. Ayrıca bkz. İ'la'uVSünen'(5/53)

Yine Hz. Aişe (r.a)'den rivayet edilen ve bu gibi rivayetleri zahiri an­lamıyla zikreden hadisi biraz önce nakletmiştik.

Dinu'l-Halis (2/328)'de şöyle denilmektedir:

"Bu hadiste "namazın kesilmesi" ile kastedilen, sözü edilen şeylerle meşguliyet ve onlarla ilgilenmek sebebiyle huşunun ve namaza kalbini ver­menin kesilmesidir. Yoksa kastedilen anlam, sözü edilen şeylerin namazı bozacağı anlamı değildir."

Nevevi şöyle söylemiştir:

"Bu açıklama, en doğu ve en güzel açıklamadır. İmam Şafii, Hattabi ve gerek fıkıhçılardan gerekse hadisçilerden meseleleri derinlemesine ele alan ilim adamları bu yönde açıklamalarda bulunmuşlardır."

Hafız İbni Hacer de, Feth'de şöyle söylemiştir:

"İmam Şafii ve daha başkaları, Ebu Zer (r.a)'in hadisinde ve ona uyan diğer hadislerde kastedilen "kesihne"nin, huşunun kesilmesi olduğu yoksa namazın bozulması olmadığı açıklamasını tercih etmişlerdir. Bir sahabinin özellikle siyah köpek için bu hükmün konulmasının sebebini sorması üze­rine kendisine verilen cevapta onun şeytan olduğunun belirtilmesi de bu açıklamayı desteklemektedir. Şeytanın namaz kılan birinin önünden geç­mesi durumunda, onun namazını bozmayacağı bilinmektedir. İleride ge­leceği üzere sahih bir rivayette şöyle denmektedir:       

"Namaz için ezan okunduğunda şeytan arkasını döner. Ezan okuma işi

bitince önünü dönüp kişiyle nefsi arasına bir şeyler sokmak (hatırına bir ta­kım şeyler getirmek ister.)"

Yine namazda olmayan bir iş yapılması konusunda geleceği üzere bir ha­disi şerifte: "Şeytan benim karşıma çıktı..." denmektedir."

Nesai'nin Hz. Aişe (r.a)'den rivayet ettiği bir hadisi şerifte de şöyle den­mektedir:

"Ben de onu yakaladım, yere çarptım ve boğdum." "Bu hadisi şerifte Re-sulullah (a.s)'m namazını kesmek için geldiği belirtilmiştir" denilemez. Çünkü biz burada, Müslim'in rivayetinde namazı kesmenin sebebinin bildi­rildiğini hatırlatırız. Burada bildirildiğine göre şeytan bir ateş koru (veya çıra) ile gelerek onu yüzünün karşısına koymak istemiştir. Sadece geçme işi ise (başka zamanlarda) gerçekleşmiş ama namazı bozmamıştır." [251]

el-İ'la Müellifi şöyle söylemiştir:

"Bu şekilde veya buna benzer bir te'vilin yapılması zorunludur. Çünkü Hz. Aişe (r.a)'nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte de kâfirin geçmesinin na­mazı keseceği ifade edilmektedir. Oysa onun geçmesinin namazı kesme­yeceği (yani bozmayacağı) üzerinde icma (görüş birliği) vardır.

Hz. Aişe (r.a)'nin rivayet ettiği hadisi şerif şöyledir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Müslümanın namazını eşek, kâfir, köpek ve kadından başka bir şey kes­mez."

Bu hadisi Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. el-Iraki de ravilerin sika olduğunu söylemiştir. Mecmeu'z-Zevaid'de (l/166)'de geçmektedir ve ravi-leri sika görülmüş kimselerdir. Kâfirin geçmesi namazı kesmeyeceğine göre, deliller arasının birleştirilmesi için diğer hadisi şeriflerin de zahiri anlam­larının te'vil edilmesi gerekmektedir." [252]

 

Namaz Kılanın Önünden Geçenle Çarpışılması

 

894- Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Önünde sütre olmaksızın durma. Kimsenin de önünden geçmesine müsaade etme. Eğer geçmekte ısrar ederse sen de ona karşı çarpış. Şüphesiz onunla beraber yakın (yani şeytan) vardır." [253]

 

895- Buhari ve Müslim, Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s)'ın şöyle söylediğini duydum:

"Biriniz insanlara karşı Önünü kapatan bir sütreye doğru namaz kılar­ken bîr kimse önünden (yani sütre ile kendinin arasından) geçmeye kalkar­sa, boğazına dokunup savuştursun. Eğer ısrar ederse onunla çarpışsın. O an­cak bir şeytandır."

Şu ifadeyle de rivayet edilmiştir:

"Eğer ısrar derse, elini göğsüne koyup savuştursun." [254]

 

Dersler Ve Öğütler

 

İmam Nevevi (4/223) şöyle demektedir:

"Burada geçen namaz kılanın önünden geçenin savuşturulması emri, nedb (mendubiyet) ifade eden bir emirdir. Buradaki mendubiyet müekked mendubiyettir. İlim adamlarından bunu vacip gören birini bilmiyorum. Bi­lakis bizim ashabımız (mezhebimizin ileri gelenleri) ve daha başkaları bu işin vacib değil de mendub olduğunu açık olarak ifade etmişlerdir. Kadı Iyaz şöyle söylemiştir:

"Böyle birine (namaz kılanın önünden ısrarla geçmeye çalışana) karşı si­lahla yahut ölümüne yol açabilecek bir şeyle çarpışılmasının gerekmediği üzerinde ilim adamları icma etmiş ve görüş birliğine varmışlardır. Ancak bir kimse böyle birine karşı caiz olan bir şekilde mücadele eder de bu yüzden namaz kılanın önünden geçmeye çalışan şahıs ölürse, ilim adamlarının or­tak görüşleriyle ötekine karşı kısas cezası uygulanmaz. Bu yüzden diyetin gerekip gerekmeyeceği konusunda ise ilim adamları tarafından iki farklı görüş ileri sürülmüştür. Yani bu görüşe göre diyet gerekir, bir diğer görüşe göre ise gerekmez. Bu iki görüş İmam Malik (r.a)'in mezhebine göre olan görüşlerdir. Bütün bunların namazında ölçüsüz hareket etmeyen, aksine tedbirini alan, sütreye doğru yahut pek önünden geçilmesi ihtimali olmayan bir yerde namaz kılan kimse açısından olduğu üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Bu konuda Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin rivayet etmiş olduğu hadisi şerif de bir delildir.

Nitekim söz konusu hadisi şerifte şöyle denilmektedir:

"Biriniz insanlara karsa önünü kapatan bir sütreye doğru namaz kılar­ken bir kimse Önünden (yani sütre ile kendinin arasından) geçmeye kalkar­sa, boğazına dokunup savuştursun. Eğer ısrar ederse, onunla çarpışsın. O, ancak bir şeytandır."

Bunun yanısıra birinin önünden geçmesini engellemek için namaz kıla­nın yerinden ayrılıp yürümesinin caiz olmadığı, önünden geçmeye çalışan kişiyi bulunduğu yerden engellemesinin gerektiği üzerinde de görüş bir­liğine varmışlardır. Çünkü bir kimsenin namazda yürümesinin zararı, biri­nin uzaktan önünden geçmesinin yol açacağı zarardan daha fazladır. Namaz kılanın bulunduğu yerden elinin yetişebileceği yere kadar olan alandan ge­çen kimseyi engellemesi mubah kılınmıştır. Bu yüzden sütresine yakın dur­makla emrulunmuştur. Eğer önünden geçen kişi uzakta olursa teşbihle (yani "subhanallah" diyerek) veya işaretle engel olmaya çalışır.

Bunun gibi ilim adamları bir kimsenin Önünden geçtikten sonra onu ge­ri çevirmemesinin gerektiği üzerinde de görüş birliğine varmışlardır. Çün­kü geri çevirmesi durumunda önünden ikinci kez geçilmiş olacaktır. Selef­ten bazılarından nakledilen rivayetlere göre çevirir. Ancak bu yöndeki ri­vayetler te'vil edilmiştir."

Bu açıklama gerçekten çok güzel bir açıklamadır. Mezhebimizin ileri ge­lenlerinin söylediklerine göre namaz kılan kişi, önünden geçmek isteyeni önce en güzel bir şekilde engellemeye çalışır. Öteki geçmekte ısrar ederse daha sert bir tutumla karşı çıkar ve bu şekildeki tutumunu gittikçe sertleştirir.

Resulullah (a.s)'ın: "O ancak şeytandır" sözüyle ilgili olarak Kadı Iyaz şu açıklamayı yapmıştır:

"Bunun anlamı şudur: Bu kimse geçmeye çalışması ve geri dönmekten kaçınması dolayısıyla bir bakıma şeytanlık yapmaktadır." Bu sözün: "O kim­se şeytanın işini yapmaktadır" anlamında olduğu da söylenmiştir. Çünkü şeytan hayırdan ve sünneti kabulden uzaktır.

Yine bununla, ona yakın duran şeytanın kastedildiği de söylenmiştir. Nitekim konuyla ilgili diğer hadisi şerifde: "Şüphesiz onunla beraber yakın (yani şeytan) vardır" denmektedir." [255]

I'la'u's-Sunen'de şöyle denilmektedir:

"Namaz kılanın Önünden geçen kişiyle çarpışmasının mübahlığı konu­su üzerinde ciddi bir şekilde durmak gerekmektedir- Çünkü Hz. Osman (r.a) evinin muhasaraya alındığı gün şöyle söylemiştir:

"Allah için doğru konuşmanızı istiyorum. Resulullah (a.s)'ın şöyle bu­yurduğunu biliyor musunuz: "Müslüman bir şahsın kanının akıtılması, şu üç şey dışında bir sebepten dolayı helal olmaz: Evlendikten sonra zina et­mek, Müslüman olduktan sonra küfre dönmek yahut haksız yere bir canı öldürmek ki bundan dolayı kendisi de öldürülür."

Bunu Tirmizi, Nesai ve İbni Mace rivayet ermiştir. Mişkat (252-254)'da bildirildiğine göre Buhari ve Müslim de, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan bu­nun bir benzerini rivayet etmişlerdir."

