Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

CUMA NAMAZI VE CUMA İLE İLGİLİ KONULAR - 1. Sayfa

CUMA NAMAZI VE CUMA İLE İLGİLİ KONULAR.. 3

CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ VE BAZI ÖZELLİKLERİ6

Bir Açıklama. 6

Cuma Günü Önemli İşler Ve Resulullah (A.S)'A Çokça Salat Getirmek. 7

Dersler Ve Öğütler7

Cuma Günü Duaların Kabul Edileceği Vakit8

Bir Açıklama. 10

Bir Açıklama. 11

Dersler Ve Öğütler13

Bir Açıklama. 15

Cuma Namazına Teşvik. 15

Cuma Namazına Erkenden Gidilmesi15

Namaz İçin Gusledilmesi, Koku Sürülmesi, En Güzel Elbiselerin Giyilmesi, Sessizlik Ve İnsanların Üstlerine Basmaktan Kaçınılması17

Bir Açıklama. 18

Bir Açıklama. 20

Bir Açıklama. 21

Cuma İçin Özel Elbise Giyilmesi21

Cumaya Ne Zaman Yetişilmiş Olunur?. 21

Cuma Günü Uyuksayan Yerînî Değiştirmelidir21

Bir Açıklama. 22

Bayram Île Cuma Aynı Güne Rastlarsa Cuma İbadeti Düşmez. 22

Bir Açıklama. 25

Cumayı Terketmeyi Caiz Kılacak Özürler Ve Cuma Günü Yolculuğa Çıkılması26

Bir Açıklama. 26

Bir Açıklama. 27

CUMANIN VAKTİ, EZANI, HUTBESİ VE ADABI28

CUMA NAMAZININ VAKTİ28

Bir Açıklama. 29

Dersler Ve Öğütler30

Üçüncü Ezanın Meşruluğu (Bu, Günümüzdeki İlk Ezandır)32

Bir Açıklama. 32

Resulullah (A.S)’In Hutbe Konusundaki Uygulaması32

Bir Açıklama. 34

Bir Açıklama. 34

Bir Açıklama. 35

Minber Kullanılması35

Hutbede Ayakta Durmak. 36

Hutbeyi Kısa Tutmak Ve Namazı Uzatmak. 37

Hutbede Şehadet Sözlerinin Söylenmesi Ve Allah'a Hamdedîlmesi37

Hatip Dua İçin Ellerini Kaldırmaz. 37

Bir Açıklama. 38

İnsanların Hatibe Doğru Dönmeleri38

Bir Açıklama. 38

Ezan Okunduğunda Ve İmamın Minberde Olduğunda Konuşmak. 39

Bir Açıklama. 39

Hutbe İçin Susmak. 39

İmam Hutbede İken Namaz Kılmak. 41

Bir Açıklama. 41

İhtiyaç İçin Hutbenin Kesilmesi42

Bir Açıklama. 43

İnsanların Üstlerine Basmaktan Sakınma. 43

Başkasını Oturduğu Yerden Kaldırmaktan Sakınma. 44

Çömelerek Oturmaktan Sakınma. 44

Bir Açıklama. 44

Halka Oluşturmaktan Sakınma. 44

Bir Açıklama. 44

Cuma Namazında Kıraat (Kur'an-ı Kerim Okuma)44

Bir Açıklama. 46

Bir Açıklama. 46

Bir Açıklama. 47

 

CUMA NAMAZI VE CUMA İLE İLGİLİ KONULAR

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda Allah'ın zikrine koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." [1]

Bu itibarla cuma namazı, cuma namazı kılmakla yükümlü olanların üzer­lerine farzı ayndir. Cuma namazının kılınmasının gerekliliği kesin delille sabit olduğundan bunu inkâr edenin kâfir olduğuna hükmedilir. Çünkü cuma na­mazının farz olduğu Kitap'la, sünnetle, ümmetin icma'ı (görüş birliği) ile ke­sinlik kazanmıştır ve bu namaz, namazların en üstünüdür. Bu namaz aynı za­manda onu kılmakla yükümlü olan için kendi başına bağımsız bir farzdır. Esas itibariyle öğle namazının yerine konmuş bir farz değildir. Cuma namazı onu kılmakla yükümlü olanların üzerlerine farz olduğu gibi ona gitmek için çaba harcamak da farzdır. Çünkü bu çaba söz konusu farzın yerine getirilmesine vesiledir. Çoğunluğun görüşüne göre bu çabanın farz olduğu vakit, hutbe öncesinde okunan ezanın başladığı vakittir. Hanefılere göre ise bu çaba, öğle vaktinin girmesiyle birlikte okunan ilk ezanın başlamasıyla farz olur. Ancak eğer kişinin evi camiden çok uzak olursa farza yetişebileceği kadar bir süre önceden namaza gitmek için hazırlığını başlatması gerekir. Cuma namazına erkenden gitmek ise fazilettir.

Cuma gününde duaların kabul edildiği bir vakit bulunmaktadır. Bazdan bu vaktin cuma gününün ikindi namazından sonra olduğu yönünde görüş bildirmislerdir. Bazılan ise bu vaktin, imamın hutbe için oturmasından namazın bi­timine kadar geçen süre olduğunu söylemişlerdir.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse eğer hem cuma namazını kılmak hem de bazı ihtiyaçlarını görmek amacıyla yola çıkar ancak birinci gayesi cuma namazını kılmak olur­sa, cuma sevabına kavuşur."

Hanefilere göre cuma için harekete geçmenin farz olduğu vakit, birinci ezanın başladığı vakit, çoğunluğa göre ise hutbe öncesinde okunan ezanın başladığı vakittir. Bu vakitten cuma namazının kılınmasına kadar olan süre içinde alış veriş ve bunun dışında sözleşme ve anlaşmalar gerçekleştirmek, üretim yapmak, iş işlemek haram kılınmıştır. Eğer ezan esnasında alış veriş anlaşması gerçekleştirilirse Hanefilere göre bu anlaşma geçerlidir ancak tah-rimen mekruhtur. Şafiilere göre ise geçerlidir fakat haramdır.

Cuma namazını kılmak buluğ çağına ermiş, akıllı, hür, erkek, yolcu ol­mayıp mukim olan, üzerinden cuma namazı kılma yükümlülüğünü düşürecek bir özürü bulunmayan ve üzerinde cuma namazı kılınan yere ezan sesini du­yacak kadar yakın bir yerde oturan kimsenin üzerine farzdır. Ancak kendisine cuma namazı farz olmayan bir kimse cumaya giderek cemaatle birlikte cuma namazını kılarsa o vaktin farzını yani o günkü öğle namazını kılma yüküm­lülüğü üzerinden düşer.

Hanefilere ve Malikilere göre cuma namazını kılması farz olan bir kimse­nin cuma günü sabah namazından sonra ve ancak zeval vaktinden önce yola çıkması caizdir. Ama öğle namazının girmesinden önce şehir sınırlarının dışına çıkmış olması gerekir. Sahih (geçerli) olan görüşe göre Hanefilerce ze­val vaktinden sonra cuma namazını kılmadan yola çıkmak mekruhtur ancak zeval vaktinden önce yola çıkmak mekruh değildir.

Şafiİler ve Hanb,eliler ise şöyle söylemişlerdir:

"Cuma namazını kılmakla yükümlü olan birinin cuma günü zeval vak­tinden önce de, sonra da yola çıkması haramdır. Ancak yolda cuma na­mazım kılabileceği bir yerin bulunması durumu bundan müstesnadır. Bu­nun yanısıra kişi eğer geri kalması durumunda arkadaşlarını kaçırarak güç durumda kalacaksa yahut yolculuk hacc yolculuğu gibi yapılması farz olan bir yolculuk ise ve cuma namazı için geri kalınması durumunda bu yolcu­luktan geri kalmacaksa o zaman yola çıkmakta sakınca yoktur."

Hanbelilere göre imam hariç olmak üzere bayram namazına gidenlerin üzerlerinden cuma namazı düşer.

Cumanın iki rüknü vardır: Namaz ve hutbe. Namaz icma' (görüş birliği)

ile iki rek'attır ve okuması (kıraati) açıktan yapılır. Hutbe de farzdır.

Namazdan önce olmak üzere iki hutbe verilir. Bu en kuvvetli olan görüşe göre cumanın geçerliliğinin şartıdır.

Cumanın geçerli olması için öğle vakti içinde yerine getirilmesi şarttır. Bu görüşe Hanbeliler muhalefet etmişlerdir ve cuma namazının zeval vaktinden önce yerine getirilmesini de caiz görmüşlerdir.

Cumanın geçerliliğinin şartlarından biri de kılındığı yerin insanların toplu halde yaşadıkları şehir hükmünde bir yer olmasıdır. Hanefilere göre cuma na­mazının kılınabileceği şehrin tanımı şöyledir: "Emiri (yöneticisi) ve kadısı (yargıcı) bulunan yahut en büyük camisi, orada yaşayan insanlardan cuma namazını kılmakla yükümlü olanların tümünü içine alamayacak kadar büyük olan beldedir."

Cumanın geçerli olmasının şartlarından biri de cemaattir. Ebu Hanife'ye ve İmam Muhammed'e göre cemaatin imamdan başka yolcu veya hasta da ol­salar en az üç erkekden oluşması gerekir. Malikiler: "Gerek namazda ve ge­rekse hutbede en az oniki erkeğin bulunması ve bunların o yerin halkından olmaları, aynı zamanda bu cemaatin hutbenin başlangıcından cuma na­mazından selâm verilişine kadar imamla birlikte bulunmaları gerekir" demişlerdir. Şafiilere ve Hanbelilere göre ise cuma namazını geçerli kılacak cemaat en azından imamla birlikte kırk kişiden oluşmalıdır. Aynı zamanda bu cemaat namazın kılındığı yerin ahalisinden, cuma namazı kılmakla yükümlü, hür, erkek ve namazın kılındığı beldeyi yurt edinmiş ve orada sürekli oturan kimselerden oluşması şarttır.

Hanefilere göre cumanın geçerli olmasının şartlarından biri de imamın yani devlet başkanının veya onun vekilinin yahut cuma namazında imamlık yapma yetkisine sahip kişinin izin vermesi ve cuma namazı kılmak isteyen herkesin camiye girmesini sağlayacak genel bir iznin olmasıdır. Hanefilerin dışındakiler bu iki şeyi şart koşmam iş hırdır. Malikiler cumanın geçerli olması için içinde her zaman toplanılan genel camide kılınmasını şart koşmuşlardır. Bu itibarla onlara göre evlerde, herhangi bir evin çatısında, bir handa veya bir arazide cuma namazı kıl mır s a geçerli olmaz. Bunun yanısıra imamın mukim (yolcu olmayan) biri olmasını ve yerine başkasını geçirmesini caiz kılacak herhangi bir özür dışmda hutbeyi de onun okumasını şart koşmuşlardır. Onla­ra göre caminin çevresinde cuma namazı kılınması caizdir. Şafiiler cuma na­mazının geçerli olması için belli bir beldede birden fazla yerde cuma cemaati oluşturul mamasını şart koşmuşlardır. Ancak ihtiyaç dolayısıyla birden fazla cemaat oluşturulması durumu müstesnadır. Bununla birlikte onlara göre bir yerde birden fazla cuma cemaati oluşturulması halinde ihtiyaten Öğle nama­zının da kılınması sünnettir. Hanefilerce fetvaya esas alınan görüşe göre, sıkınlının giderilmesi için bir yerde aynı vakit içinde birden fazla cemaat oluş­turulması caizdir.

Cumanın geçerliliğinin şartlarından biri de namazdan önce hutbe okun-masıdır. Bu hutbe ilim adamlarının ortak görüşleriyle iki ayrı hutbeden oluşur.

Cuma günü namazın herhangi bir yerinde imama yetişen bir kimse cu­maya yetişmiş sayılır. İmam Ebu Hanife'ye ve İmam Ebu Yusuf a göre bu şekilde namaza sonradan yetişen kimse imamla birlikte yetiştiği kısmı kılar sonra namazdan kaçırdığı miktarı (selâmdan sonra) tamamlar.

Çoğunluk ise şöyle söylemiştir:

"Kim cuma namazının ikinci rek'atına yetişirse o cumaya yetişmiş sayılır ve o yetiştiği namazı cuma namazına tamamlar (yani iki rek'ata ta­mamlar). Ama ikinci rek'atta da cuma namazına yetişemeyen cumaya yetişememiş sayılır ve dolayısıyla namazını öğle namazına (yani dört rek'ata) tamamlar."

Hatibin minbere çıkmasından sonra Fatiha suresini okumak gibi herhangi bir terkiye (yani bir şeyler okuma) İmam Ebu Hanife'ye göre tahrimen mek­ruh, onun iki arkadaşı İmam Muhammed ve Ebu Yusuf a göre caiz, İmam Şafii'ye göre ise güzel bid'attir.

Cumanın sünnetlerinden bazıları: Gusletmek, koku sürünmek, en güzel el­biselerini giymek, erkenden camiye gitmek, sakin ve onurlu bir şekilde yürü­yerek gitmek, imama yakın olmak, giderken Kur'an-ı Kerim okumak veya zikir ile meşgul olmak. Tırnaklann temizlenmesi, bıyıkların kısaltılması, koltuk altı kıllarının temizlenmesi, haya yerlerinin traş edilmesi. Misvakla ağızdaki pis kokunun ve benzeri şeylerin giderilmesi de cumanın sünnetlerindendir. Be­dende pis kokunun çıkmasına sebep olan şeylerin giderilmesi de böyledir. İmamın dış görünüşüne, sarığına ve giyim kuşamına daha çok önem vermesi de sünnettir.

Cuma günü veya gecesi Kehf suresini okumak, cuma günü ve gecesi bol­ca dua etmek, yine bu günün gündüzünde ve gecesinde Resulullah (a.s)'a bol­ca salat getirmek de cumanın sünnetlerindendir. İmamın cuma namazının, bi­rinci rek'atmda Fatiha'dan sonra Cuma Suresini, ikinci rek'atında, da Münâfikun Suresini okuması yahut birinci rek'atta A'la Suresini, ikinci rek'atta ise Gaşiye Suresini okuması sünnettir.

Cuma gününün sabah namazında Secde Suresi ile İnsan (Dehr) suresinin okunması sünnettir. Ancak bunun sürekli devam ettirilmesi mü s ten ab de­ğildir. Çünkü bu durumda insanların bunun farz olduğu zannına kapılacakla­rından korkulur. Cuma namazından önce dört rek'at sonra da dört rek'at nafile namaz kılınması sünnettir. Cumadan sonra kılınacak nafile en az iki rek'attır. Hanefıler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse camiye girdiğinde imamın hutbe yerine doğru çıktığını görürse artık oturur ve herhangi bir namaz kılmaz."

Bazı ilim adamları ise imam hutbeye çıktıktan sonra bile camiye girenin iki kısa rek'at kılmasını caiz görmüşlerdir. Namaz zikirlerinin cumadan sonra okunması müekked sünnettir. Cuma günü uyuksayan birinin yerini değiştir­mesi müstehabdır.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Cuma namazının kılındığı yerde öğle namazının cemaatle kılınması tahrimen mekruhtur. Bu itibarla bir şehirde tutuklu bulunanların yahut özürleri dolayısıyla cumaya gidemeyenlerin öğle namazını cemaatle kıl­maları tahrimen mekruhtur."

Hanefilerin dışındaki çoğunluk ise şöyle söylemiştir:

"Bir mazeret dolayısıyla cuma namazını kılamayanların veya cuma na­mazı kılmaları farz olmayanların bunun yerine öğle namazını cemaatle kılmaları caizdir."

Bir kimsenin birini yerinden kaldırarak onun yerine oturması caiz değildir. Çünkü bir yere en önce kim varırsa o yerde oturmak onun hakkıdır. Eğer özel olarak serilmiş bir yer bulunursa Hanbelilere göre sahibinden başkasmm bunu kaldırması olmaz. Çünkü bu durumda sahibi sıkıntıya sokulmuş olur. Bu namaz vaktinin girmemiş olması durumu için söz konusudur. Ama eğer na­maz vakti girdiği halde o yerin sahibi gelmemiş olursa bir başkası onu (yani özel olarak serilmiş şeyi) kaldırıp yerinde kendisi namaz kılabilir.

Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Cuma günü cumadan dolayı çalışmamak mekruhtur yani Yahudilerin cumartesi günüyle ilgili uygulamalarını taklid ederek cuma gününü tatil günü yapmak ve bu günde cuma saati dışında bir iş yapmaktan sakınmak mekruhtur. Ancak cuma saatinde cuma kılmakla yükümlü olanların iş yap­maları haram kılınmıştır. (Cuma saati dışında iş konusunda herkes serbest­tir. -Çeviren). Hatib hutbe için minbere çıktığında camiye giren veya oturan birinin bir kimseye selâm vermesi haramdır. Bu esnada verilen selâmı al­mak, aksırana "yerhamukellah" demek veya "yerhamukelleh" diyene cevap vermek, boş bir şeyle uğraşanı bundan nehyetmek veya İşaretle o boş şeyden sakınmasını sağlamaya çalışmak haramdır."

Hanefiler, Şafîiler ve Malikiler şöyle söylemişlerdir:

"Kalabalık çok olursa bir kimsenin önündeki birinin sırtına veya ök­çesinin üzerine secde etmesi caizdir."

Malikiler ise: "Bu caiz olmaz ve bu şekilde namaz geçerli olmaz" de­mişlerdir. Çoğunluğa göre namazın kılınmakta olduğu sırada öğle vaktinin çık­ması namazı bozan şeylerdendir. Malikiler ise: "Bundan dolayı cuma namazı bozulmaz" demişlerdir. Ebu Hanife'nin iki arkadaşının yani İmam Muhammed ve Ebu Yusuf un fetvaları da bu yöndedir.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"Bir kimse özürü olmadığı halde cuma günü imamın cuma namazını kıldırmasından önce evinde tek başına öğle namazı kılarsa bu yaptığı ha­ramdır ancak kıldığı namaz geçerlidir. Ama eğer cuma namazına gitmeyi kararlaştırırsa daha sonra namaz kılmadığı sürece cuma namazına gitmek için yola çıkmasıyla kıldığı öğle namazı geçersiz olur ve o nafile bir namaza sayılır. Cuma namazına yetişemese bile yine evinde kıldığı namaz nafile na­maz yerine geçer dolayısıyla cuma namazına yetişemediğinden dolayı öğle namazını yeniden kılması gerekir." Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. İki arka­daşı İmam Muhammed ve Ebu Yusuf ise: "İmam ile birlikte namaza girme­diği sürece kılmış olduğu öğle namazı geçersiz olmaz" demişlerdir. Çoğun­luğun görüşüne göre ise cumadan önce kılınan öğle namazı geçerli değildir ve bu şekilde namaz kılanın cumayı kılması ve ona yetişmek için gayret etmesi gerekir. Eğer cuma namazı kılınmış olursa bunun yerine öğle namazını kılar ve bu onun işlemiş olduğu kabahati örter.

İlim sahiplerinin çoğu şöyle söylemişlerdir:

"Yolcu, köle ve kadın gibi üzerine cuma namazı farz olmayanlar cuma günü imam cuma namazını kıldırmadan önce öğle namazını kılabilirler. Cuma günü daha cuma kılınmadan Öğle vakti çıkar veya öğle namazı kılı­namayacak kadar daralırsa o gün öğle namazı kılması gerekenler öğle na­mazını kaza ile kılarlar. Cumanın geçerliliğinin şartlarından biri yerine gel­mezse insanlar onun yerine öğle namazını kılarlar."

Hutbenin namazdan önce ve cumanın rükünlerinden ve geçerliliğinin şartlarından biri olduğunu gördük. İlim adamlarının ortak görüşleriyle namaz­dan önce iki hutbe okunur. Bu iki hutbe arasında kısa bir süre oturulur.

Hanefiler şöyle söylemişlerdir:

"İki hutbe zeval vaktinden sonra namazdan önce olur."

Hutbeler çok uzun olmamalı, uzun surelerden birinin alacağı kadar bir sü­re sürmelidir. îki hutbenin arası üç âyet okuyacak kadar sürecek bir oturuşla ayırdedilmelidir. Hatip ayakta insanlara dönük olarak hutbe okur. Hatip sa-

dece bir hamd veya bir tehlil (tevhid kelimesi) veya teşbih ("Subhanallah" sözü) söylemekle yetinirse Ebu Hanife'ye göre caizdir ama mekruhtur. İki ar­kadaşı İmam Muhammed ve Ebu Yusuf ise şöyle söylemişlerdir:

"Mutlaka hutbe diye adlandırılabilecek miktarda bir zikir olmalıdır ki, bunun da en azı teşehhüd miktannca olmalıdır."

Hutbe ile namaz araşma mesela yemek gibi namazla ilgisi bulunmayan uzun bir şeyin girmemesi şarttır. Hatip ile imamın aynı kişi olması şart değildir. Ancak bir mazeret olmadıkça hatipten başkası imamlık etmemelidir. Arapçadan başka bir dille hutbe okunmasını da caiz görmüşlerdir. Her iki hut­benin de mükemmel olması için gizli euzu çekilmeli sonra açıktan Allah'a hamd edilmeli, O'na sena edilmeli (övgüde bulunulmalı), iki şehadet sözü okunmalı, Resulullah (a.s)'a salat ve selâm getirilmeli ardından zikir ve nasi-hatta bulunulmalıdır. İkinci hutbede ehli sünnet akaidinin ortaya konması açısından raşid halifelerin, Resulullah (a.s.)'ın iki amcası Hz. Hamza (r.a) ile Hz. Abbas (r.a)'ın, Hz. Hasan (r.a)'ın, Hz. Hüseyin (r.a)'in ve sahabilerin iyi­likle anılmaları mendubdur.

Malikilere göre hutbenin geçerliliğinin şartlarından biri camide olmasıdır. Onlara göre cumanın iki hutbesi cami dışında okunursa geçerli olmaz.

Şafiilere göre de hutbenin beş rüknü vardır: Allah'a hamdetmek, Resulul­lah (a.s)'a salat getirmek, takvayı tavsiye etmek. (Bu üç şarta her iki hutbe­de de uyulmalıdır.) İki hutbeden birinde anlaşılır bir şekilde bir âyet okumak. Son hutbede mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların ahiret işleriyle ilgili dua­da bulunmak. Fıkıhçılardan pek çoğu hutbenin Arapça olmasını şart koş­muşlardır. Hutbenin sünnetlerinden biri minber üzerinde okunması ve minbe­rin mihrabın sağ yanında olmasıdır. Eğer minber bulunamazsa yüksekçe bir yerden hutbe okunur. Hutbe okumaya başlamadan önce minberin üzerinde bir süre oturmak ve sağa sola dönmeden yönünü cemaate doğru çevirmek ilim adamlarının ortak görüşleriyle hutbenin sünnetlerindendir. Hanefilere göre hatibin cemaate selâm vermesi hutbenin sünnetlerinden değildir. Şafiilere ve Hanbelilere göre ise bu, hatip minbere çıkıp insanlara döndüğünde daha min­bere oturmadan önce sünnettir.

Malikiler ise: "Hutbeden çıkacağı sırada selâmlar" demişlerdir. Hatip min­bere oturduktan sonra bir müezzinin hatibin önünde ezan okuması da sün­nettendir.

Şafiiler: "İkinci hutbenin: "Estağfirullahe li ve lekum (Kendim ve sizin için Allah'tan mağfiret diliyorum)" sözüyle bitirilmesi sünnettir" demiş­lerdir.

İnsanlara duyurmak amacıyla hutbede sesin yükseltilmesi, hatibin hutbe esnasında sol yanını bir şeye dayaması, her iki hutbenin de kısa tutulması ve ikinci hutbenin birinciden daha kısa tutulması da sünnettir. Hutbenin edebi, anlaşılır ve öğüt verici olması da sünnettir. Bunun gibi hatibin yaptığı öğütlere kendisi uyan biri olması da sünnettendir.

Malikilere ve Hanbelilere göre hatibin söze başladığı andan itibaren ses­siz durmak gerekir. Hanefilere göre ise imamın minbere çıkmasıyla birlikte sessiz durmaya başlamak gerekir. Malikilere ve Hanbelilere göre hatipten başkasının konuşması haramdır. Şafiiler ise: "Hutbe esnasında sessiz durmak sünnettir" demişlerdir. Şafiiler ve Hanbeliler birinin bir tehlikeye düşmesini önlemek amacıyla uyarıda bulunmanın caiz olduğunu söylemişlerdir. Aynı şekilde hutbe esnasında camiye giren iki kısa rek'at tahiyyatu'l-mescid na­mazı kılmasının müstehab olduğunu da söylemişlerdir. Yine onlar ak sırana "yerhamukellah" demeyi, selâm verenin selâmını almayı caiz görmüşler an­cak bu esnada içeri girenin selâm vermesinin mekruh olduğunu söylemiş­lerdir. Resulullah (a.s)'ın adının anıldığım duyunca O'na salat ve selâm getir­meyi de caiz görmüşlerdir. Hatibe hitaben konuşmak veya kendisine hatibin soru sorduğu bir kimsenin konuşması haram değildir. Şafiilere göre hatibin, müezzin kameti bitirdiğinde mihraba varmış olmak için minberden hutbe biter bitmez hemen inmesi sünnettir. Hatibin minbere yavaş yavaş çıkması ve hut­benin ardından beklemeksizin ama acele etmeden derhal inmesi müstehabdır.

Hutbenin mekruhlarından biri fazla uzatılmasıdır. İlim adamlarının ortak görüşleriyle hutbe esnasında imamdan başkasının veya aralarda kalan bir boşluğu doldurmaktan başka bir amaçla insanları rahatsız ederek ilerlemek mekruhtur. Malikiler hutbe esnasında da olsa saflar arasında yürümeyi caiz görmüşlerdir. Çünkü bu insanların üstüne basa basa yürümek değildir. Hati­bin eliyle veya başka bir organıyla işaret etmesi ve minberin basamaklarına vurması da hutbenin mekruhlanndandır. Hutbeyi dinlemek üzere hazır bulu­nanların dizlerini dikerek kaba etlerinin üzerine çömelmek suretiyle oturma­ları da mekruhtur. Gerek dinleyenin ve gerekse hatibin hutbe esnasında se­bepsiz yere gözlerini kapatması mekruhtur., HanbeÜlere göre hatibin hutbe esnasında dua için cemaate arkasını çevirmesi ve hutbe duası için ellerini kaldırılması mekruhtur. Bu konuda Şafiiler ve Malikiler de onların görüşlerini kabul etmişlerdir.

Hanbeliler hutbe esnasında avret yerlerini örtmek şartıyla dizlerini dike­rek çömelmeyi caiz görmüşlerdir. Hanbelilere ve Şafiilere göre camilerde ve namaz kılmak için camiye gitmek üzere evinden çıktıktan sonra parmakları birbirine geçirmek mekruhtur. Hutbe esnasmda boş şeylerle uğraşmak mek­ruh olduğu gibi çok susamadıkça su içmek de mekruhtur, Hanefiler ve Hanbe­liler, herhangi halde olursa olsun bir şey istemek için öne geçmeyi mekruh saymışlardır. Bazı fıkıhçılar ise isteyici kişinin namaz kılan bir kimsenin önünden geçmemesi, insanları rahatsız etmemesi, ısrarla istememesi ve hut­be esnasında dilenciye sadaka verilmemesi şartıyla bu esnada bir şey iste­meyi ve isteyene istediğini vermeyi caiz görmüşlerdir. Hanbeliler hutbe es­nasında isteyene ve imamın kendisi için istekte bulunduğu kimseye sadaka verilmesini caiz görmüşlerdir. Camiye giriş ve çıkışta cami binası için sadaka vermekte bir sakınca yoktur. [2]

 

CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ VE BAZI ÖZELLİKLERİ

 

1686- Buharı, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: [3]

"Resuhıllah (a.s)'m camisinde kılınan cumadan sonra ilk kılman cuma Bahreyn'in Cuvasa kentindeki Abdulkays camisinde kılınan cumadır."

Ebu Davud'un bir rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Medine'de Resulullah  (a.s)'ın  camisinde kılınan cumadan sonra İslâm'da ilk cuma Bahreyn kentlerinden olan Cuvasa'da kılındı."

Osman bin Ebi Şeybe (r.a) dedi ki: "Bu kent Abdukays kentlerindendi." [4]

 

Bir Açıklama

 

Bu kentin kalıntıları bugün hâlâ vardır. Suudi Arabistan Krallığı'nın doğu bölgesindeki Hufuf şehrinin yanındadır. Bugün Doğu Bölge olarak adlandırılan bölge, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn yarımadası, Katar ve Kuveyt top­raklarının yaklaşık olarak tamamı geçmişte Bahreyn olarak adlandırılırdı.

1687- İbni Huzeyme, İbni Ka'b bin Malik (r.a)'in şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Ebu Ka'b bin Malik'in gözü gittiğinde ben onun rehberliğini yapıyor­dum. Ben onu cuma namazına götürmek için çıkardığım zaman ezanı duy­duğunda Ebu Umame Es'ad bin Zurare'ye dua ederdi ve bir süre dururdu. Bu şekilde her ne zaman cuma ezanı duysa mutlaka ona dua eder ve onun için mağfiret dilerdi. Kendi kendime dedim ki: "Her halde benim cesaretsiz­liğimden olacak ki, buna her ne zaman cuma ezanım duysa Ebu Umame Es'ad bin Zurare'ye dua etmesinin sebebini soramıyorum." Daha önce olduğu gibi bir cuma günü yine onu çıkardım. Cuma ezanını duyunca Ebu Umame'ye dua etti ve onun için mağfiret diledi. Ben de kendisine dedim ki:

"Ey babacığım! Neden sen her ne zaman cuma ezanını duysan Ebu Umame'ye dua ediyorsun?" O da şöyle söyledi:

"Ey oğulcağızım! O, Medine'de Beyadaoğullan Meydanı'nda insanları ilk [5] toplayan kişiydi. Onları Hadamat Meydanı denen yerde toplamıştı." Ben:

"Siz o zaman kaç kişiydiniz?" diye sordum. "Kırk adamdık" cevabını verdi."

Bu, Seleme bin Fadl'ın hadisidir. [6]

 

Cuma Günü Önemli İşler Ve Resulullah (A.S)'A Çokça Salat Getirmek

 

1688- Ahmed bin Hanbel, Evs bin Evs (r.a)'in şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Sizin en faziletli günlerinizden biri cuma günüdür. Adem (a.s.) o günde yaratıldı ve o günde canı alındı. Sur'a o günde üflenecektir ve insanların bayılıp düşmeleri (kıyamet çarpması) o gündedir. O günde bana çokça salat getirin. Sizin salatımz bana sunulur." Dediler ki:

"Ya Resulullah (a.s)! Sen parçalandığın zaman (vücudun dağıldığında) bizim salarımız sana nasıl arzohmur?" O da şöyle buyurdu:

"Şüphesiz Allah, yere, peygamberlerin bedenlerini yemesini haram kılmıştır." [7]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Şeyh Ahmed el-Benna şöyle söylemiştir:

"Bu hadis, cuma gününün Allah katında büyük bir faziletinin ve büyük meziyetlerinin olduğuna işaret etmektedir. Hatta görünen (zahiri) an­lamıyla bu günün günlerin en faziletlisi olduğuna delalet etmektedir. İbni Arabi de böyle söylemiştir. Ancak İbni Hibban'ın Sahih'inde, Abdullah bin Kırt'tan rivayet etmiş olduğu hadis bir problem oluşturmaktadır. Bu hadise göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Allah katında günlerin en faziletlisi kurban bayramı (nahr) günüdür."

Yine İbni Hibban, Sahih'inde Cabir bin Abdullah (r.a)'m şöyle söyle­diğini rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah katında arefe gününden (Kurban bayramından bir Önceki gün­den) daha faziletli bir gün yoktur."

Iraki bu hadislerin arasını birleştirerek şöyle söylemiştir:

"Cuma gününün üstünlüğü, haftanın günlerine nisbetledir. Kurban bay­ramı ve arefe gününün üstünlüğü ise senenin günlerine nisbetledir."

O, aynı zamanda cuma gününün en faziletli gün olduğunu bildiren ha­disin daha sahih bir hadis olduğunu ifade etmiştir. Yukarıdaki hadisi şerif Hz. Adem (a.s.)'in cuma gününde yaratıldığına, o günde cennete girdiğine, o günde oradan çıkarıldığına, o günde öldüğüne, kıyametin o günde kopa­cağına ve insanların ölümden sonra o günde yeniden diriltileceklerine dela­let etmektedir.

Kadı Iyaz şöyle söylemiştir:

"Yukarıdaki üstünlüklerin (veya Özelliklerin) sayılması, o günün üstün­lüğünü ortaya koymak amacını değil de o günde ne gibi büyük olayların meydana geldiğinin ve ileride o günde ne gibi büyük olayların meydana ge­leceğinin bildirilmesi amacını taşımaktadır. Böylece kulun Allah'ın rahme­tine kavuşmak ve gadabmdan korunmak için salih ameller işlemek sure­tiyle (o güne) kendini hazırlamasının sağlanması istenmektedir."

Bu, Kadı Iyaz (rh.a)'ın sözüdür. Ebu Bekir bin Arabi de Tirmizi'nin 'Cami'ine yazdığı şerhi olan 'Ahvezi' adlı kitabında, yukarıda sayılanların tümünün o günün faziletlerinden olduğunu söylemiştir. Bu hadisi şerifte cuma gününün fazileti ve diğer günlere üstünlüğü ortaya konmaktadır." Hadiste cuma gününde hatta gecesinde Resulullah (a.s)'a çokça salat getir­menin müstehab olduğu da ortaya konmaktadır. Nitekim daha başka bazı

hadisi şeriflerde de böyle bildirilmiştir. Bu salatlann Resulullah (a.s)'a arze-dileceği ifade edilmiştir. Bu konuda çok sayıda ve meşhur hadisi şerif bulun­maktadır. Bunlardan biri İmam Şafii'nin Müsned'inde rivayet etmiş olduğu şu hadisi şeriftir.

