Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - Hukuk Eksik - Hukuki Islamiye

fetva ve istifta vazifeleri
kaza ile fetva arasındaki farklar
islam hukukuna ait kavaidi külliye
ilmi fıkhın tarihçesi
tarihi fıkhın mahiyet ve faideleri
ilmi fıkhın menbaları
ashab arasında bulunan bütük müctehid ve fakihler
Ashabın ve bilhassa Ömer'in hukuk sahasındaki yüksek mesaileri
tabiin ve tebei tabiin dönemi müctehid ve fakihler
müctehid ve fukahanın tabakatı
fukahanın ihtisasları derecesine göre taksimi
müctehidlerin bazı meselelerdeki ihtilaflarının sebebi
müctehidlerin ihtilaflarındaki hukuki ve ictimai hikmetler
hanefi müctehidlerinin müdevvenatı fıkhiyyesi ve başlıca ana kitapları
mezahibi erbaanın intişar etmiş olduğu muhitler
islam fıkhının müstakil bir müessese-i hukukiyye olduğu

Fukahai   Kiramın  Teracimi   Ahvali

İçtihadın hükmü :

552  — : İçtihadın hükmü, gelebei zandır. Yani: ictihad ile sabit bir mesele hakkındaki kanaat, hata ihtimali ile beraber galebei zandır. Bir müctehia,  kendisinin  hakka isabet ettiğim kat'î surette iddia edemez. Belki isabet ettiğine zannı galibile kani bulunur. Bu cihetle ictihad, ka-üyyattan olan usul ve füruda carî olmaz. Çünkü bunlarda galebei zar., kâfi değildir, bunlarda cezm lâzımdır.

553  — : Bir müctehidin daima isabet etmesi icab etmez. Bir müctehid, bir meselede musib olacağı gibi diğer bir meselede de muhtî olabilir. Çünkü her hadisenin hükmü, indallah birdir. Bu hükm, müctehidin içtihadına tâbi değildir. Bu hükmü keşf eden bir müctehid, musibdir, keşf edemiyen bir müctehid. de muhtîdir.

Mutezile taifesi ise her müctehidin musib olduğuna kail bulunmuştur. Bunlara göre hükm, indallah müctehidin içtihadına tâbidir. Böyle olmasa teklifi malâyutak lâzım gelir.

Buna cevaben deniliyor ki: bir müctehid, hükmi şer'îsi musarrah olmayan bir hadise hakkında mücşrred ictihad etmekle mükelleftir. Yoksa her halde hakka isabetle mükellefe değildir ki teklifi muhal lâzım gelsiı.ı Mamafih her müctehid, musib olsa çok kere iki nakizin içtimai lâzım gelir ki, bu muhaldir. Vücudden çıkacak bir kan ile abdestin bozulması ve bozulması ve bozulmaması hakkındaki iki ictihad gibi. Bir şeyin ayni zamanda hem halâl, hem de haram olması da bu kabildendir.

olur.

Bir de âlemin hudusü, kıdemi gibi akliyyatta, Hak Tealânın zat ve sıfatı gibi ilâhiyyatta ve nebeviyatta hak, bilittifak bir olduğundan   bunlardaki hata, ma'füv değildir. Ancak Mutezileden bir taife  bunlarda da hükmün içtihada tâbi olacağına kail bulunmuştur ki, asla doğru olamaz.

555  — : Hata eden bir müctehid,  hükme  isabet edemediği cihetle intihaen   muhtî ise de kendi   kudretini bezi edip   delilleri  tedkik   eylediği cihetle iptidaen musibdir.   Bundan dolayıdır ki, içtihadına  herhalde hasene = sevab terettüb eder. Nitekim aleyjıisselâtü vesselam efendimiz, Amribnilâs radıyallahü anhe hitaben  :        c^J j| dil Jt <,Cl )

<;_»  d&> «jlkil jl , oL_* sis. <dU»       = hükm et, şöyle ki: isabet eder isen senin için on sevab, eder isen bir sevab vardır.) buyurmuştur.

Maamafih bazı zatlara göre hata eden müctehid, hem iptidaen, hem de intihaen muhtî bulunmuş olur.

556  —  : îctihad, cumhurı ulemaya göre tecezzi kabul etmez. Yani : yalnız bir kaç meselenin menatını, edille ve esbabını bilen bir âlim için yalnız o meselelerde içtihada kıyam etmek caiz olmaz. Çünkü diğer meselelerin de hükümlerini,  ılel ve esbabını, anlıyabilmek  melekesini  haiz. olmayınca içtihadına güvenemez, kendisine galebei zan, hâsıl olamaz. Zira hükmünü keşf ettiğine zahib olacağı mesele, diğer meseleler ile alâkadar olabilir. Onlar bilinmedikçe muayyen meselenin hükmü taayyün etmiş olamaz.

Deniliyor ki : ictihad için bir fekahet melekesine ihtiyaç vardır. Bu öyle mahdud meselelere vukuf ile elde edilmiş olamaz. Meselâ: bir kimse her sözü muktezayı hale, belagat ve fesahat kavaidine tatbike kadir olmalıdır ki, belagat melekesini haiz sayılsın. Yoksa yalnız bir iki sözü belagat vecihlerinden bir ikisine tatbike kadir olmakla belagat melekesini haiz, bulegadan ma'dud olamaz. îşte bir din âliminde de her hükmi şer'îyi delillerindene istinbat edeceke bir melekei fıkhiyye bulunmalıdır ki müctehid sayılabilsin, içtihadına mesağ bulunsun.

557  — : Bir  müctehidin   bazı  meseleler   hakkında   (lâedrî =  bilmiyorum)  demesi^ kendisinde ictihad melekesinin bulunmamasına delâlet etmez. Çünkü böyle bir meleke bulunduğu halde bunu bazı meseleler hakkında istimal vakit bulamamış olabilir. Veyahut o meseleler hususunda kemali ittikasından dolayı hemen cevab vermeyi ihtiyata muhalif görmüş olabilir.

miyorum demek, ilmin yarısıdır.) Vakıa bir zatın bilmediğini bilmesi de bir ilimdir, bir hünerdir.

İmam Şa'bî, bir mesele hakkında (lâedrî) demiş, ,sail olan şahıs, «Sen trakın fakîhi olduğun halde bilmiyorum demekten utanmıyor musun?» demekle Şa'bî merhum: fakat melekler, Allah Tealâya (Lüle L. "^lü itV ) = Yarabbü. senin bize bildirdiğinden başka bizim bilgimiz yoktur) demekten istihya etmemişlerdir, diye mukabelede bulunmuştur.

Velhâsıl : bir müctehid îçin her meselenin hükmünü hemen bilmek icab etmez. Elverir ki kendisinde matlûp olan fakahet mevcut bulunsun.

558  — : içtihadın  mahalli,    yukarıda da işaret   olunduğu vecihîe füruattan olan mesaili şer'iyyedir. Ehli de ictihad salâhiyetini haiz olan zatlardır.

Binaenaleyh dini islâmın ulvî mahiyyeti hakkında, sarih, kat'î nas lar ile veya icma ile sabit olan mukaddes hükümleri hakkında, meselâ: namazın, orucun rükünleri, adetleri,  vakitleri  hususunda içtihada   asla mahal yoktur. Bunların haklarındaki ictihad, bunların dinen sabit olan mahiyetlerini tebdil ve tağyir demektir ki, bu asla caiz görülemez. Böyle bir cüret, mukaddesata karşı bir sui kasd demektir. Böyle bir hareket, • bir kötü maksada müstenit değilse büyük bri cehalet eseri sayılır.

îctihad için pek büyük bir kabiliyet, pek geniş malûmat lâzımdır. Bundan başka da pek büyük bir diyanet pek azîm bir seciyyei ahlâkiyye iktiza eder. Hafızalarını bütün âyatı celîle ile, yüz binlerce ahadisi şerife ile tezyin etmiş, bir çok dinî ilimlerde tefe'rrüd eylemiş olan bir nice yüksek zatlar bile içtihada cesaret edememiş, kendilerinde içtihada salâhiyet bulunduğunu iddiada bulunmamışlardır. Çünkü bu salâhiyeti lâyıkı vecih-le haiz olmıyanlarm içtihada kıyamı, teşehhiyattan ibaret olarak haklarında pek büyük manevî mesuliyeti davet eder. Binaenaleyh bu salâhiyeti haiz olmıyanlar için islâm alemince kabul edilmiş olan bir müctehidi muazzama taklidde bulunmaktan başka yol yoktur. Ve illâ dinin kudsî ahkâmını muhafaza ve idame kabil olamaz.

559  —  ; Taklid, lügatte bir kimsenin boynuna  gerdanlık   takmak manasınadır. Takallüd de gerdanlık takınmaktır. Istılahta: taklid: başkasının kavlini hüccete, delile bakmaksızın kabul etmekten ibarettir. Başka bir tarif ile taklid: bir insanın başka bir zata söylediği sözde, veya yaptığı işde hakkiyetine mutekid olup delile bakmaksızın tabi olmaktır. Sanki bu insan, o zatın sözünü veya işini kendi boynuna bir gerdanlık yaparak takmıştır. Küade ise gerdanlık demektir.

uUUUIUvu    i^^ii^^uu.,     u»     uuaiuuxv,xui   mamiliu     bULlul      »Vi     I^UI^UrC     )C     lira'

yetlerin bazılannı bazılarına tercihe muktedir olmayıp yalnız bir mezhebe mensup hükümlerin, meselelerin ve rivayetlerin büyük bir kısmını hıfz etmiş, bunları eserlerine dere eylemiş olan bilgili zattır. Böyle bir zat, şer'î delilleri lâyıkile tedkik ve itkan etmiş bulunmaz, tercih veya temyiz ashabımn tercih ve tashihlerini, tefrik ve temyizlerini eserlerinde nakl ile iktifa eder, bir rivayetin kuvvet ve sıhhat derecesini kendi reyile tâyine kalkışmaz.

Bir vazifeyi, bir memuriyeti bir zata tefviz ve tahmil etmeğe de tak-lid, denilmiştir. Böyle bir şeyi kabul ve tahammül etmeğe de «takallüd» denilir. Taklidi kaza,- takallüdi kaza tâbirleri gibi.

Fetva ve istif ta vazifeleri :

560— : Fetva, lügatte: sorulan bir müşkil hakkındaki cevabdır, hal ve beyandır. Böyle bir suale cevab vermeğe de ifta denir. îstifta da bir rnüşkil şeyin hal ve izah edilmesini dilemektir.

İstılahta fetva, sorulan dinî bir meseleye dair fakih bir zatın ver» diği cevabdan, dermeyan ettiği hükümden ibarettir. Esasen bu kelime, feta mânâsından alınmıştır. Feta ise genç, kavî manasınadır. Verilen bir cevab ile bir mesele kuvvet bulmuş olacağı cihetle bu cevaba fetva denilmiştir. Buna fütyade denir. Cem'i: fetavadır. Kendisile fetva verilen kavle de «müfta bih» denir.

Binaenaleyh bir meseleyi öğrenmek için ehlinden soran kimseye sail, müsteftî denildiği gibi o meseleyi bildiren ehliyetli zata da Mücîb, müfti adı verilir. Vukubulan bildirme de bir cevabdan, fetvadan ibarettir.

561 — : Usuli fıkıh ıstılahınca müfti demek, esasen müctehid demektir. Müctehid olmayıp mukallid sayılan bir fakihe müfti denilmesi ise mecazdır, müctehidlerin fetvalarını nâkl ve hikâye etmesi itibariledir.

"Usulü fıkıhta, fıkha dair yazılmış mufassal kitaplarda ve bilhassa fıkhın Cresmülmüftî) denilen mebhasi mahsusunda beyan olunduğu üzere. Öyle her kimse fetva veremez, yani: kitabullahtan, sünneti nebeviyye-den vesair şer'î delillerden şer'î hükümleri istinbat ederek dinî hâdiselerin hükümlerini tâyine muktedir olamaz. Bu hususta pek çok bilgi lâzımdır.

Evet; bir müctehid için dünya Kadar ilim ister, Kur'amkerîmin â-yetlerinden, Resulü Ekremin hadislerinden dinî hükümleri istihraca kudret ister, dinî ilimlerin içtimaî hâdiselerin, örf ve âdetin, masalihi âmmenin künhüne, tarzı cereyanına vukuf ister. Bu iktidarı haiz olan zatlar ise zamanı nebeviye yakın olan en feyizli çağlarda bile pek nâ-

meselâ: İmamı âzam veya imamı Mâlik Hazretlerinin içtihadı vecihle amel etmiş, sorulan meseleler hakkında bu gibi büyük müctehidlerden birinden mevsûkan edilegen cevaplar dairesinde fetva vermiş ve fetvasında bu me'hazi göstermiştir.

562  — : Bir hâdisenin hükmü hakkında bir mezheb sahibinde sarih bir rivayet mevcut olmadığı takdirde o mezhebin müessisi olan büyük müetehide tâbi olan ve kendilerine «ashabı tahric» denilen kuvvetli âlimler, o müetehidin iltizam etmiş olduğu usul ve kavaide tatbikan o hâdisenin hükmünü o mezheb dairesinde tâyine çalışmışlar, yine kendi namlarına içtihada cüret ederek fetva vermek ihtiyatsızlığında bulunmamışlardır.

Ashabı tahricden bulunmıyan sair din âlimlerinin vazifeleri ise tâbi oldukları mezhebde muhtar, müftâ bih olan hükümleri nakl ve hikâye etmekten, sorulan suallere o vecihle cevaplar vermekten ibaret bulunmuştur.

Filhakika içtihada, hükümleri tahrice muktedir olmıyan her âlimin, her müftinin vazifesi, bundan ibarettir. Bu halde müftiler, tâbi oldukları mezhebdeki içtihadı akval ve ahkâmı nâkil ve hâkî demektirler.

563  — : Müctehid olmıyan müftilerin riayet etmeleri icab eden bir takım usul vardır. Bunlara «resmülmüftî» denir. Şöyle ki:

Meselâ : Manefî mezhebinde bulunan bir müfti, kendisinden sorulan bir mesele hakkında imamı âzam hazretlerinden (kütübi zahirirriva-ye) demlen muteber, tevatüren menkul kitablarda münderic cevab ne ise onu hikâye eder. Bu hususda İmamı azamdan bir cevab menkul değilse onun en meşhur, muktedir tilmizi olan İmam Ebu Yusüften bu kitablarda nakl edilmiş olan cevabı hikâye eder. Ondan da bir cevap menkul değilse yine İmamı âzamin en kudretli tilmizlerinden olan imamı Muhamme-din o babdaki kavlini hikâye eder, o vecihle cevab verir. Ve şayed bu eim-mei kiramdan birinin kavli, asrın maslahatına veya delilinin kuvvetine mebni eâzımı ulema tarafından tercih edilmiş ise ona göre fetva verir.

Kezalik : bir mesele hakkında müteaddit cevaplar bulunsa bunların içinden her hangisi ulema arasında muhtar, müftabih bulunmuş "ise onu düsturülamel ittihaz eder, yoksa kendi reyine, kendi keyfine göre fetya veremez.

564  — : Bir müfti, kendi mezhebine dair yazılmış herhangi bir fıkıh kitabına müracaat ederek hemen onda gördüğü bir cevaba göre fetva veremez. Bu caiz değildir. Çünkü fakahetleri kabili inkâr olmıyan bir kısmı müellifler vardır ki,  kitablarında şer'î meseleleri pek  mücez, pek

Ill UQ111 J.1C11 ,

muAteuir, ıaKin

Fakat eserlerindeki icaz,, bunlann fetva hususunda re'sen birer me'hez olmalarına bir mania teşkil etmiştir.

Filhakika bir meselenin hükmü, bir çok kuyud ve şurut ile mukayyed olabilir, öyle muhtasar kitablar ise bunlar! tamamen cami olamaz. Binaenaleyh onlara istinaden verilecek bir fetva de noksan bulunabilir. Bu hal ise dinî bakımdan büyük bir mesuliyeti davet eder. Artık hiçbir kitaba müracaat etmeden hemen indî surette cevab vermeğe cüret gösterilmesinin mesuliyetim düşünmeli!.

565 — : Müfti, racih olan kavli arayıp bulmalı, ona göre fetva vermelidir.. Şer'î kitaplarımızda deniliyor ki: bir müfti veya âmil için caiz olmaz ki, rivayet edilen iki kaviden,, iki vechden hangisinin racih olduğuna bakmadan hemen birile fetva versin veya amer etsin. Böyle bir hareketin caiz olmıyacağı hakkındaki hilaf yoktur, ulemanın içtimai vardır. Nitekim fukahadan «Kurafî» merhum der ki: Gerek müctehid ve gerek mukallid için halâl olmaz ki racih olan kavlin gayrisile hükm etsin veya-üetva versin. Çünkü böyle bir hükm veya ifta, havaya tâbi olmaktır. Havaya ittiba ise bilicma haramdır. Racihin mukabilinde mercuh, adm mesabesindedir. Artık bü mercuh ile nasıl amel edilebilir?.

Fukahadan «Yâmerî» merhum da. Usul kitabında diyor kî: «İki rivayetten veya kaviden hangisinin meşhur olduğuna muttali olmıyan kimsenin bir medarı tercih aramadan bunlardan hemen dilediğiyle hüküm vermesi caiz olmaz.»

Evet., bu bir cüret, bir teşehhî demekti;; ki sahibi mesuliyetten kurtulamaz.

Fukahadan ve muhaddislerden olan îbni Hacer merhum da bir eserinde diyor ki: «Bir kimsenin bir üstazdan ilm telâkki etmeksizin mücer red bazı fıkh kitablarını kendi kendine mütalea ederek bunlardan kendi anlayışına itimat ile fetva vermeğe kalkışması, hiç bir vecihle caiz olmaz. Çünkü böyle bir kimse âmmîdir, fıkh ilminin cahili sayılır, söylediğini bir ihtisas dairesinde söylemiş olamaz. Hatta muteber üstazlardan ilm ahz etmiş bir kimse bile öyle gördüğü bir iki veya beş on kitaptan fetva veremez. Olabilir ki, bir kitab sahibi hata etmiş, ondan sonra yazılan kitaplarda da o evvelki kitab me'haz ittihaz edilerek ayni hataya düşülmüştür. O halde fetva verecek zat; mahir, mütehassıs olub kendisinden fetva vereceği kitabın ulema arasında muteber olduğuna muttali bulunmalıdır ki, şeriatı islâmiye namına nâsa fetva vermeğe salahiyetli bulunsun.

yan etsin. Şöyle ki: bu kavli o müctehidden ya bir an'ane ile, bir isnad sil-silesile nakl etsin veya bu kavli ulema arasında meşhur ve mütedavel bir kitablardan naklen fetva vermek veya o kavlir o fetvayı imamı Âzam veya edilen kavilere, fetvalara itibar olunamaz ve öyle nadir, gayri mütedavil kitablardan naklen fetva vermek veya o kavli, o fetvayı İmamı Âzam ve ya imam Ebu Yusuf gibi bir müctehide isnad eylemek halâl olmaz.

567  — : Müctehid olmıyan bir müfti, bir mesele hakkında mütearız kaviler görünce bu hususda en muteber kitablara müracaat eder.. Meselâ: imam âzamin mezhebinde bulunan bir müfti, böyle bir tearuz vukuunda evvelâ: Bidaye, Muhtar, Nikaye, Vikaye, Kenz, Muhtasarı Kudurî, Mitf-teka gibi muteber metinlerdeki akvali tercih eder. Sonra bunların şerhlerindeki akvali tercih eder, daha sonra fetva kitaplarına sıra gelir. Ve bir meselede mütekaddimîn ile müteahhirîn arasında ihtilâf görülse mütekad diminin akvalinden udul edilmesi, çok kerre doğru olamaz.

568  — : Müctehid olmıyan bir müfti, sorulan bir meselenin cevabi nı muteber kitablarda bulamazsa kendisinden daha ehliyetli âlim zatlar ile müşaverede, müzakerei ilmiyyede bulunmalıdır, öyle kendi reyile fetva vermeğe cüret göstermemelidir. İcabında «bilmiyorum» demesi lâzım gelir. Nitekim pek büyük müctehidlerden, hattâ sahabei kiramdan bir çok zatlar bile bir nice meselelerin hükmü hakkında (lâedrî) demekten çekinmemişlerdir.

islâm ulemasının bu babdaki sözleri, hareketleri, fetva vermek hususunda ne kadar itina edilmesi lüzumunu göstermektedir.

Filhakika, fetva vermek, pek mühimdir, pek büyük manevî mesuliyete sebeb olabilir." Sorulan herhangi dinî bir meseleye o hususdaki ahkâma muttali olmadan cevab vermek, isabet etse bile din-namına büyük bir cürettir, şeriati islâmlyye namına bir iftiradır, şer'î hükümlere karşı lâüba-liyâne bir harekettir, müslümânlarm mukaddesatına karşı bir hürmetsizliktir.

tşte bunun içindir ki bir mesele hakkında, tedkik etmeksizin fetva vermeğe cüret etmekten men. için bir çok dinî tahzirât mevcuttur. Nitekim bir âyeti kerimede :        y^J^i. ~—llj' Je * d>l ^ U ıJu»" Vj )

(Vjî— <* of dâf\ J^jîyHj buyurulmuştur. Yani: bilmediğin bir şeyin arkasına düşme, hakkında hüküm verme, şüphe yok ki kulak, ,göz, kalb bunlardan her biri kendisinden, kendisile sahibinin işlediği şeyden mesul olacaktır.' O halde kulak, daima hak sözleri dinlemeli. Göz, daima

harama, sıhhat ve fesada veya saireye dair olan hükmünü nakl etmiş oluyor, Artık fetva vereceği hâdise hakkında bilgisi bulunmıyan veya o babda tekâsül gösterip meseleyi güzelce incelemeyen veyahut içtihada iktidarı olduğu halde meselenin hükmünü delilinden istinbata çalışmayıp tehavün gösteren kimsenin fetva vermesi, şüphe yok ki kendisinin cehennem ateşine atılmasına sebeb olur.

Camiüssagîr haşiyesinde «Hafnî» merhum diyor ki : «Şer'î bir hükmün cevabına tedkik etmeksizin müsaraat etmek haramdır. Velev ki verilen cevab, hakikate müsadif olsun.»

Filhakika bu cevab, remyetün min gayri ramin kabilinden olacağı cihetle şer'işerife karşı bir mühimsememektir. Binaenaleyh mücasiri için pek büyük mesuliyeti müstelzim olur.

«Essiracülmünir» tefsirinde vesairede yazılı olduğu üzere bir gür. bir zat, Sıddıkı âzam hazretlerinden : ( 11_, <jJ"% ) âyeti kerimesin-deki «eb» kelimesinin mânâsını sormuştu. Cenabı Sıddîk; mer'a, çayır, kuru ve yaş ot gibi mânâları ifade eden bu kelimenin Kur'anı mûbînde irade buyurulan mânâsım kesdirememiş olduğu cihetle buna hemen cevab vermekten çekinmiş, böyle bir şeye bilmeden cevab vermenin büyük mesuliyeti müstelzim olacağına işaret için de  :

( * J >-V.L lM->' OtSJUTj clSljl Ji>~ J>j\ cSİ.» jli» * \c~ ıi>       demiştir.

Yani : Allah  Tealâmn kitabı hakkında bihnediğim bir  şeyi -söyler sem beni hangi.gök gölgelendirir ve hangi yer üstünde taşır. Beni mesuliyetin elinden kim kurtarabilir?.. Ne büyük insaf, ne büyük ihtiyat, ve ne büyük fazilet ve tekva dersi!..

570 — : Evvelce de işaret olunduğu üzere ictihad, ifta vazifeleri, pek mühimdir, pek müşkildir. Bu; pek büyük, bir ilm, bir ihtisas işidir. Yoksa kitabullahın, ve ahadisi nebeviyyenin mübarek mânâlarını öyle sathî bir surette anhyabilen, öyle hafızalarında mahdut bir kaç hadisi şerif bulunan kimselerin bir müctehide tâbi olmayıp da edillei şer'iyyeden hüküm çıkarmaya, kalkışmaları, kendi namlarına fetva vermeleri asla caiz olamaz. Hattâ vaktile arabcaya hakkile vâkıf, hafızları yüz binlerce ahadisi şerife ile müzeyyen olan birçok muhterem âlimler, muhaddisler bile ictihad dâvasına kalkışmamış, fetva vermekten çekinmiş, bu ciheti fukahaya bırakmak insafını göstermişlerdir.

kahaya ve işideceği şeyler ile amel edecek kimselere rivayet etmiş bulunuyoruz» demiştir.

Velhâsıl : en kuvetli muhaddisler bile yalnız hadisleri rivayet etmekle iktifa eder, bunların hükümlerini beyâna sıra gelince bunu müc-tehidlere, büyük fakihlere bırakırlardı. Zaten ilm sahasında taksimi ve-zaif de bunu icab eder. Kalblerinde başyetullah lemean edip duran zatlar için de bundan başka ihtiyar edilecek yol bulunamaz.

571  — : Müslümanlarca hakkı beyan,  maruf ile emr, münkerden nehy, halkı irşad ve tenvir; müşterek bir vazifedir. Fakat bu vazifenin ifası, bir takım şartlar ile mukayyeddir. Bu şartlara riayet etmiyenlerin, bu hususta kâfi derecede ihtisası bulunmıyanların bu vazifeyi ifaya salâhiyetleri olamaz. Aksi takdirde menfaat yerine mazarrat husule gelir.

Malûmdur ki herhangi bir milletin efradı; edebî felsefî, riyazî, tıbbî, askeri', siyasî, içtimaî, hukukî ilimler ile az çak alâkadar bulunurlar. Fakat mücerred bu alâkadan dolayı bilgisi, ihtisası olmıyan bir ferd, kalkar da bu ilimlerden birine, meselâ: tıbba veya riyaziyyeye dair meselelerden bahs eder. bunlara dair başkalarına ders vermeğe cüret gösterirse haddini tecavüz etmiş, kendi bilgisizliğini teşhir etmiş, şahsiyetini gülünç bir vaziyete düşürmüş olmaz mı? Bunun içindir ki, kâfi derecede, ehliyetleri olmıyan kimselerin bu mevzulara karıştıkları çok görülmemektedir.

Binaenaleyh dinî ilimlerde de bu esasa riayet elzemdir. Müteaddit tasniflere tâbi bulunan ve her biri bir çok mühim, dakik asılları, kaideleri, meseleleri ihtiva eden dinî ilimlerde ve bilhassa ahkâmı şeriyyede yeter derecede bilgisi, mümaresesi bulunmıyan kimselerin kalkıp da bu ilimler namına söz söylemeleri savab olamaz. Böyle bir sözün, meselâ verilecek bir fetvanın din namına bir kıymeti olamıyacağmdan ona itimad olunamaz. Bunun manevî mesuliyetini de ayrıca düşünmek lâzımdır.

572  — : İstiftalara gelince bunların da birer maslahata, birer hüsnüniyete mukarin   olması icab eder.   Herhangi bir dinî, hukukî  mesele hakkındaki sualden asıl gaye, o hususda bilgi edinmek, muktezasma göre harekette bulunmak, o babdaki bir vazifeyi lâyıkı vecihle yerine getirmek, hak ve hakikâte muttali olarak bilgisizlikten kurtulmak gibi meşru bir arzu olmalıdır. Böyle meşru bir maksada müstenid olmıyan sualler, is-tiftalar, zaiddir, soranlar hakkında manevî mesuliyeti calibdir.

şunuıur» aer, nernangı Dır tezvire meyaan verilmesinin onunu KapamaK isterlerdi.

Güzel bir niyete mukarin, bir ihtiyaca müstenid olmıyan bir suale cevab vermek, o fena niyet sahibine yardım etmek, onun mesuliyetine bir nevi ortak olmak demektir. Mütebassır bir âlimin vazifesi ise bu gibi bir mesuliyete düşmekten kaçınmaktır.

573 — : Lüzumsuz suallerden tevakki lâzımdır. Bahusus lüzumsuz yere bir f azihamn belirmesine sebeb olacak suallerde bulunmak, asla muvafık değildir. Bir gün bazı zatlar, Resulü Ekrem Efendimizin etrafım ala rak zatı risaletpenâhîlerinden lüzumlu, lüzumsuz bir takım şeyler sormaya başlamışlar. Bunu hoş görmeyen nebiyyi zîşan hazretleri, minbere çıkmış, «Bugün benden her ne soracak olursanız cevabım açıkça alacaksmızdır» diye buyurmuş. Cemaat arasından nesebine ta'n edilmiş olan bir zat, aya ğa kalkarak: «Ya Resulellah!. Benim babam kimdir?.» diye sormakla Fahri âlem hazretleri: «Senin baban Hüzafe» diye cevap vermişti.

Bû gibi suallerin Resulü Ekremin memnun etmiyeceğini anlıyan ashabı kiram, haşyet içinde kalmış, korkunç bir hâdise karşısinda kalacakları endişesile başlarım yakaları içine çekerek ağlamaya başla mışlar. Bunun üzerine Hazreti Ömer (radıyallahü anh) kıyam ederek: ( c^Vpî'^ûıl, U'lc 'V^j ju~£, La r5L.Vlij Ij âl;' Lij ) demiş, fitnelerin, şerrinden Cenabı Hakka sığınarak^ Allah Tealânın rübubiye-tine, islâmın din oluşuna ve Hazreti peygamberin risalesine razı bulunmuş olduklarını söylemiş, Resulü Ekreme kemalile teslimiyetlerini göstermiş, bu gibi suallerden dolayı af dilemek istemiş. Bunun üzerine de :        ( ffJ ^İİjJ j\ Jls\ ^ \JLî ^ )         âyeti kerimesi nazil olmuş-

tur. Yani : size açıklanacak olursa fenalık verecek olan bif takım şeylerden sorup durmayınız.

Binaenaleyh lüzumsuz ve bilhassa bir fenalığın teşhirini müsteJ • zim olacak suallerdene kaçınılması icab eder. Fakat gerek ferdler ve gerek cemiyetler için lüzumlu bulunan meselelerin, içtimaî bayat ile ilgili, hâdiselerin hükümlerini bir hüsnü niyet ile sorup öğrenmek ise "vakit vakit bir vecibe teşkil eder. Nitekim Kur'anı mübînde :

rek müfti ve gerek kadı ayni menbadan hükümleri alır, alâkadarlara, tebliğ eder, kararım verir. Maamafih

a arasında başlıca beş fark vardır. Şöyle ki:

(1)   : Fetva, bir hükmi şer'iyî  ihbar ve tebliğden   ibaret oldu içh: mülzim değildir. Müstefti, aldığı fetva ile amel etmesse kendisine bu hususta cebr edilmez. Kaza ise mülzimdir verilen hükmü, mahkûmum feh ile mahkumun aleyhile  mahkumum aleyh kabule mecburdur, kabul etmezse hükümet kuvvetile kabule icbar edilirler.

(2)   : .Fetva, yanlız ihbardan ibarettir. Bunu kabul bir diyanet ve kanaat meselesidir. Kaza ise ih'bar ile beraber infaz ve imza vasfını da haizdir. Kadının verdiği bir hüküm lâzımlinfaz bulunur.

(3)   : Fetvada bir umumiyet vardır. Kaza ise hususîdir. Yani; bir fetvanın hükmü, bütün müslümanlarca müsavidir. Bu cihetle fetva, — îbni Kayyımın  tabirince  — bir  şeriati ammedir. Kaza ise zarurîdir, yalnız mahkûmun aleyh ile mahkûmun  leh  hakkında verilmiş bir hükümden ibaret olduğundan bir şeiati hassa demektir. Müctehid olan bir müfti, kaza için kavaid ve mesaili tayin ve tavzih eder. Bunlar, müsteftîye de, başkalarına da taallûk eder. Kadı ise bunlara göre hükm eder, .muayyen ahkâma riayette bulunur.

(4)   : Fetva, bütün şer'î hükümlere, meselelere şâmildir. Fetva, hükrn altına alınacak hususlarda carî olduğu gibi mücerred ibadete, diyanete ait hususlarda da carî olur. Kaza ise' yalnız muamelâta, ukubata müteallik, hükm altına alınması kabil hâdiselerde cereyan eder.

(5)   : Fetva, dinî meseleler hakkında malûmat vermek mahiyetinde olduğundan resmen memur olmıyan erbabı ilm tarafından da verilebilir. Kaza ise hükümet tarafından tevcihe mütevakkıftır. Hükme memur olmıyan zatların kazada bulunmaları caiz olamaz.

Bir de fetva, bir rivayet yoludur, kaza ise bir şahadet, bir velayet tarikidir. Binaenaleyh şahadete, velayete ehl olmıyan bir kimse bile âlim olunca fetvaya salâhiyeti olabilir, kazaya ise salâhiyeti olamaz. Köleler

gibi.

Ehliyet ve salâhiyeti haiz. olan bir zatta ise kaza ile ifta vazifeleri kunun usulü mesabesindedirler. Bunlar, fıkhın esaslarım teşkil eden usul ve edillenin birer zübdesidir. Bunların her biri bir şer'î delile müstenittir. Hâttâ bunların bir çokları müteaddit şer'î delillerin tetebbu ve istikrası neticesi bulunmaktadır. Bu cihetle bunlar, yâlnız muayyen bir delili şer'î-den me'huz plan kaidelerden daha kuvvetlidir.

Meselâ : (Meşakkat, teysîri celb eder) sözü bir kaidei fıkhiyyedir. Bu kaide : ^ JA j, Jıj ^ j_ u, ) = Hak Tealâ size dinde, bir darlık da kılmamıştır) ve j^Ç aj M., j^^. *«U,7 > = Allah Tealâ sizin için kolaylık diler, sizin hakkınızda güçlük dilemez) âyetlerinin birer neticesi olduğu gibi : .^1 ^j ^. ,_» jrJ'Jl) - şüphe yok ki din bir kolaylıktır, dininizdeki umurun en hayırlısı, en kolay olanıdır), U~JI 4Jui.|; ^.u ) = kolayhk ve adalet karîn bir şeriatle gönderildim) hadislerinin de bir hülâsasıdır. Binaenaleyh bu gibi müteaddit delillere istinat eden kaidelerin fıkıhta pek kuvvetli esaslar olduğunda şüphe yoktur.

576 — : Favaidi fıkhiyyeden her biri, pek ihatalı birer esas olup başka kaidelerin çerçevesine dahil bulunmadığı cihetle «külfî» vasfını haizdir.

Vakıa bu kaidelerin dairei ihatalarından müstesna bazı meseleler vardır. Fakat bu kaideler, esasen birbirini takyid, tahsis ve bu cihetle ikmal etmekte bulunmuş olduğundan yine birer kaidei külliye olmaları mahfuz bulunmuştur.

İslâm hukukundaki kavaidi külliyye; insanda hukuk fikrinin inkişafına hizmet eder, bir çok hâdiselerin hükümlerini tayine yardım ederek erbabı hukuka birer rehber mesabesinde bulunur.

Binaenaleyh biz burada Mecellede münderic doksan dokuz kaidei fık-hiyye ile diğer bir kaç kaideyi bazı izahat ilâvesije kaydedeceğiz.

(1)  : (Bir işden maksad ne ise hükm ana göredir.)

«Yani : bir iş üzerine terettüb edecek hükm, ol işden nıakaad ne ise ana göre olur.»

Kalbin bir şey yapmaya veya yapmamaya yönelmesi, teveccüh etmesi bir kasd hadisesidir. Kalbin böyle teveccüh ettiği şey de bir maksattan ibarettir. Kasd kelimesi, zor ve cebr mânâsına da geldiği gibi adalette bulunmak, itidal üzere hareket etmek mânâsına da gelir. Böyle bir harekete «iktisad» da denir ki mukabili, if-rat ile tefrittir.

Bu kaidedeki işden maksad, amali cevarih olduğundan ef'ale de ak-vale de şâmildir.

ı\a.su, umuru ua.ima.ua.li uıuictMdaıuıu un   uciıı ııc  ı.aayyu.11 cuo.

Meselâ : lûkata meselesinde işhad ve ilân bulunsa bu, sahibine iade kas-di için haricî bir delîl ölür. Binaenaleyh bilâhare mültekıtm elinde zayi olsa kendisine zaman lâzım gelmez.

Amal kabilinden olan şeyler, fîle mukarin olmadıkça mücerred kasd ile sabit olmaz. Kalben talâk kasdi gibi. Amma terk kabilinden olan şeylerde kasdin fîle mukareneti şart değildir. Bunlar yalnız kast ile de sabit olur. Meselâ bir şahıs, lisanen ikrar etmese de yine mücerred küfrü kasd etmekle imandan mahrum kalir.

Bir de terk kabilinden olan şeyler kasd bulunmasa da sabit olacağı gibi bir kısım vesailden olan, ligayrihi maksud bulunan şeyler de kasd bulunmaksızın da sabit, sahih olur. Temiz olmıyan bir şeyi yıkayıp temizlemek, abdest abdest almak gibi. Bazı fîller, muameleler de vardır ki. bunların hükmi şer'îleri, kasd ve niyete mütevakkıf değildir. îcare, ikale, talâk, vasiyet gibi. Fakat bazı ameller de var ki hükmi şer'îleri, hem fîîe ve hem de kasd ve niyete tevakkuf eder, bunlar bulunmadıkça vücude gelmiş, şer'an. muteber bulunmuş olmaz. Namaz gibi bizzat maksud olan ibadetler bu kabildendir. İşte bu birinci kaide bu kabil ameller hakkındadır.

Bu kaidenin bazı müstesnaları vardır. Ezcümle  : bir kimsenin malını izni olmaksızın şaka niyetile almak fîli, bir gasbdır ki, o mâlın tele fi vukuunda tazmini lâzım gelir. Halbuki bunda gasb kasdi bulunmamıştır. Bu kaide  :    ( oUl> JUVI U'l )   hadisi şerifinden istinbat olunmuş ve ( li-u#tî; J}SJ\ )       diye bir kaide halinde tesbit edilmiştir. Niyyet, kasd demektir. Amal de amelin cem'i.olup fillere de, kavillere de şâmildir. Amellerde bir devam, tekerrür vasfı da mülâhaza olunur. Hadisi şerife nazaran amellerin hükümleri, sevaba vesile olmaları, haizi kemal bulunmaları niyetlere göredir. Bunlar niyete göre tebeddül eder. Şafiî fukahasının tevcihlerine göre de amellerin sihhatleri, kâfi mertebede bulunmaları niyetlere göredir. Niyetten mahrum olan bir amel, sahih olamaz.

Niyyetler, müteveccih oldukjarı gayeler itibarile ya güzel veya çirkin olur. Birine hüsnü niyet, diğerine suiniyet denilir.

Hüsnüniyet ile suiniyetin ahlâk itibarile, dünyevî ve uhrevî ahkâm itibarile büyük tesirleri vardır. Meselâ : bir fakire hüsnüniyetle, rızayı hakka nailiyet maksadile yapılan bir muavenet, verilen bir sadaka uhrevî sevaba vesiledir. Mücerred gösteriş ve şöhret kazanmak niyetile yapı-

den mahrumdur.

Kezalik : sahibine verilmek niyetile yerden kaldırılıp alınan bir lû-kata, mültekıtin elinde zayi olsa İmam Ebu Yusuf e ve Eimmei Selâseye göre tazmini lâzım gelmez. Velev ki sahibine verilmek için alınmış olduğuna dair ilân ve işhad bulunmamış olsun. Bilâkis sahibine verilmemek üzere alman bir lûkata ise emanet değil, bir magsub hükmünde olur. Binaenaleyh zayi olduğu takdirde zamanı lâzım gelir. Mültekıt, indallah mesul bulunur.

(2)   : (Ukudda itibar;  makasıd ve maanîyedir, elfaz ve mebanîye değildir.)

«Binaenaleyh bey bilvefada rehn hükmü cereyan eder.» Çünkü bu bey, her ne kadar «Sattım aldım» sözlerile akd edilirse de bununla temlik kasd olunmaz, belki bir alacağı temin ve tevsik kasd olunur.

Bu kaide, eşbahm : ( JiUIüÜ ^ j~U jtVsH ) kaidesinden mütercem-dir. Bu itibar, bir istihsan neticesidir ve lâfızlara müraat kabil olmıyan yerlerde carîdir. Yoksa kıyasen değildir. Çünkü lâfızlar mânâların kahb-ları olduğundan lâfızları esasen ilga sahih olmaz.

Bu kaidenin müstesnaları vardır. Ezcümle semeni nefy ile yapılan bir bey, baüldır. Bu bir hibe itibar olunamaz. Kezalik: bedelsiz icarede bir ariyet olarak münakid olmaz.

(3)   : (Şekk ile yakin zail olmaz.)

Yani : sübutü yakinen bilinen bir şeyin hilâfına delil bulunmadıkça ona arız olan bir şek ve tereddütten dolayı zevaline hükm edilemez.

Meselâ : bir kimse, «filân şahsa zannımca şu kadar kuruş borcum vardır» dese bununla borç sabit olmaz.

Kezalik : «filân şahısta reyime göre alacağım yoktur» dese bilâhare alacağı olduğuna beyyine ikame edebilir.

Kezalik :. bir kimse bir şahsın zimmetini ibrai âm ile ibra ettikten sonra tarih beyan etmeksizin o şahıstan bir hak dâva eylese dinlenilmez. Çünkü o hakkın ibradan mukaddem veya muahhar olmasında şek vardır, ibra ise müteyakkendir.

Bu kaide, eşbahtaki ( dbJl> J-^ CM.}\) kaidesinin tercümesidir. Bu kaideye bir çok meseleler müteferrı'dır. Aşağıdaki sekiz kaide de bu kaideden çıkartmıştır ve ayni kuyuda tâbidir.

(4)   : Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması 3=Iuır.)

Bu, bir istishab meselesidir ki. adprai maznun olmıyan muhakkak "bir emrin bakasile hükm etmekten ibarettir.

mütercemdir.. Bu kaidenin müstesnaları vardır. Şöyle ki: emin olan kimse, beraeti zimmeti hakkında yeminile tasdik olunur. Meselâ: bir kimse kendisine vedia verilmiş olanmalı, sahibine iade ettiğini iddia etse üzerine zaman lâzım gelmez. Halbuki yanında vedianın istishaben bakası asıldır.

(5)  : (Kadîm kıdemi özere terk edilir)

Yani : meşru surette kadîm olan şey, hilâfına hüccet kaim olmadıkça hüsni zanna binaen hali üzere bırakılır. Mürur, mesil, mecra hakları da bu kaideye müteferrîdir.

Bu kaide, Mecamîdeki : ( ^j* jc i)jû fuiH ) kaidesinin tercümesidir. Maamafih bu kaide, muhassastır. Ezcümle tariki amma carî olup gidip gelenlere zarar veren bir çirkâbın kıdemine itibar olunmaz, izalesi lâzım gelir.

, (6)  : (Zarar kadîm olmaz.)

. Yani : gayri meşru surette yapılmış şeylerin kıdemine itibar olunmaz, zararı mucib olduğu surette izale edilir. Tariki âmme çıkarılmış şahnişinler gibi.

Bu kaide, muhassastır. Şöyle ki: zararı kadîm, muayyen eşhasa mahsus olursa kıdemine riayet lâzım gelir. Bir kimsenin arsasından başkasının çirkâb sularının aka gelmekte olması gibi İti, bu mesilin meşru surette olması melhuzdur. Tariki âmda ise bu meşruiyet mülâhaza olunamaz.

Bu kaide, Tenkihi Hâmidi'de şöyle yazılıdır :       <• jıiHı>, j i ^/ ) ( cn-Nj^lt $J\ zX &*- oaÜ-lj     yani: illet, aşikâr bir zarar olunca kadim ile hadis arasında fark bulunmaz, hangisi olsa izale edilir. (7)  : (Beraeti zimmet asidir.)

«Binaenaleyh bir kimse birinin malını telef edip de mikdarında ihtilâf etseler söz mütlifin olup mal sahibi iddia ettiği ziyadeyi isbata muhtaç olur.»

Kezalik : bir kimse, borç cihetinden şu kadar kuruş dâva, müd-dealeyh de inkâr etse söz, borcu olmadığına yeminle müddea aleyhin-olur. Çünkü her şahıs zimmetten = borcdan âri olarak yaratılmış olduğundan beraeti zimmet asidir.

F. 17

Diğeri,  sıfatı  arızadır ki, mevsufun vücudile mevcut olmayıp sonradan ânz olan vasıflardır. Ticaret, ayıb gibi. Bu kısımda asi olan ademdir. Meselâ : bir şirketi mudarebe kâr olup olmadığında ihtilâf olunsa kârın ademi asi olduğundan söz, mudaribin olup sermaye sahibi kâr oluğunu isbata muhtaç bulunur.

Bu kaide, Eşbah'ta şöyle yazılmıştır : ...

^ r

-ull

iijLjI öU-JIJ y* L13 lük. = asi olan ademdir, asi olan, mutlaka adem değildir. Bu adem ancak arızî olan sıfatlardandır.)

Bu kaidenin de müstesnaları vardır. Ezcümle : vâhib, hibesinden rücu etmek istemekle mevhubün leh, hibe edilen şeyin helakini iddia etse söz bilâ yemîn mevhubün lehin olur. Halbuki ? helak, sıfatı arızadan olmakla söz, vâhibin olmalı idi.

Kezalik : Sârik, çaldığı malın istihlâkini inkâra mukârin iddia etse söz bilâ yemîn sarikin olur. Halbuki ademi istihlâk asıldır.

(9)   :  (Bir zamanda sabit olan şeyin  hilâfına delil olmadıkça be-kasile hükm olunur.)

«Binaenaleyh bir zamanda bir şey bir kimsenin mülkü olduğu sa-: bit olsa — hilâfına delîl bulunmadıkça, yani: bey ve hibe gibi — mülkiyeti izale eden bir hal olmadıkça mülkiyetin — filhal — bekasile hükm olunur.

Bu kaide, Metamide şöyle yazılıdır : ( J»jlU.y jl U ût, ^ ^cy di j '^sTl. */* c* Li *!*- <&? jU>_ i» U )

Yani : bir zamanda sabit olan bir şeyin bakasile hükm olunur. O halde geçmiş zamandan birinde mülk olması sabit olan bir şeyin — mülkiyetini izale eder bir şey bulunmadıkça — bakasile hükm olunur.

(10)   :  (Bir emri hadisin akrebi evkatına izafeti asidir.)

«Yani : hadis olan bir işin sebeb ve zamanı vukuunda ihtilâf olunsa zamanı baîde nisbeti isbat olunmadıkça hale akreb olan zamana nisbet olunur.»

söz, vekilindir., işte burada satış muamelesi, akrebi evkata izafe edilmemiş oluyor.

Kezalik : bir kimse, bir şeyi hali sebavetinde ikrar etmiş olduğunu iddia, mukarrün leh ise bulûğundan sonra ikrar eylediğini dâva etse söz, maalyemin mukırrindir. Halbuki bulûğ vakti daha yakındır.

Demek ki bu haide «beraeti zimmet asıldır» kaidesile takyid ve tahsis edilmiş bulunuyor.

(11)   : (Kelâmda asi olan, mânâyı hakikattir.)

Binaenaleyh hakikat teazzur etmedikçe mecaza gidilemez. Meselâ : bir kimse «bu hane Zeyd'indir» dese bu sözünün mânâyı hakikisine nazaran o haneye Zeydin malikiyyetini ikrar etmiş olur. Artık maksadım o hane Zeydin meskeni olduğunu ifade idi, diyemez.

Kezalik : evlâd lâfzı ahfada şâmil olmaz. Meğer ki-ahfada dahi şâmil olduğuna delâlet eder bir karine bulunsun. O takdirde umumi mecaza gidilerek evlâd tabiri, ahfada da şâmil olur. «Bu vakfın gailesi nes-len bade neslin evlâdıma meşruttur» sözünde olduğu gibi.

Bu kaide, Eşbah'tak?: ( <uL\ rMÖIJ J-M» ) kaidesinin tercümesidir.

(12)   :  (Tasrih mukabilinde delâlete itibar yoktur.)

Yani : delâlet ile tasrih tearuz edince tasrihe göre amel olunur. Çünkü sarahat kavi, delâlet zaiftir. Fakat sarahat olmıyan yerde delâlet ile amel olunur., Meselâ : bir kimsenin masası üzerindeki bardak ile su içmeğe delâleten ruhsat vardır. Binaenaleyh alıp içenin elinden düşerek kırılsa zamanı lâzım gelmez. Lâkin bu bardak ile su içmeden sarahaten men edilse artık delâlete itibar kalmaz. Şu kadar var ki delâlet ile amelden sonra vuku bulacak bir tasrihin makabüne şümulü olamaz.

Bu kaide, Mecamide:        ( £ r*$\ *>. j âWjü! l^ N)      diye yazılıdır.

(13)   :  (Mevridi nasda içtihada mesağ yoktur.)

Yani : hakkında şarii mübînin nassı mevcud olan bir meselede artık ietihad, zaid ve o nassın hilâfına hüküm bâtıldır. Şer'an muayyen

Yani : kıyas ve kaideye muhalif olarak kitab ile, süanet ile veya icma ile bir şey sabit oldu mu, bu sübut kendisine inhisar eder, ona başkası kıyas edilemez. Meselâ : madumu bey, batıldır. Halbuki selem ve istisna, icarede madumu bey kabilindendir. Fakat bunların cevazı, teamül ve icma ile kıyasa muhalif olarak sabit olmuştur. Artık bunlara kı-yasen «hiç belirmemiş meyvalar, ekinler gibi şeylerin satılması da caizdir» diye hükm edilemez.

Bu kaide, Menafiüddekayikde  r   ( -üc u-U1^ ajç± erli1 iç* J* cJ U ) diye mezkûrdur.

(15)   : (îctihad ile diğer ictihad nakz olunmaz.)

îctihadlar, ayni derecede birer zannî delîl olduğundan nassı katiye muhalif olmadıkça birile diğerini nakz etmek caiz olmaz. Binaenaleyh bir müctehid, başka bir müctehidin içtihadını nakz edemiyeceği gibi kendisinin evvelki içtihadım da ikinci ictihadile nakz edemez. Meselâ : bir hâkim, bir şahsın şahadetini fışkına binaen red etmeş bulunsa artık o şahsın tevbesine mebni ayni hususda şahadetini bilâhare kabul edemez.

Bu kaideden bir mesele müstesnadır. Şöyle ki : bir içtihadın nakzı, maslahatı âmmeyi müstelzim olursa o ictihad, diğer bir ictihad ile nakz edilebilir.

Bu kaidenin aslı Eşbahda :    ( £_U-Nl l^Lbj ^^i\ J^-^i j'tV*'1 ) diye yazılıdır. Demek ki bu kaide hakkında icma vardır.

(16)   : (Meşakkat teysiri celb eder.)

«Yani : suubet, sebebi teshil olur ve darlık vaktinde vüsat gösterilmek lâzım gelir. Karz ve havale ve hacr gibi pek çok ahkâmı fıkhiyye bu asla müteferridir. Ve fukahanın ahkâmı şeriyyede gösterdikleri ru-has ve tahfif at hep bu kaideden istihraç olunmuştur.»

Açlıktan ölecek kimsenin muharremattan hayatını kurtaracak mik dar yemesi, vasi nasb ve tâyin edilmesinin sıhhati, erkeklerin muttali olamıyacakları hususlarda yalnız kadınların şahadetlerinin kabulü bu kaideye müteferridir.

Şu kadar var ki hakkında massı kat'î bulunan, meselâ yapılmaması her halde kat'iyyen memnun bulunan bir hususda meşakkat özrile o nassm hilafı irtikâb olunamaz. Orada meşakkat, teysîri cebi etmez.

KezaüK : Dır çocuk, başkasının bir malını itlaf etse kendi malından zaman lâzım gelir, malı yok ise hali yüsrine intizar olunur, velisine tazmin ettirilmez.

Bu maddenin hükmü, hilâfına nassı şer'î bulunmıyan yerlerde carîdir.

Bu kaide, Eşbah'da : ( jU »J\ \>\} Jl jU lil •-Vl jl ) diye yazılıdır. Yani: bir iş, daralınca genişler, genişleyince de daralır.

(18)   : (Zarar ve mukabele bizzarar yoktur.)

Yani : bidayeten zarar caiz değildir. Bilmukabele zarar da caiz olmaz. Belki bir zarar hâkime müracaatla izale edilir. Meselâ bir kimse, birisinin bir malım itlaf etse o da onun bir malını bilmukabele itlaf edemez. Belki zararım tazmin ettirir.

Kezalik : bir takım filler mubahtır, fakat bunların böyle cevazı başkalarına zarar vermemekle meşruttur. Zarar verirse caiz olmaz. Meselâ : avcılık mubahtır. Fakat hayvanatın nüfurunu, inkırazını, insanların havf ve ıztırabını müstelzim olursa men olunur.

Maamafih bu kaide de muhassastır. Şer'i şerifin emir ve tecviz et tiği tâzirler, hadler gibi zararı   müstelzim haller, müntefi değildir.   Bu zararları iltizam etmemek, daha büyük zararlara bais olarak içtimaî hayatı ifsad edeceğinden asla hikmet ve. maslahat muvafık olamaz.

Bu kaide : ( r5UVlj jl^V j jj^i ) hadisi şerifinden alınmıştır ki, «dini islâmda zarar ve mukabele bizzarar caiz değildir» mealindedir.

(19)   : (Zarar izale olunur.)

Yani : bir zarar, usulü dairesinde izale edilir. Bidayeten zarar ikaı caiz olmadığı gibi'bazı zararların takrir ve tesbitine meydan vermek de caiz değildir. Binaenaleyh bir zarar, kendi mislile olmayıp meşru bir surette izale olunur. Hacr, -şuf'a tazminat, hıyarı ayıb, hıyarı nakd, kıtali bugat, nasbi hükkâm gibi hukukî meseleler, tedbirler bütün bu kaideye müteferrîdir.

Bu kaide, Eşbah'da ( Jlj   irî!>\ ) diye mündericdir.

(20)   : (Zaruretler, memnu olan şeyleri mubah kılar.)

Yani : işlenmesi men ve nehy edilmiş bazı şeyler vardır ki, bunları yapmak,, zaruret halinde mubah hükmünde olur, bundan dolayı yapan muahaza edilmez. Muteber bir ikraha mebni başkasının malını itlaf

başkasının haksız yere bir uzvunu kesmek gibi. İkincisi: asla sabit olmayıp zaruret vaktinde ruhsata mahal olan muharremattır. Başkasının malını itlaf gibi. Üçüncüsü: zaruret halinde memmüyeti sakıt olan mu-harremattır. Meyte gibi teiniz olmıyan bir şeyi yemek gibi.

Bu kaide, Eşbah'.da : ( cAjJ^^J; £Aj*jJİ\ ) diye münderictir ve arz olunduğu üzere her memnua şâmil değildir.

(21)  : (Zaruretler, kendi mikdarlannca takdir  olunurlar.)

Meselâ : açlıktan helak olacak bir kimse, başkasımn malından — -izni olmadığı takdirde — ancak helakini def edecek kadar .alıp yemeğe mezun ve bunu bilâhara tazmine mecburdur, fazlasını alamaz.

Kezalik : bir kimsenin muhdes penceresinden muttasıl, mülâsık komşusunun makam nisvan olan mahallî görünse penceresi için nisvan ğörünmiyecek surette duvar veya tahta perde yapmasına icbar olunur, yoksa penceresini kapatmaya kıyan olunamaz. Çünkü bir zarar, kendi mikdarile takdir olunur.

Bu kaide, Eşbahda:        (

£_-\ U )        diye mezkûrdur. Yani : zaruret için mubah kılman şey, o zaruret mikdarile takdir olunur, onun ötesi de yine aslı üzere kalır.

(22)   :  (Bir özür için caiz olan şey, ol özrün zevalile bâtıl olur.)

Meselâ : su bulunmazsa teyemmüm ile iktifa olunur. Fakat su bulunarak bu zaruret zail olunca teyemmüm kifayet etmez.

Kezalik : me'cur da bir ayıb hadis olunca müstecirin icareyi feshetmesi caiz olur. Fakat kablelfesh mucir, ayıbi hadisi izale ederse müstecirin feshe hakkı kalmaz.

Kezalik : şahidin gaybubeti, asilin marazı halinde şahadet aleşşe-hade caizdir. Fakat gaib avdet eder, asi ifakat bulursa bu şahadet caiz görülemez.

Kezalik : çocuk, mecnun, matuh kendilerindeki birer özre mebni tasarruf hakkından mahcurdurlar.' Fakat bu özür zail olunca bu mah-curiyet bâtıl ve mündefi olur.

Bu kaide, Eşbah'da :        ( Jtjj jt; jju jL U )         diye yazılmıştır

(23)   : (Mani zail oldukda memnu avdet eder.)

Yani : esasen caiz ve meşru olan bir şey, arız olan bir maniden do- Bilâhare bu hadis ayıb zail olursa müşteriye ieu uan.».* o.»^.. ~—

Kezalik  : tenakuz, mülkiyyet  dâvasına  mani  iken bu tenakuz, ya hasmın tasdikile veya hâkimin tezkibile zail olsa bu dâvanın mesmuiyeti avdet eder.

Kezalik  : şahadetin kabulüne mani olan çocukluk veya körlük hali zail olunca sahiplerinin şahadetleri kabul olunur.

Bu kaide, Mecamî'de  :        ( f- «I'jW ^Üiji; »il )        diye mündericdiı

(24)   :  (Bir zarar kendi mislile izale olunamaz.)

Meselâ : bir çarşıda ticaret veya sanat ile iştigal edenler, «bizim kârımıza noksan arız olur» diye başkalarını bu çarşıda ticaret veya sa-natte bulunmaktan men edemezler.

Kezalik : açlık veya susuzluktan helak olacak halde bulunan bir kimse, ayni vaziyette bulunan bir şahsın helakini defe kâfi olacak taamını veya suyunu elinden alamaz.

Kezalik : tefrik ve teb'izi sahiplerinden her birine nıuzir olan hamam ve değirmen gibi bir müşterek mülkü, ortaklarından bazılarının talebi üzerine hâkim, cebren taksim edemez.

Kezalik : bir kimse, kısmeti kabil olan müşterek bir mülkünü tamir etmek isteyip de şeriki bundan imtina etse tamire cebr olunamaz.

Bu kaide, Eşbah'da: ( _.>!!> JijV 3jJÜ\) diye muharrer-olup «zarar izale olunur» kaidesini muhassis bulunmuştur.

(25)   :  (Zararı ânımı def için zararı has ihtiyar olunur.)

«Tabibi cahili men etmek, bu asldan teferru eder.» Bu kaideye bir çok meseleler müteferri bulunmaktadır. Sefihi, medyunu hacr ve bazı eşyaya rierh vaz etmek, tariki amma doğru inhidama mail duvarı yıkmak bu cümledendir.

Bu kaide, Eşbah'da : ( fU^-i wuM ^\l\ ;/-.Uj^.-) diye muharrerdir.

(26)   :  (Zararı eşed, zararı ehaf ile izale olunur.)

Meselâ : bir kimse, başkasının ağacını gasb ederek yaptırdığı binanın bir tarafına idhal etmiş olsa bakılır: eğer binanın kıymeti, bu ağacın kıymetinden ziyade ise ağacın kıymeti sahibine verilir, yoksa, binayı yıkarak daha büyük bir zarara meydan verilmesi cihetine gidilmez.

Müşterek bir mülkün tefrik ve tebizi, sahiplerinden birine nafi, diğerine muzir ise hâkim onu hükmen taksim eder.

(27)   : (iki fesad tearuz ettikte ehaffı irtikâb olunur!)

Meselâ : etrafa sirayet etmesin diye.harik mahalline bitişik evler hedm edilir. Kezalik : batmaya yüz tutmuş bir geminin hamulesinden bir takımı denize atılır. Fakat tearuz eden iki fesad, mütesavi olunca mübtelâ olan, hangisini dilerse ihtiyar eder. Meselâ : deniz içinde tutuşup söndürülmesi kabil olmıyan bir gemide bulunan kimse; gemide du-rurse yanacağı, denize atılırsa boğulacağı muhakkak olsa, îmamı azama göre muhtardır, dilerse gemide durur, dilerse kendisini denize atar.

Bu kaide, Eşbah'da: ( L*ü-I yK-r^t \}j-diye mezkûrdur.

(28)   : (Ehveni şerreyn ihtiyar olunur.)

Yani : bir kimse, iki serden birini iltizam mecburiyetinde kalsa bunlardan binnisbe hafif olanı ihtiyar eder. Çünkü zaruret bununla bertaraf olur. Büsbütün inkâr edilen bir hakkın bir kısmım ıskat ile diğer bir kısmını kurtarmak bu kabildendir.

Bu kaide, Eşbah'da:         LrjdJcZ -

diye yazılı olup yirmi yedinci kaide ile müttehiddir.

Yani : iki şer ihtilâf edince ehveni ihtiyar olunur. Çünkü zaruret bulunmadıkça harama mübaşeret olunamaz. Ziyade hakkında ise zaruret yoktur.

(29)  : (Defi mefasid, celbi menafiden evlâdır.)

Çünkü şer'i şerifin menhiyyata itinası, memurata olan itinasından daha ziyadedir. Meselâ : abdestte istinşak ve mazmaza sünnet olmakla beraber oruçluya mekruhtur. Zira orucu sakatlamak meselesi, sünnet meselesinden daha büyüktür.

Kezalik : bir kimsenin hanesi civarında ihdas olunan demirci dükkânından hanesine fahiş zarar terettüb edecek olsa bu dükkânı kapattı-rabilmesi de esasa dayanmaktadır.

Maamafih menfaat ciheti mefsedetten daha büyük olduğu takdirde (26, 27, 28) inci maddeler ahkâmınca menfaat tarafı gözedilir. îki kim-

meuıe tazmin eturnır. j\ezauK:  mustecır, mecuru tanrıo eaer ae meni kabil bulunmazsa hâkimin hükmile icare fe'sh edilir.

Kezalik : bir su yoluna mulasık kâhrizin çirkâbı suya tesir ederse izalesine bakılır.

Bu kaide, Mecamî'de  :      ( j^U^ ^u. j,^.)      diye münderiçtir.

(31) : (Hacet; umumî .olsun, hususî olsun zaruret menzilesine tenzil olunur.)

« Bey bilvefamn tecvizi bu kabildendir ki, Buhara ahalisinde borç tekessür ettikte görülen ihtiyaç üzerine bu muamele, mer'iyyülicra olmuştur.» Çünkü vefa yolile satış, bir nevi riba kabilinden olmakla esasen memnu olmak iktiza ederken zarurete binaen tecviz edlimiştir.

Kezalik : İcare, selem ve istisnam caiz görülmesi de bu kaideye mü-teferridir.

Zaruret ile hacet, bazı fukahaya göre birdir. Bazılarına göre ise bir değildir, aralarında fark vardır. Şöyle ki: zaruret, bir haldir ki — bertaraf edilmezse — helake müeddî olur. Meselâ: memnu olan bir şey te-navül edilmediği takdirde helaki müstelzim olacak bir hal, bir açlık, bir zarurettir. Bu zaruret, haram ve memnu olan birşeyi mubah kılar. Hacet ise: bir haldir ki, cehd ve meşakate müeddî olur. Meselâ: bir hasta, bir şey yemeyip oruç tuttuğu takdirde helak olmıyacaksa da cehd ve meşakkate düşüp hastalığı uzayacak ise bu, bir hacet hali olmuş olur. Böyle bir hal, haramı mubah kılmaz isede oruçluya iftar etmesini mubah kılar.

Bu kaide, Eşbah'da  :   Ç<J±. 3\ c.'^ <*W lj)j*îM ^ş* J;~ «*Ü-') kaidesinden mütercemdir.

jlcJ

(32)  :  (Iztırar, gayrin hakkım ibtal  etmez.)

«Binaenaleyh bir adam aç kalıp da birinin ekmeğini yese badehu kıymetini vermesi lâzım gelir.»

Iztırar, memnu olan şeyi işlemek mecburiyetidir. İki kısma ayrılır: biri, dahilî bir sebepten neşet eden ıztırardır ki, buna «ıztırarı semavî» de denir. Açlık gibi. Diğeri, haricî bir sebebden neşet eden ıztırardır ki buna da «ıztırarı gayri semavî» denilir. Mülcî ve gayri mülcî ikrah gibi. İşte böyle bir ıztırar ile yapılan şey .başkalarının haklarını ıskat edemi-yeceği cihetle zamanı mucib olur.

inemesmır.

Bu kaide, Mecamîde:      ( c/f j~ ji»- ^ }J*J*1\)     diye mezkûrdur

(33)   :  (Alması memnu olan şeyin vermesi dahi memnudur.)

Binaenaleyh rişvet almak memnu olduğundan vermesi de memnudur. Kezalik : kâhinlerin, falcıların nâsdan para almaları haram olduğu gibi nâsın bunlara para vermeleri de haramdır. Ancak zaruret halleri müstesnasır. Meselâ : yol kesicilere rüşvet vermedikçe nefsi kurtarmak kabil olmasa bunlara rüşvet vermek caiz olur.

Kezalik: bir çocuğun malını bir şahıs gasb edip velisinin beyyinesi olmadığı gibi o gâsıbın da yalan yere yemin edeceği ve rüşvet almadıkça magsub malı iade etmiyeceği muhakkak bulunsa velînin veya vasinin o malı kurtarmak için rüşvet vermesi caiz görülür.

Rişvet, tervici meram için verilen para veya sair bir maldır. Bir memura, meselâ: bir hâkime rüşvet verilmesi, katiyyen haramdır. Çünkü hâkim, ahkâmı mahsuseye hareketini tatbika mecbur olduğundan onun hakkında «defan lizzulm» kaidesi carî olamaz.

Bu kaide, Eşbah'da: ( *U,6I fj>- «Jü-I ^ U )    diye yazılıdır.

Yemesi, içmesi, giyilmesi harm olan şeyin yedirilmesi, içirilmesi, giydirilmesi de haramdır, memnudur, kaideleri de bu esasa racidir.

Bu kaideler:  (20) nci kaide ile kısmen muhassas bulunmaktadırlar,

(34)   : (işlenmesi memnu olan şeyin istenmesi dahi memnu olur.)

Binaenaleyh zulm etmek, rişvet almak, yalan yere şahadette bulunmak memnu olduğu gibi başka bir şahsın bir kimseye zulm etmesini, ve-, ya rişvet almasını veyahut yalan yere şahadette bulunmasını istemek de memnudur, haramdır.

Müddeinin doğru olan dâvasını inkâr eden müddealleyhe yemin tevcih edilmesi, bu kaideye bir istisna teşkil eder. Bu tevcih, yeminden nü-kûl ümidile olduğu için caiz buluşmuştur.

Bu kaide, Eşbah'da ( <i!» r^. <U fj* L. ) diye mezkûrdur.

(35)   : (Âdet muhakkemdir.)

(Yani : hükmi şer'îyi isbat için örf ve âdet hakem kılınır. Gerek âm olsun ve gerek hâs olsun.

(36)   : (Nasın istimali bir hüccettir ki, anınla amel vacib olur.)

Yani : nasın şer'a ve nassı fukahaya muhalif olmıyan istimali bir hüccettir. Bu istimale âdet ve teamül denir. (35) inci kaide ile mealen müddehittir. Mütearef olan yerlerde müddet beyan olunsun olunmasın istisnam elvazı, bu kaideye müteferrîdir.

Meselâ : bir kimse, bir kunduracıya ayağını göstererek şu nevi sahtiyandan şu kadar kuruşa bana bir çift kundura yap deyip o da kabul etse istisna yolile bir bey, münakid olur. Her ne kadar filhal vücudu olmıyan bir şeyin satılması memnu ise de nâsın istimali, kendisile amel vacib olur bir hüccet olduğundan bu istisna muamelesi caiz görülmüştür.

Bu kaide, Mecami'de : : (I,. J-»^. <* crUULûJ ) diye yazılmıştır.

(37)   :  (Âdeten mümteni olan şey, hakikaten mümteni gibidir.)

İmtina, âdi veya hakikî olur. îmtinaı âdi, bir şeyin vücudu, âdete nazaran mümkün bulunmamaktadır. îmtinaı hakikî ise bir şeyin ademi aklen zarurî olmaktır. Şer'î hükümlerde adeten mümteni olan-bir şey, hakikaten mümteni gibidir. Binaenaleyh bir kimse, bir şahsa bir hakkı ikrar etse bu ikrarile ilzam olunur. Çünkü âkil, baliğ bir kimsenin kendi aleyhine yalan yere bir şey ikrar etmesi, âdeten mümtenidir.

Kezalik : bir kimse, kendisinden yaşça daha büyük olan bir şahsın nesebini iddia ederek bu benim oğlumdur dese dâvası dinlenemez. Çünkü bu, hakikaten mümtenidir.

Bu kaide, Mecamî'de       ( "aia>. «njl^ ';jW *ıS\ )        diye yazılmıştır.

(38)   : (Ezmanın tagayyürile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.) Yani : nas ile sabit olmıyan ve ahkâmı külliyeden bulunmıyan bir

kısım cüz'î hükümler, zamanın değişmesile değişebilir, yoksa kat'î nas-lar ile sabit olan veya zulm ve i'tisaf gibi memnuniyeti ahkâmı umumi-yeden bulunan şeylerde zamanın tagayyürü müessir olamaz.

Meselâ : vaktile salâh ehli çok olduğundan şahidlerin tezkiyelerine lüzum görülmemişti. Bilâhare imameyn zamanında nasın halleri tegay-yür etmekle şahidlerin sırren ve alenen tezkiyeleri lüzumu ictihad edilmiştir.

yet devam eder.

Bu kaide Mecamî'de:    ( JuJİ\jjşc f|£.NUh _£-^V )     diye yazılıdır.

(39)   :  (Âdetin delâletile manayı hakikî terk olunur.)

Bir söz söylenince hakikî mânâsına hami olunur. Fakat mânâyı hakikî, aklen veya şer'an veya âdeten metruk, mehcur olursa — kelâmın îmali ihmalinden evlâdır, esasına mebni — mânâyı mecazîye gidilir.

Meselâ : şu ağaçtan yemem sözü, onun meyvasma hami olunur. Çünkü burada hakikat, aklen mehcurdur.

Kezalik : «Ayağımı filân şahsın evine basmam» sözü, oraya girmeğe hami edilir. Zira bu sözde mânâyı hakikî âdetin delâletile metrûk-dür.

Kezalik : mevte muallâk ikrar, varisler borcu inkâr etmesinler için isnada hami olunur. Binaenaleyh bunu ikrar eden kimse, sağ kalsan kalmasın ikrar ettiği meblâğı mukarrün lehe vermeğe borçlu olur.

«Ben ölürsem filân kimseye şu kadar kuruş borcum vardır» denilmesi gibi.

Kezalik : şarta talik. edilen ibra, bâtıl olduğu halde dâyin, ibrayı kendi ölümüne talik etse, yani : meselâ dayin, medyununa hitaben : «Ben vefat eder isem sen, zimmetindeki alacağımdan berisin» dese sahih olur. Bu talik, burada mânâyı mecazîde istimal olunmuş olarak va-siyyete hami olunur.

Bu kaide, Menar'da :         ( ;*UföU âjs <uL\ )         diye mezkûrdur.

(40)   :  (Adet, ancak muttarid veyahut galib oldukta muteber olur.)

Âdetin teessüsü için muttarid veya galib olması şarttır ve bir âdete hüküm bina edilebilmesi için hakkında hüküm verilecek hâdise, âdetin cereyanı zamanına müsadif bulunmalıdır. Yoksa muahharan hadis olan bir örf ve âdet, bunun hudusundan evvelki vak'alar hakkında hükme medar olamaz.

Meselâ : tâyin edilmeksizin şu kadar lira mukabilinde bir mal satın alınca beldede o sırada muttariden tedavül eden veya tedavülü diğerlerine nazaran galib bulunan lira hangisi ise onu vermek lâzım gelir.

Bu kaide Esbah'da (İU ,1 Lcl )        diye yazılıdır.

(41)  :  (İtibar, galibi şayia olup nadire değildir.)

Nâdire itibar olunmaz. Çünkü nadir, mağlûbdur, mağlûp ise galibe tâbi olacağından ona ayrıca hüküm verilmez.

Bu kaide, Mecamî'de      ( ob)^ ^U\ Jüaj jlçtYl )       diye mesturdur.

(42)   :  (Örfen mâruf olan şey, şart kılınmış gibidir.)

Meselâ : bir kimse, bir hana nüzul veya hammama duhul etse veya dellâla bir mal satarsa ücret vermesi lâzım gelir. Her ne kadar ücret mukavele edilmemiş ise de bunun verilmesi, maruf bulunmuştur.

Kezalik  : ecîre yemek vermek müstecire lâzım olmaz. Meğer ki beldece maruf ola. O halde yemek, ciheti meskût bırakılsa da yine lâzım go lir.

Muâddün lillistiğlâl olan yerlerin istimal ve işgalinden dolayı ücretin lüzumu da bu kabildendir. Şu kadar var ki, örfen maruf olan şeyin muhalifi zikr ve tasrih edilerek mukavele yapılırsa artık örfe itibar olunmaz.

Bu kaide, Esbah'da: ( fcyS J.,^*" \>S wij^-l1 1 diye münderictiv.

(43)   :  (Beynettücear maruf olan şey, beyinlerinde meşrut gibidir.) Bu kaide, yukarıdaki kaideye   dahil ise de. ticaretin ehemmiyetine

binaen ayrıca tasrih edilmiştir. Bu kaideye mebnîdir ki: tacirler, birbi-rile alış veriş ettikte aralarında örf ve âdet olan şeyi sarahaten söylemeseler bile söylemiş gibi olurlar. Meselâ: peşin veya veresiye lâkırdısı olmaksızın tacirin bîri başka bir tacirden bir mal satın alsa parasını peşin vermek lâzım gelir. Ancak satın alman malın semeninin tamamı veya bir mikdarı hafta veya ay başında ödenmek bulundukları beldede tüccar arasında maruf ise satıcı, bu semeni filhal isteyemez.

Kezalik : alelitlâk bey'e vekil olan kimse, müekkilinin malını peşin para ile veya,o mal hakkında beynettücear maruf olan müddet-ile veresiye satabilir.

Bu kaideye Mecami' şerhinde : ( ... uui jj-'Vİ _-*-W!M. J L,.\.) ibaresile işarette bulunulmuştur.

(44)   :  (Örf ile tâyin, nas ile tâyin gibidir.)

Meselâ : bir beldede bir kimse, birisine: «Bana süt al, veya bana ot' al» dese orada maruf olan süde ve ete hami olunur. Bilâhare benim maksudum şu süd veya şu et idi diyemez.

Kezalik : mutlak olarak ariyet alman bir ham odasında oturulabilir, veya içine emtia konulabilir. Yoksa içinde demircilik edilemez. Çünkü bu ariyet, âdet ile mukayyeddir.

«Binaen alâ zâlik bir adam borçlusu yedinde merhün olan malını ahara satamaz.» Her ne kadar o mal, râhinin olduğundan bey'in nefa-zını muktezi ise de o mala mürtehînin hakkı teallûk etmekle nefaze mani bulunmuş, bu cihetle maniiyyet ciheti, tercih olunmuştur.

Kezalik : tezkiye edenlerden bazıları şâhidleri cerh, bazıları da tâdil etse cerh ciheti, şehadetin kabulüne mani olacağından bu şahidlerin şahadetile hükm olunamaz.

Kezalik : bir kimse, bir şahsı evvelâ hata yolile cerh, sonra da; aniden kati etse hakkında kısas terk olunur. Çünkü hata, kısasa mani, amd ise muk tezidir.

Kezalik : bir hâkim, kendi evlâdile ecnebi bir kimse lehine bir hu-susda hükm etse, kendi evlâdı hakkında hükmü caiz olmadığından o ecnebi hakkında da caiz olmaz.

Bu kaidenin bazı müstesnaları vardır. Ezcümle: bir müslüman cü-nüb iken şehiden vefat etse. gasl olunur. Halbuki cünüblük hali, guslü muktezî, şahadet hali ise gasle manidir.

Kezalik : bir kimse, şerikinin gıyabında müşterek bir hanenin tamamında ikamet edebilir. Halbuki şerikin gaib olması, hazırın bu ikametine maıtiy'hâzırın hissedar olması ise bunu -muktezîdir. İşte bunlarda muktezî, manie tercih edilmiş oluyor.

Bu kaide, Eşbah'da :       • ( /JUIr4i ^ülj «iU^L» ti .)         diye muharrerdir.

(46)   : (Vücudde bir şeye tabi olan, hükümde dahi ana tâbi olur.) «Binaen âlâ zâlik bir gebe   hayvan   satıldıkta   karnındaki   yavrusu dahi tebean satılmış olur.»

Kezalik : rehin verilmiş olan bir hayvan, mürtehinin yanında yav-rulaymca bu yavru da rehne tebean merhun olur.

Kezalik : akdden sonra, kâbzden evvel satılan malda hâsıl olan semere, müşteriye aid olur.

Bu kaide, fukahanın :. (^O-IJ ^JltfU *>W" j^jiy *jıA *ifcll) kavlinden alınmıştır.

(47)   : (Tâbi olan şeye'ayrıca hükm verilmez.)

«Meselâ : bir hayvanın karnındaki yavrusu ayrıca satılamaz) Kezalik : hakkı §irb, hakkı mesil, hakkı mürur asaleten satılamaz.

Yani : bunlar,   tâbi  olduğundan  bunların   yerleri   satılmadıkça bunlar satılamaz.

 

Ayrıca hükm verilerek muKarrun ıcn uııuu^v...

Kezalik : mürtehin, rehindeki hakkı habsini iskat etse veya mek-fulün leh, kefili ibra eylese rehn ve kefalet, borca tâbi olub borç ise baki olduğu halde şu ıskat ve ibra sahih olur.

Bu kaide, Mecami'de  : ( jXJ-l» >J> M v.^'1 ) diye yazılmıştır.

(48)  : (Bir şeye mâlik olan kimse, ol şeyin zaruriyyatından olan şeye dahi mâlik olur.)

«Meselâ bir haneyi satın alan kimse, ana musil olan tarika dahi mâlik olur.

Kezalik : bir yere mâlik olan, o yerin mâfevkuna ve mâtahtına da mâlik olur. Ve o yerde dilediği gibi tasarruf eder. Meğer ki fevkanisi veya tahtanîsi başkasının mülkü bulunsun.

Kezalik : bir kilit veya makine alan kimse satın alınırken söylenmese bile onun anahtarına da mâlik olur.

Bu kaide, Mecamî'de     < „ <\>}}J^> j* ^ U «uu %z. «üU ^ ) diye musarrahtır.

(49)  : (Asi sakıt oldukta feri' dahi sakıt olur.) Binaenaleyh aslın   beraeti, kefilin de beraetini  mucib olur.   Fakat fer'in sukutu, aslın sukutunu müstelzim olmaz. Bu cihetledir' ki, kefilin ibra edilmesi, aslın da ibra edilmesini iktiza etmez.

Bu kaidenin bazı müstesnaları vardır. Ezcümle : Asîl, kablelkefale borcu ödemiş olduğuna beyyine ikame etse kendisi borcdan berî olu?. Fakat kefil yine muahaza olunur, yani : mekfulün bih olan borç kefilden alınabilir.

Bu kaide, Eşbah'daki (. \J*i\]ai-. lj\ ^jiHLju ) kaidesinin tercümesidir.

(50)  :  (Asi sabit olmadığı halde fer'in sabit olduğu vardır.) Meselâ : bir kimse, «filânın filâna şu kadar kuruş deyni vardır, ben dahi ana kefilim» dese ve asilytı inkârı  üzerine dain iddia  etse meblâğı mezburu kefilin vermesi .lâzım gelir.» Meğer ki bu kefalet,   asilin emrine müstenid bulunsun. O takdirde bu emir, sabit olunca asi da .bu borç ile muahaza olunur.

Bu kaide  (49)   uncu  kaidenin  bir  tetümmesidir. Yani : fer'i. sukutta asla tâbi ise de sübutta daima asla tâbi değildir.

 

olacağı cihetle mebü geri alamaz.

Amma iskatı kabil olmıyan bir hak, ıskat ile sakıt olmayıp ıskat b'i-tıl olur. Bir kimsenin mülkünde vaki olan tarik veya mesîl hakkını ıskat gibi ki bu hak, ibra ve ıskat ile sakıt olmaz.

Bu  kaide,  Mecamî'deki.      ( j,,,V JaîUl )       kaidesinin tercümesidir.

(52)   :  (Bir şey Bâtıl oldukta anın zımnındaki şey dahi bâtıl olur.) Meselâ  : iki hasım, bir musaleha zımnında biri birini ibra ettikten

sonra musalehanıh butlanı tahakkuk etse ibra dahi bâtıl olur.

Kezalik : bir kimse, bir malını satıp semenini kabz ve müşteri ile biri birini ibra ettikten sonra o mal bilistihkak zabt olunsa ibranın tesiri kalmayıp müşteri vermiş olduğu semeni geri alabilir.

Kezalik : bir kimse, bir şahsa : «kanımı sana şu kadar kuruşa sal • tim, beni öldür» deyip o şahıs da bu veçhile o kimseyi öldürse hakkında kısas lâzım gelir. Çünkü bu satış bâtıl olduğundan bunun zımnındaki izin de bâtıldır.

Bu kaidenin müstesnaları vardır. Ezcümle : bir. kimse, hakkı şuf asını bir mal mukabilinde satsa veya müşteri ile sulh olsa bu satmak veya sulh bâtıl olduğu halde bunun zımnındaki şuf ayı ıskat, sahih olmuş olur.

Bu kaide, Eşbah'daki ( ... <u± J U Jk^^iHjki ıj1 ) kaidesinden mütercemdir.

(53)   :  (Aslın ibkası kabil olmadığı halde bedeli ifa olunur.) Meselâ : magsub malı aynen red lâzımdır. Fakat bu mal, mevcut

olmazsa bedelini vermek icab eder.

Kezalik : hicrî bir aynı başında akd edilen aylık bir muamelede hilâle itibar olunur. Fakat ay esnasında böyle bir muamele yapılırsa aslın ifası kabil olmıyacağmdan o ay, otuz gün itibar olunur. Bu otuz gün. o'. aya bedel sayılır.                       ?. •

Kezalik : hava bulutlu olup ramazanı şerıifin hilâlini rüyet kabil olmazsa şaban ayı otuz gün itibar olunarak onun ikmalile ramazanı şerif orucuna başlanılır.

Bu kaide, Mecamî'de  :   ( J-ıJIJI jt*   uNl ık>  Ijl )      diye yakılmıştır.

(54)   :  (Bizzat tecviz olunnuyaıı şey, bitteba'  tecviz olunabilir.)

«Meselâ  : müşteri mebi'i kabz için bayii tevkif etse caiz olmaz. Ammüeccel olur. Fakat bu Kerııe teoean ası Dorçnı naKKinua muecceı uı-maz. Bu borcu te'cil, asi hakkında bizzat caiz değil iken bu meselede te-bean. caiz olur» denilemez.

Bu kaide, Eşbah'da  :   ( !ju»; _,ü:^U \u± "jû\j J& )  diye mezkûrdur.

(55)   : (tbtidaen tecviz olunmıyan şey, bakaen tecviz olunabilir.) «Meselâ : taksimi kabil olan bir maldaki hissei şayiayı hibe etmek

sahih değildir. Emma bir mevhûb malın bir hissei şayiasına bir müsta-hik çıkıp da zapt etse hibe bâtıl olmayıp hissei bakiye mevhubün lehin malı olur.

Kezalik : iki çocuğun şahadetlerile akdi nikâk, sahih değil iken bunlar baliğ olduktan sonra şahadet etseler sahih olur..

Bu kaide, Mecamî'de( . ;t^»Vlj jc^ ^U .Ijc^MJ'jZ* ) diye yazılmıştır.

(56)   :  (Baka, ihtidadan esheîdir.)

Yani : bir şeyin devam ve bekası, ilk defa husulünden kolaydır. ?   Bu kaide, evvelki kaidenin delili mesabesindedir. Meselâ; hissei şayiayı hibe etmek meselesi, bu kaide üzerine deteferru eder.

Kezalik : icarede de şüyûı aslî müfsid, şüyuu târî, gayri müfsiddir. Binaenaleyh bir haneye müştereken mâlik olan iki kimseden biri, kendi hissi şayiasını şerikinden başkasına icar edemez. Bu icar, sahih değildir. Emma bir kimse kendi hanesini başkasına kiraya verdikten sonra diğer bir şahıs zuhur edip bu. hanenin "nısıf hissei şayiası benimdir diye dâva ve isbat etse diğer nısıf hissede icare baki kalır. îşte bunlardaki bu şüyu, bakaen tecviz edilmiş oluyor.

Bu kaide, Mecamide :   i .tjcSi.v. J^ »UJH diye muharrerdir.   •

(5-7)  : (Teberru, ancak kabz ile tamam olur.)

«Meselâ : bir adam birine bir şey hibe etse kablelkabz hibe tamam olmaz.» Çünkü böyle bir teberru, kablelkabz tamam olsa müteberria teberru etmediği bir şeyi = o şeyin teslimini de ilzam eylemek lâzım gelir. Bu ise caiz değildir.

Bu maddenin bir müstesnası vardır. Sövle ki : bir kimse saeir ev-lârlma bir şey hibe etse evlâdı kabz etmediği halde hibe sahih olur. Çünkü babası velayeti hasebile onun namına kabz etmiş olur.

F. 18

menut oldugunaan du uuuuuiuui un ^j  u.» »~—-~j~--------------

Kezalik  : veliyyiilemrin ernrile   ledeihâce birinin   mülkü   kıymetile alınıp tariki ammeye ilhak edilebilir.

Kezalik : bir çocuğun dâvasından zarf arı zahir ise velîsi, sulh olamaz. Bu madde Eşbah'da    oJU u»h/*ltj ı/bJlJtjol j 4-» -Jw» ^MSjtjJi) ( L* 1 't-U ÜL. 0& ,1 jli UUtb   diye yazılıdır.

