Mülahaza - Fıkıh - 2.Cilt - 3. Sayfa
Hacda Vekillik ve Başkalarının Yerine Haccetmik:
Hacda Vekaletin Şartları Şunlardır:
İhrama Mikatta Veya Kendi Beldesinde Girmek Mi, Daha İyidir?
Sefa ve Merve Arasında Sa’y Etmek:
7. Cemrelerin Atılması veya Şeytan Taşlamak:
8. Saçı Tamamen Kesme veya Kısaltma:
Arafattaki Hutbenin Tarifi Şöyledir :
Müzdelifede Gecelemenin Sünnetleri
İhrama Girdikten Sonra Yapılacak Hususlar
Hacının Yolculuktar Dönerken Gözeteceği Âdab:
İhramlıya Yasak Olmayan Fiil Ve Hareketler
Hacda İslam Ölçülerine Göre Tavaf Çeşidi Üçtür
Tavafın Şartları Veya Vacibleri
Kurban Kesmekle Mükellef Olanlar İçin Üç Şart Vardır:
Kurban Olmasını Yasaklayan Sıfatlar:
Kurbanların Etlerine Göre Hükümleri
Kurban İçin Âdab Ve Sünnetler:
Akîka Yeni Doğan Çocuğa Dair Hükümler:
Mülahaza:
1) Ticari bir mala sahib olan kimseye hac ve umre farz olduğunda, onu satıp hac ve umreye gitmesi lazımdır. Yine nafakasını temin ettiği bir arazisi olan ve hac ve umrenin de kendisine vacib, olduğu kimseye onu satıp hac ve umreye gimesi farz olur. Zira bir başkasına borçlu olduğu ticaret malını veya tarlasını satıp o borcu ödemesi lazımdır. Hac ve umre de zenginin üzerine borç olduğu için, malını satıp hac ve umreyi eda etmesi lazımdır. Bu görüş (Şafiî mezhebinin) en sağlam görüşüdür.
Şafiî alimlerinden bazıları, 'ticaret malı ile nafakasını temin ettiği tarlanın satılması lazım gelmez. Zira bunlar onun geçimini sağlamaktadır, demişlerdir.
2) İçinde oturulan ev ve ev eşyalarının, hac ve umre için satılması vacib değildir. Zira bunlar zaruri ihtiyaçlardır. Bu sebeple bunların hac için satılması teklif edilemez.
3) Hac masraflarını karşılayacak mala sahib olan kişi, evlenmek istediğinde iki durumda olabilir:
a) Evlenmediği taktirde, zina yapmamaktan emin olan kimsenin haccı öne alması gerekir,
b) Evlenmediği taktirde zinaya düşmekten korkan kişinin ise evliliği öne alması efdal olandır.
4) Mekke'ye iki konak veya daha az bir mesafede oturan ve yürüyebilen bir kişinin, yürüyerek hacca gitmesi vacibtir. İki konak, e-ğer binek kiralayacak parası yoksa yirmi dört saatlik bir mesafedir.
5) Hac ve umrenin kadına farz olması için geçmiş olan şartlara ek olarak aşağıdaki şartlarıda sayabiliriz:
a) Kocasının da kadınla beraber olması veya yanında bir mahreminin olması. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kadın iki günlük yolculuğa ancak kocası veya bir mahremiyle çıkabilir. [1] Başka bir hadis de şöyledir: "Kadın ancak mahremiyle beraber sefere çıkabilir. [2]
b) Yanında iffet sahibi güvenilir iki kadın olması. Böyle üç kadın olursa, kocası veya mahremi olmadan yolculuğa çıkabilirler. Zira onların bir araya gelmesi güvenlik ve emniyet için yeterlidir. Kendisiyle beraber hac ve umreye giden bîr mahremi olmayan kadının, eğer parası varsa onun parasını da ödeyerek mahremiyle gitmesi gerekir. Bu hacca gitmenin vacib olmasının şartıdır. Caiz olmasının şartı ise yanında iki kadının olmasıdır. Yol emniyeti sağlandığı taktirde tek başına hacca gidebilir. Ancak bu sadece farz olan hac içindir. Farz olmayan hacda ve başka yolculuklarda kocası veya mahreminin yanında bulunması şarttır.
Kadının tek başına hacca gitmesinin caiz olmasının delili; Hz. Peygamber (sav) 'in Adiy b. Hatem'e söylediği şu sözdür: "Eğer benden sonra yaşarsan, bir kadının Allah'dan başka kimseden korkmadan tek başına Hire'den kalkıp Kâ'be'yi tavaf ettiğini göreceksin." [3]
Kadında bulunması lazım olan şartlar; Kocasının vefatı dolayısıyla iddet içinde bulunmamalıdır. "Rabbınız olan Allah'dan korkun (da boşanan kadınların iddetlerini uzatmayın) onları evlerinden çıkarmayın, (iddetleri bitinceye kadar) kendileri de çıkmasınlar. Meğer ki, açık bir edebsizlik etmiş olsunlar. [4]
Kadın ancak kocasının izniyle hacca gidebilir. Eğer kocası gitmesine izin vermezse, kadının hacca gitmesi caiz olmaz. Kocasının izni olmadan hacca gidemeyen tadın günahkar olmaz. Onun yerine hac yapılır.[5]
Alimlerin çoğuna göre; erkek karısının farz olan haccı yerine getirmesine engel olamaz. Bu görüş İmam Şafıînin görüşüdür. Zira hac farzdır. Ona mani olamaz. Tıpkı ramazan orucundan ve beş vakit namazdan kişi karısını alı koyamadığı gibi, bu şekilde olan farzı da yerine getirmesine engel olamaz. Binaenaleyh, kadının hac için kocasından izin istemesi uygun olur. Kocasının izni olursa iyi olur. Fakat kocası karısını nafile hacdan menedebilir. Şafîîlere göre koca, sünnet ve farz olan bir hacdan karısını men edebilir. Zira onun haklarını yerine getirmek her şeyden önce gelmektedir. Aynı zamanda hac acele olarak yapması lazım gelmez. Bu haccın farziyyeti daha sonra da yerine getirilebilir. Zira oruç ve namazdan alı koyamaz. Bunların hac ile arasında zaman farkı vardır. Oruç, namaz, hemen vaktinde eda etmeleri farzdır. Fakat hac ise uzun bir zamanda yapılmak durumundadır.
Alimlere göre mahrem; neseb, süt emme ve evlilik, meşru bir sebeble evlenilmesi ve ebediyyen haram olan kişilerdir. Ebediyyen kaydı ile, kız kardeşin, halanın kocası, meşru bir sebeble kaydı ile şüpheyle birleşilen kadının annesi ve kızı, haramlığı kaydı ile dena-leşen kadınlar mahrem kelimesinin tarifi dışında kalmaktadır.[6]
Burada tarif ettiğimiz gibi Şafıîlerle, Malikîler ve diğer fakihler arasındaki görüş ayrılığı yalnızca hac yolculuğu dahil bir farzın yerine getirilmesi ile alakadar yolculuk meselesindedir. îcma ile mutlak yolculuk buna kıyas edilmez. Zira bir hadislerinde Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Bir erkek bir kadınla o kadının mahremi yok ise kesinlikle bir arada başbaşa kalmasın. Bir kadın da ancak mahremi ile yolculuğa çıksın. Bir adam kalktı ve; "Ey Allah'ın Rasulü! Benim karım hacca niyetle yola çıktı. Bende şöyle şöyle bir gazveye yazıldım' dedi. Peygamber (sav); "Git karınla birlikte haccet" buyurdu. [7]
Şu halde kadınlara ait şartlar daha önceki mezheplerin açıklamalarından daanlaşıldığı gibi iki şıkka ayrılır:
1. Yanında eşinin veya mahreminin bulunması gerekir.
2. Boşanma ve kocasının ölümü sebebiyle iddetini beklemekte olmamalıdır. Böylece her iki durumu bir araya getirmek en iyi yol olarak ortaya çıkar. Hesaba konmalıdır ki, bu ki şart bedenin hastalık ve körlük gibi yolculuğa mani afetlerden, hapis gibi men edici durumlardan halı olması ve yol güvenliğine ilişkin şartlarla bir arada hesaba katılmalıdır.
Hanefîlere göre bu şartlar beş taneden ibarettir. Haccın yapılması için gerekli olan haccın şartların dan dır. Farz oluşuna dair şartlar ise yine Hanefîlere göre sekiz tanedir: müslüman olmak, akıllı olmak, ergenlik çağma girmiş olmak, hürriyet, vakit, Mekke'de dahi olsa yiyecek ve içecek imkanı, zahmetsiz bir şekilde binek temini olmak.[8]
Hacda Vekillik ve Başkalarının Yerine Haccetmik:
Bu meselelerde şu bilgiler gündeme gelmektedir; İbadetlerden vekilliğe elverişli olanlar ve olmayanlar. Bunlar üçtür:
1. Zekat; keffaretlerin ve kurbanların bölüştürülmesi gibi sadece mali ibadetler. Bu ibadetlerde zaruret olsun olmasın farketmez. Hacda vekillik ittifakla caizdir. Zira bunlardan maksad, yapanların bu yolda fayda elde etmesidir. Bu iş asıl veya vekil her iki şahıs aracılığı ile de temin edilmiş olmaktadır.
2. Namaz ve oruç gibi yalnız bedenî ibadetlerde vekillik caiz değildir. Zira bu tür ibadetlerden maksat, bizzat nefsi kulluk için meydana getirmektir. Şu halde bu vekillik ile öyle kulluk meydana gelmez.
3. Bedenî ve mali olan bir ibadet, hac gibi. Malikîlerden başka cumhura göre; bu şekildeki ibadetlerde acizlik ve zaruret karşısında vekil tayin edilmesi caizdir. Zira böyle olan bir hacda meydana gelecek zorluk bizzat yapmakla başa geleceği gibi, mebdelun minhunun yani kendisinin malıyla olduğundan başkasının yapmasıyla da meydana gelmektedir.
îşte bu ibadet aynı zamanda yolculuklardaki harcamalarla mali bir ibadet olması nedeniyle namazdan ayrılır. Malikîlere göre: ücretli olsun olmasın, hayatta olan bir kişinin yerine farz ve nafile hacda vekil tayin edilmesi caiz değildir. Bu nedenle yapılan icare batıldır. Zira hac bedenle yapılan bir ibadettir. Vekil tayin etmek caiz değildir. Mesela: namaz ve oruç gibi.
Bu ibadetten maksad vatanı ve alışılmış rahat ortamları terke-derek kendi nefsine terbiye vermektir. Kabri, ahireti ve Allah'a dönüşü hatıra getirmek için, dikişli elbise vb. şeyleri terketmedir. O topraklarda Allah'ın mukaddesatını yüceltme vardır. İnsan bu ibadette taş atmak, Safa-Merve arasında koşmak gibi hakikatini bilmediği pek çok şeye kayıtsız olarak bağlar. İşte bütün bu güzel hedefler ancak yapanın kendisi için tahakkuk etmesi gerekir.
Ancak ölmüş biri eğer vasiyyet etmişse onun yerine haccetmek kerahetle sahih olur. Şu halde ölü yerine nafile hac ise mekruhtur.
Amellerin sevabını ölüye hediye etmek: Fakihler dua, sadaka ve kurban sevablarınm ölüye ulaşacağı cihetinde ittifak halindedirler. Bunun delili Peygamberimizin (sav) daha evvel de kaydettiğimiz şu hadisidir: "İnsan öldüğü zaman üç şey dışında amali kesilir. A-kan yani devam eden sadaka, faydalanılan ilim ve kendisi için dua eden salih evlat."
Ehli sünnetin cumhuruna göre; bir kimse namaz, oruç, sadaka, Kur'an tilaveti vs. gibi amellerin sevabını başkasına bağışlayabilir. Şöyle der: "Allah'ım yaptığımın sevabını filan şahsa ver." Zira Peygamber (sav) "Biri kendine, diğeri de ümmetinden yüce Allah'ın birliğini ikrar ve kendisinin tebliğine şehadet edenlere olmak üzere iki âlâ koç kurban etmiştir."
Böylece o koçlardan birini de ümmeti için kurban etmiş bulunmaktadır. Ayrıca, "Biri, Peygamber (sav)'e sordu: Anam, babam vardı ve ben onlara, hayatlarında iyilik ederdim. Şimdi ölümlerinden sonra nasıl iyilik edebilirim?" Peygamber (sav) buyurdu: 'Kendi namazınla birlikte onlar için namaz kılman ve yine kendi orucunla birlikte onlar için oruç tutman, ölümden sonra onlar için yapabileceğin itaatların d andır."
İnsan için ancak çalıştığı vardır..." [9]
Ayette kastedilen anlam, kişinin ancak kendisi için bağışladığı vardır, şeklindedir. Nitekim Kemal b. Numan da aynı sonuca varmışa tır. Şu halde ona verilende adalet değil, aynı zamanda lütuf ölçüsü gözetilir, şeklinde yorumlanmıştır.
Nitekim iman edipte zürriyetleri, nesillerinde iman ile kendilerine tabi olanlar yok mu? Biz onların nesillerini de kendilerine teslim ederiz. [10]
İnsan öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir..." bu hadisi şerifte başkasının amelinin kesileceğine bir işaret yoktur. Kimse başkası adına oruç tutamaz ve namaz kılamaz" bu hadisi şerifin sevabla alakası yoktur. Yalnızca mesuliyetinden kurtulmanın mümkün olmayacağını haber vermektedir.
Hacda Vekilliğin Meşruluğu:
Haccetmeden ölen veya mal varlığı olup da bir özür sebebiyle haccetmekten aciz olan kimse kendi yerine hac yapabilir. Bu meselede fakihlerin görüşleri şöyledir. Hanelilere göre; yeterli mal varlığına sahib olup da hastalık ve buna benzer sebeblerle bizzat haccetmesine imkan olmayan bir kimsenin kendi yerine başkasına haccettirmesi lazım gelir. Bu şekilde olan haccın yapılması, farz olan hac yerine gelir. Şu halde hacda vekillik ancak acz halindedir. Aczin de ölünceye kadar devam etmesi şarttır. Kuvveti yerinde olduğu halde sağlığında haccetmeyen kimse adına da haccın yapılması caizdir. Hatta bu şekildeki olan kimsenin kendi adına haccedilmesini vasiyet etmesi farzdır. Vekil olan kişinin kendi bölgesinden olması şarttır. Eğer başka bir yer tayini yoksa. Aksi halde yanlış olur. Netice itibarıyla hacda vekilliğin iki şekilde olduğu anlaşılmaktadır: Acizlik ve ölümden sonra vasiyyet.[11]
Hacda Vekaletin Şartları Şunlardır:
1. İhrama girerken vekilin asil yenine niyetini getirmesi.
Aslinin, zengin olduğu halde haccı bizzat ifa etmekten aciz olması.
3. Acz halinin hapis ve hastalık nedeniyle ölünceye kadar devam etmesi. Acz hali ölmezden önce sona ererse naibin yani vekilin haccı kafi gelmez. Zira başkasının yerine hac, kıyasın aksine, iyileşmesi umulmayan acz sebebiyle sabit olmuştur. Bu nedenle cevaz bununla bağlı olmuştur. Bu Hanefî ve Safirlerin görüşüdür. Hanbeli-lere göre ise, başkasına yaptırılan hac, kişi sonra iyileşse bile hac yeterli olur.
Başkasını vekil olarak gönderecek kimsenin hac ile yükümlü olması lazımdır.
Özrün,vekil göndermezden önce mevcud olması.
6. Hac masraflarının tamamının veya çoğunun asilin malından verilmesi lazımdır. Bununla beraber varisin sevabta bulunarak mirasçısı olduğu kimse için hac yaptırması caizdir.
7. Mikat'ta asilin talimatına uygun olarak ifrat, temettü veya kıran hac çeşitlerinden birisine niyet edilmesi lazımdır. Haccın sahih olması için naibin ehliyet şartlarını taşıması lazımdır.
9. Hanefîlere göre: hac İçin adam kiralama yani icare akdi caiz değildir. Hanefîlere göre daha önce farz haccı eda etmemiş olan kişinin başkasının yerine hacca gitmesi mekruhu tahrimiyyedir. Zira "Haş'ameli bir kadın üzerine hac farz olduğu halde, aşırı yaşlılıktan dolayı haccedemeyen babası için hac yapıp yapamayacağını sormuş; Hz.Peygamber de onun yerine hac yap emrini vermiştir." Bu hadisin mutlak anlamına göre Hz. Peygamber (sav) kadının daha önce kendi farz haccını eda edip etmediğini sormamıştır. Malikîlere göre bu şekilde olan hac mekruhtur. Şafiî ve Malikîlere göre kendi farz haccını eda etmemiş bir kimsenin başkasının yerine haccetmesi sahih değildir. Zira "Şübrüme'nin yerine telbiye getiren bir adama Rasulullah (sav) "Önce kendi adına hac yap, sonra Şübrüme için hac yaparsın' buyurmuştur." Onlar el-Haşamiyye hadisinin, Hz. Peygamberin, o kadının daha evvelce kendi haccını yerine getirdiğini bildiğine hamlederler.O Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
İslamda saruret yoktur." hadisi de bunu destekler. Saruret kendisi haccetmediği halde başkasının adına hacc yapılmasıdır.
Yerine hac için bir kimsenin tayinini vekil olarak belirlemişse, onun haccı bizat yapması gereklidir. Genel izin olursa, o zaman vekilin vekili sahih olur. Vekilin haccı fasit olursa, hac masraflarını a-sile ade etmek zorundadır. Aynı zamanda kendisi kaza ile yükümlüdür. Vekilin asilin talimatına göre hareket etmesi gerekir. Ve aynı zamanda tam hac için ihrama girmesi şarttır. Yukarıda zikredilen şartlar Hanefîlere göre farz ve vacib hac içindir. Başkasının yerine nafile hacda müslüman, akıllı, mümeyyiz olma dışında bir şart yoktur. Şa-fîîlere göre: iki durum olduktan sonra başkası onun yerine hacca gitme hakkına sahiptir.
1. Güçsüzlük, kötürümlük ve yahut yaşlılık. Şu veya bu şekilde kuvvetsizlik nedeniyle binek üzerinde duramayacak halde bulunan her hangi kimsenin, kendi adına haccedecek birini bulabildiği taktirde ücret karşılığı bunu yaptırması caizdir.
2. Hac vazifesini yerine getirmemiş ve aynı zamanda ölmek ü-zere bulunan kimsenin hali: Bu kişinin varisleri geride bıraktığı mirasından onun adına hac yaptırmaları kesinlikle caizdir. Örneğin: Borçlarının ödenmesinden sorumlu bulundukları gibi. Şu halde hacca muktedir olmak iki şekilde olur. Doğrudan doğruya kendisi yapması veya onun yerine başkasının yapması. Birinci halde geçmiş olan şartlar geçerlidir. Mekke ile arasında iki konak veya daha çok mesafe bulunan kişi için binek, yiyecek, içecekten sonra hacca yetişmeye elverişli bir zamanın bulunması şarttır. İkincisi ise, bir kimsenin ölüm, hastalık veya yaşlılık gibi nedenle haccedememesidir. İyileşme umudu olmayan bir hasta veya binek üzerinde duramayacak bir halde olan kimse veya zorluk ile durabilecek bir yaşlı adına başkasının haccetmesi caizdir. Bir kimsenin üzerine haccetmesi vacib olur da, bu vacibiyyetini yerine getirmeden ölürse, eğer geride mal bırakmşsa onun yerine hac yaptırılması lazımdır. Şayet mal ve miras bırakmamışsa varise böyle bir yükümlülük yoktur. Ölen kimsenin ister vasiyeti olsun ister olmasın, yabancı veya varis ölenin yerine haccedebilir. Güçsüz kimsenin İzni olmadıkça, onun yerine haccetmek caiz değildir. Eğer kendi yerine haccedebilecek birini bulabilirse ve bu şahsa anlaşma günü itibariyle, temel ihtiyaçlarından fazla olarak kâfi bir ücret verebilirse onu vekil tayin edebilir. Bu ücret ister binekli ister yaya ücreti olsun. Önemli olan anlaştığı kişinin razı olmasıdır. Ölü ve güçsüz yerine, en güçlü görüşe göre, nafile hacda vekil tayin edilmesi caizdir. Eğer güçsüz olan kimse, yerine haccetmesi hususunda birine vekalet verse (en sağlam görüşe göre) iyileştikten sonra yapılan haccı kendisinin tekrar etmesi gerekir.[12]
Bir kimsenin üzerine hac vacib olursa, haccetmeden önce ölümü halinde bakılır; şayet edasına imkan bulamadan ölmüşse farz onun üzerinden sakıt olur. Eğer edasına fırsat bulduktan sonra ölmüşse hac vazifesi üzerinden sakıt olmaz ve mirastan haccm kazası gerekir. Ayrıca bu haccın kazasına mikattan başlanılması lazımdır. Zira hac mikattan itibaren farz olmaktadır.
Eğer hac borcu ile, bir insana ait borç biraraya gelmişse miras ise her ikisine kifayet etmiyorsa, bu durumda hac borcu öne alınır. Hanbelîler de Şafîîler gibi iki durumdan başkası adına yapılan hac caiz olur. [13]
Alimlerin ittifakı ile kadının kadının vekili erkek olabileceği gibi, erkeğin vekili de kadın olabilir. Hanefîlere göre kadının bu şekilde ki haccı bazen noksanlıklarla beraber, sahih olduğu için kerahetle beraber kabul edilmektedir. Hanefîlere göre tavaf, say' sırasında koşmaması ve traş olmaması noksanlık sayılır.[14]
Maliki ve Hanefîlere göre vasiyet etmesi halinde ölü yerine hac yapılabilir ve vasiyyette malın üçte birinden karşılanır. Malikîlerden başka cumhura göre; hastalık ve ona benzer sebelerden dolayı hac-cedemeyen, hayatta olan kişi yerine de hacca gitmek caizdir.
Hanefî ve Malikîlere göre; vekilin haccı kendisine vekil olunanın bölgesinden olmalıdır. Şafıîlere göre ise mikattan olmalıdır. Şafiî ve Hanbelîlere göre; vasiyet yalnız olarak mirasın üçte birinden değil, aynı zamanda ana maldan da karşılanır. Vekilin ölü adına yapacağı hac cumhura göre hemen ve derhal yapılmalıdır. Zira ayet-i kerime'de:
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.[15] ve "..oraya yol imkanı bulabilen insanlara Kâ'be'yi haccetmek birborçtur buyurulmaktadır.
Burdaki emir acele ve hemen anlamındadır. Safirlere göre bu e-mir teTıir ve geciktirilmeye müsaittir. Bu nedenle vekilin de te'hir etme ve erteleme hakkı vardır. Zira Peygamber (sav) Hz. Ebu Bekir'i hacca memur etti ve kendisi Medine'de kaldı. O esnada ne harb halinde idi nede herhangi bir engel söz konusu idi. Hacca muktedir olduğu halde başka gitmeyenler de vardı. Bu da gösteriyor ki hac hemen yerine getirilmesi gereken bir farz değildir. Geciktirilmeye müsaid bir farzdır.[16]
İlk Hanefî fakihleri hac, ezan, Kur'an ve fıkıh öğretimi ve daha ibadet muhtevalı benzeri işlerden müslümanm bizzat yapması lazım olan fiiller arasına girdiği gerekçesiyle, ücret alınamayacağı görüşündedirler. Mesela; biri diğerine 'seni kendi adıma şöyle haccetmen için icare aldım' dese, onun gibi yapılan hac yerini bulmaz, yani caiz olmaz.
Fakat hangi mezhebe göre bu hac kesin olarak caizdir. Böyle bir anlaşmada ücret zikredilmeden, yani senden adıma haccetmeni istiyorum' der. Tabii ki, anlaştığı kişiye bu ibadetin yapılması için gerekli ve yeterli mâlî yardımı sağlamak mecburiyetindedir. Zira naib olan şahıs, kendisi bütün bu işle uğraşacaktır. Onun için bu hac kesinlikle caizdir. Zira ücret betal olduktan sonra geriye yalnızca hac isteği kalmaktadır.
Bir kimse başkası adına haccetse, kendisine verilen ücrette bir artış sağlansa, bu fazlalık hac yaptırana geri verilmelidir. Fakat varisler bağışlar veya ölü daha önceden artanın haccedene verilmesini vasiyet ederse o zaman geri alınmaz. İster hac ister başka ibadetler olsun, hiç biri için ücret alınması caiz değildir diyenlerin delili: "Ubeyy b. Kâ'b, bir şahsa Kur'an öğretiyordu. O şahıs kendisine bir yay hediye olarak verdi. Ubeyy bu meselede Rasulullah'm fikrini sordu.
Rasulullah'in cevabı; Eğer ateşten bir yay kuşanmak hoşuna giderse al." oldu.
RasuluUah (sav) Osman b. Ebul-As'a, "Ezanına ücret almayacak bir müezzin görevlendirin." buyurmuştur. Bunların hepsi ibadettir. Her müslümanm zaten yapması gereken birer ibadettir. Namaz ve oruç için ücret alınmadığı gibi, diğerleri için de alınmaz. Bütün fakihler ve son Hanefî fakihleri hac için ücret alınabileceği fikrindedirler. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Alacağınız en haklı ücret, Allah'ın kitabı için aldığınız ücrettir."
Başka bir hadis ise şöyledir. "Peygamberimiz (sav)'in ashabı Allah'ın kitabını şifa niyetine okumaya ücret almıştır. Aynı zamanda RasuluUah'a haber vermişler ve o da hoş karşılamıştır." Hem aynı zamanda bizzat ilk Hanefî fakihlerinin de belirttiği gibi hac masraflarını almak caizdir.
Bunun gibi cami ve köprü yapımında olduğu gibi, hac için de ücret almak caizdir. Netice itibariyle; diyelim ki, hac için ücret almak caiz olmazsa o zaman vekilin yaptığı hac yalnız kendisi için o-lur. Vekile verilen mal kendisine yol masrafı olur. Vekil Ölse veya mahsur kalsa hastalansa veya yolu sasırsa kendisine verilmiş olan mali imkan geri iade edilmez. Zira bu mal sahibinin izni ile verilmiştir. Fakat hac yasaklarından birini işlerse gerekli cezayı kendi malından vermesi gerekir. Zira öyle bir yasak işlenmesinde kendisine izin verilmemiştir. Bu sebeble sanki vekil değilmiş gibi cezayı vermek mecburiyetindedir- Haccı bozması halinde, aldığını İade edeceği gibi, haccı kaza etmek de kendisine aittir. Zira onun yapmış olduğu hata ve suçlar yüzünden vekil tayin edenden hac sakıt olmuştur, îhmali durumunda ise, hac vakti fevt olursa yine kendisine aittir.
Fakat haccın kaçırılması, elinde olmayan sebeblerden olursa o zaman masraf iadesinden kurtulur. Zira öyle olaylarda gayr-ı ihtiyarı olarak bir şey meydana gelse, mesuliyet kendisine ait değildir. Mesela öldüğünde yine aynıdır. Vekil yolun her hangi bir kısmında ölse, kaldığı yerde tamamlamak gerekir. Vekilin üzerinde hac masraflarından fazlası bulunsa, meydana gelse o şeyleri sahibinin izni olmadıkça geri vermek zorundadır.
Şayet vekil daha yakın bir yol varken başka bir yol seçerse aradaki farkı kendine aid olur. Şayet dönüş imkanı varsa Mekke'de kendisini seferi kılacak bir zaman telıir olursa bu masraf yine kendisine aittir. Diri veya ölü yerine, ücret karşılığı hac caiz ise bu taktirde ücretin belirlenmesi, ücret anlaşması gibi şartlar bunda da sahihtir. Buna göre vekilin aldığı ücret tamamen onun emrinde olduğu için istediği gibi tasarruf yapabilir. Almış olduğu ücretle bütün giderlerini yaptıktan sonra, bir miktar fazla kalsa hepsi kendisine ait olur.
Yolu sasırsa, mahsur kalsa veya parasını yitirse bütün sorumluluğu kendisine aittir. Yani her hangi bir şekilde olursa olsun haccı yerine getirmelidir. Zira onun borcudur. Fakat vekil öldükten sonra anlaşma geçersiz olur. Zira anlaşmanın sahibi yoktur. Onun için sözleşme de fesh edilmiştir. Bundan sonra yapılacak hac, o vekilin kaldığı yerden devam edilir. Bu durumda hac yasaklarından yapılan o-lursa vekile aid olur. Zira sorumlusu odur.
Malikîlere göre ücret hac için iki çeşittir.
1. Belli bir ücretle anlaşmak. Bu ücret ilgili kişinin kendine aittir. Aldığı ücret, giderleri karşılamazsa kendinden ekler. Şayet artarsa kendisine geri verilir.
2. Müvekkil, yetecek miktar kendi yerine haccetmesi için göndereceği kişiye mali imkan sağlar. Şayet önce verdiği yetmezse, sonradan ihtiyaca göre ek destekde bulunur. Artarsa geri verilir. Ölü e-ğer vasiyet etse ve mali durumu da yerinde olsa, kendiside haccet-memiş olsa o zaman malının üçte birinden yerine getirilir. Eğer vasiyet etmezse haccedilmez. Ölü adına haccedilebilmesi tüm fakihlerce caizdir.
Fakat Hanefîlere ve Malikîlere göre; ölünün vasiyeti gerekir. Şafiî ve Hanbelîlere göre ise; muktedir olduğu halde ihmali sebebiyle, haccedemeden ölmüşse o kişi yerine vasiyeti olmasa da haccetmek farzdır.
Hacca Mani Olan Durumlar
Hapis:
Haksız olarak veya maddî sıkıntı içinde olduğu halde, bir borçtan dolayı hapiste bulunmak hacca mani olur.
Kölelik:
Efendisinin kölesini farz veya nafile hacdan alıkoyma hakkı vardır. Fakat köle onun izniyle ihrama girmişse, o zaman hac ve umreyi tamamlamasına engel olmaz
Evlilik:
İslam hukukçularına göre koca karısının farz haccına mani olmaz. Zira ilk yükümlülük yılında acele ve fevri olarak farz olmuştur. Şafıîlere göre ise koca karısını farz ve sünnet hacdan men edebilir. Zira kocanın hakkı önce gelmektedir. Hac ibadeti ise ömür boyu eda edilebilir.
Ebeveyn:
Ana ve baba Mekkeli olmayan çocuğunu nafile hac ve umre i-Çİn ihrama girmekten ah koyabilir. Şu halde farz hacda mani olamazlar. Zira ana babaya hizmet bir cihaddır. Fakat farz hacda ana babadan izin almak sünnettir.
Borçluluk:
Vadesi gelen borcu ödemek için başka bir malı olmayan borçlunun hac yapmasına alacaklı olan kimse mani olabilir. Vadesi gelmeyen borç hacca mani olmaz.
Hacr Altında Bulunmak:
Sefih olan kimse için veli veya vasinin izni olmadıkça hacca gitmek caiz değildir.
İhsar:
Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimsenin düşmanının mani olması veya hastalık gibi bir nedenle hac ve umreyi tamamla-yamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır. Böyle bir engelle karşılaşan kimseye de "Muhsar" denir. Ölüm veya malını vermekten başka engeli aşmaya gücü yetmeyen hacı engelin kalkması umulan bir müddet durduktan sonra ihramdan çıkabilir. Ancak bu durumda kurban kesmesi lazımdır.
Bir kişi ihrama girdikten sonra hastalansa, Ebu Hanife'ye göre muhsar sayılır ve ihramdan çıkabilir. Şafiî, Maliki ve Ahmed b. Han-bel'e göre ise ihramda iken hastalanan kimse uzun sürse bile olsa iyileşinceye kadar ihramlı olarak durması lazımdır.
Başkası yerine haccetmenin şartları:
1. Vekilin ihrama girerken adına haccettiği kimse için niyetini getirmesi. Zira vekil kendi adına değil vekili olduğu kişi adına hac etmektedir. Bunun için diliyle: " Filanca adına ihrama girdim ve filanca adına telbiye getirdim." diye söylemesi en iyisidir. Örneğin şöyle söyleyebilir. "Allah için filanca adına hacca niyet ettim ve yine onun yerine ihrama girdim. Filanca adına Lebbeyk..." Nasıl kendi adına haccederken bunları söylemesi gerekiyorsa, bu halde de aynı şeyleri söyleyecektir.
Asil, mal varlığı olduğu halde, bizzat haccetmekten aciz durumda bulunmamalıdır.
3. Hapis ve hastalık gibi acizliğe sebeb olan durumların, ölüme kadar devam etmesi. Bu şart Hanefî ve Şafıîlerin ittifakıyla böyledir. Bir adamın yerine haccettiği hasta, sonradan rahat olursa, o adam yeniden bizzat hacetmekle yükümlü olur. Hanbelilere göre yapılan hac yeterlidir.
4. Fakir veya kendine hac farz olmayan kimse, kendi yerine birisine haccettirirse o kişinin haccı sahih olmaz. Bu adama sonra hac farz olursa durum değişmez.
5. Bir adama hac farz olduktan sonra, vekili tutmadan önce özrün meydana gelmesi lazımdır. Sağlam olan kimse başkasını kendi adına haccettirirse ve sonra hastalansa bu hac onu borçtan kurtarmaz. Dördüncü ve beşinci şartlar kolay anlaşılır şartlardır.
6. Vekilin hacca ehil olması. Yani vekil akıllı, ergenlik çağına girmiş olmalıdır. Sarure; daha evvel kendi adına haccetmemiş kişiye denir. Hanefîler daha evvel kendi adına haccetmemiş kişinin vekilliğini harama yakın görmüşlerdir. Malikîlere göre ise mekruhtur. Şa-fülere ve Hanbelilere göre, vekil daha önce kendi adına haccetmemiş ise başkasının adına kesinlikle haccedemez. Zira Rasulullah "Kendi adına haccet sonra Şubrume yerine!" buyurmuştur.
7. Hanefî'lere göre; hac için bir adamı kiralamak caiz değildir. Mesela bir adam başka bir adama, 'seni adıma haccetmen için kiraladım' dese, o kişinin yerine haccetmesi caiz değildir.
8. Asilin istediği şekilde mikattan ihrama girmek. Asil kendisine hac emrettiği halde vekil hac yerine umre yapsa, sonradan Mekke'de hacca niyet etse bu kesinlikle caiz değildir. Böyle yapan vekil zamin olur. Hatta asil ona Hacc-ı İfradı emrettiği halde, hacc-ı temettü yapsa yapılan hac caiz olmaz. Şafıîlere göre vekilin asilin mi-katından başlaması gerekir. Zira hac ibadetleri mikattan itibaren gerçekleşir. Hanbelilere göre; vekilin hacca asilin ülkesinden başlaması lazımdır. Zira hacca, gerek acizin gerekse ölünün kendi ülkesinden başlanması farz olur.
Eğer asilin iki vatanı varsa, bunların en yakınından vekil tayin edilir. Hacca çıkan biri yolda ölürse, öldüğü yerden itibaren hacca devam edilir.
9. Hac giderlerinin hepsini veya Hanefîlere göre büyük bir kısmını vekil gönderenin malından karşılanması gerekir. Ancak varisin bu meseledeki durumu farklı olur. Zira varisin, kendi isteğiyle, ölünün vasiyeti olmamasına rağmen onun yerine haccederse ölü hac borcundan kurtulur. Vekil bizzat kendi malından ölü adına haccetse ölü adına hac sahih olmaz. Bunun gibi kendi malından haccetmesi için varise vasiyette bulunmuş olsa ölümün hemen akabinde kim kendi malı ile ölü adına haccetse, bu hac da sahih olmaz. Zira farz olan hac ölünün mal varlığı ile alakalıdır. Onun malı ile yapılmayan hac kabule şayan değildir. Ölü ister vasiyet etsin ister etmesin fark yoktur.
Şafiî ve Hanbelîlere göre; isterse varis olsun, ister olmasın bir kişinin başkası adına mutlak anlamda yapacağı nafile haccın sahih olduğudur. Hatta ölü vasiyet etsin etmesin durum değişmez. Onun yerine bunu yapan yabancı olsa ve varis tarafından da izin bulunmazsa durum yine aynıdır. Zira bu durum, başka birinin borcunu yalnız iyilik olsun diye ödeyen kimsenin durumu gibirdir.
10. Kendisi adına haccetme talebinde bulunmak lazımdır. Ha-nefîlere göre; asilin, adına haccedilmesini istemesi veya bu yolda e-mir vermesi şarttır. Şu halde, başkası adına, izni alınmadan hacce-dilmesi mümkün değildir. Fakat varis bu kararda değildir. Zira varisin miras bırakan adına, izin almadan haccetmesi şahindir.
11. Tek hac için ihrama girmek. Asil yerine girerken birde kendi adına, yani iki hacca birden niyet etmek sahih olmaz. Elbette i-kinciyi terk etmek zorundadır.
12. Emre aykırı fiillerde bulunmamak. Vekil kendisine ifrat haccı emredildiği halde, kıran veya temettü haccı yapsa bu hac, asil yerine geçmez. Asil isterse ölü olsun farkı yoktur. Vekil aldığı masraf bedellerini karşılar. Umre için vekile vazife verilirse, bu emri yerine getirdikten sonra bir de kendi adına haccetse veya hac emrini yerine getirdikten sonra birde kendi adına umre yapsa caiz olur.
13. 14. Vekil de asil de müslüman olmalıdır. Aynı zamanda a-kıl cihetinden de noksansız olmamalı bu sebeble bir müslüman, bir kafir, deli ve akılsız için haccedemeyeceği gibi, bunun aksi de caiz değildir. Fakat delilik halinden evvel bir kimse hac yükümlüsü olmuşsa, o zaman kesinlikle onun yerine haccedebilir.
Arafat'ta vakfeyi kaçırmamak.
16. Vekil, yaptığı haccı bozmamalıdır. Eğer her hangi bir sebeple bozarsa, asilin haccı sahih olmaz. Hanefîlere göre kaza etse de aynıdın. Zira asil işin başında sıhhatli bir hac istemiştir. Fakat vekil asilin, verilen talimatına aykırı olarak davrandığı için almış olduğu masraf bedellerini karşılayacaktır. Bu şekilde yapılan hac, asil yerine geçmez. Vekil yerine geçmektedir.
17. Belli birinin vekaleten haccetmesini hususi olarak belli etmişse, o kişinin bizzat haccetmesi gerekir. Mesela "benim adıma Zeyd haccedecektir, başkası değil" diyebilir. O zaman Zeyd'den başkasının haccetmesi kesinlikle caiz değildir. Bunu kim yaparsa yapsın ölü adına haccedilmiş olmaz. Fakat asil daha işin başında, vekile yetki verse ve "dilediğince hareket et" dese, bu durumda vekilin, bir başkasına yol giderlerini karşılayacak meblağı verme hakkı vardır. Böyle yapılan hac caiz olur.
18. Vekil ayrı ayrı iki kişiden hac teklifi almış olsa, bunlardan birini tercih etmek zorundadır. Her ikisi için birden hacca niyet etmesi halinde tazmin yükümlülüğü altına girer.
19. Vekilin binek üzerinde hac seferine çıkması gerekir. Zira o bu yükümlülüğü binekli olarak yerine getirmek durumundadır. Yürüyerek haccettiği taktirde aykırı hareket etmiş olduğu için, yol masraflarını karşılaması lazım gelir. Binaenaleyh bir başkasından kendi adına haccetmesini istese ve o kişi yürüyerek hacca gitse, onun giderlerini karşılamak mecburiyetindedir. Hanelilere göre; yolun ekserisi binekli olarak geçirilmelidir. Harcama sıkıntısı söz konusu olduğunda, yürüyebilir. Hac seferine binekli olarak çıkılması gereği, Malİkîlerden başka cumhurun görüşüdür.
Bütün bu şartlar Hanefîlere göre farz hac hakkındadır. Başkası yerine nafile hacda müslüman olmak, akıl ve temyiz gücüne sahib olmak kafidir. Bu meseledeki ücretle vekalet şartları da öyledir. Nafile konusundaki genişlik, farzda bulunmadığından, bu hususta hoşgörü daha ağır basmaktadır.[17]
Haccın Vakti
Haccm belirli bir vakti vardır. Kur'an-ı Kerim buna şöyle işaret etmektedir. "Sana hilallerden soruyorlar, de ki; onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür.[18]
"Hac bilinen aylardadır. [19] Malikîlere göre hac ayları; Şevval, Zilkade ve Zilhicce olmak üzere üç aylardan ibarettir. Bu ayların hepsi hac aylarıdır. Zira "Hac malum olan aylardadır" ayetinin umumu, bunu göstermektedir. Ve yine buna göre, Zilhiccenin bütün günlerini hac vakti olarak almak gerekmektedir. Zira a-yette cem' ifadesi kullanılmaktadır. Ve ceminin de en az üç olması gerekir. Şu halde, ay olarak üç aydır.
İhram vakti, Şevval'in ilk gününden, yani ramazan bayramının ilk gecesinden başlar ve kurban bayramı günü fecrine kadar devam eder. Buna göre Arafat'ta bulunur ve kurban baynamı gününün fecrinden az evvel de ihrama girse, o kişi hacca yetişmiş demektir. Bu kişinin daha sonra, farz tavaf ve sa'y yükümlülüğünü yerine getirmek lazımdır.
Zira onlara göre; asıl rükün gece Arafat'ta vakfe olduğuna göre, bu da aynı zamanda yerine gelmiş olmaktadır. Şevval ayı girmeden evvel ihrama girmek onlara göre; kerahetle beraber sahihtir. Belirli yerden, yani mikattan önce ihrama girmek, gibi mekruhtur.
Zaman ve mekan itibarıyla, vaktinden evvel ihrama girmenin sahih olmasının sebebi: Esas olarak bu anlamda, malum olan vakit, farz anlamda uyulması lazım gelen bir vakit değildir. Zira kemal ifadesi de vardır.
Farz tavafını zilhicce aymm sonuna tehir etmek te caizdir. Şevval başlangıcında kurban bayramı günü fecrinin az öncesine kadar olan müdde hac ihramının başladığını gösteren süredir. Yani bu müdde içinde hac için ihrama girilir. Kurban bayramı fecrinin doğuşundan zilhicce ayı sonuna kadar ki müddet de hacda çıkma müddetidir. Fakat Mekkeliler için en sahih olan görüş zilhiccenin başında ihrama girmektedir.
Hanefıler ve Hanbelilere göre; hac aylan şevval, zilkade ve zilhiccenin ilk on günüdür. Bu görüşün dayandığı ashabın meşhurlardan İbn Mesud, ibn Abbas, ibn.Ömer ve ibn. Zübeyr'den rivayet e-dilen hadisi eriftir. Bir de Rasulullah'ın şu hadisidir: "Hacc-ı Ekber yani en büyük hac günü, kurban günüdür." Hac aylarından olamayan her hangi bir gün, nasıl Hacc-ı Ekber günü olabilir? Hem, kurban günü, ziyaret tavafı gibi önemli bir hac rüknünün yerine getirildiği gündür.
Ayrıca Akabe cemresi, kurban, traş, tavaf, sa'y ve Mina'ya dönüş gibi hacca ilişkin pek çok fiil, bugünde gerçekleştirilir. Belirtilmesi gereken bir husus da Zilhicce aymm ilk on gününün geçmesiyle hac müddeti de dolmuş olur. Tabii, eğer bu müddet tam dolmamışsa, hac süresi kaçmamıştır. Bu da gösteriyor ki, "hac belli olan aylardadır." ayetinde kastedilen ilk iki ay ve onu takib eden ayın bir kısmıdır.
Zilhicce'nin onundan sonraki kısım, hac ihramı ve rükünleri için vakit özelliği taşımadığından hac müddetine dahil değildir. Örneğin; Muharrem ayı gibi. Cem'i lafzıyla iki şeyi ve üçüncüsünün de bir kısmını ifade etmesi imkansız değildir. Örneğin üç hayız halinde oluğu gibi. Fakat erkeğin eşini boşadığı temizlik hali, buna rağmen söz konusu üç durum içinde sayılır.
Ayrıca, "Onlara da hac farz kılındı." ifadesi de onların çoğuna anlamındadır. Bu aylardan önce ihrama girilmesi durumunda, ihram caizdir. Bu şekildeki ihram caiz olur. Umreye dönüşmez. Zira, "Hac ve umreyi Allah için tamamlayın" [20] ayetinin manası, genel bir manadır. Fakat böyle durumlarda, hac ile ilgili işe yalnızca hac aylarında girişilebilir.
İhrama girmesiyle birlikte, gerçek anlamda ihramlı sayılabilir. Artık bundan sonrası ihramına girdiği haccı tamamlamaya kalır. Hanefi'lere göre, haccın bir şartı da ihramdır. Bu nedenle vaktinden evvel girilen ihram caizdir. Zira abdest gibidir. İhrama girdikten sonra, bazı şeyleri yasak, bazı şeyleri de lazım kılmaktan ibarettir. Bu her zaman mümkün olan bir şeydir. Böylece ihramı, mikatından evvel almak gibi durum meydana gelir. Zira onlara göre, zaman mikatı, mekan mıkatına benzer.
Zira Buharının İbn. Abbas'tan rivayet ettiği; "Hac ihramına ancak hac aylarında girmek sünnettir." hadisine istinaden hac aylarından evvel ihrama girmek mekruhtur. Hac ayları konusunda Şafıîle-rin görüşü de Hanefi ve Hanbelîlerin görüşü gibidir. Şu halde onlara göre de hac ayları sırasıyla şevval, zilkade ve zilhicce ayının on gecesidir. Bu da kurban günü fecrinin doğuşuna kadardır.
Onların görüşlerindeki bir farkın izahını yapalım: Hac aylarından evvel hac ihramına giren kimsenin, söz konusu ihramı umre ihramı yerine geçer. Zira hac ibadeti vakitli bir ibadettir. Şayet bu ibadete vaktinden evvel girişilirse o ibadet kendi cinsinden başka bir i-badete dönüşür. Farz namazları gibi. Mesela öğle vakti gelmeden önce öğle namazını kılan bir kişinin bu ibadeti nafile namazın yerine geçer. Netice itibarıyla haccın vakti gelmeden hac yapmak caiz değildir. Zira Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır. "Hac bilinen aylardadır." Buna kıyas olarak haccın vakti ne zaman ise o zamandan önce ihrama girmek caiz değildir. Zira o da namaz vakitleri gibidir.
Bir yıl içinde birden fazla hac yapmak caiz değildir. Çünkü belirli olan müddet ancak bir hacca yetecek kadardır. Onun için birden fazala hac yapılması kesinlikle caiz değildir.