Selef imamlarının ilk dönem ilim adamlarının Ebu Said el-Hudri (r.a)'nin hadisinde geçen çarpışma konusunda başvurdukları te'vü de budur. Yani on­lara göre söz konusu hadisi şerifte geçen çarpışma ile gerçek anlamda bir çar­pışma değil, sert bir şekilde engelleme anlamı kastedilmiştir. Çünkü bu yuka­rıda sayılan üç sebebin dışındadır.

Beda'i müellifi şöyle söylemiştir:

"Önde gelen ilim adamlarından: "Namaz kılanın önünden geçene engel olunması bir ruhsattır ama efdal olan engel olmamaktır. Çünkü bu hareket namaz hareketinden değildir" diyenler de vardır.

Bunun gibi İmamu'1-Huda Şeyh Mansur da İmam Ebu Hanife'nin, engel olmaktan kaçınmasının daha iyi (efdal) olduğunu söylediğini bildirmiştir. Ona göre hadisi şerifteki engel olma emri ise, iki siyahın öldürülmesi hadi sindeki gibi bir ruhsat bildirir."

Namazı bir şeyin kesmeyeceği fikirini destekleyen bir rivayet de şudur:

 

896- Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şu şekilde söylediğini rivayet etmiştir:

"Ben, Resulullah (a.s)'m bineğine doğru namaz kıldığını gördüm." NafT de şöyle söylemiştir:

"Ben de Abdullah bin Ömer (r.a)'in bineğine doğru namaz kıldığım gör­düm." [256]

 

Ka'be'nin İçinde Namaz

 

897- Bezzar, Abdurrahman bin Safvan (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) Mekke'yi fethedince: "Elbiselerimi giyeceğim" dedim. Evim de yol üzerindeydi."

Hadis devam ediyor ve sonunda şöyle diyor:

"Resulullah (a.s) çıkınca yanında bulunan kişiye: "Resulullah (a.s) ne rede namaz kıldı?" diye sordum. "Orta direğin sağ yanında iki rekat namaz kıldı" dedi. Hz. Ömer (r.a)'in hadisine göre (Resuhıllah (a.s) orada) iki rek'at namaz kıldı." [257]

 

898- Müslim, Osman bin Talha (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) Kabe'nin içinde iki rek'at namaz kıldı."

Hasan hadisinde şöyle söyledi: "Girişinde iki direğin arasını karşısına alıyordu." [258]

 

899- Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s), fetih gününde (yani Mekke'nin fethi gününde Mek ke'ye) Usame (r.a)'ye ait bir devenin üzerinde girdi. Deveyi Ka'be'nin avlu­sunda çökertti. Sonra Osman bin Ebi Talha'dan anahtar istedi. O da anasına gitti. Anası anahtarı vermek istemedi. Bunun üzerine: "Ya onu verirsin ya­hut kılıcım belimden çıkar" dedi. O da anahtarı verdi. Sonra (Osman bin Ebi Talha) kapıyı açtı. Resulullah (a.s) içeri girdi. O'nunla birlikte Osman, Bilal ve Usame de içeri girdi. Kapıyı içerden kapattılar. Ben o zaman genç ve güçlü bir adamdım. İnsanlar (kapıya) yüklendiler. Ben de yüklendim. Bilal (r.a)'in kapının yanında ayakta durduğunu gördüm: "Ey Bilal! Resulullah (a.s) nerede namaz kıldı?" dedi (yani dedim). "İki ön direğin arasında" dedi. Ancak Resulullah (a.s)'ın kaç rek'at namaz kıldığını sormayı unuttum."

Bu metin, Muhammed bin Amr'ın rivayet etmiş olduğu hadisin metnidir. [259]

 

900- Ahmed bin Hanbel, Ebu Şa'sa (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Hacc için çıktım. Ka'be'nin içine girdim. İki direğin yanına varınca du­vara dokununcaya kadar ilerledim. Bu sırada Abdullah bin Ömer (r.a) gelip yanıbaşımda dört rek'at namaz kıldı. Namazını bitirince kendisine: "Resu­lullah a.s), Ka'be'nin neresinde namaz kıldı?" diye sordum. Şöyle söyledi:

"İşte burada. O'nun (burada) namaz kıldığını bana Usame bin Zeyd (r.a) bildirdi. Ben de kendisine: "Kaç rek'at kıldı?" diye sordum. O da şöyle söyle­di: "Bundan dolayı kendi kendime kızıyorum. Bir ömür boyu O'nunla bera­ber bulundum da kaç rek'at kıldığını sormadım." [260]

(Ebu Şa'sa daha sonra) şöyle söyledi:

"Ertesi yıl olunca yine hacc için çıktım. Gelip O'nun durduğu yerde dur­dum. Bu sırada Abdullah bin Zubeyr (r.a) gelip yanıbaşımda durdu ve beni oradan çıkarıncaya kadar iteklemeye başladı. Sonra orada dört rek'at namaz kıldı."

 

901- Ebu Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Bilal (r.a)'e: "Resulullah (a.s) nerede namaz kıldı?" diye sordum. Şöyle söyledi:

"Ka'be'nin giriş kısmında. Kendisiyle duvarın arasında üç zira vardı -ya­hut yaklaşık olarak üç zira miktarı bir mesafe vardı-."

Burada mesafenin tam üç zira mı yoksa üç ziraya yakın mı olduğu konu­sunda Ebu Amir tereddüt etmiştir. [261]

 

902- Ebu Davud, Hz. Aişe (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir:

"Ka'be'ye girip içinde namaz kılmayı arzuluyordum. Resulullah (a.s) elimden tutup beni Hicr'e soktu ve şöyle buyurdu: [262]

"Ey Aişe! Senin kavmin Ka'be'yi inşa edince onu biraz küçülttüler. Bu yüzden Hicr'i Ka'be'nin dışında bıraktılar. Ka'be'nin içinde namaz kılmak istediğinde Hicr'in içinde namaz kıl. Burası Ka'be'den bir parçadır." [263]

Ka'be'nin içinde namaz kılınmasına <lair rivayetler Ka'be'nin içinde veya üstünde namaz kılınmasını caiz görenler için birer delildir. [264]

 

Kıbleye Yönelmenin Adabı

 

903- İbni Huzeyme, Ebu Vail (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Şeys bin Rub'i, Huzeyfe (r.a)'nin yanında namaz kıldı ve önüne doğru tükürdü- Bunun üzrine Huzeyfe (r.a) şöyle söyledi:

"Kişi namaza başladığında Allah da yüzünü ona çevirir. O Allah'dan yüz çevirmedikçe (yani uygunsuz bir hareket yapmadıkça) Allah da ondan yüz Çevirmez." [265]

 

Bir Açıklama

 

Bu hadisi şerifte kıbleye yönelmenin Yüce Allah'a yönelme manası taşı­dığına işaret edilmektedir. Bu ise namaz kılan veya namazı bekleyen yahut namazdan sonra olduğu yerde (kıbleye doğru) oturan kimse gibi namaz kı­lanla aynı hükümde olan kimsenin bir takım edeb Ölçülerine uymasını gerektir­mektedir. [266]

 

Kıble Tarafına Canlı Resimler Konulmasından Nehiy

 

yarım daire seklinde bir duvarın içinde kalan alana denmektedir. Ka'be'nin yıkılma­sından sonra Mekkeli'lerin bu binayı yeniden inşa ederken biraz küçülttükleri ve söz konusu alam Ka'be'nin dışında bıraktıkları, ancak bu alanın da Ka'be'den olduğunun bilinmesi için etrafına duvar çektikleri rivayet edilmektedir. (Çeviren) 903- İbni Huzeyme (2/62) Namazda işlenmesi mekruh olan fiillerle ilgili bablar, 350-Namaz kılanın önüne doğru tükürmesinden şiddetle nehyedildiği, çünkü namaz kılanın yönünü bu tarafa yönelmesi süresince Yüce Allah'ın onu yüzünün tarafın­dan karşıladığı babı. İsnadı hasendir.

 

904- Nesai, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Onun (yani Hz. Aişe (r.a)'nin) aklığının üzerinde asılı ve üzerinde canlı resimleri (tasvirler) bulunan bir elbisesi vardı. Resulullah (a.s) ona doğru namaz kılıyordu. Sonra: "Onu benden uzaklaştır" diye buyurdu. (Hz. Aişe (r.a) dedi ki): "Ben de onu aldım ve ondan yastıklar yaptım."

Bu rivayet, namaz kılan birinin önünde canlı resimlerin (tasvirler) bulun­maması gerektiği konusunda delildir. Esas olan ise Mü s I uman in evinde bu tür resimlerin hiç bulunmamasıdır. Hz. Aişe (r.a)'nin evinde bulunan canlı re­simleri ise mumeshene idi. [267]

 

Kıbleye Karşı Tükürülmesi

 

905- Ebu Davud, Huzeyfe bin Yeman (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim kıble tarafına tükürürse, kıyamet günü tükürüğü iki gözünün ara­sında olarak gelir." [268]

 

906- İbni Hibban, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: [269]

"Kıble tarafına doğru burnunu temizleyen kişi kıyamet günü çıkardığı yüzünde bulunarak gelir."

 

907- îbni Hibban, Saib bin Hallad (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Bir adam bir cemaate imamlık etti. Bu sırada kıbleye doğru tükürdü. Resulullah (a.s) da ona doğru bakıyordu. Namazları bitince (Resulullah a.s):

"Bu size namaz kıldırmasın (veya kıldıramaz)" diye buyurdu. Adam sonra yine onlara imamlık etmek istedi. Engel oldular ve Resulullah (a.s)'m söylediği sözü kendisine bildirdiler. Adam bu hususu Resulullah (a.s)'a hatırlattı. O da: "Evet" diye buyurdu. Sanıyorum daha sonra da şöyle buyur­du:

"Sen Allah'a eziyet ettin." [270]

 

NAMAZIN ŞARTLARINDAN NİYET

 

Niyetin, namazın farzlarından bir farz olduğu konusunda icma (görüş bir­liği) vardır. İlim adamlarının çoğunluğuna göre de bu, namazın bir şartıdır. Niyet, sözlükte bir şeyi amaçlamak anlamına gelmektedir. Şeriatta ise Yüce Allah'a yaklaşma gayesiyle ibadet türünden bir şeyi yapmaya kalben azmet­mek ve karar vermektir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Oysa onlar dini yalnızca O'na halis kılan hanifler olarak Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolun-madılar." [271]

Maverdi şöyle söylemiştir: "Onların dillerinde ihlas; niyettir."