(59)   :  (Velayeti hassa velayeti ammeden ekvadır.)

«Meselâ : mütevelliyi vakfın velayeti, kadının velayetinden akva-dır.» Bu cihetle vakfın mütevelli veya nâzın var iken hâkim vakfın malında tasarruf edemez. Lâkin mütevelli veya nazırın hıyaneti görülürse hâkim buriu azl ile diğerini tayin edebilir.

Bu kaidenin müstesnaları vardır. Ezcümle : veliyyi katil olan bir çocuğun vasisi, yalnız diyetten noksan olmıyan bir mal üzerine sulh olabilir, katili kısas ettiremez, afv de edemez. Fakat bu halde hâkim, kısas ettirebilir. Demek ki bu meselede veliyyi hassın muktedir olmadığı bir şeye veliyyi âm muktedir olmuş oluyor.

Bu kaide, Eşbah'da : ( öUl iV^cr* J/ UU-Iâ/Vj!! ) diye mukayyeddir.

(60)    : Kelâmın ı'mali .ihmalinden evlâdır,)

«Yani : bir kelâmın bir mânâya hamli mümkün oldukça ihmal, yani mânâsız itibar olunmamalıdır.»

Meselâ : bir vakfiyedeki evlâd tabiri, evlâdı sulbiyye yok ise ahfada hami edilerek mühmel sayılmaz.

Kezalik : i'mal olunan bir söz, hem te'kide hem .de tesise muhte-mil bulunsa tesise hamli tercih olunur. Çünkü İfade iadeden evlâdır. Meselâ : bir kimse birine bir borç ikrar edip sonra yine onun ayni bir borç bilâ sebep ikrar etse bu ikinci borç, birinci borçtan başka sayılır.

Kezalik : bir kimse zevcesine : «Sen boşsun, boşsun, boşsun» dese bununla üç talâk vaki olur. İkinci, üçüncü «boşsun» sözile birinci boşsun sözünü te'kid kasd etmiş olduğunu söylese diyaneten tasdik olunursa da kazaen olunmaz.

Bu kaide, Eşbah'daki  :(jj») j& i j% JC\ ^. <İW ^ Jjl f*UlJl/l) kaidesinden alınmıştır.

(fil)   :  (Mânâyı hakikî müteazzir oldukta mecaza gidilir.)

i                                                      ,

Şer'an veya örfen mehcur, yani : gayri müstamel olan bir mânâ da müteazzir hükmündedir. Bu suretle teazzur, üç türlüdür :

1.İCİL111İ   KVLO.UJ.lliX     VtlAİ.     CLOC    CV

hami olunur.

(2)   : Teazzuri örfîdir ki, mânayı hakikî nas arasında irade edilmediğinden mehcur bulunur. «Filânın evine ayak basmam» denilmesi gibi ki, bununla o eve girmek kasd edilir.

(3)   : Teazzuri şer'îdir ki,   mânâyı hakikî şer'an mehcur   bulunur. Husumete tevkil ile yalnız cevaba tevkil kasd edilmesi gibi. Burada has olan husumet tâbiri, âm olan cevaba mecazen ıtlak edilmiş olur.

Bu kaide, Mirkat'da : ( . }UK$I : <JI ^U^jl^Wo^yiuiltflroj-u Ijl ) diye yazılmıştır.

(62)   : (Bir kelâmın 'imali mümkün olmaz ise ihmal olunur.)

«Yani : bir kelâmın, hakikî Ye mecazî bir mânâya hamli mümkün olmaz ise ol halde mühmel, yani : mânâsız bırakılır.» sözü tashih için başka şeyler dere ve ilâve edilemez. Çünkü bu kapı açılırsa hiç bir tasarruf fâsid olmaz. Hiç bir söz, mânâsız kalmaz.

Meselâ : bir varis, diğer bir varise şer'an isabet eden hissei irsiy-yeden ziyade bir sehm ikrar etse bu ikrarı mânâsız, bâtıl bir söz olmuş olur. Zira bu ikrar ile o muayyen sehm artamaz.

Kezalik : bir kimse, hem'kendisini azad etmiş, hem de kendisinin azad eylemiş olduğu şahıslar bulunduğu halde «mevalisine» vasiyet etse bu vasiyeti bâtıl olur. Çünkü mevalî tâbiri, müşterek lâfızlardan olduğu cihetle hangilerine hami edileceğine karine yoktur. Bu tâbir, hem azad edilenlere, hem de azad edenlere ıtlak edilir.

Bu kaide, Eşbah'da şöyle yazılıdır : ^ }\? jUlj ~<i.ıL\ oj-UT Ijl , )

( fMOLM jfc.1 tf I . jfcT.^aJ J>l £-•- % Vjlu iüu\ Yani : bir sözün hakikat ile mecaz mânâlarını kasd etmek müteazzir olsa veya bir söz, müşterek olup' mânâlarından, birini tercih edecek bir karine bulunmasa o söz, i'maline imkân bulunairayacağmdan dolayı ihmal edilir.

(63)   :  (Mütecezzî olmıyan bir şeyin  bazısını zikr  etmek,   küllünü zikr gibidir.)

Binaenaleyh küllisini zikr etmek ne gibi bir hüküm ifade ederse bazısını zikr de ayni hükmü ifade eder..

Meselâ : bir maktulün varisi, katilin bazısını kısasdan afv etse kısas bilkülliye sakıt olur. Çünkü kısas kabili tecezzî değildir.

Kezalik : şefi, meşfuun yarısından şuf'a hakkını ıskat etse tamamından ıskat etmiş olur.

 

takyid delili bulunmaz ise.)

Meselâ : alelıtlak bey'e vekil olan kimse, müvekkilin malını aza çoğa, yani : münasib gördüğü beha ile satabilir. Fakat gabni fahiş ile satamaz. Çünkü her ne kadar mutlak ise de gabni fahişe tecavüz etmemek kaydile delâleten mukayyeddir.

Kezalik : bir kimse birisine «Benim için bir at al parasını vereyim» dese mutlaka at almaya tevkil etmiş olur. Emma «benim için bir yağız at al» dese yağız kaydile sarahaten mukayyed olur.

Bu kaide, Meeamî'de ('aiVj , U jueM ^ ji İSİ «Xl»l Je jlkll^ U'l) diye mezkûrdur.

(65)   :  (Hazırdaki vasf lâğv, ve gâibdeki vasf muteberdir.)

«Meselâ: bayi, meclisi beyi'de hazır olan bir kır atı satacak olduğu halde şu yağız atı şu kadar bin kuruşa sattım dese icabı muteber olub yağız tâbiri lâğv olur. Amma meydanda olmıyan bir kır atı yağız deyip satsa vasf muteber olmakla bey münakid olmaz.» Meğer ki müşteri razı olsun, o zaman münakid olur.

Meydanda olmıyan bir şeye işaret mümkün olmadığı cihetle gaib hakkında her halde tesmiye ve tavsif muteberdir. Hazırdaki ise işaret ile tarif hâsıl olacağından vasf ile tarife lüzum kalmaz. Şu kadar var ki, o tavsif olunan hazır şey, müşarün ileyhin cinsinden olmalıdır. Yoksa bir kimse birine hitaben bir taşa işaretle «Bu elması sana sattım» deyip muhatabı da kabul ettiği halde o taşın sırça olduğu tebeyyün etse bey', münakid olmaz. Meğer ki âkidler, o şeyin elmas olmadığım zaten bilir bulunsunlar.

Bu kaide, Mecami'deki          ( ^ ^,'UIJj yj > iÜ-Vj ^-i-»j" )       kaide-

sinin tercümesidir.

(66)   : (Sual, cevabda iade olunmuş addolunur.)

«Yani : tasdik olunan bir sualde ne denilmiş ise mucîb anı söylemiş hükmündedir,»

Meselâ : bir kimse başkasına : «Senin şu malını şu kadar kuruşa aldım» deyip o da «evet» dese aralarında beyi', münakid olmuş olur.

Bu kaide, Eşbah'm      ( J^f ij jU. j 15-11 )

(67)   :  (Sakite bir söz isnad olunmaz, lâkin ma'razı hacette sükût beyandır.)

«Yani : sükût eden kimse, şu sözü söylemiş oldu, denilmez. Lâkin söyliyecek yerde sükût etmesi, ikrar ve beyan ad olunur.»

Meselâ : bir yabancı, bir şahsın malını huzurunda fuzulî olarak satmakla o şahıs sükût etse o yabancıyı satışa tevkil etmiş olmaz. Çünkü sakittir ve söylemek mecburiyetinde değildir.

Kezalik : bir kimse bir şahsın malım itlaf ederken o şahsın bunu görüp de sükût etmesi, itlafa izin sayılmaz. Fakat : peşin satışta müşteri, semeni vermeden mebiî kabz ettiği halde bayi, görüp de sükût etse kabza ruhsat vermiş, hakkı kabzini iskat eylemiş olur.

Kezalik : bir mümeyyiz çocuğun yaptığı mübayeayı velîsinin gördüğü halde sükût etmesi, o muameleye delâleten izin sayılır.

Bu kaide, Eşbah'daki : ( Jy ±.f L, Jl ,__»i ^ ) kaidesinden alınmıştır.

(68)   : (Bir şeyin umun batmada delili, ol şeyin makamına kaim olur.)

«Yani : hakikatine ıttıla müteassir olan umun bâtınada delili zahirîsi ile hükm olunur.»

Meselâ : bir kimse satın aldığı bir hayvanın ayıbına muttali olduktan sonra tedavisinde bulunsa veya satılığa çıkarsa ayıbına razı olduğuna hükm olunur. Çünkü ayba rıza, bâtını emirlerdendir. Buna delili zahirisi olan tedavi ile veya satılığa çıkarmakla ıttıla hâsıl olmuş olur.

Kezalik : bir kimsenin elinde bulunan bir malın ana aid olduğuna şahadet olunabilir. Çünkü şahid, hakikati mülke vâkıf olamaz. Mülkün delili zahirîsi olan vaz'ı yede itibar olunur.

Kezalik : katil üzerine kısas icrası, katlin kasden yapılmış olduğuna mütevakkıftır, kasd ve amd ise emri bâtınî olduğundan kati âletinin istimal edilmiş olması, kasd makamına ikame edilmiştir.

Bu kaide, Mecami'de ( <.U« f>i <J»U\ j^VlJ ^»J^j ) diye mezkûrdur.

be sayılır.

Kezalik : vefat eden kimsenin terekesinden nükud üe dolu bir kese zuhur edip üzerinde* Bu kese filân zatındır, benim elimde emanettir-) diye o kimsenin yazlsile bir yafta bulunsa o zat, bu keseyi terikeden alır.

Bu kaide, Eşbah'da : ( ^H^Uri-fer^UM^ VUC)1 jV . VIÜ-^UTJI_, ) diye musarrahtır.

(70)   :  (Dilsizin işareti ma'hudesi, lisaiüle beyan gibidir.)

İşaret, âzâdan bir uzv ile bir şey göstermektir. Ma'hud da erbabı yanında malûm demektir.

Dilsizin gerek başı ve gerek kaşı ve gerek gözlerile olan maruf işareti, hacet ve zarurete mebnî lisan ile beyan gibidir.

Dilsizin, kitabeti de işareti gibi makbuldür.

Dilsizin işareti; bey'i, icare, hibe, rehn, nikâh, talâk, ibra, ikrar, ye-mîn, vasiyet hususlarında muteberdir. Müftabih olan kavle göre kısaa-da da muteberdir. Hadlerde ise bilittifak muteber değildir.

Dilsizin şahadeti de muteber değildir. Zira şahadetin rüknü : «Şahadet ederim» sözüdür. Dilsizde ise bu söz bulunamaz.   *

Dilsizin işareti iki türlüdür. Biri, inkâra delâlet eder. Başını enine sallamak gibi. Diğeri de ikrara delâlet eder. Başını boyuna sallamak gibi. Başı yalnız yukarı kaldırmak inkâra, aşağıya indirmek de tasdike delâlet eder.

Sonradan dili tutulup «nu'tekalüllisan» denilen kimsenin de bu dil tutukluğu ölümüne kadar imtidat ederse ve bir rivayete göre bir ser.e devam eylese mâruf olan işareti muteber olur.

Bu kaide   Tahtavî'de şöyle yazılmıştır. :

(71)   :  (Tercümanın kavli her hususda kabul olunur.)

Yani : tercümanın sözü, mütercemün anh olan kimsenin sözü gibi olarak bedeliyyet yolile değil; belki asalet yolile kabul olunur.

Şöyle ki : hâkim, iki hasmdan birinin veya şahidîerin lisanına vâkıf bulunmazsa tercüman vasıtasile muhakemeyi rüyet eder. Tercümanın bir şahıs olması İmamı Âzam ile İmamı Ebu Yusüfe göre kâfidir. İmamı Muhammede göre iki'olması lâzımdır.

Kezalik : kefil, asîlin edasına vâkıf olmıyarak borcu hâlâ duruyor zannile verip de sonra verilmiş olduğuna muttali olsa verdiğini istir-dad edebilir.

Kezalik : bir kimse, kendi malı zannile başkasının malını idlâf etse bedelini zamin olur.

Kezalik : hâkîm-, meşru zannile bir hükümde bulunup badehu gayri meşru olduğuna vâkıf olsa bu hükümden rücu etmesi lâzmı gelir.

Bu kaide, Eşbah'da : ( . .Jlki- ü^ijUI; is* ^ ) diye yazılmıştı.

(73)  : (Senede müstenid olan ihtimal ile hüccet yoktur.) «Meselâ : bir kimse veresesinden birine şu kadar kuruş borcu olduğunu ikrar ettiği takdirde eğer marazı mevtinde ise diğer verese tasdik etmedikçe bu ikrarı hüccet değildir. Zira diğer vereseden mal kaçırmak ihtimali marazı mevte müstenittir. Amma hali sıhhatinde ise ikrarı muteber olur ve ol halde olan ihtimali mücerred, bir nevi tevehhüm olduğundan ikrarın, hücciyetine mani olmaz.»

Velhâsıl : delilden neşet eden bir ihtimal ile karşılaşan bir hüccet ile amel olunamaz.

Bu kaide, Mecami'deki : ( . JJj ^c ^.Üi J^Vl^ i? V ) kaidesinden tercüme edilmiştir.

(74)   :  (Tevehhüme itibar yoktur.)

Yani : delile müstenid olmıyan mücerred ihtimal, muteber değildir. Meselâ : bir'kimse satın aldığı bir malın başkasına ait olduğunu tevehhüm etmekle kefil vermesi için satıcıya celbr edemez.

Kezalik : bir yetimin velisi, müsevvigatı şer'iyyeden biri yok iken ihtimal ki yangın vukuunda yanar, diye yetimin akarını satamaz.

Kezalik  : müflis olarak ölen bir kimsenin terekesi satılarak esma nı gurema = alacaklılar arasında taksim olunur, her ne kadar başka ga-rimlerin zuhuru mevhum ise de ona itibar olunmaz. Şâyed zuhur ederse onlar  da meşru  usulü vecihle hisselerini alabilirler.   Mecellenin   (1161) inci maddesi buna dairdir.

Bu kaide, Mecmaulfetâvâ'da : ( ^ jL*\ %)    diye mezkûrdur.

±5u kaide, Mecamî'de ( jLJt cVS€~ jUjJl. ^,b)ı ) diye mezkûrdur.

(76)   :  (Beyyine müddeî için ve yemîlı münkir üzerinedir.)

Yani : müddeînin dâvasını isbat edecek şahadeti, hücceti kaviyye-yi ikame etmek hakkı, müddeîye aiddir. Beyyine bulunmayınca ismi ak-desi ilâhîye yemin etmek hakkı da münkire Fittir.

Bazı dâvalarda tarlardan her biri min cihetin müddeî, ve min cihetin münkir vaziyetinde bulunur. Böyle dâvalarda hangi tarafın bey-yinesi racih ise hâkim, o taraftan beyyine ister. Bu taraf beyyine ikamesinden âciz kalırsa mercuh tarafdan beyyine taleb eder, isbat ederse fe-bîha, edemediği takdirde kendisine yemîn tevcih edilir.

Beyyinede hangi tarafın asi olduğunu tayin hususunda bazı esaslar vardır. Meselâ: hilafı zahiri iddia edenin beyyinesi, tercih oiunur. Keza-lik : ziyadeyi iddia edenin beyyinesi, evlâdır. (Beyyine mebhasine müracaat.)

Bu kaide  :  ( Jd\ ^« Jc Cç^'j ı/ju-U ^i-'I ) hadisi şerifinden alınmıştır.

(77)   :  (Beyyine hilafı zahiri isbat için ve yemin aslı ibka içindir.)

Meselâ : müşteri, satış muamelesinin rıza ile vukuunu, bayi de ker-han vukuunu iddia' etse söz müşterinindir. Çünkü satışda riza asidir. Bu halde beyyine bayie teveccüh eder. Çünkü hilafı asi olan ikrahı iddir: etmektedir.

Akidlerde, ikrarlarda rıza asidir. Ariyet, vekâlet hususlarında da takyid asidir. Kefalet, mudarebe hususlarında ıtlak asidir.

Binaenaleyh bey'i ve icare gibi bir akdin rıza ile, ikrah ile vukuunda ihtilâf edilse söz, rızayı iddia eden tarafın olur.

Bu kaidenin bazı müstesnaları vardır. Ezcümle: emîn olan kimse, beraeti zimmeti hakkında yemîn ile tasdik edildiği cihetle mûda' = kendisinde vedia bulunan kimse, bu vedianın sahibine rec ni veya telef olduğunu iddia etse yemînile tasdik olunur, kendisinden bevyine istenilmez. Halbuki red veya helak, hilafı zahirdir.

Bu kaide, Mecamî'de:    ( j^ll JiN cJ\} ^üx\\^J%- oL'V ^~ i-b.II ) diye münderiçtir.

(78)   :  (Beyyine, hücceti müteaddiye ve ikrar, hücceti kasıradır.) Beyyinenin = şahadetin hüccet olması, hâkimin hükmü iledir. Hâkimin ise velayeti ammesi bulunduğundan beyyine, yalnız makziyyün leh ve mahkûmun aleyh hakkında hüccet olmayıp başkaları hakkında da bir

sirayet eder, artık bunun hilâfına dâva ve şahadet dinlenemez. Fakat bir şahsın mücerred ikrarile sabit olan bir nesebin hilâfına beyyine ikame edilebilir.

Kezalik : bir müteveffa aleyhine bir borç iddia ve beyyine ile isbat edilse bütün varisleri aleyhine hükm edilmiş olur. Fakat böyle bir borcu varislerden biri ikrar etse bu, ancak kendi hakkında muteber olur, diğer varisler hakkında muteber olmaz.

Şu kadar var ki, ikrar, töhmetten beri olduğu cihetle şahadetin fevkinde bir hüccet sayılır. Binaenaleyh bir müddeabihi isbat hususunda ikrar ile beyyine içtima etse hüküm ikrara bina olunur. Meğer ki beyyine ile hükme hacet mes etsin, meselâ : hükmün başkalarına da şümulüne lüzum görülsün. O halde beyyine ile hükm olunur.

Bu kaide, Tenvirülebsar'da  :     1,-*% <* Jj^]i *•*£• <* <^-!'jl "Vl^ )' ( ,*;'ıjc cVj fjj jîUjc diye mezkûrdur.

(79)   :   (Kişi ikrarile muahaza olunur.)

Yani : şer'an sahih ve muteber olan ve hâkim tarafından tekzib olunmıyan bir ikrar, mukirrin aleyhine bir hüccettir, onunla ilzam olunur.

Meselâ : bir kimse, bir şahsa borcu olduğunu ikrar etse bunu ödemesi lâzım gelir. Bu ikrarından dönemez. Fakat bir kimsenin satın aldığı bir mal, bilistihkak zabt edilse o kimsenin «bu mal bayie aiddir» dîye vuku bulan ikrarı hükümsüz kalmış, hâkimin hükmile tekzib edilmiş olur. Bunun içindir ki verilen semeni bayiden geri alabilir.

Bu kaide, Mecamîde : ( •»^J\ jU-İV» *J\ ) diye yazılıdır.

(80)   :   (Tenakuz   ile  hüccet   kalmaz.   Lâkin  nıütenakızın aleyhine olan hükme halel gelmez.)

«Meselâ : şahidler; şahadetlerinden rücu ile tenakuz ettiklerinde şahadetleri hüccet olmaz. Lâkin evvelki şahadetleri üzerine kadı hükm etmiş ise bu hükm dahi bozulamayıp mahkûmun bihi şâhidlerin tazmin etmesi lâzım gelir.» Çünkü şâhidlerin ikinci şahadetleri, yani rücuları. sıdka delâlette evvelki şahadetleri gibidir, bunlardan biri diğerine tercih olunamaz. Fakat hâkimin hükmünün ittisali sebebile evvelki şahadetleri teekküd ve tereccüh etmiş olacağından ikinci sözlerile, yani rücula-rile müntekiz olmaz.

Kezalik : bir kimse bir hakkkı inkâr, badehu ikrar etse bu ikrarı muteber olur. Çünkü bunda müttehem olmaz. Fakat evvelâ ikrar, bade-

şiyesindeki   ( Jj\.Z\ı XHJiiL X» ) ibareleri ihtiva etmektedir.

(81)   : zım olur.)

Meselâ ibra ettim»

(Şartın sübutu indinde ana muallak olan şeyin sübutu lâ-

Bir kimse, başkasına «Eğer benim sende alacağım var ise deyip de filhakika alacağı bulunsa borç filhal sakıt olur. Bu kaide, şarta taliki sahih ve meşru olan hususlarda carîdir. Yoksa şarta taliki sahih olmıyan husulardan biri bir şarta tâlîk olunsa bu talik fâsid olur. Yani  : şart sabit olsa da ona muallâk olan şey sabit olmaz. Şöyle ki:

(1)   : Bazı   muamelelerin şartı   mülayime,   yani :   akdin  mucebini ve muktezasım teyid eden bir şarta taliki sahihdir, şartı gayri mülayime taliki ise sahih değildir. Bunlar : vekâlet, vasiyet, havale,  kefalet, kefaletten ibra, ticarete izin, kaza ve emarete tâyin, kadıyı azl, şuf'ayı badeşşira teslimden ibarettir.

Meselâ : bir kimse bir şahsa : «filân kimse aleyhime dâva açarsa sen benim vekilimsin» diyip o şahıs da kabul etse d.'-vâ açılınca vekâlet münakid olur.

Kezalik : Bir kimse velisi bulunduğu sefihe : ne vakit salâh kesb edersen, ticarete mezunsun» diyip sefih de salâh kesb etse ticarete mezun olmuş olur.

Fakat bir kimse bir şahsa : rüzgâr eser ise veya filân haneye girer isen filân hususa vekilimsin» dese şartın vukuile vekâlet münakid olmaz.

(2)   : Taliki  asla   sahih   olmıyan muameleler   de şunlardır : beyi', icare, isticar, iare, hibe, sadaka, ikrar, müzaraa, müsakat, vakf, tahkim, ikale, akde icazet, borçdan ibra, satışdan evvel şuf'ayı teslim, vekili azl, mezunu hacr, hıyarı ayıb ile veya hıyarı şart ile mebîr red hakkını ibtal, maldan mal mukabilinde an ikrarın veya an inkârın yahut an sükutin sulh.

Meselâ : bir kimse bir şahsa : «filân zat seferden gelirse bu hanemi sana şu kadar liraya sattım» veya «icar ettim» diyip o da kabul etse o zatın seferden gelmesile bu beyi' veya icare münakid olmaz.

(3)   : Müstakbel zamana izafeti sahih  olan muameleler şunlardır: îcare, icareyi fesh, müzaraa, müsakat, mudarebe, vekâlet,  kefalet,

ı'sa, vasiyet kaza, emaret, vakf, ariyet, hıyarı ibtal.

Dorcaan ıora.

Meselâ : bir kimse bir malını bir şahsa : «Gelecek filân ayın başında şu kadar kuruşa sattım» diyip o şahıs da bu vecihle kabul etse sahih olmaz.

Bu kaide, Mecamî'deki  :       jj rjju- , *V\a;* *?>' *r£. ^-^ J**11 )• ( . «fcyi o^-* kaidesinden alınmıştır.

(82)   :  (Bikaderilimkân şarta riayet olunmak lâzım gelir.)

Yani : meşru ve yapılacak muamelenin muktezasından mââut bir şarta mümkün olduğu kadar riayet olunur. Yoksa fâsid veya lâğv olan bir şarta riayet lâzıme gelmez.

Bir de bu kaidedeki şarttan maksad, şartı tâlikî değildir. Belki edatı şart bulunmaksızın koşulan şarttır ki ona «şartı takyidi» denir.

Meselâ : bir malı semeni şu kadar gün müeccel olmak üzere veya olmak şartile diye satmak bu kabildendir. Maamafih bu şart, sulbi akid-de = akd esnasında bulunmalıdır. Akidden sonra dermeyan edilen bir şart, muteber değildir. Bir malı sattıktan sonra semeninin müeccel olduğunu şart koşmak gibi.

Şer'an gayri muteber olan şartlar, iki türlüdür. Bazıları meşrut olan akdi if sad etmeyip kendileri lâğv olur. Diğer bazıları ise if sad eder. Şöyle ki :

(1)   : Mülayim şart ile takyidi   sahih, şart lâğv olan   muameleler şunlardır :

Vekâlet, kârz, hibe, sadaka, rehn, ısa', ikale, mezunu hacr.

Meselâ : bir kimse başkasına : «Bendeki alacağından beni ibra etmek şartile filân hususa vekil ettim» diyip o da kabul etse vekâlet, sahih olub şart, lâğv olmuş bulunur.

(2)   : Şartı fâsid ile, yani  : akdin muktezası ve mülayimi olmıyan bir şart ile takyid edilmesi sahih olmıyan muameleler de şunlardır :

Bey, icare, kısmet, akde icazet müzaraa, müsakat, vakf, borcdaıı ibra, bir mal mukabilinde maldan an ikrarın veya an inkârın veya an sükutin sulh.

Meselâ : bir kimse «şu atımı bir ay kullanmam şartile sana sattım > diyip diğeri de kabul etse satış muamelesi sahih olmaz.

Kezalik : iki şerikten biri diğerine bir şey hibe etmek şartile müşterek mallarını taksim etseler sahih olmaz.

Bu, bir muallâk vaiddir. Lâzım olan da budur. Bir de mücerred vaid vardır ki, lâzım gelmez. Meselâ : bir kimse, başkasına : «Senin borcunu öderim» dese bununla o borca kefil olmuş olmaz, onu ödemesi huku-kan lâzım gelmez.

Malûmdur ki, vad: bir kimsenin bir şeyi müstakbelde yapacağım be • yan etmesinden ibarettir. İmamı Azama, İmamı Şafiî ile İmamı Ahmede ve ekser ulemaya göre hayırlı bir şey hakkındaki va'di mücerrede .vefa etmek, müstahabdır. Bu va'de vefa etmeyen; fazileti terk etmiş, şiddetli bir kerahati irtikâbda bulunmuş olur. Fakat bu va'de vefa her halde vacib değildir. Buna riayet etmeyen âsim olmaz.

Ömer İbnilaziz île bir cemaate göre ise va'de vefa vacibdir. Malikı-lerden bazı zevata göre de va d, bir sebeble meşrut olursa riayet vacib olur. «Teehhül et sana şunu vereyim» demek gibi. Böyle meşrut olmazsa riayeti vacib olmaz. (Bidayetülmüctehid).

Va'di mücerred ile bir şey lâzım gelmiyeceği meselesinin bir müstesnası vardır. Şöyle ki: bir malı değer fiyatından noksan bir meblâğ ile satın alan bir kimse, şahidlerin huzurunda: «Verdiği meblâğın mislini bayi, kendisine iade edince be'yi fesh edeceğini» va'd etse bu. va'di ifa etmek', kendisine, vefatından sonra da varislerine lâzım gelir. Çünkü bu muamele, bir beyi bilvefa mahiyetinde bulunmuş, olur.

Bu kaide, Bezzaziyye'deki: ( . i.jVj/1- jJudt^^ »LU" I, -u^lljl > U ) ibaresinden alınmıştır.

(84)  :  (Bir şeyin nef i zamanı mukabelesindedîr.)

«Yani: bir- şey telef olduğu takdirde hasarı kime aid ise anın zamanında demek olup ol kimsenin bu vecihle zamanı ol şey ile intifaa mukabil olur.

Meselâ: hıyarı ayb ile red olunan bir hayvanı müşteri kullanmış olmasından dolayı bayi ücret alamaz. Zira kablerred telef olaydı hasarı müşteriye aid olacak idi.»

Kezalik : bir kimse kiraladığı bir beygire binerek âdeti tecavüz etmeksizin mutad olan yerden muayyen mahalle giderken, hayvan yolda düşüp telef olsa o kimseye yalnız ücret lâzım gelir, zaman lâzım gelmez.

Magsubun menafiinin mazmun olmaması da kaideye  müsteniddir.

Bu kaide ( j^ll» ç)J.\) hadisi şerifinden alınmıştı.

Haraç, zamana bir karşılıktır. Haraç, bir mülkten çıkan, yani husule gelen semere, faidedir. Hayvanın südü, akarın kira bedeli gibi.

Meselâ :: bir kimse, bir şahsın öküzlerini gasb edip bir müddet çift sürmekle öküzler zaif düşerek kıymetlerine halel gelse o şahsa öküz le.rinin noksanı kıymetini zamin olur. Ona ayrıca bir ücret vermesi de lâzım gelmez. Amma sebeb, muhtelif olursa zaman ile ücret bir yerde içtima eder. Meselâ: bir kimseye kiraladığı hayvan ile muayyen mahalle kadar gittiğinden dolayı ecri müsemmayı vermek ve muayyen mahalli tecavüz ederek hayvanın telef olmasından dolayı de kıymetini tazmin etmek lâzım gelir. (Gasb mebhasma müracaat!)

Bu kaide, Mecamî'de  (jL^V jWj j?^\ )    diye yazılmıştır. Bu zemandan maksad, bir şeyin misliyyattan ise mislini, kıyemiyyattan ise kıymetini vermektir.

(86)   ::  (Mazarrat,  menfaat mukabelesindedîr.)

«Yani: bir şeyin menfaatine nail olan, anın mazarratına mütehammil olur.»

Meselâ: bir meşruta vakıf hanenin tamiri, orada oturacak zata aid olur. Meğer ki vakfın malından tamir edilmesi meşrut bulunsun.

Kezalik: iki komşu arasında müşterek bir duvarın yıkılmasından korkulsa her iki komşu bunu müştereken yaptırmaya mecbur olur. Çünkü menfati her ikisine aittir.

Bu kaide, Mecamî'de ( J^\> ^yj\ ) diye mezkûrdur ki,( Lill&Uc j>ifl ) demektir.

(87)   : (Külfet nimete ve nimet külfete göredir.)

Meselâ: müşterek bir mülk tamire muhtaç olunca sahipleri hisselerine göre biliştirâk tamir ile mükellef olurlar Çünkü her biri hissesi nis-betinde menfaat görmektedir.

Kezalik : iki kimse arasında bir hayvan müşterek olup da birisi beslemekten kaçınsa diğeri hâkime müracaat edebilir. Bu halde hâkim, kaçınma «ya hisseni sat veya müştereken besle» diye cebr der.

Kezalik: fakir olan bir lâkitin nafakası beytülmaldan verilir. Lakit vefat edince de terikesi beytülmala ait olur. Demek ki beytülmal, lakit için tahammül ettiği nafaka itası külfetine karşılık olarak onun mirası nimetine nail oluyor.

Bu kaideye Eddürrülmuhtar'da: ( Jd\> ^i I jV ) diye işaret olunmuştur ki, (84) v& (85) inci kaidelerle mealen müttehiddir.

mo ua uu cm [• vecınıe ıtıat etse ?araan, bu şahsa lâzım gelir, yoksa âmire lâzım gelmez. Çünkü başkasının mülkünde tasarrufla emr, bâtıldır. Fakat âmir, mücbir olup ikrahı muteber ile icbarda bulunmuş olursa zaman, mütlife değil, âmire gelir.

Bu kaidenin müstesnası vardır. Şöyle ki: bir çocuk, âkil ve baliğ o-İan bir şahsın emrine mebnî birisinin malını itlaf etse bunun zamanı evvelâ kendi malından lâzım gelirse de sonra velîsi, bununla âmire rücu eder.

Bu kaide, Mecamî'de:( •»Vlı ^.J*M s Vi )   diye yazılmıştır.

(89) : (Mübaşir, yani: bizat fail ile mütesebbib müctemi oldukta hukm, ol fail ınıızaf kılınır.)

«Meselâ: birinin tariki âmda kazmış olduğu kuyuya diğeri, birinin hayvanını ilka ile itlaf etse o zamin olup kuyuyu hafr eden kimseye zaman lâzim gelmez.»

Kezalik: bir hâdisede katil veya sârik ile katle veya sirkate rehberlik eden cem olsa bunların hükmü katile, sarika teveccüh eder.

Bir hâdisede faili mübaşir bulunmaz ise taaddisi bulunduğu takdirde mütesebbibe zaman lâzım gelir. Yani: mütesebbib, zarara bais olan fili haksız olarak işlemiş olunca zamin olur.

Meselâ:  bir kimse, resmen izin istihsal etmeksizin tariki amda bir • kuyu kazıp da başkasının hayvanı düşerek telef olsa zamin olur. Fakat kuyu kendi mülkünde bulunursa zamin olmaz. Çünkü kendi mülkündeki tasarrufu, taaddî değildir.

Bu kimsenin bazı müstesnaları vardır. Ezcümle: -şahidler, hâkimin hükmü lûhık olduktan sonra şahadetlerinden dönseler zaman, şahidlere lâzım gelir. Halbuki şahitler mütesebbib, hâkim ise mübaşir olmakla zaman hâkime lâzım gelmeli idi. Maamafih buna cevaben deniliyor ki: şahadeti edaden sonra şahidlerin adaleti tahakkuk ettikte hükm etmek hâkime vacip olduğundan hâkim bu hükmünde mazurdur. Binaenaleyh bundan dolayı hâkime zaman icab mümkün değildir.

Bu kaide, Eşbah'da:      ( jjü. diye yazılıdır.

(90)   :  (Cevazı şer'î,  zamana münafi olur.)

«Meselâ : bir adamın kendi mülkünde kazmış olduğu kuyuya birinin hayvanı düşüp telef olsa zaman lâzım gelmez. «Çünkü kendi mülkünde kuyu kazması caiz olmakla zamana münafi bulunmuştur.

Kezaîik : müşterek hanede, sahiplerinden biri, diğerinden izin almaksızın bir müddet ikamet edebilir. Bu, şer'arı, caiz bulunmakla kazara hane muhterik olsa o ikamet edene zaman lâzım gelmez.

Bu kaidenin de bazı müstesnaları vardır. Ezcümle: açlıktan helak olmak mertebesine varan kimsenin başkasına ait bir taamı, iznini almaksızın yemesi caizdir. Bununla beraber kendisine zaman lâzım gelir. (32) nci kaideye müracaat!

Bu kaide, Mecamî'de:  ( j^M jL ^^Ij'**)   diye mezkûrdur.

(91)   :  (Mübaşir, muteammid olmasa da   amin olur.)

Meselâ :: bir kimse başkasının bir malını gerek kasden ve gerek kasd bulunmaksızın itlaf etse bedelini tazmin etmesi lâzım gelir. Şu kadar var ki mübaşir, yani: kendi fîlile telef hâdisesi arasında başka bir ihtiyarî fîl haylûlet etmeksizin kendi fîlile telef husule gelen kimse, müte-ammid olmazsa âsim olmaz. Çünkü hata hükmü; merfüdür, mâ'fudur..

Bu kaide, Mecamî'de:( ,-jua j. j\j ^L» .,-îU.I ) diye yazılıdır.

(92)   :  (Mütesebbib muteammid olmadıkça zamin olmaz.)

Meselâ : bir kimsenin hayvanı bir şahısdan ürküp de firar ile zayi olsa o şahsa zaman lâzım gelmez. Çünkü burada mütesebbib olan o şahsın bir kasd ve teaddîsi yoktur.

Fakat mütesebbib,. muteammid olup teaddîde bulunursa telefine sebebiyet verdiği malı zamin olur. Meselâ: bir kimse başkasının hayvanım-kasden ürkütüp de firar ile zayi olmasına sebebiyet verse kıymetini ö-demesi lâzım gelir. Hâsılı bir mütesebbibin zamin olması için iki şart vardır. Teammûd, teaddî. Bunlar bulunmazsa zaman lâzım gelmez.

Meselâ : bir avcı, ava tüfenk atıp da sesinden birinin hayvanı ürkerek firar ederken telef olsa o avcıya zaman lâzım gelmez. Çünkü burada onun bir kasd ve teaddîsi yoktur.

Bu kaide, Eşbah'da:( Lu^. jK'ıjiVUMç^-dlj ^Lİ^U) )diye mezkûrdur.

.    (93)-:  (Hayvanatın kendiliğinden olarak cinayet ve mazarratı hederdir.)

Meselâ : bir hayvan, sahibinin bağlamaya hakkı bulunan bir mahalde bağlı iken kendi kendine boşa'narak başkasının bir malını itlaf etse zamanı lâzım gelmez.

Kezalik : t»ir at gem almayıp da rakibi başını zabt edemiyerek bir zarar etse zaman lâzım gelmez. Çünkü bunda rakibin bir taksir ve teaddîsi yoktur.

va^aııujLia eııır kıuusk,

)

Yani : velayeti haiz olmıyan kimsenin başkası mülkünde tasarruf edilmesi için vukubulacak emri, bâtıldır, kendi hakkında zamanı mucib değildir.

Meselâ : bir kimse, başkasına aid bir malı «denize at» diye bir şahsa emr etse o şahıs da bu malı başkasına ait olduğunu bildiği halde denize atsa zaman, bu şahsa lâzım gelir, yoksa o âmire lâzım gelmez.

Fakat bir kimse, kendi malım veya velayeti altında bulunan bir çocuğun malını böyle başkasına itlaf ettirse mütlife zaman lâzım gelmez.

Demek ki bir emrin bâtıl olması için iki şart.vardır. Ademi mülk. ademi velayet.

Bu kaide, Mecamî'de: ( . jU jdldlU J <Jj^d\ v^ ) diye mevcuttur.

(95) : (Bir kimsenin mülkünde anın izni olmaksızın ahar bir kimsenin tasarruf etmesi caiz değildir.)

Binaenaleyh bir kimse, başkasının hanesine onun izni olmaksızın giremez. Ve başkasımn arsasım sahibinin izni olmaksızın işgal edemez. Aksi takdirde hakkı tasarrufa, hürriyeti mülkiyyeye tecavüz ejülmiş olur.

Ancak şer'an zaruret sayılacak haller müstesnadır. Öyle bir halde başkasımn mülkünde zaruret mikdarı tasarruf caiz olur. Zaruret mevkileri, umumî kaidelerden müstesnadır. Binaenaleyh bir kimse, yolculuk esnasında vefat etse arkadaşları onun emvalini satarak bedelinden teçhiz ve tekfinine sarf edip bakisini vârislerine verirler.

Kezalik : nafakasız bırakılan bir kadın, yanında bulunup kocasına aid olan bir maldan nafakasına sarf edebilir. Evlâdın malı hakkında da hüküm böyledir.

Bir mal hakkında mâlikinin izni sarahaten olduğu gibi delâleten de olabilir. Meselâ: bir çoban, otardığı koyunlardan biri hastalanıp yaşamasından ümit kesilince onu boğazhyabilir. Çünkü buna delâleten izin vardır.

Bu kaide, Dürri Muhtar'da :( cWj Vj «öl 31 ^i!IJL J jj-dl j^V ) diye mezkûrdur.

(96) : (Bilâ sebebi meşru birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi caiz olmaz.)

Binaenaleyh bir kimse, birinin malını gasb veya sirkat veya rüşvet tarikle ahz etmjş olsa zâlim, gâsıb olup o malı sahibine red etmesi icab eder.

cibdir. Çünkü nisyan, hukuki ibadda özür değildir.

Bu kaide, Mecamî'deki: ( . j-^-z ^j-,% j*-\ JU JU-t» jl  a»M ibaresinden alınmıştı.

(97)   :   (Bir şeyde sebebi temellükün tebeddülü, ol şeyin tebeddülü makamına kaimdir.)

Yani: bir şey, haddi zatında değişmediği halde o şeyin sebebi temellükü dağışse o şey de değişmiş sayılır.

Temellük esbabı üçtür. Biri : beyi' ve hibedir. Diğeri : irsdır. Üçüncüsü de mubah bir şeyi ele geçirmektir. Bu üçüncü kısım da ya hakikaten olur. Mubah bir şeye el koymak gibi veya hükmen olur. Mubah bir şeyi elde etmek için vasıtaları ihzar etmek, meselâ: yağmur suyunu almak için kab koymak, av hayvanım tutmak için tuzak kurmak gibi.

Binaenaleyh bir kimse, kendisine hibe edilen bir malı başkasına satsa artık vâhib, hibesinden dönemez. Velev ki o kimse bilâhare o mala tekrar bir sebele mâlik olsun. Çünkü sebebi mülk tebeddül etmiş olur.

Kezalik : mevhubün leh vefat edip de hibe edilen mal varisine intikal etse vâhibin rücu'una mahal kalmaz.

Bu kaide, Mecamî'deki:   ( jUVl J5tl 4#  yL-Vt oX^-l )     ve (ctUt'Jju* fU.  A dU\ ^j— Jj- )kaidelerinden alınmıştır.

(98)   : (Kim ki bir şeyi vaktinden evvel istical eyler ise mahrumiyetle muateb olur.)

Meselâ : bir kimse, mirasa bir an evvel nail olmak için müverrisini öldürse mirasından mahrum kalır. Kati, gerek amd ve gerek şibih arad ve gerek hata suretile olsun, kısas veya keffareti icab eder bir mahiyette olunca mirasdan^ mahrumiyeti mucib olur.

Kezalik : bir kimse, marazı mevtinde mirasına nail olmasın diye zevcesini rızası olmaksızın üç talâk ile tatlik etse de kadın daha iddeti içinde iken o kimse vefat eylese ona varis olur.

Bu kaide, Eşbah'daki:      (*X>j£_ ^j^. *l ^1 jj *j>}\j»uz~\ ^ ) kaidesinin tercemesidir.

(99)   :  (Her kim ki kendi tarafından tamam olan şeyi ttakz etmeğe say' ederse say'i merduttur.)

Meselâ : bir kimse: «filânı  kâffei  deaviden beri kıldım»  veya   «fi-

F. 19

 

baliğ çocuğunun veya bir mütevelli vakfın veya bir vasi terekenin bir mahra başkasına sattıktan sonra bu satışta gabrii fahiş vuku bulduğunu iddia etse bu iddiası kabul olunur, ledessübut satış muamelesi bozulur.

Kezalik: bir kimse satın aldığı akarı satanın satışdan evvel mak-bere veya mescid kılmış olduğunu bilâhare iddia etse bu. iddiası mesmu olur.

Fakat bir kimse, çocuğunun bir malını semeni mislile sattığını ikrar ettikten sonra gabni fahiş iddiasında bulunsa — tenakuza mebnî — bu iddiası kabul olunmaz.

 

-t.

 

Bu kaide, Eşbah'daki :     ( çi, ibaresinden terceme edilmiştir.

577 — : Fukahayı Hanefiyyenin eazımından olan imam Ebülha-şenilkerhî, bir takım kaideler tesbit etmiştir ki, bunlar fürûatı fıkhiyye-nin birer medarı bulunmaktadır. Bu kaideleri İmam Necmüddin Ebu Haf-smnesefî bir kısım misaller ile izah etmiştir. Biz bunlardan (16) kaideyi burada izahlarile beraber kısaca kaydediyoruz:

(1) : (Zahiri hal, istihkakı def eder, istihkakı icab etmez.) Binaenaleyh bİF kimsenin elinde bulunan bir akar, zahiri hale nazaran kendisinindir. Başkası bunun hakkında istihkak dâvasında bulunsa bu dâvası, beyyinesi bulunmayınca def edilir, muteber olmaz. Fakat o kjmee için de mücerred bu vaz'ı yedile şuf'aya istihkak hâsıl olmaz. O akara malikiyveti sabit olmadıkça bitişiğindeki bir akar hakkında şuf'a dâvasında bulunamaz.

Bu kaide, Usuli Kerhî'de : (jlcJtfl ^ Vj jU*ı-VI £* ^lüljl) diye mezkûrdur.

(.2)  : (Dâvalarda hasımlann münazaa hususundaki maksatlarına itibar- olunur, yoksa zahire itibar olunmaz.)

Meselâ : jMûdi', vediayı taleb, müstevde de reddittiğini iddia etso söz jnüstevdein olur. Burada müstevdein red iddiası, zahir ise de buna bakılmaz, maksud zemandır. Müstevde' ise bu zemanı münkirdir. Binaenaleyh söz kendisinindir.. Mâamâfih" her ikisi de iddiasına beyyine ikame edecek olsa yine müstevdein beyyinesi tercih olunur.

şahindir. Çünkü bir müslümamn halinden zahir olan, sözile sahih olacak bir şey kasd etmektir. Artık onun bu sözü, cenine aid bir malı telef ettiğinden dolayı uhdesine bir borç terettüb etmiş olduğuna hami olunur. Nitekim bunu tasrih ettiği takdirde de hüküm böyledir.

İmam Ebu Yusüf'e göre ise bir âkil müslümamn halinden zahir olan, başkasının malını telef etmemektir. Her ne kadar bu hususdaki ikrarı zahir ise de ademi itlaf ciheti ezherdir. Çünkü başkasının malını itlaf bir masiyettir. Cenin ile bir akd yapılark ondan dolayı ona karşı borçlanmak ise kabil değildir. Binaenaleyh bu ikrara mebnî o müslümamn borçlu olduğuna hüküm edilemez.

Bu kaidenin aslı şudur :     >'Vl,v. _^W V»a»l j^ tjl j^lüljl )

(4)   : (Müslümanların umuru, hilafı zahir olmadıkça salâh ve sedada mahmuldür.)

Binaenaleyh bir müslüman, meselâ bir dirhemlik gümüş ile bir dinarlık altım iki dirhem gümüş ile iki dinar altin mukabilinde peşin olarak satsa bunlardan her biri kendi cinsinin hilâfına mukabil tutulur, yani : iki dirhem gümüş ile bir dinarlık altm, ve iki dinar ile bir dirhemlik gümüş satın alınmış sayılır. Artık riba vukuna hüküm olunamaz, bu suretle cevaz taharri edilmiş olur. Fakat bir dirhem gümüş ile iki dirhemlik gümüş, ve iki dinar ile dinarlık altm satılıp alındığı tasrih edilse — melhuz olan salâhın hilafı zahir olmuş olacağından <— riba tahakkuk edip akd f âsid bulunmuş olur.

Bu kaidenin aslı şudur :( . t/i. _£» (^.^%J\İ jbjljc ^üU-llj^ljl )

(5)   :  (Delâleti kavliyye   muteber olduğa gibi   delâleti   haliyye de muteberdir.)

Meselâ : bir kimse, kendisindeki vediayı ıyaline teslim etse ziyamdan dolayı zamin olmaz. Çünkü müstevde, vediayı daima kendi yanında tutamaz, bunu lyali yanında saklaması mutaddır. Buna vedia sahibinin delâleti hal ile izni vardır. Nasıl ki sarahaten izin verdiği takdirde de zaman lâzım gelmez.

Bu kaidenin aslı şudur :    (M\U fMMj» *İUi j>)

 

(6)   : (Bazı şeyler, kavlen sabit oimaaıgı naıae men samı u«ur./

Meselâ : bir kimse, vekilini gıyabında kavlen azl etse vekil, bu azle muttali olmadıkça münazil olmaz. Fakat müvekkil, müvekkelün bini vekilin gıyabında bizzat yapsa artık vekili münazil olmuş olur.

Kezalik : çocuklar, bir mal hakkındaki kavlen ikrarlarile veya kefil olmalarile o malı zamin olmazlar. Fakat bir mal hakkındaki fi'llerin-den, meselâ başkasına ait bir malı itlaf etmelerinden dolayı zamin olurlar.

Bu kaidenin aslı şudur : ( Jy4K«» y cJ>_ *i\* J-i" "<** ^ «-* -û *' )

(7)   :  (Suallere verilecek cevaplarda her kavmin kendi muhitiııde-ki tear uf i nazara alınır.)

Yani : örfe müstenid olan şeyler hakkındaki cevaplar, örfe göre cereyan eder.

Meselâ : tegazzîde bulunmıyacağına yemin eden kimse* süt içse bakılır: eğer evlâdı Arabdan ise hanis olur, değilse hanis olmaz. Çünkü bi-lâdı Arabda Arablar arasında süt, gıda olmak üzere müteareftir. Arab olmıyan bir çok kavmler arasında ise böyle mütearef değildir. Velhâsıl: her kavmin gızası, aralarında mütearef olan şeydir.

Bu kaidenin aslı şudur : (,^'is^j ry J^ojU U —-- Je ıSjÇ- 3\yJ\>J}>- j\

(8)   : (Sual ve hitab ânı ve galib olan şey üzerine cereyan eder. Şâz ve nadir olan şey üzerine cereyan etmez.)

Meselâ : bir kimse, yumurta yememek üzere yemin, etse bu, yiyil-mesi mutad olan tavuk, kaz gibi hayvanların yumurtasına hami olunur, yoksa balık yumurtasına hami olunmaz.

Bu kaidenin aslı şudur :    (.^.uLjiV.Jıij ^L Jc ^ ^tÜ-lj jT^JIjl)

(9)   : (Âkidler, sıhhat cihetini tasrih ederlerse akd, sahih olur. Fe-sad cihetini tasrih ederlerse fâsid olur. Sıhhat ve fesad cihetini mübhem bırakırlarsa akd, sıhhate hami olunur.)

Meselâ : bir kimse, on dirhem vezninde bir gümüş parçasile on dirhem kıymetinde bîr kumaşı yirmi dirhem gümüşe satıp on dirheminin şu aya kadar veresiye olduğunu dermeyen etse bakılır: eğer veresiye olan on dirhem, kumaşın semeni olduğunu tasrih ederse akd, sahih olur. Bilâkis gümüş parçasının semeni olduğunu tasrih ederse — ribai nesieden dolayı — akd, fâsid olur. Hiç birini tasrih etmeyip mübhem bırakırsa peşin verilen on dirhem gümüş, on dirhem veznindeki gümüş parçasına sarf edilir, veresiye olan on dirhem de — salâhı taharri maksadiîe — kumaşa sarf edilerek akdin sıhhatine hükm olunur.

(10)   :  (Zamanlar, zimmette vâcib olmaza ancak iki şeyin birile, ya-.ü: ya ahz ile veya şart ile vacib olur.)

Meselâ : bir kimse, bir şahsın bir malını gasb veya itîâf veya iştira etse veya birisine kefil olsa bundan dolayı zimmetine zaman teveccüh eder. Böyle bir sebeb bulunmadıkça zamin olmaz.

Bu kaidenin aslı şudur :( . İv^ij1 •*»?!; W J** \jo-Vİ\^4si İ.J!ljolVi)ljl )

(11)   : (ihtiyat, hukuki ilâhiyyede mucib, hukuki ibadda mucib değildir.)

Şöyle ki: meselâ : kılınan bir namazın sıhhati ile fesadında şüphe edilse, yani: sıhhate de, fesada da ihtimali bulunsa o namazı iade etmek ihtiyaten icab eder, Fakat bir kimsenin bir şahsa bir hususdan dolayı borçlu olup olmaması şüpheli bulunsa, ona kavşı zamanın lüzumile ademi lüzumu arasında tereddüt olunsa o borç, mücerred ihtiyattan dolayı icab etmez. Çünkü beraeti zimmet, asıldır. Bir şeyin şek ile tazmini lâzım gelmez.

Bu kaide, Usuli Kerhi'de şöyle yazılıdır: 3 y\ -üı\ jy» j

Bu kaidenin aslı şudur

'Ü

i'j

< 

lil

JU-»

: (Zahiren sabit olan bir Um ile yakinen sabit olan bir Um arasında fark vardır.)

Şöyle ki: zahiren sabit olan bir Um ile yalnız amel vacib olursa da itikad vacib olmaz. Fakat yakinen sabit bir ilm ile, yani: kat'î bir delü ile hem amel, hem de itikad vacib olur.

Bu esasa mebnîdir ki/ bir hâkimin hükmünde hata ettiği müteyak-ken olmıyan bir delîli zahirî ile malûm olsa o hükmün nakzı cihetine gidilmez. Fakat hata ettiği nas ve icma gibi müteyakken bir delil ile zahir olsa nakzı cihetine gidilir.

Bu kaidenin ash şudur :   (.Li c* ti* k±3 L*U» cJ Ijl. J*Hcî-. J>_ <>i)

(13) : (Mülklerin vücudunu alâ kataril vücud, yani: vücuda gelip gelmemesi melhuz bulunan talik bâtıldır, mülklerin vezalini bu gibi şeylere talik ise caizdir.)

Binaenaleyh bir kimse bey'ı veya icareyi veya hibeyi vücude gelmesi mümkün bir şarta talik etse, meselâ: filân kimse gelirse bu malını şu kadar kuruşa sattım, diyip müşteri de bu vecihle kabul eylese bununla o muamele münakid olmaz. Fs&at zevcenin talâkanı, veya kölenin ıtkı-nı böyle bir şarta,talik etse sahih olur. Çünkü talâk, mülki mutanın, ıtk da mülki rakabenih zevalli demektir.

Bu kaidenin aslı şudur: ( . y\ yki'

gelmez, illetin vücudu ise hükmü icab eder.

Bu kaideden de anlaşıldığı üzere bir dinî hükmün hikmetini anlamamak, tâyin edememek o hükmün aleyhinde bulunmayı müstelzim olmaz. Remyi cimar meselesinde olduğu gibi. Şarii mübîn, hakîm olduğundan onun bazı hükümlerindeki hikmeti bizim ademi idrakimiz, o hükümlere muhalefet için bir mazeret teşkil etmez.

Bu kaidenin aslı şudur :(."<.

(15)  :  (Müctehidîni Hanefiyenin kavillerine muhalif görülen her âyeti celîle, ya nesha veya tercihe hami olunur, aralarını telif ve tevfik için te'vile hami edilmesi ise evlâdır.)

Şöyle ki: Müctehidîni kiram, gerek nususı kur'aniyyeye ve gerek ahadisi nebeyyiyeye bihakkin muttali zevattırlar. Onlar, sarih, kat'î olan edillei .şeriyyeye muhalif ictihadda bulunmuş olamazlar. Bunun hilâfına zahib olmak, o büyük zatların haiz oldukları yüksek kemalâtı idrâk edememekten ileri gelir.

Binâenaleyh onlar, bir âyeti kerimenin, bir şer'î nassın mazmununa zahiren muhalif görülecek bir ictihadda bulunmuş olurlarsa o âyetin, o delilin mutlaka mensuhiyetine, veya diğer bir kat'î delil ile muhasses veya müevvel bulunduğuna kani bulunmuşlardır.

Meselâ : kıble cihetini kat'î surette bilemiyen bir müslüman, taharride bulunur. Zannı galibine göre hareket ederek namazım kılar, bilâhare Kabe cihetine «teveccüh edemeyip istidbarda bulunmuş olduğu anlaşılsa da yine namazı sahih olmuş olur. Bu namazın böyle sahih olacağı hakkındaki içtihat ise ( <OJki ^y», Ijly ) * yüzlerinizi Kabe cihetine tevcih ediniz.)' âyeti celîlesine muhalif gibi görülmektedir. O halde anlaşılıyor ki, âyeti kerime, muhassâstır, Kabe cihetinin bilindiği hâle mahsustur. Müctehidlerin beyanatı ise iştibah haline aittir.

Veraset, iddeti nisa hakkındaki bazı âyatı celîle de birbirini muhas-sıs olduğundan bunlara zahiren muhalif gibi görülen akvali müctehidîne de itiraza mahal yoktur.

Bu kaidenin 'aslı şudur :  :  «-iHje. J*/ l^li LU^I Jy

(16)  :  (Bir hadis, bir sahabî tarafından vârid olup, müctehîdini Ha nefiyyenin kavillerine muhalif gibi görülünce bakılır: Eğer haddi zatıu-

cağmda ve eyyamı teşrikin tekbirleri meselesinde ihtilâf etmişlerdir. .Binaenaleyh müctehidîni kiramın bu gibi hususlardagi kavilleri; birer te'vile, tercihe, te'life nfahmuldür.

Bu kaidenin aslı, şu vecihledir :    Jjîl U!U ^W^U^c ij} Ijl ^joiljl)

578 — : Dimışkı Şam niüftiliğinden bulunmuş olan merhum Mah-mud Hamza Efendinin (Elfevaidülbehiyye filkavaidilfıkhiyye) unvanlı eserindeki kaidelerden de (18) ini iktibas ediyoruz.

(1)   : (Niyyet, niyyete muhtaç değildir.

Malûmdur ki: birçok  amellerin hükümleri, kıymetleri  niyete göre-, dir. Niyet de bir ameldir, vicdanî bir harekettir. Fakat bu niyet, başka bir niyete muhtaç değildir. Çünkü muhtaç olsa teselsül lâzım gelir, gayri mütenahî niyetlere lüzum görülür. Bu ise mümkün olamaz.

Bu kaide, Eşbah'daki : (.0* J\ jrbe M <J\) kaidesinin tercümesidir.

(2)   : (Bir cinsten iki şey .içtima edip de kendilerinden maksud olan şey, muhtelif bulunmasa bunlardan biri, — çok kere — diğerine dahil olur.)

Meselâ : bir şahısta hades ile cenabet veya abdestsizlikle hayz hali toplansa bunlar için bir yıkanma kifayet eder. Çünkü bunlardan maksud, taharettir. Taharet ise bir yıkanma ile husule gelir.

Bir takım cürümlerin cezalarında da tedahül cereyan eder. Bunlardan dolayı yalnız bir ceza lâzım gelir, cezadan matlûp olan inzicar, temini intibah bununla elde edilmiş, olabilir. Bütün bunlar, bu kaideye mü-teferrı meselelerdendir. Ceza mebhasine müracaat!.

Cf

cr

\

Bu kaide, Eşbah'da : ji ( . Lllc jfr'Vlj ^-*»-* diye mezkûrdur. (3)  : (Sair mavilerin hükmü de esah olan kavle göre su gibidir.)

Binaenaleyh suyu bozmıyan şeyler, sair mavileri de bozmaz.

Kezalik : Elbiseye dokunan temiz bir su, namaza mani olmadığı gibi sair temiz bir mayi de mani olmaz.

Bu kaide, Dürri Muhtar'da :  ( • , diye yazılmıştır.

ettL

ameleye şahadet etmek istese bu şahadeti kabul olunmaz. Çünkü bu takdirde davacı ile şahid, müttehid olmuş olur.

Bu kaide, Haniye'de şöyle yazılmıştır :(.^U-VUîjjpv-*«-ril;\ç»jL-»*sfVi3lr; )

(5)   :  (Hür kişi el altına girmez. Yani: hür bir şahsa kimse mâlik olamaz.)

Binaenaleyh hür bir kimse velev ki çocuk olsun satm alınamaz. Böyle bir kimse gasb edilip de gâsıbının elinde iken ölse gâsıbın? ^r»-qr lâz.m gelmez. Şu kadar var ki gasb cürmünden dolayı muahaze edilme3İ icab eder.

Bu kaide, Eşbah'da: ( . ±}\^4 J^-j. V ^Ijdiye muharrerdir.

(6)   : (Meçhulü dâva fâsiddir.)

Binaenaleyh bir kimse, bir şahıs hakkında: «Bu benim malımı felsf veya «bu benim ortağımdır, kazançta hiyanet etti, miktarını bilmiyorum» dese bu sözüne iltifat edilmez. Böyle meçhul bir müddeâbihten dolayı müddealeyhe yemin de verilemez.

Bunun bir müstesnası vardır. Şöyle ki: hâkim, bir müteveffanın vasisini veya bir vakfın mütevellisini ittiham etse ekseri fukahaya göre o vasiye veya mütevelliye yemin tevcih edebilir. Velev ki ortada hıyanet edildiği malûm bir şey bulunmasın. Vesayet altında bulunanları ve vakfı himaye için bu isfihlâf caiz görülmüştür.

Bu kaide,'Hâniyye'de  : (sjUi.J^Iı jjtM ) diye yazılıdır.

(7)   :  (Bir fı'li kalbinin eseri üzerinde betimledikçe vüeudühe hükm olunamaz.)

Meselâ : bir kimse, filân şahsa adavet etmiyeceğine dair talâka yemin ettiği halde o şahsa karşı duyduğu adaveti kalbinde saklıyarak lisa-nile veya sair uzuvlarından birile izhar etmese yemininde hanis olmaz. Çünkü kimsenin kalbine nüfuz edilemez. Ancak zahire göre hükm edilir.

Bu kaide, Hâniyye'de:   (.ç,/»ly* Ji> Ijl VI aiJ*y ^ky JüNjJI) diye yazılmıştır.

(8)   :  (Yeminde bar olmak ihtimali müteazzir olunca hanisiyyet bulunmaz.)

Meselâ : bir kimse «Şu desti içinde bulunan sudan bugün içmezsem şöyle olsun» diye yemin ettiği halde bir şahıs, o destideki suyu daha o gün nihayet bulmadan dökmüş bulunsa artık o kimse, bu yeminin-

Meselâ : bir kimse, bir hanede oturmıyacağına yemin ettiği halde başkaları tarafından bağlanarak o haneden çıkmasına mümanaat olunsa bu yemininde bahis olmuş olmaz. Çünkü o hanede oturuşu, ikraha mebni olduğundan kendisine nisbet olunmaz.

Bu kaide, Hâniyye'de  : (.. «JljJUJL-'S c£>j»/1 J-^J {*.£• jtf'lÜJsUl ) diye muharrerdir.

(10) : (Bir kimse hakkında «Muradı, maksadı şudur» diye vuku-bulacak dâva batıldır.)

Binaenaleyh bir şahıs, mahkemeye müracatla : «Filân kimse, benim malımı gasb etmek — veya — bana zarar vermek kasdindedir» diye dâva etse bu dâvası dinlenmez. Ve o kimseden bunu cevap vermesi istenilemez. Çünkü kasd, bitınî bir emr olduğundan buna infazı nazar edilemez Meğer ki bir delili haricisi bulunsun.

Bu kaide, Hülâsa'da:   ( . 4l»lı jljü» (j^cjl )  diye mukayyeddir.

(11) : (Herhangi haram bir borç mukabilinde rehn verilmesi bâtıldır.)

Binaenaleyh isticar edilecek nâihanın ve muganninin ücreti mukabilinde verilen rehn, batıldır, hükümsüzdür. Kumardan veya ribadan ileri gelmiş bir borç mukabilindeki rehn de bâtıldır.

Bu kaide, Hâniyye'de :   (.JU> J^. ,ji jsİ" ^*JV) diye mezkûrdur. :  (Dâr-ı islâmda hükme cehalet özr olamaz).

Binaenaleyh bir islâm ülkesinde bulunan bir müslüman için dinî ve dünyevî vecibelerini bilmemek bir özr teşkil etmez. Meselâ f âsik olan bir kimsenin şahadeti kâbül edilmez. Velev ki o kimse, fışkın şahadete mani olduğunu bilmiş olmasın. Nitekim bir memlekette neşr edilmiş olan bir kanun, bütün ahalice malûm sayılır. Hiç bir kimse: «Ben kanunun şu hükmünü bilmiyordum» diye kendisine mazur gösteremez.

Fakat dâr-ı harbde yeni ihtida eden bir kimse, uhdesine düşen namaz, gibi, oruç gibi vazifelerini bilmezse mazur sayılır, bunlardan dolayı mesul olmaz. Çünkü bir ecnebi yurdu, .ulumu islâmiyenin bir merkezi değildir.

Bu kaide, Hindiyye'de:    ( . îjj» j^C "V f5L.J^İ3 j ^Zl\> J«A.\)      diye

mezkûrdur.

Meselâ : hâkim, zinada bulunmuş olduğuna şahdet edilen bir şahıs hakkında recm cezasını tatbik ettikten sonra şahitlerin köle oldukları te-beyyün etse o şahsıa icab eden diyeti hazinei hükümetten tesviye edilir.

Bu zaman, imameyne göredir, imamı Azama göre hiç bir kimse üzerine zaman lâzım gelmez.

Fakat «Kitabüssiyer» de mezkûrdur ki: hâkim, kazasında hata etse bundan münbais zeman, makziyyün leh üzerine lâzım gelir. Meğer ki hâkim, amden cevrde .bulunmuş olsun. O halde zeman kendisine lâzım gelir. Bu kaide Haniyye'de: ( ..JlUc*   j ^üül.lki-) diye yazılmıştır. (15)  :  (Mâruf ile enir, vacibdir. Eğer imtisal edileceği malûm ise.) Meselâ : bazı münkeratı irtikâb eden bir gencin bu halini bir mek» tub ile babasına bildirmek icab eder mi?.. Bu hususda bakılır : eğer böyle bir mektup üzerine o genci babasının o yaramazlıktan men edeceği ve buna kadir olacağı bilinirse bu mektubu yazmak — bir emr bilmaruf kabilinden olarak — lâzım gelir. Fakat babsmm bu men'e kadir olamıyaca-ğı bilinirse — aralarına adavet düşürmemek için — mektub yazılmaz. Ka rı koca vesaire hakkında da hüküm böyledir.

Bu kaide, Haniyye'de:   ( . JbVi!l> Ijl «_*!., J^yil ^Vl )    diye mesturdur.

(16)   :  (Eşyada asi olan ibahedir.)

Binaenaleyh bir kimse, evine gitiği bir zat tarafından kendisine takdim edilen me'külât, kabilinden bir şey'i yiyebilir. «Acaba bunu halâlin-den kazanmış mıdır?. Acaba bunun semenini sahibine vermiş midir? Yoksa bunu gasb mı etmiştir?» diye bunları araştırması herhalde icab etmez. Fakat o şeyin gasb edilmiş gayri meşru surette ele geçirilmiş olduğu bilinirse o zaman ondan yiyilmesi halâl olmaz. Bu kaide, Haniyye'de:( . İ-I/Vl. LiVlj J-.V! ) diye mezkûrdur.

(17)   : : (Rızaya ilm, hürmeti nefy eder.)

Meselâ : bir kimse, dostunun emri olmaksızın bağrına girip üzümlerinden yediği takdirde dostunun hoşnut olacağını • bilirse bu yemesinde bir beis görülmiyebilir.

— şer.'i -şerifin muharremata itinası daha ziyade olduğu cihetle ihtiyaten — haram ciheti tercih edilerek o şeyden kaçınmak icab eder.

Meselâ : bir avı nluaUem bir köpek elde ettiği halde ona bir de gayri muallem bir köpek refakat ederek yardımda bulunmuş olsa o av eti haram olur.

Kezalik : bir koyunu bir müslim kesdiği halde bir mecusî de o müs-limin elini tutarak kendisine yardımda bulunmuş olsa o koyunun eti haram olmuş olur. Fakat bir mecusî, muallem bir köpeğe yardım edip de köpek avı yakalasa o av haram olmaz. ÇünKü bu hususda yardım, iki köpek arsında nazara alınır, yoksa köpek ile ademî arasında nazara alınmaz.

Bu kaide, Fetavâyi Haniyye'de:    (. fj^LÜ ye yazılmıştır»

|>1)     di-

BU BİRİNCİ KİTABIN BAŞLICA MEHAZLARI :

(Usuli pezdevî), (Keşfi pezdevî), (Takrir), (Tavzih), (Telvîh), (Muhtesari münteha), (Mirkat), (Mirat), (Füsusül'bedayi' fi usulişşe-rayi), (Elmenar), (Nuhbetül'fiker), (Mecâmiüddekaik), (Usuli Şevkâ-nî), (Usuli Kerhî), (Eşbah ve Nezair), (Hamevî), (Resâili ibni Abidîn), (Elfevaidül'behiyye fil'kavaidU'fıkhiyye), (Mecelle), (Mirâti Mecelle) (Mecelle şerhleri: Atif ve Hayder efendilerin).

(KİNCİ KİTAP

Tabakattılfukaha, ilmi fıkhın tarihçesi ile fukahayı kiramın teracimi ahvaline ait olmak üzere iki bölümden müteşekkildir.

( Birinci Bölüm )

İLMİ FIKHIN TARİHÇESİNE AİTTİR

İçindekiler: Tarihi fıkhın mahiyeti ve faideleri. Fıkhın raenbalan. Ashabı kiram arasında bulunan büyük müctehitler, fakihler. Ashabı kiramın ve bilhassa Hazreti ömerin hukuk sahasındaki yüksek mesaileri. Tabiin ve tebei tabiin arasında yetişmiş olan müctehidler, fakihler. Miic-tehidler ve fukahanın tabakatı. Fukahaiun ihtisasları derecesine göre taksimi. Müctehidlerin bazı meseleîerdeki ihtilâflarının sebepleri. Müctehidlerin ihtilâflanndaki hukukî, içtimaî hikmetler. Hanefî müctehidleri-nin müdevvenatı fıkhiyyesi ve başhca ana kitapları. Mezahibi erbeanın intişar etmiş olduğu muhitler. İslâm fıkhının pek mükemmel ve müstakil bir müessesesi hukutdyye olduğu.

TARİHİ FIKHIN MAHİYYETİ VE FAİDELERİ:

1 — : Hini fıkhın tarihi, umumî tarihin islâm hukukuna ait olan mühim bir şubesini teşkil eder.

Tarihi fıkıh; hukuk ilminin zamam risaletten itibaren nasıl teessüs etmiş nasıl inkişafa mazhar olmuş, ne veçhile müdevven bir hale gelmiş olduğunu gösterir. Bu ilme hizmet etmiş olan müctehidlerin vesair fukahanın bu babdaki pek mühim sa'y ve gayretlerini, muvaffakiyetlerini kaydeder. O büyük zatların şahsiyetlerini., yüksek bilgilerini göstermeğe çalışır.

metlerde bulunmuş oldukları tecellî eder.

3  — : Ashabı kiram ve kibarı tabiîn devrinde mesaili fıkhiyyeye vâkıf olan zatlara «kurra» denilirdi. Bilâhare ilmi fıkıh, müdevven bir hale gelmeğe başlayınca bunun mütehassıslarına «fukaha» denilmiştir ki, müfredi: (fakih» dir. îlmi fıkha aid olan bir çok ıstılahat ile fıkhî meselelerin bablara, fasıllara ayrılması da bu fukahayı kiram tarafından tes-bit ve tanzim edilmiştir.

ÎLMÎ FIKHIN MENBAIABI:

4  — : islâm hukukunu teşkil eden  ilmi fıkhın başlıca  menbalan, kur'anı mübîn ile süneni nebeviyyedir ve icma ile kıyasdır.

Usulü fıkıh kısmında görüldüğü üzere islâm hukukundaki şer'î hükümler; ya kitabullahtan veya Resuli ekremin sünnetlerinden veya müc-tehidîni kiramın icmaile kıyası fukahadan istinb-rt olunmuştur. Bunlar, islâm hukukunun asıl me'hazleridir. Bunlara «edillei erbaa» denir. Bunlardan başka istihsan, istishab, örf ve teamül gibi bir takım menbalar da vardır ki, bunlara da fer'î meTıazler denilir.

işte islâm hukuku, bu hususî esaslara, me'hazlefe müstenit olduğu cihetle milleti islâmiyyeye ait, müstakil bir mahiyyeti haizdir, başka milletlerin hukukundan muktebes değildir. Bu hakikati ileride biraz daha izah edeceğiz.

5  — : islâm hukukunun müstefiz olduğu en kudsî, en birinci men-ba, kur'anı âzîmdir. Bu kitabı ilâhî, daha zamam nebevîde tamamen ezber edilmiş, müteferrik surette yazılmış idi. Sonra bu kitabı mübînin bütün âyetleri, sureleri, Hazreti Sıddıkin hilâfeti zamanında — bildiğimiz vecihle — bir araya toplatılarak «mushaf» halinde tesbit edilmiş, Hazreti Osmamn hilâfeti zamanında da bu mushafı şerifin müteaddit nüshaları yazılmış, büyük islâm merkezlerine birer nüsha gönderilmiştir.

işte bu kitabı ilâhî, asrı saadetten zamanımıza kadar olduğu gibi mahfuzdur, bunun tamamını ezberlemiş olmak şerefini haiz yüz binlerce hafızulkur'an bulunmaktadır.

6  — : islâm hukukunun feyz aldığı en mübarek menbalardan biri de Peygamber Efendimizin sünnetleridir. Süneni nebeviyye de daha zamanı saadetten itibaren eshabı. kiram tarafından fevkalâde bir itina ile

ti,

7  — : Ömer ibni Abdülâziz, hilâfet makamını ihraz edince süneni seniyyenin kemali dikkatle tedvinine lüzum görmüş, bu hususta tabiînden îbnüşşihab Zührî ile Medinei Münevvere valisi Ebubekir Muhammed ibni Ömer ibni Hazm gibi yüksek din âlimlerini memur etmişti.

Ömer ibni Abdülâziz, Medinei Münenvere valisine yazdığı nıektubda: «Resuli Ekremin hadislerine, sünnetlerine dair muttali olduğun şeyleri yaz. Çünkü ben ilmin münderis olmasından, ulemanın bitip "gitmesinden korkuyorum» demişti.

Ebubekir Muhammed, hadise dair bazı kitaplar yazmış, fakat bunları daha göndermeden Ömer ibni Abdülâziz, Hakkm rahmetine kavuşmuştu.

8  — : Ahadisi şerifeye dair ilk tedvin edilen müstakil kitab, İmam Mâlik  Hazretlerinin «Müvatta» adındaki meşhur eseri     sayılmaktadır. Ömer ibni Abdil Aziz zamanından itibaren islâm âlimleri, süneni nebeviy-yeyi cem ve tedvin hususunda büyük bir gayret.göstermişlerdi. Bunları cem ve tesbit eden başlıca âlimler; Mekkei Mükerremede ibni    Cüreyç. Medinei Münevverede Muhammed ibni İshak ve Mâlik ibni Enes, Basra-da Rebi ibni Sabîh, Said ibni Ebi Arube, Hammad ibni Seleme, Küfe de Süfyanı Sevrî, Samda Evzaî, Yemende Mamer, Horasanda ibnül Mübarek, Mısır'da Leys ibni Sa'd idi.

Bu zatlar hem hadisleri muttasıl bablarda cem eder/hem de ashabı kiramın akvalini, tabiinin fetvalarını da hadis kitablarına dere ediverir-lerdi. Sonra ikinci asrın nihayetine doğru bir kısım âlimler de «Mesanid» namile Resulü Ekreme isnad edilen hadisleri cem ve zapta çalıştılar. Bu husustaki kitaplarda yalnız nebiyyi zîşandan rivayet edilen hadisler yazılmış, sahabei kiramın akvali dere edilmemiştir.

9 — : ilk müsned kitablannrtelif eden zatlar; Ubeydullah ibni Mu sel Kûfî, Müsedded ibni Müserhedil Basrî, Nuim ibni Hammadil Huzaî vesairedir. Bunlardan evvel imamı Âzamin, İmam Şafiî ve İmam Ahmed ibni HanbePin de müsnet olarak yazılmış hadis kitapları vardır. Ebû Davudi Tayalisînin, Ebubekiri Bezzarm. Abdullahı Dârimî ile Musullu Ebu Ya'-lânın da müsnedleri Vardır.

İmam Taberanînin de «Mu'eemi kebîr* Mu'cemi evsat, Mu'cemi sa-gîr» adında üç adet ahadisi şerife mecmuası vardır ki, bunlara «Maacim» adı verilmiştir.

İşte bütün bunlar, islâm hukukunun pek feyizli birer kaynağı bulunmaktadır.

10 — : islâm hukukunun menbalarından biri de icmaı ümmet, diğeri de kıyası fukahadır. Bunlara dair usuli fıkıh kısmında- izahat verilmiştir. Ancak burada şunu da ilâve edelim ki, kıyasa «rey» de denilmiştir. Maamafih re'y; daha umumî bir tabirdir, kıyas mânâsında müstamel olduğu gibi mücerred mutalea, bir şey hakkındaki kanaat, indî hüküm mânâsında da müstameldir.

Sahabei kiram nazarında rey; nasdan, nassın delâletindeln alız edilmiş olan şeylerin mâadasıdır ki kıyasa, istihsana, masalihi mürseleye, be-raeti asliyyeye, şeddi zeriaya, yani : fesada, zarara müeddî olan şeyleri men'e şâmildir. Bu zevata göre rey, «tefekkürden, teemmülden ve savap cihetini anlamayı talepten sonra kalbin görüp kestirdiği şey» demektir.

Ötedehberi re'yin lehinde ve aleyhinde birçok asar ve mütaleat vardır. Bu cihet tetkike muhtaçtır. Biz kıyas bahsinde bu ciheti izah etmiş bulunuyoruz. Maahaza burada şunu da kaydedelim ki, rey ; «îlâmülmu-vakkıin» de de mezkûr olduğu üzere üç kısımdır. Biri, bilâ şüphe bâtıl olan reydir ki, bu, kat'î nususa muhalif olan reyden ibarettir. İkincisi, sahih olan reydir. Bu, ictilıad mahallinde şeraitine muvafık olan reyden ibarettir. Üçüncüsü de .iştibahdan hâli olmıyan reydir.

Eslâfı kiram, bu üç kısma işaret etmiş, sahih reyi istimal ederek onunla amelde bulunmuş, onunla fetva vermiştir. Batıl re'yi de zem etmiş. onunla da fetvada, kazada bulunmayı men eylemiştir. Üçüncü kısım ilo de indezzarure amelî1 fetva ve kazayı caiz görmüştür. Maamafih bu üçüncü kısım ile her halde amel edilmesini iltizam etmemişlerdir. Ve buna muhalefeti haram görmemişlerdir. Buna muhalif olanı dine muhalif saymamışlardır. Belki bunu kabul ile red arasında muhayyer kılmışlardır. Bunu âdeta muztar bir kimseye başkasına ait taamdan, sudan hayatını kurtarabilecek - miktarının mubah olması gibi görmüşlerdir ki, böyle bir zaruret bulunmadıkça haram olur.

zaruret

tehit, müstağni olamaz.

Binaenaleyh rey aleyhindeki asar ve mütaleat, mücerret teşehhî neticesi olup bir asla istinat etmeyen batıl rey hakkındadır. Yoksa Resulü Ekrem de, Hulefai raşidîn de, sair birçok müctehitler de kıyas denilen ve şer'î bir asla, bir illete dayanan hak rey ile ameli caiz görmüşlerdir-

ASHABI KÎRAM ARASINDA BULUNAN BÜYÜK MÜCTEHÎD-LER VE FAKÎHLER :

11  — : Sahabei gûzin, huzuri nebevide bulunmak nimetine nail olmuş, o feyyaz menbadan pek çok istifade etmiş, kendilerinde pek büyük bir istidat tecellî eylemiş idi. Bahusus aralarında fakahetle iştihar etmiş, yüksek ictihad kabiliyetini haiz bir hayli zevat bulunmuştur. Hattâ şu zatlar: zamanı saadette bile Resuli Ekremin emirlerine mebnî fetva verirlerdi: Ebubekiri Sıddık, Ömerül Faruk, Oşmanı Zinnureyn, Aliyül Mür-teza, Abdurrahman ibhü Avf, Muaz ibni Cebel, Ammâr ibni Yâsir, Hü-zeyfetübnül Yeman, Zeyd ibni Sabit, Ebudderdâ, Ebu Musel Eş'arî, Ubay detübnüs Sâmit, Abdullah ibnü Mes'ud (radıyallahü tealâ anhüm).

12  — : llâmül'muvakkıîri'de    beyan olunduğu üzere ashabı kiram arasında fetvaları kayd ve tesbit edilmiş olan yüz otu» şu kadar zat vardır. Bu zatlar, vermiş oldukları fetvaların az veya çok olması itibarile şöylece üç kısma ayrılmışlardır.

(1) inci kısım, ziyade fetva vermiş olan şu yedi zattır: Ümmül-Müminîn Aişei sıddıka, Ömer ibnil Hattab, İmam Ali, Abdullah ibnü Mes-ûd, Zeyd ibni Sabit, Abdullah ibnü Abbas, Abdullah ibni "Ömer (radıyallahü   anhüm) bu yedi zata «Fukahai sebai ashab» denilir.

k2) nei kısım, Vermiş oldukları fetvalar, mutavassıt bir halde bulunan şu yirmi zattır: Ebubekinssıddik, Osman ibni Affan, Ümmi Seleme, Enes ibni Mâlik, Ebu Saidil Hudrî, Ebu Hüreyre, Abdullah ibnü Amr ibnil As, Abdullah ibnüz Zübeyr, Ebu Musel Eşarî, Sa'd ibni Ebi Vakkas, Selmanı Farisî, Câbir ibni Abdullah Muaz ibni Cebel, Talha, Zübeyr ibnil Awam, Abdurrahman ibnü A,vf, îmran ibnil Huseyn, Ebubekre; Ubade-tübnü Sâmit, Muaviye ibni Ebi Süfyan (radıyallahü tealâ anhüm).

(3) üncü kısım, kendilerinden pek az fetva nakledilmiş olan yüzden ziyade zevattır. Ümmülmü'minin Hafsa, Ummülmü'minin Ümmi Ha-

F : 20

LU11UCUC1IU11 •

13 — : Ashabı kiram, büyük islâm merkezlerine dağılmışlardı. Onlardan her birine bulunduğu belde ahalisi tabi oluyor, kendisinden fetva alıyor, onunla amel ediyordu. Meselâ: Medinei Münevvere ahalisi, ashabı güzînden en ziyade Abdullah ibni Ömerin, tabiînden de Said ibni Müsey-yeb ile Urvetübnüz Zübeyrin fetvalarına ittiba ederlerdi. Mekkei Müker-reme ahalisi de sahabei güzînden Abdullah ibni Abbasm, tabiînden de Mü-cahid ibni Cebrin ve Ata ibni Ebi Rebahın ve Tavus ibni Keysanın fetvalarına tâbi olurlardı. Kûfeliler de ashabı kiramdan Abdullah ibnü Mes'-udun ve ondan ilm ahz etmiş olan Alkame, Esved ve Mesruk gibi tabiînin fetvalarına göre amel ederlerdi. Basrahlar da sahabei güzînden Ebu Musel Eş'arî ile Enes ibni Mâlik;den ve tabiînden olan Hasanı Basrî ile Muhammed ibni Sîrinden fetva alırlardı.    Şamlılar da ashabı kiramdan Muaz ibni Cebel ile Ubadetübnü Sâmit ve Ebudderdâmn, tabiînden de td-rısi Havlânî ile Mekhûlün ve Ömer ibni Abdülâziz ile Reca ibni Hayya'mn fetvalarına müracaat ederlerdi. Mısırlılar da ashabı kiramdan Amribnil As'ın oğlu Abdullah hazretlerinin fetvalarını ahz ederlerdi. (Rıdvanullahi aleyhim ecmaîn).

ASHABI KİRAMIN VE BİLHASSA HAZRET! ÖMERlN HUKUK SAHASINDAKİ YÜKSEK MESAİLERİ:

14  — : Resuli Ekrem    (sallallahü aleyhi vesellem) hazretleri, vahyi ilâhiye mazhar olduğundan şer'î hükümleri ona göre beyan eder, fetva verir, tahaddüs eden Mdiseleri  hal ye fasl ederek  hüküm  altına alırdı. Hakkında emri ilâhî  bulunmıyan bazı meseleler hakkında da içtihadda bulunur veya sahabei güzinile istişare ederek ona göre hareket olunurdu.

Zatı risaletpenahîden sonra halifesi bulunan Hazreti Sıddik de ki-tabullahta ve ahadisi nebeviyyede mevcut olan ahkâm dairesinde muamele yapar, lüzum görürse ekâbiri 'ashab ile müşaverede bulunur. Her hâdiseyi şer'î usul dairesinde hal ve fasl ederdi.

Sair hulefayi râşidin hazeratı da bu veçhile hareket etmişlerdir. Bilhassa Hazreti Ömer, pek yüksek bir fekahete sahip bulunuyordu. Devri hilâfetinde ahkâmı şer'iyye dairesinde hareket eder, vakit vakit sahabei

sud Kûfe'de kadı bulunuyordu. Bilâhare ibni Mesüd hazretlerine halef olarak tabiînden Süreyhi Küfeye kadı tayin etmişti.

Hazreti Faruk, kadılarına gönderdiği fermanlarda hükümlerini kur'-anı mübîne, ahadisî nebeviyyeye, icmaı ümmete istinat ettirmelerini- em.r etmiş, bunlarda bulamayacakları hükümler hakkında içtihadda bulunmalarını, kıyasa müracaat etmelerini tavsiye buyurmuştu. Nitekinr Mu-sel'eşarî hazretlerine ve kadı Şureyha gönderdiği mektuplarında bu cihet musarrahtır.

Demek ki, kıyasın da ahkâmı fıkhiyyemiz için bir menba, bir istinatgah olduğu Hazreti Ömer tarafından da kabul ve tesbit edilmiştir.

16  — : Hazreti Ömer samanında ayrıca mahkeme binaları yoktu. Umuma açık bulunan camilerin birer tarafında muhakeme işleri umun muvacehesinde görülür, herkes dâvâsım kolaylıkla kadıya arz ederdi.

Hazreti Ömerin zamanında tevkifhaneler ihdas edilmiş olduğu rivayet olunmaktadır.