Umre'nin Vakti
Fakihlerin ittifakıyla umre, hac aylarıyla beraber yılın bütün günlerinde yapılması caizdir.[21] Şu halde belli olan vakit olmadığı için, bütün yıl umre ihramına girmek sahihtir. Rasulullah (sav) Zilkade ve Şevval aylarında iki kez umre yapmıştır.
Ebu Davud'un Sünen'inde Aişe 'den sahih bir senhedle rivayet ettiği şu hadis-i şerifte de bildirildiği gibi: Rabuluüah (sav) Zilkade ve Şevval aylarında iki defa umre yapmıştır."
Diğer bir Hadis-i Şerifte ise; "Ramazandaki umre, sevap bakımından bir hacca eşittir." Ve Müslim'in rivayetine göre de; "Umre hacca dahil oldu -iki defa- hayır aksine ebediyete kadar." Bu hadisle ilgili en doğru yoruma göre; Kıyamete kadar hac aylarında umre yapmak caizdir. Bundan maksad da hac aylarında umre yapılama-yacı yolundaki cahiliyye görüşünü reddetmektir.
Cumhura göre ise, yılda birden fazla umre yapmak mekruh değildir. Bunun için, yılda defalarca umre yapmak caizdir. Hatta kerahetine dair delil yoktur. Zira Rasulullah (sav) "ŞevvaTin sonları ile Zilkadenin başlarında, buna delil teşkil eden şu hadislere de burada yer vermek lazımdır.
Buhari ve Müslim de yer alan Enes'in (ra) hadisinde; "Rasulullah (sav) dört sefer umre yaptı. Bunların tamamı hacca rastlayan Zilkade ayında gerçekleşmiştir. Yine Buharı ve Müslim'deki Ebu Hu-reyre hadisi;
Umre, diğer bir umreye kadar aralarında geçen günahlara keffarettir. [22] İşte bu noktadan hareketle aynı günde olsa bile, çokça umre yapmak Şafıîlere göre sünnet sayılmaktadır. Zira umre en kuvvetli görüşe göre, tavaftan sevab bakımından daha fazladır. Bu konuda en kuvvetli delil Hz. Aişe'nin hadisidir. Diğer hadislerin bir yıla delaleti açık değildir.
Malikîlere göre, yılda birden fazla umre yapmak mekruhtur. Zira umre tavaf ve sa'yı içine alan bir ibadet olması hasebiyle, tıpkı hac gibi yılda bir kez yapılabilir. Fakat haccm yıl içinde tekrarı mümkün olmayan belirli vakitte yapılan bir ibadet olduğu, lakin buna mukabil umrenin böyle belirli bir vakti olmadığı için, namazda olduğu gibi tekrar tekrar yapılabileceği ileri sürülerek konu tartışılmıştır.[23]
Hanefîlere göre; Arafatta vakfe günü, kurban bayramı günü ve bayramı izleyen üç teşrik günü umre yapmak tahrimen mekruhtur. Bunun sebebi o günlerin hac günleri oluşudur. Malikîlere göre; Hac ihramınas giren bir kimse bütün bir yılın umre vakti olduğu şeklindeki keyfıyyetin dışındadır. Bu nedenle tavaf, sa'y ve bütün cemrelerin atılması gibi, bütün hac görevlerini yerine getirmedikçe, umre ihramına girmesi imkansızdır. Tabii dördüncü günü Mina'da kalkıp acele etmemesi halinde öyledir. Yani bu durumda, dördüncü gün zevalden sonra cemreleri atacak kadar bir zaman geçince, umre ihramına girebilir. Tavaf ve sa'y olmak suretiyle acele ettiği taktirde mesela, atış süresi geçtikten sonra umre ihramına girebilir.
Özet olarak; Hanefî ve Maliki Mezheplerine göre, Umre sünnet-i müekkededir. Ömür boyunca bir defa yapılmasıyla bu sünnet yerine getirilmiş olur. Bir defa tekrarı ise sünnet olur. Şafiî ve Hanbelilere göre, ömürde bir sefer yapılması farz-i aynıdır. Umrenin vakti, beş günden başka senenin hepsidir. İstiyen istediği vakit umre yapabilir. Haccı kıran yapandan başkasına şu beş günde umre yapmak mekruhtur.
Arefe Günü.
2. Bayramın birinci günü.
3. Teşrik günleri, yani üç gün bayram günleri binaenalehy haccı kıran yapandan başkası da bu beş günden birinde umre yapacak olursa kerahetle sahih ve caizdir. Merginani El-Hidaye isimli kitapta şöyle der: Umrenin rüknü umrenin sadece bir rüknü vardır. O da Allah'ın evi tavaf etmektir. Umrenin vacibleri üçtür: Safa ile Merve a-rasında sayetmek traş olmak veya saçlarını uçlarından kırpmak. Bu bakımdan vacibin üç değil iki olduğunu söylemek daha doğrudur. Vakit müstesna haccm şartları umrenin de şartlarıdır. Kasani, Şafıîlere göre umrenin rükünleri beştir, demiştir.
Niyetle ihrama girmek.
Kabeyi muazamayı yedi defa tavaf etmek.
3. Safa ve Merve arasında sa'yetmek.
4. Saçı kısaltmak veya kazımak.
5. Tertİb, umrede vakit diye bir şey yoktur. Şu halde yılın her saatinde umrenin yapılması kesinlikle caizdir. Fakat Hanefîlere göre; Arefe günü ve bayramın dört günü içinde umre yapmak mekruhu tahrimiyle beraber caizdir. Zira bu günlerde daha yapılması lazım o-lan ve yapılması daha önemli olan hac ameliyesi îfa edilmektedir. Şafiî ve Hanbelilere göre; hac ihramından çıktıktan sonra, bayram günleri içinde de yapılması kesinlikle caizdir. Yani Arafat, kurban ve teşrik günlerinde umre ihramına girmek mekruh değildir. Tıpkı, yalnızca tavaf etmek gibidir. Zira esas olan kerahet durumunun söylenmemesi gerekir. Zira kerahetin herhangi bir delili yoktur.
Hanefîlere göre; Umrenin tek bir rüknü vardır.O da tavafın ekserisi dört şavttır. Diğer üç şavt ise vacibdir. İhram umrenin şartıdır. Sa'y ve taksir ise umrenin vacibleridir. Maliki ve Hanbelilere göre; umrenin üç rüknü vardır:
a.) İhram
b.) Tavaf
c.) Say
Umrede veda ve kudüm tavafı yoktur. Umrede afakiler için mi-kat yerleri Hacc gibi ise de, Mekke'de ikamet edenler için (ister yerli olsun, ister yerli olmasın) onlar için mikat yerleri Hill yeridir. Şu halde, Mekke'de ikamet edenlerin Hacc için ihrama girecekleri yer Harem yeridir. Umre'de tavafın başlamasıyla telbiyenin sonu gelir. Hacda ise, bayramın birinci günü büyük şeytana taş atmakla, telbiyenin sonu gelir. Ayrıca, Hanefi ve Hanbelilere göre, Tan'im'de Şafiî ve Ma-likîye göre ise Cürane'de umre için ihrama girmek daha iyidir.
Haremde ikamet edenler için, Hill yerlerinin her hangi bir yerinde umrenin ihramına girmek caizdir. Hatta Arafat'ta, umrenin ihramına girmek caizdir. Zira Arafat, Hill yeridir. Malikîlerden başka cumhura göre, çok umre yapmak mendupdur. Zira Rasulullah (sav) efendimiz, şöyle buyurmuştur;
Kulum nafile ibadetlerle (onu sevinceye kadar) bana yaklaşır. Yani bir kulum nzama göre iyi şeyler yapar. Rızam iyi olanları görür. Eliyle onlarla uğraşır ve ayağıyla nzama layık olan yerlere gider ve öyle şeyleri yapmasıyla bana yaklaşır."
Şu halde nafile ibadetler, farz ibadetlerden noksanlıkları tamamlar. Hatta farz namazların da noksanlıkları bu namazların sünnetleri ve nafile ibadetlerle tamamlanacağını ve aynı zamanda bunların farzların yerine ikame edeceğini ifade eden hadisi şerifler vardır. Binaenaleyh, ramazan ayında yapılan umrelerin sünneti müekkede olduğu ve sevab bakımından bir hacca tekabül ettiği, İbn. Abbas tarafından rivayet edilmektedir.
Umre için uzak yerlerden masrafları gidererek ve çok zahmet görerek müstakil umre yapanların mükafatı ve sevabı daha fazla o-lur. Bunun için, hac zamanı haricinde yapılan umreler, hacc zamanı esnasında yapılan umrelerden daha efdaldir. Umre veya Hac ibadetine gidenlere mani olmayanların. Zira öyle şeylerin günahı çok büyüktür. Hele günümüzde zevk ve keyif için Avrupa ülkelerine çok paralarla gidenlere, kimse engel olmaz. Aynı zamanda onları teşvik etmektedirler. Velhasıl birden fazla hac veya umre yapmanın dinimizde kesinlikle bir sakıncası yoktur. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Her kim bir sefer Hacc yaparsa borcunu ödemiş olur. Haccın farziyyeti üzerinden kalkar. Her kim iki hacc yaparsa Allah'ı borçlandır, yani özel olarak bir mükafat hazırlar. Her kim üç hacc yaparsa Allah o kimsenin cildini külanna vanncaya kadar cehennem ateşine
haram kılar." [24]
Mikat; terim olarak hudud, sınır manasına gelir. Istılahta ise, belirli bir ibadet için belirli zaman ve yer anlamına gelmektedir. Binaenaleyh, bir kimse mikatı ancak hac ve umre ihramı ile geçebilir. Eğer ihramsız geçse tekrar dönmesi yada kurban kesmesi lazım gelir. Fakat mikata varmadan evvel ihrama girmesi, cumhura göre caizdir. Bu konuda ihtilaf yoktur. Hanefîlere göre mikattan önce ihrama girmek sevap bakımından daha fazladır. Bunun faziletli oluşunun delili, "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayınız." [25] ayetidir.
Haccın ve umrenin tamamlanması; Hz.Ali ve îbni Mes'ud'un da dediği gibi, ihramına kendi evinden girmektir. Hem haccın tamamlanması ifadesi bu şekilde tefsir ve yorumlanmıştır. Hac'da Mekke'de ikamet edenlerin mikatı, Mekkelilerle dışarıdan Mekke'ye gelmiş, fakat orada duran kimselerin mikatı hacda Haremdir. Yani Mekke'nin
kendisidir.
Rasulullah (sav) ashabına hac ihramına girmek için Mekke'nin içinde girmelerini emretmiştir. Hatta Mekkeliler Mekke'den telbiye getirirler. Zira Rasulullah (sav) efendimiz, Haremi geçtiğimizde bize Abtah'tan ihrama girmemizi emretti. Evi Mekke dışında, Harem sınırları içinde olan da böyledir. Mescid-i Haramda ihrama girmek
menduptur.
Umre için mikatlar: Bir adımdan az da olsa Harem'in haricinden yani, Hill ve Harem'e en yakın yerden başlaması gerekir. Bu, Harem'in hangi tarafından olursa olsun farkı yoktur. Haccın yerine getirilmesi işi, Arafat'ta yapılmaktadır. Halbuki Arafat Harem haricinde Hill'de bulunmaktadır, ihrama girme işi Harem'den başlamaktadır.
Umrenin edası Harem'de gerçekleştirilmektedir. Fakat buna karşılık ihram Harem haricinden başlamaktadır. Bunun için, ihrama girme işinde Harem ile Harem dışını bir araya getirme gereğidir. Zira bi bütün ihramlarda şarttır. Umre ihramına Haremde girildiği taktirde caizdir. Fakat kurban lazım gelir. Fakat ihrama girdikten sonra Harem dışına çıksa bu cezadan kurtulur.
Umre ihramı için Hilldeki en iyi yer Şafıîlere göre Ci'rane'dir. Hanefîlere göre ise, Ten'imdir. Zira Resulullah, Hz. Aişe'ye buradan umre yapmayı emretmiştir. Ve bunlardan sonra Hudeybiye'dir. Hanefî ve Hanbelilere göre, Ten'imdir. Zira Rasulullah (sav) Abdurrah-man b. Ebu Bekr'e kızkardeşi Aişeye Ten'imden umre yaptırmasını emretmiştir.
Bundan sonra sırasıyla; Ci'râne ve Hudeybiye'dir. Malikîlere göre, isterse Anden'de, Ten'imde de umre yapmak aynıdır. Farkı yoktur.
Haremin haricinde oturanlar: Bunlar, Beni Amir bahçelerinde de oturanlar gibi evleri, beş mikat mahalli çevresinde bulunanlardır. Bunlar mikat içinde, fakat Harem dışındadırlar. Malikîlere göre evi, Mekke'ye mikat yerinden daha yakın olanların mikatı Hac ve Umrede evinden başlar. Şafiî ve Hanbelilere göre; Mikata çıkmayan fakat yola devam eden bir kimse için karada da denizde de mikat karşısından ihrama girmesi gerekir. Eğer iki mikatın hizası kendine göre bir olursa, o zaman kendisine en yakın olanı tercih eder. Eğer ya-kmlakta da bir eşitlik olursa, o zaman Mekke^e en yakın olanı tercih etmek gerekir.
Hanefîlere göre: Hill'de yani harem dışında oturanların hac ve umre mikatları oturdukları evleri ve yahut evleriyle harem arasında diledikleri her hangi bir yerdir. Zira ayeti kerimede haccı ve umreyi Allah için tamamlayın buyuruluyor. Hz. Ali ve îbn. Mesud bunu "kişinin hac ve umre İhramına oturduğu evden girmesi lazım olan" şeklinde yorumlamışlardır. Bunun için hac ve umre mikatı ancak ve ancak ihramlı olarak geçilebilir. İhramın mikatları insanın ancak ih-ramlı olarak geçtiği yerlerdir. Mikatlar şunlardır.
1. Zül-Huleyfe: Bu yer Mekke ile Medine arasında olup Medi-ne^e 4 mil (7. 580 km) Mekke'ye ise 200 mile (379 km) yakın mesafededir.
Mekke'ye en uzak mesafe mikattır. Rasulullah (sav) Efendimiz, burada ihrama girmişlerdir. Vaktiyle burada bir ağaç olduğu, Rasulullah'm orada iki mescid inşa ettirdiği rivayet edilir. Bi'ri Ali diye bilinen kuyu oradadır. Medine-i Münevvere'den Mekke'ye gelen hacı adaylarının ihrama girdikleri yerdir. Buraya bir rivayete göre de Ebya-ri Ali denilir. En uzak mikat yeri burasıdır.
2. Cuhfe: Mekke ile Mendine arasında, Kızıldenize yakın bir kasabadır. Türkiye, Mısır, Kuzeybatı Afrika ve Suriye tarafından gelenlerin ihrama girecekleri yerdir.
Bu yer halen Rabiğ ismi ile tanınır. Yukarıda anılan hacı adayları şayet Medine yolu ile gelirlerse, mikatları Cuhfe değil, Zülhuleyfe olur. Fakat Medine'ye uğramadan gelirlerse mikatları Cuhfe'dir. Burası Mekke'ye 187 km. mesafededir. Medine-i Münevvere'ye 8 konak (363.84 km.) denizde ise 6 mil (11.370 km.) uzaklıktadır. Cuhfe'nin eski adı Mehya'dır.
3. Zat-ı Irk: Mekke'nin kuzeydoğusunda, İrak, İran, Necid ve diğer ülkelerden gelenlerin mikatı Zat-ı Irk'tır.
4. Yelemlem: Yemen'den gelenlerin mikatıdır. Mekke'nin güneyinde bulunan Yelemlem bir dağın ismidir. Bu dağ Tihame dağlarına dahildir. Bu yer Mekke'ye takriben 94 km.dir Hund'dan Yemen'den gelenlerin mikatıdır.
5. Kuveyt ve Necib tarafından gelenlerin mikatı, bu gün Es-Seyl denilen, Karnül- Menazildir. Mekke'ye iki konak (90.960m) mesafededir. Diğer bir ismide Karnül- Sealib'dir.
Ci'rane: Taif yolu üzerinde, Mekke'ye altı fersah uzaklıkta bir köydür. Ten'im'de Aişe mescidleri olarak bilinen bir yerdir.
Hudeybiye ise Cidde ile Medine yolu arasında ve Mekke'ye altı fersah uzaklakta bir kuyunun bulunduğu yerin adıdır.
İhram:
Hac dışında yapılması mubah olan bazı şeyleri, kendisine haram kılmak demektir.
Hanefîlere göre ihram haccm rüknü değil şartıdır. Bu da niyet ve telbiye ile sahih olur. Hac veya umreye veya her ikisine niyet etmek ve Allah için telbiye getirerek ihrama girmekle hac ibadeti başlamış olur. İhrama girme yerlerini Rasulullah belirlediği için, hac, umre, ticaret ve başka bir amaçla gelen her müslümanm buralarda veya daha evvel ihrama girmesi gerekir. Şayet yol bu inikatlardan geçmiyorsa, bu mikatîarın hizasında ihrama girilmesi gerekir. Hac için Mekke'ye doğru yola çıkınca bu mikatlardan ihramsız geçmemek gerekir.
Mikatlardan içeride olan kimseler, ihramsız Mekke'ye girebilirler. Mikat içinde fakat Mekke haricinde bulunan kimseler, durdukları yerlerde ihrama girebilirler. Mekke'nin içinde oturanlar ise, kaldıkları meskenlerde ihrama girebilirler. Mekke'ye girme niyeti olmazsa mikatı ihramsız olarak geçme nedeniyle kurban kesme gerekmez. Fakat dışarıdan hac ve umre niyetiyle gelenlerin mikatı ihramsız geçmeleri kurban kesmelerini gerektirir. Veya geri dönüp mikatta ihrama girer.
Şayet Mekke'ye yol kesiciler, isyancılar gibi kendileriyle çarpışılması vacib veya mubah olan kimselerle çarpışmak için veya zalimden, imkansızlığı nedeniyle bir alacaklıdan korktuğu için giriyorsa ve hac ve umre vazifesini yaparken görünme tehlikesi varsa, hiç tartışmasız ihramlı bulunmak gerekmez. Zira Rasulullah (sav) Fetih günü Mekke'ye ihramsız olarak girmiştir. Sebebi de harb ortamının e-min bulunmamasıdır.
Bir daha Mekke'ye gidilmesi mecbur olmayan bir iş için veya ihtiyaç için Hareme giren bir kimsenin, Mekke'ye girişinde ihramlı o-larak girmesi müstehabtır. îhramsız olarak girmesi mekruhtur. Ticaret, ziyaret ve hasta ziyareti gibi tekrar yapılması gerekmeyen ihtiyaçlar sebebiyle Mekke'ye giren bir kimsenin, Şafnlerce en sağlam görüşe göre, ihramlı olması vacib değil, müstehabtır. İmam Malik ve İmam Ahmed, bunun gerekli olduğu görüşünü ileri sürerken, Ebu Hanife de, evi mikatta ise veya Mekke'den daha yakın olursa, o zaman ihramsız girmenin caiz olduğunu aksi halde olamayacağını söylemiştir.
Oduncu, yulafçı, avcı, sucu ve postacı gibi Mekke'ye sık sık girmesi muhtemel olan kimselerin Mekke'ye ihramsız olarak girmesi caizdir. İbn. Abbas'tan rivayet edilen hadiste, "Hiç kimse Mekke'ye ihramsız giremez. Fakat odunculara izin verilmiştir." Buyurulmuş-tur. Harem'de oturanlara Mekke girişinde ihram lazım değildir. Örneğin, caminin bir köşesinden diğer bir köşesine giden birine Tahıy-yat-ül Mescid namazının gerekmeyeceği gibi. Bir kimse Hareme girmek istese, fakat Mekke'ye girmek istemese, o kimsenin hükmü Mekke'ye girenin hükmüyle aynıdır. Harem'e girdiği zaman ihramsız girememelidir. Şayet ihramsız girerse günahkar olur.
Safirlerden bazıları, vacib olan her ibadetin yerine getirilmemesi halinde, kazası veya keffareti lazım iken, Mekke'ye ihramsız giren bir kimse için böyle bir uygulamanın söz konusu olmadığı görüşündedirler. Örneğin, şek yani şüphe günü oruç tutmayan bir kimsenin-ki tutması gerekir- aynı şekilde o orucun kazası ve keffareti ile yükümlü olmaması gibi.
Ebu Hanîfe'ye göre bütün vaciblerin kazası lazımdır, noktasından hareketle bunun da kazasının gerektiği görüşündedirler.
İhrama Mikatta Veya Kendi Beldesinde Girmek Mi, Daha İyidir?
Hanefîlere göre, eğer ihrama girmesi hac aylarında olursa ve aynı zamanda da kendinden emin ise o zaman kendi beldesinden girmesi daha iyidir. Bunun delili ise; "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın" ayetidir. Cumhura göre; mikattan ihrama girmenin sevabı daha fazladır.
Daimel evkat en faziletli olanı yapan bu insanlar, ihrama mikattan başlamışlardır. Zira Rasulullah (sav) veda haccında ve Hu-deybiye umresinde ihrama mikattan girmiştir. Bunun için bu konuda ittifak meydana gelmiştir. Mikattan önce, ne kadar caiz olsa da önceye almak kesinlikle zorluklara yol açar.
Rasulullah (sav)'in " Sizden biriniz, ihramsızken gücünün yettiğince istifade edebiliyor. Ama ihramlı iken, nelerle karşılaşacağını kesinlikle bilemez." Hadisi de bunu gösteriyor.
Hz. Hasan diyor ki; İmran b. Husayn kendi beldesinden ihrama girmişti, bunu duyan Hz. Ömer kızdı ve 'artık insanlar Rasulul-lah'ın ashabından birinin kendi beldesinden ihrama girdiğini duyacak" dedi." Yine Hz. Hasan; "Abdullah b. Âmir Horasan'dan ihrama dahil olmuştur. Hz. Osman yanma gelen bu zatı kınadı ve beğenmedi." Bunların her ikisinide, Said ve el- Esrem rivayet etmişlerdir.
Buharı ise; "Osman Horasan veya Kirman'dan ihrama dahil olmasını hoş bulmadı demiştir. Zira böylece kişi zorluklara rast gelmekte ve ihramın yasaklarından kurtulmaktadır. Binaenaleyh Hane-fîlerde kendine güveniyorsa kayrını söylemişlerdir.
Kudüs'ten ihrama girme hadisinde ise, zayıflık vardır. Ömer'den Dabiye; "Peygamberinin sünnetine tâbi oldun" sözünün asıl anlamı ise, mikattan önce ihrama girme ile ilgili olmayıp, aksine hac ile umrenin birbirlerine eklemesine, kıran yapılmasına yöneliktir. Çünkü Peygamber (sav)'in sünneti ihrama mikattan girmeyi gerektirir.[26]
Hacla Alakadar Olan İşler
Bunlar, On Tanedir:
1. İhrama Girmek:
İhramla beraber hac veya umreye veya her ikisine beraber nİ-yet etmek. Bunun için de; "Hac veya umreye ve bu sebeble yüce Allah için ihrama girdim." diyecektir. Başkası yerine haccedecekse, niyetinde, * Filanca yerine hac ve umreye niyet ve bu sebeble Allah için ihrama girdim" diyecektir. Bunlardan sonra iki rekat ihram namazı kılarak, ardından telbiye söylenecektir.
2. Keda:
Mekke'nin en yüksek noktası Kedadır ve oradan Mekke'ye girilecektir. Bundan sonra Mescid-i Haram'a giriş, Benişe kapısından o-lur. Ondan sonra da Haceru-1 Esved'den başlanarak Kudüm tavafına başlanır.
Tavaf:
Bunun üçkısmı vardır: Kudüm, İfade ve Veda'dır.
Sefa ve Merve Arasında Sa’y Etmek:
Yani koşmak.
5. Arafatta ve Mina'da Vakfe:
Tevriye günü yani, Zilhiccenin sekizinci günü Mina'ya çıkılır. O-rada öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazları kılınır. Namazlar kılındıktan sonra o gece orada kalınır. Güneş doğduktan sonra Arafat'a çıkılır. Nemire camiinde ve başka bir camide imamla beraber, öğle ve ikindi namazları birleştirilir. Bundan sonra herkesle beraber Arafat'ta vakfe yapılır.
6. Müzdelifede Gecelemek:
Burası Mina ile Arafat arasıdır. Hacılar bayram gecesi kızıllık kaybolduktan sonra ulaştıklannda Müzdelife'ye akşam ve yatsı namazlarını birleştirilerek kılarlar. Sabah namazı da Müzdelife'de Meş'-ar-i Haram da kılınır. Namazdan sonra dua ve niyazda bulunmak a-macıyla biraz daha durulur. Güneş doğmadan evvel Mina'ya gidilir.
7. Cemrelerin Atılması veya Şeytan Taşlamak:
Hacılar, bayramın birinci günü, Mina'da birinci akabe cemra-sini yani büyük şeytanı taşlarlar. Yedi tane çakıl taşından ibaret o-lan bu cemre, güneş bir mızrak boyu yükseldikten sonra atılır. Bu günler de, bayramın ikinci,. üçüncü ve dördüncü günleridir. Her cemre yedi çakıl taşından ibarettir. Zeval ile güneşin batışı arasında, önce birinci yani küçük cemrelerden başlanır ki, bu da Arafat tarafında, Mescidül Hayf yakınındadır. Ondan sonra orta cemre ve daha sonra da Akabe cemresinin taşlan atılır.
8. Saçı Tamamen Kesme veya Kısaltma:
Traş, erkekler için en faziletli olanıdır. Kadınlar traş olmaz. Ancak biraz kısaltabilirler. Ve bütün saçlarından ayak uçlanna kadar bir bölüm keserler. Traş vaktinde dua edilir. Bu kesmek te Akabe cemresi atıldıktan sonra veya kurban kesildikten sonra, kurban bayramı günü gerçekleştirilir. Sonra Mekke'ye gelinir ve böylece farz o-lan ifade tavafı yapılır.
9. Kurban Kesmek:
Cemre atışından sonra kurban kesilir. Traş, kurbandan evvel olabileceği gibi, kurban cemreden evvel de kesilebilir. Aynı şekilde güneş doğmadan da kurban kesilmesi caizdir.
10.Veda Tavafı:
Bu tavaf Malikîlere göre müstehap, cumhura göre ise, vacibtir. Mekke'de ikamet edenler, bu tavaftan sorumlu değildirler. İfadan sonra aybaşı olan bir kadın, Malikîlere göre veda tavafından Önce çıkar.
Umre De Yapılan Ameller:
Bu ameller dört tanedir. îhram, tavaf, Sefa ile Merve arasında sa'y, saçını traş veya kısaltma. Rasulullah'ın umresi: Buharî, Müslim ve Ahmed'in rivayetine göre; Enes (ra) şöyle naklediyor: "Peygamber (sav) dört defa umre yaptı. Hac ile birlikte olan dışında, diğerleri Zilkade ayma rastlar. Bunlar Hudeybiye'den yaptığı umre. Bir sonraki yılda yaptığı kaza umresi, Huneyn ganimetlerini taksim ettiği Ci'rane'den yaptığı umre ve veda haccı ile birlikte yaptığı umredir."
Bu dört umre, hicretin altıncı yılında, Beytül-Haram-ı ziyaret maksadıyla yaptığı Hudeybiye umresi, yedinci yılda yaptığı gaza umresi. Mekke ile Taif arasında bulunan ve Mekke'ye üç gece uzaklıktaki Huneyn vadisindeki, Ci'rane mevkiinden sekizinci yılda yaptığı umre ve dokuzuncu yılda hac ile birlikte yaptığı umrelerdir.[27]
Rasulullah'ın Haccı:
Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Peygamber (sav) hac yapmaksızın (Medine'de) tam dokuz sene bekledi. Onuncu yıl Rasulullah hac yapılacak diye halk arasında ilan ettirdi. Bu ilandan sonra Medine'ye çok insan geldi. Tümü de Hz. Peygambere iman etmeyi ve onun ameli gibi amel etmeyi arzu ediyordu. En son bununla beraber yola çıktık. Zul-Huleyfe'ye geldik. Burada Esma binti Umeys, Muhammed b. Ebi Bekr'i doğurdu. Rasulullah'a haber göndererek nasıl hareket etmesi gerektiğini sordu. Hz.Peygamber Yıkan, bir bez tutun ve ihrama gir" diye emir verdi.
Peygamber (sav) Zul Huleyfe mescidinde namaz kıldırdı. Sonra Kusva'ya bindi. Devesi onu Beyda üzerinde yükselttiğinde ben de onun Önünde gidiyordum. Gözümün yetiştiği kadar uzaklara baktım (sanki) o geniş saha, atlı ve yaya bir insan ormanı olmuştu. Mev-kibin sağına, soluna, arkasına geçip ayrı ayrı baktım. Her tarafta dalga dalga bir insan selinin akıp gittiğini gördüm. Hz. Peygamber aramızda gidiyordu.- Zaman zaman ona Kur'an nazil oluyordu ve O da onun tevilini bildiriyordu. O ne yaparsa biz de onu yapıyorduk.
Hz. Peygamber: Lebbeyk Allahümme Lebbeyk. Lebbeyke Lâ Şerike Leke Lebbeyk. Innel Hamde ve Niğmete Leke vel- Mülke Lâ Şeî-ke Leke" (Ya Rab! Davetine sözümle, özümle tekrar, tekrar icabet ettim. Böylece emrine boyun eğdim. Allah'ım davetine icabet borcumdur. Senin saltanatında eşin ve ortağın yoktur. Allah'ım bütün varlığımla sana yöneldim. Şüphesiz hamd sana mahsustur.) sözlerini yüksek sesle tekrarladılar.
Rasulullah, onlara hiç bir şeyi reddetmedi. Hz. Peygamber tel-biyesine devam etti. Biz hacdan başka bir şeye niyet etmiyorduk. Zira hac aylarında hacla birlikte umreyi tanımıyorduk. Nihayet onunla birlikte Beyt'e geldik. O Hacer'ül Esved'i istilam etti. Üç sefer koşar adımlarla, dört sefer de orta yürüyüşle tavaf yaptı. Sonra kalabalık arasından geçerek Makam-ı İbrahim'e ulaştı ve hemen "Siz de İbrahim'in makamından bir namazgah edinin.[28] ayetini okudu.
Makamı kendisi ile Beyt arasına alarak iki rek'at namaz kıldı. Birinci rek'atta Fatiha dan sonra İhlas, ikinci rek'atta ise Fatiha'dan sonra Kâfirûn surelerini okudu. Sonra tekrar Hacer'ül Esved'e döndü ve onu istilam etti. Sonra (safa kapısından) Safa'ya doğru çıktı. Safa'ya yaklaşınca, "şüphesiz safa ile Merveye Allanın başladığı gibi başlıyorum" dedi ve Safa'dan başyadı. Beyt'i görünceye kadar Safa üzerinde yükseldi. Kıbleye döndü. Hemen sonra şu sözlerle Allah'ı birleyerek tekbir getirdi.
Allah'tan başka ilah yoktur. O, tekdir, O'nun ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd O'nundur. O diriltr ve öldürür. Hayır onun elindedir. O her şeye kadirdir. Allah'tan başka ilah yoktur.O tekdir. Va'dini yerine getirmi, kuluna yardım etmiştir. Tek başına ahzab ordularını mağlub etmiştir."
Sonra bu arada dua etti. Bu sözleri üç defa tekrar etti. Daha sonra Merve'ye doğru indi. Ayakları derenin içinden yukarıya çıkınca yürüdü. Merve'ye geldi. Merve üzerinde safa üzerinde yaptığı gibi yaptı. Nihayet tavafının yani sa'ymm sonu Merve üzerinde tamam olduğu zaman eğer ben sonradan yapacağımı önceden bilseydim kurbanlık sevk ettim. Haccımı da umre kılardım (yani hac aylarında umrenin caiz olduğunu bilseydim, kurbanlık sevk etmez, haccımı da umre kılardım) Kimin yanında kurbanı yoksa ihramdan çıksın. Hac-cını da umre kılsın, dedi. Bunun üzerine Süraka b. Malik b.Cu'şum, "Ey Allah'ın Rasulü! Yalnız bu yılımıza mı mahsus? yoksa ebedi olarak mı? diye sordu. Hz. Peygamber parmaklarını birbirine geçirerek iki kere hayır ebedi olarak umre hacca dahil olmuştur, buyurdu.
Hz. Ali Yemen'den peygamberin develeri ile gelmişti. Fatıma'yı ihramdan çıkanlar arasında, boyalı elbise giyinmiş ve gözlerine sürme çekmiş olarak buldu. Hz. Ali, Fatıma'nın ihramdan çıkmasını a-yıpladı. Fatıma, "bunu bana babam emretti" dedi.
Hz. Ali, Irak'ta şöyle anlatırdı: Yaptığı şeyden dolayı Fatıma'yı huzurunda ayıplamak ve Peygamberden naklettiği ihramdan çıkma emri hususunda sormak için Rasulullah'a gittim. Bunu Fatıma'ya karşı inkar ettiğıimi kendisine haber verdim. Bunun üzerine Rasu-lullah "Fatıma doğru söyledi, sen haccı niytle kendine farzettiğin zaman ne diyerek niyet ettin?" buyurdu. Ben de Ya Rab! Ben, Rasulü-nün ihrama girdiği gibi ihramlanmaya niyet ediyorum.' dedim.
Hz. Peygamber "Benim yanımda kurban var (onun için ihramdan çıkıyorum) Bu bakımdan sen ihramdan çıkma", buyurdu. Hz. Ali'nin Yemenden getirdiği kurbanlarla Peygamberin Medine'den sevk ettiği kurbanların sayısı 100 oldu. Rasulullah ve yanında kurbanı bulunanlar dışında her kes ihramdan çıktılar ve saçlarını kısalttılar.
Nihayet terviye günü (Zilhicce'nin 8. günü) olunca hacca niyetle ihrama girip telbiye okuyarak Mina'ya yöneldiler. Rasulullah da devesine binip hareket etti. Öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını Mina'da kıldırdı. Sabah namazından sonra, burada biraz daha bekledi. Nihayet orada iken güneş doğdu.
Sonra Nemire de kendisi için kıldan bir çadır kurulmasını emretti. Müteakiben Rasulullah da hareket etti. Kureyş kendilerinin ca-hiliyye devrinde yapageldikleri gibi, Peygamberin de Meş'ar'ül Harem yanında vakfe yapacağını (ileriye geçemeyeceğini) düşünüyorlardı. Fakat Rasulullah Müzdelife'yi geçip Arafat'a geldi, çadırını Nemire'de
kurulmuş olarak buldu. Oraya indi, güneş batıya meyledince Kus-va'nm getirilmesini emretti. Kendisi için Kusva'nın üzerine semeri konuldu. Sonra Arafat vadisinin ortasına geldi. Orada insanlara hi-tab ederek şunları söyledi:
Muhakkak ki, kanlarınız ve mallarınız bu beldenizde ve bu a-yınızda gününüzün hürmeti gibi sizlere haramdır. Dikkat ediniz! Cahiliyye işlerinden olan herşey ayaklarımın altındadır, lağvedilmiştir. Cahiliyye devrinde güdülen kan davaları da kaldırılmıştır. Kan davalarından kaldırdığım ilk kan davası Beni Rabia b. Haris'in kan davasıdır. O, Beni Sa'd'dan çocuğu için süt anası aramakta iken Huzeyl onu katletmiştir. Cahiliyye ribası da kaldırılmıştır. Ribalarmızdan kaldırdığım ilk riba da Abbas b. Abdülmuttalib'in libasıdır. O tamamıyla lağvedilmiştir.
Kadınlar hakkında Allah'tan sakının! Zira sizler onları Allah'ın emanı ile aldınız ve ferclerini Allah'ın kelimesiyle helal kıldınız. Zira onlar üzerinde hakkınız, hoşlanmayacağınız kimselere döşeklerinizi çiğnetmemeleridir. Eğer bunu yaparlarsa onları şiddetli olmayacak şekilde hafıiçe dövünüz.
Onların sizin üzerinizdeki hakları da, maruf veçhile rızıklandırılmaları ve giydirilmeleridir. Ben size öyle bir şey bıraktım ki, eğer ona sıkı tutunursanız, ondan sonra kesin olarak delalete düşmezsiniz. O, Allah'ın kitabıdır. Sizler benden sorulacaksınız, o zaman ne diyeceksiniz?. "Senin tebliğ ettiğine vazifeni ifa ettiğine ve nasihat verdiğine katiyyetle şehadet ederiz", dediler.
Bunun üzerine Rasululah şehadet parmağını semaya kaldırıp, insanlara işaret ederek, üç defa *Ya Rab,şahid ol!' dedi. Sonra ezan okuttu. Sonra ikamet ettirdi. İkindi namazını kıldırdı. Bu iki farz namaz arsında başka namaz kılmadı. Sonra Rasulullah devesine bindi, vakfe yerine geldi. Devesi Kusvanm karnına kaya parçaları değene kadar tepenin eteğine yanaştı. Yayalar topluluğunu önüne aldı ve kıbleye döndü. Sonra güneş batıncaya kadar vakfe yapmaya devam etti.
Sarılık biraz gidip güneş kaybolunca Rasulullah Usameyi terkisine bindirdi. Yavaş yavaş hareket etti. Kusva'nın dizginini, hayvanın başı semerin mevrikine isabet edecek şekilde ve elinde kamış olduğu halde, sağ eliyle işaret ederek, "Ey insanlar! Sekinetle" diyordu. Kum tepeciklerinden her birine uğradıkça oraya çıkması için Kusva'nın dizginini biraz gevşetti.
Nihayet Müzdelife'ye geldi. Orada ikindi ve yatsı namazını tek bir ezan ve iki kametle kıldırdı. Aralarında hiç bir nafile kılmadı. Sonra Rasulullah fecr vaktine kadar yattı. Sabah belli olunca bir ezanla ve bir kametle sabah namazını kıldırdı. Sonra Kusva'ya bindi.
Sonra Meş'ar'ul Haram'a geldi. Kıbleye döndü, Allah'a dua etti, tekbir, tehlil ve tevhid okudu.
Ortalık tamamen ağarıncaya kadar vakfe yaptı. Sonra güneş doğmadan evvel Müzdelifeden hareket etti. Fadl b. Abbas'ı terkisine bindirdi. Fadl güzel saçlı, beyaz şimali ve güzel bir gençti. Rasulullah deve üzerinde giderken, binekli kadın hacılara rastladılar. Fadl kadınlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Rasulullah elini Fadl'ın yüzüne koydu. Fadl yüzünü diğer tarafa çevirip bakmaya devam etti. Rasulullah elini Fadl'm yüzüne koyarak baktığı taraftan çeviriyordu.
Nihayet Muassır vadisinin ortasına geldi. Burada bineğini biraz hareket ettirip süratlendirdi. Sonra büyük cemreye çıkan yola girdi. Sonunda ağacın yanındaki cemreye, yani Cemreul-Akabe'ye geldi. Ona yedi küçük taş attı. Attığı her taşla birlikte tekbir getiriyordu. Rasululah bu çakılları vadinin içinden iki parmağıyla atıyordu.
Sonra kurban kesme yerine gitti. Kurban kesilmek üzere hazırlanan yüz deveden altmış üçtanesini kendi eliyle kesti. Sonra bıçağı Ali'ye verdi. O da geri kalan otuz yedi deveyi kesti. Ali'yi kendi kurbanına ortak etmişti. Sonra her deveden bir parça alıp pişirilmesini emretti. Onlar bir arada pişirildi. Rasulullah ve Ali onların etlerinden yediler, suyundan içtiler. Sonra Hz. Peygamber devesine binerek Mekke'ye geldi.
îfaze tavafı yaptı. Mekke'de öğle namazını kıldırdı. Zmzem suyu dağıtan, Muttaliboğulları'na geldi, ve "Sulaymız Ey Muttaliboğulları! İnsanların (hac mensiklerinden sanarak) sizlere sulamanızdan galebe etmelerinden korkmasaydım sizinle beraber ben de su çekerdim", buyurdu. O'na bir kova uzattılar, o da kovadan içti.[29]
Hanefîlere Göre Hacın Rüknü:
Haccın rüknü ikidir: Arafat'ta vakfe ki, bu haccın asli rüknüdür. İfade,yani ziyaret tavafı. Eğer haccın rüknü yerine getirilmezse, haccın fesadına ve iptaline sebeb olur. Rükün veya farz, kesin delil ile sabit olmuştur. Vacib ise zannî delil ile sabit olur. Şayet mazeretsiz olarak vacibi terk ederse, kurban kesmek lazım olur. Mazeret halinde ise kurban gerekmez.
Haccın Vacibleri:
Beş tanedir. Safa ve Merve arasında sa'y, Müzdelife'de vakfe, cemreleri atmak, saçı traş veya kısaltmak, veda tavafı. Bilindiği gibi, traş ve Kabe'yi tavaf kurbandan sonradır. Kurban kesmek ise kurban günlerine mahsustur. Bu günlerden önce kesilmesi caiz değildir.
Haccın Sünnetleri:
İhram için yıkanmak ve kokulanmak. Ayrıca yalnız haccediyorsa, şöyle niyet etmesi gerekir. "Allah'ım! Hac yapmak istiyorum. O nu bana kolay kıl ve benden onu kabul et." Umre için ise şöyle niyetlenilir. "Allah'ım! Umre yapmak istiyorum. Onu bana kolay kıl ve benden onu kabul et." Hac ve umreyi beraber yapan kimse, şöyle niyet eder: " Allah'ım! Hac ve umre yapmak istiyorum. Onları benim için kolay kıl ve onları benden kabul et." Haccın sünnetlerinden biri de her farz ve nafile namazından sonra telbiye getirmek ve şöyle demek.
Bu Rasulullah'ın telbiyesidir. Mekke'ye gece veya gündüz girmek sonra, Mescid-i Haram'a Beni Şeybe kapısından girmek, Kabe'yi gördüğünde gizlice şöyle der:
Mekkenin dışından gelip yalnız haceden, hac ve umreyi birleştiren veya kıran hacı yapan kimse Hacer'ül-Esvedi karşısına alır ve kudüm tavafına buradan başlar. Burada tekbir getirir ve namazda olduğu gibi ellerini omuz hizasına kaldırır.
Mümkünse ve hiç kimseye eziyet etmiyorsa Hacer'ül-Esved'i öpmelidir. Böylece Peygamber (sav)'e uymuş olur. Bu şekilde bir imkanın olmaması halinde Hacer'ül-Esvedi karşısına alır tekbir ve te-hlil getirir, Allah'a hamdeder, O'na senada bulunur. Namazda da olduğu gibi Rasulullah'a salat ve selam getirir. Sonra yedi şavt, yani tavafta bulunur.
Tavafta Hacer'ül-Esved'den başlayıp dolanarak, yine aynı yere gelmektedir. Buna devir de denir. Bu tavafın ilk üçünde koşar yani remel yapar. Diğerlerinde ise yani dördünde, normal yürüyüş gibidir. Tavaf sırasında kimseye zarar vermemelidir. Eğer Hacer'ül-Esved'i takbili imkan olmazsa o zaman selamlar. Fakat rüknü Yemâni'-nin selamlanması, kesinlikle sünnet değildir. Fakat onun selamlanması yine müstehaptır. Aynı zamanda da iyi bir harekettir.
Tavaftan sonra Makamı İbrahim'de olsun veya mescid içinde olsun iki rekat tavaf namazı yalnız Hanefîlere göre vacibtir. Zilhiccenin yedinci gününde olmak üzere imamın üç yerde hutbe okuması sünnettir.
Bu ise Arefe hutbesi hariç, öğle namazından sonra okunan tek hutbedir. Arefe hutbesi zevalden sonra ve namazdan önce okunan iki hutbe şeklindedir.
Arafattaki Hutbenin Tarifi Şöyledir :
Evvela Allah'a hamd eder ve Allah'a senada, tekbir ve tehlilde bulunur ve aynı zamanda vaaz eder. Yani hatip, oradaki olan insanlara emir ve yasakları söyler. Şu halde Arafat'ta vakfe Arafat'tan dönüş, Müzdelife'de vakfe gibi hacda olan ibadetleri öğretir. Ondan sonra imam halka tek ezan ve iki kametle öğle ve ikindiyi yani namazlarını kısaltılmış ve cem'i takdimle birleştirilmiş olarak kıldırır. Bu namazların sünnetleri Rasulullah'ın da yaptığı gibi kılınmaz.
îmam, bu iki namazda Cuma ve bayram namazlarının aksine kıraati gizli okur. Bu gibi şeylerde ister Mekkeli olsun isterse olmasın fark yoktur. Cuma ve bayram namazlarında imamın açık okuması gerekir. Ondan sonra imam ve cemaat, Arafata hareket ederler. Arafatta güneş batmcaya kadar vakfe yaparlar. Burada tekbir ve tehlilde bulunurlar. Aynı zamanda Allah'a hamd ve sena ederler. Ra-sulullah (sav)'a salat ve selam okurlar.
Halisane bir şekilde Allah'a dua ve niyazda bulunarak, ihtiyaçlarını ona arzederek, yavarıp yakarırlar. Ondan sonra gün ışıymcaya kadar Müzdelife'de kalmak sünnettir. Arefe gecesi yani Zilhiccenin sekizinci gecesi Mina'da gecelemek de yine sünnettir. Rasulullah'ın veda haccmda yaptığı gibi, orada beş vakit namaz kılmak da yine sünnettir.
Teşrik günlerinden ilk günün gecesi ile cemre atma günlerinin ikinci gününün gecesi Mina'da gecelemek de sünnettir. Mina günlerinde Mina dışında akşamlamak mekruhtur. Şayet Mina dışında gece olarak kalsa bir şey lazım gelmez. Fakat bu iyi bir hareket değildir. Mina'da gecelemek vacib değildir, sünnettir. Zira Rasulullah Ab-bas'a su dağıtmak için Mekke'de geceleme izni vermiştir. [30]
Akabe cemresini yedi çakıl taşı şeklinde, kurban günü güneş doğduktan sonra ve zeval vaktinden evvel atmakta sünnettir. Taşların atış şeklini ise, baş parmak ile şehadet parmağı arasında ayarlamak daha iyidir. Diğer üç cemrede, ikinci ve üçüncü günlerde, zeval vaktinden sonra başlanır. Her taşın başında tekbir getirilir. Bu defada Mescid 'ül-H ay fi izleyen birinci cemreden başlanır. Daha sonra o-rta ve büyük cemre yani akabe cemresi gelir.