Buhari ve Müslim, Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiş­lerdir:

"Ameller niyetlere göredir. Her kişiye niyet ettiğinin karşılığı vardır." [272]

Şeriatta niyetin gerekliliği konusunda çok sayıda delil bulunduğundan do­layı bu konuda icma gerçekleşmiştir. Müslüman olmak, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırma (temyiz) kabiliyetine sahip olmak ve neye niyet ettiğini bil­mek, niyetin geçerliliğinin şartlarındandır. Hanefilere göre namazda niyet ile



[1] Zehebi dipnotunda: "Bu kişiyi zayıf gördüklerini söyleyebilirim" demiştir.

[2] Bu hadis merfu hükmünde mevkuf bir hadistir.

[3] Müslim (1/490) 6-Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha, 6-Yolcu değilken (hazerde) iki namazın birleştirilmesi babı. Ibni Huzeyme (2/85) Namazda yapılması mekruh olan fiillerle ilgili bablar, 378-Yağmurda yolcu değilken de na­mazların birleştirilmesine ruhsat olduğu babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/247-249

[4] Muvatta (1/145) 9-Kitabu Kasri's-Sala fi's-Sefer, 1-Yolculukta ve yolcu değilken (hazerde) iki namazın birleştirilmesi babı. İsnadı sahihtir,

[5] İbni Huzeyme (2/88) 380-Vaktinin geçmesi durumunda namaz için ezan okunmayı terkin caiz olduğu babı.

[6] Ahzab Suresi: 25

[7] ibni Huzeyme, aynı şekilde. İsnadı sahihtir.

[8] Bakara Suresi: 239

[9] Buhari (3/532) 25-Kitabu'l-Hacc, 96-Bu iki namazı birleştirip de (aralarında) nafile namaz kılmama babı.

[10] Müslim (2/937) 15-Kitabu'l-Hacc, 47-Arafat'tan Müzdelife'ye inme ve akşam ile yatsıyı birleştirmenin müstehablığı babı.

[11] Müslim (21938) 15-Kitabu'l-Hacc, 47-Arafat'tan Müzdelife'ye inme ve akşam ile yatsıyı birleştirmenin müstehablığı babı.

[12] ibni Huzeyme (41252) Kitaba MenasiM-Hacc, 693-Arafat'ta öğle ile ikindinin birleştirilmesi ve bu ikisi için bir ezan okunması ve bir kamet getirilmesi babı Bu hadis sahihtir.

[13] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/249-256

[14] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/256

[15] Bkz. Şerhu's-Sağir (1/487-492) Muhazzeb (1/104) Muğni (21273)

[16] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/256-259

[17] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/259-260

[18] Buhari (2/77) 10-Kitabu'l-Ezan, 1-Ezanın başlangıcı babı. Müslim (1/285) 4-Ki-tabu's-Salat, 1-Ezanın başlangıcı babı. Tirmizi (1/363) Ebvabu's-Sala, 139-Ezanın başlangıcı hakkında gelen rivayetler babı. Ebu İsa Tirmizi şöyle söylemiştir: "Bu hadis hasen, sahih garibdir. Abdullah bin Ömer (r.a)'den nakledilen hadislerden­dir. " Nesai (2/2-3) 7-Kitabu'l-Ezan, 1 -Ezanın başlangıcı.

 

[19] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/261-263

[20] Ebu Davud, aynı yer.

[21] Ebu Davud (1/141) Kitabu'sSalat, 29-Bir kimsenin ezan okuması ve bir başkasının da kamet getirmesi babı.

"O senden daha gür ve daha uzun seslidir": Bu söz, müezzin olarak güzel sesli ve geniş bir alana sesini duyurabilen birinin seçilmesinin müstehab olduğunu göstermektedir.

[22] Tirmizi (1/359) Ebvabu's-Sala, 139-Ezanın başlangıcı hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi: "Bu hadis basen, sahihtir" demiştir.

[23] Tirmizi (11371) Ebvabu's-Sala, 142-Kamet sözlerinin ikişer ikişer okunacağı hakkın­da gelen rivayetler babı. Bu hadis sahihtir.

Hattabi, Abdullah bin Zeyd (r.a)'in hadîsi hakkında şöyle söylemiştir: "Bu hadis de­ğişik isnadlarla rivayet edilmiştir. Burada verilen isnad ise en sıhhatli olanıdır. Bu ri­vayete göre, ezan sözleri çifter çifter, kamet sözleri ise teker teker okunurdu. Mısır alimlerinin çoğunluğunun görüşüne göre de uygulama böyle olmalıdır. Aynı şekilde Harameyn'de (Mekke ve Medine'de), Hicaz'da, Şam'da (Suriye, Filistin ve Ürdün ta­raflarında), Yemende, Mısır'da, Mağrib ülkelerinde (Kuzeybatı Afrika ülkelerinde) hatta İslam ülkelerinin en uzak beldelerinde bile uygulama bu şekildedir. Hasanı Basri'nin, Mekhu'lun, Zühri'nin, İmam Malik'in, Evza'i'nin, Şafii'nin, Ahmed bin Hanbel'in, İshak'ın ve daha başkalarının görüşleri de bu yöndedir." Yine şöyle söylemiştir:'

"Halen Mekke'de ezan okuma görevini sürdüren ve Ebu Mahzure'nİn soyundan gelen­ler de kamet sözlerini tek tek okumakta ve bu adeti dedelerinden aldıklarını söyle­mektedirler. Sufyanı Sevri ve Ashabı Re'y (fıkıhta içtihada ağırlık verenler, ezan sözlerinin de kamet sözlerinin de çifter çifter okunması gerektiğini söylerlerdi."

[24] Mecmeu'z-Zevaid (1/331) Kitabu's-Salat, Ezanın nasıl olduğu babı. Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir. İsnadı hasendir.

[25] Mecmeu'z-Zevaid (1/330) Kitabu's-Salat, Ezanın nasıl olduğu babı. Ravileri sika­dırlar.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/263-267

[26] Müslim, aynı yer. Ebu Davud (11141) Kitabu's-Salat, 28-Kamet babı. Tirmizi (11370) Kitabu's-Salat, 28-Kamet sözlerinin teker teker okunması hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (213) 7-Kitabu'l-Ezan, 2-Ezan sözlerinin ikişer ikişer okunması babı.

[27] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/267-268

[28] Ebu Davud (11136) Kitabu's-Salat, 27-Ezamn nasıl olduğu babı.

[29] Ebu Davud, aynı yer. Müslim (1/287) 4-Kitabu's-Salat, 3-Ezanın Özelliği babı.

[30] Nesai (2/5-6) 7-Kitabu'l-Ezan 5-Ezamn nasıl olduğu babı.

[31] Müslim, aynı yer. Nesai, aynı yer. İta

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/268-271

[32] Cevherü'n Nakiyy (1/104)

[33] Tatiku'i Hasen (1149)

[34] f'tau's-Sünen (2/95-98)

[35] Ebu Davud (11141) Kitabu's-Salat, 28-Kametle ilgili.bab. Nesai (2120-21) 7-Kİîabu'l-Ezan, 28-Kametin nasıl olduğu babı. İsnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/271-275

[36] Muvatta (1168) 3-Kitabu's-Salat, 1-Namaz için ezan okumak hakkında gelen riva­yetler babı. Buharı (2/96) 10-Kitabu'l-Ezan, 9-Ezan için kura çekme babı. Müslim (1/325) 4-Kitabu's-Salat, 28-Safların düzeltilmesi ve doğrultulması babı. Nesai (2/23) 7-Kitabu'l-Ezan, 3-1-Ezan okumak İçin kur'a çekilmesi. İbnİ Huzeyme (11204) Kitabu's-Salat, 44-Çok kimsenin istekli olması durumunda ezan okuyacak kişinin belirlenmesi için kur'a çekilmesi babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/275

[37] Müslim, aynı yer, sh. 292

[38] Müslim, aynı yer, sh. 291

[39] Müslim, aynı yer.

[40] Müslim, aynı yer.

[41] Buhari (2/84) 10-Kitabu'l-Ezan, 4-Ezan okumanın fazileti babı. Burada ifade edi­lene göre şeytan kişinin zihnini kurcalayarak onun kafasına bir takım hayaller, boş ümitler sokar ve çeşitli şeyleri aklına getirir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/275-277

[42] Müslim (1/290) 4-Kitabu's-Salat, 8-Ezamn fazileti ve şeytanın onun sesini duy­duğunda kaçması babı.

[43] Nesai (2/24) 7-Kitabu'l-Ezan, 34-Bunun sevabı babı. İbni Hibban (3/89) Yüce Allah'ın ezan okuyan kişiyi bağışlayacağının ve samimi bir duyguyla ezan okuması durumunda ezan okumasından dolayı kendisine cennete sokacağının bildirilmesi babı. Hakim (11204) Hakim şöyle söylemiştir: "Bu hadisin isnadı sahihtir. Ancak Buharı ve Müslim bu hadisi bu metniyle rivayet etmemişlerdir." Zehebi de onun söylediğini doğrulamıştır.

[44] Ahmed bin Hanbel (4/336) Mecmeu'z-Zevaid (1/235) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştirve ravİ-leri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir." Nesai (1119) 7-Kitabu'l-Ezan, 25-Çobanın ezan okuması.

[45] Keşfu'1-Es.tar (1/182) Yolculukta ezan okuması. Mecmeu'z-Zevaid (1/235) Hayse-mi şöyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir ve Ravileri sikadırlar."

buyurdu. Sonra Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Siz onun kenara çekilmiş keçiyle ilgilenen yahut köpekleriyle avcılık yapan biri olduğunu görüyorunuz (veya görürsünüz)."