Hazreti Ömer, nasın bilmedikleri meseleler, hükümler hakkında malûmat elde edebilmeleri için de müftiler tayin etjnişti. Herkes, muhtaç olduğu dinî, hukukî malûmatı müftilerden sorup öğrenerek ona göre hareketini tanzim edebilirdi. îslâm âlemine has olan bu ifta müessesesi, zamanımıza kadar payidar bulunmuştur.

îfta ve halkı irşad.ve tenvir vazifesi, pek mühim olup bu vazifenin ehli olmayan kimseler tarafından yapılması, faide yerine zarar vereceği cihetle Hazreti Faruk, müftileri tayin eder, kendisinin müsaadesini istihsal edemiyen kimseleri fetva vermekten men eyler idi.

Hazreti ömerin zamanında ifta vazifesini gören zatlar, îmam Ali, Osman ibni Affan, Muaz ibni Cebel, Abdurrahman ibnü Avf, Übeyyibni Kâab, Zeyd ibni Sabit, Ebu Hüreyre, Ebudderdâ (râdıyallahü tealâ an-hüm) gibi yüksek sahabei kiramdan bulunuyordu.

17  — : Hazreti Ömer, usuli fıkhın birçok kaidelerim tesbit etmiş, süneni nebeviyyeyi bir itina ile tesbite çalışmış, kendisinden birer sahih sened ile rivayet edilen fetvaların adedi binlere baliğ bulunmuştur. Bunların içinden bin kadarı, fıkhın mühim meselelerini ve mukaddematım teşkil etmektedir. Birçok müctehidler, bu hususda Hazreti ömere ittiba et-

Alanımı

jud. uu Rioiiuiii tcBuiL etmiş, u uauuaıu şer ı iiuKumien Kadılarına birer kaidei külliyye, birer maddei hukukiyye halinde tebliğ ederek islâm hukukunun inkişafına, adaletin tevziine pek çok hizmetlerde bulunmuştur. Ezcümle zamanında Basra kadısı bulunan Ebu Musel Eşarî hazretlerine yazmış olduğu mektup, pek meşhurdur. Bu mektuba ihtiva ettiği yüksek ahkâm itibarile (Kitabüssiyase) unvanı verilmiştir. Bu mektub, bir kısım fıkıh kitaplarımızda ve tarihlerimizde — bazı ibarelerinde birer cüz'î başkalık olmak üzere — münderiçtir. (Elbed&yiüssenayi) de yazılı bulunan bu mektubun mealen tercümesi şöyledir:

«Kaza — dâvaları hal ve fasl — tebdil ve tağyiri gayri caiz bir farizadır ve ittibaı icab eden bir sünnettir.»

«Sana — bir hadise hakkında — müracaat edilince — iki tarafın sözlerini güzelce dinle — anla, — bir hak ikrar ve itiraf edilince hükme rabt et, tenfiz eyle — çünkü infaz edilmiyecek olan hak bir sözün mücerred söylenişi faide vermez.»

«Muvacehende, meclisinde," huzuri adaletinde naşı müsavi tut. Tâ ki mevki sahipleri senden taraf kirlik ümidine düşmesinler, zaif olanlar da adaletinden meyus, kalben münkesir olmasınlar.»

«Beyyine — şahid ikamesi — davacıya, yemin etmek de dâvayı inkâr edene aittir. — Yani: davacı şahid bulamazsa talebi üzerine müddea-aleyhe yemin tevcih edilir —»

«Müslümanların arasında sulh yapılması caizdir. Ancak haramı ha-lâl, halâlı haram kılacak bir sulh, caiz değildir.»

«Dünkü gün vermiş olduğun bir hüküm, nefsine müracaatla, hakkiy-yete, savaba yol bulduğun takdirde seni hakka dönmekten men etmesin. — Yani: içtihadın değişerek evvelce vermiş olduğun bir hükümde isabetsizliğine kani olursan o hüküm, diğer mümasil bir hâdise hakkında yeni ic tihadına göre hüküm vermekliğine mani olmasın — Çünkü hak, kadîmdir, hakka dönmek, batılda sebat etmekten hayırlıdır.»

«Kalbini işgal edip hükümlerini kur'anda, sünnette bulamadığın meseleler hakkında güzelce imali fikr et, sonra bu gibi şeylerin emsalini, ben zerlerini düşün, bil, bunları birbirile kıyas et, bunlardan Haktealâya daha sevimli, daha karib ve hakka daha şebih olanı ihtiyar eyle.»

«Davacı için — beyyinesini ikame edebilecek kadar — bir müddet ver. Bu müddet içinde beyyinesini ihzar ederse hakkını alır, ihzar edemez-

^ac 9oıwucuc uuiuuuunıan ıcuuuc uc euııoşıiau Kimsemi' müstesna., uuxı-lardan başkasının şahadetleri kabul olunur. Çünkü Haktealâ, sizin gizli umurunuzdan îraz buyurmuş, beyyineler sebebile sizden mesuliyeti kaldırmıştır — Yani: nâsın serairini araştırıp ona göre hüküm vermekle mükellef değilsiniz. Sizin yapacağımz şey, beyyinelere göre hüküm vermektir. Dünyevî hükümler, zevahire göredir, bunlarda serair, zevahire tabidir. Uhrevî hükümlerde ise serair, asidir, zevahir, seraire tâbidir—».

«Muhakeme esnasında, Haktealâ ve tekaddes hazretlerinin kendisile sevab vereceği ve ebedî mükâfat ihsan buyuracağı hak mevkilerinde gazaptan, sabırsızlıktan, kalb ıztırabından ve müteezzî olmaktan hazer et. — Yani: Muhakemeyi sabr ile, temkin ve teenni ile rüyet eyle —».

«Her kim niyetini kendisile Allah Tealâ arasında halis kılarsa, velev ki hak uğrunda kendi nefsi aleyhine olsun, Haktealâ onun kendisile naa arasındaki işlerine kifayet eder. — yani: onu korur, vereceği hükümden dolayı bir tehlikeye maruz kalmaz —».

«Herhangi bir kimse, meselâ hâkim, hilafım Allah Tealânın bildiği bir sıfatla — yani : kendisinde hakikaten mevcut olmıyan bir faziletle, bir hulus ve samimiyetle — nasa karşı süslenecek olursa, Allah Tealâ onu nâs arasında rüsva eder. Çünkü Haktealâ hazretleri ibadetlerden ancak halisane olanları kabul eder. Mâadasını kabul etmez.»

«Haktealâ ve tekaddes hazretlerinin dünyada rızkından ve rahmetinin hazinelerinden ihsan buyuracağı mükâfat hakkında zannın nedir? — Yani: bunun derecesi nihayetsizdir, ona göre hareket et, hükmünde hak-dan ayrılma, mükâfatını Cenabıhaktan bekle — vesselam.» Elbedayi i C. 7 s. 9.

Hazreti Ömerin bu pek kıymetli mektubunu «ibni Kayyım Cevziy-ye», «îlâmâl'muvakkıîn» adındaki meşhur kitabında pek etraflıca izah-etmiş, bu münasebetle kıyas hakkında da pek etraflı mutalealarda bulunmuştur.

TABUN VE TEBEÎ TABİİN ARASINDA YETİŞMİŞ OLAN MÜC-TEHİDLER VE FAKİHLER :

19 — : Malûm olduğu üzere her yüz seneye bir karn, bir asır denir. Hicreti nebeviyyeden itibaren zamanımıza kadar geçen müddet, on dört karn = asır teşkil etmektedir. Bu karnlerin en hayırlısı, — bir hadisi şeriften müstefad olduğu üzere. — birinci karadır, sonra ikinci ve daha son-

.muştur, bu uç asıraa isıam ııun.un.u uujıu umıjanıu bU»w^.. da büyük müctehidler yetişmiş, islâm hukuku başlıca bir ilim halinde tedvin edilmiştir.

20  — : Sahabei kiramdan bir çoklarına mülâki olan müslümanlara «kibarı tabiîn», bilâhare dünyaya gelip pek azına mülâki olan müslümanlara da «Sıgari tabiîn» unvanı verilmiştir. Alkame, Said ibni Müseyyeb, İbrahim Nehaî, Hasam Basrî, kibarı tâbiîndendirler. Bunların rivayetlerinin ekserisi, sahabei güzîndendir. îbni Şihabiz Zühri, Yahya ibni Saidü Ensarî de sigar tâbiindendirler. Bunların rivayetlerinin en çoğu ise yine tâbiindendir.

21  —  : Ashabı kiram, bilâhare islâm diyarının her tarafına dağıl-mışolduklanndan bulunduklar! beldeler ahalisi, kendilerinden islâm hukukunu ahz etmiş, bunun neticesinde de müteaddit fıkhî meslekler vücu-de gelmiştir.

Meselâ : Medinei Münevverede ümmülmüminin Aişei Sıddıka, Ömer ibnil Hattab, Zeyd ibni Sabit, Abdullah ibnü Ömer hazeratı, Mekkei Mü-kerremede ibni Abbas hazretleri, İrakta îmam Ali, Abdullah ibnü Mesud, Ebu Musel Eşarî, Enes ibni Mâlik hazretleri, Samda Ebudderdâ, Bilâli Habeşî, Muaz ibni Cebel, Ubadetübnü Samit hazretleri, Mısırda Abdullah ibnü Amr hazretleri bulunmuşlardı.

İşte bu beldeler ahalisi, bu muhterem zatlardan islâm fıkhını ahz etmişlerdi. Bahusus İraklılar, İmam Ali ile Abdullah ibni Mesud hazretlerinden pek çok müstefit olup onların ilimlerinden mülhem bulunmuşlardı. Hicazîler de Aişei Siddıka'dan Ömer ÜT. Faruktan, ibni Ömer ile ibni Ab-basdan ve Zeyd ibni Sabitten pek ziyade istifade ederek, onların yüksek bilgilerinden iktibasda bulunmuşlardı. Bu sebeple islâm hukukunda «Mesleki Irakî» ve «Mesleki Hicazî» unvanile iki mesleki fıkhî vücude gelmiştir. Bilâhare birinci mesleki en ziyade İmamı Âzam hazretleri, ikinci mesleki de İmam Mâlik hazretleri temsil etmekte bulunmuştur.

Birinci mesleğe «Mesleki rey ve kıyas», ikinci mesleğe de «Mesleki Hadis» de denilmiştir. Bu, bir ıstılah olmuştur. Yoksa birinci meslek erbabının, yani: Hanefî fukahasımn ahadisi şerif eye pek çok itina ve istinat ettikleri ve bir hâdisenin hükmü hakkında bir sahih hadis bulundukça kıyas tarikine sülük etmedikleri malûmdur. Nitekim bu ciheti usulü

DuidUKian uuucıu «

İrak vesaire diye yâd olunurlar. Şöyle ki:

«Tabiînden olan Fukahayı Medine: Said ibnil Müseyyeb, Urvetibniz Zübeyir, Kasım ibni Muhammed, Haricetibni Zeyd, Ebubekir ibni Abdurrahman, Süleyman ibni Yesar, Ubeydullah ibni Abdullah, Eban ibni Osman, Eliyyibnil Hüseyin, Salim, Nafi, Ebu Seleme ibni Abdurrahman ibni Avf'dır.

Tebei tabiînden olan Fukahai Medine de:  ibni ebi Zib, Mâlik ibni

Enes, Elmacişun Abdülâziz, Süleyman ibni Bilâldir.

«Tabiînden olan Fukahayı Mekke: Ata ibni Ebi Rebah, Tavus ibni Keysan, Mücahid ibni Cebr, Ubeyd ibni Umeyr, Artır ibni Dinar, Abdullah ibni Ebi Müleyke, Abdurrahman ibnü Sabet, Ikrime'dir.

Tebei tabiînden olan Fukahaî Mekke de: İbni Cüreyc, İbni Uyeyne, Nafi ibni Ömeril Kureşî, Müslim ibni Haliddir.

« Tabiînden olan Fukahayı Şam: Ebu Idrisi Havlânî, Şüreyhbil ibni Simt, Abdullah ibnü Ebi Zekeriyya, Kabise ibni Züeyb, Süleyman ibni Hâbib, Haris ibni Umeyr, Halid ibni Mâ'dan, Abdurrahim ibnü Ganm, Cü-beyr ibni 'Nüfeyr, Mekhul, Ömer ibni Abdülâzizdir.

Tebei tabiînden olan Fukahai Şam da : Evzaî Abdurrahman ibnü

Yeziddir.

Tabiînden olan Mısır Fukahası : Yezid ibni Habiyb' Bükeyr"ibni Ab-dillah, Amr ibitil Haris, Leys ibni Sa'd, Ubeydullah ibnü Ebi Câferdir.

Tebei tabiînden olan Mısır Fukahası da: Yahya ibni Eyyüb, Ubeydullah ibnü Lehiadır.

« Tabiînden olan Fukahayi Yemen : San'a kadısı Mutarrıf ibni Mazin, Abdurrazzak ibni Hemmam, Hişam ibni Husuf, Muhammed ibni Sevr, Simâk ibni Fazldır.

Tebei tabiînden olan Yemen fukahası da : Ma'nıer ibni Raşid, Abdullah ibnü Tavus'dur.

« Tabiînden olan Fukahayi Basra : Amr ibni Selemetil Cermî, Ebu Meryemil Hanefî, Hasam Basrî, Ebuş Şa'sa Cabir ibni Zeyd, Muhammed ibni Sîrin, Ebu Kılâbe, Müslim ibni Yesar, Ebul Aliye, Humeyd ibni Abdurrahman, Mutarrif ibni Abdullah, Zürare ibni Ebi Evfa, Ebu Bürde ibni Musa'dır.

M

ttt

beyş, Hilâs ibni Amr, Amr ibni Meymunil Evdî, Hemmam ibnilharis; Haris ibni Süveyd, Yezid ibni Muaviyetinnahaî, Rebi ibni Hüseym, Utbetibni Ferkad, Sıletibni Züfer, Şüreyk ibni Hanbel, Ebu Vail Şakik, Ubeyd ibni Nadle, Amir ibni Abdullah ibni Mesud, Abdurrahman ibnii Abdillah ibni Mesud, Abdurrahman ibnii Ebi Leylâ, Meysere, Zadan'dır.

Tebei tabiînden olan Küfe Fukahası da : Muhammed ibni Abdurrahman ibni Ebi Leylâ, Süfyanı Sevrî, Haccac ibni Ertat, Mis'ar ibni Ked-dam, Abdurrahman ibnü Abdillah ibni Utbe, Süfyan ibni Said ibni Mes-ruk, Züfer ibnii Hüzeyl, Yahya ibni Zekerriyya, Abdullah ibnül Mübarek, Kadı Ebu Yusuf, Muhammed ibni Haseni Şeybanî, Hasen ibni Ziyad, Ve-ki' ibnii Cerrah, Kadı Afiye, Esed ibni Amr, Ebu isme = Nuhulcami, Ebu Mutii Belhî, Hammad ibni Ebi Hanîfe'dir. (Rahmetullahi aleyhim ecma-în).

MÜCTEHİDLER İLE FUKAHANIN TABAKATI  :

23  — : İslâm uleması, herhangi bir ilim şubesi ile iştigal edip o hu-susda temayüz eden islâm  âlimlerini  müteaddit  tabakalara,   derecelere ayırmışlardır. Bu sayede her âlimin zamanı, muhiti, dairei ihtisası ve bilgisinin intişar sahası bilinmiş olur.

İşte bu cümleden olmak üzere tefsir, hadis, kelâm, fıkıh gibi şer'î ilimler ile müteveggil olan islâm âlimleri de «Tabakatülmüfessirin», «Ta-bakatülmuhaddisın», «Tabakatülmütekellimîn», «Tabakatülfukaha» denilen muhtelif ta'bakalara ayrılmışlardır.

24  —  : Müctehidler ile sair fukahanın tabakata ayrılmaları ashabı kiram ile kibarı tabiîn devrinden sonraya müsadiftir. Çünkü bilâhare islâm muhiti ziyadesile genişlemiş, şer'î hâdiseler çoğalmış, bir kısım ahkâm hakkında muhtelif ictihadlar tecellî etmiş, bir takım ilimlerin mü-deven bir hale gelmesine lüzum görülmüş olduğu cihetle şer'î ilimlerde ki-

•taplarda kayd ve zapt edilerek müdevven bir hâle getirilmiş, bu ilimlerde ihtisasları olan zatlar tabakata tabi tutulmuş bunun neticesi olarak fıkhî mezheblere mensup zevata ait «Tabakatı Fukaha» da vücude gelmiştir.

25  — :: İkinci ve üçüncü asrı hicrîde en ziyade iştihar ve temayüz eden müctehidler; İmamı Âzam, İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed

un.  İJ.CJJÖ1HC   un ucu   «iVj.C4a.uiul riK.ıiiyyt;»   UelUiU".

26  — : Yukarıda yazıldığı veçhile gerek ashabı kiram ve gerek tabiîn ile tebei arasında birçok müctehidler yetişmiştir. Fakat bunların mezhepleri, birer müessesei fıkhiyye halinde teessüs edip devam eylemiş olmadığı için bunlardan bir çoğunun   mezhebi, kendi zamanına münhasır kalmış veya bir müddet devam etmiş ise de tabileri münkariz olmakla nihayete ermiştir.

Tabiîn ve tebei tabiîn hazeratmdan müctehid olup da müessesei icti-hadiyeleri devam etmemiş olan zatların başlıcaları şunlardır : ibrahim Nehaî, İbni Ebi Leylâ, ibni Şübrüme, Süfyanı Sevrî, Hasan ibni Salih, Ab-durrahmanı Evzaî, Amr ibni Haris, Leys ibni Sa'd, Abdullah ibnü Ebi Cafer, İshak ibni Râheveyh, Ebu Ubeyd Kasım ibni Selâm, Ebu Sevri Bağdadî, İbni Huzeyme, İbni Nasn Mervezî, ibni Münziri Nisaburî, Davudi Zahirî, ibni Ceriri Taberî. Rahmetullahi aleyhim.

FUKAHAJtfIN ÎHTİSASALARI DERECESİNE GÖRE TAKSİMİ :

27  — : Şeyhülislâm, ibni Kemal Paşa merhumun beyanına göre fu-kahayı kiram, şu yedi tabakaya ayrılmıştır: Müctehid fişşeri, Müctehid filmezheb, Müctehid filmesele, Eshabı tahric, Eshabı terc4h, Eshabı temyiz, Mukallidi sırf.

Bunları sırasile izah edeceğiz. Şöyle ki:

(1)  — Müctehid fişşeri: Şer'î hükümlerin kaidelerini ve usulünü tem hid eden, fer'î hükümleri, şer'î delillerinden istinbat ederek kendisine mahsus bir mesleki fıkhî vücude getirmiş olan zattır. İmamı Âzam, İmam Mâlik, İmam Şafiî ve Imam Ahmed ibni Hanbel gibi.

(2)  — Müctehid filmezheb : Kendisi de şer'î hükümlerin kaidelerini, usulünü temhide kadir ve fer'î hükümleri şer'î delillerinden istinbata muktedir olduğu halde bu tarike gitmeyip bir müctehid fişşer'a tabi olan, onun usulüne, kaidelerine göre hareket eden zattır,    imam Ebu Yusuf, İmam Muhammed Şeybanî, İmam Züfer, İmam Hasan ibni Ziyad-gibi.

(3)   — : Müctehid filmesele : Mensup olduğu mezhebi fıkhîde hükmü mevcut olmayan meseleler hakkında içtihada muktedir olan herhangi bir fakih zattır. Fukahayi Hanefiyyeden Hassaf, Tahavî, Ebulhasenil

zatlardır. Hanefî fukahasından Ebubekir Cessas, Ebu Abdillahi Cürcanî gibi.

Bazı zatlara göre eshabr tahricden olan bir zat, müctehid filmezheb demektir.

(5)   — : Eshabı tercih: Bir  mezhebdeki  müteaddit ve mütebayin kavillerden, rivayetlerden birini deliline nazaran diğerlerine tercihe muktedir olan, bu kavi; sahihtir, esahtır, kıyasa daha muvafıktır veya nasın mesalîhine evfaktır diyebilen fakih zatlardır. Hanefî fukahasından Ebül-haseni Kudurî, Şeyhülislâm Burhanüddini Merginanî, îbni Hümam gibi.

(6)  — Eshabı temyiz: Mezhebindeki zahir olan rivayetler ile nadir olan rivayetlerin arasım tefrika ve kuvvetli olan kaviler ile zaif bulunan kavilerin beynim temyize muktedir olan fukahadır. Hanefî âlimlerinden Ebulberekât Hâfızüddini Nesefî, Ebulfazl, Mücdüddini Mevsili Tâcüşşe-ria Mahmudı Buharî, Muzafferüddin ibnüs Sâatî bu zümredendir.

(7)   — Mukallidi mahz:  Bu, içtihada, tahriç ve  tercihe salâhiyet-tar olmayıp yalnız bir mezhebe mensup hükümlerin, meselelerin ve riva yetlerin büyük bir kısmını hıfz etmiş, bunları eserlerine dere eylemiş olan herhangi bir zattır. Sekiz yüz tarihi hicrîsinden sonraki Hanefî fukaha-sının ekserisi bu kısma dahildir. Alâüddini Haskefî, îbni Âbidîn gibi.

28 — : Şâfiîlerden îmam Nevevinin ve Celâlâddini Süyutînin beyanına göre de fukahayi kiram, müetehidi müstakil, müetehidi müntesib. müctehid filmezheb, müctehid filfetva namile dört tabakaya münkasim-dir. Şöyle ki:

(1)   — Müetehidi müstakil: Bu, müctehid fişşeri demektir. Eimmei erbaadan her biri böyle bir müetehiddir.

(2)   — Müetehidi müntesib:   Bu da  müctehid  filmezheb   demektir ki, herhangi bir meselede içtihada muktedir ve her meselede kendi rey ve kanaatile âmil olmakla beraber bir müstakil   müetehidin usuli içtihadım diğer müctehidlefın usuli içtihadına tercih ederek o usul dairesinde hareket etmekte bulunur. Şafiî fukahasından Şeyh Ebu Bekir Kaffali Sagîr, îmamül Haremeyn, imam Gazali, Ebu îshak Şirazî, Ebu Aliyyi Mervezî gibi zatlar bu zümreden sayılmışlardır.

sahibi mezhebin istinat ettiği delillere ve kavaide nazaran — diğerlerine tercih ederek onunla fetvaya ahi bulunur.

Ashabı temyiz ile mukallidi mahz denilen tabaka erbabı, Şâfiîlerce fukahadan sayılmamaktadır.

MÜCTEHÎDLERİN BAZI MESELELERDEKİ İHTİLÂFLARININ SEBEBLERİ :

29 — : İslâm âleminde amme tarafından kabul edilen büyük müc-tehidler, esasen şer'î delillere tabidirler, kendiliklerinden keyfî surette hiçbir rey dermeyan edemezler, kat'î, vazıh bir delil karşısında tamamen miit tehid bir vaziyet alırlar, o delilin gösterdiği hükmü müttefikan kabul e-derler. Bunun içindir ki kat'î delillere müstenit olan itikadat hususunda ve yine kat'î delillere dayanan namaz, oruç, zekât gibi ibadetler hususunda tamamen müttehit bulunmuşlardır. Ancak «füruatı fıkhiyye» denilen ve hükümleri kat'î deliller ile sabit bulunmıyan bir kısım talî mesail hakkında ihtilâfta bulunmuşlardır. Bu ihtilâfın sebepleri ise şu veçhile hülâsa edilebilir:

(1)   : Şer'î delillerden bazıları, vazıh ve kat'î-görülmez: Bazı hükümler, bir kısım müctehidlerce mutlak telâkki edildiği halde diğer bir kıs-mınca muhassas, müevvel veya mensuh telâkki edilir.

(2)   : Şer.'î delillerden, meselâ: ahadisi şerifeden bazılarına müete-hidlerin bir kısmı muttali olduğu halde diğe» bir kısmı. muttali olmamış olur. Hattâ bu cihetledir ki, vaktile bir hâdise hakkında hadise destres olamıyan bir müctehid, o hususda başka bir istidlal tarikine tevessül etmiş iken bilâhare hadisi elde edince evvelki içtihadını bırakmış, o hadisi şerife göre hükmünü vermiştir.

(3)   : Rivayet edilen bazı hadislerin, haberlerin    doğru zapt edilip edilmediği veya râvilerinin matlûp şeraiti haiz bulunup bulunmadığı hususunda müetehidler arasında görüş farkı bulunur.

Meselâ : Hıyarı meclis hakkındaki, yani: bir malı satan ile alanın o satış meclisinde muhayyer olup o satış muamelesini fesh edebilmeleri hakkındaki hadisi şerif, bir hadisi sahihtir, birçok tarikler ile rivayet o-lunmuştur, bununla sahabei kiramdan Ebu Hüreyre ve Abdullah ibnü

yan  mecııse killi  uuuugtur.

(4)   : Müctehidlerden bazıları, alelitlâk hadisi mürsel ile amel ettiği halde diğer bazıları — haricî bir müeyyidesi bulunmadıkça bununla amel etmez. Nitekim Hanefîler, böyle bir hadise istinat ettikleri halde Şafiîler ve Zahiriyye mezhebinde bulunanlar isninat etmemişlerdir.

(5)  : Müctehidlerden bir kısmı ashabı  kiramın kavillerine temes-sük ederek bunları delil olarak kabul ettikleri halde diğer bir kısmı, sa-habei kiramın ittifakı bulunmadıkça bu kavilleri delil ittihaz etmemişlerdir. Nitekim imam Mâlike göre bir sahabînin kavli, kıyasa uygun olsun olmasın mutlaka hüccettir. İmam Şafiîye göre hüccet değildir. Hanefîler-den bu babda sarih bir rivayet sabit değildir. Hanefî fukahası, bazı meselelerde sahabînin kavlile istidlalde bulunmuş, bazı meselelerde ise bununla istidlalde bulunmayıp kıyasa müracaat etmiştirler.

(6)   : Şer'î delillerden bir kısmının hem vücube, hem de nedbe veya ibaheye delâleti olup bunlardan her birini bir müctehid iltizam eder. Mü-safir için dört rekâth namazların ikişer rekâtle kılınmasının vacib veya mubah olub olmamasmdaki ihtilâf bu kabildendir.

(7)   ; Şer'î delillerden biri diğerine tercih edilir, her müctehid bunlardan birine göre hüküm verir. Meselâ İmamı Azama göre haberi ahad. kıyasa müreccahtır. İmam Mâlike göre ise kıyas, haberi ahaddan mukaddemdir.

Binaenaleyh İmamı Âzam, Hazreti Sıddikten rivayet edilen bir habere istinat ederek hibenin ancak kabz ile tamam olacağına kail olmuştur. İmam Mâlik ise hibeyi bey'e kıyas ederek, hibenin de kabz bulunmaksızın tamam-olacağı içtihadında bulunmuştur.

(8)   : Bir şey hakkındaki hükmün illetinde ihtilâf edilir. Her müctehid; o hususda başka bir illetin, başka bir menatı hükmün vücudüne kail bulunur. Meselâ, buğday, arpa hakkındaki ribanın illiyetinde ihtilâf olunmuştur. Hanefiyyeye göre illet, cinsiyyet ile keyliyyettir, Mâlikîlere göre kuttur, yani erzak cinsinden olmaktır, Şâfiîlere göre de mat'umiyyettir. Riba mebhasine müracaat!.

(9)   : Bir şeyin mahiyetindeki   muhtelif   nazar   noktalarından dolayı ihtilâf ileri gelir. Akde  mukarin olmıyan  bir menfaatin mal, sayılarak tazmin hususunda mal hükmüne tâbi olub olmaması meselesi gibi.

Fâsid ile bâtılın ayni mahiyette olub olmaması da bu kabildendir. Gasb ve bey'   mebhaslerine müracaat!..

se kelimesinin mücerret el ile dokunma, ve mücameat mânâlarına delâle-tindeki ihtilâf gibi.

(12)   : Bir amelin deliline nazaran azimete de, ruhsata da ihtimali olduğu hâlde müctehidlerden bir kısmı azimet, diğer bir kısmı da ruhsat cihetini iltizam eder, bir kısmı da her iki cihetin meşruiyetini tasrih eyler. Nitekim buna dair İmam Şa'ranînin «Elmizanülkübra» sında bir çok misaller vardır.

(13)   : Bir meselede sahabei kiramın veya kibarı tabiînin mezhebleri muhtelif olup her belde uleması, bu zatlardan kendi beldesinde bulunmuş zatın mezhebini ihtiyar etmiş, onunla fetva vermiş olur.

Meselâ: Medinei Münevvere'nin fezaili hakkında bir çok beyanatı nebeviyye vardır. Bu mübarek belde, fukahamn me'vası bulunmuştur. Bu cihetle İmam Mâlik Hazretleri, Medinei Münevvere ahalisinin bir mesele hakkındaki ittifakım, müstakil bir delil tanımıştır. Küfede de İmara Ali'nin ve Abdullah ibnü Mesudun ve ashabının fetvaları şayi bulunduğundan Küfe ulemasmca da bu fetvalar mültezem bulunmuştur.

(14)   : Istihsan denilen delili müctehidlerden bazıları kabul ederek bazı meselelerde ona istinat ettikleri hâlde diğer bazıları istinat etmemişlerdir. Nitekim istihsam Hanefî ve Hanbelî fukahası muteber bir delil olarak kabul ettikleri hâlde Şafiîler kabul etmemişlerdir. İşte bu da ihtilâfa bir sebebdir.

(15)   : Bir kısım amellerin hükümleri, sıhhat veya ademi sıhhatleri niyyete muhtaç mıdır, değil midir, meselesinden bazı ihtilâflar neşet etmiş olur. Nitekim abdest gibi vesailden olan ibadetlerin niyete muhtaç olup olmadığında ihtilâf olunmuştur. Kavaidi külliyye bahsine müracaat!

(16)   : Bir hâdise hakkında örf ve âdet cereyan edip etmediği, cereyan ettiği takdirde nassın bu örf ve âdete müstenit bulunmuş olup olmadığı kat'î surette malûm olmamakla bu yüzden ihtilâf ileri gelir. Örf ve âdet bahsine müracaat!

MÜCTEHÎDLERİN İHTİLÂFLARINDAKİ  HUKUKΠ VE  İÇTİMAÎ HİKMETLER :

(30) : Yukarıda da işaret olunduğu üzere dinî esaslara, akaide, dinî faraize, mekârimi ahlâka dair yüksek hükümlerde ittifak vardır. Bu ittifak  dinen matlûptur. Bu esaslarda tefrikaya düşmek caiz  değildir.

yiniz, emr ve nehyinden ibarettir.

Bu nazmı celîl gösteriyor ki: vahye müstenit olan ve bütün rüsüli kirama ayni suretle emr ve tavsiye buyurulmuş bulunan dinde, dinin esasî hükümlerinde ihtilâf edilmesi caiz değildir. Bunlarda ittifak, şarii hakimce matlûbdur. (Yedullahi maalcemaa) buyurulmuştur. Ancak bu esaslar haricinde olup furuattan, cüz'iyyattan sayılan ve bu bakımdan ilâhî edyan arasında da bazı farklar bulunan bir kısım talî meselelerde ihtilâf bulunması, şarii mübînin matlûbuna muhalif değildir. Belki bu ihtilâf, hikmet muktezasıdır. Bundan dolayıdır ki, bir kısım hâdiselerde, meselelerde müşavereye, içtihada yine şariî hakîm tarafından müsaade edilmiştir.

Bir çok muhaddislerin, ve ezcümle İmamı Beyhekînin rivayet ettiği üzere bir hadisi şerifde: (îhtilâfü ümmeti rahmetün) buyurulmuştur. Yani: Ümmeti merhume arasında bulunan müctehidlerin furuattaki muamelâttaki ihtilâfları, ümmet hakkında vüsat ve suhulete vesile olacağı cihetle büyük bir rahmettir.

31 — :Resulü Ekrem Hazretleri bile müşavere ile memur olmuş, hakkında vahyi ilâhî bulunmayan bazı hususlara dair ictihadda ve esha-bı güzinîle istişarede bulunarak ümmetine imtisal numunesi bulunmuştur.

Meselâ: Bedr gazvesinde esirlerin birer bedel mukabilinde salıverilip verilmemesi hususunda ashabı kiramla istişarede bulunmuştu. Haz-reti Sıddık, esirlerin bedel mukabilinde bırakılmasını iltizam ederek bu hususda Resuli Ekrem ile bir kanaatte bulunmuştu. Hazreti Faruk ise müslümanların varlığına suikasdde bulunmuş olan bu düşmanların tenkili fikrinde idi. Sair ashabı kiramın bir kısmı Hazreti Sıddikin, diğer bir kısmı da Hazreti Ömerin re'yine iştirak etmişti.

Kezalik: Resulü Ekrem'den sonra da ashabı kiram arasında bir talkım meselelere dair ihtilâf yüz göstermiştir. Ezcümle nebiyyi zişanm bıraktığı ^mallarda veraset cereyan edip etmeyeceği ve boşanmış veya kocaları ölmüş kadınların ne kadar iddet bekleyecekleri hususunda ihtilâf etmişlerdi.

bulunan meseleler hakkında içtihada, muhtelif reylerin tecellisine imkân bırakmış, bunu tecviz buyurmuştur.

(2)   : Bir kısım hukukî, içtimaî meselelerde muhtelif kavillerin bulunması; içtimaî heyet hakkında suhulet göstermek, kendilerine   geniş bir saha tahsis etmek maslahatını mutazammındır.

(3)   : Şarii mübîn, kullarının fikren yükselmelerini, muhakemei ak-liyye itibarile inkişaflarını irade buyurmuş olduğundan kendileri için bazı meselelerde ietihad etmek imkânını ihsan buyurmuştur.

(4)   : Füruata ait-meselelerde zamana, mekâna göre bazı tebeddülat İcrası, içtimaî hayat muktezasıdır. Muhtelif akvali fıkhiyyeden biri,  zamanın ihtiyacına  daha  mülayim olduğu   cihetle veliyyülemrin işaretüe usuli dairesinde mâbihilamel ittihaz edilebilir! Meselâ: Böyle bir hususda Malikî veya Şafiî mezhebindeki bir kavi ahz olunabilir. Bunun cevaz', islâm hukukunda bir esastır. Bu esas ise  ancak' müctehidlerin ietihad-larındaki ihtilâf sayesinde temin edilebilir.

(5)  : İçtimaî hâdisat, gayri mütenahîdir. Naslarin hükümleri, umumî ve birçok hâdiselere şâmil ise de bu naslarin gayri mütenahî hâdiselere tatbikinde bizzarure ihtilâfı ârâ tahaddüs eder. Bunun tecviz edilmemesi ise içtimaî hayatın inkişafına mâni  olabilir. Binaenaleyh bu  gibi hususlarda ihtilâfın tecviz edilmesile islâm hukuku için pek geniş ve her asrın ihtiyacına kâfi bir mahiyet temin edilmiştir.

Allâme Zerkanînin de dediği verinle sanki muhtelif ictihadlar, bu mümtaz ümmete mahsus muhtelif şer'î hükümler mesabesinde olup bunların hepsi de —bir vüsat ve suhulet olmak üzere— bu ümmet hakkında tecviz, edilmiş, bu ümmetten her zümre, bunların bir kısmım iltizam ederek onunla amelde bulunmuştur.

(6)   : Müslümanlıkta âmmenin salâhına,  intizamına çalışmak, ihtiyaçlarını tehvine, izaleye  yardım edecek esbabı hazırlamak bir  medenî

ictihad bahsinde  kayd edilmiştir.

(7) : İslâm dini, kıyamete kadar tahaddüs edecek şahsî ve içtimaî hâdiselerin ahkâmım mütekeffil bulunduğu cihetle rey ve içtihada büyük bir saha tayin etmiş, hattâ Resulü Ekrem Hazretleri bile hakkında vahyi ilâhî bulunmayan bir kısım hususlarda ictihadda bulunmuş, bu suretle de içtihadın meşruiyetini bilfîl göstererek bazı hâdiselerin hükümlerini şer'î delillerden ictihad yolile istinbat etmelerini ümmetine talim ve tefhim buyurmuştur. Binaenaleyh ictihad tarikile müstenbat olan hükümlerde şarii hakîmîn emr ve müsaadesine mukarin olduğu cihetle şe-riati islâmiyyenin asıl menbaı olan kitab ile sünnete racidir.

HANEFÎ MÜCTEHÎDLEBtNtN MÜDEVVENAT-I FJKHtYYESİ VE BAŞUCA ANA KİTABLARI :

33  — : Malûm olduğu üzere asrı saadette ve kibarı tabiîn zamanlarında mesaili fıkhiyye, bir ihn hâlinde müdevven değildi. Ashabı kiram, Resuli Ekrem Hazretlerinden, kibarı tabiîn de ashabı güzînden dinî, hukukî hükümleri şifahen telâkki etmişler idi. Kendilerindeki yüksek bir zekâ, pek geniş, kuvvetli bir hafıza sayesinde işitmiş, dinlemiş oldukları bütün meseleleri hafızalarında pek müke°mmel' bir surette saklamış, âdeta hafızaları birer ilm ve irfan kütüphanesi kesilmişti. Onların o feyizli zamanlarında ilm, sahifelerde değil, sinelerde idi. Bu cümleden olarak fıkıh, ilmi teşri', hukuki islâmiyyede bablara, fasıllara taksim edilmiş, kitab hâlinde yazılmış müretteb bir hâlde bulunmuyordu.

34 — : İmamı. Âzam Ebu Hanife Hazretlerinin zamanında ise islâm ülkesi pek genişlemiş, kibarı tabiîn etrafa dağılmış, azalmaya başlamış, fıkhî bilgiler âfaka münteşir bulunmuş idi. İleride o harikulade zekâ ve hafıza sahiplerinin azalıp  ilminin ziyaa    uğrayacağım düşünen  İmamı Âzam, fıkıh ilmini tedvinine lüzum gördü, şer'î meseleleri pek muntazam esaslara tâbi olarak kitablara, bablara ayırarak zabt etti, evvelâ: kitabı tahareti, sonra kitabı salâtı, daha sonra sair ibadetlere ait kitabları, ondan sonra d^. muamelâta müteallik kitabları yazıp tertib etti. En sonra da bu hukuk müessesesine mirasa aid kitab ile nihayet verdi. Çünkü na-sm ahiri ahavli budur.

Kitab-ı Feraizi, Kitab-ı Şurutu ilk vaz eden zat, lmam-ı Âzamdır.

Olduğu meseıeıer, k&vjıi küuuiı, tıavu tcuıu no-mne im aujiuo. o.jti"ii»j..j, <>.*.•• dişi de fıkha, usulü fıkha dair bir takım kitablar vücude getirmiştir. «Emsale filusul», «Kitabülüm» bu cümleden sayılmaktadır.

36   —: İmam Şafiî, İmam .Âzam hakkında büyük bir hürmet ve tazim ile mütehassisti, onun kabrini ziyaret eder, onu rahmetle yâd eyler ve «her kim fıkhı anlamak isterse İmamı Azama ve onun eshabına mü-lâzemet etsin, çünkü nâsm- hepsi de fıkıh sahasında İmamı Âzamin ıya-lıdır.» Yâni: onun müctehedatı sayesinde ihtiyaçlarını tatmin edebilmektedir, derdi.

Filhakika İmamı Âzam ictihad sahasında pek büyük muvaffakiyetler göstermiş, islâm hukukunun azametim tecellî ettirmiş, kendisini takip eden fukahayi kiram tarafından binlerce, yüzbinlerce hukuka ait kitaplar tedvin ve telif edilmiştir.

37  — : İmam Malik hazretleri de İmamı Âzam hazretleriyle görüşmüş, onun yüksek fakahetini itiraf etmiş ve İmamı Âzamin islâmda altmış bin mesele vaz ve istinbat etmiş olduğunu bir lisanı takdir ile söylemiştir.

Bir rivayete göre, İmamı Âzamin şer'î delillerden istinbat ile izah ve beyan etmiş olduğu fıkhî meselelerin sayısı, seksen üç bindir. Bunlardan otuz sekiz bini ibadet hususunda asidir. Kırk beş bini de muamelât hususunda birer esasdır.

38  — : İmamı Âzam, kitabullahtan sonra en ziyade süneni nebeviy-yeye ve sahabei kiramın akvaline istinat ederek her hâdisenin hükmünü onlardan bulup çıkarmak isterdi.

İmamı Âzam içtihadında istinat ettiği ahadisi şerifenin bir kısmı fukahayi Hanefîyye tarafından zapt edilmiş, müstakil birer kitap halinde yazılmıştır. İmam Tahavînin bir kısım asarı, Ebu Zeyd Debusînin «Te-sisünnazar» ile Zebidî Ebulfeyz MuKammed Mürteza'nın «Ukudülce-vahirilmünife fî edilleti mezhebilimam Ebi Hanife» adındaki kitabı bu cümledendir.

39  — : İmamı Azama:  «Sen bir kavlini, bir içtihadım kitabullahâ muhalif düşmüş görünce ne yaparsın?..» diye sorulmuş, o da:    «Kendi kavlimi kitabullah için terk ederim» demiş.  «Ya Resulûllahın   haberine muhalif bulunsa ne yaparsın?..» denilmiş. «Kendi kavlimi   Resulûllahın haberinden dolayı bırakırım» demiş. «Ya senin sözün bir sahabînin sözü-

F. 21

40 — : Hanefî mücahidlerinin başlıca ana kitablarına gelince, bunlar üç kısımdır. Hukukî mesaili muhtevi olan bu kitablar, «Zahiri Mez-lieb» denilen kitablar ile «Nevadir», «Vâkıat» diye yad olunan kitablar-dan ibarettir. Şöyle ki:

(1)   :  «Zahiri mezheb» denilen kitablar, İmam Muhammedi Şeybanî tarafından yazılmış olan    ve İmamı Âzam ile İmam Ebu    Yusüfün   ve imanı  Muhammedin akvali  fikhiyyesini muhtevi bulunan    «Elmebsut», vElcamiüssagîr»,  «Elcamiülkebîr»,    «Essiyerüssagîr»,    «Essiyerülkebîr», «Ezziyadât» adındaki altı kitabdan ibarettir. Bunlar, İmam Muhammedden tcvatüren rivayet edilegelmiş olduğu cihetle «Zahiri mezheb», «Zahirür-rivaye    namını almıştır. Bunlar, Hanefî mezhebinin esasını teşkil ettikleri cihetle kendilerine «Mesaili usul» adı verilmiştir.

Bu kitaplardan Elmebsut, Şeyhülislâm Haher zade, Şeyhüleimmetü-luılvanî. Şeyhülislâmı İsbicabî, Fahrülislâm Pezdevî, Sadrülislâmı Pez-dovî taraflarından şerh edilmiştir.

Zahiri mezheb kitablarmdaki mesaili, Hâkimi Şehidi Mervezînkı (Kâfil adındaki kitabı cami bulunmuştur. Bu Kâfi kitabını Şemşüleim-metisserahsî. Mesbut ismile şerh etmiştir, otuz cüzden müteşekkildir.

(2)    :  «Nevadir»  imamı  Muhammedin yazmış olduğu    Keysaniyat, Hârııniyyat, Cürcaniyyat, Rakkiyyat adlı kitablarda münderic olan me-Hailden ibarettir. Bunlar da İmamı Âzam ile İmam    Ebu   Yusüfün    ve İmam Muhammedin akvali fıkhiyyesini muhtevidir.

İmam Ebu Yusüfün «Emalî» adlı eseriyle İmam Hasan ibni Ziya-dın «Mücerred» namındaki eseri de nevadirden sayılır. Bunlar, zahiri mezheb gibi tavatür tarikile sabit olmadığı cihetle kendilerine «Gayri zâhirirrivaye» de denilmiştir.

Emalî, İmam Ebu Yusüfün takrirlerinden müteşekkildir. Onun notları demektir.

(3)   : «Vâkıta»  : Hükümleri esasen mezhebi Hanefîde musarrah bulunamayıp muharran Hanefî  fukahası  tarafından ietihad veya     tahric tarikile istihraç ve ifta olunan meselelerden ibarettir. Bunlara «Fetava», «Nevazil» de denilir.

Ebülleysi Semerkandî, bu kabil mesaili toplıyarak «Nevazil»1 adile bir kitap telif etmiştir. Ebülabbas Nazımînin «Mecmuunnevazil» adındaki eseri de bu kabildendir.

Bilâhare bazı zatlar, zahiri mezheb ile nevadir, vakıât mesailini kendi  kitablarında   karışık   bir tarzda- cem etmişlerdir.   «Haniyye»   fel-

ırt inatları güzelce zaptedilerek tedris ve tçsbit etmiş oldukları mesaili fıkhiyyeye dair müntesibleri tarafından binlerce kitab telif edilmiştir. Bu dört müetehid ise İmamı Âzam Ebu Hanife ile İmam Mâlikden ve İmanı Safi! ile İmam Ahmed ibni Hanbelden ibarettir.

42  — : İmam Âzamin mezhebi, asırlardan beri bir hayli islâm hükümetlerinin mezhebi resmîsi bulunmuş, islâm âleminin her tarafına ve bilhassa Irak, Fâris, Türkistan, Efgan, Kafkas, Hind, Çin, Meveraünnehir. Türkiye, Mısır, Şam, Mağrib ülkelerine intişar etmiştir.

İmam Mâlik'in mezhebi, Hicaz'da, Şimalî Afrika'da, Mağrib-i Aksa. da, Endülüs ahalisi arasında münteşir olmuştur. Elyevm Tunus ile Fas'ın mezhebi resmîsidir.

İmam Şâfiînin mezhebi, vaktiyle Mısır'da, Haremeynde, Bağdatta, Hind taraflarında, Horasan, Azerbaycan, Harzem gibi yerlerde, Semer-kand, Buhara, Maveraünnehir şehirlerinde pek ziyade münteşir bulunmuştu. Elyevm daha az yerlerde ve bilhassa Şam, Mısır, Kürdistan, İrak taraflarından cari bulunmaktadır.

İmam Ahmet ibni Hanbel'in mezhebi de Hicaz'da, vesair bazı hava.-lide mer'î bulunmuştur. Elyevm Vehhabîlerin mezhebi resmîsi bulunmaktadır.

43 — : İmamı Âzam ile İmam Mâlike ve İmâmı Şafiî ile İmam Ah-med'e: «Eimmei erbaa» denilir. İmamı Azamdan mâdası «Eimmei selâse-; diye yad olunur.

İmamı Âzam ile tilmizlerinden olan büyük müetehid İmam Ebu Yu-süfe «Şeyheyn», İmamı Âzam ile yine onun tilmizlerinden bulunan kudretli müetehid İmam Muhammede «Tarafeyn» deniliyor. İmamı Ebu Yusuf ile İmamı Muhammede de «îmameyn», «Sahibeyn» denilmektedir.

Fukaha arasında «İmam Hasan»dan murad da, İmamı Âzamin tilmizlerinden olan Hasen ibni Ziyaddır. Allah Tealâ cümlesine rahmet '•isin.

ÎSLAM FIKHININ MÜSTAKİL BİR MÜESSESE-t HUKÜKİYYE OLDUĞU:

44  — : Dinî islâm, hatemüledyandır. Şeriati islâmiyye de    hâtime-tüşşerayidir. Bu dinin ibadetlere, muamelelere, ukubetlere müteallik olan hükümleri, —evvelce arz olunduğu üzere— evvelâ: kitabullaha,  soma süneni nebeviyyeye, sonra da icma ile kıyasa müsteniddir. Kıyas ise bir ietihad eseridir. Bu dört esasa raci olmak üzere istihsan, istishab, örf ve

 

mesaili hukukiyeyi tesbit etmişlerdir. Hattâ bu meselelerin şer'î delillere ne derecelere kadar müstenit olup olmadığı aralarında, büyü}c bir tedkik mevzuu teşkil etmiştir. Bu esaslara müstenit olmıyan bir hüküm, şeraiti islâmiyye namına tesbit edilmiş olamaz. Bu husustaki ufak bir müsamaha, bir zühul bile o müdekkik zevatın nazarlarından kaçamamıştır. Mukîı-yeseli hukuk ilmi demek olan «Hilâfiyyat» ilminde bunlara işaret olunmuştur.

Binaenaleyh islâm hukukunun başka menbalardan istifade etmiş olmasına imkân yoktur, islâm hukuku, başlı başına müstakil bir mües-sesei ilmiyyedir. Başka kaynaklara muhtaç olmayıp pek geniş, pek ha-kîmâne ahkâmdan müteşekkil ve her zaman için tatbik kabiliyyetini haiz bulunmaktadır.

45 — : Malûmdur ki: dini islâmın zuhuru sıralarında cihan bir fetret devresi geçiriyordu.  îslâmiyyetin mehdi  tecellîsi olan Ceziretülarab ise büyük bir cehalet, bir bedeviyyet içinde kalmıştı, aralarında büyük âlimlerden, medenî milletlerin kanunlarından, yüksek içtimaî varlıktan eser yoktu. Ancak birdenbire bir harika olarak parhyan islâmiyyet sayesinde Ceziretülarab'da, âfâkı âlemin birçok parçaları da bir benzeri görülmemiş tarzda nurlar içinde kaldı, islâmiyetin en birinci    istinatgahı   olan kitabı mübîn ile ikinci mübarek   istinadgâhı olan sünneni hebeviyye, beşeriyete şahsî, ailevî, içtimaî hükümlerin en yükseklerini telkin etti. Hukuk sahasında da bir adalet ve müsavat temin edip herkesin haklarım, ehliyet ve salâhiyetinin derecelerini tayin eyledi. Artık bu sayede yeni, müstakil, adalet ve hikmet üzerine müstenid bir hukuk müessesesi vücude gelmiş oldu.

46  — : Bi'seti nebeviyye sıralarında Ceziretülarabda enbiyai sâlife hazeratınm şeriatlerinden kalmış bazı ahkâm, mevcudiyetini kısmen muhafaza etmiş bulunuyordu. Bir de cemiyet arasında ötedenberi carî olan bir kısım âdetler,"örfler mevcut idi. Bütün insan cemiyetlerince    kabul edilip bir milletin hususatından sayılmıyan alış veriş gibi, nikâh ile aile tesisi gibi, bir bedel mukabilinde insanları vesaireyi istihdam gibi muameleler de cereyan etmekte idi. îslâm şeriati ise şerayii salifeye ait olan bir kısım hükümleri, yine bir vahyi ilâhiye müstenid olarak şeriati islâ-miyyenin ahkâmından olmak üzere aynen veya cüzü bir tebeddül ile kabul, etmiştir. Hikmet ve maslahata muvafık olan bir kısım âdetlere, örflere de dokunmamıştır. Medenî hayatın iktizasından olup muayyen bir millete, bir kavme ait bulunmayan bir takım muamelât    ahkâmını   da tashih, adalet ve hikmete uygun bir tarzda tanzim eylemiştir. Bunlardan başlıca da nice binlerce yeni hükümler vaz ve tesis ederek islâm hukukunu tekâmül mertebesine yükseltmiştir. Bütün bu hükümler; muayyen

bulunmamıştır.

Artık bu bakımdan da islâm hukukunun başka milletlerin mevzu hukukundan istifade etmiş olduğu iddia edilemez.

47 — : islâm hukukunun büyüklüğünü, istiklâlini, hukuk ilmi ile iştigal eden bir kısım müsteşrikler de, vesair gayri müslimler de bir lisa-ju takdir ile itiraf etmekte bulunmuşlardır. Ezcümle «Curci Zeydan»; medeniyeti islâmiyye tarihinde diyor ki: «islâmiyet, devlet şekline girdi ği zaman ümerayı müslimin ve sair rüesayı hükümet, ahvali şahsiye ve muamelâtı medeniyede reaya arasında tevekkün eden ihtilâf atı f asi ve intizamı memleketi temin için kanunlar vaz'ına mecbur olarak Kuran-ı Kerime ve ahdisi şerifeye müracaat eylemişler ve bunlardan istihraç ettikleri ahkâmdan mürekkeb bir kanun ile memleketi tanzim ve reaya üzerindeki hâkimiyetlerini tahkim eylemişlerdir.

Yunanlılar kısa bir müddetten maada sair zamanlarda büyük bir devlet teşkil edemediklerinden kavanin ve nizamatı devliyye ve idareyye ve adliye vaz'ma pek az ehemmiyet vererek faaliyeti fikriyyeleri ve karihaları felsefeye ve teferruata masruf olmuş idi. Romalılara gelince Arabların memaliki nasıl kesbi vüsat etmiş ise bunların memaliki de ?öylece kesbi. vüsat ve hâkimiyetleri her tarafa intişar ederek şan ve şevket sahibi oldukları cihetle kavanin ve nizamat vaz'ma mecbur olmuşlardı. Maamafih Romalılarda kavanîn ve nizamat ancak devlet teşkilinden birkaç asır sonra (533) senesinde meşhur kanun vazu «Jüstinyen* zamanında tekemmül edebilmişti. Bu kavanîn ve nizamat «Lâtin» ve «Sabin = Sabins» ve Romaya tabi olan sair akvamın müruru zaman ile tecemmu ve tevali eden bir takım âdet ve itikadından ibaret idi. Tedricen toplanan bu âdât ve itikadât müşarünileyh «Jüstiriyen» in zamamnda mükemmel bir kanun olmuştu.

islâmlar ise ahkâmı kanuniyelerini Kur'am Kerim ile ahadisi şeri-feden iktibas etmişlerdir, islamların zuhuru islâmiyetten itibaren gerek Kur'anı Kerimi, gerek ahadisi şerifeyi hıfz ve taallüme ne kadar ehemmiyet verdiklerini evvel göstermiş idik. Binaenaleyh, p zamandan sonra iki, üç-asır mürur etmeden kavanin ve nizamatı islâmiyye, mertebei tekemmüle baliğ olarak ilmi fıkıh vücude gelmiştir.

Fıkıh, dünyanın en âli ahkâmı kanuniyyesmi camidir, islâmlar, nasıl bir süratle tesis ve neşri diyanet ettiler ise bunda da öyle bir sürate muvaffak olmuşlardı.» cilt 3 sahife 130.

48 — : 1937 senesinde «Lâhey» de ikinci defa olarak toplanan bir hukuk konferansına vaki olan davete mebnî Mısır Camiülezher heyeti ilmiyyesi namına iki islâm âlimi de iştirak etmiş idi.

Ezher mümessileri, bu konferansta iki esaslı mevzu hakkında muta-

?

?

Ezher mümessillerinin mütaleaları, islâm hukukunun yüksekliği ve içtimaî hayatı on mükemmel bir surette mütekeffil bulunması hususunda konferansdaki Avrupalı azanın takdirlerini celb etmiş, bunun netice sinde konferansın bütün âzası, rey birliği ile aşağıdaki maddeleri karar altına almışlardır:

(1)   : : Şeriati islâmiyye = islâm hukuku, umumî hukukun — mukayeseli hukukun — kaynaklarından biridir.

(2)   : İslâm hukuku, canlıdır, tekâmüle salihtir.

(3)   : islâm hukuku, bizzatihâ kaimdir, başkalarından alınmış değildir.

(4)   : Birinci mevzu — yâni : İslâm hukukundaki mesuliyet   bahsi — konferansın siciline arabca ile tescil edilecektir. Bu, kendisine müracaat edilmek için hazırlanan mecmuai ilmiyyede de nazara alınacaktır.

(5)   : Arabca, konferansta istimal edilecek ve müstakbel devrelerde de buna devam edilmesi tavsiye olunacaktır (1).

Konferans âzası, konferans eyetine ilerdeki devrelerde de hukuki islâmiyye mesalinin kemali itina ile nazara alınmasını ve ilerideki mesaisine iştirak etmeleri için islâm âleminden mümkün olduğu kadar ziyade azanın davet edilmesini de tevsiye eylemiştir. (2).

Velhâsıl: İslâm hukukunun bu müstakil, yüksek mahiyeti, onu güzelce tetkik eden zatlar tarafından her zaman itiraf edilmektedir.

Ancak şunu da ilâve edelim ki: İslâm hukuk, k'udsî ve istisanaî bir mahiyeti haizdir; bunun başka hukuk müesseselerinden istifade etmiş olması düşünülemez. Fakat Avrupa hukuku, alel'ıtlak İslâm fıkhından ve bilhassa Endülüsde ye Afrika'da ziyade intişarı cihetile Malikî fıkhından pek çok müstefit olmuştur.

Son asırların en fazıl Mâlikî fukahasmdan Menyevî Şeyh Mahlûf ta rafından yazılmış olan bir kitabda garbin mezhebi malikîden neler ah-zetmiş olduğu gösterilmiştir.

Bu kitap (Darülkütübül'misriyye) de Fünuni Mütenevvie kısmında (1085) rakamı altında mahfuzdur (3)

(1)    Etteşiülislâmî. Sahife 353.

(2)    Mısır'da münteşir «Elislânı» mecmuası. Adet 32 sahife 14 sene

1941.

(3)    Min İberüttarih Sahife: 28.

FUKAHAYI KİRAMIN TERACİMİ AHVALİNE DAİRDİR

İÇİNDEKİLER : Ashabı kiramdan, tabiînden, tebei tabiinden vesait ulemayı islâmiyyeden (405) zatın muhtasarca tercemei halleri.

1 __ (Aişei Sıdıka) : Resulü Ekrem, sallallahü aleyhi vesellem efendimizin muhterem refikası, Hazreti Ebi Bekirin kerimesi, bütün müminlerin validesidir. İslâm hukukunda  büyük bir ihtisası var idi.  Bilhassa feraize, halâl ve harama, kadınlara aid hükümlere pek ziyade vâkıf bulunuyor idi. Ashabı kiram arasında altı zat vardır ki Peygamber Efendimizden, ziyade hadisi şerif rivayet etmekle temayüz etmişlerdir. Bunlardan biri de Hazreti Aişe valdemizdir. Diğerleri de Ebu Hüreyre, Abdullah ibnü Ömer, Câbir, Ibni Abbas, Enes ibni Mâlik hazeratıdır. Hazreti Aişe, (2210) hadisi şerif rivayet etmiştir. Hicreti nebeviyyenin (56) ncı senesinde altmış beş yaşında olduğu halde Medinei Münevverede vefat edip Bakî' kabristanına defn edilmiştir. Radıyallahü tealâ anha.

2 __ (Abdullah ibnü Abbas) : Resuli efham efendimizin amcası Hazreti Abbasın oğludur. Ashabı kiram arasında ilmite; fekahetile temayüz etmiştir. Tefsir, hadis, fıkıh ilimlerinde ihtisası pek yüksekti. Kendisinden fıkha dair birçok meseleler menkuldür. Hulefayı Râşidînin refakatinde bulunmuş, onların hükümlerine muttali olmuş, onlardan kaza umuruna dair birçok istifadelerde bulunarak her vecihle tekemmül etmiştir, fetvalarının çpkluğile maruftur.

Hazreti Ömer, Ibni Abbasa çok hürmet eder, onu genç bir zat olduğu halde ilminden dolayı yaşlı zatlar üzerine takdim eylerdi.

Ibni Uyeyne diyor ki: «Ashabı kiram arasında ibni Abbas, tabiîn arasında Şa'bî, tebei tabiîn arasında da Ibrahimi Nahaî zamanlarının en büyük fukahasmdan bulunuyorlardı.

Nebiyyi  zîşan efendimiz,  ibni   Abbas  hakkında: ( "<£1.\<J* ^ ) = ilâhi!., ona hikmet talim buyur) diye dua buyurmuştu. Diğer bir rivayette de:     ( J.jtHO* t J&J> u* <*fl )   = Yarabbü. onu dinde fakih kıl ve ona tefsir ilmini nasib buyur) diye dua buyurmuştur.

vuALuuiıuau uuıayı ua. lerceinanui Kuran unvanı verıımışur. «'/:-reti seniyeden üç sene evvel doğmuş, (68) tarihinde Taif'de vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

3  — (Abdullah îbnü Mesud) : Ashabı kiram arasında Kur'anı kerimi güzel tilâvetile, fekahetile temayüz etmiştir. Islâmı kabul edenlerin altıncısıdır. Validesi Ummi Abd de sahabiyattandır. Daima hizmeti nebevide bulunmuş, o feyyaz menbadan pek çok müstefid olmuştur. Kendisile valdesi, daima Resuli Ekremin hanei saadetine mülâzemet ederlerdi, bu cihetle ikisi de âdeta ehli beyti nebeviden sayılırdı.

Resuli Ekrem efendimiz : «Kur'anı dört kimseden, Abdullah ibnü Mesud'dan, Ebu Huzeyfenin azadhsı Salimden ve Muaz ile Übeyyibni Kâabdan ahz ediniz» diye buyurmuştu.

Ibni Mesud hazretleri (848) hadisi şerif rivayet etmişti. Hazreti Ömer; hilâfeti zamamnda ashabı güzînden Ammari Emir, Ibni Mesudu da muallim ve vezir olmak üzere Küfeye göndermişti. Bu cihetle ibni Mesud hazretlerinin fıkhî malûmatı Irak taraflarında ziyade yayılmış, bundan Hanefî imamları pek çok müstefid olmuşlardır.

Ibni Mesud, altmış yaşım biraz geçmiş olduğu halde (32) senesi Küfede vefat etmiştir. Diğer bir rivayete göre Hazreti Osman tarafından davet edilmekle Medinei Münevvereye dönüp orada vefat etmiş, «Bakî'» makberesine defn edilmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

4  — (Abdullah ibni Ebi Bekr) : tslâmiyeti ilk kabul eden sahabei kiramdandır. Hazreti Sıddıkin oğludur. Resuli Ekrem ile Sıddıkı âzam, hicret esnasında mağarada-- bulundukları sırada daha pek genç bulunan Abdullah, akşam karanlığından istifade ederek yanlarına gider, yemek ve su götürür, Kureyşin ahvalini haber verirdi. Bilâhare Mekkei Müker-remenin fethinde, Huneyn ve Taif gazalarında bulunmuştur. Âlim, fakili bir zattı. Hicreti seniyyenin (11) inci senesinde vefat edip namazım muhterem babası Hazreti Sıddik küdırmıgtır. Radiyallahü tealâ anhüma.

5  — (Abdullah ibnü Ömer) : Ashabı kiramın fukahasındandır. Babası Ömer ibnilhattab ile beraber henüz bulûğ çağında bulunmadığı bir sırada islâmiyeti kabul etmiş  ve onunla beraber  Medinei Münevvereye hicrette bulunmuştur.

Muhaddisîn ve fukaha arasında Abdullah ibnü Ömer ile Abdullah ibnü Abbasa ve Abdullah ibnüz Zübeyr ile-Abdulah ibnü Amr ibnil Asa «Abadilei erbaa» unvanı verilmiştir. Bu dört zat bir meselede müttefik

raK etmemışur. uuuu gazvesi rauaawua un **««. iştirak etmek istemiş ise de tarafı nebeviden müsaade olunmamıştı. Bilâhare Handek gazvesine iştirak etmiş, diğer muharebelerde ve bilhassa Mısırın ve Efrikiyyenin fethnide hazır bulunmuştur.

Bu zat, büyük bir müfessirdir, büyük bir muhaddisdir, (2630) hadisi şerif rivayet etmiştir ve büyük bir fakihtir. imar Mâlik hazretleri demiştir ki :Abdullah ibnü Ömer, Nebiyyi Ekrem, sallallahü aleyhi vesellemden sonra Hac mevsiminde veşairede nasa altmış sene fetva vermiştir". Fetva vermek hususunda pek ihtiyatlı idi.

Tabiînden Mihran derdi ki: «Ben ibni Ömerden daha fakih, ibni Ab-basdan da daha âlim bir zat görmedim.»

imam Şa'bînin beyanına göre ibni Ömerin hadis ilmindeki iktidarı, fıkıh ilmindeki iktidarından daha ziyade bulunuyordu.

Ibni Ömer hazretleri, Mekkei Mükerremede en son vefat eden saha-bîdir. Hicreti nebeviyyeden bir sene evvel doğmuş, (73) tarihinde vefat edip «Muhasseb» denilen makbereye defn edilmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

6 — (Abdullah ibnü Amr ibnül Âs) : Ashabı kiram arasında aha-dişi nebeviyyeyi yazmakla ve çokça ibadetle temayüz etmiş pek ftliın, müf essir, fakih bir zat idi. Süryanî lisanına da vâkıf idi. Babasından evvel islâm şerefine nail olmuş, Şam fütuhatında babası Amr ibnil Âs haz retlerihin maiyetinde bulunmuştur. Kendisinden (700) hadisi şerif rivayet olunmuştur.

Bu zat, pek çok ibadetle iştigal ettiği için Resuli Ekrem hazretleri

kendisine şöyle bir tavsiyede bulunmuştu:<£LU dL.sj j\ 3 \.u dUc iij-İ- j* ) ( uu. «itle <iU.J j\ _, U» yani: Şüphe yok ki senin üzerinde bedeninin hakkı vardır, refikanın hakkı vardır, iki gözünün de hakkı vardır, her hususda itidale riayet lâzımdır. Artık kendini fazla yormamaksın.

Abdullah hazretleri yetmiş iki yaşında olduğu halde (65) senesi Mısırda ve diğer bir rivayete göre Mekkei Mükerremede veya Taif'de vefat etmiştir. Radıyaliahü tealâ anh.

7 — (Abdullah ibnüz Zübeyr): Aşerei mübeşşereden Hazreti Zü-beyrin oğlu olan bu muhterem zatın halası Ümmülmü'minîn Hazreti Aişei Sıddıka'dır, validesi de «Zatünnitakayn» namile maruf bulunan Hazreti Esmadır. Hicreti nebeviyyeden sonra Medinei Münevverede muhacirlerden dünyaya ilk gelen çocuk bu zattır. Âlim, fakih, son derece şeci idi.

Bu zatın doğması, müslümanlar için büyük bir inşiraha vesile olmuştu. Çünkü Yahudiler: «Biz büyü yaptık, muhacirlerin çocukları olmıya-caktır» diye söylenmişlerdi. Bilâhare bu mübarek nevzadın kudumu, düşmanların yalanlarını meydana çıkarmış, onları inkisarı hayale uğratmıştı. Hayfa ki bu muhterem zat, malûm olduğu üzere (72) tarihinde Hacca'; tarafından şehid edilmiştir. Doğmasile müslümanların kalblerini sevinç içinde bırakmış olan bu dırahşan sîma, şahadetile de ehli islâmın kalble-rinde ebedî bir ceriha açmıştır. Radıyallahü tealâ anh.

8  — (Abdullah ibnü Revahe) : Ensarı kiramdan fakih, şair, fevkalâde şecaatli bir zat idi. Bedr, lihud gazvelerinde vesairede Resuli Ekrem ile beraber hazır bulunmuş, Mü'te muharebesinde düşman ile pek dilîrâne harb ettikten sonra şehid düşmüştür. Şehadeti hicretin (8) inci senesine müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

9  — (Abdullah ibnü Selâm) : Medinei Münevvere ahalisinden, Beni Israilden âlim, fakih, güzel itikada mâlik bir zattı. Resuli Ekrem efend.-mizin Medinei tahireyi ilk teşrifleri esnasında şerefi. İslama nail olmuş. Hazreti Osman'ın şahadeti hâdisesinde nâsa bir çok öğütler vermişse do hâdisenin önüne geçememiştir. Resuli zişan efendimiz, bu zatın ehli cennetten olduğunu haber vermiştir. Hazreti Ömer ile beraber Beyti Mak-disin ve Cabiyenin fethinde hazır bulunmuş ve nebiyyi zîşan hazretlerinden (25) hadis rivayet etmiştir. Vefatı Medinei Münevverede  (43) tarihine müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

10  — (Abdullah ibnü Ebi Evfa) :   Kendisi de,   babası da sahabei kiramdandır. Babası Ebu Evfanm adı Alkamedir.   Abdullah   hazretler', Resuli Ekrem ile beraber bir çok gazalarda bulunmuş, irtihali nebeviden sonra Küfeye giderek orada tavattun etmiştir. Küfede en son vefat eden sahabî, bu zattır.   Resuli Ekremden   (95)  hadisi şerif   rivayet  etmiştir, îmamı Âzamin görmüş olduğuğ sahabei kiramdan biri de bu zattır. Fazıl, fakih olan bu zatın vefatı (86) tarihine' müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

11  — (Abdullah ibnü Ebi  Zekeriyya) :  Huzaa kabilesine mensub, Ebu Yahyeşşâmî diye maruftur. Fakih, sika, âbid bir zat idi. Babasının adı, îlyas veya Zeyddir. Kendisi (119) tarihinde vefat etmiştir.

12 — (Abdullah ibnü Habib) :   Fukahadan bir zattır. Dedesi Rebia-tüsselmî'dir. Kendisi doksan yaşında olduğu halde (105) tarihinde vefat etmiştir.

reti zamanında vefat etmiştir.

15  — (Abdullah ibnü Şübrünıe) :   Tabiînden ve Küfe fukalıasından ?ikil. afif, mevsukulhadis, hüsni ahlâk ile muttâsıf, şair bir zat idi. Şa'bî-den. ibni Şirinden, imamı Azamdan  vesaireden  rivayette   bulunmuştur. Ebu Cafer tarafından Sevadı Iraka kadı tayin edilmişti. Servî demiştir ki: İbni ebi Leylâ ile ibni Şübrüme bizim müftimiz idi. (144) tarihinde vefat etmiştir.

16  — (Abdullah ibnü Tavus) :   Yemenin fukahasından âbid, zâhid bir zat idi, ayni zamanda sika, fazıl bir muhaddis bulunuyordu. Ebu Muhammedi Yamanı diye maruftur.  (132) tarihinde vefat etmiştir.

17  — (Abdülâzizil   Buharı) :   Ahmet   namında   bir  zatın   oğludur. Amcası Muhammedden   ve Muhammedül Buharîden  fıkh   ahz etmiştir, kudretli usul âlimlerindendir.  (Keşfülesrar)  adındaki kitabı, Usulü Pez-devî'nin en kıymetli şerhlerindendir. Usulden (Gayetültahkik) adında bir eseri de vardır.  (730)  tarihinde vefat etmiştir.

18  — (Abdülhakimi Efganî) :   Efganistan tarafından Dımeşkı Şama irtihal etmiş fuzalâdan bir zattır. (Keşfül'hakaik şerhi Kenzüddekaik) adındaki eseri; muhtasar, fakat müfid bir fıkıh kitabıdır. On dördüncü asrı hicrînin üdebasından sayılmaktadır.

19  — (AbdülkadiriT Kureyşî) :   Muhammed adında bir zatın oğludur. Künyesi de Ebu Muhammeddir. Muhaddis, fakih, müteaddit ilimlere vâkıf bir zat idi. Alâüddin Aliyyi Türkmanîden ve Hibetullahi Türkistanî gibi zatlardan ilm ahz etmiştir. (Elinaye fî tahriri ahadisi hidaye), (Şer-hü maanilasar), (Erredü ala ibni Ebi Şeybe en Ebi Hanife), (Elbüstan fî fazailinnuman), (Elkitab fil müellefeti kulübihim), (Elcevahirülmuzie fî tabakatilhanefiyye)  gibi müellefatı vardır.

Elfevaidülbehiyye'de Tabakatülkarîden naklen deniliyor ki: «Hidaye kitabında bir çok evham vaki olmuştur, bunları allâme Abdülkadiri Kureyşî, (El'inaye fî tahrici hadisil'hid^aye) adındaki kitabında nakletmektedir.»

Bu zat, (676) tarihinde doğmuş, (775) senesinde vefat etmiştir.

20  — (Abdurrahman ibnü Avf) :   Aşerei mübeşşereden fakih, fâzıl, gayet âlicenab bir zat idi. Birçok gazvelerde Resuli Ekrem efendimiz ile beraber bulunmuştu. Nebiyyi zîşan hazretleri «Abdurrahman gökde emindir, yerde emindir» diye buyurmuştur. Hazreti Ömerin teşkil ettiği altı

?   ?

kerremede vefat edip   üaKi' kabristanına   dein edilmiştir.   Kadıyaliahü tealâ anh.

21 — (Abdurrahman ibnü Ebi Bekr) : Sıdıki Âzamin evlâdının en büyüğüdür. Aişei Sıddika validemizin öz kardeşidir. Valideleri «Ummı Ruman» dır. Ashabı kiram arasında birbirinden mütevellid dört şahabı-nin mevcudiyeti, yalnız Hazreti Sıddık ailesine mahsus bir meziyettir. Çünkü kendisi de, babası Ebu Kuhafe de ve oğlu Abdurrahman ile onun oğlu Mohammed de ashabı güzînden bulunmuşlardır.

Abdurrahman, Hüdeybiye sırasında İslama gelmiş, Yemame vakasında bulunarak şecaatini göstermiştir. Âlim, fakih bir zat idi. (8) hadisi şerif rivayet etmiştir. (53) tarihinde vefat etmiştir. Mekkei Mükerreme-de medfundur. Radıyallahü tealâ anh.

22  — (AMnrrahina.ii ibnü Gaum) : Yemenlidir, nezdi nebeviye gelip islâm olmuştur. Bir rivayete göre huzurı nebevide bulunmak saadetime nail 'olmamıştır. Yemene gönderilmiş olan  Muaz ibni Cebel hazretlerine vefatına kadar musahib olmuştur.  Bu cihetle «Sahibi Muaz» denmekle maruftur. Hazreti Ömerden, İmam Ahden, Ebüdderdaden vesair sahabei kiramdan ahadisi şerife dinlemiş, kendisinden de Samdaki tabiîn fıkıh ahz etmişlerdir. Bilâhare tavattun ettiği Samın  en fakihi   bulunmuştu. Vefatı (78) tarihine müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

23  — (Abdurrahman ibnü Kasım) :   Hazreti Ebu Bekirin oğlu Mu-hammedin oğlunun oğludur. Yüksek fukahadandır,   kendisi babasından, ve Abdullah ibnü Âmirden, Nafîden ve saireden rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Yahyelensarî, Mâlik, Süfyani Sevrî, Leys, Evzaî gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır. İmam Ahmet demiştir ki: Abdurrahman, sikadır, sikadır, sikadır. (126) tarihinde Samda veya Medinei Münevve-rede vefat etmiştir.

24  — (Abdurrahman ibnü Ebi Leylâ) : Tabiînden ve Küfenin Kadri âli âlimlreindendir. Künyesi  Ebu îsâdır.  Ebi Leylâ, sahabîdir, bilâhare Kûfe'ye nakl etmişti. Adı Yesardır.' Veya   Davudulensarîdir.  Abdurrahman birçok sahabei kirama mülâki olmuş, onlardan ahadisi şerife rivayet etmiştir. Küfede takriben  (19) tarihinde doğmuş, (83) tarihinde vefat etmiştir.

25  — (Abdurrahman ibnü Abdiilah ibni Sabat) :   Mekkei Mükerre-me fukahasındandır. Orada müfti bulunduğu mervîdir. Tâbiîndendir, sikadır, kesirülirsal olmakla maruftur. Vefatı (118)  tarihine müsadiftir.

luııı  iuiui gıuı  *>a.ucu   uvajcıre  uuıuiiiuugıaıuu.  ıuıu ua u ucııuçfiıj.   ıu.   au-

dullah sika idi, fakih idi, birçok hadis rivayet etmiş, fetva vermiştir. Vefatı (94) tarihine müsadiftir.

Utbe ise Sahabei kiramdandır, Abdullah ibnü Mesud hazretlerinin biraderidir. Onunla beraber Habeşeye muhaceret etmişlerdi. Sonra Me-, dinei Münevvereye rihlet ederek Uhud gazvesine vesaireye iştira etmiş idi.

Utbe de fakih bir zat idi. Hattâ Zührîden mervîdir ki: «Abdullah ibnü Mesud, biraderi Utbeden d.aha fakih değildir» demiştir. Hazreti Ömerin hilâfetinde vefat etmiştir.

işte Abdurrahman, bu zatın oğlunun oğludur. Fukaha ve muhaddisîn arasında büyük bir mevkii vardır. (160) tarihinde vefat etmiştir.

27  — (Abdurrahim) :   üçüncü Sultan Ahmet  zamanında meşihatı islâmiyyeyi ihraz etmiş olan Bursalı bir âlimdir. Şer'î ve edebî ilimlerde ihtisası var idi. Menteşî zade denmekle maruftur. (Fetavayi Abdirrahim) denilen iki ciltten müteşekkil bir fetva kitabı vardır. Feyzullah Efendinin meşihati zamanında Üsküdar, badehu Mısır kadısı olmuştu. (1128) tarihinde vefat etmiştir. Edirnede «Zehrimâr mescidi» bahçesinde medfundur

28  — (Abdurrezak ibnü Hemmam) :   Ebubekirissanânî, eski fukahadandır. Evzaî, îmam Mâlik gibi meşahirden rivayet etmiş, kendisinden de Süfyan ibni Uyeyne, Ahmed ibni Hanbel, Yahya ibni Maîn gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır. Zamanında   dinî mesaiİ hususunda   ammenin müracaatgâhı bulunuyordu. Sikatm muvafakat edemiyeceklerin bazı rivayetleri vardır. (136) tarihinde San'ada doğmuş, (211) tarihinde. Yemende vefat etmiştir.

29  — (Adiyyübnü Hatim) :  Meşhur Hâtimi Tâînin oğludur. Hicreti Nebeviyyenin dokuzuncu senesinde Medinei Münevvereye gelerek, şerefi islâma nail olmuştur. Evvelce Nasranî bulunuyordu. Cezire ve Şam fütuhatında bulunduğu gibi îrak fütuhatında da hazır bulunmuştur. Ceme] ve Sıffîn vakalarında îmam Ali'nin cenibinde bulunmuştu. Fakahetle ve sahavetle muttasıftı, kavmi arasında mevkii pek yüksekti. (66) hadisi şerif rivayet etmiştir. Hicretin (69) uncu senesinde yüz yirmi yaşında olarak Kûfe'de vefatı vukubulmuştur. Radıyallahü tealâ anh.

30  — (Afiye) :  İbni Yezid ibni Kaysil Kûfî, Hanefî fukahasmdan yüksek bir âlimdir, saduktur, Kadı-Âfiye diye meşhurdur. Hakkında îma-mı Âzamin büyük teveccühleri var idi. Afiyenin bulunduğu bir meclisde dermeyan ettiği meseleleri hilâfına Afiye tarafından bir mütalâa derme-

muunnevazil) adındaki tikin kitaDinın sanıoıuıi. r>u Au.au, aiddir Vatanı olan (Keşşen) Cürcanda bir köy adıdır.

Keşfüzzünûnda (Mecmuunnevazil velhavadis velvakiat) adındaki ki-tab. Şeyh, İmam Ahmed ibni îsa ibni Me'mun namına kaydedilmiştir.

32  — (Ahmed ibni Mansur) :   Kadı Ebu Nasrı îsbicabîdir. Hanefi fukahasmdan mütebahhir bir âlimdir. Muhtasarı Tahavîye şerhi vardır. (480) tarihinde vefat etmiştir.

33  — (Akü îbni Ebî Tâlib) :   îmam Ali hazretlerinin öz biraderidir ve ondan yirmi yaş büyüktür:   Künyesi Ebu Yeziddir.  Bedr gazvesinde müslümanlara karşı kerhan muharebede bulunmuş, hicretin sekizinci senesinde Medinei Münevvereye gelerek ashabı kiram zümresine iltihak etmiştir. Kardeşi Caferi Tayyar hazretlerile beraber Mö'te muharebesinde hazır bulunmuştu. Âlim, fakih, Kureyşin ensabına ve Arablarm eyyamına pek vâkıf bir zat idi. Teyzesi Fatıma binti Utbe, Hazreti Muaviyenin zevcesi idi. Kendisi bir aralık Hazreti Ali tarafım bırakarak Şama gitmiş, Hazreti Muaviyenin yaranda kalmıştı. Kendisinin oğlu Muhammed ile tabiînden Hasanı Basrî vesair zatlar kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. Hazreti Muaviyenin hilâfeti zamanında Mekkei Mükerremede vefat edip Bakî' kabristanına defn edilmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

34  — (Alkame ibni Kays) :   Tabiînin   büyüklerinden   ve Abdullah ibnü Mesudun ashabındandır. Hadis ve fıkıh ilimlerinde mütebahhir idi. Ömer ibnil Hatabdan, Osman ibni Affan ile İmam Aliden vesair ashabı güzînden hadis istima' etmiş, kendisinden de Nehaî, Şa'bî, İbni Sîrin gibi zevat rivayette bulunmuşlardır. Esved ibni Yezid ile Abdurrahman ibnü Yezidin amcası idi. Esved ile Abdurrahman ise İbrahim Nehaînin dayılarıdır. Hepsi de fukahadan meşhur simalardır.

İbrahim Nehaî demiştir ki: Alkame, ibni Mesud hazretlerine benzer di. Alkamenin celâdeti kadrî hakkında ititfak vardır. Vefatı (62) tarihine müsadiftir.

35  — (Aliyyibni Ebi Tâlib) : Resuli Ekrem, sallallahü aleyhi vesel-lem efendimizin amcazadesi, muhterem damadı ve dördüncü halifesidir. Babası Ebu Tâlib'in adı, Abdi Menafdır, validesinin adı da Fatıma binti Eseddir. Bu mübeccel valide, Beni Hâşimdendir, sahabiyattandır. Medinei münevvereye hicret etmş, Resuli Ekremden evvel ahrete irtihal etmiştir.

mütehassısı bulunuyordu. Resuli Ekremden (586) hadisi şeni rıvuycu ekmiştir. İbni Abbas hazretleri demiştir ki: îmam Aliye ilmin onda dokuzu verilmişti, geri kalan bir ilimde de nâsa ortak bulunmuştu. Resuli Ekrem efendimiz, Hazreti Aliyi Yemene kadı olarak göndermişti. Hazreti AH, «Ya Resulellah!. Benim kaza işlerine vukufum yoktur» demiş, bir defa da: «Ya Resulellah!. Beni Yemene kadı nasb ediyorsun, halbuki orada benden yaşlı zatlar var, ben onların arasında nasıl hükm edebilirim?» demek istemişti. Resuli Ekrem de: «Bana yakın gel» diye emr etmiş, mübarek ellerini Hazreti Alinin göğsüne temas ettirerek: «JS-u^* UcjT^M) İlâhî! lisanını tesbit et, kalbini de hidayete mazhar buyur) diye dua buyurmuştu. Hazreti Ali demiştir ki: «Âlemi yaradana yemin ederim ki, ben bundan sonra verdiğim hükümlerin hiçbirinde bir şek ve tereddüde düşmedim.» Yine îmam Ali hazretleri demiştir ki: Resuli Ekrem, sallallahü aleyhi vesellem bana: «Ya Ali!, huzuruna iki hasım gelip oturduğu zaman birincisinin sözlerini dinlediğin gibi diğerinin sözlerini de dinlemedikçe aralarında hükm etme, böyle yaparsan nasıl hükm edileceği sana tebeyyün eder.» diye buyurdu. Artık bundan sonra bana hiçbir hükmümde işkâl vaki olmadı. Hayfa ki bazı kimseler, o mübarek zat namına bir takım asılsız hadisler, fetvalar, hutbeler, hükümler nakl etmişlerdir. Bu cihetle o pek yüksek zattan rivayet edilen şeylerin sahihlerini, mevzularından ayırmak müşkil bir hale gelmiştir. Hattâ İmam Buharînin ifadesine nazaran ibni Sîrin, İmamı Aliden rivayet   edilen  bütün  haberlerin onun namına uydurma şeyler olduğuna kail idi. îslâm âlemi, o büyük zatıu fıkhından, ilminden bu cihetle —kısmen olsun— mahrum kalmış demektir. Bunun vebali ise o mevzu haberleri heşr ve işae edenlere racidir.

Bir şecaat, adalet ve kemalât harikası olan bu pek, mübeccel zat, beş sene makamı hilâfette bulunmuş, altmış üç yaşında olduğu halde (40; tarihinde Küfede şehiden vefat etmiş, orada hâki gufrana tevdi edilmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

36 __ (Aliyyülkarî) :   Aliyyibni Sultan Muhammedilherevî,   Hanefî

fukahasmdan pek muktedir, fazıl bir zattır. Mekkei Mükerremede mücavir kalmış, Ebülhasenilbekrî ve Ahmedibni Hacerilmekkî gibi zatlardan Um ahz etmiştir. Birçok musannefatı vardır. (Şerhi Mişkât), (Şerhüç-şifa),   (Şerhüşşemail),   (Şerhuifikhilekber),   (Şerhi  Muvetta-i   Muham-

uu.   zjclı,  au:ıı,   j. am 1.1,

XVV»S*J- J

maarif riyasetinde, Rumelii şarkî cemaati islâmiyyesi nazırlığında, mektebi hukuk usuli fıkıh ve meselle müderrisliğinde bulunmuştur. Usuli fıkha dair olan yazıları (1307) tarihinde taş basması olarak tab edilmiş, bilâhare usuli fıkha dair olan takrirleri, merhum Hacı Âdil Bey tarafından ayrıca heşr olunmuştur. Yüksek bir zevki fıkhiyye sahip olduğu bu takrirlerinden anlaşılmaktadır. (1321) tarihinde irtihal edip ahfadından bulunduğu Usküdarda Şeyh Nasuhî Efendi dergâhında defn edilmiştir.

38  — (Ali Haydar Efendi) :  Ahiskalı Emin Efendi zade denmekle maruftur. Yüksek, çalışkan fukahamızdan maduttur. Mahkemei temyiz riyasetinde, mülga fetvahanei âli emanetinde ve adliye nezaretinde bulunmuştur. Mecellei ahkâmı adliyyeye yazmış olduğu dört ciltlik mufassal şerhi, kıymetli bir eserdir ve birçok çalışmanın faideli bir semeresidir. Arazi, evkaf, mefkud ahkâmına dair eserleri, intikal kanununa şerhi de vardır. Medresetülkuzatta ve darülfünunda mecelle ve saire müderrisliğinde bulunmuştu. Vefatı (1355) tarihine müsadiftir.