Bu arada Akabe'den başka her cemreden sonra durup tekbir ve tehlil getirilir. Yüce Allah'a hamd ve Rasulullah'a salat ve selam e-der Allah'tan isteklerde bulunur. Cemreler yani taşlar ya Müzdelife'den yada yoldan alınır. Zira Rasulullah da öyle yapmıştır. Cem-re'den aldığı taşları atmış olsa da yine de yerini bulur. Fakat kerahetle beraber caizdir. Netice itibariyle yerini bulur. Zira Rasulullah Buharı ve Müslimde yer alan bir rivayette; "Attınız bir günahı yok.." buyuruyor.
Akabe cemresinde attığı ilk taşta telbiyeyi keser. Zira Rasulullah Akabe cemresinde attığı ilk taşta telbiye kesmiştir.
Sünnetlerden birisi de; Muhassab veya Abtah vadisine inmektir. Burası: Mekke ile Mina arasında, iki dağ ortasında Hucun kabristanı yakınında Mekke girişinde bir yerdir. İşte burada bir müdde durmak sünnettir. Zira Rasulullah, Ebu Bekr, Ömer, Osman (ra) ve Abtaha inmişlerdir.
Umrede Yapılan İşler:
Hanefîlere göre, umrenin rüknü tavaftır. Allah (c.c) Kun'an-ı Ke-rim'de şöyle buyurmaktadır:
Kâ'beyi çok çok tavaf etsinler. [31]
Umrenin vacibleri ise ikidir: Safa ve Merve arasında sa'y ve saçı traş veya kısaltma. Umrenin sünneti ise, tavafın birinci şavtmda Ha-cer'ül-Esved'i selamlarken telbiyeyi kesmektir. Malikîlere göre, Hac-cın rükünleri, vacibleri, sünnetleri ve mendubları vardır. Rükün ya da farz haccm ve umrenin şartlarıdır. Vacib ise zaruretsiz ve isteyerek yapmak haramdır. Bu nedenle vacibin terkedilmesi sebebiyle ibadetin bozulmadığı için kurban kesmeyi gerektirir.
Haccın Rükünleri: Dört tanedir. İhram Sa'y Vakfe Kâ'beyi yedi defa ifade tavafı.
Umrenin Rükünleri: Üç tanedir.
Mikat yerinden veya Hill'den ihrama girmek. Kâ'beyi yedi defa tavaf etmek. Safa ile Merve arasında gidip gelmek.
Başın traş edilmesi ise vacibtir. Bir yılda birden fazla umre yapmak mekruhtur.
İhramın vacibleri: Erkekler içir dikişsiz elbise giymek ve başı açık bulunmak. Bu arada telbiyede bulunmak ve bunu ihramla birleştirmek. Bunun bilerek terk edilmesi, veya uzunca bir zaman ihramla arasının açılması kurban kesmeyi gerektirir.[32]
Şafiî mezhebine göre; Haccın amelleri üç çeşittir: Rükünler, cibler, sünnetler.
1. Rükünler:
Yapılan haccın tam olabilmesi için bütün bunların tam olarak noksansız yerine getirilmesi gerekir. Tamamını yerine getirmesine rağmen, yedi tavaftan birini veya sa'ydan birini terk eden birinin haccı sahih olmaz. Bununla beraber yine de ihramdan çıkmaz. Saçlarmdan yalnız iki kıl kesmesi halinde, yine haccı noksan olur. Üçüncü kılı da traş edecek veya kısaltacak olsa, o zaman ihramdan çıkabilir.
Rükünlerin yeri kesin olarak ne kurbanla ne de başka bir şeyle telafi edilemez. Elbette o zaman rüknün tamamının yerine getirilmesi gerekir. Tavaf, sa'y ve traş zamanı malum veya sınırlı değildir. Hayatta olduğu müddetçe bunların müddeti vardır. Traş veya taksir için Mina veya Harem de şart değildir. Zira bunlar her yerde yapabilirler. Rükünler arasında tertibin olması vacibtir. Sa'ym sıhhatli bir şekilde yapılan tavaftan sonra yapılması şarttır. İhrama girmek, vakfe, ifade tavafı ve traş olmak gisbi rükünlerden önce yapılmalıdır. Şu halde sa'ym kudüm tavafından sonra yapılması da gerçek bir usuldür. Tavaf ve traş sırasında kesinlikle tertib lazım değildir.
Vaciblerden herhangi birini terk eden birinin, haccı fasid olmaz. Yalnız kendisine kurban kesmek lazım gelir. îsterse kasıtlı olarak terk etsin isterse dalgınlık sebebiyle terk etsin fark yoktur. Fakat kasıtlı olarak yaparsa günahkar olur.
Sünnetleri terk eden kimseye ceza lazım gelmez. Aynı zamanda günaha da girmez. Hatta kendisine kurban kesmek ve benzeri cezalar da gerekmez. Yalnız böyle kimse sevab ve faziletinden mahrum olur. Bu nedenle daha çok sevab ve fazilet kazanma fırsatını kaçırmış olur. Bunları açıklayacak olursak:
1. Rükünler:
Haccın rükünleri beştir: İhram, Araf atta vakfe, tavaf, sa^ ve saçı traş veya kısaltma. Traş Şafıilerin en sağlam görüşüne göre, haccın rüknü kabul edilir. Örneğin, tavaf gibi terk edilmesi durumunda kurbanla telafisi olmaz.
Umrenin rükünleri ise dörttür. İhram, tavaf, sa'y ve saçı traş veya kısaltma.
2. Vacibler:
Haccın vacibleri de beştir.
1. Zamana veya mekana dayalı mikatta ihrama girmek. Haccın zamana dayalı mikatı Şevval, Zilkade ve Zilhicenin ilk on günüdür. Umrenin bu anlamdaki mikatı ise senenin hepsidir. Zira senenin hepsinin bütün vakitleri umre ihramının vakti demektir. Haccın mekana dayalı mikatı ise, şöyle izah dilebilir: İsterse Mekkeli olsun, ister olmasın Mekke'de duranlar için mekan mikatı Mekke'dir. Mekke'de ikamet etmeyenler için daha evvel bahsi geçen beş mikat mahalinden ihrama girilir. (Medineliler, Zül Huleyfe'de, Şamlılar, Mısırlılar ve Mağribliler Cuhfe'de, Yemenliler Yelemlem'de, Necidliler Kar-nül Menazilde, doğulular Zat-ı Irkta ihrama girerler.
2. Her üç cemrenin taşlanması, akabe cemresi dışındaki cemreleri teşrik günlerinde yani mescid-i hayfı izleyen cemreden başlar. Sonra orta cemreye ve daha sonra da Akabe cemresine geçer. Akabe cemresini ise yalnızca kurban bayramının birinci günü atar.
3. Mina'da gecelemek. Kuvvetli görüşe göre vacibtir. Müzdelife de gecelemek. En sahih ve kuvvetli görüşe göre,
vacibtir.
5. Veda tavafı. Mekke'den dışarı yolculuğa çıkmayı irade eden herkese bu tavafın yapılması vacibtir. Öyle kimselerin ister hac nedeniyle orada dursun ister başka bir nedenle orada dursun kesinlikle fark yoktur. İsterse yolculuğu uzun veya kısa olsun, fark yoktur. Bu vacibiyet ezher kavle göredir.
3. Sünnetler:
Haccın sünnetleri sekiz ve başka bir görüşe göre daha fazla olabilir. Sünnetler rükünlerin ve vaciblerin dışında olan bütün amellerdir. Buna göre sünnetlerin terkibinin izahı şöyledir.
1. Hacc-ı ifrad. Haccın umreden önce yapılması gerekir. Bu nedenle önce ilgili mikat mahalinde hac ihramına girer. Haccı bitirince, Hareme yakın olan verden umre ihramına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi en iyi ve faziletli ihram yeri Cirâne'dir. Ondan sonra Tenim ve ondan sonra da Hudeybiyedir.
2. Telbiye getirmek. Telbiyenin okunması şöyledir.
Bunu Arapça olarak söylemesi caiz olduğu gibi her dille söylemesi caizdir. Yani bunun Arapça olarak söylenmesi sünnet olduğu gibi başka bir dile tercümesi de caizdir. Hatta ve hatta Arapça biliyor ise de yine kendi diliyle söylemesi de caizdir. İhrama girdikten sonra çokça telbiye getirmek sünnettir. Erkekler seslice telbiye getirirler. Telbıyeyi bitirince peygamber (s.a.v.)'e salat ve selam getirir, Allah'tan rızasıyla cenneti, cehennemden korumasını ister.
3. Kudüm tavafı: Bu, Arafatta vakfe yapmadan Mekke'ye giren hacılar içindir. Umre yapan kimse için durum değişir. Öyle kimseler için umre tavafı yaptığında, bi daha kudüm tavafı yapması gerekmez.
4. Tavaftan sonra iki rek'at namaz kılmak: Bu namazı Makam-ı İbrahim'in arkasında kılacaktır. Bu namazda kıraati gündüz ise gizli, gece ise açık olarak yapar. Bu namazı Makam-ı İbrahim'in arkasında kılmazsa, Hicr'de burada da imkan bulamazsa, mescidde veya Harem'de veya dışında kılacaktır.
5. ihrama girmek istediğinde, dikişli ve benzeri elbiseleri çıkarmak. En sağlam ve tercih edilen görüşe göre, bunun ihramlı halde iken vacip olduğu anlaşılıyor. Aynı zamanda bunun sünnetler içinde zikredilmesi gerekiyor. Ayak parmaklarını örten ayakkabı veya terlik giymemek. Beyaz, yeni veya temiz olan izar ve rida giymek. Zira hadisi şerifte; "Beyaz elbiseler giyiniz." buyurulmaktadır. Ebu Avva-ne'nin sahihinde;
Her biriniz, izar, rida ve takunya (veya terlik) ile ihrama girsin." buyuruluyor.
Netice itibarıyla erkeğin dikişli elbiselerini çıkarması vacibtir. Onların yerine bir izar ve rida bağlamalıdır. Erkeğin peştemalinin beyaz olması sünnettir. Kadının ise elbiselerini değiştirmesi gerekmez. Fakat onun yüz ve ellerini açıkta bırakması vacibtir. Bazı sahabelerin hacda ihramlı iken, yüzün örtülmesinin gerekli olup olmadığını sormaları üzerine, Rasulullah şöyle buyurmuştur:
Kadın ihramlı iken, yüz ve ellerini kapatmaz. [33]
Kadının ihrama girmeden evvel ellerini kınalamaması sünnettir. Zira ellerini açık bırakmak mecburiyetindedir.
6. İmamın dört sefer hutbe okuması: Birincisi: Zilhiccenin yedinci günü öğleden sonra Kâsenin yanında, ikincisi: Arefe gürü Ürene vadisinde ve adet gereği Nemire mescidinde, üçüncüsü: Kurban baynamı günü, dördüncüsü teşrik günlerinin ikincisinde ve öğle namazından sonra.
Bu hutbelerde hac, Mekke'ye dönüş, veda tavafı gibi konuları ele alır. Hatib hacıları hakka çağırır. Onları ibadete davet eder. Ve aynı zamanda hacıları en iyi şekilde irşatta bulunur. Fakat Arefe günü hutbesi namazdan öncede okunduğu gibi aynı zamanda iki hutbe şeklinde de okunur.
7. Zemzem suyu istemek: Hac ve umreye gitmeyenler için bu sudan içmek yine sünnettir. Zemzem suyunu kanasıya içmek, içerken kıbleye dönmek ve aynı zamanda içmeden evvel " Allah'ım, bana Peygamber'den ulaştığına göre; "Zemzem suyu ne niyetle ve ne maksatla içilirse onun için olur. Ben de onu dünya ve ahiret saadeti kazanmak için içiyorum.
İbn Abbas'ın zemzem suyu içtiği zaman şu şekilde dua ettiği rivayet edilir:
Alah'ım! Senden menfeatli ilim, geniş bir nzık ve her hastalıktan şifa istiyorum." Başlangıçta besmele çekmek sonra nefes alarak üç kere de içmek sünnettir. Aynı şekilde zemzem suyunu başına, yüzüne ve göğsüne serpmek sünnettir.
8. Hacda sünnet olan gusüller: Bunlar yedi sefere mahsus olmak üzere aşağıdaki sebeblerden biri için yapılması sünnettir.
a.) İhrama girmek için: Hac ihramına girmek veya umre veya her ikisi için ihrama girmek hem erkekler hem de kadınlar için sünnettir. Hatta kadınlar hayız ve nifas halinde olsalar bile, gusül almaları sünnettir. Şayet su bulamayan veya bulunan suyu özründen dolayı kullanma gücünden mahrum olan kimse teyemmüm ederek ihrama girer.
b.c.) Hareme ve Mekke'ye girmek isterse ne kadar ihramsız da olsa.
d) Arafatta vakfe yani durmak için,en sevablı yer Nemire'de yapılmasıdır.
e) Bayramın birinci günü, imsaktan sonra Müzdelifede Meş'ar'i Haram da durmak için.
f) Üç teşrik gününün hepsinde zevalden sonra cemreleri atmak için.
g) Medine'ye girmek için.
İhramın Sünnetleri
İhrama girmek için gusletmek sünnettir. Gusul sünnet olduğu gibi vücuda güzel kokular sürmek, hatta ve hatta elbiseleri de kokulamak yine sünnettir. Bunlar gibi kadının ellerine kına yaması da böyledir. En iyisi ve en sevabı binek üstünde ise bineği hareket eder etmez, yaya ise yürümeye başlayınca derhal ihrama girmesidir.
Sesini yükselterek çok çok telbiye getirmek. İnmek ve binmek halinde çıkmak ve kafirlerine rast geldiği zaman durumlarda yine devamlı olarak telbiye getirmek de sünnetlerde sayılır. Şafîîlere göre başlarken kıbleye dönmek ve şu duayı okumak sünnettir.
Allah'ım! Senin için saçımı, cildimi, etimi ve kanımı ihrama sokuyorum." demek sünnettir.
Tavafın Sünnetleri
Erkeğin de kadının da Allah'in muazzam evini tavaf etmesi sünnettir. Zira Müslim'in yürüyerek de yapıldığına dair rivayeti vardır. Yine Buharı ve Müslim'in rivayetlerine göre, ilk tavafında olduğu gibi, tüm tavaflarda Hacer'ül Esved'i sağ eliyle selamlar. Eğer imkan o-lursa onu öper ve alnını onun üzerine bırakır. Eğer bunun imkanı olmazsa eliyle ona işaret eder.
Fakat Rüknü Şamilleri, yani Hacer'ül Esved'in yanında olan iki rükün köşe, selam vermez ve onları öpmez. Zira Rasulullah (sav) bunlara istilam yapmazdı.
Buhari ve Müslim'de yer alan bir rivayette Hz.Ömer (ra): "Peygamber (sav) yalnız olarak Hacer'i ve Rüknü Yemani'yi selamlardı." diyor. Bu arada Rüknü Yemani'yi eliyle selamlarken onu öpmez. Zira bu meselede bir rivayet yoktur.
Hacer'ül Esved'in tam mukabelinde tavafa başladığı zaman şu duayı okumak: "Allah'ın adıyla. Allah en büyüktür, Allah'ım sana inanarak, kitabını tastık ederek, ahdine sadık kalarak ve Peygamberin Muhara-med'in sünnetine uyarak. [34]
Kâ'be'nin kapısı hizasında şu duayı ede: "Allah'ım! Elbette bu beyt senin beytindir. Elbette bu haram senin haramındır. Elbette bu emn senin emnindir. Yine bu cehennemden sana sığındığım makamdır. Her iki rüknü yemaniler arasında şeylerdir. Allah'ım bize hem dünyada hem de ahirette iyilik ve güzellikler ver. Bizi cehennem azabından muhafaza et."
Bütün tavaflarında dilediği gibi dua edebilir. Fakat hadislerde rivayet edilen dualar daha faziletlidir. Kur'an ise en faziletli zikirdir. Ardından sa'y gelen her tavafın ilk üç şavtmda koşar gibi tavaf eder. Kalan dört şavtta normal olarak yürür. Buharı ve Müslim'de yer alan İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre; "Rasulullah (sav) beyti ilk tavaflarında üç sefer koşar, dört kez de yürürdü." Aynı zamanda bu koşmalar sırasında; [35]
Allah'ım! Onu makbul hac, affedilmiş günah ve şükürlerden o-lan bir çalışma yap." der.
Erkekler hatta erkek çocuklar, Ebu Davud'un rivayet ettiği gibi tavaf ve sa'yda ridalarını, ortası sağ omuzlarının altına, iki baş ucu da sol omuzlarının üstüne gelecek biçimde örterler. Bu bir sünnet gereği olmakla birlikte sahih olan bir görüştür. Fakat kadının bunu yapmaması gerekir.
Yedi tavafın ara vermeden üst üste yapılması gerekir. Zira bu şekilde olan tavaf bazı mezheplere göre vacibdir. Şu halde tavafların arasını mazeretsiz ayırmak mekruh olur. Cemeate katılmak veya zor olan bir ihtiyacın çıkması gibi durumlar özürden sayılır. Farz olan bir tavafta cenaze veya cemeatle kılman sünnet namazlar nedeniyle ara vermek yine mekruhtur.
Şerefi lmak için Kâseye yakın olmak. Yakınlık selamlama ve öpmek için de bir kolaylıktır. Koşmadan başka ve sıkışıklık durumda Kâseye yakın olmak yakın olmaktan daha iyi olur. Fakat uzağa koşmak için gitmek Kâsenin yakınından daha faziletli olur. Sıksık Hicr'e gitmek ve orada çokça namaz kılmak ve duada bulunmak. Nafile tavaflarda niyet sünnet iken haccın rüknü olmayan tavafta ve veda tavafında vacibtir.
Şa’y’ın Sünnetleri
Tavaftan ve her iki rek'at tavaf namazından sonra sa'y edecek kişinin, Hacer'ül Esved'i eliyle selamlaması sünnettir. Ondan sonra Safa ve Merve arasında sa'y etmek üzere safa kapısından çıkar. [36]
Safa kapısı, rüknü yemanîlerin karşısında olan kapıdır. Erkeklerin mutedil olan bir insan kameti kadar Safa ve Merveye çıkıp, oradan Kâbe-i Muazzamaı seyretmesi sünnet veya müstehaptır. Zira Peygamber (sav) Safa ve Merve'yi her birine Kâbeyi görecek şekilde çıkmıştır. Çıktığı zaman şu zikri söyleyecektir:
Daha sonra din ve dünya ile ilgili istediğince duada bulunur. Sa'y'm ihtidasında ve ahirinde orta olarak yürümek sünnettir. Yalnız erkeklerin iki yeşil direk arasında süratli olarak yürümesi sünnettir. Bu sırada;
Rabbim! Mağfiret et. Merhamet et ve bildiklerinden vazgeç. Aziz ve Kerim olan yalnız sensin" diye dua ederler.
Her hangi bir tavaftan sonra sa'y edildiği zaman: Başka bir tavaftan sonra sav etmemek gerekir. Örneğin; sünnet olan kudüm tavafından sonra sa'y yapılmışsa, hacda rükün olan tacafı ifazdan sonra sa'y yapmak mekruhtur.
Hacı hervele yaparak Safa ve Merve tepelerine çıktığında her seferinde kendisine, arkadaşlarına ve mü'minlere dilediği şekilde du-a edebilir. Sa'y yaparken okunması müstehap olan dualardan biri de şöyle dir; "Ey kalpleri evirip çeviren Allah! Kalbimi dinin üzerinde sabit kıl. Allah'ım! Senden rahmetini gerektiren şeyleri, mağfiretini, azametini, cennetini istiyorum. Her günahtan selameti istiyorum Ey Allah'ım! Senden takvayı, zenginliği ve namuslu olmayı istiyorum.[37]
İmamın dokuzuncu gün zevalinden yani öğleden sonra iki hutbe okuması sonra da halka öğle ve ikindi namazlarını kısaltarak ve cem-i takdim yoluyla kıldırması sünnettir. Bu şekilde olan uygulama Müslim'in rivayetiyle aynıdır. Bu şekilde yapmak sünnete uymanın gereğidir. Gün batıncaya kadar vakfeye devam etmek sünnettir. En faziletlisi de gün battıktan sonra ve ufuktaki kızıllık biraz kaybolduktan sonra durmaktır.
Hacıların Allah'a zikir ve duada bulunmaları ve çok çok tehlil getirmeleri sünnettir. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:[38]
Duaların en hayırlısı Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki olan Peygamberlerin söylediklerinin en faziletli dua şudur. "Allah'tan başka ilah yoktur. O tektir. O nun ortağı yoktur. Mülk yalnız O nun, hamd yalnız O nadir. O nun her şeye kudreti vardır. Beyhaki'nin rivayetinde şu ilave vardır. "Allah'ım! kalbimde nur, kulağımda nur ve gözümde nur meydana getir. Allah'ım! Göğsümü benim için genişlet ve işimi benim için kolaylaştır."
Peygamber efendimize çokça salavat-ı şerife getirmek sünnettir, Kur'an okunması da sünnettir. Arefe günü sıksık Haşr ve îhlas surelerinin okunması da sünnettir. Dua ederken elleri yukarıya kaldırmak sünnettir.
Yedi yerde eller kaldırılır: Namaza başlarken kıbleye yöneldiğinde, Safa ve Merve'de , iki vakfe yerinde ve iki cemrede. Dua ve zikirlerde aşırı derecede yüksek sesle dua ve zikir yapmak doğru değildir. En faziletlisi, erkeğin binek üzerinde vakfe durmasıdır. Rahmet dağına çıkmakta kesinlikle her hangi bir fazilet yoktur. Arefe dualarından şu dua da önemlidir:
Allah'ım.! Bize bu Dünyada ve Ahirette güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru. Allah'ım ben nefsime çok zulmettim. Günahları ise ancak ve ancak sen mağfiret edersin. O halde tarafından beni tam anlamıyla mağfiret et ve bana merhamet eyle. Elbette sen çok mağfiret ve merhamet edensin. Allah'ım! Beni günah zilletinden taat izzetine götür. Helalin ile beni haramdan halas et. İyilikten beni, kendinden başkasına muhtaç eyleme. Kalbimi ve kabrimi nurlandır. Bana hidayet et. Beni tüm serlerden muhafaza et. Benim için hayrı cem et, bir yerde topla. Allah'ım senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik istiyorum." Ondan sonra da Mü'minler için de dua etmesi gerekir. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur:
Allah'ım hacıyı mağfiret et ve hacının mağfiretini istediği kimseyi de mağfiret et" diye dua etmiştir.
Arafat'a Çıkmanın Sünnetleri
Araf atta vakfeye durmanın, haccın en önemli rükünlerinden biri olduğunu söylemiştik. Mekke'den önce Arafata gitmlek te caizdir. Fakat sünnet olan şekli şöyledir.
1. Mekke'ye gidip kudüm tavafını yaptıktan sonra, Arafata gidilmelidir. Her hangi bir tavaftan sonra sa'y edildiği vakti, başka bir tavaftan sonra sa'y etmemek gerekir. Örneğin, sünnet olan kudüm tavafından sonra sa'y yapılmışsa, hacda rükün olan tavafı ifaza'dan sonra sa'y yapmak mekruhtur.
2. Müslümanların yöneticisi veya ileri gelen birisi, Zilhiccenin yedinci günü öğle namazından sonra bir hutbe okuyarak halkı yarın sabah Mina'ya çıkmaya teşvik etmeli ve Mina'dan sonra neler yapacaklarını, Arafat'a nasıl gideceklerini onlara beyan etmelidir.
3. Zilhiccenin sekizinci gününün sabahına kadar durulmalıdır. Beş vakit namaz, Mescid-i Hayfda eda edilmelidir. Rasulullah (sav) namazlarını orada kılmıştır.
4. Dokuzuncu günün sabahı, güneş doğduktan sonra Arafat'a doğru yola çıkmalı. Arafat yakınında Nemire denilen yerde durup, güneşin batıya doğru kaymasını beklemelidir. Öğle ve ikindi namazı burada yani Arafat camiinde cem'i takdim ile kılınmalıdır. Sonra Arafata gidilip, güneş batıncaya kadar orada durulmalıdır. Orada dua edip, zikredilmelidir
Müzdelifede Gecelemenin Sünnetleri
Arafat'ta gecelemek vacibtir. Arefe gününün güneşi battıktan sonra Müzdelife'ye gidip orada gecelemenin sünnetleri şunlardır.
1. Arafat dönüşünde, Müzdelife'de gecelemek gerekir. Eğer fecre kadar Müzdelife'de gecenin ikinci bölümünde durmazsa kesinlikle kurban kesmesi gerekir. Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını cem'i tehir ile birleştirerek kılmak sünnettir.
2. Müzdelife'de cemreler için taş toplamak. Bu taşların nohuttan biraz büyük, bakladan küçük olması gerekir. Fadl b. Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir. "Rasulullah (sav) bayram sabahı bana "Benim için taş topla'" dedi. Ben de nohut büyüklüğünde taşlar cem ettim." [39]
3. Meş'ar'ül Haram'ın yanında vakfe etmek. (Meş'ar'ül Haram, Müzdelifenin ahirinde bulunan küçük bir dağın ismidir.) Burada seher vaktine kadar durulup, Rabbena âtinâ duası çokça okunmalıdır. Meş'ar'ül Haram (Kuzah dağın) da Allah'ı anın! Onu size nasıl hidayet ettiyse öyle zikredin. Zira O'nun hidayetinden önce delalette olanlardınız. [40]
Sonra Mina'ya doğru yola devam edilmelidir. Şiarları "La İlahe İllallah" olmalıdır. Yolculuklarını güneş doğduktan sonra Mina'ya varacak şekilde ayarlamalıdırlar.
Şeytan Taşlamanın Sünnetleri
Cemretül Akabede şeytan taşlarken dikkat edilmesi lazım gelen hususlar şunlardır.
1. Mina'da Cemretül Akabe'ye taş atmadan hiç bir şey yap-ma-malıdır. Zira Mina'nın armağanı, hediyesi bayram gününde Cem-retüT Akabe'ye yedi taş atmaktır,
2. Birinci taşı attıktan sonra her kes Akabe Cemresini (büyük cemre) yedi taş olarak atar. Birinci taşı attıktan sonra telbiyeyi kes-melidir. Bu taşın atılması Mina'yı selamlamak manasına gelmektedir. Zira Hz. Peygamber birinci taşı attıktan sonra telbiye etmeyi terk ederdi. Aynı zamanda onun yerine "Allah'tı Ekber" derdi.
3. Her taş atılırken Rasulullah'm yaptığı gibi, önce onu karşısına, Mekke'yi soluna, Mina'yı sağma almak gerekir. Her taşın başında tekbir getirilir. Usul şöyle olmalıdır:
Allah en büyüktür, (üç defa) Allah'tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür ve hamd yalnız Allah'adır." Taşları sağ eliyle baş parmakla, işaret parmağı arasına alıp ve koltuk altında ki beyazlık görünecek şekilde kaldırarak atması daha uygundur. En sahih olan budur.[41]
Cemrelere en az beş zira (yaklaşık dört metre) uzakta durup atmak ta caiz olur. Şu halde tam cemrelerin önünde durup taşlan belirli bir yerin üzerine bırakmak yeterli değildir. Biraz geri durmak sünnettir. Taşların üst üste atılması sünnete daha uygun olur. Bir bineğin üzerinde gidip, binek halinde atmakta caizdir. Cemrelere taş atmanın mekruh, mesnun ve mubah olmak üzere üç çeşidi vardır.
a) İmsaktan sonra, güneş doğuncaya kadar geçen zaman içinde cemrelere taş atmak mekruh olur.
b) Güneş doğduktan sonra zevale kadar taş atmak sünnettir.
c) Zevalden güneş doğuncaya kadar olan müddet içinde atmak ise mubahtır. Geceleyin ise, mekruhtur.
Bu üç vakit, bayramın birinci gününe bağlıdır. Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günü ise zevalden sonra atmak sünnettir. Zevalden önce caizdir. Mekruh diyenler de olmuştur. Güneş battıktan sonra bu günlerde taş atmak mekruhtur. İmsak olmadan taş atmak sahih değildir. Bu konuda görüş birliği vardır. Dördüncü gün taş atmanın vakti ise, Ebu Yusufa göre, imsak doğduktan sonra, güneş batıncaya kadar geçen zamandır. Fakat zevalden evvel mekruhtur. Zevalden sonra sünnettir.
Yer yüzü cinsinden olan taş, kireç, arsenik, tuğla, alçı ve bunlar gibi maddeleri atmak caiz değildir. Şu halde kıymetli taşları atmak ta olmaz. Zira o şeytanı recm etmek olmaz. Onu taktir etmek manasına gelir. Hatta kıymetli taşlardan başka kaya tuzu, kurumuş çamur, antimon gibi maddeleri de şeytan taşlamada kullanmak caizdir. Taşların veya taş cinsi her hangi bir maddenin büyüklüğü, fasulye kadar veya ondan biraz büyük., yani fındık veya fıstık tanesi kadar olması uygun olur. Bunlardan daha büyük veya daha küçük taşların atılması da caizdir.[42]
Taşların belli bir yerden toplanması şart değildir. Herhangi bir yerin taşlan da caizdir. Fakat yıkanıp temizlenmesi uygun olur. Ne-cis olan taşların atılması mekruhtur. Cemrelerde daha önceden atılmış taşların alınıp tekrar atılması caiz ise de, istihbaba muvafık değildir, cemrelere taş atmak için büyük olan bir taşı parçalamak mekruhtur. Rasulullah'm böyle büyükçe bir taşı parçaladığı tesbit edilmemiştir.
Cemreler üç tanedir. Birincisi, Mescid-i Hayfe yakın olandır. İkincisi ki, buna Cemre-i Vüsta yani orta cemre denir. Birincisinden sonra gelir. Üçüncüsü, bundan hemen sonra gelen Cemre-i Akabe'dir. [43]
Cemrelere Batn-ı Vadi'de durduktan sonra taş atmak daha mü-nasibtir. Bu şekilde olursa, cemreyi sağma aldıktan sonra sağ eliyle daha rahat atılması olur. Cemrelere vadide atması mümkün olmazsa, tepeye doğru çıkıp yukarıdan taş atması da caizdir. Fakat vadide ise, sünnete uygun olur. Çok izdiham olursa belirtilen yerde durup atmak mümkün görülmediğinde mümkün olan ne ise o yapılır. Kalabalık olduğu zaman Mina'yı sağına, Kâ'beyi soluna alarak cemreye yüzünü dönerek taş atmak ve attığı taşın nereye düştüğünü görebilecek bir yerde durmak en iyisidir.
Atılan taşların cemrelere üç arşın mesafeye düşmesi lazımdır. Daha uzağa düşen taşlar atılmış sayılmaz. Yeniden atılması gerekir. Atılan taşlar öndeki hacıların önünde kalırda cemreye düşmezse o taşlar atılmış sayılmaz, bir daha atılması gerekir. Şu halde hacıların attıkları taşların nereye düştüğüne dikkat etmesi gerekir.
Bir cemreye bir defada yedi taş atmak, yalnız bir defa sayılır. O halde taşları toplu halde atmak caiz değildir. Bir cemreye bir günde yedi taş atılır. Fazla atmakta her ne kadar bir sakınca yok ise de lüzumsuz görülmüştür. Taşlar atılırken şöyle söylenir:
Bismillâhi Vallahu Ekber Rağmen (veya recmen) Li'ş-Şeytani ve Hizbihi" Taşların atılması bitince şu duanın yapılması tavsiye edilir. "Allah'ım! Haccımı mebrur eyle, Harcadığım gayretimi kabule layık eyle. Günahlarımı bağışla." Birinci cemreye taş atmayıp ikinci ve ü-çüncü cemreye taş atacak olursa, bayramın ikinci ve üçüncü cemrelere atacak olsa, dönüp birinci cemreye de atması ve mümkün olursa ikinci ve üçüncü cemrelere tekrarlaması yani tekrar atması gerekir. Eğer iade etmezse vacib yine de yerine gelmiş sayılır.
Şiddetli izdiham, kalabalık olduğu zaman, taşlamanın teTıir edilmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü izdiham bir özürdür. Birinci, ikinci ve üçüncü cemreye taş atarken yüzün kıbleye dönük olması ve Allah'u Ekber denilerek atılması gerekir.
Fakat Cemretül Akabe'de şeytan taşlarken de birinci ve ikinci cemrelerde olduğu gibi, taşladıktan sonra orada durulmamalı ve dua edilmemelidir. Bütün bunların delilleri, Rasulullah'm böyle yaptığı anlatılan rivayetlerdir.
Haccı tamamlayıp ihramdan çıkmanın kaidesi: Hacca başlayan kimsenin yapması gereken şeyler üç tanedir.
Cemretül-Akabe'ye taş atmak. Traş olmak. Kâ'be'yi tavaf etmek.
Bu üç kısımdan ikisini yerine getiren kimse hacdan birinci çıkışa hak kazanmıştır. Buna küçük Tahallül denir. Bu durumda olan hacıya, hacda haram olan her şey helal olur. Anc tk nikahlanmak ve cinsi münasebet yasaktır. Diğer üçüncü kısmı da yerine getirirse, o kimse hacdan tamamen çıkmış olur. Buna da, Tahallül'ü Ekber, yani büyük tahallül denir. Bundan sonra hacda haram olan her şey kendisine helal olur. Rasulullah şöyle buyurmuştur:
Ebu Davud Hz. Aişeden rivayet etmektedir:
Kadınlar da saydığımız, bütün husularda mümkün derecede erkekler gibi hareket etmeleri gerekir. Yalnız bir fark vardır. Kadınlar başlarını açmazlar yalnız yüzlerini açarlar. Telbiyelerini de gizli olarak getirirler. Tavafı remel yani acele yapmazlar. Sa'y ederken iki yeşil mil arasında acele yani hızlı yapmazlar. Saçlarını traş etmezler. Yalnız uçlarından parmak uçları uzunluğunda keserler. Dikişli elbise giyinirler. Renkli elbiseye itibar etmemek gerekir. Ayaklarına da ayakkabı ve çorap giyerler. Hah olmadığı taktirde Hacer'ül Esved'i öpmezler. Hah olduğu taktirde ise öpmek caizdir. Hünsa (hem erkeklik hem-de kadınlık organı bulunan) her hangi bir kimse de kadınlar gibidir.[44]
Karısıyla beraber sa'y eden erkek de iki mil arasında koşmaz. Karısıyla beraber normal yürür. Telbiye sırasında seslerini kendileri duyacak bir tonta tutmaya dikkat ederler. Mikata yetiştikten sonra, kendisinin baygınlığı devam ederse, adına telbiye getirilip hacca başlanmasını tavsiye eden kişinin bu tür tavsiyesi caiz olduğu gibi, arkadaşlarının da onun bu tavsiyesini yerine getirmeleri caizdir. "Uyuyup kaldığım taktirde benim yerime telbiye getirip başlatın" şeklinde tavsiye ederse, yine caizdir. (Bu fetva İmam Ebu Hanife ye göredir.)
Sırtında taşıdığı bir kimse ile tavaf yapanın tavafı sahihtir. îs-terse biri umre diğeri de hac için niyetlensin. Bu meselede taşıyanın niyeti lazım gelmez. Şu halde taşıyan kişi hacca niyetlenmese bile sahihtir. Zira hastaları, yaşlıları tahtırevanlar üzerinde taşıyanların ekserisi ihramsızdırlar. Cemrelere taş atamayayacak kadar hasta ve halsiz olan kimseler yerlerine vekil tayin edebilirler.
Bir çocuğun velisi yanında taşıdığı çocuğun, hac menasikini yaptırırken cemrelere taş atmayı ve Müzdelife'de vakfeyi terk ederse kendisine bir şey lazım gelmez. Fakat bu vacibleri yerine getirmek gerekir. Çocuğu elbiselerinden sıyırıp dikişsiz bir elbise giydirerek hac meselesinde onun hafızasında güzel bir hatıra bırakmak daha uygun olur.
İhramlı iken yapılması haram olan şeylerden çocuğun da uzak tutulması daha uygun olur. Fakat çocuk yasak olan şeylerden birini işleyecek olursa, bir ceza gerekmez. Çocuk haccı ifsad ederse kendisine haccın kazası lazım gelmez.
İhrama Girdikten Sonra Yapılacak Hususlar
1. İlahî yasak sınırlarına tecavüz etmemek, günah işlememek, herhangi bir kimseyi günaha teşvik ve tahrik etmemek. Şayet kim böyle yaparsa haccmın sevabını ve faziletini kaçırmış olur.
2. Cinsel yaklaşmada bulunulmaz. İhram'dan çıkılmcaya kadar bu haramdır.
3. Dikişli elbise giymemek başa herhangi bir şey koymamak fes, sarık, külah, takke ve bunlar gibi hiç bir başörtüsü kullanmamak. Bu erkekler içindir. Kadınlar başlarını'örterler.
4. Başkasıyla sürtüşüp tartışmamak kalb kıracak kötü söz ve davranışlardan kesinlikle sakınmak. [45]
5. Harem topraklarında av avlamamak , avcılık yapanlara yardımcı olmamak, hatta ve hatta işarette bile bulunmamak.
6. Yüz kısmını örtmemek, ağız ve burun kısımlarını da kapatacak şekilde bir şey kullanmamak.
7. Ayakların üst bölümünü kapatacak surette ayakkabı giymemek. Topuklardan aşağı ve parmak diplerinden yukarı kısım açık kalmak şartıyla ayakkabı giyilebilir. Mest lastikleri, terlik ve benzeri şeyleri giymekte bir beis yoktur.
8. Çorap ve benzeri bir giysi giymemek. Ancak soğuk yağmur ve benzeri durumlarda kolları geçirmemek şartıyla ceket veya pardesü gibi bir giysiyi omuz üzerine almakta bir beis ve sakınca yoktur. Zira haram olanı adet bir şekilde giyinmektir. [46]
Para ve benzeri lüzumlu şeyleri korumak ve belden aşağı olmak şartıyla kullanılan peştemalm açılıp düşmesini önlemek için kemer, kuşak ve benzeri bir şey kullanmaya cevaz verilmiştir. Zira buna hacıların ihtiyaçları vardır. îhram olarak örtülen izar ve ridada dikiş veya yama bulunmasında, sökülmemesi için kenarlarının dikilmesinde kesin olarak bir beis yoktur. Ridanın uçlarını birbirine bağlamak veya iğne ile tutturmak belden aşağı olmak üzere caizdir. Belden yukarı olursa bir görüşe göre caiz olmasına rağmen mekruhtur.
9. Koku neşredecek veya rengi bedene geçecek şekilde boyalı peştamal kullanmamak. Bu elbiselerden başka diğer elbiseler dikişsiz olmak şartıyla giyilebilir. Fakat beyaz olanı daha efdaldir.
10. Sakal ve saçları traş etmemek, tırnakları kesmemek. Jilet, ustura ve bunlar gibi aletleri kullanarak, vücuddaki kılları kesmemek, kılları dökücü nitelikte olan arsenik ve benzeri maddeleri kullanmamak.
11. Eliyle her hangi güzel bir koku sürünmemek, yağlı ve kokulu merhem ve benzeri maddeleri kullanmamak, kına ve buna benzeyen maddeleri hiç bir organına sürmemek.
12. İçine güzel bir koku katılmamış sürme kullanmakta bir beis yoktur. Zira bu sürme, sıcak ve güneşli bir havada gözleri korur.
13. Kadına şehvetle dokunmamak, öpüp okşamamak.
14. İhramlı kaldığı müddetçe sakal ve saçlarını yıkamamak, kılları dökülecek bir surette kesinlikle kaşınmamak.
15. Çadır ve çadıra benzeyen şeyler altında, gölgelenmekte bir mani beis yoktur. Başına dokundurmamak şartıyla şemsiye ve benzeri bir şeyin kullanılması da caizdir. Zira böyle, yapmak güneşin çarpmaması içindir. Kan aldırmak kırılan bir kemiğin, vücudunu alçı ile sarmakta da bir sakınca yoktur. [47]
16. Mekke haremine ihramsız girilmemesi lazımdır. Zira Şafiîlere göre, sünnettir. Diğer mezheplere göre ise vacibtir.
17. Haremde avlanmak, ihramlı olsun, olmasın fakihlerin ittifakıyla haramdır. Kendiliğinden zarar ve eza veren muzır hayvanlar bu hükümden müstesnadır. "Haremin avı kovalanmaz" bu hadise göre ise av öldürüldüğünde tazmin olunur.
18. Mekke Haremine ihramsız girilmemesi lazımdır. Şafiî mezhebine göre müstehaptır.diğer mezheplere göre vaciptir.
19. İsterse ihramlı olsun ister olmasın Haremde avlanmak ic-mai ulama ile haramdır.
20. Haremin kendiliğinden biten insanlar tarafından dikilmemiş olan ağaçları kesilmez, diken, yavşan, böğürtlen gibi otları kopa-rılmaz. Fakat zaruret için güzel kokulu ızhır adındaki bitki bundan hariçtir. Malikîlerin izahatları gibi şu altı nevide ızhırm hükmüne bağlıdır. Sinamek (kabızlık için kullanılır.) mihcen ismindeki olan ile kat yani kesilmiş ağaç yaprağı, denek misvak, bulunduğu yere bina ve mesken yapmak veya duvar ve bostan yapmak için kesilecek a-ğaç. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Seksiz olarak Allah Teala yerleri ve gökleri yarattığı gün haram kılmıştır. İşte Allah'ın haram kılmasıyla kıyamet gününe kadar haram olarak kalacaktır. Dikeni kendi yerine koparılmız. Avı kovalanmaz. Yolda bulunan yitiği -sahibini bulmak için ilan edecekten başka kimse alamaz. taze otlarıda koparılmaz.
Hz. Abbas (ra) "Ya Rasulullah (sav)! ızhır hariç olsun. Demircilere ve evlere lazım oluyor." deyince: Rasulullah, ızhırda hariç" buyurdu. Malikîlerden başka cumhur da kesilmesi yasak olan bitkilerin kesilmesinde tazmin vardır der.
İnsanların yetiştirmiş olduğu ceviz, badem, hurma, bunlara benzeyen erak ağacı (misvak yapılır) nar, kavun buğday gibi bitki ve ağaçların kesilmesi haram değildir. Kuru ot ve ağaçların kesilmesinde bir sakınca yoktur. Zira bunlar mesabesindedir. Ağaç yapraklan da alınmaz. Haremden ak mantarın alınması caizdir. Zira bitki cinsinden değildir. Diğer adi mantarlar da böyledir. Kesinlikle kökleri yoktur. Şekilleri aynı meyveler hükmündedir.
Karga, dölengeç, fare, yılan, kudurmuş köpek, sivri sinek, karınca, pire, kene, kaplumbağa ve av olmayan hayvanlar ve zararlıların öldürülmesinden dolayı, yukarıdaki, tafsilat ve ihtilaf konularına göre kesinlikle bir şey gerekmez.
Taifteki Vecc deresinin avını öldürmek ve ağaçlarını kesmek haramdır, haram kılınmıştır. Hanbelîlere göre Vecc deresinin av ve ağaçları mubahtır ve helaldir. Zira asıl olan helal olmaktır. İmam Ahmed bu hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir. Şafiîlere göre de, avdan ve ağaçtan dolayı tazmin lazım gelmez.
Harem toprağının ve taşlarının çıkarılmışını men etmesi gerekir. Şafiîlerin çoğunluğuna göre en sağlam görüş, çıkarmak mekruhtur. İmam Nevevî'ye göre en esas kavil haram olduğudur. Hanefilere göre ise, haremin toprak ve taşını çıkarmakta bir beis yoktur. Cumhura göre, isterse ikamet olsun, isterse geçmek için kafirin Hareme girmesine mani olunur. İmam Ebu Hanife yerleşmek için değilse girebileceğine cevaz vermiştir. Mekke ve Haremindeki, lukata, yani kayıp eşyayı mülkiyetine geçirmek kastıyla almak kesinlikle helal değildir. Fakat sahibini bulmak için ilan edecekse, o zaman alabilir.
Zira hadiste; "Haremde bulunan kayıp eşyalar alınmaz. İlan e-dip sahibine vermek kastıyla olursa müstesna" buyrulmuştur.
Mekke Hareminde öldürülen adamın diyeti daha ağır olur. Zira ayet-i kerimede;
Mescid-i Haram'ın yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. [48] buyurulmuştur.
Katilin veya maktulün Mekke'nin içinde olması hüküm olarak aynıdır. İmam Şafıîye göre diyetin ağırlaşması sayı ile olmaz. Belki develerin yaşı bakımından olur. Yine bunlara göre, Medine Hareminde vuku bulan öldürmeden dolayı diyet ağırlaştırılmaz. Cumhura göre; Mekke Haremi sınırları içinde, savaştan başka bir yolla isyanlarından çevrilmeleri mümkün olmayan, asilere karşı savaşmak caizdir. Zira asilerle savaşmak Allah'ın hukukuna tealluk eder. Boşa gitmesi kesinlikle caiz değildir. Haremde muhafaza olunması ise daha elzemdir.
Mescid-i Haram'ın yanında onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. [49] ayetine binaen Maliki ve Şa-fıîlere göre; Haremde şer'i hadler ve kısasların uygulanması lazımdır. Zira Rasulü Ekrem (sav)
Kâ'be örtüsüne sarılmış olduğu halde bulunan düşmanlığını zahir eden îbn. Hatal'ın öldürülmesini emretmiştir." Nitekim tabiatıyla beraber en zarar verici olan zararlının (akrep, yılan, fare, kudurmuş köpek, karga) da harem dahilinde ve haricinde öldürülmesini de emretmiştir.
İmam Ahmed ve İmam Ebi Hanife ile zahirilerden rivayet olunduğuna göre; bir kimseye had veya kısas olursa Harem'de bulunduğu zaman emniyettedir. Onlann delilleri ise; "Kim oraya girerse emniyette olur." ayetidir, bir de hadisi şeriftir. "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden kimsenin Harem'de kan dökmesi helal değildir." hadisidir. Haremde müşrikin defnedilmesi ve çıkarılması haramdır.
Hacdaki ceza, kurban ve hedyler Haremde kesilir. Harem yerine yani, mutavattın olanlara temettü ve kıran haccında kurban yoktur. Şafıîlere göre, sebebsiz olan nafile namazların haremde her hangi bir vakitte kılınması mekruh değildir.
îster Mekke'de olsun, ister Haremin başka yerlerinde olsun farkı yoktur. Mescid-i Haram'ı ziyaret etmeyi adayan kimsenin, Şafıîlere göre hac veya umre yaparak nezrini yerine getirmesi kesinlikle gerekir. "Ancak üç ziyaret için sefere çıkılır." hadisi gereğince, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa da aynı hükümdedir. Adayan kimseler için gitmek gerekir. Başka mescidler ise böyle değildir. Nezir olunduğu zaman onlara gitmek lazım gelmez.