[46] Ahmed bin Hanbel (1/406-407) Ebu Ya'la (9/276) Taberanİ (10/115) Mu'cemu'I-Kebir. Mecmeu'z-Zevaid (11334) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Ebu Ya'la ve Mu'cemu'l-Kebir'de Tabarenai rivayet etmiştir ve Ahmed bin Hanbel'in ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[47] - Ibni Huzeyme (11208) 49-Yotculukta ezan okunması babı. İsnadı sahihtir.

[48] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/277-281

[49] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/281-282

[50] Müslim (1/288) 4-Kitabu's-Salat, 3-Ezanın özelliği babı, 7-Ezan okuyanın söyle­diklerinin tekrar edilmesinin müstehab olduğu babı. Ebu Davud (1/144) Kitabu's-Salat, 35-Ezamn okunmasının duyulması halinde ne deneceği babı. Tirmizi (î/413) Ebvabu's-Sala, 157-Bir kimsenin müezzinin ezan okumasını duyduğunda söyle­yeceği sözlerin (yani onun sözlerini aynen tekrar etmesinin) fazileti ile ilgili bab. Nesai (2/26-27) 7-Kitabu'l-Ezan, 2S-l::an esnasında dua edilmesi babı.

 

[51] Mecmeu'z-Zevaid (11333) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Evsat'ta rivayet etmiştir. Havileri arasında Velid bin Abduîmelik Harrani bulun­maktadır. Ibni Hibban onu sika (güvenilir) raviler arasında saymış ve: "Sika ravi-lerden rivayette bulunması durumunda hadisleri tutarlıdır" demiştir. Heysemi de şöyle söylemiştir: "Bu hadis onun Musa bin A'yan'dan rivayet etmiş olduğu bir ha­distir. Bu kişi ise sikadır. Velid bin Abduîmelik saduktur (doğru sözlüdür. Saduk: Hadis rivayetinde sikadan sonra bir derecedir. -Çeviren) el-Cerh ve't-Ta'dil'de de böyle denilmektedir.

Vesile: Kişiyi Allah'a yaklaştıran güzel söz ve ameldir. Bir hadisi şerifle bunun cennet derecelerinden bir derece olduğu bildirilmiştir.

[52] Buhari (2194) 10-Kitabu'l-Ezan, 8-Ezan esnasında dua edilmesi babı. Ebu Davud (1/146) Kitabu's-Salat, 37-Ezan esnasında dua edilmesi hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi (11413) Kitabu's-Salat, 107-Konuyla ilgili bir başka bab. Nesaı (2/27) 7-Kitabu'l-Ezan, 28-Ezan esnasında dua edilmesi babı.

Makamı Mahmud (övülmüş makam): Kıyamet günündeki şefaat derecesi­dir. Çünkü yaratıklar o gün bu makamdan Övgüyle söz edeceklerdir.

[53] Müslim (1/289) 4-Kitabu's-Salat, 7-Müezzini duyanın onun söylediğinin aynısını söylemesinin müstehab olduğu babı. Ebu Davud (11145) Kitabu's-Salat, Müezzinin (ezan okumasının) duyulması esnasında ne deneceği babı.

[54] Müslim (1/290) 4-Kitabu's-Salat, 7-Müezzini duyanın onun söylediğinin aynısını söylemesinin müstehab olduğu babı.

[55] Müslim (11290) 4-Kitabu's-Salat, 7-Müezzini duyanın onun söylediğinin aynısını söylemesinin müstehab olduğu babı. Ebu Davud (1/145) Kitabu's-Salat, Mezzinin (ezan okumasının) duyulması esnasında de denileceği babı. Ebu Davud'un rivaye­tinde "günahları" ibaresi geçmemektedir. Tirmizi (11412) Ebvabu's-Sala, 156-Müezzinin ezan okumasının ardından insanların nasıl bir dua okuyacakları hak­kında gelen rivayetler babı. Nesai (2126) 7-Kitabu'l-Ezan, 28-Ezan esnasında dua edilmesi babı.

[56] Buharı (2/396) 11-Kitabu'l-Cum'a, 23-İmamın ezam duyması halinde minberin üzerinde ona icabet edeceği (yani sözlerini tekrar edeceği) babı.

 

[57] Buharı (2/90) IO-Kitabu'l-Ezan, 7-Kişinin müezzini (yani ezanı) duyması halinde ne diyeceği babı.

[58] Buharı (2191) 10-Kitabu'l-Ezan, 7-Kişinin müezzini (yani ezam) duyması halinde di­yeceği babı.

[59] Buharı (2/90) 10-Kitabu'l-Ezan, 7-Kişinin müezzini (yani ezanı) duyması halinde ne diyeceği babı. Müslim (11290) 4-Kitabu's-Salat, 7-Müezzini duyanın onun söy­lediğinin aynısını söylemesinin müstehab olduğu babı. Ebu Davud (1/144) Kita-bu's-Salat, Müezzinin (ezan okumasının) duyulması esnasında ne deneceği babı. Tirmizi (1/407) Ebvabu's-Sala, 154-Müezzinin ezan okuması esnasında insanların ne diyecekleri hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (2123) 7-Kiîabu'l-Ezan, 33-Müezzinin söylediklerinin aynen söylenilmesi babı. İbni Mace (î/238) 3-Ki-tabu'l-Ezan ve's-sünnefiha, 4-Müezzinin ezan okuduğunda ne deneceği babı.

[60] Meşfu'l-Estar (11183-184) Müezzinin (ezan okumasının) duyulması esnasında ne deneceği babı. Heysemi, (l(133)'de söyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiş­tir ve ravileri sikadırlar."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/282-286

[61] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/286

[62] 804- Ebu Davud (1/142) Kitabu's-Salat, 30-Ezanda sesin yükseltilmesi babı.

[63] Nesai (2/12-13) 7-Kitabu's-Salat, 14-Ezanda sesin yükseltilmesi babı.

"Sesisinin uzunluğunca": Yani sesini yükseltmede en ileri dereceye vardığında Yüce Allah'ın mağfiretini tam olarak haketmiş olur. Böylece sesini en son raddesine getirdiğinde mağfirette de en ileri dereceye ulaşmış olur. Burada bir benzetme yapıl­dığı ve temsili bir şeye işaret edildiği de söylenmiştir. Yani: Ezan okuyan kişinin bu­lunduğu yer ile sesinin ulaştığı yerin arasını dolduracak kadar günahı bile olsa Yüce Allah bütün bu günahları bağışlar.

[64] Ahmed bin Hanbel (41284) Nesai (2/13) 7-Kitabu's-Salat, 14-Ezanda sesin yüksel­tilmesi babı.

[65] Ahmed bin Hanbel (21136) Keşfu'l-Estar (1/180) Ezanın fazileti babı. Mecmeu'z-Zevaid (1/325) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani ve Bezzar rivayet etmiştir. Ancak Bezzar: "Her yaş ve kuru ona icabet eder" demiştir." Ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir.

[66] Muvatta (1/69) 3-Kitabu's-Salat, 1-Namaz için ezan okunması hakkında gelen ri­vayetler babı. Buharı (2/87-88) 10-Kitabu'l-Ezan, 5-Ezanda sesin yükseltilmesi ba­bı. Nesai (2/12) 7-Kitabu's-Salat, 14-Ezanda sesin yükseltilmesi babı.

[67] - Müslim (11290) 4-Kitabu's-Salat, 8-Ezanın fazileti ve şeytanın onun sesini duy­duğunda kaçması babı.

[68] Aynı yer.

[69] Müslim (1/287) 4-Kitabu's-Salat, 5-Beraberinde gören birinin bulunması durumunda kör birinin ezari okumasının caiz olduğu babı.

[70] Ebu Davud (1/147) Kitabu's-Salat, 41-Kör birinin ezan okuması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/286-293

[71] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/293

[72] Ebu Davud (İ/146) Kitahu's-Salat, 39-Ezan okuma karşılığında ücret alınması babı. İsnadı sahihtir, Tirmizi (11409) Ebvabu's-Sala, 155-Müezzinin ezan okuma karşılı­ğında ücret almasının mekruh olduğu hakkında gelen rivayetler babı. İsnadı sahih-1 tir.

[73] İbni Huzeyme (11221) Ezan ve kametle ilgili bablar, 62-Ezan okuma karşılığında ücret alınması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/293-294

 

[74] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/294

[75] Muvatta (1/73) 3-Kitabu's-Salat, 2-Yolculukta abdestsiz olarak ezan okunması. İsnadı sahihtir.

[76] Ebu Davud (214) Kitabu's-Salat, Yolculukta ezan babı. İsnadı sahihtir. Nesai (2/20) 7-Kitabû'l-Ezan, 26-Yalmz başına namaz kılanın ezan okuması.

[77] Buharı (21111) ÎO-Kitabu'l-Ezan, 18-Yolculann cemaat halinde namaz kılmaları halinde ezan okumaları ve kamet getirmeleri. Tirmizi (11399) Ebvabu's-Sala, 151-Yolculukta ezan okunması hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (218-9) 7-Kita-bu'l-Ezan, Yolculukta yalnız başlarına namaz kılanların ezan okumaları.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/295-296

[78] Buharı (2/114) 10-Kitabu'l-Ezan, 19-Müezzin ağzını öteye beriye çevirir mi?

[79] - 1) Müslim (1/360) 4-Kitabu%Salat, 47-Namaz kılanın sütresi.

[80] Aynı yer.

[81] İbni Huzeyme (3/16) Kitabu'l-İmame fi's-Sala, 48-Resulullah (a.s)'ın imamların doğruya yöneltilmesi için dua ettiği babı. İsnadı sahihtir.

[82] Mecmeu'z-Zevaid (2/2) Kitabu's-Salat, İmamın dayanak, müezzinin güvence ol­duğu babı. Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve isnadı hasendir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/296-289

[83] Ahmed bin Hanbel (3/225) Mecmeu'z-Zevaid (1/334) Kitabu's-Salat, Ezan ile ka­met arasında dua edilmesi babı. Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmişlerdir. Ebu Ya'la da rivayet etmiştir. Onun rivayetinde Ye-zid Rakkasi bulunmaktadır." İbni Hibban (3/101) Kitabu's-Salat, Ezan ile kamet arasında çokça dua edilmesinin müstehab olduğu babı. İbni Huzeyme (1/222) Ezan ve kametle ilgili bablar. 64-Ezan ve kamet arasında dua etmenin müstehab olduğu babı. İsnadı sahihtir.