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü ve cuma gecesi olduğunda bana çokça salat getirin," Bu ha­dis hasendir. Bu konuyla ilgili bir başka hadisi şerif:

"Ebu Derda (r.a)'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü bana çokça salat getirin. Şüphesiz o, şahid olunan gündür. Ona melekler şahid olurlar. Hiç kimse bana salat getirmez ki, o daha salatını bitirmeden salatı bana arzolunmasin." (Ebu Derda r.a) dedi ki: "Ben: "Ölüm­den sonra da mı?" dedim. O da şöyle buyurdu: "Allah yere, peygamberler (a.s.)'in bedenlerini yemesini haram kılmıştır."

Bunu İbni Mace iyi bir senetle rivayet etmiştir.

Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Allah'ın gezici melekleri vardır. Onlardan ümmetimden bana selâm iletirler."

Bunu Nesai ve Sahih'inde İbni Hibban rivayet etmiştir. Bu rivayet sa­hihtir. Bunu aynı zamanda Ahmed bin Hanbel de rivayet etmiştir.

Ammar bin Yasir (r.a)'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Şanı yüce olan Allah'ın bir meleği vardır. (Allah) ona yaratıkların ad­larını vermiştir. Ben öldüğümde o benim kabrim üzerinde durur. Herhangi kişi bana salat getirecek olsa o şöyle der:

"Ey Muhammedi Filan oğlu filan sana salat getirdi. Şanı yüce olan Allah da o adama bir salata karşılık on salat eder."

Bunu Taberani ve İbni Hibban rivayet etmiştir ve bu hadis sahihtir. Bu anlamda bunların dışında da pek çok hadisi şerif bulunmaktadır. Hafız İbnu'l-Kayyrm (rh.a), 'Zâdu'l-Me'ad' adlı kitabında bunların benzerlerini vermiştir. Orada bildirildiğine göre Resulullah (a.s) kabrinde diridir ve yer, peygamberlerin bedenlerini yemez. Bu konudaki hadisi şerifler de çoktur.

Şevkâni şöyle söylemiştir:

"Tahkikçi ilim adamlarından bazıları Resulullah (a.s)'ın vefatından sonra kabrinde diri olduğunu ve ümmetinin itaatlanndan dolayı sevindiğini ileri sürmüşlerdir. Yine peygamberlerin bedenlerinin çürümediğini bunun­la birlikte diğer ölülerin de bilme ve duyma gibi mutlak manada idrak sı­fatlarına sabit olduklarını söylemişlerdir. Yüce Allah'ın kitabında da şehid-lerin diri oldukları, nzıklandınldıkları ve onların hayatlarının bedenleriyle bağlantılı olduğu bildirilmiştir. Böyle olduktan sonra peygamberler ve el­çiler niçin diri olmasınlar.

Hadiste peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları bildirilmiştir. Beyha-ki de bu hadisin sahih olduğunu ifade etmiştir. Müslim'in Sahih'inde bildi­rildiğine göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"İsraya çıkarıldığım gece Kesibu'l-Ahmer'in yanında Musa (a.s.)'ya uğ­radım. O kabrinde namaz kılıyordu." [8] 1689- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle  rivayet etmiştir: [9]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Üzerine güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı cuma günüdür. Adem o günde yaratıldı, o günde cennete sokuldu ve o günde oradan çıkarıldı."

Bir rivayette şu fazlalığa yer verilmiştir: "Kıyamet de ancak cuma gününde kopar." [10]

 

Cuma Günü Duaların Kabul Edileceği Vakit

 

1690- Tirmizi, Kesir bin Abdullah bin Amr bin Avf (r.a)'tan, o baba­sından, o da dedesinden (yani kendi babasından) rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma gününde öyle bir vakit vardır ki, o vakitte kul Allah'tan her ne dilese Allah onu ona verir." Dediler ki:

"Ya Resulullah (a.s)! O vakit hangi vakittir?" O da şöyle buyurdu:

"Namaz için kamet getirilmesinden namazın bitirilmesine kadar olan vakittir." [11]

 

1691- Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) cuma gününden söz etti ve şöyle buyurdu:

"O günde öyle bir vakit vardır ki, kul ibadete durmuş namaz kılarken o vakite denk getirerek Allah'tan her ne dilese mutlaka Allah onu ona verir."

(Resulullah a.s) bunu söylerken o vaktin çok kısa olduğunu ifade etmek için eliyle de işaret etti."

Bir rivayete göre de Ebu Hureyre (r.a) şöyle söylemiştir: "Ebu'l-Kasım (yani Resulullah a.s) şöyle buyurdu: [12]

"Cuma gününde öyle bir vakit vardır ki..."

Daha sonra yukarıdakinin benzeri bir ifadeyi nakletti ve şöyle söyledi: "Eliyle de onun azlığına, kısalığına işaret etti." [13]

Bunun benzeri bir başka rivayetin sonunda da şöyle denmektedir: "Eliyle serçe parmağını orta parmağı ile adsız parmağının içine koyarak işaret etti. Biz de: "(Bu vaktin) az olduğuna işaret ediyor" dedik." [14] Müslim'in rivayetinde de şöyle denmektedir: "Şüphesiz cuma gününde öyle bir vakit vardır kî..."

Daha sonra yukarıdaki hadisi şerifi nakletti. Sonunda da şöyle denmekte­dir: "Bu, oldukça kısa bir vakittir." [15]

 

1692- Müslim, Ebu Berde (rh.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Bana Abdullah bin Ömer (r,a) şöyle söyledi:

"Babanın cuma gününün içinde bulunan vakit hakkında Resulullah (a.s.)'tan bir şey rivayet ettiğini duydun mu?" Ben de şöyle söyledim: "Evet. Onun şöyle söylediğini duydum: "Ben Resulullah (a.s)'in şöyle buyurduğunu duydum: "Bu, imamın oturması ile namazın kılınması arasındaki vakittir." [16]

 

1693- Tirmizi, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü (duaların kabul edileceğinin) umulduğu vakti, ikindiden sonra güneşin batışına kadar olan vakit içinde arayın." [17]

 

1694- Ebu Davud, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü oniki (parça)dır -yani saat (vakit) yönünden böyle oldu­ğunu kasdetmiştir. Nesai de: "Oniki saattir" demiştir- Herhangi Müslüman (bu saatlerden duanın kabul edileceği saatte) Allah'tan bir şey istese Allah mutlaka onu ona verir. Onu ikindiden sonraki son saatte arayın."

 

1695-Ahmed bin Hanbel, Ebu Seleme (r.a)'nin şöyle söylediğim ri­vayet etmiştir:

"Şüphesiz cuma içinde bir vakit vardır ki, herhangi Müslüman namaz kılarken o saate denk getirerek Allah'tan bir iyilik istese mutlaka Allah onu ona verir."

Ravi dedi ki: "Ebu Hureyre (r.a) eliyle bu vaktin kısa olduğuna işaret etti."

Ravi dedi ki: "Ebu Hureyre (r.a) vefat edince Ebu Said (r.a)'in yanma giderek ve ona bu saatten, kendisinin onun hakkında bir bilgisinin olup ol­madığından sormak istedim. Gittim ve hurma salkımlarım düzelttiğini gördüm. Kendisine: "Ey Ebu Said! Senin düzelttiğini gördüğüm şu hurma salkımları ne oluyor?" dedim. Şöyle söyledi: "Bunlar, Allah'ın bize üzerinde bereket verdiği salkımlardır. Resulullah (a.s) bunları sever ve bunları böğrüne koyardı. Biz de bunları düzeltip kendisine götürürdük. Bir kere­sinde elinde bu salkımlardan bir salkım varken, Mescid'in kıble tarafında bir tükürük gördü, onu kazıdı ve şöyle buyurdu:

"Biriniz namazında tükürecek olduğunda önüne doğru tükürmesin. Rabbi Önündedir. Sol yanına veya ayağının altına tükürsün."

Daha sonra Sureye şöyle söyledi: "Eğer üzerine tüküreceği bir şeyi (men­dili) bulunmazsa elbisesine veya nalinine tükürsün."

(Ebu Said r.a) dedi ki: "Sonra bu gece gök kararmaya başladı. Resulullah (a.s) son yatsı namazına (yani günün son namazı olan yatsı namazına) git­mek üzere çıktığında bir şimşek çaktı. Bu sırada Resulullah (a.s.) Katade bin Nu'man (r.a)'ı gördü. Ona: "Yolculuk nereye Ebu Katade?" diye sordu. O da: "Ya Resulullah (a.s)! Namaza geleceklerin az olacağını düşündüm de nama­za gitmeyi istedim" dedi. (Resulullah a.s) da şöyle buyurdu:

"Namaz kıldığında ben senin yanına gelinceye kadar yerinde dur." (Re­sulullah a.s) namazı bitirince ona bir hurma salkımı verdi ve şöyle buyurdu: "Şunu al. Bu senin Önünü on (arşın) arkanı on (arşın) aydınlatacaktır. Eve girdiğinde bir köşede bir siyahlık gördüğün zaman hiç konuşmadan onu döv. O şeytandır." O da bunu yaptı. İşte bu yüzden biz bu salkımları severiz." Ben: [18]

"Ey Ebu Said! Ebu Hureyre (r.a) bize cumanın içindeki bir vakitten söz etti. Senin bunun hakkında bir bilgin var mı?" dedim. O da şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'a bundan sorduk. O da şöyle buyurdu:

"O bana daha önce bildirildi ve sonra Kadir Gecesi unutturulduğu gibi unutturuldu."

Yine şu fazlalığa yer vermiştir:

"Dedi ki: "Sonra onun -yani Ebu Said (r.a)'in- yanından çıktım. Resulul­lah (a.s)'ın ashabından bir adamın evine geldim. "Bu adam Tevrat'ı oku­muştur. Resulullah (a.s)'m sohbetinde de bulunmuştur" dedim. Böylece onun yanma girdim. Kendisine: "Resulullah (a.s)'ın cuma gününde oldu­ğunu söylediği ve hakkında söz ettiği şu vakti bana bildir" dedim. Şöyle söyledi:

"Evet. Allah, Adem (a.s.)'i cuma günü yarattı, onu cennete cuma günü yerleştirdi, yine onu yere cuma gündü indirdi, onun canını cuma günü aldı. O aynı zamanda kıyametin kopacağı gündür. O vakit cuma gününün son saatidir." Ben: "Resulullah (a.s)'ın namaz hakkında söylediği o sözü bilmi­yor musun?" dedim. Şöyle söyledi:

"Sen Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu bilmiyor musun: "Kim namazı beklerse o namazdadır." [19]

 

Bir Açıklama

 

"Rabbi önündedir" sözü, yine bir rivayette geçen: "Rabbi kendisiyle kıb­lenin arasındadır" sözü ve bir başka rivayetteki: "Rabbi onun yüzü tara-fındadır" sözü hakkında Hafız İbni Hacer şöyle söylemiştir:

"Hattabi şöyle söylemiştir:

"Bunun anlamı şudur: O, kıbleye yönelmekle Rabbine yönelmeyi kasdet-miş olmaktadır. Dolayısıyla bununla takdiren, "maksadının kendisiyle kıble arasında olduğu" kastedilmiş olmaktadır." Bir açıklamada da burada isim tamlaması anlamı olduğu ancak öğelerden birinin anılmadığı belirtilerek buna göre ifadenin: "Allah'ın yüceliği veya Allah'ın sevabı o yöndedir" an­lamı taşıdığı bildirilmiştir. İbni Abdilber de şöyle söylemiştir: "Bu, kıble yönünün büyüklüğünü ortaya koymak için söylenmiş bir sözdür."

 

1696- Ebu Ya'la, Enes bin Malik (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Cuma Resulullah (a.s)'a arzedildi. Cibril (a.s.) onu elinde beyaz bir ayna

gibi getirdi. Ortasında da siyah bir nokta gibi bir şey vardı. (Resulullah a.s):

"Bu nedir ey Cibril?" diye sordu. O da şöyle söyledi:

"Bu cumadır. Bunu Rabhin, senin için ve senden sonra kavmin (üm­metin) için bayram olması üzere sana arzediyor. Onda sizin için bir hayır da vardır.

Sen ilk olursun Yahudiler ve Hıristiyanlar ise senden sonra olurlar (yani senin bayramın Yahudilerin ve Hıristiyanların bayramlarından Önce gelir -Çeviren). Onun içinde bir vakit vardır ki herhangi kimse onda kendine kısmet olan bir hayır dilese o mutlaka kendine verilir veya herhangi kö­tülükten (Allah'a) sığmsa ondan daha büyüğü kendinden uzaklaştırılır. Biz de onu ahirette Yevmu'I-Mezid (Fazlalık Günü) olarak adlandırırız..."

Daha sonra hadisin devamını vermiştir.

Yine Ebu Ya'la'nm nakletmiş olduğu bir hadise göre Enes bin Malik (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bana günler arzediîdi. Bunların arasında cuma günü de arzedildi. O tıpkı beyaz bir ayna gibiydi ve ortasında da siyah bir nokta vardı. "Bu nedir?" dedim. "O (duaların kabul edildiği) vakittir" denildi." [20]

 

1697- İmam Malik, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Tur'a doğru çıktım. Ka'bu'l-Ahbar'la karşılaştım. Onunla birlikte otur­dum. Bana Tevrat'tan nakiller yaptı ben de ona Resulullah (a.s)'tan riva­yette bulundum. Ona rivayet ettiklerim arasında şöyle söylemiştim.

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Üzerine güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı cuma günüdür. Adem o günde yaratıldı, o günde cennetten çıkarıldı, tevbesi o günde kabul edildi, o günde öldü, kıyamet o günde kopar. Hiç bir hayvan yoktur ki, o günde sa­bah açıldığı andan güneşin doğduğu vakte kadar kıyametin kopabileceği kor­kusuyla kulak kesilmesin (yani sesleri dikkatlice dinlemesin). O günde öyle bir vakit vardır ki, herhangi Müslüman o vakte denk getirerek namaz kılarken Allah'tan bir şey isterse Allah onu ona verir."

Ka'b (r.a) dedi ki:

"Bu her yılda bir gün müdür?" Ben: "Hayır, bilakis her cuma günüdür" dedim.

Bunun üzerine Ka'b (r.a) Tevrat'ı okudu ve: "Resulullah (a.s) doğru söylemiş" dedi.

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: "Basra bin Ebu Basra Gıfari ile karşılaştım. "Nereden geldin?" diye sordu. "Tur'dan" dedim. Bunun üzerine şöyle söy­ledi:

"Eğer sen oraya çıkmadan önce ben seni görmüş olsaydım oraya çık­mazdın. Ben Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Şu üç camiden başkası için binek ayaklandırılmaz (yola çıkılmaz): Mes­cidi Haram, benim şu mescidim (Mescidi Nebevi) ve İliya Mescidi veya Beyti Makdis (Mescidi Aksa)." -(Bu sonuncusunda) tereddüt etti-

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: "Sonra Abdullah bin Selâm (r.a) ile karşı­laştım. Ona Ka'bu'l-Ahbar'la olan sohbetimden ve ona cuma günü hakkın­da söylediklerimden söz ettim. Kendisine dedim ki: "Ka'b: "Bu (belki) her senede bir gündür" dedi." Abdullah bin Selâm (r.a): "Ka'b yalan söylemiş" dedi. [21]

Bunun üzerine ben: "Ka'b sonra Tevrat'ı okudu ve: "Hayır. O her cuma­dadır" dedi" dedim. Bunun üzerine Abdullah bin Selâm (r.a): "Ka'b doğru söylemiş" dedi. Abdullah bin Selâm (r.a) daha sonra: "O saatin (vaktin) han­gi saat olduğunu bilir misin?" diye sordu. Ben: "Onu bana bildir, benden onu gizleme" dedim. -Bir nüshasında da: "Bana karşı cimrilik etme" şek­linde geçmektedir- Abdullah bin Selâm (r.a) bunun üzerine: "O, cuma gü­nünde son saattir" dedi." Ben dedim ki: "Cuma gününde son saat nasıl olur? Oysa Resulullah (a.s): "Herhangi Müslüman namaz kılarken o saate denk getirirse..." diye buyurmuştur. Oysa o saat namaz kılınmayan bir vakit­tir." Abdullah bin Selâm (r.a) da şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurmadı mı:

"Kim namazı beklemek üzere bir yere oturursa o namazı kılıncaya kadar namazda sayılır." Ben: "Evet" dedim. O da: "İşte o budur" dedi." [22]

 

Bir Açıklama

 

Cuma günü duaların kabul edildiği vaktin hangi vakit olduğu konusunda çok sayıda görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerin sayısı otuza ulaşmaktadır. Bunların içinde tercihe en uygun görülene göre söz konusu vakit, cuma na­mazı için kametin okunmasından insanların namazı kılıp bitirmeleri arasında kalan vakittir. Yahut bu vakit ikindiden sonra güneşin batmasından kısa süre öncedir. Bu iki vakit konusunda yukarıda bazı rivayetler geçti.

Bunlardan bazılarının kesinliği konusunda tartışılmış, bazıları ise kitap ehline ait açıklamaları içermektedir. Dolayısıyla bu konudaki görüş ayrılığı giderilememiştir. Bunun belirsiz kalmasının hikmeti ise insanları cumanın her saatinde bolca dua etmeğe teşviktir. Ancak tercihe göre söz konusu vakit bu iki vakitten birindedir. Her ikisi hakkında da deliller bulunmaktadır.

Fethu'r-Rabbani'de şöyle denmektedir:

"Muhibb Taberi şöyle söylemiştir:

"Bu konudaki hadislerin en sahih olanı Ebu Musa Eş'ari (r.a)'nin hadisi­dir ki, onda da: "O vakit imamın (minbere) oturmasından namazm bitiril­mesine kadarki vakittir" denmektedir. Bu konudaki sözlerin en meşhuru Abdullah bin Selâm (r.a)'ın: "O vakit cuma gününün son saatidir" sözü­dür."

Hafız İbni Hacer şöyle söylemiştir:

"Bunların dışındakiler ya bunlardan birine uymaktadır, ya da isnadı zayıf veya mevkuf rivayetlerdir. Bu gibi görüşlerden birini söyleyen herhangi bir rivayete dayanmak yerine kendi görüşünü esas almıştır. Ebu Said (r.a)'in, Resulullah (a.s)'a bu vakit Öğretildikten sonra unutturulduğuna dair rivaye­ti buna ters düşmez. Çünkü yukarıda geçen rivayetleri nakledenler, onları bu vakit Resulü İlah (a.s)'a unutturulmadan önce duymuş olabilirler. Beyha-ki ve daha başkaları buna işaret etmişlerdir. Selef alimleri bu iki vakitten hangisinin tercihe daha uygun olduğu konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Beyhaki'nin, Ebu'I-Fadl Ahmed bin Seleme Neysaburi tan­kıyla rivayet ettiğine göre Müslim şöyle söylemiştir:

"Ebu Musa Eş'ari (r.a)'nin hadisi bu konuda en iyi ve en sahih olan ri­vayettir." Beyhaki, İbni Arabi ve daha başka bir gurup ilim adamı da böyle söylemiştir. Kurtubi de: "Bu, üzerinde görüş ayrılığına düşülen konuda ke­sin nasdır (rivayettir), dolayısıyla başkasına bakılmamahdır" demiştir. Neve-vi de: "Sahih hatta doğru olan budur" demiştir. Ravda'da doğru olanın bu olduğu kesin bir ifadeyle söylenmiştir. Müellif bu rivayeti merfu (senedi sa-habiye kadar ulaşan) ve açık bir rivayet olması ve iki Sahih'ten birinde yer alması dolayısıyla tercih etmiştir. Diğerleri ise Abdullah bin Selâm (r.a)'m görüşünü tercih etmeyi uygun görmüşlerdir. Tirmizi'nin Ahmed bin Han-bel'den rivayet ettiğine göre o: "Hadislerin çoğu böyle bildirmektedir" de­miştir. İbni Abdilber de: "Bu hadis bu konuda en sağlam hadistir" demiştir. Said bin Mansur'un Ebu Seleme bin Abdurrahman'a ulaşan sahih bir isnad-la rivayet ettiğine göre sahabilerden bazı insanlar toplanıp aralarında cuma günündeki (duaların kabul edildiği) vakti müzakere ettiler. Sonra dağıldılar ve bu vaktin cuma gününün en son saati olduğunda bir görüş ayrılığına düşmediler.

İlim adamlarından Ahmed bin Hanbel, İshak ve Malikilerden Tartuşi gibi pek çok kimse de bu görüşü tercih etmiştir. Alai'nin bildirdiğine göre, kendisinin şeyhi ve zamanında Şafiilerin şeyhi olan Zemilkan bu görüşü tercih ederdi ve İmam Şafii'den de böyle rivayet ederdi (yani İmam Şafii'nin de bu görüşü tercih ettiğini bildirirdi). Bu konudaki rivayetin Sahihlerden birinde bulunmaması hususunda şöyle cevap vermişlerdir: "İki Sahih'te veya onlardan birinde olanın tercih edilmesi rivayetin hadis hafızlarının tenkidine uğramış olmaması durumunda söz konusudur. Senedinde ko­pukluk bulunan, tenkide uğramış ve dolayısıyla illetli olan bu Ebu Musa (r.a) hadisi gibi hadisler için ise böyle değildir. Hadisin senedindeki kopuk­luk Mahrame bin Bukeyr'in babasından hadis duymamış olmamasından ileri gelmektedir. Bunu Ahmed bin Hanbel, Hammad bin Halid'den, o da bizzat Mahrame'den rivayetle bildirmiştir. Said bin Ebi Meryem, Musa bin Seleme'den, o da Mahrame'dan rivayetle yine aynı şeyi söylemiştir. O buna ek olarak (Mahrame'nin): "Bu bizim yanımızda bulunan yazılı bir metindi" dediğini bildirmiştir.1 Ali bin Medini de şöyle söylemiştir:

"Ben Medine ahalisinden hiç kimseden, Mahrame'nin rivayet ettiği her hangi bir hadis hakkında: "Ben babamdan şöyle duydum" dediğine dair bir şey duymadım." Müslim'in, aynı çağda yaşamış olduğundan buluşma imkânı varken mu'an'an rivayetle (uzun senet taşıyan bir rivayetle) yetineceği söylenemez. Bu itibarla biz diyoruz ki, Mahrame babasından hadis duyma­dığından dolayı bu rivayetin Mahrame'den nakledildiğinin açıkça ifade edil­miş olması onun senedinde kopukluk olduğu iddiasını isbata yeter. Tenkide uğramış olması durumuna gelince: Bunu Ebu İshak, Vasıl el-Ahdeb, Mua-viye bin Karra ve daha başkaları Ebu Berde'nin sözünden rivayet etmiş­lerdir. Adı geçenler Küfe halkındandırlar. Ebu Berde de Kufelidir. Bu itibarla onlar onun (yani Ebu Berde'nin) hadislerini Bukeyr el-Medeni'den daha iyi bilirler. Üstelik söz konusu kişiler bir kaç kişi, bu (yani Bukeyr) ise bir kişi­dir. Bunun yanısıra eğer Ebu Berde merfu bir rivayet biliyor olsaydı bu ko­nuda merfu rivayete aykırı şekilde kendi görüşüne göre bir fetva vermezdi. Bu yüzden Darekutni mevkuf rivayetin doğru olduğuna hükmetmiştir, el-Huda müellifi ise daha farklı bir açıklamada bulunmuş ve duaların kabul edildiği vaktin söz konusu iki vakitten birine özgü olduğunu, bunlardan bi­rinin diğerine (yani biri ile ilgili rivayetlerin diğeriyle ilgili rivayetlere) ters düşmediğini ileri sürmüştür. Bu görüşe göre Resulullah (a.s)'ın bir kere­sinde söz konusu iki vakitten birine bir başka keresinde ise diğerine dikkat çekmiş olması muhtemeldir. Bu açıklama İbni Abdilber'in şu sözüne benze­mektedir: "Uygun olan sözü edilen iki vakitte dua etmeğe gayret göster­mektir." İmam Ahmed bin Hanbel'in bu yönde bir yorumda bulunduğu daha Önce geçmişti. Bu konudaki farklı rivayetleri biral-aya getirmek için en uygun olan da budur. İbni Münir, Haşiye'de şöyle söylemiştir:

"Sözü edilen vaktin (yani duanın kabul edileceği vaktin) ve kadir gecesi­nin belirsiz bırakılmasının yararının dua eden kişiyi sadece belirli bir vakti değerlendirip diğer vakitlerde tembellik etmekten sakındırmak ve bütün vakitlerde bolca dua etmeğe teşvik olduğu bilindikten sonra bu vakitlerin sınırlandırılması konusunda çaba harcanması hayret vericidir." Bunu Hafız İbni Hacer nakletmiştir. En doğrusunu ancak Yüce Allah bilir." [23]

 

1698-Müslim, Huzeyfe bin Yeman (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah bizden önce olanları cumadan habersiz bıraktı. Yahudilerin (özel günleri) cumartesi oldu. Hıristiyanların (Özel günleri) pazar oldu. Sonra Allah bizi getirdi ve bizi cuma gününe hidayet etti (iletti). Böylece cuma, cu­martesi ve pazar diye kıldı (yani sıralamada önce cuma gelmekte, cumartesi ve pazar günleri onu izlemektedir -Çeviren). Bunun gibi kıyamet gününde de onlar bizim ardımızdan gelirler. Biz dünya halkının sonuncularıyız. Ama kıyamet gününde ilkleriz. Kıyamet günü diğer yaratıklardan Önce hak­larında hüküm verilecek olanlarız." [24]

 

1699- İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Güneş cuma gününden daha üstün ve daha büyük bir günün üzerine doğmaz ve batmaz. Şu iki kitleden insanlar ve cinler topluluğundan başka hiç bir canlı yoktur ki cuma gününden dolayı korkuya kapılmasın (çünkü cuma günü kıyamet kopacaktır -Çeviren)."

Ali bin Hucr, İbni Bezi ve Muhammed bin Velid: "Alâ yevmin efdal" ifa­desiyle rivayet etmiş ve bu ifadede tereddüt etmemişlerdir (ki bu da aynı an­lamı taşımaktadır.) [25]

 

1700- Ahmed bin Hanbel, Ebu Lubabe (r.a)'den bunun bir benzerini [26] rivayet etmiştir. Orada şöyle denmektedir:

"O yani cuma gününde Allah katında kurban bayramı ve ramazan bay­ramı günlerinden daha büyüktür."

 

1701-İbni Hibban, Ebu Said Hudri (r.a)'den rivayet etmiştir:

"O da Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duymuştur:

"Beş şey vardır ki, kim onları bir günde işlerse Allah onu cennet hal­kından yazar: Kim cuma günü oruç tutar, cumaya gider, bir cenazede bulu­nur ve bir köle azad ederse." [27]

 

1702- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Diğer geceler arasından özellikle cuma gecesini ibadete tahsis etmeyin. Yine diğer günler arasından özellikle cuma gününü oruca tahsis etmeyin. Ancak birinizin mutad şekilde tuttuğu oruca denk gelirse başka." [28]

 

Dersler Ve Öğütler

 

İlim adamları Ebu Said Hudri (r.a)'nin hadisini: "Biriniz özellikle Cuma günü oruç tutmaz ama mutad şekilde tuttuğu orucu cuma gününe denk ge­lirse" şeklinde açıklamışlardır.

Allah en doğrusunu bilir de, diğer gecelerden ayrı olarak özellikle cuma gecesinin ibadete tahsis edilmesinin nehyedilmesindeki hikmet şu olabilir: Kişinin ertesi gün namaza erken gitme, namazı bekleme, dua, zikir, ibadet, * hutbeyi dinleme ve namazdan sonra bolca zikir yapma gibi görevlerini canlı, dinç bir şekilde yerine getirebilmesi için geceden dinlenmesi gerekir. Yüce Allah namazdan sonra zikir konusunda şöyle buyuruyor:

"Namaz kılındığında artık yeryüzüne dağıhn Allah'ın lütfundan (rızık) isteyin ve Allah'ı çokça anın ki, kurtuluşa eresiniz." (1)

Bu sayılanların dışındaki ibadetlerin dinç bir şekilde yerine getirilmesi için de dinlenmeye ihtiyaç vardır. Özellikle cuma gününü oruca tahsis etmekten nehiydeki hikmet de bu olabilir. Çünkü o günde oruç tutmamak kişinin sayılan görevleri dinç bir halde ve gönül rahatlığı içinde yerine getirmesine yardımcı olur. Böylece insan yaptığı ibadetlerden zevk alır ve onlardan usanç ve bıkkınlık da duymaz. Bu (yani) cuma günü yerine getirilen görevlerle Önce­sindeki hazırlık hac esnasında arefe günü arafatta yapılması gerekene benze­mektedir. Bu konuda sünnet olan, arefe günü oruç tutulmamasıdır.

Söz konusu özellikle cuma gecesini ibadete, cuma gününü de oruca tah­sis etme yasağının sebebinin cuma gününün çok büyütülmesi dolayısıyla cu­martesi halkının fitneye düştüğü gibi insanların fitneye düşmeleri korkusu olduğu da söylenmiştir. Bir başka görüşe göre de bu yasağın konulmasındaki amaç, insanların bunun farz olduğuna inanmalarına sebebiyet vermemektedir. Bu görüşleri tmam Nevevi aktarmış ve birincisini tercih etmiştir. En doğ­rusunu ise ancak Yüce Allah bilir.

 

1703- Ebu Davud, Abdullah bin Amr bin As (r.a)'tan şu şekilde riva­yet etmiştir: [29]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cumaya üç tür insan gelir. Bir adam eğlence içinde gelir. Onun bundan nasibi de odur. Bir adam dua ile gelir. O adam Allah'a dua eder. Artık Allah dilerse onun istediğini verir, dilerse vermez. Bir adam sessiz, sakin bir şe­kilde gelir, hiç bir Müslümanm üstüne basmaz, kimseyi rahatsız etmez. İşte onun bu yaptığı bir sonraki cumaya kadar ve buna ek üç gün için onun gü­nâhlarına keffarettir. İşte o, Yüce Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimse­dir

"Kim bir iyilik getirirse ona on katı karşılık vardır." [30]

 

CUMA NAMAZI FARZDIR VE ÖZÜRSÜZ TERKEDİLEMEZ

 

"Ruzeyk bin Hakim, İbni Şihab'a: "Cuma kıldırmamı uygun görüyor musun?" diye yazdı. Ben de o zaman Vadi'l-kura'da onunla birlikteydim. Ruzeyk o zaman çalıştığı bir bölgenin başına amil (yönetici, vali) olarak görevliydi. O bölgede siyahlar ve daha başkaları vardı. Orada çalışıyorlardı. Ruzeyk, Eyle üzerine görevliydi. İbni Şihab ona cuma kıldırması üzere yazı yazdı. Ben de duyuyordum. Mektubunda ona Sâlim'in kendisine şöyle bil­dirdiğini yazdı: "Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle söyledi: "Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Hepiniz çobansınız ve her biriniz güttüğün­den sorumludur. İmam (devlet başkanı) çobandır ve güttüğünden sorumlu­dur. Adam ailesi üzerinde çobandır ve güttüğünden sorumludur. Kadın ko­casının evinde çobandır ve güttüğünden sorumludur. Hizmetçi efendisinin malı üzerinde çobandır ve güttüğünden sorumludur." Sanıyorum ayrıca şöyle söyledi: "Adam babasının malı üzerinde çobandır ve güttüğünden so­rumludur. Bu şekilde hepiniz çobansınız ve her biriniz güttüğünden so­rumludur."

Hafız İbni Hacer, Feth'de şöyle söylemiştir:

"Adı geçen yer (Eyle) Şâm yolu üzerinde Medine ile Mısır arasında, Kızıl Deniz kıyısında bilinen bir yerdir. Ruzeyk, Ömer bin Abdulaziz'den önce oranın emiri (yöneticisi) idi. İfadeden çıkan anlam şudur: Onun ektiği arazi Eyle mülkiyelerindendi."

 

1705- Ahmed bin Hanbel, Ebu Katade (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim zorunluluk olmaksızın üç kere cumayı terkederse kalbi mühür­lenir."

Bir Açıklama

Bu hadisi şerifte cumayı terkedenlerin sert bir şekilde tehdit edilmesi ve uyarılması anlamı kastedildiği bildirilmiştir. İşaret edilen mühürleme ise kâ­firlerin kalplerinin mühürlenmesi derecesine varmayan bir mühürleme türüdür. [31]

 

1706- Taberani, Usame bin Zeyd (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim Özürsüz olarak üç cumayı terekederse münafıklardan yazılır." [32]

 

1707- Ebu Ya'la, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Kim arka arkaya üç cumayı terkederse İslâm'ı arkasına atmış olur." [33]

 

1708- İmam Malik, Safvan bin Suleym (r.a)'den rivayet etmiştir:

"İmam Malik dedi ki: "Resulullah (a.s)'tan rivayetle mi söylediğini yok­sa O'ndan rivayet etmeyip (kendi sözü olarak mı söylediğini) bilmiyorum. Ancak şöyle söyledi:

"Kim özürsüz ve sebepsiz olarak üç cumayı terkederse Allah kalbine mühür vurur." [34]

 

1709- Ebu Davud, Ebu Ca'd Dumri (r.a)'den rivayet etmiştir -ki o Re­sulullah (a.s)'ın sohbetinde bulunmuştu-:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim basite alarak üç cumayı terkederse Allah onun kalbini mühürler."

Tirmizi'nin kitabında da şöyle geçmektedir:

"Kim basite alarak cumayı üç kere terkederse Allah onun kalbini mü- î hürler." [35]

 

1710- Ebu Ya'la, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) cuma günü hutbe vermeğe durdu ve şöyle buyurdu:

"Olur ki, bir adama cuma günü gelir. O da Medine'ye bir mil uzaklık­tadır ve cumaya gelmez."