Mekke'de yalnız kurban kesmeyi nezir ederse Şafıîlere göre bu adağı yerine getirmek ve bu adağın etini Harem'deki fakirlere vermek gerekir. Başka bir ülkede böyle bir nezirde bulunsa, en sağlam görüşe göre, bu nezir, adak muteber değildir.
Mescid-i Haramda namaz diğer ibadetlerin mükafatından kat kat fazla olur. İmam Ahmed'e göre, diyetin ağırlaştırılması, sayı cihetinde olur. Yani tam diyete ilave olarak üçte bir diyet daha icab eder.
Kadı İyaz ve diğer alimler diyor ki: "Peygamber efendimizin mübarek cesedini kucaklayan yeryüzünün en üstün ve faziletli parçalandır. Bunun arkasından da Mekke ve Medine'nin yer ypüzünün en faziletli beldeleri olduğu üzerinde ulemanın ittifakları vardır. Mekke ve Medine'den hangisinin daha üstün olduğunda ise ihtilaf vardır.
İmam Malik, Hz. Ömer (ra) ve diğer Medineli sahabeye tabi olarak Medine'nin daha eftal olduğunu söylemektedir. Zira Medine hicret yurdu, Ashab-ı Kiram'm yerleştiği Rasulullah (sav)'in ikamet edip medfun bulunduğu bir yerdir. Fazileti hakkında bir çok sahih hadis vardır. Bu hadislerden biri de şudur:
"Medine Taybedir. Ateş, gümüşün cüruf ve pisliğini attığı gibi Medine de habis insanları atar ve uzaklaştırır.[50]
Diğer üç mezheb imamı da Mekke'nin daha faziletli olduğunu söylemiştir. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur; Vallahi, sen Allah'ın yarattığı yerin en hayırlısı ve sevimli olan parçasısm. Senden çıkanlmasaydım, çıkmazdım." [51]Başka bir hadiste şöyledir:
Ey Mekke! Vallahi sen Allah'ın yarattığı yerin en hayırlısı ve Allah'a sevimli olan bir yersin. Senden çıkarılmasaydım, çıkmazdım.[52] Rasulullah (sav)'den diğer bir rivayete göre; "Bana ne hoş ve-de ne sevimlisin (Ey Mekke!) Eğer kavmim beni senden çıkarma-saydı, senden başka bir beldede durmazdım. [53]
Mekke'nin Medine'den faziletli olduğu hususunda zikr edilen noktalar şunlardır:
Hac ve umre için, oraya gitmek icab eder. Allahu Teala Meke'yi cahiliyye vaktinde de İslam vaktinde de emin bir harem olarak hazırlamıştır.
Allahu Teala yeri gökleri yarattığı zaman Mekke'yi Harem yeri olarak kılmıştır.
4. Mekke'ye ancak ve ancak ve mendub olarak hac veya umre niyetiyle dahil olur. Mekke'ye dahil olduğunda, Zî Tuvâ ismindeki Mekke'nin aşağı kısmında umre (Hz. Âişe [r.anha]} mescidi yoluna doğrudur. Bu yerde Meke'ye dahil, gusül niyetiyle yıkanır. Eğer başka bir yoldan Mekke'ye dahil olursa, yine o tarafta yıkanır. Bu gusül herkes, yani nifaslı, hayızlı, deli, çocuk dahil herkes için müstehaptır.
Mekke'ye gidilen Kedâ yolu, Mekke'nin üst tarafında kabristana doğru inen bir yerdir. Döndüğü zaman da Kudâ yolundan çıkmak sünnettir. Mekke'nin aşağı tarafında, Zit Tuvâ ya doğru Kuaykıan dağı yanındadır. Mekke'ye ilk girdiğinde mümkünse ev kiralama, elbise değiştirme gibi şeylerden önce, Kudüm tavafını yapmak müste-haptır. Kudüm tavafı Malikîlere göre vacib, cumhura göre sünnettir.
Şafiîlere göre Mekke'ye binekli değil yürüyerek girmelidir. Gecede gündüzde dahil olabilir. RasuluUah (sav) hacda gündüz, umrede ise gece dahil olmuştur. Dahil olduğu zaman insanlara zahmet vermemek, kendine zahmet verenlere çok yumuşak olmak. Gözleri Beytullah'a erişince hemen ellerini kaldırıp dua etmelidir.
Allah'ım! Bu Beytin şeref, kerem ve heybetini fazla yap, onu hacceden veya umre yapanların onu tazim ve tekrim edenlerin de şeref, hürmet ve takvasını fazla yap."
Ahiret ve dünya ile ilgili istediği duaları eder. Bu duaların en lazım olanı mağfireti talebetmektir. KâToe'nin karşısında şöyle dua eder.
''Allah'ım Beyt senin Beytin, Harem senin haremin, eman senin emanındır. Bu da cehennemden sana sığınılan makamdır." Beyt-i Harama Ben-i Şeybe kapısından girmek müstehabtır. Girerken sağ a-yağmı atar ve şöyle der: çıktığı zaman da aynı duayı eder ve şunu ekler;
Mescid-i Haram'a dahil olduğu zaman başka bir şeyle meşgul olmayarak doğruca Hacer'ül Esved'e gider. Kudüm tavafına başlar. Zira Mescid-i Haram'm tazimesi yalnız tavaftır. İhramlı veya ihram-sız oraya girildiği zaman tavaf edilmesi müstehaptır.
Fakat farz namazın edası veya kazası, cemeat yada vitir, sabahın sünneti ve başka farz namazların sünnetinin geçmek durumları ihtimali varsa, o zaman bunların kılınmaları lazımdır. Bundan sonra tavaf eder her hangi bir maniyetinden dolayı tavaf edilmezse, o zaman Tahiyyat'ül-Mescid namazı kılar.[54]
Hac eden kimsenin RasuluUah nasıl yaptıysa Kâseye girip iki rek'at namaz kılması müstehaptır. Kâseye silah ve ayakkabı ile girilmez. Kâ"benin değiştirilen örtüsü tasadduk edilir. Beytullah'ın güzel kokusundan bir şey alması caiz olmaz. Harem toprağını dışarı götürrnez. Mekke'nin taş ve toprağım Hill'e çıkarmaz. Hac veya umre için Mekke'ye girenin orada Kur'an-ı hatmetmesi müstehaptır.[55]
Harem Sınırı:
Haremin sınır çizgilerini şu yerler teşkil eder. Medine yolu tarafında Nifar oğullarının evleri yakınında, bugün Hz. Aişe mescidi o-larak bilinen ve Mekke'ye üç mil mesafede olan yer, Yemen yolu tarafından, Mekke'ye yedi mil mesafede olan Lebin dağı yakınında bulunan Adetül Lebin denilen yer, Irak yolu tarafından yine Mekke'ye yedi mil mesafede Munkata ve Makta bölgesindeki dağ yolu, Taif ve Arafat yolu üzerindeki Batn-ı Nemire tarafından Mekke'ye yedi mil uzaklıktaki Arafat yanında kalan yer, Cirâne yolu tarafından Al-i Abdullah b. Halid geçidinde Mekke'ye dokuz mil uzaklıktaki yer, Cidde tarafından Mekke'ya on mil mesafedeki otların sona erdiği kısım, Urane vadisi tarafından İse Mekke'ye on millik mesafede kalan yer, Taif tarafındaki Vecc vadisi ise hill sınırları içinde kalır. [56]
Haremin her yanında sınırlarını gösteren malum işaretler ve taşlar vardır. Ezraki ve başka tarihçilerin açıkladığına göre, bu hu-dudlarm yerlerini Cebrail {a.s) İbrahim (a.s)'e göstermiş, o da o yerlere işaret koymuştur. Rasulullah (sav) da bu işaret ve alametlerin bir daha yenilenmesini emretmiştir. Sonradan Hz. Ömer, Osman, Mua-viye zamanlarında gözden geçirilmiştir.
Bu günde bu yerlerde açıkça görünen, Harem sınır işaret ve levhaları meydanda bulunmaktadır. Medine-i Münevvere'nin hara-miyyeti Rasulullah (sav)'in emriyle meydana gelmiştir, önce öyle bir durum kesinlikle yoktu.
Fakat Mekke Hareminin olması çoktan beri asırlara bağlıdır. Zira Rasulullah (sav) Mekke'nin fethedildiği zaman şöyle demiştir. "Bu belde Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri (içinde bazı şeyleri yapmayı) haram kıldığı bir beldedir. Allah Tealanın bu haram etmesi kıyamete kadar devam etmektedir. [57]
Kâ'be-i Muazzama'nm beş kere binası yapılmıştır. Birincisi Süheyli'nin rivayet ettiğine göre melekler veya Hz. Adem (s.a) veya onun oğlu Şit (a. s) tarafından bina edilmiştir. İkinci defa Hz. İbrahim, birinci binanın temelleri üzerine bina etmiştir. Üçüncüsü Kureyş kabilesi tarafından bina edilmiştir. İnşası zamanında, peygamber olmadan evvel Rasul-ü Ekrem (sav)'in de hazır bulunduğu binadır. Yandıktan sonra dördüncü defa Abdullah b. Zübeyr (ra) tarafından yapılmış ve sonuncusu ise bu güne kadar devam eden şekliyle Haccac b. Yusuf tarafından bina edilmiştir. Mescid-i Harem'in genişletme işleri Hz.Ömer (ra) zamanında başlamıştır.
Ondan sonra Hz. Osman, Velid b. Abdülmelik Mehdi, Memluklar, Osmanlılar ve Suudiler zamanlarında genişletme ve tamir çalışmaları devam etmiştir.
İmam Şafiî şöyle demiştir. "Kâ'be, olduğu halde kendi yerine terk etmesi, yıkılmamalıdır. Çünkü tamir niyetiyle bile olsa, yıkılmasıyla beraber tazim ve hürmeti gider." Rasulullah (sav) Kâ'be'yi Ye-men'de dokunmuş örtülerle örtmüş, daha sonrada Ebu Bekr, Ömer, Osman, Muaviye, İbn. Zübeyr ve daha sonradan gelenler çeşitli örtülerle örtmüştür.
İslamda ilk defa Beytullah'ı altınla tezyin eden Velid b.Abdülme-lik olmuştur. İmam Gazali, israfa gitmemek şartıyla Kâbeyi altınla süslemek caiz olur, demiştir. Kabe'yi koklamak ta caizdir. Teberrü-ken veya başka bir niyetle Kâ'be'den bir şey koparmak ve almak kesinlikle haramdır. Şayet alan olursa geri vermek zorundadır.
Oranın bereketinden faydalanmak isteyen veya Teberrük etmek isteyen, İmam Nevevî'nin söylediği gibi, kendi kokusunu getirip Kâte'ye sürer. Sonra o kokusunu kendi yanında muhafaza eder. Medine Haremi iki lâbe arasında kalan kısımdır. Lâbe, siyah taşlıktan ibaret ve bu gün Harra diye bilinen yerlerdir.
Cumhura göre, gerek ihramlı gerek ihramsız tarafından avlanmanın ağaç kesmenin haram olması, cihetinden Medine de Mekke gibidir. Delilleri şu hadistir:[58]
İbrahim (a.s) Mekke'yi haram belledi, bende Medine'yi haram yaptım, iki labesi arasındaki ağaç ve otlar kesilmez. Cumhur ile esas olan kavle göre Şafıîler kıymetin edilmeyeceği hususunda aşağıda gelen Ebu Umeyr hadisini delil olarak söylemişlerdir. Ayrıca Medine de her hangi bir nüsük (hac ile ilgili bir fiil) eda edilmeyecektir. Ebu Hanife ise, "Ey Ebu Umeyr! Kuşcctğız ne yaptı!" hadisiyle istidlal etmiş olabilir.
Medine hareminin Mekke hareminin gibi olmadığı görüşüne İmam-ı Sevri, Abdullah b. Mübarek, Ebu Yusuf ve Muhammed de iştirak ederler. Tabarani de el-Kebir de hasen bir senedle Seleme b. Ekva (ra)'dan şöyle naklediyor: "Ben bazı avlar avlıyordum ve etini Rasulullah'a hediye ediyordum, bir keresinde bana dedi ki, 'Akik te avlasaydm, seni giderken uğurlar gelirken de karşılardım. Zira ben akiki severim" [59]
Akik sınırları içinde kalan bir vadinin ismidir. İmam Malik niçin Medine de sidr ağacını kesmek yasak? diye sorulduğunda, Medine ağaçsız, ıssız kalmasın, oraya göç edenler gölgelenecekleri bir şeyler bulsunlar diye, yasak kılınmıştır. Cevabını vermiştir. [60]
İmam Nevevî'ye göre, Medine hareminin toprak ve taşını dışına çıkarmak haramdır. Hanefîlere göre, kendine güvenen kimse için Mekke ve Medine de ikamet etmek caizdir ve mekruh değildir. Şafiî ve Hanbelilere göre Medine de ikamet etmek müstehaptır. Zira Ra-sul-ü Ekrem şöyle buyurmuştur:
"Medine'nin sıkıntı ve şiddetine kim sabrederse kıyamet gününde onun hakkında şahid ve şefeatçi olurum." Hadisin ifadesine göre, bu suretle bir çok derece ve sevablar elde etme imkanı olur. Hanefiler-de racih olan enh sahih görüşe göre, kendine güvenen kimse için Mekke ve Medine de ikamet etmek mekruh değildir.
Şafıîlere göre, Medine de oruç tutmak ve orada duran fakirlere iyilik etmek sadaka vermek müstehaptır. Zira onlar Rasul-ü Ekrem'in (sav) komşusu ve Medine halkı olmuşlardır. Medine evlerini gördüğü zaman Nebiyyi Muhtereme (sav)'e salavat getirmeli ve şöyle dua etmelidir.
Allah'ım işte burası Nebinin haremi. Orayı hakkımda cehennemden kurtuluş, azabtan ve kötü sonuçtan eman vesilesi eyle"
Mekke ve Medine haremleri arasında iki fark vardır.
1. Medine hareminin yastık, semer, sedir, gibi şeyler yapmak için ağaçlarından hayvanlara yedirmek için otlardan almak caizdir. Cabir (ra) şöyle anlatıyor:
"Rasul-ü Ekrem (sav) Medine haremini tesbit ettikten sonra sahabeden bazılarının, "Ya Rasulullah! Bizim işlerimiz, develerimiz var. Bundan başka arazimiz yok. Bize biraz ruhsat ver, demesi üzerine. Şöyle buyurdu; Deve palanının ön ve arka tahtaları, sedir, kuyu çıkrığı, kapı gibi ihtiyaçlarda kullanmak müstesna."
Medine Hareminin ağacı kesilmez, değnekle yaprak çırpılmaz. Mekke'de ki ızhır otu gibi, bunları da müstesna yapmıştır. Hz.Ali'nin rivayeti ise; Medine de aır ile sevr arası haramdır. Otlan koparılmaz.
Avı kovalanmaz. Kişinin devesini otlatması durumu hariç, hiç bir a-ğacı kesilmez." şeklindedir.
Cabir {ra)'den gelen başka bir rivayette, Rasulullah (sav) şöyle buyuruyor; Allah'ın Rasulünün muhafaza altına aldığı meranın otu koparılmaz, ağacı kesilmez. Fakat ağaçların yaprakları değnekle hafifçe vurularak indirilir. (Bu iki Hadisi de Ebu Davud rivayet etmiştir.)
Medine ağaçlık ve ekilecek yeri olan bir beldedir. İhtiyaç halinde, otlarından faydalanmayı men etmek tersine zarara yol açar.
2. Medine dışında avladığı avı hareme sokan kimsenin onu Salıvermesi gerekmez. Zira Rasulullah (sav) Enes'in küçük kardeşine, "Ey Ebu umeyr! Kuşcağız ne yaptı?" diyerek latife yapardı.
Bundan Medine de, kuş tutmanın mubah olduğu tefehhüm e-dilmektedir. Zira Ebu Umeyr'i bundan alıkoymamıştır. Mekke'ye ancak ihramlı olarak girilmesi göz önüne alınırsa Mekke'nin haramlığının Medine'ninkinden daha büyük olduğu söylenebilir.[61]
Medine hareminin kuzey ve güney ortasındaki hududu ayr veya air sevr arasındaki olan yerdir. Zira Sahihayn'da nakledilen: "Medine, Ayr'dan Sevr'e kadar haremdir." Hadisidir. Ayr veya Air güneyde bulunan meşhur olan bir dağdır. Sevr dağı ise kuzeyde, yani Uhud dağının arkasına düşer. Şu halde uhud dağı harem de sayılır. Doğu ile batı arasındaki hududu ise iki labe arasındaki olan yerlerdir. Zira Rasulullah, iki lâbe arasını harem yapmıştır. Peygamber (sav) Medine'nin çevresini on iki mil olarak tesbitini belli etmiştir.
Medine'nin cahiliye dönemindeki adı olan Yesrib'in kullanılmaması daha uygundur. Medine-i Münevvere'nin başka isimleri de şunlardır. Teybe, Tâbe, Dâr, Medine, Yesribdir. Rasulullah (sav) ve Ashâb-ı Kiram ile beraber bu mescidi 70x60 arşın genişliğinde inşâ etmiştir. Sonra Hz. Ömer, Osman, Abdülmelik b. Mervan ve oğlu Velid zamanlarında fazlalık yapılmıştır. Memluklar ve Osmanlılar zamanında tamir ve genişletme gibi çalışmalar yapılmıştır. En son genişletme Suudiler zamanında tamir ve genişletme çalışmaları şeklinde olmuştur.
Doğu, batı ve kuzey tarafından büyük bir alan ve meydan mescide ilave edilmiştir. Bu mescidde kılman namaz diğer mescidlerde kılman namazlardan daha faziletlidir. Ebu Hureyre'den Sahihayn da nakledilen şu hadisi şerifte beyan edilmektedir. "Benim şu mescidimde kılman bir vakit namaz, Mescid-i Haram hariç diğer mescidlerde kılman bin namazdan daha faziletlidir."
İmam Nevevî (ra) "Bu fazilet, Mekke de olduğu gibi, farza da nafileye de şamildir." demektedir. Alimler bu faziletin izahını şöyle yapmışlardır. " Bu fazilet sevab bakımındandır. Yeterli gelme manasında değildir. Bir kimsenin iki vakit namaz borcu olsa, bu kimse Medine mescidinde bir vakit namaz kılsa, iki namazı da eda etmedikçe borcundan kurtulamaz. [62]
Faziletin bu hadiste geçen Esmaul İşare ile, ifadesine göre Peygamberimiz zamanında olan mescide hastır. Sonradan ilave olunan kısımlarına şamil gelmemektedir, görüşünü söylemiştir. Diğer alimlere göre ise, Mescid-i Haram da olduğu gibi, Medine mescidinin fazla olan kısımları hakkında da bu fazilet söz konusudur.
îbn. Ömer diyorki, "Ömer b. Hattab, Mescid-i Nebevi'yi genişlettikten sonra, şöyle dedi; Mescid-i Nebevi'ye ilave yaptıktan sonra, şöyle dedi; "Mescidi genişletsek de Cebbane'ye kadar uzansa bile yine Mescidi-i Nebevi'dir."
Bu mescitte kılman namazın faziletini izah eden bir hadis te şöyledir: 'Bir kimse arada hiç bir vakit kaçırmadan, şu mescidimde kırk vakit namaz kılsa, cehennemden kurtulacağına, kıyamette de halas bulacağına hükm olunur.[63]
Mescid-i Nebevi'yi ziyaret etmek müstehaptır. Zira öncede geçtiği gibi, sahih hadiste de malum olduğu üzere, özel olarak ziyarete gidilecek üç mescitten biridir. Aynı bunun gibi Rasulullahın, Hz.Ebu Bekr, Ömer'in kabirlerini ziyaret etmek müstehaptır. Zira Rasulul-lah'm kabrinin bulunduğu yer dünyanın en şerefli ve faziletli yeridir.
Ziyaret Adabı Ve Hükümleri
1. Rasul-ü Ekrem (sav) Efendimizin, kabrini ziyaret etmek sünnettir. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur, "Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacib olur." "Kim, başka bir ihtiyaç için değilde kabrimi ziyaret için gelse, kıyamet günü ona şefeatçi olmam Allah Tealanın vereceği bir hak olur." Buharînin rivayetine göre ise; "Kabrimin yanında bana salavat getiren kimse için Allah Teala onun salavatmı bana ulaştıracak bir melek tayin eder ve dünya ve ahiret işleri hususunda kendisine yeterli olur. Bende o kimseye kıyamet gününde şefeatçi veya şahid olurum.
Hz. Peygamberin kabrini ziyaret sevabların en faziletlisi ve amellerin en hayırlısıdır. Zira Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur.
"Onlar kendilerine zulm ettikleri vakit sana gelipte mağfiret dilerlerdi. Sende onlara mağfiret ediverseydin muhakkak Allah'ı tevbeleri hakkıyla kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı. [64]
Hac ve umre yapan hakkında bu ziyaret iki şıktan ötürü ayrıca bir önem kazanmaktadır. Hacıların ekserisi, uzak ülkelerden gelmektedirler. Medine-i Münevvere'ye çok yaklaşmışken ziyarette bulunmamak kesinlikle kötü bir hareket olur. İbn. Ömer (ra)'den rivayet edilen başka bir hadis ise; "Haccedip de beni ziyaret etmeyen bana cefa etmiş olur." hadisi ile "vefatımdan sonra beni ziyaret eden, hayatımda iken beni ziyaret etmiş gibi olur." bu hadisler de ziyaretin Önemini haber vermektedir. İbn. Hibban ve Bezzar rivayet etmiştir.[65]
2. Hz. Peygamber (sav) Efendimizi ziyaret eden kimsenin onun mescidine varıp orada, namaz kılarak Allah Teala'ya taat ve ibadete de niyet etmesi sünnettir.
3. Bu ziyareti başa getirmek için giderken yolda, Medine hareminde ve oradaki ağaçlan gördüğünde Peygamber (sav)'e çokça salat ve selam getirmesi müstehaptır.
4. Medine-i Münevvere'ye girmeden evvel gusletmek ve aynı zamanda temiz elbise giymek müstehaptır.
5. O vakitte Medine'nin şerefini Mekke'den sonradünyanm en faziletli ve şerefli yeri olarak tefekkür etmelidir. Mescid-i Nebevi'ye girerken de Mescid-i Haram ve diğer mescidlere girerken yapılması lazım olan erkan ve abad dualar ile dahil olmalıdır giriş sağ ayakla çıkış ise sol ayakla yapılmalıdır. Bundan sonra kabr-i şerifile minber arasında bulunan ravza-i mutahhara'ya yüzünü vermediler. Minberin yanında tahiyyetül- mescit namazını kılmalıdır. Zira bu yer peygamber (sav)'in durduğu yerdendir. Şu halde mescidin kıble tarafındaki daireyi önüne almalıdır.
6. Ravzada veya diğer mescidlerde tahivyetül-mescidi kıldıktan sonra bu nimete vasıl olduğu için, Allah Teala'ya şükretmeli. Ziyaretini tamamlamayı ve kabul etmesini ondan ricada bulunmalıdır. Bundan sonra vakar, edep ve tevazu ile mübarek kabrin karşısında, sırtı kıbleye, yüzü kabri şerife dönük bir surette, dört arşın kadar uzakta durmalıdır. Gözleri yere bakarak kalbini dünya ile alkadar şeylerden uzak tutarak, o yüce peygamberin huzurunda olduğunu düşünmelidir. Bundan sonra sesini yükseltmeyerek şu usule göre selam ve tazimlerini söylemelidir.
Selavat'm kısacası ise şöyledir: "Sana selam olsun ey Allah'ın resulü!" sonra doğuya doğru bir arşın kadar ilerleyerek Hz. Ebu Bekir'e şu tarzda selam eder:
"Sana selam olsun ey Allah'ın Resulünün dostu, mağara arkadaşı Ebu Bekir-ı Sıddîk! Hak Teala sana Resulünün ümmeti için yaptıklarından dolayı en hayırlı mükafatları versin. Sonra sağa bir arşın daha yürüyerek Hz. Ömer (ra) 'in mukabiline geldikten sonra ona da:
"Sana selam olsun ey Ömer! Allah seninle İslama izzet verdi. Bizlere olan iyiliğinden dolayı Allah sana hayırlı mükafatlar versin."der.
İkinize de selam olsun, ey Allah'ın Rasulünün yanında yatan, O'-nun yoldaşı, veziri, müsteşarı, dinde yardımcıları, Rasulullah (sav)'-dan sonra ümmetinin maslahatlarım temin eden, temiz ve muhrerem zatlar! Cenab-ı Hak ikinize de en güzel mükafatları versin!..." ondan sonra Peygamber (sav) efendimizin mübarek başı mukabilinde durup, Allah Teala'ya hamd ve senada bulunur. Kendisi, annesi, babası/ akrabaları, hocaları, dostları ve başka mü'minler için duada bulunur. Duaya şu şekilde başlar;
Sonra Ravza-ı Mutahhara'ya döner, çok çok dua eder, namaz kılmaya niyet eder. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur;
Kabrim ile minberim arasında, cennet bahçelerinden bir bahçe vardır. Minberim havzımın üstündedir."
Minberin yanında durup dua etmelidir.
Bundan sonrada Ashabı Kiram'dan Ebu Lübabe (ra) Tebük savaşma katılmamış, bundan dolayı pişman olup tevbesinin kabul ediliş zamanına kadar devam etmek şartıyla, kendisini direğe bağlamıştı. Tevbesinin kabul edildiği müjdesini alınca, bundan kurtulmuştur.
Ziyaretçi bundan sonra, Mescid-i Saadette de "Üstüvane-i Han-nane" denilen direğin yanına gitmeli, yani Peygamberimizin kendisine yaslandığı, kendisini bırakıp ta minbere çıktığında inleyen kütüğün geriye kalan kısmının bulunduğu direğin yanına gider. Orada namaz kılıp selat ve selam getirmelidir. Bunu biraz daha açıklayacak olursak:
Rasulullah, Mescid-i Saadette daha minber yapılmadan, mih-rab civarında bulunan bir hurma ağacından bir direğe dayanarak hutbelerini okuyordu. Hicretin sekizinci yılında minber yapılınca, hutbelerini bu minberden söylemeye başladı. RasuluUah'm o direkten ayrılmasından dolayı, bu direk bir mucize olarak, inlemiş ve Rasulullah (sav) minberden inerek, onu kucaklamış ve sükûnete kavuşturmuştu.
Bununla beraber RasuluUah'm emri ile minberin altına gömülmüştür. Uz. Peygamberin kabrini tavaf etmek kesinlikle caiz değildir. Kabre el sürmek, öpmek caiz değildir. Edebe uygun olan, Rasulullah hayattaymış gibi sevgi ve saygı ile durmaktır.
Medine'den ayrılırken, iki rek'at namaz kılmalı ve şu şekilde dua etmelidir. "Allah'ım! Bunu Rasulünün haremine son gelişim etme. Her iki hareme de tekrar dönüşümü kolaylaştır. Dünyada ve A-hirette bana afiyet ver. Oraya selametli ve kazançlı olarak dönmeyi nasib et."
Medine'deki önemli tarihi yerleri ziyaret etmek de sünnettir. En önemlileri şunlardır:
Küba Mescidi: Medine'nin kuzeybatısına düşer. Medine'de ilk olarak bina edilen mesciddir. Sevap kazanmak niyetiyle Cumartesi günü oraya gitmelidir.
Küba mescidinde kılınan bir namaz bir umre gibidir. [66]
İbn. Ömer (ra)'in şöyle dediği nakl edilmiştir: Rasulullah (sav) efendimiz bazen yürüyerek, bazende binekle, Küba mescidine gelir ve orada iki rek'at namaz kılardı." Sahih bir rivayette ise; "Her Cumartesi oraya gelirdi." demiştir.
Ziyaretçi de oraya gelir, Hz. Peygamberin, sıkıntı ve üzüntülerinin orada giderilmesi gibi kendisinin de üzüntü va kederlerinin giderilmesi için, Allah Teala'ya dua eder.
Musalla veya Gamame Mescidi: Peygamber (sav)'in bayram namazı kıldığı yerdir.
Fetih Mescidi: Sel dağının bir parçası olup, şehrin kuzey batısında yer alır. Şu halde Hendek Savaşının olduğu yerdedir.
Kıbleteyn Mescidi: Medine'nin kuzey batısında akik vadisinin kenarmdadır. Daha önce Kudüs'e doğru namaz kılarken, Kabe'ye doğru dönme emri bu camide geldiği için Mescid-i Kıbleteyn yani, iki kıbleli cami demiştir.
Rasulü Ekrem (sav) efendimiz, yakın bir arkadaşı tarafından, Beni Selemeoğlulları yurduna yemeğe davet edilmiştir. Bu davete 'evet' cevabını veren Peygamberimiz (sav) bazı sahabeleri de yanına alarak gitti. Bir öğle namazını, bazı rivayetlere göre de ikindi namazını cemaatle kılmaya başladı. O zamana kadar yani Medine devrinde Mescid-i Aksa kıble olarak 16, 18 ay devam etmiştir.
Kıbleteynde cemeatle kılman namazın üçüncü rek'atmda başlarken kıblenin tahviliyle yani değişmesiyle ilgili ayetler nazil oldu.
Namazın içinde ayetleri tebellüğ eden Rasulullah (sav) namazını bozmadan cemeatle beraber hiç durmadan Kabe'ye döndü. Kendisi biraz ilerledi. Biraz da cemeat geriledi. Bu şekilde Peygamber (sav) e-fendimiz namaza devam ederek böylece namazını tamamladı. Peygamber (sav) efendimiz bu mescidde öğle namazını diğer bir rivayete göre de ikindi namazında göğsünü iki kıbleye verdiği için, o mescide kıbleteyn mescidi denildi.
Bir zaman bu mescidin mihrabı iki tane idi. Daha sonra bu mescid Suudi ehli tarafından yıkılarak yerine muazzam bir cami yapıldı. Rasulullah (sav) Mirac'tan sonra, Mekke'de iken tüm namazlarına Makam-ı İbrahim'in arkasında durur. Bu durma ile, hem Kabe'ye hemde Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu. 622 de hicret e-derken, Allah'ın bir emriyle Mescid-i Aksala göğsünü vererek çok sevdiği Kâ'be'ye sırtını çevirmek zorunda kaldı. Bu şekilde Mescid-i Aksa cihetinde namaz kıldı ve kıldırdı. Kabe'nin değişmesiyle mübarek yüzü güldü. Zira kıblenin değişmesi için daimel evkat dua ederdi ve Allah'ın vahyini beklerdi. İşte iki kıbleli mescidde namazın ikinci veya üçüncü rek'atında bu ayetler nazil oldu.
"Habibim! Biz senin yüzünü semaya doğru çevirmekte olduğunu, aynı zamanda vahy beklediğini görüyoruz. İşte şimdi seni memnun kalacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun namazda yüzlerinizi o tarafa çevirin..[67]
Kıble değiştiği zaman Rasulullah hemen yönüne dönmüş fakat buna rağmen cemeatten bazıları Rasulullah'ın ön tarafında kaldıkları halde namaza devam etmişlerdir. Bunu gören Rasulullah cemaate itirazda bulunmadığından namazları sahihtir. Hatta İmam Malik bunu delil olarak kabul etmiştir. Fakat Hanefi, Şafiî ve Han-belilere göre, imama takaddüm etmek kesinlikle caiz değildir.
îmam Malik'e göre me'mumi imama takaddüm olursa caizdir. Zira Peygamber efendimiz, kıbleli camiideki insanlara itirazda bulunmadığına ve her hangi bir şey demediğine göre, bu takaddümün imama sükuti sünnet ile sabit olmuştur.
Mescid-i Seb'a, yani yedi mescidler: Hicretin beşinci yılında müslümanlarla Mekke müşrikleri ve müttefikleri arasında zahir olan Hendek savaşının yapıldığı bölgede birbirine yakın, küçük yedi mescid vardır ki, bunların hepsine birden Fetih Mescidleri denilmektedir. Bu mescidlerden başka Medine'de, Mescid-i Nebevinin batısında, Mescid-i Musalla veya Gamame Mescidi, Ebu Bekir, Mescid-i Ömer, Mescid-i Ali ve Mescid-i Bilâl gibi küçük mescidler vardır.
Hicret esnasında Rasuîullah on dört gün Küba'da durduktan sonra, bir Cuma günü Medine'ye gitti. Yolda Avfoğlu Salimoğullarına ait Ranüna vadisinde öğle vakti olmuştu. İlk olarak Cum'a namazını cemaatle kıldırdı. Mekke'de müslümanlar daha evvel serbest olmadıkları için Cum'a namazı kılmamı şiar di. İlk olarak Cum'a namazının kılındığı bu vadiye daha sonradan yapılan mescide 'Mescid-i Cum'a' denilmiştir. Medine-Kuba yolu üzerinde (gidiş istikametine göre sol tarafta) görmektedir.
Cennetü-1 Baki, yani Baki kabristanı Mescid-i Nebevinin doğu tarafmdadır. Rasulullah zamanından beri Medine kabristanıdır. İlk önce, Hz. Peygamberimizin damadı 3. halife Hz. Osman, amcası Hz. Abbas, halası Safıyye, en küçük oğlu Hz. İbrahim, kızları Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma, torunu Hasan ve Hüseyin'in başsız cesedi burada medfundur.
İmam Malik Kur'an Kurralarından imam Nafı, Hz Hasan'in süt kardeşi. Osman b.Maz'ün Hz. Zeynül Abidin ve Muhammed Bakır ile Cafer-i Sadık, Rasulullah'ın süt annesi ve validemiz ezvac-ı tahırat başta olmak üzere on bin civarında sahabe ile tâbiûndan bir çok büyük zevat medfun. Eğer kapıları kapalı tutulmuşsa gene dışarıdan ziyaret mümkün olabilir.
Medine'nin dört km. Uzağındaki Uhud dağı da ziyaret edilmelidir. Uhud'un uzunluğu 6km. Yüksekliği ise 1200m.dir.
Burada hicretin üçüncü yılında (11 Şevval/27 Mart 625 tarihinde) Rasulullah ile Mekke müşrikleri arasında yapılan savaşta, Ashab-ı Kiramdan 70 kişi ölmüş ve bu dağın eteğine dem edilmiştir. Rasulullah (sav) Uhud dağını sever ve bazı vakitlerde oradaki şehitleri ziyaret ederdi. Ziyaretin mümkünse Perşembe gününe rastlaması müstahsendir. Rasulullah (sav) Tebuk seferinden dönerken şöyle buyurmuştur:
"İşte Uhud, o bizi sever bizde onu.[68]
Bir gün Rasulullah (sav) yanında dört halife ile beraber, Uhud dağına çıktılar. Cebeli Uhud'a vecd ve aşk geldiği için, bir nevi sallandı kendisine geldi.
Çünkü senin üzerinde bir Peygamber, bir Sıddık ve üç tane şehid vardır." aynı zamanda dağ durdu ve sakinleşti.
Bu mübarek hitabında bir ders vardır. Çünkü daha sonra, Hz. Osman, Ömer, Ali şehid edilmiştir. Ziyaretlerde önemli olan Allah Teala'dan rahmet ve mağfiret talebinde bulunulmasıdır. O zatlara da Kur'an-ı Kerim'den bazı ayetlerin tilavet edilmesi sünnettir.
Hz. Hamza, Mus'ab b. Umeyr, Abdullah b. Cahş (ra) kabirlerini de ziyaret etmelidir. Medine-i Münevvere'nin çevresinde ziyaret edilecek başka yerlerde vardır. Ondan sonra Küba mescidine gidip iki rekat namaz kılmalıdır. Kapısının yanında bulunan Eriş kuyusunun suyundan içmelidir. Rasulullah her Cumartesi Küba mescidine giderdi. Bu mübarek mescidin ilk taşlarını önce Allah'ın Rasulü Mu-hammed (sav) sonra da Ebu Bekr, sonra Hz. Ömer, sonra Hz. Osman koymuştur.
Peygamber (sav) Efendimizin yüzükleri Hz. Osman'ın hilafeti sırasında elinden Eriş kuyusuna düşmüş ve bir daha bulunamamıştır. Medine-i Münevvere'de en az kırk vakit namazı Mescid-i Nebe-vi'de kılmak üzere asgari 8 gün kalınmalıdır. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur; "Kim benim mescidimde fasılasız kırk vakit namaz kılarsa, onun için ateşten ve azabtan bir berat yazılır ve münafıklıktan beri olur. Şu halde ziyaretçi namazların hepsini anılan meccidde kılmalıdır. Ve bilhassa cemaatle kılmaya özen göstermelidir. Bunları yapmak müstehab iyi ve güzel görülmüştür. Feyiz ve yardıma nihayet bulunmayan Allah Teala Hazretlerinden niyaz ederiz. Bu ziyaret şerefine bizleri de kavuştursun. (Amin)
İbni Cuzeyy [69] şöyle diyor; Teberrüken ziyaret edilmesi gereken yerlerin açıklanması şunlardır. Hicr içinde bulunan, Hz. İsmail (a.s) ile annesi Hz. Hacer'İn kabirleri, Ebu Kubeys dağında bulunan Hz. Adem (a.s)'in kabri, Kur'an-ı Kerim de zikredilen Sevr mağarası, Rasulullah (sav) Efendimize vahyin ilk olarak inmeye başladığı yer, Hi-ra mağarası, Mekke ve Medine de yatan sahabe ve tabiin ve imamların kabirleri.
Hira dağı ve Nur dağı: Mekke'nin kuzeyinde beş km. uzaklıktadır. Arafata hareket ederken solda kalır. Yüksekliği 200 m dir. Peygamber (sav) efendimize Alak suresinin ilk ayetleri ile vahy burada inmeye başlamıştır.
Sevr dağı: Mekke'yi kuşatan dağlardan biri de Sevr dağıdır. Yüksekliği 500 metredir. Mekke'nin güneyinde yer alır. Mekke'ye altı mil uzaklıktadır. Hicret zamanında üç gün boyunca Rasulullah (sav) ve Ebu Bekr (ra) orada gizlenmişlerdir.
Dar-ı Erkam: Safa tepesine yakındır. Sahabeden yedinci olarak müslüman olan manzum Erkam'm evidir. İslami davetin gizli yapıldığı dönemde, müslümanların merkezi olmuştur. Aynı zaman da Hz. Ömer de orada İslam dinini kabul etmiştir.
Mualla kabristanı yani Hacün: Mekke'nin kuzeydoğusunda yer alır. Cahiliyyet zamanından şimdiye kadar, Mekkelilerin kabristanı olmuştur. Rasulü Ekrem Efendimizin (sav) ecdadından Haşimoğulla-rmın, amcalarının, bir kişi, ashab ve tabiinin kabirleri de buradadır. Rasulullah (sav)'in iki dedesi Abdü-1 Menaf ile Abdulmuttalib, amcası Ebu Talib, annesi Amine (bir rivayete göre ebvadadır.) hanımı Mü'minlerin annesi Hz. Hatice orada yatarlar. Abdullah b. Zubeyr ile Ebu Bekr'in kızı Esma da oradadır.
Mina: Mekke'ye yedi km.uzaklıktadır. Büyük, orta ve küçük cemreler oradadır. Hz. İsmail (a.s)'in yerine kurban edilen koçun ismiyle zikr edilen Mescid-i Kebş. Medineli Ensar-ı Kıranın Rasulul-lah'a biat ettikleri yer olan Mescid'ül Bey'at ve büyük Mescid-i Hayf bunlar hepsi Mina'da bulunmaktadır.
Arafat: Deniz seviyesinden yüksekliği 225 m.dir. Mekke'nin güney doğusunda 25 km. uzaklıkta bulunan bir yerdir. Rahmet dağı Mekke'nin Kuzey tarafına düşer. Rasulullah (sav) hicretin dokuzuncu yılında yaptığı veda haccmda durmayı Rahmet dağının eteğinde yapmıştır. "Bu gün size dininizi kemale erdirdim. Üzerinizde ki rahmetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı verip ondan hoşnud oldum. [70] Bu ayet-i kerime de burada nazil oldu.
Hacının Yolculuktar Dönerken Gözeteceği Âdab:
1. Yolculuktan dönerken önce İbni Ömer'in hadisinde varid o-lan şu duayı okumak sünnettir. İbni Ömer diyor ki, Rasulullah (sav) bir gazadan, hacdan veya umreden dönerken her yokuşta üç kere tekbir getirir ve şöyle derdi:"
Vatanına yaklaşınca aniden varmış olmamak için gelişini haber vermek, sünnettir.
Beldesini gördüğünde şu duayı okuması uygun olur.
Allah'ım! Senden buranın hayrını, ehlinin hayrım, burada bulunan şeylerin hayrını diler, şerrinden ve burada bulunanların şerrinden sana istiaze ederim."
Bazı alimler şu duanın okunmasını müstehab görmüşlerdir. "Allah'ım! Burada bize istikrar veya güzel bir rızık ver! Buranın meyvelerinden, bizi rızıklandır. Hastalıklardan bizi muhafaza et. Bizi buranın ehline sevdir. Burasının salihlerini de bize sevdir. [71]
Vatanına vardığında, ailesine gece vakti değil, sabah veya akşama doğru gelmelidir. Müslim'in Enes'ten rivayet ettiğine göre; "Rasulullah (sav) geceleyin ehlinin kapısını çalmaz. Sabah veya akşam gelirdi."
Yurduna geldiği zaman önce mescide gidip, iki rekat namaz kılmak sünnettir. Daha sonra evine gider. Orada da iki rekat namaz kılmak yine sünnettir. Bu namaz şükür namazıdır. Hacı olan kimseye şöyle demek sünnettir; "Allah haccını kabul etsin. Günahını bağışlasın. Sarfettiğinin yerine yenisini versin." Zira Rasulullah (sav) şöyle buyuruyor: "Allah'ım hacıyı ve hacının kendisi için istiğfar ettiğini bağışla." (Hakim ibn Ömer ve Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.)
Bazı kimselerin yaptığı gibi hacıya tazim maksadıyla kurban kesmek kesinlikle caiz değildir. Aşırı karşılama merasimleri de kesinlikle gösteriştir. Aynı zaman da ihlasa zıddır. Evine dahil olduğu zaman Rasulullah Efendimizin (sav)'in söylediğini söylemekte müste-habdır. İbn Abbas'm söylediğini söylemek müstehabdır. ibn. Abbas rivayet ediyor; "Rasulullah seferden dönüp evine vardığı zaman şöyle derdi;
Rabbimiz! Kamil manada olan ve hiç günah bırakmayan bir tevbe dileriz."
Hacının döndükten sonra hali nasıl olur?
Hacca gitmeden evvelkinden daha iyi olmalıdır. Her vakit hayır hasanatmı arttırmaya çalışmalı. Zira bu haccın kabul olduğunun alametidir.
Hac Yolculuğu Âdabı:
1. Müşavere: Hacca gidecek kimse, dinine, tecrübesine, hac bilgisine güvendiği kimselerle istişarede bulunmalıdır.
2. Tevbe etmelidir.Yani borçlarını vermeli, başkaların haklarını ödemeli. Kendileriyle muamelede bulunduğu kimselerle helalleşmeli. Vasiyetini yazıp, ödemediği taktirde borçları için vekil tutmalıdır. Kendi ailesine de nafakalarını, harçlığını bırakmalıdır.
3. İstihare: hacca gidecek kişinin iki rekat namaz kılarak, birinci rekatta Fatiha sonra Kafırun, ikinci rekatında Fatiha sonra îh-las suresini okumak müstehaptır.
4. Babasının, annesinin rızasını almak. Kadın ise kocasının iznini almak kadın kocasıyla beraber hacca gitse müstehaptır. Baba oğlunun farz haccına mani olamaz. Nafile hacdan men edebilir. Kocada karısını sünnet hacdan men edebilir. Şafıîlerce ezher olan görüşe göre; farz olan hacdan da men edebilir. Zira koca hakkı daha evvel gelir.
5. Azık olsun, binek olsun, nafakasının çekişme ve ihtilaftan kurtulmak için başkalarından ayrı olmasında yarar vardır.
6. Alış verişte çekişmeyi bırakmak. İster hac için ister başka ibadetlere hazırlık için, yapılan muameleler sırasında çekişmemek, müstehaptır.
7. Haccın nasıl yapılacağını iyi bilen kimselerden öğrenmek, kesinlikle farzdır. Zira bilgisiz olarak ibadet etmek, kesinlikle caiz değildir. Bu sebeble hac menasiki ile ilgili bir kitab okumalıdır.
8. Salih, tâki, nâki ve hayrı seven dengi olan unuttuğunda hatırlatan ve ona yardım eden bir arkadaşla beraber gitmekte ve onu seçmek lazımdır. Çünkü Rasulullah şöyle buyurmuştur;
Tek başına yolculuğu iyi görmemiştir ve şöyle buyunmuştur; "Tek kişi tek şeytan, iki kişi iki şeytandır. Üç kişi ise kafiledir ve kervandır." Ayrıca "üç kişi olduklarında, birini başkan seçsinler." Hadise göre üç ve daha fazla kafilelerde tecrübeli, arif ve görüşü yerinde birini başkan seçmelidirler.
9. îbadet ve ihlas içinde vaktini değerlendirmelidir. Mümkün olduğu kadar, ticaret ve kalbi meşgul edecek hareketlerden kaçınmalıdır. "Bununla beraber hac zamanında ticaretle rabbinizden rizık istemenizde bir suç yoktur. [72] bu ayete göre, ticarette yapsa caizdir. Yani hac mevsiminde alış veriş yaparak, Rab-binizin lutfundan dilekte bulunmakta bir suç bir günah yoktur.
Başka bir ayet ise şöyledir;
Halbuki onlar, bütün batıl dinlerden uzaklaşarak ihlas ile Allah'a kulluk etmekten, namazı dosdoğru kılmaktan, zekatı dosdoğru vermekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. Bu ise dosdoğru dinin ta kendisidir. [73] Bu ayeti ve bu hadis ile Ameller niyetlere göredir."
Hadisi gereğince yaptığı amellerde hak rızasını gözetip hedef tutmaktır.
Başkasının yerine yani bedel olarak yapılacak haccı ücretsiz olarak yapmak daha eftaldir. Fakat ücretle yaparsa bu efdaliyet kökten gider.
10. Yolculuğa Perşembe günü erkence başlamak müstehaptır. Zira Rasululah (sav) Efendimizin seferi Perşembe günü başlamıştır. Eğer Perşembe olmazsa Pazartesi olmalıdır. Zira Rasulullah hicrete Pazartesi günü çıkmışlardır. Seferde de erken çıkmak müstehaptır. Rasulullah şöyle buyurmuştur. Sahr el-Gamidi (ra)'nin rivayet ettiği gibi,
Allah'ım ümmetimin erken vakitlerini bereketli kıl. [74]
11. Evinden çıkmadan önce iki rekat namaz kılmak müstehaptır. Fatiha'dan sonra birinci rekatta Kafirün, ikinci rekatta ise İhlas suresi okunur. Rasulullah şöyle buyurmuştur.