39  — «Amiribııi Abdullahibni Mesud) :   Kibari tabiînden Kûfeli bir âlimdir, fakihdir, sikadır. Künyesi Ebu Ubeydedir. Bu künyesile meşhurdur.  (80) tarihinden sonra vefat etmiştir.

40  — (Amrübnülâs) :   Sahabei kiramdandır.   Hüdeybiye senesinde şerefi islâma nail olmuş, bilâhare birçok gazvelerde bulunmuş.   Hazreti Sıddikin zamanında Şam fütuhatına memur edilmişti. Hazreti Ömer tarafından da Filistin valiliğine nasb edilmiş, daha sonra Mısın feth ederek oranın valiliğinde bulunmuştur. Siffîn vak'asmda Hazreti Muaviye tarafında bulunmuştu. Son derece zekî, fatîn, fakih idi, dühatı Arabdan maduttur. Kureysin zahidlerinden, salihlerindendir. Hakkında Resuli Ekrem Efendimizin büvük teveccühleri tecelli etmiştir. Kendisinden (37) hadisi şerif rivayet olunmuştur.  (43) tarihinde Mısır valisi iken vefat etmekle namazım oğlu Abdullah hazretleri kıldırmıştır. Radıyallahü tealâ anhüma.

41  — (Amribni Dinar) :   Ebu Muhammedilmekkî) tabiînden fakih, sika bir zattır. îbni Ömer, ibni Abbas gribi sahabei güzînden ve Saidibri müctehidlerden, din imamlarından biridir. Şu'be, bu zatın üzerine başkalarım takdim etmezdi. îbni Nücevh demiştir ki: «Ben Amribni Dinardan Müseyyeb, Atâ gibi tabiînden hadis ahz etmiştir. Mezheb sahibi bulunan

bei kiramın gençlerinden idi. Basrada ikamet etmişti, fakih, muhterem bir zat idi. Nisbeti «Cermî» dir.

44  — (Ammaribni Yâsir) :   Ebülyakzan, sahabei kiramın kuderna-sındandır. Babası Yâsir de, valdesi Sümeyye de sahabet şerefini haizdirler. Müslümanlık   uğrunda  birçok  eziyetlere  katlanmışlardır.   Sümeyye hazretlerini Ebucehil, şehit etmişti, islâmda ilk şehid edilen bu muhterem sahabiyedir. Ammar hazretleri, fakih, mücahid bir zat idi. Kendisinden (62) hadisi şerif rivayet olunmuştur. Küba mescidi, kendisinin tavsiyesi üzerine müslümanlıkta ilk mescit olmak üzere bina kılınmıştı. Müseyli-metülkezzaba karşı Yemame vak'asmda bulunmuştur. Hazreti Ömer tarafından bir aralık Küfe valiliğine tayin ve badehu azl edilmişti. Cemel ve Sıffeyn vakalarında tmam Ali hazretleri tarafında bulunup Sıffeyn vakasında doksan dört yaşında olduğu halde şehid düşmüştür ki (37) senesine müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

45  — (Esbagibnilferec) :   îbni Saidilemevî,   Mısırda   yetişmiş olan yüksek fukahadandır. Künyesi Ebu Abdillahdır, Emevîlerin mevalisinden bulunuyordu. îmam Mâlike mülâkî olmak   üzere  Medinei   Münevvereye rihlet etmiş ise de Medinei tahireye duhulü, îmam Mâlikin vefatına müsadif bulunmuştu. Artık îmamı Mâlikin ashabından olan îbnülkâsımdan, ibni Vehebden ve Eşhebden fıkıh ahz etmiştir.

Esbag, ibni Vehebin kâtibi idi, onun en yüksek ashabından bulunmuştu.

îbni Maîn demiştir ki: îmamı Mâlikin reyleriae bütün halkın en âlimi Esbağ idi, onları mesele mesele bilirdi.

Sika, fazıl bir zat olan Esbağm bir çok güzel müellefatı vardır. (Ki-" tabülusul) de bu cümledendir.  (225)  senesinde vefat etmiştir.

46  — (Attabibni Esid) :  Sahabei kiramdan ve benî ümmiyyeden sa-lih, fazıl, fakih, idareli, genç bir zat.idi. Mekkei Mükerremenin fethi gününde islâma gelmiş, tarafı nebeviden Mekkei Mükerreme valisi tayin bu-yurulmuştu. O tarihten itibaren Hazreti Sıddîkin irtihaline kadar bu hizmette bulunmuştu. Ebubekrissıddik hazretlerinin irtihali haberi Mekkei Mükerremeye geldiği gün Attab hazretleri de vefat edip hâk-i gufrana tevdi edilmişti ki, (13) senesine müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

F. 22

vardır. (Tefsir), (Şerhüzziyadat), (Şerhülcamiilkebîr), (Şerhülcamiissa-gîr), (Cevamiülfıkh = Fetavayi Attabiyye) bu cümledendir. (586) tarihinde vefat etmiştir.

48  — (Ata ibni Ebi Rebah) :   Tabiînin kibarındandır. Mekkei Mü-kerrenıenin en yüksek fukahasmdan idi, orada fetva işleri kendisine mu-havvel bulunuyordu. Bu muhterem zat, iki yüz kadar sahabei kirama ye • tişmişti. Hazreti Aişeden, Abdullah ibnü Abbasdan, Abdullah ibnü Zü-beyrden, vesaireden ahadisi şerife dinlemiştir,   kendisinden de Amribni Dinar, Zührî, Katade gibi birçok tabiîn rivayette bulunmuşlardır.

Atanın künyesi Ebu Muhammeddir. Ebu Rebahm adı da Eşlemdir.

Fıkıh silsilesinde Ata, Şafiîlerin meşayihi arasına dahildir. îmam Şafiî demiştir ki: Tabiîn arasında Atadan ziyade hadise ittiba eden bir zat yoktur, imamı Âzam hazretleri de demiştir ki: Ben Atadan daha faziletli bir zat görmedim.

îbni Abbasdan sonra tedris kürsüsü Ataya intikal etmişti. îbni Ab-bas hazretleri ve (Tehzibülesma) da yazıldığına nazaran ibni Ömer hazretleri kendisinden istifdade bulunan zevata hitaben: «Ey Mekkelilerî Sizin yânınızda Ata bulunduğu halde neye benim başıma toplanıyorsunuz?» demişti.

Ata hazretleri, seksen sekiz yaşında olduğu halde (115) senesi Mekkei Mükerremede vefat etmiştir.

49  — (Atai Horasan!) :   Ebu Eyyüb ibni Ebi Müslimilbelhî, kibarı tâbiîndendir. Şam havalisinde ikamet etmişti.  Muazibni  Cebelden,   İbni Abbasdan vesaireden rivayette bulunmuştur. Kendisinden de îmam Mâlik, Evzaî, Ata ibni Rebah, Dahhak ibni Müzahim gibi birçok meşahir rivayette bulunmuşlardır. Âbid, sika, muhaddis, fakih bir zat idi. (50) tarihinde doğmuş, (135)  tarihinde Erihada vefat etmiş, Beyti Mukaddese nakledilerek orada defnedilmiştir.

50  — ( Ataibni Yesar) :   Ebu Muhammedilmedenî, kibar tâbiîndendir. Ümmülmü'minîn Meymune bintilhâris hazretlerinin mevalisinden idi. îbni Mesud, ibni Ömer, ibni Abbas, Ebu Hüreyre gibi sahabei kiramdan hadis istima etmiştir. Kendisinden de. Ebu Seleme, Amribni Dînar gibi tabiin rivayette bulunmuşlardır. Fâzıl, sika. kesirülhadis, sahibi mevaiz bir zat idi. (94) tarihinde vefat etmiştir.

51  — (Atıf Mehmed Efendi) :  Kuyucakh zade Mısır mollası Abdur rahman Nafiz Efendinin oğludur. Istanbulda   ilm tahsil   ettikten sonra Mısır ulemasından müfessir Şeyh îbrahimüssekkadan da   ayrıca   tefsir, hadis okumuştur. Fakih, edib, şaîr bir zat idi. îstanbulda müderris olup icazet vermiş, Evkafı Hümâyun Meclisi İdaresi Riyasetinde bulunmuştu.

isnad) aümaa Dir rısaıesı ue vttuuLA-ona &<-"*

tanbulda vefat edip Süleymaniye camii şerifi haziresine defn edilmiştir

Kuyucak, Aydın civarında bir nahiyedir.

52  — (Azudüddinilîcî) :   Abdurrahmanibnü Ahmedişşîrazî, Şafiî fu-kahasındandır, bir çok ilimlerde mütebahhir idi, kadı Beyzavînin tilmizi Zeynüddîne mülâzemet etmiş, kendisinden de Şemsüddini Kermanî, Taf-tazanî gibi meşahir ders almışlardır. Emir Ebu Saidin zamanında Kazıl -kuzat tayin edilmiş ve bir vakadan dolayı Direymiyan kalesinde mahbus iken vefat etmiştir. Muhtasarı münteha üzerine şerhi ve ilmi kelâma dâir (Mevakıf) adında meşhur bir eseri ve (Âdabülbahs) namile de diğer bir eseri vardır. (700) tarihinde Şîraz nevahisinden îc beldesinde doğmuştur. Vefatı (756)  tarihine müsadiftir.

53  _ (Aynî Bedrüddin) :   Ebu Muhammed  Mahmudibni   AhmediV ıntabî, Hanefî fukahasmdan muhaddis, edib, pek muktedir bir zattır. Aslen Haleblidir, babası Ayintabda kadı iken orada doğmuştur. Maamafih Halebde veya Mısırda doğmuş olduğu da rivayet olunuyor. Halebde, Dı-mışkda, Kahirede bir çok   âlimlerin  ve bilhassa   Alâüddini  Seyrafîden, Zeynüddini îrakîden istifade etmiştir. (801) tarihinde Hanefî kadılığına, Müeyyediyyede hadis müderrisliğine, Mahmudiyyede fıkıh tedrisine tayin edilmişti. Camii Ezher civarında bir mescid bina edip kitablarım oraya vakf etmişti. Pek kıymetli müellefatı  vardır.   (Umdetülkarî fî şerhilbu-harî), (Ennihaye fî şerhilhidaye), (Remzülhakaik fî şerhi .kenziddekaik). (Tabakatülhanefiyye), (Tabakatüşşuara), (Şerhü maanilâsar) bu cümledendir.

Aynî merhum (762) tarihinde doğmuş, (855)  senesinde vefat edip Kendi yaptırmış olduğu medresesi bahçesine defn edilmiştir.

B

54  — (Bâcuri İbrahim) :   îbni Muhammedişşafiî,   Mısırda Muham-medülemîrülkebîr ,Şeyh Abdullahişşerkavî gibi âlimlerden ilm ahz etmiş, nihayet Camii Ezher riyasetini ihraza muvaffak olmuş, tedris ile uğraşmış, ve bir çok telifat vücude getirmiştir. Tirmizînin Şemaili nebeviyyesi üzerine haşiyesi, metni Ebi Şüca üzerine ibni Kasımın yazmış olduğu şerha haşiyesi, Sünusînin akaidine haşiyesi, ve (Ettuhfetülhayriyye) adındaki bir eseri bu cümledendir.

Bâcurî merhum (1198) de doğmuş, (1277) de vefat etmiştir.

55  — (Bediibni Mansur) :   Kadı Fahrüddinilkuzebnî, Hanefî fukahasmdan büyük bir zattır, fahrüleimme   diye yad olunmuştur.   Necmül-eimmetülbuharîden fıkıh ahz etmiştir. Zamanında fetva riyaseti kendi-

 

Çünkü Şafiî üzerinde onun minneti vardır.» Zira Şafiî mezhebinin intişarına pek çok hizmet etmiştir, imam Şafiînin Nususunu on cilt üzere (El-mebsut) unvanile toplamıştır.

Beyhekî merhumun birçok kıymetli müellefatı vardır. (Essünenülke bîr), (Essünenüssagîr), (Şuabüliman), (Elhilâfiyyat), (Kitabülesmai vessıfat), (Kitabülitikad), (Kitabüzzühd), (Kitabüddaavat), (Kitabüt-tergîb), (Delâilünnübüvve), (Menakibi Şafiî), (Menakibi Ahmedibni Han-bel) unvanlı eserleri bu cümledendir.

Beyhekî merhum, (382) tarihinde Beyhekde doğmuş, (458) senesinde vefat etmiştir. Beyhek, Nisabûr nahiyelerindendir.

57  — (Beyhekî Ebu Cafer) :  Ahmedibni Ali ibni Muhammed, fuza-ladan, fukahadan bir zattır. «Caferek» diye maruftur. Nahv, lügat, tefsirde imam idi. Kur'amn lügatlerine dair (Elmuhit) adında bir eseri vardır. Kuranıkerim ile ahadisi şerif enin masdarlarına dair de (Tacülmasa-dir fillûga)  adında bir kitabı vardır. Diğer bir eseri de (Yenabiüllûga) dır. (544) tarihinde vefat etmiştir.

58  — (Beyhekî İsmail) : Ibni Hüseyn,   Ebülkasım, Hanefî   fukaha-sındandır. (Kitabüşşâmil) adındaki eserin müellifidir. Bu eserinde meb-sut ile ziyadat kitablarındaki meseleleri fetvaları cem etmiştir. îki cilt olup faideli bir eserdjr.

59  — (Bilâli Habeşî) : Ibni Rebah, kölelerden islâm şerefine ilk nail olan zattır. Künyesi Ebu Abdillah veya Ebu Abdilkerîmdir. islâmiyet uğrunda pek çok eziyetlere katlanmıştır. Hazreti  Sıddık tarafından  satın alınarak azad edilmiştir. Kendisine Ümeyye ibni Halef mütemadiyen işkencede bulunmuştur. Hazreti Bilâl, bu zalimi Bedr gazvesinde kati ederek intikamını almaya muvaffak olmuştur. Hattâ Hazreti Sıddik, Bilâlin bu muvaffakiyetini şu beytile tebrik etmişti:

Yani: Tebrik ederim, Hak tealâ sana çok hayırlar, muvaffakiyetler versin, şüphe yok ki ey Bilâl!, intikamını almaya nail oldun.

UUUCUl    UiıClC

dır. Resuli Ekrem Efendimizin irtihalinden ve bir rivayete göre Hazreti Sıddikin vefatından sonra cihad maksadile Şam tarafına çıkıp gitmişti. (20) tarihinde altmış dört yaşında olduğu halde Samda vefat edip Babüs-sagîr denilen mevkide defn edilmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

60  — (Bilâlibni EbidderdaiTensarî) :   Kibarı tabiînden fakih,   sika bir zattır. Samda kadı bulunuyordu. (92) tarihinde vefat etmiştir.

61  ?— (Bükeyribni Abdillah) :  Ibnileşec, Ebu Abdillah, tabiînden ve Benî Bahzum kabilesi mevalisinden Medineli bir zattır. Mısırda ikamet etmiştir. Saib ibni Yezid, Rebia ibni Ibad gibi sahabei kiramdan ve Saidibni Müseyyeb gibi tabiînden rivayette   bulunmuştur.   Sika, fakih, salih bir zattır.

Aliyyübnülmedinî demiştir ki: «Medinei Münevverede kibarı tabiînden sonra ibni Şihabdan ve Yahyelensarî ile Bükeyr ibni Abdullahdan daha âlim bir zat yoktur.» (120) tarihinde vefat etmiştir.

62  — (Bükeyr Necmüddin) :   Ebulfezailittürkî, fakih, arif bir zattır. Abdurrahman ibnü Şücadan ilm ahz etmiştir. Fıkıhtan muhtasar bir kitab olan (Elhavî) yi telif etmiştir. (Akidei Tahavî) üzerine de (Ennü rüllâmi velbürhanüssatı)   adında  bir şerh   yazmıştır.   Vefatı   Bağdatu:. (652) tarihine müsadiftir.

63  — (Bürhanüddinilbuharî) :   Mahmudibni   Sadrı   Said   Tacüddin Ahmed, Hanefî fukahasından meşhur bir âlimdir.   Babası   Tacüddin ile-amcası Sadrı Şehid Ömerden ilm ahz etmiştir. Müctehid filmesail sayılmaktadır. Birçok kıymetli müellefatı vardır. (Elmuhitülbürhanî), (Zahi-retülefetavâ), (Ettecrid), (Tetimmetülfetava),  (Elvakıat), (Ettarikatü!.-bürhaniyye), (Şerhi edebilkaza lilhassaf) bu cümledendir. (544) tarihinden sonra vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

64  — (Bürhanüddini   Herevi) :   Mevlâna   Hayderibni   Muhammed, allâme Taftazanînin tilmizlerindendir. Çelebi Sultan Muhammedin zamanında Bedrüddini Simavînin idamına fetva vermişti. İzaha, Feraizi Sira-ciyyeye ve Taftazanînin Keşşaf haşiyesine haşiyeler ve ta'likalar yazmıştır. Vefatı (830) tarihine müsadiftir.

 

İU.C1İ     VC    IÇCİİIÖUUUIIU

Serehsînin tilmizi Ebu Omerilbeykendîden fıkıh az etmiştir. Ashabı tercihten veya müetehid filmezheb sayılmaktadır.

Bu" zat, Buharalılar ile Cengiz arasında sulh akdine memur olmuş idi. Buhara ahalisinden bazıları muahede hilâfına hareket etmekle Cengiz, şehri yakmış, ahalisini öldürmüş, o arada bu muhterem âlim de şehid edilmiştir. (Elhidaye) diye meşhur bir eseri vardır ki (Bidayetülmübtedî) adile yazmış olduğu muhtasar bir fıkıh kitabının şerhidir. Hidayede en ziyade İmam Muhammedin.«Camiüssagîr» adındaki kitabile Muhtasarı Kudurînin meselelerini şerh ve izah eder. Hidaye üzerine de birçok şerhler yazılmıştır.

Bu zatın (Kifayetülmüntehî), (Kitabüttecnîs), (Neşrülmezheb), (Muhataratı mecmuunnevazil), (Elmezîd), (Menasiki hac), (Kitabülfe-ıaiz) gibi sair kıymetli eserleri de vardır. Vefatı (593) tarihine müsadiftir.

G6 — (Bürhanünnesefî) : Ebulfazl Muhammedibni Muhammed, Hanefî fukahasından muhaddis bir zattır. Fahrüddini Razînin tefsirini telhis etmiştir. İlmi hılâfe dair meşhur bir mukaddimesi vardır ki onu Şemsüd-din Muhammedi Semerkandî şerh etmiştir. Bunun «Maarikülfuhul» adında başka bir şerhi de vardır. «Akaidi Nesefiyye» adındaki meşhur kit.ab da bu zata nisbet olunmaktadır. Takriben (600) tarihinde doğmuş, (679) senesinde vefat etmiştir. Bağdatta imamı Âzam hazretlerinin makberesinde medfundur.

Akaidi Nesefiyyenin Necmüddin Ebu Hafz Ömerünnesefiye aid olduğu da beyan olunmaktadır.  (286)  ncı isme müracaat!.

67  — (Bürhaniişşeria) :  Mahmudibni Sadrışşeriatilevvel, Hanefî fukahasından meşhur bir zattır. Hidaye kitabına  bir hülâsa   mesabesinde olmak üzere (Vikayetürrivaye fî mesaililhidaye) adındaki kitabını kızının oğlu «-Sadrüşşeriatissanî» namına tasnif etmiştir. Bu kitaba ulema tarafından pek çok itina edilmiş, üzerine müteaddit şerhler yazılmıştır. Bunu ibni Melek şerh ettiği gibi Ömerülesvedin (800) tarihinde vefat etmiş olan oğlu Alâüddin Ali dahi şerh ederek adına (El'inaye fî şerhil'vikaye)  demiştir.

Bürhanüşşeria, yedinci karni hicrî ricalinden idi.

68  — (Behutî Mausur) :  îbni Yunus ibni Salâhiddinil Hanbelî, âlim. âmil, dinî ilimlerde mütebahhir, hanedan bir zat idi. Mısırda Hanbelîlerin şeyhi bulunuyordu. Zamanında müellefatile temayüz etmişti.   (Keşşafül-kına alel'ikna),   (Şerhi zadil'müstakni'),   (Şerhi müntehel'iradat),  (Muh-

69  — (Büveytı Ebu Yakub) :  Yusuf ibni Yahya, imam Şafiînin ashabı arasında en mümtaz bir zattır, âbid, zahid, yüksek bir fakih idi. imar.. Şafiîden sonra onun emrile rıhlei tedrisini işgal ederek fıkhı Şafiînin intişarına büyük hizmetlerde bulunmuştur, imam Şafiî hazretlerinin kendisine büyük bir itimadı var idi. İmam Şafiînin kadim akvalini (Muhtasarı Buveytî)  adındaki eserinde   ihtisar  vecihle   yazmıştır.   Bazı  kimselerin seayetine mebni halkı kur'an meselesinden dolayı hâps edilerek (231) tarihinde Bağdad kapishanesinde vefat etmiştir. Büveyt, Mısırın Saîd eyaletinde bir yerin adıdır.

70  — (Bezzazı Hafızüddîn) :   Muhammed ibni Muhammedilkerderî, Hanefî fukahasından Harzemli muhterem bir âlimdir. Bir aralık Kırıma gidip orada iki sene kalmış, sonra vatamna dönmüş, daha sonra Osmanlı ülkesine rıhlet edip Şemsüddini Fenarî ile mülakatta, mübahasede bulunmuştur. (Bezzaziyye)) adındaki'fetva kitabı muteberdir. Buna (Elcamiül-vecîzy tesmiye etmiştir.

Keşfüzzününde yazdığı üzere Ebussuud Efendiye: «Ne için mühim meseleleri toplayıp o babda bir kitap telif etmiyorsun?.» denilmiş, o da: «Bezzaziyye kitabı mevcut iken sahibinden istihya ederim, çünkü o, mühim mesaili lâiki vecihle muhtevi olan bir mecmuai şerifedir.?» demiş.

Bu zatın (Menakıbülimam Ebi Hanife) adında da bir eseri vardır. Vefatı  (827) tarihine müsadiftir.

Gerder,  Harzem'de bir köydür.

C

71  —  (Cüveyriye = Ümmülmü'minîn): Resuli  Ekrem  Efendimizin muhterem refikalarından olup fakahatle rnuttasiftir.- Benî Mustalık kavminin reisi Hars ibni'Ebi Zirar'ın kerimesidir. Yedi hadisi şerif rivayet etmiştir. Radiyallahü tealâ anha.

72  — (Câbir ibni Abdullah)  : Ensarı kiramdan pek muhterem, miı-fessir, muhaddis, fakih, bir sahabîdir. Birinci Akabede Nebiyyi Zîşan'a mülâki olarak islâmiyete nail olmuştur. Resuli Ekrem, sallallâhü aleyhi vesellem efendimizle birçok gazvelerde ve sonra imam Ali Hazretlerile sıffîn vakasında hazır bulunmuş, Kostantaniyyenin muhasarasına  iştirak etmiştir. Bedr gazvesinde bulunduğu ihtilaflıdır.

Câbir Hazretleri, zamanında Medine-i Münevvere'nin müftisi bulunuyordu. Hazreti Peygamberden bin beş yüz kırk hadisi şerif rivayeı etmiştir. Bunlardan biri der^'^l j&~*\ , İ^UI ^£i\J,\f\ş. )hadisi şerifidir. Yani: Sizin hayırlılarınız, ömürleri daha uzun, amelleri daha güzel olanlarınızdır.

73  — (Câbir ibni Zeyd)  : Basra'daki tabiînin ikinci tabakasından-dır. Künyesi Ebuşşa'sâdır. İbni Abbas hazretlerinin ashabından âlim, fa-kih bir zattır, tabiînin eimmesindendir, müteferrid bir mezhebi fıkhî sahibi sayılıyor. Aslen Ummanda Hırka nahiyesindendir. Bu cihetle hisbe ? tinde Hırkî denilmiştir. îbni Abbas hazretlerinden vesair sahabe> ile tabiînden rivayette bulunmuş; kendisinden de Katade, Amr ibni Dinar gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Vefatı  (93) tarihine müsadiftir.

74  — (Celâlüddini Harzemî) : ibni Şemsedden Hanefî fukabasından meşhur bir zatür. 710 tarihinde vefat etmiş olan Nihaye sahibi Hüsa-müddin'den ve Keşfi Pezdevî sahibi Abdülâzizi Buharî'den ilm ahz etmiştir. Hidayenin şerhlerinden olan (Elkifaye) bu zata nisbet edilmektedir.

75  — (Cerir ibni Hazım)  : Muhaddislerden,   fukahadan bir zattır. Ezd kabilesine mensubdur, Ebünnazarilbasrî denmekle de mâruftur. Sikadır, Sahihi Buharî'de rivayetleri vardır. Vefatı (170) tarihine müsadiftir.

76 — (Cessas Ebubekr) : Ahmed ibni Aliyyirrazî, Hanefî fukahası-mn meşhurlarındandır. Zühdü tekvada Kerhî mesleğinde idi. Reyde .doğmuş, Bağdatta ikamet etmiş, Hanefiyye'nin riyaseti kendisine müntehi olmuştu. Ebusehl  Zeccacdan,  Ebülhaseni  Kerhîden fıkıh   ahz etmişti. (Ahkâmülkur'an) adındaki tefsiri meşhurdur. Bu tefsir, yalnız ahkâma müteallik âyatı celîlenîn izahım muhtevidir.  Hanefî fukahası arasında temayüz eden, sair müctehidlerin akvaline de muttali bulunan bu kudretli âlim, bu tefsirinde fıkhî meseleler hakkında uzun uzadıya tetkiklerde bulunuyor, müctehidlerin o babdaki akvalini yazıyor, bunların istinat ettikleri nasları, delilleri senedatile beraber irad ediyor.

Hanefî fıkhım müdafaa eden bu muktedir zatın tefsiri, ilmi fıkıh, usuli fıkh ve hilâfiyat bakımından büyük bir kıymeti haizdir. Maamafih bu tefsir de Mu'tezile mezhebine biraz temayülü gösterir bazı beyanat da göze çarpmaktadır.

Cessasın «Müctehid fîhnezheb» mertebesini ihraz etmiş olduğuna ii mî eserleri şahadet etmektedir. Binaenaleyh bu zatı yalnız «eshabı tah-ric» den sayanlar, bu yüksek üstadın kadrini tenzil etmiş olurlar. Şem-süleimme vesaire gibi bir kısım zevat, müctehidler sırasıiîda görülmek-

(305)  tarihinde doğmuş,  (370)  senesinde Bağdat'ta vefat etmiştir-.

77  __ (Cübeyr ibni Nüfeyr) : Ebu Abdirahman ibnü Mâlikilhazremi, Resuli Ekrem  Efendimizin zamanı saadetinde Yemen'de müslüman  olmuş ise de, mülakat şerefine nail olamamış, bilâhere Hazreti Sıddıkin veya Hazreti Ömer'in  hilâfeti  zamanında Medine-i Münevvere'ye gelmiş, sonra Şam'a giderek, Hıms'da tavattun etmişti. Hazreti Sıddik ile sair sahabei güzînden hadis rivayet etmiştir. Fakih, sika bir zattır.  Vefatı (80)  tarihine müsadiftir.

78    —(Cevdet Paşa)   : Adı Ahmeddir, babası Lofçalı Hacı îsmaü ağadır. Büyük dedesi Lofça müftüsü idi. Cevdet Paşa, ilm tarikine sülük etmiş, Lofça'da tahsile başlamış,  bir aralık  müfti müsevvidliğinde bulunmuş,  sonra  (1255)  tarihinde İstanbul'a gelerek  medrese tahsiline devam etmiş, birçok meşahirin dersinde hazır bulunup mantıkçı Birkivî Hace Şakir Efendiden  (1260)  tarihinde icazet almış,  müderrislik rüû-sûna nail olarak bir müddet kendisi de tedris ile iştigâl etmiştir. Dan;; sonra mülkiyeye intisab ederek birçok memuriyetlerde, valiliklerde bulunmuş. Adliye Nâzın olmuş, Meclisi Hassı Vükelâya dahil bulunmuştur, tur.

Cevdet Paşa, âlim, edib, mütefennin, siyaset âşinâ bir zat idi. Me-cellei Ahkâmı Adliyyeyi cem ve telife memur olan ilmî heyetin riyasetinde bulunmuştur.. Bir aralık Yanya valisi tayin edilip Mecelle heyetinden uzak düşmüştii. Maamafih yine heyet ile muhabereye devam ediyordu. Bu esnada (Risaletülvefa) adındaki risalesini yazıp heyete göndermişti ki, paşanın fıkha dair olarak yazdığı başlıca eser bundan ibarettir. Bu risale, Veli Efendi kütüphanesinde kendi el yazısile mevcuttur.

Cevdet Paşa, en ziyade tarih, edebiyat, mantık gibi ilmler ile uğraşmıştı, Mecelle Cemiyeti Riyasetinde bulunması, fıkıh ile teveggülü-ne de saik olmuştur. Başlıca eserleri şunlardır: (Hülâsatülbeyan fî te'li-filkur'an) arabca yazılmıştır. (Kısası enbiya ve tarihi hulefa), (Tarihi Cevdet), (Mukaddimei ibni Haldunun kısmen tercümesi), (Belagatı Osmaniye), (Kavaidi Osmaniye), (Miyarı Sedad), (Tezakiri Cevdet), (Tak-vimüPedvar),   (Divançei eş'ar).

«Bir mukaddime ile on altı kitabdan ve (1851) maddeden müteşekkil olan Mecellei Ahkâmı Adliyyenin cem ve tertibine (1286)   tarihinde

dide), (Tevşihüiusul), (HaaaiKuıımunan; aumuam esenen m^uuiuu,. Cemalüddini Efganî hakkında da (Süyufulkavatı') adile bir eser yazmıştır. (1299) tarihinde doksan bir yaşında olduğu hâlde Hicaza gidi;} Taifde vefat etmiştir.

(2)    (Seyfüddin İsmail  Efendi)   :  Harputludur.  Şûrayı devlet âzâ-lığında, Darülhilâfe kadılığında, Muhakemat dairesi reisliğinde, Haleb niyabetinde ve bir müddet Mecelle cemiyeti riyasetinde bulunmuştur.  Vefatı (1300)   senesine müsadiftir. Haydarpaşa'da medfundur.

(3)   (Ahmed Hulusi Efendi)   : Şirvanlı zade diye meşhurdur. Şûrayı askerî müfettişliğinde, Darüîhilâfe kadılığında, Meclisi tedkikatı şer'iyyc âzâhğında ve Meclisi  intihabı  hükkâm reisliğinde bulunmuştur.   (12941 tarihinde bir memuriyetle    Efganistan'a gönderilmişti. Amasya'da  doğmuş ve orada ikamete memur iken  (1306) tarihinde vefat etmiştir.

(4)   (Ahmed Hilmi Efendi)   : Kastamonuludur. Divanı ahkâmı adin, -ye âzâhğında, Mahkemei temyiz reisliğinde bulunmuştur. Fakih bir z&\ idi. Cevdet Paşa, bu zattan bir lisanı sitayiş ile bahsetmiştir.   (1305l.de vefat edip Fatih camii şerifi bahçesine defn edilmiştir.

(5)   (Muhammed  Emin Efendi) : Bağdatlıdır. Bir  müddet Bağdat müftiliğinde, sonra Şûrayı devlet ve Meclisi ayan âzâhğında bulunmuş, fakih bir zattır.

(6)   (Alâüddin Efendi) :  Şamlıdır, ibni Âbidin zade denilmekle maruftur. (1285) tarihinde Mecelle âzâlığına tayin edilmiş ve (1288)  de istifa edip Şam'a dönmüştür.

Cevdet Paşa'nın Mecelle cemiyetinden bir müddet için ayrılmış olduğu esnada meclis heyeti tarafından (Kitabülvedia) ünvanile (78) mad-deli bir kitab yazılarak Mecelleye ilâve edilmek istenilmişti. Alâüddin Efendi de bu eseri hazırlayan âzâ arasında bulunmuştu. Fakat bu eser, Mecelleye ilâve edilmeyip bunun yerine (Kitabülemanât) unvanlı kısnu yazılıp ilâve edilmiştir.

Alâüddin Efendi için (187)  nci isme de müracaat!.

(7)   (Ömer Hulusi Efendi)   : Gerdan kıran diye meşhurdur. Meclisi tetkikatı şer'iyye âzasından idi. Cevdet Paşanın bir aralık valiliğe tayini üzerine Mecelle meclisi riyasetinde de bulunmuştur.

110) (Yunus Vehbi Efendi) : Nüvvab mektebi muduru ıaı. ısparta da kadılıkj yapmış, bilâhare haremeyn payesini almış, İstanbul Evkaf nezareti müfettişliğinde bulunmuştur. Mecellenin bazı kitablarının yazılışına iştirak etmiştir. (1248) tarihinde İstanbul'da doğmuş, (1322) senesinde vefat etmiştir. Fatih bahçesinde medfundur. Babası Kayseri'li idi.

(11)    (Abdullâtif  Şükrü  Efendi)   :  Mecellenin 6-8 inci kitablarında Mecelle cemiyeti âzasından bulunmuştur.

(12)   (Ahmet Halid Efendi)   : Kazasker Yusuf Efendinin oğlu, Şeyhülislâm Cemalüddin Efendinin babasıdır. Kassam-ı askerî olmuş,  Meclisi tedkikatı şeriyye âzâhğında, Darülhilâfe kadılığında ve Emval eytam idaresi reisliğinde bulunmuştur. Vefatı (1299)  tarihine müsadiftir.

il'3) (Ömer Hilmi Efendi) : Karınâbadlı diye maruf, pek fakih bir zattır. Mecellenin on üçüncü kitabından on altıncı kitabına kadar Mecelle âzâhğında bulunmuş, diğer kitablarm müzakeresinde bulunmamıştır. (295)  inci isme de müracaat!.

(14) (Abdüssettar Efendi) : Kırımlı'dır. tlâmatı şer'iyye mümeyyizi muavini, ve temyiz mahkemesi âzası ve hukuk mektebi fıkıh müderrisi bulunmuştur. Mecellenin kavaidi külliyesini muhtasarca şerh etmuş, (Medhali fıkıh) adile de bir eser yazmıştır. Şam Müftisi Mahmud Ham-za Efendi ile aralarında hudutta olduğu gibi kısasda da imzanın kazadan olup olmadığı hususunda bir münakaşai fıkhiyye carî olmuştu. Abdüssettar Efendi kısasda da imzanın tetimmei kazadan olduğuna kail olduğundan bu hususa dair bir risale yazmıştır. Hamza Efendinin de bu hususda matbu bir risalesi vardır. (262) inci isme de müracaat. (1304) tarihinde Mekkei Mükerreme mollası tayin olunan Settar Efendi o sene Taifde vefat etmiştir.

Cevdet Paşanın ilmî hayatile Mecelleye hizmetleri sebk eden zevat hakkında istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ordinaryüs Profesörü Üstazı muhterem Ebulûlâ Mardin Beyefendi tarafından (Medenî Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa) ünvanile mufassal bir eser yazılarak neşredilmiştir. Bu güzide eser, Paşanın ilmü faziletini, ilmi hukuka olan vukufile hizmetini, bütün faaliyeti hayatiyyesini ve mesaî arkadaşlarının kıymetlerini pek mükemmel bir tarzda tebarüz ettirmektedir.

biyyi Zîşan Efendimize mülâki olurdu.

Dihye Hazretleri, Resuli Ekrem, sallallahü aleyhi vesellem efendimizden üç hadisi şerif rivayet etmiştir. Risaletpenah efendimizin namei şeriflerini Busra valisi vasıtasile Rum Kayseri Hirekle vermek üzere, Busra tarafına tarafı nebeviden elçi gönderilmiştir. Vefatı (54) tarihine müsadiftir. Radıyallahü tealâ anh.

80  — (Danıad Abdurrahman)  : Şeyhî zade    denilmekle maruftur. Mehmed Efendi adında bir zatın oğludur. Rumeli Kazaskeri bulunmuştur.  (Mecmeul'enhür fî şerhi mültekel'ebhur)      adındaki meşhur eserini (1077) tarihinde Edirne'de ikmâl etmiştir. Mâtüridiyye ile Eş'ariyye arasındaki ihtilaflı olan meselelere dair de  (Nazmülferaid)   adile bir kitab yazmıştır.  (1078)  tarihinde İstanbul'da vefat edip Fatih civarında defn edilmiştir.

81  — (Dârimî Abdullah)  : İmam Ebu Muhammed ibni    Abdurrahman; Semerkandin yüksek bir âlimi, bir muhaddisi idi. Sikadir,  İtkan sahibidir. Semerkand kadılığında bulunmuş,  hadis ilmini Semerkand'de neşre muvaffak olmuştur.  Tefsiri ve «Elcamiüssahih»  adında bir eseri vardır.   (Müsnedi  Darifnî)     adındaki  eseri meşhurdur.   (181)  tarihinde doğmuş,  (255)  senesinde vefat etmiştir.

82   — (Darekutni)  : Ebulhasen Aliyyübnü Ömer,  meşhur bir mu-haddistir. Fıkhı Şafiîye, mezahibi fukahaya vesair uluma muttali, râvile-rin ahvâline vâkıf, güzel ahlâk ve itikat ile mümtaz idi. (305) de doğmuş (385)  tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Darekutn, Bağdat'ta bir mahalle adı idi.

83  — (Davudibni Nasîrittaî)   : Ebu Süleyman, Kûfeli fakih, zahid, sika bir zat idi. îmam-ı Âzamin ashabından bulunmuştur. Vefatı (160 i tarihine müsadiftir.

84  — (Davudu Zahirî) : Ebu Süleyman Davud ibni Aliyyül Isfahanı, fakih, zâhid, eimmei müslimînden madut bir zattır. Ecdadı Isfahanlı olup kendisi Küfede dünyaya gelmiştir. Neysabura giderek îshak ibni Rahe-veyh'den ve Ebu Sevr gibi zatlardan ilm ahz etmiştir. İmam Şafiîye pek meyyal idi, onun hakkında iki kitap yazmıştır. Bağdatta riyaseti ilm, kendisine müntehi olmuştu. (Zahiriyye) denilen mezhebi fıkhiyyi tesis etmiş ise de, bu mezheb müntesibleri pek çabuk münkariz olmuştur. Kıyasa kail değildi.

«Furuâtı fıkhiyyede Davudi Zahirî ile ashabının    hilaflarına itibar olunup olunmayacağı hususunda üç kavi vardır. Şöyle ki:

ler, ümmetin âlimlerinden, şeriatın namııerınaen saynamazıar. onlar, muaniddirler, istifaza ve tevatür yolile sabit olan şeyleri münkirdirler. Şeriati garranın birçok ahkâmı ictihaddan sâdır olmuştur. Nu-sus ise bunların yüzde birine kifayet etmez, artık bunlar, —yani: bir ictihaddan ibaret  olan kıyası kabul  etmeyenler— avama mülhakdırlaı.

(2)   : Bunların kaviller/i muteberdir. Meğer ki kıyası celiye muhalü olsun. Bu da Ebu Amribnüssalâhın re'yidir. Maamafih tabakatı sübkîde yazıldığı üzere Davudi Zahirî, kıyası celîyi inkâr etmezdi, o ancak kıyası hafîyi münkir idi. Alelıtlak kıyası inkâr edenler ise, onun ashabından bir taifedir ki, bunların reisi, îbni Hazm'dır.

(3)    : Bunların kavilerine, hilaflarına  mutlaka itibar olunur.   Ebu Mansurı Bağdadînin kanaati böyledir. Şafiîlerce sahih görülen de budur. Bilâhare reyler, bu vecihle karargir olmuştur. Eimmei müteahhirîn, Davudi Zahirînin  mezhebim kitablarında irad etmişlerdir.   Şeyh Ebu Hâ-mid, Mâverdî, Kadı Ebuttayyib gibi meşahir bu cümledendir.

Bu hususa dair Nevevî    merhumun    (Tehzibülesmâ..)  adlı    kitabında da tafsilât vardır.

Davudi  Zahirî,   (202)   tarihinde    Küfede  doğmuş,   (270)   tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir.

85  — (Debûsi Ubeydullah)   :  Ebu Zeydibiiü Ömer, Hanefî fukaha-sının meşhurlarındandır. İlmi hilafın ilk vazııdır, Ebu Câferil'uşturuşem-den fıkıh ahz etmiş; Semerkantte, Buhara'da fuhuli ulema ile münazaralarda bulunmuştur.   (Esrarı Debusî),   (Tesisürmazar fî ihtilâfireimme), (Takvimül'edille), ve hikem ve nesayihe dair olan (Elemedül'aksâ) gibi müellefatı vardır.   (430)   tarihinde   Semerkand'de vefat etmiştir.  Mensup olduğu «Debussiyye» Buhara ile Semerkand arasında bir karyedir.

86  — (Demiri Kemalüddin)  : Muhammedibni Musa Mısırlıdır. Şafiî fukahasındandır.  Şeyh Bahaüddini Sübkîden vesaireden ilm ahz etmiştir. Fetvada mahir, hadis tedrisile müştegil, şair, zahid bir zat idi.  (ibra Mâce) ye dört ciltlik bir şerhi vardır. Fıkhı Şafiîden (Elminhac)ı da dört cilt olarak şerh etmiştir. (Hayatülhayvan) adındaki eseri de meşhurdur. Bunda doğru ve yanlış birçok malûmat vardır. Kendisi fakihdir, edibdir. Bu kitabın mevzuu, kendi ihtisası dahilinde bulunmadığından içinde bazı müsteb'ad şeyler bulunmuştur.

Demirî  ^750) de doğmuş, (808) de vefat etmiştir.

Şeyh Aliyyi Saîdî'den de fıkıh ahz eylemiştir. Malikiyyenin meşihatini ihraz etmişti. (Akrebül'mesalik limezhebil'imamı Mâlik), (Eşşerhüssa-gîr alâ akrebilmesalik), (Eşşerhülkebîr alâ muhtasarı Seyyidi HalîD, (Elharidetül'behiyye fîl'akaidittevhidiyye) gibi müellefatı vardır. Mısır havalisinden (Benî adî) denilen yerde (1127) tarihinde doğmuş, (1201) tarihinde vefat etmiştir.

89  — (Düsukî Muhammed)   :  îbni Ahmedibni Arafa, Malikî fuka-hasından bir zattır. Mısır'da Şeyh Aliyyissaidî ile Şeyh Derdirin derslerine devam etmiş, fıkıh, hikmet, heyet, hendese, belagat ilimlerinde yüksek bilgi sahibi  bulunmuştur.  (Elhududülfıkhiyye)   adında bir -eseri  ve Ebülberekâtm  Şerhi Kebiri üzerine  (Haşiye)   si,     Mugnillebîb üzerine (Haşiye) si, Taftazanînin Telhis şerhi  üzerine   (Haşiye) si vesair müellefatı vardır. Vefatı   (1230) tarihine müsadiftir.

E

90  — (Ebubekirissiddîk)   : Abdullah Osman ibnü Âmir, ashabı ki ramın efdâlidir, erkeklerden müslümanlığı kabul eden zatların birincisidir. Resulü Ekrem sallallahü aleyhivesellem Efendimizin hicret refiki vp, birinci halifesidir. Kerimesi Hazreti Sıddika, Nebiyyi Zîşan'ımızm muhterem refikasıdır.

Hazreti Şıddikin babası Âmir Hazretleri de sahabedendir, künyesi Ebu Kuhafedir. Valdesi de. ümmülhayr Selmâdır ki, o da sahabiyattan-dır.

Hazreti Şıddikin lâkabı Atikdir, hüsnü cemâle mâlik olması veya Resuü Ekrem'in kendisine hitaben: ( jlill^ iıij-« zi\ = Sen Allah Tea-lâ'nın ateşinden azadlısısın) buyurması, bu lâkabı almasına vesile olmuştur.

Hazreti Ebi Bekr, Peygamber Efendimizin gerek risaletlerini ve gerek miraçlarını bilâ tereddüt tasdik ettiği ve daima sıdk ve istikametle nıuttasif bulunduğu cihetle de «Sıddîk» lâkabını ihraz etmiştir.

Ebu Bekr Hazretleri, ilmen, fıkhen pek yüksek bir mertebede bulunmuştu. Arabın lisanına, ensabına, vekayiine herkesten ziyade vâkıf idi. Gayet fasih, belîğ, hatip bir zat idi. Bununla beraber bizzat Resuü Ekrem'den   feyz almış,   onun   medresei   irfanından   yetişmiş,   kelâmul-

tiği hadislerin adedi yüz kırk ikidir.

Sıddıkî Âzam, ashabı  kiramın en büyük   fukahasından idi.  ResuH Ekrem'in zamanında bile fetva verirdi.

Hazreti Şıddikin fezaili hakkında birçok  ahadisi şerife vardır.  Ez cümle Resuli Ekrem Efendimiz hastalıkları esnasında Ebubekir Hazret lerini ashabı kirama namaz kıldırmak için kendi yerine imam tayin buyurmuştu. Ve yine bir gün bu hastalığı esnasmda minbere çıkarak Cenabı Hak'ka hamdü senadan sonra ashabı kiramma hitaben şöyle buyurmuştu: «Nâs arasında bana karşı gerek malı ve gerek nefsi hususunda Ebubekir ibnü ebi Kuhafeden daha fedakâr bir kimse yoktur. Eğer ben nas-dan birini halîl ittihaz edecek olsa idim mutlaka Ebubekir'i halîl ittihn?: ederdim, lâkin islâm dostluğu daha faziletlidir. Bu mescide Ebubekir'in kapısından başka açılan kapıları kapayınız.»

Bütün bunlar, Hazreti Şıddikin büyüklüğüne ve imameti kübra makamına geçmesine birer işaret bulunuyordu.

Hazreti Sıddik, iki seneden biraz fazla olan hilâfeti zamanında bir çok muvaffakiyetlere nail olmuştur, teçhiz etmiş olduğu islâm orduları Şam'ın fütuhatını temin, İrak'ın büyük bir kısmını feth    etmiş, irtidat hâdiselerini bertaraf ederek müslürnanhğın inkişafına büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Evsafı cemilesine nihayet olmayan o büyük zat, hicreti nebeviyye-nin (13) üncü senesi altmış üç yaşında olduğu hâlde, vefat etmiş, Rav-zai mutahharaya defn edilmiştir. Radıyallahütealâ anh.

91 — (Ebubekr ibnü Abdirrahman) : Medinei Münevvere'deki «Fu-kahai seb'adan = yedi fakih) den biridir. Mahzum kabilesine mensuptur. Medinei tâhirede sahabei kiramdan sonra fetva vermek salâhiyeti bu yedi zata mahsus bulunmuştu ki bunlar: Ubeydullah ibni Utbe, Ur-vetübnüz'zübeyr, Kasım ibni Muhammed, Said ibni Müseyyeb, Süleyman ibni Yesar, Harice ibni Zeyd ile işbu Ebubekir ibnü Abdirrahman'dır.

Bu zat, Hazreti Ömer'in hilâfeti esnasında doğmuş, (94) tarihinde vefat etmiştir. Bu sene de birçok £ukahayi kiram ahrete irtihal etniiq oldukları cihetle buna «Senetülfukaha» denilmiştir.

 

Hazretlerinin oğludur. Muhaddisînden, fukahadan bir zattır, hafızülha-distir, sikadır, babasından tefsir ve müsnedî rivayet etmiştir. Yahya ib-ni Maîn'den vesaireden de rivayette bulunmuştur. Muhterem babasının emri olmadıkça kimseden birşey yazmazdı. Vefatı (290) tarihine müsadiftir.

94 — (Ebu Abdillâh Ziyad)  : Kurtubeli Abdurrahman nâmında bir zatın oğludur, orada yüksek bir ilm ailesi vücude   getirmişti.    «Şebtun» diye mülâkkabdı. îmam Mâlikten .«Müvatta»ı dinlemiştir. Müvatta'yı Endülüs'e ilk idhal eden bu zattır.  (Semai Zeyad)   adile maruf bir kitabı vardır ki, onu îmam. Mâlik'ten ahz etmiştir. Vefatı (193)   tarihine müsadiftir.

95 — (Ebubekir Muhammed)   : Davudibni Aliyyil'ısfahanî'nin oğludur. Zahiriyye mezhebi fukahasındandır.  (297)  tarihinde vefat etmiştir.

96  — (Ebobekre) : Nüfeyus'sekafî, .sahabei kiramdandır. Taifin mu-hasarıs esnasında kaleden gelip islâm şerefine nail olmuş ve tarafı nebeviden azad edilmiştir. Bu cihetle Resuli Ekrem'in mevalisinden = azad lılarından sayılır. Ruzalâdan bir zat idi, daima ibadetle uğraşırdı, Resuii Ekrem Efendimizden yüz otuz iki hadisi "şerif rivayet etmiştir. Kendisinden de iki oğlu ile Hasanı Basrî rivayette bulunmuştur. Tabibülârab sayılırdı.  (52) tarihinde Basra'da vefat etmiştir. Radıyallâhü tealâ anh.

97 — (Ebu Bürde)  : îbni Ebi Musel'eşarî, fukahadan bir zattır. Küfe kadılığında bulunmuştu. Muhterem babası sahabei kiramdan Ebu Mu-sel'eşarî de Hazreti Ömer zamanında vali ve kadı bulunmuştu. Ebu Bür-de'nin oğlu Bilâl dahi Basra'da emirlik ve kadılık yapmıştır.

Ebu Bürde'nin vefatı (103)  tarihine müsadiftir.

98  — (Ebu Hüreyre)   : Abdurrahmanibnü Sahrı Ezdî, Hayber gazvesi senesinde İslama gelmiş, bu gazveye iştirak etmişti. Huzurı nebeviden  ayrılmazdı,  ashabı suffeden  maduttur.   Resuli Ekrem'in  dualarına rnazhar olmuştu. Bu cihetle kuvvei hafızası pek ziyade idi. (5374) hadisi şerif rivayetine muvaffak olmuştur. Kendisinden hadis rivayet eden ashabı kiram ile tabiînin adedi, sekiz yüzden ziyadedir. Hazreti Ömer tarafından «Bahreyn»  valiliğine,    Hazreti  Osman  tarafından da  Mekkei Mükerreme kadılığına ve  bilâhare  Hazreti  Muaviye   tarafından da bir aralık Medine-i Münevvere valiliğine tayin edilmiştir.

Ebu Hüreyre Hazretleri, fukahadandır, ashabı kiram  arasında fetva vermekle temayüz eden zatlardandır. (59) tarihinde yetmiş sekiz ya-

haddislerden bir zattır. Aslen Neseîdir, Bağdat'ta tavattun etmişti. Sikadır, hafızülhadisdir. Kendisinden îmam Müslim, bin hadisi şerifden ziyade rivayet etmiştir. (234) tarihinde yetmiş dört yaşında olduğu hâlde vefatı vukubulmuştur.

100  — (Ebüdderda)   : Üveymir ibni Mâlik, ensarı kiramdan Haz-rec kabilesine mensup fakih, hakîm, bir zattır. Resuli Ekrem Efendimin, «Her ümmetin hakîmi vardır, bu. ümmetin hakimi de Ebüdderdadır» diye buyurmuştur. Bu muhterem zat,  (174) hadisi şerif rivayet etmiştir. Kendisinden birçok hakimane sözler rivayet edilmiştir.

Ebüdderda Hazretleri, bir şahsın irtikâp etmiş olduğu bir kötülükten dolayı nas tarafından sebbü ve ta'n edildiğine tesadüf etmiş, «Bu adam bir kuyuya düşmüş olsaydı siz, onu çıkarmak istemez mi idiniz?;-diye sormuş, nas, «Evet., çıkarmak isterdik» deyince, Ebüdderda Hazretleri, «Öyle ise ona seb ve ta'n etmeyiniz, o din kardeşinize söğüp durmayınız, onun işlediği kötülükten sizi korumuş olan Allah Tealâ'ya hamd ve şükr ediniz» demiş. «Sen ona buğz etmez misin?» diye sorulmuş, buna da «Ben onun yalmz yaptığı fenalığa buğz ederim, o, bu fenalığı terk edince yine benim kardeşimdir» diye cevap vermiştir. Bu muhterem sa habî, Şam'ın fethinde oraya kadı tayin edilmiştir. (32) tarihinde Şan da vefat etmiştir. Radıyallahütealâ anh.

101  — (Ebu Davudittayalisî)   : Süleyman ibni Dâvud, fukahadan, muhaddislerden Horasanlı bir zattır. Huff azı hadisdendir.  (Müsnedi ta-yalisî) denilen meşhur hadis kitabı, bu zattan Yûsuf ibni Habibin rivayet eylediği ahadisi şerifenin cem ve tahrir edilmesile vücude gelmiştir Rivayete nazaran ilk telif dilen «Müsned» kitabı budur. Bu zatın vefatı (204) tarihine müsadiftir.

102  — (Ebu Davudis'sicistanî)  : Süleyman ibnil Eş'as, muhaddislerden, fukahadan meşhur bir zattır. Horasan, Bağdat, İrak, Şam, Mısır, Hicaz gibi islâm merkezlerinde dolaşarak birçok ulemaya mülâki olmuş ve bir müddet Basra'da ikamet etmiş, Ahmed ibni Hanbel, Yahya ibni Maîn ve Ebu Davudi Tayalisî gibi zatlardan hadis ahz eylemiştir. Ken dişinden de'oğlu Abdullah ile Abdurrahmanin'neseî, îmam Tirmizî gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır.

Ebül'haseni Şirâzînin «Tabakatülfukaha» daki beyanına nazaran Ebu Davud, îmam Ahmed'in ashabından bulunuyordu. Ebu Hatim ibni Habban demiştir ki: Ebu Davud, fıkıh, ilm, hıfz, itkan, ibadet ve taat itibarile din imamlarından bir zattır.                                            F. 23

 

ahkâmı fıkhiyye için pek muteber bir mercidir. Ebu Davud, bu kitabını îmam Ahmed ibni Hanbele göstermiş, o büyük müctehidin istihsanını celb etmiştir. Bu kitap «Kütübü sitte» nin üçüncüsü sayılmaktadır.

Ebu Davud Hazretleri demiştir ki: «Ben bu kitabımda dört bin sekiz yüz hadisi şerif topladım, insanın dini için bunlardan şu dört hadisi şerif kifayet eder:

(1)  —     öLJIı» JL^VlU'l)   = amellerin hükümleri, kıymetleri niyetlere göredir.)

(2)  —    <u_i VL^V tJl!^M-l ,-,«• ^«)      = kişinin kendisine faide vermeyecek şeyleri   terk etmesi,   islâmiyetinin  güzelliğindendir.)

(3)  —   <_iJ jej_ L <± "V j»j^ j». tuj>« j* ji.\jj$jy ) = bir mümin, kendi nefsi için isteyip hoşlandığı şeyi kardeşi için de isteyip hoşnut olmadıkça bihakkın mümin olamaz.)

(4)  —     o^L-i.   jy.\ ıiHi Cr>_ j c* flJ-Sj c?. Jxil   )        = halâl de ?â-hirdir, haram da zahirdir, bunların arasında ise bir takım iştibahlı şeyler vardır.) binaenaleyh harama düşmemek için bu şüpheli şeylerden de sakınmak lâzımdır.

Ebu Davud, (202j de doğmuş, (275) tarihinde Basra'da vefat etmiştir. Rahmetullahi aleyh.

103  — (Ebu Eyyübil'ensarî)  : Halidibni    Zeyd, Resulullahın mihmandarı olmak şerefini haiz ensarı kiramdan pek mübarek bir sahabj-dir. Âlim, fakih bir zat olup kendisinden (150) hadisi şerif rivayet edilmiştir. Gazevatı -nebeviyye'de bulunmuş, Hazreti Ali'nin     havassından olup onunla beraber  Cemel ve Nehrüvan vak'alanna iştirak   etmiştir. Hicretin ellinci senesinde Kostantaniyeye izam edilen islâm ordusuna iştirak etmiş ve orada (50) tarihinde, hastalıktan vefat etmekle sûrun dışarısında defn edilmiştir, öteden beri     müslümanlarca bir  ziyaretgâh olan mübarek medfeni bir aralık görülmez bir hâle gelmiş, bilâhare Sultan Fatih merhum tarafından türbei şerifesi yaptırılarak yine bir ziyaretgâh olmaya başlamıştır. RadıyaHâhü tealâ anh.

104  — (Ebül'ferecil'müafa) : îbnü Zekeriyya Ennehrüvanî, fukaha-dan, müfessirlerden bir zattır. Muhammed ibni Ceririt'taberiye mensuptur. Çünkü onun mezhebi üzere tefekkuhte bulunmuştu. Mütenevvi ilimlere vâkıf, kesreti rivayetle ve telifatla mâruf idi. Bir müddet kadıhkta bulunmuştur. Altı ciltten müteşekkil bir tefsiri ve (Kitabülcelîs vel'enîs> adında diğer bir eseri vardır. (305) de doğmuş, (390) da vefat etmiştir.

105  —  (Ebül'fazl Mecdüddîn)   : Abdullah ibnü    Mahmudil'mevsı'tî,

dad'a giderek tedriste bulunmuştur. Fürû ve usulde Hanefî fukahası-nın güzidesi ve zamanının feridi idi. (Muhtar) ve (Şerhi ihtiyar) bu zatın meşhur eserlerindendir.

Müteehhir fukahanın itimat ettikleri dört kitap vardır ki, onlar ila «Elmuhtar, Kenz, Vikaye ve Mecmeulbahreyn» dir. Bunlara «Müti> ni erbaa» denir.

Ebülîfazl,  (599) tarihinde Musulda doğmuş,  (683)   senesinde vefa etmiştir.

106  — (Ebu Idrisi Havlânî) : Tabiînin kudemasından ve fukahasın dandır. Şam'da Hazreti Muaviye ve badehu Abdülmelik tarafından kad? tayin  edilmişti. Sahihi Buharî'deki  râvîlerdendir   (80)   tarihinde vefaı etmiştir.

107 — (Ebu tshakı Şirazî) : Cemalâüddin ibrahim ibni Ali, Şafiî fu-kahasının meşhurlarındandır. Esasen Şiraz havalisinden Feyruz  Âbad-lı olup Şirazda Ebu Abdillahil'beyzavîden vesaireden fıkıh okumuş, Basra'ya giderek Cezerîden istifade etmiş, sonra gidip Bağdat'ta oturmuş, orada Ebüttayyibi Taberî gibi âlimlerden ders alarak şer'î ilimlerde temayüz eylemiştir.

Ebû Ishak, «Nizamiyye» medresesinde müderris idi. Birçok müellefa-tı vardır. (Ettenbih), (Ennüket), (Ellemı' fî usulifıkh). (Elmühezzeb fîlmezheb) bu cümledendir. Elmühezzeb, tabakatı fukahaya dair yazılan ilk kitaplardan sayılıyor. Muhtasar olmakla beraber dört mezheb fuka-hasına ve zahiriyye fukahasma dair malûmatı hâvidir.

Ebu Ishak, (393) tarihinde doğmuş, (476) senesinde .Bağdat'ta vefat etmiştir.

108  — (Ebu Kasım ömeri Hirki)  : İbni Ebi Alî Hüseyin, Hanbeli fukahasınm âyanındandır. Bağdat ahalisinden olup Hırka bey'ine mensuptur. Mezhebine ait tahricatı vardır. (Muhtasarı Hırkî) adındaki fıkh kitabı meşhurdur. Bunu ibni Kudame Müveffaküddin, Mııgnî adile serin etmiştir. Başka müellefatı da vardır. Selefe Seb ve ta'n zahir olunca Bağ dat'tan çıkıp ayrılmıştır. Vefatı (334) tarihine müsadiftir.

109  — (Ebu Kılâbe)  : Abdullah ibnü Zeyd, tabiînden Basralı mu-haddis, fakih, fazıl bir zattır. Sabit ibni Kays, Enes ibni Mâlik gibi saha-bei güzînden ve Eyyüt>, Katade gibi tabiînden hadis rivayet etmiştir. Sika olduğunda ittifak vardır. Sahihi Buharîde bulunan şu hadisi şerifi de Enes ibni Mâlik hazretlerinden rivayet etmiştir:

Meali şerifi: Uç haslet vardır ki, onlar her kimde tamamile bulunurse

 

Ateş içine atılmasını kerih görürcesine küfre  dönmesini de kerih görmektir. Deniliyor ki: bir kimsede bu üç haslet bulundu mu, onun kalbinde- iman nurunun bihakkın tecellî etmekte olduğu anlaşılmış olur. Ebu Kılâbe,  (104)  tarihinde Şam'da vefat etmiştir.

110  — (Ebu Meryemi Hanefî) : Kadı lyas ibni Subh, kibarı tabiînden, rivayeti makbul bir zattır. «Takribüttehzib» de beyan olunduğu üze re bu zat, Ebu Merhemi Sekafîden ve Ebu Meryemi Kûfîden başkadır.

111  — (Ebu Musel'eşarî)   : Abdullah ibnü Kays, sahabei kiramın fukahasından zahid, fazıl bir zattır. Hicreti nebeviyyeden evvel Yemenden Mekkei Mükerreme'ye gelerek müslüman olmuş, yurduna avdet etmiş, sonra Hayber fethi esnasında Habeşe muhacirlerile beraber tekrar gelip Resulüllaha kavuşmuştur. Tarafı nebeviden Zebîd, Aden ve Yemen sahilleri valiliğine tayin buyurulmuş, Hazreti Ömer tarafından da Küfe, Basra valiliklerinde bulunmuş, Ehvazî, Isfahan ile Nasıbiyni feth eylemiş, Hazreti Ali zamanında da Basra valisi olmuştur.

Bu muhterem sahabî, (360) hadisi şerif rivayet etmiştir. Kendisinin dermeyan ettiği lüzuma mebni muharreratta tarihi hicrî istimali usulü Hazreti Ömer zamanında kabul edilmiştir. (42) tarihinde Küfede vefat etmiştir. Radiyallahü tealâ anh.

112  — (Ebu Mutî-ı Belhî) : Hakem ibni Abdillâh, Hanefî fukahasından büyük bir zattır. İmamı Âzamin (Fıkhı ekber) denilen akaide ait eserini bu zat rivayet etmiştir. Belhde on altı sene kadılığı vardır. (199) tarihinde seksen dört yaşında olduğu hâlde vefat etmiştir.

113  — (Ebu. isme) : Nuhülcami diye maruftur. Ebu Meryemi Mer vezînin oğludur, yüksek fukahadan bir zattır, flmi fıkhı Ebu Hanife ile îbni Ebi Leylâ'dan ahz etmiştir. îmamı Âzam'ın fıkhını, Merv beldesinde ilk cem etmiş olan, bu zat olduğu için, veya tefsir, hadis, fıkıh, me-gaziî ilmlerini nefsinde topladığı cihetle kendisine «Cami» lâkabı verilmiştir. Ebu Cafer Mansur tarafında'n Merve kadı tayin edilmişti. Dört meclisi var idi. Birinde hadis ve asar rivayet ederdi, birinde İmamı Âzam m akvali mezhebiyyesini nakl ederdi, birinde nahv, diğerinde de şîr tedris ve müzakeresile meşgul olurdu. Kuranıkerim'in sûrlarına ait fezafl hakkında bazı hadisler vazettiği söylenilmiş ise de, bu, doğru değildir. Bunları vaz eden başka biridir. Ebu Ismeden Şu'be gibi müdekkik mu-haddisler rivayette bulunmuşlardır. Onun sika olduğuna böyle bir çok deliller vardır. Vefatı (173) tarihine müsadiftir.

Ebubekir ibni Ebi Davud demiştir ki: Sahabei kiramdan sonra Kur' .uuazimi Ebul'aliyeden, daha ziyade bilen kimse yoktur. (90) tarihinde vefat etmiştir.

pir de Ebülâliye Ziyad ibni Feyrûz vardır ki, tâbiîndendir. İbni Ab-bas Hazretlerinden rivayette bulunmuştur. Beni Riyah'dan bir A'rabiy-ynin mevlâsı  = azatlısı idi. Vefatı  (190) tarihindedir.

115__ (Ebülleysi Semerkandî) : Nasribni Muhammed, Hanefî fukahasından meşhur bir zattır. Ebu Caferi Hindüvanîden ilm ahz etmiştir. Tefsiri ve (Nevazil), Eluyun), (Elfetva), (Hızanetülfkh), (Büstanül arifin), (Tenbihürgafilîn) adında sair müellefatı vardır, (373) tarihinde vefat etmiştir. Bu zata «Fakih Ebülleys» denir. Bir de Nasr Ebülley-sıssemarkandî vardır ki, «Hafız Ebülleys» diye yad olunur. Vefatı (294-dedir.

116  — (Ebu'Saidil'hudrî)  : Sa'd ibni Mâlik Ensarı kiramdandır, sahabei güzînin ulemasından, fukahasından bir zattır.  (1170) hadisi şerif rivayet etmiştir. İstanbul'da Ka'riye camiişerifi civarında medfurı olduğu mervîdir. Fakat tarihçe sabit değildir. (64)  tarihinde vefat edip Me-dınei Münevvere'de (Bakî) makberesine defn edilmiştir. Babası Mâlik de ashabı kiramdandır. Uhud gazvesinde şehit düşmüştür. Radiyallahü tealâ anhüma.

117  _ (Ebüssüudil'imadî)  : Muhammed ibni Muhyiddin Muhammed, Osmanlı devletinin en meşhur şeyhülislâmlarmdandır, Babası Yâvasî Muhammed adında ulemadan, meşayihden bir zat idi, Iskilipde doğmuş olduğu için oraya nisbet olunmuşlardır. Ebussuud Efendi, babasından fıı-nunu ebediyyeyi okumuş, sonra Müeyyit zade gibi, İbni Kemal Paşa gibi büyük âünLL ilm ahz etmiş, Bursa'da, İstanbul'da kadı, İstanbul'da müderris ve nihayet Şeyhülislâm olarak o yüksek makamda (28)   sene bulunmuştur.

(Elfevaidülbehiyye) de denildiği üzere «O, bir Şeyhi kebîr  bir-âürrı mihrfr idi, onun ne Acemde bir misli, ne Arabda bir nazın «*£,?«£ mnda riyaseti hanefiyye kendisine müntehi olmuştu, Uf ™ *T f^* mil bir kuvvet, şâmil bir kudret sahibi idi. Bazı meselelerde içtihat ede tahricde bulunur, delilleri tercih eylerdi.»

Ebussuud Efendinin: (İrşadül'akhsselîm..) adındaki tefsin pek mes-

auınaa Dazı risaleleri de vardır.

Ebussuud Efendi, ayni zamanda pek kudretli bir edip, bir şair idi. Arabistanda bulunmadığı hâlde pek mükemmel arapça konuşur. Arapça yazardı, arabî, farisî, türkçe eş'arı vardır. Bilhassa arapça manzumeleri pek güzeldir.

(l'lâm bia'lâmi beytillahil'haram) tarihi müellifi füsehayı Arabdan ve Hanefî fukahasından Kutbüddin Muhammedül'mekkî, bu eserinde diyor ki: «Sultan Süleymanın cenaze namazını Ebussuud Efendi kıldırmış-tır. Bu sultan hakkında şâirler her lisanda meşhur, mutantan mersiyeler yazmışlardır, bunların en büyüğü, en güzeli ise müftiî müşarünileyhin mersiyesidir» ki, şu beyitler ile başlar:

-tj

Meali : Yıldırım gürültüsü mü, yoksa Sûri İsrafil nefhası mı? ki yer yüzü böyle kıyamet sayhalariyle doldu, bundan her tarafa azîm bir haile isabet etti. Bundan bütün halk, Tûr'daki helak hâdisesini tattı.

Ebussuud Efendi, (896) tarihinde îstanbulda Müderris köyü denilen mahalde doğmuştur. Abdülkadiri Hindî'nin (Ennûrüssâfir fî ahbarilkm-ni lâşir) adlı eserine göre Ebussuud Efendi, bu tarihte iskilip kasabasın da dünyaya gelmiştir. Eyüb civarında medfun olanlara dair yazılmış bir risaleye nazaran da Ebussuud Efendi, pederleri namına yapılan ve muah-haran «Sivas-tekyesi» namile anılan dergâhta tevellüt etmiştir. Vefatı İstanbul'da (982) tarihine müsadiftir. Kabri, Ebu Eyyübil'ensarî hazretlerinin civarındadır.

118 — : (Ebussuudil'mısrî) : Muhammed Ebussuud ibni Ali, fuks-hadan bir zattır. Allâme Molla Miskinin «Kenz» üzerine olan muhtasar şerhine (Fethülmuîin) adile mufassalca bir haşiye yazmıştır. Onikintı asırda yetişmiş olan âlimlerdendir.

n.Du oeıeme, sanaDeı Kiramaan veya taDiınaen DirçoK ahaüısı şerıte rivayet ettiği gibi kendisinden de başkaları rivayette bulunmuşlardır. (94) tarihinde yetmiş iki yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

120  — (Ebu Sevri Bağdadî)   : Şafiî fukahasından muhaddis, mev-sukurrivaye bir zattır. Şafiî mezhebi dahilinde kendisine has bir meslek sahibidir. Daha doğrusu müstakil bir mezheb sahibidir. İmam Şafiî'den de müstefid olmuştur. Hadis ile fıkıh ilmini cem etmişti. Neseîtdiyor ki: «Ebu Sevr, sikadır, me'mundur, fukahadan biridir.» Hadise, fıkha, ah lâka dair asarı vardır. (240) tarihinde vefat etmiştir.

121  — (Ebu Şametelmakdisî)  : Şihabüddin Abdurrahman ibnü İsmail Şafiî fukahasından pek muktedir edip bir zattır. Ictihad mertebesini haiz olduğu rivayet olunur. Sehavüden, İzzüddîn ibnü    Abdisselâmdan hadis ve ilm ahz etmiştir. Darülhadisil'eşrefîyye meşihatine tayin edilmişti. (Zuül'kameris'sârî ilâ marifetil'barî)  adında bir eseri vardır. İbni Asakirin tarihini ihtisar etmiştir. Sultan Nurüddin ile Salâhüddin hakkında  (Kitabürravzateyn fî    ahbâriddevleteyn)   adında bir tarih kitabı yazmıştır. Bazı eş'arı da vardır. (579) tarihinde doğmuş, (665) senesinde vefat etmiştir.

122  — (Ebu Ubeydetibhül'cerrah)  : Âmiribni Abdillah, aşerei mü-beşşereden fakih, zahid bir sahabîdir. Tarafı nebeviden   (Eminülümmej unvanını ihraz etmişti, fevkalâde şecaatli idi, birçok gazalarda ve bilhassa Şam fütuhunda pek çok hizmetleri görülmüştür. (18)  tarihinde (58) yaşında olduğu hâlde vefat etmiştir. Mübarek kabri, Şeria nehri civarında bir köydedir. Radıyallahü tealâ anh.

123 — (Ebu Ubeyd Kasım : İbni Selâm; tefsir, hadis, fıkıh, lügat, tarih ilimlerinde teferrüt etmiş edib, muktedir bir zat idi. Heratta doğmuş, sonra Iraka gitmiş, Ebu Zeydi Ensarî, Ebu Ubeyde Ma'merübnül'-müsenna, Kisaî ve Ferrâ gibi meşahirden ilm tahsilinde  bulunmuştur. Tarsus beldesinde on sekiz sene kadılık yapmıştır. Başlıca eserleri  (Ki-tabünneseb),  (Edebül'kadı),   (Adedi ayıl'kuran),   (Eleymanü vennüzürü vel'hayz),   (Kitabülemval),   (Maaniş'şir),   (Elgarib  fillugat)   dır.   (224 i tarihinde altmış yedi yaşında olduğu hâlde Mekkei Mükerreme'de vefat etmiştir.

124  — (Ebu Nuaymı Isfahan!)  : Ahmed ibni Abdillah, muhaddis-lerden fakih, tasavvuf âşinâ bir zattır. Isfahanda doğmuş,    Bağdada,

delâilinnübüvve), (Kitabü Ma'rifetissahabe), (Kitabüttabakat), (Kitabü fezailissahabe), (Kitabül'müstahrec alel'buharî), (Kitabülmüstahrec alemüslim), (Kitabü sıfatil'cenne), (Hilyetülevliya), (Tarihi Isfahan) gibi kıymetli müellefati vardır. (336) tarihinde doğmuş. (430) tarihinde vefat etmiştir.

125 — (Etra Vâil Şakîk) : Ibnü Selemetel'esedî, tabiînin büyüklerinden Kûfeli fakih, zahit, sika bir zattır. Bi'seti nebeviyye esnasında on yaşında bulunuyormuş, fakat sahabet şerefine nail olamamıştır. Birçok •dahabei kirama mülâkî olmuştur. Kendisinden de Şa'bî, A'meş, Âsımdl'-ahvel gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Akaide, mevaize.dair bazı meşhur sözleri vardır. (89) tarihinde vefat etmiştir.

126  — (Ebu Ya'lâ Ahmed)   : Ibnü Aliyyibnil'müsenna, Musullu hâ-fızülhadis, fakih bir zattır. (Sünenü Ebi Ya'lâ) denilen bir hadis kitabı vardır. (307) tarihinde doksan yedi yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

127 — (Ebu Ya'lâ Hüseyn)  : Ibnü Abdillahil'harakî, Hanbelî fuka hasından bir zattır. (295) tarihinde vefat etmiştir.

128 — (Ebu Zur'aterrazî) : Ubeydullah ibni Abdilkerîm fakih, hâ-fızülhadis, mevsukülkelim bir zat idi. (264) tarihinde vefat etmiştir.

129  — (Ebuzerri Gıfarî) : Cündübübnü Cünade,    sahabei kiramın fukahasından pek zahid bir zattı. Mekkei Mükerremede kadîmen islâm?, gelmiş, kabilesini irşad için yurduna dönmüş, sonra Medinei Münevvere-ye gidip ashabı suffaya dahil bulunmuştur. Hazreti Sıddikin vefatından sonra Şama gidip orada ikamet etmiş, Mısırın fethinde hazır bulunmuş, (281) hadisi şerif rjvayet eylemiştir. Hazreti Ömer, ibni Abbas, Abdullah ibnü Ömer gibi sahabei güzin, kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. (32) tarihinde Rebezede vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

130 — (Eban ibni Osman) : Hazreti zinnûreynin oğlu olan bu muhterem zat, kibarı tabiînden ve Medinei Münevvere fukahasından    sika, müctehid bir âlimdir. Amr ibni Şuayb demiştir ki, Hadise ve fıkha Eban ibni Osmandan daha âlim bir kimse görmedim. Abdül'melik ibni Mervan tarafından Medinei Münevvere valiliğine tâyin edilmişti, seksen üç tarihine kadar o makamda bulunmuştur. (105) tarihinde Medinei Tâhirede vefat etmiştir.

131  — (Ekmelüddinil'babertî)   : Muhammed ibni Mahmud.    Hanefî fukahasından Dımışklı bir zattır. Halebe gidip ulemasından ilm ahz etmiş, sonra Kahire'ye nhlet edip Muhtasarı ibni Hâcibin Sarihi Ebüssena Mahmudı Isfahanîîden ve Ebu Hayyani Endelûsiden vesair mesahirden istifade eylemiş., kendisine Şeyhuniyye hanikahı tefviz edilmiştir. Mısırda

(Şerhi usuli Pezdevî), Şerhi muhtasarı ibni Hâcib), (Şerhi Muhtasarı Menar), (Şerhülferaizissiraciyye) müellefatı cümlesindendir. (710) da doğmuş, (786) da Mısırda vefat etmiştir. Sevhuniyye'de medfundur. Mensup olduğu, «Bâberta» Bağdatta bir karve imiş. Erzurum civarındaki «Bayburd» kasabasına mensubiyeti de şamlmaktadır..

132  — (Esed ibni  Amrilkadı)   : imamı Âzamin tilmizlerindendir. Onun kitablarım ilk yazan zat, budur. Kendisinden de Imam Ahmed ibm Hanbel Hazretleri rivayette bulunmuştur. Deniliyor ki: imamı Âzam'm ashabından kitaplar tedvin eden kırk zat var idi, bunlardan biri de işbu Esed ibni Amr idi. imam Ebu Yusuf den sonra Harunürreşidin kadısı olmuş ve onun damadı bulunmuştur. Vefatı (190) senesindedir.

133  — (Esedübnül'fürat)  : Aslen Nisaburludur, Tunus'ta neş'et etmiş, Medinei Münevvereye rıhlet ederek imam Mâlikden «Muvatta» ı telâkki eylemiştir. Kendisi fıkhı imam Ebu Yusuf ile imam Muhammed-den ahz etmiş, imâm Ebu Yusuf de ondan Muvattai ahz eylemiştir. Sonra Ebülkasımı Malikîden de fıkıh ahz etmiş, Kayrevanda Maliki fıkhını neşrederek orada kadı bulunmuştur.  (213) tarihinde Kayrevanda vefat etmiştir.

133  _ (Enes ibni Mâlik) : Ebu Hamza, ensari kiramdan âlim, kadri âli bif> sahabîdir. Resuli Ekrem Efendimizin hizmetlerile on sene şeref-yab olmuş, irtihali nebevide henüz yirmi yaşında bulunmuştu. (2286) hadisi şerif rivayet etmiştir. Nebiyyi zîşanın duaları berekâtile birçok emval ve evlâda nail olmuştu. Yüz seneden ziyade yaşamış, (93) tarihinde Basrada vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

134  — (Esma binti Ebi Bekr)   : Sıddikı âzamin   büyük   kerimesi, aşerei mübeşşereden Hazreti Zübeyrin refikası, Abdullah ibnü Zübeyrin validesi, Aişei Sıddika validemizin de baba bir hemşiresidir. Hicreti nebe-viyyeye esnasında «nitak» denilen libasım ikiye bölüp bir parçasını taam sofrası, bir parçasını da su kaplarına bağ eylemek üzere Resuli Ekreme vermişti. Bu cihetle (Zatünnitakayn)  lâkabını almıştır. Fakih ve gayet metîn idi, (56) hadisi şerif rivayet etmiştir. Oğlu Ibnüzzübey're vermiş olduğu hakimane, seciâne öğütleri meşhurdur. Oğlunun şahadetinden az sonra yüz yaşında olduğu halde Mekkei Mükerremede (73) tarihinde vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anha.

135  — (Eşheb)  : ibni Abdilâzizü'kaysî;    Mâliki    fukahasmdandır. imamı Mâlikden, Leysden ve başkalarından rivayette bulunmuştur. Ibni^ Kasımdan sonra riyaseti ilmiyye Mısırda    kendisine müntehî olmuştu.

oımaaan evvel HJvzainın mezhebine tâbi bulunmuşlardı. Kendisi Ata ibni Ebî Rebah, Katade, Zührî gibi fuzalâdan rivayette bulunmuş, kendisinden de Katade, Zührî, Mâlik, Şu'be, îbnülmübarek gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Hadisd'eki, fıkıhdaki ihtisasile, zühd-ve tekvaşile teferrüd etmişti. (88) tarihinden Ba'lebekte doğmuş, bilâhare Beyrutta tavattun ederek tedris ile meşgul iken orada (157) tarihinde vefat eylemiştir.

F.

137  — (Fâtımatüzzehra) : Resuli Ekrem sallallâhü tealâ aleyhives-sellem efendimizin mübareTt kerimesidir. Validesi Hazreti Haticetülküb-radır. imama Alinin muhterem refikası, İmam Hasan ile İmam Hüseynin muazzez validesidir. Haiz olduğu fezail ve muhasine nihayet yoktur. Kendisinden (18) hadisi şerif rivayet olunmuştur. «Muhsin» adında bir oğlu ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adında iki kızı da dünyaya gelmiştir. Nebiy-yi zîşan efendimizin ahrete irtihallerinden altı ay sonra (11)  tarihinde yirmi yedi yaşında olduğu halde Medinei    Münevverede vefat etmiştir.. Radıyallahü tealâ anha.

138  — (Fahriilislâm Pezdevî)  : Ebülhasen   Aliyyibnü   Muhammed, Maverai nehirdeki Hanefî fukahasının   meşhurlarındandır.    (Elmebsutı unvanıile on bir ciltlik bir eseri ve usuli fıkha dair meşhur bir kitabı vardır. Bu usul kitabına birçok zevat, şerh    yazmışlardır.  (482)   tarihinde Semerkandde vefat etmiştir.

Bu zatın kardeşi Ebü'yüsr Muhammed Pezdevî dahî fukahadan bir zattır. Vefatı (493) tarihine müsadiftir.

139  — (Fenarî Şemsüddiıı)   : Muhammed ibni Hamza,    zamanında aklî ve naklî ilimlerde teferrüt etmişti, vikaye sarihi Alâüddini Esvedden, Cemalüddini Aksarayîden, Ekmelüddini Bâbertîden ilm ahz etmiş, babasından tasavvuf tahsil eylemiştir. Bursada müderris ve kadı bulunmuştur. Hakkında İkinci Sultan Murad Hanın büyük teveccühleri vardı, padişahın müşaviri hassılhassı idi, ifta makamını ihraz etmiş, Osmanlı şeyhülislâmlarının birincisi sayılmıştır. Vaktile Hicaza gitmişti, sonra kendisine bir aralık a'ma arız olmuş, bilâhare bunun zevalinden dolayı bir şükrane olmak üzere ikinic defa olarak Hicaza gitmiş, Mısıra ve Kudsi Şerife uğramış, oralardaki ulema ile ilmî mübahaselerde bulunarak temayüz etmişti.

Birçok müellefatı vardır:  (Uyunül'âyan)     adında bir fatiha tefsiri yazmıştır. (Fusulül'bedaî fî usulişşeraî)  adındaki eseri usuli fıkha dair

140  — (Hafsa = Ümmül'müminîn)   : Hazreti Ömerin   kerimesidir. Hicretin üçüncü senesinde ezvacı tâhirattan olmak şerefine nail olmuştur. Pek çok ibadetle, oruçla meşgul olurdu. Kendisinden (60) hadisi şerif rivayet olunmuştur. Başlıca râvîsi, biraderi Abdullah ibnü Ömerdir.    (45) tarhinde altmış yaşında olduğu halde irtihal etmiştir. Radıyallahü tealâ anha.

141  — (Hasenübnü Alivyül'mürteza)   : Ebu Muyammed    Mücteba, Resuli Ekrem, sallallâhü aleyhi vessellem efendimizin mTibarek   torunu. Hazreti Ali ile Hazreti Fatımanın muhterem oğulları olup hicreti nebeviy-yenin üçüncü senesinde doğmuştur. O nebiyyi zîşanın ulvî nazarları sayesinde perverşiyab olduğu için kendisinde pek büyük kemalât tecellî etmişti. Fakahetle, yüksek ahlâk bihakkin muttasıftı.

Hazreti Hasen, İmam Ali'nin şahadetinden sonra kırk tarihinde hi-iâfet makamını ihraz etmiş, bilâhare o makamı kendi rizasile Hazreti Muaviyeye teslim ederek müslümanların arasındaki vahdetin, sulh ve salâhın tecellîsine hizmet eylemiştir. Zaten fahri âlem efendimiz: «Benim bu oğlum seyyiddir, Allah tealâ bununla iki islâm cemaatinin arasını ıslah buyuracaktır» diye bir mucize olarak evvelce haber vermişti.

İmamı Hasen hazretleri, (49) tarihinde, zevcesi Ca'de Bintül'eşas tarafındaki tesmim edilmekle ahrete şehiden irtihal etmiştir. Medinei Münevverede Baki, kabristanında medfundur. Radıyallahü tealâ anh.

142 — (Hüseynübnü Alivyül'mürteza) : Fahri âlem efendimizin mübarek hafidi, İmam Ali ile Fatımatüzzehranın muazzez mahdumları olup, hicreti seniyyenin altıncı senesinde dünyaya gelmiştir. Haiz olduğu fazail ve kemalât her türlü tasavvurların fevkindedir. Resuli Ekremin birçok teveccühlerine, muhabbetlerine mazhar olan bu muhterem zat, malûm olduğu üzere Kerbelâda şehid edilmiştir. Müslümanların kalblerinde ebedî bir hüzn ve teessür bırakmış plan bu dilsuz hâdise, hicreti nebeviyyenin (61)   inci senesi Muharremenin onuncu gününe müsadif    bulunmuştur. Kabri şerifleri Kerbelâdadır. Radıyallahü tealâ anh.

143  — (Hasanı Basrî)  : Ebu Sadibnü Ebilhasen Yesar, tabiînin bü-yüklerindendir. Validesi Hayre, Ümmülmü'minin Hazrtei Ümmi Seleme-nin cariyesi, babası da sahabeden Zeyd ibni Sabit   hazretlerinin azadlısı idi. Hasanı Basrî, çocukluğunda Ümmi Seleme hazretlerinin yanında bulunmuş, onun duasına, feyzine mazhar olmuş, bu cihetle kendisinde büyük

Muhammed ibni Sa'd demiştir ki: Hassanı Basrî; âlim, fakih, sika, me'mun, âbid, fasih, hüsni cemale mâlik, camii kemalât bir zat idi. Bir aralık Mekkei Mükerremeye gelmişti, ahali kendisine bir kürsi kurdular, nâs toplanmıştı, Tâsur, Atâ, Mücahid, Amribni Şuayb gibi fuzalâ da hep orada idiler. Haseni Basrî onlara hadîs rivayet etti. Bir misli daha görülmemiş yüksek bir fakih, bir din âlimi olduğunu itiraf ettiler.

Bu büyük âlim, (21) tarihinde doğmuş, (110) tarihinde Basrada vefat etmiştir.

144 — (Hasen ibni Salih) : ibni Hayyissevrî, Hemdanlı fakih, sika, âbid,  bir zattı, mezhebi munkati olmuş müctehidlerden     sayılmaktadır. (100) tarihinden doğmuş, (199) tarihinde vefat etmiştir.