Sonra ikinci keresinde şöyle buyurdu:

"Olur ki, bir adama cuma günü gelir. O da Medine'ye iki mil uzaklık­tadır ve cumaya gelmez." [36]

Üçüncü keresinde de şöyle buyurdu:

"Belki o Medine'ye üç mil uzaklıktadır ve cumaya gelmez. Böylece Allah onun kalbine mühür vurur."

 

1711- Müslim, Hakem bin Mina (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) ve Ebu Hureyre (r.a) ona şöyle rivayet etmiş­lerdir:

"Onlar Resulullah (a.s)'m minberinden şöyle buyurduğunu duymuş­lardı:

"Bazı kimseler ya cumaları terketme işini bırakırlar ya da Allah mutlaka onların kalplerine mühür vurur, sonra da kesin gafillerden olurlar." [37]

 1712- Taberani, Ka'b bin Malik (r.a)'ten şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Bazı kimseler ya cuma günü ezan sesini duyup da sonra cumaya gel­meme işini bırakırlar ya da muhakkak Allah onların kalplerini mühürler sonra kesin gafillerden olurlar." [38]

 

1713- İbni Huzeyme, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) ayakta hutbe veriyordu. Bu sırada Şam tarafından bir kervan geldi. Bunun üzerine insanlar ona gittiler ve oniki adamdan başka

kimse kalmadı. Bu olay üzerine cuma ile ilgili şu ayeti kerime indi: [39]

"Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen oraya yönelip dağıldılar

ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah katında olan eğlenceden de ticaretten

de hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." [40]

 

1714- Müslim, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)/ cumadan geri kalan bazı kimselere şöyle buyurdu: "Andolsun, bir adama insanlara namaz kıldırmasını emretmeyi sonra o cumadan geri kalan adamların evlerini üzerlerine yakmayı düşündüm." [41]

 

1715- İmam Malik, Malik bin Enes (rh.a)'den rivayet etmiştir:

"O, İbni Şihab'a Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığında Allah'ın zikrine koşun ve alış verişi bırakın" [42] sözü hakkın­da soru sordu. İbni Şihab da şöyle söyledi:

"Bunu Hz. Ömer bin Hattab (r.a): "Cuma günü namaza çağrıldığında Al­lah'ın zikrine gidin" diye okurdu." (Yani ayeti kerimenin metnindeki "fes'av" kelimesini "femdav" diye okurdu -Çeviren)." [43]

 

Bir Açıklama

 

"Femdav" okunuşu tefsir olarak değerlendirilmektedir. Çünkü bu okunuş şekli, ayeti kerimenin yazılış tarzına ters düşmektedir. Bu itibarla mütevatir bir okunuş tarzı olarak kabul edilmemektedir. Kıraat imamları bu tarz oku­nuşu şazz (mütevatir okunuş tarzına aykın) okunuş olarak değerlendirmiş­lerdir. [44]

 

Cuma Namazına Teşvik

 

1716- İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Beş vakit namaz ve bir sonraki cumaya kadar cuma namazı büyük günâhlar işlenmediği sürece aralarındaki günâhlara keffarettir." [45]

 

1717- Ahmed bin Hanbel, Hz. Ömer (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Şanı yüce olan Allah cumalarda kılınan namazdan hoşlanır." [46]

 

1718- Taberani, Müslim Ayad (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Hasan bin Ali (r.a)'ye cumanın iki rek'atından sordum. Şöyle söyledi: "Onlar kendi dışındakilerin yerine geçerler."

Yani cumanın iki rek'atı vaktin farzının yerine geçer dolayısıyla o gün öğle namazının kılınması gerekmez. [47]

 

Cuma Namazına Erkenden Gidilmesi

 

1719- Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim cuma günü cünüplükten gusleder gibi gusleder sonra (namaza) gi­derse bir deve kurban etmiş gibi olur. Kim ikinci saatte giderse bir inek kur­ban etmiş gibi olur. Kim üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç kurban

etmiş gibi olur. Kim dördüncü saatte giderse bir tavuk kurban (tasadduk) etmiş gibi olur. Kim beşinci saatte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi olur. İmam (minbere) çıktığında artık melekler zikri (konuşulanları) dinle­mek üzere hazır bulunurlar."

Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü olduğunda caminin kapılarının her birinde melekler bulu­nur. Gelenleri geliş sıralarına göre ardarda yazarlar. İmam (minbere) otur­duğunda artık defterlerini dürerek zikri (hutbeyi) dinlemeye gelirler." [48]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Cuma günü olduğunda melekler caminin kapılarında durarak gelenleri baştan sırayla ardarda yazarlar. Öğlenin erken saatlerinde gelen bir deve kur­ban eden gibidir. Sonra (gelen) bir inek kurban eden gibidir. Sonra (gelen) koç, sonra (gelen) tavuk (kurban eden gibi), sonra (gelen) yumurta (tasadduk eden gibidir). İmam (minbere) oturduğunda artık defterlerini dürerek zikri (hutbeyi) dinlemeye gelirler." [49]

Müslim'in rivayetine göre de Resulullah (a. s) şöyle buyurmuştur:

"Caminin kapılarının her birinde bir melek bulunmaktadır. Gelenleri sırasma göre ardarda yazar. İlk gelen deve (kurban eden gibi yazılır). Sonra derecelerini (sırasına göre) yumurta tasadduk etmiş gibi sayılacak kadar düşürürler. İmam minbere oturduğunda defterler dürülür ve (melekler) zikri (hutbeyi) dinlemeye gelirler." [50]

Muvatta [51], Tirmizi, [52] Ebu Davud [53] ve Nesai [54] birinci rivayeti ver­miştir. Muvatta'da: "İlk saatte..." ifadesi ilave edilmiştir."tik saatlerde giderse": Burada saat ile kastedilen, günümüzdeki ıstılahi anla­mıyla günün yirmi dörtte birini oluşturan saat değildir. Burada cumaya mümkün ol­dukça erken vakitlerde gitmenin faziletine dikkat çekilmektedir. (Bkz. Şerhu's-Sunne, 4/235)

Nesai'nin bir başka rivayetine göre de Resulullah (a.s) şöyle buyur­muştur:

"(Cuma) namazına öğlenin erken vakitlerinde gelen; bir deve kurban eden gibidir. Sonra onun izinden gelen; bir inek kurban eden gibidir. Sonra onun izinden gelen; bir koç kurban eden gibidir. Sonra onun izinden gelen, bir tavuk kurban eden gibidir. Sonraki de bir yumurta (tasadduk eden gibi­dir)." [55] Yine Nesai birinciye benzer bir rivayet nakletmiştir ve onda şöyle den­mektedir:

"Cumaya öğlenin erken vakitlerinde gelen; bir deve kurban eden gibidir. Sonra inek kurban eden gibi, sonra koyun kurban eden gibi, sonra ördek kurban eden gibi, sonra tavuk kurban eden gibi, sonra da yumurta kurban (tasadduk) eden gibidir." [56]

Bunun benzeri bir başka rivayette tavuktan sonra serçenin adı geçmekte ve bu rivayette ördekten söz edilmemektedir. [57]

 

1720- İbni Huzeyme, Enes bin Malik (r.a)'den rivayet etmiştir: "Cumaya erkenden gider sonra kayluleye yatardık." [58]

 

1721- İbni Mace, Alkame (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Abdullah ile birlikte cumaya gittik. Üç kişinin kendinden önce gittikle­rini gördü ve şöyle söyledi:

"Dördün dördüncüsü. Dördün dördüncüsü uzak değildir. Ben Resulul-lah (a.s.)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"İnsanlar kıyamet günü Allah'a (yakınlık bakımından) cumalara geliş durumlarına göre otururlar. Birinci, ikinci, üçüncü." Sonra şöyle buyurdu:

"Dördün dördüncüsü. Dördün dördüncüsü de uzak değildir." [59]

 

Namaz İçin Gusledilmesi, Koku Sürülmesi, En Güzel Elbiselerin Giyilmesi, Sessizlik Ve İnsanların Üstlerine Basmaktan Kaçınılması

 

1722- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim abdest alır ve abdestini güzel alır sonra cumaya gelir ve sessiz dur­up dinlerse onun o cuma ile diğer cuma arasındaki günâhları bağışlanır.

Buna ek olarak üç günün daha (günâhları bağışlanır). Kim çakıllarla oy­narsa (dikkat ve sessizliğini) bozmuş olur."

Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir: [60]

"Kim gusleder sonra cumaya gelir ve kendisi için takdir edildiği kadar (im­kân bulduğu kadar) namaz kılar, sonra imam hutbesini bitirinceye kadar sessizce onu dinler, sonra namaz kılarsa onun o cuma ile diğer cuma ara­sındaki ve ayrıca üç günlük günâhları bağışlanır." [61]

Ebu Davud'un Ebu Hureyre (r.a) ve Ebu Said Hudri (r.a)'den rivayetine göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Kim cuma günü gusleder, güzel elbiselerinden giyer, eğer yanında varsa güzel koku sürünür sonra cumaya gelir bu arada insanların üstlerine bas­maz sonra Allah'ın kendine yazdığı (nasib ettiği) namazı kılar, sonra imam (minbere) çıktığında o namazını bitirinceye kadar sessiz durursa bu, onun için o cuma ile bir önceki cuma arasındaki günâhlara keffaret olur."

Ravi dedi ki: "Ebu Hureyre (r.a) şöyle derdi: "Ayrıca üç gün de fazlasına." [62]

Bîr Açıklama

Bazı fıkıhçılar hatibin insanlara veya içlerinden birine bir şey sormasını caiz görmüşlerdir. Bu itibarla onlardan birine böyle bir şey sorulur o da cevap verirse bu lağv (hutbeyi bozma) sayılmaz.

 

1723- İbni Huzeyme, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü olduğunda adam yıkanır, başını yıkar, sonra kokularının en güzeliyle kokulanır, elbiselerinin düzgünlerini giyer sonra namaza çıkar [63] ve iki kişinin arasını açmazsa (yani insanların aralarından yol açarak ilerle­mezse -Çeviren), sonra imamı dinlerse, onun bir cumadan diğer cumaya ve buna ek olarak üç günün daha günâhları bağışlanır."

 

1724- Taberani, Abdurrahman bin Avf (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) ashabmdan bir adamı göremedi ve şöyle buyurdu:

"Neredeydin? Ben seni göremedim. Yoksa cumaya gelmedin mi?" A-dam:

"Hayır, geldim. Fakat insanlar yerlerine yerleştikten sonra geldim ve on­ların üzerlerine basarak ilerlemek istemedim." (Resulullah (a.s) da):

"Evet (doğru yapmışsın)" diye buyurdu." [64]

 

1725- Buharı, Selmânı Farisi (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Herhangi erkek cuma günü yıkanır, gücü yettiğince temizlenir, (koku için) yağından sürünür, evinin kokusundan sürünür sonra çıkar, iki kişinin arasını açmaz sonra Allah'ın kendine yazdığı (nasib ettiği) namazı kılar son­ra imam konuştuğunda susarsa muhakkak onun o cuma ile diğer cuma ara­sındaki günâhları bağışlanır."

Nesai'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bana şöyle buyurdu:

"Her hangi erkek cuma günü emredildiği şekilde temizlenir sonra cu­maya gelmek üzere evinden çıkar ve namazını bitirinceye kadar sessiz du­rursa, bu onun için bir önceki cumaya kadar olan (günâhların)a keffaret olur." [65]

 

Bir Açıklama

 

Şerhu's-Sunne talikçisi (Şerhu's-Sunne'ye sayfa altı yazıları yazan kişi) şöyle söylemiştir:

"İmam Nevevi, insanların üstüne basarak ilerlemekle iki kişinin arasını açmayı birbirinden farklı şekilde değerlendirmiştir. Ancak İbni Kudame, Muğni'de insanların üstüne basarak ilerlemekle iki kişinin arasını açmayı bir saymıştır.

Iraki ise şöyle söylemiştir:

"İfadeden birincisinin (yani ikisinin farklı şey olduğunun) doğru olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kişi insanların üstüne basmaksızın sadece iki ki­şinin arasını, sıkışıp oturmakla da iki kişinin arasını açmış olur."

İlim adamları cuma günü insanların üstüne basarak ilerlemek konusun­da farklı görüşler ortaya atmışlardır. Tirmizi, ilim sahiplerinden rivayetle, onların cuma günü insanların üstlerine basarak ilerlemeyi hoş karşılama­dıklarını ve bu konuda sert davrandıklarını bildirmiştir. Ebu Hamid de İmam Şafii'den yaptığı rivayetle ilgili yorumunda söz konusu hareketin haram olduğunu açık bir ifadeyle söylemiştir.

İmam Nevevi de, Zevaidu'r-Ravda'da şöyle söylemiştir:

"Bu konudaki sahih hadisler dolayısıyla tercih edilen görüşe göre söz ko­nusu hareket haramdır."

Ahmed bin Hanbel'in ashabı (mezhebinin ileri gelenleri) ise bunun sa­dece mekruh olduğuna hükmetmekle yetinmişlerdir." [66] Açıklamalardan çıkan sonuca göre insanların üstlerine basarak ilerlemek hoş bir şey değildir. Ancak boş bir yerin doldurulması için ilerlenmesi bundan müstesnadır. Çünkü bu durumda öndekiler o boş yeri doldurmamakla kusur etmiş olurlar.

 

1726- Ebu Davud, Evs bin Evs Sakafi (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Kim cuma günü yıkar ve yıkanır, erkenden hazırlanıp erkenden (ca­miye) gider, bineğe binmeyip yürür, imama yakın durur ve boş bir şeyle uğraşmayıp (hatibi) dinlerse, attığı her adım karşılığında bir yılı oruç ve iba­detle geçirmiş gibi sevap alır."

Nesai ve Tirmizi'nin rivayetleri de şöyledir:

"Kim cuma günü yıkar ve yıkanır, erkenden hazırlanıp erkenden (ca­miye) gider, (imama) yakın durur ve sessiz durup dinlerse, attığı her adım karşılığında bir yılı oruç ve ibadetle geçirmiş gibi sevap alır." [67]

Ebu Davud şöyle söylemiştir:

"Mekhul'a "yıkar ve yıkanır" sözü hakkında soru soruldu, şöyle söyledi: "Başını ve bedenini yıkar". Said bin Abdulaziz de böyle söylemiştir." [68]

 

1727- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'in azatlısı (mevlası) Nafi (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) kendine (koku sürünmenin) haram olması (yani ihramlı olması) durumu dışında yağ ve koku sürünmeden cumaya gitmezdi." [69]

 

1728- Taberani, Selmân (r.a)'dan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Selmân! Sen cuma gününün ne olduğunu biliyor musun?" Ben:

O, Allah'ın senin babanı veya anne babanı biraraya getirdiği gündür" dedim. O da şöyle buyurdu:

"Hayır. Ancak ben sana cuma gününden söz edeceğim. Herhangi Müs­lüman temizlenir, elbiselerinin en güzelini giyer, eğer ailesinin kokusu var­sa onların kokularından sürünür yoksa su (çırpar) sonra camiye gelir imam çıkıncaya kadar sessiz durur sonra namaz kılarsa öldürmeden kaçındığı surece bu mutlaka onun için o cuma ile diğer cuma arasındaki (günâhlara) keffaret olur. Bu bütün bir zaman için böyledir." [70]

 

1729- Taberani, Evsat ve Sağir'de Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) cumalardan bir cumada şöyle buyurdu:

"Müslümanlar topluluğu! Bu gün, Allah'ın sizin için bayram kıldığı gündür. Artık (bu günde) yıkanın ve size misvak da gerekir." [71]

 

1730- Ebu Davud, Amr bin As (r.a)'tan rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim cuma günü yıkanır, eğer hanımının kokusu varsa onun kokusun­dan sürünür, elbiselerinin düzgünlerinden giyinir sonra insanların üstle­rine basmaz ve vaaz (hutbe) esnasında lüzumsuz bir şeyle uğraşmazsa bu onun için aralarındakilere (yani iki cuma arasındaki günâhlara) keffaret olur. Eğer boş şeylerle uğraşır ve insanların üstlerine basarsa o zaman da öğle (namazı) yerine geçer." [72]

 

1731- Ahmed bin Han bel, Ebu Eyyub Ensari (r.a)'nin şöyle söyle­diğini rivayet etmiştir: [73]

"Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Kim cuma günü yıkanır, eğer yanında varsa koku sürünür, elbiseleri­nin en güzellerinden giyinir, sonra camiye gelmek üzere çıkar, eğer müsait görürse (nafile) namaz kılar ve kimseyi rahatsız etmez, sonra namaz kılın-caya kadar susarsa, bu onun için o cuma ile diğer cuma arasındaki (gü-nâh)lara keffaret olur."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Sonra onurlu, sakin bir şekilde çıkarak (bu hal üzere) camiye kadar ge­lirse..." [74]

 

1732- Buharı ve Müslim, Ebu Said Hudri (r.a)'den rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: [75]

"Cuma günü gusletmek ihtilam olan (yani buluğ çağma ermiş) herkese vaciptir."

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Cuma günü gusletmek Müslümana vaciptir." [76]

Bir diğer rivayete göre ise şöyle söylemiştir:

"Cuma günü gusletmek ihtilam olan (yani buluğ çağma ermiş) herkese vaciptir. Yine dişlerini misvaklamak ve eğer varsa koku sürünmek de." [77]

Amr -yani hadisin ravilerinden olan İbni Suleyrn- şöyle söylemiştir:

"Gusle gelince onun vacip olduğuna şahitlik ederim. Misvaklartmağa ve koku sürünmeğe gelince: Onların vacip olup olmadığını Yüce Allah bilir. Ancak hadiste bu şekilde geçmektedir."

Müslim'in rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"İhtilam olan (buluğ çağma ermiş) herkese cuma günü gusletmek gere­kir. Misvaklanmak ve gücünün yettiği kadarmca koku sürünmek de." [78]

Bir rivayette de koku hakkında şöyle denmektedir: "Kadının kokusundan olsa da." [79]

Müslümanların çoğunluğunun esas aldığı uygulamaya göre cuma günü gusletmek sünnettir. Nitekim ileride bunun delillerini göreceğiz.

 

1733- İmam Malik, Ubeydu İlah bin Sebbak Medeni Sakafi (rh.a)'den

şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) cumalardan bir cumada şöyle buyurdu:

"Ey Müslümanlar topluluğu! Bu, Allah'ın bayram kıldığı bir gündür. Şu halde gusledin. Kimin yanında koku olursa ondan sürünmesinin bir zararı olmaz. Bu arada misvaklanmanız da gerekir." [80]

 

1734- Kutubi Sitte sahipleri, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söyle­diğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Sizden kim cumaya gelirse (gelecek olursa) gusletsin."

 

1735- İbni Huzeyme, Abdullah bin Ebi Katade (r.a)'nin şöyle söyle­diğini rivayet etmiştir:

"Ebu Katade cuma günü benim gusletmekte olduğum bir sırada yanıma geldi. "Bu gusletmen cünüplük dolayısıyla mı?" diye sordu. "Evet" dedim. Dedi ki:

"Öyleyse bir diğer gusül daha al. Ben Resulullah (a.s)'ın şöyle buyur­duğunu duydum:

"Kim cuma günü guslederse diğer cumaya kadar temiz kalır." [81]

 

Bir Açıklama

 

Bu, Ebu Katade (r.a)'nin bir görüşüdür. Ebu Katade (r.a) ise sahabidir. Sahabenin görüşü sünnete uymadığında, sünnet tercih edilir. Bu konudaki ri­vayetler ise, cuma günü cünüplük dolayısıyla olan guslün aynı zamanda cuma guslü yerine geçeceğini açık bir şekilde ifade etmektedir. En uygun olan ise cuma günü cünüp olan kişinin guslederken hem cünüplükten gusletmeye hem de cuma için gusletmeye niyet etmesidir.

 

1735- İbni Huzeyme (31129-130) 29-Cuma günü gusletmenin bazı faziletlerinin bildi­rilmesi. İsnadı hasendir.

 

1736- Buharı ve Müslim, Abdullah bin Ömer (r.a) ve Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Hz. Ömer (r.a) cuma günü insanlara hitab ederken (hutbe okurken) Re­sulullah (a.s)'ın ashabından ve ilk muhacirlerden olan bir adam içeri girdi. -Evza'i'nin Ebu Hureyre (r.a)'den rivayetine göre bu kişi Hz. Osman (r.a) idi-Hz. Ömer (r.a) ona: "Bu hangi saat?" diye seslendi. O da dedi ki:

"Ben bugün meşguldüm. Dolayısıyla ezan sesini duyuncaya kadar aile­min yanına gidemedim. Böylece abdest almaktan başka bir şey yapamadım." Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) şöyle söyledi:

"Üstelik abdest! Resulullah (a.s)'ın guslü emrettiğini biliyorsun." Ebu Hureyre (r.a)'nin rivayetine göre o Hz. Ömer (r.a) şöyle söylemiştir: "Resulullah (a.s)'m şöyle buyurduğunu duymadınız mı?: "Biriniz cumaya girdiğinde gusletsin."

 

1737- Ebu Davud, Abdullah bin Abbas (r.a)'ın mevlası (azatlısı) îkri-me'den rivayet etmiştir:

"Irak ahalisinden bazı insanlar gelerek şöyle söylediler:

"Ey İbni Abbas! Cuma günü gusletmeyi vacip olarak görüyor musun?" O da şöyle söyledi:

"Hayır. Ancak o temizliğe daha uygundur ve gusleden için daha hayır­lıdır. Ancak kim gusletmezse onun üzerine vacip değildir. Guslün başlan­gıcının nasıl olduğunu size bildireceğim: İnsanlar zor durumdaydılar. Yün giyerlerdi. İşlerini kendi güçleriyle yapıyorlardı. Camileri dar, tavanı alçaktı. Çatısı ağaç sırıklarından yapılma bir gölgelik şeklindeydi. Resulullah (a.s) çok sıcak bir günde çıktı. İnsanlar o yün elbiseler içinde terlediler. Bunun üzerine kendilerinden kokular yayıldı. Bu durum birbirlerini rahatsız etti. Resulullah (a.s) bu kokuyu hissedince şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Bu gün gelince yıkanın. Biriniz bulduğu yağından ve koku­sundan en güzelini sürsün."

İbni Abbas (r.a) dedi ki:

"Sonra Yüce Allah güzel durumlar nasib etti. (Müslümanlar) yünden başka elbiseler giydiler. İşlerini yaptıracak kişiler buldular. Camileri geniş­letildi. Birbirlerini rahatsız eden terin bir kısmı gitti." [82]

 

1738- Buhari ve Müslim, Hz. Aişe (r.a)'den rivayet etmişlerdir: [83]

"İnsanlar yüksek tepelerdeki evlerinden cumaya gelirlerdi. Sırtlarında yüklerle gelirlerdi. Bu yüzden tozlanır ve terlerlerdi. Üzerlerinden koku çıkardı. İşte bu vakitlerde Resulullah (a.s)'m benim yanımda olduğu bir sırada onlardan bir adam Resulullah (a.s)'a geldi. Resulullah (a.s) da şöyle buyurdu:

"Keşke şu gününüz için temizlenseydiniz!"

Yahya bin Said'in rivayetinde de şöyle denmektedir:

"O, Amra (r.a)'ya cuma günü gusletmekten sordu. O da şöyle söyledi:

"Hz. Aişe (r.a) şöyle söyledi:

"İnsanlar kendi işlerini kendileri yaparlardı. Cumaya geldiklerinde ol­dukları hal üzere gelirlerdi. Bunun üzerine kendilerine: "Keşke yıkansay-dınız?" denildi." [84]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"İnsanlar iş görüyorlardı. Yerlerine işlerini yapacak kimseleri yoktu. Üzerlerinden koku çıkıyordu. Bunun üzerine kendilerine: "Keşke cuma günü yıkansaydmız!" denildi." [85]

 

1739- Ahmed bin Hanbel, Semure bin Cundeb (r.a)'den şu şekilde ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü kim abdest alırsa bu yaptığı ne güzeldir! Kim guslederse gusül daha da üstündür." [86]

 

1740- İbni Huzeyme, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Erkeklerden ve kadınlardan kim cumaya gelirse gusletsin. Erkeklerden ve kadınlardan kim (cumaya) gelmezse onun için gusül gerekmez." [87]

 

Bir Açıklama

 

Burada Resulullah (a.s): "Kim (cumaya) gelmezse..." derken, cumayı ter-ketmeyi caiz kılacak herhangi bir mazeret dolayısıyla gelmeyeni kasdetmek-tedir.

 

1741- Taberani, Evsafta Hz. Ali (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Cuma günü gusletmek müstehabdır ama mutlaka şart değildir." [88]

 

1742- Bezzar, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Cuma günü gusletmek sünnettendir." [89]

 

Cuma İçin Özel Elbise Giyilmesi

 

1743- İmam Malik, Yahya bin Said (rh.a)'den rivayet etmiştir: "Ona Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğu bildirilmiştir:

"Biriniz işi için kullandığı iki elbisesi dışında cuması için de iki elbise edinse ne olur?" [90]

 

1744- Ebu  Davud, Muhammed bin Yahya bin Hibban (rh.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Eğer bulursa -veya bulursanız- biriniz, iki iş elbisesi dışında cuma günü için de iki elbise edinse ne olur?" [91]

 

Yine onun Abdullah bin Selâm (r.a)'dan naklettiği bir rivayette de şöyle denmektedir:

"O (yani Abdullah bin Selâm r.a) Resulullah (a.s)'uı bunu minberden söylediğini duymuştur." [92]

 

Cumaya Ne Zaman Yetişilmiş Olunur?

 

1745- Nesai, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim cumanın bir rek'atma yetişirse, cumaya yetişmiş sayılır." [93]

 

Cuma Günü Uyuksayan Yerînî Değiştirmelidir

 

1746- Ebu Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz cuma günü uyuksarsa o bulunduğu yerini değiştirsin." [94]

Nesai'nin kitabında şu şekilde geçmektedir: "Hz. Aişe (r.a)'nin yanında cuma günü gusletmekten söz edildi. O da şöyle söyledi: "İnsanlar yüksek yerlerde oturuyor­lardı. Sonra üzerleri kirli bir halde cumaya geliyorlardı. Üzerlerine esinti vurunca kokuları etrafa yayılıyor ve insanlar bundan rahatsız oluyorlardı..." hadis böyle de­vam ediyor. [95]

 

Bir Açıklama

 

Burada kişinin yerini değiştirmesinin emredilmesi, mendubiyet (nedb, teşvik) anlamı taşımaktadır.

Feyzu'l-Kadir'de şöyle denmektedir:

"Çünkü hareket kişideki, onu uykuya yönelten donukluğu giderir. Eğer bulunduğu safta geçeceği bir yer bulunmazsa ayağa kalkıp tekrar yerine otu­rur."

Umm'de de şöyle denmektedir:

"Eğer bulunduğu yerde kalmakla birlikte uykusunu yenerse bunda bir kerahet (sakınca) görmeyiz."

Yerini değiştirmek, oturmakta olduğu yerden kalkıp bir başka yere geç­mektir. Bu, bütün günler için geçerli olan genel bir uygulamadır. Tirmizi'nin ri­vayetinde bunun özellikle cuma gününe has olarak bildirilmesi, cuma günü er­kenden camiye giden kişinin uzun süre oturmasının gerekeceğinden dolayıdır. Bununla birlikte bazıları bunu, herhangi bir günde bir ibadeti beklemek üzere bir yerde oturup kalan herkes için geçerli bir uygulama olarak değerlen­dirmişlerdir. Bunda namazı canlı bir şekilde, huşu ile, kalbi tamamen namaza vererek ve okuduğunu veya ettiği duayı anlayacak bir hal üzere karşılamaya, namazın bütün rükünlerini, sünnetlerini ve âdabını yerine getirmeye teşvik vardır. [96]

 

Bayram Île Cuma Aynı Güne Rastlarsa Cuma İbadeti Düşmez

 

1747- İmam Malik'in İbni Şihab (r.a)'dan, onun da İbni Ezher'in mev-lası (azatlısı) Ebu Ubeyd'den rivayet ettiğine göre o (Ebu Ubeyd) şöyle söylemiştir; [97]

"Hz. Osman bin Affan (r.a) ile birlikte bir bayramı yaşadım. Geldi, namaz kıldı sonra gitti. Bu sırada hutbe okudu ve şöyle söyledi:

"Sizin şu gününüzde iki bayram bir araya gelmiş bulunuyor. Yüksek yer­lerde oturanlardan kim cumayı beklemek isterse beklesin. Kim de dönüp gitmek isterse ona da izin verilmiştir."

Ömer bin Abdulaziz'in şöyle söylediği bildirilmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın zamanında iki bayram birleşti (aynı güne denk gel­di). Bunun üzerine (Resulullah a.s) şöyle buyurdu:

"Yüksek yerlerin ahalisinden kim oturmak (beklemek) isterse otursun, bir sakmca yoktur."

Bunu İmam Şafii rivayet etmiştir. İ'la'da şöyle denmektedir:

"İsnadı mürsel ve hasendir. Bu hadisi İmam Şafii'ye rivayet eden kişi (imamın şeyhi) çoğunluğa göre zayıf biridir. Ancak kendisine (yani Şafii'ye) ve Hamdan bin Isbehani'ye göre sikadır."

îbni Ukde şöyle söylemiştir:

"İbrahim'in hadisine (rivayetine) çok baktım. O, hadisi reddedilecek (munkeru'l-hadis) biri değildir."

İbni Adiyy de şöyle söylemiştir:

"Hakkında bu açıklamayı yaptığı kişi aynen onun söylediği gibidir." [98] İbrahim bin Akabe de Müslim'in ravilerinden olan sika biridir. [99] Mü-'minlerin emin Ömer bin Abdulaziz (rh. a.) tabiinin iyilerindendir. Onun gibile­rin mürsel rivayetleri bize göre kabule değer ve delil sayılabilecek rivayetler­dir. Bu rivayetin aynı zamanda yüksek yerlerin ahalisiyle kayıtlı (yani özel­likle onlar kastedilerek söylenmiş) merfu, mevsul (sahabi dahil bütün ravileri zikredilmiş olan, senedinde bir kopukluk olmayan) bir şahidi bulunmaktadır. Bunu Beyhaki, Sufyan bin Uyeyne'nin Abdulaziz bin Refi'den, onun Ebu Sa­lih'ten, onun Ebu Hureyre (r.a)'den rivayeti tankıyla nakletmiştir. Ancak is­nadı zayıftır. [100] Daha önce bir çok kez geçtiği üzere mürsel bir rivayet zayıf da olsa mevsul bir rivayetle desteklendiğinde bütün ilim adamlarına göre de­lildir.

İ'la'u's-Sunen'de şöyle denmektedir:

"Hz. Osman (r.a) yüksek yerlerde oturanlara cuma konusunda (yani cu­mayı kılmama konusunda) izin vermişti. Çünkü onlar şehir halkından değillerdi. İmam Ebu Hanife'nin görüşü de böyledir. Hz. Osman (r.a) bu sözü sahabilerin huzurunda söylemişti. Eğer bu hüküm Ahmed bin Hanbel (rh.a)'in sandığı gibi hem köylerin halkını ve hem de şehir halkını içeriyor olsaydı sahabiler, Hz. Osman (r.a)'ın bu hükmü sadece yüksek yerlerin ahali­sine özel kılmasına itiraz ederlerdi. Bu itibarla, sözkonusu hükmün kendi­lerine cuma namazı farz olmayan yüksek yerlerin ahalisine özel olduğu ke­sindir. Dolayısıyla bayram münasebetiyle cuma terkedilmez. Nasıl? Çünkü cumanın farz olduğu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Bu farz şehir hük­mündeki yerlerde oturanların üzerlerindeki bir yükümlülüktür. Dolayısıyla bu farz, onun farziyetini gösteren delilden daha alt derecede ve onun kadar kesin olmayan bir nasla düşmez. Ahmed bin Hanbel (rh.a)'in bayram do­layısıyla cumanın farziyetinin düşeceği konusunda ileri sürdüğü deliller âhâd (sadece birer ravi tarafından rivayet edilmiş) rivayetlerdir ve üstelik bu rivayetlerin ortaya koyduğu hükmün köylerin halkına ve yüksek yerlerde oturan insanlara özel kılınmış olması ihtimali vardır." [101]

İmam Tehanevi, el-İ'la'da daha sonra bayramla aynı güne denk gelmesi durumunda cumanın düşeceğini söyleyen diğer ilim adamlarının delillerini sıralamış ve şöyle söylemiştir:

"Bunlardan biri, İbni Mace'nin Abdullah bin Abbas (r.a)'tan onun da Re­sulullah (a.s)'tan rivayet ettiği hadistir. Bu rivayete göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Sizin şu gününüzde eğer iki bayram bir araya gelirse artık isteyen için bu, cumanın yerine geçer. Ancak biz, inşallah cumayı yerine getireceğiz." [102]

Zevaid'de de bildirildiği üzere Sindi şöyle söylemiştir:

"Bu rivayetin isnadı sahihtir, ravileri de sikadırlar. Bunu Ebu Davud Sünen'inde aynen bu isnadla Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir."

O, hadisin senediyle ilgili açıklamasından sonra da şöyle söylemiştir:

"Eğer bu hadisin merfu olarak senedini kabul edersek şöyle dememiz gerekir: O zaman köylerin halkı diğer namazlarda (camiye) toplanmazlarken iki bayram namazı için toplanırlardı. Nitekim bu böyle adet olagelmiştir. Onların bayram namazından sonra cumayı beklemelerinde kendileri için zorluk oluyordu. Bu yüzden Resulullah (a.s) bayram namazını bitirince O'nun tebliğini duyuran kişi (münadisi) şöyle söyledi: "Sizden kim cumayı kılmak isterse kılsın. Kim de dönmek isterse dönsün."