Sefere irade eden kimseye iki rekattan başka bırakmasıyla ef-dal bir şey yoktur." Selam verdikten sonra, Ayet'el-Kürsi Kureyş suresi İhlas ve Muavezeteyn yani Felak ve Nas surelerini okumak. Ayağa kalktığında Hz. Enes'in rivayet ettiği duayı okumak müstehaptır.
Allah'ım sana yöneldim. Sana dayandım! beni ilgilendiren ve benim önem vermediğim şeylerde sen bana kafi ol. Beni takva ile n-zıklandır. Günahımı bağışla." Bu hususta seleften gelen bir rivayet te şudur. "Kim evinden çıkarken Ayet'el-Kürsiyi okursa, hacdan dö-nünceye kadar kendisine hoş olmayan bir şey isabet etmez."
12. Vedalaşma: Ailesi, komşuları ve dostlarıyla helalleşmek vedalaşmak müstehaptır. Vedalaşırken şöyle denmelidir:
"Dinini, emanetini, işlerin neticesini Allah'a havale edip ısmarlıyorum. Allah seni takva ile azıklandırsın, günahını bağışlasın, nerede olursan ol hayırları sana kolaylaştırsın."
13. Evden çıkarken dua etmek. Evden çıkmak istediği vakitte sünnet olan Rasulullah'ın yaptığı bu duayı okumak müstehaptır.
Allah'ım sapmaktan, saptırılmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, şaşırmaktan ve şaşkınlığa düşürülmekten, cahilce davranıp, cahilliğe maruz kalmaktan sana sığınırım." Hz. Enes'in rivayet ettiğine göre, "bir kimse evden çıkarken" Allah'ım! adıyla Allah'a tev-vekkül ettim. Güç ve kudret sadece ondandır. Derse melekler tarafından kendisine şöyle denilir.
"Hidayet üzerine olup kifayet üzere olacaksın. Şeytandan korunacaksın."
14. Bineğe binerken dua etmek. "Bismillah" demek, yerine oturduğu zaman Elhamdülillah tan sonra şu ayeti okumak müstehaptır.
Bunu bizim emrimize ve hizmetimize ve işimizi kolaylaştırmak için veren Allah'ın şanı ne kadar büyük ve yücedir. Yoksa biz bütün dünya işlerimize kuvvet yetiremezdik. Biz her ân-ı zamanda dönüp gidicileriz. [75]
15. Ehli kanaat ve ehli züdkarlık olmak. Hac yolunda çok çeşit çeşit yemekten çok yemekten zinet ve lüksten sakınmak gerekir. Zira Tirmizî ve îbn. Mâce ibn. Ömer'den şöyle rivayet etmiştir:
"İbn. Ömer'den rivayet edildiğine göre; Bir adam Nebiyyi Ekrem Efendimize (sav) 'Hacı kimdir, nasıl olur?' diye sorunca, Rasululah'ın cevabı şöyle olmuştur. İbadet ve yolculuk nedeniyle saçları dağınık, toz içinde bulunur." Dilini yalan, gıybet küfür, dedikodu gibi bütün menhiyattan ve kötü telaffuzdan korumalıdır. Rasulullah şöyle buyurmuştur:
"Kim hacceder ve kötü söz söylemezse, fisıktan kaçınırsa anasından doğduğu gibi günahlarından temizlenmiş olarak yurduna döner. "
16. Yanında köpek, çan (zil), zengü bulundurmamak. Zira bun lar mekruhtur. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
Zil ve çıngırak bulunan kafileye, melekler girmez. Beraberinde köpek ve çıngırak bulunan kafileye melekler katılmaz. [76]
"Zil, çıngırak, zengü şeytanın çalgısıdır. [77]
Yokuşlarda sesini alçak yaparak tekbir getirmek. İnişlerde tes-bihat okumak sünnettir.
18. Bir memleketi gördüğünde dua etmek. Bir belde gözükünce veya bir konaklama yerine giderken bu duayı okumak müstehaptır:
Allah'ım burada ki olan hayrını, ehlinin hayrını ve burada olanların hayrını senden isterim. Bu ülkenin şerrinden, ehlinin şerrinden ve buradaki serlerden sana sığınırım."
19. Bir yerde konakladığında,
Yarattıklarının şerrinden Allah Vedianın nakıs olmayan kelimelerine sığınırım." diye dua etmek.
20. Gece başlarken dua etmek. Ibn. Ömer diyor ki; "Rasulullah seferde iken gecelediğinde şöyle derdi;
'Ey Arz! Benim ve senin Rabbin Allah'tır. Senin ve sende bulunan ve senin için yaratılan, üzerinde gezen şeylerin şerrinden Allah'a sığınırım. Aslandan, insandan, yılandan, akrepten ve cinden, anasından ve yavrusundan Allah Tealaya sığınırım."
Esved: şahıstır, sakinü-l beled ise; cin demektir. Korku duası; Bir şeyden veya bir kavimden korktuğunda şu duayı okumalıdır:
Allah'ım onların helalini sana havale ediyor. Şerlerinden sana sığınıyoruz/ Ebu Davud, Nesei ve başkalarından rivayet olmuştur. Öyle yerlerde sıkıntı duasını okumak müstehaptır.
Rasulullah efendimiz (sav) bir şeye canı sıkıldığında şu duayı okurdu:
Hayyu Kayyum olan Attanım!'senin rahmetinle yardım bekliyorum" derdi. [78]
İhramlıya Yasak Olmayan Fiil Ve Hareketler
Her hangi bir şeyin altında veya gölgesinde oturmak. Şemsiye kullanmak.
Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak.
Kıl koparmadan kaşınmak.
Çiçek veya meyve koklamak.
Diş çektirmek, kan aldırmak veya iğne vurunmak.
Kollarını giymeden, palto veya ceket gibi bir şeyi omuzlarına almak.
Beline kemer bağlamak, omuza çanta asmak. Bunların dikişli veya dikişsiz olması fark etmez.
Güzel koku satanın dükkanında oturmak veya güzel koku satın almak.
Yorgan, battaniye veya herhangi bir örtü ile başı hariç tüm bedenini örtmek. Ayaklara ayakkabı giyilmez fakat bunun yerine bir örtü ile örtülmesinde bir sakınca yoktur.
Deniz avı avlamak.
11. Karga, kelebek, arı, pire, kene, karınca, fare, akrep, yılan, çaylak, kaplumbağa gibi av hayvanı olmayan hayvan ve haşerelerle, saldırıp ısıran köpek, kurt ve kaplan gibi yırtıcı hayvanları öldürmekte kesinlikle bir beis yoktur. îhramı bir sicimle bir gür sabahtan akşama kadar bağlamak mekruhtur. Cezaya tabi olmaz. Zira bağlamak dikiş gibi sayılmaz. Hem ihramı sırtında ve göbekten aşağıda tutabilmek için buna ihtiyaç hissedebilir. O taktirde kerahet kalkar.
Testi, leğen, sepet ve bunlara benzeyen şeylerin baş üstünde taşınmasında bir sakınca yoktur. Zira bunlarla başı örtmek adet değildir.
Kadınlar yüzleri dışında başlarını ve vücutlarını dikişli bir elbise ile örterler. Kadınların yüzü erkeklerin başı hükmündedir. Dolayısıyla kadınların ihramı yüzlerindedir. O sebeble ihramlı iken yüzlerini örtmeleri haramdır. Alimlerin ittifakı ile erkeklerin başlarını örtmelerinin haram olması gibi. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Kadın yüzünü örtmez ve eldiven giymez." Bir de "kadının ihramı yü-zündedir." hadisi vardır. Ayrıca bu hadisler hac dışında kadınların yüzlerinin ve ellerinin örtülmesi gerektiğini göstermektedir, özet olarak, erkek için bedeninin hepsini veya avucunu veya bir uzvunu örtecek kadar bir şeyle örtünmesi haramdır.
Yüzük saat ve para kesesi olanlar benzeri şeyler hükmünde o-lanlar gibi değildir. Kadın üç hususta erkek gibi değildir: Mest giymek, dikişli elbise giymek, başını örtmek.
Şafİîlere göre ridayı düğümlemek, iliklemek, iğnelemek te caiz değildir. Bir ucuna ip bağlayıp diğer ucuna eklemekte caiz değildir. İzan iğnelese veya dikse, bir yasağı işlediğinden fidye vermesi gerekir. Fakat izar avret yerini örtmek kastıyla düğümlenebilir. Fakat bu ridada yapılamaz. Aynı şekilde ridasmın ucunu izarına geçirebilir.
Hanefîlere göre izan iğne ile tutturmak ve düğümlemek mekruhtur. Şafıîlere, Hanbelilere ve Hanefîlere göre, ihtiyaç duyduğunda kılıç kuşanabilir. Beline hımyan yani bele bağlanan para kesesi, mmtaka yani içine para konulan ve kemer işi gören bir tür kemer bağalanabilir. Bunlar dikişli de olsa caizdir. Güzel koku, ihramlmm elbisesi veya vücudunda güzel koku ve zaferarr-sürülü elbiseler olmamalıdır. Zira Rasulullah (sav) "Vers yani güzel koku ve zeferan sürülü elbiseler giyemez" buyurmuştur. Şafiîlere göre kadınlar da bu hükme dahildir.
Saçı veya sakalı yağlamak da haramdır. Vers yemende ekilen sarı bir bitkidir. Buyada ve yemeği kokulandırmada kullanılır. Vers, zeferan ve usfur güzel bir kokusu vardır. Bunlarla boyanmış elbise de giyilmez. Güzel kokunun karışım halinde kullanılması, yani kokusu tadı ve rengi kaybolmuş bir şekilde ve söz gelimi bir ilaçta kullanılmış olsa bu caizdir. Fidye lazım gelmez. Aslında hoş kokusu o-lan portakal, elma gibi meyvelerin yenmesi caizdir. Şu halde kullanılan boyanın kokusu, tadı değil de yalnızca rengi vardır. Onun kullanılması caizdir.[79]
Hacda İslam Ölçülerine Göre Tavaf Çeşidi Üçtür
Kudüm tavafı, ifade tavafı {ziyaret veya rükün tavafı) ve Veda tavafı (Seder tavafı)
Veda tavafı: Bu Kabe'de yapılan en son tavaftır. Be nedenle de Beyte veda edilmese sebebiyle bu ismi alır. Bu tavafla birlikte ihramdan çıkılır. Bunlardan başka olan tavaflar hepsi nafile tavaflardır.
Sa'ym şekli birdir. Şayet yapılması gerekiyorsa tavaftan sonra yapılır. Eğer kudüm tavafı ile birlikte yapılırsa, artık tavaftan sonra sa'y edilmez. Eğer onunla beraber sa'y etmezse o zaman ziyaret tavafı sırasında sa'y eder.
Fakihler Mekkelilerin ancak ifada tavafı yapabilecekleri hususunda ittifak halindedirler. Başka bir ittifakları ise şöyledir; umreye niyet edenin ancak umre tavafı ile yükümlü olduğudur. Ona kudüm tavafı gerekmez. Başka bir ittifakta şöyledir; Temettü haccı yapan kimseye iki tavaf lazım gelir. İhramından çıkabilmesi için umre tavafı, kurban bayramı günü hac tavafı. İfrad haccı yapan için yalnız kurban bayramı günü tek tavaftan yükümlüdür. Şayet vakti olursa Malikîlere göre, kudüm tavafı da lazımdır. Fakat bu cumhura göre sünnettir.
Kıran haccı yapan kimse, İbn Ömer ve Cabir'in görüşüne göre; tek tavaf ve tek sa'y dan yükümlüdür. Bu cumhura göre o kişiyi yükümlülükten kurtarır. Bu meselede Hanefîlere göre, kıran haccı yapan kimse, Hz. Ali ve İbni Mes'udün görüşüne göre amel ederek; iki tavaf ve iki sa'y yapar. Her üç tavaftan ifada tavafı farzdır. Her hangi
bir kimse bu tavafı yapmazsa kesinlikle haccı sahih değildir. Bu konuda fakihlerin ittifakı vardır. Zira Allah (c.c) şöyle buyurmuştur.
Kabe'yi çok çok tavaf etsinler. [80]
Bu tavafın yapılmaması yerine kurban olmaz. Malikîlerden bir grubtan başka, fakihlerin ettifakıyla ifada tavafının unutulması halinde, kudüm tavafının bu tavaf yerine geçmez demişlerdir. Nedeni ise, tavafın kurban bayramından evvel yapılmasıdır. Fakihlerin ittifakıyla, herhangi bir kimse ifada tavafını yapmazsa veda tavafının o kimseye ifade tavafının sorumluluğundan kurtaracağını söylemişlerdir. Zira veda tavafı, ifade tavafının vücub vaktinde, Kabe'ye yapılmış bir tavaftır. Fakat ifade tavafının vaktinden önce olan kudüm tavafı bu şekilde değildir.
Netice olarak umrede kudüm tavafı yoktur. Umrede ancak farz veya rükün tavafı ismi verilen tek taraf vardır. Buna kıyasen, umre için tavafta bulunduğu zaman bu kudüm ve farz yerine yani farz tavaf yerine geçer.
Haccı kıranda ve Haccı ifradda üç tavaf vardır. Kudüm tavafı, ifade tavafı, veda tavafı. Burada anılanlardan başka nafile çeşidinden, dördüncü bir tavaf daha vardır. Hanefîlere göre, kıran haccı yapana bir tavaf yetmez. Belki kişi, umre ve hac için iki tavaf sorumlusudur. Bununla beraber ifrad ve kıran haccı yapanlar Mekke dışında ihrama girmişler ve arafatta vakfeden evvel Mekke'ye girmişlerse, kudüm tavafı yapması gerekir.
Kudüm tavafı: Bu tavaf, arafatta vakfeden evvel Mekke'ye dahil olan hacılar için fakihlerin cumhuruna göre sünnettir. İfrad veya kıran haccı yapması sonucu değiştirmez. Mekkeliler için kudüm tavafı yoktur. Ama Mekkeli olamayanlar için kudüm tavafı yapmak sünnettir. Fakat Arafat'ta vakfe eden sonra hac ve umre yapan için kudüm tavafı sünnet değildir. Zira onların farz tavaflarının vakti girmiştir.
Bu kıyasa göre kudüm tavafı üç kimseden sakıt olur: Mekkeli ve Mekkeli hükmünde olan (mikat bölgesinde ikamet edenler) afakide olsa, umre veya temettü haccı yapan ve doğrudan arafette vakfe isteyen kimse. Şafıîlere göre, Mekke'ye giren ihramsız bir kimse içinde kudüm kavafı sünnettir. Bu tavaf bir geliş ve hürmet tavafıdır.
Kudüm Tavafının Hikmeti: Tavaf, Kabe'nin selamlanmasıdır. Mescidi selamlamak değildir. Bunun için Tahıyyatü-1 Mescid ile başlanmaz. Bu tavaf ile başlanması gerekir. Zira mescide gelmenin asıl gayesi ve sebebi Kabe'dir. Kabe'nin tahiyyesi ise bu tavaftır.
Şayet farz namazın veya müekked sünnetin kaçmasından kor-kulursa o zaman bu tavafla başlanmaz. Bir farz namazın hatırlanması veya cemeatle namaz kılmıyor olması halinde ise gene tavafla başlanmaz. Tavaf sırasında cemeatle namaza başlanmış olsa yine tavaf bırakılır ve cemeate katılır. Tavaf nafile olursa, cenaze namazı için de durum böyledir.
Mescid-i Haram'a girdiğinde tavafa bir mani yoksa, o zaman yalnız olarak Tahiyyatü-1 Mescid kılınmalıdır. Kudüm tavafı mescid-de oturmakla batıl olmaz. Fakat o tavaf nedeniyle kaçırılabilir. Kudüm tavafı ancak Arafat'ta vakfe ile kaçar. Şu halde Mekke'den çıkmasıyla kaçmaz. Hanefîîere göre, kıran haccı yapan kimse, umre fiillerini bitirdikten sonra yani umre tavafı ve Safa ile Merve arasında sa'ydan sonra kudüm tavafını yapabilir.
Malikîlere göre; Mescid-i Haram'a giren kimse, kudüm tavafını yapmak zorundadır. Bu mezhebe göre vacib olduğundan, vacibiyye-tine niyet eder. Malikîlere göre kudüm tavafı üç şartla vacib olur:
i. Mekke'de ikamet ediyorsa bile.
ii. İhrama Hil'den giren bir ifrad veya kıran haccmı niyetlense bile
iii. Kudüm tavafı ile uğraşırken, haccm kaçmayacağından endişe etmezse.
Bu tavaf o zaman vacibdir. Eğer bu şartlardan biri eksik olursa o zaman, kudüm tavafı vacib olmadığı gibi kurban da gerekmez. [81]
ifade veya Ziyaret Tavafı: İfade yani dönüş tavafı adının verilmesi, Mina'dan Mekke'ye dönüşte yapılmasıdır. Ziyaret tavafı denilmesine de haccm Mina'dan Mekke'ye gelip Kabe'yi ziyaretten sonra yine Mina'da geceleme esnasına dayanır. Fakihlerin ittifakıyla bu bir rükündür. Ancak ve ancak hac bununla tamam olur. Zira "Kabe'yi çok çok tavaf etsinler" hükmü açıktır.
İbn Abdilberr "Bu haccm farzlarından dır, Bu meselede alimler ittifak halindedirler. Hz. Âişe şöyle demiştir: " RasuluUah ile birlikte haccettik, kurban bayramı günü dönmüştük. Safiye hayz oldu. Rasulullah onunla beraber olmak isteyince, 'Ey Allah'ın Rasulü! O hayzlı' dedim. 'Peki şimdi o bizi durduracak mı?' Diye sordu. Dediler ki, "Ya Rasulullah! Kurban bayramı günü ifade tavafını eda etti.' Cevabını alınca, 'çıkınız' buyurdu. [82]
Bu ifadeye göre bu ziyaret tavafı kayıtsız olarak farz olan bir tavaftır. Bu ifade tavafını yapmadan bir yere gitmemek gerekir. Hem hac her iki ibadetten biridir. Örneğin; tavafta umre gibi bir rükündür. Ziyaret tavafını kim terkederse en kısa zamanda İhramlı olarak geri dönmelidir. Bundan başka yolu da yoktur. Geçen Safiyye hadisinde Rasulullah Safiyye için 'şimdi Safiyye bizi durdurabilirmi?' demişti. 'Safiyye kurban bayramı günü ziyaret tavafını yaptı'cevabını a-lınca y°la çıkılsm' emrini vermişti. Buda gösteriyorki, bu tavaf mutlak yapılması gereken bir tavaftır. Bunu yapmayan bir yere gidemez.
Bu tavafı yapmazsa, bununla beraber ihramı terk etme niyeti varsa bunu yapamaz. Zira ihramdan yalnız çıkmak niyetiyle kesinlikle çıkamaz. Bu kıyasa göre; bir kişi kurban bayramı günleri ifada tava/ı yapmasa, bu ifada tavafı üzerinden sakıt olmaz. Aynı zamanda bu tavafın yerine getirilmesi gerekir. Zira bütün vakitler onun vaktidir.
Veda tavafı: Kabe'yi haftr etmek olduğundan bu tavafa veda tavafı ismi verilmiştir. Başka bir ismi de Sadr'dır, yani dönmek. Hacılar Mekke'den çıkıp yurtlarına döndüğü için bu isim verilmiştir. Mekke'den çıkmak isteyen herkes bu tavafı yerine getirilmelidir. Ma-likilere göre; Ehli Mekke'de olan her kim Mekke'den çıkmak isterse bu tavaf menduptur. Fakat hayzlı ve nifaslı olan kadınlar müstesna. Eğer vacib olsaydı, ifada tavafı gibi de kadınlara da vacib olurdu.
Maliki Mezhebinden başka diğer mezheplere göre; Veda tavafı vacibdir. Bu tavafı yerine getirmeyen kimsenin kurban kesme zorunluluğu vardır. İbn. Abbas diyor ki; "İnsanlara son ahidlerinin Beyt ile olması emredildi. Fakat özürlü kadınlar bundan muaftır. [83]
Müslim'in lafzı şöyledir: "İnsanlar her tarafından dönmekteydi. Rasulullah (sav) efendimiz; "Kimse sakın gitmesin. Taki, Mekke'de son ahidleri beyt ile oluncaya kadar." buyurdu.
Tirmizî'nin Hz. Ömer (ra) den naklen rivayeti ise şöyledir. "Beyti hacceden herkesin son ahdi Beyt ile olsun. Hayz olan kadınlar bu hükmün içinde değildir. Zira Rasulullah (sav) öyle kadınlara ruhsat vermiştir. Burada şu noktayı izah etmek lazımdır. Bu tarafın özür sahibinden sakıt, başkasından sakıt olmamasıdır. Demek adetli kadından sakıt olurken başkasından sakıt olmamaktadır. Bu kıyasa göre söyleyebiliriz ki, veda tavafının yalnız olarak özürlü kadından sakıt olması bu taraf başkalarına vacib olduğunun kaynağıdır. Örneğin: hayızlı kadınlara namaz sakıt olduğu gibi. Fakat diğer kadınlar için namaz farzdır. Demek bu tavaf kesinlikle rükün değildir. Bunu terk eden kimseye kurban kesmek lazımdır. Zira bu tavaf vacib olan amellerdendir.
Herhangi bir hacı vacibiyeti bilmeden veya kasıtlı olarak ya da unutarak Mekke'de veya Mina'dan veda tavafı yapmadan çıksa, fakat kasr mesafesi kat etmeden Mekke'ye geri dönse ve aynı vakitte ve-da tavafını yapsa Şafiî ve Hanbelilere bu tavafın vücubu sakıt o-lur. Zira kısaltma mesafesinin birisinde bulunan bir kişi seferi sayıl-madığı için namazını tam kılar ve orucunu tutar. Zira manen o kişi, Mescid-i Haram'da bulunan kimse gibidir.
Hz. Ömer "son ahdi Beyt ile olsun diye bir adamı Mekke'ye geri çevirdi." Böyle bir kişi eğer Mekke'ye yakın olsa geri dönmelidir. Yakınlık kadarı da Mekke ile kendi arasında, namazı kısaltarak kılacak kadar bir mesafenin olmamasıdır. Şayet uzak ise o zaman bir kurbanın gönderilmesi gerekir. Uzaklık ölçüsü ise namazın kısaltılarak kılanmasmı gerektiren mesafedir.
Dönüş Usulü
Şafîîler ve diğer mezheplere göre;
Hatır istedikten sonra kişi sırtını Kabe'ye döner. Ve böylece çıkar gider. Şu halde yüzünü Kabe'ye dönmez, geri geri çıkmaz. Hatta fakihler böyle yapılmasının mekruh olduğunu söylemişlerdir. Zira bu hususta rivayet edilen ne bir sünnet vardır ne de anlatılan bir e-ser, bir haber vardır. Böylece, bu usulün aslı olmadığı için kesinlikle yapılmaması elzemdir.
Rasulullah hacdan, umreden veya gazadan döndüğü zaman şöyle dua ederdi.
Dönerek, Tevbe ederek, ibadet ederek ve Rabbimize hamd ederek (yani böyle yürüyoruz) Allah vadinde doğru çıktı, kuluna yardım etti ve tek başına Kafir topluluklarım yenilgiye uğrattı."
Tavafın Şartları Veya Vacibleri
Tavaf niyeti
2. Tavafın yeri. Mescid-i Haram'da Kabe'nin çevresinde olmalıdır. Ayet-i Kerime de "Kabe'yi tavaf etsinler" buyurulmaktadır. Kabe'yi tavaf etmek çevresini tavaf etmek demektir. Tavaf Hatim'in haricinde gerçekleştirilir. Zira Hatim Rasulullah'm lisanıyla Kabe'den kabul edilmektedir.
3. Gücü yerinde olanın yaya olarak tavaf etmesi. Şayet özürlü olursa o zaman binek üzerinde yapabilir. Özürsüz olarak binek üzerinde tavaf etmesi caiz değildir.
4. Tavafın zamanı: ifada tavafının vakti, kurban günü fecri sâdıktan sonra başlar, fecri sâdıktan evvel caiz değildir. Şu halde başlangıcı bellidir, fakat sonu için belli bir vakit yoktur. Bütün geceler ve gündüzler onun için farz vakittir. Tavaf kurban bayramı fecrinden evvel caiz değildir. Çünkü kurban bayramı gecesi başka rüknün, Arafat'ta vakfenin vaktidir. O sebeble bu gece tavaf vakti değildir. Şu halde bir vakit iki rükün vakti olamaz.
5. Tavafın farz olan miktarı; bu miktar şavtların çoğundan ibarettir. Yani dört şavttır. Şavtları yediye tamamlamak ise farz değil vacibtir. Bir de abdestsizlikten veya cünüblükten, hayz ve nifastan temizlenmek, Hanefîlere göre şart veya farz değildir. Belki vacibtir. Zira "Kabe'ye tavaf etsinler" emri temizlik şartı getirilmeden mutlak o-larak bir emrin ifadesidir. Bunun için bunu mutlak emir, Haber-i Vahid ile belirli şartlara kaydetmesi caiz değildir. Bu da olmaz. "Tavaf bir namazdır. Ancak yüce Allah onda konuşmayı helal kılmıştır." Aynı hadisi Tirmizî şöyle rivayet eder. "Kabe'nin çevresini tavaf namaz gibidir." [84]
"Peygamberin hanımları onların anneleridir" [85] ayetinde olan mefhum yalnızca benzetme işaretidir. Zira burada ki 'ta-sir' anneleri gibidir, diye tefsir edilmiştir. Şu halde hadiste ki Tsir namazdır' ifadesi ya sevab itibariyle, ya da farziyyeti açısından namaz gibidir, şeklinde anlaşılmalıdır.
Şayet temizliğe riayet etmeden yapılan tavafta, Mekke'de kaldığı taktirde bir daha tavaf etmelidir. Zira böyle bir tavafta noksanlık sözkonusudur. O noksanlığı aynı cinsten olan bir tavafla telafi etmesi daha uygun olur. Eğer bu tavafı kurban bayramı günlerinde bir daha yapsa, kesinlikle kendisine bir ceza gelmez.
Ebu Hanife ye göre; eğer bu tavafı kurban bayramından sonraya bırakırsa, kurban kesmesi gerekir. Abdestsizlik halinde bir koyun, cünüplük hali için ise bir deve kesmelidir. Zira ikincisinde noksanlık fahiştir. Tavafta müvâlat, yani peş peşe yapmak, Hanefîlere göre şart değildir. Tavafa Hacerü-1 Esvedden başlanması da şart değildir. Belki her ikisi de sünnettir. Zira "Kabe'yi tavaf etsinler" ayetinde tavafın orada olacağına dair bir de Hacerül-Evedden başlanması gerektiğine dair bir kayıt yoktur.
Temiz olmak şartıyla takunya, mest veya terlikle tavaf etmek caizdir. Zira Rasulullah takunya ile tavaf etmiştir. Kasani.
Şafıîlere göre namazın şartları gibi avret yerlerinin kapatılması. Zira Buharı ve Müslim de:
Kabe'yi hiç kimse çıplak tavaf edemez" hadisi yer alır.
Buna kuvveti olmayan bir kimse yine namaz gibi çıplak olarak tavaf edebilir. Böyle yaparsa farziyyetinden kurtulur.
2,3, Abdestli olmak. Bedeninin, elbisesinin ve mekanının temiz olması. Zira yukarıda geçen hadiste şöyle idi; "Kabe'yi tavaf bir tür namazdır. Abdesti bozulsa, elbisesi veya vücudu, tavaf ederken veya tavafta bulunduğu yer muaf olan miktarı aşacak şekilde pislense ya da tavaf ederken örtünmeye gücü yetmesine rağmen avret yeri açılsa, bütün bunlar için gerekli telafi edici tedbirleri almak zorundadır.
Şu halde temizlenir.
Avret mahalini kapatır. Aynı zamanda tavafa kaldığı yerden devam eder. Hatta isteğine rağmen verdiği ara uzasa bile. Zira abdestte olduğu gibi, tavafta peş peşelik şart değildir. Fakat baştan başlamak sünnettir.
Şu halde hac mevsiminde tavaf yerinde olan necaset önü alınmaz bir mesele kaçınılması muafatta sayılır. Eğer o necasetin üzerinde mahsus olarak yürümezse, birde o necasette yaşlık bulunmamak şartıyla olsa.
4. Tavaf edenin Kabe'yi soluna alması ve kapı yönüne doğru gitmesi. Bu Müslim'in rivayet ettiği sünnete kıyasen bir usûldür. Bir de Rasulullah'm "hac menseklerinizi benden alınız" hadisi de bunu gösteriyor. Buna kim aykırı gelse tavafı sahih değildir. Zira islamm bıraktığı temel ölçülere terstir.
Kabe'yi sol tarafına alarak sırt üstü veya yüz üstü tavaf etmek sahihtir.
5. Hacerül-Esved'den başlamak. Müslim'in rivayet ettiği gibi, böyle kim yaparsa sünnete tabi olur. Şu halde bütün vücudu ile Kabe'yi hizasına almak, şayet tam hizasına almasa veya bütün yanıyla bir tarafını hizaya almasa, örneğin; bir tarafı ile onu kapı yönüne geçmiş olsa tavafı caiz değildir. Hacerü'l-Esved'e gittiğinde yine ondan başlar. Tavafın Kabe'nin, Hicr-i îsmail ve şazervanın haricinde olması. Bu tarife göre şazervanın üstüne gitse veya mukabilindeki duvara yapışsa veya vücudunun bir kısmını şazervan boşluğuna bıraksa veya hicrin iki boşluğundan birine bıraksa, ötekinden çıksa c tavaf sahih değildir. Şu halde tavafın hicrin dışında olması şarttır. Zira "Kabe'yi tavaf etsinler" ayetinin işaretidir.
Kabe'yi tavafın ancak ve ancak Hicrin dışında olması gerekir. Dışında olursa caiz olmaz.
Müslim'in Aişe'den rivayet ettiğine göre: "Rasulullah'a Hicr de Kabe'den sayılırını? Diye sordum. Evet cevabını aldım. Yine dedim ki, Hicr'i neden Kabe'ye dahil etmemişler. 'Senin kavminin imkanları olmadı' buyurdu. Yine kapısı neden yerden yüksektir ?' dedim. 'Kapının yükselmesi işini senin kavmin yaptı. İstediklerini içeri almak İstemediğini almamak içirdir. Eğer senin kavmin cahiliyye devrinden yeni kurtulmuş olmasaydılar, Hicr-i İsmail'in duvarını beyte dahil etmemi, kapısını da zemin kısmına indirmemi birde İbrahim'in makamını biraz duvara yakın bırakmamı, kalblerinin inkar etmesinden korkmasam bunu şartsız olarak yapardım." Bu ifadeden anlaşılan Hz. İsmail'in hicrinin tamamı Kabe'dir.
Rasulullah şöyle buyurmuştur:
Hac ve umre ibadetlerinizi benden alınız."
Bu da gösteriyorki Hicr Kabe'dendir. Fakat Kabe'ye bitişik*olan 6 arşınlık kısmı Kabe'dendir.
Bununla beraber dışının tavafı lazım gelir. Zira hac kitab ve sünnetle gelene göre yapılan bir ibadettir. Şu halde Hacerü-1 Esvedi öpen kimse öpme durumunda olursa kafası Kabe'nin bir cüzünün içinde bulunur. Öpme durumundan çıkıncaya kadar ve doğrulunca-ya kadarayaklarını yerinde iyice sabit tutması gerekir.
Şazervanın duvar genişliği dışında temel genişliğinden bırakılan kısımdır. Şu halde bir arşının üzerinde biri kadar yüksekçe bir yer. Başka bir ifadeyle Garbi ve Yemani rükünlerin arasında kısa ve tümsekçe bir duvar. Kabe'nin bir parçası olan bu bölüm maddi yetersizlik nedeniyle bırakılmıştır. Hicri İsmail, bu Hicr kuzeyden rüknü Şâmiler arasında kalan ve kısa duvarla çevrelenen kendisiyle her iki rüknünün arasında bir açıklık bulunan kısımdır. Şimdi gibi açıklık kapatılmıştır. Bunun altı arşın kadar olduğu belirtilmektedir.
6. Kabe'yi yedi dönmekle tavaf etmek: Hatta namaz kılınması men olunmuş vakitlerde bile olsa ittiba için gerekli olur. Eğer şavt sayısı yediden az olursa, ne kadar az bir miktar da bırakılmış olsa caiz değildir. Şavtın sayısında şüpheye düşerse namazda olduğu gibi en az saymasıyla beraber devam eder.
7.Tavafın Mescid-i Haram'm içinde yapılması: Buda ittiba içindir. Mescid-i Haram'm etrafında tavafın olamayacağına dair icma vardır. Her ne kadar genişletilmişte olsa, Mescd-i Haram'm içinde olmak şartıyla tavaf olur. Hatta Kabe ile tavaf eden arasında direk cinsinden bazı maniatlar bile olsa mescid'in tavanının kabe'nin olmasıda tavafın sıhhatine mani değildir. Nasıl ki kabeden yüksekte bulunan Ebu Kubeys dağında namaz kılınabiliyorsa, aynı şekilde ve şartlarda tavaf mümkündür. Mutemet olan görüş budur.
Müstakil olmak şartıyla tavaf niyeti yani nezir etmiş ve nafile çeşidinden tavafta olduğu gibi diğer ibadet türlerini içine alan içine almayan tavafta niyet lazımdır. Hac ve umrede rükün ve kudüm tavafları gibi ibadetleri içine alan tavafta söz konusu ibadet zaten onun içinde var olduğundan ayrıca tavaf niyetine gerek yoktur.
Ancak veda tavafında niyet zaruridir. Zira bu ihramdan çıktıktan sonra almaktadır. Hem bu tavaf Nevevî ve Rafı'ye göre hac ibadetlerinden sayılmamaktadır. Diğer yandan niyette tayin şarttır. İfada tavafı ve bunun benzeri gibi Akabe cemresi, kurban ve traşın vakitleri kurban bayramı gecesinin yarısında başlangıcı olur.
Zira Rasulullah (sav) "Ommü Seleme'yi kurban bayramı gecesi gönderdi ve o da fecirden evvel cemreyi atarak ifade tavafını yaptı.[86] Tavaf Şafiîlere göre şart değildir, sünnettir.
Ayrıca özür olmamak şartıyla çıplak ayakla tavaf sünnettir. Şa-fiilere göre iki rekat tavaf namazı kılması sünnettir. Ondan sonra tavaf için dine bağlı vacibleri vardır. Tavaf zamanın da kendini her çeşit aykırı hareketlerden muhafaza etmeli, etrafındaki kişilere kötü ve hakir bir gözle bakmamalıdır. İslam edeblerine göre onlara muamelede bulunmalıdır. Elini ve gözünü günahlardan özenle muhafaza etmelidir.
Bütün bunları özetleyecek olursak:
1. Malikîlere göre, iki rekat tavaf namazı vacib. Şafiî ve Hanbe-lîlere göre sünnet. Hanefîlere göre ise kerahet vaktinde olmamak şartıyla vacibtir.
2. Hanefîlere göre abdestli olmak ve aynı zamanda tam temizlik vacibtir. Diğer mezheplere göre şarttır.
3. İfade tavafının vakti: Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre kurban bayramı gece yarısından sonrada caizdir. Hanefi ve Malikî mezhebine göre ise kurban bayramı gününün fecrinden sonradır.
4. Tavafın yedi şavtı olması: Hanefılerden başka cumhura göre vacibtir. Farz olan şavtların ekserisidir.
5. Hanelilere göre: Kabe'yi soluna almak veya tertib yapmak vacibtir. Terki ise kurban gerekir. Cumhura göre şarttır. Zira tavaf e-den kimseye uyan kimse gibidir.
6. Hanbelî ve Malikîlere göre ardarda tavaf yapmak şarttır. Ha-nefîlere ve Şafıîlere göre şart değildir.
Tavafın Mescid-i Haram içinde yapılması ittifakla şarttır.
8. Hanefi ve Malikîlere göre Hacerü-1 Esved'den başlamak şart değil vaciptir. Fakat Şafiî ve Hanbelilere göre şarttır.
9. Kuvveti yerinde olanlar için tavafta yaya olmak, Malikîlere göre vacip Hanefi ve Hanbelilere göre şart iken Şafîüere göre şart değildir. Yalnızca sünnettir.
10. Tavafın niyeti Hanefîlere göre niyetin aslî şarttır.Tayini şart değildir. Malikîlere göre ise niyet şart değildir. Şafıîlere göre tavaf e-ğer diğer ibadetlerde bağımsız ise o zaman tayinli niyet şarttır. Hanbelilere göre de niyetin tayini şarttır.[87]
Hayızh Kadının Haccı:
Bir kadın ihramdan evvel hayızlanırsa veya lohusa olursa, ihram için gusül abdesti alır. İhrama girdikten sonra her hacının yaptığını yapar. Temiz olduktan sonra, Kabe'yi tavaf eder. Şayet kadın ihrama girdikten sonra hayızlanırsa veya nifaslanırsa gusül abdesti almasına gerek lazım gelmez. Fakat kan yerini çok sıkı kontrol etmesi ve dışarı çıkmaması için lazım gelen tedbirleri alması gerekir. Ondan sonra tavaftan başka diğer hac işlerini yerine getirir. Zira Resulü Ekrem efendimiz (sav) Hz. Aişe (ra)'a Kabe'yi tavaf dışında hacmin ibadetlerini yerine getirmesini emretmiştir.
Bir sahih hadiste de "Umeys kızı Esma'ya: 'Kabe'yi tavaf etmeden haccının yaptığını yap.' Emrini vermiştir.[88]
Müslimin Aişe'den rivayetine göre. "Peygamber (s.a v.) ona umre ibadetlerinden uzak durmasını haccm ihramına dahil olmasını bu şekilde kıran haccı yapmasını ve Arafat'da vakfede durmasını tavaftan başka bütün hacının yaptığını yapmasını emretmiştir." [89]
Bu kıyasa göre; böyle olan kadın kudüm tavafından ve onun kazasından sorumlu olmaz. Zira bu tavaf Malikîlerden başka cumhura göre sünnettir. Temettü haccı yapan bir kadın, umre tavafından evvel hayz olursa, Kabe'yi tavaf etmez. Zira Kabe'nin tavafı bir namazın çeşididir. Bunun için Mescid'de dahil olmaz. Şayet haccm kaçmasından endişe ederse umresi ile beraber hac ihramına girmesi gerekir.
Bu şekildeki olan hac cumhura göre, kıran hacadır. Ebu Hani-feye göre, bu vaziyette olan kadın umreden vazgeçer ve aynı zamanda hac için telbiye getirir. Bunun nedeni de Hz. Aişe hadisi ile amel etme delilidir. Müslim'in rivayetine göre; "Hz. Peygamber (sav) Hz. Âişe'ye 'saçını boz ve tara; hac için telbiye getir ve umreyi terk et' buyurmuştur"
"Ten'im'den yeni baştan umre yaptıktan sonra kendisine işte bu öteki umrenin mekanına yaptığım umredir." buyurmuştur. Bu da haber veriyor ki, o halde iken umreyi terk etmiş ve hac için ihrama girmiştir.
Cumhur'un delili de Cabir'in rivayet ettiği hadistir. Buna göre, Rasulullah (sav) Hz. Âişe'ye hac için telbiye getirmesini emretmiş ve o da böylece kıran haccı yapmıştır. En son temizlenince Kabe'yi tavaf etmiş, Safa ile Merve arasında Sa'y etmiştir. Rasulü Ekrem (sav) Efendimiz sonra ona "Hac ve umreyi bitirdin." buyurmuştur. Tenim'den ona umreyi ona emretmiş değildir. O bunu ziyaret olarak yapmıştır. Öte yandan haccı umreye, dahil etmek eğer kaçırma korkusu yoksa fakihlerin ittifakı ile caizdir. Eğer böyle bir korku varsa önce olarak caizdir.
Çıkmak niyetiyle ihrama girdikten sonra, hac ve umreden çıkmak sıhhatli bir uygulama değildir. Bu şekilde olan çıkmak, ancak ve ancak onu bitirdikten sonra mümkün olur. 'Umreyi terket' sözünün anlamı umre ile meşgul olmayı ve onu tamamlamak demek olan tavaf, sa'y ve saçları kısaltma işlerini bırak demektir. Zira bunların hepsi hacla ilgili olan fiillerdir.
Kadın Arafatta vakfeden ve ziyaret tavafından sonra adet görürse Mekkeden ülkesine döner. Aynı zamanda veda tavafı için hiçbir yükümlülük altına dahil olmaz. Bütün hazık fakihlerin ittifakına göre, şayet kadın vadedan önce hayızlanırsa, veda ve fidye meselelerinde her hangi bir yükümlülüğün altına girmez. Yukarıda geçen Safıyye hadisi buna delildir. "Ey Allah'ın Rasulü hayızlandı" dediklerinde, "o bizi durduracaktandır?" buyurmuştur. Fakat buna karşılık "Ey Allah'ın Rasulü! O kurban günü ifade tavafı yapmıştı" karşılığını almış ve yola çıkma emrini vermişti. Aynı zamanda ne fidye nede başka bir ceza emretmemiştir.
Hüküm cihetiyle loğusa olan bir kadın hayızlı kadın gibidir. Hayz ve nifas süresi dolmadan Mekke'den ayrılması gereken ve ifade tavafını yapamamış bir kadın, gusül abdesti alır ve vücudunu kontrol ederek lazım olan tedbirlerde gevşeklik yapmaz. Bundan sonra ifade tavafını yapar, Safa ile Merve arasında yedi defa sa'y eder. Bu işlerden sonra bir büyük baş hayvan yani 'bedene' kesmek mecburiyetindedir. Bedene: iki yaşını doldurmuş sığır veya beş yaşını doldurmuş bir devedir.
Fakihlerin üzerinde ittifak ettikleri en efdal yol şudur: Hac veya umreyi eda etmenin veya bunlar için ihrama dahil olmanın üç çeşidi vardır. İfrad , temettü ve kıran yani yalnız haccetmek. Yalnız umre yapmak veya hac ile birlikte umre de yapmak. Buna dahil olan kimseler de üç kısma ayrılır. Yalnız haccedenler, yalnız umre işini yapanlar veya her ikisini de bir arada yapanlar. Bu tarife göre birinciye: Müfrid, ikinciye; mutemetti, üçüncüye de karin denir.
Müfrid yalnız hac ihramına giren kimsedir. Bir kimse önce hac menseklerini yerine getirir. Ondan sonra umre ihramına dahil olur.
Mutemetti: Hac aylarından evvel umre ihramına dahil olur ve bunu tamam ettikten sonrada yılında veya aylarında hac ihramına dahil olan kimsedir.
Karin: Afaki yani; Mekkeli olmayan ve umrenin rüknü kabul e-dilen tavaftan evvel umre ve hac ihramına dahil olarak, bunları birleştiren kimsedir. Bu kişi evvela umre işini yerine getirir. Daha sonra hac menseklerini yerine getirir. Tabi bu arada traş olarak veya saçlarını kısaltarak ihramdan çıkmaz.
Söz konusu iki ihramın arasını isterse Kelam-ı Mafsul olsun isterse Mavsul yani her iki ihramın arasında konuşması aralıklı veya aralıksız olsun farkı yoktur. Buna göre, eğer umre ihramına ve umre tavafından (veya Hanefılerce tavafın büyük kısmından) evvel hac ihramına dahil olsa karin kısmında olur. Zira her iki ihramın birleştirilmesi tam manasıyla meydana gelir. Buna mukabil, şayet ihramına umre tavafından veya tavafın ekserisinden sonra dahil olsa kesinlikle karin sayılmaz. Bunun aksi olarak mutemetti olur. Zira bu taktirde temettü olmakla yani tavafı umre rüknünün tamamı kabul eden Hanefîlere göre umre rüknünü yerine getirdikten sonra, cumhura göre tavafın arkasından sa'y yaptıktan sonra, Şafıîlere göre mutemet olan görüş uyarınca traş ve saçların kısaltılması sonrası hac ihramı sahih olmaktadır. Bu üç türden hangisinin daha faziletli olduğu hususunda fakihler farklı görüşler ileri sürmektedirler.
Hanefîlere göre, Kıran yani tek bir yolda umre ve hac ihramını birleştirmek, temettü ve ifraddan daha faziletlidir. Zira bu usule göre sona varıncaya kadar her ikisi için mikata girdiği ihramı devam ettirmektedir. Bu usul temettuda yoktur. Bunun için kıran temet-tudan daha faziletlidir.
Hem peygamber (sav) efendimiz "Ey Muhâmmed ailesi! Hacda umre için telbiye getirin." buyurmuştur. Enes de şöyle diyor: "Resu-lullah (sav) efendimizin umre ve hacca "lebbeyk" diyerek hac ve umre telbiyesi getirdiğini duydum. Maliki ve Şafıîlere göre: ifrad haccı ve aynı yıl için umrede yaparsa kıran ve temttudan daha sevabı fazladır. Zira bu usule göre kurban lazım gelmez.
Hz. Aişe anlatıyor; "Rasulullah ile veda haccı senesinde birlikte çıktık. Bazı kimseler umre için telbiye getirdi. Bazıları hac ve umre için telbiye getirdi. Rasulullah (sav) ise hac için telbiye getirdi."
Gayetü-1 Münteha'da Mütavatir ve sahih yollar ile Cabir b. Abdullah'tan Rasulullah'ın ifrad haccı yaptığı rivayet edilmiştir. Ayrıca bu Ebu Bekr, Osman, Ömer, Aişe ve Cabİr'in görüşüdür.
Malikîlere göre; fazilet cihetinden ifraddan sonra kıran haccı gelir. Bununla beraber kıran haccının iki suret, iki şıkkı vardır.
a) Tek bir niyetle kırana yada umre veya hacca niyet etmek. E-ğer aralarında tertibe göre hareket olursa, niyet ve düşüncede umreyi öne alması gerekir. Kısaca telaffuz ediyorsa lafızda umreyi öne alaması mendub olur.
b) Önce umreye sonra derhal hacca niyet etmek. Şu halde umreyi hacdan sonra zikretmesi doğru değildir. Haccm daha kuvvetli olduğunu düşünerek bunu yapamaz.