145 — (Haseni ibni ZiyadU'Iü'lüî) : Hanefî fukahasının meşhurlarından Kûfeli bir zattır, imamı âzamin tilmizlerinden olup bazı mesailde imamı Ebu Yusüfe muhalif bulunmuştur, ibni Cüreycden on iki bin hadipi şerif rivayet etmiştir. Hadise, fıkha dair bazı müellefatı vardır. (El'mu-harrer Vel'emalî) bu cümledendir. Küfede kadı bulunmuştu. İncu satışına nisbet •edilmiştir. Vefatı (204) tarihine"müsadiftir.

146 — (Hassan ibni Sabit)  : Ebülvelidil'ensarî, ashabı kiramın fu-

zalâsından, şuarasından idi. Resuli Ekrem Hazretleri: \j'Ai\^ijax\ ^1» = yarabbü. Hassani Cibril em|n ile te'yid buyur» diye dua buyurmuştu. Bu cihetle Hazreti Hassân'ın lâtif, beliğ manzumeleri, din düşmanları üzerinde pek müessir bulunuyordu.

Malûm olduğu üzere Bi'seti seniyye iptidalarında bir takım gayri müslimler, müslümanların ve islâmiyetin aleyhinde nazmen ve şifahen tefevvühatta bulunurlardı. Bunlara karşı da ashabı kiramdan Hassan ile Kâab ibni Mâlik ve Abdullah ibnü Revahe hazretleri mukabelede, müdafaada bulunuyorlardı. Pek kudretli şuaradan olan Hassan ile Kâab hazretleri, gayri müslimlerin tarihî hayatlarındaki kusurları gösterirlerdi, ibni Revahe hazretleri de onların küfürlerini, putlara taptıklarını ta'yib ederdi. Bu ta'yib, kendilerine diğer iki zatın sözlerinden binnisbe hafif görünüyordu. Fakat bunlardan bilâhare müslüman olan zevat, kazandıkları diyanet ve fakahet sayesinde küfr ve dalâlin ne çirkin, ne mühljk b'*- şey olduğunu anladıklarından ibni Revahe hazretlerinin sözlerindeki ağırlığı idrâk etmiş, onun kendileri için daha müessir bir intibah vesilesi olduğunu takdir eylemişlerdi.

Velhâsıl: Hassan hazretleri, Resullüllaha karşı dil uzatmak fazaha-tinde bulunan cahiliyye şairlerine ateşîn cevaplar verir, nebiyyi zîşanm

147 — (Hüsatnüddinîs'signakî) : Hüseyin »ibni Ali, Hanefî fukaha-sından bir zattır. Hâfızüddinilkebir Muhammedül'buharîden ilm ahz etmiştir. Hidaye üzerine (Ennihaye) adında bir şerhi vardır. Hidayeye ilk yazılan şerh, budur. Usuli Pezdevîye (Kâfi) adında bir şerhi ve (Şerhüt-temhîd fî kavaidittevhid) adında diğer bir eseri de vardır. Vefatı (711; tarihindedir.

Signak, Türkistan'da bir beldedir.

148 — (Hüsamüddinissemerkandî : Muhammediibnü   Osmanil'ulya-badî, fukahadan müfessir, muhaddis bir zattır.; Mecdüddin   Muhammedi Üştürûşenî'den ilm ahz etmiştir. Kendisinden de (Elfüsulül'ımadiyye) sahibi İmadüddinin oğlu Abdurrahim tefekkuhte bulunmuştur.    (Matlaul1-meanî ve menbaulmebanî) namındaki birkaç ciltten müteşekkil bir tefsiri vardır ki, bunu (628) tarihinde te'life başlamıştır.

Alyabadî, Rey nahiyelerinden bazı köylerin adıdır.

149 — (Hâkimi Şehid) : Ebülfazl Muhammedübnü Muhammed, Hanefî fukahasının büyüklerindendir. «Hâkimi* Mervezî» diye    meşhurdur. (Elmuhtasar), (Elmünteka), (Elkâfî), adındaki kitapları, imam Muham-*" medin eserlerinden telhis suretile te'lif edilmiştir. İmam Muhammedin kitaplarından sonra (Elmünteka) ile (Elkâfi) Hanefî mezhebinde iki ana kitab, iki asi sayılmaktadır.

Hâkim Mervezî, Buhara kadılığında bulunmuştu. Sonra Horasan sahibi Emîr Hamidînin vezaretine tayin edilmiş, memleketin askerleri tarafından erzakları kendilerine vaktiyle verilmemiş olması bahanesile Ms-rev'de (344) tarihinde şehid edilmiştir.

150 — (Haccac ibni Ertat) : İbni Sevr ibni Hübeyre, fukahadan Kûfeli bir zattır. Künyesi, Ebu Ertatinnahaîdir. Hadis ve fıkıh ilimlerinde imam sayılırdı. Tebei tâbiîndendir, sadukdur, Ata, Şa'bî, Zührî, Katada gibi zatlardan hadîs ahz etmiştir. Kendisinden de Sevrî, İbn-ül Mübarek gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır.

Haccac, Mısırda kadı bulunmuştur. Daha on altı yaşında iken nâs kendisinden istifadeye başlamışlardı. Halim, halûk bir zat idi. Kendisi demiştir ki: «Ben bir kimse ile asla muhasamede bulunmadım, muhasemede bulunanların meclislerinde de oturmam.»

Haccac, hadis rivayeti bakımından zaif, müdellis görülmüştür. Maa-mafih Şu'be kendisini tevsik etmektedir. (145) tarihinde Reyde vefat etmiştir..

151 — (Hâmid Efendi) : Yenişehir kadısı Mehemmed efendinin oğludur. Konyada doğmuştur. Bursada, Istanbulda ilim tahsil etmiş, birçok

uuiuıı   r.ito.uıa.1 1

I

 

11 eseme teınıs ve tenxin etmiştir. iMüö) tarihinde vefat edip Sultan Ebu Eyyüb civarına defn edilmiştir.

152 — Harisi Muhasibi) : Ebu Abdillah ibnü Esedil'bağdadî, batın ve zahir ilimlerini cami, ariflerden bir zat idi. Nefsini pek ziyade muhasebede bulunduğu chetle «Muhasibi» nisbetini almıştı. Şafiîyül mezheb olduğu kaydedilmektedir. Bağdat'ta neşv ve nema bulmuştur. Tasavvufa, kelâma, ahlâka, mu'tezileyi redde vesaireye dair iki yüz kadar müellefatı var imiş. Hadisde, fıkıhda, kelâm ile tasavvufta îmamülmüslimîn sayılmaktadır. Kendisi Yezidibni Harûndan ve onun tabakasındaki ricalden rivayet etmiştir. Kendisinden de Ebül'abbas ibnü Mesruk, Şeyh Cüneyd-i Bağdadî gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır

Harisi Muhasibi, pek fakirane, zâhidane yaşar, cihamn varma, yoğuna iltifat etmezdi. Pek arifane sözleri vardır. Ezcümle demiştir ki: Takvanın aslı, nefsi muhasebedir, llm, mehafet getirir, zühd de rahat iras eder. Güzel ahlâk; ezaya tahammüldür, gazabın azlığıdır, rahmetin bast ve neşr edilmesidir, sözün güzelliğidir. Her şeyin bir cevheri vardır, insanın cevheri de aklıdır. Aklın cevheri de sabırdır. Zalim, nadimdir, .velev ki, kendisini nas medh etsin. Mazlum ise salimdir, velev ki, nas tarafından zem olunsun. Kanaatkar olan zengindir, velev ki, ac kalsın. Haris ise yoksuldur, velev ki, servete malik bulunsun. Her kim ki, nail olduğu nimetten dolayı Allah tealâya şükr etmezse o nimetin zevalini istemiş olur.

Harisi Muhasibi, rakik bir kalbe mâlik idi. Bir gün bir şahsın şu manzumeyi okuduğunu işitmiş, vecde gelmiş, hazin hazin ağlamaya başlamış, yânında bulunanlar, haline acımışlardı:

Yani: ben gurbet ilinde ağlıyorum, bir garibin gözünün ağlayışı gibi ağlıyorum. Ben yurdumdan çıktığım gün bir şey ile mübtelâ değildim, — buna rağmen neden çıktım, yurdumu terk ettim —, Ne yazık bana!., îçinde dostun bulunduğu bir vatanı terk etmekliğim ne acibdir ne acib!.

Bu hassas, fazıl, makbulürrivaye olan zat (243) tarihinde vefat etmiştir.

153 — (Haddadî Ebubekir : İbnü Muhammedü'yemenî) Hanefî, fu-kahasından bir zattır. «Muhtasarı Kudurî» üzerine yazmış olduğu (Elcev-

pek makbuldür. (956) tarihinde vefat edip Edirnekapisı kabristanına defin edilmiştir.

Mülteka, fıkhı hanefîye dair makbul bir metn olduğundan birçok zevat tarafından şerh edilmiştir. Bu şerhlerden biri de İbrahimi Halebînin tilmizi olup (967) tarihinde vefat etmiş olan Elhac Aliyül'halebîye. ait bulunmuştur.

155  — (Hammad ibni Ebi Süleyman)  : Ebu İsmail, fukahanın bii-yüklerindendir. Küfede İmamı âzamin üstazı idi. İlmi fıkhı,  Enes ibni Mâlikden, hadisi de İbrahim Nahaiden ahz etmişti. Vefatı (120) tarihine müsadiftir.

156  — (Hammad ibni Nu'man)  : İmamı âzam, Ebu Hanife hazretlerinin oğlu bulunan bu zat, fakih, müteverri bir âlim idi. Küfede kadılık etmiştir. İmam Ebu Yusuf tabakasında bir fakih idi. (176) tarihinde vefat etmiştir. Oğlu İsmail dahi, fukahadan idi. Basra'da kadı bulunmuştu.

157 — (Hammad ibni Seleme) : Basralı fakih bir zattır. A'ma olduğu anlaşılıyor. Ubeydulİahibnülhasen demiştir ki: llm isterseniz onu iki a'madan isteyiniz ki, biri Hammad ibni Zeyd, diğeri de Hammad ibni Se-lemedir. (167) tarihinde vefat etmiştir.

158— (Hammad ibni Zeyd) : Ebu İsmail, Celâleti kadre mâlik, Basralı bir âlimdir. Muhammed ibni Şirinden, Amr ibni Dinardan vesaireden ilm ahz etmiştir. Kendisinden de Sevrî, İbni Uyeyne, İbni Mübarek gibi yüksek fakihler rivayette bulunmuşlardır. Zamanında Basranm imamı idi. Sika, fakih bir zattır. (98) tarihinde doğmuş, (179) senesinde Basrada vefat etmiştir.

159 — (Hemmam ibni Haris) : İbni Kaysinnahaî, Kûfeli fakih, sika, âbid bir zattır. (65) tarihinde vefat etmiştir.

160  — (Hamevî Ahmed) : İbni Muhammedil'hanefî    fukahadan bir zattır. İbni Nüceymin (Eşbah ve nezair) adındaki kitabına (Gamzü uyu-nilbesair alâ mehasiniFeşbahi vennezair) adile bir şerh yazmıştır. Vefatı (1098) tarihine müsadiftir.

161 — (Humeyd Ebu ibrahim)  : Aşerei mübeşşereden Abdurrahma-nibnü Avf hazretlerinin oğludur. Validesi Ummi Gülsüm, Osman ibni Af-fan hazretlerinin ana bir kızkardeşi idi. Muhterem   babasından ve ibni Abbas ile Ebu Hüreyre gibi daha birçok sahabei kiramdan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Zührî gibi birçok tcbiîn rivayette bulunmuşlar-

162  — (Hişam ibni Yusuf) : Ebu Abdirrahmarus'sananî : Aslen evlâdı Fürsdendir. San'ada kadı bulunmuştu, Yemen fukahasının en büyüğü ve en ziyade hıfz ve itkan sahibi sayılmaktadır. (197) tarihinde vefat etmiştir. Sahihi Buharîdeki rüvatı kiramdandır.

163  — (Haskefî Muhammedübnü Ali)   : Alâüddin, âlim, fakih, mu-haddis bir zattır.. Babasından ve İmam  Muhammedül'mehasiniden  ilm tahsil etmiş, Remle'ye giderek Hayrüddini Remlî'den fıkıh okumuş, Kudüs'e ve Hicaz'a gitmiş, Dımışk niüftiliğinde bulunmuştur. (îfzatül'ehvar alâ üsulil'menar),  (Eddürrül'muhtar fî şerhi     tenviril'ebsar), Eddürül'-münteka fî şerhil'mülteka) adındaki kitapları meşhurdur.  (1025)  tarihin de Dışırkta doğmuş, (1088) senesinde yine Dımışkta vefat etmiştir. «Hıs-nı keyfa» ya mensuptur ki, Diyarbakır havalidindedir.

164 — Huzeyfetübnül'yeman) : (Ebu AbdillâhiFansî, sahabei kiramdandır. Babası ile beraber müslüman olup Medinei Münevvereye hicrette bulunmuşlardı. Babası Yeman Hazretleri, Uhud gazvesinde bir yanlışlık eseri olarak müslüman kuvvetleri tarafından şehit edilmiş, kanını onlara hibe eylemiştir. Huzeyfe hazretleri, Resuli Ekremin mahremi esrarı idi. Fahri âlem efendimiz, kıyamete kadar zuhur edecek fitnelere, büyük hâdiselere dair kendisine haber vermişti. Münafıkların kimlerden ibaret olduğuna vâkıf idi. İran fütuhatında bulunmuş, Hemedan, Rey Dinever beldelerini fethetmiş, Cezirenin fethinde bulunmuş, Hazreti Ömer tarafından Medain valiliğine tayin olunmuştu. Her ne isterse    kendisine verilmesi Hazreti Ömer tarafından emrolunmuş olduğu halde o sade halini asla değiştirmemiş, sade bir tarzda yaşamaktan vaz geçmemiş, kendi yiyeceğile atının yeminden başka bir şey almamıştı. Bilâhare Hazreti Faruk, onun böyle fakirane bir halde yaşadığını görünce boynuna sarılmış, «Sen benim kardeşimsin, ben de senin kardeşinim» demişti. (36) tarihinde Medainde vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

H =c

165 — (Haher zade)  :    Ebubekir   Muhammedübnül'huseynirbuharî Maveraennehr'deki Hanefî ulemasının büyüklerinden idi. (Ettecnîs), (El-mebsut) gibi müellefatı vardır. Bu zatın birçok fetva kitaplarında ismi yad olunur. Kadı Ebu Sabit    Muhammedül'buharînin hemşirezadesi idi. (433) de vefat etmiştir.

Bir de Haher zade Bedrüddin Muhammedübnü Mahmudil'gerderî var-

hadır.bir zattır. Künyesi Ebu Süleyman veya Ebulveliddir. Valdesi, «Lü-babetüssuğra» Ummülmü'minin Hazreti Meymunenin kız kardeşidir. Hazreti Halid, Hüdeybiye müsalahasından sonra müslüman olmuş, Mü'te gazvesinde, Mekkei Mükerremenin fethinde vesair gazalarda hazır bulunup tarafı nebeviden «Seyfullah» unvanına nail olmuştu. Kendisinden (18) hadisi şerif rivayet olunmuştur. Mü'te muharebesinde üç bin islâm mücahidile Romalıların yüz bin kişilik ordusunu mağlûp etmişti. Yema-mede de Müseylimetülkezzab gailesini bertaraf ederek irtidat hareketlerini akim bırakmıştır. Birçok yüksek menakibi vardır. Cihad meydanında şehid düşmeyip de hastalık yatağında vefat edeceğinden dolayı çok müteessir bulunmuştu. Vefatından dolayı Hazreti Ömer vesair müslü-manlar pek ziyade mahzun olmuşlardı. Vefatı (21) tarihinde Humusda veya Medinei Münevverede vukubulmuştur. Radıyallahü tealâ anh.

168 — (Harice İbni Zeydil'ensari)  : Sahabei kiramdan Zeyd ibni Sabit hazretlerinin oğlu olan bu zat, tabiînden ve Medinei Münevveredeki fukahai seb'adan bulunmuştur. Tevsiki ve celâleti kadri hakkında ittifak vardır. (100) tarihinde yetmiş yaşında olduğu halde Medinei Münevverede vefat etmiştir.

169 — (Hılâs ibni Amril'heceri) : Tabiînden ve muhaddislerden Bas-rah bir zattır, tmam Aliden, Ebu Hüreyre'den, ibni Abbasdan vesair bazı sahabei kiramdan hadis rivayet etmiştir, kendisinden de Malih ibni Dînar, Katade gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır.    Sikadır, fazıl bir zattır. Yüz tarihinden evvel vefat etmiştir.

170  — (Halil ibni Ishâkı Maliki)  i Ebul'nievedde ziyaüddin. Mısırlıdır, Mâlikî mezhebinin kudretli âlimlerinden biridir, faziletile, diyanetile meşhurdur, «Şeyhuniyye» de tedris ile, ifta ile meşgul olmuştur. Fıkhı Malikîden (Muhtasarı Halil)  adındaki eseri pek muteberdir, üzerine müteaddit şerhler, haşiyeler yazılmıştır. Bu eser italyanca tercümesile beraber Avrupada tab edilmiştir. Vefatı (867) tarihine müsadiftir.

171__ (Hassaf Ebubekr) : Ahmed ibni Ömer, Hanefî fukahasından

meşhur bir zattır. Fazıl, muhasib, arif bir âlim idi, elinin kazancile keçi-nirdi. Şemsül'eimmetil'halvaî demiştir ki: «Hassaf, ulûm sahasında büyük bir kişidir, kendisine iktida sahih olan kimselerdendir.»

Hassaf. Emirül'müminm Mühtedî için (Kitabül'harac) ı tasnif etmiş-

F: 24

[»sı uuu Auaıııan; : Munammed ibni Abdillah, Maliki fu-kahasındandır. Mısırda «Ebu Hıraş» karyesine mensuptur. Aliyyülüchûrî, Ibrahimül'lekanî ve kendi pederi Abdullahil'hırşî gibi zatlardan ilm ahz etmiş. Ezher Mesihatine ilk tevellî eden zat kendisi bulunmuştur. Cami Ezherde verdiği derslere Malikîler büyük bir tehalük gösterirlerdi. Ebüz-ziya Halilin Muhtasarı üzerine bir şerh yazmıştır. (1010) da doğmuş, (1101) tarihinde Kahirede vefat etmiştir.

173 — (Hayseme ibni Abdirrahman) : Kûfeli fukahadan sika bir zat-' tır. Hadis rivayet ederken irsalde bulunurdu, yani râvîlerden bazılarını zikr etmezdi. Yüz seksen tarihinden sonra vefat etmiştir.

174  — (Hızır Bey)   : Kadı Celâlüddinin oğludur Sivrihisarda neşet etmiş, Bursada müderris olmuş, îstanbulun fethinde Istanbulun ilk kadısı bulunmuştur. Fakih, ulunu garibeye aşina bir zat idi. Molla Fenarîden fıkıh ahz etmişti, kendisinden de Hace zade Muslihüddin, Hatib zade Şem-süddin gibi meşahir ders almışlardı. Akaide dair olan manzumesi meşhurdur. «Kasidei Nuniyye» denilen bu manzumeyi tilmizlerinin en mümtazlarından olan Şemsüddin Ahmed Hayalî şerh etmiştir. (810) tarihinde doğmuş,   (863)   senesinde îstanbulda vefat edip Zeyrek civanndaki bir makbereye defn edilmiştir.

1

175 — (İmamı Âzam Ebû Hanife)  : Nûman ibni Sabittilkûfî, bütün islâm âleminin en büyük müctehidi olan bir zattır. Velâ itibarile nisbeti «teymî» dir. Silsilei nesebinde müteaddit kaviler vardır. Ecdadının İrak ahalisinden veya ensarı kiramdan veya ebnayı fârisden veya Horasanın Nesa beldesinden olduğuna kail olanlar vardır. Babası Sabit, çocukluğunda tmam Ali hazretlerine hizmet eaerek duasını almıştır. İmamı Azamîn künyesi «Ebu Hanife» dir. Bu zat, ya İraklılar arasında «Hanife» denilen bir diviti = yazı hokkasını daima istimal ettiği veya islâmiyyete kemalile müteveccih ve münkad bir zümrei müminînin manevî pederi makamında bulunduğu cihetle bu künyeyi almıştır. Yoksa kendisinin «Hanife» adında bir kızı bulunduğu tarihçe sabit değildir. Yalnız Hammad adında bir oğlu var idi

İmamı Âzam, Küfede doğmuş, orada neşv ve nema bulmuş, zamanı-

ıereK aogauruımuştu. tsu mezalimden nefsini kurtarmak için kaçıp Ha-remeynde mücavir kalmaya başlamış, nihayet Abbasiye hükümeti vücude gelince vatamna avdet etmiş, daha sonra Ebu Cafer Marısur halife tarafından Bağdad'a davet edilmiş, kendisine tevcih edilmek istenilen Kazıl'-kuzat mansıbını kabul etmediği için darp ve haps olunmuştur. Elli beş defa hac ettiği ve nihayet hapishanede mesmumen vefat eylediği mer-vîdir.

İMAMI AZAMIN MEŞAYİHt :

Nûman ibni Sabit hazretlerinin meşayihi, yani: kendilerinden ilm ve bilhassa hadis ve fıkıh ahz etmiş olduğu zevat, dört binden ziyadedir. Bu hal, başka zevata nasib olmamış gibidir. İmamı Şafiî hazretlerinin yalnız seksen şeyhi var imiş. Vakıa İmam Muhammedi Buharî gibi bazı eazımm binlerce şeyhi vardır. Fakat bunlar meşayihi hadistir, bunların her halde birer büyük âlim olmaları lâzım gelmez. Meşayihi fıkh ise her halde pek âlim zatlardan ibarettir. Bu cihetledir ki, bunların miktarı daha azdır.

Maahaza İmamı Âzamm ashabı kiramdan Enes ibni Mâlik, Abdullah ibnü Ebi Evfa, Sehlibni Sâidilensarî hazeratım da görmek şerefine nail olduğu rivayet olunuyor. Bu cihetle kendisi «tabiîn» dendir. Bu mazhariyet de dört büyük müctehid arasında kendisine hâs bir meziyet demektir. Onun zamanında sahabei kiramdan «Ebut'tufeyl Âmirülkûfî» de ber-hayat idi. Ashabı kiramdan en son vefat eden bu zattır. Vefatı Mekkei Mükerremede (102) tarihine müsadiftir. İmamı Âzamin bu zatı da göf>-müş olduğu mervîdir. Fakat bu zatlardan işitip rfvayette bulunmuş olmasında ihtilâf vardır.

İmamı Âzam, Hammed ibni Ebi Süleyman gibi ekâbirden fıkıh okumuş, Atâ, Nafî, Katade, Ebu İshak, Amr ibni Dinar, Hişam ibni Urve, Adiyyibni Sabit gibi eazımdan da hadis ahz etmiştir. Kendisinden de Vekî ibni Yezid, Ebu Âsim, Abdürrazzak, Ebu Nuaym, Abdullah ibni Musa, Ebu Abdirrahmanil'mukrî gibi birçok meşahir hadis rivayet etmişlerdir.

İmamı Azamdan fıkıh ahz eden zevat ise pek çoktur. Bahusus İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ibni Hasen, Züferibni Hüzeyl, Hasen ibni Ziyad, Vekî, Abdullahil'mübarek, Davudi Tâî, Âfîye, Yusuf ibni Halid, Nuh ibni Meryem gibi her biri başlı başına bir müctehid olmak kudretini

ne müntehi olmaktadır. Şöyle ki: İlmi imamı Azam Ebu Hanıfe Hammad-dan, o da îbrahimi Nahaîden, o da Alkarna ile Esvedden, bu ikisi de imam Ali ile Abdullah ibnü Mesuddan, bunlar da bizzat Resuli zîşan efendimiz hazretlerinden ahz ve telâkki etmişlerdir.

İMAMI AZAMIN İLMİ TEFSİR VE HADİSEDEKİ MEVKİİ   :

İmam Âzam Ebu Hanife hazretleri, müfessirlerin ikinci tabakası ri-caiindendir. Kuranıkerim âyetlerin ihtiva ettiği dinî mesail ve hakayıki anlamak ve anlatmak kudreti en ziyade müctehidlerde tebarüz etmektedir. Bu cihetle Hazreti imam, «Üstazül'müfessirîn» unvanına bihakkın lâyıktır. Hangi bir âyeti celîlenin nassından, delâletinden, işaret ve iktizasından yüzlerce mesele istinbatına kadir olan bir büyük müctehidin en yüksek bir müfessir olduğunda kim tereddüt eder?.

Vakıa İmamı Âzam, tefsir hamile müstakil bir kitab yazmamıştır. Fakat, onun bütün içtihatları en evvel kitabüllaha istinat ettiğinden kendisinin en ziyade ahkâma müteallik âyatı furkaniyyeyi tefsir ve tavzih ile iştigal etmiş olması zarurîdir. Bu cihetle tefsirlerde münderiç itikada, ibadata, muamelâta dair binlerce meselelerin en büyük kâşif ve tercümanlarından biri de «imamı Âzam» olduğunda şüphe edilemez. Hele kendi mezhebine tâbi fukahanın vücude getirmiş oldukları tefsirlerde Hazreti imamın da şüphe yok ki, büyük bir hissesi vardır. Nitekim meşhur fakih Cessasın telif etmiş olduğu (Ahkâmül'kuran) unvanlı eseri bu cümledendir.

ilmi hadise gelince şüphe yok ki, imamı Âzam, bu hususda da pek mümtaz bir mevki sahibidir. Evet.. O, büyük bir mûhaddistir. Resuli Ekrem, sallâllahü aleyhi vesellem efendimizin ahadisi şerifesi, tulü eder etmez ziyaları bütün yeryüzüne yayılan güneş gibi az bir müddet içinde islâm âleminin her tarafını kaplamış, Hazreti imam da bu feyyaz menbadan bihakkın istifade etmiştir.

Dört bin kadar meşayihi bulunan, zekâ ve hafıza itibarile de harikalardan sayılan İmamı Âzamin hadis ilmindeki ihatai külliyyesini takdir etmemek lâyık mıdır?.

Hazreti imam, büyük bir müçtehid, yüksek bir münekkit ve pek ziyade müttekî idi. Binaenaleyh rivayet edilen şeyleri mühim bir intikada tabi tutar, kendisince sabit oîmıyan hadislere, haberlere, hadisi sahih hükmünü vermekten tevakki eder, kıyamete kadar payidar olmak üzere vücude getirdiği mezhebini bütün sahih hadisler üzerine tesis etmek is-

 

tasını takdir edememiş, o büyük imam ile ona tabi olanları «ehli rey» diye tavsif etmişlerdir.

Bir de «imamı Âzam zamanında ilmi hadis, Haremeynde ziyade intişar etmiş ise de Küfe gibi yerlerde o kadar intişar etmemişti. Binaenaleyh Jmamı Âzam, pek o kadar ahadisi şerifeye destres olamamıştır.» diyenler de vardır. Fakat bu iddiada da her vecihle doğru değildir. Bahusus imamı Âzam, senelerce Mekkei Mükerremede, Medinei Münevverede mücavir bulunmuş, bir nice muhâddislere müsahib ve mülâki olmuştur.

Ibni Haldun da «Mukaddime» sinde : «İmamı Âzam, hadislerin şu-iutı sıhhatinde teşeddüt göstermiş olduğu için onun yanında sahih olduğu sabit olan hadisler on yedidir.» demiştir ki, bu, büyük bir hafvedir. Bu söze aldanılmaması icap etmektedir. Nitekim (Elkavlül'fasl) da deniliyor ki, «imamı Âzamin rivayet ettiği ahadisi şerife on yedi değil on yedi kitab teşkil etmiştir ki, bunlardan her birine «Müsnedi Ebi Hanife» namı verilir. Bunlar Huffazı hadisden, ilmi hadise vâkıf zevattan birer cemaat, senetleri]» beraber iahric etmişlerdir. Bunların arasında İmamı Şafiînin «Sünen» ınuen, «Müsned» inden küçüğü pek az bulunr.

İmam Ebu Yusuf derdi ki: «Ben hadisi tefsir ve izah hususunda Ebu Hanifeden daha âlim bir zat görmedim.»

Yahya ibni Muîn de demiştir ki: Ebu Hanife, sika idi, yalnız hıfz etmiş olduğu hadisleri rivayet eder, hıfz etmediklerini rivayet etmezdi.»

İMAMI AZAMIN İLMİ FIKIHDAKt MESLEĞİ VE MEVKİİ :

Büyük müçtehid Ebu Hanife hazretleri mezhebi fıkhisini iki kısım edille üzerine tesis etmiştir. Edillei asliyye, edillei fer'iyye.

Edillei asliyye, kitab, sünnet, icma ve kıyasdır. Bu mezhebde herhangi bir meselenin hükmü şer.'îsini tayin için evvel: Kitabüllaha müracaat edilir. Şairi mübîn olan Allah tealânın kendi kitabı keriminde sarahaten veya delâleten beyan buyurduğu ahkâm vecihle amel olunur. Sonra şer'i şerifin naşir ve mübelliği olup her sözü, vahyi ilâhînin «gayri metlüv» denilen diğer bir tecellîsinden ibaret bulunan Hazreti Peygamberin sözlerinden, fiillerinden ve takrirlerinden ibaret olan süneni seniyyelerine müracaat edilir. Bunlardan başka bir hadise, dinî bir mesele hakmda ashabı kiramın, müctehidîni izamın ittifak ve icmaı var ise, ona da müracaat lüzumu tahakkuk eder. Şayed hükmü, kitab ile, sünnet ile veya icma ile sarahaten sabit olmıyan bir hâdise karşısında kalınırsa o zaman da kıyası fukaha denilen delile müracaat olunur.

Edillei fer'iyyeye gelince bunlar da kitab ile sünnete veya icmaa muhalif bir vaziyet husule getirmiyen ve meşruiyyeti bu üç esasdan biri-

muaıemu, nutmet ve masıanat Kavaıaıne uygun Bulunmuştur, üu cihetle mezhebi Hanefî, islâm hukuk müesseselerinin pek mümtazlarından biridir. Bu mezheb fukahasma «ehli rey», «ehli kıyas» denilmesi, mücer-red bir ıstılahtır. Yoksa bu mezhebde bazı hükümlerin mücerred reyi şahsiye ibtina ettirilmiş olması, asla iddia edilemez. Hattâ denilebilir ki, mezhebi hanefî, ahadisi şerife için diğer mezheblerden dana ziyade bir tatbik sahası açık bulundurmuştur. Bu hakikat, usuli fıkıh kitablanndan pek güzel anlaşılır.

Meselâ: Mezhebi hanefîde fakih ve müctehid olan bir râvînin, naklettiği bir hadisi şerif, kıyasa tercih olunur, velev ki, kıyasa muvafık görülmesin. Mezhabi malikîde ise, kıyasa muhalif olan hadis, kabul olunmaz, kıyas tercih edilir..

Kezalik : bir hüküm hakkında ashabı kiram arasında ihtilâf bulunsa îmamı Âzam, bunlardan kendi içtihadına muvafık olanı alır, onunla amel eder. imamı Şafiî ise böyle ihtilaflı rivayetleri mamulün bih olarak kabul etmez.

Kezalik : haber ile kıyas arasında cem ve telfikleri kabil olmıyacak surette tearrüz bulunsa Hanefî mezhebine nazaran mutlaka haber takdim olunur. İmam Şafiî ile İmam Ahmed de buna kaildir. İmam Malîke isnad edilen bir kavle göre ise kıyas tercih edilir. Bundan dört haber müstesnadır ki, onlar kıyasa takdim edilmiştir.

Hanefiyenin ekâbirinden olan Fahrülislâmı Pezdevî diyor ki: «Râvî, Hulefai Raşidîn gibi müctehidlerden ise onun haberi her halde kıyasa takdim olunur. Şayet yalnız zapt ve adaletle maruf olur da fekahet ve içtihat ile meşhur bulunmazsa asi olan, yine haber ile amel olunmaktadır. Meğer ki, bu haber, bilûmum kıyaslara muhalif olsun, o halde rey ve kıyas tarikleri büsbütün münsed olmamak için bu haber terk edilir.

Görülüyor ki, Hanefî mezhebinde reyden, kıyasdan evvel müracaat edilen esaslar, kitabullah ile sünneti nebeviyyeden ve icmaı ümmetten ibarettir. Bu hakikati isbat için İmam Tahavînin (MeaiûT asarı ile sair Hanefî imamlarının telif etmiş oldukları «Müsned» ler vesair eserler kâfidir.

İmamı Âzamin içtihadım İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed gibi yüksek tilmizleri cem ve zapt etmişlerdir, imamı Âzamin ilmi tevhid hakkındaki nezih itikadım da (Elfıkhül'ekber) adındaki eseri göstermektedir ki, bunu, «Ebu Mutıi Belhî» rivayet eylemiştir. O büyük imamın birçok ahadisi şerifeyi cami olup (Müsnedürimamü'âzam Ebi Hanifeten'nûman)

mütebakisi de muamelâta ait olmak üzere üç yüz bin mesele vaz ve tesbit eylemiştir. Bu hususta yalnız ilâhî, kudsî me'hazlerden müstefid olmuş, ulviyyeti karşısında nezih ruhları titretecek olan metîn bir kalb ile sarsılmaz bir irade ile hakka sarılmış, hukuk âleminde muhalled bir nam kazanmış, müslümanlann sinei tebcilinde kendisine ebedî bir ihtiram mevkii temin etmiştir.

İMAMI AZAMIN MÜCTEHİDLER ARASINDAKİ MEVKİİ :

İmam Ebu Hanife hazretleri, bütün ehli sünnet tarafından tebcil edilen dört büyük müctehidin birincisidir. Gerek kıdem itibarile, gerek mezhebindeki vüsat ve azamet itibarile ve gerek kendi fıtratindeki ulviyet ve celâlet cihetile bu birinciliği bihakkın ihraz etmiş, «İmamı Âzam» denilince yalnız kendisi hatırlara gelmekte bulunmuştur..

Vakıa islâmiyetin ilk feyyaz asırlarında tabiîni kiram vesaire arasından birçok büyük müetehidler zuhur etmişti. Fakat bu zatların usuli ic-tihadiyesi ve içtihat ettikleri mesail, lâyıkile zaptedilememiş, kendilerine tabi olanlar da az bir zaman içinde münkariz olduklarından onların mezhepleri devam edememiş, yalnız kendilerinin mübarek isimleri (Tabaka-tülmüctehidîn) i tezyin etmekte bulunmuştur, letihad etmiş oldukları bazı meselelerde bu dört müctehidin tabileri tarafından yazılan kitaplar da münderiç bulunmaktadır.

İmamı Âzam, ıctihad sahasında emsalsiz bir tarik vücude getirmiş, içtihadını pek mükemmel, muhalled esaslar üzerine kurmuş, daha hayatta iken kendi içtihadına tabî yüzlerce yüksek âlimlerin yetiştiğini görmüştür. Vefatından sonda da onun içtihadına tabi her asırda binlerce fukaha yetişmiştir.

Hanefî mezhebinin ne derecelerde her tarafa intişar etmiş olduğunu anlamak ve islâm âleminde vaktile husule gelip bugün tarihe karışmış olan ilm-ü irfan, ve hukuk tecellisini de hazin hazin düşünmek için (Ke-vakibi Muzia) dan naklen şunu kaydedelim: «Vaktile Semerkande tabi Hakirdir kasabasında bir mezarlık var idi ki, buna «Türbei Muhamme-dîn» denirdi. Burada her birinin ismi Muhammed olmak üzere Hanefî fu-kahasından telifat sahibi dört yüz âlim medfun bulunuyordu. Bunların hepsi de mezhebi hanefî üzere fetva vermiş, kitab telif etmiş, tedris ile meşgul olarak nice tilmizler yetiştirmişlerdi.»

-----—j_„, ..?«..?„.,.w», hu  anın uıau iuiiui uiuuareK aıyor ki: «iiidu

Hanife, nasın en büyüğüdür, en fakihidir, ondan daha fakih kimse görmedim, bütün fazail hususunda Allah tealâhın âyetlerinden bir âyet idi.»

Pek büyük muhaddislerden olup Bağdatta hadis tedris ederken başında yetmiş bin kişi toplanıp istifade eden ve (206) tarihinde vefat etmiş bulunan Yezid ibni Harun da «Hanefî kitaplarına bakmak caiz midir?.» tarzındaki bir suale cevaben şöyle demiştir: «Gidiniz, o kitapların mütaleasından müstefit olunuz. Bu hususun kerahetine kail olan bir fakih görmedim. Hattâ işittim ki, Süfyanı Sevrî bile bir hiyle ile Ebu Hanife-den Kitabürrihni alarak bir nüshasım yazmış.

Yine ibni Hânına sorulmuş, «Sizin yanınızda îmam Malikin reyimi daha makbuldür, yoksa Ebu •Hanifenin reyi mi?» Cevaben demiş ki: «İmam Mâlikin hadislerini zapt eyleyiniz, çünkü hadislerin râvîlerini temyiz ve intikat eder. Fıkıh ilmi ile Ebu Hanife ile eshabına mahsus bir sı-naati celîledir. Onlar, sanki bunun için yaratılmışlardır.

«İmamı Âzam, nasıl bir zatür?.» diye îmam Mâlike sormuşlar, o da şöyle cevap vermiştir: «Ben onu öyle gördüm ki, şu direk altındır diye iddia etse bu iddiasını isbat için hüccet ikamesine kadir olurdu.»

Şafiî fukahasından, muhaddis, «îbni Hacer» in (El'hayretülhısan fî fazailin'numan) adındaki eserinde şöyle yazılır: «Abdullah ibnülmübarek demiştir ki: «Ben bir gün imam Mâlikin yanında idim, imam Ebu Hanife teşrif ettiler, imam Mâlik, onu Meclisin sadrına oturttu. Hakkında pek ihtiramda bulundu, gittikten sonra da bize hitaben dedi ki: Bu zat, «Ebu Hanife» denilen «Numan ibni Sabit» dir ki, «Şu direk altındır» dese filvaki dediği gibi çıkar, ilmi fıkhın dakik meselelerini çıkarmak kendisine gayet kolay bulunmuştur. Herkesin hayrette kaldığı meseleler hakkrjia külfetsizce doğru hükme muvaffak olur.»

Yüksek âlim, Zahidül'kevsermin (Akvemülmesalîk) adlı eserinde yazılı olduğu üzere «Deraverdî» demiştir ki: «Ben imam Mâlikten işittim, diyordu ki: Benim yanımda Ebu Hanifenin fıkmdan altmış bin mesele vardır.»

Filhakika imam Mâlik hazretleri, Hanefî fıkhına p<?k mükemmel muttali olmuş, belki de ondan birçok mülhem bulunmuştur. Nitekim ismail ibni Ishak demiştir ki: «îmam Mâlik, çok kerre meselelerde Ebu Hanifenin kavline itibar ederdi.»

kamcaya Kaaar du naı üzere devam ettiler.»

îmam Şafiî hazretleri de demiştir ki: «Bütün nâs, fıkıh hususunda Ebu Hanifenin ıyalidir, — yani: onun sayesinde barınmaktadır — Ben ilmi fıkha ondan daha ziyade vâkıf bir zat bilmiyorum.»

îmam Ahmed ibni Hanbel hazretleri de, İmamı Âzam hazretlerini pek çok anar, rahmetle yad ederdi, uğradığı mihnet günlerinde ağlar, o büyük imamın kadılığı kabul etmediğinden dolayı hapsedilmiş, doğulmuş olduğunu düşünerek müteselli olmıya çalışırdı.

İMAMI AZAMIN HAYATINA, SECİYESİNE, METANETİ AHLA-Ktl ESİNE BİR NAZAR :

Ebu Hanife hazretlerinin menakibine dair yüzlerce kitap yazılmıştır. Onun nezih hayatı, diyaneti, zühdü tekvası, yüksek ahlâkı, harikulade ilim ve zekâsı herkesçe malûmdur. Biz bu hususta teberrüken birkaç şey kaydetmekle iktifa edeceğiz.

«Elkevakibüd'dürriye» de deniliyor ki: «Harunürreşid, İmam Ebu Yusüfden îmamı Âzamin ahlâkım tavsif etmesini istemiş, îmam Ebu Yusuf de: ( ^Şj «,J y\ Jy ^ Jüt U ) âyeti celilesini okuduktan ye her söyliyenin lisanına Cenabıhakkın habîr bulunduğunu söyledikten soma şöyle demiştir: îmamı Âzam, Haktealânın haram kıldığı şeylerin yapılma sim şiddetle men'e çalışırdı, dini ilâhî hakkında bilmediği bir şeyi söylemekten pek tevakki gösterirdi. O isterdi ki, daima Hakka itaat olunsun, isyan olunmasın, çokça sükût eder, daima tefekküre dalar, geniş bir ilim sahibi bulunurdu. Ne miksar idi, ne de faidesiz lâkırdı söylerdi, istenilince ilmini, malım ziyadesiyle bezi ederdi. Kendi hakkında ise nâsdan müstağni bulunurdu, hiç bir kimseyi hayırdan başka bir şey ile anmazdı.»

Bunun üzerine Harûnı Reşid, «Bu. hasletleri yaz» diye kâtibine emretmişti.

Zehebî merhumun «Tezkiretülhuffaz» mda da deniliyor ki: «Ebu Hanife, imam, müteverri, âlim, müteabbit, kebirüşşan bir zat idi. Sultanın atiyyelerini kabul, etmez, belki ticaretle uğraşır, kazanırdı.»

Filvaki, Hazreti imam, bir müddet bezzazlıkta bulunmuş, sonra bazı zevata sermaye vererek ticaret için etrafa göndermiş, hâsıl olan kâr ile hem kendisi geçinmiş, hem de başkalarına yardım etmiştir.

îmamı Âzam hazretleri, son derece müteverri idi, belki bir hükümde kusur ederim diye kadılığı kabul etmemişti. Maamafih bu kadılık meselesinde biraz tevakkuf etmek ister.

muazzam bir vazıleyı deruhte eden bir zat için emri kaza ile bağlanarak ilim ve ictihad sahasındaki mesaisini kısmen olsun sekteye uğratmak muvafık olamazdı. Buna rağmen kadı olması için hem Emevîler, hem de Abbasîler tarafından ısrar edilmişti. Acaba bu ısrarın ne gibi saikleri vardı, binlerce âlimlerin mevcut bulunduğu bir zamanda böyle bir zatın kadılık vazifesini kabule icbar edilmesi neye hamlolunabilir?.

Bu hususta bazı tarihî malûmat ve mütaleat vardır. Bunların bir kısmını hulasaten kaydedeceğiz:

Deniliyor ki: imam Âzam, zamanesinin bütün icraatına, adalet ve hakkaniyet nurlarına ma'kes olan bir nazarla bakıyor, istediği şeraiti göremediğinden münf ail bulunuyordu. Bunu hisseden ve bir vehme kapılan idare adamları ise o büyük zatı muaheze etmek, başındaki cemiyeti dağıtmak için bahane arıyor, ona kabul edemiyeceği bir vazifeyi teklif ediyor, imtinaını vesile ittihaz ederek hakkında eziyette bulunuyorlardı.

Hattâ deniliyor ki: tmamı Âzam, ne Emevîlerin idaresinden, ne de Abbasîlerin idaresinden memnun değildi. Zemahşerînin nakline göre İmamı Âzam, Emevîlere karşı kıyam etmek isteyşn Hazreti Zeynel'âbidînin oğlu Zeyde müteveccih idi, ona yardım ediyordu. Bu cihetle ibnü Hübey-renin işkencesine maruz kalmıştı.

Fakat Zemahşerînin bu rivayetini — Ebu Hayyanın Bahri muhitinde dediği gibi — ihtiyatla telâkki etmelidir. Zemahşerî, Mekkei Müker-remede «Zeydiyye» rüesasının yanında mücavir bulunmuş olduğu için onlara bir cemile olmak üzere böyle bir isnatta bulunmuş olabilir.

Vakıa «Vefeyatül'âyan» da denildiği üzere ibni Hübeyre, İmamı âzami, kadılığı kabul etsin diye hapsetmiş, onun ademi kabuldeki ısrarını görünce sebilini tahliye eylemiştir.

Sonra deniliyor ki İmamı âzam, Abbasîler devrinde de Hazreti Ali'nin ahfadından Muhammed ve İbrahim'e mütemayil idi. Ebu Caferil'-mansur, bu sebebden dolayı İmamı azama husumette bulunmuştur. Halbuki bu iddia doğru görülemiyor. Çünkü Ebu Cafer, Muhammed ile İbrahim'i yüz kırk tarihinde takibe başlamış, bunları elde edemeyince babalarım o tarihte hapsetmiş idi. İmamı âzam ise bu tarihte meydanda idi, ona asla dokunmamıştı. Artık onu beş sene sonra kaza bahanesile mua-haza etmesi pek müstebaddır, Ebu Cafer ise işini vaktile görürdü, fırsatı fevt etmezdi, uyumak onun tabiatinden değildi. Binaenaleyh o muhte-

dı olacak zatın da İmamı âzam gibi büyük bfr müctehid olması münasip görülmüştü. O büyük müctehidin bu hizmeti kabulden istinkâfi ise Ebu Caferin inkisarı hayaline sebebiyet verecek bir mahiyette idi, işte bu halin verdiği bir hiddet saikasile Ebû Cafer, o itisafa cüret etmiş oldu.

«Ebüşşeyh» de tarihinde şöyle bir şey naklediyor: «İmam Züfer demiştir ki: Ebu Hanife hazretleri Abbasiye devletinin ilk müessisi olup Ebu Caferin biraderi bulunan İbrahim Seffah zamanında aleyhlerine alenen söylenip duruyordu. Ben kendisine: galiba bizini! boynumuza iplerin takılmasından başka bir şey ile hoşlanmayacaksın?, demiştim. Aradan çok geçmeden Mansur tarafından gelen bir mektupta İmamı âzamin Bağ-dada gönderilmesi emrelunuyordu. Sabahleyin veda için ziyaretine gittim, kendisini bir katıra bindirilmiş buldum, yüzü tagayyüre uğramış bir halde idi. Bağdada alıp götürdüler, on beş gün daha yaşadıktan sonra mesmumen vefat etti.»

Bu rivayetler doğru ise bunlar cereyan eden gayri meşru muamelelere karşı Hazreti İmamın muğber, münkesirül'hatır olduğunu gösterir, yoksa onun bilfül muhalefete kıyam etmesini ispat edemez. Zaten öyle vaktini ilm ve irfana, içtihada hasretmiş olan bir zattan başka türlü hareket de beklenemez. Seffanın Emeviyye hanedamndan yüzlerce masum inşam haksız yere öldürdüğü, hattâ bir ziyafet esnasında altmış yetmiş inşam pek feciâne. bir halde katlettirdiği rivayet olunuyor. İşte İmamı âzamin bütün teessürleri bu gibi hallere ait olsa gerektir. Eğer devrinin ricali, munsıf olsalardı, eğer yalnız kendi şahıslarım, kendi fânî devletlerini düşünmeyip de idareleri altında bir vediatullah olarak bulunan halka karşı hayrıhah bulunsalardı, eğer âmmenin selâmetine matuf ahkâma riayet edecek bir kabiliyet gösterselerdi İmamı âzam gibi zevatın tenkitlerini hüsni telâkki eder, bundan bir intibah dersi alır, bu sayede adalet ve istikamet yolunu takip etmiş olurlardı. Bunun mükâfatı olarak da tarihte güzel bir nam bırakır, meşkûr hizmetlerinin hakikî semerelerini dünyada da ahırette de görürlerdi.

Yoksa İmamı âzam hazretleri, emre mutî, ihtilâl fikrinden beri, son derece dünyadan müctenib bir zat idi. «Nasribni Muhammed» den rivayet olunuyor ki: «İmamı âzam, bir müddet fetva vermekten nehy edilmişti. Oğlu Hammad, bazı meseleler sormuş, cevap alamayınca: bizi burada kimse görmüyor, cevap verseniz ne lâzım gelir?.,    demiş, Hazreti

Hamevî diyor ki: «İmam Malik hazretleri şöyle demiştir: «Ebu Cafer, geçmiş âlimlere vesaireye dair söz açtı, kendisini nasın ahvaline nâsın en âlimi buldum. Sonra ilme, fıkha dair söz açtı, kendisini nâsın ittifak ve ihtilâf etmiş oldukları şeylere nâsın en malûmatlısı buldum.»

«Ebu Cafer, imam Mâlike Müvettayı yazdırmış, tabiiyyata, felekiy-yata ait kitapları cem ederek bunları ehliyetli kimselere tercüme ettirmiş. Tarih kendisile iftihar eder, ancak imamı âzamin hapishanede vefatım tarih, Mansur için kusur saymıştır. Mansur, îmamı azama muadil bir iffet, vera' sahibi bulamadığından onu Bağdada kadı tayin etmek istemişti. İmam ise kendisine bir günah lâhık olur korkusile bundan kaçındı. Artık Mansur, onu hapsettirdiği kadılığı kabul etsin, o muhterem zat ise hapishanede vefat etti.»

«Halife Mansur, İmamı âzam kadılığı kabul etmeyince onu başka bir zata tevcih etti, ve Hazreti Ömer'in Küfe kadılığına tayin ettiği zaman Musel'eşarî hazretlerine yazmış olduğu vasiyetname ile amel etmesini bu zata şart koştu, bu vasiyetnamenin birer suretini de sair belde kadılarına gönderdi.» Biz bu vasiyetnamenin bir tercümesini yukarıda yazmış bulunuyoruz.

Velhâsıl: İmamı âzam hazretlerinin kadri pek âlidir. Onun vücude getirmiş olduğu içtihat müessesesi, asırlardan beri İslâm âlemi için bir vesilei rahmet olmuştur. Onun mübarek namı da Müslümanların lisanında daima rahmetle, şükran ile yad olunmakta bulunmuştur. (80) tarihinde Küfede doğmuş, (İ50) tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Sultan Me-lekşahi Selçukînin veziri Şerefülmülk Ebu Sa'd Muhammed, İmamı âzamin Bağdat'ta bulunan kabri üzerine güzel bir türbe yaptırmış, sonra bu türbe, Osmanlı hükümdarları tarafından defaatla tamir ve tezyin edilmiştir. Elyevm bir ziyaretgâhtır. Rahmetullahi tealâ aleyh.

176 — (îmam Mâlik ibni Enes) : Ebu Abdullah, ehli islâmın mâbi-hil'iftiharı olan dört muazzam müctehidin ikincisidir. Yemen kabilelerinden «Beni Esbah» kabilesine ve Hımyerîlerden bir hükümdar hanedanına mensuptur. Medinei Münevverede doğmuş, orada neşvü nema bulmuş, o mübarek beldei tâhirenin ufuklarından senelerce bütün İslâm âlemine ilm ve hikmet nurlarını neşretmiş, yine o beldei münevverede ahırete irtihal etmiştir.

Ebubekir Hatibi Bağdadînin telif ettiği bir kitabdaki beyanına göre îmam Malikten rivayet eden zevatın adetleri de (993) kadardır. Kadı lyazın beyanına göre ise (1300) kadardır. Ezcümle Abbasî halifelerden Mansur, Mehdî, Hadî, Harunı Reşid, Emîn, Me'mun ve meşhur âlimlerden İmam Muhammedüşşeybanî, İmam Şafiî, Ebu Hâşim, Maîn ibni İsa, Yahya ibni Yahya, İbnülmübarek, Elkattan, ibni Veheb gibi zatlar, İmamı Mâlikten rivayette bulunmuşlardır.

İmam Mâlikin silsilei ilmiyyesi şöyledir: Mâlik ibni Enes, Rebiadan, Rebia da Enes ibni Mâlikten, o da Resuli Ekrem'den ilm ahz etmiştir.

Kezalk : Mâlik ibni Enes, Nafiden, o da ibni Ömerden, o da Resulûl-lah (salallahü aleyhi vessellem) den ilm ahz eylemiştir.

İMAM MALİKİN İLMİ TEFSİR VE HADİSDEKt MEVKİİ :

Mâlik ibni Enes Hazretleri, şüphe yok ki pek büyük bir müfessirdir. Kur'anı mübin âyetlerinden binlerce şer'î hükümleri istinbata muktedir olan büyük bir müctehid, elbette tefsir hususunda pek derin bir nüfuzu nazara maliktir. Hattâ kendisinin (Tefsirü garibil'kuran) unvanlı bir eseri de vardır ki, bunu kendisinden Halid ibni Abdirrahmanil'mahzumî, rivayet etmiştir.

Hadis hususuna gelince İmam Mâlik hazretleri, pek yüksek bir mu-haddistir, kendisinin sahihürrivaye bir hüccet olduğunda ümmetin ittifakı vardır. Telif etmiş olduğu (Elmüvatta) kitabı, hadis âleminde pek muteber, pek feyizli bir eserdir.

îmam Mâlik, Müvattayı kırk sene içinde vücude getirmiştir. Bidaye-ten dört bir kadar ahadisi şerifeyi ihtiva ediyormuş, bilâhare Hazreti imam, seneden seneye bunu telhis ederek Müslümanların ahvaline eslâh olan miktarını ipka etmiştir ki bin kadar hadisi şeriften ibarettir.

Başka zevat da (Elmüvatta) unvanile hadis kitapları yazmışlardır. Hattâ İmam Mâlike: «Sen Müvatta için bu kadar emek sarf ettin, halbuki şimdi başkaları da böyle Müvattalar vücude getirdiler» denilmiş, o da cevaben demiş ki, «Bu kitaplardan hangilerinin livechillâh telif edilmiş olduğunu elbette göreceksinizdir.» Filhakika diğer Müvattalardan birçoğu sanki kuyulara atılmış gibi görünmez bir hale gelmiş, yalnız Hazreti İmamın Müvattayı her tarafa intişar etmiştir.

 

ilimler, muhaddisler, müctehidler yetişerek kitaplar tedvinine başlamış, bu suretle vücude gelen içtihatlar, eserler ise îslâm milleti için- birer rahmet mahiyetinde tecellî etmekte bulunmuş olduğundan yalnız kendi kitabının düsturul'âmel tutulmasını muvafık görmemiştir.

İmam Mâlik hazretleri, hadisi şerif rivayet edeceği zaman abdest alır, yıkanır, temiz elbise giyinir, güzel kokular sürünür, saçma, sakalına intizam verir, vekar ve heybetle yerine oturur, hiçbir şey ile meşgul olmaksızın kemali tazim ile hadisi şerifeyi rivayete başlardı.

îmam Mâlik derse başlayınca pek çok tilmizleri etrafını sarar, rivayet ettiği hadisleri, meseleleri zapta çalışırlardı, islâm âleminin her tarafından yüzlerce zevat, Medinei tâhireye sefer ederk o büyük müctehidin meclisinde hazır bulunurlardı.

Celâlüddin Süyutî merhum, îmam Mâlikten hadis rivayet eden (993) zatın isimlerini heca hurufı sırasile (Kitabü tezyinü'memâlik bimenakibi seyyidina el'imamı Mâlik) adındaki eserinde kaydetmiştir.

îmam Mâlik hazretleri, hadisi şerif takrir ederken bir mesele zımnında   yüksek bir sesle bir şey   söylenecek olsa men   eder,    ly»y V )

( j5^)-* J> j»Ol>rfl âyeti celîlesini okur, Resuli Ekrem — spHâllahü aleyhi vessellem — efendimizin huzurlarında ref'i savt, memnu olduğu gibi onun mübarek ahadisi şerifesi okunurken de ref'i savtm muvafık olmıya cağına işaret ederdi. Hattâ bir gün Halife Mansur ile beraber Ravzai Mutahharayı ziyaret ederken Mansur, yüksek bir sesle konuşmak istemişti, Hazreti îmam, derhal bu âyeti celîleyi okuyarak Mansuru irşam etmişti.

ÎMAM MÂLİKİN İLMİ FffifflDAKÎ MESLEĞİ VE MEVKİİ :

Mâlik ibni Enes hazretleri, içtihadı fıkhîsini, kitabullaha, süneni ne-bevviyeye, icmaı ümmete, kıyası fukahaya, Medinei Münevvere ahalisinin ittifaklarına ve maslahatı mürsele, şeddi zerayî, denilen sair esaslara istinat ettirmiştir.

Şöyle ki: îmam Mâlik hazretlerinin mezhebi fıkhîsinde herhangi bir meselenin hükmü şer'îsinı tayin için Kur'anıkerîme, ahadisi nebeviyy'eye, ümmetin icmaına ve indellüzum kıyasa müracaat edilir. Ehli Medinenin ittifakları da icmadan başka, müstakil bir delil olarak kabul olunur. Çünkü onlar, Resulüllahın ef'al ve akvaline başkalarından daha ziyade vakıftırlar. Bunların ittifakları, seleften halefe intikal etmiş bir tarikati mes-nunedir.

 

hüküm verilir. Böyle hakkında şer'an açık bir hüküm bulunmıyan bir maslahat, başıboş bırakılmış, kendi haline salıverilmiş gibi bir durumda görüleceğinden bu cihetle kendisine rmaslahatı mürsele» adı verilmiştir. Bu delil, mezhebi hanefîdeki «iştihşan» delili mesabesindedir. (Usuli fıkıh kısmında mesalih mebhasine de müracaat!.)

«Şeddi zerayi» meselesine gelince bu da Mâliki mezhebinde bir delil oiarak kabul edilmiştir. Bu esas, şer'an memnu olan bir şeye vesile teşkil eden mubah fiillerin de men edilmesinden ibarettir. «Defi mefasid, celbi menafiden evlâdır.» Binaenaleyh inşam şer'an memnu olan herhangi bir şeye saik olacak şeylerden sakınılması icap eder. Velev ki o şeyler, haddi zatında memnu bulunmasın.

Bu esas, hanefî mezhebinde kısmen muteber ise de sureti mutlakada kabul edilmiş değildir.

Velhâsıl, îmam Mâlik hazretleri, müessesei içtihadiyesini bu gibi, esaslar üzerine kurmuş, pek makbui ve muhalled bir mezheb vücude getirmiş, îslâm hukuku sahasında, kendisine pek mümtaz bir mevki temin etmiştir.

İMAMI MALİKİN MÜCTEHİTLEK ARASINDAKİ MEVKİİ :

Mâlik ibni Enes hazretleri, pek büyük bir müctehiddir, ehli sünnet arasında ikinci asrı hicrîden beri kemali ittifak ile kabul edilmiş olan dört mezhebden birinin müessisidir. İmam Şafiî diyor ki: âiimler yad edilince îmam Mâlik bir yıldızdır, eğer îmam Mâlik ile ibni Uyeyne olmasaydı Hicazın ilmi söner giderdi.

Zehebî merhum, «Tabakatül'huffaz» da der ki : «îmam Mâlik de bir takım menakib toplanmıştır ki, bunların başkalarında böyle içtima etmiş olduğunu bilmiyorum: Uzun bir ömür, yüksek bir mertebe, parlak bir zihin, bir anlayış, pek geniş bir ilim, sıhhati rivayet, diyanet, adalet, süneni nebewiyyeye ittiba, fıkıhta, fetvada, sıhhati kavaidde takaddüm.»

îmam Mâlikin bu evsafı haiz olduğunda eimmenin ittifakı vardır. Hattâ îmam Mâlikin bulunduğu bir yerde başkaları tarafından fetva ve-rilerniyeceğini beyan için : (oalLditL> J^^ ) denilmiştir.

îmam Mâlik hazretleri, fetva vermekte acele etmeyi kerih görür, çok kerre «Lâedri = bilmiyorum» derdi ve «Cünnetürilmi lâedri - ilmin siperi, kalkanı bilmiyorum demektir» diye buyururdu.

 

hü tealâ aleyhi vessellem efendimiz hakkında pek büyük bir muhabbet ve hürmet beslerdi, Medinei Münevvere içinde* daima piyade olarak yürür, hiçbir vakit hayvana binmezdi. Halbuki büyük bir servete malikti, kapısında birçok kıymetli binek hayvanları bulunurdu. Bir gün imam Şafiî, bunun sebebini sormuş, o da şöyle cevap vermişti: «Bir mübarek belde ki onun toprakları içinde nebiyyi zişanın muhterem cismi medfun bulunmaktadır, ben orada nasıl olur da hayvana rakib olabilirim?.»

Hazreti Mâlik, Medinei Münevvereye büyük bir merbutiyet gösterirdi. Hattâ Harûnürreşid, kendisini merkezi hilâfet olan Bağdada davet edince: «Ya emîrelmü'minîn!. Resuli Ekrem, sallâllahü aleyhi vessellem, benden sonra bazı kimseler dünyayı tahsil için Medine'den çıkacaklardır, fakat bilseler kendileri için Medine daha hayırlıdır, buyurmuştur. Diğer bk" hadisi şerifte de: Medine habîs olanları kendi sahasından harice atar, bu-yurulmuştur, artık reva mıdır ki, ben bu mübarek beldeyi terk edeyim?.» diye mazerette bulunmuştu.

îmam Mâlik hazretleri, ilme büyük bir kıymet ve mevki verirdi. Hattâ Harûnürreşid, kendisine Müvatta kitabım okutmak için bu mübeccel imamı nezdine davet etmişti, cevaben dedi ki: «Yâ Emirel'müminin!. Bu ilim, senin mensup olduğun hanedanı nübüvvetten zuhur etmiştir. îlm, kimsenin ayağına gitmez, herkes ilme koşar gelir. Bir âlim, ilmini âmmenin gayrine tahsis etti mi, o ilimden ne havas, ne de avam müstefid olamaz.»

Harûnürreşid, oğulları «Emin» ile «Me'mun» u hadis dinlemek için İmam Mâlikin meclisine göndereceğini söylemiş, îmam da bunu şu şart ile kabul etmişti: «Evet., gönder gelsinler, fakat nerede yer bulurlarsa hemen orada otursunlar, yoksa biz halife zadeyiz diye halkın boyunlarına basarak meclisin sadrına geçmeğe çalışmasınlar.» Emin ile Me'mun, bu şart dairesinde hadisi şerif meclisine devama başlamışlardı.

îmam Mâlik hazretleri, pek vakur, mehib, metin, kanaatine muhalefetten müctenib bir zat idi. Mükrehen yapılan tatlik ile talâk vaki olmı-yacağına kail idi. Bu mesele, ikrah yolile yapılan sair yeminlerin de muteber olmadığım gösterir. (147) tarihinde Medinei Münevverede Emîr bulunan Ebu Caferil'mansurun amca zadesi «Cafer ibni Süleyman» a gammazlıkta bulunmuşlar, «îmam Mâlik, size yapılan bey'attaki yeminleri muteber tutmuyor» tarzında jurnalcilik yapmışlar, bundan kızmış olan Cafer ibni Süleyman, Hazreti îmama haber göndermiş, «Talâkı mükreh»

mışu.

Hazreti İmam. kırbaçlar vuruldukça :< j.J.: N ,,.'» »$J*\ .»•> )=r Ya-rabbü. Onları affet, çünkü onlar bilmiyorlar) diyordu. Nihayet bayılıp düşmüş, sonra ayılınca da: «Şahit olunuz, ben hakkımı beni döğene helâl kıldım» demiştir.

Halife Ebu Caferil'mansur, hâdiseden haberdar olunca Emir Caferi azl ve semerli bir deveye rakiben Bağdada celp etmiş, hakkında ceza verilmesi için îmam Mâlikten istizanda bulunmuştu. Hazreti İmam ise : «Hayır, ben onu af ettim, ben Resulûllaha karabeti olan bir zatın yevmi kıyamette hasmı olmaktan haya ederim» tarzında cevap vermişti.

Bu hâdiseden sonra halkın İmam Mâlike hürmet ve muhabbeti daha ziyade artmış, bütün İslâm âlemi kendisine teveccüh etmiştir. Hattâ deniliyor ki: Halife Mansur, ertesi sene hac mevsiminde İmam Mâlike mülâki olunca mazeret dermeyan etmiş, daha ertesi sene de veliyyi ahdi bulunan «Mehdi» Hicaza gelmiş, Hazreti İmamı ziyaret ederek derslerinde bulunmuştur.

Velhasıl: İmam Mâlik hazretleri, zîvekar, ulüvvi tab'a mazhar, ke-malât ile mücehhez pek büyük bir âlim, pek muhterem bir müctehid idi. (93) veya (95) tarihinde Medinei tâhirede dünyaya gelmiş, (179) senesinde yine o mübarek beldede vefat etmekle «Bakî» denilen makbereye defn edilmiştir. Rahmetullahı tealâ aleyhi.

177 — (îmam Şafiî) : Ebu Abdillah Muhamed ibni İdris, islâm âleminin mâbihil'iftiharı olan pek büyük bir müctehiddir. Eimmei erbaanın üçüncüsüdür ve onların arasında «Kureyşiyyünneseb» olmakla mümtazdır. Büyük dedesi «Safi» :gençliğinde Resuli Ekreme mülâki olmuştur. Onun babası Saib de Bedr gavzesinde Islâmiyeti kabul etmiş, muhterem bir sahabîdir. Validesine gelince o da İmam Hüseyin hazretlerinin hafidi Abdullahm kızı Fatımadır. Diğer bir rivayete göre «Ümmi Habibei Ez-diyye» dir.

İmam Şafiî, Şam beldelerinden «Gazze» de, diğer rivayetlere göre «Askalân» da veya «Yemen» de doğmuş, yetim kalmış, valdesi tarafından daha iki yaşında iken Mekkei Mükerremeye götürülmüş, orada neşvn nema bulmuş, bir aralık Medinei Münevvereye gitmiş, dostlarından bir zat, Harunı Reşid tarafından Yemen valiliğine nasb edilmiş olduğundan onunla beraber Yemen taraflarına gidip bazı memuriyetleri deruhte et-

F. 25

kadar oturmuş, nihayet (199) tarihinde Mısıra rıhlet ile Füstat beldesinde tavattun eylemiştir.

İMAM ŞAFÜNİN MEŞAYfifl :

imam Şafiî hazretleri, daha dokuz yaşında iken Kuranıkerimi ezberlemiş, daha pek genç iken Mekkei Mükerreme müftisi Ebu Halid Müslim ibni Halidden fıkh ahz etmiştir. Biraz sonra imam Mâüke mülâki olarak ondan da fıkıh ve hadis ahz eylemiştir. Daha sonra Iraka giderek imam Muhammedi Şeybanîye mülâki olmuş, ondan da fıkıh ahz etmiş, ve kadîm içtihatlarına ait olan (Kitabül'hucce) gibi eserlerini Irakta yazmıştır. Bu esnada imam Muhammedin kitaplarını okumuş, onları istinsah ederek mütalâasından müstefit olmuştur. Süfyan ibni Uyeyne, Abdülâziz ibnül'maçişûn gibi meşahirden de hadisi şerif ahz eylemiştir. Kendisinden de Imam Ahmed ibni Hanbel, Ebu Sevr ibrahim ibni Halid, Ebu îb-rahimü'müzenî, Errebî ibnü Süleymanil'müradî gibi birçok zevat rivayette bulunmuşlardır.

İMAM ŞAFİİNİN ÎLMİ TEFSİR VE HADÎSDEKİ MEVKİİ :

İmam Şafiî hazretleri, daha pek genç iken Arabm lisanına, eş'arına, eyyamına pek çok vâkıf bulunuyordu. Bu cihetle Kuranıkerimin lisanına bihakkın muttali idi. Ve kendisi Kuranı mübînin ahkâmına, dekayikine kemalile âşinâ, büyük bir müctehit bulunuyordu. Binaenaleyh onun kuvvetli bir müfessir olduğu aşikârdır.

Bu muhterem imamın âyatı kuraniyyeden ne kadar bir itina ve itidal ile ahkâm istinbatında bulunmuş olduğunu anlamak için «Kitabül'-ümm» e bakmak kâfidir.

ilmi hadise gelince Hazreti imam, hakikaten büyük bir muhaddistir. Daha yirmi yaşında iken îmam Mâlikin (Müvatta) kitabını kamilen ezberlemiş, o büyük müctehidin huzuruna girince bu mübarek kitabı baştan nihayetine kadar ezber olarak okumuş, gerek hıfzındaki mükemmeliyetle ve gerek lisanmdaki fesahat ve talâkatle imam Mâlikin takdirlerini, . teveccühlerini celbetmişti.

imam Şafiî, birçok muhaddislere mülâki olmuş, bahusus min veczin tilmizi ve min vechin şeyhi olan Imam Ahmed ibni Hanbel ile hadisi şerif müzakerelerinde bulunmuş, birçok hadiseler ile hafızasını tezyin etmiştir.

Fakat zamanının büyük bir kısmını tedrise, içtihada hasretmiş oldu-

senalarda bulunmaktadırlar.

Imam Ahmed ibni Hanbel hazretlerinin oğlu Abdullah demiştir ki: «Ben babama sordum ki, Şafiî nasıl bir zattır ki sen ona bu kadar çok dua ediyorsun?. Babam dedi ki: Oğlum!. Şafiî dünyalar için güneş, insanlar için afiyet mesabesindedir, bak. hiç bunların yerine kaim olacak bir şey var mıdır?.»

Ebu Sevr de demiştir ki: «Ben Şafiînin bir mislini görmedim, kendisi de kendisinin bir mislini görmüş değildir.»

İMAM ŞAFİİNİN FIKIHDAKİ MESLEĞİ VE MEVKİİ :

imam Şafiî hazretleri içtihatlarında kitabullaha, süneni nebeviyye-ye, icmaa, sahabei kiramın müttefekün aleyh olan kavillerine ve indel'-icap kıyasa istinat etmiştir. Ashabı kiramın ihtilaflı akvalini, istihsanı, maslahatı mürseleyi birer delîl olarak kabul etmemiştir. Şöyle ki:

imam Şafiî, fıkhî hükümleri evvelâ: kitabullahtan istinbata çalışırdı, aradığı meseleye dair kuranı" mübinde bir delil bulamazsa hadisi şerife, icmaa müracaat ederdi. Bunlarda da bir şey bulamazsa ashabı kiramın ittifak etmiş oldukları kavillerine müracatta bulunurdu. Münker olmı-yan ve rivayette töhmeti mucip bir cihet bulunmayan hadisi zaifi ve hadisi mürseli bile kıyasa takdim eylerdi. Şu kadar var ki haricî müeyyede-lerden birile teeyyüt etmeyen bir hadisi nıürsel ile amel etmezdi.

Kezalik : bir hâdise hakkında sahabei kiramdan muhtelif kaviller rivayet olunmakta ise bunlardan hiçbirini bir sened olarak kabul etmezdi. Çünkü kendi zamanında ashabı kiramın ak vali cem edilmişti. Bunlardan birçokları arasında ihtilâflar, teşettütler görmüş, birçoklarının aha-disi sahiheye muhalif düştüğünü anlamış, ,bu gibi hâdiselerde selefi ümmetin ne gibi ahadisi şerifeye müracaat ettiklerine vâkif bulunmuştu.

Kezalik : îmam Şafiî hazretleri, sair mezheplerde kabul edilmiş olan istihsanı da bir delil olarak kabul etmemiştir, Usuli fıkıh kısmında da beyan edildiği üzere istihsan, rey, kıyası hafî bazan «maslahatı mürsele» adile de yad olunur. Hakkında icaben ve selben bir delîli şer'î bulunmıyan bir hadisede meşakkat veya maslahat nazara alınıp ona göre hüküm vermekten, diğer bir tabir ile: «Meşakkat veya maslahat mazmnasını, hüküm için bir illet telâkki etmekten» ibarettir. Bu, islâm hukukunda büyük bir esastır. Yüz binlerce içtimaî hâdisatm halli için bir çaredir. Fakat Şafiî hazretleri, bunu bir delîl olarak kabul etmemiştir, hattâ

sistiti-

olmuş, buralardaki nasın örf ve âdetlerine şahit bulunmuş olmakla celbi menfaat ve der'i mefsedet hususlarındaki bazı rey ve içtihatlarını tadil ederek Füstatda mezhebi cedidini imlâ ve neşr eylemiştir.

Hâsılı : bu büyük imam da kendi içtihatlarına göre başlıca bir mezhebi fıkhî vücude getirmiş, usul ve füruu tesis ve tefrî etmiş, müeteheda-tma dair kitaplar telif eylemiştir.

Şafiî hazretleri, ehli rey ile ehli hadis mezhepleri arasında mutasav-vıt bir tarzda bulunmaktadır. Bu mezhebe de her asırda binlerce ehli ilm sâlik olarak meşkûr hizmetlerde bulunmuşlardır.

İmam Şafiî ,tıbda, şiir ve edebde, atıcılık sanatinde dahî büyük bir iktidar sahibi idi. Attığı okların onda dokuzu, belki de onu isabet ederdi.

Müellefatının başlıcaları şunlardır: (Ahkâmül'kuran), (Essünen), (İhtilâfül'hadis), (Errisale fil'usul), (Elmevaris). (Kitabül'üm), (Müs-nedüş'şafiî), (Edebülkadı), (El'eşribe), (Fezaili Kureyş), (Essebku ver*-remy).

«Kitabül'üm» imam Safimin akval ve içtihadatım cami bir kitaptır. Yedi cilt olarak matbudur. Bunu Şafiîlerin büyüklerinden «Ebu Yakubı Büveytî» cem ve tertib etmiş, fakat kendi adını zikretmemiştir.

«Müsnedüş'şafiî» yi de Emir Sencer ibni Abdillah tertip etmi$. birçok zevat da şerh eylemiştir. Ezcümle «Ebüssaadatıl'mübarek ibnül'eşir şerh ederek (kitabüş'şafil'aynî fî şerhi müsnediş'şafiî) unvanını vermiştir, beş cilttir. îmam Jsüyutînin de ayrıca bir şerhi vardır.

İMAM ŞAFtİNÎN MÜÇTEHİTLER ARASINDAKİ MEVKİİ VE YÜKSEK MENAKİBİ :

Şafiî hazretleri, ehli sünnetin biîittifak kabul etmiş olduğu dört büyük mezhebi fıkhîden üçüncüsünün müessisidir. Bu cihetle en büyük müc-tehitlerden biridir. Mezhebi, şark ve garpta intişar etmiş, her asırda milyonlarca Müslüman kendisini imam tanımış, hattâ bilfiil içtihat iktidarını haiz bulunan bir nice büyük fakihler, onun açtığı içtihat tarikini takip edip kendi namlarına içtihat etmeğe lüzum görmemişlerdir.

Meşhur muhaddislerden «Ebu Nuaym» e ve daha birçok zevata göre: ( Lk ,>;Ml tc ^ıj ile) = Kureyşin âlimi, yeryüzünü ilm ile dolduracaktır) hadisi şerifindeki âlimden murad, İmam Şafiîdir. Çünkü bu ha-

rnazhariyet hiçbirinde görülmemiştir.

imam Mâlik hazretleri, imam Şafiîyi, daha genç bir yaşında iken çok takdir ederdi, ona demişti ki: «Allah tealâ senin kalbine bir nur bırakmıştır, artık onu ma'siyet ile söndürme».

imam Şafiînin menakib ve fezaili hakkında birçok eserler yazılmıştır. Bunlardan ilk yazılan, Zahiriye mezhebinin müessisi olan imam Davudi Zahirînin yazdığı eserdir. Ebubekir Beyhekînin, Fahrüddini Râzînin de bu babda yazılmış güzide eserleri vardır.

imam Şafiî hazretleri, (150) tarihinde doğmuş, (204) senesinde Mısırda vefat etmiştir. Mübarek kabri elyevm ziyaretgâhtır. Rahmetullahn tealâ aleyh.

178 — (İmam Ahmed ibni Hanbel) : Ahmed ibni Muhammed ibni Hanbeliş'şeybanî, meşhur büyük bir müetehiddir, eimmei erbeamn dördüncüsüdür. Künyesi, «Ebu Abdillah» olup nesebi Adnana müntehi olmaktadır. Mervde doğmuştur, veya validesi kendisini yüklü olarak Merv'-den getirip Bağdatda doğurmuştur. Bu cihetle nisbetinde «Merevî» ve «Bağdadi» denilir. Bağdatda yetişmiş, bir aralık Küfeye, Basraya, Mekkeı Mükerremeye, Medinei Münevvereye, Yemene, Sama, Elcezireye, Fârise, Horasana, Elcibale rıhlet etmiş, zamanının en parlak ilm ve fazilet merkezlerini gezip dolaşmış, sonra yine Bağdada dönmüştür. Beş kere hac etmiş olduğu oğlu Salihden mervîdir, babası «Serhas» valisi idi.

İMAM AHMED İBNİ HANBELİN MEŞAYÎHİ:

Imam Ahmed hazretleri, pek çok . eazime mülâki olmuş, ezcümle imam Şafiî, Süfyan ibni Uyeyne, ibrahim ibni Sa'd, Cerir ibni Abdilha-mid, imam Ebu Yusuf ..Yahyal'kattan, Elvelid ibni Müslüm, Veki', Yezid ibni Harun, İsmail ibni Uleyye, Abdürrezzak gibi ekabirden hadis ve fıkıh ahz etmiştir. Kendisinden de imam Buharî, İmam Müslim, Ebu Da-vud, Ebu Hatimi Razî, Hasen ibni Musa, Begavî, ibni Ebid'dünya, Ebu-zürater'razi, Osman ibni Saidid'darimî gibi meşahir ile kendi oğulları Salih, Abdullah rivayette bulunmuşlardır.

Ahmed İbni Hanbel hazretleri, büyük bir müfessir, yüksek bir mu-haddistir. Yazmış olduğu tefsir, rivayet tarikine müstenit, şer'î hükümlere- müteallik birçok ahadisi şerifeden müteşekkildir.

Ebülhuseyn ibnülmünavî diyor ki : Ahmed ibni Hanbel, Kur'anıkeri-me dair bir tefsir tasnif etmiştir ki bu, yüz yirmi bin hadisi şeriften ibarettir.

Bu büyük müctehidin eserleri, müfessirler için birer feyizli me'haz mahiyetinde bulunmaktadır. Binaenaleyh kendisi «Üstazülmüfessirîn» unvanına bihakkın lâyıktır.

Hadis hususuna gelince şüphe yok ki bu mübarek İmam; pek mü-dekkik, muktedir bir muhaddistir. Zamanında hadis ilmi müdevven bir hale gelmiş, hadislerin mertebeleri taayyün etmiş, birçok kudretli mu-haddisler yetişmişti. Hazreti İmam, bütün bu hadisleri görmüş, okumuş, tedkik etmiş, binlerce ahadisi şerife ile hafızasını tezyin eylemiş, İslâm milletinin istinatgâhlarından biri olan meşhur (Kitabülmüsned) ini vücu-de getirmiştir. Bunları yedi yüz bin hadis arasından intihap ettiği mervî-dir. Otuz bin hadisi şeriften müteşekkildir.

Ebu Zür'a, İmam Ahmedin oğlu Abdullaha hitaben: «Senin baban bir milyon hadis hıfz etmiştir, ben kendisile bütün hadis bablarını müzakere ettim, bu cihetle bu hıfzına muttaliim» demiştir.

Hâsılı : İmam Ahmed hazretleri hâfızüssünne idi, ehli hadisin kud-vesi = muktedabihi idi.

İMAM AHMEDİN FIKIH İLMlNDEKİ MESLEĞİ VE MEVKtt :

Ahmed ibni Hanbel hazretleri, fıkhı hükümlerde azimet tarikini iltizam etmiştir. Ictihadları kitabullaha, sahih, merfu hadislere, ashabı kiramın kavillerine müstenit bulunmuştur. Sahabei kiramın akvalini, rey kıyasa tercih ederdi. Bu esasa muhalif olmamak üzere bazan rey ve kıyas tarikile de ahkâm istinbatında bulunurdu, maslahatı mürseleyi de bir delil olarak kabul etmiştir.

İmam Ahmed hazretleri, mefru hadislere muhalif olan bir şeye iltifat etmezdi. Onu sair akvale tercih ederdi. Sahabei kiramın fetvalarile de amel ederdi. Sahabei güzîn arasında ihtilaflı olan meselelerde bunlardan kitaba, sünnete en yakın gördüğünü iltizam ederdi. Mürsel denilen hadis ile hasen kabilinden saydığı zaif hadisler ile de amelde bulunurdu. Rivayetinde töhmet bulunan zaif hadisleri terk ederdi. Kendilerine münafi bir delîl bulunmadıkça bunları terk etmezdi.

Velhâsıl : İmam Ahmed hazretleri pek yüksek bir muhaddis olduğu

 

muhterem müctehidin mezhebi fıkhîsine sâlik bulunmaktadırlar. İMAM AHMEDİN MÜCTEHİDLER ARASINDAKİ MEVKİİ :

Ahmed ibni Hanbel hazretleri, bütün ehli sünnet arasında tebcil edilen dört muazzam, mübarek, müctehidin dördüncüsü bulunmaktadır. Hâiz olduğu kemalât ve mearife karşı İmam Şafiî gibi üstazları bile meclûbi-yet gösterirlerdi. Hattâ İmam Şafiî demiştir ki : «Ben Bağdattan çıktım, orada Ahmed ibni Hanbelden daha fâzıl, daha âlim, daha fakih bir halef bırakmadım.»

«Kitabi tehzibil'esma» da yazıldığı üzere yine İmam Şafiî demiştir ki : «Ben Ahmed ibni Hanbel ile Süleyman ibni Davudi Hâşimîden daha akıllı kimse görmedim.»

Ebu Hatim de demiştir ki : «Bir kişiyi gördün mü ki Ahmed ibni Hanbeli seviyor, bil ki o sahibi sünnettir.»

Bazı zevatın kanaatine nazaran İmam Ahmedin hadisi şerif sahasındaki vüsati ıttılâı, kudreti ilmiyyesi, fıkıh sahasındaki vüsat ve kudretinden daha ziyadedir.

İmam Ahmedin ne büyük, ne kudretli bir müctehid olduğunu anlamak için (Elmuğnî) gibi pek kıymetli kütübi hanabileye müracaat edilmesi kâfidir.

İmam Ahmed hazretlerinin menakibine dair İmam Beyhakî, Ebu Is-mailil'ensarî, Ebülferec ibnül'cevzî gibi yüksek âlimler tarafından yazılmış bir hayli asar vardır.

İMAM AHMED İBNİ HANBELİN HAYATI VE METANETİ AH LÂKİYESİ :

İmam Ahmed hazretleri, pek ziyade âbid, zahid," yüksek bir seciyeye malik pek nezih bir h'ayatı haiz idi. Fakirane yaşamayı bir nimet sayar, «İnsana az bir mal yetişir, çok mal yetişmez» derdi. Kendisine teveccüh eden servet ve riyaseti kabulden istinkâf ederdi. Halife Mütevekkil tarafından kendisine her gün pek mükellef bir sofra yemek gönderilirdi. Fakat, o bunu kabul etmez, bu yemeklerden yemezdi. Vakit vakit yüz gösteren sıkıntılara, iptilâlara karşı büyük bir metanetle mukavemet gösterir, takip ettiği zühd ve tekva yolundan asla ayrılmazdı.

Halife Me'mun zamanında kazil'kuzat Ahmed ibni Düvadın yanlış bir içtihadı olan malûm bir meseleden dolayı bu muhterem Ahmed ibni Hanbel hazretleri de mu'tesim halife tarafından hapsedilmiş, darp edilmişti. Hapis müddeti yirmi sekiz ay devam edip (220) senesinde hapis-den çıkarılmıştır. Hazreti İmam, bu vesile ile de bütün hak ve hakikat ta-

t, o ouyuK aıımın veratma kadar devam etmiştir.

İmam Ahmed hazretleri: (164) tarihinde doğmuş, (241) senesinde Bağdatta vefat etmiştir. «Babı harb» denilen kabristanda medfundur. Rahmetullahi tealâ aleyh.

179  — (İmam Ebu Yusuf) — Yâkub ibni İbrahimil'ensarî,   İmamı âzamin birinci derecedeki   tilmizlerindendir. Ata ibni Saib,   Ebu İshakı Şeybanî, Süleymanüt'teymî Yahya ibni   Sa'dü'ensarî,   Süleymanürameş, Hişam ibni Urve, Haccac ibni Ertat, Leys ibni Sa'd gibi birçok zevattan hadis ahz etmiş, kendisinden de İmam Muhammedi Şeybanî, Ahmed ibni Hanbel, Yahya ibni Main gibi birçok fukaha ve muhaddisler hadis rivayet etmişlerdir. Tefsir, hadis ilimlerine bihakkin vâkıf yüksek bir mücte-hid idi. Abbasilerden halife Mehdi, Hadi,    Harunu Reşid   zamanlarında Bağdatta Kazü'kuzat bulunmuştur. Bu unvanı ilk alan zat, kendisidir.

İmam Ebu Yusuf hazretleri, birçok meselelerde üstazi İmamı azama muhalefet etmekle beraber onun usul ve menahicine tâbi olmuş, ayrıca bir mezheb sahibi bulunmamıştır. Hanefî mezhebini âlemin her tarafına neşretmiştir. Fıkıhdan (El'emalî), (Ennevadir) adındaki eseri müteaddit ciltler teşkil etmiştir. (Kitabül'harac) unvanlı eserini Hânını Reşidin di-lemesile yazmıştır. Bu eser, Fransızcaya tercüme edilerek (1921) tarihi milâdisinde Paris'de tab edilmiştir.

İmam Ebu Yusuf, (113) tarihinde Küfede doğmuş, (183) tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Rahmetullahi tealâ aleyh.

İmam Ebu Yusüfün oğlu «Yusuf» de fukahadandır. Babasının hayatında Bağdadin garb canibine kadı nasbedilmişti. Vefatı (192) tarihine müsadiftir.