Bu, orada toplanan köylülere yönelik bir hitaptı. Bunu ortaya koyan şey ise onun bu açıklamayı yaptıktan sonra kendilerinin cumayı kılacaklarını söy­lemiş olmasıdır. Konuşanın kendilerinin cumayı kılacaklarını söylerken kas-dettikleri şüphesiz şehir halkıdır. Bu da: "Sizden kim namaz kılmak ister­se..." derken şehirlilere değil köylülere hitapta bulunduğunun açık delilidir. Daha önce Ömer bin Abdulaziz (rh.a)'den mürsel olarak rivayet edildiğini bil­dirdiğimiz metindeki ifade de bunu desteklemektedir. Bu rivayete göre o şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a. s.)'ın zamanında iki bayram birleşti (aynı güne denk gel­di). Bunun üzerine (Resulullah a. s.) şöyle buyurdu:

"Yüksek yerlerin ahalisinden kim oturmak (beklemek) isterse otursun, bir sakınca yoktur."

Aynı şekilde Abdulaziz bin Refi'in Ebu Salih'ten, onun Ebu Hureyre (r. a.)'den rivayetinde de "yüksek yerlerde oturan ahali" kaydı bulunmaktadır. Yukarıda mürsel bir rivayet ile mevsul bir rivayetin aynı şeyi ifade etmesi du­rumunda bunun kesin delil sayılacağını ve bu durumda rivayetlerden birinin zayıf olması ihtimalinin durumu değiştirmeyeceğini belirtmiştik, Bundan do­layı Ibni Mace'nin rivayetinin zahirine göre hükmedilemez. Aynı şekilde Ebu Davud'un: "Artık isteyen için bu, cumanın yerine geçer" ifadesindeki genel hükmün zahirine göre de hükmedilemez. Bu rivayetlerdeki hükümlerin köy­lülere özel olması ihtimalinden dolayı bunlar bayram günlerinde, şehirlerde oturanların üzerinde cumanın düşeceğine delil olarak gösterilemez. "Biz cu­mayı kılacağız" ifadesi de bunu göstermektedir. Ömer bin Abdulaziz'in riva­yeti ile Ebu Hureyre (r.a)'den mevsul olarak nakledilen ve köylüler kaydını taşıyan rivayet de bunu göstermektedir. Bir konuda bir ihtimal ortaya çık­tığında (bu ihtimal dikkate alınmadan) yapılan istidlal (delillendirme) ge­çersiz olur.

Bu söylediklerimiz dolayısıyla Allame Şevkani'nin Neylu'l-Evtar'daki: "Hz. Osman (r.a)'ın sözü Resulullah (a. s)'ın sözünü tahsis edemez (özele bağlı kılamaz)" [103] sözü de geçerliliğini kaybetmektedir. Gördüğümüz ka­darıyla biz ancak merfu rivayeti yine merfu bir rivayetle tahsis ettik (özele bağladık). Usul ilminde kurallaştığı üzere haberi vahidin (herhangi bir kade­mede ravi sayısı bire düşen bir rivayetin) akılla, örfle veya kıyasla tahsis edilmesi mümkün olunca böyle bir rivayetin bir sahabi sözü ile tahsis edil­mesinin öncelikle mümkün olması gerekir. Çünkü Resulullah (a.s)'ın sözün­deki amacını insanların içinde en iyi bilen sahabidir. Özellikle sahabilerin sözlerini delil olarak kabul edenler açısından bu daha da dikkate değerdir.

Bu, Tirmizi'nin dışındaki beş hadisçinin rivayeti hakkındaki cevaptır. Tirmizi'nin rivayetini İbni Huzeyme, Zeyd bin Erkam (r.a)'dan sahih olarak nak-letmiştir. Bu rivayete göre o (yani Zeyd r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bayram namazını kıldı sonra cuma namazı konusunda (halkı) serbest bıraktı ve şöyle buyurdu:

"Artık kim kılmak isterse kılsın."

Buluğu'l-Meram'da da böyle geçmektedir. [104] Burada: "Artık kim kılmak isterse kılsın" sözü köylüler ve yüksek yerlerde oturanlar içindir. Bunun delili ise yukarıda söylediklerimizdir.

Telhisu'l-Habir'de şöyle denmektedir:

"Bunu İbni Medini sahih görmüştür. İbni Munzir de şöyle söylemiştir:

"Bu hadis sabit (kesin) değildir. Hadisi Zeyd (r.a)'den rivayet eden kişi olan Eyyas bin Ebi Remle bilinmeyen biridir." [105] Ben derim ki: "Hakim, Mustedrek'te ve Zehebi Telhis'te bunun sahih olduğunu söylemiştir. [106] Ancak ravileri arasında bilinmeyen biri olan Eyyas bin Ebi Remle'nin bu­lunmasına rağmen bunu sahih olarak görmeleri hayret edilecek bir şeydir." [107] el-İ'la'da, Eyyas'ın hadis rivayetindeki durumundan ve bilinmeyen biri olduğundan söz edildikten sonra şöyle denmektedir: [108]

"Hanbeliler aynı zamanda Musedded ve Mirvezi'nin iki bayram hak­kındaki rivayetlerini de delil olarak göstermişlerdir. Kenzu'l-Ummal'da da ifade edildiği üzere bu rivayet sahih görülmüştür. [109] Hakim de, Musted­rek'te bunun Buhari ve Müslim'in rivayetine göre sahih olduğunu bildir­miş, Zehebi de onun bu açıklamasına muvafakat etmiştir. [110] Onun bildir­diğine göre Vehb bin Keysan şöyle söylemiştir:

"İbni Zubeyr (r.a)'in zamanında iki bayram aynı güne denk geldi. (Bay­ram namazından) çıkılması gecikti ve güneş bir hayli yükseldi. Sonra (İbni Zubeyr r.a) çıktı, hutbe okudu. Hutbeyi uzattı. Sonra indi. İki rek'at namaz kıldı ve insanlar cumayı kılmadılar. İnsanlar bundan dolayı onu tenldd et­tiler. Derken bu konu Abdullah bin Abbas (r.a)'a hatırlatıldı. O da: "Sünnete uygun olanı yapmış" dedi. Sonra bunu İbni Zubeyr (r. a.)'e söylediler. O da şöyle söyledi: "Ömer bin Hattab (r.a)'ın da kendi zamanında iki bayram birleştiğinde (aynı güne denk geldiğinde) böyle yaptığını gördüm." Nesai bu­nun: "Sünnete uygun olanı yapmış" sözünün sonuna kadar olan kısmını ri­vayet etmiş ve hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. [111]

Neylu'l-Evtar'da da: "Ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir" den­mektedir. [112] Bunu Ebu Davud da rivayet etmiş ve hakkmda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Nasbu'r-Raye'de geçtiği üzere Nevevi bunun hakkında: "İsnadı hasendir" demiştir. Yine Ebu Davud'un Sünen'inde Ata bin Ebi Rabah'tan rivayet edildiğine göre o (yani Ata) şöyle söylemiştir:

"İbni Zubeyr, cuma gününe denk gelen bir bayram gününde günün baş­langıcında bize namaz kıldırdı, sonra cumaya gittik. O yanımıza (yani nama­za) çıkmadı, biz de münferid olarak namazı (yani öğleyi) kıldık. Abdullah bin Abbas (r.a) o zaman Taif'teydi. Geldiğinde ona bu hususu bildirdik. "Sünnete uygun olanı yapmış" dedi."

Zeyla'i şöyle söylemiştir:

"Nevevi: "Bunun isnadı Müslim'in şartına göredir (yani Müslim'in şartına göre sahihtir)" demiştir." [113]

Yine onun bir rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Bunların hepsini birleştirdi (yani cuma ile bayramı birleştirdi). Böylece her ikisini (cuma ile bayramı) erkenden ikişer rek'at olarak kıldı ve ikindiyi kılıncaya kadar bunlara ek olarak bir şey kılmadı." Neylu'l-Evtar'da bunun ravilerinin, Sahih'te isimleri geçen raviler olduğu bildirilmektedir. [114]

Bunda onlar için esas itibariyle bir delil yoktur. Anlaşılana göre bütün herkes İbni Zubeyr (r.a)'in yaptığına karşı çıkmış, sahabilerden Abdullah bin Abbas (r.a)'tn dışında kimse onun bu yaptığına muvafakat etmemiştir. De­mek ki bu uygulama, sahabiler döneminde insanların çoğunun bilmediği bir şeydi. Bilakis çoğu buna karşı çıkıyordu. Böyle olunca bu tür bir uygulamaya dayanılarak hakkında icma (görüş birliği) olan bir farz kaldırılamaz. Bunun yanısıra İbni Zubeyr (r.a) ile Abdullah bin Abbas (r.a)'ın Resulullah (a.s)'ın zamanında daha küçük oldukları da bilinmektedir. Olur ki bunlar Resulullah (a.s)'ın tebliğcisinin (münadisinin):

"Sizden kim namaz kılmak isterse lalsın, kim de dönmek isterse dön­sün" sözünü duymuşlardır. Bu söz ise köylülere hitaben söylenmişti. Ama onlar (o zaman henüz küçük olmaları sebebiyle) bu sözdeki maksadı anla-

mamış ve aynı zamanda şehirlileri içine alan genel bir hüküm ortaya koy­duğunu sanmış olabilirler, Bu itibarla İbni Zubeyr (r.a) bayram ile cumayı bir­leştirmiştir. Abdullah bin Abbas (r.a) da onun hakkmda: "Sünnete uygun olanı yapmış" demiştir. Yani Resulullah (a.s)'ın tebliğcisinin (münadisinin): "Sizden kim namaz kılmak isterse kılsın, kim de dönmek isterse dönsün" sözünden kendisinin anladığına uygun olanı yaptığım söylemek istemiştir. İbni Zubeyr (r.a)'in: "Ömer bin Hattab (r. a.)'ın da kendi zamanında iki bay­ram birleştiğinde (aynı güne denk geldiğinde) böyle yaptığını gördüm" sözüne gelince: Belki Hz. Ömer (r.a) diğer insanların bildiği ama Abdullah bin Zubeyr (r.a)'in bilmediği bir mazeret dolayısıyla böyle yapmıştır. Bundan dolayı insanlar îbni Zubeyr (r.a)'in yaptığı uygulamaya karşı çıkmış, ama Hz. Ömer (r.a)'in yaptığına karşı çıkmamışlardır. Aksi takdirde îbni Zubeyr (r.a)'in Hz. Ömer (r.a)'in yaptığı gibisini yapmış olması ihtimali çok uzak bir ihtimaldir. Çünkü insanlar Hz. Ömer (r.a)'in yaptığını kabullenmiş ama İbni Zubeyr (r.a)'in yaptığına karşı çıkmışlardır.

Bunun yanısıra bu konuda İbni Zubeyr (r.a)'den rivayet edilenlerin tümü bayramda cumanın terkedileceğine işaret etmemektedir. Aksine bunlarda an­latılmak istenen iki bayramın (cuma ile normal bayramın) aynı güne denk gel­mesi durumunda cumayı zeval vaktinden önce kıldığıdır. Bunun delili de o du­rumda (yani cumanın bayram gününe denk gelmesi durumunda) hutbeyi na­mazdan önce vermesidir (yani hutbeden sonra da iki rek'at namaz kılma­sıdır). İleride de geleceği üzere bayram hutbesinin namazdan sonra verildiği konusunda ise görüş birliği vardır. Ebu Davud'un rivayetindeki şu ifade de buna delalet etmektedir:

"Bunların hepsini birleştirdi (yani cuma ile bayramı birleştirdi). Böylece her ikisini (cuma ile bayramı) ikişer rek'at olarak kıldı."

Bu durumda bu rivayetin bayramda cumanın terkedilmesine ruhsat olduğu konusunda delil olarak kabul edilmesi doğru olmaz. Ancak bundan çıkarıla­bilecek en son hüküm bayramda cumanın zeval vaktinden öne alınmasının caiz olduğudur. Bu durumda mesele cuma namazının kılınacağı vakit konusu­na dönmektedir ki, biz bundan daha önce, cumayla ilgili bablara girmeden önceki giriş kısmında söz etmiştik. Burada Hanbelilerin cumanın zeval vak­tinden önce kılınabileceği yolundaki görüşlerinin sağlam delili olmadığını da isbat etmiştik. Aksine Resulullah (a.s)'tan sabit olana göre cumanın kılına­cağı vakit zevalden sonradır. Bu konu ileride gelecektir. îbni Zubeyr (r.a)'den nakledilen rivayette onlar için bu konuda da bir delil yoktur. Bu rivayetten, cu­manın zeval vaktinden önceye alınmasının cuma ile bayramın aynı güne denk gelmesi durumuna özel olduğu, diğer zamanlar için olmadığı anlaşılmaktadır. Onlarsa bu hükmün özel olduğunu söylemiyorlar aksine genelleştiriyorlar.

Bunun yanısıra Resulullah (a.s)'ın sözüne ve özellikle uygulamasına (fiiline) ters düştüğü takdirde bir şahabının sözü veya fiili delil olarak kabul edilemez. İnsanların îbni Zubeyr (r.a)'in yaptığına karşı çıktıkları ve bu konu­da onu tenkid ettikleri kesindir.

Hanbeliler şöyle demektedirler:

"Bayram ile cuma aynı güne denk gelirse bayram namazını kılanlar için­de imamın dışmdakilerden cumaya gitme yükümlülüğü düşer. İmamdan ise kendisiyle birlikte namaz kılacak birinin bulunmaması durumu dışında bu yükümlülük düşmez. Çünkü Resulullah (a.s): "Biz cuma kılacağız" diye buyurmuştur. Bunun yanısıra onun cuma kılmaması durumunda cuma kılmakla yükümlü olanlar ve üzerinde cuma kılma yükümlülüğü düş­mekle birlikte cuma kılmak isteyenler bu namazı kılma imkânı bulamaz­lar."

îbni Kudame, Muğni'de şöyle söylemiştir:

"İbni Zubeyr (r.a)'in uygulaması icmaya (görüş birliğine) aykırı olarak gerçekleşmiştir. Çünkü o zevalden önce erkenden kıldığı iki rek'atten ayrı olarak ikindiye kadar herhangi bir namaz kılmamıştır. Oysa onunla birlikte cuma namazı kılmak için toplananlar olmuştu." Nitekim yukarıda da geç­tiği üzere Ata şöyle söylemiştir: "Sonra cumaya gittik. Ancak yanımıza (cu­ma kıldırmak için) çıkmadı. Biz de tek tek namaz kıldık." [115]

 

Bir Açıklama

 

Her şeye rağmen İbni Zubeyr (r.a)'in cumaya çıkmamış olması, onun Öğle namazını da kılmamış olduğunu göstermez. Buna daha önce işaret etmiştik. Çünkü bazıları İbni Zubeyr (r.a)'in hareketini bayram namazı kılan üzerinden hem cuma ve hem de Öğle namazını kılma görevinin düştüğü konusunda delil sayanlar bulunmaktadır.

Tehanevi şöyle söylemiştir:

"Bilindiği üzere Ata (r.a) İbni Zubeyr (r.a)'in cuma namazına çıkma­dığını bildirmiştir. Bu onun evinde öğle namazı kılmamış olmadığı konu­sunda kesin bir delil değildir. Dolayısıyla bu rivayete dayanılarak İbni Zubeyr (r.a)'in görüşüne göre bayram gününe denk gelen cuma gününde (bayram namazını kılan) bir kimsenin üzerinden hem cuma hem de öğle namazı yükümlülüğünün düştüğünün kesin bir şekilde söylenmesi doğru değildir. Çünkü öğle namazını evinde kılmış olması ihtimali vardır. Üstelik Ata (r.a)'nın kendilerinin namazı yani öğleyi tek tek kıldıklarını söylemesi de kimsenin böyle bir durumda öğle namazı yükümlülüğünün düşeceği gö­rüşünde olmadığını ortaya koymaktadır. Onların cuma namazını tek tek kıldıkları söylenemez. Çünkü cumanın ancak cemaatle kılınabileceği konu­sunda görüş birliği vardır. Sonra cuma günü esas olanın cuma namazı ol­duğu, Öğlenin ise onun yerine konduğu görüşü tercih edilen görüş de-ğildir. Aksine asıl farz öğle namazıdır. Öğle namazı isra gecesinde farz kılınmıştır. Cuma ise daha sonra farz kılınmıştır. Ayrıca cuma kaçırıl-dığında Öğle na­mazının kılınmasının gerektiği üzerinde görüş birliği vardır. Bu itibarla cu­ma, öğlenin yerine konmuştur. Bu konuyu ayrı bir risalede inceledik." [116]

İmam Şafii de, el-Umm'da, Ömer bin Abdulaziz (rh.a)'in mürsel rivayetini ve Hz. Osman (r. a)'ın eserini (rivayetini) verdikten sonra şöyle söylemiştir:

"Ramazan bayramı cuma gününe denk gelirse imam namaz kılmanın caiz olduğu vakitte (yani kerahet vakti geçtikten sonra) namaz kılar. Sonra şehir halkından olmayıp da bayram namazına gelmeyenlere dilerlerse aile­lerine dönmeleri için izin verir. Bunlar artık cuma namazına gelmezler. Ancak onlar için tercihe uygun olan cumayı kümcaya kadar beklemeleri ve­ya eğer imkânları olursa dağıldıktan sonra cuma kılmak üzere tekrar dön­meleridir. Ama eğer böyle yapmazlarsa Allah'ın izniyle bir sakıncası yok­tur."

Yine şöyle söylemiştir:

"Ancak bu şehir, halkından biri için caiz olmaz. Onlardan biri.bayram gününe dahi denk gelse, cumayı terketmeyi caiz kılacak bir özürü bulun­madığı sürece cumayı terkedemez. Kurban bayramı günü için de aynı şey söz konusudur. Eğer şehirde bulunulursa o günde de hem cuma namazı, hem bayram namazı kılınır. Ama Mina'da bulunanlar kurban bayramı namazını da, cuma namazını da kılmazlar. Çünkü orası şehir değildir." [117]

Ayni'nin Hidaye Şerhi'nde de şöyle denmektedir:

"İbni Abdilber şöyle söylemiştir:

"Bayram namazı dolayısıyla cuma ve öğle namazlarını kılma yükümlü­lüğünün düştüğü görüşü kabule edilmeyen, terkedilmiş olan bir görüştür. Ona göre hareket edilemez. Cumayı kılma yükümlülüğünün düşmesi ile il­gili rivayetlerin yorumunda bu yükümlülüğünün şehir dı-şında yaşayan, dolayısıyla cuma kılmakla yükümlü olmayanların üzerinden düştüğü ifade edilmiştir." [118]

En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir. O'nun ilmi eksiksiz ve her ba­kımdan mükemmeldir. [119]

 

Cumayı Terketmeyi Caiz Kılacak Özürler Ve Cuma Günü Yolculuğa Çıkılması

 

1748- Ebu Davud, Ebu Melih (r.a)'ten, o da babasından şu şekilde ri­vayet etmiştir: [120]

"O, Hudeybiye zamanında Resulullah (a.s) ile birlikte bir cumada bulun­du. O zaman nalinlerinin altını ıslatmayacak kadar bir yağmur yağdı. Bunun üzerine (Resulullah a.s) namazlarını binekleri üzerinde kılmalarını emret­ti."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Huneyn olayında yağmurlu bir günde. Bunun üzerine Resulullah (a.s) münadisine (tebliğcisine): "Namazlar binekler üzerinde kılınacaktır" diye seslenmesini emretti." [121]

Bir rivayette de şu fazlalığa yer verilmiştir: "Bu olay cuma günü olmuştu." [122]

 

1749- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan şöyle rivayet etmişlerdir:

"Muhammed bin Şirin1 in amcasının oğlu olan Abdullah bin Haris Basri şöyle söyledi:

"Abdullah bin Abbas (r.a), yağmurlu çamurlu bir günde bize hitap etti. Bunun üzerine müezzin: "Hayye ale's-Salah" cümlesine gelince ona: "Na­mazlar binekler üzerinde kılınacaktır" de" diye söyledi. Bunun üzerine ora­dakiler bunu doğru bulmamışcasına birbirlerine bakmdılar. O da şöyle söyledi:

"Bunu kabullenmemiş gibi görünüyorsunuz. Bunu benden daha hayırlı olan biri yani Resulullah (a. s.) yapmıştır. Bu farz bir görevdir. Ben size zor­luk çıkarmak istemedim. -Bir rivayette: "sizi günâha sokmak istemedim" denmektedir- Şimdi gelirsiniz dizlerinize kadar çamura batarsınız."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Abdullah bin Abbas (r.a), cuma gününe denk gelen yağmurlu bir günde müezzinine şöyle söyledi:

"Eşhedu en lâ ilahe illa'llah; Eşhedu enne Muhammeden Rasulullah" dediğinde "Hayya ale's-salah" deme. [123]"Namazı evlerinizde kılın" de." İnsan­lar bunu kabullenmemiş gibi göründüler. Bunun üzerine o (yani Abdullah bin Abbas r.a) da şöyle söyledi:

"Bunu benden daha hayırlı olan yaptı. Cuma farz bir görevdir. Sizi sı­kıntıya sokmak istemedim. Şimdi (cumaya gelmeniz durumunda) çamurda, kaygan zemin üzerinde yürüyeceksiniz ve ayaklarınız kayacak."

 

1750- Ebu Davud, Muhammed bin Ka'b (r.a)'dan rivayet etmiştir: "O, Vailoğullarından bir adamın şöyle söylediğini duymuştur: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Kadın, çocuk ve köle dışında cuma kılmak herkes için gereklidir (farz­dır)." [124]

 

Bir Açıklama

 

Nevevi, Hulasa'da şöyle söylemiştir:

"Bu rivayetin sahihliği tenkid edilemez. Bu şekliyle bu rivayet sahabi mürseli olur ki, o da delildir. Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarına gö­redir (yani onların şartlarına uymaktadır)." Nasbu'r-Raye'de de böyle den­mektedir.

Beğavi, Şerhu's-Sunne'de cuma hakkında şöyle söylemiştir:

"Bu namaz kendisinde, akıl, buluğ, hürriyet, erkeklik ve ikamet (yolcu olmama) özellikleri toplanmış olan herkese geçerli mazeretinin bulunma­ması durumunda farzdır."

Çocuğa ve deliye cuma kılmak farz değildir. Çünkü onlar bedensel fonk­siyonlarının eksik olması sebebiyle bedenle ilgili yükümlülükleri yerine ge­tirmeye ehil kimseler değildirler. Kadınlara cuma namazının farz olmadığı ko­nusunda da ilim adamları görüş birliğine varmışlardır.

İlim adamlarının çoğunluğu kölelere cumanın farz olmadığı görüşünü tercih etmiştir. Davud (yani Zahiri mezhebinin imamı Davud bin Ali ez-Zahiri -Çeviren): "Onlara da cuma gerekir" demiştir. Hasanı Basri ve Katade de: "Efendisiyle her ay belli bir ücret ödeme karşılığında belli bir süre sonra kendisini serbest bırakması üzere anlaşmış kölenin cumayı kılması farzdır" demişlerdir. İmam Evzai'nin görüşü de bu yöndedir. Yolcuya cuma farz değil­dir. İmam Nehai ve Zuhri yolcunun ezam duyması halinde cumaya gitmesinin gerektiğini ifade etmişlerdir.

Üzerine cuma farz olmayanlardan herhangi bir kimse cumaya giderek cuma namazı kılarsa bundan dolayı öğle namazını kılma yükümlülüğü üzerin­den düşer. Ancak onunla cuma cemaatinin sayısı tamamlanmış olmaz. (Yani eğer bu şekilde özrüne rağmen cumaya gelen kimsenin dışındakiler cuma na­mazında bulunması gereken sayıyı tamamlamıyorlarsa söz konusu kişi ile bu sayı tamamlanmış olmaz. -Çeviren). Ama hastalık, hastaya bakma, korku, yağmur ve karanlık gibi özürlerden biri dolayısıyla cuma kûma yükümlülüğü üzerinden düşen kimse bundan müstesnadır. Bu gibi özürleri bulunanların cu­maya gitmeleri gerekmez, ama gittiklerinde onlarla cemaat sayısı tamam­lanır.

Abdullah bin Mes'ud (r.a), cuma günü kadınlara şöyle söylemiştir:

"İmamla birlikte namaz kıldığınızda onun namazına göre kılın. Kendi başınıza tek tek namaz kıldığınızda ise dörder rek'at kılın."

Yine şöyle söylemiştir:

"Kendisine cumaya gitmek farz olmayan bir kimse cumayı kaçırmadan önce öğle namazını kılarsa namazı geçerlidir. Ama cuma kılması gerekli o-lan bir kimse cumayı kaçırmadan öğle namazını kılarsa onun kıldığı namaz geçerli değildir."

 

1751- Tirmizi, Abdullah bin Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: [125]

1751- "Resulullah (a.s), Abdullah bin Revaha (r.a)'yı bir seriyyenin başında gönderdi. Bu da cumaya denk geldi. Arkadaşları yola çıktılar. O ise dedi ki: "Ben geri kalır, Resulullah (a.s) ile birlikte namaz kılar sonra arkadan onlara yetişirim." Resulullah (a.s) ile birlikte namaz kılınca Resulullah (a.s) onu gördü ve şöyle buyurdu:

"Arkadaşlarınla beraber yola çıkmaktan seni alıkoyan ne oldu?" O da dedi ki: "Seninle birlikte namaz kılıp sonra onlara yetişmek istedim." Bu­nun üzerine Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Yeryüzünde olanları infak etseydin onların yola çıkmalarıyla elde ettik­leri sevabı elde edemezdin." [126]

 

Bir Açıklama

 

Kendisi şafıi mezhebinden olan Beğavi şöyle söylemiştir:

"Cuma namazını kılmak üzerine farz olan bir kimsenin zeval vaktin­den sonra cuma namazını kılmadan yola çıkması caiz değildir. Ama fecrin doğmasından sonra ve zevalden Önce yola çıkarsa sakıncası yoktur. Bununla birlikte yapacağı yolculuk, hac veya savaş yolculuğu gibi itaat yolculuğu ol­madığı takdirde bu vakitte yola çıkmak da mekruhtur. Bu gibi yolculuklarda (itaat yolculuğunda) uygun olan yola çıkmasıdır. Bazıları cuma günü sabah olduktan sonra artık cuma kılmadan yolculuğa çıkılamayacağını ileri sür­müşlerdir."

Ashabı re'y (içtihada ağırlık verenler) şöyle demişlerdir:

"Kişi eğer vaktin çıkmasından önce şehir dışına çıkacaksa zeval vaktin­den sonra yolculuğa çıkması da caizdir."

Rivayete göre Hz. Ömer (r.a), üzerinde yolculuk hazırlığı içinde olduğu görünümü bulunan bir adamın: "Eğer bugün cuma günü olmasaydı yola çı­kardım" dediğini duydu. Bunun üzerine şöyle söyledi: "Çık. Cuma insanı yol­culuktan alıkoymaz."

Bunu İmam Şafii, Müsned'inde rivayet etmiştir. [127] Şeyh Şu'ayb bunun

bin Erta bulunmaktadır ki, o tedlis yapan (sağlam senetli rivayetleri zayıf riva­yetlere karıştıran veya zayıf ravileri bilinen adlarından başka adlarla anarak senet­teki zayıflığın anlaşılmamasını sağlamayan çalışan) biriydi. Bunu an'ana ile (isnadını "filanca falancadan rivayet etti o falancadan rivayet etmiş diğerek uzat­mak suretiyle) rivayet etmiştir. Bunun, İbni Abdilhakem'in Futuhu Mısr'ında, sh. 298'de Ibni Lehi'a'nın Zeban bin Faid'den, onun Sehl bin Muaz'dan, onun Enes'ten, onun babasından, onun da Resulullah (a.s)'tan rivayeti tankıyla nakledilen mana yönünden bir şahidi bulunmaktadır." senedinin kuvvetli olduğunu söylemiştir.

 

1752- Ebu Davud, Abdurrahman bin Amr (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Resulullah (a. s.) şöyle buyurdu:

"Cuma, ezanı duyanın üzerinedir."

Yine bunun hakkında şöyle söylemiştir:

"Cuma, ancak ezanı duyanın üzerinedir."

Neyhı'l-Evtar'da şöyle denmektedir:

"Ebu Davud bu hadis hakkında Sünen'inde şöyle söylemiştir:

"Bunu meşhur hadis kitaplarının sahipleri Süfyan'dan Abdullah bin Amr (r.a)'a dayandırılmış olarak rivayet etmişlerdir. Merfu olarak rivayet et­memişlerdir. Bunu Kubeysa senede dayandırmıştır. Ravileri arasında Mu-hammed bin Said Taifi bulunmaktadır ki Münziri onun hakkında bazı ten­kitler olduğunu söylemiştir. Takrib'de de onun saduk (doğru sözlü, sikadan sonraki derece) olduğu söylenmiştir." [128]

Yine Neylu'l-Evtar'da şöyle denmektedir:

"Bu hadis ezan sesini duymayana cumanın farz olmadığına işaret et­mektedir. İmam Şafii, Ahmed bin Hanbel ve İshak da bu yönde görüş bildir­mişlerdir. Bu görüşü onlardan Tirmizi rivayet etmiştir. İbni Arabi de İmam Malik'ten onun da bu görüşte olduğu rivayet etmiştir. Yukarıdaki hadisin ravisi Abdullah bin Amr (r.a)'ın da bu görüşte olduğunu rivayet etmiştir. Yukarıdaki hadis hakkında bazı tenkitler olsa da Yüce Allah'ın: "Cuma gü­nü namaza çağrıldığında Allah'ın zikrine koşun ve alış verişi bırakın" sözü bunun doğru olduğuna delalet etmektedir.

Nevevi, Hulasa'da şöyle söylemiştir:

"Beyhaki bunun şahidinin olduğunu söylemiş ve onu iyi (ceyyid) bir se­netle rivayet etmiştir." [129]

Iraki, Tirmizi Şerhi'nde İmam Şafii, İmam Malik ve Ahmed bin Hanbel'den [130]

onların ezan sesini duymasalar dahi şehir halkına cuma namazını farz gör­düklerini rivayet etmiştir. İlim adamları içinde cuma namazı kılınan bir şehrin dışında bulunan bir kimse hakkında görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Abdullah bin Amr (r.a), Ebu Hureyre (r.a), Enes bin Malik (r.a), Hasan, Ata, Nafi, İkrime, Hakem, Evzai ve İmam Yahya geceleyin ailesinin yanma dönebilen bir kimsenin üzerine cumanın farz olduğunu söylemişlerdir. Yani cumada imamla buluştuktan (imamla birlikte namaz kıldıktan) sonra günün sonunda ve gecenin başlangıcında ailesine dönebilen bir kimse cumayı kılmalıdır. On­lar bu konuda Tirmizi'nin Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet ettiği şu hadisi delil göstermişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma, gece ailesine dönebilenin üzerine farzdır." Tirmizi bu hadisin is­nadının zayıf olduğunu söylemiştir.

Iraki bunun sahih olmadığım dolayısıyla delil olarak kabul edilemeyeceğini söylemiştir. Hadi, Nasır ve İmam Malik, şehrin surlarından dışa akseden ezan sesini duyabilenlerin üzerlerine cuma namazının farz olduğunu söyle­mişlerdir. Ata, on mil mesafede olanların cuma kılmakla yükümlü olduklarını söylemiştir. Zuhri ise altı mil mesafede olanların bununla yükümlü olduklarını söylemiştir. Rabi'a dört mil mesafede olanların cumaya gitmelerinin gerek­tiğini söylemiştir. İmam Malik'ten rivayet edildiğine göre ona göre de üç mil mesafede olanlar cumaya gitmelidirler. İmam Şafii'den rivayet edildiğine göre o bir fersah mesafede olanların cumaya gitmekle yükümlü olduklarını söy­lemiştir. Ahmed bin Hanbel'in de böyle söylediği rivayet edilmiştir. İbni Ku-dame: "Bu, ashabı re'yin (içtihada ağırlık verenlerin) görüşleridir" demiştir. el-Bahr'da, Zeyd bin Ali, Bakır, el-Mueyyed bi'llah, İbni Ebi Hanife gibi ilim adamlarından rivayet edildiğine göre şehrin dışmda bulunanlara cuma farz de­ğildir.

Yine (el-Bahr müellifi) şöyle söylemiştir:

"Hadiste ezan ile kastedilen, caminin içinde imamın önünde okunan ezandır. Çünkü Hz. Peygamber (a.s) zamanında okunan ezan bu ezandı."

Bu hüküm şehir dışmda bulunanlar açısındandır. Yoksa şehir içinde bulu­nan bir kimse ezanı duymasa da cumaya gitmesi gerekir. Tercih edilen görüşe göre şehir dışında bulunup da oparlörler olmadan ezan sesini duyabilen bir kimsenin cumaya gitmesi gerekir. Ama oparlörler kullanılmadan ezan sesini duyamayanin gitmesi gerekmez.[131]

 

CUMANIN VAKTİ, EZANI, HUTBESİ VE ADABI

CUMA NAMAZININ VAKTİ

 

1753- Buhari, Enes bin Malik (r.a)'ten şu şekilde rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) cumayı güneş batıya doğru meylettiğinde kılardı." Bir Açıklama

Bu rivayet, cumanın vaktinin çoğunluğun söylediği gibi öğle namazının vakti olduğunun, Ahmed bin Hanbel'in dediği gibi zevalden önce kılınmasının caiz olduğu görüşünün doğru olmadığının delilidir.

el-İ'la müellifi şöyle söylemiştir:

"Bu rivayet, Resulullah (a.s)'m cumayı sürekli zevalden sonra kıldığına, sahabilerin de bu vakte kadar geciktirdiklerine açık bir şekilde delalet etmek­tedir." [132]

Hafız îbni Hacer de 'Feth'de şöyle söylemiştir: [133]

"Bunda yani Enes bin Malik (r.a)'in hadisinde Resulullah (a.s)'uı cuma namazını sürekli güneşin zevalinden (yani batıya kaymasından) sonra kıldığına işaret vardır. Buhari'nİn bundan sonra nakletmiş olduğu ve Hu-meyd'in Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet ettiği hadiste de şöyle denmektedir:

"Cumayı erkenden kılardık ve cumadan sonra kaylule yapardık (öğle uy­kusuna yatardık)."