Şafıîlere göre ifraddan sonra temettü ve daha sonra kıran haccı gelir. Zira temettü haccı için yola çıkan kişi, her ikisi için de iki ayrı mikattan yola çıkmıyorsa da iki işi aynı zamanda yapmaktadır. Karin ise, tek mikattan tek bir işi yerine getirmektir. Burada dikkat e-dilmesi gereken nokta, Şafiîlerin yapılan işlerin çokluğuna itibar ettikleridir.
Hanbelilere göre, fazilet cihetinde evvela temettü, daha sonra ifrad, daha sonra da kıran gelir. Temettü, hac aylarında umre ihramına girmek ve bu umreyi bitirdikten sonra aynı yılda hac ihramına dahil olmaktır. Delilleri de Rasullulah'm temettü yapmasıdır.
İbni Ömer şöyle anlatıyor; "Rasulullah veda haccı yılında, umreden hacca geçerek temettü haccı yaptı. Yanında Zûlhuleyfe'den kurban getirdi. [90]
Rasulullah buyurdu ki; "Eğer şimdi ortaya çıkan durumu önceden büebilseydim, kurban getirmez ve umre yapardım." Fakihlerin bu meselede farklı görüşler ileri sürmelerinin sebebi şudur: Rasulullah'ın bu meselede yaptıkları hakkında farklı görüşlere sahib olmalarıdır. Her birinin kendi görüşünü takviye eden sağlam rivayetleri vardır.
Nevevî, El-Mecmu'da şöyle diyor, "Doğrusu şudur ki Rasulullah hac ihramına girmiş sonra da buna umreyi katmış ve bu şekilde karin olmuştur. Buna karşılık umreyi hacca katmak bize göre iki görüşten biri itibarıyla caiz. Fakat sağlam görüş itibarıyla da yine bize göre caiz olmamaktadır. O yıl Rasulullah'a caiz olmuş, ama bu durum ihtiyaç sebebiyle ortaya çıkmıştır. Sonuçta "hacda umreye Lebbeyk" hadisi ile bunu emretmiştir.
Hanefîlere göre; Mekkeli ve Mekkeliye benzeyen kişiler için ihrama eklemek caiz değildir aynı şekilde uzaktakiler, yani Afakiler i-cinde hac ihramına umre ihramı eklemek kurban kesmeyi gerektiren bir kusurdur. Haccı umreye eklemek caizdir. Bunun tafsilatı şöyledir:
1. Haccı umreye eklemek: Afaki olmayan bir kişi umre ihramına dahil olduğu halde bununla beraber bir de hac ihramını katmış-sa bu işte üç ihtimal meydana gelir:
a) Eğer bunu tavaftan önce yapmışsa umresi batıldır. Bu işi Mekkeli olmayan, Afaki yaparsa o zaman karin hükmüne dahil olur.
b) Bu işi tavafta şavtlarm çoğunu yaptıktan sonra yaparsa o-nun haccı ittifak ile fasittir. Şayet bu işi afaki olan bir kimse yaparsa, aynı zamanda tavafı da hac aylarında meydana gelmişse o zaman mutemetti olur.
c) Üç şavttan az tavafta bulunursa, Ebu Hanifeye göre, bu durumda haccı terk eder. Zira umrenin terk edilmesi işlerin iptalini mecbur kılar. Şu halde ilgili işlerden yani amellerden bir kısmını yapmakla, umre ihramını kuvvetli olduğunda yani kuvvet kazanmış olmakta. Hac ihramı ise, daha kuvvete gelmemiştir. Şu halde kuvvet kazanmayanın terk edilmesi daha rahat olur.
2. Haccı Başka Bir Hacca Eklemek: Mesela, bir kimse hac ihramına dahil olsa ondan sonra kurban günü başka bir hac ihramına dahil olsa, bu şöyle olur.
a) Şayet birinci hac için traş vazifesini yapmışsa, diğer hac da ayrıca kendisi için sahih olur. Herhangi bir cezaya da rast gelmez. Zira öyle kimse, birincisi ile ilgili ihramdan çıkmış ve ondan sonra ikincisi için ihrama dahil olmuştur.
b) Şayet birincisi için traş olmamışsa yine ikinci hac kendisi için sahih olur.
c) Umreyi umreye eklemek: bir kişi saçları kısaltmadan başka umreyi bitirmiş olsa ve o şekilde başka bir umreye dahil olsa Hanefî-lerin ittifakıyla kurban kesmek zorundadır.
d) Umreyi hacca eklemek: Hac için telbiye getiren bir kişi ondan sonra, umre ihramına dahil olsa, her ikisini de yerine getirmek mecburiyetindedir. Zira bunları bir araya getirmek Mekkeli olmayan için rneşru bir kaide ve uygulamadır. O kimse böylece karin tarifine dahil olur. Zira sünnet olan usul ve kaide haccı umreye katmaktır. Aksi değil. Zira Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: "Her kim, hacca kadar umreden faydalanırsa, [91] kim haccı iki gayeden en sonuncu haline getirirse demektir.
Ancak haccı eda etmediği zaman sahih olur. Bir kişi evvela hac sonra da umre ihramına dahil olsa ve daha sonra Mekke'ye dahil olmadan Arafatta vakfe yapsa, bu meselede vakfe ile umreyi terk etmiş olur. Eğer Arafatta vakfe yapmazsa o zaman hac İle umreyi birleştirmiş olacağından karin sayılır.
Cinsi ilişki ve başlangıçları meselesine gelince. Fakihlerin ittifakıyla haramdır. Ayrıca kadının kocasına cinsi ilişki kurmasına yardımcı olması da haramdır. Zira bu hamasiyet yani günaha yardımcı olmaktır. Bunun gibi ihramsız kocasının ihramlı karısıyla cinsi ilişkide bulunması haramdır. Cinsi ilişkinin başlangıcı sayılan şehvetle dokunma, öpme ve cinsi organdaki başka r ir yere cinsi ilişkide bulunmak haramdır. Zira Allah (c.c) "Hac bilinen aylardadır." "O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, öpüşmek, dövüşmek, sövüşmek yoktur. [92] bu ayeti kerime de açıkça belirtilen yasaklardır. Cinsi ilişkiden, dövüşmekten ve sövmekten her türlü mücadeleden kaçınmak gerekir.
Rasulullah şöyle buyuruyor: "Kim hac yapar ve çirkinliklerden, kötülüklerden kaçınırsa anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınır."
Arafat'ta vakfeden evvel cinsel ilişkide bulunan kimsenin haccı fasit olur. Fakat bu fasit haccını tamamlar. Gelecek yılda bunun derhal kazası gerekir. Nafile hac bile olsa kazası gerekir. Bununla birlikte büyük baş hayvan kurban etmelidir. Zira sahabe böyle hüküm vermiştir.
İki tahallul yani ihramdan çıkma arasında, veya iki tahallülden evvel birinci cinsi ilişkiden sonra ilişkide bulunsa bir koyun kurban etmelidir. Şayet cinsi organ dışında her hangi bir yerle ilişkide bulunsa, menisi gelsin gelmesin, ya da şehvetle öpse ve dokunsa veya çıplak halde vücud temasında bulunsa kurban kesmek zorundadır. Ancak bu, onun haccını, Malikîlerden başka cumhura göre bozmaz. İbn Ömer " ihramlı kimse karısına çıplak vücud temasında bulunsa, kurban kesmesi lazımdır." demiştir. Cinsi ilişki ve başlangıcı sayılan hususlarla ilgili olarak yaptıklarında kasıt, unutganlık ve zorlama a-rasında bir fark yoktur.
Şafıîlere göre unutarak cinsi organdan başka bir yere çıplak temas sonucu doyuma ulaşsa bir şey lazım gelmez. Eli ile meninin getirilmesi durumunda fidye gerekir. Hanefîlere göre, bakma düşünme sonucu meydana gelse, bir şey lazım gelmez. Zira Resulullah, ihramlı iken hanımlarına bakmıştır. Fakat sürekli bakarak neticede meni veya mezi gelse kurban lazım gelir.
Malikîlere göre, meni getirmek mutlak olarak haccı ve umreyi bozar. İhramlı halde ticaret yapabilir. Değişik sanatlarla uğraşabilir. Boşanılmış eşe iddeti bitmeden geri dönülebilir. Bunda ittifak vardır. Allah Teala(c.c) şöyle buyuruyor. "Rabb iniz den lütuf istemenizde size bir günah yoktur. [93]
Cinsi ilişkinin cinsel organ yoluyla meydana gelmesi gerekir. Bu ittifaklıdır. Cinsi organdan başka bir yerden ilişkide bulunsa veya şehvetle dokunsa, kucaklasa öpse yada çıplak halde vücut temasında bulunsa haccı fesada götürmez. Fakat Hanefîlere göre, meni gelsin gelmesin keffaret gerekir.
Malikîlere göre, birleşme neticesi veya birleşme olmazsa kendi fiiliyle meni gelse de böyledir. İhtilam olsa kurban lazım gelir. Şafıîlere göre, eli ile ve cinsi organdan başka, vücut teması ile meni gelmesi haram olmakla birlikte haccı bozmaz. Fakat kurban lazım gelir. İlişkide bulunanın kasten haram işlemesi gerekir. Unutarak haram-lığını bilmeden yapsa veya kadın zorlanmış olsa hac bozulmayacağı gibi esas görüşe göre, fidyede lazım gelmez.
Erkek olsun kadın olsun, yalnızca cima nedeniyle haccı bozulur. Şu halde uykudaki erkeğin cinsel organıyla ilişkide bulunan kadının haccı ve umresi fesada girer.
İhramlı olan kimse, av sayımladıkları için pire, sivri sinek, kara sinek, karınca, eşek arısı, kene gibi hayvanların öldürülmesinde bir sakınca yoktur. Zira bunlar zarar verme bakımından insanların yanında akrep, yılan gibi zarar veren hayvanlardan sayılır. Bu Hanefîlere göre böyledir. Devamı şöyledir. Evlerde bulunan kaz, tavuk gibi hayvanların kesilmesi kesinlikle haram olmaz. Ehli kedi ve köpekler de av kısmından sayılmaz.
Geçen, ayette faydalandığımız gibi, deniz avı ihramlı olsun olmasın helaldir. Zira yerleri deniz olduğu için, üreyip çoğaldıkları yerler de denizlerdir ve avlanılması caizdir. Kara av sayılmakta olduğu için çekirgenin öldürülmesi caiz değildir. Fakat hamamböceği, pislik böceği, yılan ve akrep gibi yer haşeratınm öldürülmesinde av hayvanı olmadığı için, onlardan birini öldüren kimseye kesinlikle bir ceza gerekmez.
Maymun, kertenkele, yaban faresi, tilki, domuz ve fil gibi hayvanları eğer saldırma için öldürürse caizdir. İhramlı olmayan bir kimsenin avladığı veya şer'i olarak kestiği bir hayvanın etinden ihramlı olan kimsenin yemesi helaldir. Şafiîlere göre: İhramlı olan kimse isterse sahipli olsun isterse sahipsiz olsun vahşi veyahut yenebilir kara hayvanlarını avlaması caiz değildir. Eti haram ve helalden doğmuş veya vahşi ve ehli hayvandan doğmuş ehli hayvanlar böyledir. Vahşi ve ehli eşek yada koyun ve geyikten doğmuş hayvanlar bunlar gibidir .Çekirge haramdır. Yani çekirge avı haram olurken balık ve deniz avı haram değildir.Fakat hem denizde, hem karada yaşayanlar haramdır. Suya dalıp çıkan su kuşlarıda haramdır.
Şu halde eti yenmeyen hayvanlar haram değildir. Hanbelilere göre de öyledir. Cumhura göre kendisi için avlanan kara av hayvanının etinden ihramlı olan kimse yiyemez. Zira Sab b. Cessame "Peygamber (sav)'e Ebva veya Vaddan da bulunduğu bir vakitte vahşi bir eşek hediye etmiş ama O bunu geri vermişti. Onun yüzünde üzüntüyü görünce de biz onu sana yalnızca İhramlı olduğumuz İçin iade ettik." Buyurmuştur. Bunu nedeni yalnız ve yalnız ihramlılıktan başka bir sebeb yoktur.
Daha evvel tarif ettiğimiz gibi hac ve umrenin yerine vazifeli o-larak yapılmasında üç şekil vardır. İfrad, temettü ve kıran yukarıda hac ve umre rükünlerini tetkik ederken bunların mezheblere göre hangisinin daha faziletli olanını da beyan etmiştik.
îfradın kaidesi: Yalnız olarak haccın ihramına girmek. Hatta bu haccını bitirmeden de umre için ihrama girmemek. Bunu tam olarak yapması şöyle olur. İhramdan evvel abdest alır veya gusleder. Fakat gusül daha efdaldir. Yeni veya yıkanmış iki parçadan ibaret olan izar ve rida giyer koku sürer. İki rekat namaz kılar. Şayet kerahat vakti ise kılmaz. Ve şöyle der: "Allah'ım! Ben haccetmek kastediyorum. Bu işi bana rahat kıl ve bunu benden kabul eyle." Bu şekilde, namazların sonundan çokça telbiye söyler. Bununla hacca niyeti olsun, bütün iniş çıkışlarda, bineklerin üzerinde kervanlara rastladığında ve seher zamanlarında aynı surette çok çok telbiye getirir.
Niyetten sonre telbiye getirerek artık ihrama girmiş olur ve aynı zamanda ihram yasakları da başlamış olur. Bundan sonra Allah'ın yasak ettiği kötü sözlerden, cinsi ilişkiden, layık olmayan hareketlerinden, faydasız tartışma ve münakaşalardan kendini muhafaza e-decektir. Avlanmak bir tarafta dursun, her hangi bir avı göstermediği gibi dikişli elbise ve mest giymesi, başını kapatması, koku sürünmesi tırnak kesmesi, vücudundan herhangi bir surette kıl koparması ve kesmesi kesinlikle haramdır.
Sabunsuz olarak yıkanmasında bir sakınca yoktur. Mekke'ye vardığı zaman evvela eşyasını münasib bir yere bırakır. Sonra Hane-fîlerin söylemiş olduğu gibi, Babu's-Selam'dan girerek işe Mescid-i Haram'dan başlar. Dahil olduğu sırada çok huşu ve saygılı olarak girecektir.
Beytullah'ın şeref ve azametini tefekkür eder ve dikkatinden u-zak tutmaz. Beyt-i gördüğü zaman üç defa tekbir ve tehlilde bulunur. Hangi duayı isterse okuyabilir. Zira o zaman kabule en uygun zamandır. Bundan sonra afakiler kudüm tavafı yaparlar. Zira bu Tahıyyatü-1 Beyt yani, Beytullah'ı selamlama demektir.
Tavafa Hacer*ül~Esved'den yani, yüzünü Hacer'ül-Esvede dönerek başlar. Tekbir ve tehlil getirir. Namazdaki gibi ellerini kaldırır. Ellerinin içi ile Hacer'ül Esved'i istilam gerekir. Müslümana zahmet vermemek şartıyla bütünüyle ona döner. Sonra Kabe'yi soluna alarak tavaf yapmak gerekir. Kabe'yi tam yedi defa tavaf eder. Tavaf demek, §avt dönmek demektir. Kabe'yi tavaf ederken Hatim Hicr'in arkasından tavaf eder. Yani dolaşır.
Tavafı daimel evkat başladığı zaman her şavtta Rüknü Yema-ni^i ve Hacer'i yanlarından geçerek istilam eder. Tavafı daima başlarken yaptığı gibi istilam ile bitirir. Sonra Makam-ı ibrahim'de veya mescid'in müsaid bir yerinde mekruh olmayan vakitte namaz kılar. Mekke liler kudüm tavafı yapmazlar.
İhramlı bir kişi Mekke'ye dahil olmadan doğrudan Arafat'a gitse ve orada vakfe yapsa kudüm tavafı kendisinden sakıt olur. Terki için hiç bir şey lazım gelmez. Bundan sonra Safa ile Merve arasında yedi sa'y yapar. Her iki tarafta da en yüksek yere çıkar. Muazzam o-lan Beyt-i karşısına alır. Rasulullah (sav)'e salat ve selam getirir. îs-tediğince dualar yapar. Sa'ya, Safa'da başlar ve Merve'de bitirir. Sa'y da iki yeşil mil arasında süratle gidilir. Bu arada misafir olarak kalır. Fırsat bulduğu her vakit tavaf eder.
Zilhiccenin 8. Günü Minaya çıkar. Orada beş vakit yani öğle, ikindi, akşam, yatsı, sabah namazlarını kılar. Zilhiccenin 9. günü A-rafat'a gitmek gerekir. Orada imamla veya tek olarak Nemire mescidinde cem'i takdim yoluyla birleştirerek ve kısaltarak öğle ve ikindi namazlarını tek ezan ve iki kametle kılar. Ondan sonra hutbeyi dinler. Vakfeden evvel yıkanması müstehab olup, ona an durmak yerine gider ve Cebeli Rahmet Kurbunda durmakta durur.
Arafatm tamamı Urane vadisinden başka durmak yeridir. İmamın Arafatta bineği üzerinde durması uygundur. îmam bu şekilde dua eder, oradaki insanlara hac ibadetlerini anlatır. Bu vakitte duada dikkatli davranması ve titizlikle gayret sarfetmesi gerekir.
Burada önemli bir konuya temas edelim,
Arafatta güneşin zevali ile, kurban bayramı günü fecrin doğuşu arasında durmaya yetişen bir kişi, hacca da yetişmiş sayılır. Şöyle bir örnek verecek olursak, bir kişi Arafatta baygınlık veya uykulu bir vaziyete gelse veya oranın Arafat olduğunu bilmeden gelse, bu Hane-filere göre, vakfe yani durmak olarak kabul edilir,
Güneş kaybolduğu zaman imam hacılarla beraber ve vakar i-çinde Mezemeyn yoluyla rucu eder. Müzdelifeye gelerek buraya inerler. En iyi yer, Kuzah dağının yani Meş'aril Haram yakınma gelmeleri gerekir. İmam burada Hanefi'lere göre tek ezan ve tek kamet ile hacılara akşam ve yatsı namazlarım cem-i tehir yolu ile ve yatsı namazını da kısaltarak kıldırır. Ebu Hanife ve Muhammed'e göre akşam namazını Müzdelife yolu üzerinde kılmak caiz değildir. Şayet kılsa e-ğer Fecir doğmamış olsa bir daha akşam namazını kılması lazımdır. Kurban bayramı günü fecir doğduktan sonra imam hacılarla beraber Arafat'ta durma sebebiyle sabah namazını alaca karanlıkta kıldırır.
Sonra bir anda olsa Müzdelife'de durmak gerekir. Bu Hanefi'lere göre vaciptir. Bu durmanın vakti de Fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadardır. Tabii imamla birlikte diğer hacılarda durmalıdır. Ondan sonra dualar edilir. Tekbir tehlil ve telbiye getirilir. Resulul-lah (sav) efendimize salavat getirilir.
Müzdelifeden yetmiş adet çakıl taşı toplanır. Müzdelifenin tamamı Muhassir vadisinden başka Mina ve Müzdelife arasında bir vadidir. Bu vadi durmak vakfe yeridir. Sonra imam hacılarla birlikte güneş doğmadan evvel harekete geçer ve onlarla beraber Mina^a gelir. Bu şekil üzere dere içinde yedi çakıl taşı ile Akabe Cemresi atılır. Her taşın atılmasıyla birlikte tekbir getirilir. Sonra da sonunda da durulmaz. Zira ondan başka Cemre yoktur.
Şayet tıraştan evvel atnıışsa ilk taşla birlikte telbiyeyi keser. Bu Cumhur'un görüşüdür. Malikîler arefe günü güneşin zevali ile telbi-yenin kesilmesini söylemektedirler. Eğer taş atmadan evvel traş o-lursa telbiyeyi o zaman kesmek gerekir. Zira telbiyenin ihramdan çıktıktan sonra getirilmesi meşru değildir. Bundan sonra eğer isterse nafile kurban kesilebilir. Zira bu ifrad hacadır. Daha sonra saç traşı olur veya parmak ucu kadar kısaltmak yeterli olur. Fakat saçların tamamının kısaltılması daha eftaldir. Bunu da yaptıktan sonra hanımından başka (Malikîlere göre av ve kokudan başka) her şey helal olur.
Bayram veya bayramdan bir veya iki gün sonra Mekke'ye ve yedi şavt olarak ziyaret tavafı yani farz tavafı yapar. Bundan sonra şayet kudüm tavafından sonra say yapılmamışsa bu sefer Safa ile Merve arasında say yapar. Tavafın ilk üç şavtını dönerken erkekler remel yapar. Yani hızlı adımlarla tavaf ederler. Ayrıca say ardından say yapacaksa bu üç şavtta ridasını sağ omzunu açık bırakacak şekilde kapatır. Zira adımları hızlı atmak ve sağ omuzu örtmemek sonrasında say olan tavaflar için sağlam bir uygulama olur.
Tavafı üç günden fazla tehir etmek yani bayram günü ile beraber ondan sonraki iki günden sonraya tehir etmek mekruhtur. Şayet tehir etse Ebu Hanife'ye göre kurban kesmesi gerekir. Sonra Mina'ya gider ve orada taş atmak gayesiyle yatarlar.
Cemrenin başlangıç vakti ise kurban bayramının ikinci günü-nün zevalinden sonra başlar. Evvela hayf mescidini izleyen Cemreden işe başlar. Yedi çakıl taşı atmak gerekir. Her bir taşı atmasıyla beraber tekbir getirir ve sonunda durur. Dua eder. Zira bunun sonunda da yine Cemre vardır. Sonra orta Cemre'ye atar ve durur, dua eder. Bundan sonra Akabe Cemresini atar. Fakat bundan sonra durmaz. Zira Cemre'yi atmak için yoktur. Bayramın üçüncü gününde ise güneşin zevalinden sonra üç Cemre'yi atar. Bu işi yaptıktan sonra Mekke'ye derhal gideceği gibi orada durup güneşin zevalinden sonra dördüncü günde üç Cemre'yi de atabilir.
Ebu Hanifeye göre dördüncü günü imsakin doğuşundan ve güneşin zevalinden evvel Cemreye taş atmak caizdir. Mekke'ye döndüğü zaman dönmesi muhassaba iner. Buna abtah denildiği gibi Hayf-ı beni kinanede denir. Hacı Mekkeden ayrılmak istediğinde Beyti veda veya Sadr tavafı olarak ve remelsiz (adımlarını hızlandırmaksızın) bir surette yedi şavt şeklinde tavaf eder bu tavaf Malikîlerden başka Cumhura göre ve afaki olan kimseler için vaciptir. Ondan sonra hac ibadetlerini bitirdikleri için herkes memleketlerine döner. Kadınlarla Hünsa-i Müşkil olanlar bu işlerde haccın fiillerini yaparlar. Fakat onlar başlarını açmazlar. Yüzlerini açarlar. Telbiye getirdiği zaman seslerini yükseltmezler.
Tavafta remi ile yani hızlı adımlarla tavaf yapmazlar. Bunlar gibi say arasında iki yeşil milin arasında da acele adımlarla yürümezler. Saçlarını traş etmeyip yalnız kısaltırlar kadın bu ibadetleri yaparken dikişli elbise ve mest gibi ayakkabı giyebilir.
Hayız ve nifas halinde Beyt-in tavafından başka diğer ibadetlerin hepsini yapar. Fakat tavaf için temizlik halini beklemelidir. Kadın ihram sırasında hayızlansa yıkanır ve ihrama girer. Arafat'ta vakf eder eğer ziyaret tavafını yaptıktan sonra hayızlansa Mekkeden bu şekilde döner. Veda tavafını terkettiği için bir şey lazım gelmez.[94]
Temettü Haccının Kaidesi
Temettü terim olarak faydalanmak demektir.
Hanefîlere göre şer-i manası umre ihramı ve umre fiillerini veya ek serisini hac ihramı veya fiilleri ile hac aylarında birleştirmektir. Bunların hepsini bir araya birleştirmektir. Ancak bunların arasında hakiki olarak ailesinin yanına dönmüş olmamak şartıyla haccı temettü Hanefîlere göre ikiye ayrılır.
Kurban götürmeyenler ikincinin hükmü haccı kıran yapanlar gibidir. Bunun için Mekke'ye girdiğinde tavaf ve say eder. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmaz. İhramlı olarak devam eder. Hatta ter-viye günü hac İhramına girinceye kadar ve kurban bayramı günü kurban kesînceye kadar devam eder. Zira geçen Cabir hadisinde "E-ğer sonradan onları tekrar yapacak olsaydım muhakkak kurban götürmezdim ve bunu umre haline getirirdim" buyurmuştur. Bunun manası: İhramdan çıkmak, yalnız umre yapmak ve kurban götürme-mekle mümkün olur. Şayet kurbanla beraber ihramdan çıkmak caiz olsaydı Rasulullah "bunu muhakkak umre haline getirirdim" sözüyle yetinir ve bu şekilde ihramdan çıkılacağının izahını yapardı.
Eğer haccı mernettu yapan kimse, kurban götürmek isterse, bu şekilde ihrama dahil olur. Kurbanımda beraberinde götürür.
Temettü Haccı Nasıl Olur?
Temettü haccına mikattan başlanır. Umre ihramına girerek, Mekke'ye gider. Umre için tavafını yaptıktan sonra saçlarını tamamen halk eder veya kısaltır. Bu şekilde yaptıktan sonra umre ihramından çıkar ve tavafa başlar. Başladığı zaman telviyeyi keser. Mekke'de ihramsız olarak durur. Terviye vakti geldiğinde yani zilhiccenin sekizinci günü mendup cihetiyle Mescid-i Haram'dan hac ihramına dahil olur. Fakat ihrama Harem bölümünden dahil olması şarttır. Zira temettü yapan Mekke vatandaşı gibi olur.
Mekke'linin hacda mikat yeri Harem'dir. Bundan sonra münferid bir hacının yapması gerekenleri yapar. En faziletli olan ihrama terviye gününden evvel dahil olmaktır. Zira bunda ibadet için acele etmek ve daha çok zorluk görmek vardır. Hacc-ı temettü yapan kimse kurban kesmekle mükelleftir. Şayet kurban veya bedeli yoksa, o zaman hac günlerinde üç gün, hac zamanı dışındaki günlerde yedi gün oruç tutması gerekir. Bu orucun tutulması için ailesine kavuşmuş olması da gerekmez.
Kurban bayramı günü traş olsa, her iki ihramdan da çıkmış o-lacaktır. Hacda traş olmak namazda selam vermek gibidir. Cumhura göre Mekkelilere haccı temettü ve kıran yoktur. Onlara ifrad haccı vardır. Hanefiler kıran haccını Mekkeliler için mekruh saymışlardır.
Haccı Temettunun İptal edilmesi: Umre sonrası memleketine dönse, şayet kurban götürmemişse temettü haccının söz konusu hacc batıl olur. Zira o bu surette, iki ibadet yani hac ve umre arasında hakiki manada ilmamda bulunmuştur. (İlmam; Aile fertlerinin bulunduğu yere kavuşmak, sefer durumunun sona ermiş olması "nanasmda kullanılan tabirdir.)
Fakat kurban götürmüşse, o zaman ailesine hakiki manada lönmüş sayılmaz. Netice olarak Ebu Hanife, ve Ebu Yusufa göre laccı fesada gitmez. Zira traş için Hareme geri dönmek, birincisine göre vacib ikincisine göre mendubtur. Zira traş Haremde durmak gibidir. Hareme geri dönmek mecburiyetinde olsa, hakiki anlamda ilmanın isbatına manidir.
Hacc-ı kıran yapanın, kıranı yurduna dönmekle Hanefılerin ittifakına göre fesada gitmez. Hanefîlere göre kıran ile temettü arasındaki fark temettü da hacının yanma hakiki manada rucu olmamasıdır. Bu kesin olarak şarttır.
Fakat aynı şart kıran haccı yapan için söz konusu olmaz. Hac aylarından evvel umre ihramına dahil olan bir kimse için söz ne zaman temettü meydana gelir? Hanefiler şöyle der: Bir kişi hac aylarından evvel umre ihramına dahil olsa ve dört şavttan az olmak şartıyla umre tavafı yapsa hac ayları dahil oluncaya kadar noksan tarafları tamamlanmasıda ve bunları hac ayların da tamamlasa tamam olduktan sonra hac ihramına dahil olsa. O zaman mütemetli olur.
Hanefîlere göre, ihram rükün değil şarttır. Bu nedenle ihramı daha evvel de tarif ettiğimiz gibi, hac aylarından evvel takdim etmek sahihtir. Netice olarak hac fiillerinin hac aylarında yapılması daha iyi olur. Bu hac fiillerinin ekserisi hac aylarında yerine getirildiğine göre ekserisinin hükmü de hepsinin hükmü gibidir.
Fakat hac aylarından evvel dört şavt veya daha fazla umre tavafı yapar. Ondan sonra aynı o yılda hac işlerini yaparsa mütemmeti sayılmaz. Zira bu kişi hac aylarından evvel ekserisini yerine getirmiş olduğu için hac aylarından evvel ihramdan çıkan kimse durumuna gelmiş kimse gibidir.
Sonuç olarak Hanefîlere göre çoğunluğunun hükmü hepsinin hükmü gibidir. Hac aylarından evvel ekseri meydana gelmişse, hepsi meydana getirilmiş sayılır. Mütemmeti; haccı ve umreyi hac aylarında meydana getirendir.[95]
Kıranın Usulü Ve Şekli
Kıran terim olarak mutlak iki şeyin arasını birleştirmektir. Şer'i ıstılahta ise, tek yolculukta umre ihramı ile hac ihramını bir araya getirmek ve birleştirmektir.
Kıranın Kaidesi: Kıranın şeklinin nasıl olacağına gelince, umre ve haccm telbiyesini, her ikisini yeterli mikatta beraber getirir. Bu şekilde her ikisine birlikte niyet ederek gerçek manada veya tek olarak (Hanefîlere göre) hükmî olarak yapar.
Şu halde evvela umre ihramına girer, sonra da umrenin ekserisi tavafını getirmeden önce hac ihramına dahil olur. Zira böyle yapmakla, birleştirme meydana gelmektedir. Zira geriye tavafın ekserisi kalmaktadır. Cumhura göre bunun akside sahih olur. Cumhura göre Hanefilerden başka haccı umreye dahil edilmesi ihramlmm tavafa başlamasından evvel mümkün olur. Şayet tavafa başlamışsa hatta bir adım atmışsa bu şekilde haccı umreye dahil etmez. Kurban götürmesi halinde Hanefîlere göre temettü da kıran gibi caiz olur. Zira bu mesele daha evvel de ele alınmıştı. Bu kıyasa göre temettü yapan kimsenin umreden sonra ihramdan çıkmaması gerekir. Bunun aksine kurban bayramı günü kurban kesinceye kadar ihramlı olarak devam etmek gerekir.
Kıran yapan kimse iki rekat ihram namazından sonra şöyle duada bulunur: "Allah'ım! ben hac ve umre yapmak istiyorum, her ikisini de bana rahat ve kolay kıl ve onları benden kabul et. Lebbeyk Allahümme Lebbeyk..."
Kıran haccı yapan kişi Mekke'ye dahil olduğunda, Beytullah'ı yedi şavt olarak tavaf yapar. İlk üç savunda adımlarını acele olarak atar. Yani remi eder. Bundan sonra Safa ile Merve arasında sa'y eder. Şu halde bu işler umre ile alakadar olan ibadetlerdir. Ondan sonra Hanefîlere göre, müfrid yani, ifrad haccı yapan gibi hac işlerine başlar. Söz konusu şeyden sonra, kudüm tavafı yapar. Arafattan sonra, hac için ifade tavafını yapacak.
Şu halde müfrid yani ifrad haccı, yapan gibi Safa ile Merve arasında sa'y yapar. Zira ayeti kerimede "haccı ve umreyi Allah için tamamlayın" buyurulmaktadır. Bunu tamamlaması her ikisini de tam anlamıyla yerine getirmesi gerekir. Hem de bu ayette kıran haccı yapanlar ve başkaları arasında bir fark ta yoktur.
Bunun bir delili de şudur: "Sabiyye b. Ma'bed, iki sefer tavaf ve iki sefer sa'y edince Ömer kendisine Peygamberin sünnetine uydun dedi." Hz. Ali de kıran haccı yapan kimse hakkında "hac ve umre için telbiye getirdiğin zaman onlar için iki tavaf et ve yine onlar için Safa ile Merve arasında iki sefer sa'y yap" dedi.
Cumhura göre, kıran yapan kimse için tek tavaf ve tek sa'y kafidir. Zira Tirmizî'nin rivayet ettiği ve sıhhatine hükmettiği bu hadisi şerifte Peygamber (sav) "Hac ve umre için telbiye getiren bir kimseye tek tavaf ve tek sa'y kafidir." Böylece her ikisinin ihramından çıkmış olur, ancak kıran haccı yapan (karin) müfrid (ifrad yapan) gibi ifade tavafından evvlel kudüm tavafını yapar.
Şayet kudüm tavafının sonunda sa'y etmemişse bundan sonra sa'y yapar. Hz. Aişe diyor ki, "Hac İle umreyi bir arada yapanlar tek tavaf etmişlerdir." Aynı biçimde hac ve umreyi bir arada yapan Aişe'ye Rasulullah (sav) "Yaptığın hac ve umre için, Safa ile Merve'yi tavaf etmen yani ikisi arasında sa'y etmen, senin için kafi gelir." buyurmuştur.
Temettü ve kıran kurbanı: Bütün alimlerin görüşlerine göre, temettü ve kıran eden kişiler hac ihramına dahil olduğundan kendilerine kurban lazım gelir. Zira ayet-i kerimede "Hacca kadar umreden yararlanan kimseye, kolayına gelen kurban kesmek gerekir.[96] da buyuruluyor.
Kıran ve Temettü Kurbanı: Bu bir şükür kurbanıdır. Bunun için Hanefîlere göre, bundan sadece yiyebilir. Şafıîlere göre, vakfe bu kurbandan sahibi de yiyebilir. Şafıîlere göre yiyemez. Kıran eden bir kişi Mekke'ye gitmeyip Arafata gitse su vaziyette Hanefîlere göre, vakfe yapmakla umreyi reddetmiş olduğundan kendisinden kurban sakıt olur.
Fakat umreyi reddetmekle kurban cezası altına girmiş olur. Bu kurban telafi yani cebr kurbanı olduğu için etinden yemesi caiz değildir. Ayrıca kaza etmesi lazım gelir. Zira başlamasıyla bu ibadeti üzerine vacib bir hale getirmiştir. Şayet eda etmezse kazası gerekir.
Şafıîlere göre ise hac ihramı için mikata dönerken temettü kurbanı, üzerine sakıt olur. Cumhura göre, kurban bayramı günlerinde Mina'da bayram günü, Akabe cemresini traştan evvel koyun, sığır, deve veya sığır ve devenin yedide birisini kurban etmek vacibtir. Zira Rasulullah (sav) efendimiz kurbanı bu karara göre kesmiştir.
Şafıîlere göre en iyisi sünnete uymak ve üç imamın muhalefetine aykırı kalmamak için, kurban bayramı günü kesmektir. Fakat kurbanın vacib olma zamanı, hac ihramına dahil olan zamandır. Zira kişi bu şekilde hacca kadar umreden faydalanmış olmakta yani diğer ifade ile mutemetti yapmaktadır.
Sağlam olan görüşe göre Umreyi sona getirdikten sonra kurbanı kesmek kesinlikle caiz olur. Kurban kesmek Hareme has olduğu gibi buna muktedir olmak ta gene Harem'e has bir usuldür. Bu kudrete ister kendi memleketinde sahib olsun isterse başka bir yerde veya sahib olmasın farkı yoktur. Eğer kurbana kuvveti olmazsa o zaman arefe gününe kadar olmak şartıyla hac günlerinde üç gün e-vine döndükten sonra da yedi gün oruç tutar. Haccı bitirdikten sonra Mekke'de bu orucun tutulması yine caiz olur.
Hanefîlere göre, bu günleri ard arda tutması şart değildir. îbti-dasındaki olan üç günlük orucun vakti, ihrama dahil olduktan sonra hac aylarında başlar. Zira Ayet-i Kerime de "Hac'da üç gün oruç tutmaktır." buyuruluyor. En iyisi Zilhiccenin 8. Gününden önce bu orucu tutmaktır. Arefe gününden evvel bu üç günün tutulması da caizdir.
Şayet hac gününde üç günlük orucu tutmadı, bundan sonra kurban bayramı günü geldi ise o zaman kurban kesmesi lazımdır. Zira oruç nac yerine geçmektedir. Ayet-i kerime orucun vaktini hac vakti olarak tayin etmiştir. Bu kıyasa göre, kurban bayramı gününe kadar orucu tutmayan kimse ihramdan çıktığı için, iki kurban kesmekle mükelleftir. Biri temettü, diğeri ise hac kurbanı kesilmeden ihramdan çıkmanın karşılığıdır. Geri kalan yedi günlük orucu teşrik günlerinden başka dilediği yerde yapabilir. Zira ayet-i kerimede "döndüğünüzde yedi gün..." Duyurulmuştur, üç günlük orucun daha hac işlerine başlamadan tutulması caizdir. Şafîîlere göre üç günlük ve yedi günlük olarak ard arda tutulması mendubtur. Üç günlük orucu hac günlerinde tutamasa kazası lazım gelir. Şafiî mezhebine göre, ifrad haccı diğerlerinden daha efdaldir. Hanelilere göre, kıran daha efdaldir.
Haccı ifrad Şafîîlere göre bayramın üçüncü günü, taşlan attıktan sonra acele olarak Mekke'ye gitmek isterse, güneş batmazdan evvel Mina sınırından çıkar. Şayet acele etmezse bayramın dördüncü gününe kalır. Zevalden sonra taşları atar ve o zaman Minayı terk eder.
Mekke ile Mina arasındaki Muassab ismindeki yere gelir. Ra-sulullah (sav) Efendimizin orada kaldığı gibi kalır. Sonra Mekke'ye gelir. Bayram günleri geçtikten sonra Ten'im ismindeki yere gelir. Orada guslünü aldıktan sonra umre için niyetini şöyle getirir.
Allah'ım umre yapmak istiyorum. Onu bana rahat eyle ve kabul eyle" ondan sonra Mekke'ye gelir. Umre niyetiyle tavaf ile sa'y eder ve traş olur. Bu şekilde umre mensekleri eda edilmiş olur. Umrenin bayramın dördüncü günü yapılması caiz ise de mekruhtur.
Hanefî'ye göre, dördüncü günü güneş batmadıkça umre yapmak haramdır. Kim yaparsa kendisine kurban lazım gelir. Hacc-ı temettü haccı ifrad gibidir. Ancak mutemetti mikatta ihrama girmek isterken şöyle niyet eder. Allah'ım umre yapmak istiyorum. Onu bana rahat et ve kabul eyle."
Mekke-i Mükerremeye gidince, yedi sefer umre için tavaf eder. Safa ve Merve arasında sa'y yapar. Akabinde traş olur. Mutad elbiselerini giyer. Böylece bütün yasak olan şeyler kaldırılmış olur. Zilhiccenin sekizinci günü yeniden Mekke'yi mükerreme de hac niyetiyle ihrama girerek. Arafata gitmek üzere Mina'ya gider. Arafat ve Müz-delefede ki vazifelerini yapar. Mina'ya gelir orada bulunan Cemret'ül Akabe'yi taşladıktan sonra kurban keser. Traş olur. Kurban traştan sonrada kesilir. Ondan sonra Mekke'ye gider hac için tavaf, sa'y eder.
Bu şekildeki, hacc işide tamam olur. Haccı kıran da haccı ifrad gibidir. Haccı kıranın niyeti şöyledir:
Allah'ım hac ve umre yapmak istiyorum. Onları bana kolaylaş-tır. Ve kabul et" Ondan sonra haccı ifradda yapılanların aynısını yerine getirir. Umre işleride onunla beraber yerine getirilir. Mina'da bayramın birinci günü, Cemre'ül Akabeye taş attıktan sonra, haccı temettuda olduğu gibi kurban kesmek lazım gelir. Aynı günde, Mekke'yi Mükerreme'ye giderek ifade tavafını ifa eder.
Haccı ifrad için kurban kesilmediği halde hem temettü hem de kırandan efdaldir. Bu zamanda elli binlerce kurban kesilir ve onların hepsinden istifade edilmemesi nedeniyle israfa sebeb olduğundan haccı ifrada ehemmiyet vermek daha uygundur.
Terim olarak, ihsar "engel olmak, men etmek" demektir. Şer'i ıstılahta, Hanefîlere göre, ihrama giren kimsenin iki rüknü vardır, (Vakfe ve Kabe'yi tavaf etmektir) Bunları eda etmekten engel edilmesi. Cumhurun ittifakına göre, ihrama giren olan kimsenin bütün yollardan haccı ve umreyi tamamlamasından men olunması demektir. Bu men Hanefîlere göre; hapis, nafakasının tükenmesi, düşman, hastalık, bir uzvunun kırılması, topal gibi ihrama dahil olan kimseyi girdiği ihramı tamamlamaktan hakiki olarak veya şer'i olarak alıkoyan nedenlerden biri olabilir.
Mekke'de bulunup da İki rüknü yani tavaf veya vakfeyi ifa etmesine engel olunan kişi de muhsar kısmından sayılır. Zira bu rükünleri eda etmemesinde ve Hill'de (Harem sınırları dışında) muhsar kalmış gibidir. Eğer bunlardan birini yaparsa muhsar kısmından sayılmaz. Zira tavaf iktidarı olursa, tavaf yaptıktan sonra ihramdan çıkabilir.
Şayet vakfe yapma imkanı olursa o zaman hac tamamdır. Muhsar kısmından çıkar. Cumhurun ittifakı ile ihram eden kimsenin muhsar kısmında sayılabilmesi için men eden bir düşmanın olması gerekir. İhrama dahil olduktan sonra bir düşman tarafından yapılan men etme icma ile tahallülü yani ihramdan çıkmayı caiz eder.
Hastalık, ödeyebileceği bir borç için haps olma, nafakasının kaybolması gibi olan özürler nedeniyle ihramdan çıkmak caiz olmaz. Şayet bir kimse hastalanırsa, o kimse rahat oluncaya kadar sabreder, iyi olduktan sonra ihrama girer. Hac ve umreyi tamamlar.
Borçlu olan kimse borcunu verdikten sonra, hac işlerine devam eder. Şayet hapis yüzünden haca kaçırırsa, Mekke'ye gider umre yaptıktan sorda ihramdan çıkar. Haccı da kaza etmesi gerekir. Nafakasını kaybetmişse, şayet yanında hedy (kurbanlık hayvan) varsa, o hayvanın kesilmesi ve o hayvanın Mekke'ye gönderilmesi gerekir. Kendisi de Mekke'ye ulaşıncaya kadar ihramdan çıkmamak şartıyla kalır. Velhasıl düşmandan başka hastalık, topallık, nafakasını yitirme, yolunu kaybetme gibi sebeblerle Mekke'ye varmayan kimsenin ihramdan çıkması caiz değildir. Sabrederek özrün ortadan kalkması lazım gelir.
Mekke'de Muhsar Olma Hali: Mekke'de olup düşkün, hastalık, haklı olarak haps olunma gibi bir sebebîe Kabe'yi tavaf etmekle emr olunan kimse hacca ulaşmıştır. Senelerce devam etse bile ifade yani farz tavafını da eda etmeden ihramdan çıkmaz. İhramlı kişi ancak hastalık ihramdan çıkmak şart koşmuşsa o zaman İhramdan çıkabilir. Zira Sahihayn da bulunan rivayete göre Hz. Aişe şöyle demiştir.
"Rasulullah (sav) Efendimiz Zubeyr kızı Dubaa'nm yanma geldi ve 'hacca gitmek istiyormusun? diye "Vallahi çok sancım var' deyince, Rasulullah şöyle buyurdu; 'haccet ve şart koş ve deki, Allah'ım! İhramdan çıkacağım yer hacca devamdan alıkoyduğun yer olsun." Başka hallerde buna kıyas edilir.
Muhsar olduğu yerde ihramdan çıkmayı şart koşmuşsa Hane-filere ve Şafiîlere göre kurban kesme mecburiyeti sakıt olmaz. Han-belilere göre ne kurban nede kaza hiç bir şey lazım gelmez. Zira çok şart koşmanın ibadetlerde tesiri çoktur. Hanefîlere göre ihsar sebeb-leri umumidir. Zira Allah Teala şöyle buyuruyor:
Bu Ayet-i kerimenin umumiliğinden "Eğer alıkonursanız yani mahsur olursanız. Kolayınıza gelen kurbanı gönderin." [97]
Fakihler bunu umumi olarak çıkarmışlardır. Zira hükme lafzın umumiliğine göre itibar etmişlerdir. Sebebe değil, lafza göre vermişlerdir, îbn. Abbas ve İbni Ömer'e göre "ihsar yalnız düşman sebebiyle olur."
Cumhura göre, ihsar lafzının geçtiği ayet, düşman tarafından men olunan Sahabe-i Kiram hakkındadır. Ayetin sonuda bunu gösteriyor.
Emin olduğunuz vakit" bu düşmandan emin olmak bağlamasıyla olur.
Hedy: Lugatta gönderilen, nakledilen şeyin adıdır. Şeriatta ise, Mekke-i Mükerreme Haremine gönderilen (deve. Sığır koyun gibi) kurbanlık hayvandır. Hedy, Dem veya Nüsk de denilebilir.nüsük veya dem denildiği zaman bir koyun kasdedilir. Saç kesme veya tırnak kesme cezası olarak bir koyun kifayet eder. Hedyin en efdali deve, sığır ve sonrakoyun sonra da keçidir.
Kurbanlık olabilecek şartların hedyde de olması gerektiğinde fakihlerin ittifakı vardır. Hedyde erkek dişi farkı yoktur. Zira Hac suresi, 36. ayette erkek veya dişi ayrımı yoktur. Hedy Şer'an iki türlüdür.
Nafile Hedy:
a) Daha önceden vacip kılıcı bir neden olmadan, Allah için verdiği kurbandır. Cumhura göre en faziletli hedy kendi memleketinden götürülendir. Bunu yapmazsa yolda, mikatta veya Mekke'de veya Mina'dan alır ve keser.
b)Hedyin hem Hill hem Harem içinde bulunmuş olması veya A-rafatta hacının yanında bulunması şartı yoktur. Fakat bunlar müs-tehaptır.
Vacib Olan Hedy İki Çeşittir:
a) Birisi mutlak olarak yapılan nezir, adak sebebiyle veya fakirlere vermek için zimmetinde bulunan hedydir.
b) Nezir, adaktan başka bir nedenle vacib olan hedy ise, temettü ve kıran haccı kurbanı ile bir vacibin terki, bir yasağın işlenmesi dolayısıyla vacib olan kurbandır. Bunlar beşe ayrılır:
1.2. Temettü, kıran haccı kurbanı.
3. Cima keffaret kurbanı.
4.5. Şeytan taşlama, Mina ve Müzdelife'de geceleme gibi vacib-lerin terki için gereken telafi kurbanları.