180 — (İmam Muhammedüş'şeybanî) : Ebu Abdillah Muhammedüb-nül'Hasen, İmamı âzamin pek yüksek tilmizlerinden müctehid bir zattır. İmam Mâlik, Evzaî, Süfyanı Sevrî, İmam Ebu Yusuf gibi   zatlardan da hadis, fıkıh ahz etmiştir, kendisinden de Ebu Hafzı Kebîr, Ebu Süleyma-nı Cuzecanî, Muhammed ibni Semaa, İbrahim ibni   Rüstem, Muhammed ibni Mükatil, Şeddad ibni Hakim, Musa ibni Naşiri Razî, İmam Şafii gibi yüksek âlimler ilm ahz etmişlerdir. İmam   Ahmed ibni   Hanbel de onun asan fıkhiyesinden çok mütefid olmuştur. Hattâ İmam Ahmede denilmiş ki: «Bu kadar dakik meseleleri nereden elde  ettin?.» Demiş ki : «İmam

neşretmiş oldukları efsanelerden başka değildir. Onların müsellem olan yüksek ilm-ü irfanları, bu gibi şeylerden beridir. Bu hususda fazılı şehir Zahidi Kevserinin (Bülûğüremanî fi Siretü'imam Muhammedibnil'-haseniş'şeybani) adındaki eserini rnütalea etmeli.

İmamı âzamin ictihadatını tamamen zapt ve kayd eden İmam Mu-hammeddir. Birçok meselelerde İmamı azama muhalefette bulunmuş, fakat kendi ictihadlarmı onun usul ve kavaidine tatbikten geri durmamış, onun mezhebi dairesinde içtihadda bulunmuştur.

Hatibi Bağdadînin ifadesine nazaran İmam Muhammedin aslı Dı-mışkta «Haresta» denilen bir karyedir. Babası Iraka gitmiş, kendisi ise Vâsıt'da dünyaya gelmiş, Küfede yetişmiş, Bağdatta tavattun ederek hadis ve fıkıh ilimlerini neşre çalışmıştır. Bir müddet de Hanını Reşid zamanında «Rekka» da kadı bulunmuştur.

İmam Muhammed'in dinî ilimlere dair müellefatı doksan dokuz kadar imiş, başlıcaları: (Zahirür'rivaye), (Cürcaniyyat), (Haruniyyat), (Rakkiyat), (Elkeysaniyyat), (El'âsar), (Ennevadir), (Elmüvetta), (Kitabülhücce = Hucec), (Kitabü usulil'fıkıhj adındaki eserleridir.

İmamı Muhammed, (132) tarihinde Vâsitte doğmuş, (189) senesinde Harunı Reşid ile beraber Horasan taraflanna gidip (Rey) şehrinde vefat etmiştir. Orada «Taberek» denilen kalede medf undur. Rahmetullahi tealâ aleyh.

Kisaî ile İmam Muhammed, Rey'de bir günde vefat etmişlerdi. Hanını Reşid, «Lügat ile fıkıh gitti» diye teessüflerde bulunmuştu.

181 — (İmam Ebu Mansun Matüridi) : Muhammed ibni Muhammed ibni Mahmud, ehli sünnetin büyük bir imamıdır, Hanefî fukahasının eazımındandır. Ebubekir Ahmedi Cuzecanîden, Ebu Nasril'ıyazdan hadis, fıkıh tahsil etmiştir. İlmindeki vüsat ve kudretle, ilmi tevhiddeki dirayet ve faziletile teferrüd etmiş, bütün ehli sünnetin teveccüh, ve itimadım kazanmış, (İmamülmütekellimin) unvanını bihakkın ihraza muvaffak olmuştu.

Ebu Mansun Matüridî, ayni zamanda büyük bir müfessirdir. (Te'vi-lâtı Mâtüridiyye) unvanlı tefsiri bînazir bir eserdir. Başka eserleri de vardır. (Kitabül'tevhid), (Elmakalât), (Meahızüş'şerayi), (Kitabtil'cedel fil'usul), (Kitabü evhamil'mu'tezile), (Erreddü aler'revafiz) bu cümledendir.

 

sanıyı OKumuş, üvey babası Ebu Aliyyi Cübaîden de itizal mezhebine müteallik malûmat edinmişti. Sonra itizal mezhebine büyük bir darbe vurmuştur. Asrının birçok fuzalâ ve meşahirile görüşerek aralarında fıkha, kelâma dair mühim meseleleri müzakere ve münakaşada bulunmuşlardır.

Filvaki Ebül'hasenil'eşârî, kırk sene kadar itizal mezhebinin yüksok bir imamı iken nihayet bunu terk ediyor, pek derin olan ilmî tetebbülen, ve mazhar olduğu bazı manevî işaretler, kendisini itizaî mezlekasından kurtarmış, kendisine hakikat ve hidayet şehrahmı göstermiştir, bunun üzerine bir gün Basrada camii şerifin minberine çıkarak binlerce cemaate karşı itizal mezhebinden teberrî ettiğini ve sahih, nezih itikadın nasıl olduğunu bildiriyor, bu hususa dair yazmış olduğu bir kısım yazıları okuyor, artık vefatına kadar ehli sünnet mezhebine büyük hizmetlerde bulunuyor.

Tâcüddini Sübkînin de dediği veçhile Ebül'haseni Eş'arî, yeni bir mezheb tesis, yeni bir rey ibda etmiş değildir. Belki o, selefi ümmetin mezhebini takrir, bu hususda yeni hüccetleri, burhanları parlak bir surette irad ve tavzih etmiş, islâm âleminin birçok taraflarında bir zaman-danberi türemiş olan bir takım yanlış, bid'at âlûd mezheblere karşı mü-cahedeye girişmiş, şanlı bir tarzda muvaffak da olmuştur.

Şeyhül'islâm Izzüddîn ibnü Abbis'selâm da diyor ki: Ebül'hasenin akidesi üzerine Şafiîlerın, Mâlikîler ile Hanefîlerin fuzelâsı içtima etmiş bulunmaktadırlar. Bu hususta muasırlardan ve Mâlikîlerin meşayihinden olan Ebu Anır ibnül'hâcib gibi ve Hanefîlerin meşayihinden bulunan Es-teyh Ebubekr Huzeyrî gibi zevat, kendisine muvafakat etmişlerdir, her asırda ulema ve fuzelânın her tabakasından binlerce zevat, kendisine ifc-tiba etmektedirler.

Eşaire ile Mâtüridiye arasındaki hilaf ise pek cüz'îdir. «Akidei Ta-havL ki, İmamı âzam.ile İmam Ebu Yusuf ve imam Muhammedin .itikatlarını muhtevidir, işte İmam Eş'arînin akidesi de bundan ibarettir. Bunların kitapları tamik edilirse aralarındaki hilafın nihayet on üç meseleye inhisar ettiği görülür. Bunların da altısı manevî, mütebakisi lâfzî-dir. Manevî olan altı hilafa gelince bunlar da iki tarafın birbirine muhalefeti, yekdiğerini tekfir ve bid'ate nisbet etmesini iktiza   edecek şeyler

— —o—— t- vu.j..<^r^u  ıjmı   tarihinde Bağdatta vefat etmiştir.

183 — (İmamül'haremeyn) ; Abdülmelik ibnü Abdıllah ibnı Yusü-fil'cüveynî, Şafiî fukahasından meşhur bir âlimdir. «Zıyaül'hak» lâkabını, «îmamül'haremeyn», «Ebul'mealî» unvanını haizdir İlk üstazı, babası «Muhammedi Cüveynî» dir. Sonra Ebu Kasımı îsfirâyinî'den, Ebû Hassan Muhammedi Müzekkâdan, Ebu Abdillahi Habbazîden ilm-ü irfan tahsil etmiştir.

imamüTharemeynin fıkhı Şafiîye olan hizmeti fevkalâdedir. Babasından çok şeyler öğrenmiş olmakla beraber ne onu ne de sair üstazlarım taklid ile iktifa etmeyip kendi tetebbüatına, tefekkürat ve ictihadatına büyük bir inkişaf vermiş, kanaatine tevafuk etmiyen bazı meselelerde pederine, hattâ esasen mezhebine sâlik olduğu imamı Eş'ariye bile mu-. halefetten çekinmemiştir.

İmamül'haremeyn, fıkıhda, usulde, ilmi kelâmda kendisine hâs bir tarik takip etmiştir. Bu mütefekkir âlim, gayet fasih bir hatip, pek hassas ruhlu bir edip idi. Saatlerce ders takrir eder, ifadelerindeki belagat ve insicam, biç bir sekteye uğramazdı. Sözlerindeki ahenk, cereyan etmekte bulunan şeffaf bir nehrin teranesini andırırdı. Mev'izelerindeki tesir, dinleyenleri elektrik cereyanına tutulmuş gibi titretirdi, müessir bir beyt okunduğu veya maneviyata ait bir söz söylendiği zaman duyguları galeyana gelir, gözlerinden berrak yaşlar saçılır, ruhunda ebediyyete müteveccih bir itilâ tecellî ederdi.

EbüTmeâlî, tasavvuftan da büyük bir zevk almış, ahlâkım güzelce tehzibe muvaffak olmuştu. Bu cihetle gayet mütevazı, mansıf, kadirşinas idi. Huzurunda söylenilen bir sözü nezaketle dinler, hoşuna giderse takdir eder, nafi görürse ondan müstefit olduğunu söylemekten çekinmezdi. Ara sıra da şiir söyler, fakat manzumelerini başkalarına okumazdı.

Gazalîleri yetiştiren büyük bir üstazın ilmen, irfanen ne kadar yüksek bir mevki sahibi olduğunu iaaha hacet yoktur. Şu kıt'a kendisine is-nad edilmektedir:

duL.

« jU;

İL.I

 

İmamüi'haremeynin garip tecelliyatı vardır. Henüz yirmi yaşına girmek üzere iken babası vefat etmiş, kendisi de onun yerine müderris olmuştu. Bir taraftan yüzlerce talebeye ders veriyor, bir taraftan da mük-tesebatını arttırmak için Medresei Beyhakıyyeye giderek üstaz Ebül'ka-şımın derslerinde hâzır bulunuyordu. Bu esnada Nisaburda Eş'âriler aleyhine bir cereyan vukubulmuş, Ebül'meâlî de bir kısım âlimler ile beraber vatanından uzaklaşmaya lüzum görmüştü. Evvelâ ordugâh olan «Sürre menrea» ya, müteakiben Bağdada giderek oranın âlimleri görüşmüş, mübaheselerde bulunmuş, artık büyük bir şöhret kazanmaya başlamıştı. Sonra Hicaza rıhlet ederek Mekkei Mükerremede, Medınei Münev-verede dört sene kadar mücavir kalmış, tedris ile, ifta ile, ibadet ve tâat ile meşgul olmuş ve «İmamül'haremeyn» unvanını almıştı. Nihayet Sultan Alp Arslan hükümdarlık mevkiine gelmiş, Horasan havalisindeki ilmî ihtilâl sükûnet bulmuş olduğundan Ebül'meâlî vatanına dönmüştür.

Ebül'meâlî vatanına avdet edince Nisaburdaki «Nizamıyye» medresei müderrisliği uhdesine tevcih edildi, zamanının hükümdarlarından, ricalinden pek büyük hürmetler görmeğe başladı. O muazzam ilim müessesesinde rakipsiz olarak otuz sene kadar ilm-ü kemal neşrine muvaffak olmuştur. Bir aralık da Isfahana giderek «Nizamül'mülk» ile görüşmüş, sonra yine Nisabura muazzezen dönmüştür.

Rivayete nazaran İmamüi'haremeyn, (Mugisâlhalk fî ihtiyaril'ehakj adındaki eseri de kendisinin vatanından uzaklaşmasını intaç eden "fitnenin zuhuruna sebebiyet vermişti. Şöyle ki: bu eserinde imamı âzam ile imam Şafiî arasında mukayeseler yaparak imamı Şafiîyi tercih etmeğe yeltenmiş, imamı âzamin ulüvvi kadrine münafi bazı mütalealarda bulunmuştu.

Bu eser, lmamul'haremeynin mebadiyi ahvaline müsadif olduğundan ilmen, mantıkan büyük bir kıymet ve kuvveti haiz değildir. Bu eserin aleyhinde doğrudan doğruya veya bilmünasebe yazılmış olan reddiyeler, bu hakikati tebarüz ettirmektedir. Şemsüi'eimmei Kerderînin (Ereddü alettainil'mi'sar vel'intisar liseyyidi fukahail'emsar) adındaki eseri, Sira-cüddin Ömeri Gaznevînin : (El'gurretürmünife fî tercihi mezhebi Ebi Hanife) unvanlı kitabı ve Muhammed Zahidi Kevserînin de* (Ihkakül'hak biiptalirbâtılı fî mugisil'halk) serlevhan mütaleanamesi bu cümledendir.

Vakıa imamül'haremeyn, bu hareketinden bilâhare pişman olmuş, yaşı, malûmatı kemal derecesine erince eazımı müctehidînin yüksek kadirlerini daha güzel anlamış, imamı âzam gibi   bînazir bir    müctehidin

mar, lanaı onun Kaaar naKiKatDm olmasa gerekür. Çünkü muhterem pederleri Abdullahil'cüveynî, İmamı Beyhakînin bir ihtarı üzerine içtihattan vazgeçmiş, hakkı maalmemnuniye kabul etmişti. îmamül'haremeyn ise İmamı âzam gibi bir zata karşı mütecavizâne mütaîealarda bulunmuş, kendisinde büyük bir içtihad salâhiyeti görmüştü. Halbuki kendisinin tâbi olduğu, tercihine çalıştığı İmam Şafiî hazretleri bile kendisini fıkhan imamı âzamin ıyaline tabi görüyordu.

Ebül'mealînin birçok kıymetli eserleri vardır. Bir kısmı şunlardır : (Tefsir), (Eşşamil fî usuliddîn), (Elbürhan fî usulilfıkh), (Telhisüt'tak-rib), (El'irşad fîl'kelâm), (El'irşad fî usulilfıkh), El'gıyasî) vezir Gıya-süddîn Nizamülmülk namına telif edilmiştir. «El'ahkâmüssultaniyye» tarzında yazılmış bir eserdir. (Nihayetülmatlab fî dirayetil'mezheb) fıkha dair dört cilttir. Bunu Mekkei Mükerremede telife başlamış, Nisaburda ikmal etmiştir. İbni Hallikân diyor ki: İslâm âleminde böyle bir kitab daha tasnif edilmemiştir. Bunun bazı eczası «Darürkütübü'mısriyye> de mahfuz bulunmaktadır. (Elverekat) usuli fıkha dair matbudur.

İmamül'haremeyn, (419) tarihinde Cüveynde doğmuş, (478) tarihinde Nisaburda vefat etmiştir.

«Bir de Hanefî fukahasmdan (İmamül'haremeyn) vardır ki, Kadı Ebül'muzaffer Yusuf ibni İbrahimil'dircanidir.»

184 — İmamı Gazali) : Hüccetül'islâm, Ebu Hâmid Muhammed ibni Muhammedit'tusî, Şafiî fukahasmdan pek, meşhur bir zattır. Gazale köyüne mensuptur. Veyahut Gazzale mensuptur. Çünkü bir rivayete göre babası Gazzel idi, yani : yünden iplik yapıp dükkânında satardı. Bu muhterem İmam, evvelâ Tus'da Ali Ahmedür'razkânîden bir müddet fıkıh okumuş, sonra Gürcan'da İmam Ebu Nasrı îsmailînin derslerinde hazır bulunmuş, bilâhare Nisabura da lmamül'haremeynden ilmi kelâm, usuli fıkıh, mantık vesaire tahsil ederek onun hayatında telifata başlayıp büyük bir şöhret kazanmıştır. Şeyh Karmedîden de tarikate, tasavvufa dair bir hayli hakikatler ahz ederek onun gösterdiği zühd ve riyazet yoluna sülük etmiştir.

İmamı Gazali, bir hayli seyahatlerde bulunmuş, bir aralık Gürcana, sonra Nisabura gitmiş, üstazı Ebül'mealînin vefatını müteakip «Sürre men rea» ya giderek vezir Nizamül'mülk ile görüşmüş, bu kıymetşinaş vezirin huzurunda birçok âlimler ile mübaheselerde bulunarak iktidarını ispat etmiş, (484) tarihinde uhdesine Bağdattaki «Nizamiyye medresesi» müderrisliği tevcih olunmuştur. Artık Gazalinin şöhretine, ihtişamına ni-

işitmiş olduğundan onunla görüşmek için Mağribe gitmek üzere yola çıkmış ise de bu hükümdarın vefatını yolda işitmekle bu seferi bırakarak kendi vatanı olan Tûsa avdet eylemiştir.

Vezaret nevbeti El'ecel Cemalüş'şüheda, Fahrülmülke müntehi olmuştu. Bu zat, Gazalîyi ziyarete koşmuş, bu ilm ve irfan güneşinin ziyalarından muhitin mahrum kalmasını münasip görmediğinden tekrar tedris kürsüsünde şeref vermesini musırren reca etmiş, uhdesine Nisaburda-ki «Nizamiyye medresesi» müderrisliğini tevcih ederek o feyizli üstazı yeniden tedrisata mecbur eylemiştir.

Artık îmam Gazali, bir takım âlimler ile mübaheselerde, münazaralarda bulunmak fikrinden vazgeçmiş, felsefe ve feylesoflar hakkındaki derin mütalealarma nihayet vermiş, talebesini irşad ve tenvire devam ederek dedikodudan azade, sükûnetli bir halde yaşıyordu.

Maamafih bu yüksek âlim, biraz sonra yine vatanına dönmüş, hanesinin bir tarafında fukaha için bir medrese, sofiyye için de bir hânikâh yaptırmış, kâh ilm sahiplerile, kâh tarikat erbabile görüşüp konuşuyordu. Artık ruhunu ilâ edecek ibadetler ile, Kur'amkerimi tilâvet ile kudsî bir hayata kavuşmuştu.

imam Gazalinin fazl-ü kemali, yalnız şarkın değil .garbın da gözlerini kamaştırmış, tercümei haline dair gerek şarkta ve gerek garbde bir hayli kitaplar yazılmıştır.

Gazali, asrında Şafiî fukahasının en yükseği bulunuyordu, pek parlak bir zekâya malikti, nalclî ve aklî birçok bilgiler ile müzeyyen olan ruhunda birçok faziletler bihakkin tecellî etmişti, isanındaki talâkat, ifade-sindeki belagat ruhları teshir ediyordu.

îmam Gazalîyi takdir ve tebcil edenler, pek çok olduğu gibi onun hakkında bazı itirazlarda bulunan bir takım zevat da vardır. Bu itirazların sebeplerini, bunların tahlil ve tavzihini (Tabakatül'müfessirîn) adındaki eserimizde yazmış bulunuyoruz.

Gazali merhumun birçok kıymetli müellefatı vardır. Bir kısmı şunlardır. (Yâkutüt'te'vil fî tefsirittenzil), (Cevahirül'kur'an ve dürerihi), (Kitabül'erban fî usulüddin), (Fatihatül'ulûm), (El'vasıt), (El'basît), (El'hülâsa), El'methûî), (Makasidül'felâsife), (Tehafüt), (Mevahimül-bâtıniyye),  (Kitabü Esrarı Muamelâtiddin), (Ihyai ulûmiddin, (Elkısta-

???- t nm-ıın vus '-aryesme mensuDdur.

Fâzıl, edîb, fasihül'lisan bir zat idi, Buharada İftade bulunurdu, nâsa vaiz edip ulûmı soyyeden bahsederdi. Bürhanül'islâmizzernûcîden fıkıh, Ha-ce Yusüfi Hemedanîden tasavvuf ahz etmişti. (Şiratül'islârn), adındaki kitabı meşhurdur, bazı mesaili fıkhiyyeyi ve âdabı soffeyi müştemildir, bu eseri, Yakub ibni Seyyid Ali, müfid bir surette şerh etmiştir. Başka şerhi de vardır. Maamafih bazı zaif hadisleri, vâhî haberleri de müştemil görülmektedir. Bu zatın vefatı (573) tarihine müsadiftir.

186  — (ibni âbidin) : Muhammed Emîn ibni Ömer ibnil'âziz, Hanefî fukahasmdan meşhur bir zattır. Daha pek genç iken ilmiyye mesleğine sülük edip şeyhül'kurra Saidil'hamevîden    Kur'amkerim teallüm etmiş, Cezeriyye ve Şatibiyye gibi kıraet kitaplarım ezberlemiş, sonra nahv, sarf ve fıkhı Şafiî ile iştigale başlamış, daha sonra Seyyid Muhammed Şa-kiri Saliminin derslerinde hazır bulunmuş, ondan    tefsire, hadise, fıkha dair birçok şeyler okumuş ve onun tavsiyesile Hanefî mezhebine intikal eylemiştir.

Âlim, salih olan ibni Abidîn merhumun birçok müellefatı vardır. Bir kısmı şunlardır: (Tefsiri Beyzavîye haşiye), (Reddül'muhtar aleddürril'-muhtar), (Ref'ul'enzar amma evredehül'halebî aleddürril'muhtar), (Min hatül'halik alelbahrirrâik), (Nesematül'eshar alâ şerhül'menar), .(Haşiye alelmutavvel), (ErrahiküTmahtum) feraize dairdir. (Resaili ibni Âbidin) otuz iki risaleden müteşekkildir.

tbni Âbidin, (1198) tarihinde Dımışkda doğmuş, (1252) tarihinde yine Dımışkda vefat etmiştir.

(Reddül'muhtar) m (Kurretüruyıfnıl'ahyar) adında bir tekmilesi vardır ki, bunu da ibni Âbidin merhumunun oğlu fukahadan (Alâüddin Muhammed» (1290) tarihinde yazıp ikmal etmiştir, Bu zatın (Fevaidi alâiyye) adında ibadetlere dair bir eseri de vardır. Vefatı (1306) tarihine müsadiftir. (78) e müracaat!.

187 — (tbnü Ebi Leylâ) : Muhammed ibni Ebi İsâ,   fukahanın kadimlerinden olup bir müddet Emevîler tarafından, sonra da Abbasîler tarafından Küfede mütemadiyen otuz sene kadılık etmiştir. Süfyanı Sevrî-nin üstazı idi. imamı âzam ile aralarında bazı fıkhî mübaheseler vaki olmuştur. Babası Ebu îsâ Abdurrahman dahi tabiînin kibarından ve fukahadan bir zat idi.

dülkadir, Hanefî fukahasındandır. «Tabakatül'hanefiyye» ye dair ilk ki-tab yazan, bu zattır. (Elcevahirül'muzia fî ta,bakatirhanefiyye) unvanlı eseri, matbudur. «Meanil'âsar» a şerhi vardır. (El'inaye fî tahriri ahadi-sü'hidaye), (Eddürerül'münîfe fîrreddi alâ ibni Ebi Şeybe), (Elbustan fî fezailin'numan) gibi sair müellefatı da mevcuttur. Cevahiri muzia, ilk eseri olduğu için onda bir takım lahnlar .tashifler, bulunduğu söylenil-mektedir. Bu eseri Şeyh İbrahim ibnül'halebî telhis etmiştir.

Mısırlı olan ibni Ebil'vefa  (696) tarihinde doğmuş, (775) senesinde vefat etmiştir.

189  — (ibni Ebi Ziib) : Ebül'haris Muhammed ibni AbdirrahmamT-kureyşî, muhadislerin kudemasından ve imam   Mâlikin    ashabındandır. Esasen Medinei Münevverelidir.  Orada  fetva  verirdi.  Sikadır,   celâdeti kadre sahiptir. Pek ziyade salihtir. Tabiînin    tâbilerindendir. Nafi, İkri-me, Saîdi Makbürî gibi zevattan hadis dinlemiştir, kendisinden de Sevrî, Vekî, îbnülmübarek gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Halife Mehdi, kendisini Bağdada davet etmişti. Bir müddet orada hadis, rivayet etmiş, Medinei Münevvereye avdet ederken Küfede vefat etmiştir. Menaki-bi hakkında Hatibi Bağdadînin tarihinde güzel malûmat vardır. Küfe fu-kahasından rnâduttur.  (80) tarihinde doğmuş,  (159)    tarihinde Kûfe'de vefat etmiştir.

190  — (tbni Cerîri Taber)   : Ebu Cafer Muhammed ibni Ceririt'ta-beriyyü'âmülî, pek meşhur bir âlimdir, yirmi yaşına   kadar kendi vatanında ikamet edip birçok şeyler okumuş, öğrenmiş, sonra da sair bir kısım İslâm mütefekkirleri gibi malûmatına küşayiş vermek, İslâm ülkesinin yüksek âlimlerile   görüşmek için    seyahate çıkmış,    Müslümanların ilm-ü irfan merkezlerini ziyaret etmiş, bahusus Küfe, Rey, Suriye, Mısır taraflarını gezip dolaşmış, nihayet Bağdada giderek orada tavattun eylemiş, tedris ile, kıymetli eserlerini tahrir ile iştigal eylemiştir.

Bu pek çalışkan olan zat, birçok eazımdan istifade etmiş, ezcümle Muhammed ibni Abdilmelik, İshak ibni Ebi İsrail, Velid ibni Şüca gibi meşahirden hadis okumuş, Davuddan fıkıh talim etmiş, Şafiî fıkhını Mısırda Rebî ibni Süleymandan.Bağdatta Muhamedi Zağferanîden ahz eylemiş, Malikî fıkhını Yunus ibni Abdil'âlâdan vesaireden, ehli Irakın fıkhını da Rey'de Ebu Mukatilden tahsilde bulunmuştur. Kendisinden de Ebu Şuaybil'harranî, Abdül'gaffaril'huseybî gibi zevat, rivayette bulunmuşlardır.

i uxv   un    luuuauuiüiıı.   ±JAiım

sini tezyin etmişti. Ve binlerce ahadisi nebeviyyeyi kitaplarında rivayet etmiştir. Fakat bu mübarek hadisleri böyle yalnız bilip yazmakla kalmamış, onların hükümlerine de bihakkın vâkıf bulunmuştur. Onların mertebelerini lâyıkile idrak etmiş, onların ılel ve esbabına tamamile muttali olup hangisinin racih, hangisinin daha kuvvetli olduğunu tayine de pek güzel muktedir bulunmuştur. Bu cihetler ki, ibni Cerir merhum, ayni zamanda büyük bir fakihdir, bütün mezahibi fıkkiyyeye vâkıftır. Bununla beraber kendisi de fıkıhda, islâm hukukunda kuvvetli bir mezheb sahibidir. Yalnız taklid ile, başkalarının istinbat etmiş olduğu mesaili hıfz etmekle iktifa etmemiş, kanaatine, ilmî tetebbüatına istinat ederek bir kısım meselelerde sair müctehidlerden ayrılmış, teferrüd etmiş, kendisi de islâm dünyasının başlı başına ilmen, dinen mübeccel bir imamı olmuştur. Şöyle ki : İbni Cerîr, itikatça ehli sünnet ve cemaat mezhebine sâlik-tir. İbadet ve muamelât hususunda ise evvelce Şafiî mezhebine tabi idi. Bu mezhebin intişarına büyük hizmetlerde bulunmuş, on sene kadar Bağ-datta bu mezheb dairesinde fetva vermiştir. Fakat bilâhare kendisi de bir müctehid için lâzım gelen dinî ilimler ile bihakkin mücehhez bir hale gelmiş olduğundan kendi namına içtihada lüzum görmüş, öyle bir mezhebi taklid de iktifa edecek zevattan olmadığını â3arı ilmiyyesile isbata muvaffak olmuştur.

Yazık ki, bu yüzden bazı muasırlarının ta'n ve teşniine uğramış, hattâ hılâfiyyata dair yazdığı (Ihtilâfül'ulema) adındaki kitabında İmam Ahmet ibni Hanbel hazretlerinin hılâfiyyata ait meselelerinden bahs etmemiş ve onun bir fakih değil, bir muhaddis olduğunu söylemiş olduğu için Han-belîlerin hücumlarına maruz kalmış, hükümet kuvvetlerinin müdahalesine meydan verilmiştir.

İbni Cerir, haksız yere uğradığı itirazlardan, hücumlardan kalbi mün-kesir olmuş, kıymetli eserlerini yazabilmek için müsait zamana ihtiyaç görülmüş olduğundan dolayı olmalıdır ki, son zamanlarında inzivaya çekilmiş, hususî dostlarından başkasile görüşmeğe başlamıştı.

İbni Cerir, büyük bir müverrihtir. Bu zat, kâinatın umumî bir tarihini yazmış, hilkatten itibaren hicreti nebeviyyenin (302) tarihine kadar olan vakaları muntazam bir surette zapt etmiştir. Hilkatten hicrete kadar olan vakaları işittiği, eski tarih kitaplarında gördüğü, kütübü mukaddese denilen kitaplarda yazılı olduğu vecihle hikâye etmiş, hicretten son-

F. 26

uıuııcı ı,

ihtirasları, haileleri derin bir teessür ile temaşa ederek bunları tedrik ve tasvire çalışmıştır, işte (Tarihül'ümemi Velmülûk) bu tedkik ve tasvirin kıymetli bir mahsulüdür.

«Tarihi Taberî», «Tarihi Caferi», «Ahbarür'rüsûli Velmülûk» adlarile de yad olunan bu kitab, tarihî eserler arasında müstesna bir mevkii haizdir. Kıdemi, mevsûkiyyeti, münekkahiyyeti ve mündericatının vüsati iti-barile pek kıymetli bulunmakta, müverrihler için mühim bir me'haz teşkil etmektedir.

Bu tarih kitabının evvelâ farisîce olan muhtasar tercümesi, Fransız-caya nakl edilerek Avrupada tab ve neşredilmiş, bilâhare asıl1 kendisi de büyük bir itina ile (1879 - 1900) tarihlerinde Leyd = Leyde'de tab' olunmuştur. Bunun Almanca tercümesi de (1879) tarihinde yine Leyd'de basılmıştır.

Bu tarih kitabının arabca Mısır matbuu on bir cilttir. Buna «Ureby ibni Sa'dil'kurtubî» nin yazmış olduğu zeyl de on iki cilt olarak tab' edilmiştir.

îbni Cerîri Taberî, ayni zamanda kudretli bir edibdir, şairdir. Mensur ve manzum olarak yazdığı şeyler, kendisinin ne cevval bir fikre, ne keskin bir zihne, ne kuvvetli bir tasvir melekesine mâlik olduğunu gösterir. Şu beyitler ile yüksek seciyesini tasvir etmiştir:

«      1-9.

,1,  D i   »

\p> f. l *,

Diyor ki : Ben ihtiyaç içinde kaldığım zaman halimden öz kardeşim bile haberdar olamaz. Ben müstağni bulunurum, dostum da müstağniyane bir vaziyet alır. Haya ve edebim, yüzümün suyunu koruyucudur, hakkımı istemek hususunda yoldaşım ise rıf ve mülâyemettir. Eğer ben şerefimi bezi etmek suretiyle cömertlik gösterecek olsaydım, zengin olmak için kolayca bir yol sahibi olabilirdim.

Filhakika bu muazzam edîb,.yüksek bir seciyye, bir ferağı kalb sahibi idi. Babasının Taberistanda bıraktığı mirasdan hissesine düşen miktar ile maişetini temin eder, ümeranın atiyelerini kabul etmezdi. Hakanı, ver

mukabelede bulundu..

Bu mübarek âlimin.bir kısım müellefatı şunlardır. (Tefsiri taberî), (Elmüsterşid fî ulûmiddin), (Kitabü ihtilâfil'fukaha), (Tarihur'rical mi-nes'sahabeti vettâbiîn), (Tarihul'ümemi velmülûk), (Kitabü tehzibil'âsar>, bu, bedî ve bînazır bir eserdir, aşerei mübeşşirenin, ehli beyti nübüvvetin, mevalînin ve kısmen ibni Abbas hazretlerinin müsnedlerini, rivayet ettikleri bir kısım ahadisi şerifeyi cami, bunların hakkında ilmi hadis, fıkıh, lügat itibarile lâzım gelen mütaleatı hâvidir, ikmal edilememiştir.

(Zeylül'müzeyyel) ashabı kiram ile tâbirinin ahvaline dair olup Tarihi Taberî'nin on üçüncü cildi olmak üzere Mısırda tab ve neşrolunmuştur.

ibni Cerir, (224) tarihinde Taberistanın Amül şehrinde doğmuş, senesinde Bağdatta vefat etmiştir.

191 — (îbni Ciireyc) : Abdülmelik ibnü Abdülâziz ibni Cüreycil'mek-kî, tabei tabiînden âlim, fakih bif zattır. Künyesi «Ebül'velîd» dir. Eme-vîlerin mevalisindendir. Tavus, Atâ, Mücahid gibi zevattan hadis ahz etmiştir. Kendisinden de Evzaî.Sevri, ibni Uyeyne gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Imam Ahmed hazretleri demiştir ki: Bizde ilk kitab taS-nif eden İbni Cüreyc ile İbni Arubedir.

İbni Cüreyc, yüksek menakib sahibi salih bir zat idi. Nevevî merhum, «Kitabü tehzibil'esma» smda diyor ki: İbni Cüreyc, silsilei fıkıhda, biz Şafiiyyenin şeyhlerinden, imamlarındandır. Çünkü imam Şafiî, fıkhı Müslim İbni Haliddeır, o da İbni Cüreyeden, o da Ata'dan, o da ibni Ab-basdan ahz etmiştir.

İbni Cüreyc, (150) tarihinde yetmiş yaşını mütecaviz olduğu halde vefat etmiştir.

192 — (İbni Cevzî Ebül'ferec) : Abdurrahman ibnü Ebil'hasen Aliy-yil'bağdadî, meşhur bir zattır. Hazreti Sıddikin neslindendir, lâkabı «Ce-malüddin» dir. Büyük dedesi, Vâsıt ahalisindendir. Vâsıtta yalmz bu zatın hanesinde bir ceviz ağacı bulunurmuş, bu münasebetle kendisine «Cevzî» denilmiş, sonra bu nisbet, evlât ve ahfadına intikal etmiştir.

İbnül'cevzî, zamanında Irakın büyük bir allâmesi, islâm afakinin pek belîğ, heyecanlı bir vaizi idi. Hanbelî mezhebinde bulunuyordu. Gayet zâ-hid, âbid idi. Şemaili lâtif, harekât ve nağamatı mezvun, bahusus tefsir-

te'vile meyyaldir, aklı ihmal etmenin doğru olamıyacağmı söylemiştir. îmam Gazalîyi intikat ettiği için kendisini de «îbni Esîr» tenkit etmiştir. Kendisini tenkit edenler arasında «îbn Teymiyye» de vardır.

İbnülcevzî, hayatının son günlerinde nefy ve tağrib musibetine uğramıştı. «Abdül'vehhabil'hanbelî» adında garazkâr bir şahsın iğmazma meb-ni vezir «İbnülkassab», bu muhterem zatı acınacak bir halde Vâsit'a nefy etmiş, orada bir hane içinde mahbusâne bir halde yaşamasına sebep olmuştu, îbnül'kassab, Şiî mezhebinde idi. Ibnül'cevzînin Hazreti Sıddik sülâlesinden olması, bu hususda tesirden hâli kalmamıştı.

Bu muhterem zatın müellefatından bir kısmı şunlardır : (Zadül'me-sîr fî ilmit'tefsî), (Minhacül'vüsul ilâ ilmil'usul,) (El'menfaa fîl'mezahi-bil'erbaa), (El'insaf fî mesailil'hılâf), (El*bulga fîlfüru), (Cevahirül'mevi-ze), (Medaricüs'sâlikîn), (Elmuntazam fî tarihil'ümem), (Menakibüşşa-fiî), (Menakibül'imam Ahmet ibni Hanbel), (Def'ü şübhetit'teşbih ver-reddü alel'mücessime), (Kitabül'ezkiya).

îbni Cezvî merhum (510) tarihinde Bağdatta doğmuş, (597) senesinde yine Bağdatta vefat etmiştir.

193 — (îbni Hâcib) : Cemalüddin, Ebu Amr Osman ibni Ömer, Ma-likî fukahasmdan meşhur bir zattır. Kahireden iim tahsil etmiş,    Ebu Mansuril-ebyarîden fıkıh okumuş. Dımaşka intikal ederek orada «Zaviyei Mâlikiyye» de tedris ile meşgul olmuş, Badehu Mısıra dönüp îskenderiye-de vefat eylemiştir. (Muhtasarül'münteha), (Müntehel'vüsul),   (Şâfiye), (Kâfiye) gibi kitaplan vardır. Tevellüdü (570), vefatı da (646) tarihine müsadiftir.

194  — İbni Haceri Askalânî : Kazil'kuzat, Ebül'fazl Şihabüddin Ahmed ibni Ali, Şafiî fukahasmdan büyük bir muhaddistir. Hadis ilmini Hafızı îrakîden, fıkhı Bulkınîden, ibni Mülkinden, lügati Feyruz Âbadîden ahz etmiş, yirmi bir sene kadar Mısırda kadı bulunmuştur. Asrında kendisinden başka hâfızülhadis yok gibi idi. Yüz elliden ziyade müellefatı vardır. (Fethülbarî Fişerhi Sanihil'buharî), El'isabe fî temyizis'sahabe),   (Naa-bür'raye liahadisil'hidaye), (Tahricü ahadisil'keşşaf),    (Nuhbetülfiker),

UC111İC11     110.111 1

111C11OUULU1  .

i-jll \kj*\    xvı y

j ııı     ı^ıııauı     ruı un .

muhtaç bişerhil'minhac), (Ettel'his fî tahrici ahadis şerhilvecîz), (Eşre-fül'vesail fî şerhiş'şemail), (El'fetavel'hadisiyye), (Elfetavel'kübrel'hey-temiyye), (Essevaikül'muhrika, fîrreddi ala ehlibidai vezzindika), (Tat-hirülcenan vellisane anilhuturı vettefevvühi biselbi seyyidina Muaviye ibni Ebi Süfyan), (Elhayratül'hisan fî menakibirimamü'Âzam Ebi Hani-fetin'nu'man), (Nasihatül'mülûk) bu cümledendir.

Bu mübarek Zat, (909) tarihinde Heytem'de doğmuş, (975) tarihinde Mekkei Mükerremede vefat eylemiştir.

196— (Ibni Hafsıl'buharî) : Ebu Hafsıl'kebîr Ahmed, hanefîlerin büyüklerindendir. Fıkhı îmam Muhammed ibnil'hasenden ahz etmiştiv. îmam Buharîyi fetva vermekten men etmiş olduğu meşhurdur. Bu zatın vefatı (264) tarihindedir. Oğlu «Muhammed ibni Ahmed» de yüksek bir fakihtir. «Ebu Hafsıs'sagîr» diye maruftur.

197  — (Ibni Hüman Kemalüddin)   : Muhammed ibni Hümamüddin, Abdilvâhidil'iskenderî, Hanefî fukahasmdan meşhur bir zattır. Şer'î, ilimlerde, edebiyatta vesairede mütebahhir idi. Keşf ve kerameti menkuldür. Babasından vesair âlimlerden ilm ahz etmiş, «Karii hidaye» denilen Sıra-cüddin Ömer'den Hidaye kitabını okumuş, Ebu Zür'atiPirakîden hadis ahz eylemiştir. Bir müddet itfa ile, bedehu «Mansuriyye» de, «Eşrefiyye» de, «Şeyhuniyye» de fıkıh tedrisile meşgul olmuştur. Usuli fıkıhdan (Tahrir fîl'usul) adındaki ve usuli dinden (Elmüsayere) unvanlı eserleri meşhurdur. Hidaye'ye (Fethül'kadir) adile pek güzel bir şerh yazmıştır. Bu şerhi «Kitabül'vekâle» ye kadar yazmış, mütebakisini de Kadı zade Müftir'rûmî diye maruf olan ve (988) tarihinde vefat etmiş bulunan Şemsüddin Ahmet Efendi ikmal etmiştir.

îbni Hümam (788) tarihinde babasının kadı bulunduğu Sıvasda doğmuş, (861) senesinde Kahirede vefat'etmiştir.

*

198 — (İbni Hazm) : Ebu Muhammed Aliyyibni Ahmed, fukahadan

meşhur bir zattır. Bidayeten Şafiiyyül'mezheb iken bilâhare Davudi Is-fahanînin tesis etmiş olduğu «Zahiriyye» mezhebine intisap etmiş, kitaplarını o mezhebe göre te'lif eylemiştir. Tefsir, hadis, fıkıh, ilimlerinde, edebiyatta teferrüt .etmiş, dört yüz cilt kadar kitap telifine muvaffak olmuştur. Endülüsde «Devleti Âmiriyye» hükümdarlarının veziri bulunmuş-

wm nazmın eeddi âlâsı, an asıl Fârisli olup ashabı kiramdan Ebu Süfyanın oğlu  Ebu Halid'in   (Radırayyalhü tealâ anhüma)  azatlısı  idi.

İbni Hazm, (384) tarihinde Kurtube'de doğmuş, (456) senesinde vefat etmiştir.

199  —  (İbni HuzeymetePbellıî)   : Hanefî fukahasından bir    zattır. Belh'dc neşv-ü nema bulmuştur. Mezhebi hanefî dairesinde bazı ihtiyarâtı vardır. (314) tarihinde vefat etmiştir.

200  — (İbni Huzeymeten'neysabûrî)  : Şafiî fukahasından muhaddis bir zattır. «İmamül'eimme» unvanını haizdir. Mezemden ve Rebi'den   ilm ahz etmiştir. Darekutnî demiştir ki: İbni Huzeyme, naziri mâdum, hüccet olan bir imanıdır. Bu zat, hadis ile fıkıh arasını cem etmiştir. Yüz kırktan fazla musannefatı var imiş   (223)  tarihinde Neysabûrda doğmuş,   (311) senesinde vefat etmiştir.

20! — (İbni Ganimi Bağdadî): Ebu Muhammed Ganim ibni Muham-med, on birinci asrı hicrî ulemasından fakih bir zattır. (Tearuzül'beyyi-nat), (Mecmauz'zamanat) adında iki eseri vardır. Fıkhı hanefîye dair olan Mecmauz'zamanatın te'lifi (1027) tarihinde nihayet bulmuştur.

202 — (İbnürkasınıil'malikî) : Mâlikîlerin en büyük imamlarından-dır. İmamı Mâlikten fıkıh ahzetmiş, onun meclisi ilmine yirmi sene kadar devamda bulunmuştur. İmamı Mâlikten sonra mezhebine müntesip olan zatlar, bu yüksek fakihten müstefit olmaya başlamışlardır. İçtihadı mutlak derecesini haiz bulunmuştur. İmamı Mâlikin mezhebi üzerine olan ve «Esedübnül'fürat tarafından nakledilen birçok fetvaları «Suhnun» fakıh tertibi üzere tasnif etmiş, bunları Ibnül'kasıma arz ile tashih eylemiştir. Bu mühim eser! Elmüdevvenetül'kübra» namile maruftur.

Sika, me'mun olan ve malikî fıkhına herkesten ziyade vâkıf bulunan İbnül'kasım, (132) tarihinde doğmuş, (191) senesinde Mısır'da vefat etmiştir.

203 — (İbni Kazıyi Sinıâvne) : Şeyh Bedrüddin Mahmud ibni İsrail, fanefî fukahasındaniır. Babasının kadı bulunduğu Simâvnede doğmuştur.

mu nazasıten uuıunmuş, veıeDi suıtan Menmea zamanında ise iznıkte ikamete memur edilmiştir.

(Camiül'fusuleyn) adındaki kitabına (813) tarihinde başlamış, bunu İznikte ikmal eylemiştir. Bu kitapta fıkhı hanefîden «fusuli imadî» ile «fusuli üştüruşenî» arasım toplamış, bir takım meseleler de ilâve etmiş, fukahayı kirama karşı bazı itirazlarda bulunmuştur. Bu itirazlara, «Fe-raidülleali» adındaki bir eserde cevap verilmiştir. «Süleyman ibni Aliyyil'-karamanînin ve Zeynüddin İbrahim ibni Nüceym» in de cevaplan vardır.

Bedrüddini Sımavînin fürua dair (Letaifül'işarat) ile bunun şerhi olmak üzere (Teshil) adında iki eseri daha vardır. (Nurül'kulûb) adında iki ciltlik bir tefsiri ve tasavvufa dair (Varidat), (Ukudül'cevahir), (Me-serretül'kulûb) adında diğer eserleri de vardır.

ibni Arabşahın «Ukudünnasiha» sında yazıldığına nazaran Şeyh Bedrüddin, Rumeliye avdetinden sonra şeyhlikle başına birçok kimseler toplamış, hükümdarlık hevesine düşmüş, Çelebi Sultan Mehmedin aleyhine huruç etmiş, cemiyeti münhezim olmuş, kendisi Emir İsfendiyar Beyin yanına firar etmiş, oradan da Balkanlara geçerek Çelebi Sultan Mehmedin takibine uğrıyarak elde edilmiş, isyankâr vaziyetinden dolayı idama müstahık olduğuna, hem kendisi, hem de ulemadan Haydarı Herevî fetva vermiş, (823) tarihinde Sirozda şaiben idam edilmiştir.

Şeyh Sımavînin idamını, Hussadın gamz ve adavetine atfedenler vardır. Fakat onun yalnız «Varidat» adındaki eseri, onun mahiyetini göstermeğe kâfidir. Bu babda İdrisi Bitlisinin «Heşt behişt» inde vesairede kâfi malûmat vardır. Fakih, âlim bir zatın o kadar yanlış bir yola sapmış olduğu insana hayret vermektedir. Onun Varidatına şerh yazmış olan zatlar da onun o garip hayatını aydınlatmış bulunuyorlar. Demek ki, insan yalnız aklına, ilmine güvenmemelidir. İnsan dalâlete düşmek korkusundan daima titremelidir, daima Haktealâya sığınmalıdır. Çünkü nice âlim, müt-tefekkir zatların dalâlete düştükleri sabit bir hakikattir. Nitekim bir hadisi şerifte de ( ^ .\> l+ljl J^te. ) buyurulmuştur. Filhakika Haktealâ hazretleri, nice akılları izlâl etmiştir. Onlar, sahipleri için birer hidayet meşalesi olamamıştır.

İnsanı delâletten koruyacak, kurtaracak olan yegâne  rehber,  Kita-

m 6uıciuc^eiuer, ianı varlıklara — hâşâ — ülûhiyetten bir hisse ayırmak cüretinde bulunanlar, Allahü âzimüşşana gayri mütenahî şerik veya cüzler isnat etmiş olurlar. Dini islâmın en büyük, lâhutî esası ise hallâkı âlem hazretlerini şerik ve nazirden, terkib ve tecezziden tenzih' etmektir. Bu esasa mugayir olan sözler, eserler ise birer zadei şirkten ve inkârdan başka değildir. Bunların şeametinden Haktealâ hazretlerine sığınırız..

204  — (İbni Kayyımı Cevziyye)  : Ebu Abdillâh Şemsüddin Muham-med ibni Ebibekr, Hanbelî fukahasından Dımaşkh meşhur bir âlimdir. İbni Teymiyye Takiyyüddinin tilmizlerinden idi, ona çok müncezib bulunuyordu. Onun fetvalarını, eserlerini tehzibe, tervice çalışmış, onunla beraber âmmei ulemaya muhalif bazı içtihatlarda bulunmuş, onunla beraber Dımaşk kalesinde mahpus kalmış, onun vefatından sonra hapisten kurtulmuştur.

ibni Kayyım,, tefsire, hadise, usule, fıkha, tasavvufa muttaü idi. Maatteessüf teşbihi ve tecsimi andırır bir takım yazıları vardır. (Elkasi-detünnûniyye) si bu cümledendir. Nitekim Takiyyüddini Sübkînin (Eb-seyfüs'sakîl firreddi alâ ibni zefil) adındaki kitabı bu kasideyi red için yazılmıştır, îbni Kayyımın fıkha, ahlâka, tasavvufa dair bir hayli eserleri mevcuttur. Bir kısmı şunlardır: (Tefsirülfâtiha), (Tehzibü süneni Ebi Dabud), (1'lâmüTmuvakkı'n an rabbil'âlemîn), Igasetül'lehfan fî hükmi talâkıl'gazban), (Etturukul'hükmiyye fîssiyasetiş'şeriyye), (Medaricüs1-sâlikîn), (Hidayetül'hayarâ fîr'reddi alel'yahudı venensarâ), (Kitabür'-ruh), (Zadül'meâd fî hedyi hayril'ibad), (Kitabüs'salât ve ahkâmı târiki ha)..

205 — (ibni Kudame) : Muvaffaküddîn Abdullah ibni   Ahmed ibni Muhammedid'dımaşkî, pek kudretli bir hanbelî fakihidir. Bağdada gitmiş, birçok ulemaya mülâki olmuş, ulum ve fünunda tebahhur etmiştir. Dı-maşkda «Muhtasarı hırkî» yi hırf etmiş, sonra bu muhtasar üzerine (El muğnî) adile bînazir bir şerh yazmıştır. Bu şerhinde mezahibi edbea mesailini pek âlimane, hürmetkârâne bir lisan ile kaydeder. îbni Hazm fıtratında olan zatlar, bu mübarek âlimin yazılarından bir hürmet dersi almaya çalışmalıdırlar.

büyüğü sayardı. (597) tarihinde doğmuş, (682) senesinde vefat etmiştir.

207 —.(İbni Kemal Paşa) : Ahmed Şemsüddin, Kemal paşa zade Süleyman Beyin oğludur. Ceddi Osmanlı ümerasından idi, babası da o meslekte idi. Binaenaleyh kendisi de evvelce o mesleğe sülük etmiş, İkinci Sultan Beyazıt zamanında birçok seferlere iştirak eylemiş, askerlikte büyük bir iktidar göstermişti. Fakat bilâhare ulemanın yüksek mevküni, maz-har oldukları büyük teveccühleri görmekle ilmiyye tarikine intisap etmiş, asrının en kudretli âlimlerinden ve bilhassa Hatip zadeden, Mevlâna Muar-rif zadeden ders almış, az bir müddet sonra ilimce pek parlak, pek yüksek bir mertebeye nail olmuştur..

Zamanının en dırahşan bir simayı i'm-ü irfanı kesilen îbni Kemal, ilmiyyenin âdeti vecihle evvelâ tedrise başlamış, Edirnede, Üsküpte müderrislik yapmış, sonra Edirne kadılığına ve bilâhare Anadolu kazaskerliğine tayin edilmiş, Sultan Selim ile beraber Mısır seferinde bulunmuş, Mısırda büyük âlimler ile musahabelerde, münazaralarda bulunarak fazl-ü kemalini ispat etmişti. Daha sonra (932) tarihinde Meşihati îslâmiyye makamına nail olmuştur.

Zamanının en büyük âlimi olan İbni Kemal, ifta makamını bihakkın ihraz etmiş, şer'î meseleleri hal ve fasl hususunda fevkalâde bir iktidar göstermiş olduğundan (Müftissekaleyn) unvanını almış, vefatına kadar o makamda kalmıştır.

İbni Kemal, vücutlarına birkaç asırda bir tesadüf olunabilecek pek mütefekkir, mütebahhir âlimlerden biridir. Nazarları ilmî meselelerin en derinliklerine nüfuz ederdi. Kendisi en muktedir âlimlerin eserlerini inti-kada tâbi tutmaktan, en müşkil bahisleri münakaşa sahasına koymaktan büyük bir zevk duyardı. Bu cihetledir ki, pek kıymettar olan ve büyük tetkikata müstenit bulunan eserlerinde bu azametli hissiyyatın telâtumu daima göze çarpar durur.

Vakıa ruhunu daima tehyic eden, fikrini her an faaliyete getiren lâtif, heyecanlı bir ilm-ü irfan temevvücatı, bu zekâ harikasını pek tenkit-kâr bir hâle getirmiştir. En büyük, en meşhur âlimlerin eserlerine haşiyeler yazar, onları intikada çalışır, hiç kimsenin hatırına gelmiyecek ince nükteler, faideler keşf ederdi.

 

uır zat, saüruş senanın (Vikaye)sile şerhine itirazlar, iradlar serd edip durmuş, bu hususta kendisini pek haris buldum. Fakat bunların ekserisi gayri varid, bu itirazlar, ne Vikaye ile şerhinin iştiharına, ne de kendilerine itimat edilmesine noksan vermiştir. îbni Kem.ı-lin ıslah ve izahı ise bu iki kitabın nail olduğu iştihar derecesine eremv miştir. Hak olan şudur ki: Bir kitabın istifade erbabı yanında kabule, fu-zalâ nazarında itimada mazhar olmasının medarı, müellifinin fazileti mik-tarma göre delildir. Bu, ancak Rabbül'âleminin bir fazlıdır. Bunun medarı niyyettir. Amellerin hükmü niyyete göredir.»

Muhammed Abdül'hay, sözüne devam ederek diyor ki: «Reddül'-muhtarda tabakatüt'temimî'den naklen deniliyor ki: (Allâme Ahmed ib-ni Süleyman, her ilimde yedi tûlâ sahibi idi, hiçbir fen yoktur ki, ona dair bir veya müteaddit kitabı bulunmasın, telifatımn kesreti, ıttılâının vüsati itibarile Celâlüddin Süyutî gibidir, diyarı Mısriyyede Süyutî ne İ3'î diyarı Rûmda da İbni Kemal odur. Bence îbni Kemal, Süyutîden daha ziyade dikkati nazara, hüsni fehme mâliktir, her ikisi de asrının ziyneti idi.) Fakat ben derim ki: İbri Kemal her ne kadar edebiyata, usule ıttıla cihetile Süyutîye müsavi olsa da hadis ilimlerinde ona müsavi olamaz. Süyuti, bu ilimler bakımından daha vasi bir nazara, daha ..ince bir fikre malikti. Zannımca Süyutîden sonra kendisinin bir misli daha gelmemiştir. İbni Kemal ise hadis ilminde bizaası azdı. Nitekim müellefatı-nı mütalea edenlere hafî değildir. O hâlde aralarında sema ile arz derecesinde  tef avut vardır.»

Filvaki İbni Kemal merhum, dirayet itibarile Süyutîye müsavi, belki ondan daha ince fikir ve nazara, muhakemeye mâlik olsa da rivayet itibarile onun derecesini haiz görülemez. Bu hususta Ebülhasenat Abdül'hay, haklıdır. İbni Kemalin «Hadisi erbain» risalesi ve «Meşarikül'en-var» şerhi ile İmam Süyutînin binlerce ahadisi şerifeyi cami, muhalled eserleri mukayese edilirse aralarındaki fark tebarüz eder.

İbni Kemal merhum, büyük bir âlim olduğu gibi ayni zamanda muktedir bir müverrih, değerli bir edip, kuvvetli bir şair idi. Mensur yazıları açık, münekkahtır. Manzumeleri de kendine has, sade bir üslûbu haizdir. Şiirde mahlas kullanmazdı.

İbni Kemal ile Ebussuud Efendi arasında mukayese yapanlar, her ikisini de fıkha, kelâma, usule ıttıla itibarile birer mütebahhir görmekle beraber îbni Kemalin tasavvuf, hikmet, tarih, türkçe eş'ar itibarile rüc-hanına, Ebussuud Efendinin de edebiyat, azemeti üslûp, ahenki beyan, arabca eş'ar cihetile faikiyetine kail olmaktadırlar.

vaiuır.

Mısır seferinden dönüşte İbni Kemalin atının ayağından sıçrayan çamurlar, Sultan Selimi'n libasına dokunmuştu. O büyük Sultan, «Ulemanın a! ti ayağından sıçrayan çamur, benim için ziynet ve mefharete" medardır, bu libasım vefatımdan sonra sandukamın üzerine örtülsün» demişti. İş te ilm-ü marifetin kadrini bu derece i'lâ eden o büyük cihangir hakkında îbni Kemal, şu beyitleri havi mersiyesile teessürlerini izhar etmişti:

«Azmde nevcüvan ve hazmde pîr» «Sahibüsseyf, sahibüttedbîr» «Şemsi asr idi, asırda şemsin» «Zilli memdud olur, zamanı kasîr» «Hayf Sultan Selime hayf, dirîğ» «Hem kalem ağlasun ana hem tîğ».

îbni Kemal merhumun müellefatından bazıları şunlardır: (Tefsirül' kur'an) natamam. (Tagyirüt'tenkih) usuli fıkha aittir. (Et'tecrid) kelâma dairdir. (Mühimmat) fetva mecmuasıdır. (Hidaye şerhi), (Muhi-tül'lûga) arabîden, farisîye tercüme edilmiştir. (Nigâristan) Gülistana naziredir. (Türkçe Ali Osman tarihi), (Divanı eş'ar), (Resaili îbni Kemal).

îbni Kemal, Tokatta veya Edirne'de doğmuş, (940) tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir. îhtizarî hâlinde söylediği ( o^ k L/-b-l \>) cüm-lei duaiyesi, vefatına tarih düşmüştür. ( JUCjt rjj\j£.\) cümlesi de bir tarih teşkil etmektedir.

(Vay gitti Kemali bu asrın)

Mısraı da ayrıca bir tarihtir. Kabri Edirnekapısı haricinde Muhammed Çelebi zaviyesi denilen mahaldedir. Münderis olmaya yüz tutmuştur. Beşeriyet için medarı iftihar olan bu pek yüksek âlimin mezarım lâ-yıkı veçhile muhafaza etmek mensub olduğu millet için bir medenî, ilr.tî vazife demektir.

208 — (tbnül'arabî Ebubekr) : Muhammed ibni Abdillahü'endelüsı, Malikî fukahasmdan yüksek bir âlimdir. Endülüs hükümeti inkıraza yüz tuttuğu cihetle ulemadan ve vüzeradan bulunan babasile beraber (485) tarihinde vatanından ayrılmış, Mısır'a, Şam'a, iki defa Bağdat'a, Hicaza gitmiş, bir müddet İskenderiye'de ikamet etmiş, nihayet (495) tarihinde Endülüs'e dönmüş, bir aralık Fas'a gitmiş, oradan avdet ederken yolda vefat etmekle naşı Merrakeşe nakledilmiştir. ,

îbnüTarabî, Dmuşkta Ebubekril'turtûsîden fıkıh okumuş, Ebubekıi Şaşî, Ebu Hâmidi Gazalî gibi meşahire musahip bulunmuş, kendisinden

uuHuwiuaiaui, runuiuus ulemasının natımesidır. Kivayete ait ilimlerde büyük bir ihatası vardı. Hılâf, usul, kelâm, mes'elelerinde büyüıv ihtisas sahibiydi. Zehebî merhum, bu zatı «Elhafızül'allâme» diye zikrediyor. Şarktan Isbiliyyeye dönüşünde zamanının en yüksek âlimi bulunuyordu. Şarka rıhlet edenlerden hiçbir zat, bu kadar ilm ile mücehhez bir hâlde Endülüs'e avdet etmemiştir. Fasih, edîb, şair, hoşsohbet bir zat imiş. Tefsire, hadise, fıkha, usule, tarihe, nahve dair birçok telifatı vardır. (Ahkâmül'kur'an) adındaki tefsiri, ahkâmı fıkhiyyeyi havi âyetleri izah eder. (Arızatül'ahvezî fî şerhit'tirmizî), (El'mahsul fî usuliı' fıkh), Muvatta'in şerhi olan (Kitabül.mesalik) adındaki kitaplar da mü-ellefatı cümlesindendir.

Bu mübarek zat (468) tarihinde îşbiliyyede doğmuş, (546) tarihinde vefat etmiştir.

209 — (İbnü Hatibir'rey)- : İmam Fahrüddini Razî, Ebu Abdillah Muhammed, Şafiî fukahasından meşhur bir zattır. îlk muallimi babası Ziyaüddindir. Bu zat, Muhyis'sünne îmam Begavînin tilmizlerinden gayet belîğ, fasih, hutbe iradında mahir olduğundan «Hatibür'rey» diye ş'öhret bulmuştur.

Fahri Razî bilâhare «Merağ» da Ali Mecdi Ceylî'den hikmet okumuş, Kemal Simnanîden fıkıh tahsil etmiş, daha sonra Şeyh Necmüddin: kübradan zühd ve tasavvuf dersi almıştır.

Fahri Razî, bir ilm-ü kemal timsali idi. Tefsir, kelâm, fıkıh, usuli fıkıh gibi dinî ilimler ile bihakkın mücehhez idi, edebiyatta, riyaziyatta, kimya, heyet, tıb gibi ilimlerde de büyük bir iktidar sahibi idi. Pek parlak bir fikre, büyük bir muhakeme ve tenkit kudretine mâlik bulunuyordu. Birçok yerlere seyahatte bulunmuş, Harzeme, Maverainehre, Horasana, Herata gitmiş, oralarda bid'at erbabile birçok münazaraları vuku-bulmuştur.

Filhakika Fahri Razî; kendisinde parlayan bir dehanın yardımile bid'at erbabına, mütefelsif zümrelere karşı bir cephe almış, hakikatin tecellisini temin için büyük bir şehametle mübadele meydanına atılmıştı.

Fahri Razînin Herattaki bir sergüzeştini, allâme Muhammed ibni Şıhne şöyle hikâye ediyor: (Fahri Razînin yalnız arabî ilimlerde değil, her ilimde yedi tûlâsı var idi, birçok ülkelere gitmiş, hükümdarlara musahip olmuş, bu yüzden büyük bir fitne de tahaddüs etmiştir. Şöyle ki. hükümdar Gıyasüddin, Fahrüddini Râzîye pek müteveccih bulunuyordu. Onun için Heratta bir medrese yaptırdı, bu teveccüh Kerramiyye mezhe

rujumu wm en amil ve zujiHu ouıunan ADcuııme-cîd ibnülkıdve de o mecliste hazır bulunmuşlardı. Razî söylüyor, İbri Kıdve de itirazda bulunuyordu. Gıyasüddin, meclisten kalkmış, Razî de ibni Kıdveye kızarak bazı lâkırdılar söylemişti. Ertesi gün îbnül'kıdve, şehrin büyük camiinde va'za başlayarak cemaate hitaben: «Eyyühen-nâs!. Biz Resulüekrem'den sahihen naklolunan şeylerden başkasına kail bulunmuyoruz, biz Aristo ilmini, İbni Sînamn küfriyyatmı, Fârâbînin felsefesini bilmiyoruz. O hâlde Allah Tealâ'nın dinini, peygamberinin sünnetini müdafaa edip duran bir islâm âlimi ne için dünkü gün seb ve şetme uğramış bulunsun?.» diye ağlamaya başlamış, kürsü hitabeti etrafında bulunanlar da hep birden ağlamaya iştirak etmişler. Derken umumî bir vaveyla, bir kıyam kopmuş, şehir bir fitne sahası hâlini almıştı. Nihayet Gıyasüddin, Fahri Razîyi şehirden çıkaracağını halka vâdede-rek fitneyi teskine muvaffak oldu. Razî de şehirden çıkıp gitti.)

Fahrüddini Razînin nesebi Kureyş kabilesine müntehî olmaktadır. Asılları Taberistandadır. (543) tarihinde «Rey» şehrinde doğmuş olduğundan oraya nisbetle kendisine «Razî» denilmiştir. Tefsirlerde «îmanı şöyle dedi» denildi mi, kendisi kasdedilir. Birçok kıymetli eserleri vardır. Bir kısmı şunlardır: (Mefatihül'gayb) tefsiridir. (Mealimü usuliddin), (Kitabül'erbaîn) kelâma dairdir. (Kitabüt'tarikatiPalâiyye) hilafa aittir (Şerhi uyunil'hikme), (Nihayetül'ukul), (Şerhü külüyatil'kanun), El-metalibül'âliye),  (MenakibüPimamiş'şafiî).

İmam Razînin vefatı, Heratta (606) tarihinde vuku bulmuştur.

210  — (îbni Lehîa')   : Ebu Abdirrahman Abdullahil'mısrî, fukaha-dan,  muhaddislerden bir  zattır.   Abbasîler tarafından  (155)  tarihinde Mısır'a ilk tayin edilen kadi bu zattır. Nevevînin Tehzibül'esmada beyanına göre ehli hadis indinde zaiftir. Takribüt'tehzibde yazıldığına göv^ saduktur, ancak kitapları yandıktan sonra —rivayetlerinde— bazı karışıklık vukua gelmiştir (97) tarihinde doğmuş,  (174) senesinde vefat etmiştir.

211  — (îbni Bface) : Ebu Abdijlah Muhammed ibni Yezidil'kazvinî, muhaddislerden, fukahadan meşhur bir zattır, llm-ü irfan tahsili için biı çok zaman seyahatlerde bulunmuş; Basra'ya, Bağdad'a, Kûfe'ye, Mek-kei Mükerreme'ye, Şam'a,  Mısır'a, Horasan'a, Rey beldesine rıhlet etmiştir. Kendisi Leysten, ibrahim ibnî Münzirden, imamı Malik'in ashabından hadis rivayet etmiştir, kendisinden de Ebül'hasenil'kattan, Ahmed ibni Ruhil'bağdadî gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır. (Süneni ib ni Mâce) denilen muhalled eseri, dört bin hadisi şerifi ihtiva edip «Kütü-bi sitte»nin altıncısı sayılmaktadır.

 

»l*£.l*t.U.    UU1

ua    vaiuu.

müderris bulunmuştur. (Mecmaul'bahreyn), (Meşarikül'envar), (Me-nar) adındaki kitaplara şerh yazmıştır. Tasavvuftan bir risalesi de vardır. Vefatı  (885) tarihine müsadiftir.

213 — (İbnül'ınübarek) : Ebu Abdirrahman Abdullahil'mervezî, îmamı Âzam'ın en yüksek tilmizlenindendir. Tebei tâbiindendir, Hişam ibni Urve, Yahyel'ensarî, Süleymanüt'teymî, A'meş gibi meşahirden hadis ahz etmiştir; kendisinden de Sevrî, Cafer ibni Süleyman, Ebu Davud-üt'teyalisî, îmam Muhammedübnül'hasen gibi yüksek âlimler rivayette bulunmuşlardır. îlmi, fakaheti, fazileti hakkında ittifak vardır. Hakim demiştir ki: îbnül'mübarek, âfakta asrının imamıdır, ilmen, zühden, şe-caaten ve sahaveten evlâsıdır. Ebu Usame de demiştir ki: îbnül'mübarek ashabı hadis arasında, nas arasındaki Emirül'mü'minin gibidir.» îmam Ahmed ibni Hanbel Hazretleri de demiştir ki: «îbni Mübarekenin zamanında ondan ziyade talebi ilimde bulunan bir zat yok idi. Yemen'e, Mısır'a, Şam'a, Basra'ya, Kûfe'ye rıhlet etmiştir, ilim râvîlerinden idi.. Ehli ilim idi, sahibi hadis idi, hafız idi. Birçok müellefatı vardır. Gayet zahid, âlicenab olan îbnül'mübarek, aynı zamanda şi're, edebiyata vâkıf, fasih ve belîğ idi. îmam Mâlik gibi büyük müctehidler, âlimler kendisine hürmet ederlerdi.

îbnül'mübarekin babası Türk, idi, anası da Harzemli'dir. Hakkında âmmenin büyük teveccühleri var idi: hattâ Ammar ibni Hasen namında-ki bir zat, o mübarek âlimi şöyle medhetmiştir:

,1- W

Yani: «Abdullah, bir gece Merv şehrinden çıkıp gidince o geceden muhakkak nuru da, güzelliği de,gitmiş olur. Her beldeden âlim, fâztl olan zatlar yâd edilince onlar orada yıldızlardır, sen isen ey îbnül'müba-rek! onların hilâlisin.»

Bu zat (118) tarihinde Merv'de doğmuş, (181) tarihinde gazadan avdet ederken Fırat civarında «Beüit» denilen beldede vefat etmiştir.

(309) tarihinde Mekkeimükerreme'de vefat etmiştir.

215  — (İbni Rüşd)   : Kadı Ebül'velid Muhammed ibni Ahmedil'er-dülüsî, Malikî fukahasından bir zattır. Fıkıh, felsefe, heyet, riyaziye, tıb ilimlerinde teferrüd etmişti. Deniliyor ki: «Endülüsde naziri yetişmemiştir.» Endülüs hükümdarlarından Mehdi ibni Yusüfün zamanında Kurtu-be'de, îşbiliyyede kadı bulunmuştur. Fas hükümdarlarından Ebu Yakup Yusüfün teveccühlerine mazhar olarak Merrâkeşe gitmiş, orada darülfünunları teftiş ve ıslah etmiş, Ebu Yakubun tabibi hâssı bulunmuştur. Pek çok müellefatı vardır. Hilâfiyyata dair (Bidayetül'müctehid ve niha-yetül'muktesid)   adındaki kitabı, kudreti   fıkhiyyesini   gösterir.   (Elmii-kaddimatürmümehhidat)     unvanlı eseri,     «El'müdevvenetül'kübra)   nın zeylidir.  (Risaletüt'tevhid vel'felsefe),  (Tehafetüt'tehafüt), îmam Gaz?~-lî'nin «Tehafüt»ünü tenkit için yazılmıştır.   (Külliyyat minet'tıb), Makc-le fîl'cirmis'semavî)  adlı müellefatı da meşhurdur.

İbni Rüşdün bir kısım asarı, lâtinceye tercüme edilerek Avrupa darülfünunlarında uzun bir müddet tedris edilmiştir. (520) tarihinde Kur-tube'de doğmuş, (595) senesinde Merrakeşde vefat edip orada defnedilmiş, bilâhare oradan çıkarılıp Kurtubeye götürülmüştür.. İbni Rüşdün babası Ahmed de Kurtube'de kadı bulunmuştu ki, buna ikinci İbni Rü^d denilmiştir. îbni Rüşdün ceddi de Ebül'velid Muhammed îbni Rüşd'dür ki, Malikî mezhebinde olup kendisinin fetvalarım Kurtube'de Camiikebir şeyhi îbnül'füratî toplayarak bir kitap vücude getirmiştir. Bu kitabın asıl nüshası, Paris kütüphanesinde mahfuzdur. Bu zata Birinci îbni Rüşd deniliyor. Tercümesini yazdığımız fakih. feylesof îbni Rüşde de Üçüncü îbni Rüşd denilmektedir.

216  —  (tbniis'saati)   :  Muzafferüddin Ahmed ibni Aliyyil'bağdadî, Hanefî fukahasından bir zattır. Aslen Ba'lebeklidir. Babası Saâtî, Ba£-dad'da «Babı Müstarfsiriyye» üstünde) olan meşhur saatleri yapmıştır

Muzafferüddin, Tacüddin Aliyyibni Sencerden ilm ahz etmiştir. Şafiî ulemasından Mahsul sarihi Şemsüddini îsfahanî, îbnis'saâtîyi İbni Hâcibe tafzil eder, «ondan daha zekîdir» derdi.

lbnüs'saâtînin fıkıhdan (Mecmaul'bahreyn) adındaki kitabı meşhurdur. Bunda Muhtasarı Kudurî ile Manzume1 Vesefîyi cem etmiş, bir

anıkerim'i teallüm etmiş, Hazreti Ömer'den hadis rivayetinde bulunmuştur. Kendisinden de Ebu Vail ve Ebu îshakıssebiî rivayet etmişlerdir. Ubeydullah ibni Ziyadın velayeti zamanında vefat edip namazım kadı Şüreyh kıldırmıştır.

218  — (Ibnüşşihne Ebül'velid)   : Ahmed ibni    Muhammedil'halebî, Kazil'kuzat, lisanüddîn, fukahadan bir zattır.    Halep'te kadı ve  Cami Emevîde hatip bulunmuştur.  (Lisanülhükkâm fî ma'rifetil'ahkâm)  adındaki kitabı meşhurdur. Otuz fasıldan müteşekkil olan bu kitabı kendisi ikmâl edememiş, yalnız yirmi bir faslını yazmıştır. Mütebakisini Bürha-nüddîn İbrahim adında bir zat yazıp bitirmiştir,

îbni Şıhnenin vefatı (882) tarihine müsadiftir.

219  — (îbmişşıhne Abdül'ber) : Muhammed ibni Muhammed Mec-düddînil'halebî; fakih bir zattır. Kasım ibni Kutlûbûğa'dan fıkıh ahz etmiştir.  (Ezzehairül'eşrefiyye fî Elgazil'hanefiyye) adındaki eseri maruftur. Bunu, ibni Nüceym, Eşbah kitabının dördüncü fenninde intihap etmiştir.    -

Abdül'ber, (851) tarihinde Halep'te doğmuş, (921) senesinde vefat etmiştir.

Abdül'ber; «Manzumei ibni Vehban» in sarihidir; «Ravzül'menazir fî ilmil'evail vel'evahir» adındaki tarihin müellifi olup «ibni Şihne» demekle maruf olan Zeynüddîn Muhammed ise (815) tarihinde vefat etmiştir. Bu zatm oğlu olan Ebül'fazl Muhibüddîn Muhammed de bu eseri şerh edercesine bir kitap yazıp adına (Nüzhetün'nevazir fî Ravzil'menazir) demiştir. Vefatı  (890) tarihindedir.

220 — (îbni Süreye)  : Ebül'abbas Ahmed ibni Ömer, Şafiî fukaha sındandır. Şafiî fıkhı, bu zat vasıtasile birçok yerlerde münteşir olmuştur. Enmatîden, Zağferanîden, ve Ebu Davudi Sicistanîden fıkıh ahz etmiştir. Ömi nazarî ve tariki cedelî'ilk açan bu zattır. Kendisile Davudi Zahirî ve oğlu Muhammed arasında meşhur münazereler cereyan etmiştir. Vefatı elli yedi yaşında olduğu hâlde (306) tarihine müsadiftir. Bağdat'ta medfundur.

221  — (tbni Nücevmi Mısrî)  : Zeynül'âbidîn Ibrahimül'hanefî, yüksek, mütefekkir bir âlimdir. Şerefüddini Bülkınî ve Şihabüddiniş'şilbî gibi ekâbirden il mahz etmiş, pek kıymetli kitaplar yazmış, mesaili fıkhiy-yeyi bir takım «kavaidi külliyye» altında toplamaya çalışmıştır. Kendi-

— (iDin nasn mervezı; : mu ADoıuan Miuıammeuug şam, yuu.-sek bir âlim, bir âbiddir. Babası, Merv ahalisinden idi. Kendisi Nisabur-da neşv-ü nema bulup Semerkand'de sakin olmuş, imam Şafiînin ashabından fıkıh ahz etmiştir. Zamanında ehli hadisin imamı idi. Sahabei kiramın ihtilâflarına herkesten ziyade vâkıf idi. (Kitabül'kasame), (Kita-bü ihtilâfıl'fukaha) gibi fakahatini gösteren kıymetli eserleri vardır. (202) tarihinde Bağdat'ta doğmuş, (294) senesinde Semerkand'de vefat etmiştir.

223  — (îbni Vehb)  : Basrah meşhur bir âlimdir. Adı Abdullah'tır. Babasının adı da Müslim'dir. Künyesi de    Ebu Muhammed'dir. Kureyş kabilesinin mevalisinden idi. Fazıl, fakih, sika bir zattır, imam Mâlikten, leys, Servî gibi zevattan ilm ahz etmiş, hadis rivayette    bulunmuştur, imam Mâlik, bu zata mektuplarında «Mısır'ın fakihi Ebu Muhammedü' müftî» diye yazardı. Bundan başkasına fakih diye yazmazdı. Kendisinden yüz bin kadar hadisi şerif rivayet olunmuştur, ibni Ebi Hatim diyor ki: «Ben ibni Vehbin Mısır'da ve-başka yerlerde rivayet ettiği seksen bin kadar hadise baktım, aslı olmayan bir hadis gördüğümü   bilmiyorum.» . Sahihi Buharı ile Sahihi Müslimde bu zattan başka Abdullah Ibnü Vehb yoktur. Kendisine   «Divanül'ilm»   denilmiştir.     (125)   tarihinde doğmuş (197) senesinde Mısır'da vefat etmiştir.

224  — (îbni Teymiyye)   : Fahrüddini Harran!, Hanbelî fukâhasm-dandır. Hatib, vaiz bir zat idi. Tahsilini Bağdat'ta ikmâl etmişti. Tefsiri ve fıkha dair müellefatı vardır.     (542)  tarihinde    Harran'da doğmuş, (621) senesinde vefat etmiştir.

225 — (îbni Teymiyye) : Takiyyüddin Anmed ibni Abdil'halim Har-ranî; meşhur Hanbelî fukahasmdan bir zattır. Harran'dan Dımışka hicretle orada tahsilini ikmâl etmiş, yüksek malûmatile şöhret bulmuştur.

Takiyüddin, tefsirde, hadisde, usulde, fıkıhda, arabiyatta geniş bilgi sahibi idi. Henüz yirmi yaşında yok iken tedrise başlamış, 'fetva vermeğe ehliyet kazanmış, daha üstazları berhayat iken âlimlerin büyüklerinden sayılmağa başlanmış, kendisine «Şeyhül'islâm» diyenler bulunmuştu.

ibni Teymiyye, bazı meselelerde cumhura muhalefet ettiği için aleyhinde bir cereyan başgöstermiş, nihayet Mısır'a celbedilerek Mısır kale sinde hapsedilmiş, bazı meseleler hakkında kanaatini tebdil ettiğini iti-

F: 27

Bazı zevatın iddiasına nazaran Takiyüddin, mücessinıedendir, cihete kaildir. Arşın nev'an kıdemine kanidir, kabirleri ziyarete muhaliftir, üç talâk ile kat'î beynunet vukuuna kail değildir. Tâmîk edildikçe isabetsizliği sabit olacak böyle daha bazı içtihatları vardır.

İbni Teymiyye'yi tenkit eden ulema arasında «Takiyyüddînis'sübkî» ile, «Şihabüddin ibni Haceri Heytemî» de vardır. Alûsî zade Numan efendi (Cilâül'ayneyn fî muhakemetila'hmedeyn) adındaki eserinde ibni Tey-miyyeyi müdafaa etmiştir.

Alûsî Mahmut Efendi merhum da (Nüzhetül'elbab) nammdaki eserinde îbni Teymiyyenin tecsîm ve teşbihe kail olmadığını kaydediyor, «füruata ait bazı meseleler hakkındaki kanaati ise kuvvetli şüphelerden neşet etmiştir; bu hususta kendisi yalnız değildir, kendisinden mukaddem de bu meselelerde cumhura muhalefet edenler bulunmuştur» diyor.

Filhakika yüksek bir âlim olan îbni Teymiyyenin bir kısım sözlerini, bilâhare düşünceleri az, «Haşeviyye = Mücessimeden» madut olan bazı kimseler, sened ittihaz etmiş, bunları kısmen yanlış tefsirlere tabi tutmuş, bu zatın sarih sözlerine bakmayıp da bazı sözlerinin lâzımını ele almış, bunları onun mücessimeden olduğuna delîl göstermişlerdir.

îbni Teymiyyenin  birçok   müellefatı    vardır, bir kısmı  şunlardır:

(Minhacüs'sünnetin'nebeviyye fî nakzı kelâmiş'şîati vel'kaderiyye), (Mu-vafakatü sarihil'makul lil'menkul), (Essiyasetüş'şerriyye fî ıslahir'raî verreıyye), (Ziyarettil'kubur vel'istincadü bilmakbur), (Elcevabüs'sahih limen beddele dinel'mesih), (Fetavayı ibni Teymiyye), (Elferk-u beyne evliyair'rahmani ve evliyaişşeytan), (Faslül'mekal fîma beynel'hikme-ti veşşeriati minel'ittisal = Felsefei ibni Rüşd), (Elvasıtatü Beynel'hak-kı vel'halk), (Essûfiyyetü vel'fukara), (Müteaddid mecmuatür'resail). îbni Teymiyye merhum (661) tarihinde Harran'da doğmuş, (728> senesinde Dımışkta vefat etmiştir.

226 — (îbnüt'türkmanî) : Alâüddin, Ali, Mardinlidir. Babasının adı Ali, dedesinin adı da İbrahim'dir. Hanefî fukahasmdan âlim, kâmil, muhakkik, mütebahhir bir zat idi, aklî ve naklî ilimlerde yedi tûlâsı vardı. Mısır kadılığında bulunmuştur. Birçok kıymetli müellefatı vardır. Bir kısmı şunlardır:  (Behcetül'earîb bima fîl'kur'anı minelgaraib),  (Elmün-

 

edilmiştir. Abdullah ibnü Abbasdan, Abdullah ibnü Ömer'den, Ebu Hü-reyre'den, Hazreti Âişe ile Hazreti Hasenden-hadis rivayet eder. Kendisinden de Şa'bî, Nahaî, Ebüşşa'sâ gibi birçok meşahir rivayette bulunmuşlardır.

İkrime, büyük bir âlimdir, tefsire, hadise, fıkha pek ziyade vâkıf idi. Daha îbni Abbas Hazretleri hayatta iken fetva vermeğe başlamıştı. Hattâ ibni Abbas hazretleri kendisine şöylece talimat vermişti:

( ı/'kltisjMjl; yani: hadi git onlara fetva ver. Sana bir kimse gelir de kendisine mühim bir şeyden sual ederse fetva ver, ve bir kimse gelir de kendisine alâkası olmayan bir şeyden sual ederse ona fetva verme. Sen bu veçhile hareket edersen kendinden nasın üçte iki nisbetinde sıkıntısını bertaraf etmiş olursun.

îbni Abbas Hazretlerinin bu tavsiyesi, ifta hususunda takip edilecek mesleği gösterir.

Kurretübnü Hâlid demiştir ki: «Îkrime Basra'ya gidip orada bulundukça Haseni Basrî vaiz etmekten, fetva vermekten geçilirdi.

Takribüt'tehzîbdeki beyanata nazaran îkrime Berberiyyül'asldır, kendisi sikadır, tefsire âlimdir, bidati sabit değildir. Maahaza bazı zevata göre îkrime, haricîlerin efkârını terviç ve bunu Afrika'da neşre çalışmış olmakla müttehemdir. Vefatı (104) tarihine müsadiftir.

228  — (îmran ibni Hüseyn) : Ebu Nüceymü'basrî, sahabei kiramdan,  Mücabüd'da've fakih bir zattır.  Hicretin yedinde senesinde şerefi islâma nail olmuştu. Babası Huseyn dahi — sahih olan rivayete göre — islâm şerefine nail bulunmuştur. îmran Hazretleri, Ömer ibni Hattab tarafından ahalisine fıkıh talim etmek üzere Basra'ya gönderilmişti. Orada kadılık da yapmıştır. Hasanı Basrî yemin ederek derdi ki: «Basrahlar için îmrandan daha hayırlı bir rakib, kudüm etmemiştir.    Kendisinden yüz seksen hadisi şerif rivayet olunmuştur.  (52) tarihinde Basra'da vefat etmiştir. Radıyallâhü tealâ anh.

229 — (fshak ibni   Râheveyh) : Ebu Yakub ibni İbrahimil'mervezî, muhaddislerden, fukahadan bir zâttır. îmam Şafiîye mülâkî olmuş, onun yüksek kadrini takdir etmiş, onunla  münazarada bulunmuştur. İmam

Mus-

lim, Tirmizî, Ebu Davud, Neseî, Ahmed ibni Hanbel gibi büyük muhad-disler rivayette bulunmuşlardır. (161) senesinde doğmuş, (237) tarihinde Nisabur'da vefat etmiştir.

230  — (Kasım Ebu Abdirrahman) : Hazreti Sıddikin oğlu Muham-med'iıı mahdumudur. Kibarı tabiînden olup Medinei Münevvere'deki fu-kahai seb'adan biridir. Vera' ve tekva ile muttasıftı, birçok hadisi şerif rivayetile temayüz etmiştir. Ammesi Hazreti Âişeden, ibni Ömer, Ibni Abbas, Ebu Hüreyre, Muaviye Hazretlerinden rivayette    bulunmuştur. Kendisinden de Nafî, Zührî, ibni Ebi Müleyke gibi me§ahir rivayette bulunmuşlardır.  (31) tarihinde doğmuş,  (112) senesinde Mekkei Mükerre-me ile  Medinei Münevvere arasındaki   «Kudeyd» karyesinde vefat etmiştir.

231  — (Kaffali Kebir) : Ebubekir Muhammed ibni Aliyyiş'şasî, Şafiî fukahasındandır. Muhammed ibni Cerîri Taberîden ve Muhammed ibni Huzeyme'den vesaireden ilm ahz etmiştir. Kendisinden de Ebu Abdil-lâhil'hâkim, Ebu Abdirrahmanıs'selemî vesaire hadis rivayet etmişlerdir.

Kaffali Kebîr, vaktile pek me'mur bir ilm-ü irfan merkezi olan Se merkande tabi «Şaş» ülkesine mensuptur. Defaatla Niysabura gitmiş, Irak'a azimet etmiş, bir müddet Buhara'da kalmış, Halife Mutî zamanında müslümanlar ile Romalılar arasında vukubulan muharebelerde hazır bulunmuş, Hicaz^, Şam'a rıhlet eylemiştir. Maveraünnehirdeki Şafiî âlimleri arasında hadis tahsili için en ziyade siyahatte bulunan zat, işbu Kaffali Kebîrdir. Bu zat, tefsire, hadise, fıkha, usul ye fürua müteallik ilimlerde, edebiyatta bir mütebahhir bulunuyordu.

Şeyh Ebu îshak Şirazî demiştir ,ki: Kaffal bir imam idi, hiç bir kimsede naziri bulunmayan birçok telif atı var idi, fukahadan «cedel» ilmine dair ilk kitab tasnif eden zat, Kaffali Kebîrdir. Türkistan'ın her tarafında Hanefî mezhebi şayi iken Şaş havalisine Şafiî mezhebini neşreden bu .zat olmuştur.

Kaffali Kebîr, islâmiyete hem kalemile, hem de kılıcı ile hizmet etmiştir. Pek bedi yazıları, muhteşem kasideleri vardır. Hattâ deniliyor ki, müslümanlar ile Bizanslılar arasında vukubulan bir muharebeye Ho-

 

ıunuuKiannaan vesaıreaen bahsolunuyordu.

Kaside, islâm ordugâhına gelmişti, şi'r itibarile mühim idi, buna kemmel bir cevap vermek icab ediyordu. Orduda Horasan'dan, Irak'tan. Şam'dan gelmiş birçok üdeba ve şuara bulunuyordu. Fakat bu kasideye mükemmel bir tarzda nazmen cevap veren zat, Kaffal olmuştu.