[84] İbni Huzeyme (1/219) Ezan ve kametle ilgili bablar, 59-Ezan okunmasında dua e-dilmesinin müstehab olduğu ve bu esnada yapılan duanın kabul edileceğinin umul­duğu babı.

[85] İbni Hibban (3/110) Kitabu's-Salat, Beş vakit namazın fazileti babı.

[86] Ebu Davud (1/144) Kitabu's-Salat, 35-Müezzinin (ezan okumasının) duyulması es­nasında ne deneceği babı. İsnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/290-291

[87] Ebu Davud (1/148) Kitabu's-Salat, Müezzinin ezanı beklemesi ile ilgili bab. Tirmi-zi (11391) Ebvabu'S'Sala, 148-İmamın kamet okumaya daha layık olduğu babı.

[88] Müslim (İ/423) Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i-s'-Salat, 29-İnsanların ne zaman na­maza kalkacakları babı.

[89] Buharı (2/119) 10-Kitabu'l-Ezan, 22-İnsanların kamet esnasında imamı görmeleri durumunda ne zaman kalkacakları babı. Müslim (1/422) Kitabu'l-Mesacid ve Me-vaidi's-Salat, 29-İnsanların ne zaman namaza kalkacakları babı. Tirmizi (2/487) Eb-vabu's-Sala, 415-Namaza başlanması esnasında insanların imamı ayakta bekleme­lerinin mekruhluğu babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/291-292

[90] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/292

[91] Müslim (1/287) 4-Kitabu's-Salat, 4-Bir cami için iki müezzin görevlendirilmesi­nin müstehablığı babı.

[92] A'raf Suresi: 31

[93] Bkz. Reddu'l-Muhtar (11270-277) Şerhu's-Sağir (1/283-291) Muhezzeb (1164 ve son­rası) Muğni (11577 ve sonrası) Fıkhu'l-İslami (11579 ve sonrası).

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/292-302

[94] Ebu Davud (4/40-41) Kitabu'l-Hammam, Soyunma hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi (5197-98) 44-Kitabu'l-Edeb, 22-Avreti koruma hakkında gelen rivayetler babı. İbni Mac e (11618) 9-Kitabu'n-Nikah, 28-Cinsel ilişki anında Örtünme babı. Hakim (4/180) Zehebi, Hakim'in rivayetine muvafakat etmiştir.

[95] Ebu Davud, aynı yer.

[96] Müslim (11266) 3-Kitabu'l-Hayz, 17-Avret yerlerine bakmanın haramlığı babı. Ebu Davud (4/41) Kitabu'l-Hammam, Soyunma hakkında gelen rivayetler babı. Tir-miıi (5/109) 44-Kitabu'l-Edeb, 38-Erkeklerin erkeklere ve kadınların kadınlara do­kunmalarının mekruhluğu babı.

[97] Müslim, sh. 267, aynı yer

[98] Ebu Davud (î/133) Kitabu's-Salat, 25- (Çocuğun) ne zaman namaz kılmakla etnro-lunacağı babı.

 

[99] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/302-304

[100] Ebu Davud (1/143) Kitabu's-Salat, 32-Minare üstünde ezan okunması.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/297

[101] A'raf Suresi: 27

[102] A'raf Suresi: 31

[103] Ebu Davud, aynı yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/299-305

[104] Ebu Davud (3/196) Kitabu'UCenaiz, Kadının cenazesinin yıkanması esnasında ör­tülmesi babı.

[105] Ebu Davud (4/40) Kitabu'l-Hammam, Soyunmaktan nehiy babı. Bu hadis hasendir. (*) Burada dizden yukarısı keşfedilmektedir. (Çeviren)

"Yatakta aralarını ayırın": Burada kız çocuklarla erkek çocukların gece yatar­larken ayrı yatırılmalarının gerektiği anlamı kastedilmektedir. Çünkü bu yaşta bu­luğ çağına yakın olmaktadırlar, (İbnu'l-Esir)

[106] Tirmizi (5/111) 43-Kitabu'l-Edeb, 40-Uyluğunun avret yeri olduğu hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis basendir.

[107] Ebu Davud (4/40) Kitabu'UHammam, Soyunmaktan nehiy babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/305-306

[108] Tirmizi (5/111) 43-Kitabu'l-Edeb, 40-Uytuğun avret yeri olduğu hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis hasendir.

[109] Ahmed bin Hanbel (5/290)

[110] Aynı yer. Mecmeu'z-Zevaid (2/52) Kitabu's-Salat, Avret yeri hakkında gelen rivayet­ler babı. Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet et­miştir. Ancak o birincisinde: "Uyluk avret yerlerindendir" demiştir." Ahmed bin Hanbel'in rivayetindeki raviler sikadırlar.

[111] Ebu Davud (11169) Kitabu's-Salat, 77-Namazda giyilecek elbiselerle ilgili bablar.

[112] Buhari (11470) 8-Kitabu's-Salat, 3-İzarın namazda enseden bağlanması babı. Müslim (1/367) 4-Kitabu's-Salat, 52-Tek elbise içinde namaz kılınması babı. Ebu Davud (1/169) Kitabu's-Salat, 77-Namazda giyilecek elbiselerle ilgili bablar. Ne-sai (2/69-70) 9-Kitabu'l-Kıble, 14-Tek elbise içinde namaz kılınması babı. İbni Mace (1/333) 5-Kitabu İkameti's-Sala ve's-Sunneti fiha, Tek elbise içinde namaz kılınması babı.

[113] Buhari (1/475) 8-Kitabu's-Salat, 9-Gömlekle, şalvar, kısa şalvar ve hırka ile namaz künması babı.

[114] Aynı yer.

[115] yerlerinin şeklini belli etmeyecek nitelikte olursa (yani oldukça bol olursa) bu daha iyidir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/306-309

[116] Nesai (1/79) 10-Kitabu'l-İmame, 8-İmamın (yani devlet başkanının) yönetimi al­tındaki kişilerden birinin arkasında namaz kılması.

[117] Tirmizi (2/197) Ebvabu's-Sala, 268. bab. Bu hadis sahihtir.

[118] Buhari (11471) 8-Kitabu's-Salat, 5-Bir kimsenin tek elbise içinde namaz kılması du­rumunda onu omuzuna atması gerektiği babı. Müslim (1/368) 4-Kitabu's-Salat, 52-Bir tek elbise içinde namaz kılınması ve bu şekilde (tek elbisenin) giyiniş şekliyle ilgili bab. Ebu Davud (1/169) Kitabu's-Salat, 77-Namazda giyilecek elbiselerle il­gili bablar. Nesai (2/71) 9-Kitabu'l-Kıble, 18-Bir adamın omuzuna bağlamadan tek elbise içinde namaz kılması ile ilgili bab.

[119] Ebu Davud (1/172) Kitabu's-Salat, 82-Giysinin dar olması durumunda bedene bağ­lanmasının gerektiğini söyleyenler babı. Bu hadis hasendir.

[120] Buhari (1/473) 8-Kitabu's-Salat, 6-Elbisenin dar olması durumu babı. Müslim (1/326) 4-Kitabu's-Salat, 29-Namaz kılan kadınların erkeklerin arkasına geçmekle emrolunmalan babı. Ebu Davud (1/170) Kitabu's-Salat, 78-Adamtn elbisesini ense­sinde bağlayacağı babı. Nesai (2/70) 9-Kitabu'l-Kıble, 16-İzarla namaz kılınması.

[121] İbni Huzeyme (1/375) 247-Bir kimsenin namaz kılması halinde izan omuzlarından babı.

[122] Ebu Davud (1/173) 75-Kadımn başörtüsüz namaz kılmasıyla ilgili bab. Tirmizi (2/315) Ebvabu's-Sala, 277-Kadının namazının ancak başörtüsü ile kabul edileceği babı. İbni Huzeyme (1/380) 256-Büluğ çağına ermiş, kavrayış sahibi hür bir kadının başörtüsüz kıldığı namazın kabul edilmeyeceği babı. Bu hadis hasendir ve isnadı sa­hihtir.

"Hayız gören bir kadının namazı": Burada buluğ çağına eren dolayısıyla hayız görmeye başlayan bir kadın kastedilmiştir. Bu ifade ile kastedilen anlam bir kadının namaz kılması gerekmez. Namaz kusa bile kıldığı namaz geçerli değildir. Bu sebeple: "Hayız gören bir kadının namazı başörtüsü ile geçerli olur" demiştir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/309-312

[123] Buhari (11482) 8-Kitabu's-Salat, 14-Üzerinde resimli işlemeler bulunan elbise i-cinde namaz kılınması babı. Müslim (1/391) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sa-lat, 15-Üzerinde resimli işlemeler bulunan bir elbise içinde namaz kılınmasının mekruhluğu babı.

[124] Müslim sh. 392, aynı yer.

[125] Muvatîa (1/97-98) 3-Kitabu's-Salat, 18-Namazda kişiyi namazdan alıkoyacak bir şeye bakmakla ilgili bab.

[126] Ebu Davud (4/49) Kitabu'l-Libas, Bundan (giyilen bir şeyden) hoşlanılmaması babı.

[127] Nesai (2/72) 9-Kitabu'l-Kıble, 20-Üzerinde resimli işlemeler bulunan bir giysi için­de namaz kılmaya ruhsat olduğu babı.

[128] Muvatta (1/98) Aynı yer. İbni Abdilberr şöyle söylemiştir: "Bu hadis, İmam Malik-'ten rivayette bulunanların tümüne göre mürseldir."

[129] Ebu Davud (î/241) Kitabu's-Salat, 166-Namazda bir şeye bakma babı. Enbicaniye: Saçaklı elbise. Enbicaniyynin kalın yün elbise olduğu da söylenmiş­tir.