Şafiî ve Hanbelîlere göre; nezirden başka vacib olan hedy ikiye ayrılır: Hakkında nass bulunan hedy dört türlüdür: Temettü kurbanı, av fidyesi için gereken kurban, bir eza sıkıntıyı gidermekten dolayı gereken, (örneğin; saçını traş etmek zorunda kalmaktan dolayı) kunban, ihsar durumda gereken kurban.
Kur'an-ı Kerim'de nas olarak geçen hedye kıyas edilenler ikiye ayrılır:
a) Bir nüsükün terki nedeniyle terki telafi yani cebr için gereken hedy. Bunlar da şunlardır: îhrama mikattan girmeyi, Müzdelife ve Mina'da gecelemeyi ve şeytan taşlamayı terk etme durumlarında temettü kurbanına kıyas olur. Haccı kaçırma da aynı şekildedir. Bu hallerde olanların bir koyun vermesi gerekir. Kurbana gücü yetmezse o zaman on gün oruç tutması gerekir.
b) Zevk, keyf ve huzur nedenlerinden biri neticesi lazım olan hedy. Hanımıyla cima, şehvetle dokunma ve öpme, güzel koku sürünme, dikişli elbise giyme gibi beş durum da eziyet verici bir şeyden kurtulma fidyesine kıyas olunur. Onun ceszasıda oruç, yiyecek ta-sadduku veya kurbandır.
Hanefîlere göre; Mekke'deki kesim yerine yetişen nafile, temettü ve kıran hedylerinin etinden yemek caizdir. Zira bu nüsük yani hac ve umre ibadetleri kurbanıdır. Bayramlarda kesilen kurban gibi olduğundan etinden yemek caizdir. O kurbanın etinden sahibinin caiz olan kurbandan zengin olan bir kimsenin yemesi de caizdir.
Hedy Hareme ulaşmazsa, fakirden başkasının ondan faydalanması helal olmadığı gibi, Hareme ulaşma şartı da zikredilmemiştir.
Keffaret, adak kurbanları: İhsar hedyi ve kesilme yerine yetişe-meyen nafile kurbanın etinden sahibinin yemesi caiz olmaz. Kesilme yeri yani mahalli ise Mina veya Mekke'dir. Şafıîlere göre hedyin iki çeşidi vardır. Vacib ve naille.
a) Vacib hedy: Yasak olan bir şeyi yapmak veya hac vaciblerin-den birini terk etmek veya bir nezir sebebiyle vacib olan kurbandır. Sahibinin bundan yemesi caiz olmaz. Fakat bugün Seyyid Ahmed Bedevi ve bunun gibi büyük zatlar için yapılan nezirler sahih değildir. Kurban sahibinin bunların etinden yemesi caizdir. Fakat bu nezri adağı o civara yakın olanlara veya oradaki hizmet edenlere vermek için de nezretse böyle zatlarda orada var ise, o zaman adak ve nezir caiz olur. Kurban sahibinin yemesi caiz olmaz. Hanefîlere göre, vacib olan kurban etinden sahibi yiyemez. Örneğin; nezir sebebiyle veya 'şu hedydir' diyerek veya işaret ederek, nişan koyarak tesbit e-dilen kurbanlar vacib olduğu için sahibi sahibi böyle kurban etinden yiyemez.
Fakat temettü ve kıran kurbanlarının sahibi bu kurbanların etinden yiyebilir. Zira Rasulullah hanımları adına sığır kurban etmiş ve o kurbanın etinden Rasulullah'in hanımları da yemişlerdir. Zaten temettü ve kıran haccı kurbanları bir nüsük kurbanı olduğu için nafileye benzemektedir. Tatavvu kurbanından azık olarak yemek caizdir. Müstehap olan Hz. Peygamber (sav)'in yaptığı gibi yapmaktır. Yani etinden az bir şey yemektir.
Hz. Cabir'in hadisinde belirtildiğine göre, çokça yemek ve bir bölömünü de kaldırmak caizdir. Kurban bayramında kesilen kurban gibi az bir kısmını sadaka olarak dağıtmak yeterlidir. Şayet hepsini yiyecek olursa o zaman sadaka payına düşecek kadarı kurban sahibi borçlu olur. Eğer vacib olan kurban etinden yerse veya kurbanın etinden kasabın hakkını verirse veya bir bölümünü satarsa veya telef ederse buna göre zamin olur.
Tatavvu kurbanından kurban sahibi bir zengine hediye ve ikram şeklinde de yedirmesi caiz olur. Zira öyle kurbandan yeme hakkı olduğu için hediye vermek hakkı da vardır. Netice olarak fakihle-rin ittifakıyla temettü ve kıran kurbanlarından kurban sahibinin yemesi caizdir. Şafiîlere göre caiz değildir.
Adak ve ceza kurbanından yemek ise ittifakla caiz olmaz. Tatavvu kurbanından yemek ise ittifakla caiz olur. En iyisi tatavvu kurbanlarından üçte birini kendine, üçte birini zenginlere, üçte birini de fakirlere vermektir. Zira ayette "ondan hem kendiniz yiyin hemde kani olanlara ve fakirlere (Mu'terr) yedirin" [98] ayetteki kani; elendekine ve dilenmeksizin kendine verilene razı olanı mu'terr de.de denilen kimseye denilmektedir.
Cumhura göre: Deve kesildiği zaman nahr, sığır ve koyun kesildiği zaman zebhen efdal boğazlama, en efdal boğazlama şeklidir. Nahr; hayvanın göğsü üstünden bıçak vurup boğaz damalarını kesmektir. Zebh ise, her hangi bir hayvanın boğazına bıçak vurup boğaz damarlarını kesmektir. Fakihlerin ittifakı ile eğer insan güzelce hayvanı kesebilecekse kurbanını kendisi kesmelidir. Zira kurban kesilmesi de bir ibadettir.
Hanelilere göre hedyin diyeti, Harem yoksullarına veya başka fakirlere ve yoksullara verilebilir. Fakat Harem yoksullarına vermesi daha efdal olandır. Hedyin çulunu ve yularını da vermek yani fakirlere vermek gerekir. Kasabın ücreti bu kurbanlardan verilmez. Ra-sulullah (sav) Hz. Ali'ye "Develerin çullarını ve yularını da tasadduk et. Kasap hakkını o kurbanlardan verme." diye ikaz etmişlerdir.
Malikîlerin görüşü de Hanefilerinki gibidir. Şafiîlere göre; av cezası, eza sebebiyle traş olma ve tırnak kesme fidyesi.
Temettü ve kıran haccı kurbanları sonra kurban edilecekleri yer: "Beyt-i Atik'a varır [99] ayetine binaen Harem'de kesilir ve oradaki fakirlere verilir. Fakihlerin ittifakıyla Harem'den başka yerlere dağıtılması caiz olan kurban etlerinin zımmi fakirlere verilmesi caiz olmaz. Zira zımmi de bir kafirdir. Harbi gibi ona da verilmesi caiz olmaz. Hanelilere göre; bayramdaki kurban gibi bu hedy etinden zımmilere de verilmesi caizdir. Zaruret veya ihtiyaç durumunda hedyden menfeat görmek caizdir. Hanefîlere göre; kurbana zarar vermeyecek bir şekilde binmek caizdir. Şafiîlere göre, yalnız ihtiyacı o-lursa, kurban sahibi adak kurbanlığa binebilir. Kurban sahibi hedyin sütünü içebilir. Fakat kurbanın yavrusunun geriye bıraktığını iç-melidir. [100]
Taklid: Kurbanlık olduğunu göstermek için bedene, deve, sığır cinsinden olan hayvanların boynuna takılan urgan, örülmüş İp, na-lin gibi alametlerdir.
İş'ar: Devenin Şafiîlere ve Hanbelilere göre sağ, Malikîlere göre sol hörgücünden kan akıtmak ve ortada "Bismillahi Vallahu Ekber" demektir. Taklid ittifakla müstehaptır. İş'ar hakkında ihtilaf vardır. Hanefîlere göre iş'ar mekruhtur. Bu bir müsle gibidir. (Müsle; el, göz, burun, ayak v.b organları kesmek, yaralamak gibi zararlardır.) Müsle ise caiz olmaz.
Zira Rasulullah (sav) hayvanlara eza, cefa, zorluk etmeyi yasaklamıştır. İş'arda hayvana eza verip uzvunu kesmek gibidir. Hedy-leri Arafat durmasında hazır etmek demek olan tarif gerekmez. Bununla beraber temettü, kıran ve tatavvu kurbanlarını tarif ederse i-yidir. Zira hedyin kesilme zamanı kurban bayramı günüdür.
Keffaret kurbanları böyle değildir. Onları gizli tutması müste-hap olur. Kurbanlık hayvan koyun cinsinden olursa işaretin takılması gerekmez. Şafiîlere göre, eğer kurbanlık deve ve sığır cinsinden olursa, hayvanı işaretlemesi ve boynuna sadaka edilebilecek kıymette iki nalin takması müstehaptır.
Eğer hedy koyun cinsinden olursa o zaman sahibi kulağını delerek işaret koyar. Zira Hz. Aişe'nin rivayet ettiğine göre; "Rasulullah Efendimiz bir defasında hedy olarak işaretlenmiş bir koyun göndermiştir." Zira nalinin taşınması koyuna ağır gelmektedir. Kuyunun iş'arı da caiz değildir. Koyun zayıf olduğu için tahammülü yoktur. Bir de yünü sık olduğu için İş'ar farkı olmaz.
Taklid ve iş'ar yapıldığı zaman kurbanlar kıble tarafına yönelir. Taklid ve iş'ar yapıldığı zaman en meşhur ve sahih görüşe göre bunlar nedeniyle vacib hedy haline gelmez. Yalnız ve yalnız evinin kapısına "vakıftır" yazmasına benzer.
Özet olarak bedene ve sığır cinsinde iş'ar yapmak caizdir. Ha-nefîlere göre iş'ar yapmak mekruhtur. Maliki ve Hanbelîlere göre yalnız deve ve sığır cinsinde taklid edilir. Şafiîlere ve Hanbelîlere göre hepsinin taklidleri caizdir. Hedy yolda ölecek hale gelse onu kesmek gerekir.
Umrenin bayramın dördüncü günü yapılması caiz ise de Mekruhtur. Hanefıye göre, dördüncü günün güneşi batmadıkça umre yapmak haramdır. Hanefi olan kişiye kurban kesmesi lazım gelir. [101]
Basiretli akl-ı selim bir müslüman ve ilahiyyun zümresindeki olanlar gibi propagandalara kanmaz. Evet böyle bir müslüman tabi-un devrinden beri, bu dinin usûl ve fürûunu Rasulullah'tan tevarüs ettikleri gibi koruyan müctehid imamların etrafından ayrılmaya çağıran bir nare işittiğinde, yahut kulağına mezheblerden birine yönelik bir böğürtü çalındığında mutlaka bu meş'um sesin çıkış yerini araştırmalı. Bu fitne yuvasını elbette keşfedebilir.
İslami ilimleri hakkıyla okuyan samimi müslümandan bu şekilde olan ses duyulmaz. Bu ses olsa olsa islami ilimleri üstün körü başlıklar halinde ve kendi amellerine hizmet edecek kadar öğrenip islam alimleri arasına gizlenmiş sahte bir müslümandan duyulabilir.
Akl-ı selim sahibi bir müslüman kendisinde mevcud basiret nuruyla araştırdığında bu narın çıkış yerinde müslümanların dertleriyle sadece gösteriş olsun diye dertlenen binine rastlayacaktır. Öte yandan bu adam müslümanların dertlerine ve sıkıntılarına aldırış etmeyen bir takım insanlarla sarmaş dolaş olduğunu ancak şeref güneşinin batış yerinin (batıdan) gelen eskiler hariç, önüne gelen her eskiye düşman kesilen bir kimse olduğunu görecektir. İmam Ebu İs-hak el İsfer Rayi'nin buyurduğu gibi: Bu işin onu safsata, zındıklıktır...
Bu Meş'um davet yalnızca dinsizliğe uzanan bir köprüdür. Böyle bir davetin istila ettiği diğer ülkeler, küfür bataklığına saplanarak mahvolmuşlardır. Mü'min parmağını bir delikten iki kere ısırtmaz. Akıllı o kimsedir ki başkasının uğradığı musibetlerden ders alır.
Doğruyu Allah söyler. Doğru yolu gösteren O'dur. Müslümanlarla birlikte olduğu zaman islamcı kesilen onlardan ayrılır. İslam dışı hayat süren kimselerle bir araya gelince müslümanların arkasından konuşan, onların taklidini yaparak eğlenen ve onlar, karalayan kimselerde münafık karakterlidirler.
Münafıklığın karakteristîik özelliği iki yüzlülüktür. Günümüz tabiriyle çifte standartlıktır. Müslüman müşterileri çekebilmek için islamî kıyafetlere bürünüp, ölçü ve tartıda adaleti gözetmeyen, insanları sömürmek için her yolu meşru gören, yalan söyleyen, aldatan bazı tüccar ve esnaf münafık karakteridir. Asırların cahiliyet kültürleriyle yozlaşmış kafalarımızı secdeye koyarak, tüm süperlerden, batılardan, tabulardan, kölelikten, uşaklıktan, Amerikacılık ve Rusyacılıktan, kapitalizmden, komünizmden, sosyalizm, faşizmden, ezilmişlikten, hor görülmüşlükten, piramitlere, haç ve put heykellerine araç olmaktan bizi dünya için uyandıran çalar saatten, esiri olduğumuz fabrika bacalarından, batının fuhuş kokan kavramlarından, toplumun kirli havasından ...dan...dan bunlardan temiz olalım. Şahsiyetimizi Allah için secdede bulalım.
Ehli Sünnet mensupları hepsi müsamahakardırlar. îtikadlarını zorla kimseye kabul ettirmeye çalışmazlar. Kendilerinden olmayanları tekfir etmemeye çalışır. Öldürülmelerini ve esir edilmelerini kesinlikle caiz görmez. Ehl-i Bid'at mezhepleri ise, umumiyetle muta-assıbdırlar. Kendi dışındakileri tekfir ederler.
Yabancı din ve felsefelerin tesiri Ehl-i Sünnet mezhebinin görüşlerini temelden değiştirememişlerdir. Onlar bu yabancı düşüncelerden "Hikmet mü'minin yitiğidir, nerede olursa alır." düsturunca, istifade etme yolunu seçmişlerdir. Ehl-i Bid'at mezheplerinden Haricîler eski Arap telakkilerinin tesirinde kalmış ve bu tesirler altında pek çok Sünni inanca ters düşmüşlerdir.
Ehl-i Sünnet mezhepleri ashaba sövmez, saygısızlık göstermez, kafir edemez, onlara büyük bir saygı besler. Ehl-i Bid'at mezheplerinden Haricîler, Mu'tezîle ve diğerleri hepsi de Ashab-ı Kiramdan bazılarını tekfir eder, onlara söver, sayar ve lanet eder. Ehl-i Sünnet Rasulullah Efendimizin ve ashabının yoluna bağlıdır. Onların izinde olmayı kendilerine düstur edinmişlerdir.
Bunun için Ehl-i Sünnet veya Sünniler adını almışlardır. Ehl-i Bid'at ise sünnetten çok kendi uydurmaları olan düşünce ve inançlarına bağlanır. Bid'at; kelime olarak sonradan uydurulan demektir.
Ehl-i Sünnet ayet ve hadisleri kendi şahsi görüşlerine göre te'-vil ve tefsir etmez. Allah ve Rasulünün kastettikleri manaya uymaya çalışırlar. Kısacası Ehl-i Sünnette ibtida değil ittiba esastır. Yani dinde aslı olmayan yeni şeyler icad etmek yerine, Allah'ın Rasulüne uyma ve tâbi olma ve onun ashabının gittiği yolu takib etme tarafını seçmişlerdir.
Ehl-i Bid'at ise, ayet ve hadisleri kendilerine göre tefsir ve teVil ederler. Batmiler ve Mu'tezile ayetin zahirini terk ederek, başka manalar ararlar. Bunun için Ehl-i Heva diye isimlendirilirler.
Ehl-i Sünnet zahir-batm dengesini muhafaza etmeye çalışır.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
KURBAN
Kurban
Kurban, Allah Teala'ya manevi yakınlık için vasıfları uygun olmak şartıyla, muayyen vakitte kesilen hayvandır. Kendisine sadaka-ı fıtır vacip olan kimseye kurban da vaciptir. Yani nisaba malik olan hür, mukim ve her müslümana vacibdîr.
Kurban kesenin kendisine bedel olarak kesilir. Allah rızası için halisane bir niyetle kesilen kurbanın ilk akan kanı ile birlikte, kurban kesen mü'minin günahlarının bağışlanacağı beyan olunmuştur. Kurban kesmenin sebebi vakittir. Vakit tekerrür ettikçe kurban kesmenin vacib oluşu da tekerrür eder. Kurban kesmenin vakti nahr günleridir. Yani Zilhicce ayının 10, 11,12. günleridir. En faziletli olan birinci gün kesmektir.
Kurbanın Tarifi:
Meşruiyeti ve Tarifi;
Udhiyye terim olarak, kurban bayramı günlerinde kesilen veya kurban olarak kesilen hayvanların adıdır.[102]
Şer'an manası ise; özel olarak bir hayvanı özel bir vakitte Allah'a yakın olmak kastıyla boğazlamaktır. Veya; kurban bayramı günlerinde yüce Allah'a yakın olmak kastıyla kesilen hayvanların ismidir. Kurban kesmek, zekat ve bayram namazları gibi hicretin ikinci senesinde meşru kılınmıştır. Meşruiyeti kitab, sünnet ve icma ile sabit olmuştur. Kitabdan meşruiyetinin delili:
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.[103]
Başka bir ayette şöyledir.
Kurbanlık, develeri de size Allah'ın şearinden kıldık. [104]
Şeâir'den maksad ise; Allah'ın dininin nişanı olan hususiyettir. Sünnetten meşruiyyetinin delili ise, birkaç tane hadistir ki bunlardan biri; Hz. Âişe'nin rivayet ettiği şu hadistir. "Adem oğlu kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir iş ile Cenab-ı Allah'a yaklaşabilmiş değildir. Kanını akıttığı hayvan, kıyamet günü boynuzlan, ayakları ve kılları ile gelecektir. Akan kan yere düşmeden evvel Allah Teala yanında yüksek bir makama erişir. Onun için gönül hoşluğu içinde kurbanlarınızı kesin.[105] Tirmizi bu hadis için hasen garib bir hadistir, demiştir.
Bir rivayette de "Allah için kan akıtmaktan daha sevgili bir amel yoktur. Ve kıyamet günü gelecektir.[106]
Başka bir hadis ise şöyledir; Hz. Enes'in rivayet ettiği şu hadistir: Rasulullah Efendimiz, beyazı siyahından çok, boynuzlu iki koç kurban etti. Onun ayağını hayvanın yanlarına koydu yani ayağını kurbanın boynunun sağ tarafına dayadı. Besmele çekip tekbir getirdiğini ve eliyle onu kestiğini gördüm." Bu hadisi İmam Ahmed ile Kütüb-i Sitte müellifleri rivayet etmiştir. [107]
Hadis-i Şerifte (emlah) kelimesi, hepsi beyaz veya beyazı siyahından daha fazla olan demektir. Kurban kesmenin meşruiyyeti üzerinde bütün müslümanîar ittifak etmişlerdir. Hadis-i Şerifler'de kurban günü Allah'ın en sevdiği işin olduğuna delalet ve işaret etmektedirler. Yine kıyamet günü kurban edilen hayvanın kurban edildiği surette geleceği, onun kanının yere düşmeden önce Allah tarafından kabul edileceğine işaret ve delalet etmektedir.
Allah Teala (c.c)'nm şu buyruğu nedeniyle, kurban Hz. İbrahim'in sünnetidir. "Bizde ona büyük bir kurbanlığı fidye vererek kurtardık" [108]
Kurbanın meşru kılınmasının hikmeti ise sınırsız nimetlere karşı Allah'a şükretmek. İnsan geçen seneden bu seneye kadar hayatta kaldığına şükrederek günahlarının affedilmesinin ricasında bulunmaktadır.
Kurbanın hükmü: kurban üç mezhebe göre sünnet-i ayn-ı mü-ekkededir. Faili sevap alır, terkedenler için cezaya müstehak olmaz. Müekked bir sünnet olduğu için gücü yeten kimsenin bu kurbanı terketmesi mekruhtur. Şafiilere göre kurban kesmek tek başına olan kimse için Ömründe bir sefer olmak üzere sünnet-i ayn'dır. Şayet ev sahibi, ailesi fazla ise o zaman sünnet-i kifaye hükmüne geçer. Şu halde evdeki olan herhangi birisi bu kurbanı keserse bütün ev halkı için kafi olur. Kurban kesmenin vacip olduğuna dair Hanefi'lerin delili Peygamber (sav) Efendimizin şu hadis-i şerifidir.
Kim. genişlik ve imkan bulur da kurban kesmesse elbette bizim namazgahımıza yaklaşmasın."Ahmed ve İbni Mâce, Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. [109]
Hanefi'ler demişlerki, öyle bir tehdit ancak ve ancak vacibin terk edilmesinden dolayı meydana gelmektedir. Bir de kurban kesmek "kurban günü" denilmek suretiyle udhiye vaktinin ona izafe olduğundan Allah'a yakınlaştıran bir ibadettir. Öyle şeyler kurban vermenin vacip olduğuna işaret eder. Zira buradaki izafe ihtisas içindir, ihtisas ise o günde kurbanın olmasına mensuptur ve ona aittir. Vu-cubiyet ise onun olduğuna götürür. Ebu Hanife ve talebeleri, şehirlerde duran kimseler için her sene bir sefer kurbanın kesilmesi vaciptir, demişlerdir. Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre sünneti müek-kede demişlerdir.
Cumhur'a göre kuvvetli olan kimseler için kurban kesmeyi sünnet olarak kabul etmişlerdir. Zira Resulullah şöyle buyurmuştur.
Zilhicce'nin hilalini görüp sizden herhangi birisi kurban kesmek isterse saçlarını ve tırnaklarını kesmesin. Buhariden başka cemeat rivayet etmiştir, [110] Bir başka hadis ise şöyledir
Birinci Hadis-i Şerifte kurban kesmek isteğe bağlı olarak bırakılmıştır. Şu halde isteğe bağlı olarak zikir etmek ise kesinlikle kurbanın vacip olmasına aykırı olur. İkinci hadisi şerifin manası ise şöyledir: "Üç şey vardır ki bana farzdır. Sizin için sünnettir: Vitir, kurban kesmek ve kuşluk namazı. Ahmet Müsned'inde Hakim Müs-tedrek de ve Dar'a Kutni rivayet etmiştir. Tirmizi de şunu rivayet etmektedir: "Ben kurban kesmekle emrolundum." Bu sizin için sünnettir. Buna kuvvet veren başka bir husus şöyledir. Kurban kesmek, etinin dağıtılması vacip olmayan bir boğazlama işlemi gibidir. Onun için o da akika gibi vacip olmaz. Hanefi'lerin delili olan hadis sahihleri onu zaif kabul etmiştir. Veya Cuma günü gusletmenin müstehap olduğunu tekit eden şu hadiste olduğu gibi tekidle yorumlanır.
Cuma günü gusletmek, ergenlik çağına gelmiş her kişi için ua-cibtir." Kütüb-i Sitte sahihleri ve Ahmed ebu Said El-Hudri'den rivayet etmişlerdir.
Eserler bunu gösteriyor.
Ebu Bekr ve Ömer'in kurban kesmediklerine dair haberlerde bunu göstermektedir. Onların kurban kesmemelerinin nedeni, insanların bu kurban kesimini görmelerinden korkmalarıdır. Hanefıler'e göre, kurban kesmenin her ev için sünnet-i kifayedir. Rasulul lah (sav) şöyle buyurmuştur.
Mihnef b. Süleym (r.a) şöyle demiştir. "Peygamber (sav) Efendimizle birlikte Arafat'ta duruyorduk, kendisini şöyle derken işittim: 'Ey insanlar! Her sene kurban bayramynda her aileye bir kurban ve bir atire vacibtir.' Atire nedir bilir misiniz? Atire, Recebiyye dediğiniz, Receb ayında kesilen kurbandır.[111] Ahmed, îbni Mâce ve Tirmizi rivayet etmiş olup, Tirmizi bu hadis hasen, garib bir hadistir demiştir.
Başka bir delil ise şöyledir: "Ashab-ı Kiram, Rasulullah'm yanında kurbanlarını kesiyorlardı, bunların durumlarını bildiği halde Peygamber reddetmiyordu." Diğer bir delil ise şöyledir:
"Peygamber Efendimiz (sav) semiz, boynuzlu ve siyah renkli iki adet koçu, birini ümmeti adına diğerini de kendisi ve ailesi adına Alah için kesmiştir. [112]
Tek başına olan birinin ömründe bir sefer kurban kesmesi sünnet-i ayndır. Zira Şafîilerin delili, emrin tekrarı yoktur demişlerdir. Onlara göre emirde ne tekrar vardır, ne de bir kereyi ifade e-der. Yalnız bu emrin ifade ettiği tekrar veya kaç defa olmasını belli etmeden mahiyetin yapılmasıdır. Bu mahiyetin meydana getirdiği bir seferden daha az mümkün olmaktadır. Bunun için bir sefer yapmak emri yerine getirmek için zaruri olarak lazımdır.
Hanefılere göre, kurban vacip ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır.
a) Vacib kurbanın birinci çeşidi, nezir kurbanıdır. Örneğin; "bir kimsenin, şu koyunu veya şu deveyi kurban olmak üzere Allah'a karşı üzerime borç olsun. Veya ben bu koyunu Allah için kurbanlık yapacağım' diyerek ister zengin ister fakir olsun kendisine bu kurbanın vacib kılması.
b) Satın alan bir fakir. Kurban olmak kastıyla satın alman bir hayvan, bu aldığı hayvan onun için vacib olur. Zira kurban kesmek fakirin üzerine vacib değildir. Böyle bir kimse kurban etmek kastıyla bir hayvanı alırsa kendisine kurbanı vacib kılar. Bu da gelenek ve örfe göre nezr etmektir.
Kurban kesmeyi adamış bir kimseye bu kurbanı kesmek vacibdir. Adak kurbanından adayan kişinin karısı, usul ve fûruû yani babası, annesi, çocukları, torunları, dedesi yiyemez. Bu tür kurbanların fakirlere sadaka olarak verilmesi elzemdir.
Her kurban bayramında zenginlerin hayat nimetine şükr etmesi ve Hz. İbrahim'in Allah (c.c.)'a bayram günlerinde oğlunun yerine fidye olmak için kesmesi şeklindeki sünnetini diri tutmak ve günahlarının affolması, hatalarının da bağışlanması maksadıyla kesilen kurbandır.
Kurban edilmek niyetiyle alman bir hayvan doğuracak olursa annesiyle beraber yavrusu da kesilir. Şayet yavrusu satılırsa bedeli tasadduk edilir.
Kurbanın vacib olması için, müslüman olmak, hür olmak, mukim olmak ve şer'an zengin sayılacak derecede servet sahibi olmak lazımdır. Kendisine fitre düşen kimseye kurban kesmek te vacibdir. Zengin olmayan küçük çocuklar için kurban kesmek veli üzerine vacib değildir.
Kurbanın nisabı fitrenin nisabıyla aynıdır. Bunda nisabın yıllanmış büyüyen, artıcı olması diye bir şart yoktur. Bayram sabahı 200 dirhem gümüş, 20 mıskal altın veya bunların karşılığı paraya sahib olan kimseye kurban kesmek vacib oldu.
Oturduğu evden başka evi bulunan kimseye de kurban kesmek vacib olur. Misafire kurban kesmek gerekmez. Kestikleri kurban nafile hükmündedir. Bunun gibi Mekke'nin yerlisi olmayan hacıların kestiği kurbanda nafile olur. Şafiiler ve Hanbeliler şöyle der: Eğer kurban kesmek niyetiyle satın almaya niyet ederse, fakat bunu sözlü olarak söylemezse yalnız bu niyet ile o hayvan kurbanlık olmaz. Zira mülkün Allah'a yaklaşmak için izale edilmesi bu niyetle meydana gelmez. Ancak şu şekilde cümle kurmak gerekiyor. "Bu koyunu kurban yapmak üzerime borç olsun" gibi veya " Kurban kesmek Allah için üzerime borç olsun." Yada "şu kurbanlıktır" "bunu kurbanlık yapıyorum" gibi belli etmekle vacib olur. Zira bu gibi cümlelerin zikredilme siyle, onun üzerindeki mülk zail olur. "Kılmak" ise nezr manasmdadır. Dolayısıyla vacib olur. Bunun için o kurbandan yemek haramdır.
Dilsiz olan kişinin işareti, konuşanın konuşması gibi olur. Zikr olunan kurbanın gelecek seneye tehir edilmesi kesinlikle caiz olmaz. Kurbanın kesilmesi vaktinde boğazlanması taayyün olur.
Tayin olunmuş ve nezr olan doğuracak olursa onun yavrusuda ona tabidir. Onunla beraber yavrusunu da kesmek gerekir. İsterse bu tayini yaptığı zaman anası gebe kalmış olsun, isterse bu tayini yaptıktan sonra gebe kalmış olsun. Hüküm değişmez.
Kurban sahibi, yavrusunun içtiğinden sonra artanından başka, kurbanın sütünden içmez. Şayet sütü artlayacak olsa yavrusuna süt emmekten mani olmak gerekir.
Kurban kesmek, ancak boğazlamakla vacib olur. Adamakla vacib olmaz. Şu halde kurban edilmek üzere alınmış hayvan. Kesilmeden evvel doğmuş ise yavrusunun da kesilmesi vacib olmaz. Zira kurban kesilmekle vacib olur. Malikilerden ibn. Cüzeyy derki: "Kurban boğazlanmak sureti ile ittifakla taayyün etmiş ve vacip olmuş olur."
Boğazlanmasından evvel yalnız niyet ile, kurbanın vacib olduğunda mezhepler arasında fikir ayrılığı vardır. Nezirde bulunmak niyetiyle kurban kesmek için tayin ederse, ittifakla taayyün edebilir.
Şayet "ben onu kurbanlık kıldım" diyecek olsa, iki görüşten birine göre kurban olarak taayün eder. Eğer o kurban ölecek olursa her iki görüşe göre üzerine bir şey düşmez. Eğer satarsa bütün bedeli ile başka bir hayvanın alınması lazım gelir.[113]
Hanefılere göre: Kurbanın vacip olması veya diğer imamlara göre sünnet olması için kurban boğazlaması için kuvveti olması şarttır. Bunun için kurban günlerinde kurban kesecek kuvveti olmayan kişiden kurban kesmesi istenmez.
Hanefılere göre güç olmaktan maksat Fıtır sadakası verebilecek bolluk içinde olmaktır. Bu bolluk ise kişinin mesken ve elbisesinden fazla veya kendisinin ve nafakalarını sağlamak üzerine vacip olan kimselerin ihtiyaç duydukları ve onlar için yeterli miktardan fazla zekat nisabı olan iki yüz dirheme veya bu miktara eşit mala sahip olmaktır. Malikilere göre kurban kesme kuvvetine sahip olmak demek: Sene boyunca muhtaç olan herhangi bir şey için onun bedeline yani fiyatına ihtiyaç duymamak demektir.
Bu şekilde olan kimse şayet borç alabilecek ise borç alabilir. Şafıüere göre kurban kesme kuvvetine sahip olmak demek: Kendisinin ve ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olduğu kimselerin ihtiyacından fazla olarak kurbanın kıymetine bayramın birinci günü veya »teşrik günlerinde sahip olan kişi demektir. Zira bu vakitler kurban kesme zamanı örneğin fıtır sadakasında olduğu gibi.
Onlar bu sadaka miktarının kişinin kendinin ve ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olduğu kişilerin sadece kurban bayramı günü ve gecesi muhtaç oldukları miktardan fazlasına sahip olmasını şart koşmuşlardır. Hanbelilere göre kurban kesmeye kuvveti yeten kimse şayet ödeyebilecekse borç almak suretiyle bile olsa kurban kıymetini elde edebilen kimsedir.
Kurban kesmenin özel bir vakitte olması, Hanefılere göre; Kurban bayramının birinci günün gecesinde, kurban kesmek caiz değildir. Şu halde Zilhiccenin onuncu gecesinde kurban kesmek sahih değildir. Bunun gibi, dördüncü günün gecesinde de kurban kesmek sahih değildir. Zira Ashab-ı Kiram'dan bir kaç kişi şöyle demiştir.
"Kurban kesme günleri üç gündür."
Sözlükte "günler" sözü aynı zamanda geceleri de içine alır. Yalnız gece kurban kesmek mekruhtur.
Malikiye göre; geceleyin kurban kesmek sahih değildir. Gündüz ise, birinci günden başka imsak yerinin ağarmasından itibaren başlar. Malikilere göre: iki şavt daha vardır.
Birincisi: Kurban kesenin müslüman olması. Bu sebeble kurban kesen kimsenin vekil olarak Ehl-i kitabdan bile olsa bir kafirin kurban kesmesi caiz değildir. Malikiden başka, kurbanı müslüman-dan başkasının kesmemesi menduptur kitap ehli zimminin kesmesi mekruhtur.
İkincisi: Kurban bedeline ortak olmamak. Malikilerden başka
bir kurbanlık eğer deve veya sığır olursa o zaman ortaklık kesinlikle sahih olur. Bir sığırda veya bir devede her birisi yedi paydan bir pay alsa kesinlikle sahihtir. Yedi kişiden fazla veya eksik olursa o zaman sahih olmaz.
Hanefılere göre; bir deve veya bir sığırda, her yedi kişi Allah'a yakınlığı isteyerek ortak olsa o kurban sahih olur. Şayet aralarından bir tanesi et yemek masdadıyla ortak olsa o kurban sahih olmaz. Fakat Şafıilere göre o kurban sahihdir.
Malikilere göre; Hacılardan başka kurban kesmek sünnettir. Zira hacının yerine getirmesi gereken sünnet hedydir. Hacılardan başka ister mukim olsun, isterse seferi olsun şartsız olarak kurban kesmek sünnettir.
Şafıilerle Hanbelilere göre; ister misafir, ister hacı veya başkaları olsun, tüm müslümanlara kurban kesmek sünnettir. Zira, "Rasulullah, hanımları adına inek boğazlayarak kurban kesmiştir,"
Buhari ve Müslim'in rivayet ettiğine göre; "Mina'da bulunan hacıya kurban kesmek sünnet değildir ve onun Mina'da kestiği kurban değil, hedydir." diyenlerin görüşleri reddedilmiştir.
Özet olarak Hanefılerden başka, kurban kesmek misafir için de, başkaları için de sünnettir. Hanefıler kurban kesme mükellefiyeti yoktur demişlerdir.
Küçük çocuk için velisinin malından kurban kesmek. Hane-filerle Malikilere göre mendubtur. Şafıilerle Hanbelilere göre mendup değildir. Ebu Hanife ile Ebu Yusufun görüşünde, sahih olana göre küçüğün malından kurban kesmek vacibtir. Şu halde, yerine babası veya vasisi kurban keser. Veli fıtır sadakası gibi, küçük çocukların her birisi için bir koyun veya yedi kişi için bir deve veya bir sığır kesebilir. Muhammed ve Züfer'e göre; veli çocuğun malından kesmez. Kendi malından kesebilir.
Muftabihi küçük çocuk için kurban kesmek mendubdur. Kurban kesmek için niyeti getirmek şarttır. Niyetsiz kurban kesmek, kurban yerine geçmez. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
Ameller ancak niyetlerdir ve her kişi için niyet ettiği vardır." Başka bir hadis ise şöyledir.
"Niyeti olmayanın amelide yoktur." Zira et maksadı ile de hayvan kesilir.
Kurban kesmekten maksat, Allah'a yakın edici bir amel söylemektir. Örneğin kurban ancak niyetle taayyün olur. Şafıilerle Hanbelilere göre niyetin kurbanın kesilmesi ortasında getirilmesi şarttır. Yalnız kalbi ile niyetini getirmesi yeterlidir. Diliyle niyetini söylemesi şart değildir. Zira niyet kalbe bağlıdır ve onun işleridir. Dil ile söylemekte bu niyetin açıklanmasıdır.
Berâ (ra)'dan Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur. "Şu kurban bayramı günümüzde ilk yaptığımız iş namaz kılmak, sonra dönüp kurbanımızı kesmektir. Kim bunu bu tertip üzerine yaparsa sünnetimizi tam olarak yerine getirmiş olur. Namazdan evvel kurbanını kesen kimse ise ailesi için et temin etmekten başka bir şey bir kurbanlık eğer deve veya sığır olursa o zaman ortaklık kesinlikle sahih olur. Bir sığırda veya bir devede her birisi yedi paydan bir pay alsa kesinlikle sahihtir. Yedi kişiden fazla veya eksik olursa o zaman sahih olmaz.
Hanefilere göre; bir deve veya bir sığırda, her yedi kişi Allah'a yakınlığı isteyerek ortak olsa o kurban sahih olur. Şayet aralarından bir tanesi et yemek masdadıyla ortak olsa o kurban sahih olmaz. Fakat Şafiilere göre o kurban sahihdir.
Malikilere göre; Hacılardan başka kurban kesmek sünnettir. Zira hacının yerine getirmesi gereken sünnet hedydir. Hacılardan başka ister mukim olsun, isterse seferi olsun şartsız olarak kurban kesmek sünnettir.
Şafıilerle Hanbelilere göre; ister misafir, ister hacı veya başkaları olsun, tüm müslümanlara kurban kesmek sünnettir. Zira, Rasulullah, hanımları adına inek boğazlayarak kurban kesmiştir.
Buhari ve Müslim'in rivayet ettiğine göre; "Mina'da bulunan hacıya kurban kesmek sünnet değildir ve onun Mina'da kestiği kurban değil, hedydir." diyenlerin görüşleri reddedilmiştir.
Özet olarak Hanefilerden başka, kurban kesmek misafir için de, başkaları için de sünnettir. Hanefiler kurban kesme mükellefiyeti yoktur demişlerdir.
Küçük çocuk için velisinin malından kurban kesmek. Hane-fılerle Malikilere göre mendubtur. Şafıilerle Hanbelilere göre mendup değildir. Ebu Hanife ile Ebu Yusufun görüşünde, sahih olana göre küçüğün malından kurban kesmek vacibtir. Şu halde, yerine babası veya vasisi kurban keser. Veli fıtır sadakası gibi, küçük çocukların her birisi için bir koyun veya yedi kişi için bir deve veya bir sığır kesebilir. Muhammed ve Züfer'e göre; veli çocuğun malından kesmez. Kendi malından kesebilir.
Muftabihi küçük çocuk için kurban kesmek mendubdur. Kurban kesmek için niyeti getirmek şarttır. Niyetsiz kurban kesmek, kurban yerine geçmez. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
"Ameller ancak niyetlerdir ve her kişi için niyet ettiği vardır." Başka bir hadis ise şöyledir.
"Niyeti olmayanın amelide yoktur." Zira et maksadı ile de hayvan kesilir.
Kurban kesmekten maksat, Allah'a yakın edici bir amel söylemektir. Örneğin kurban ancak niyetle taayyün olur. Şafiilerle Hanbelilere göre niyetin kurbanın kesilmesi ortasında getirilmesi şarttır. Yalnız kalbi ile niyetini getirmesi yeterlidir. Diliyle niyetini söylemesi şart değildir. Zira niyet kalbe bağlıdır ve onun işleridir. Dil ile söylemekte bu niyetin açıklanmasıdır.
Berâ (ra)'dan Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur. "Şu kurban bayramı günümüzde ilk yaptığımız iş namaz kılmak, sonra dönüp kurbanımızı kesmektir. Kim bunu bu tertip üzerine yaparsa sünnetimizi tam olarak yerine getirmiş olur. Namazdan evvel kurbanını kesen kimse ise ailesi için et temin etmekten başka bir şey yapmamıştır. Namazdan evvel kesilen kurbanda ibadet anlamı yoktur." Berâ devam ederek diyorki: Ebu Bürde (ra) "Namazdan evvel kurbanını kesmiş ve Ve kurban olarak kestiğim musinneden daha değerli bir cezea vardır.' demiştir." Bunun üzerine Peygamber (sav) Efendimiz onu kes ve ancak senin için olur. Başkası için cezea kurban olarak kafi değildir, buyurdular.
Cezea altı aylık koyun manasına gelir. Kurban edilmesi caizdir. Bazılarına göre iki yaşına girmiş koyuna, üç yaşına girmiş sığıra ve ata, ve beş yaşma girmiş deveye denir. Müsinne üç yaşma girmiş buzağıya denir. Kurban kesme vakti kurbanın birinci günü imsak yerinin ağarması ile girer. Üçüncü günü güneşin batmasından az öncesine kadar devam eder. Şu halde bayram namazı kılmakla mükellef olan şehirlerde duran kimseler, bayramın birinci gününde hutbe okumadan önce bile olsa, yalnız şu var ki, bayram namazının edasından sonra kurban kesebilir. Bir özür nedeniyle namazın ter-kedilmesi durumunda ise bayram namazı kılacak kadar bir zaman geçtikten sonra kesebilir.
Üzerine bayram namazı vacib olmayan köy halkı ise, birinci gün şafak yerinin beyaz olmasından sonra kesebilir. Kurbanlık olan hayvan kaybolursa veya çalınırsa, onun yerine başkasını satın alır ve sonra kaybolanı bulsa efdal olan ikisini de kesmesidir. Eğer ilk koyunu keserse de caiz olur. İkincisinin kıymeti birinciden fazla olsa veya birincinin gibi olsa o zaman ikisinin de kesilmesi caiz olur.
İnsanlar bayram gününün belli olmasında yanılsalar, aynı zamanda namaz kılıp kurban kestikten sonra, o günün arefe yani vakfe günü olduğu anlaşılsa, kıldıkları namaz ve kestikleri kurban sahih olur. Kurban kesme günleri birinci gün (yani Nahr günü) ile ondan sonraki iki gündür. Vakti geçtikten sonra kurban kesmeyecek olsa, eğer o kurban vacib kıldığı adak kurbanı ise veya kurban kesmek niyetiyle fakir ya da zengin biri tarafından satın alınmış ise, o-nu tasadduk eder. Zira öyle bir kurban nezr olmuş kurban hükmündedir.
Eğer zengin olan bir kimse, kurbanlığını satın almamış ise, sahih olan görüşe göre bir kıymetini tasadduk etmek gerekir. Zira zengin üzerine vacibtir. Fakir üzerine ancak satın almakla vacib olur. Ebu Hanife ile iki talebesinin görüşüdür, [114]
Hanefılerin delili; el-Bera b. Azib'in rivayet ettiği yukarıda geçen hadistir. "Kim namazdan önce kurban keserse bunu kendisi için kesmiş olur. Kim de namazdan sonra keserse onun bu kurbanı ibadet olur. Müslümanların sünnetine tabi olur." Başka bir hadis te şöyledir;
Enes (ra)'in Buhari tarafından rivayet edilen hadisinde şöyle denilmektedir. "Her kim namazdan evvel kurban keserse bunu iade etsin. Her kim namazdan sonra keserse bu ibadet tamam olur ve müslümanîann sünnetine isabet etmiş olur." buna göre, Rasulullah kurban kesmeyi namaza göre ölçü yapmıştır.
Hutbeye bağlı yapmamıştır. Demek şöyle oluyor; kurbanın kesilmesi hutbeye değil namaza bağlı kılmıştır. Kurban kesmenin üç gün ile mahdutlanmış olmasının delili; Hz. Ömer ve Hz. AH ve İbni Abbas'dan gelen rivayettir. "Kurban kesme günleri üç gündür bu günlerin ilkleri en sevabhlarıdır." İbni Ömer'de şöyle demiştir. "Kurban günleri, birinci kurban gününden sonra iki gündür." İmam Malik Muvatta'da rivayet etmiştir.
Malikiler'e göre bayram namazı kıldıran imamın kurban kesme vakti bayram namazından ve hutbeden sonra gelir. Bundan evvel kurban kesmesi caiz olmaz. İmamdan başkaları için, birinci gün ve imamın kesmesinden sonra veya imam kesmiyor ise. İmamın kurbanını kesebileceği bir müddet geçtikten sonra kesmeleri gerekir. Kim olursa olsun, kurbanını imamdan evvel kesecek olsa kurbanı sahih olmaz. Bir daha kesmesi gerekir.
Kurban kesme vakti; Malikiler de Hanefıler gibi sınırlamışlardır. Aynı şekilde bu görüş Hanbelilerin görüşüdür. Zira Allah (c.c.) şöyle buyuruyor;
Taki onlar, kendileri için menfeatlere şahit olsunlar. Belirli günlerde Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adını zikretsinler.[115]
"Belirli günler" en meşhur açıklama şöyledir; Kurban bayramının ilk günü ile o günden sonraki iki gün demektir. Her üç mezhebe göre:Birinci günü ikinci güne bağlayan gece olan Zilhicce'nin on birinci gecesi ile ikinci günü üçüncü güne bağlayan Zilhicce'nin on ikinci gecesidir. Kurban bayramı birinci günün gecesinde kurban kesmek sahih olmaz. Yani Zilhicce'nin onuncu gecesidir.
Dördüncü günün gecesinde de kurban kesmek sahih değildir. Zira "kurban kesme günü üç gündür" Şafıilere göre kurban kesme zamanı kurban bayramının birinci günü güneş doğup iki rekat namaz ve hafif tutulan iki hutbe okunabilecek zamanın geçmesiyle meydana gelir ve aynı zamanda bayramın dördüncü günü güneşin kayp olmasıyla sona erer. Bir kimse bayram günlerinde kurban kesmezse bayramdan sonra uhdiyye niyetiyle kesmesi caiz olmaz. Şu halde namaz gibi kazası söz konusu olmaz. Fakat bayram günlerinde nezir adamış ise kaza olarak kesmekle mükellef olur. Şayet yukarıda zikr olunan vaktinden önce kesecek olursa kesinlikle kurban yerine geçmez. Zira Buharı ve Müslim, Bera b. Azib'den şöyle rivayet etmiştir.