Bu harb esnasında Bizanslıların ellerine esir düşmüş olan bir islâm âlimi demiştir ki: «Kasidei cevabiyye, Kostantaniyyeye gelince şehrin ilim adamları toplanmış, bu kasidenin belagat ve metanetine hayrette kalmış, kasidenin şairini ve bunun hangi beldeden olduğunu sormaya başlamışlardı, müslümanların arasında bu kadar muktedir bir şairin mevcut bulunduğunu zannetmemiş olduklarını söylüyorlardı.»

Bu iki kaside ile sonra İbni Hazmi Zahirînin yazmış olduğu üçüncü bir kaside, «Tabakatüssübkî» de münderiçtir.

Kaffali Kebîr, (291) tarihinde doğmuş, (365) senesinde Şaşda vefat etmiştir.

232  — (Kaffali Sagîr)   : Ebubekr Abdullah ibnü Ahmedil'mervezî, Şafiî fukahasındandır.    Horasan'ın mabimTiftiharıdır. Şafiî fıkhım teh-zib etmiştir. Gençliğinde çilingirlik ederken otuz yaşından sonra ilm tahsiline başlamış, Ebu Zeyd Mervezîden fıkıh okumuş, fukaha arasında temayüz etmiş, kendisinden Ebu Aliyyi Sincî, kadı Hüseyn ibni Muhammed, Ebu Muhammed Cüveynî gibi meşahir ders almışlardır. Ebubekr Muhammed ibni Haddadı Mısrînin Füruuna şerh yazmıştır.   (Şerhül'tel-hîs),   (Elfetavâ)   asarı cümlesindendir.  (417)  tarihi-nde doksan yaşında olduğu hâlde Sicistan'da vefat etmiştir.

233 — (Katade ibni Diame) : Tabiînden Basra'lı bir zattır. Künyesi Ebül'hattabdır. Âmâ olarak doğmuştur. Celâleti kadre mâlik, mevsukul' kelâm, hâfızül'hadis idi. Her işittiğini derhal ezber ederdi. Enes ibni Mâlik, IbnüTmüseyyeb, Hasanı Basrî, İbni Şîrîn ve İkrime gibi birçok zevattan hadis ve ilm ahz etmiştir. Tefsire, fıkha, hılâfiyyata pek muttali idi. (117) tarihinde elli altı yaşında olduğu hâlde vefat etmiştir.

234 — (Kazîhan) : Fahrüddin Ebül'mehasin Hasen ibni Mansur, Ev-zecentli meşhur bir hanefî âlimidir. Şemsül'eimme Muhammed ibni Ab-dissettaril'kerderîden fıkıh ahz etmiştir. «Fetavayı Kazîhan = Hâniyye» adındaki kitabı meşhurdur. «Vâkıat», «Elmehazır», «Şerhüz'ziyadat» da âsârı  cümlesindendir.  Müctehid  fîl'mesail derecesini haiz görülmüştür.

air. iunauiuste öebte beldesindendir. Hadis, usul, fıkıh ilimlerinde, ara-biyyatta imam idi. Muhtelif ilimlere dair musannefatı vardır. (Kitabüş-şifa bita'rifi hukukıl'mustafa) adındaki mübarek eseri, meşhurdur. Pek parlak bir fikre, bir fakahete mâlik olan bu zat, bir müddet kendi beldesinde, sonra Gıranatada kadılık yapmıştır. (496) da doğmuş, (544) tarihinde Merrakeş'de vefat etmiştir.

236  — (Kadı zade) : Şemsüddin Ahmed ibni Bedriddîn, fukahadan bir zattır. Babası Edirne'de kadı bulunmuştu. Kendisi Ebussuud efendiye intisap etmiş, Bursa, İstanbul, Edirne  medreselerinde  müderris olmuş, sonra Halebe, İstanbul'a kadı tayin edilmiş, Rumeli sadrı olup (985) tarihinde meşihati islâmiyye makamını ihraz etmiştir. Pek afif, müstakim, doğru sözlü bir zat idi. Kıymetli eserleri vardır. Hidaye şerhi «Fet-hül'kadir»i ikmâl için (Netayicül'efkâr fî keşfir'rümuzı vel'esrar) adile yazmış olduğu kitab, meşhurdur. Şerhi Miftaha ve Sadrüş'şeria üzerine haşiyeleri, Telvih ile Mevakife talikatı vardır. Bir mescid ile bir darül' kurra da tesis etmiştir. Vefatı (988) tarihine müsadiftir. Kabri Küçük Karamandadır.

237  — (Kays ibni Ebi Hâzim)  : Ebu Abdillâhil'kûfî, tabiînin -kude-mâsından, sika bir. zattır. Deniliyor ki: Aşerei mübeşşerenin hepsinden de hadis  rivayet etmiştir. Tabiîn   arasında bu mazhariyyet, kendisine mahsusdur. Diğer bir kısım sahabei kiramdan da hadis rivayet etmiştir ki,  onlardan  başkaları rivayette bulunmamışlardır. Bu  sahabeden biri kendi babası, diğer biri de «Dükeyn ibni Saîd» dir. Radıyallahü tealâ an-hüm.

Kays hazretleri, yüz yaşım mütecaviz olduğu hâlde  (84)  tarihinde vefat etmiştir.

238 — (Kabisatiibnü Züeyb) : Ebu Seîdil'huzaî; evlâdı sahabeden ve fukahadan sika, me'mun bir zattır. Mekkei Müke'rreme'nin fethi senesinde doğmuştur. Medinei Münevvere ahalisinden iken gidip Dımışkta ikamet etmişti. Medinei Münevvere'nin en yüksek fukahasmdan sayılmaktadır. Birçok sahabei kiramdan hadis rivayet etmiştir. Şa'bî derdi ki: «Kabîsa, ashabı kiramdan Zeyd ibni Sabitin kazasına = hükümlerine na-sin en âlimlerindendir.»

1U1U.    l^U.UliLcLöcll.1    JCVU-

durî) adındaki kitabı pek muteberdir. (Kitabüt'tecrid), (Şerhi muhtasarı Kerhî) dahi âsârı cümlesindendir. Kitabı Tecrid, İmamı Âzam ile İmam Şafiî arasındaki hılâfiyyatı — delillerinden mücerred bir v surette müştemildir.

Kudurî merhum, (362) tarihinde Bağdat'ta doğmuş, (428) senesinde yine Bağdat'ta vefat etmiştir.

Kudurî, ya kudur sanatine veya Bağdat'ta «Kudure» denilen bir karyeye nisbettir. Kudur, çölmek mânâsına olan kıdrin cem'idir.

240 — (Kuşeyrî Ebül'kasmı) : Abdülkerîm îbnü Hevazinin'nisabûrî, fukahadan, sofiyyeden büyük bir zattır. «Zeynül'islâm, Mecmaul'bah-reyn» gibi lâkapları vardır. Kuşeyr ibni Kâb adındaki bir kabileye mensuptur. Birçok zevattan ilm-ü irfan kesbetmiştir. Ezcümle fıkhı Ebubekr Muhammed ibni Bekrit'tusîden, ilmi kelâm ile usuli fıkhı Ebubekr ibni Fevrekten, ve Ebu İshakı İsfiraînîden okumuş, hadis ilmini EbüThüseyn Haffaftan, Ebu Nuaymi. Isfiraînîden vesaireden tahsil etmiş, tasavvuf ilmini de Ebu Ali Hasenüd'dekkak'dan ahz eylemiştir.

Ebül'kasımı Kuşeyrî, tefsirde, hadisde, fıkıh ve usuli fıkıhta, tasavvufta, şiir ve edebde nazirsiz bir üstaz idi. Lisanındaki talâkat, sözlerindeki kuvvet, yazılarındaki güzel üslûp, tabiatindeki nezaket, fevkalâde idi. Eş'arı lâtif, mektupları pek metindir. Sofiyye hazeratının sözlerini nakl ve hikâye hususundaki iktidarı pek büyüktür. Hele mev'izelerin-deki kalbleri teshir eden beliğ tesir, tasavvurların fevkindedir.

Aliyyübnül'hasen, (Dümyetül'kasr) unvanlı eserinde diyor ki: «Zeynül'islâm Kuşeyrî, bütün mehasini cami idi, en çetin şeyler olanca müş-kilâtına rağmen kendisine râm olurdu. Tehdid âmiz hitabelerini taşlara tevcih etse idi onları eritirdi. Meclisi ya'zine İblisi bağlasa idiler tövbekar olurdu.

Kuşeyrî, Sofiyye hazeratının itikatlarına, teracimi ahvâline, tasavvufun mahiyyetine, ve zühd ve tekvanın neden ibaret olduğuna dair yazmış olduğu meşhur «Risalei Kuşeyriyye»sile büyük bir şöhret kazanmıştır. Bu eser, şark ve garbde intişar etmiş, bütün ulema ve mutasavvifîn tarafından hürmetle kabul edilmiştir. Fransızca tercümesi de matbudur. Güzel bir şair, mükemmel bir muharrir, muktedir bir hattat olan Ku-

J    -  ^ *-*J J

Meali: büyüklerin hizmetlerini terk etme, ve bil ki: küçükler ile düşüp kalkmakta zillet vardır. Sen, ciheti yemininde senin için yüm ve bereket olan zatı ara, onun yesarinde de yesar, vüsat ve gına görürsün.

Ebül'kasım Kuşeyrî, pek çok seyahatlerde bulunmuştur. Hicazda bulunduğu zaman, beytullahı ziyaret için toplanmış olan huccacı kiram arasında islâm âleminin her tarafından gelmiş binlerce ulema ve fuzalâdan başka dört yüz kadar da.kadı bulunuyordu. Bu cihetle o yıla «SenetüT kuzat» denilmişti. Haremi şerifte bir hitabe irad edilmesi istenilmişti. Bu hitabeyi irad eden zat, bütün bu meşahir ve eazimin tensbile Zeynül'is-lâm, Ebül'kasım olmuştu.

Kuşeyrî merhum; on beş sene kadar vatanından ayrılmış, bir müddet Bağdat'ta ikamet etmiştir. Şöyle ki: bu yüksek âlim, Şafiî mezhebinin ve Eş'arî itikadının pek ziyade müdafilerinden bulunuyordu. Pek müessir mevizeleri esnasında Şafiî mezhebine olan meclûbiyetini izhar edip duruyordu. İlmen haiz olduğu yüksek mevki, bazı kimselerin hasetlerini tahrik etmişti. Sonra Nisaburda üstaz «Ebu Sehl ibnil'muvaffak» büyük bir ihtişam ve riyaset sahibi idi. Hanefî ve Şafiî fukahası onun konağında toplanarak mübahaselerde bulunurlardı, pek çok talebesi var idi, kendisi vezaret makamına namzet gibi bulunuyordu. Bu cihetle Selçuk hükümdarı «Tuğrul» beyin veziri «Ebu Nasr Mansurül'kindî», Ebu Sehlî rakip telâkki ederek aleyhjnde bir cereyan vücude getirmek istiyordu. Nihayet vezir Ebü Nasr, âdil, müdeyyin, ulema ve fuzalâya muhîb, Ha-nefiyyül'mezheb bulunan Tuğrul beyi iğfal ederek bid'at sahiplerine minberlerde la'net okunması için bir ferman istihsâl etti, bunun üzerine bir takım kimseler, Eş'arîleri de ehli bid'atten sayarak haklarında la'net okumaya başladılar, derken bu yüzden büyük bir fitne zuhur etti, bunun zararı Horasana, Şama, Hizaca, îraka kadar sirayet eyledi.

Mu'tezile mezhebinde olan vesair bâtıl mezheplerin her türlü mesa-visini de cami bulunduğu söylenilen vezir Ebu Nasr, Nisaburda ikamet eden Ebu Sehl ile Imamül'haremeynin ve Ebül'kasım Kuşeyrî ile Reis Füratînin nefy ve hapsi hakkında da bir irade elde etmişti. Ebu Sehl ile Imamül'haremeyn elde edilememiş, Kuşeyrî ile Reis Füratî nefy ve haps edilmişti. Bu mahbusiyet, bir aydan fazla devam etti, sonra Ebüs'sehl,

sonra hapisten kurtularak Hicaza gitmiştir. Hain vezir Ebu Nasr ise pek az sonra fena bir hâlde katledilmiştir.

Galiba bu fitne hâdisesinde Imamül'haremeyn ile bazı Şafiî âlimlerinin kendi mezheplerini, içtihatlarım fazla müdafaa ederek sair mezhepler eimmesini tenkide cüret etmiş olmalarının da tesiri bulunmuştur.

İmam Kuşeyrî, bilâhare Tuğrul bey ile görüşerek derdini anlatmak istemiş, sonra Bağdad'a giderek hilâfet makamında bulunan «El'kaim Biemrillâh»ı ziyaret etmiş, teveccühlerine mazhar olmuştur.

Velkâsıl: bu fitnenin tesiri (455) tarihine kadar devam etmiş, saltanat nevbeti Alp Arslana gelmişti. Artık Ebül'kasım Kuşeyrî, vatanına dönmüş, Alb Arslandan hürmet ve ikram görmüş, kendi yurdunda pek muhterem bir halde on sene kadar daha yaşamıştır.

îmanı Kuşeyrî: Nisaburda zuhur eden o elîm fitneyi (Şikâyetü ehlis -sünne bihikâyeti mânâl lehün minel'mihne) serlevhalı bir risalesinde tasvir etmiştir. Bu risale, o zaman bütün islâm âlemine neşredilmişti. Bu zat, bu risalesinde imam Eş'arî hakkındaki kötü tefevvühatı yana yakıla anlatıyor, o büyük imamın mezhebim delillerile beraber yazarak hakkında şüphe edenlerin fikirlerini tashihe çalışmıştır. Bu risale «Tabakatı Sübk:» de münderiçtir.

İmam Kuşeyrî'nin: (Et'teysîr fî ilmit'tefsit), (Et'tahbîr fit'tezkir), (Âdabüs'sofiyye). (Letaifül'işarât), (Kitabül'cevahir), (Uyunü'ecvibe fî usulil'esile), (Kitabül'münacat), (Kitabü ahkâmis'sema), (Kitabü nükteı ulin'nüha) adında bir kısım asarı daha vardır. (376) tarihinde doğmuş, (465) senesinde Nisaburda vefat etmiştir. Üstazı şehid Ebu Aliyyid'dek-kakın yanında medfundur.

K : *!

241 — (Kâşânî Alâüddin) : Ebubekr ibni Mesud, Melikül'ulema lâkabını haiz, Hanefî fukahasından meşhur bir zattır. Muhammed ibni Ah-medi Semerkandîden fıkıh ahz etmiş ve onun fakih olan kızı Fatma ile evlenmiştir. Sultan Nurüddiniş'şehid zamanında Halebe gidip Razıyyı Se-rahsîden münhal bulunan medresinin müderrisliğine tayin edilmişti. Bilâhare beldesine dönmek istemiş ise de melik âdil Nurüddinin recasına meb-nî dönmekten vaz geçmiştir.

 

WClVlGU-ll .

mehanisinden sayılırdı, bilâhare harap olmuştur.

242  — (Kerderî Muhammed)  : İbni Abdissettar, şemsül'eimme, Hanefî fukahasından bir zattır. Şir'a sahibi Hatip zadeden vesaireden ilm ahz etmiş, Buharaya gidip oranın âlimlerinden de istifadede bulunmuş, akranına tefevvuk ederek füru ve usul ilimlerini ihya eylemiştir. îmam Gazalinin «Menhul» adındaki bir eserini tenkit etmiştir.  (-599)  tarihinde doğmuş,  (643) senesinde Buharada vefat etmiştir.

243  — (Kerhî Ubeydullah) : îbnül'huseyn Ebül'hasen; Hanefî fuka-hasının meşhurlarındandır. Müctehid fil'mesail sayılmaktadır. Fıkhı Ebu Şaîdil'berdeîden. o da îmamı Âzamin oğlu Hammad'ın oğlu îsmailden ahz etmiştir. Kendisinden de Ebubekr Cessas, Ebu Aliyyiş'şaşî, Ebüİ'hasenü' kudurî gibi zatlar ilm ahz etmişlerdir. (Elmuhtasar), (Sehul'camiis'sagir), (Şerhül'camiil'kebîr)  gibi eserleri vardır.  (260) da doğmuş,  (340)  tarihinde vefat etmiştir. Kerh, Irak nahiyelerindendir.

L :

244 — (Leys ibni Sa'd)  : Ebürharisil'mısrî, kadîm muhaddislerden, ^ukahadan bir  zattır. HanefiyyüFmezhep olup   Mısır kadılığında bulunduğu mervîdir. Hakkında imam Şafiînin pek çok hüsni zannı var idi. Hattâ Ebu Hatim ibni Habban, imam Şafiînin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Leys ibni Sa'd, Imam Mâlikten daha fakih idi, şu kadar var ki onu sahipleri zayi ettiler.»

imam Ahmet ibni Hanbel de demiştir ki: «Leys ilmi çok, sahihül'ha-dis bir zattır. Şu Mısırlılar arasında ondan esbet yoktur. Ben Leysin mislini görmedim.»

Leys, zengin ve sahî bir zat idî, Medinei Münevvereye gittiği zaman kendisine hurma dolu bir sini hediye eden imam Mâlike o siniyi altın doldurarak iade ettiği rivayet olunmuştur .Aslen Isfahanlıdır. (94) tarihinde Mısır karyelerinden birinde doğmuş, (175) tarihinde vefat etmiştir. Kabri «Karafetüs'suğra» dadır.

245— (Leknevî Ebül'hasenat) : Muhammed Abdül'hay ibnü Muham-medil'hindî; fuzalâdan bir zattır. Babasından  vesair ulemadan   okumuş,

246  — (Mâlik ibni Amir)  : Tabiinden bir zattır,   Esbah kabilesine mensuptur. Hazreti Ömer'den hadis ahz etmiştir.   Vefatı   (74)  tarihine müsadiftir.

247  — (Mâcişun)   :   Abdül'Azîz ibni Abdillâh,   Medinei Münevvere ahâlisinden olup Bağdattan tavattun etmiştir. Fakihtir, sikadır, musanniftir. (164) tarihinde vefat etmiştir. Oğlu «Abdülmelik» de fukahadandır.

248  — (Maverdî Ebül'hasen)  :   Aliyyübnü Muhammedil'basrî, Şafiî fukahasındandır. Basrada Ebül'kasımı Saymerîden,  Bağdatta Ebu Hâ-midi Isfirainîden ilm ahz etmiş, birçok beldelerde kadılık yapmış, Bağdatta tavattun eylemiştir.

Mâverdî, «Kaim Biemrillâh» zamanında «Akzel'kuzat» payesini ihraz etmiş, hulefa yanında büyük bir mevki sahibi olmuş, çok kere halifeler ile melikler ve büyük .emirler arasındaki gerginlikleri izale için muslin sıfa tile hareket eylemiştir.

Mâverdî; mütefekkir, seciyyeli bir âlimdir. Basra'da, Bağdatta senelerce tefsir, fıkıh, usuli fıkıh, edebiyat okutmuş, neşri uluma himmet etmiştir. Tefsire dair yazılarında hem. ehli sünnetin, hem de tenkide tâbi tutmaksızın Mu'tezile gibi bid'at erbabının sözlerini, tevcihlerini nakl eder. bu cihetle kendisinin Mu'tezile itikadında bulunduğuna zâhib olanlar bulunmuştur. Fakat Mâverdî, Mu'tezile mezhebine tamamen taraftar değildir, onlara alenî bir surette müzaheret gösterdiği de yoktur. Daha ziyade sünnî olmakla beraber kanaatine uygun gelen yerlerde Mu'tezilenin fikrine iştirak etmiştir.

Mâverdî, güzel seciyyesile, tevazuile, metîn ahlâkîle temayüz etmiştir. Bu pek değerli âlimin seviyyesini gösterir bir fetvasını hikâye edeceğiz.

Şöyle ki: Abbasiye halifelerinden «El'kaim Biemrillâh» (439) tarihinde «Şâhinşahı âzam »lâkabını haiz bulunan «Celâlüddevle ibni Büvey-yihe (Melikülîmülûk) lâkabını da vermiş, hatipler de kendisini bu unvan ile yad etmeğe başlamışlardı. Bazı âlimler, bu lâkabı münasib görmemiş., kâinatın hakikî mâliki olan Hak tealâ hazretlerine ait bir vasfın herhangi

Celâlüd'devle'den kesilmişti.

Fakat bilâhare Celâlüd'devle'nin daveti üzerine büyük bir korku içinde ziyaretine gitmiş, Celâlüd'devle de bu seciyyeli âlimi huzuruna kaDul edince şöyle demiştir: «Bence tahakkuk etmiştir ki, eğer sen bir kimseye dostluk gösterecek olsa idin — aramızdaki hususiyyete mebni — mutlaka benim hakkımda göstermiş olacaktın, seni o fetvaya sevk eden, mücerret senin diyanetindir. Binaenaleyh şimdi senin mevkiin benim yanımda eskisinden daha ziyadedir.»

Garibdir ki: Celâlüd'devle, bu unvanı aldıktan sonra ancak birkaç ay yaşıyabilmiş, kendisinden sonra «Benî Büveyh» devleti tamamen münkariz olmuştur.

Mâverdînin tevazuuna, diyanetine, nefsi ile olan mücahedesine delîl olmak üzere kendisinden şöyle bir vak'a da naklolunmuştur.

Mâverdî diyor ki: «Ben satış meselelerine dair bir kitap tasnif etmiş, fukahanın bu husustaki sözlerini kudretim dahilinde toplamıya çalışmıştım. Kitabım, mühezzeb bir hâle gelince ben bununla az kalsın böbürlenecek idim. Kendimin bu meselelere herkesten ziyade muttali olduğumu tasavvura başlamıştım ki, iki köylü Arab yamma gelip bana bey'a = satışa ait bir sual sormasınlar mı!.. Dört şartı mutazammın olmak üzere Bâdi-yede yapmış oldukları bir alım, satım muamelesi, ben bunlardan hiçbirinin cevabını bilemedim, yere bakarak fikre daldım, kendi halimle bunların hallerini ibretle düşünmeğe başladım. «Sen şu cemaatin reisi olduğun halde bizim bu sualimize verecek cevabın yok mu?.» dediler. «Hayır yok dedim», «Yazık sana!» diyerek yanımda nayrıldılar, sonra benim talebemden birçoklarının kendisine ilimce faik bulunduğu bir zata gidip sordular, derhal lâzım olan cevabı aldılar, memnun ve müteşekkir kaldılar, ilmini sena ederek çıkıp gittiler. Bu hal, bana nefsimin tezellülünü, ucbümün te-vazua tahavvülünü icap edecek bir nasihat, bir dersi ibret oldu.»

Mâverdînin bir takım kıymetli müellefatı vardır. Bir kısmı şunlardır: (Tefsir), (Elhavil'kebîr), Şafiî fıkhına dair iki cilttir. (El'ikna) bu da fıkha dairdir. (Â'lâmün'nübüvve) kelâma aittir. (Edebüd'dünya Veddîn) ahlâka dairdir. (Nasihatül'mülûk), (Teshilünnazar) hükümetlerin siyasetlerine mütealliktir. (Siyasetül'mülk), (Kanunül'vezare), (El'ahkâmüb'-sultaniyye fîssiyasetil'medinetiş'şeriyye), (El'emsal vel'hikem).

kölesi iken refikasına bağışlamış, o da azat etmiştir. Mısırda, İrakta bulunmuş, Dımışkta tavattun eylemişti. Ebu Hatim demiştir ki: «Ben Samda Mekhulden daha âlim bir zat görmedim.» (118) tarihinde Dımışkda ye-fat etmiştir.

250  — (Meysere. ibni Habib)  : Ebu Hâzımin'nehdî, fukahadan, mu-haddislerden Küfeli saduk bir zattır. Yüz tarihinden sonra vefat etmiştir.

251 — (Muaviye ibni Ebi Süfyan)  :  Ashabı güzînden ve Resuli Ek-remin vahy kâtiblerindendir. «Ummül'mü'minîn Hazreti Habibe> nin biraderi olduğundan «Hâlül'mü'minîn» unvanile yad edilmiştir. Hazreti Sıd-dîk ile Hazreti ömerin ve Hazrdti Osmanm hilâfetleri zamamnda Şam valiliğinde bulunmuş, bilâhare «Siffîn» vak'asından sonra dört buçuk sene kadar Sam imaretini ihraz etmiş, badehu hicretin kırk birinci senesinde Hazreti Hasen tarafından hilâfet kendisine tevdi edilmekle yirmi sene kadar da Samda ifayı hilâfette bulunmuştur.

Hazreti Muaviye, fevkalâde zekî, halîm, fasih, fakih, sahavetle mut-tasıf idi. İslâm hâkimiyetinin şark ve garbe intişarına pek çok hizmetlerde bulunmuştur. (163) hadisi şerif rivayet etmiştir. Kendisinden İbni Ab-bas, Ebüd'derda, Cerîr ibni Abdillâh, Nûman ibni Beşîr İbni Ömer, İbni Zübeyr, Ebu Saîdil'hudrî, Sâib ibni Yezid, Ebu Ümame ibni Sehl gibi ashabı kiram ve tâb'iînden İbnül'müseyyeb ve Humeyd ibni Abdir'rahman gibi meşahir hadis rivayet etmişlerdir.

Resuli Ekrem efendimiz, Hazreti Muaviye hakkında: L«U»l ^1 ) (t_4+« ti diye dua buyurmuştur. Sahihi Buharîde mezkûr olduğu üzere İbni Ebi Müleyke diyor ki: İbni Abbasa denilmiş ki: Emirül'mü'minîn Muaviye hakkında ne dersin?. O, vitir namazım bir rekât olarak kıldı. İbni Abbas da: «İsabet etmiş, o fakihtir» diye cevap, vermiştir. Filhakika Hazreti Muaviyenin fakahati, dirayeti, fazileti müsellemdir.

Nevevî merhumun «Tehzibül'esma» smda yazılı olduğu üzere Hazreti Muaviye, irtihalleri esnasındaki J\ 3 ^J» ja, ^jjj ^ M»j zjSg$* ) lîıi ı^-Vl ia*^. = kaşiki ben zî tuva mevziinde Kureyşten bir er olsaydım da şu hükümet işlerinden bir şeye bakmasaydım) demiştir. (60) tarihinde yetmiş sekiz yaşında olduğu halde Dımaşkta irtihal etmiştir. Radıyallahü tealâ anh ve an ebiyh.

mam nebevide cem etmiş olan zatlardan Dirı«üe du zattır. *s.enaısınaen (157) hadisi şerif rivayet olunmuştur. Hicreti nebeviyyenin (18) inci senesinde (33) yaşında olduğu halde vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

253 — (Mücahid ibni Cebr) :  Ebürhaccacü'mekkî, tabiînin büyükle-rindendir. Tefsir, hadis, fıkıhta imam idi. İbni Abbas, Ebu Hüreyre, Câbir ve Abdullah ibnü Ömer gibi sahabei kiramdan ve saireden hadis ve ilm ahz etmiştir. Kendisinden de Tavus, Ikrime, Katade, tbni Kesir, Ebu Amr ibni Alâ gibi zatlar tefsir ve hadis ahz ve rivayet etmişlerdir.

îmam Şafiî ile imam Buharînin Mücahid hakkında büyük itimatları vardı. Sahihi Buharîde Mücahidden birçok tefsirler, hadisler rivayet olunmuştur. «Tehzibül'esma» da deniliyor ki: Mücahid, fıkıhda, tefsirde, hadisde imamdır.»

Mücahid, (21) tarihinde doğmuş, (103) senesi secde halinde vefat etmiştir. Kendisine «tbni Cübeyr» de denilir.

254 — (Muhammed ibni Hanefiyye) :  Ebül'kasım, imam Ali hazretlerinin evlâdı kiramdan âlim, fakih, şecî, bir zattı.    Validesi    «Havle > Binti Cafer, «Benî Hanife» kabilesindendir. Cemel vak'asında Hazreti Alinin sancağını hâmil bulunmuştu. Kendisine, imam Alinin büyük muhabbet ve teveccühleir vardı, irtihallerihde bu mübeccel mahdumunu imam Hasen ile imam Hüseyn hazretlerine tavsiye ve emanet etmişti. Hicreti seniyyenin (21) inci senesinde dqğmuş, (73) tarihinde Medinei Münevve-rede vefat etmiştir. Cenaze namazını Medinei tâhire .valisi bulunan Eban ibni Osman hazretleri, kıldırmıştır. Radıhallahâ tealâ anhüm.

255  — (Muhammed ibni İshak)  :   İbni   Câferis'sağanî,   fukahadan sika, hüccet, hafizül'hadis bir zattır. Bağdada gidip orada ikamet etmişti. Künyesi Ebubekirdedir. Vefatı (276)  tarihine müsadiftir.

256  — (Muhammed ibni Semaa)  :   İbni Abdillâhitteymî, Hanefî fu-kahasınm kadimlerindendir. Leys ibni Sa'dden, imam Ebu Yusuf ile İmam Muhammedden hadis nakletmiş ve İmameyn ile Hasen ibni Ziyaddan fıkıh ahz eylemiştir. Kendisinden de Tahavînin şeyhi Ebu Cafer Ahmed ibni Ebî Imranı Bağdadî fıkıh teallüm etmiştir.

Muhammed ibni Semaa, sika, hafızı hadis, fakih bir zat idi. İmameyn-den «Nevadir» i yazmıştır ve İmam Ebu Yusüfden sonra Bağdatta Halife Me'munun kadısı olmuştur. Vefat edince «Yahya ibni Maîn», «Ehli reyden

edilmişti, bu cihetle «ensarî» sayılmaktadır! Validesi «Safiyye» de Hazreti Ebubekrin azatlısı idi. Bu cihetle öyle yüksek bir aile arasında yetişmiştir.

İbni Sirîn, âbid, 2âhid, sikadır. Ashabı kiramdan otuz kadar zata yetişmiş, Hazreti Aişeden, Ebu Hüreyreden, Imran ibni Huseynden, İbni Abbasdan, ibni Ömerden ve birçok tabiînden rivayet etmiştir. Kendisinden de Şa'bî, Katade, Ebu Eyyüb, İbni Avn, Mâlik ibni Dînar, Ebu Hilâl vesaire rivayette bulunmuşlardır. Tefsir, hadis, fıkıh ilimlerinde büyük bir iktidar sahibi idi. Rüya tâbirinde de pek müdekkik bulunuyordu.

Hahibi Bağdadî, tarihinde diyor ki: «İbni Şîrîn, kendi zamanında vera-ve tekva ile yâd olunan fukahadan biri idi.»

ibni Şîrîne denilmiş ki: «Bazı kimseler sema' yerlerine gidiyor, se-ma'ın tesirile düşüp bayılıyorlar, sen buna ne dersin?.» Demiş ki: «Aramızda bir gün tayin edelim, onlar gelsinler, bir duvar üzerinde otursunlar, kendilerine Kur'anıâzîm, tamamile okunsun, eğer Kur'anın tesirile yere düşerlerse onlar dediğiniz gibidirler.» ibni Şîrîn, bununla bir takım kimselerin câ'lî surette vecd hali göstermekte olduklarına işaret etmiş idi.

Bu pek yüksek âlim Hazreti Osmanm şehadetinden iki sene evvel doğmuş, (110) tarihinde Basrada vefat etmiştir.

258 — (Muhammed ibni Sevr)  :   Ebu Abdillâhis'san'anî, fukahadan âbid, sika bir zattır. Takriben (290) tarihinde vefat etmiştir.

259 — (Muhammedi Buharî) : Ebu Ablillâh ibnü İsmail ibni İbrahim ibnirmugayretil'cufî, muhaddislerin en büyüklerindendir.   Babası Ebül'-hasen İsmail dahi eazimi ulemadan idi. İmam Buharî; evvelâ kendi: vatanında tahsile başlamış, Kur'anı mübîn ile îbnül'mübarek'in musannefatını ezberlemiş, birçok yerlerde seyahat ederek pek çok ulemaya mülâki olmuş, kendilerinden istifade eylemiştir. Şöyle ki: evvelâ validesile, kardeşile beraber Hac farizasını ifa için Hicaza gitmiş, (210) senesinden itibaren ha-disdeki ıttılâmı tevsi için onlardan ayrılarak Horasan, Cebel, İrak, Şam, Mısır gibi Şarkın ilm-ü irfan merkezlerini gezmiş dolaşmış, binden ziyade meşayihe mülâki olarak kendilerinden hadis telâkki eylemiştir. Böyle senelerce süren bir seyahat neticesinde vatanına derin bir iştiyak hissetmekle Buhara'ya dönmüş, fakat orada bazı hâsidlerin gayzine hedef olmuş, «Lâfzı Kur'ânm mahlûkiyyetine kaildir» diye hakkında ta'n ve teş'-nia başlamışlardır.

Ummuştur.

îmamı Buharî, sekiz defa Bağdada gidip gelmişti. Her defasında İmam Ahmed ibni Hanbel ile görüşüp konuşmuştu. Son defa vedaa gittiği zaman kendisine hitaben îmam Ahmed hazretleri: «Ey Ebu Abdillâh!. Sen ilmi, nâsı bırakarak Horasan'a mı gideceksin?. Nâs, şüyuhdan = üs-tazlardan ibarettir. Şüyuh gittikten sonra kim ile yaşanabilecektir?» demişti.

îhatai ilmiyyesi, cihan kadar geniş olan bu büyük âlim, şimdi «Har-tenk» köyünde kapanıp kaldığı cihetle kadîm dostu ve üstazı Ahmed ibni Hanbel hazretlerinin o sözlerini hazin hazin hatırlayıp duruyordu. Hattâ bu halinden pek sıkılmış, «Yarabbi. Yeryüzü şu kadar geniş iken benim başıma bu kadar dar oldu. Artık ruhumu kabz et de beni kur'bi ulûhiyye-tine kavuştur» diye niyazda bulunmuş, aradan bir ay geçmeden ebediyyet âlemine rıhlet etmiştir.

imam Buharî, bir harikai fıtrat idi. Yüz bıu aahih, iki yüz bin de gayri sahih hadis hıfz etmiş bulunuyordu. (Elcamiüs'sahih) unvanlı hadis kitabım, altı yüz bin hadis arasından intihap ettiği (7275) hadisi-şeriften müteşekkil olmak üzere on altı senede vücude getirmiştir. Bunların bir kısmı, veeihlerinin, senetlerinin tekerrürüne mebnî mükerrer bulunmaktadır. Bu mükerrerler sayılmayınca geriye (4000) hadisi şerif kalmış oluyor.

Zeynüldîn, Ahmedi Zebidî, bu dört bin hadisi şerifi alarak «Sahihi Euharî Muhtarası» olan (Tecridi sarih) adındaki eseri telif etmiştir.

İmam Buharînin (El'camiüs'sahih) ı, Kitabüllâhtan sonra en sahih bir kitap olmak üzere kabul edilmiştir. Bu muazzam kitab, islâm âleminde bu tertip üzere yazılan ve «Kütübi sitte = altı kitab» denilen kitapların birincisidir.

İmam Buharî, evvelce Humeydîden Şafiî fıkhım teallüm ederek Şafiî mezhebine salik bulunmuştu. Bilâhare kendisine hâs bir içtihad yolu ihtiyar etmiş.

Selîm ibni Mücahid demiştir ki: «Altmış senedenberi dünyada Muhammed ibni Ismaîlden daha fakih, daha müteverri', daha zahid bir zat görmedim. İmam Buharî ile İmam Müslimin şeyhi Muhammed ibni Beş-şâr demiştir ki: «Dünyanın Huff azı hadisi dörttür: Rey'de Ebu Zür'a, Ni-sabur'da Müslim îbnil'haccac, Semerkant'de, Abdürrahmanı Darımî, Bu-

/ÜL1II   Ugi

dılıklarmda ve Anadolu kazaskerliğinde bulunmuş, (1097) tarihinde meşihat makamını ihraz etmiştir. (Elfetavel'ankaraviyye) unvanlı Arabca fetva kitabı pek muteberdir. «Tenvîr»e haşiyesi de vardır. Bir medrese de bina etmiştir. (1099) senesinde İstanbul'da vefat edip Sultan Selim civarında kuğacı dede türbesi önündeki makbereye defn edilmiştir.

261 — (Muhammed ibni Kaşid) : Ebu Urve, Basrah bir fakihtir. Ye-men'de ikâmet etmişti. Ezd kabilesinin mevalisinden idi. Sikadır, fazıldır. (154) tarihinde seksen yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

262  — (Muhammed-i Sincarî) : îbni   Muhammed Kıvamüddînilkâkî Hanefî fukahasmdandır. Kahireye giderek «Mardin* camii şerifinde ifta ve tedris ile meşgul olmuştur. «Hidaye» ye «Mi'racüd'diraye» adında bir şerhi ve «Eimmei erbaa» nın kavillerini toplıyan «Uyunul mezahib» adında diğer bir eseri vardır. (749) tarihinde vefat etmiştir.

263  — (Mahmud Esad Efendi) : Seydişehirli    fazıl bir zattır, istanbul'da medrese tahsilini ikmâl ederek bir aralık dersiam    olmuştur. Askerî mekteplere muallim yetiştirmek maksadile vücude getirilmiş olan bir müessesei ilmiyyede talebe sıfatile bulunurken buranın lağvı üzerine Mektebi Harbiyenin erkânı harbiye kısmında tahsilini takip ederek oradan da şahadetname almıştı. Bilâhare adliye hâkimliğile İzmir'de bulunmuş, sonra maliye nezaretinde hukuk müşavirliği yapmış, defteri hâkani nazırı olmuştur. Medresetül'kuzat» ile  «Mektebi hukuk» da Macelle  ve hukuku düvel müderrisi bulunuyordu. İngilizce de bilirdi. Kıymetli yazıları, tercümeleri vardır. Feraize, münakehata, usulü fıkha, tarihi İslama, hukuku düvele, tabiiyyata vesaireye dair müellefatı mevcuttur. (1335) tarihinde hicrî (64)  yaşında olduğu halde kalb sektesinden İstanbul'da vefat etmiştir. Hâcesi Fatih müderrislerinden Elbasanlı Abdülkerîm efendidir. Babası Kadı Güzel Efendi zade Muhammed Emîn efendi de fazıl bir zat idi.

Merhum Mahmud Esad efendiden iki sene «Hukuku düvel» okumuş, vatanperâne mütalalarmdan da ayrıca müstefid olmuştuk. Pek çalışkan, intizamperver bir zat idi.

264 — (Mahmud Hamza) : İbni Muhammedtt'huseynî, fukahadan bir zattır. Aslı «Harran» dandır. Hanedanı, nekabetül'eşraf makamını haiz

F:  28

Hamza Efendi, ulemadan Abdüssettar Efendiye rediyye olarak (Ten-bîhül'havvas alâ ennel'imzae fil'hududi lâ fil'kısas) diye bir risale yazmıştı ki, (1303) de Samda tab edilmiştir. Abdüs'settar Efendi de (Tenbihür1-rükud alâ ennel'imzae minel'kazai fil'kısası vel'hudud) adile bir risale yazmıştır. Bu eser hakkında Cevdet Paşa merhumun da (Cevdetül'enzar alâ tenbîhi Abdis'settar) adile bir risalesi vardır. (78) inci isme ve Kısas bahsine de müracaat!...

Mahmud Hamza Efendi, (1236) da doğmuş., (1305) tarihinde vefat etmiştir.

265 — (Molla Husrev : Muhammed ibni Ferâmuz ibni Ali. büyük bir Türk âlimidir. Tokat civarındaki Türkmenlerden «îrsak» kabilesindendir. zamanının en büyük fakihi idi. Bürhanüddini Herevî'den ilm ahz etmiş Edirnede müderrislik yapmış, Sultan Fatih'in büyük hürmetlerine ma/.-har olmuş, İstanbul'un fetih edildiğini müteakip Hızır Beyden sonra İstanbul kadılığına ve Ayasofya müderrisliğine tâyin edilmiş, Bursa'da bir medrese yaptırıp müderrisliğinde bulunmuştur. Fatih,    kendisile iftihar eder, vüzerasına hitaben: «Bakınız bu zat, bu zâmanıh Ebu Hanifesidir.» derdi.

Hanefiyyül'mezhep olan Molla Hüsrev, mehîb, vakur, mütevazi, halûk bir zat idi, birçok hizmetçileri olduğu halde mütaleahanesinde kendi işlerini kendi görürdü. Kıymetli müellefatı vardır.    (Hâşiyei   beyzavî) (Haşiyei telvih), (Dürörül'hükkâm fî şerhi gureril'ahkâm), (Miratül'usul ilâ mirkâtil'vusul), (Nakdül'efkâr fî reddil'enzar) bu cümledendir.

Molla Hüsrev merhum, (885) tarihinde İstanbul'da vefat etmiş, nâ'şı Bursa'ya nakledilerek medresesi bahçesine defnedilmiştir.

266  — (Molla Miskin)  : Muintiddîn Muhammedül'herevî Hanefî fu-kahasındandır.   (Kenzüd'dekaik) üzerine yazmış olduğu şerh, muhtasar, müfit bir eserdir. (881) tarihinde Semerkand'de te'lifinden fariğ olmuştur.

267 — (Münavî) : Abdür'rauf Zeynüd'dîn Muhammed ibni Tâcil'âri-fîn, Şafiî fukahasmdan, muhaddisînden Kahireîi bir zattır,   mütefennin tir âlimdir. Babasından, Şemsi Remlîden vesaireden hadis, edebiyat vesaire ahz etmiştir. Bilâhare münzeviyane bir halde yaşıyarak yüzden ziyade

268 — (Müslim Ebül'huseyn) : İbnül'haccac ibni Müslimil'kuşeyr î, Nisaburlu pek meşhur bir muhaddistir, fakihtir,. Hadis ilmindeki ihatas-sını pek mükemmel bir hale getirmek için bir müddet vatanından ayrılmış, Hicaza, Mısır'a, defeat ile İrak'a gitmiş, en yüksek âlimlere, muhad-dislere mülâki olmuş, Kuteybe, îshak ibni Rahveyh, Ahmed ibni Hanbel gibi büyük zevattan hadis ahz etmiştir. Bahusus İmam Buharîye Nisa-bura son geldiği zaman mülâki olarak o büyük muhaddis hakkında pek çok hürmetler göstermiştir. Kendisinden de Tirmizî, İbni Huzeyme, Abdurrahman ibnü Ebi Hatim gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır.

İmam Müslimin hafızasını binlerce ahadisi şerife tezyin etmişti. (Ei' camiüs'sahih), Sahihül'müslim) veya (Elmüsnedüs'sahih) denilen meşhur kitabım üç yüz bin hadis arasından intihap ettiği sahih, müsned hadislerle vücude getirmiştir. Bu kitaptaki mükerrerler hesaba katılmazsa geriye dört bin hadisi şerif kalmaktadır.

(Essahihayn) değil mi, bununla Sahihi Buharı ile, Sahihi Müslim kasdedilir. Sahihi Müslim «Kütübi Sitte» nin ikincisidir. Hattâ bazı zevat, Sahihi Müslimi, Sahihi Buharı üzerine tercih etmişlerdir. Fakat ekseriyetin kanaatine göre Sahihi Müslim, tertip itibarile ve hadislerin tariklerini ziyade ve noksansız olarak telhis ve ravîlerin sözlerindeki ihtilâflara tenbih cihetile pek muntazam, bînâzidir.' Sahihi Buharî ise kıdem, esanîdin yüksekliği vesair muhaddislere bir rehberlik vazifesi görmüş bulunması itibarile bütüp hadis kitaplarına racihtir.

Bir zat da şöyle diyor:

III

SjUJlJli jüö c

Meali : «Bir cemaat, benim yanımda Sahihi Buharî ile Sahihi Müs lim hakkında münakaşa ettiler, bu ikisinden hangisi mukaddemdir, dediler. Ben de dedim ki: Sanat güzelliği   bakımından Müslim faik olduğu gibi sıhhat itibarile de şüphe yok ki Buharî faiktir.»

Şafiî fukahasmdan sayılan İmam Müslimin daha birçok müellefatı vardır. (Elmüsnedül'kebîr alâ esmair'rical),  (Kitabül'ılel),  (Kitabü evlâ-

 

evhanüTmuhaddisîn) bu cümledendir.

Bu muhterem zat, (204) tarihinde Nisaburda doğmuş, (261) senesinde Nisabur şehri haricinde bulunan «Nasr Âbad» da vefat etmiştir.

269  — (Müslim ibni Halid)   : Ebu Halidiz'zencî, tabei tabiînden ve Manzum kabilesi mevalisinden Mekkei Mükerremeli bir zattır. Zührîden, îbni Cüreycden, îbni Ebi Müleyke'den, Amr îbni Dinardan vesaireden iim ve fıkıh ahz etmiştir. îmam Şafiînin üstazı sayılmaktadır. Nevevî merhum, Tehzibül'esma'da diyor ki: «Müslim, radıyallahü anh bizden Resuli Ekrem, sallâllahü aleyhi veselleme muttasıl olan silsiei fıkhiyyedeki ecdadımızın biridir. îbni Ebî Hatim demiştir ki: «Müslim-i Zencî, fıkıhta ve ilmde bir imamdır. Şeyh Ebu Ishak da Tabakatında diyor ki: «Müslim ibni Halid, ibni Cüreyc'den sonra Mekkei Mükerreme müftîsi    bulunmuştur. Şeyhül'harem unvanını ihraz etmişti.

Ebu Halid, fakih, sika bir zattır. Maamafih muhaddislerçe kavî görülmemiştir. (179) senesinde seksen yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

270 — (Müslim ibni Yesar)  : Ebu Abdullahil'basrî, tabiînden fakih, fâzıl, sika bir zattır. Osman ibni Affan hazretlerinin mevalisinden olduğu mervîdir. Halife ibni Hayyat demiştir ki: «Müslim, Basra'daki beş faki-hin beşincisi sayılırdı.» (100) tarihitide vefat etmiştir.

271  — (Müseddedül'basrî)  : îbnü Müserhedil'esedî, Ebül'hasen; Hâ-fczı hadisdir, fakihtir, sikadır. Rivayete nazaran Basra^da ilk Müsned kitabını tasnif eden bu zatür. Adımn «Abdül'melîk» olduğuna kail olanlar da vardır. (223) tarihinde vefat etmiştir.

272 — (Mis'ar ibni Kidam)  : Muhaddislerden takıh, muktedir, Kû-feli bir zattır. Şu'be diyor ki: «Biz sıdkından dolayı Mis'are Mus'haf adını verirdik.» Sahihi Buharideki. râvilerdendir. Hişam .ibni Urve demiştir ki: «Bize Eyyûbi Sahüyanî ile Mis'arden daha faziletli bir kimse İraktan gelmemiştir.» Süfyanı Sevrî de demiştir ki: «Biz bir şeyde şek ettik mi onu Mis'arden sorardık.» Bu muhterem zat, (155) tarihinde vefat etmiştir.

273  — (Mesrukubnül'ecda) : İbni Mâlikil'hemdanî, Ebu Aişe, Küfede yetişmiş olan kudemayı tabiînden pek fazıl, sika bir zattır. Hulefayı Raşidînden, İbni Mesud'dan vesair zevattan hadis rivayet etmiş, kendisinden de Ebu Vail, Şa'bî, Nahaî gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Şa'-bî demiştir ki:  «Bir Hemdaniyye Mesruk gibisini doğurmamıştır.»  Ali ibni Medinî de demiştir ki: «îbni Mesudun ashabından hiçbirini Mesruka takdim etmem.»

Mesruk, meşhur kahraman «Ami1 ibni Ma'dî Keribi» n kız kardeşinin oğludur. Yemenin bahadirlerinden sayılır. Çocukluğunda çalınmış olduğu için bu Mesruk adını almıştır. Ömer ibnil'tattab hazretleri: Mesruk -

tan adını sormuş, o da adım «Mesruk ibni Ecda'» dır deyince Hazreti Ömer: Ben Nebiyyi Ekremden «Ecda'» şeytandır, dediğini işittim, sen Mesruk ibni Abdurrahmansın» diye buyurmuştur. Vefatı (62) tarihindedir.

274 — (Mutarrif ibni Mazin)  : Ebu Eyyubil'kinanî, San'ada kadılık yapmış bir zattır. İmam Şafiî, bu zatın mahkemede nasa mushafı şerif ile yemin ettirdiğini görmüştür. Rakkada (191) tarihinde vefat etmiştir. Hadis bakımından saduk görülmemiştir.

275 — (Muarrif ibni Abdillâh)  : İbni Seleme ibnil'esam; Ebu Mus -abil'medenî, İmam Maükin ashabından idi. Ve kız kardeşinin oğlu bulunuyordu. Sika bir zattır,. (220) tarihinde vefat etmiştir.

276 — (Mutarrif ibni Abdillâh)   : Ibniş'şıhhîr, Ebu Abdillâhil'basrî, Beni Âmirden fazıl, sika bir zattır. (95) tarihinde vefat etmiştir.

277 — (Müzeni Ebu İbrahim) : İsmail ibni Yahya, Mısır ahalisinden olup ilm ile, ictihad ile, zühd-ü tekva ile teferrüt etmişti. İmam Şafiî'nin ashabından olup,, onun pek çok tahdirlerine nail olmuştur. Hattâ İmam Şafiî: «Müzenî mezhebimin Nasırı'dır» demişti. Kendisinden Horasan, Irak Şam ulemasından birçokları müstefit olmuş", ibni Huzeyme, Tahavî rivayette bulunmuşlardır. Furuı Şafiîyyeye dair olan (Muhtasarrül'müzenî adındaki kitabı meşhurdur, Şafiîler arasında pek muteber olan beş fıkıh kitabından biridir. (El'camml'kebîr), (El'camiüs'sagîr), (Kitabül'vesaik), (Elmesailül'mutebere),    (El'mensûr)   adında ba,şka eserleri de    vardır. (175) tarihinde doğmuş, (264) senesinde vefat etmiştir.

N :

278  — (Nabülüsî Abdülganî)   : Îbnü Şeyh Ismailid'dımaşkî; Hanefî fukahasmdan ve Nakşibendî, Kadiri meşayihinden muhterem bir zattır. Babasından vesair birçok ulemadan ilm ahz etmiştir. Ezcümle Şeyh Ahmed Kal'îden fıkıh ve usuli fıkıh, Abdülbakîyi Hanbelîden hadis, Mahmude Kerderîden nahv ve edebiyat okumuş, Şeyh Abdürrezzakı Keylân'-den Kadiri tarikini ahz etmiştir.

Nabülüsî, daha yirmi yaşında iken telifata başlamış, bir aralık mün-zeviyane yaşamış, sonra tedris hayatına atılıp Şam'da Selimiye camiinde Kazî tefsirini tedris ile meşgul olmuştur. (1075) tarihinde istanbul'a gelmiş, az sonra Cebeli Lübnan'a, Kudüs'e, Mısır'a, Hicaz'a gitmiş, badehu Dımaşka avdet etmiştir.

Şeyh Nabülüsî'nin birçok telifatı vardır. Bunların ekserisini «Kamu-

il'âlâm» kaydetmiştir. Bir kısmı şunlardır:  (Ettahrirül'havî bişerhi tef-

siril'beyzavî),   (Kitabül'eyrad),     (El'hadikatün'nediyye şerhut'tarikatil'-

muhammediyye),  (Nefehatül'ezhar alâ nesematil'eshar fî medhin'nebiy-

yil'muhtar), (Reşehatül'aklâm şerhü kifayetü'gulâm),  (Kifayetülgulâm

-----------..«.^m,., kiUuu; tariiiiiiue uımaşKta doğmuş, (1143) senesinde vefat etmiştir.

279  — (Nâfı' Ebu Abdillah)  : İbni Hürmüzil'medenî; tabiînin meş-hurlarındandır. Aslen Belhli veya Horasanlıdır. Abdullah ibni Ömer radı-yallahü anhümanın azadlısı idi. Hazreti Abdullahtan nakledilen ahadisı şerifenin çoğunu bu zat rivayet etmiştir. Tevsikinde ve calâleti kadrinde ittifak vardır, imam Buharı demiştir ki:  «Isnadlann en sahihi, Mâlikin' Nâfı'den, Nâfı'm da İbni Ömerden olan rivayetidir.»

Halife Ömer ibni Aziz, Nâfıı ahaliye süneni nebewiyyeyi talim için Mısıra göndermişti, Medinei Münevverede (117) tarihinde vefat etmiştir.

Bir de Nâfı jbni Abdurrahman vardır ki, «Kurrai seb'a» denilen yedi meşhur karii kur'andan biridir. Bu zat da Medinei tahirede tavattun etmişti. Aslı Isfahandandır. Medinei Münevverede (169) senesinde vefat etmiştir.

280 — (Nasırüddin Kazı-i Beyzavi) : Ebül'hayr Abdullah ibni Ömer; Şafiî ulemasından meşhur bir müfessirdir. Tefsir, fıkıh, usul, kelâm, mantık, belagat, tarih ilimlerinde bihakkın mütehassıs idi. Kadılık tarikine sülük etmiş, bir aralık Tebrize gitmiş, orada vezirin hazır bulunduğu bir ilim meclisinde kudreti ilmiyyesini ispat etmekle vezirin fevkalâde iltifatlarına nail olmuş, nihayet Tebrizde Kazil'kuzat mesnedini ihraz eylemişti. Bilâhare kadılığı terk ederek meşhur tefsirini telif ile meşgul olmuştur. Bu muhterem müfessirin;  (El'izah), (El'minhaç),  (Serhül'minhac), (Et-tevali'),  (Şerhül'metalî), (El'inayetül'kusva), vesaire namında usule, kelâma, fıkha, mantığa vesaireye dair eserleri de meşhurdur. Şiraz nahiyelerinden «Beyza» da doğmuş, olan bu kudretli âlim, (685) tarihinde Tebrizde vefat etmiştir.

281  — (Nasırütidin Muhammed)  : İbni Yusuf, Ebül'kasımıs'semer-kandî, kadri yüksek bir Hanefî fakihidir, zamanının bir müctehidi bulunuyordu. Rivayete nazaran Semerkantte bazı eimme ve ulema hakkında bastı lisanda bulunduğu için bazı kimseler tarafından taşlanmak suretile şehit edilmiştir. (El'menafi), (El'mültekat fil'fetavâ), (Hulâsatül'müftî), (Mesabîhüs'sübül), (Kitabül'ahkaf)  gibi müellefatı vardır. Vefatı  (556) tarihine müsadiftir.

282— (Nâtıfî Ebül'abbas) : Ahmet, ibni Muhammedit'taberî; Hanefî fukahasından ve Irakaynin kibar-i ulemasındandır. Ebu Abdillahü'cür-canîden okumuştur.  (El'ecnas fil'füru),  (El'füruk),  (El'vâkiât)   adında

ıuu. uıuıtu muma ue xiazreu \juıtnı gormuş, imam Ali ile Aişei Sıddıka validemizden ve ibni Mesud ile Muaz ibni Cebelden birçok hadisi şerif rivayet etmiştir. Kendisinden de oğlu Abdurrahman ile kardeşi Abdurrahman ibni Yezid ve yeğeni İbrahim Nehaî vesaire rivayette bulunmuşlardır.

Ahmet ibni Hanbel hazretleri demiştir : «Esved ibni Yezid, sikadır, ehli hayırdandır, tevsiki ve kadrinin celâleti hakkında ittifak vardır.» Vefatı (74) tarihindedir.

284 — (Nahai ibrahim) : Ebu İmran ibnü Yezid ibni Kays, kadim ulema ve fukahadandır, Kûfelidir, aslı itibarile Yemendeki «Naha'» kabilesine mensuptur. Hazreti Aişe-i Sıddika validemize mülâki olmuştur. Sikadır. Şu kadar var ki, hadis rivayetinde çok kere irsalde bulunurmuş. (96) tarihinde elli yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

286 — (Nevevî Ebu Zekeriyya) : Muhyiddin ibni Şeref; Şafiî fukahasından yüksek bir muhaddis ve âlimdir. Zühd ve tekva ile   maruftur. Dımaşkda ilm tahsil ederek Ebu Şamenin vefatından sonra «Eşrefiyye» medresesinde müderris olmuştu. Birçok kıymetli müellefatı vardır. Bitkisini şunlardır: (Ef'minhac fî şerhi sahihi Müslim ttmü'haccac), (Et'tak-ribü vet'teysir limarifeti    sünenilbeşîrin'nezîr),     (El'erbaune    hadisen) (Minhacüt'talibîn ve umdetül'müftîn),   (El'izah fil'menasik),  (Tehzibül' esmai vellûgat).

Nevevî merhum, (631) tarihinde Dımaşk nahiyelerinden «Neva» da doğmuş, (677) senesinde yine orada vefat etmiştir.

286 — (Nesefî Ebül'berekât) : Hâfızüddin Abdullah ibni Ahmed, Hanefî fukahasından meşhur bir zattır. Tefsirde, hadisde, fıkıhda, usuli fıkıhda ihtisas sahibi idi. Muhammed ibni Abdis'settarı Kerderîden, Ha-midüddini Zarîrden, Haher zade Bedrüddînden fıkıh ahz etmiştir.

îbni Kemal merhum, işbu Ebül'berekâtı kavi ile zaifin arasını tefrika muktedir olan mukallidin tabakasından saymıştır ki, bunlar, kitaplarında merdud akvali, zaif rivayetleri nakletmezler. Fakat başkaları bu zatı «Müctehid fîl'mezheb» addetmişlerdir. Ve bu müctehid fü'mezheb kudretinin ke^disile hitam bulduğuna, kendisinden sonra müctehid fü'mezheb yetişmemiş olduğuna kail olmuşlardır. Pek kıymetli müellefatı vardır, bir kısmı şunlardır: (Medariküt'tenzil ve hakaiküt'te'vil) tefsirdir. (Umdetü akideti ehlissünneti velcemaa), akaide dair olup «London» da basılmıştır.  (İtimat)  Umdenin şerhidir.  (Menarül'envar)  usuli fıkıhtan-

..v.v.ua  ı«wuıuı gciiııuır,

Ebül'berekât, Buharanın vaktile pek memur bir şehri olan «Nesef» de doğmuş, (710) tarihinde Bağdad'ı ziyaret etmiş, ayni senede vefat eylemiştir.

287 — (Nesefî Ömer) : Ibni Muhammed, Ebu Hafs Necmüddin, pek meşhur bir hanefî fakihidir. Tefsir, hadis kelâm, fıkıh, usuli fıkıh, belagat, tarih ilimlerinde büyük bir ihtisas var idi. Fıkıh ilmini sadül'islâm Ebül'yüsr Muhammed Pezdevîden okumuştur. Malûmatının çokluğundan ve ilminin her tarafa yayılmasından dolayı kendisine  (Müftis'sekaleyn) unvanı verilmişti. YÜ7< kadar müellefatı vardır. Bir kısmı şunlardır: (Et1 teysîr fit'tefsîr), (Elmanzume) • hadise ve fıkha dairdir. (Kitabülmeva-kît), (Tılbetüt'talebe) fıkıh ıstılahlarına dairdir. (Tarihi Buhara), (Kita-bül'kand fî ulemaî Semerkand),   (El'işar bil'muhtari minel'eş'ar)   yirmi cilddir.

Bu zat (461) tarihinde Nesefde doğmuş, (537) tarihinde Semerkand-de vefat etmiştir.

288 — (Nese'î Ebu Abdirrahman) : Ahmed ibni Ali; Şafiî fukahasın-dan meşhur bir muhaddistir. İslâm merkezlerini dolaşmış, bilhassa Horasana, Hicaza, Irak'a, Kahire'ye, Şam'a, Elcezire'ye, Tarsus'a gitmiş, bir müddet Mısır'da tavattun etmiş, Mısır emîri'ile gazaya çıkarak büyük şahametler göstermiştir. (Süneni Neseî) denilen hadis kitabı, kütübi sit-tenin beşincisi sayılmaktadır ki, buna «Es'sünenüs'suğra = El'mücteba> da denilir. Bundan başka (Essünenül'kübra), (Kitabül'hasais),  (Müsne-di Ali), (Müsnedi Malik),  (Kazailüs'sahabe),   (Ez'zuafa    vel'metrûkîn) adında başka eserleri de vardır.

Horasanın «Nesa» beldesine mensup olan Ebu Abdirrahman, (225) tarihinde doğmuş, (303) tarihinde Remlede veya Mekkei Mükerreme'de vefat etmiştir. Safa ile Merve arasında medfun olduğu mervîdir.

298 — (Nuaym) : îbni Hammadii'mervezî, Huzaa kabilesine mensup fukahadan, muhaddislerden bir zattır. Mısırda tavattun etmişti. Faraiz ilmine herkesten ziyade vâkıf idi. İmam Ahmed demiştir ki: «Biz bu zata Fâriz adını verirdik» Sahihi Buharideki râvilerdendir. Kur'an-ı Kerim'e ait bir suale cevap vermediğinden dolayı «Sâmire» de mahpus iken (22S) tarihinde vefat etmiştir.

eıenaımız, nazretı Usman'a evvelâ «Rukiyye»  adındaki muhterem kerimesini, onun vefatından sonra da «Ummi Gülsüm» adındaki mübarek kerimesini tezviç buyurmuştu.  Bu cihetle kendisine  (Zinnû-denilmiştir.

Hazreti Osman, islâmiyeti ilk kabul edenlerdendir. Dîn-i islâm uğrunda malile, canile pek çok fedakârlıkta bulunmuştur. Hilâfeti zamanında Erminiyye, Kafkas, Horasan, Eerman, Sicistan, Afrikiyye, Kıbrıs tarafları fetholunmuştur.

Hazreti Osman, ashabı kiramın fukahasındandır. Hazreti Sıddik zamanında mushaf halinde cem edilmiş olan Kitabullahın nüshalarım teksir ettirerek büyük islâm merkezlerine birer nüsha göndermiştir. İlim ile ameli zatında bihakkin cem etmiş, pek salâbet sahibi bir zat idi. Daima Resuli Ekremin yolunu takip eder, her fiilini ef'ali nebeviyye'ye göre tanzime çalışır, Mescidi nebevide cemaate karşı pek beliğ hutbeler irat eder, fıkha dair bir kısım meseleleri bahis mevzuu ederek, bu hususta halkı tenvir etmek isterdi.

Ibni Cerîr demiştir ki: «Hazreti Osman, müfti idi, birçok fetva vermiştir, fakat kendisinden sonra bunları nakledenler bulunmadığı cihetle bunlar, ümmet arasında intişar edememiştir.»

Hazreti Osman (23) senesinde ehli şûranın karaüe hilâfet makamına geçmiş, mutasıf olduğu adalet ve istikâmetle, nezahet ve mülâyemetle islâm milletinin işlerini idareye başlamıştı. Aradan altı sene geçmişti ki, Mısır'da, Basra'da, Kûfe'de bir takım muhalifler türedi, Hazreti Osmanın' valilerinden şikâyete başladılar, bir takım suiniyet erbabının gayei amaline bilerek bilmiyerek âlet oldular, o büyük halifeyi hal'etmek için Medi-nei tâhireye gelip toplandılar, nihayet (82) yaşında bulunan o mübarek, melek sîret zatı şehid ettiler. Bu elîm vak'a, hicreti nebeviyyenin (35) inci senesinde vukubulmuştur. «Bakî» makberesinde medfundur. Radıyal-lahü tealâ anh.

ö :

291 — (ömerübnül'hattab) : Ashabı kiramın güzidesi, hulefayı is-lâmın ikincisidir. Aşerei mübeşşeredendir, tarafı nebeviden kendisine «Ebu Hafs» künyesi verilmişti. Hulefa arasında, «Emîlül'mü'minîn» un-vaile ilk yad olunan zat, kendisidir. Hak ile bâtılı narasını lâyıkile ayırdığı veya müslümanlar ile gayri müslimler arasındaki ayrılığı tebarüz ettirdiği için «Farukı â'zam» lâkabını da ihraz etmiştir.

Resuli    Ekrem,    sallâllahü    aleyhi   vesellem    efendimiz,    vaktile: ( ^UJ-ij j~t r3L.¥t^İ j^ıl)    =      Yarabbü. îslâmiyeti Hattabın   oğlu Ömer ile kuvvetlendir.) diye dua buyurmuştu. O nebiyyi zişanın bu duası müstecab olduğundan Hazreti Ömer, bu kadar hizmetlere muvaffak olmuştur.

Hazreti Ömer, Kureyşin en beliğlerinden, en mütefekkirlerinden olduğu cihetle fıtrî selikasile kelâmın inceliklerine pek ziyade vâkıf idi, bundan başka senelerce huzuru nebevide bulunmuş, o hakikat güneşinden pek çok istifade etmişti. Bu cihetle tefsir, hadis, fıkıh ilimlerinde pek büyük ihtisası vardı. Kendisinden birçok hadisi şerif rivayet olunmuştur. Bunların birçoğu îmam Ahmedin Müsnedinde cem edilmiştir. îbni Hazmın beyanına göre, Hazreti Ömer'in Müsned olarak rivayet ettiği hadislerin miktarı (573) dür..

Maahaza Hazreti Faruk, hadisi şerif hususunda pek ihtiyatkârane hareket eder, Resulullaha isnat edilen her şeyi kuvvetli bir delil ile sabit olmadıkça hemen bir hadisi şerif olarak kabul etmezdi, hadis rivayet edecek zatları intibaha, basiret üzere harekete davet ederdi. Bu cihetledir ki, Hazreti Muaviye derdi ki: «Ömerübnül'hattabm zamanındaki hadislere iyi sarılınız, çünkü o, nâsı Resulullahtan hadis rivayeti hususunda ihafe etmişti, onun zamanında sahih olmıyan hadisleri rivayet etmeye kimse cür'et edemezdi.»

Hazreti Ömer'in fakaheti ise harikuladedir. O büyük bir müctehit idi, kendisinden birçok fetvalar nakledilmiştir. îbni Abbas gibi nice kudretli âlimler, Hazreti Faruk'un birer çırağı mesabesindedirler. Kitabullah ile Sünneti nebeviyye ile veya ashabı kiramın icmaile sabit olraıyan hâdiseler hakkında içtihat eder, kıyas tarikine gider, hikmet ve maslahatı nazara allr, ashabı güzînin fukahasile müdavelei efkârda bulunurdu. İçtihatlarında, hükümlerinde büyük isabetler görülmektedir. Fıkhın esas-' larını vaz ve beyan hususunda pek mühim hizmetleri sabk etmiştir. «Ki-tabüssiyase» sini yukarıda tercüme etmiş bulunuyoruz.

Tabiînden Kûfeli «Kabîsa Ebûlalâ demiştir ki : «Ben raiyyesi hakkında Hazreti Sıddiktan daha re'fetli, daha hayırlı bir zat    görmedim.

unıenn ısıam alemine hizmetleri pek büyüktür. Bu pek mübeccel zat (23) tarihinde altmış üç yaşında olduğu halde Mu-gire ibni Şu'benin kölesi olan Mecusî «Ebu Lö'lö» tarafından Medinei Mü-nevverede şehit edilmiştir. Resuli Ekrem ile Hazreti Sıddikin medfun bulundukları Ravzai Mutaharraya defn edilmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

292  — (Ömer ibni Abdilâziz)   : Emevî halifelerinin   sekizincisidir. Validesi, Ummi Âsim Hafsa, Faruku Âzamin oğlu Asımın kızı idi. Bu cihetle onun ahfadından bulunmuştur. Babası Abdülâziz ile beraber Mısıra gitmişti. Sonra ilim tahsili için Medinei Münevvere'ye de gitmiş, Enes ibni Mâlik, Abdullah ibnü Cafer, Said ibni Müseyyeb gibi zatlardan ahadisi şerife dinlemiş, zamanında ahadisi nebeviyyenin cem ve tedvinine çalışılmıştır. Adaletle, takva ile, fakahate meşhurdur. Pek basit bir hayat geçirirdi, bir zat kendisine hitaben: «Yâ Emirelmü'minîn!. Allah Tealâ, sana ihsan buyurmuş, biraz giyip kuşansan olmaz mı?.» diye sormuş, o da bu sualden hoşnut olmadığım gösterir bir tarzda şöyle    cevap    vermiştir:

( ijaiiİA^ ^\jja\j ;JJxt a-i)ij_ü! jl )         yani: şüphe yok ki, ikti-

sadın efdali varlık zamanında olanıdır. Afvün efdali de kudret zamanın-dakidir.

Mısır'da (61)) tarihinde doğmuş olan Ömer Ibnil'aziz hazretleri, iki sene beş buçuk ay kadar hilâfette bulunduktan sonra (101) tarihinde vefat etmiştir. «Deyri Sim'an» da bir kölesi eliyle tesmim ettirilmiş olduğu mervîdir.

293 — (Ömer ibni İshak) : Ibni Ahmed, Ebu Hafs Sıracüddinil'gaz-nevî, Hanefî fukahasmdan nadirül'akran bir âlim idi. Fıkhı Vecihüddini Dehlevîden vesaireden ahz etmiştir. Bir takım kıymetli müellefatı vardır. Bir kısmı şunlardır:  (Ettevşih Hidaye şerhi), (Zübedül'ahkâm fî ihtilâ-fil'eimmetil'erbaatil'âlâm), (Şerhü bedül'usul), (Ellevamî fî şerhi cem'il'-cevamı). (Şerhü akidetittahavî), Kitab fit'tasawuf), (Eş'şamil fîl'lûga) (El'gurretül'münife fî tercihi mezhebi Ebi Hanife).

Bu zat, takriben (704) tarihinde doğmuş, (773) senesinde vefat etmiştir.

294 — (Ömer Hilmi Efendi : Karin Abad'lı Hace Abdurrahman Efendinin oğludur. Fatih dersiamlarından Tikveşli Yusuf Efendiden icazet al-

ıugunaa, evKar muiettışhğınde ve temyiz azalığmda ve reisliğinde de bulunmuştur. Mecelle cemiyetine de dahil olmuştu. Cevdet Paşa merhumun bu zat hakkında büyük bir teveccüh ve itimadı var idi. Bu zata dair, Ebli-lûlâ Beyefendinin Cevdet Paşaya dair yazmış olduğu kıymetli eserde güzel malûmat vardır.

Ömer Hilmi Efendinin (Ahkâmül'evkaf), (Mîyarül'adale), (Kitabüd-diyat), (Ahkâmül'arazî) adındaki eserleri meşhurdur. Ahkâmül'evkafı fransızcaya tercüme edilmiştir. Bu eserin yazma bir şerhi, İstanbul fetvahanesinde mevcuttur.

Ömer Hilmi Efendi (1261 de Istanbulda doğmuş, temyiz reisi iken, (1308) senesinde İstanbul'da ansızın vefat etmiştir. Fatih camii şerifi bahçesinde medfundur.

295  — (Ömer Nizamüddîni Ferganî)   : Hidaye sahibi Bürhanüddin Ali ibni Ebi Bekirin oğludur, ondan tefekkuh etmiştir. (Cevahirül'fıkıh), (Elfevaid) adında eserleri vardır. Kardeşi Celâlüddin Muhammed de fu-kahadandır. «Hindiyye» fetvasını vücude getiren ve on zattan ibaret bulunan heyetin reisi Şeyh Nizam da büyük fukahadândır.

Malûm olduğu üzere Hindistanda Türk Moğol hükümdarlarının büyüklerinden biri de (1118) hicrî tarihinde vefat etmiş olan Sultan Ebüz'-zafer Muhammeddir. Bu zata «Muhyiddîn Evrenkzîb Behâdir», Âlemgîr, Cihangir» de denir, işte bu zatm emrile, himmetile «Hindiyye» fetvası cem ve tertip edilmiştir. Buna «Fetâvâ-i-Âlemkiriyye, Fetâvâ-i cihângi-riyye» de denilir. Bunun telifi, on birinci hicrî asra müsadiftir. Altı ciltten müteşekkil olup, fıkhı hanefiye ait muteber meseleleri cami, ve ilâmlara, hüccetlere, şer'î sicillere, vesikalara dair numuneleri muhtevidir.

R :

296 — (Bâfî ibni Hadîc) : Ebu Abdillah, ibni Alâilharisiyyirensarî, Evs kabilesinden kadri âli bir sahabîdir. Uhud ve Hendek gazvelerinde bulunmuştur. (78) hadisi şerif rivayet etmiştir. (74) tarihinde seksen altı

.yaşında olduğu halde Medinei Münevverede vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

297  — (Rabiatür'rey)  : Rabie ibni Abdirrahmanit'teymî; tabiînden «Ferruh» adında bir zattır. Teym kabilesinin azatlılarından idi. Hazreti Enes'den ve ekâbıri tabiînden hadis rivayet etmiştir. Rey ve kıyas ile maruf olduğu için (Rebiatür'rey» unvanını almıştı. Sika, hafız, fakih bir zat idi, imam Mâlik'in üstazı idi. Kendisinden Yahyel'ensarî, Servî, Şu'be, îmam Mâlik gibi zatlar hadis rivayet etmişlerdir. Medinei Münevvere'de ifta ile temayüz etmişti. îmam Mâlik demiştir ki: «Rebia öldüğü günden itibaren fıkhın halâveti gitmiştir.» Vefatı Medinei Münevverede  (136) tarihine müsadiftir.

299  — (Rebî ibni Süleymanil'muradî) :    Ebu    Muhammedil'mısrî, îmam Şafiînin en ileri gelen ashabındandır. Mısır'da Ömer ibni Âs hazretlerinin camii şerifinde müezzin bulunuyordu. îmam Şafiîye çok hizmette bulunmuştu. îmam Şafiî'nin tilmizleri arasında onun sözlerim, kitaplarını en çok rivayette bulunmuş olan bu zattır. Kendisinden de Ebu Zür'a, Ebu Hâtimi Razî, îbni Ebi Hatim, Ebu Davud, Neseî, îbni Mâce, Ebu Nuaymi Cürcanî, Tahavî gibi birçok meşahir rivayette bulunmuşlardır. Rebî, îmam Şafiînin şöyle söylemiş olduğunu rivayet etmiştir: «Vallahi eğer içilmesi mürüvvetimi azaltacağını bilsem soğuk suyu pile içmem.» Şafiî kitaplarında mutlak surette «Rebî» denildi mi, onunla işbu Rebî murad olunur. Pek sika, fazıl olan bu zat (174)  tarihinde doğmuş, (270) tarihinde vefat etmiştir.

300 — (Rebi ibni Huseym) : Tabiînden Kûfeli fazıl, zahid bir zattı. Abdullah ibni Mesud hazretlerinden kıraet ahz etmiş. Ebü Zür'aya talimde bulunmuştur. îbni Mesud hazretleri bu zata hitaben: «Eğer Resuli Ekrem sallâllahü aleyhi vesellem, seni görmüş olsaydı severdi.» diye iltifatta bulunmuştu. Vefatı (63) senesine müsadiftir.

301  — (Reca ibni Hayve) : Ebu Nasrıl'fılistinî tabiînden büyük bir fakihtir. Muaz ibni Cedel Ubadetübnü Samit, Muaviye ibni Ebi Süfyan gibi sahabe kiramdan ve bir çok tabiînden rivayette    bulunmuşlardır. Kendisinden de Zührî, Katâda, îbni Avn gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır Mekhul der ki: «Reca, şeyhimizdir, seyyidimizdir. ehli Şamm seyyi-didir. Kadılıkta bulunmuş olan bu sika, kesirülmenakib zat (112) tarihinde vefat etmiştir.

302  — (Rüknüddin Muhammed)   : îbni Muhammedi    Semerkandî, Hanefî fukahasmdandır. Ebu Hâmidü'amidî diye meşhur olan bu zat, ilmi bılâfe dair ilk kitab tasnif etmiş olan mütefekkir bir âlimdir. Bu hususda Radıyüddini Neysaburîden istifade etmiştir. Vaktile hılâf meseleleri, sair fıkıh meseleler ile beraber karışık bir halde yazılırdı. Hilafa dair (tari-kati amidiyye)   adındaki eseri meşhurdur.  (El'irŞad),     (Kitabün'nefais fil'cedel) adında da iki eseri vardır. (615) tarihinde Buhara'da vefat etmiştir.

Bu nefais kitabım Şafiî fukahasindan Dımaşk kadısı bulunan Ahmed ibni Halili Hûbî (Araisünnefais) adile ihtisar etmiştir. Bu zatın vefatı da (637) tarihine müsadiftir.

303  — (Rüknül'islâm Ali)   : Ebüi'hasen, îbnül'huseynis'suğdî; Hanefî fukahasindan âlim, münazir bir zattı. Şemsüreimmetis'serhasîden fıkıh ahz etmiştir. Buharada ikâmet edip iftade, kazada bulunmuş, zama-

vâ), (Şerhü camiü'kebîr) asarı cümlesindendir. (461) tarihinde vefat etmiştir. Suğd, Semerkand nahiyelerindendir.

304  _ (Remlî Hayrüddîn)   : İbni Ahmedil'uleymî, Hanefî fukaha-sından bir zattır. Filistinde Remle nahiyesinde doğmuştur. Bir müddet Mısır'da bulunmuş,  sonra yine Remleye dönmüştür.   (Elfetavel'hariyye linefü'berriyye) adındaki    fetva kitabı,    meşhurdur.   (993) de doğmuş, (1081) de vefat etmiştir.

305  — (Remlî Şihabüddin)  : Ahmed ibni Hamza Ebül'abbas: Şafiî fukahasındandır. Kadı Zekeriyyadan ilm ahz etmiş. Mısırda şer'î ilimlerde riyaset kendisine müntehi olmuştur. Fıkıhtan  (Şerhi ravzıl'metalib) üzerine haşiyesi vardır. Vefatı (957) tarihine müsadiftir.

306  — (Reşidi Ahmed)  : tbni Abdirrezakı Mağribî; fazıl bir zattır. Beldesi «Reşid» de kur'anıkerimi hıfz etmiş, sonra Kahireye gidip Camii Ezherde mücavir bulunmuş. Alâi Şebramellisî gibi zatlardan müstefit ol muş, beldesine dönerek orada jŞafiîyyenin riyasetini ihraz etmiştir. Şem-süddin Remlinin «Şerhi minhac» ına haşiyesi vardır. Vefatı (1096) tarihine müsadiftir.

307 — (Raziyüddin Muhammed) : İbnül'alâs'serhasî meşhur bir fa-kihtir. Sadrüşşehid Hüsamüddinden' ilm ahz etmiştir. Serehs'den Şam'a gitmiş, Halep medresesinde müderrislikte bulunmuş, sonra Dımaşk'ta vefat etmiştir. (Muhitürrazavî) adındaki fıkıh kitabı iki cilttir. Bir de on ciltlik bir muhiti vardır ki, ona «Muhiti Serahsî» de denir. Bir de dört ciltlik bir muhiti vardır. Bir de (Muhiti Bürhanî) vardır ki, müellifi: Büt-hanüddin Mahmud ibni Taciddinil'buharîdir.

Raziyüddin (El'vecîz), (El'vasît), Ez'zakire) adında kitapları olduğu da kaydolunuyor. Vefatı Dımaşkta (571) tarihinde vukubulmuştur.

S =

308 — (Salim ibni Ubeyd)  : Ebu Abdillah, sahabei güzînin fuzalâ-sından ve kurrasından idi. Ebu Huzeyfenin zevcesi (Sübeyte) nin azatlısı idi, kendisini Ebu Huzeyfe evlâd edinmişti. Aslen Ehli Fârisden idi. Ga-zavatı.nebeviiyyede hazır bulunmuş. Yemame vak'asında şehid düşmüştür. Hazreti ömerin kendisine teveccühü var idi. Hattâ «Salim ber hayat olsa idi hilâfeti şuraya havale etmezdim» dediği mervîdir. Yani bu vazifeyi kime tevdi edeceğimi onun reyile tayin ederdim.

Resulü Ekrem, sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz: «Kur'anı dört zattan ahz ediniz» buyurmuştu ki: Bunların biri işbu Salim hazretleridir. Diğer üçü de îbni Mes'ud, Übiyyibni Keâb ve Muaz ibni Cebel hazeratıdır. Radıyallahü tealâ anhüm.

309 — (Salim ibni Abdillah) : Hazret i Ömerin oğlunun oğludur. Tabiînden *ve Medinei Münevvere fukahasındandır. Babasından, Ebu Eyyû-bil'ansarîden, Ebu Hüreyre ile Hazreti Aişeden ve daha birçok zevattan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Ömer ibni Dînar, Nâfî, Zührî gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır. Pek zahid, ulüvvi mertebeye nail olan bu zat, (106) tarihinde Medinei Münevverede vefat etmiştir.

310 — (Sa'd ibni Ebi Vakkas)  : Ashabı   kiramın büyüklerinden ve aşerei mübegşeredendir. Allah yolunda en evvel ok atan kendisidir. Resu-li Ekrem hazretleri kendisine :            ^\t j\ -JU» * -jl ! 4— 1. )

At ey Sa'd! Anam, babam sana feda olsun) diye iltifatta bulunmuştur. Hazreti ömerin zamanında «Kadısiyye* kumandanı tâyin edilerek îr an devletinin payitahtı olan «Medaîn» şehrini fethetmiş, îrak valiliğinde bulunmuş, Küfe şehrini tesis eylemiştir. Kendisine (Farisül'islâm = islâm kahramanı) denilmiştir. Kendisinden (270) hadisi şerif rivayet olunmuştur. Bilâhare müslümanlar arasında zuhur eden fitnelere karışmamış, münzeviyane yaşamıştır. Vefatı (55) tarihine müsadiftir. Baki1 makbe-resinde medfundur. Aşerei mübeşşereden en son vefat eden Sa'd hazretleridir. Radıyallahü tealâ anh.

311  — (Sa'd ibni Muaz) : Ensarı kiramdandır. Evs kabilesinin ulusudur. Ahkâmı islâmiyyei talim için Medinei Münevvereye    gönderilmiş olan sahabei güzînden Mus'ap ibni Umeyr hazretlerinin delâletile İslama nail olmuş, hemşehrileri olan Medinei Tâhire ahalisini îsiâma davet etmiş, kendi kabilesini de, mensup olduğu Abdül'eşhel hanedanını da tamamen Müslüman etmişti. Fazaili hakkında bazı ahadisi eşrife   vardır. Bedr, Uhud gazvelerinde bulunmuş, Handek gazvesinde aldığı bir yaradan kan boşanıp şahadetine sebebiyet vermiştir. Resulü Ekrem Efendimiz :         iL. ,j.l .»«^ o>l jrJWS 'jul )       Muaz oğlu Sa'din   ölümünden

dolayı rahman olan Hak Tealânın arşıtitredi) diye buyurmuştur. Bazı zevata göre arşın titremesi; Hazreti Sa'din şerefi kudümünden dolayı me-lâikei kiramın ferahyab olmasından kinayedir. Radıyallahü tealâ anh.

312 — (Sa'd ibni Ubade) : Ebu Sabitil'ensarî; Medinei Münevverede Beni Sâidenin nakibi idi. Sahavetle .seyadetle maruftur. Gazalarda ensarı kiramın sancaklarını hâmil bulunurdu. Hicret senesi Resuli    Ekreme mütemadiyen hizmet etmiş, hanei saadete taam taşımıştır. Bedrden başka gazalarda Resuli Ekremden ayrılmamış, Bedirde ise hasta bulunmuştu, îrtihali Nebeviden dolayı hilâfete kendisini namzed göstermek istemiş

ise de Hazreti Sıddikin O makamı ihraz etmesi üzerine kendisi Suriye've gitmiş, Havran'da ikamet etmiş, (15) tarihinde orada vefat eylemiştir. Radıyallahü tealâ anh.           ,

azalmış, islâm ilim meüsseseleri sönmeğe yüz tutmuştu, işte böyle bir zamanda Taftazanî yetişti, şark ufuklarını yeniden ilm-ü marifet ziyalarile aydınlatmaya çalıştı. Kutbüddini Razî ile Azudüddinil'îcî'den ilm ahz etmiş, kendisi de yüzlerce tilmiz yetiştirmiştir. Serhasde ikamet ederdi. Bir aralık Timur ile beraber seferlerde bulunmuş, nihayet Timur tarafından Semerkande gönderilmişti.

Taftazânînin yazdığı eserler, binlerce ilim ve kemal müştakları tarafından mütemadiyen istinsah edilerek cihanın her tarafına neşredilirdı. Bu suretle islâm âlimleri iki devreye ayrılmıştır. Taftazânîden evvelki devirlerdeki âlimlere «mütekaddimîn», ondan sonraki âlimlere de «müteah-hirîn» namı verilir .

Taftazanî, bir aralık Türkiyeyi ziyaret etmiş, Osmanlı ulemisle görüşmüş, aralarında mübahaseler vukua gelmiş, o tarihten itibaren kitapları Türkiyye ilim müesseselerinde de okunmaya başlanmıştır,

Taftazanî, fıkhen Hanefî mezhebinde idi. Hanefî fıkhına ve fukaha-sına dair yazdığı eserler, buna şahadet etmektedir. Bahri râik sahibi ib-ni Nüceym, Ahmedüt'tahavî, Aliyyül'karî bu kanaattedirler.

Aliyyül'karî, Taftazânîyi «Tabakatı Hanefiyye» sinde zikrediyor, İb-ni Nüceyme göre de Taftazanî, zamanında Hanefiyyenin riyasetini ihraz etmiş, Hanefî kadılığına tayin edilmiştir. Fakat bazı zevatın iddialarına nazaran Taftazanî, Şafiî mezhebinde idi. Kefevî, Hasen Çelebi, Keşfüz'-zünun sahibi bu kanaattedirler. Kefevî diyor ki: «Taftazanî, Şafiî âlimlerinin büyüklerindendir, bununla beraber usuli hanefiyye üzere telif ettiği birçok eserleri de vardır.»