Bu rivayetin zahirinden, onların cumayı gündüzün erken vakitlerinde kıldıkları anlaşılmaktadır. Ancak iki rivayetin birleştirilmesi yoluna gidil­mesi arada bir zıtlık (tenakıız) olduğu sonucu çıkarılmasından daha uygun­dur. Daha önce geçtiği üzere bir şeyi erken, onu vaktinin girdiği ilk sırada yapmak, başka bir şeyden Önce yapmak anlamındadır. Burada kastedilen de bu ikinci anlamdır. Yani onlar (cuma günü) kaylule uykusundan önce na­mazı kılıyorlardı. Oysa öğle namazı konusunda ise bunun tam tersini yapı­yorlardı. Öğle namazını biraz serinliğe bırakmak şeriata uygun oldu-ğundan önce kaylule uykusunu uyuyor sonra namaz kılıyorlardı." [134]

 

1754- Buharı, Enes bin Malik (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s), soğuk şiddetlendiğinde namazı -yani cumayı- erken kılar, sıcak şiddetlendiğinde de geciktirirdi." [135]

 

Bir Açıklama

 

Zubeyr bin Münir şöyle söylemiştir:

"Cuma namazının serinliğe bırakılmasının şeriata uygunluğu kesinlik kazanırsa, bu namazın zeval vaktinden önce kılınamayacağı da kesinlik ka­zanmış olur. Çünkü sıcağın şiddetliliği namazın geciktirilmesinin sebebi olacağına göre, eğer namaz zevalden önce kılınabilecek olsaydı, daha sıcak şiddetlenmeden önce kılınması mümkün olur ve böylece sıcağın şidde­tinden dolayı geciktirilmesine sebep kalmazdı. İbni Battal da bunu, cumanın vaktinin öğle namazının vakti, olduğuna delil saymıştır. Çünkü Enes (r.a) cumanın vakti hakkında soru soran kişiye verdiği cevabında, cumanın ze­valden de önce kılınabileceğini ileri sürenlerin görüşlerine aykırı olarak, her ikisinin yani cuma ile öğlenin vaktini bir tutmuştur." [136]

Hanbelilerin bazıları, Resulullah(a.s)'ın: "Bu, Allah'ın Müslümanlar için bayram kıldığı bir gündür" sözünü kendi görüşlerine delil sayarak şöyle söy­lemişlerdir:

"Resulullah (a.s) bunu bayram olarak adlandırdığına göre cumanın, ramazan ve kurban gibi bayramların namazının kılınacağı vakitte kılınması caiz olur." Ancak bilinmesi gerekir ki cumanın bayram olarak adlandırıl­ması, bayramla ilgili bütün hükümlerin cuma için de geçerli olmasını gerek­tirmez. İlim adamlarının ortak görüşleriyle, bayram öncesinde veya son­rasında oruç tutulsa bile bayram günü oruç tutmak kesinlikle haram olduğu halde cuma günü oruç tutmanın caiz olması da bu konuda bir delildir." [137]

İ'la'da şöyle denmektedir:

"Bunun gibi bayramda hutbe, namazdan sonra okunur, cuma günü ise hutbenin namazdan önce okunması gerekmektedir. Bayramda namazdan önce ve sonra bayram namazının kılındığı namazgahta nafile namaz kılın­ması mekruhtur. Cuma namazı açısından ise böyle bir hüküm söz konusu değildir. Bayram namazı için ezan okunması gerekmezken cuma namazı için ezan okunması gerekmektedir." [138]

 

1755- Buharı ve Müslim, Seni bin Sa'd (r.a)'in şöyle söylediğini riva­yet etmişlerdir: [139]

"Resulullah (a.s) ile birlikte cumayı kılıyorduk. Daha sonra kayluleye yatılıyordu."

Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Kayluleye yatma ve öğle yemeğini yeme işini ancak cumadan sonra yapıyorduk." [140]

Bir rivayette: "Resulııllah (a.s)'m zamanında" sözü ilave edilmiştir. [141] 'İ'la'da şöyle denmektedir: [142]

"Bu hadis, Ahmed bin Hanbel'in cumanın zevalden önce kılınabileceği yönündeki görüşüne delil olarak gösterilmiştir. İbni Ebi Şeybe de bu görüşü kitabında bab başlığı yaparak: "Cumanın günün ilk vakitlerinde kılınabi­leceği görüşünde olanlar babı" demiştir. O, yukarıdaki Sehl (r.a) hadisini bu babda vermiştir. Arkasından da Enes bin Malik (r.a) hadisini nakletmiştir. Yine Abdullah bin Ömer (r.a)'den bunun bir benzeri rivayet edilmiştir. Hz. Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a), Sa'd (r.a) ve Abdullah bin Mes'ud (r.a) gibi sa-habilerden de bunun benzerleri rivayet edilmiştir. Arkasından yaptığı açıklamada bütün bu rivayetlerin sözkonusu sahabilerin cumayı zevalden önce kıldıklarına delalet etmeyeceğine ancak onlarm cumaya hazırlık do­layısıyla cuma öncesinde öğle yemeği ve kaylule ile meşgul olmayıp bunları cumadan sonraya bıraktıklarına delalet edeceğine dikkat çekmiştir. Hatta Zeyd bin Münir bu gibi rivayetlerin cumanın zevalden sonra kılınacağı hükmüne delil teşkil edeceklerini ileri sürmüştür. Çünkü normalde kaylu-lenin zevalden önce olması adettir. Sahabiler cumaya hazırlık dolayısıyla kayluleye yatamadıklarına, cumadan sonra yatmak üzere geciktirdiklerine işaret etmişlerdir." [143]

 

1756- Buhari ve Müslim, Seleme bin Ekva (r.a)'nın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: [144]

"Resulullah (a .s) ile birlikte cumayı kılıyorduk. Sonra dağılırdık ve henüz duvarların gölgeleri olmazdı."

Bir başka rivayette de: "Altında gölgeleneceğimiz bir gölge olmazdı" denmektedir. [145]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Güneş batıya döndükten sonra (zeval bulduktan sonra) Resulullah (a.s) ile birlikte cumayı kılardık. Sonra dönerdik ve gölge arardık." [146]

Bu rivayette cumanın özellikle havanın sıcak olduğu zamanlarda uzatıl­madığına işaret vardır. Aşırı soğuk da buna kıyaslanır. Biraz sonra bu konuy­la ilgili tartışmaları vereceğiz.

 

1757- İmam Malik, Ebu Süheyl bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiş, o da babasının şöyle söylediğini bildirmiştir: [147]

"Cuma günü Akil bin Ebi Talib (r.a)'in caminin batı tarafına serilen yaygısını görürdüm. Yaygının tamamını duvarın gölgesi kapladığında Hz. Ömer (r.a) çıkar, cumayı kıldırıldı. Sonra cumanın ardından döner kuşluk vakti kaylulesine yatardık."

Bu rivayette, normalde öğle namazından önce gerçekleştirilen kaylule uy­kusunun cuma günü cumadan sonraya bırakılmasına işaret vardır. Ancak ri­vayet, onların (sahabilerin) cuma namazını zevalden önce kıldıklarını ifade et­mez. Yaygının batı tarafında olmasına rağmen (cuma namazının başlamasın­dan önce) gölgenin bu yaygıyı kaplaması buna delildir. [148]

 

1758- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmiştir: [149]

 

"Ona, Muhammed bin Ali bin Huseyn (r.a): "Resulullah (a.s), cumayı ne zaman kılardı?" diye sordu. O da şöyle söyledi:

"Namaz kılardı, sonra develerimizin yanına giderdik, güneş zeval bu­luncaya kadar (batıya yönelinceye kadar) onları -yani suya salınan develeri-salardık." [150]

 

Dersler Ve Öğütler

 

Burada cuma namazının erkenden bitirilmesine işaret vardır. Yoksa bu ri­vayet cuma namazının zeval vakti girmeden önce kılındığı anlamım taşıma­maktadır. Daha önce de söylediğimiz gibi ilim adamlarının büyük çoğunluğuna göre cuma namazının vakti zeval vaktinden sonra öğle namazının vaktidir ve zevalden önce kılınması caiz değildir.

Ancak Anmed bin Hanbel, İshak ve İbni Rahuye cumanın zeval vaktinden önce kılınmasının caiz olduğunu söylemiştir. Daha önce bu konuyla ilgili delil­leri sıraladık. Aşağıda da bazı ek bilgiler bulunmaktadır.

el-îla müellifi şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bütün namazların ilk ve son vakitlerini açıklamıştır. Nitekim Cibril (a.s) hadisinde ve namaz vakitlerini soran kişiye verilen ce­vapla ilgili hadiste bu görülmektedir. Cuma namazının vakti de eğer zeval­den önce başlasaydı (zevalden önce kılınması caiz olsaydı) Resulullah (a.s) sözüyle ve fiiliyle mutlaka bunu açıklardı. Resulullah (a.s)'ın her hangi bir kez cuma namazını zeval vaktinden önce kıldığı veya sözlü olarak birine bu konuda cevaz verdiği kesinlik kazanmamıştır. Aksine bunun tam tersi ke-r sinlik kazanmıştır. Resulullah (a.s) İslâm'da kılınan ilk cuma namazında Ibni Umeyr (r.a)'e bu namazı zevalden sonra kılmasını emretmiştir. Resu­lullah (a.s) daha sonra da bu namazı bu şekilde kılmaya devam etmiştir. Hiç bir zaman bu vakitten önce kıldırmış değildir. Bu, cumanın vaktinden güneşin günün ortasını ifade eden zeval halinden batıya kaymasmdan sonra başladığı konusunda kesin bir bilgi ortaya koymaktadır. Cuma namazının öğle namazının yerine geçtiği nassla sabittir. Dolayısıyla öğlenin vakti de önün vakti olur. Aynı şekilde diğer namazlardan herhangi birinin yerine de bir başka namaz konulunca, onun o namazın vakti dışında bir vakitte kılınması caiz olmaz. En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir." [151]

îmam Nevevi ise şöyle söylemiştir:

"imam Malik, Ebu Hanife, Şafii ve gerek sahabeden, gerek tabiinden ge­rekse onlardan sonra gelenlerden olan ilim adamlarının çoğunluğu: "Cuma namazı ancak zeval vaktinden sonra kılınabilir" demişlerdir."

Bu konuda Ahmed bin Hanbel ve tshak'tan başka muhalefet eden ol­mamıştır. Bu ikisi cumanın zevalden önce kılınmasının da caiz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kadı şöyle söylemiştir:

"Bu konuda sahabilerden bazı şeyler rivayet edilmiştir. Ancak bunlardan çoğunluğun görüşüne uygun olandan başkasına göre hareket edilmesi uy­gun değildir. İlim adamları belirtilen rivayetleri cumayı kılma konusunda oldukça acele edilmesi gerektiği anlamına almışlardır. Onlar öğle namazını geciktirirlerdi. Bu günde yani cuma gününde ise kaylule uykusu cuma na­mazından sonraya bırakılırdı. Çürikü cumaya erken gitmeye teşvik edil­mişlerdi. Dolayısıyla namazdan önce herhangi bir şeyle meşgul olmaları du­rumunda namazı veya namaza erken gitme sevabını kaçırmaktan korku­yorlardı." [152]

Hanbeliler, Müslim'in Eyyas bin Seleme bin Ekva'dan, onun da babasın­dan rivayet etmiş olduğu bir hadisi delil göstermişlerdir. Bu hadise göre Ey-yas'm babası (yani Seleme bin Ekva r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) ile birlikte cuma namazını kılardık, sonra dönerdik. Henüz gölgelenmek için duvarların gölgelerini bulamazdık (yani henüz du­varların gölgeleri olmazdı- Çeviren)."

Şöyle demişlerdir: "Resulullah (a.s)'ın iki hutbe okuduğu, bu ikisi ara­sında oturduğu ve Müslim'in Ummu Hişam bintu Harise'den rivayet ettiği hadiste geçtiği üzere Kur'an-ı Kerim okuduğu ve insanlara öğüt verdiği ke­sindir. Söz konusu hadise göre Ummu Hişam bintu Harise şöyle söyle­miştir:

"Ben: "Kaf. Ve'l-Kur'ani'l-Mecid"i ancak Resulullah (a.s)'m ağzından, O bunu her cuma minberden okurken ezberledim."

İbni Mace'nin Sünen'inde de Ubeyy bin Ka'b (r.a)'dan şöyle rivayet edil­miştir:

"Resulullah (a.s) cuma günü ayakta iken Tebareke'yi okudu." Cuma na­mazım da Cuma ve Münâfİkun süreleriyle kıldmrdı. Bu husus Müslim'de Hz. Ali (r.a), Ebu Hureyre (r.a) ve Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edilen hadislerle sabit olmuştur. Eğer Resulullah (a.s)'ın hutbesi ve namazı zeval­den sonra olsaydı namazdan dağıldıklarında mutlaka duvarların altında gölgelenilecek gölgeleri bulunurdu." Neyl'de de böyle denmektedir. [153]

Durum böyleydi çünkü o zamanda duvarlar kısaydı. Vakit hayli ilerledikten sonra ancak altında gölgelenilebilecek gölgeleri oluşuyordu. Özellikle gü­neşin tam tepeden geçtiği ve gündüzlerin uzun olduğu zamanlarda gölgeleri uzun bir süre ortaya çıkmazdı. Dolayısıyla söz konusu rivayetler onların (yani sahabilerin) cumayı zevalden önce kıldıklarına delalet etmez. Aksine iki hutbe, Kur'an-ı Kerim kıraati ve belirtilen şekilde zikirle beraber namazı zeval vaktinden sonra kılıyorlardı. Sonra vakit pek fazla ilerlemeden dağıtı­yorlardı ve dağıldıklarında henüz duvarların altında gölgelenilecek gölgeleri olmuyordu. Aynı şekilde Neyl'de de böyle denmektedir. [154]

Müslim'in Eyyas bin Seleme'den, onun da babasından rivayet etmiş oldu­ğu hadis de buna delalet etmektedir. Söz konusu rivayete göre Eyyas'm ba­bası (yani Seleme bin Ekva r.a) şöyle söylemiştir:

"Güneş zeval bulduktan sonra (batıya yöneldikten sonra) Resulullah (a.s) ile birlikte cumayı kılar sonra döner gölge arardık." [155]

Bu açıkça gösteriyor ki, onlar zeval vaktinden sonra namaz kılıyorlardı. Bununla birlikte namazdan dağıldıktan sonra duvarların altında gölgelenebi­lecekleri gölgelerini bulamıyorlardı. Çünkü duvarlar o zaman kısaydı.

Nevevi şöyle söylemiştir:

"Gölge arardık" sözü, bu durumun onların çok erken dağılmalarından ve duvarların kısa olmasından ileri geldiğini gösterir. Bu ifade aynı zaman­da dağıldıkları sırada kısmen de olsa gölgenin ortaya çıkmış olduğunu gös­termektedir. "Altında gölgeneceğimiz bir gölge bulamazdık" sözü de bunu doğrulamaktadır. Bu gölgenin hiç bir şekilde ortaya çıkmadığı anlamım taşımaz. Sadece gölgenecek kadar gölgenin ortaya çıkmadığım ifade eder. Bu durum duvarların kısalığından ileri geldiği gibi, namazın da zeval vaktin­den sonra kılındığı açıktır." [156] Bunun genişçe açıklaması için el-f la'ya ba­kınız. [157]

 

1759- İbni Huzeyme, Zubeyr bin Avvam (r.a)'m şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir: [158]

"Resulullah (a.s) ile birlikte cumayı kılardık. (Sonra) gölge arardık. An­cak bir veya iki ayak uzunluğunda olurdu." [159]

 

Üçüncü Ezanın Meşruluğu (Bu, Günümüzdeki İlk Ezandır)

 

1760- Buhari, Saib bin Yezid (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın, Hz. Ebu Bekir (r.a)'in ve Hz. Ömer (r.a)'in zama­nında cuma günü ilk ezan imam minbere oturduğunda okunurdu. Hz. Os­man (r.a)'ın dönemi olunca insanlar çoğaldılar. Uzakta olanlar için üçüncü ezan ilave edildi."

Bir rivayette şu fazlalığa yer verilmektedir: "Uygulama sonra bu şekilde sürdürüldü." [160] Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir: "Resulullah (a.s)'ın birden fazla müezzini yoktu." [161]

Bu, Tirmizi'nin vermiş olduğu metindir. Onun rivayetine göre (ravi) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'m, Hz. Ebu Bekir (r.a)'in ve Hz. Ömer (r.a)'in zama­nında ezan şöyleydi: İmam çıktığında namaz için kamet getirilirdi. Hz. Os­man (r.a) (yönetime) gelince uzakta olanlar için üçüncü bir ezan okutmaya başladı."

Ebu Davud'un nakletmiş olduğu bir başka rivayete göre de şöyle söyle­miştir: [162]

"Cuma günü Resulullah (a.s)'ın önünde O minbere oturduğunda, Mes­cidin kapısında ezan okunurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a)'in ve Hz. Ömer (r.a)'in zamanlarında da böyleydi..." Daha sonra yukarıda geçtiği şekilde bir ifadeye yer vermiştir. [163]

 

Bir Açıklama

 

Hatib minbere oturduğunda onun önünde ezan okunur. O hutbesini bitir­diğinde namaz için kamet getirilir. İşte bu ikinci ezan olarak adlandırılır.

Raşid bir halife olan ve yaptığı iş örnek alınacak biri olan Hz. Osman (r.a) üçüncü bir ezam uygulamaya koymuştur ki, o da günümüzde okunan ezandır. İnsanlar bu ezanla cuma vaktinin girmiş olduğunu anlarlar.

Hafız İbni Hacer şöyle söylemiştir:

"Anlaşıldığına göre bütün ülkelerde insanlar Hz. Osman (r.a)'ın uygula­masını esas almışlardır. Çünkü o emrine itaat edilen bir halifeydi. İbni Ebi Şeybe Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Cuma günü ilk ezan bid'attir." Onun bu sözü ilk ezanını kabul etme­diğinden söylemiş olması ihtimali olduğu gibi bu sözüyle söz konusu eza­nın Resulullah (a.s)'ın zamanında bulunmadığına dikkat çekmek istemiş olması da muhtemeldir. Çünkü Resulullah (a.s) zamanında uygulamada ol­mayan her şey bid'at olarak adlandırılır. Ancak bunlardan güzel olanlar vardır güzel olmayanlar vardır.

Daha önceki açıklamalardan anlaşılacağı üzere Hz. Osman (r.a) bu ezanı insanlara vaktin girdiğini bildirmek amacıyla uygulamaya koymuştur. Bu­nu da diğer namazlara kıyasla yapmıştır. Cumayı da diğer namazlarla aynı statüye sokmuş bununla birlikte hatibin minbere çıktığı sırada okunan ezam da muhafaza etmiştir.

Burada temel uygulamadan onu ortadan kaldırmayan ancak ona uygun yeni bir uygulama ile ilgili bir hüküm çıkarma vardır. Ancak cuma günü cuma vakti girmeden önce zikir ve Resulullah (a.s)'a salat getirmekle ona çağırma gibi insanların çıkardıkları bazı uygulamalar ise bir takım beldelerde bulunmakta ama diğer bazı beldelerde bulunmamaktadır. Selefi salihe (doğ­ru çizgideki geçmişimize) uymak ise en güzel olandır." [164]

 

Resulullah (A.S)’In Hutbe Konusundaki Uygulaması

 

1761- Ebu Davud, Hakem bin Hazen Kulefi (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Yedi kişinin yedincisi -veya dokuz kişinin dokuzuncusu- olarak bir he­yet içinde Resulullah (a.s)'ın yanma gittim. Yanına girdik ve şöyle söyledik:

"Ya Resulullah (a.s)! Seni ziyaret ettik. Allah'tan bizim için hayır dua et."     .

O da dua etti ve bize bir miktar hurma getirilmesini emretti. O zaman durumlar pek iyi değildi. Yanında bir kaç gün kaldık. Bu süre içinde Resu­lullah (a.s) ile birlikte bir cumada bulunduk. Bir asaya (bastona) veya yaya dayanarak durdu. Kısa, tatlı ve bereketli sözlerle Allah'a hamdetti ve O'na sena etti. Sonra şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Siz emrolunduğunuz her şeyi yapmaya güç yetiremeyecek-siniz -veya yapmayacaksınız-. Ancak doğrultun ve yaklaştırın. Müjdeleyin ve kolaylaştırın." [165]

 

1762- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) hitab ettiğinde (hutbe okuduğunda) gözleri kızarır ve sesi yükselirdi. Adeta bir orduya karşı uyarıda bulunuyormuş gibi hiddetle­nirdi. Şöyle derdi:

"Size sabah ve akşam gelebilir." Yine şöyle derdi:

"Ben öyle bir zamanda gönderildim ki, benim gönderildiğim zamanla kıyamet şu ikisi gibidir."

Bunu derken orta parmağıyla işaret parmağını birbirine yaklaştırırdı. Yine şöyle derdi:

"Bundan sonra bilin ki: Sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabıdır. Hidayet­lerin en hayırlısı Muhammed'in hidayetidir. İşlerin en fenası sonradan çıkarılanlardır (dine sonradan ilave edilenlerdir). Her bid'at sapıklıktır."

Sonra şöyle derdi:

"Ben her mü'min için kendi canından öncelikliyim. Kim bir mal bı­rakırsa o ailesinedir. Ama kim bir borç ve bakıma muhtaç çoluk çocuk bıra­kırsa o banadır, benim üzerimedir."

Bir rivayete göre de (ravi) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın hutbesi şöyleydi: Allah'a hamdederdi, O'nu sena ederdi. Sonra hemen bunun ardından sesini yükselterek şöyle derdi:..." bun­dan sonra yukarıdaki hadisi nakletmiştir. [166]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir: [167]

"(Resulullah a.s) insanlara hitab ederdi (hutbe okurdu): Allah'a hamde-der, sonra O'nu lâyık olduğu şekilde sena ederdi. Sonra şöyle derdi:

"Allah kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saphnrsa onu doğru yola iletecek yoktur. Sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabıdır..." Bundan sonra yukarıda geçen ifadelere benzer ifadeler nakletmiştir.

Nesai'nin rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) hutbesinde şöyle buyururdu:

"Allah'a hamdeder, O'nu lâyık olduğu şekilde sena ederiz. Allah kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptınrsa onu doğru yola iletecek yoktur. Şüphesiz sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Hidayetle­rin en güzeli Muhammed'in hidayetidir. İşlerin en fenası sonradan çıkarı­lanlardır (dine sonradan ilave edilenlerdir). Sonradan çıkarılan her şey bid'attir. Her bid'at sapıklıktır. Her sapıklık da cehennemdedir."

Sonra şöyle derdi:

"Ben öyle bir zamanda gönderildim ki, benim gönderildiğim zamanla kıyamet şu ikisi gibidir." Kıyametten sözettiğinde yanakları kızarır, sesini yükseltir, hiddeti artar, adeta bir ordu hakkında uyanda bulunuyormuş (bir ordunun gelmekte olduğunu haber veriyormuş) gibi olurdu. Şöyle derdi:

"Sabah ve akşam gelebilir."

Sonra şöyle derdi:

"Kim bir mal bırakırsa o ailesinedir. Ama kim bir borç ve bakıma muh­taç çoluk çocuk bırakırsa o banadır, benim

söylediğini rivayet etmiştir:

"Resulııllah (a.s) bize hitab eder (hutbe okur) ve bize Allah'ın azap gün­lerini hatırlatırdı. Öyle ki, bu (bunun sıkıntısı) yüzünde görünürdü. Adeta bir topluluğu ertesi sabah başlarına gelecek bir şey hakkında uyarıyormuş gibi olurdu. Eğer Cibril ile kısa süre önce buluşmuş olursa o yükselinceye (veya onun etkisi üzerinden gidinceye) kadar gülümsemezdi."

 

1764- Ahmed bin Hanbel, Nu'man (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın hutbe verdiğini duydum. Şöyle diyordu: "Sizi ateşle uyarıyorum. Sizi ateşle uyarıyorum."

Öyle ki, bir adam çarşıda bile olsaydı benim bulunduğum şu yerden O-'nun sesini duyardı. Hatta omuzları üzerinde bulunan bir gömleği bacak­larının üzerine düştü."

Bir rivayette de: "O minberdeyken çarşıda olanlar O'nun sesini duydu­lar." denmektedir. [168]

 

1765-İbni Huzeyme, Cerir bin Abdullah (r.a)'ın şöyle söylediğini ri­vayet etmiştir:

"Resulullah (a.s)'ın şehrine (Medine'ye) yaklaştığımda bineğimi çökert­tim. Heybemi çözdüm. Cübbemi giydim ve girdim. Resulullah (a.s) hutbe veriyordu. Resulullah (a.s) bana selâm verdi. İnsanlar dikkatlice bana bak­tılar. Yanımda oturan kişiye: "Ey Allah'ın kulu! Resulullah (a.s) benim du­rumumla ilgili olarak herhangi bir şey söyledi mi?" diye sordum. Şöyle dedi:

"Evet. Senden en güzel bir şekilde söz etti. Hutbe verirken bir ara hutbe­sinde kendine bir şey arzedildi ve şöyle buyurdu:

"Şu kapıdan veya şu aralıktan yanınıza Yemenlilerin hayırlılarından olan biri girecektir. Yüzünde de meleğin dokunmasının izi olacaktır."

(Cerir r.a) dedi ki:

"Bunun üzerine Yüce Allah'ın beni bu şekilde denemesinden dolayı O'na hamdettim." [169]

 

Bir Açıklama

 

Cerir (r.a)'in hutbe sırasında yanındaki arkadaşıyla konuşması örnek alınacak (hükümde esas alınacak) bir hareket değildir. Çünkü Cerir (r.a) o zaman İslâm'a yeni girmişti. Bunun yanısıra soru sorma işinin hutbenin biti­minden sonra olması ihtimali de vardır.

 

1766- Ebu Davud, Zeyd bin Erkam (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) onlara hutbe verdi ve şöyle buyurdu: "Bundan sonra." [170]

 

1767- Ebu Davud, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan rivayet etmiştir: [171]

"Resulullah (a.s) teşehhüd getirdiğinde (yani hutbenin başlangıcında iki şehadet kelimesini söylediğinde) şöyle buyururdu:

"Allah'a hamdolsun. O'ndan yardım dileriz. O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Kimi Allah doğru yola ile­tirse artık onu saptıracak yoktur. Kimi de saphnrsa onu da doğru yola ilete­cek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Muhammed'in de O'nun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet ederim. (Allah) onu kıyamet öncesinde hak üzere müjdeci ve uyana olarak göndermiştir. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim de onlara karşı gelirse kendinden başkasına zarar veremez. Allah'a ise hiç bir zarar veremez."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Yunus bin Yezid, İbni Şihab'a Resulullah (a.s)'m cuma günkü teşeh­hüdü hakkında soru sordu...."

Bundan sonra yukarıdakinin benzeri bir rivayet nakletmiştir. Bu riva­yete göre (Resulullah a.s) şöyle buyurmuştur:

"Kim de onlara karşı gelirse azgınlık etmiş olur. Rabbimiz Allah'tan bizi kendine ve peygamberine itaat edenlerden, kendi rızasına uyanlardan, ga-dabından sakınanlardan kılmasını diliyoruz. Şüphesiz biz O'nunlayız ve O'nun içiniz." [172]

 

Bir Açıklama

 

Neyl'de şöyle denmektedir:

"İlim adamları cuma hutbesinin hükmü hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Atere, İmam Şafii, Ebu Hanife ve İmam Malik vacip oldu­ğunu söylemişlerdir. Kadı Iyaz bu görüşü ilim adamlarının geneline da-

yandırmıştır. Vacip olduğu yönündeki delilleri, sahih hadislerle Resulullah (a.s)'ın bunu sürekli şekilde yaptığının kesinlik kazanmasıdır. Bu rivayet­lere göre Resulullah (a.s) her cuma hutbe okurdu. Hutbenin vacib olduğu konusunda görüş birliği oluşmasına rağmen Hasanı Basri mendub olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Onun bu görüşünü Zahiri rivayet etmiştir." [173]

 

1768- Müslim, Adiyy bin Hatem (r.a)'den rivayet etmiştir: [174]

"Bir adam Resulullah (a.s)'m huzurunda hutbe verdi ve şöyle söyledi:

"Kim Allah'a ve Resulullah (a.s)'a itaat ederse doğruyu bulmuştur. Kim de onlara karşı gelirse azmıştır."

Bunun üzerine Resulullah (a.s) ona şöyle buyurdu:

"Sen ne fena bir hatipsin! "Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse" de."

Ebu Davud'un rivayetinde de şöyle denmektedir:

"Bir hatib Resulullah (a.s)'ın huzurunda hutbe verdi ve şöyle söyledi:

"Kim Allah'a ve Resulullah (a.s)'a itaat ederse...Kim de onlara karşı ge­lirse..."

Bunun üzerine (Resulullah a.s): "Kalk" diye buyurdu. Yahut şöyle bu­yurdu: "Sen ne kadar fena bir hatipsin." [175] Nesai'nin rivayetine göre de (ravi) şöyle söylemiştir:

"İki adam Resulullah (a.s)'ın huzurunda teşehhüd etti (hutbenin başın­daki şehadet ve zikir sözlerini okudular). Biri şöyle söyledi: "Kim Allah'a ve Resulullah (a.s)'a itaat ederse doğruyu bulmuştur. Kim de onlara karşı ge­lirse azmıştır."

Bunun üzerine Resulullah (a.s) ona şöyle buyurdu:

"Sen ne fena bir hatipsin!" [176]

Kendisi şafii olan İbni Esir, Hanefilerin görüşlerine göre vay ile yapılan atıftan (yani "ve" sözünden) kastedilen anlamın sıralama anlamı olmadığı gö­rüşünde olduklarını ifade etmiştir. [177]

 

Bir Açıklama

 

Nevevi bu görüşü aktardıktan sonra şöyle söylemiştir:

"Doğru olan şudur ki, buradaki nehyin sebebi hutbenin gayesinin etraflı, ve anlaşılır bir şekilde açıklamada bulunulması, işaretlerden, sembollerden kaçınılması olduğudur. Bundan dolayıdır ki, Sahih'te şöyle bildirilmiştir:

"Resulullah (a.s), konuştuğunda (yerine göre) sözün iyi anlaşılması için sözünü üç kere tekrar ederdi."

Birinci görüşte olanların ileri sürdüklerinin zayıf olduğunu gösteren bir çok delil bulunmaktadır. Bu zamirin (yani Allah'a ve Resulullah (a.s)'a işaret amacıyla kullanılmış olan ve "o ikisi" anlamına gelen "huma" zami­rinin) bir çok sahih hadisi şerifte kullanılmış olmasını bu arada zikredebili­riz. Resulullah (a.s)'ın: "Allah'ın ve Resulünün kişiye onların dışındaki her şeyden daha sevimli olması" gerektiğini bildiren hadisi bunlardan biridir.

Bunun gibi daha başka hadisi şeriflerde de bu ifade geçmektedir. Burada ikil (tesniye) zamiri kullanılmıştır çünkü bu bir vaaz konuşmasında kul­lanılmış bir ifade değildir. Bu ifade ile sadece bir hüküm ortaya konmuştur. Bu gibi ifadelerde kullanılan kelime#sayısı ne kadar az olursa ezberlenmesi o kadar kolay olur. Vaaz konuşmalarında ise durum böyle değildir. Bu konuş­malardan gaye, konuşulanların ezberlenmesini sağlamak değildir. Bunlar­dan öğüt alınmasının sağlanması amaç edinilir. Ebu Davud'un Sünen'inde Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan sahih bir isnadla rivayet etmiş olduğu hadisi şerif de bunu desteklemektedir. Bu rivayete göre Abdullah bin Mes'ud (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bize hacc hutbesini öğretti: "Allah'a hamdolsun. O'n-dan yardım dileriz. O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin kötülük­lerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yok-

tur. [178] Kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Muhammed'in de O'nun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet ederim. (Allah) O'nu kıyametin öncesinde müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiştir. Kim Allah'a itaat ederse doğru yola ermiştir. Kim de onlara karşı gelirse kendinden başkasına zarar veremez. Allah'a ise hiç bir zarar veremez^' En doğrusunu ise ancak Yüce Allah bilir." [179]

Bazı ilim adamları Resulullah (a.s)'ın sözü edilen adamı azarlamasının sebebinin, o adamın atıf yapmasına (yani zamir kullanarak "onlara" diye işa­rette bulunmasına) rağmen "onlara karşı gelirse" dedikten sonra durması ol­duğunu ileri sürmüşlerdir. Çünkü buradaki duruş, anlamın bozulmasına yol aç­mıştır. İşte Resulullah (a.s)'ın söz konusu adama: "Sen ne fena bir hatipsin!" demesinin sebebi budur. Burada, nerelerde durulacağına dair ilmin öğrenil­mesinin güzel olduğuna yine ilim adamlarının sonradan geliştirmiş oldukları cümlelerin türleri ve sonları hakkında fikir veren işaretlerle ilgili ilmin öğre­nilmesinin önemine işaret edilmiş olunmaktadır. [180]

 

Minber Kullanılması

 

1769- İbni Huzeyme, Enes bin Malik (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) cuma günü ayakta durur, sırtını Mescid'e konulmuş bir [181]hurma kütüğüne dayar ve bu şekilde hutbe verirdi (hitapta bulunurdu). Bu sıralar Rum asıllı biri geldi ve dedi ki:

"Sana üzerine oturacağın ama yine de ayakta duruyormuş gibi görü­neceğin bir şey yapalım mı?"

Böylece O'na bir minber yaptı. Onun iki basamağı vardı. (Resulullah a.s) üçüncü basamağının üzerine oturuyordu. Resulullah (a.s) minberin üzerine oturduğunda hurma kütüğü öküzün böğürmesi gibi böğürdü. Öyle ki, Mes-cid onun böğürtüsüyle inledi. O Resulullah (a.s)'tan uzak kalmanın üzün­tüsüyle böğürüyordu. Bunun üzerine o (kütük) öyle böğürüp dururken Re­sulullah (a.s) minberden indi, onun yanma geldi. Resulullah (a.s) yanına varınca sustu. Sonra (Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Canım elinde olana yemin ederim ki, eğer yanma gitmemiş olsaydım Allah'ın Resulünden uzak kalmanın üzüntüsüyle kıyamete kadar aynen bu şekilde böğürüp duracaktı."