[130] Mecmeu'z-Zevaid (5/136) Alçakgönüllülük için (birden çok) elbise giymeyi terke-denle ilgili bab. Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Tebarani, Evsat'ta rivayet etmiştir ve Musa bin Tarık dışındaki ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdİr. Söz konusu kişiler ise sikadırlar."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/312-314

[131] Buhari (11484-485) 8-Kitabu's-Salat, 16-İpek bir hırka ile namaz kılıp sonra onun çıkarılması babı. Müslim (311646) 37-Kitabu'l-Libas ve'z-Zine, 2-Kadınlara ve er­keklere altın ve gümüş kap kullanmanın mubahlığı babı. Nesai (2172) 9-Kitabu'l-Kıble, 19-İpek giysiyle namaz kılınması.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/314-315

[132] Bkz. Nevevİ'nin Sahihi Müslim şerhi (14/51)

[133] Buharı (101278-279) 77-Kitabu'i-Libas, 20-Elbisenin üstten boylu boyunca atıl­ması babı. 21-Tek bir elbise ile çömelme babı. Müslim (3/1661) 37-Kİtabu'l-Libas ve'z-Zine, 20-Elbisenin üstten, boydan atılmasından ve tek elbise içinde çömel-mesinden nehiy babı. Ebu Davud (3/254) Kitabu'l-Buyu, 23-İnci vs.nin satılmasıyla ilgili bab. Tirmizi (41235) 25-Kitabu'l-Libas, 24-Elbisenin üstten boylu boyunca atılmasından ve tek elbise içinde çömelinmesinden nehiy babı. Nesai (81210) 48-Kitabu'z-Zine, 106-Elbisenin üstten boylu boyunca atılmasından nehiy. İbniMace (211179) Kitabu'l-Libas, 3-Giyim eşyasından nehyedilenler.

[134] Ahmed bin Hanbel (11256) Mecmeu'z-Zevaid (2148) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Ebu Ya'la ve Mu'cemu'l-Kebir'de ve Evsafta Taberani rivayet etmiştir. Ahmed bin Hanbel'in ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[135] Buharı (1/468) 8-Kitabu's-Salat, 3-İzann namazda enseden bağlanması babı. 1) Buharı (1/478) 8-Kitabu's-Salat, 11-Ridasız olarak namaz kılma babı.

[136] Buharı (1/468) 8-Kitabu's-Salat, 3-îzarın namazda enseden bağlanması babı.

[137] Buharı (11472) 8-Kitabu's-Salat, 6-Elbisenin dar olması durumu ile ilgili bab.

[138] Müslim (1/532) 6-Kitabu'l-Musafırin ve Kasriha, 26-Gece namazında ve ibadetinde dua edilmesi babı.

[139] Müslim (1/369) 4-Kitabu's-Salat, 52-Tek elbise içinde namaz kılınması ve bu elbise­nin giyiniş sekli ile ilgili bab.

[140] Aynı yer.

[141] Muvaîta (î/141) 8-Kitabu Salati'l-Cema'a, 9-Tek elbise içinde namaz kılınmasına ruhsat babı.

[142] ) Muvatta (1/141) 8-Kitabu Salati'l-Cema'a, 9-Tek elbise içinde namaz kılınmasına ruhsat babı.

[143] Ebu Davud (11171) Kitabu's-Salat, 81-Elbisenin dar olması durumu ile ilgili bab.

[144] Ebu Davud (1/171) Kitabu's-Salat, 80-Tek gömlekle namaz kılan adamla ilgili bab.

[145] Müslim (1/268) 3-Kitabu'l-Hayz, 19-Avret yerini korumaya özen gösterilmesi babı. Ebu Davud (4/40) Kitabu'l-Hammam. Soyunmak hakkında gelen rivayetler babı.

[146] Buharı (1/468) 8-Kitabu's-Salat, 3-İzarın namazda enseden bağlanması babı. Müs­lim (1/368-369) 4-Kitabu's-Salat, 52-Tek elbise içinde namaz kılınması babı.

[147] Buharı (1/469) Aynı yer.

[148] Buharı, aynı yer.

[149] Müslim, aynı yer.

[150] Müslim, aynı yer.

[151] Ebu Davud (1/170-171) Kitabu's-Salat, 80-Tek gömlekle namaz kılan adamla ilgili bab. isnadı hasendir. Nevevi ve daha başkaları bunu hasen olarak görmüşlerdir. Ne-sai (2/70) 9-Kitabu'l-Kıble, 15-Tek bir gömlek içinde namaz kılınması babı.

[152] Ebu Davud (1/172) Kitabu's-Salat, 82-Elbisenin dar olması durumunda bedene bağlanacağını söyleyenler babı. İsnadı hasendir.

[153] Muvatta (11142) 8-Kitabu Salati'l-Cemaa'a, 10-Kadının hırka ve başörtüsü ile na­maz kılmasına ruhsat babı. İsnadı sahihtir.

[154] Ebu Davud (1/170) Kitabu's-Salat, 79-Erlceğin kenarları üstüste gelen tek bir elbise içinde namaz kılabileceği babı. İsnadı hasendir.

[155] Ebu Davud (1/101) JCitabu't-Tahare, 135-Bu konuda ruhsat olduğu babı. İsnadı ha­sendir.

[156] İbni Huzeyme (11377-378) 250-Bir kısmı namaz kılan kişinin bir kısmı da baş­kasının üzerinde olan tek kat bir elbise içinde namaz kılmaya ruhsat olduğu babı. İsnadı sahihtir.

 

[157] Buhari (1/536) 8-Kitabu's-Salat, 58-Adamın camide uyuması babı. İbnu Huzeyme (1/375) 247-Bir kimsenin dar bîr izarla namaz kılması durumunda izarını omuzla­rından bağlaması babı.

[158] Ebu Davud (11174) Kitabu's-Salat, 86-Namazda elbiseyi sarkıtmak hakkında gelen rivayetler babı. Hakim (11253) Sahih olduğunu söylemiştir. Zehebi de onun söyle­diğine muvafakat etmiştir.

Bizim "elbiseyi yerlere sarkıtmak" anlamını verdiğimiz "sidl" kelimesi hakkında şu açıklama yapılmaktadır:

Sidl: Elbisenin yerlere değerecek kadar uzatılması, salınmasıdır. Hattabi'nİn "sidl" kelimesi ile ilgili açıklaması böyledir. Hattabi'ye göre "sidl" ve "isbal" ke­limeleri aynı anlama gelmektedir. Nihaye'de ise şöyle denilmektedir: "Sidl, bir kimsenin elbisesine bürünmesi ve ellerini tamamen elbisenin İçinde bırakmasıdır. Bu durumda rüku ve secdelerini böyle elbiseye bürünmüş olarak yapar. Yahudiler böyle yapıyorlardı. Gömlekler ve benzeri bir takım giyecekler bu şekilde yapıl­maktadır. Sidl kelimesinin: "İzarın ortasının başa konulup iki yanın kürek kemikle­ri üzerine getirilmeden sağdan ve soldan sarkıtılması" anlamı taşıdığı söylenmiş­tir."

[159] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/315-324

[160] Ebu Ya'la (13161) Heysemi de bunu Mecmeu'z-Zevaid (2/49) Tek bir elbise içinde namaz kılma babımda rivayet etmiştir ve söyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la ve Mu'cemu'l-Evsat'ta Taberani rivayet etmiştir. Taberani bunu Mu'cemu'l-Kebir'de de muhtasar olarak rivayet etmiştir. Ebu Ya'la'nın isnadı hasendir."

[161] Mecmeu'z-Zevaid (2/50) Tek bir elbise içinde namaz kılma babı. Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Evsat'ta rivayet etmiştir ve isnadı hasen­dir."

[162] Ebu Ya'la (7/458) (Ravilerinden) Ebu Hamza'mn zayıf biri olması sebebiyle bu hadisin isnadı zayıftır. Ebu Hamza ise Meymun A'ver'dir. Mecmeu'z-Zevaid (2/49-50) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la rivayet etmiştir ve isnadı hasendir."

[163] Müslim (1/367) 4-Kitabu's-Salat, 51-Namaz kılan birinin önüne geçilmesi babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/324-325

[164] Mecmeu'z-Zevaid (2151) Bir tek ve daha fazla elbise içinde namaz kılınması babı. Heysemİ şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve isnadı hasendir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/325-326

[165] Bu hüküm, İslam devletinde yönetici veya onu temsil edecek biri açısındandır. Çün­kü böyle bir yetkiye sahip olmayanın bir kötülük gördüğünde yapması gereken sadece uyarmaktır. Te'dib ederek (döverek) cezelandırma yetkisi ise yöneticiye veya onu temsil eden kişiye aittir. (Çeviren)

[166] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/326-327

[167] Bakara Suresi: 150

[168] Bakara Suresi: 115

[169] Durru'l-Muhtar (1/397 ve sonrası) Muğnu (J/431 ve sonrası) Mukazzeb (1/67 ve sonrası) Fıkhu'l-İslami (1/597 ve sonrası)

[170] Bkz. İbni Abidin Haşiyesi (1/286) Muhazzeb (1167) Muğni (11431) Şerhu's-Sağir (11292)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/329-334

[171] Buhari (1/502) 8-Kitabu's-Salat, 30-Yüce Allah'ın: "Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize namaz kılma yeri edinin" (Bakara Suiresi: 125) sözü ile ilgili bab. Müslim (i/374) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 2-Kıblenin Kudüs yönün­den Kabe yönüne doğru çevrilmesi babı.

[172] Bakara Suresi: 144

[173] Bakara Suresi: 142

[174] Bakara Suresi: 142

[175] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/334-336

[176] Bakara Suresi: 143

[177] Buhari (1/506) 8-Kitabu's-Salat, 32-Kıbla hakkında gelen rivayetler babı. Müslim (11375) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 2-Kıblenin Kudüs yönünden Kabe yönüne doğru çevrilmesi babı. Tirmizi (2/169-170) Ebvabu's-Sala, 255-Kıble hak­kında gelen rivayetler babı. Nesai (11244) 6-Kitabu'l-Mevah;, 24-İçtihaddan (araş­tırma yaparak tesbitte bulunmaktan) sonra hata edildiğinin ortaya çıkması babı. İbni Mace (1/322-323) 8-Kitabu İkameti 's-Sala ve's-Sünneti fıha, 56-Kıble babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/336-337

[178] Senedi verilmeyen hadislere muallak hadis denmektedir. (Çeviren)

[179] Ahmed bin Hanbel (21325) Taberani (11/67) Keşfu'l-Estar (11210-211) Kıble hakkında gelen rivayetler babı. Mecmeu'z-Zevaid (2112) Heysemi şöyle söylemiş­tir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani ve Bezzar rivayet et­miştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[180] - Ibni Huzeyme (11223) 65-Resulullah (a.s)'ın hicretinden Önce namazın Beytu'l-Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılındığı babı. isnadı basendir.