Taftazânînin bir kısım eserleri şunlardır: (Keşfül'esrar) tefsirdir. (Keşşaf haşiyesi), (Hadisi erbaîn şerhi), (Telvih fî keşfi hakaikitten-kih), (Elfetâvel'hanefiyye), (Şerhi hutbetil'hidaye), (Şerhi mekasid), (Şerhi müntehas'süvali vePemed fî îlmiFusuli vel'cedel), (Şerhi akaidin-nesefî), (Mutavvel), (Muhtasar), (Şerhül'miftay), (Şerhül'azud),

Taftazanî merhum, (727 tarihinde Horasanda Nesa civarında büyük bir karye olan «Teftâzan »da doğmuş,  (793) tarihinde Semerkandde ve fat edip na'şı Serahse nakledilmiştir.

314 — (Sa'dî Çelebi) : Sa'dullah ibni îsâ, fuzalâdan, şuaradan bir zattır. Aslen Kastamonuludur. Istanbula gelip Samsunlu Muhammed ibni Hasen adındaki bir âlimden ilm ahz etmiş, Istanbulda, Edirnede müderris ve Istanbulda kadı olmuş, nihayet meşihati Islâmiyye makamım ihraz eylemiştir. Beyzavî tefsirine ta'likaları, Hidayeye şerhi, înayeye haşiyesi ve

 

cası idi, Islâmiyeti ilk evvel kabul edenlerdendir. MüstŞ*§büd'dua bir zat idi, kendisinden (48) hadisi şerif rivayet olunmuştur. (50)^rihinde yetmiş yaşını mütecaviz olduğu halde Medinei Münevvere kurbü&Je «Akîk» denilen mevkide vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.             ^

316 — (SaîdübnüTcübeyr) : Ebu Abdillah ibnü Hişamil'kûfî; tSSJsni büyüklerindendir. Aslen Habeşîdir. Abdullah ibnü    Abbasdan, AbduîS ibnü Ömer'den vesaireden ilm ahz etmiş, tefsir, hadis,   fıkıh ilimlerinde mütehassıs bulunmuştur. Bir müddet Isfahanda ikamet etmişti. Haccaca karşı cephe alan «Eş'as» ile Türkistanda bulunmuştu. Bu   hadise neticesinde bu muhterem âlim de Haccac tarafından (95) tarihinde kırk dokuz yaşında olduğu halde şehit edilmiştir. Kabri Vâsıt şehrindedi^j^^

îmanı Ahmed ibni Hanbel Hazretleri, bu hâdiseyi teessüfle rek demiştir ki: «Haccac, Saîd ibni Cübeyri şehid etti, öyle bir zat?" yüzündekilerin hepsi de ona, onun ilmine muhtaç idi.

317  _  (Saîdübnül'müseyyeb) : tbni Hazn, tabiînin   büyüklerinden bir zattır. Medinei Münevverede yetişmiştir. Hadis, fıkıh ilimlerinde mü-tebahhir idi. Babası ve dedesi ashabı kiramdandır. Kendisi Ömer, Osman, Ali, Sa'dibni Ebi Vakkas, Muaviye, Ebu Hüreyre gibi birçok sahabei gü-zînden hadis rivayet etmiştir. Medinei Münevveredeki   «Fukahai seb'a» dandır. Kendisine «Fakihül'fukaha» denilirdi. Ebu Hüreyre hazretlerinin kızile evli bulunuyordu. (91) tarihinde yetmiş alü yaşmda olduğu halde Medinei tahirede vefat etmiştir.

318  — (Said ibni Ebi Arube) : Ebün'nazr   Said ibnü MUıranü'basrî, ulemadan bir zattır, sikadır. Musannefatı vardır. Sahihi Buharî ile Sahihi Müslimde rivayet ettiği hadisler mevcuttur. Bilâhare zihni ihtilâta uğramış, (156) tarihinde vefat etmiştir.

319 — (Selmanı Farisî) : Ashabı kiramdandır. Aslen İranlıdır. Me-cusî iken tanassur etmiş, sonra Medinei Münevvereye gelip İslâm şerefine nail olmuştur. Fakih, müttekî bir zat idi. «Selmanül'hayr»   unvanım almıştı. Resuli Ekrem Efendimiz, kendisini ehli beyti nebeviden saymıştı, ve «Ebüd'derda» ile aralarında kardeşlik akdetmiş ve Ebüd'derdaye hitaben: «Selman senden daha fakihdir» buyurmuştu.

Hazreti Selman'dan Ebu Hüreyre, İbni Abbas gibi sahabei kiram hadis rivayet etmişlerdir, kendisinden altmış kadar hadisi şerif rivayet olunmuştur. Isfahan kurbünde «Cey» karyesinde doğmuş, pek yaşlı iken (35) narininde Medayinde vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

F: 29

olarak Mısıra götürülmüş, sonra beraeti tebeyyün etmiştir. Usul'den (Cemûl' cevamî) adındaki kitabile (Tabakatüş'Şafiîyyehil'kübra) unvanlı eseri meşhurdur. Sair eserleri de vardır. (727) tarihinde doğmuş, (771) senesinde vefat etmiştir.

321 — (Seyyidi Şerifi Cürcanî) : Ali ibni Muhammedil'hüseynî, pek meşhur bir âlimdir. Hanefî mezhebinde bulunuyordu. Şer'î ve edebî ilimleri Ekmelüddîni Bâbertî ile Ennurüt'tavusîden okumuş birçok eazıma mülâki olmuş, tarikat ve tasavvuf dersini de Hace Alâüddini Attar ile Ni-zamüddini Hamuşîden almıştır.

Şarkın pek newar bir siması olan Svyyidi Şerif, bütün hayatını ilm-ü irfana hasretmiş, tefsire, hadise, kelâma, fıkha dair yazmış olduğu kıymetli eserler ile iktidarını ispat eylemiştir. Pek halûk, fukaraya karşı pek mütevazi olan Seyyidi Şerif, tasavvuftan da pek çok zevk almıştı. Yazılarında bu zevkin asarı pek ziyade göze çarpar. Kendisinden bu yolda müstefit olduğu Alâüddini Attara derin bir muhabbetle bağlı idi. O muhterem mürşidin huzurunda uzak bulunduğu bir sırada kendisine gönderdiği bir mektubuna şu kıt'ayı dere etmişti:

if

?et

II

Meali: Ne gariptir ki, onlar benimle beraber oldukları halde ben onlar için inliyorum. Onların haberlerini sorup arıyorum!. Onlar, gözümün karasında iken gözüm onlara iştiyak hissediyor, onlar, kaburga kemiklerimin arasında iken gönlüm onları arayıp duruyor!

Seyyidi Şerif, bir aralık Anadolu'ya uğramış, Fenarî merhumuna mülâki olmuş, onunla beraber Mısıra gitmiş, Ekmelüddin'in derslerine devam etmiştir. Nihayet Mısın bırakarak Şiraz'a gitmiş, Şah Şücaüddînin takdirlerine mazhar olmuştur. Timurlenk (789) da Şiraz'ı elde edince Seyyidin feridüddehr bir âlim olduğunu anlamış, hakkında fevkalâde hürmetler göstermiş, bu muhterem âlimin hanesine iltica edenlere aman vermişti. Timur, bilâhare Seyyidi Şerifi alıp Maveraünnehre götürdü. Artık Semerkant şehri, Seyyidin şa'şaai kemalâtma sahne olmuştu. Timurun tayin ettiği bir mecliste Taftazanî ile Seyyid arasında cereyan eden mü-nazarai ilmiyye ise meşhurdur. Seyyid, Timurun vefatını müteakip tekrar Şiraz'a dönmüştür.

uvıovdiiuuı umııı;,   yr^ıaiAL

gci uı; ?

Bu bî nazir âlim, (740) tarihinde Gürcan'da Esterâbat kurbünde «Tâkû denilen yerde doğmuş, (816) senesinde Şiraz'da vefat etmiştir.

322  — (Seyfüddîni Amidî) :    Ebül'hasen Ali ibni Bekr, meşhur bir âlimdir. Evvelce Hanbelî mezhebinde bulunmuş iken sonra Şafiî mezhebine intikal etmiştir. Bağdatta Ebül'feth Nasrı Hanbelîden ilim tahsil etmiş, sonra Şama giderek orada aklî ve naklî ilimler ile meşgul olmuş, bir aralık da Mısıra gidip badehu Dımaşka dönmüştür. (El'ihkâm fî usuhT-ahkâm), (Müntehes'süûl fîl'usul) gibi müellefatı vardır. (551) )tarihinde doğmuş, (631) senesinde vefat etmiştir.

323  — (Suhnûn) : Ebu Said Abdüs'seİâm ibni Saidit'tenûhî, fukahai Malikiyyeden büyük bir zattır. Aslen Şam'hdır,    babası Hıms askerleri arasında Kayrıvana gitmişti. Suhnûn, orada neş'et etmiştir. Mısırda Ab-durrahmanübnül'kasımdan fıkıh ahz etmiş, îm&m Mâlikin mezhebi üzere (Kitabül'müdevvene) yi tasnif veya îbnül'kasımdan   rivayet eylemiştir. Deniliyor ki: Esed ibni Furatm Müdevvenesini Suhnûn ahz etmiş,    onu îbnül'kasıma arz ederek tashihde bulunmuş, artık halk Esedin Müdevvenesini bırakmıştır.

Suhnûn, Kayrivanda kadı bulunmuştu. Malikî mezhebini Mağribde ilk neşr eden bu zattır. (160) tarihinde doğmuş, (240) senesinde vefat etmiştir. Suhnûn, keskin nazarlı bir kuşun adıdır. Bu zat da. mesailde hiddeti nazara malik olduğu için bu lâkab ile yad olunmuştur.

324  — (Süveyd ibni Gafeletel'cufî) : Tabiînin fukahasından bir zattır. Evvelce islâm olmuş, sonra Medinei Münevvereye gelmiş ise de vüru-du, irtihali nebeviye müsadif olmakla şerefi sohbete nail olmamıştır. Ka-disiyede ve Hazreti Ali ile beraber Sıffîn'de bulunmuş,   Kûfe'de tavattun etmiştir.  (80) tarihinde yüz yirmi sekiz yaşında olduğu halde vefat et-' mistir.

325  — (Süleyman ibni Habib) : Ebu Eyyûbid'daranî,    Emevîlerden Süleyman tarafından Şam kadısı tayin edilmiş,    fakih, sika bir zattır. (126) tarihinde vefat etmiştir.

326  — (Süleyman ibni Yesar) : Ebu Abdirrahman, tabiînin büyük-lerindendir. Medinei Münevveredeki «Fukahai seb'a» dan. biridir. Ümmül'-müminîn Hazreti Meymunenin azadlısı idi. Atai Hilâlinin kardaşıdır. Ebu Hüreyre'den, îbni Abbasdan, îbni "Ömer'den, Hazreti Aişe ile Hazreti Se-leme'den hadis rivayet etmiştir.

olarak

327 — (Süleyman ibni A'meş) : E6u Muhammed   ibni Mihran, Küfenin büyük âlimlerinden olup hadis ve fikıhda zamnının imamı idi. îmam Mâlik ile görüşmüştür. (60) tarihinde doğmuş, (148) senesinde vefat etmiştir.

328  — (Süfyan ibni Uyeyne) : Ebu   Muhammedil'kûfî, tebei tabiînden muhaddis, fakih bir zatır: Mekkei Mükerremede   ikamet edip orada vefat etmiştir. Bu muhterem zat, Zührî, Şa'bî, Amr ibni Dînar, Abdullah ibnü Dînar gibi ekâbirden hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de A'meş, Sevrî, îbnül'mübarek, Şafiî, ibni Vehb, Ahmed İbni   Hanbel gibi büyük imamlar rivayette bulunmuşlardır. Kendisinden rivayet edilen hadisler, yedi bin kadardır. Yanında kitap tutmazdı. Hafızasındaki kuvvet, bir hârika demekti. Kendisi ashabı hadisin hükemasından sayılırdı. Silsilei fıkıhta îmam Şafiînin ecdadından biri idi. Takrib'de   deniliyor ki: «îbni Uyeyne, sikadır, hafızdır, fakihtir, imamdır, hüccettir. Şu kadar var ki son günlerinde hafızası tagayyür etmişti. (Et'tefsîr), (Elcamî) adında iki eseri vardır. (107) tarihinde Küfede doğmuş,  (198) senesinde vefat etmiştir.

329 — (Süfyanî Sevri) : Ebu Abdillah, Saîd ibni Mesrükun oğludur, tebei tabiînden büyük bir fakih, büyük bir muhaddistir.   Celâleti kadrî, kudreti ilmiyyesi, salâbeti diniyyesi ulemaca müsellemdir.

Ebu Asım demiştir ki: «Sevrî hadisde Emirül'müminindir.» İbni Mübarek de demiştir ki: «Ben bin yüz şeyhten yazdım, Sevrîden ef'dal bir zattan yazmadım.»

Nevevî merhum «Tehzibül'esma» adındaki kitabında diyor ki: «Sevrî, kendisine ittiba olunan altı mezheb sahiplerinden biridir.» Meşhur Cü-neydi Bağdadî, Sevrînin mezhebine tâbi idi. Bu mezheb takib edilmemiştir. Kûfeli olan Sevri, Mekkei Mükerremeye gittiği zaman halk başına toplanarak kendisinden birçok şeyler sormuşlar, o da hiç telâş eseri göstermeksizin onlara cevap vermiş, iftada bulunmuştur. Hafızasında kuvvet, fevkalâde idi. «Kalbim = hafızam kendisine tevdi ettiğim hiçbir şeyde bana hiyanet etmedi» demiştir. (El'camiül'kebîr), (El'camiüs'sagîr), (Kitabül'feraiz) adında eserleri vardır.

Sevrî merhum, (97) tarihinde Küfede doğmuş, (161) senesinde Bas-rada vefat etmiştir.

330  — (Seleme ibni Suheyb) : Ebu Huzeyfe, fukahadân, muhaddis-lerden sika bir zattır. Kendisine «İbni Suhaybe» vesaire de denir. Yüz tarihinden sonra yetişmiştir.

.^.w/ ; -aDdurrahman'ibnü   Ahmed, Şafiî fu-

kahasının meşhurlarındandıı. «Zaz» uiye maruftur. (Elimlâ) vesaire adında eserleri vardır. (493) tarihinde Merv şehrinde vefat etmiştir. Nis-betinde (Serhasî) de denir.

332  — (Semiire İbni Ciindeb) : Ebu Saîd; Ensani kiramdandır. Re-suli Ekremin maiyetinde birçok gazalarda bulunmuştur. Bilâhare Basra-da ikamet etmiş, Hasanı Basrî ve İbni Sîrin gibi tabiîn kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. Kendisinden (123) hadisi şerif rivayet olunmuştur. Haricîlere ve taraftarlarına büyük bir husumeti vardı.    (59)  tarihinde Basrada vefat etmiştir .Radıyallahü tealâ anh.

333 — (Sımak ibni FazI) : Yemenli muhaddislerden, fukahadan' bir zattır. Sikadır. Yüz tarihinden sonra yetişmiştir. Tebei tabiînden bulunmaktadır. «Süneni neseî» de vesairede rivayetleri vardır.

334  — (Safiyye = Ünunül'müminîn) : Hayber rüesasından Huyey ibni Ah'tab'ın kerimesi idi. Hazreti Harunun zürriyetinden bulunuyordu. Fakahatile, akl ve faziletile mütemayiz bulunan bu muhterem validemiz Hayber gazvesi esnasında ezvacı mutahharattan olmak şerefine nail olmuştur. Resuli Ekrem Efendimizden on hadisi şerif rivayet etmiştir. (50) tarihinde vefat edip Bakî makberesine defnedilmiştir. Radayallahü tealâ anh.

335 — (Saffar İbrahim) : İbni İsmail, Ebu İshak,    Rüknül'islârniz-zahid, büyük bir âlimdir.. Babasından fıkıh ahz etmiştir,   kendisinden de Fahrüddîn Kadıhan Hasen gibi zatlar ilm ahz etmişlerdir. Kendisi de, babası da Hanefîlerin efazılındandır.    (Telhisüz'zahidî),    (Kitabüs'sünneti vel'cemaa) adındaki eserlerin müellifidir. (534) tarihinde Buharada vefat etmiştir.

333 — (Sadrüş'şehid) : Bürhanül'eimme, Hüsamüddin Ömer ibui Abdil'azizil'buharî, Ebu Muhammed, yüksek bir hanefî fakihidir. «Hüsa-müş'şehid» diye de yâd olunur. Babası Bürhanüddinil'kebîr Abdül'aziz-den fıkıh okumuştur. Kendisi de «Muhiti Razavî» sahibinin üstazıdır. Hassaf'm (Edebül'kadı) sına şerh yazmıştır. (Fetavâyi sugrâ), (Fetavâ-yı kübra), (Şerhül'camiis'sagîr), (El'mebsut fîlhılâfiyyat), (Elvakıat) adında da müellefatı vardır. (483) tarihinde doğmuş; (536) tarihinde Se-merkandde gayri müslimler tarafından şehit edilmekle naşı Buharaya naklolunmuştur.

337  — (Sadriiş'şeriatiTevvel) : Ahmed ibni    Cemaliddin    Ubeydul-lâhil'mahbubî, Hanefî fukahasmdandır.   Fıkıhtan    (Vikayetür'rivaye fî mesailil'hidaye) adındaki meşhur metnin sahibi    «Tacüş'şeria Mahmud» bu zatın oğludur. Kendisi Buharada (630) tarihlerinde yetişmiştir.

338  — (Sadrüş'şeriatis'sanî) : Ubeydullah ibni Mes'ud ibni Tâcişşe-ria Mahmud ibni Sadrüş'şeria Ahmed; fukahayı   Hanefiyyedendir. Mü-

^ u<uuv  auuıua  aa    eserleri vardır.

(747) tarihinde vefat etmiştir. Merkadi Buharada «Şeriâbad» dadır. Kendisine «Sadrüş'şeriatiTasgar» da denilir.

339 — (Sıla ibni Züferil'absî) : Ebul'ulâ, tabiînin büyüklerinden Kûfeli muhaddis, fakih bir zattır. Sika, celîlüşşân olduğuna şahadet edilmektedir. Vefatı (70) tarihine müsadiftir.

340 — (Şâşî Ebu Ali) : Ahmed ibni Muhammed, Hanefî fukahasın-dan fazıl bir zattır. (344) ) tarihinde vefat etmiştir.

341  — (Şâşî Fahriil'islâm) : Ebubekr Muhammed ibni   Ahmed, Şafiî fukahasındandır. «Müstezhirî» diye maruftur. Ebu Ishakı Şirazînin tilmizi idi. (Şâfî), (Et'tergîbfil'ilm), (El'umde fî füruiş'şafiiyye), (Şerhüş1-şâmil) kitapları müellefatı cümlesindendir. (429) da doğmuş, (507) tarihinde vefat etmiştir. «Umde» yi Müstazhirin, yani: halife   Müster'şidin oğlu «Umdetüddîn» için tasnif etmiştir. Bunun   birçok şerhleri    vardır. Keşfüz'zünûnda mukayyetirler.

Şâs, Maveraünnehr'de = Turan'da bir beldedir.

342 — (Şa'bî Ebu Amr : Amir ibni Şürahîl, tabiînin   büyüklerinden Kûfeli bir zattır. Ecdadı Yemende Hemdan   kabilesinden bir batu olan «Şa'b» a mensup bulunmuştur. Şâ'bî, pek kudretli bir   âlimdir, fakihtir, muhaddistir. Hattâ İmamı âzam gibi bir müctehidin hadis ilminde en yüksek bir şeyhidir. Harikulade bir hafızaya mâlik idi. Eline kalem alıp hiçbir şey yazmamıgtı. Bununla beraber kendisine rivayet   edilen binlerce ahadisi şerifeyi derhal hıfz eder, hiçbirinin tekrar edilmesine lüzum hissetmezdi. Kendisi derdi ki: «Benim en az rivayet ettiğim şey, şi'rdir. Bununla beraber dilersem size tekrar etmeksizin bir ay muttasıl şi'r inşad edebilirim.»

Şa'bî, ashabı kiramda beş yüz zata yetişmiş, Hazreti Aişe ile Hazreti Aliden, Imran ibni Huseynden, Ebu Hüreyre ile ibni Abbas'dan vesair bir nice ekâbirden hadis rivayet etmiştir.

Rivayete nazaran Şa'bî, Abdül'melîk tarafından sefaretle Rum kayserine gönderilmişti. Vazifesini ifa ettikten sonra bir mektubu hâmil olarak vatanına avdet etmiştir. Abdülmelik, mektubu okuyunca aralarında şöyle bir muhavere cereyan etmiş :

— Şa'bî! Biliyor musun, kayser mektubunda ne yazmış?.

—  Hayır, bilmiyorum.

— Yazmış ki: senin dindaşlarının haline şaşılır, nasıl olmuş da sefirini halife yapmamışlar?..

miş.

Filhakika Kayserin o sözleri, bu maksatla yazmış olduğu muahharan Kayserin kendi ifadesinden anlaşılmıştır.

Şa'bî, (20) tarihinde Basrada doğmuş (104) ) tarihinde Kûfe'de ansızın vefat etmiştir.

343  _ (Şa'ranî Ebül'mevahib) : Abdül'vehhab ibnü   Ahmedil'mısrî, Şafiî fukahasmdan olup ulunu şer'iyyede vesairede imam   bulunuyordu. Celâlüddini Süyutî, SeyhüPislâm  Zekeriyyel'ensarî, şeyh Aliyyül'havvas gibi zatlardan'ilm, tasavvuf ahz etmiştir. Kıymetli müellefatı Vardır. Bir kısmı şunlardır: (Dürerül'gavvas alâ fetâvâ seyyidi Aliyyil'hawas), (El-minenül'kübrâ),  (El'mizanül'kübrâ), (Elyevakîtü    vel'cevahir fî beyanı akaidil'ekâbir), (Keşfül'gumme an cemiil'ümme), (Tabakatüş'şa'ranî).

Şa'ranî merhum, (889 tarihinde doğmuş, (973) senesinde Kahirede vefat etmiştir.                              -                                       •

344 — (Şeyhül'islâm Abdullah Efendi) : Rumeli   Yenişehir'indendir. İstanbulda müderris olmuş, fetva emanetini ihraz etmiş, nihayet meşihatı İslâmiyye makamına irtika etmişti. Patrona isyanı yüzünden azl edilerek Bozcaadaya nefy edildi. Bilâhare Hac için Mekkei Mükerremeye gitti, avdetinde îstanbulda ikametine müsaade edildi. (1155) tarihinde îstinyede vefat edip Kanhcada iskender Paşa camii şerifi bahçesine defn edilmiştir. (Behcetül-fetâvâ) ) adındaki eseri pek muteberdir.

345 — (Şeyhül'islâm Ali Efendi) : ibni Şeyh Muhammed ibni Hase-nil'alâî, kudretli bir fakihtir. Ordu kadılığında bulundu, Selanik ve Mısır kadılıklarına nail'oldu, Rumeli Kazaskeri tayin edildi,    (1084) tarihinde meşihat makamım ihraz etti, bir aralık azl edildi, (1103) senesinde tekrar o makama irtika etü. Elli bir gün sonra vefatı vukubulmuştur. Tevellüdü Çatalcada (1041) tarihine müsadiftir. «Fetvayı Ali Efendi» diye meşhur olan kitabı, pek muteberdir. Mülga fetvahanei âlice Türkçe dört fetva kitabı pek muteber addedilirdi ki biri işbu Ali Efendi fetvasıdır, diğerleri de Feyziyye ile Behcetül'fetâvâ ve Neticetülfetâvâdır. Feyziyye, Şeyhülislâm Feyzullah Efendinindir. Neticetül fetâvâ da Şeyhülislâm Dürri zade Mehmed Arif Efendinin  zamanında fetva emini   bulunan   Ahmed Efendi tarafından tedvin olunmuştur.

346  — (Şeyhül'islâm Aliyyüs'semerkaııdî) : îbnü   Muhammedil'isbi-cabı, yüksek bir hanefî fakihidir. Hidaye sahibi, bu zattan fıkıh ahz etmiştir. Asrında Hanefî mezhebini kendisi   kadar hıfz etmiş bir âlim bulunmuyordu. Muhtasarı Tahaviye, Mebsuta şerhleri vardır, (454) de doğmuş, Semerkantte ikamet etmiş, (535) tarihinde Semerkantte vefat etmiştir.

 

ı, ıeyıesor Dir zattır, Eşari mezhebi üzera bulunuyordu. (510 tarihinde Bağdada gidip orada üç sene ikamet etmiş, halka pek güzel vaiz ve nasihatle meşgul bulunmuştur. Kıymetli müelle-fatı vardır. (Nihatül'ikdam fi ilmil'kelâm), (TelhisüFaksam limezahibil'-enam), (Elmenahic vel'beyan), (Kitabül'müzarea), (El'nıilelü ven'nihal) bu cümledendir. Bazı eş'arı da vardır. Ehli bid'ate, felâsifeye müteveccih olduğuna dair bazı rivayetler teeyyüt etmemiştir.

Milel ve nihale dair birçok kitaplar yazılmıştır. Fakat Tacüddini Süb-kînin ifadesine nazaran bu babda telif edilmiş kitapların en hayırjiısı, Şeh-ristanînin «Milel ve Nihal» kitabıdır. Bu eser, Lâtinceye, İngilizceye va sair Avrupa lisanlarına tercüme edilmiştir. Bu zat (467) tarihinde Horasanın Şehristan denilen ülkesinde doğmuş, (548) senesinde vefat etmiştir.

348 i— (Şemsül'eimme Abdül'azizi Halvaî) : Ibnü Ahmed ibni Salih; Hanefî fukahasınm meşhurlanndandır. Buharada Hanefiyyenin imametini haizdi. Kadı Ali Ebül'haseni Nesefîden ve faziletinden dolayı kendisine «Ebu Hanifei Esgar» denilen Şemsül'eimme Ebül'fazl Bekribni Muham-med'den fıkıh ahz etmiştir. Kendisinden de Ezrakî ve   Semsül'eimmetis'-serahsî ilim ahz etmişlerdir, ibni Kemal merhum, kendisini mesailde içtihada muktedir zevattan addetmiştir.  (El'mebsutül'havaî) adındaki    fıkıh kitabı meşhurdur. Halvaya nisbet   edildiği söyleniyor. (456) tarihinde «Keş» şehrinde vefat edip Buharada defn olunmuştur.

Bu zata «Hulvanî» de diyenler vardır. Hulvan, Sevadı Irak hududun-dadır. Şemsül'eimme ise İrak fukahasmdan değil, Buhara fukahasından-dır. Binaenaleyh Hulvana nisbeti doğru olmasa gerektir. Babasının halva satmakla meşgul olduğu kaydedilmektedir.

349  — (Şemsül'einunetis'serahsî) : Ebubekir   Muhammed ibni Ahmed, Hanefî fukahasımn pek mümtazlarmdandır. «Müctehid    fil'mesai!» sayılmaktadır. Otuz cüzüden müteşekkil olan (Mebsutı Serahsî)  adındaki lâyemut fıkıh kitabının müellifidir. Hakana verdiği bir nasihatten dolayı «Özcent» şehrinde mahpus iken bu muazzam eseri imlâ tarikile   hariçten dinliyen talebesine not ettirmiş, bilâhare Ferğâheye gidip orada ikmaline muvaffak olmuştur. Fıkha dair   (El'usul)     adında bir  eseri  ve (Âdabül'kazi) unvanlı esere ve «Muhtasarı «Tahavî» ile «Siyeri kebîr» e şerhleri vesair asarı vardır. (483) tarihinde vefat etmiştir.

Serahs, kadîm bir Horasan beldesidir.

350 — (Şerefüddin Isâ) : ibni Seyfiddin Ebubekr, Eyyubiyye hanedanından «Meliki Âdil» unvanını haiz, âlim, fakih, edîb bir hükümdardır. Cemalüddin Mahmudül'hasirîden fıkıh ahz etmiş, Hanefî mezhebine pek

üzere (Es'sehmül'musib fir'reddi Alel'hatib) adındaki eserini yazmış, bununla İmamı âzami müdafaa etmiştir. «El'camiül'kebîr» i şerh etmiş, aruza dair de bir eser yazmıştır. İmam Ahmed ibni Hanbel hazretlerinin Müs-ned'inin bablar üzerine tertip edilmesini ve her hadisi şerifin mânâca iktiza ettiği bab'a nakledilmesini emretmişti. Meclisine âfaktan ulema gelir toplanır, haklarında iltifatta bulunurdu. (576) tarihinde Kahirede doğmuş, Dımaşka sekiz sene bir kaç ay malik olmuş, (624) de Dımaşkta vefat edip kalesinde defnedilmiş, sonra Cebeli Salihiyyeye nakledilerek oradaki bir medrese bahçesine defn olunmuştur.

351 — (Şevkânî Muhammed) : İbni Ali İbni Muhammedil'yamam; meşhur bir âlimdir. Kıraette, tefsirde, hadisde, fıkıhda, tarihte, ilmi edeb-de iktidar sahibi idi. Fıkıh itibarile evvelce «Zeydiyye» mezhebinde bulu-' nuyordu, Zeydiyye fıkhını okumuş, Zeydiyye mezhebine göre fetva vermiş, o mezhebin büyük imamları arasına geçmişti. Fakat bilâhare ilmi hadis ile uğraşmış, malûmatını daha ziyade arttırmaya muvaffak olarak kendisinde içtihat salâhiyetini görmeğe başlamıştır.'Binaenaleyh Zeydiyye mezhebini taklide nihayet vermiş, hattâ bütün mezahibe karşı cephe almış, muhtelif mezheblere ait bazı meseleleri intikada tabi tutmuştur. Kendi kanaatine göre taklid haramdır. (Elkavlül'müfid fî edilletü'ictiha-di vet'taklid) adındaki eserile bu kanaatini müdafaa etmiştir.

Muhammedüş'şevkânî, böyle içtihada kıyam ederek kendi kadim mezhebini terk ettiği için muasırlarının birçok hücumlarına uğradı, aralarında bir hayli münazaralar, münakaşalar vuku buldu. Hattâ San'ada bu yüzden büyük bir fitne kopmak derecesine gelmişti. Ehli beyte Yevka-lâde muhabbet ve hürmetkar idi, onların fezaili hakkında yazmış olduğu (Dürrüs'sehabe) buna şahittir.

Şevkânî, akide itibarile «Selefiyye» tarikine sâlik olduğunu iddia etmektedir. Kur'anı mübînde, süneni riebeviyyede varid olan sıfatı ilâhiy-yeyi hiçbir tevile tabi tutmaksızm zahiri mânâlarına hamleder. Bu hususta (Ettuhaf fi mezhebis'selef)/adında bir risalesi vardır. İbni Tey-miyye'den çok mülhem olmuştur. Eserlerinde onu medih ve müdafaa etmiştir. (Elbedrüt'tali) adındaki risalesi, İbni Teymiyye'nin tercümei ahvaline dairdir. Cumhurun kabul etmiş olduğu bazı mesaile muhalif kanaatlerinden dolayı hataya maruz kalmıştır. Bu cihetle eserlerini ihtiyatla okumak lâzımdır. Şevkânînin (114) kadar eseri var imiş: bir kısmı şunlardır: (Fethül'kadîr..) tefsirdir. (Neynül'evtar) İbni Teymiyye'nin «Müntakal'ahbar» adındaki hadis kitabına şerhtir. (İrşadül'fühul ilâ tah-kikil'hakkı min ilmil'usul), (Elfevaidül'mecmua fî beyanirahadisil'mev-zua), (Ed'dürrül'behiyye). Fıkha dairdir. (Risale fil'irşadi ilâ mezhebis'-

Şevkânî, (1172) )tarihinde Yemenin «Hecretü Şevkân» denilen nahiyesinde doğmuş, San'ada neşvü nema bulmuş, (1250) senesinde San'ada vefat etmiştir.

352  — (Şihabüddîn Kadı Ahmed) : İbni Muhammedil'hafacî, Mısırlı, Hanefîyyül'mezheb, kudretli bir   âlimdir.   İbrahimül'alkamî,   Aliyyübnü Ganimü'makdisî gibi zatlardan ilm ahz etmiş, babasile Haremeyni §eri-feyne giderek orada tahsilde 'bulunmuş, sonra Istanbula gelerek birçok fuzalâya mülâki olmuş, kendilerinden icazet almış, Rumelide ve bilhassa Üsküp ile Selânikte kadılık yapmış, Mısır kadılığına tayin edilmiş, bundan azl edilmekle avdetinde Dımışka uğramış, oranın   fuzalâsmı bir eserinde rnedih etmiştir. Daha sonra Mısıra nefyedilerek orada vefatına kadar kadılıkta bulunmuştur.

Şihabüddîn, tefsire, hadise, fıkha ve bilhassa lisanı araba derîn bir vukuf sahibi idi. Eserleri buna şahittir. Eserlerinin bir kısmı şunlardır: •(Inayetülkazı ve kifayetür'razî) Beyzavîye haşiyedir. (Şerhi şifai şerif -= Nesimürriyaz..) (Tirazül'mecalis) ilmî faideleri, edebî latifeleri muhtevidir. (Divanül'edeb fî zikri şuarail'arab) rakik eş'arı da vardır.

Benî Haface kabilesine mensup olan bu değerli âlim (977) tarihinde Mısırda doğmuş,  (1069)  senesinde vefat etmiştir.

353 — (Şirvanî Şeyh Abdül'hamid) : Şafiî fukahasından fazıl bir zattır. Nevevî merhumun meşhur (Minhacüt'talibîn)    adındaki fıkhı Şafiîye ait kitabının şerhlerinden bulunan (Tuhfetül muhtaç)    üzerine haşiyesi vardır.

354  — (Şebramellisî Ebüz'ziya) : Nurüddin Ali, Şafiî fukahasından-dır. Kahirede tahsilini ikmal edip tedris ile 'meşgul olmuştur. Üç yaşında iken â'ma olmuştu. Ona rağmen birçok ilimlerde teferrüd etmiş bulunuyordu. (Nihayetül'muhtaç) üzerine haşiyesi vardır. (998)   tarihinde Mısır karyelerinden olan (Şebramellis) de doğmuş, (1087) senesinde vefat etmiştir.

355  — (Şürünbülâlî Ebül'berekât) : Hasen ibni Ammar, Mısırlı fu-zalâdan fakih bir zattır. Hanefiyyül'mezhebdir. Camii Ezherde tedris ile meşgul olup büyük bir şöhret kazanmıştır.   Aliyyübnü   Ganimil'makdisî kendisinden ilm ahz etmiştir. Molla Hüsrevin Dürerine (Gunyetü zevil'-ahkâm fî buğyeti düreril'hükkâm) adında bir haşiyesi    vardır.  (Nurül'-izah ile şerhi (Merakil'felâh) unvanlı ibadetlere ait eseri de pek makbuldür, ibni Vehbanın manzumesini de şerh etmiştir. (1069) tarihinde yetmiş beş yaşında olduğu hâlde vefat edip Mısırda «Karafei Kübra» ya def-nedilmiştir.

jjuu  xjcoiaiiiii vasili.

valisinden menakibi çok fazıl, fakih, muhaddis Bir zatır. Vasıttan Basra-ya intikal etmişti. İmameti ve celâleti kaderi hakkında ittifak vardır. Ashabı kiramdan Enes ibni Mâlik ile Ömer ibni Selemeyi gördüğü mervîdir. Muaviye ibni Kurre, Enes ibni Sirîn, Sabiti Benanî gibi tabînden iki bin kadar hadisi şerif rivayet etmiştir.

Süfyanı Sevrî demiştir ki: «Şu'be hadisde Emirül'müminîndir.> İmam Ahmed de demiştir ki: «Şu'be bu şanda, yani: ilmi hadis ile ahvali rüvat hususunda başlı başına bir ümmettir.»

Deniliyor ki: îrakda ricali hadisi teftiş ve intfkada ilk tabi tutan, sünneti nebeviyyeyi müdafaaya çalışan Şu'bedir. İmam Şafiî demiştir ki: «Şu'be olmasaydı, İrakta hadis ilmi bilinmezdi. Kütübi Sittedeki râvîler arasında kendisinden başka «Şu'betübnül'haccac» adında bir râvî yoktur. Şu'be, ayni zamanda kadim bir müfessirdir. Edebiyata, şiire de aşina idi.

Kendisine «Şu'betübnül'verd» de denilen bu muhterem zat (82) tarihinde doğmuş, (160) senesinde Başrada vefat etmiştir.

357 — (Şürahbîl ibni Simtil'kindî) : Sahabei kiramdan Şamlı bir zattır. Kadisiyye muharebesinde ve Hıms'ın fethinde hazırJbulunmuş, Hazre-ti Muaviye tarafından «Hıms» valisi tayin edilmişti. (40) tarihinde vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh. Bu zatın tabiînden olduğuna kail olanlar da vardır.

358  — (Şüreykünnahî)  : Ebû Abddullah, fukahadan,   muhaddisleı-kih bir zattır. Sahabeden olduğuna kail olanlar da vardır. Hazreti Ömer tarafından Küfe kadısı tâyin edilmişti, bir sene kadar da Basrada kadılık yapmıştı. Sonra Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Muaviye ve Beni Ümmiye taraflarından da yine Küfe kadılığında ibka edilmiştir. Muttasıl altmış sene veya daha ziyade kadılık yaptığı rivayet olunuyor. İmam Ali hazretleri kendisine hitaben: (Ente akzel'arab) diye iltifatta bulunmuştu. Haccacın zamanında istifa edip bir sene sonra vefat etmiştir.

Kinde kabilesine mensup olan işbu Kûfeli kadın Şüreyhin vefatı (78) senesine müsadiftir ki, bu tarihte yüz yirmi yaşında bulunuyordu. Tarihi vefatı hakkında başka rivayetler de vardır.

358 — (Şüreykünnahai) : Ebu Abdullah, fukahadan, muhaddisler-den bir zattır. Abbas halifelerinden Mehdî, kendisini Küfeye, sonra Eh-vaza kadı tayin etmişti. (95) ) tarihinde doğmuş, (177) senesinde Küfede vefat etmiştir.

36ü — (Tacüş'şeria) : Ömer ibrü sadrışşeriatil'evvel Ubeyd ibni Mah-mudil'melıbubî, Hanefî fukahasmdan bir zattır. Hidaye kitabına (Niha-yetül'kifaye) adile bir şerh yazmış, bunu (673)* tarihinde Kirman şehrinde ikmal etmiştir. (67) nci isme de müracaat.

361 — (Tirmizi Ebu İsâ) : Muhammed ibni Isa; pek meşhur bir mu-haddistir, ve ayni zamanda büyük bir fakihtir. Birçok seyahatlerde   bulunmuş, bilhassa Hicaza, gitmiş, İrak, Horasan havalisini gezip dolaşmış, asrının yüksek âlimlerine mülâki olmuştur. Kuteybe ibni Said, Süfyan ibni Vekî, Muhamedi Buharı gibi meşahirden hadis rivayet etmiştir.

Tirmizînin- pek kıymetli asarı vardır. Ezcümle: «Süneni Tirmizî -El'camiül'kebir) adındaki kitabı, kütübü sitte'nin dördüncüsü olup pek makbuldür. Mezheblere, hadislerin nevilerine, illetlerine dair ihtiva ettiği malûmat ile hadis kitapları arasında pek mümtaz ve fukaha için pek elverişli bulunmaktadır. (Eşşemailün'nebeviyye vel'hasailül'mustafaviyye), (Kitabül'ilel) adındaki kitapları da meşhurdur.

Tirmizî merhum, Ceyhun nahiyelerinden olan Tirmiz'de (209) tarihinde doğmuş, (279) senesinde yine Tirmiz'de vefat etmiştir.

362  — Tirmizî Muhammed) : İbni Ahmed ibni Nasr; Şafiî   fukaha-sından sika, zâhid bir zattır. Künyesi «Ebu Cafer» dir.    (200)  senesinde doğmuş, (295) tarihinde Bağdatta vefat etmiştir.

363 — (Tahir ibni Ahmed) : İbni Abdir'reşidil'buharî,   Maveraünne-hiıde Hanefiyyenin şeyhi bulunuyordu. Tabakai müctehidîne dahil sayılmaktadır. Lâkabı İftiharüddin'dir. Babası Kıvamüddîn Ahmed'den fıkıh ahz etmiştir. (Nisabülfakih),  (Hizanetül'fetâvâ), (Hülâsatül'fetâvâ) gibi kıymetli eserleri vardır   (542) tarihinde vefat etmiştir.

364  — (Tahir ibni Selâm) : İbni   Kasımıl'harzemî,  «Saîdi    Nemed Pûş» lâkabile şöhret bulmuş bir hanefî fakihidir. Hidayeye «Kifaye» adile bir haşiye yazmış olan Seyyid Celâlüddînden ilm ahz etmiştir. Bir aralık Hicaza gitmiş, Türkiyeye uğramış, Mısıra dönerek orada (Cevahirin" -fıkh) adındaki kitabını (771) senesinde telif etmiştir.

365  — (Tavus ibni Keysan) : Ebu   Abdir'rahmanirhemdânî,   kibari tabiînden ve meşhur fukahadandır. Aslen Fârislidir. Yemende Tulân kabilesi azadlılarından olduğu mervîdir. Pek salih, fakih bir zat idi. Yemende «Cened» beldesinde otururdu. Ömerübnül'azîz halife olunca kendisine: «Amelin hayır olmak ister isen ehli hayrı istimal et» diye bir mektup yazmış, Ömer ibni Aziz de bunu alınca: (Kefa biha mevızeten = öğüt için bu yetişir» demiştir. (106) tarihinde Mekkei Mükerremede vefat etmiştir.

hur bir muhaddistir. İrak, Hicaz, Yemen, Mısır gibi İslâm merkezlerinde otuz iki sene kadar seyahat ederek birçok ahadisi şerife zapt etmiş, «Mu'-cemi Kebîr», «Mu'cemi evsat», «Mu'cemi sagîîr» denilen üç hadis kitabını telife muvaffak olmuştur. (260) tarihinde Şam'ın Taberiyye kasabasında doğmuş, (360) senesinde mutavattm bulunduğu Isfahanda .vefat etmiştir.

367 — (Talıavî Ebu Cafer) : Ahmed ibni Muhammedil'ezdî, meşhur Hanefî fukahasındandır. «İçtihad fîl'mezheb» derecesini haiz olduğu söylenmektedir. Bazı mesailde şahsî içtihadına tâbi olmuştur. Mısırda Hane-fîlerin riyaseti kendisine müntehi olmuştu.    Dayısı Şafiî   fukahasından Aliyyul'muzemdir. Kendisi de Şafiiyyül'mezhep iken Hanefî    mezhebine intikal etmiştir. Bir çok kıymetli müellefatı vardır.     (Ahkamul'kur'ant, (İhtilâfül'ulema),   (Maanîl'âsâr),  (Beyanü  müşkilâtil'âsâr),     (Ennasihü vel'mensuh), (Şerhül'camiü'kebîr),     (Şerhül'camiisagîr),     (Ennevadirül-fıkhiyye),  (Tarihi kebîr), (Kitabü menakibi Ebî    Hanife) bu cümledendir.

Mısırın «Taha» veya «Tahye» nahiyesine mensup olan bu büyük zat, (229) tarihinde doğmuş, (321) tarihinde vefat etmiştir.

368  — (Tahtavî Ahmed) : İbni Muhammedil'hanefî; Mısır civarında bir kaza merkezi olan Tahtâ'ya mensub fukahadan bir zattır.   Kahirede tahsilini ikmal etmiş, meşihatı Hanefiyyeye tayin edilmişti.  (Dürri Muhtar) ile (Merakil'felâh) üzerine haşiyeleri vardır. Vefatı    (1231) tarihindedir.

369  — (Talhafübnü Ubeydillâh) : Sahabei kiramdan ve   aşerei mü-beşşeredendir. Kureyşin «Teym» kabilesine    mensuptur. Resuli    Ekrem hazretlerine hizmetleri pek büyüktür. Uhud gazvesinde Nebiyyi zîşanımı-za havale edilen bir kılıcı kolu ile defettiği için kolu çolak kalmıştı. Kendisine tarafı nebeviden «Talhatül'hayır», «Talhatül'cud» lâkapları verilmiştir. Peygamber Efendimizden (38) hadisi şerif rivayet etmiştir. Faza-ili hakkında birçok asar vardır. (36) tarihinde altmış dört yaşında olduğu halde Cemel vak'asında şehit düşmüştür. Basrada bulunan mübarek kabri bir ziyaretgâhtır. Radıyallahü tealâ anh.

Û:

370  —  (Ubadetiibnüs.'sâmit) : Ebul'velidil'ensari,    sahabei kiramın fuzalâsından ve Hazrec kabilesinden muhterem bir zattır.    Akabe mevkiinde Resuli Ekrem ile iki defa görüşmüştür. Bilâhare birçok gazvelerde Resuli Ekrem ile beraber bulunmuştur. Peygamber Efendimizin zamr.-nı saadetlerinde kur'anıkerimi cem etmiş olan ashabı    güzînden biridir. Hazreti Ömerin hilâfetinde Şam feth edildikten sonra Samlılara kur'anı mübîni talim için Ubade hazretleri, Muaz ibni Cebel ve Ebüd'derdâ haz-

Evzaî demiştir ki : Filistin kadılığına ilk tayin edilen zat, Ubadedir. Fâzıl, cemilül'hısal, hayırlı bir zat idi.

(34) tarihinden yetmiş iki yaşında olduğu halde Remlede veya Kud-si şerifte vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

371  _ {Ubeydullah ibnü Abdillah) : îbni Utbe, İbni   Mes'udil'hezlî; tabiînin büyüklerinden âlim, fakih bir zattır. Babasının amcası, Abdullah ibni Mes'ud hazretleridir. Medinei Münevveredeki    «Fukahai seb'a» dan biridir. Ömerübnül'azizin muallimi idi. tbni Sa'd demiştir ki:  «Ubeydullah. âlim, sika, fakih, kesirül'hadis, şair bir zat idi. (99) tarihinde vefat etmiştir.

372  _ Uleyş) : Şeyh Ebu Abdillah ibni Ahmedil'mağribî; Malikî fu-kahasmdandır. Aslı Faslıdır, Kahirede tahsilini ikmal ederek (1255) tarihinde Camii Ezherde tedrise başlamış, (1270) senesinde Kahirede ifta ve meşihatı Malikiyye makamını ihraz etmiştir. (Fethül'ulâ) adında bir fetva kitabı «Muhtasarı Halil» üzerine (Minehul'celîl) unvanlı bir şerhi, me-zahibi erbaa feraizine dair  (Tedribülmübtedî ve tezkiretül'müntehî)  namında bir kitabı vesair müellefatı vardır. (1217) tarihinde Kahirede doğmuş, (1299) da vefat etmiştir.

373  — (Urvetübnüz'zübeyr)  : Ebu Abdillah, aşerei    mübeşşereden Hazreti Zübeyrin oğludur. Validesi Hazreti Sıddikin kerimesi Zatün'nika-tayn Esmadır. Tabiînin büyüklerinden ve Medinei Münevverede yetişen «Fukahayi seb'a» dan biridir. Kur'an, hadis, fıkıh ilimlerinde büyük bir melekesi var idi. Teyzesi Ümmül'müminîn Aişei Sıddikadan vesair saha.-bei güzînden rivayette bulunmuştur. Kütübi sitte denilen hadis kitaplarında kendisinden başka «Urvetübnüz'zübeyr» namında bir ravî yoktur. İlminin çokluğu, kadrinin büyüklüğü hakkında ittifak vardır.  (22)  tarihinde doğmuş, (94) senesinde Medinei Münevverede vefat etmiştir. Oğullarından «Hişam» da fakahatle maruftur.

Ü:

374  — (Ümmi Habibe = Ümmül'mii'minîn Remle) :   Ashabı kiramdan Ebu Süfyanın kerimesi, Hazreti Muaviyenin hemşiresi idi.   Evvelce îslâma gelip kocası Ubeydullah ibnü Cahş ile Habeş'e muhaceret etmiş, Abdullah orada tanassur edip badehu vefat etmekle kendisi dul kalmıştı. Kendisinin asaletine ve dini îslâmdaki sebatına .bir mükâfat olmak üzere rebiyyi zişan efendimiz, o mübarek validemizi ezvacı tahiratından bulunmak şerefine nail buyurmuştur. Hicreti seniyyenin altıncı senesinde Hit-be için Amr ibni Ümiyye, Habeşistana gönderilmişti. Hükümdar Necaşî

I

375  — (Ümmii Seleme = Ümmül'mü'minîn) : Hind binti Ebi Ümiyye, Resuli Ekrem, sallâllahü tealâ aleyhi vessellem efendimizin zevcatı ta-hiratındandır. Hicretin dördüncü senesinde nikâhları akdedilmişti.    Pek fasihül'lisan idi. (378) hadisi şerif rivayet etmiştir. Hazreti Osmana karşı hilâfeti zamanında irad etmiş olduğu nesayihi havi nutku pek meşhurdur. (61) tarihinde seksen dört yaşında olduğu halde vefat etmiştir. Bakî kabristanında medfundur.  (Ümmehatürmü'minînden en sonra ahirete irtihal eden, bu muhterem validemizdir. Radıyallahü tealâ anha.

376  — (Ümmü Eymen) : Bereke Binti Sa'lebe, Resuli Ekrem Efendimizin dâyesi ve muhterem babası Hazreti Abduîlahın cariyesi idi. Aslen Habeşlidir. Nebiyyi zîşan efendimiz; kendisini azad etmiş, yine azadlı-sı olan Zeyd ibni Harise ile evlendirmiş, kendilerinden «Üsame ibni Zeyd > hazretleri dünyaya gelmiştir.

Resulullah, «Ümmü Eymen, validemden sonra validemdir» diye buyurmuştur. Fazıl, fakih sahabiyattan olan Ümmü Eymen, nebiyyi âlîşan efendimizden beş ay sonra ahirete irtihal etmiştir. Radıyaîlahü tealâ anha.

377 — (Übeyyübnü Kâ'b)  : İbni Kays, Ebül'münzirirhazrecî: ensari kiramın fuzelâsındandır. îkinci Akabe'de ensari kiramdan yetmiş zat ile Resuli Ekreme mülâki olarak islâm şerefine nail olmuşlardı. Kıraette as-habi güzîn arasında teferrüt etmişti. îbni Abbas, Ebu Musel'eşarî gibi sa-habei kiramdan ve oğlu Tufeyl ile Süveyd ibni Gafele, Zerribni Hubeyş gibi tabiînden nice zatlar, kendisinden rivayette   bulunmuşlardır.   (164! hadisi şerif rivayet etmiştir.

Übeyyübnü Ka'bıa-fttzgîli hakkında birçok âsâr vardır. Bir hadisi nebevide: <~-î"j jl ^ \j\ ) = ümmetimin en güzel kur'an okuyucusu, Kâ'b oğlu Übey'dir) diye buyurulmuştur.

Mesruk demiştir ki: «Ashabı kiramdan ashabı kaza, şu altı zattır: «Ömer, Ali, Abdullah, Übeyd. Zeyd, Ebu Musa.-> Radıyallahü tealâ an-hüm.

Hazreti Übeyyin vefatı, Medinei Münevverede (30) tarihinden evvele müsadif bulunmuştur. Radıyallahü tealâ anh.

V:

378  — (Veldubnül'cerrah) : Ebu Süfyan, Rüvas   kabilesine mensup Kûfeli bir âlimdir. Aslen Neysabûrlu veya Sindlidir. Hanefî   imamların-dandır. îmamı âzam ile imamı Ebu Yusüfden ve îmam Züfer'den fıkıh ahz etmiş, birçok zatlardan da hadis rivayette bulunmuştur. Kendisinden de IbnüTmübarek, Yahya ibni Adem, Ahmed ibni Hanbel, İbni Raheveye gibi meşahir rivayette bulunmuşlardır.

 

Ji

Ji

<ll

J1?

Meali : «Ben hafızamın iyi olmadığından Veki'a şikâyet ettim. Baua günahları terk etmek yolunu gösterdi ve sebebim şöyle bildirdi ki: îlm, bir fazlı ilâhîdir. Allah tealânm fazlını ise günahkâr ihata edemez.»

Ahmed ibni Hanbel hazretleri derdi ki: «Gözlerim Veki'in mislini görmemiştir. O hadis ezberler ,fıkıh müzakere eder, ibadet ve taatle uğraşı»", güzelce de muvaffak olurdu, kimsenin aleyhinde söz söylemezdi. Veki'in musannfatına itina ediniz, ben ondan daha ziyade ilmi ihata etmiş bir kimse görmedim.»

Veki'in babası, Küfede beytül'mal nazırı idi. Harunür'reşid, Veki'i kadı tayin etmek istedi, fakat Veki bunu kabul etmedi. îmamı âzamin kavlile fetva verirdi.

Veki, (127) tarihinde Küfede doğmuş, (197) senesinde Hacdan avdet ederken «Feyd» denilen mahalde vefat etmiştir. Hac yolunda «Ahı-rül'kubur» sayılan «Cebel» de medfundur.

379 — (Velvalici Abdürreşid) : Ebülfeth Zahîrüddîn ibnü Ebi Hani-fe, ibni Abdirrezzak; Hanefî fukahasından fazıl bir zattır. Belh'dc Ebıı-bekr Kazzaz Muhammed'den ve Burhanı Bejhîden fıkıh ahz etmiştir. (Velvaliciyye) adındaki fetva kitabı meşhurdur. (467) tarihinde Velva-licde doğmuş, (540) tarihinden sonra yine Velvalicde vefat etmiştir.

Velvalic, Bedehşan'da bir beldedir.                                               /

Keşfüzzünuna nazaran «Fetâvâyı Velvalici» (710) Bendinde vefat eden Zahirüddîn Ebül'mekârim îshak ibni Bekrin eseridir. Hanefi fuka-hası arasında «Zahirüddîn» lâkabını haiz müteaddit zevat vardır. Ezcümle «Fetâvayi Zahîriyye» sahibi Kadı Muhammed ibni Ahmcdc Zahirüddî-nil'buharî denir ki (619) tarihinde vefat etmiştir. Sahibi Buhar! sarihi Bedrüddîn Ayni merhum, bu fetva kitabından kendisine ihtiyaç ziyada görülecek meseleleri intihap ederek (Elmesailül'bedriyyc, ES'tnUntehabe-tü minel'fetâvez'zahiriyye) adile bir eser vücude getirmiş v<> «Zahiriyye' mütekaddimînin kitaplarımdan bir takım meseleleri muhtovi tın kitaptn-ki, bundan ulemai müteahhitfn müstağni olamaz» demiştir

Bir de Zahirüddînirkebîrül'merginanî vardır ki: adı Aliyyübnü Ab-dilâziz'dir. Bu zatm oğlu Hasen de «Zahirüddîn» diye maruftur

 

Y:

380 — (Yakub ibni Seyyid Ali) : Hanefî fukahasından fazıl.bir zattır. Bursada, Edirnede, Istanbulda müderris bulunmuştur. (573) tarihinde vefat etmiş olan İmam zade vaiz, Rüknül'islâm Muhammed ibni Ebi Bekrin «Şir'atül'islâm» adındaki eserine güzel bir şerh yazmıştır ki, adı «Mefatihül'cinan» dır. Gülistana da arabca bir şerh yazmıştır. Vefatı (931) tarihine müsadiftir.

381 — (Yahya ibni Ekseni) : İbni Muhammedil'mervezî; Hanefî fu-kahasından yüksek bir ilme, parlak bir fikre   mâlik bir zatır.   Bağdatta ikamet etmişti. Künyesi «Ebu Muhammed» dir. İmam Muhammedden fıkıh, hadis rivayette bulunmuştur. Kendisinden de İmam Buharı, Ebu Hatim ve Tirmizî rivayette bulunmuşlardır. îmamı âzamin hafidi Ismailden sonra Basra kadısı tayin edilmişti ki, henüz yirmi bir yaşında bulunuyormuş. Basralılar: «Kadımız kaç yaşındadır.'..» diye   sormuşlar,   istisgar edildiğini anlamış, «Ben Resuli Ekremin Mekkei Mükerremeye kadı tayin buyurmuş olduğu Attab'dan ve Yemen'e kadı göndermiş olduğu Muaz ibni Cebelden daha yaşlıyım» demiştir.

îbni Eksemi Şafiî fukahasından sayanlar da vardır. (243) tarihinde hacdan avdet ederken seksen üç yaşında olduğu halde «Rebeze» de vefat etmiştir.

382 — Yahya ibni Eyyûb) : El'mekabirî, fukahadan âbid, sika bir zattır. Bağdatlıdır. (234) tarihinde yetmiş yedi yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

Bir d<> (Yahya ibni Eyyubil'havlânî) vardır ki, saduk, fazıl bir zattır. Vefati (2H9) tarihine müsadiftir.

383 — (Yahya ibni Yahya) : Ebu Muhammedil'leysî, Maliki fukaha-sının büyiiklcrindendir. Kurtube'de doğmuş, orada ilm tahsil etmiş, sonra şarka gelerek îmam Mâlikden Müvatta'ı dinlemiş, Mekkei Mükerreme ile Medinei Miim-vverede, Mısırda İmam Mâlikin ashabından ve Süfyan ibni Uyeyne ile sair fukahadan istifade etmiş, Mâlikî fıkhının Mağribde intişarına sebcb olmuştur. Vefatı Kurtubede (234) tarihine müsadiftir.

384 — (Viilıya ibni Yahya) : ibniKays; Dımaşklı bir fakihdir, Ömer ibnül'aziz tarafından Musula kadı tayin edilmişti. Tevsiki ve celâleti kadri hakkında ittifak vardır.   Ebu Muhammed   ibni Hıbban   demiştir ki «Yahya Şam'ın fukahasından ve kurrasındandır. (64) tarihinde doğmuş, (133) senesinde Dımaşkda vefat etmiştir.                                     F:  30

şimiyye» kadılığına tayin etmişti. (144) tarihinde vefat etmiştir.

386  — (Yahya ibni Saîdil'kattan) : Ebu Saîdil'basrî, tebei tabiînden pek fâzıl bir âlimdir. Ehli Iraka resmî hadisi temhîd eden ve sikattan bahis hususunda im'anı nazarda bulunarak zuafadan rivayeti terk eyliyen bir zattır. Zamanında seyadetle, fakahetle, diyanetle temayüz etmiş simalardan idi. (120) tarihinde doğmuş, (198) senesinde vefat etmiştir.

387  — (Yahya ibni Main)  : Ebu Zekeriyyel'bağdadî pek yüksek bir mertebeyi haiz muhaddislerden fazıl, fakih bir zattır. Kendi elile altı yüz bin hadisi şerif yazdığını söylemiştir. Hadisleri intikadda bînazîr idi, Re-suli Ekremden sabit olmıyan haberleri red eder, ehli ilme bildirir, herkesi tenvir eyler, yalancıların yalanını izhara muvaffak olurdu. Kendisinden Ahmed ibni Hanbel, Muhammed ibni Sa'd  =  Kâtibi Vâkıdî, Ebu Zür'o, EbuZür'a, Ebu Hatim, îmam Buharî, Müslim, Ebu Dâvud gibi bir nice meşahir hadis rivayet etmişlerdir.  (233) tarihinde Medinei Münevverede yetmiş yedi yaşında olduğu halde vefat etmiş, Bakî,    makberesine defrı edilmiş, hakkında güzel mersiyeler yazılmıştır.

388  — (Yahya Efendi Minkari zade) : Alâiyyeli Minkarî zade Kadi Ömer Efendinin oğludur.  Kendisi  müderrislikte,    Mekkei    Mükerreme, Mısır, İstanbul kadılıklarında, Rumeli kazaskerliğimde bulunmuş, nihayet meşihati islâmiyye makamını ihraz etmiştir. Fetâvâsı, Beyzavî tefsirine haşiyesi, Adâb-ı Âzudiyye'ye haşiyesi,   (Tibyan fî âdabil'kur'an)  adında tecvide dair bir eseri vardır. (1088)  tarihinde vefat etmiştir. Kabri Üs-küdarda medresesi yanındadır.

389  — (Yahya ibni Zekeriyya)  : İbni Ebi Zaide, Kûfeli fukahadan muhaddislerden sika bir zattır. Babasından ve Hişam ile A'meşden ve-saireden hadis, İmamı Azamdan fıkıh ahz etmiştir. Harunı Reşid tarafından Medinei Münevvereye vali tayin edilmişti, sonra Bağdad'a avdet etmiş, hadisi şerif rivayetile meşgul olmuştur. Zamanında ilm kendisina müntehi olmuştu. Zamanının en kudretli muhaddisi, fakihi ve müftisi idi. Deniliyor ki: Küfede ilk kitab tasnif eden bu zattır. Medain kadısı iken orada (184) tarihinde altmış üç yaşında olduğu halde vefat etmiştir.

390  — (Yezid ibni Ebi Habib)  : Süveydil'mısrî, Ebu Reca, tabiînden kadri âlî, {ıalîm, âkil bir zat idi. Abdullah ibnül'hâris ve Ebuttufeyl  âmir ibni Vasile gibi sahabei güzînden hadis dinlemiştir, kendisinden de Süley-manüt'teymî ve Yahya bni Eyyûb gibi birçok Mısır büyükleri rivayette bulunmuşlardır. Zamanında Mısır ahalisine fetva verirdi. Ömer ibni Aziz,

Z :

391 — (Zeyd ibni Sabit)  : Ebu Saidil'ensarî, sahabei kiramın ulema-sındandır. Hicreti nebeviyye esnasında henüz on yaşında idi. Resuli Ek-remin vahy kâtiplerinden idi, sair müraselâtı da yazardı. Nebiyyi zîşanm emrile pek az bir zaman içinde süryanîceyi öğrenmişti, o lisan ile hükümdarlardan Medine Münevvereye gelen mektupları tercüme eder, cevaplar yazardı. Hazreti Sıddîk ile Hazreti Ömer'in de kitabetlerinde bulunmuş Hazreti Osman zamanında Beytülmal emîni tayin olunmuştu.

Zeyd hazretleri, ashabı kiram arasında feraiz ahkâmına en ziyade vâkıf bulunuyordu. Nitekim bir hadisi şerifte: xj <&>j\ ) = Sizin farzlara en âliminiz Zeyd'dir) buyurmuştur. Ebubekrissıddîk ile Osman ibni Affan hazretleri zamanında kur'anı âzimi mushaf halinde yazmaya memur olmuştu. En yüksek kurradan bulunuyordu. Kendisinden (92) hadisi şerif rivayet olunmuştur.

Bu muhterem sahabî, (54) tarihinde Medinei Münevverede vefat etmiştir. Radıyallahü tealâ anh.

Zeyd ibni Sabit, vefat edince Ebu Hüreyre hazretleri : «Buümmetin âlimi vefat etti. Umulur ki, Allah Tealâ ibni Abbasi ona halef buyurur» demişti.

İbni Abbas, ilminin, kadrinin büyüklüğiyle beraber Hazreti Zeyd'in hanesine gidip ondan istifadede bulunmak, ister,         J\ H> Jy>_ j-H )    =

ilme gidilir, ilim -gelmez) derdi.

İmam Şafiî, feraiz hususunda Zeyd ibni Sabit hazretlerinin kavlini ahz etmiştir.

392  — (Zehebî Şemsüddîn)  : Muhammed ibni Ahmed ibni Kaymaz, Ebu Abdillâhit'türkmanî, Şafiî fukahasından meşhur bir âlimdir, müdek-kik bir muhaddisdir, bir müverrehdir.  Hafız Zehebî diye de maruftur. Asrında ilm sahiplerinin bir mercii bulunmuştu. Hadis-i ricali hakkında derin bir bilgi sahibi idi. Cerh ve ta'dîl hususlarında büyük br kudrete mâlkti.

Tacüddini Sübkfnin dediği üzere : «Sanki bütün ümmet bir saha üzerinde toplanmış, Zehebî de onları nazarı müşahededen gfeçirmiş, sonra onlara dair birer birer malûmat vermeğe başlamıştır.»

Zehebî, fıkıh ilmini, — (667) de doğmuş, (727) de vefat etmiş olan Şafiî fukahasından Kazil'kuzat — Muhammed Kemalüddîn ibni Zemelkâ-nîden ve İbni Kadı Şuhbeden ahz etmiştir. Hadis ilmini de Ebu Zekeriyya

a. ine§anıraen ve Diınassa Mısır'da, Şeyhül'islâm ibni Daki-,-kil'îd'den hadisi şerif istima etmiştir. Mısırdan Şam'a avdetinde Evvelâ «Ummi Salih» mescidinde, sonra de «Medresei Eşrefiyye» de hadis muallimi tayin edilmiştir.

Zehebî, Şafiî olmakla beraber Hanbelî fukahasından bir kısmının reylerine fazla mütemayil bulunmuştu. Deniliyor ki: «Zehebî, hadise ve hadis ricaline geniş bilgi sahibidir. Maamafih kendisi — teberrî ddiasın-da bulunduğuna rağmen — mücessimeye meyyaldir. Bu babda te'vila veya senedî itibarile intikada tabî olan bir kısım hadisleri te'vil ve tenkid etmeksizin olduğu gibi kabul etmiştir.»

Tacüddîn, Zehebîyi üstazı olmak üzere sena etmekle beraber bazı hallerini tenkit etmektedir. Ezcümle şu mealde bazı mütalealarda bulunmuştur: «Şeyhimiz Zehebînin tarih} güzel ve cemiyetli bir eserdir. Bununla beraber müfrit taassub ile doludur. Birçok yerlerinde ehli dine, yani: Halkın safveti olan fukaraya lisanile ezada bulunmuş, Şafiî ve Hanefî imamlarından bir çoklarına karşı dil uzatmış, hele Eş'arîler aleyhinde pek ifrata sapmış, Mücessime hakkında ise çok senada bulunup durmuştur. »

«Bizim kavuştuğumuz meşayih, Zehebînin sözüne bakmadan nehy ederlerdi. Onun kavline itibarda bulunmazlardı.»

Cem'ül'cevami sahibi de demiştir ki: «Zehebî şer'î ilimlerde miîma-resede bulun/nuş değildir.» Zehebî merh'um, kendi kanaatinde bulunmı-yanların hal tercümelerini yazarken haklarında lâyık olan hükmü vermek hususunda pek munsıfâne hareket etmemiş olmakla da yad olunmaktadır..

Maahâzâ: Zehebî merhum, değerli, mütefekkir bir âlimdir. Hele ricali hadis hakkında pek derin vukuf sahibidir. îbni Teymiyye ve ibni Kayyımı Cevziyye kadar cumhura karşı cephe almış da değildir. Hattâ esasen takdir ettiği ve bazı mesailde kendisile hemfikir bulunduğu ibni Teymiyye'ye tenkidimsi bir risalesi de vardır. Bu risalesinde İbni Teymiy-ye'nin cumhura muhalif bazı hallerini hoş görmemiş, onu adetâ şöhret düşkünü saymış, ona hakimane öğütler vermiştir.

Zehebî merhum, bu risalesinde İbni Teymiyye'yi ezcümle şu mealdeki sözlerile muhafaza etmiştir: «Sen ne zamana kadar nefsini medlı edecek, ulemayi zem ile nâsın mahrem hallerini teftişe çalışacaksın?. Halbuki Resuli Ekrem, Sallâllahü aleyhi vesellemin: İT,. \fjTj: V > ... j& VI î"= ölülerinizi hayırdan başka bir şey ile yâd etmeyiniz..) diye buyurmuş olduğunu bilirsin.

 

yim :       j_>-c jı j^-mi \^\i»\*j)     =  beni kusurlarımdan haberdar eden kimseye Allah tealâ rahmet buyursun.)

Uzunca bir risaleden şu birkaç fıkrayı mealen ve muhtasaran almış bulunuyoruz. Bu risale ise Muhammen Zahidi Kevserînin (Tekmiletürred alâ Nûniyyeti ibnil'kayyım) adındaki matbu eserinde mündericdir. Bir sureti çinkografî ile çıkarılmıştır.

Zehebî merhumun birçok .eserleri vardır. Bir kısmı şunlardır : (Tarihi kebîr = Tarihi islâm) on iki cilttir, islâmiyetio zuhurundan (715) tarihine kadar olan vak'aları ve bu asırlarda yaşamış olan ilim sahiplerinin hal tercümelerini camidir. Basılmamıştır. Ciltleri dağınık bir surette kütüphanelerde bulunmaktadır. Buna imam Sahavînin (744) senesine kadar bir zeyli yardır ki, iki cüz' olarak Hayderâbad'da tabedilmiştir. (Tarihül'evsat = El'iber) tarihi islâmm bir telhisidir. (Tarihüs'sagîr = Düveli islâmiyye) bu da tarihi islâmdan telhis edilmiştir.) Siyerün'nübe-lâ) tarih ve teracimi ahval kitabıdır. (Tezkiretül'huffaz) tarihi islâmdan hülâsa edilmiştir. Hadis hafızlarını yirmi bir tabakaya ayırmış, her tabakadaki huffazın teracimi ahvaline dair mufassalca malûmat vermiştir. Bunu İmam Süyutî, telhis etmiştir. (El'müştebih fîl,esma-i vel'ensab), (Et tecrid fî esmais'sahabe), (Tabakatül'kurra), (Tabakatül'huffaz), (Ihtisa-rü sünenil'beyhakî), (Ihtisarül'müstedrek), (İhtisarüt'tezhîb), (Tezhibüt' tehzîb), (Mizanül'îtidal fî nakdir'rical), (El'müstahlâ ihtisarül'muhallâ liibniHazm), (Tenkihü ahadisit'tâlîk liibni Cevzî), (Tıbbün'nebevî), (Hu-lefai Râşidînin menakibi hakkında dört kitab, (Ahbarü Ebi Müslimilhora-sanî), 'Muhtasarı tarihi ibni Asakir), (Muhtasarı tarihil'hatibirbağdadî), (İhtisarı tarihi Neysabur), (İhtisarı takvimil'büldan - liebil'fida), (ET-muharrer fî esmai ricalilkütübis'sitte), (Kitab fîlvefeyat). Bazı eş'arı da vardır.

Zehebî merhum, (673) tarihinde Dımaşkda veya Diyarbekire tâbi «Meyyafârikîn = Silvan» denilen bir kasabada doğmuş, (748) senesinde Şam'da vefat etmiştir. «Babüs'sagîr» de medfundur.

393 — (Zekeriyyel'ensari) : İbni Muhammed, Şafiî fukahasından ve muhaddislerden bir zattır. Mısır'ın «Senike» denilen bir nahiyesinde doğmuş, sonra Kahire'ye intikâl ederek ibni Hacer, İbni Hümam. Kâ-fiyeci gibi âlimlerden ilm tahsil etmiş, yirmi sene kadar Şafiî kadılığında bulunmuştur .Şafiî fıkhından (Esnel'metalib fî şerhi ravzit'tâlib) adında bir eseri vardır. Ravz ise füruı fıkhiyyeden «ravza» nın muhtasarı olup, Nevevî Şerefüddîn merhumun eseridir. (Tuhfetül'barî alâ sahihil'buharî),

»   LX \J.BS*y 11

±UUU    J.VXU-

hammeddir. Tabiînin eazımındandır. Sika, me'mun, fakih, ilm-ü irfan ile bihakkin mücehhez bir zat idi. Zührî demiştir ki: «Ben Medinei Münev-vere'de ondan efdal bir zata yetişmedim.» Yahyal'ensarî de demiştir ki: «Zeynül'âbidîn hazretleri, Medine Münevvere'de gördüğüm Haşimîlerin efdahdır.» Kendisinden birçok meşahir, hadis rivayet etmişlerdir.

Bu mübarek zat, (50) tarihinde doğmuş, (94) senesinde Medinei Münevvere'de vefat etmiştir. «Tehzibül'esma» da beyan olunduğu üzere bu seneye (Senatül'fukaKa) denilmişti. Çünkü o sene içinde Zeynülâbidîn hazretleri gibi birçok fukahayi kiram rahmeti rahmana kavuşmuşlardı.

Zeynül'âbidîn hazretleri pek âlicenab idi, Medinei tâhire fukarasından yüz ailenin maişetlerini-gizlice temin eder olduğu vefatından sonra anlaşılmıştır. Rahmetullahi aleyh.

395 — (Zeynüd'dîn)  : Ebül'fethis'semerkandî, Abdurrahim ibnü Ebi Bekr Imadiddîn ibni sahibil'hidaye, Hanefî fukahasından bir zattır.  (Fu-sulül'ımadî) adındaki fıkıh kitabının müellifidir. Bu kitabı teliften (651) senesinde fariğ olmuştur. Eserinde Hidaye sahibini, «Ceddim Bürhanüd-dînil'mergınanî» diye yad eder.

Bazı zeVata göre Fusulı Imadî'nin müellifi, Cemalüddîn ibni Imadid-dîndir. Keşfüz'zünunda (Ebül'feth Abdürrahîm ibnü Ebi Bekr ibni Ab-dircelîlirmergınanîs'semerkandî) diye de gösterilmiştir.

Bir de (Fusulü Üstürüşenî) vardır ki, bunun müellifi de Muhammed ibni Mahmud Mecdüddîndir. Bu kitab, otuz fasla ayrılmıştır, en çok kaza ve deavî meselelerini muhtevidir. Bu zatın (Camiü ahkâmis'sigar» adında da b:r eseri vardır.

(632) tarihinde vefat etmiştir. Ustürüşene, Semerkandin ötesinde bir beldedir. Nisbetinde tasız olarak (Üsrüşenî) denilmesi daha sahih görülüyor.

396 — (Zeyleî Fahriiddîn) : Ebu Muhammed Osman ibni Ali, Hanefî fukahasından kudretli bir âlimdir. (705) tarihinde Kahireye giderek tedris ile, ifta ile, fıkhı Hanefîyi neşr ile iştigâl etmiştir. (Tebyinül'hakaik alâ kenzid'dekaik) adındaki e*seri, muteber bir fıkıh kitabıdır.

Zey'leî merhum, (743) de vefat etmiştir. Mısırda «Karafei Suğra». da medfundur. Zeyle' Habeşe denizi sahilinde bir beldedir.

397  — (Zeyleî Cemalüddin) : Abdullah ibnü Yusuf ibni Muhammed, Kahireli fukahadan ve muhaddislerden bir zattır. Künzüd'dekaik sahibi Fahrüddîni Zeyleîden ve Alâüddini Türkmanîden ilm ahz etmiştir. Keş-

Uil    C11I1İ1UİJ. ,    pCA    AUUİCIU    uıı    ıııuı^ooıı \A*4. }   n^uuik»    *«a*«m    v

duğu halde Arab lisamna fevkalâde bir surette vâkıftı. Hattâ bir gün Mekkei Mükerreme'de Ebu Kubeys tepesine çıkarak Arab kabilelerine hitaben: «Geliniz!. Babalarınızın, dedelerinizin dilini benden öğreniniz» diyecek kadar kendisinde bir iktidar görmüştü. Filvaki vücude getirmiş olduğu kıymetli eserlerile bu iddiasını ispat etmiştir.

Zemahşerî, Türkistamn bir büyük parçasını teşkil eden «Harzem* ülkesinin «Zemahşer» köyünde (467) tarihinde doğmuş, bilâhare seyahatlerde bulunup birkaç defa Bağdad'a gitmiş, Mekkei Mükerreme'de bir müddet mücavir kalıp, «Cârullah» unvanı mefharetini kazanmış, nihayet Harzeme avdet edip (538) tarihinde vefat etmiştir. Cürcan kasabasında medfundur.

Zemahşerî, fevkalâde iktidarına, faziletine rağmğen itikatça Mu'ta-zile mezhebinde bulunmuştu. Pek kıymettar olan tefsirinde maalesef bu mezhebin yanlış akideleri görülmektedir. Kendisinin (El'keşşaf anhakai-kit'tenzil) adındaki tefsirinden başka (El'faik fî garibilhadis), (El'maka-mat), (Mukaddimetül'edeb), (Esasül'belâğa) r (Er'raiz fil'feraiz), (EF mufassal), (Atvakuz'zeheb fil'mevaiz vel'hutab), (El'kelimünnevabig), gibi müteaddit müellefatı da vardır. Son eseri, fransızca'ya tercüme edilmiştir.

399 — (Zenbilli Ali Efendi) : Alâüddin Aliyyül'cemalî ibni Ahmed, Osmanlı şeyhül'islâmları arasında pek mümtaz bir simadır. Esasen Kara-ramanlıdır' Cemalüddîni Aksarayî neslindendir. Karaman'da Mevlânâ Hamza'dan ve sonra İstanbul'a gelerek Molla Hüsrev'den ve Bursa'da Hüsam zade'den ilm tahsil etmiştir. Anadolunun birçok yerlerinde ve bilhassa Edirne'de, Amasya'da, Bursa'da müderris olmuş, ($08) tarihinden itibaren de vefatına kadar meşihat makamında bulunmuştur. Müs-teftileri bekletmemek için evinin penceresinden bir zenbil sarkıtır, sorulacak şeyler yazılarak bu zenbilin içine bırakılırdı. Bu sebepten kendisine «Zenbilli Ali Efendi» denilmiştir,

Alî Efendi, Sultan Selimin pek çok teveccühlerine mazhar bulunuyordu. İcap edince o dehşetli hükümdara bile hak ve hakikate riayeti tavsiyeden geri durmazdı. Zamanından itibaren müftilik makamı, vezaret ve kazaskerlik makamlarına takdim edilmişti.

Pek fakih, fazıl olan Ali Efendinin (Muhtaratül'fetâvâ), (Edebül' evsiya) adında iki eseri vardır. Ebedül'evsıyayi Mekkei Mükerreme kadılığında cem etmiş, İkinci Sultan Beyazide ilmi ahlâka dair bir eser yazmış

jauoaşe, iübu Meryemil'esedî, Kûfeli yüksek, sika bir âlimdir. Cahiliyet devrine yetişmiştir. Abdullah ibniî Mes'ud, Osman ibni Affan, Aliyyul'murteza hazeratına mülâki olmuş, onlardan kur'anı kerîmi teallüm etmiştir. Kendisinden de Âsim, Süleyma-nüTameş, Şâ'bî, Nehaî gibi zatlar, kıraet ahz etmişlerdir. (82) tarihinde yüz yirmi yaşında olduğu halde Cemacim'de vefat etmiştir.

461 — (Ziibeyrübül'Avvam) : îbni Huveylidil'esedî, aşerei mübeşşe-reden pek büyük fazıl, fakih bir sahabîdir. Resuli Ekrem, sallâllahü aleyhi vesellem efendimizin ammesi = halası Safiyye binti Abdil'muttalibin oğlu ve Hazreti'Hatiçenin biraderzadesi idi. islâm şerefine ilk nail olanların dördüncüsü veya beşincisidir ki, o esnada henüz on beş, on altı yaşında bulunuyordu. Bütün gazvelerde Resuli Ekrem ile beraber bulunmuş, Mısır'ın fethine de iştirak etmiştir. Ashabı kiramdan Allah yolunda ilk kılıç sıyıran zat, kendisidir. Kuvveti, şahameti fevkalâde idi. Cemel vak'-asında Hazreti Talha ile beraber bulunmuş, sonra kıtalden el çekmiş, bir ^.ğaç altında uyku uyurken ibni Cermuz adında bir herif tarafından şe-hid edilmiştir. Kabri Basra'da şehid edildiği «Vadis'siba'» denilen nahiyededir.

Resuli Ekrem Efendimiz, bu muhterem zatın şehid edileceğini evvelce haber vermiş ve : jük ^jıj1"* \srH ) ~ Zübeyrin katilini cehennem ile müjdeleyiniz!) diye buyurmuştu.

Nebiyyi zîşan efendimiz : j»}\ ^J^ 3 y^ ^ ^3) = her peygamberin havarisi = candan yari vardır, benim havarim de Zübeyr' dir.) buyurmuştur. -Bu muhterem sahabî, otuz' sekiz hadisi şerif rivayet etmiştir. Şahadeti (36) tarihine müsadiftir ki, altmış yedi yaşında bulunuyordu.

402 — (Züfer ibni Hüzeyl) : Ebul'hüzeylil'basrî İmamı Âzamin yüksek tilmizlerinden müctehit bir zattır. Babası aslen Isfahanli olup bir müddet, Basra valiliğinde bulunmuştu. İmam Züfer, pek parlak bir zekâya mâlik idi, ilm ile ibadeti bihakkin cem etmişti, imamı Âzam, kendisini tevkir vesair tilmizlerine takdim ederdi. Ebu Nuaym ve Yahya ibni Maîn derlerdi ki: «imam Züfer, sikadır, nıe'mundur.

imam Züfer, imamı Âzamin mezhebi dahilinde ictihadda bulunmuş, bazı meselelerde imamı Âzam ile imameyne muhalefet etmiştir. Pek fa-sihül'lisan olan imam Züfer, imam Ebu Yusuf ile' münazaralarda bulunurdu. Kendisi derdi ki: «Biz eser geldi mi reyi terk ederiz.» Kadı olmaktan kaçınmıştır. Biraderinin mirası için Basra'ya gitmiş, ahalisi kendisini alıkoyup Bağdad'a dönmesine mâni olmuşlardı. (158) tarihinde kırk se-kjz yaşında olduğu halde Basra'da vefat etmiştir.

u. r»ir Künyesi ae «Ebu Abdillah» dır. (82) tarihinde vefat etmiştir.

404 — (Ziirare ibni Evfa) : Ebu Hâcibil'basrî, fukahadan âbid, sika birazt idi. (176) senesinde Basra'da kadı bulunuyordu. (193) senesinde namazda iken fücceten vefat etmiştir.

405    —(Zühri = ibni Şihab) : Ebubekr    Muhammed ibni Müslim, Kureyşin Zühre kabilesine mensub olan bu muhterem zat, tabiînden mu-haddis, fakih, zahid, bir simadır. Bazan «Zührî» bazan da büyük dedesine nisbetle «İbni Şihab» diye yad olunur. Medinei Münevverelidir.   Şam'da ikamet etmişti. Ashabı Kiram'dan on zata mülâki olmuştur. Enes ibni Mâlik ve Rebia ibni Ibad gibi sahabei güzînden ve bir çok kibarı tabiînden hadis ahz etmiştir. Kendisinden de Ata, Ömer İbni Abdil'aziz, imam Mâlik gibi birçok meşahir, rivayette bulunmuşlardır.

İmam Buharînin Aliyyül'medînîden rivayetine nazaran Zührî, iki bin hadisi şerîf rivayet etmiştir. Bunların birçokları «Kütübi sitte) de ve «Muvatta» da mezkûrdur.

Zührî, bir zekâ, fazilet hârikası idi, fevkalâde bir hafızaya mâlik idi. Kur'am Mübini seksen gecede ezberlemişti. Medinei Münevvere'deki (Fu-kahai seb'a) nın fıkhî malûmatım cami bulunuyordu.

Eyyûbi Sahtiyanı diyor ki : «Zührîden daha âlim bir kimse görmedim.» imam Şafiî hazretleri de demiştir ki: «Eğer Zührî olmasaydı Me-dineden sünnetler gitmiş olurdu.»

(124) tarihinde yetmiş iki yaşında olduğu halde Şam civarında «Şegbeda» denilen karyede vefat etmiş olan bu mübarek zatın rivayet etmiş olduğu ahadisi şerifeden — imam Mâlikin «Muvatta» kitabında mevcut olan — üçünü teberrüken kaydediyoruz.

(1)   : Resuli Ekrem sallâllahü tealâ aleyhi vesellem, kardeşine haya hakkında öğüt veren ensardan bir zata rast gelmekle şöyle buyurmuştru:

meali âlisi : onu haiz olduğu haya hasleti üzere    ( jls Vlj* »LLljl» *« ) bırak, çünkü haya, imandandır. Yani : iman, sahibini fenalıkları yapmaktan men ettiği gibi haya da meneder, korur.

(2)   : Resuli Ekrem hazretlerine bir zat gelip: «Yâ ResulâJlah!. Bana birkaç kelime öğret ki,* onunla yaşıyayım = hayatımı tanzim edeyim, fakat çok olmasın ki, sonra unuturum» demekle Nebiyyi âlîşan hazretleri :      ^kiT V )      == gazap etme) diye buyurmuştur. Çünkü gazaptan, lüzumsuz yere hiddetten birçok- kötülükler ileri   gelebilir . Maammafih deniliyor ki: gazap, fıtrî bir halettir, insan bundan kurtulamaz. Biaena-Jeyh nehy etmek, gazaba sebep olacak şeylerden nehy etmek demektir.

mi, .yam. Diiuınmzııı nimetinin zevalini gözetmeyiniz, biribirinizden yüz çevirmeyiniz, ey Allahın kulları!. Kardeş olunuz. Bir müslüman için halâl olmaz ki kardeşini — darılıp da — üç geceden ziyade terk etsin.

Velhâsıl : haiz olduğu yüksek vüsuk ve itimat ile, parlak ilm-ü irfan ile gerek muhaddisler ve gerek fukaha arasında pek mümtaz bulunan îb-nüş'şihab Zührî merhumun rivayet etmiş olduğu böyle daha birçok mübarek hadisler vardır ki, bunlar, içtimaî hayat için birer kudsî rehber mahiyetinde bulunmaktadır. Allah tealâ Zührîye ve emsali kiramına rahmet etsin âmin.

Bu ikinci kitabın başlıca me'hazleri :

(Umdetül'kari), (El'isabe) (El'is'tiyab), (Üsdül'gabe), (Tehadbül'-esma), (Takrîbüt'tehzîp), (Tezkiretülhuffaz), (El'fevâidül'behiyye fî te-racinüThanefiyye), (El'cevâhirül'nume), (Tabakat-i Süyûtî), (Tabakat-i Sübkî), (Tabakat-î Hanbeliyye), (Akvemül'mesâlik), (Fihrist-i ibM Nedim), (Tarih-i Kâmil), (Tarih-i ibni Şıhne), (Hüsnül'muhazara), (Vefe-yatül'a'yan), (Şekaik'ı Numâniyye), (Mevzuatül'ulûm), (Keşşafüzzünûn), (El'a'lâm),  (Kamusül'âlâm).