Daha sonra Resulullah (a.s) emretti o kütük gömüldü.

Cabir (r.a)'in rivayetine göre de Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Bu, zikirden uzak kalması dolayısıyla ağladı."

Bu şekilde hurma kütüğünün inlediği sahabilerden bir çok rivayetle bildi­rilmiştir. Bu konudaki rivayetler neredeyse tevatür derecesine ulaşmaktadır. [182]

 

Hutbede Ayakta Durmak

 

1770-Müslîm, Cabir bin Semure (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) ayakta hutbe veriyor sonra oturuyordu. Sonra tekrar kalkıyor, ve ayakta hutbe veriyordu. Kim sana O'nun oturarak hutbe ver­diğini haber verirse o yalan söylemiştir. Vallahi ben O'nunla iki binden faz­la namaz kıldım." [183]

Bir başka rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'m iki hutbesi vardı. Bu ikisi arasmda otururdu. Kur-'an-ı Kerim okur ve insanlara öğütte bulunurdu." [184]

"İki binden fazla namaz" sözüyle ilgili olarak Nevevi şöyle söylemiştir: "Burada kastedilen cuma namazları değil beş vakit namazdır." Şevkani de şöyle söylemiştir:

"Böyle olması (yani burada kastedilenin beş vakit namaz olması) zorun­ludur. Çünkü Resulullah (a.s)'m, cuma namazının farz kılınmasından ölümüne kadar kılmış olduğu cuma namazlarının toplamı bu sayıyı bulma­maktadır." [185]

 

1771- Ahmed bin Hanbel, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan, o da Resulul­lah (a.s)'tan rivayet etmiştir: [186]

"O (yani Resulullah a.s) cuma günü ayakta hutbe verir sonra oturur son­ra kalkar ve hutbe verirdi."

Bezzar'ın rivayetine göre de:

"Resulullah (a.s) cuma günü iki hutbe verirdi. Bu ikisinin arasını bir oturuşla ayırırdı." [187]

 

1772- Ebu Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: [188]

 

"Resulullah (a.s) iki hutbe verirdi. Minbere çıktığında müezzin ezanı bi­tirinceye kadar otururdu. Sonra kalkar ve hutbe verirdi. Sonra oturur ve bu sırada bir şey konuşmazdı. Sonra kalkar ve tekrar hutbe verirdi."

Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde de şöyle denmektedir: "Resulullah (a.s) iki hutbe verirdi. İkisi arasında otururdu." (1) Yine onların bir başka rivayetlerinde de şöyle denmektedir:

"(Resulullah a.s) cuma günü ayakta hutbe verirdi. Sonra otururdu. Son­ra kalkar ve (hutbeyi) tamamlardı. Tıpkı sizin bugün yaptığınız gibi." (2)

Hadislerde hutbe esnasında ayakta durmanın şeriata uygun olduğu bildi­rilmiştir, îbni Münzir, şehirlerin alimlerinden olan ilim sahiplerinin yaptıkla­rının böyle olduğunu söylemiştir. Bunun vacip olup olmadığı hususunda ise görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Çoğunluk bunun vacip olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

Ebu Hanife'den rivayet edildiğine (onun görüşüne) göre hutbe sırasında ayakta durmak vacip değil sünnettir. Çoğunluk konuyla ilgili hadisi şerifleri delil kabul etmiştir.

Resulullah (a.s)'ın devam ettirdiği uygulamanın ve raşid halifelerinin yap­tıklarının hutbe sırasında ayakta durmak olduğunda şüphe yoktur. Ancak yal­nız fiil (yani sözlü bir emir olmadıktan sonra) vaciptik ifade etmez.

 

1773- Müslim, Ka'b bin Aceze (r.a)'den rivayet etmiştir:

"O Mescid'e girdi. Bu esnada Abdurrahman bin Hakem oturarak hutbe veriyordu. Bunun üzerine o (yani Ka'b bin Aceze r.a) şöyle söyledi: [189]

 

"Şu çirkine bakın, oturarak hutbe veriyor. Oysa Yüce Allah şöyle buyur­muştur:

"Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen oraya yönelip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar." [190]

 

Hutbeyi Kısa Tutmak Ve Namazı Uzatmak

 

1774-Müslim, Cabir bin Semure (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: [191]

"Resulullah (a.s) ile birlikte namazları kılıyordum. O'nun namazı da dengeli oluyordu, hutbesi de dengeli oluyordu."

Ebu Davud'un rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın namazı dengeliydi. Hutbesi de dengeliydi. Kur'an-ı Kerim'den bir takım âyetler okurdu ve insanlara Öğüt verirdi." [192]

Yine onun bir başka rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) cuma günü vaazı (yani hutbedeki nasihatini) uzatmaz­dı. Söyledikleri bazı kısa sözlerdi." [193]

Nesai'nin bir rivayetine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) ayakta hutbe verirdi. Sonra otururdu. Sonra kalkar ve bazı âyetler okur ve Allah'ı anardı. O'nun hutbesi dengeli idi. Namazı da dengeli idi." [194]

 

1775- Müslim, Ebu Vail (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: [195]

"Bize Ammar (r.a) hutbe verdi kısa ve özlü bir hutbe verdi. İndiğinde dedi ki:

"Ey Ebu Yakzân! Kısa ve özlü konuştun. Biraz uzatsaydın ya!" Bunun üzerine o da şöyle söyledi:

"Ben Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum:

"Kişinin namazının uzunluğu ve hutbesinin kısalığı fıkhının (bilgi ve anlayışının) göstergesidir. Hutbeyi kısa tutun ve namazı uzatın. Sözün öyle­si vardır ki (insanı) büyüler."

Ebu Davud'un Ammar (r.a)'dan rivayetine göre o (yani Ammar r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bize hutbeleri kısa tutmamızı emretti." [196]

 

Hutbede Şehadet Sözlerinin Söylenmesi Ve Allah'a Hamdedîlmesi

 

1776- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: [197]

"İçinde teşehhüd (şehadet sözleri) bulunmayan her bir hutbe kesik el gi­bidir."

 

1777- Ebu Davud, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir: [198]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Herhangi söz, Allah'a hamd ile başlamazsa o kesiktir."

Yine şu ifadeyle de rivayet etmiştir:

"Belli bir öneme sahip herhangi bir iş Allah'a hamd ile başlamazsa o ke­siktir." [199]

 

Hatip Dua İçin Ellerini Kaldırmaz

 

1778- Müslim, Umare bin Ruveybe (r.a)'den rivayet etmiştir:

"O, Bişr bin Mervan'ı minberde ellerini kaldırmış halde gördü ve şöyle söyledi:

"Allah senin iki elinin tenini çirkin kılsın! Ben Resulullah (a.s)'m eliyle şundan fazlasını yaptığını görmedim."

"Bunu söylerken şehadet parmağıyla işaret etti."  

Hatibin hutbede dua için ellerini kaldırması sahabilerin bid'at olarak gör­dükleri bir harekettir. Yukıdaki rivayet de bunu açıklamaktadır. Yine bu riva­yet, hatibin dua etmek istediğinde şehadet parmağıyla işaret etmekle yeti­neceğini bildirmektedir.

 

1779- İbni Huzeyme, Humeyd (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Enes (r.a)'e: "Resulullah (a.s) ellerini kaldırıyor muydu?" diye soruldu. O da şöyle söyledi:

"Cuma günü dendi ki: "Ya Resulullah (a.s)! Yağmur kesildi, yerler kuru­du ve mallar helak oldu." [200]

Bunun üzerine ellerini kaldırdı, hatta ben koltuklarının beyazlığını gördüm. Ve bu şekilde yağmur diledi. Gökte bir bulut görmüyorduk. Derken namaza tamam ettik. Öyle oldu ki, yağmurun bolca yağması dolayısıyla evi yakın olan bir genci bile ailesine nasıl döneceği düşüncesi aldı. Cuma süresince böyle devam etti. Bunun üzerine:

"Ya Resulullah (a.s)! Evlçr yıkıldı, binekliler yolda kaldılar" dediler. Resulullah (a.s) gülümsedi ve şöyle buyurdu: "Ey Allah'ım! Bizim üzerimize değil etrafımıza." Böylece Medine'nin üzerinden yağmur kesildi." [201]

 

Bir Açıklama

 

Bu şekilde cuma namazı esnasında ellerin kaldırılması özel bir durum do­layısıyla olmuştu. Resulullah (a.s)'ın cuma hutbesi esnasında sürekli devam ettirdiği sünneti ise bu sırada dua için elleri kaldırmamaktı.

Nevevi şöyle söylemiştir:

"Buradan yani Umare hadisinden sünnete uygun olanın hutbe esnasın­da dua için ellerin kaldırılmaması olduğu anlaşılmaktadır. İmam Malik'in ve bizim ashabımızın (mezhebimizin ileri gelenlerinin) ve daha başka­larının görüşleri de bu yöndedir.

Kadı (Iyaz) bazı seleften (ilk dönem alimlerinden) ve Malikilerin bazıla­rından bunu caiz gördüklerine dair görüşler nakletmiştir. Çünkü Resulul­lah (a.s) bir cumada yağmur dilemek için ellerini kaldırmıştır. Birinci gö­rüşte olanlar ise bununla ilgili cevaplarında bu olayın özel bir durum dola­yısıyla gerçekleştiğine dikkat çekmişlerdir." [202]

 

İnsanların Hatibe Doğru Dönmeleri

 

1780-Tirmizi, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) minberin üzerine durduğunda biz yüzlerimizi O'na dö nerdik." [203]

 

Bir Açıklama

 

İbni Hacer, 'Buluğu'l-Meram'da şöyle söylemiştir:

"Bunun İbni Huzeyme'nin kitabında Bera (r.a)'dan rivayet edilen bir şahidi bulunmaktadır. Dolayısıyla bu hadis şahitlerinin bulunması itibariyle hasendir."

Tirmizi de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'m ashabından ve diğerlerinden olan ilim sahiplerine göre amel buna göredir. Onlar imamın hutbe vermesi sırasında ona doğru dönülmesini müstehab olarak görürler.

Sufyanı Sevri, Şafii, Ahmed bin Hanbel ve İshak gibi ilim adamlarının görüşleri de bu yöndedir. Bunu Buhari muallak olarak (yani senedini ver­meden) rivayet etmiş ve şöyle söylemiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) ve Enes bin Malik (r.a) imama doğru dön­müşlerdir."

Hafız İbni Hacer, Feth'de şöyle söylemiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a)'in dönüşünü Beyhaki, Velid bin Müslim ta­nkıyla rivayet etmiştir. O şöyle söylemiştir:

"(Bu hususu) Leys bin Sa'd'a hatırlattım. O bana İbni Aclan'dan rivayet etti, ona da Nafi şöyle rivayet etmiş:

"Abdullah bin Ömer (r.a) cuma günü imamın çıkmasından önce nafile namazını tamamlardı. Çıktığında da imam oturunca derhal ona doğru dö­nerdi."

Enes bin Malik (r.a)'in bu hareketine gelince, biz bunu Nuaym bin Ham-mad nüshasında sahih bir isnadla ondan rivayet ettik. Bu rivayete göre cuma günü imam hutbeye başlayınca o (yani Enes r.a) ona doğru döner ve hutbesini bitirinceye kadar öyle kalırdı.

Bunu ibni Münzir bir başka rivayet tankıyla Enes (r.a)'ten rivayet et­miştir. Bu rivayete göre o (yani Enes r.a) cuma günü gelip duvara dayandı ve imama doğru döndü,"

İbni Münzir şöyle söylemiştir:

"Bu konuda ilim adamları arasında bir görüş ayrılığı olduğunu bilmiyo­rum."

 

1781- Ahmed bin Hanbel, Semure bin Cundub (r.a)'dan şu şekilde ri­vayet etmiştir: [204]

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Zikirde (öğüt ve nasihat verilmesi esnasında) bulunun ve imama yak­laşın. Bir kimse uzak kalmaya devam edip durursa sonuçta cennete girse bile orada geriye bırakılır."

Semure (r.a)'den merfu olarak nakledilen bir rivayette de şöyle denmekte­dir:

"Cumaya gelin ve imama yaklaşın. Kişi cumadan geri kalırsa cennet hal­kından olsa bile ondan geri kalır." [205]

 

Ezan Okunduğunda Ve İmamın Minberde Olduğunda Konuşmak

 

1782- Ahmed bin Hanbel, Musa bin Talha (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"Müezzin kamet getirdiği sırada Osman bin Âffan (r.a)'ın minberden in­sanlara hallerini ve (mallarının) fiyatlarını sorduğunu duydum." [206]

 

1783- İmam Malik, Muhammed bin Şihab Zuhri (rh.a)'nin şöyle söyle­diğini rivayet etmiştir:

"Salebe bin Malik Kurazi şöyle söylemiştir:

"Onlar, Hz. Ömer bin Hattab (r.a) zamanında Hz. Ömer (r.a) çıkıncaya ka­dar namaz kılıyorlardı. Hz. Ömer (r.a) çıkıp minbere oturduğunda ve müez­zinler ezan okuduklarında biz oturup konuşurduk. Müezzinler susup Hz. Ömer (r.a) hutbe vermeye başladığında biz susardık. Bizden hiç kimse ko­nuşmazdı." [207]

 

Bir Açıklama

 

İbni Şihab şöyle söylemiştir:

"İmamın çıkması namazı keser, onun konuşması da sözü keser (yani imamın hutbe vermek üzere minbere çıkması anından itibaren artık namaz kılınamaz, onun söze başlamasıyla birlikte de sözün kesilmesi ve sessizce onun konuşmasının dinlenmesi gerekmektedir -Çeviren)."

Neyl'de şöyle denmektedir:

"Buradan, imamın minbere oturduğu sırada henüz hutbeye başlama­sından Önce konuşmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü sahabiler ara­sında bunun gerçekleşmesi ve kimsenin bu duruma karşı çıkmaması bu ko­nuda görüş birliği olduğunu gösterir." [208]

 

Hutbe İçin Susmak

 

1784- İmam Malik, Abdullah bin Ömer (r.a)'in mevlası (azatlısı) Na-fı'den rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a), cuma günü imamın hutbe verdiği sırada (ara­larında) konuşan iki adam gördü. Onlara:

"Sessiz durun" diye çakıl taşı attı." [209]

 

1785- İmam Malik, Hz. Osman bin Affan (r.a)'dan rivayet etmiştir:

"O hutbesinde şöyle derdi -hutbesinde bunu bıraktığı (söylemediği) çok az olurdu-:

"Cuma günü imam hutbe vermek üzere durduğunda onu dinleyin ve susun. Duymadığı halde susana verilen sevap duyup da susana verilenin iki katıdır. Namaza durulduğunda safları düzeltin ve omuzları aynı hizaya ge­tirin. Şüphesiz safların düzgünlüğü namazın bütünlüğündendir (mükem-melliğindendir)."

Daha sonra safları düzeltmekle görevlendirdiği adamlar kendisine dön­meden tekbir getirmezdi. Onlar; "Saflar düzeltildi" diye haber verirlerdi, o da tekbir getirirdi." [210]

 

1786-Kutubi Sitte sahipleri, Ebu Hureyre (r.a)'den şu şekilde riva­yet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Cuma günü imam hutbe verirken arkadaşına "sus" dersen lağvetmiş (bozmuş) olursun." [211]

 

1787- Ebu Yaia, Cabir (r.a)'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Mes'ud (r.a), Resulullah (a.s)'m hutbe verdiği sırada Mes-cid'e girdi. Oturdu. Yanında da Ubeyy bin Ka'b (r.a) bulunuyordu. Ona bir şey sordu veya onunla bir şey konuştu. Ubeyy (r.a) kendisine cevap vermedi. Abdullah bin Mes'ud (r.a) da ortada bir şey olduğunu sandı. Resulullah (a.s) namazını bitirince Abdullah bin Mes'ud (r.a):

"Ey Ubeyy! Seni bana cevap vermekten alıkoyan ne oldu?" diye sordu. [212] O da: "Sen bizimle birlikte cumada bulunmadın" dedi. "Neden?" diye sordu. O da şöyle söyledi:

"Çünkü sen, Resulullah (a.s)'ın hutbe verdiği bir sırada konuştun."

Abdullah bin Mes'ud (r.a) kalkıp Resulullah (a.s)'ın yanına girdi. Bu du­rumu O'na bildirdi. Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Ubey doğru söylemiş. Ubey'in sözünü dinle."

 

1788- Ahmed bin Hanbel, Ebu Derda (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) bir gün minberin üzerine oturdu. İnsanlara hitab etti. Bir ayeti kerime okudu. Yanımda da Ubeyy bin Ka'b (r.a) bulunuyordu. Ona: "Ey Ubeyy! Bu ayeti kerime ne zaman indirildi?" diye sordum. O benimle konuşmaktan kaçındı. Sonra yine sordum yine benimle konuşmaktan çe­kindi. Nihayet Resulullah (a.s) minberden indi. Bunun üzerine Ubeyy (r.a) şöyle söyledi:

"Sana cumandan gereksiz yere konuştuğunun dışında bir şey yoktur."

Resulullah (a.s) ayrılınca yanına gittim ve bu hususu O'na bildirdim ve şöyle söyledim:

"Ya Resulullah (a.s)! Sen bir ayeti kerime okudun. Benim yanımda da Ubeyy (r.a) vardı. Ben ona: "Bu ayeti kerime ne zaman indirildi?" diye sor­dum. O benimle konuşmaktan kaçındı. Sen minberden indiğinde de bana [213]

cumadan gereksiz yere konuştuğumun dışında bir şey olmadığını ileri sür­dü."

(Resulullah a.s) da şöyle buyurdu:

"Ubeyy doğru söylemiş. İmamının konuştuğunu duyduğunda o, sözünü bitirinceye kadar sen sus."

Ebu Ya'la ve Taberani'nin Cabir (r.a)'den rivayet etmiş oldukları hadis de bunun şahididir. Bu hadise göre Cabir (r.a) şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın hutbe verdiği bir sırada Abdullah bin Mes'ud (r.a) içeri girdi (yani Mescid'e girdi). Ubeyy (r.a)'in yanma oturdu..." daha sonra Ebu Derda (r.a)'nın hadisinin benzerini nakletmiştir.

Iraki bunun ravilerinin sika olduklarını söylemiştir. [214]

 

1789- Taberani, Abdullah bin Mes'ud (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Cumada imam çıktığında arkadaşına "sus" demen lağv (gereksiz ko­nuşma, ibadeti bozan şey) olarak yeter." [215]

 

1790- Taberani, İbrahim Neha'i (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Cuma günü imamın hutbe verdiği sırada bir adam Abdullah bin Mes­'ud (r.a)'un bir şey okumasını (yani bir konuda bilgi vermesini) istedi. Ab­dullah (r.a) konuşmadı. Namazı kılınca Abdullah (r.a) ona dedi ki: "Senin cumadan nasibin, hakkında soru sorduğun şeyden ibarettir." [216]

 

İmam Hutbede İken Namaz Kılmak

 

1791- Ahmed bin Hanbel, Suleyk (r.a)'ten rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz imam hutbe verirken geldiğinde kısa kısa iki rek'at (namaz) kılsın." [217]

 

1792- İbni Huzeyme, Ebu Said (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Mervan hutbe veriyordu. Bu sırada Ebu Said (r.a) namaz kıldı. Bekçiler onu oturtmak için yanına geldiler. (Ebu Said r.a) ise namazı bitirmeden oturmak istemedi. Namazım bitirince ben yanma gittim ve kendisine şöyle söyledik: "Nerdeyse sana yapacaklarını yapacaklardı. Allah seni bağışlasın." O da dedi ki: "Bunu Resulullah (a.s)'tan duyduktan sonra bu iki (rek'at)ı asla bırakmayacağım." [218]

 

1793- Kutubi Sitte sahiplerinden beşi, Ebu Said (r.a)'den şu şekilde rivayet etmişlerdir:

"Cuma günü, Resulullah (a.s)'ın minberde hutbe verdiği sırada bir adam Mescid'e girdi. (Resulullah a.s) ona iki rek'at (namaz) kılmasını emretti." [219]

 

1794- Kutubi Sitte sahipleri, Cabir (r.a)'den rivayet etmişlerdir:

"Cuma günü, Resulullah (a.s)'ın hutbe verdiği sırada bir adam girdi: (Resulullah a.s) ona: "Namaz kıldın mı?" diye buyurdu. Adam: "Hayır" de­di. O da: "Öyleyse iki rek'at kıl" diye buyurdu."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Biriniz cuma günü imamın hutbe verdiği sırada gelirse iki rek'at (na­maz) kılsın ve bunları kısa kısa tutsun." [220]

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Biriniz cuma günü imam çıktıktan sonra gelirse iki rek'at namaz kılsın..." [221]

 

Bir Açıklama

 

Şevkani şöyle söylemiştir:

"Bu konuda rivayet edilen hadisi şerifler cuma günü hutbe esnasında ta­hiyyatu'l-mescid namazının kılınmasının meşru (şeriata uygun) olduğuna delalet etmektedir. Hasan (Hasanı Basri), İbni Uyeyne, Şafii, Ahmed bin Hanbel, İshak, Mekhul, Ebu Sevr ve İbni Münzir bu yönde görüş bildirmiş­lerdir. Bunu Neveyi hadiçsilerin fıkıh ehli olanlarından rivayet etmiştir. İbni Arabi de Muhammed bin Hasan'm bunu (yani bu görüşü) İmam Ma-lik'ten rivayet ettiğini bildirmiştir.

Sevri (Süfyan) ve Küfe alimleri ise kişi-nin hutbe esnasında bu iki rek'atı kılmaması ve oturması gerektiği görüşü-nü tercih etmişlerdir. Bunu Tirmizi rivayet etmiştir. Kadı lyaz da bu görüşü İmam Malik, Leys ve Ebu Hanife gibi ilim adamlarından rivayet etmiştir (yani adı geçen alimlerin bu görüşte olduklarını bildirmiştir -Çeviren). Iraki de Muhammed bin Şirin, Kadı Şureyh, Neha'i, Katade ve Zuhri'nin bu görüşte olduklarını bildir­miştir.

İbni Ebi Şeybe de, Hz. Ali, Abdullah bin Ömer (r.a), Abdullah bin Abbas (r.a), İbni Museyyib, Mücahid, Ata bin Ebi Rabah ve Urve bin Zubeyr'in bu görüşte olduklarını rivayet etmiştir. Nevevi de Hz. Osman (r.a)'ın bu görüşte olduğunu bildirmiştir.

Bu konuda geniş tartışmalar olmuştur. Bu arada Suleyk'in başından geçen olayın özel bir olay olduğu genel bir hüküm bildirmediği ifade edil­miştir. Bu emrin (yani hutbe sırasında,namaz kılınması emrinin) Yüce Allah'ın: "Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olu-nası-ruz." [222] sözüne ters düştüğü de belirtilmiştir."

 

1795- Buhari ve Müslim, Resulullah (a.s)'tan rivayet etmişlerdir: [223]

"İmam hutbe verirken arkadaşına "sus" dersen lağvetmiş (ibadetini boz­muş) olursun."

Resuhıllah (a.s) insanların üstlerine basarak ilerleyen adama söylediği sözünde de şöyle buyurmuştur:

"(İnsanlara) eziyet ettin."

Ona oturmasını emretmiş, tahiyyatul-mescid namazı kumasını emretme-nüştir. Medine halkının ta sahabilerden alarak aktarma yoluyla İmam Malik'in zamanına kadar sürdürdükleri uygulamalarına göre de hutbe sırasında nafile namaz kılınması kesinlikle yasaktır.

Bu konuda mantıki bir delil de getirmişlerdir. Şöyle ki: Hutbe esnasında susmak vaciptir. Tahiyyatu'l-mescid namazı kılmak ise sünnettir. Vacip ise sünnetten önceliklidir.

Ancak İmam Nevevi: "Biriniz cuma günü imamın hutbe verdiği sırada gelirse, iki rek'at (namaz) kılsın..." hadisiyle ilgili bir yorumda bulunmuş ve şöyle söylemiştir:

"Hiç bir ilim adamının kendisine bu hadisin sahih bir şekilde rivayet edilmesine rağmen buna aykırı davranacağını sanmıyorum. Bu namazın (tahiyya-tu'1-mescid'in) sünnet olduğunu söyleyenler, bu namazın hutbe es­nasında kılınamayacağını ileri sürenlerin söyledikleri bazı genel prensiplere özel olduğunu söylemişlerdir." [224]

 

1796- İmam Malik, Muhammed bin Şihab Zuhri (rh.a)'nin şöyle söy­lediğini rivayet etmiştir:

"Sa'lebe bin Malik Kurazi şöyle söylemiştir:

"Onlar, Hz.Ömer bin Hattab (r.a) zamanında Hz.Ömer (r.a) çıkıncaya [225] kadar namaz kılıyorlardı. Hz.Ömer (r.a) çıkıp minbere oturduğunda ve müez­zinler ezan okuduklarında biz oturup konuşurduk. Müezzinler susup Hz. Ömer (r.a) hutbe vermeye başladığında biz susardık. Bizden hiç kimse ko­nuşmazdı."

İbni Şihab şöyle söylemiştir:

"İmamın çıkması namazı keser, onun konuşması da sözü keser. Bazı ilim adamları imamın hutbe okuduğu sırada namaz kılmakla emrolun-masının te'vile açık bir takım olaylarla ilgili olduğunu ileri sürmüşlerdir." [226]

 

İhtiyaç İçin Hutbenin Kesilmesi

 

1797- Müslim, Ebu Rifa'a Adevi (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Hutbe okumakta olduğu sırada Resulullah (a.s)'ın yanına gittik. Ben de­dim ki:

"Ya Resulullah (a.s)! Bu adam (yani ben) dinini sormak üzere gelmiş olan garip bir adamdır. Dininin nasıl bir şey olduğunu bilmemektedir."

Bunun üzerine Resulullah (a.s) bana yöneldi ve hutbesini bıraktı. Ya­nıma kadar geldi. Bir sandalye getirildi. Ben ayaklarının demirden olduğu­nu sandım (sanıyorum). Resulullah (a.s) bunun üzerine oturdu ve Allah'ın kendisine öğrettiklerinden bana öğretmeğe başladı. Sonra tekrar hutbeye döndü ve kalan kısmını'tamamladı."

Neyl'de şöyle denmektedir: [227]

"Bu rivayet, ortaya çıkan herhangi bir durum dolayısıyla hutbe esna­sında konuşmanın caiz olduğunu göstermektedir. Bazı fıkıhçılar (hatibin) konuşması durumunda hutbeyi yeniden vermesi (yani baştan alması) gerek­tiğini söylemişlerdir. Hattabi de sünnetin uyulmaya daha lâyık olduğuna dikkat çekmiştir (yani Hattabi'ye göre hatibin kaldığı yerden devam etmesi daha uygundur çünkü sünnetteki uygulama budur -Çeviren)." [228]

 

1798- Tirmizi, Enes bin Malik (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (a.s) minberden indiğinde ihtiyaç dolayısıyla konuşurdu." Ebu Davud ve Nesai'nin rivayetlerine göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s)'ın minberden indiğini gördüm. Bir adam O'na bir ih­tiyacını arzederdi, O da onun ihtiyacını görünceye kadar kendisiyle durur sonra kalkar ve namaz kılardı." [229]

Ebu Davud şöyle söylemiştir:

"Bu hadis kesin bir şekilde bilinmemektedir. Bu, Cerir bin Hazim'in yalnız başına rivayet ettiği hadislerdendir." Nesai'nin rivayetinde de şöyle geçmektedir: "Onun ihtiyacını görür sonra namazgahına geçer ve namaz kılardı." [230]

Neyl'de şöyle denmektedir:

"Bu rivayet, hatibin hutbeyi bitirmesinden sonra konuşmasında bir sa­kınca olmadığını, bunun haram da mekruh da olmadığını göstermektedir. İbni Kudame, Muğni'de Ata, Tavus, Zühri, Bikr el-Muzeni, Neha'i, İmam Malik, Şafii, İshak, Ya'kub ve Muhammed gibi ilim adamlarının bu görüşte olduklarım rivayet etmiştir. Abdullah bin Ömer (r.a)'in de bu görüşte olduğu bildirilmiştir. Hadeviler de bu yönde görüş bildirmişlerdir. Ebu Ha-nife'nin ise hutbeden sonra konuşmanın mekruh olduğu görüşünde oldu­ğu rivayet edilmiştir.

1798-Tirmizi (21394) Ebvabu's-Salat, 373-Imamtn minberden inmesinden sonra konu­şulması hakkında gelen rivayetler babı.

İbni Arabi şöyle söylemiştir:

"Bana göre en doğru olan hutbeden sonra konuşulmamasıdır. Çünkü Müslim, cuma günü içindeki duaların kabul edildiği vaktin imamm min­bere oturduğu andan namazın kılınmasına kadar olan süre içinde olduğunu rivayet etmiştir. Dolayısıyla bu sürenin zikre ve tazarruya Özel kılınması uy­gun olur. Müslim'deki rivayet söz konusu vaktin imamın (minbere) otur­masından namazın kılınmasına kadar geçen süre içinde olduğunu ifade et­mektedir. Namaz kıhnıncaya kadar sessiz durulmasını isteyen hadisi şerifler de hutbe ile namaz arasında konuşulmamasının tercih edilmesini gerektir­mektedir. Nitekim Nesai'nin iyi (ceyyid) bir isnadla Selmân'dan rivayet etmiş olduğu hadisin metninde şöyle denmektedir:

"Artık namazını kılıncaya kadar sussun."

Ahmed bin Hanbel'in sahih bir isnadla Lebişe'den rivayet etmiş olduğu

hadiste de şu ifade geçmektedir:

"Ardından imam cumasını kılıncaya ve sözünü bitirinceye kadar sessiz durdu." Bunların her ikisi de daha önce geçmişti. Bu konudaki hadislerin şu şekilde birleştirilmeleri mümkündür: "Hutbeden sonra caiz olan konuşma, imamın bir ihtiyaç dolayısıyla olan konuşması veya bir adamın bir başka adamla bir ihtiyaç için konuşmasıdır." [231]

 

1799- İbni Huzeyme, Abdullah bin Bureyde (r.a)'den rivayet etmiş, o da babasının şöyle söylediğini bildirmiştir:

"Resulullah (a.s) hutbe veriyordu. Bu sırada Hasan ve Hüseyin geldiler. Üzerlerinde kırmızı gömlekler vardı. Düşe kalka yürüyorlardı. Bunun üzerine (Resulullah (a.s) minberden) indi. Onları aldı. Önlerine koydu. Son­ra şöyle buyurdu: [232]

"Allah ve Resulü doğru söylemiştir. Şüphesiz mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Şunları gördüm ve sabredemedim." Sonra yeniden hutbesine devam etti." [233]

 

Bir Açıklama

 

el-î'la müellifi bu hadisi bir bab başlığı olarak kullanmış ve bu başlıkta 'Hatibin zorunluluk durumunda konuşmasının ve iş yapmasının caiz olduğu zaruret dışında ise bunun mekruh olduğu babı" ifadesini kullanmıştır. Orada şöyle söylemiştir:

"Hutbenin hutbe dışı bir sözle kesilmesi veya hutbe esnasında iş yapıl­ması mutlak surette (herhangi bir şarta bağlı olmaksızın) caiz olsaydı, Resu-lullah (a.s) bundan dolayı Özür dileme gereği duymazdı." [234]

 

İnsanların Üstlerine Basmaktan Sakınma

 

1800- İbni Huzeyme, Ebu Zahiriye(r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Cuma günü Abdullah bin Busr ile oturuyordum. İmam çıkıncaya kadar bizimle konuşmaya devam etti. Bu sırada bir adam insanların üstlerine ba­sarak geldi. Bunun üzerine bana şöyle söyledi:

"Resulullah (a.s)'m hutbe vermekte olduğu sırada bir adam insanların üstlerine basarak geldi. Resulullah (a.s) da ona şöyle buyurdu:

"Otur, (insanları) rahatsız ettin ve geç kaldın." [235]

 

Başkasını Oturduğu Yerden Kaldırmaktan Sakınma

 

1801- Müslim, Cabir bin Abdullah (r.a)'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Biriniz cuma günü kardeşini yerinden kaldırıp sonra onun arkasından gelerek yerine oturmasın. Ancak: "Yer açın" desin." [236]

 

1802- Buharı ve Müslim, Nafi (r.a)'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle söylediğini duydum:

"Resulullah (a.s) bir adamın bir başkasını yerinden kaldırıp oraya kendi­sinin oturmasından nehyetti."