[181] Bakara Suresi: 144

[182] Müslim (11375) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 2-Kıblenin Kudüs yönün­den Kabe yönüne doğru çevrilmesi babı. İbni Huzeyme (1/223) 66-Namazda Ka­be'ye yönelmenin emredilmesinin başlangıcı ve Beyti Makdis'e doğru namaz kılın^ ması emrinin neshi babı.

[183] Buhari (1/506) 8-Kitabu's-Salat, 32-Kıble hakkında gelen rivayetler babı. Ibni Hu­zeyme (11225) 67-Kıblenin bütün Mescidi Haram değil Kabe olduğunun delili babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/337-341

[184] Tirmizi (11171) Ebvabu's-Sala, 256-Doğu ile batı arasının kıble olduğu hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi şöyle söylemiştir: "Bu hadis Resulullah (a.s)'tn as­habından birden fazla kişiden rivayet edilmiştir. Hz. Ömer (r.a), Hz. Ali (r.a) ve Abdullah bin Abbas (r.a) bunların içindedir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/341-342

[185] Ahmed bin Hanbel (31203) Buhari (21576) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 10-Eşek üze­rinde nafile namaz kılınması babı. Müslim (1/488) 6-Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasrına, 4-Binek hayvanı merinde nafile namaz kılınmasının caiz olduğu babı. Ebu Davud (219) Kitabu's-Salat, Binek üzerinde nafile namazın ve vitir namazının kı­lınması babı. İsnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/342-343

[186] Buhari (21578) 18-Kitabu Taksir i's-Sala, 12-Yolculukta farz namazlarla birlikte kılınan sünnetlerin dışındaki nafilelerin binek üzerinde kılınması babı. Müslim (1/486-487) 6-Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha, 4-Yolculukta binek hayvanı üzerinde hayvanın gittiği yöne doğru nafile namaz kılınmasının caiz olduğu babı.

[187] Müslim, aynı yer. sh. 487          

[188] Buharı (21488) 14-Kitabu'l-Vitir, 5-Vitir namazının binek hayvanı üzerinde kılın­ması Müslim (1/487) 6-Kitabu Salati'l-Musafırin ve Kasriha, 4-Yolculukta binek hayvanı üzerinde hayvanın gittiği yöne doğru nafile namaz kılınmasının caiz olduğu babı.

[189] Buhari (21575) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 9-Farz namaz için binekten inileceği babı.

[190] Buhari (21573) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 7-Bineh hayvanların üzerinde gittikleri yöne doğru nafile namaz kılınması babı.

[191] Buhari (2/574) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 8-Binek hayvanı üzerinde ima ile namaz kılınması babı.

[192] Buhari (2/489) 14-Kitabu'l-Vitr, 6-Yolculukta vitir namazı.

[193] Müslim (1/487) 6-Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha, 4-Yolculukta binek hayvanı .    üzerinde hayvanın gittiği yöne doğru nafile namaz kılınmasının caiz olduğu babı.

[194] Müslim, aynı yer. sh. 486

[195] Müslim, aynı yer, sh. 486

[196] Müslim, aynı yer. sh. 486

[197] Bakara Suresi: 115

[198] Müslim, aynı yer, sh. 487

[199] Müslim, aynı yer. sh. 487

[200] Tirmizi (5/205) 48-Kitabu Tefsiri'l-Kur'an, 3-Bakara suresi babı. Tirmizi Bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir.

[201] Bakara Suresi: U5

[202] Nesai (2/61) 9-Kitabu'l-Ktble, 2-Kıbleden başka yöne yönelmenin caiz olacağı du­rumla ilgili bab.

[203] Buhari (2/576) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 10-Eşek üzerinde nafile namaz kılınması babı. Müslim (11488) 6-Kİtabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha, 4-Binek hayvanı üze­rinde nafile namaz kılınmasının caiz olduğu babı.

[204] Muvatta (1/151) 9-Kitabu Kasri's-Salat ft's-Sefer, 7-Yolculukta gerek gece, gerek gündüz nafile namaz kılınması ve binek hayvanı üzerinde namaz.

[205] Ebu Davud (219) Kitabu's-Salat, Binek üzerinde nafile namazın ve vitir namazının kılınması babı. Tirmizi (21182) Ebvabu's-Sala, 260-Hayvan üzerinde onun gittiği yöne doğru namaz kılınması hakkında gelen rivayetler babı.

[206] Buhari (3/86) 21-Kitabu'l-Amel fi's-Sala, 15-Namazda selama icabet edilmeyeceği babı.

[207] Müslim (1/384) 5-Kİtabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salatr 7-Namazda konuşmanın ha-ramlığı babı.

[208] Buhari (2/573) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 7-Binek hayvanlarının üzerinde gittikleri yöne doğru nafile namaz kılınması babı.

[209] Buhari (2/575) 18Kitabu Taksiri's-Sala, 9-Farz namaz kılmak için binekten inileceği babı.

[210] Buhari (7/429) 64-Kitabu'l-Meğazi, 33-Enmar Gazvesi.

[211] Müslim (11383) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sala, 7-Namazda konuşmanın ha-ramlığı babı.

[212] Müslim, aynı yer.

[213] Ebu Davud (1/243) Kitabu's-Salat, 169-Namazda selamın alınması babı.

[214] Nesai (3/6) 13-Kitabu'sSekve, 6-Namazda işaretle selamın alınması babı.

[215] Nesai (3/6) 13-Kitabu's-Sehv, 6-Namazda işaretle selamın alınması babı.

[216] Buhari (2/573) 18-Kitabu Taksiri's-sala, 7-Binek hayvanların üzerinde onların git­tikleri yöne doğru nafile namaz kılınması babı. Müslim (11486) 6-Kitâbu Salatu'l-Musafirin ve Kasriha ve Kasriha, 4-Binek hayvanı üzerinde nafile namaz kılınması­nın caiz olduğu babı.

[217] Buhari (2/575) 18-Kitabu Taksiri's-Sala, 9-Farz namaz kılmak için binekten inileceği babı.

[218] Ebu Davud (2/9) Kitabu's-Salat, Mazeret dolayısıyla binek üzerinde farz namazın kılınması babı. İsnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/343-349

[219] Buhari (11532) Kitabu's-Salat, 55-Ebu'l-Yemani'nin rivayeti. Müslim (1/376) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sala, 3-Kabirlerin üzerine mescidlerin inşa edilme­sinden, buraların (kabirlerin) üzerlerine resimler yapılmasından ve kabirlerin mes-cid edinilmesinden nehiy babı. Ebu Davud (3/216) Kitabu'l-Cenaiz, Kabrin yanında hayvan kesmenin mekruhluğu babı. Nesai (4/96) 21-Kitabu'l-Cenaiz, 10-Kabirlerin mescid edinilmesi babı.

[220] Müslim (1/377) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sala, 3-Kabirlerin üzerine mescid-lerin inşa edilmesinden buraların (kabirlerin) üzerlerine resimler yapılmasından ve kabirlerin mescid edinilmesinden nehiy babı.

[221] Buhari (81140) 64-Kitabu'l-Meğazi, 83-Resulullah (a.s)'ın hastalığı ve vefan babı. Müslim (11376) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sala, 3-Kabirlerİn üzerine mes-cidlerin inşa edilmesinden, buraların (kabirlerin) üzerlerine resimler yapılmasın­dan ve kabirlerin mescid edinilmesinden nehiy babı.

[222] Buhari (3/223) 23-Kitabu'l-Cenaiz, 61-Kabirlerin üzerlerine mescidler yapılmasının hoş görülmemesi babı.

[223] Müslim (1/376) 5-Kitabu'l-Mescid ve Mevadi'i's-Sala, 3-Kabirlerin üzerine mescid-lerin inşa edilmesinden nehiy babı.

[224] Buhari (6/494-495) 60-Kitabu Ehadisi'l-Enbiya, 50'İsrailoğullanndan rivayet edilen­ler babı. Müslim (11376) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sala, 3-Kabirlerin üzerine mescidlerin inşa edilmesinden nehiy babı.

[225] Nesai (2/40-41) 8-Kitabu'l-Mesacid, 13-Kabirlerin mescid edinilmesinden nehiy babı.

[226] Muvatta (21892) 45-Kitabu'l-Cami', 5-Yahudilerin Medine'den çıkarılmaları hak­kında gelen rivayetler babı. Buhari (31223) 23-Kitabu'l-Cenaiz, 61-Kabirlerin üzer­lerine mescidler yapılmasının hoş görülmemesi babı. Müslim (1/376) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Sala, 3-Kabirlerin üzerine mescidlerin inşa edilmesinden ne­hiy babı

[227] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/349-352

[228] Ebu Davud  (11185) Kitabus-Salat, 107-Sütreye yakın durulması babı. İsnadı sahih­tir.

 

[229] Tİrmizi (2/156) Ebvabu's-Salat, 250-Namaz kılanın sütresi hakkında gelen rivayetler babı. "Atâ böyle söyledi" demiştir. Ebu Davud (11173) Kitabu's-Salat, 102-Namaz kı­lana sütre olacak sey babı.

[230] Ahmed bin Hanbel (3/404) Ebu Ya'la (2/239-240) Taberani, Mu'cemu'hKebir

(7/114) Mecmeu'z-Zevaid (2158) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Ebu Ya'la ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir ve Ahmed bin Hanbel'in ravileri Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[231] Buhari (1/575) 8-Kitabu's-Salat, 93-Bastona doğru namaz kılınması babı. Müslim (11361) 4-Kitabu's-Salat, 7-Namaz kılanın sütresi babı. Ebu Davud (1/173) Kita-bu's-Salat, 102-Namaz kılana sütre olacak sey babı. Nesai (1/235) 5-Kitabu's-Salat, 12-Yolculukta öğle namazı babı.

[232] Müslim, aynı yer.

[233] Nesai (2/73) 9-Kitabu'l-Kıble, 21-Kırmm elbiseler içinde namaz kılınması babı.

[234] Müslim (J/359) 4-Kitobu's-Salat, 7-Namaz kılanın sütresi babı. İbni Huzeyme (219) Namaz kılanın sütresi, 271-Sütreye doğru namaz kılma babı.

[235] Buharı (11574) 8-Kitabu's-Salat, 91-Namaz kılan ile sütresi arasında bırakılması uygun olan mesafe babı. Müslim (11364) 4-Kitabu's-Salat, 49-Namaz kılanın sütre-ye yaklaşması babı.

[236] 1) Ebu Davud (11185) Kitabu's-Salat, 107- Sütreye yakın durulması babı.

[237] Müslim (1/359) 4-Kitabu's-Salat, 47-Namaz kılanın sütresi babı. Nesai (2/62) 9-Kitabu'l-Kıble, 4-Namaz kılanın sütresi.

[238] İbni Huzeyme (2112) Cemma'u Ebvabi Sütreti'l-Musalli, 277-Resulullah (a.s)'ın namazda palan kadar bir şeyin uzununa sütre edinilmesini emrettiğinin, sütrenin hem enine ve hem de uzununa konulmasını emretmediğinin delili babı. İsnadı sahih­tir.

 

[239] Ahmed bin Hanbel (21249) Ebu Davud (i/183) Kitabu's-Salat, 103-Değneğin bu­lunmaması durumunda (namazda) öne bir çizgi çekilmesi babı. Ebu Davud şöyle söylemiştir: "Çizginin uzununa çekileceğini söyledikleri gibi hilal şeklinde enine çizgi çizilebileceğini de söylemişlerdir." İbni Mace (1/303) 5-Kitabu lkameti's-Sala ve's-Sünneti Fiha, 36-Namaz kılanın sütre edineceği şey babı. İbni Hibban (4144-45) Namaz kılanın namazında sütre edineceği şeyin özelliği babı. Ibni Hib­ban bunu sahih görmüştür. Beyhaki (2/270) Kitabu's-Salat, Değneğin bulunmaması durumunda (namazda) öne çizgi çekilmesi babı. Beyhaki bu hadisi sahih görmüştür. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel ve daha başkaları sahih olarak görmüşler bunların dışında kalanlar ise zayıf olduğunu ileri sürmüşlerdir. İbni Hacer ise hasen oldu­ğunu söylemiştir. (Bkz. Neylu'l-Evtar, 3/5)

[240] Buharı (1/573) 8-Kitabu's-Salat, 90-İmamın sütresinin arkasındakiler için sütre sayılacağı babı. Müslim (11359) 4-Kitabu's-Salat, 47-Namaz kılanın sütresi babı.

[241] Buharı (21463) 13-Kitabu'l-Iydeyn, 13-Bayram gününde süngüye doğru namaz kılın­ması babı

[242] Buharı, aynı yer. Sh. 463,13-Kitabu'l-Iydeyn, 14-Bayramda imamın Önüne değneğin veya süngünün konulması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/352-356

[243] İbni Mace (1/304) 5-Kitabu Îkameti's-Sala ve's-Sünneti Fiha, 37-Namaz kılanın önünden geçilmesi babı. Mecmeu'z-Zevaid (2/61) Heysemİ söyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir ve ravileri Sahih'te isimleri geçen ravilerdir. Bunu ibni Mace de rivayet etmiştir ancak "güz" kelimesi onun rivayetinde geçmemek­tedir. "

[244] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (9/298-299) Mecmeu'z-Zevaid (2/61) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri sika­dırlar."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/356-357

[245] Ebu Davud (11191) Kitabu's-Salat, 115-Namazı bir şeyin kesmeyeceğini söyleyen babı.

[246] Müslim (5/512)

[247] Buharı (1/492) 8-Kitabu's-Salat, 22-Yatak üstünde namaz kılınması babı. Müslim

(11366) 4-Kitabu 's-Salat, 51 -Namaz kılanın önünden geçilmesi babı.

[248] Buharı (î/581) 8-Kitabu's-Salat, 105-Namazı bir şeyin kesmeyeceğini söyleyen babı. Müslim (11366) 4-Kitabu's-Salat, 51-Namaz kılanın önünden geçilmesi babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/357-359

[249] Buharı (1/593) 8-Kitabu's-Salat, 107-Bir kimsenin, üzerinde hayalı biri bulunan yatağa doğru namaz kılması babı.

 

[250] Müslim (1/365) 4-Kitabu's-Salat, 50-Namaz kılana sütre olabilecek şeyin bü­yüklüğü (veya miktarı) babı. Ebu Davud (1/187) Kitabu's-salat, 110-Namazı neyin keseceği babı. Tirmizi (2/161-162) Ebvabu's-Salat, 253-Köpek, eşek ve kadın dışında hiç bir şeyin namazı kesmeyeceği babı. Tirmizi şöyle söylemiştir: "Ebu Zer (r.a)'in hadisi hasen, sahihtir."

 

[251] İbni Hacer, Feth (1/486)

[252] İ'la'u's-Sünen (5153)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/359-363

[253] Müslim (11363) 4-Kitabu's-Salat, 48-Namaz kılanın önünden geçenin engellenmesi babı. İbnİ Huzeyme (2/10) Cemma'u Ebvabi Sutreîi'l-Musalli, 272-Önüne sütre koymaksızın namaza durmaktan nehiy babı.

[254] Buhari (11582) 8-Kitabu's-Salat, 100-Namaz kılanın önüne geçmeye çalışana engel olabileceği babı. Müslim (11363) 4-Kitabu's-Salat, 48-Namaz kılanın Önünden ge­çenin engellenmesi babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/363-364

[255] Yakın (Karin): Bu kelimeyle İlgili olarak Nihaye'de şöyle denmektedir: "İnsanın yakını (karini) meleklerden veya şeytanlardan onunla birlikte bulunan kimsedir. Me­leklerden olan yakını ona iyiliği emreder ve onu devamlı iyiliğe teşvik eder. Şeytan­lardan olan yakını ise ona fenalığı emreder ve kendisini sürekli fenalığa teşvik eder.

[256] Müslim  (1/486487) 6-Kitabu Salati'l-Musafırin ve Kasriha, 4-Yolculukta binek üzerinde onun gittiği yöne doğru namaz kılmanın caizliği babı. ibni Huzeyme (2/252) Cemma'u Ebvabi Salati't-Tatavvu' fi's-Sefer ale'd-Devab, 558-Resulullah (a.s)'ın binek üzerinde onun gittiği yöne doğru nafile namazı sadece bineğin kıble tarafına gittiği sırada kıldığı iddiasında bulunanın bu iddiasına karşı deliller babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/364-367

[257] Keşfu'l-Estar (2/44) Ka'be'ye girilmesi ve orada namaz kılınması babı. Ravileri, Sa-hih'te isimleri geçen ravilerdir. Burada böyle demiştir. Yezid bin Ebi Yezid hak­kında (onu tenkid için) bir çok kez açıklamalarda bulunmuştur.

[258] Ahmed bin Hanbel (3141) Taberani, Mu'cemu'i-Kebir (9/55) Mecmeu'z-Zevaid (3/294) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir ve Ahmed bin Hanbel'in ravileri, Sahih'te isim­leri geçen ravilerdir. Hafız İbni Hacer, el-Feth (H501)'de isnadının kuvvetli olduğunu bildirmiştir. Bunu Beyhaki (21328-329) de rivayet etmiştir.

[259] Müslim (21966-967) 15-Kitabu'l-Hacc, 68-Hacda ve daha başka zamanlarda Ka'be-'ye girmenin, içinde namaz kılmanın ve her yerinde dua etmenin müstehablığı babı. İbni Huzeyme (41331-332) 842-Resulullah (a.s)'ın Ka'be'nin içinde namaz kıldığı yer babı. Buradaki metin Muhammed bin Amr'ın rivayet etmiş olduğu hadisin met­nidir.

[260] - Ahmed bin Hanbel (5/204) Mecmeu'z-Zevaid (31294) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de anlam itibariyle rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[261] Ebu Davud (2/213-214) Kitabu'l-Menasik, Ka'be'ye girme babı. İbni Huzeyme (41332) 842-Resulullah (a.s)'ın Ka'be'nin içinde Ka'be'nin duvarına doğru namaz kılarken arada bıraktığı mesafe ile ilgili bab.

[262] Ebu Davud (2/214) Kitabu'l-Menasik, Hicr'le ilgili bab. İbni Huzeyme (4/335) 850-Hicr'de namaz kılmanın müstehablığı babı. İsnadı hasendir.

[263] Hicr: Ka'be'nin batı kısmında Rükni Iraki ile Rükni Sami arasındaki kenara bitişik

[264] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/367-371

[265] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/371

[266] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/371

[267] Nesai (2/98) 9-Kitabu'l-Kıble, 12-Üzerinde tasvirler (canlı resimleri) bulunan bir elbise içinde namaz kılınması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/371-372

[268] Ebu Davud (31360^361) Kitabu'l-Et'ime, Sarmısak yenmesi ile ilgil bab. İbni Hib­ban (3/78) Kitabu's-Salat, Resulullah (a.s): "O yüzünde olarak.." sözü ile onun iki gözünün arasında olacağı anlamını kasdettiğinin bildirilmesi babı.

[269] İbni Hibban (3/78) Kitabu's-Salat, Kıble tarafına tükürenin kıyamet günü bu tükü­rüğü yüzünde olarak geleceği babı.

[270] İbni Hibban (3/77) Kitabu's-Salat, Mescid'in kıblesine doğru tükürenin Yüce Al­lah'ı rahatsız edeceği babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 2/372-373

[271] Beyyine Suresi: 5

[272] Buhari (İİ9) 1-Kitabu Bedi'i'-Vahy, î-Resulullah (a.s)'a vahyin gelişinin başlangıcı nasıl olmuştu. Müslim (311515) 33-Kitabu'l-Imare, 45-Resulullah (a.s)'ın: "Amel­ler ancak niyetlere göredir" sözüyle ilgili bab.