Nafi'e: "Cumada mı?" dendi. O da: "Cumada da başka zamanlarda da" cevabını verdi." [237]

 

Çömelerek Oturmaktan Sakınma

 

1803- Ebu Davud, Muaz bin Enes (r.a)'ten rivayet etmiştir: [238]

 

Bir Açıklama

 

Çömelerek oturmakta sakınca görmeyenler yukarıda geçen rivayette kas­tedilenin avret yerleri görünecek şekilde çömelme olduğunu ileri sürmüşler­dir. [239]

 

Halka Oluşturmaktan Sakınma

 

1804-Ebu Davud, Amr bin Şu'ayb (r.a)'dan, o babasından, o da dede­sinden (yani kendi babasından) rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) cuma günü namazdan önce halka oluşturmaktan neh­yetti." [240]

 

Bir Açıklama

 

Kişi cuma namazı için camiye girdiğinde artık cumanın bir gereği olarak kendini namaza, zikire ve Kur'an-ı Kerim okumaya vermesi uygun olur. İn­sanların cumadan önce halka oluşturmaları ise aralarında konuşmalarını ge­rektirir. Söz ise birbirini açar. Dolayısıyla yerine göre halka oluşturulması vaktin boşa harcanması ve gıybet edilmesi sonucunu doğurabilir. Bunlar ise cuma için camiye gidilmesindeki amaca ters düşmektedir. [241]

 

Cuma Namazında Kıraat (Kur'an-ı Kerim Okuma)

 

1805- Müslim, Abdullah bin Ebi Rafi (r.a)'den şöyle rivayet etmiştir:

"Mervan, Ebu Hureyre (r.a)'yi Medine'de yerine geçirerek kendisi Mek­ke'ye gitti. Ebu Hureyre (r.a) bize cuma namazım kıldırdı. el-Hamdulil-lah'tari (Fatiha'dan) sonra birinci rek'atta Cuma suresini, ikinci rek'atta da 'İzâ câeke'l-munâfikun'u (Münafikun suresini) okudu. Namazı bitirince Ebu Hureyre (r.a)'nin yanma gittim. Kendisine dedim ki: "Senin okuduğun iki sureyi Ali bin Ebi Talib (r.a) bunları Kufe'de okurdu." Ebu Hureyre (r.a) de şöyle söyledi:

"Ben Resulullah (a.s)'ın bunları okuduğunu duydum." [242]

 

1806-  Müslim, Ümmü Hişam bintu Harise bin Nu'man (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"iki sene veya bir küsur sene bizim fırınlınızla Resulullah (a.s)'ın fırını birdi (yani aynı fırını kullanırdık). Ben: 'Kaf. Ve'1-Kur'ani'l-Mecid'i ancak Resulullah (a.s)'m dilinden öğrenmişimdir. (Resulullah a.s) bunu her cu­ma, hutbede insanlara hitab ettiğinde okurdu."

Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Kaf. Ve'1-Kur'ani'l-Mecid'i Resulullah (a.s)'ın ağzından öğrendim. Bu­nu her cuma minberden okurdu." [243]

 

1807- Buharı ve Müslim, Yala bin Umeyye (r.a)'nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

"Resulullah (a.s)'ın minberden: "Ve nâdev yâ Mâliku!" [244]'yu okudu­ğunu duydum." [245]

 

1808- Ebu Davud, Semure bin Cundeb (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) cumada: 'Sebbihi'sme Rabbike'yi ve 'Hel etâke hadi-su'1-ğâşiye' yi okurdu." [246]

 

1809-Müslim, Nu'man bin Beşir (r.a)'den rivayet etmiştir: [247]

"Dahhak bin Kays, Nu'man bin Beşir (r.a)'e bir yazı yazarak şu soruyu

sordu:

"Resulullah (a.s) cuma günü Cuma suresi dışında ne okurdu?" O da

şöyle söyledi (cevap verdi):

"Hel Etâke"yi (yani Gaşiye suresini) okurdu." Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Resulullah (a.s) bayramlarda ve cumada: 'Sebbihi'sme Rabbike'l- A'la-"yı ve 'Hel Etâke Hadisu'l-Gaşiye'yi okurdu." Yine şöyle dedi: "Bayram ve cuma aynı güne denk geldiğinde bunları her iki namazda da okurdu." [248]

 

1810- Abdullah bin Ahmed bin Ifanbel, Ubeyy bin Ka'b (r.a)'dan şu şekilde rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) cuma günü ayakta Allah'ın günlerini hatırlatırken (ya­ni Allah'ın azap günleri hakkında uyarıda bulunurken) Berae suresini (Tev-be suresini) okudu." [249]

 

CUMANIN SÜNNET NAMAZLARI (RATİBELERİ)*

 

1811- Müslim, Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet etmiştir:

"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:

"Biriniz cumayı kıldığında ardından dört (rek'at namaz) kılsın."

Bir rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Kim cumadan sonra namaz kılacaksa dört (rek'at) kılsın." [250]

Bir başka rivayete göre ise şöyle söylemiştir:

"Sizden kim namaz kılacaksa..." kalan kısmı yukarıdaki gibidir. [251]

Bir diğer rivayete göre de şöyle söylemiştir:

"Cumadan sonra namaz kıldığınızda dört (rek'at) kılın." [252]

Bir rivayette de şu fazlalığa yer verilmiştir:

"Süheyl dedi ki:

"Herhangi bir şeyden dolayı acele etmen gerekiyorsa iki rek'at camide iki

1811-Müslim (21600) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 18-Cumadan sonra namaz babı.

(*) Ratibe: Düzenli bir şekilde sürekli kılınan sünnet namazlar.

rek'at da döndüğün zaman kıl." [253]

 

1812- Taberanî, Evsafta Ebu Hureyre (r.a)'riin şöyle söylediğini riva­yet etmiştir:

"Dostum (Resulullah a.s) bana üç şey tavsiye etti ki bunları ne yolculukta ne de yolcu olmadığım zamanlarda bırakırım: Vitirden sonra uyumak, her aydan üç gün oruç tutmak ve cumadan sonra iki rek'at (namaz kılmak)."

Daha sonra Ebu Hureyre (r.a) cumadan sonra kıldığı iki rek'ata iki rek'at da duna (kuşluk) namazı ekledi. [254]

 

Bir Açıklama

 

Anlaşıldığına göre Resulullah (a.s) ona bir keresinde duha namazını kıl­masını bir keresinde cumadan sonra kılınan iki rek'at sünnet namazı kılmasını tavsiye etmiştir. O da bazen birinden bazen diğerinden söz ediyordu. Buna göre Ebu Hureyre (r.a)'ye olan tavsiyelerinin tamamı dördü buluyordu.

 

1813- Ebu Davud, Abdullah bin Ömer (r.a)'in mevlası (azatlısı) Nafi-'den rivayet etmiştir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) bir keresinde cumadan sonra bulunduğu yerde iki rek'at namaz kılan bir adam gördü. Onu kovdu ve: "Sen cumayı dört rek'at mı kılıyorsun?" dedi.

Nafi dedi ki: "Abdullah (r.a) cuma günü evinde iki rek'at kılardı ve derdiki: [255]

"İşte Resulullah (a.s) böyle yapardı."

Bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) cumadan sonra iki rek'at namaz kılardı." [256]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) cumayı kıldığında ayrılır, evinde iki rek'at na­maz kılardı ve Resulullah (a.s)'ın böyle yaptığını bildirirdi." [257]

Bir başka rivayette de şöyle denmektedir:

"Abdullah bin Ömer (r.a) cumadan önce namazı uzatırdı. Cumayı kıldı­ğında ise..." daha sonra yukarıdaki hadisi vermiştir. [258]

Yine bir rivayette de şöyle denmektedir:

"Resulullah (a.s) cumadan sonra namaz kılmaz. Ayrılır ve iki rek'at na­maz kılardı." [259]

 

Bir Açıklama

 

Nafileler için esas olan evde kılınmasıdır. Ancak bu kesin bir hüküm de­ğildir. Ebu Hureyre (r.a)'nin yaptığı da buna işaret etmektedir. Abdullah bin Ömer (r.a)'in sözlerinden de şunu anlıyoruz ki; o, cuma günü camiden farzdan sonra iki rek'at namaz kılınması halinde bazı kimselerin bu iki rek'atın farzı tamamlayıcı bir namaz olduğu zanmna kapılmalarından endişe ediyordu. Da­ha önce geçtiği üzere Abdullah bin Ömer (r.a)'in cumadan önce namazı uzat­ması ve namaza devam etmesi hatibin hutbeye çıkmasına kadardı.  .

Bu, cumanın farzından önce nafile namaz kılınmasında bir salanca olma­dığına delalet etmektedir. İmamın hutbe vermek üzere çıkmasından önce na­file namaz kılmayı teşvik eden çok sayıda rivayet bulunmiaktadir. Bütün bu ri­vayetler, ileride gelecek olan rivayetler ve cuma namazınin öğle namazına kı­yas edilmesi dolayısıyla ilim adamları öğle namazının farzı gibi cuma nama­zının da farzdan önce kılınan bir sünnetinin olduğuna hükmetmişlerdir.

Genelde ve özelde cumadan önce kılınacak sünnetlerin birinci ezan ile ikinci ezan arasında kılınması gerektiği bildirilmiştir. Bunu yapana karşı çıkılmasının hiç bir anlamı yoktur. Sonra cumadan sonra kılman sünnetin camide kılınması da insanların geneli arasında bir adet halini almıştır ve buna karşı çıkılmamiştır. İlim adamları buna karşı çıkmamışlardır. Çünkü sözü edilen korkuya artık pek mahal kalmamıştır. Bunun yanısıra ilim adamları insanların çoğunun cumanın son sünnetini camide kılmamaları durumunda evlerinde kıl­madıklarını bilmektedirler. İnsanların bu konudaki gayretlerinin zayıflığı do­layısıyla hem efdal olanı hem de mefdul olanı (üstünlük bakımından ikinci de­recede olanı) kaybetme korkusuyla çoğu zaman efdal olanın terkedilmesi kar­şısında bir şey dememişlerdir.

Cumadan önce kılman sünnetle ilgili özel rivayetler nakledilmiştir. Bu ko­nuda bazı açıklamalarda da bulunulmuştur. Bu rivayetlerden biri şöyledir:

 

1814- Taberani, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir

"Resulullah (a.s) cumadan önce dört rek'at ve sonra da dört rek'at na­maz kılardı." [260]

 

Bir Açıklama

 

Münziri, Feyzu'l-Kadir'de bununla ilgili bir yorumda bulunmuş ve şöyle söylemiştir:

"Bunun içinde çeşitli konular (meseleler) bulunmaktadır: Birinci olarak İbni Mace'nin rivayet etmiş olduğu metinde "sonra da dört rek'at" ifadesi geçmemektedir. İbni Hacer'in ve daha başkalarının ifade ettikleri üzere bu fazlalık Taberani'nin rivayetinde yer almaktadır. İkinci olarak (müellif) bu­nun hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamış dolayısıyla ne derece sağlam bir yoldan rivayet edildiği konusunda şüphe uyandırmıştır. Ancak rivayet onun hissettirmeye çalıştığı gibi değildir. (Yani müellif hakkında açıklamada bulunmamak suretiyle bir bakıma onun sağlam olduğunu his­settirmek istemiştir. Ancak durum böyle değildir. -Çeviren)

İbni Mace bunu Mübeşşir bin Ubeyd'in Haccac bin Erteh, onun Atiyye el-Ufi ve onun da Hibr'den rivayeti tankıyla nakletmiştir. Zeyla'i Mübeşşir'in hadis uyduranlardan sayıldığını, Haccac ve Atiyye'nin de zayıf ravilerden olduğunu ifade etmiştir."

Nevevi de, 'Hulasa'da şöyle söylemiştir:

"Bu hadis asılsızdır. Sözü edilen dört kişi bunun rivayet senedinde bir-araya gelmiştir ki, bunlar zayıf kimselerdir. Bişr hadis uyduran, asılsız riva­yetler nakleden biridir."

Hafız el-Iraki ve ardından İbni Hacer bunun senedinin çok zayıf oldu­ğunu söylemişlerdir. Heysemi de şöyle söylemiştir:

"Bunu Taberani: "(Resulullah a.s) cumadan önce dört rek'at ve sonra da dört rek'at namaz kılardı" metniyle rivayet etmiştir. İkisinin arasını ayırrna-mıştır. İbni Mace ise bunu sonradan kılınan dört rek'atla ilgili ifadeye has­rederek rivayet etmiştir. Ravileri arasında Haccac bin Erteh ve Atiyye el-Ufi bulunmaktadır ki her ikisi de zayıftır. Üçüncü olarak: (Müellif) bu zayıf ri­vayet tankı seçmek ve kabul edilir bir tanktan rivayet edilmiş olmasına rağ­men sadece bununla yetinmek suretiyle yanlış bir uygulamada bulunmuş­tur. Bunu Hala'i Fevaid'inde Hz. Ali (r.a)'den rivayet edilen hadisler ara­sında nakletmiştir. Hafız Zeyn Iraki bunun isnadının iyi (ceyyid) olduğunu söylemiştir." [261]

İbnu'l-Kayyim el-Cevziyye, Zâdu'l-Me'ad'ın Arnaut'un tahkik etmi§ olduğu şeklinin I. cildinde şöyle demektedir: "Bilal (r.a.) ezanı bitirdiğinde Resulullah (a.s.) hutbeye baslardı. Elbette bu arada kimse iki rek'at namaz kılamazdı. Ezan ise bir tekti. Bu cu­manın bayram gibi olduğuna ve farzından önce sünnet bulunmadığına delalet etmek­tedir. İlim adamlarının iki farklı görüşlerinden en kuvvetli olanı da budur. Resulul­lah (a.s.) evinden çıkardı. Minbere çıkması durumunda Hz. Bilal (r.a.) cuma ezanını okumaya başlardı. O ezanını tamamladığında da Resulullah (a.s.) ara vermeden hemen hutbe okumaya başlardı. Bu insanların gözleri önünde gerçekleşiyordu. Şu halde sünneti ne zaman kılıyorlardı? Kim onların (yani sahabilerin), Hz. Bilal (r.a.)'in ezanı bitirmesinden sonra hemen kalkıp İki rek'at namaz kıldıklarını ileri sürerse o sünnet konusunda insanların en bilgisizidir. Bu bizim anlattığımız husus yani cu­manın farzından önce sünnet namaz olmadığı görüşü İmam Malik'in ve Ahmed bin Hanbeî'in görüşüdür. İmam Şafii'nin ashabının iki farklı görüşlerinden biri de böyledir. Bu namazdan önce sünnet olduğunu ileri sürenlere gelince; onlardan ba­zıları cumanın kısaltılmış bir öğle namazı olduğunu ileri sürmekte dolayısıyla öğle için geçerli olan hükümleri bunun için de geçerli saymaktadırlar. Bu delil ise oldukça zayıf bir delildir.

Cuma namazı kendi başına müstakil bir namazdır. Öğle namazından görünüş İtiba­riyle çok farklıdır. Sayı itibariyle (yani rek'atlarının sayısı itibariyle), hutbesİyle ve bu namaz için geçerli olan şartlar itibariyle müstakil bir namazdır. Öğle namazına



[1] Cuma Suresi: 9

[2] Bkz. Reddu%Muhtar ale'd-Durri'l-Muhtar (11535 ve sonrası) Şerhu's-Sağir (11493-516) Muhezzeb (11109-118) Muğni (21295 ve sonrası) Fıkhu'l-İslâmi (21259 ve son­rası) Fıkhu ale'l-Mezahibi'l-Erba'a (11374-402)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/9-17

[3] Buharı (2/379) 11 -Kitabu'l-Cumu'a, 11-Köylerde ve şehirlerde cuma kılınması babı.

[4] Ebu Davud (1/280) Kİtabu's-Salat, 215-Köylerde cuma kılınması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/19

 

[5] İbni Huzeyme 01112-113) Kitabu't-Cumu'a, 4-Resulullah (a.s)'ın şehrinde (Me­dine'de) kılınan ilk cuma namazı. İsnadı basendir.

[6] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/20-21

[7] Ahmed bin Hanbel (418) Ebu Davud (11275) Kitabu's-Salat, 206-Cuma günü ve ge­cesinin fazileti. Nesai (3191-92) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 5-Cuma günü Resulullah (a.s)'a çokça salat getirme babı. İsnadı sahihtir.

Bey ada Oğulları Meydanı: Medine'de bir yer.

Hadamat Meydanı: Medine civarında bir yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/21

[8] Fethu'r-Rabbani (6110-12)

[9] Müslim (2/585) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 5-Cuma gününün fazileti.

[10] Müslim, aynı yer. Tirmizi (21359) Ebvabu's-Salat, Cuma babları, 353-Cuma gününün fazileti hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (3190) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 4-Cuma gününün faziletinin bildirilmesi babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/22-24

[11] Tirmizi (2/361) Ebvabu's-Salat, 2-Cuma günü duaların kabul edileceğinin umul­duğu vakit hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis şahitlerinin bulunması itiba­riyle hasendir. Tirmizi: "Bu hadis hasen, gariptir" demiştir. Bu konuda Ebu Musa, Ebu Zer, Süleyman, Abdullah bin Selâm, Ebu Lubabe, Said bin Ubade ve Ebu Umame'den de hadisler rivayet edilmiştir. Bszıiarı bunun zayıf olduğunu ileri sürmüş daha başkaları ise şahitlerinin bulunmasından dolayı kuvvetli olduğunu söylemişlerdir. Tirmizi'nin bunu hasen gördüğünü daha önce görmüştük.

[12] Buhari (2/415) Kitabu'l-Cumu'a, 37-Cuma gününde bulunan (duaların kabul edi­leceği) vakit babı. Müslim (2/583-584) 7'-Kitabu'l-Cumu'a, 4-Cuma gününde bulu­nan (duaların kabul edileceği) vakit.

[13] Müslim, aynı yer.

[14] Buharı (91436) 68-Kitabu't-Talak, 24-Bosanma ve (diğer) islerde işaret babı.

[15] Aynı yer.

[16] Mushm (21584) 7-Kitabu't-Cumu'a, 4-Cuma gününde bulunan (duaların kabul e-dılecegı) vakit. Ebu Davud (11276) Kitabu's-Salat, 207-Cuma günü duaların kabul e-dıecegı vaktin hangi vakit olduğu babı. Bu hadis Müslim tarafından rivayet edilmiş olmakla birlikte senedinde kesinti olması ve tenkide uğramış olması sebebiyle zayıf görülmüştür.     

[17] Tirmizi (2/360) Ebvabu's-Salat, 2-Cuma günü duaların kabul edileceğinin umul­duğu vakit hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi şöyle söylemiştir: "Resulullah (a.s)'ın ashabından ve diğerlerinden bazı ilim adamları cuma günü duaların kabul edileceği vaktin ikindiden sonra güneşin batmasına kadar olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Ahmed bin Hanbel ve İshak da böyle söylemiştir. Bu konudaki ri­vayet kendinden başka rivayetlerin desteğiyle hasen derecesine ulaşmaktadır (yani hasen liğayrihidir)."

1694-Ebu Davud (11275) Kitabu's-Salat, 207-Cuma günü duaların kabul edileceği vaktin hangi vakit olduğu babı. Nesai (3/115) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 45-Cuma günü duanın kabul edileceği vaktin bildirilmesi babı. Nesai bunu bu lafızla Ebu Hureyre (r.a)'den, o da Resulullah (a.s)'dan rivayet etmiştir. Bu rivayete göre Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cuma gününde bir vakit vardır ki, herhangi Müslüman kul, o vakte denk getirerek Yüce Allah'tan bir şey isterse Allah mutlaka onu ona verir". Abdullah'tan nakledilen bir başka rivayete göre de bu vaktin, cuma gününde güneşin batmasından önceki günün son saati olduğunu söylemiştir. Bu hadis sahih­tir.

[18] Ahmed bin Hanbel (3/65) Keşfu'l-Estar (1/296) Cuma günü duanın kabul edil­mesinin umulduğu vakit babı. Mecme'u'z-Zevaid (2/166-167) Heysemi şöyle söylemiştir: "Derim kî: Ebu Hureyre (r.a)'nin hadisi ve Ebu Said Hudri (r.a)'nin tükürüğün kazınmasıyla İlgili hadisi Sahih'te geçmektedir. Bunu Ahmed bin Han­bel ve Bezzar benzer bir metinle rivayet etmişlerdir." Heysemi bir fazlalığa da yer vermiştir.

[19] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/24-29

[20] Mecme'u'z-Zevaid (2/163-164) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Ev-sat'ta rivayet etmiştir. Ravileri sikadırlar. Ebu Ya'la bunun bir parçasını rivayet etmiştir. (71130) Bunun Taberani'nin şeyhinin (yani Taberani'nin kendinden hadisi aldığı kişinin) dışında kalan ravileri Sahih'te isimleri geçen ravilerdir. Söz konusu kişi ise sikadır."

[21] Muvatta (1/108) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 7-Cuma gününde bulunan vakit hakkında ge­len rivayetler babı. Ebu Davud (1/274-275) Kitabu's-Salat, 206-Cuma ile ilgili hablann hsımlandırılması babı. Tirmizi (2(362) Kitabu's-Salat, 354- Cuma günü duaların kabul edileceğinin umulduğu vakit hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (3/114-115) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 45-Cuma günü duanın kabul edileceği vaktin bil­dirilmesi babı. Bu hadis sahihtir.

[22] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/29-33

[23] Fethu'r-Rabbani (6118)

[24] Müslim (21586) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 6-Bu ümmetin cuma gününe hidayet edilmesi /fabı. Nesai (3/87) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 1-Cumanın vacib (farz) kılınması babı.

[25] İbni Huzeyme (31115) 7-Cuma gününün faziletinin bildirilmesi babı. İsnadı sa­hihtir.

[26] Ahmed bin Hanbel (3/430) Bu rivayetin isnadında Abdullah bin Ukeyl vardır ki, Ahmed bin Hanbel ve daha başkaları onun rivayetlerini delil olarak değerlen­dirmişlerdir. Geriye kalan ravileri sika, tanınmış kimselerdirler.

 

[27] İbni Hibban (4/191) Cuma namazı babı, Kişinin cuma günü kullandığı şeylerin bildirilmesi babı. Ebu Ya'la (2/312) Mecme'u'z-Zevaid (21169) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la ve İbni Hibban rivayet etmiştir ve ravileri sika­dırlar." Heysemi de şöyle söylemiştir: "Bu hadisin metninden kişinin cuma günü kazandığı ameller arasından: "Bir hastayı ziyaret ederse" ifadesi düşmüştür." Bu hadis sahihtir.

[28] Müslim (21801) 13-Kitabu's-Sıyam, 24-Yalmz cuma günü oruç tutulmasının mek-ruhluğu babı. İbni Huzeyme (3/315) Günlerin Bildirilmesi ve Resulullah (a.s)'ın Yerine Göre Bazı Şeyleri Yasak Edebileceğinin Delili Bablan, 201 -Yalnız cuma günü oruç tutma yasağım açıklayan haberin bildirilmesi.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/33-37

[29] Ebu Davud (1/291) Kitabu's-Salat, 234-İmam hutbe okurken konuşma babı, İbni

Huzeyme (3/157) 76-Cuma gününe gelenlerin sınıfları babı. İsnadı kasendir.

[30] Enam Suresi: 160

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/37-39

[31] Ahmed bin Hanbel (2/332) Mecme'u'z-Zevaid (2/192) Heysemi şöyle söylemiş­tir: "Bunu Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. İsnadı hasendir." "Allah kalbini mühürledi": Yani cumayı terketmesinden dolayı o kimsenin kalbi kapatılmış ve mühürlenmiştir. Dolayısıyla Yüce Allah onun hidayetini di­lemedikçe artık onun kalbine hayırdan bir şey girmez.

[32] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (1/170) Mecme'u'z-Zevaid (2/193) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir. Ravileri ara­sında Cabir et-Ca'fi vardır ki, bu kişi çoğunluğa göre zayıf biridir."

[33] Mecme'u'z-Zevaid (2/193) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir.."

[34] Muvatta (1/11) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 9-Cuma namazında okuma (kıraat) ve çöme-lerek oturma ve cumayı özürsüz olarak terkedenin durumuyla ilgili bab. Bu hadis şahitlerinin bulunması itibariyle hasendir.

[35] Ebu Davud (1/277) Kitabu's-Salat, 209-Cumanın terki konusunda sert tehdidler

olduğu babı. Tirmizi (2/373) Ebvabu's-Salat, 359-Özürsüz olarak cumayı terket-

me hakkında gelen rivayetler babt. Tirmizi bu hadisin kasen olduğunu söylemiştir,

Nesai (3/88) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cumadan geri kalma hakkında sert tehditler

. olduğu babı. Bu hadis şahitlerinin bulunması itibariyle sahihtir.

[36] Ebu Ya'la (41140} Ebu Ya'la bu hadisin isnadının çok zayıf olduğunu söylemiştir.

(Bu hadisin ravilerinden olan) Sufyan bin Yeki' hadis rivayetinde çok gevsek davranan biriydi. Fadl bin İsa Rakkası de hadisi kabul edilmeyen biridir. Mecme'u'z Zevaid (2/193) Heysemİ şöyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la rivayet etmiştir ve ravileri güvenilir kimselerdirler."

[37] Müslim (2/591) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 12-Cumanın terki konusunda sert tehdidler olduğu babı. Nesai (3188) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cumadan geri kalma hakkında sert tehdidler olduğu babı. Bu hadisi Nesai ayrıca Abdullah bin Abbas (r.a) ve Ebu Hureyre (r.a)'den de rivayet etmiştir.

[38] Mecme'u'z-Zevaid (2/193-194) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'-cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir, isnadı hasendir."

[39] İbni Huzeyme (3/174) 109-Kırk adamdan az bir cemaatle cuma namazı kılmanın caiz olduğunun delili babı. Bu hadisin bir benzeri Buharı ve Müslim'de geç­mektedir. Buhari'deki yeri şöyledir: Buhari (2/422) U-Kitabu'l-Cumu'a, 38-İn-sanların cuma namazında imamdan hoşlanmamaları durumunda İmamın namazı da diğerlerinin namazları da geçerlidir; Müslim (21590) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 11-Yüce Allah'ın: "Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen oraya yönelip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar" sözüyle ilgili bab.

[40] Cuma Suresi: 11

[41] Müslim (1/452) 5-Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 42-Cemaatle namaz kıl­manın fazileti ve bundan geri kalma konusunda sert tehdidler olduğunun bildiril­mesi babı.

[42] Cuma Suresi: 9

[43] Muvatta (11106-107) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 5-Cuma günü gayret hakkında gelen ri­vayetler babı. Bu hadisin İbni Şihab'a kadar olan senedi sahihtir. (İbni Şihab da sika bir ravidir. Dolayısıyla senedinin İbhu Şihab'dan sonrasında da bir tereddüt yoktur -Çeviren)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/41-47

[44] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/47

[45] bni Huzeyme (11162) Bes vakit namazın büyük günâhlara değil de sadece küçük günâhlara keffaret olduğunun delilinin bildirilmesi babı. Bu hadis sahihtir.

[46] Afecme'u'z-Zevaid (2/39) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel

rivayet etmiştir, isnadı basendir." 1718-Mecme'u'z-Zevaid (2/191) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu taberani, Mu'ce-mu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar." 1719-Buhari (2/366) 11-Kitabu'UCumu'a, 4-Cumanın fazileti babı. Müslim (2/582)

7-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cuma günü koku sürünmek ve misvaklanmak babı.

[47] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/47-48

[48] Buharı (6/304) 59-Kitabu Bed'i'l-Halk, 6-Meleklerle ilgili bilgiler babı.

[49] Buhari (2/407) Îî-Kitabu'l-Cumu'a, 31-Hutbenin dinlenmesi babı.

[50] Müslim (21587) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 7-Cuma günü öğlenin erken vakitlerinde (na­maza) gidilmesinin fazileti babı.

[51] Muvatta (11101) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 1-Cuma günü yıkamlması (gusledilmesi) babı.

[52] Tirmizi (2/372) Ebvabu's-Salat, 358-Cumaya erkenden gidilmesi hakkında gelen ri­vayetler babı. Tirmizi şöyle söylemiştir: "Ebu Hureyre (r.a)'nin hadisi hasen sahih­tir."

[53] Ebu Davud (1/96) Kitabu't-Tahare, 129-Cuma günü gusledilmesi babı.

[54] Nesai (3199) 14Kitabu'l-Cumu'a, 14-Cumanın vakti.

[55] Nesai (21116) 10-Kitabu'l-İmame, 59-Namaza erkenden gidilmesi.

[56] Nesai (3/98) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 13-Cumaya erkenden gidilmesi.

[57] Nesai (3/98-99) Aynı yer.

[58] İbni Huzeyme (3IÎ70) 102-Cumaya erkenden gidilmesinin müstehoblığı babı. Bu hadis sahihtir.

Kurban sevabt: Burada cumaya erken vakitlerde gidenlerin, sırasıyla alacakları sevaplara işaret edilmektedir. Tavuk ve yumurtanın kurban edilmesinden söz edilme­si hususuna gelince: İlim adamlarının ortak görüşleriyle bunlar kurban olmaz. An­cak daha önce kurban olarak sözü edilen varlıklara benzetme açısından bunlar hakkında da aynı ifade kullanılmıştır. Burada kurban ifadesi mecazi anlamda kul­lanılmış olmaktadır. Yoksa kurban ancak deveden, sığırdan ve koyundan olur. Bu ko­nuda bir görüş ayrılığı yoktur.

[59] İbni Mace (1/348) 5-Kitabu İkameti's-Sala ve's-Sunneti fiha, 82-Cumaya öğlenin erken vakitlerinde gitmek hakkında gelen rivayetler babı. Münziri, Terğib'de şöy­le söylemiştir: "Bunu İbni Mace ve İbni Ebi Asım rivayet etmiştir, isnadı hasen-dir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/48-51

[60] Müslim (2/588) 7-Kitabu'l-Cumu'a 8-Hutbeyi dinlemenin ve hutbe esnasında ses­siz durmanın fazileti babı.

[61] Müslim (2/587) Aynı yer.

[62] Ebu Davud (1194-95) Kitabu't-Tahare, 129-Cuma günü gusletme babı.

Lağv: Konuşma. "Kim çakıllarla oynarsa lağv yapmış olur" sözüne gelince: Bunun lağv olarak değerlendirilmesi kişinin bunlarla oynaması sebebiyle hutbeyi dinlemek­ten altkonacağı dolay ısıyladır. Tıpkı konuşmanın insanı alıkoyması gibi bu gibi şey­lerle oynanması da insanı alıkoyar.

[63] ibni Huzeyme (31152) 66-Hutbe için sessiz durmanın ve hutbeyi dinlemenin fazi­leti babı. İsnadı sahihtir.

[64] Mecme'u'z-Zevaid (2/179) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'ce-

mu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar." 1725-Buhari (2/370) U-Kitabu'l-Cumu'a, 6-Cuma için yağ sürünme babı.

[65] Nesai (31104) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 23-Cuma günü (yani cuma vaktinde) sessiz dur­manın ve boş şeylerden (lağvdan) uzak durmanın fazileti.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/51-54

[66] Şerhu's-Sunne (4/368)

[67] Nesai (3197) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 12-Cumaya yürümenin fazileti; Tirmizi (21368) Ebvabu's-Salat, 356-Cuma günü gusletme hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadis sa­hihtir.

Tirmizi: "Bu hadis hasendir" demiştir. Münziri de, et-Terğib ve't-Terhib'de şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Mace ve Sa-hih'lerinde İbni Huzeyme ile İbnİ Hibban rivayet etmişlerdir. Yine Hakim de rivayet etmiştir ve sahih olduğunu söylemiştir. Bunu aynı zamanda Taberani, el-Evsat'ta Ab­dullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet edilen hadis olarak nakletmiştir." "Kim cuma günü yıkar ve yıkanır...": "Yıkar" yani hanımıyla cinsel ilişkide bulunur ve böylece onu gusletmek durumunda bırakır. Böyle yapması kişinin cumaya giderken gözünü haramdan sakındırması açısından daha güzel olur. "Yıkanır" yani cinsel ilişkide bulunduktan sonra kendisi de gusleder. Şöyle de denmiştir: "Yıkar" yani cinsel ilişkiden sonra gusleder. "Yıkanır" yani özellikle cuma için yıkanır. Buna göre iki ayrı yıkanmaya işaret için ifade tekrar edilmiştir. Bir başka açıklamaya göre de: "Yıkar" sözü ile temizliği tam ve eksiksiz yapması, "yıkanır" sözü ile de abdest-ten sonra cuma için gusletmesi anlamı kastedilmiştir. Hadisin bazı rivayetlerinde: "Gassele" kelimesinin yerine bunun muhaffefi olan "gasele" kelimesi geçmektedir ki, bu kelime kişinin hanımıyla cinsel ilişkide bulunması anlamına kullanılmaktadır.

[68] Ebu Davud (1195) Kitabu't-Tahare, 129-Cuma günü yıkanmakla ilgili bab. Nesai (3195-96) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 10-Cuma günü yıkanmanın fazileti.

[69] Muvatta (11110) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 8-Cuma günü duruş, insanların üstlerine ba­sarak ilerlemek ve imama doğru dönmekle ilgili bab. İsnadı sahihtir.

[70] ecme'u'z-Zevaid (2/174) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'ce-mu'l-Kebir'de rivayet etmiştir. İsnadı hasendir."

[71] Ravdu'd-Dani (1/223) Müellif şöyle söylemiştir: "Bunu Malik'ten Yezid bin Said ve Ma'n bin İsa dışında rivayet eden olmamıştır." Mecme'u'z-Zevaid (21172-173) Heysemİ şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Evsat ve Sağir'de rivayet etmiştir. Ravileri sikadırlar." Heysemi yine şöyle söylemiştir-."Ravileri arasında İbrahim bin Hirase bulunmaktadır ki, bu kişi metruk (hadisleri kabul edilmeyen) biridir."

[72] Ebu Davud (1/95) Kitabu't-Tahare, 129-Cuma günü yıkanmakla ilgili bab. İsnadı hasendir.

[73] Ahmed bin Hernbel (51420)

[74] Ahmed bin Hanbel (51420-421) Mecme'u'z-Zevaid (21171) Heysemi söyle söyle­miştir: "Bunun tamamını Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir. Ravileri sikadırlar."

[75] Buhari (21357) ll-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cuma günü gusletmenin fazileti babı. An­cak bu rivayet Buhari'nin kitabında "gün" kelimesi ilavesiyle geçmektedir. Yani orada:" Cuma günü gusletmek" diye geçmektedir. Bu ise burada geçen şeklinden farklıdır. Müslim (21580) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 1-Cuma günü gusletmenin erkek­lerden buluğ çağına ermiş olan herkese vacib olduğu ve bununla kendilerine neyin emredildiğinin bildirilmesi babı.

[76] Müslim (2/580) Aynı yer.

[77] l)Buhari (21364) ll-Kitabu'l-Cumu'a, 3-Cuma günü koku sürünme babı.

[78] Müslim (21581) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cuma günü koku sürünme ve misvaklarıma babı.

[79] Müslim (21581) Aynı yer.

[80] Muvatta (1165-66) 2-Kitabu't-Tahare, 32-Misvaklarima hakkında gelen rivayetler babı. İsnadı hasendir.

[81] Buhari (2/382) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 12-Kadınlardan, çocuklardan ve diğerlerinden cumaya gitmeyenlerin gusletmelerinin gerekip gerekmediği babı. Müslim (2/579) 7-Kitabu'l-Cumu'a 2. hadis; Tirmizi (21364) Ebvabu's-Salat, 355-Cuma günü gus­letmek hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi söyle söylemiştir: "Abdullah bin Ömer (r.a)'in hadisi hasen, sahih bir hadistir." Nesai (3193) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 7-Cuma günü gusletmekle emrolunması babı. İbni Mace (î/246) 5-Kitabu İkameti's-Sala ve's-Sunnetifiha, 80-Cuma günü gusletmek hakkında gelen rivayetler babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/54-60

[82] Ebu Davud (1197) Kitabu't-Tahare, 130-Cuma günü guslü terketmeye ruhsat ol­duğu babı. İsnadı basendir.

[83] Buhari (2/385) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 15-Cumaya nerelerden gelineceği ve kimlere cumanın farz olduğu babı. Müslim (2/581) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 1-Erkeklerden bu­luğ çağına ermi§ herkese cuma günü gusletmenin vacib olduğu babı

[84] Buhari (2/386) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 16-Cumanın vaktinin güneşin zevalinden sonra olduğu babı.

[85] Müslim (2/581) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 1-Erkeklerden buluğ çağına ermiş herkese cuma günü gusletmenin vacib olduğu babı.

[86] Ahmed bin Hanbel (5/16) Mecme'u'z-Zevaid (21175) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Evsat'ta rivayet etmiştir ve ravileri arasında Ebu Harra Rakkaşi bulunmaktadır ki onu Ebu Davud sika görmüş, İbni Muin ise zayıf görmüştür." Ebu Davud (1197) Kitabu't-Tahare, 130-Cuma günü guslü terketmeye ruhsat ol­duğu babı. Tirmizi (21369) Ebvabu'sSalat, 357-Cuma günü abdest almak hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi şöyle söylemiştir: "Semure'nin hadisi hasen hadis­tir." Nesai (3194) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 9-Cuma günü gusletmeyi terketmeye ruh­sat olduğu babı. İbni Huzeyme (31128) 27-Cuma günü gusletmenin farz değil bir fazilet olduğunun delilinin bildirilmesi babı. Bu hadis basendir.

[87] İbni Huzeyme (31126) 25-Kadınların cumaya gitmeleri durumunda gusletmekle emrolunmaları babı. Bu hadis sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/60-64

[88] Mecme'u'z-Zevaid (21175) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Evsat'ta rivayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[89] Keşfu'l-Estar (1/301) Cuma günü gusletmenin sünnetten olduğu babı. Mecme'u'z-Zevaid (2/173) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir ve ravi­leri sikadırlar."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/64-65

[90] Muvatta (1/110) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 8-Cuma günü duruş, insanların üstlerine ba­sarak ilerlemek ve imama doğru dönmekle ilgili bab; Ebu Davud (1/282-283) Ki-tabu's-Salat, 218-Cuma günü giyinme babı. İbni Mace (î/348) 5-Kitabu İkameti's-Sala ve's-Sunneti fiha 83-Cuma günü süslenme hakkında gelen rivayetler babı. İsnadı sahihtir.

[91] Ebu Davud (î/282-283) Kitabu's-Salat, 218-Cuma günü giyinme babı. İsnadı sahih­tir

[92] bu Davud (1/282-283) Aynı yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/65-66

[93] Nesai (3/112) 14-Kitabu'î-Cumu'a, 41-Cuma namazından bir rek'ata yetişenin du­rumuyla ilgili bab. İsnadı sahihtir

[94] Ebu Davud (11292) Kitabu's-Salat, 238-İmamın hutbe okuduğu sırada uyuksayan bir kimseyle ilgili bab. Tirmizi (21404) Ebvabu's-Salat, 379-Cuma günü uyuksa­yan bir kimsenin oturduğu yerini değiştirmesi gerektiği hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi şöyle söylemiştir: " Bu hadis hasen, sahihtir." Hadis de onun söyle­diği gibidir.

[95] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/66

[96] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/67

[97] Muvatta (1/179) 10-Kitabu'l-lydeyn, 2-İki bayramda hutbeden önce namaz kıl­manın emredildiği babı. 1) Feyzu'l-Kadir (1/449)

 

[98] Tehzib.

[99] Tehzib.

[100] Telhisu'l-Habir (1146)

[101] İ'la'u's-Sunne (8/74-75)

[102] İbniMacesh.203

[103] Neylu'l-Evtar (J/164)

[104] Buluğu'l-Meram (1/183)

[105] Telhisu'l-Habir (11146)

[106] Zehebi, Telhis (11288)

[107] Zehebi, el-Mizan; İbni Hacer, et-Takrib.

[108] İ'ia (8177)

[109] Kenzu'l-Ummal (4/337)

[110] Mustedrek (1/296)

[111] Nesai (1/236)

[112] Ebu Davud (11417)

[113] Zeyla’i (11326)

[114] Neylu'l-Evtar (31164)

 

[115] Muğni (21212-213)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/67-74

[116] Tehanevi (1/164)

[117] ei-Umm, (1/212)

[118] Ayni, Hidaye (3/1019)

[119] Bkz. İ'la'u's-Sunne (8/74-80)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/74-75

[120] Ebu Davud (1/278) Kitabu's-Salat, 212-Yağmuriu bir günde cuma kılınması babı

[121] Nesaı (21111) 10-Kitabu'l-Imame, 51-Cemaati terketmedeki mazeret babı. Bu rivayet Nesai'nin kitabında da geçmektedir.

[122] Ebu Davud (11278) Aynı yer. Bu hadis sahihtir.

[123] Buharİ (21157) 10-Kitabu'l-Ezan, 41-İmamın gelenlerle (hemen) namaz kılıp kıl­mayacağı ve cuma günü yağmurda hutbe okuyup okumayacağı babı. Müslim (11485) 6-Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha 3-Yağmurda binekler üzerinde na­maz kılınması babı.

[124] Ebu Davud (1/280) Kİtabu's-Salat, 214-Kölenİn ve kadının cuma kılması babı. Bunu Tarık bin Şihab, Resulullah (a, s.)'tan rivayet etmiş ve: "Yahut hasta" ifade­sini ilave etmiştir. Tarık bin Şihab, Resulullah (a. s.)'ı görmüştü ancak O'ndan bir Şey duymamıştı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/76-78

[125] Tirmizi (2/405) Ebvabu's-Salat, 380-Cuma günü yolculuk hakkında gelen rivayet­ler babı. Bu hadis zayıftır. Bunun buradaki rivayetinden başka bir rivayetim bil­miyoruz. Bunu Ahmed bin Hanbel (l/256)'da muhtasar olarak rivayet etmiştir. Beyhaki de (3/187)'de rivayet etmiştir. Onlara göre bunun ravileri arasında Haccac

[126] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/78-80

[127] Şafii, Müsned (1154)

[128] Neylu'l-Evtar (31276)

[129] Neylu'l-Evtar (3/277-278)

[130] Ebu Davud (11278) Kitabu's-Salat, 211-Cumanın kime farz olduğu babı. Darekut-ni'nin Sünen'i (216) Ezam duyanın cuma kılması gerektiği babı.

 

[131] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/80-82

[132] İ'la (8/46)

[133] Buhari (2/386) 11-Kİtabu'l-Cumu'a, 16-Cumanın vaktinin güneşin zevalinden son­ra olduğu babı. Ebu Davud (1/284) Kitabu's-Salat, 223-Cumanın vaktiyle ilgili bab. Tirmizi (21377) Kitabu's-Salat, 361-Cumamn vakti hakkında gelen rivayetler babı.

[134] Fethu'l-Bari (21322)

[135] Buhari (2/388) lî-Kitabu'l-Cumu'a, 17-Cuma günü sıcağın şiddetlenmesi babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/83-84

[136] İbni Münir (2/324)

[137] İ'la (8/48)

[138] İ'la (8/48)

[139] Buhari (2/328) lî-Kiîabu'l-Cumu'a, 41-Cumadan sonra kaylule uykusuna yatıl­ması babı. Müslim (2/588) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 9-Cuma namazının güneşin zeva­linden sonra olduğu babı.

[140] Buharı (2/427) UrKitabu'l-Cumu'a, 40-Yüce Allah'ın: "Namaz kılındığında artık yeryüzüne dağdın, Allah'ın lütfundan (nztk) isteyin" sözüyle ilgili bab.

[141] Müslim (2/588) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 9-Cuma namazının güneşin zevalinden sonra olduğu babı.

[142] İ'la (8/47)

[143] İbni Münir (2/356)

[144] Buhari (7/449) 64-Kiiabu'l-Meğazi, 35-Hudeybiye savağı babı. Müslim (21589) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 9-Cuma namazının güneşin zevalinden sonra olduğu babı.

[145] Buhari (7/449) Aynı yer.

[146] Müslim (2/589) Aynı yer.

[147] Muvatta (119) 1-Kitabu Vukuti's-Sala, 2-Cuma namazının vaktiyle ilgili bab. is­nadı sahihtir.

[148] Şerhu'sSunne (4/239)

[149] Müslim (2/588) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 9-Cuma namazının güne§in zevalinden sonra olduğu babı.

[150] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/84-88

[151] İ’la (8/45)

[152] Nevevi (1/283)

[153] Neylu'l-Evtar (3/138)

[154] Neylu'l-Evtar (3/137)

[155] Müslim (11283)

[156] İmam Nevevi (1/283 I

[157] İ'la'üs Sünen (8145-49)

[158] lbni Huzeyme (3/169) 102-Cumaya erkenden gitmenin müstehablığı babı. İsnadı sahihtir.

[159] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/88-91

[160] Buhari (2/397) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 25-Hutbe esnasında ezan okunması babı.

[161] Buhari (21395) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 22-Cuma günü bir müezzin bulunması babı.

[162] Buhari (2/393) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 21-Cuma günü ezan babı. Ebu Davud (1/285) Kitabu's-Salat, 224-Cuma günü ezan babı. Tirmizi (2/392) Ebvabu's-Salat, 372-Cuma ezanı hakkında gelen rivayetler babı. Tirmizi bu hadisin hasen sahih olduğunu söylemiştir. Nesai (3/100-101) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 15-Cuma için ezan babı.

[163] Ebu Davud (1/285) Kitabu's-Salat, 224-Cuma günü ezan babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/91-92

[164] Hafız İbni Hacer, el-Feth (21394)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/92

[165] Ebu Davud (1/287) Kitabu's-Salat, 228-Biryaya dayanarak hutbe verme babı. Hafız İbni Hacer, Telhıs'te şöyle söylemiştir: "İsnadı basendir. Kavileri arasında Şihab bin Hiras bulunmaktadır ki, onun hakkında görüş ayrılığına düşülmüştür. Çoğun­luk onu sika görmüştür. İbni Seken ve İbni Huzeyme bu rivayeti sahih görmüşler­dir."

[166] Müslim, aynı yer.

[167] Müslim (2/592) 7-Kitabu'l-Cumu'a, I3-Namazın ve hutbenin hafif tutulması

babı.

[168] Ahmed bin Hanbel (41272) Mecme'u'z-Zevaid (21187) Heysemİ söyle söyle­miştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir ve ravileri, Sahİh'te isimleri geçen ramilerdir"

[169] İbni Huzeyme (31150) Cuma hutbesi ve ezanı ile ilgili bablar bölümü, 62-Hutbe esnasında imama selâm vermeye ruhsat olduğu babı. İsnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/93-97

[170] Ebu Davud (4/294) Kitabu'l-Ezan, Hutbede "Bundan sonra (emmâ ba'du)" denmesi babı. İsnadı sahihtir.

[171] Ebu Davud (1/287) Kitabu's-Saht, 228-Yaya dayanarak hutbe verilmesi babı.

[172] Ebu Davud, aynı yer. Bu hadisin kuvvetlenmesini sağlayan başka tankları da bulun­maktadır. Bunlar dolayısıyla hasendir. Nevevi, Müslim Şerhi (6/160)'nde bunun is­nadının sahih olduğunu söylemiştir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/97-98

[173] Neylu'l-Evtar (3/326)

[174] Müslim (2/594) 7-K.itabu'l-Cumu'a, 13-Namazı ve hutbeyi hafif tutma babı.

[175] Ebu Davud (11288) Kitabu's-Salat, 228-Yaya dayanarak hutbe verilmesi babı.

[176] Nesai (6/90) 26-Kitabu'n-Nikâh, 40-Hutbede hoş karşılanmayan (veya hoş görülme­yen hutbe).

[177] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/98-100

[178] "Sen ne fena bir hatipsin!": Sözü edilen konuşmacı konuşmasında gecen: "Kim de onlara karşı gelirse azmıştır" sözünde Allah ve Resulullah (a.s.)'ı bir zamirde topladığı ("onlar" diyerek ikisine tek bir zamirle işaret ettiği) için Resulullah (a.s.) ona böyle söylemiş ve bunun yerine: "Allah'a ve Resulullah (a.s.)'a" demesini iste­miştir. Görünüşten çıkan anlama göre sıralamada Allah'ın adının önce, Resulullah (a.s.)'ın adının ise sonra anılması gerekmektedir. Yukarıdaki rivayette "ve" ifadesinin sıralama (tertib) anlamı taşıdığına delalet vardır. Çünkü eğer böyle olmasaydı o za­man Resulullah (a.s.) sözü edilen adama daha önce kendisini nehyettiği şeyi emretmiş olurdu.

[179] İmam Nevevi (61159)

[180] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/100-101

[181] İbni Huzeyme (3/140) 45-Resulullah (a.s.)'tn minber üzerine durması dolayısıyla daha önce dayanmakta olduğu hurma kütüğünün inlemesinin sebebinin bildirilme­si babı. İsnadı hasendir.

[182] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/101-102

[183] Müslim (21589). 7-Kitabu'l-Cumu'a, 10-Namazdan sonra iki hutbenin olduğu babı.

[184] Müslim, aynı yer.

[185] Şevkani (31330)

[186] Ahmed bin Hanbel (11256-257) Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (111390)

[187] Kesfu'l-Estar (11307) Ebvabu'l-Cumu'a, İki hutbe arasında oturulması babı. Mec-me'u'z-Zevaid (21187) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel, Ebu Ya'la ve Mu'cemu'l-Kebir ve Evsat'ta Taberani rivayet etmiştir. Taberani'nin ravİleri sikadırlar."

[188] Ebu Davud (11286) Kitabu's-Salat, 226-Minbere çıktıktan sonra oturulması babı.

[189] Müslim (21591) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 11-Yüce Allah'ın: "Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen oraya yönelip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar" sözüyle ilgili bab.

[190] Cuma suresi: 11

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/102-105

[191] Müslim (2/591) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 12-Cumayı terketme konusunda sert tehdit­ler bulunduğu babı. Tirmizi (2/381) Ebvabu's-Salat ,11-Hutbenin kısa tutulması hakkında gelen rivayetler babı.

[192] Ebu Davud (11288) Kitabu's-Salat, 228-Yaya dayanarak hutbe verilmesi babı.

[193] Ebu Davud (1/289) Kitabu's-Salat, 230-Hutbenin kısa tutulması babı.

[194] Nesai (3/110) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 35-İkinci hutbede Kur'an-t Kerim okunması ve öğütte bulunulması babı.

[195] Müslim (21594) 7-Kitabu'l~Cumu'a, 13-Namazın ve hutbenin kısa tutulması babı

[196] Ebu Davud (1/289) Kitabu's-Salat, 230-Hutbenin kısa tutulması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/105-106

[197] Ebu Davud (4/261) Kitabu'l-Edeb, 22-Hutbeyle ilgili bab. Tirmizi (3/415) 9-Kitabu'n-Nikâh, 18-Gerek bekâr kıza ve gerekse dul kadına (evleneceği erkek konu­sunda) danışılması hakkında gelen rivayetler babı.

 

[198] Ebu Davud (41265) Kitabu'l-Edeb, 21-Konusurken sakin olma babı. 1778-Müslim (2/595) Kitabu'l-Cumu'a, 13-Namazt ve hutbeyi hafif tutma babı. Ebu Davud (1/289) Kitabu's-Salat, 229-Minberde elleri kaldırma babı. Ancak Ebu Da­vud söyle söylemiştir: "Buna ek olarak verilen ifade şöyledir: Orta parmağının ya­nındaki sehadet parmağım." Tirmizi (2/391-392) Ebvabu's-Salat, 18-Minberde el­leri kaldırmanın mekruhluğu hakkında gelen rivayetler babı. Nesai (3(108) 14-Kitabu'l-Cumua, 29-Hutbede işaret babı.

[199] Bunu Ahmed bin Hanbel, Müsned'de rivayet etmiştir. İbni Mace (11610) 9-Kitabu'n-Nikâh, 19-Nikâh hutbesi babı. Tertibu'l-İhsan (1/102) Yüce Allah'a hamd ile söze başlanması hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadisin ravileri arasında Abdurrahman bin Huviel bulunmaktadır ki, bu kişi saduktur (sikadan sonra gelen derece) ama Hafiz'ın Takrib'de söylediğine göre rivayetleri arasında münker (kabul edilmeyen) hadisler bulunmaktadır. İbni Salah, Nevevi, Iraki ve Hafit İbni Hacer bu hadisi hasen görmüşlerdir. Diğerleri ise zayıf görmüşlerdir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/106-107

[200] Ibni Huzeyme (31146) 54-Evlerin ve barınakların yanında yağmurun çokluğunun bu evlere zarar vereceğinden korkulması durumunda yağmurun kesilmesi için dua edilmesi babı. Bu hadis hasendir.

"Sözün öylesi vardır ki (insanı) büyüler": Yani sözün öylesi vardır ki, gerçek olmasa bile dinleyenlerin gönüllerine kendini kabul ettirir. Bu ifade hakkında söyle de denmiştir: Sözün öylesi vardır ki, onunla büyücülerin büyüden kazandıkları günah kadar günah kazanılır.

[201] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/107-109

[202] Nevevi (6/162) Bkz. Şerhu's-Sunne (4/257) Neylu'l-Evtar (3/333)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/109

[203] Tirmizi (2/383) Ebvabu's-Salat, 13-Hutbe verdiği sırada imama doğru dönmek hakkında gelen rivayetler babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/109-110

[204] Ahmed bin Hanbel (5/10) Ebu Davud (1/289-290) Kitabu's-Salat, 231-Vaaz (hut­be) esnasında imama yaklaşılması babı. Hakim (1/289) Zikirde (öğüt verilmesi es­nasında) bulunmak ve imama yakın durmakla emir. Müellif bunun sahih olduğunu söylemiş, Zehebi de onun açıklamasına muvafakat etmiştir,

[205] Ahmed bin Hanbel (5/11) Bu hadis hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/110

[206] Ahmed bin Hanbel (1/73) Mecme'u'z-Zevaid (21186-187) Heysemi söyle söyle­miştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ramilerdir."

[207] Muvatta (11103) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cuma günü sessiz durma hakkında gelen ri­vayetler babı. İsnadı sahihtir

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/111-112

[208] Neylu'l-Evtar (3/339)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/112

[209] -Muvatta (1/104) 5-Kitabu'l-Cumu'a, 2-Cuma günü sessiz durma hakkında gelen ri­vayetler babı. İsnadı sahihtir.

[210] Muvatta (1/104) Aynı yer. İsnadı sahihtir.

[211] Buhari (21414) 11 -Kitabu'l-Cumu'a, 26-Cuma günü imamın hutbe verdiği esnada sessiz durma babı. Müslim (2/583) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 3-Cuma günü hutbe es­nasında sessiz durmakla ilgili bab. Ebu Davud (J/290) Kitabu's-Salat, 224-İmamın hutbe vermekte olduğu sırada konuşmakla ilgili bab. Tirmizi (2/287) Ebvabu's-Salat, 15-İmamın hutbe vermekte olduğu sırada konuşmanın mekruhluğu hakkında gelen rivayetler babı. Şu ifade geçmektedir: "Cuma günü imamın hutbe vermekte olduğu sırada kim "sus" derse lağvetmiş (hutbesini bozmuş) olur." Nesaî (3(188) 19-Kitabu Salati'l-lydeyn, 29-Hutbe için sessiz durulması babı. İbni Mace (11352) Kitabu İkameti's-Salati ve's-Sunneti fiha, 86-Hutbeyi dinlemek ve onun için sus­mak hakkında gelen rivayetler babı.

[212] Ebu Ya'la (3/335) Mecme'u'z-Zevaid (2/185) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Ebu Ya'la ve bir benzerini Taberani, Evsafta rivayet etmiştir. Taberani bunu Mu-'cemu'l-Kebir'de de muhtasar olarak rivayet etmiştir. Ebu Ya'la'nın ravileri si­kadırlar."

[213] Ahmed bin Hanbel (51143) Mecme'u'z-Zevaid (2/184-185) Heysemi söyle söyle­miştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir ve Ahmed bin Hanbel'in ravileri sikadırlar.

[214] Fethu'r-Rabbani (6/100)

[215] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (9/357) Mecme'u'z-Zevaid (2/186) Heysemi şöyle söy­lemiştir: "Bunu Taberani Mu'cemu'l-Kebir rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[216] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (91357) Mecme'u'z-Zevaid (2/186) Heysemi şöyle söy­lemiştir: "Bunu Taberani Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri sikadır­lar."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/112-116

[217] Ahmed bin Hanbel (3/389) Mecme'u'z-Zevaid (2/184) Heysemi şöyle söyle­miştir: "Bunu Ahmed bin Hanbel ve Mu'cemu'l-Kebir'de Taberani rivayet etmiştir ve ravileri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

[218] îbni Huzeyme (3/165) 93-Imam cuma hutbesi okuyor olsa da camiye girince iki rek'at nafile namaz kılmakla emredilmesi babı. İsnadı hasendir,

[219] Buhari (21407) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 32-İmamm hutbe verdiği sırada bir adamıfn camiye girdiğini) görmesi halinde ona namaz kılmasını emretmesi babı. Bu hadîs Buhari'de, burada olduğu gibi Ebu Said (r.a)'den değil Cabir bin Abdullah (r.a)'tan rivayet edilmiştir. Müslim (2/596) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 14-İmamın hutbe verdiği

sırada tahiyyatu'l-mescid namazının kılınması babı. Tirmizi (21385) Ebvabu's-Salat, 367-İmamtn hutbe verdiği sırada bir adamın camiye girmesi halinde iki rek'at namaz kılması hakkında gelen rivayetler babı. Bu hadisi Tirmizi sahih görmüştür ve onun verdiği metin şöyledir: "Cuma günü Resulullah (a.s.)'ın hutbe verdiği sırada bir adam bitkin bir halde geldi. Bunun üzerine (Resulullah a.s.) ona (iki rek'at namaz kılmasını) emretti, o da Resulullah (a.s.)'ın hutbe verdiği esnada iki rek'at namaz kıldı." Nesai (31103) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 21-imamın hutbe ver­diği sırada (camiye) gelen birinin bu sırada namaz kılması babı. Ibni Mace (11353) 5-Kİtabu İkametİ's-Salati ve's-Sunneti fiha, 87-İmamın hutbe verdiği sırada camiye giren bir kimse hakkında gelen rivayetler babı.

1794-Buhari (21412) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 33-İmamın hutbe verdiği sırada gelen birinin iki kısa rek'at kılacağı babı. Müslim (21596) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 14-İmamın hutbe verdiği sırada tahiyyatu'l-mescid namazının kılınması babı. Ebu Davud (1/291) Ki-tabu's-Satat, 236-Bir kinisenin imamın hutbe verdiği sırada (camiye) girmesi babı, Tirmizi (2/384) Ebvabu's-Salat, 367-İmamın hutbe verdiği sırada bir adamın ca­miye girmesi halinde iki rek'at namaz kılması hakkında gelen rivayetler babı. Ne­sai (3/103) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 21-İmamın hutbe verdiği sırada (camiye) gelen bi­rinin bu sırada namaz kılması babı. İbni Mace (1/353) 5-Kitabu İkameti's-Salati ve's-Sunneti fiha, 87-İmamın hutbe verdiği sırada camiye giren bir kimse hakkında gelen rivayetler babı.

[220] Ahmed bin Hanbel (3/389) Müslim (21597) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 14-İmamın hutbe verdiği sırada tahiyyatu'l-mescid namazının kılınması babı. Ebu Davud (1/291-292) Kitabu's-Salat, 236-Bir kimsenin imamın hutbe verdiği sırada (camiyiz) girmesi babı.

[221] Buhari (3149) 19-Kitabu't-Teheccüd, 25-Nafîle namazın iki§er ikişer (rek'at) kılın­ması hakklnda gelen rivayetler babı. Müslim (21596) 7'Kitabu'l-Cumu'a, 14-İmamın hutbe verdiği sırada tahiyyatu'l-mescid namazının kılınması babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/117-119

[222] A'raf suresi: 204

[223] Buhari (21414) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 36-Cuma günü imamın hutbe verdiği sırada sessiz durulması babı. Müslim (2/583) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 3-Cuma günü hutbe es­nasında sessiz durulması babı.

[224] Neylu'l-Evtar (31314-317)

[225] Muvatta (J/103) 5-Kitabu'l-Cumu'a, Cuma günü imamın hutbe verdiği sırada ses­siz durmak hakkında gelen rivayetler babı. isnadı sahihtir.

[226] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/119-121

[227] Müslim (21597) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 15-Hutbe esnasında öğretici konuşma yapma babı. Nesai (7/220) 48-Kitabu'z-Zine, 122-Sandalyeler üzerine oturulması. Ancak Nesai şöyle söylemiştir: "Ayakları demirden olan liften yapılma bir sandalye ge­tirildi."

[228] Neylu'l-Evtar (31338)

[229] Ebu Davud (1/292) Kitabu's-Salat, 239-İmamın minberden indikten sonra konuşmasf, babı. Nesai (3/110) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 36-Minberden indikten sonra ayakta durul­ması ve konuşulması.

[230] Nesai (3/110) Aynı yer. Bu hadis hasendir.

[231] Neylu'l-Evtar (3/338)

[232] İbni Huzeyme (3/151-152) 65-İmamın ortaya çıkan bir ihtiyaç dolayısıyla min­berden inmesi ve hutbeyi kesmesi babı. İsnadı hasendir.

[233] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/121-124

[234] el-İ'la (8/80)

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/124

[235] İbni Huzeyme (31156) 74-Cuma günü imamın hutbe verdiği sırada insanların üzer­lerine basarak ilerlemekten nehiy ve imamın hutbe esnasında bunu engellemesinin caiz olduğu babı. İsnadı sahihtir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/124

[236] Müslim (4/1715) 29-Kitabu's-Selâm, U-Bir kimseyi yerinden kaldırmanın ha-ramlığı babı.

[237] Buhari (2/393) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 20-Cuma günü kişinin kardeşini yerinden kaldırmayacağı babı. Müslim (411714) 29-Kitabu's-Selâm, 11-Bir kimseyi yerin­den kaldırmanın haramlığı babı.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/125

[238] Ebu Davud (1/290) 233-İmamın hutbe verdiği sırada çömelerek oturma babı. İs­nadı hasendir ve şahitleri vardır. Tirmizi (2/390) Ebvabu's-Salat ^70-İmamm hutbe verdiği sırada çömelerek oturmanın mekruhluğu hakkında gelen rivayetler babı. İsnadı hasendir ve şahitleri vardır. Hadisin metninde geçen (ve bizim "çömelerek oturmak" anlamını verdiğimiz) "ihtiba" kelimesi (dizleri dikerek iki eli kavuştu­rup oturmak) ve elbisenin bir parçasıyla sırtıyla dizlerini sıkı tutacak şekilde bağlamak anlamına gelir. Böyle yapılmasından nehyedilmiştir. Çünkü bu uykuya sebep olabileceği gibi abdesti tehlikeye sokar ve aynı zamanda hutbenin dinlenme­si esnasında gaflete yolaçar. Tirmİzi şöyle söylemiştir: "Bazı ilim adamları cuma günü imamın hutbe vermekte olduğu sırada belirtilen şekilde oturulmasını hoş karşılamamışlardır. Bazıları ise buna ruhsat vermişlerdir. Abdullah bin Ömer (r.a) ve daha başkaları bunlardandırlar (yani ruhsat verenlerdendirler.)" Ahmed bin Hanbel ve İshak da böyle söylemişlerdir. Onlar imamın hutbe verdiği sırada belirtilen şekilde oturulmasında bir sakınca görmemektedirler. Muaz bin Enes'in hadisi ise bunun mekruh olduğunu söyleyenlerin görüşlerini desteklemektedir.

"Resulullah (a-s) cuma günü imamın hutbe verdiği sırada çömelerek oturmaktan nehyetti."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/125-126

[239] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/126

[240] Ebu Davud (11283) Ebvabu's-Salat, 219-Cuma günü namazdan önce halka oluştu­rulması babı. İsnadı hasendir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/126

[241] Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/126

[242] Müslim (2/597-598) 7-Kitabu'l-Cuma, 16-Cuma namazında neyin okunacağı babı. Tirmizi (21396-397) Ebvabu's-Salat, 374-Cuma namazında okunacak (zammı sure­lerden rivayetler babı.

1806-hfüslim (21595) 7-Kitabu'l-Cuma, 13-Namazı ve hutbeyi hafif tutma babı.

[243] Müslim (21595) Aynı yer.

[244] Zuhruf Suresi: 77

[245] Buhari (6/312) 59-Kitabu Bed'i'l-Halk, 7-Biriniz "âmin" dediğinde gökteki melek­ler de "âmin" derler ve bunlar birbirine denk gelirse onun daha önce işlemiş olduğu günâhları bağışlanır. Yine: (6/320) 59-Kitabu Bed'İ'l-Halk, 10-Cehenne-min özelliği ve hâlen yaratılmış olduğu babı'nda da rivayet edilmiştir. Bunun yanısıra: (81568) 65-Kitabu't-Tefsir, 1-Yüce Allah'ın: ""Ey MaliklRabbin bizim hayatımıza son versin!" diye seslenirler. O da: "Doğrusu siz kalıcısınız" der." sözü ile ilgili bab'da da rivayet edilmiştir. Müslim (21594-595) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 13-Namazı ve hutbeyi hafif tutma babı. Ebu Davud (4135) Kitabu'l-Huruf ve'l-Kiraât. Tirmizi (2/382) Ebvabu's-Salat, 365-Minber üzerinde Kur'an-ı Kerim okunması hakkında gelen rivayetler babı.

[246] Ebu Davud (11293) Kitabu's-Salat, 241-Cumada neyin okunacağı babı. Nesai

(3/112) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 39-Cuma namazında "Sebbihi'sme Rabbike'l-A'la" nın (yani A'la suresinin) ve "Hel etâke hadisu'l-ğâşiye" nin (yani Gaşiye suresinin) okunması. İsnadı sahihtir.

[247] Müslim (2/598) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 16-Cuma namazında neyin okunacağı babı*. Nesai (31112) 14-Kitabu'l-Cumu'a, 39-Cuma namazında 'Sebbihi'sme Rabbike'l-A'la' nın (yani A'la suresinin) ve 'Hel etâke hadİsu'l-ğâşiye' nin (yani Gaşiye sure­sinin) okunması.

[248] Müslim (21598) Aynı yer.

[249] Mecme'u'z-Zevaid (2/190) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Abdullah bin Ah­med bin Hanbel ilavelerinde (yani Müsned'e yaptığı ilavelerde) rivayet etmiştir ve raviteri, Sahih'te isimleri geçen ravilerdir."

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/127-129

[250] Müslim (2/600) Aynı yer.

[251] Müslim (2/600) Aynı yer.

[252] Müslim (21600) Aynı yer.

[253] Müslim (21600) Aynt yer.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/131-132

[254] Mecme'u'z-Zevaid (2/195) Heysemi şöyle söylemiştir: "Bunu Taberani Evsafta ri­vayet etmiştir ve ravileri sikadırlar."

[255] Ebu Davud (1/294) Kitabu's-Salat, 243-Cumadan sonra namaz babı.

[256] Buharı (2/425) 11-Kitabu'l-Cumu'a, 39-Cumadan önce ve sonra namaz babı. Müslim (2/601) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 18-Cumadan sonra namaz bab\. Ebu Davud (1/295) Kita­bu's-Salat, 243-Cumadan sonra namaz babı. Tirmizi (2/399) Ebvabu's-Salat, 376-Cu-madan önce ve sonra namaz kılınması hakkında gelen rivayetler babı.

[257] Müslim (2/600) 7-Kitabu'l-Cumu'a, 18-Cumadan sonra namaz babı. Tirmizi (21399) Ebvabu's-Salat, 376-Cumadan önce ve sonra namaz hlmması hakkında gelen rivayet­ler babı.

[258] Ebu Davud (1/294) Kitabu's-Salat, 243-Cumadan sonra namaz babı.

[259] Nesai (3/113) Î4-Kitabu'l-Cumu'ar 43-İmamın cumadan sonra namaz kılması.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/132-133

[260] Taberani, Mu'cemu'l-Kebir (121129) Mecme'u'z-Zevaid (2/195) Heysemi söyle söylemiştir: "Bunu Taberani, Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir ve ravileri ara­sında Haccac bin Erteh ve Atiyye el-Avfi bulunmaktadır ki, her ikisi hakkında da tenkidde bulunulmuştur. Bu hadisi Suyuti, İbni Mace'ye dayandırmıştır. İbni Ma-ce'de rivayeti ise (11358) 5-Kitabu İkameti's-Sala ve's-Sunneti fiha, 94-Cumadan Önce namaz hakkında gelen rivayetler babı'nda geçmektedir.

Said Havva, El Esas Fi’s Sünne, Hadislerle İbadet Ansiklopedisi, Hikmet Neşriyat: 4/133-134

[261] Feyzu'l-Kadir (51216)