"Bu günümüzde, ilk yapacağımız iş, önce namaz kılmamız sonra da dönüp kurban kesmemizdir." Kurban kesme zamanı gece ve gündüz olmak üzere teşrik günlerinin sonuna kadar devam etmektedir. Zira Rasulü Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:[116]
Kurban kesme vakti gece olsun gündüz olsun sonuna kadar devam eder ki, bu vakit Zilhiccenin 10. Günü ile 11,12,13. günleridir. Kurban kesmek için en makbul vakit, kuşluk vaktinin başlangıcı olan, ufukta bir mızrak boyu yükselişinden sonra kılınacak iki kısa rekat ile okunacak iki kısa hutbelik zamanın geçmesiyle girer. Eğer bu zamandan evvel kurban kesilirse bu kurban olmaz.
Netice olarak, Şafiiye göre; kurban kesme vakti gece ve gündüz olmak üzre, teşrik günlerinin sonuna kadar devam eder. Zira Peygamber (sav) Efendimiz yukarıda geçen hadisi şerifte şöyle bulunmuştur. "Arefe küllüsüyle vakfe yeridir. Ve bütün teşrik günleri de kurban kesme vaktidir."
İbni Hibban'm bir rivayetinden ise; "Bütün teşrik günlerinde kurban kesilir" denilmektedir. Fakat gece vakti kurban kesmek veya bir hayvan boğazlamak bu mesele de nehy olduğu için mekruhtur. Zira bu nehy fakirlerin hazır olmaması içindir veya kesmedeki hatadan endişe edildiğindendir.
Şafıilere göre kurban kesmek Müekked bir sünnettir. Fakat iki sebeb olduktan sonra vacib olur.
1. Kurban için elverişli olan bir hayvana işaret edilerek, 'bu benim kurbanımdır' veya 'bu ineği gelecekte kurban edeceğim' demesi ile vacib olur.
2. Allah'a yaklaşmak maksadıyla 'Allah için kurban kesmek, zimmetime borç olsun' diyerek nezir adayan kimseye kurban kesmek, adanan herhangi bir ibadet gibi vacib olur.
Kurban Kesmekle Mükellef Olanlar İçin Üç Şart Vardır:
Müslüman olmak. Akıl ve baliğ olmak.
3. Kurban kesmeye kuvveti olmak kişinin bayram günü ve bayramdan sonra teşrik günlerinde yemek, elbise mesken için lazım o-lan kimselerin harçlığından başka kurban fiyatına kimetine sahip olması demektir.[117]
Alimler yalnız hayvanların kurban olarak sahih olacağı üzerinde ittifak etmişlerdir. Hayvanlardan maksud olunan; deve, inek, ca-mıs ve bunların çeşitleridir. Bunlarla beraber, keçi ve koyundur. Bu hayvanların erkeği ve dişisi idiş edilen ve edilmeyen olanları arasında fark yoktur. Fakat yaban öküzü, gazal, geyik ve buna benzer başka çeşit hayvanlar kurban edilmezler. Zira Allah Teala (c.c) şöyle buyurmaktadır; "Tüm ümmet için, kurban kesecek yer belli ettik. Hatta ki,kendilerine rızık verilen davarlar üzerine Allah'ın emrini zikretsinler. [118]
Diğer taraftan Rasulullah (sav)'dan olsun, ashabı kiramdan olsun, bunların dışında hayvanların kurban edildiğine dair mukabil bir kaynak gelmiş değildir. İkinci sebebi ise, kurbanın kesilmesi aynı zamanda bir ibadettir. Bunun için zekat gibi, kurban da belli hayvanlara hastır. Hanefi ve Malikilere göre; davarlardan ve davar olmayandan doğan yavru, örneğin; birisi vahşi diğeri evcil olan anne babadan doğan yavru, babaya değil anaya tabî olur.
Yabani ile ehlî iki hayvan arasından doğan hayvan bu meselede anasına tâbidir. Anası ehlî ve belirtilen üç cinsten birisi ise caiz o-lur. Babası ehlî olursa anası yabani ise kurban olmaz. Erkek dağ keçisi ile ehlî dişi keçiden doğan hayvan keçi doğarsa caizdir. Dağ keçisi doğarsa kurbanlık olmaz. Bunun gibi vahşi bir sığır yakalanıp eh-lileştirilse bile kurbanlık olmaz. Dağ keçisi de öyledir. Zira aslı vahşidir.
Şafiilere göre; iki davar çeşidinin çiftleşmesinden dünyaya gelen yavru kurbanlık için caizdir. Fakat anne babasından daha büyük olana kıyas olunur. Örneğin: koyun ile keçi çeşidinden meydana gelen yavrunun şartsız olarak iki yaşına girmiş olması lazımdır.
Hanbelilere göre; Hangisinin eti fazla ise kurban için onun sevabı daha çok olur. Şayet et ve kıymet itibarıyla denk olurlarsa, hangisinin eti daha lezzetli ise o daha efdaldir. Buna mukabil şayet et ve kıymette denk ise, o zaman bir koyun bir ineğin yedide birinden ef-taldir. Eğer ineğin yedide birinin eti fazla ise o zaman efdal olur. Şayet etleri ve kıymetleri denk ise, o zaman koç koyundan daha iyi o-lur. Bunun aksi ise tam tersi olur.
Keçinin dişisi, etleri eşit olursa ve aynı zamanda burulmamış ise, o zaman erkeğinden daha İyidir. Devenin ve sığırın dişisi et ve değer bakımından denk olurlarsa o zaman erkeğinden efdal olur. Zira dişilerinin eti lezzetli olur. Buna mukabil burulmuş erkek daha iyidir. Zikr olunan şekli de olmazsa dişisi daha iyi olur. Beyaz ve boynuzlu olanı diğerlerinden iyidir.
Malikilere göre; en faziletli olan kurbanlık, koyundur. Ondan sonra sığır, ondan sonra da deve türüdür. Koyunun da evvela erkeği, sonra burulumuş olanı, ondan sonra da dişisidir. Koyundan sonra keçi, zira etlerin lezzet sıralaması öyledir. Bunlara göre; erkekler, dişilerden, beyazlar da siyahlardan, daha iyidir. Beyazının siyahından daha iyi olduğu görüşünde Şafîilerle, Hanbeliler Malikiler gibi söylemişlerdir.
Şafii ve Hanbelilere göre de; kurbanların en iyisi erkek devedir. Zira devenin eti daha fazla olur. Ondan sonra sığır, ondan sonra koyun, ondan sonra keçi cinsi gelir. Zira koyunun eti keçinin etinden lezzetli olur. Keçiden sonra ise bir ineğe veya bir bedeneye ortak olmaktır. Buna kıyas; yedi tane koyun bir erkek deveden veya bir inekten daha iyidir. Zikrettiğimiz gibi koyunun eti daha lezzetlidir.
Şayet miktarları eşit ise bir koyun kesmek bir deveye ortak olmaktan daha iyidir. Zira bu surette hem tek başına kan akıtmış o-lur. Hem eti daha lezzetli bir hayvan kesmiş olur. Eğer devenin yedide birini eti fazla olursa o zaman deve efdaldir. Koç koyundan efdaldir. Rasulullah'in kurbanlığı da koçtur. Bununla beraber koçun eti daha lezzetlidir.
Ubade b. es-Samit, Rasulullah'm şöyle dediğini rivayet etmektedir. "Kurbanın hayırlısı boynuzlu koçtur." Başka bir hadiste ise; "Koyunun ceza'ı ne güzel kurbandır."
Ceza seniyden öncedir. Ceza; Eğer koyun cinsinden olsa iki yaşında, sığır ve diğer tırnaklardan olsa üç yaşında, deve cinsirden olsa beş yaşında olması gerekir. Şafii ve Hambeli mezhebine göre, burulmamış koç Durulmuştan daha iyidir. Şafıiye göre de; erkek kurban dişiden daha iyidir. Zira erkeğin eti daha lezzetlidir. Burulmuş koçta Hanbelilere göre daha iyidir.Yağlı olan zayıf olandan sevab bakımından daha faziletlidir. Zira Allah (c.c) şöyle buyurmuştur;
Kim Allah'ın şeairini yani hac menasikini veya kurbanı tazim yaparsa, önem verirse o kalplerin takvasındandır.[119]
İbni Abbas şöyle demiştir: Kurbanların tazim edilmesi, onların yağlı ve semiz olanlarının ve güzel olanlarının seçilerek kurban edilmesi demektir. Bu meselede fakihlerin ittifakı vardır. Rengi beyaz ise mutlak olarak siyah olandan daha faziletlidir. Tüm fakihlerin ittifa-kiyle evvela beyaz olan sonra sarı ondan sonra kirli beyaz sonra kırmızı sonra ala ondan sonra da siyah gelir.
Kurban edilecek hayvann yaşı: Fakihler seniy'in yani deve'nin beş, sığırın üç, ve koyunların iki yaşında ve daha yukarısını kurban etmesi caizdir demişlerdir. Hanefüer ve Hanbelilere göre: Koyun cinsinden cüssesi büyük ve semiz bir cez'a altı ayını bitirip yedinci ayına basmış olsa kurbanlık için kafidir. Bunu bir kısım Maliki de kabul etmiştir.
Hanefılere göre: keçinin bir yaşını bitirip ikinci yaşına girmesini şart koşmuştur. İnek ve camışı ise iki yaşını bitirip üçüncü yaşma girmiş olmasını şart koşmuştur. Deve ise beş yaşını bitirip altı yaşına girmiş. Malikilere göre: Keçi bir kameri yaş bitirip ikinci yılma takriben bir ay olarak geçmiş olması gerekir. Koyun ise iki yaşma girmiş ise yeterlidir. Sığır ve camız üç yaşını bitirip yalnız dört yaşına girmiş olması kafidir. Deve beş yaşını bitirip altıya girmiş olmalıdır.
Şafıileri göre: Devenin altı yaşma girmiş olması gerekir. İnek ve keçinin üç yaşma girmiş olması şarttır. Koyunun da iki yaşma girmiş olması şarttır. Hanbelilere göre ise şöyledir; Keçinin bir yaşını bitirmiş olması yeterlidir. İnek iki yaşını tamamlamış olması yeterlidir. Devenin ise tam beş yaşını tamamlamış olması şarttır. Şu halde keçi cinsinde görüşler farklıdır. Zira Şafıilere göre tam iki seneyi doldurmuş olması şarttır. Diğer mezheplere göre; bir yaşını bitirmiş olması şarttır.
Fakihler ittifakıyla; koyun ve keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Deve veya sığırın yedi kişi için yeterli olacağını söylemişlerdir. Zira Hz. Cabir'in rivayeti şöyledir;
Hudeybiye de Rasulullah (sav) ile birlikte kurban kestik deveyi de sığırı da yedi kişi için kestik." (Müslim'in lafzında şöyledir.) "Rasulullah (sav) ile berabar hacca niyet ettik ve çıktık. Rasulullah (sav) bizlerden deve ve sığırdan her yedi kişi için bir bedeneye ortak olmasını emretti." Şafıiler bu hadisin zahirine göre ortak olan kimse evin halkı değildir. O ortaklardan herhangi biri kurban kesmek isterse, bir diğer ortak hediye irade ederse, başka bir ortağı da et niyetiyle ortak istese eti paylaştırmak hakları vardır.
Hanbelilere göre; bir kişinin ev halkı adına bir tek koyun veya bir inek yada bir deve kurban etmesi için caizdir, demişlerdir. Zira "Rasulullah (sav) bir koçu kendisi ile ailesi adına kesmiştir. Boynuzlu beyaz iki koçun, birisini kendi adına diğerini de ümmeti adına kesmiştir."
Ebu Davud'un başka bir hadisi de şöyledir.
"İnsanlar Peygamber (sav) zamanında bir koyunu hem kendi adına hem aile halkı adına kurban eder. O etten hem kendileri yer hemde başkalarına yedirirlerdi." Malikilere göre de öyledir. Şafiilere göre şöyledir; bir aileden kişinin kurban kesmesi ile sünneti kifaye meydana gelir. İsterse ötekilerin izni bu kurbanlıkta olmasın.
Kurban Olmasını Yasaklayan Sıfatlar:
Bunlar tüm fakihlerin ittifakı ile dört tanedir: Zira bu konuda delilleri; El- Ber'a b. Azib'in rivayet ettiği şu hadisi şeriftir.
Dört özellik kurbanlıklarda caiz değildir. Açıkça belli olan körlük, açıkça belli olan hastalık, açıkça belli olan topallık, iliği kurumuş derecede zayıflık. Fakihler bu dört kusura kıyas ederek başka kusurları da ilave olarak eklemişlerdir ki, bunlar bu ayarda veya daha kötü olan körlük ayağın kesilmiş olması gibi kusurlardır. Zira bu gibi ayıplar da etin azlığı sonunda belli olur. Kurbanlık olacak hayvanlardaki bu-ayıplar mezheplere göre aşağıda izah olmuştur.
Hanefılere göre; deli ve sersem olan hayvan karnını doyurmuyorsa kurban için kesilmesi caiz olmaz. Kulağı küçük delik ve damgalı olursa kurban için caizdir. Kulağının yarısı veya ekserisi gitmiş ise kurbanlık olmaz. Boynuzlu veya boynuzsuz, boynuzunun birazı kırık, husyesinin buruk olması kurban için caizdir. Burnu kesilmiş olan bir hayvan kurbanlık için caiz değildir. Kör, tek gözlü, kulaksız kesim yerine gidemeyecek kadar hasta , cılız, topal, kemikleri içinde iliği kalmamış seviyede zayıf, kulağının veya kuyruğunun ekserisi veya meme başları kopmuş bir hayvanın kurbanlığı caiz değildir. Satın aldığı zaman ayıpları yok iken sonradan bu ayıplar meydana gelse eğer fakir ise onu kesecek zengin ise onun yerine başka bir hayvan keser.
Fakirlere kurban vacip olmadığı için ayıplı hayvanı da kesse kurban olur. Burnu kesilmiş hayvan kurban için caiz olmaz. Dişlerinin ekserisi düşmemiş ise kerahetle caiz olur. Hayaları ile birlikte erkeklik organı kesilmiş olan hayvan kurban için caiz değildir. Zaruret halı olmazsa kurbanlık için hazırlanmış deveye binilmez, kurbanlık hayvanın sütü sağılmaz. Şayet kurbanın götürüleceği yer uzak ise, ve sağılması gerekiyorsa sütü sağılıp tasadduk edilir. Götürüleceği yer yakın ise sütü sağılmaz. Hayvanı rahatsız etmemesi için, memelerine su verilir.
Ölü için kurban kesmek isteyen kimsenin, bunu bayram gün-lerind.e kurban etmesi vacib olur. Zira kurban, özel vakitte kesilen hayvanın ismidir. Şu halde kurban niyetiyle olmazsa fakirlere dağıtmak niyetiyle kesecekse istediği zaman kesebilir ve dağıtır.
Şafiilere göre ise meyyitin vasiyyeti olursa kurbanın onun için kesilmesi caiz olur. Vasiyyeti olmazsa kurban kesmek yerine geçmez. Belki sadaka olarak kendisine olur. Şafiilere göre; eti azaltan kusurlardan ber'i olmasıdır. Kör, topal, uyuzlu, çok az otlayan, çok zayıf ve hasta, dilinin hepsi veya bir kısmı kesik olan, kulağı, memesi, kuyruğu (hepsi veya bir kısmı) kesik olan, dişleri (hepsi veya ekseri) dökülmüş olan hayvan kurbanlık için caiz değildir.
Kulağı yarılmış veya delinmiş, boynuzu olmayan veya kırık o-lan hastalığı az, gece görmeyen, yaradılışça memesi olmayan hayvanın kurban olmasında kesinlikle cevaz vardır. Kulağın felç olması da kurban için caiz değildir. Deli yani otlakta dolaşırken çok az otlayan ve bunun neticesinde zayıflayan hayvan kurban için caiz değildir.
"Boynuzlu olan hayvan, boynuzsuzdan sevab bakımından daha hayırlıdır." Zira kurbanın faziletli olanı boynuzlu koçtur. Bu hadisin senedi de sahihtir. Aynı zamanda da görünüş itibarı ile de öyledir. Kulağının yarılmasının ve delinmesinin açık olan görüşe göre zararı yoktur. Fakat bunun sonucunda kulağının bir parçasının düşmüş olmaması gerekir. Kısacası şöyledir. Etin noksanlığına se-beb olan her ayıp caiz değildir. Etin noksanlığına sebeb olmayan ayıplarm ise kurban için zararı yoktur.
Malikilerle Hanefiler, kulağının üçte birden fazlası kesilmiş bir hayvanın kurbanlığı caizdir, demişlerdir. Hanbeliler, organlarının yandan fazlası kesik olan hayvanlar caiz değildir demişlerdir. Şafiiler ise, az bile olsa yine caiz değil, demişlerdir. Örneğin; boynuzu kırılmış bir hayvan Hanefılere göre, kırılma kökten olmazsa, kurbanlık için caiz olur.
Malikilere göre ise; kırığı ne kadar az da olsa eğer rahat olursa o zaman kurban olur. Şafiilere göre ise, eti noksan edilmediği sürece kurban için caizdir demişlerdir. Hanbelilere göre; yarısından daha az bir miktar gitmişse kurban için caizdir.
Kurbanlık satın alan bir kimsenin yününü kesmesi, ondan binek veya yük hayvanı olarak, fayda görmesi vaktinden önce kesecek olursa veya yününü kırpacak olursa etini veya kıymetini tasadduk eder. Yün tiftik veya tüyünü de aynı surette sadaka olarak vermek gerekir. Hatta hayvanı satması bazı mezheplerce caiz değildir. Bazı mezheplerde mekruhtur.
Kurban kesmek isteyen kişinin şunları yapması müstehaptır: Şayet gücü yetiyorsa, o kendi kurbanını kesecektir. Kendisi gücü yetmiyorsa başkasına kestirir. Zira bu Allah'a yakınlıktır. Bunu kendisinin yapması daha elzemdir. Zira "Rasulullah (sav) Haram-ı Şerife Hedy niyetiyle yüz deve götürmüş ve atmış tanesini kendi eliyle boğazladıktan sonra, elindeki bıçağı Hz. Ali (ra)'ye vermiştir. Geri kalanını Hz. Ali (ra) kesmiştir."
Başkasına kestirecek ise, kesen kimseyi kendi yerine vekil e-dip, başında durması mendubtur. Kurban ehli kitaba, çocuğa ve kör olan birisini vekil tayin etmek mekruhtur. Müslüman bir kimsenin zimmi birisini vekil tayin etmesi caiz olur. Mecusinin hayvan kesmesi ise haramdır. Zira bu işe ehil değildir. Kurbanı keserken hayvana eziyet vermemeli. Kesme yerine incitmeden götürülmelidir. Kesmeden önce hayvana su verilmelidir. Keserken keskin bir bıçak kulîanılmalıdır. Hayvanı sol tarafına yatırıp hazırladıktan sonra henüz e lirfi hayvanın boğazına dokundurmadan;
Yüzümü gökleri ve yeri yaradan Allah'a O'nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetim hayatım ve Ölümüm hep alemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana öyle emrolundu ve ben Allah'a teslim olanların ilkiyim. Allah'ım dostun İbrahim'den sevgilin Muhammed' den kabul buyurduğun gibi bendende kabul buyur" diye dua etmeli ve kurbanın yüzünü kıbleye vermeli ve deyip, ondan sonra konuşmadan derhal kesmelidir. Sığır, koyun, keçi kıbleye doğru sol yanı üzerine yatırılarak kesilmelidir.
Şafîilere göre kurban keserken beş şey söylemek müstehaptır;
1. Besmele çekmek,
2. Peygamber (sav)'e salatu selam getirmek.
3. Kurbanlıkla birlikte kıbleye yönelmek.
4. Besmeleden evvel veya sonra tekbir getirmek.
5. Kabul edilmesi için dua etmek.
Bunun için kurban kesen şöyle der:
"Allah'ım bu sendendir ve sanadır." Yani bu nimet senden gelmiştir. Bu nimet ile sana yakınlaşmak istiyorum. Benden kabul eyle kadın için sünnet olan yerine başkasını tayin etmektir. Vekil olan kimsenin kimin adına kurban kestiğini söylemesine gerek yoktur. Zira bu vekalette niyet kafidir. Fakat adına kestiği kimsenin adını söylemesi daha iyi olur. Zira peygamber kurban kesince; "Allah'ım! Sen Muhammed'den aile halkından ve Muhammed'in ümmetinden kabul buyur, dedikten sonra kurbanı kesmiştir.
Bir kişi kurbanlığı tayin ederse, bir başkası onun yerine izin almadan aynı maksadla kurbanı keserse caizdir. Kurban kesildikten sonra hayvanın soğumasını ve tüm organlarının sükun bulmasını beklemek sünnettir.
Kurbanların Etlerine Göre Hükümleri
Hanefî, Maliki ve Hanbelilere göre; tatavvu olarak kesilen kurbanlardan, etinden yemek caizdir. Adak veya kurban niyetiyle satın almakla vacib kılınan kurbanın etinden yemek Hanefilere göre haram olur. Bunun gibi kurbanın kesilmeden evvel doğurduğu yavrunun etinden veya birinin zamanı mazide kurbanını kaza etmek kastında olduğu yedi kişi arasında kesilen ortak kurbandan da yemek haram olur.
Maliki ve Hanbelilere göre; tatavvu kurbanlarda, yemek caiz olduğu gibi adak kurbanlarındana yemek caizdir. Kurbandan yemesini hem sadaka olarak bulunmasını hem hediye vermesini bir arada yapmak caizdir. Kurbanın hepsini de kendi yese veya üçgünden fazla süre ile zahiri olarak saklasa Hanefi ve Malikilere göre; kerahetle beraber caizdir. Eğer kurbanın tamamını yiyecek olsa, kendisine et söyleyebilecek, -okka gibi- asgari miktarının tazminatını öder.
Hanefi'lerle Hanbelilere göre, üç kısma ayrılır.
a) Kurbanın üçte biri fakirlere tasadduk yoluyla verilebilir. Üçte biri dostlarına, zenginlere hediye yoluyla verilebilir.Zenginlere temellük yoluyla verilmez. Onun için zengin o kurbanın etini satarsa caiz değildir. Zira orada temellük yoktur.
b) Kurbanın üçte birini kendisi yiyebilir. Fakat az kısmını yese fazlaca dağıtsa daha faziletlidir. Bu meselede yemenin delili şudur;
"Onlardan yiyin ve eli dar olana ve fakire ondan yedirin. [120] Etinden yiyin ve ondan dilenen dilenmeyen fakirlere yedirin. [121]
Hanbeliler bu iki ayetle amel ederek, başkalarına kurban etinden yedirmeyi vacib saymışlardır. Zire emir vacib olmayı meydana getirir. Malikilerden başka diğer mezheplere göre, kurban etinin üçte bir oranla dağıtılmasının delili; İbn. Abbas'm Rasulullah'ın kurban etini nasıl dağıttığını anlatan şu hadisidir; "Aile halkına üçte birini yedirir. Fakir komşularına üçte birisini yedirir. Dilenenlere de üçte birini tasadduk eder.
Etin Dağıtılacağı Cihetler de üçtür; Yemek ve saklamak. Ayeti kerimedeki, yedirmek. Malikilerin delili ise şöyledir;
"Yiyiniz,saklayınız ve tasadduk ediniz." Veya "yediriniz ve saklayınız [122] başka bir hadis-i şerifte ise şöyledir.
"Ben sezi gezen bedevi Arablar doyısıyla (kurban etinden saklamanızı) söylemiştim. Şimdi artık yiyiniz. Saklayınız ve tasadduk ediniz."
Kurbanın derisinin, yağının, etinin, ayaklarının, başının, tüyünün, tiftiğinin, kesildikten sonra sütünün satılması caiz değil ve haramdır. İster o kurban tatavvu olsun, isterse vacib olsun fark yoktur. Zira Rasulullah şöyle buyurmuştur.
Şu halde Rasulullah (sav) Efendimiz, hayvanın derilerinin de paylaştırılmasını emretmiş, satılmalarını yasaklayarak, şöyle buyurmuştur. "Kurbanın derisini satan kimsenin kurbanı olmaz." aynı zamanda hayvanı kesen kasaba derisini veya herhangi bir parçayı kesme ücreti kesinlikle caiz olmaz. Zira Hz. Ali (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir "Rasulullah (sav)'in {boğazlandıkları zaman) develerin başında durmamı develerini ve sırtlarmdaki çullarını paylaştırmamı, dan kasaba her hangi bir şey vermemi emretti. Ve bana kasaba ücretini biz kendimiz veririz 'dedi. [123]
Şu halde kestiği kimse fakir ise veya hediye olmak üzere kurbandan herhangi bir pay verecek olursa kesinlikle bir mahsuru yoktur. Zira o da başkası gibi o kurbandan almak hakkı vardır. Hatta onun hakkı herkesten önce gelmektedir. Zira, o bu kurbanın kesmesinden zorluk görmüştür. Kurban sahibi kurbanın derisinden tulum, kırba, post, kalbur vb gibi şeyler yapmak isterse caizdir.
Hanefilere göre istihsanen kurbanın derisi ile kendi işine lazım olan bir şeyi takas etmek caiz olur. Zira alınan şey verilen derinin yerine geçer. Fakat deri ile içilecek, yenilecek veya postu, dinar dirhem para veya tüketilen maddeler mukabilinde satması caiz değildir. Derisi ile faydalanmasına caiz olmasına delili ise şöyledir;
"Hz. Aişe (r.anhu), kurbanlığının derisini tulum yapmış idi."
Malikilere göre kurban etinden Hristiyana, Yahudilere verilmesi mekruhtur. Hanbelilere göre; tatavvu kurbanlarından kafire hediye vermek caizdir demişlerdir. Vacib kurbanlardan caiz değil demişlerdir.
Sonuç olarak kurbanın derisinden sadaka verilir veya deriyi, kalbur, sofra, kırba, dağarcık, tulum, seccade gibi evde kullanılacak bir şey yapar. Fakat satamaz.
Kurbanlık ta zekat gibi bir beldeden başka bir beldeye nakledi-lemez. Mekruhtur. Fakat kurbanın kendi akrabalarına veya kendi beldesi dışındaki daha fakir, muhtaç insanlara götürülmesi caizdir. Bu sebebden başka ise kerahetle kurbanı yerine gelmiş olur.
Namazın kısaltılabileceği kadar veya daha uzak bir mesafeye nakledilmesi caiz olmaz. Fakat buradaki insanlar kurbanın vacib olduğu yerdeki insanlardan daha muhtaç ise o zaman kurbanın ekserisinin onlara gönderilmesinin, azının da kendi beldesindeki insanlara verilmesi vacib olur.
Malikilere ve Hanbelilere göre; malın bulunduğu beldeden, namazın kısaltılacağı beldeden daha kısa bir yere gönderilmesi caizdir. Namazı kısaltacağı mesafeye kadar gönderilmesi ise kesinlikle haramdır. Eğer nakledecek olsa bununla beraber kurban makbul olur.
Şafİilere göre; eğer kişi 'şu koyunu kurban edeceğim' veya bunu kurbanlık kıldım şeklinde adayarak kendisine vacib kılsa, kesilen kurbandan hem kendisi, hem nafakası üzerine vacib olan aile efradı yiyemez, caiz değildir. Şayet onlardan biri o kurbandan yerse, onun bedelini vermek zorundadır.
Tayin edilmiş kurbanın yavrusu da anası gibi kesilir. Ancak kurban sahibi hayvanının sütüne kıyasen yavrunun tamamını yerse caiz olur. Fakat kurbanın tamamının tasadduk edilmesi vacib olur. Tatavvu kurbanı kesilmişse, sahibi istediği gibi yiyebilir ve çocuklarına da yedirebilir. Ne kadar isterse sadaka olarak verilebilir. Şu halde azının yenerek çoğunun sadaka olarak verilmesi daha uygundur.
Üçte birini fakirlere yedirir, üçte birini zengin komşularına hediye olarak verir. Fakat zengine verilen kurban eti yenmek üzere hediye olarak verilir. Zengin o eti satamaz. Zira o etten temellük yoktur. Fakat fakire verilen onu mülk edinmesi içindir. Fakir istediği gibi davranabilir. Fakir ister satar isterse yer. İsterse başkasına hediye eder. Bu konuda ki deliller şu ayettir; "Biz o kurbanlık develeri de size Allah'ın (dininin) işareti yaptık. Onlarda sizin için hayır vardır. O halde onlar ayakları üzerinde durup kurban edilirken, onların üzerine Allah'ın adını zikrediniz, artık kesilip yanlara düştükleri zaman, onlardan yiyin. Kanaatkar olana da isteyene de yedirin. İşte böyle onları size müsahhar kıldık. Ola ki şükredersiniz. [124] Ayetteki, 'el-Bais' kelimesi şiddetli ihtiyaç sahibi fakir kişi demektir.
Kurban sahibi kurbanının derisini sadaka olarak vermelidir. Veya o deriyi kendisi için de kullanabilir. Fakat derinin satılması veya ücret karşılığı kasaba verilmesi kesinlikle caiz değildir. Zira böyle yapmak kurban için büyük noksanlıktır. Bu gibi şeyler kurbanı fesada götürür. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
"Kim kurbanın derisini satarsa onun kurbanı yoktur."
Kurban İçin Âdab Ve Sünnetler:
1. Zilhicce ayının ilk on gününde kurban kesmeye niyet eden kişinin, bu ay başladığında kurbanı kesinceye kadar kıllarını, tırnaklarını kesmemesi, saçını sakalını düzeltmemesi müstehaptır. Zira Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur.
Zilhicce hilalini gördüğünüz zaman sizden biriniz kurban kesmek niyetinde bulunursa kurban kesinceye kadar vücudundaki saç kıl ve tırnaklarını kesmekten durunuz."
2. Kişinin kurbanını dikkatli kesmesi sünnettir. Eğer kişi kurbanını bizzat kesemiyorsa, kesildiği zaman yanında hazır bulunmalıdır. Hz. Peygamber Hz. Fatıma'ya şöyle dedi; "Kalk senin için kurbanın yanma git. Onu kendi gözünle gör. Onun akan kanından ötürü, Allah Teala senin bütün günahlarını affeder. Ey Allah'ın Rasulü bu durum sadece bizim Ehl-i Beyte mi hastır, yoksa bütün müslü-manlar için geçerli mi? "hem bizim hemde bütün müslümanlar için geçerlidir. [125]
3. Müslümanların devlet başkanının veya idarecisinin Bey'ül Mal'dan bütün müslümanlar için kurban kesmesi sünnettir. Hz. Âi-şe (r.anhu)'nin rivayet ettiğine göre; "Hz. Peygamber (sav) bir koç kurban etmek istediğinde koçu yatırıp bıçağı eline alınca, 'Bismillahi Ya Allah!' Muhammed'den Muhammed ailesinden ve Muhammed ümmetinden kabul et! deyip kesmiştir." [126]
4. Kurbanın nanazgahda kesilmesi sünnettir. îbn Ömer'in rivayet ettiğine göre; "Hz. Peygamber kurbanlarını namazgahda keserdi. [127]
Kurbanın bütün etini yemek, bulunduğu köy veya şehirden başka yere götürüp dağıtmak caizdeğildir. Kasab fakir olduğu İçin, ona temlik yoluyla vermek, zengine yedirmek ve kurban etinin hepsini bir fakire vermek caizdir. Teberruk için bir kaç lokma müstesna adak olmayan hayvanın bütün etini dağıtmak daha hayırlıdır.
Vasiyet etmemiş bir meyyit için kurban kesilmez. Fakat sadaka olarak kesilebilir. Eğer meyyit vasiyet etse kesinlikle o zaman sahih olur. Ve yalnız fakirlere verilir, zenginlere verilmez. Aynı nezir olan kurbanlar gibidir.
Ayetteki 'sevvaf kelimesi, bir ayağı bağlı, üç ayak üzerinde duran deve demektir. Şu hadisi şerif onu teyid ediyor. Demek Rasulü Ekrem Efendimiz (sav) ve Ashabı kiram develeri kesildiği zaman sol ayağını bağlayarak üç ayağı üzerinde durarak kesiyorlardı." [128]
Rasulullah (sav) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için birer koç ile a-kika kesmiş ve şöyle demiştir. "Erkek çocuk ile birlikte bir akika vardır. Onun için bir kan akıtınız ve çocuğun saçlarını traş ediniz."
Akîka Yeni Doğan Çocuğa Dair Hükümler:
Akikanın hükmü ve manası: Hanefilere göre akika kurbanı kesmek caizdir. Müstehap değildir. Zira kurban kesme emri ondan evvel bulunan Akika, Recebiy ve Atıra gibi diğer kurban çeşitleri hepsi nesh edilmiştir. Bununla beraber kim isterse yapar kim isterse yapmaz. Neshi Hz. Aişe (r.anhu)'nin "Kendisinden önceki kesmeleri, yani Allah'a yakınlaşmak maksadıyla yapılan kurbanları nesh etmiştir." sözüyle neshi meydana gelmiştir.
Akika terim olarak: yeni doğan çocuğun başındaki tüydür. Şe-riatte ise, doğan çocuk için yedinci gün kesilen kurbanın adıdır. Recebiyye ve Atire ikisi de birdir. Zira Kabe'ye gönderilen hediyeler, kurbanlar, akika, atıra ve ondan sonra fera olanlar.
Atira: Arabların İslam'dan evvel Recebin ilk on gününde kestiklerinin adıdır. Aynı zamanda buna Recebiyye adını verirlerdi.
Fera: hayvanın ilk doğurduğu yavrudur. Bu yavruyu hemen keser ve annesine bereketli olması ümidi ile onu mülk olarak tutmazlardı. Ancak bu son olarak, Buhari'nin iki çeşit haberi olduğu i-çin mekruhtur. "Ferda da yoktur atire de yoktur." Bunlar nesh edildiği için, ister adak olsun, ister olmasın kesilmesi caiz değildir.
Şafii, Hanbeli ve Malikilere göre; Atire veya fera sünnet değildir. Fakat yeni doğan çocuk için akikanın babanın malından kesilmesi, sünnettir vacib değildir. Zira Rasulullah (sav) İbni Abbas'tan rivayet edilen bir hadise göre şöyle demiştir;
"Rasulullah (sav) kız çocuk için bir koyun, erkek çocuk için de iki koyun kesmemizi emretti." [129]
Başka bir hadis İse şöyledir;
"Her doğan çocuk akikası karşılığında rehinedir yani tutukludur. Yedinci günde çocuk için kurban kesilir o gün de ismi konur. Saçları traş edilir, Akika sığır, deve ve koyun cinsinden kesilebilir.
Malikilere göre kız olsun erkek olsun, bir koyundur. Zira da yukarıda geçtiğimiz, îbn Abbas'ın rivayetidir. Şafıilere göre erkek çocuk için İki koyun, kız çocuk için bir koyundur. İmam Hanbel'de bu görüşe katılmıştır. Zira Hz. Âişe şöyle rivayet etmiştir;
Erkek çocuk için birbirinin dengi iki koyun, kız çocuk içindi bir koyun kesilir. [130]
Bir devenin veya bir ineğin yedide biri de bir koyun gibidir. Şu halde bir deveyi ve bir ineği yedi çocuk için akika olarak keserse caiz olur. Akika olarak kesilen kurbana ortak olan kimse Şafıilere göre sadece et maksadıyla kesmiş olsa bile, veya iki kişi kurban maksadıyla, iki kişi de akika maksadıyla üç kişi de maksadıyla bile olsa her ikisinin kurbanlığı caiz olur.
Bu konu ancak kurban günlerinde meydana gelir. Zira kurban bayramnm vakti gelmezse kesilmesi caiz değildir. Akika çocuğun doğduğunun yedinci günü kesilir. Doğduğu gün bu yedi günden sayılır. Eğer gece doğsa sabah hesabı yapılır.
Malikilere göre, fecirden evvel veya fecirle beraber doğmuş ise aynı zamanda doğduğu günde hesablanır. Fecirden sorda doğmuş ise o gün hesab edilmez. Şafiilere ve Hanbelire göre yedinci günden sonra ve önce de kesecek olsa kafidir.
Hanbeli ve Malikilere göre; Babadan başkası akika kesemez. Şayet çocuk büyük olursa o çocuk kendi akikasını kesemez. Zira baba için meşrudur. Şafii ve Hanbelilerden bir grubun tercihine göre; her hangi bir kimse kendisi için müstehap olarak akika kesebilir. Zira akika küçüklük zamanına bağlı değildir. Şu halde baba çocuğunun akikasını ergenlik çağma girdikten sonra da kesebilir. Zira akik-anın sonu yoktur.
Akikayı kesen kimse besmeleden sonra, "Allah'ım senden ve sana filan adına akika olarak" diye niyet eder. Zira Hz Aişe'nin rivayetine göre ;
Hz. Peygamber (sav) Hz. Hasan ve Hüseyin için akika kesmiş ve 'Bismillah Allahümme!', 'senin için ve sana filanın akikası olarak' deyiniz [131] buyurmuştur.
Doğan çocuğun başına akikanın kanından sürmek: Cahiliyye döneminde akikanın kanından çocuğun alnına sürmek şeklindeki uygulamaya muhalefet olsun diye, mekruh olarak kabul edilmiştir.
Hz. Âişe şöyle demiştir; "Cahiliyye durumunda akikanın kanına bir pamuk parçası batırırlar ve onu doğan çocuğun başının üzerine bırakırlardı. Rasulullah (sav) kanın yerine zaferan koymalarını emretti." Yine bu şekilde kan sürmenin mekruh olduğunun delili; Hz. Peygamberin şu emridir: "Erkek çocuk ile beraber bir akika gerekir. Onun için bir kan akıtınız. Ve onun vücudundaki eziyet veren kılları traş ediniz."
Akikanın derisinin hükmü kurbanlık derisinin hüküm gibidir. Eti ise ondan yenilir. Aynı zamanda ondan bir miktar tasadduk edilir. Etinden hiç bir şey satılmaz. Aynı zaman da pişirilmesi sünnettir. Malikilere göre ziyafet olarak halkı davet etmek ve yedirmek mekruhtur.
Şafii ve Hanbelilere göre; kemikleri kırmak mekruh değildir. Zira bu meselede herhangi bir nehy yoktur. Bu yalnız evla babmdadır. Doğan çocuğunun organlarının selamet bulmasını tefeül ederek organlarının birbirinden ayrılmaması ve kemiklerinin kmrılmaması müstehaptır.
İmam Ahmed akikanın derisinin veya başının satılmasını veya sadaka olarak verilmesini caiz görmüştür. Ebeye akikadan verilmesi iyidir. Zira Peygamber (sav) Hz. Fatıma'nm çocukları Hz. Hasan vec Hz. Hüseyin için kestiği akika ile ilgili olarak ebeye kurbanın bir ayağmm gönderilmesini, yemelerini, yedirmelerini ve onun herhangi bir kemiğini kırmalarını bildirmiştir.
Çocuğun babasının doğumdan hemen sonra, çocuğun sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okuması sünnettir. Zira Rasulü Ekrem şöyle buyurmuştur:
Her kimin bir çocuğu doğar ve sağ kulağına ezan okur ve sol kulağına da kamet getirirse öcü yani, cinin bir çeşidi ona zarar veremez." Ebu Yâlâ (Müsned)'inde rivayet etmiştir. Böylece çocuğun duyduğu ilk söz Tevhid olmuş olur. Nasıl ki dünyadan ayrıldığında ona telkin edilen tevhid olur. Bu tevhid ile şeytan ondan uzaklaştırılmış olur. Zira hadisi şeriflerde belirtildiği gibi şeytan duyduğu zaman kaçar. Çocuğun sağ kulağına şu duayı okumak sünnettir.
Allah'ın rahmetinden uzaklaşmış ve kovulmuş şeytandan çocuğu ve zürriyyetini sana sığındırırım." (Doğan çocuk ne kadar erkek olsa bu ayeti kerime bu şekilde olduğu gibi okunur. Zira ayetin lafzıyla teberruk meydana gelir.) Eğer doğan çocuk erkek olursa, ayeti kerimedeki zamir dişiye ait ise de doğan çocuk, nısmet yani can teviliyle irade olunur.
Doğan çocuğun sağ kulağına ihlas suresini okumak sünnettir. Zira Resulullah doğan çocuğun sağ kulağına ihlas okumuştur. Bir hurmanın çiğnenerek ağzının içine sürülmesi karnına o hurmadan birşeyler ininceye kadar çocuğun ağzı açılarak çiğnenemesi sünnettir.
Eğer hurma yoksa tatlı bir şey ile yapmak sünnet olur. Zira Buhari ve Müslim de Ebu Musa'nın şöyle dediği rivayet edilmektedir.
"Benim bir oğlum oldu. Onu alıp Rasulullah (sav) ıa götürdüm, O çocuğa İbrahim adını verdi güci yani 'tahnik' etti" Buhari bu konuda hadisin tamamına saymıştır. "Onu bereketli olması içir dua edip bana verdi." Bu Ebu Musa'nın en büyük oğludur.
Enes şöyle rivayet etmiştir;
"Ümmü Süleym bir çocuk doğurdu. Ebu Talha bana dedi ki; aO-nu peygamber (sav)'e götürene kadar koruyun. Sonra onu peygamber (sau)'e götürdü. (Ümmü Süleym) onunla beraber hurma gönderdi. Peygamber (sav) Ebu Talha'nın oğlu Abdullah dünyaya geldiğinde alıp Rasulullah'a götürdü. Bana 'beraberinde hurma varrnı?' diye sordu. Ben evet dedim o hurmaları ağzında çiğnedi sonra çocuğun ağzım açtı ve çiğnediği bu hurmayı onun ağzına bıraktı. Çocuk yalanmaya başladı. Rasulullah (sav) 'esasarın taneli yiyeceği hurmadır' dedi ve çocuğun ismini Abdullah koydu. [132]
Çocuğun babasına şöyle söylemek menduptur;
Sana hibe olan bu çocuğu Allah mübarek kılsın. Sende hibe e-dene şükredenlerden olasın. Bu doğan çocuk kuvvetin ve gücüne vasıl olsun ve sana da onun itaati ve iyiliği nasib olur." Tebrik edenlere çocuğun babası şöyle diyecek: "Allah sana da mübarek etsin, üzerine bereketini ihsan etsin" veya "Allah da senin sevabını fazla fazla arttırsm." Buna benzer dualarda bulunur.
Doğumun yedinci gününde akikasmın verilmesinden sonra saçlarının kesilmesi ve bu günde çocuğa isim verilmesi müstehaptır. Kesilen saçların ağırlığına göre veya altın gümüşe kıyasen tasadduk etmek müstehaptır. Zira Rasulullah Fatıma'ya bunu emrederek şöyle demiştir:
Hz. Hasan!ı doğurduğu zaman ona şöyle demiştir;
Saçlarını traş et ve saçlarının ağırlığınca gümüş tasadduk et."
Hz. Fatıma Hz. Hüseyin'i doğurduğu zaman da ona şöyle demiştir. "Hüseyin'in saçlarını tart ve ağırlığınca gümüş tasadduk et ve ona ebelik yapana da akikanm ayaklarını ver. [133]
Altının da gümüşe kıyas edilerek verilebileceği söylenmiştir. Doğduğu gün veya yedinci gün çocuğun sünnet edilmesi mekruhtur. Zira bu Yahudilerin adetidir.
Sünnet olmak: Maliki ve Hanefılere göre sünnet olmak müek-keddir. Dişiler için sünnet yerinin bir miktar kesilmesi onlar için bir ikramdır. Fakat derinin kesilmesinde fazla gidilmemesi-cima esnasında lezztin tamam olması için müstehaptır-
Şafıilere göre sünnet; erkekler için de dişiler içinde farzdır. Hanbelilere göre, sünnetin çocuğun yedi ilâ on yaşına kadar ertelenmesi menduptur.
Babanın doğan çocuğuna güzel bir isim koyması sünnettir. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyuruyor;[134]
Sizler kıyamet gününde isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. Onun için isimlerinizi güzel seçiniz. İsimlerin en iyisi ve en güzeli Abdullah ile Abdurrahman'dır. Zira Müslim de bu rivayet vardır. Yüce Allah'ın en sevdiği isimler Abdullah ve Abdur-rahmandır. Ebu Davud şunu da eklemektedir. Bu isimlerin (müsem-maya uygunluğu bakımından) en doğru olanı Haris ile Hemmam'dır. En kötü olanları ise, Harb Murre'dir.
Haris: Çiftçi, ekip, biçen
Hemmam: Çalışıp, çabalayan, gayretli demektir.
Diğer Esma-i Hünsa ya izafe edilen isimler ise, Abdüsselam, Abdussettar, Abdulgafur, Abdulmetin ve Abdulhalik gibi isimlerdir.
Harbi çeng: Savaş murre ise, acı yanı tatlı olmayan demektir. İblis mel'unun künyesidir Hz. Peygamber (sav), şöyle buyurmuştur; "Benim ismimi ad olarak kullanınız, fakat künye olarak benim künyemi kullanmayınız." Ebu Nuaym rivayet etmiştir.
İmam Malik şöyle demiştir.
Ben Medine ehlinin, şöyle dediklerini dinledim. 'Aralarında Muhammed adı bulunan hiç bir aile halkına kayıtsız olarak hayırlı bir rızık verilir." Bu kıyasen Ebul-Kasım künyesini isim olarak kullanmak kesinlikle haramdır. Şeytan-zalim şehhab (kayan yıldız alev) himar (eşek) Kelb (köpek) gibi çirkin isimlerle, adeten nefyedilmemeleri hoşa gitmeyen, nacih (başarılı) ve bereke (bereket) gibi isimler de mekruhtur. Zira şöyle bir haber gemiştir. "Çocuğuna Eflah, Necih, Yesar ve Rebah diye isim verme çünkü sen o burada mıdır? diye sorarsan sana hayır diye cevap verir."
Kötü isimlerden nefy edilmeleri hoşa gitmeyen isimlerin değiştirilmesi sünnettir. Zira Müslim'in şöyle bir rivayeti vardır; "Hz. Peygamber Asiye (isyankar kadın) ismini 'sen Cemile'sin' diye değiştirmiştir." Buhari ve Müslim de onun Berre adım Zeyneb diye değiştirdiği sabittir ki, bu da Cahş kızı Zeyneb'dir
Birden fazka isim koymak da caizdir. Tek bir isimle yetinmek daha evladır. Zira Rasulullah çocuklarına tek isim koymakla yetinmiştir. Sittü'n-Nas, Sittul-Ulema, Sittul-Kudat veya Sittul-Arab, şeklinde isim koymak yalan olduğundan dolayı kerahati çoktur,
Melik'ül-Emlak (Krallar kralı), Şahen Şah (Şahlar şahı) gibi i-simler koymak da caiz değildir. Zira bu isimler yalnız Allah'a ait olan isimlerdir. Ondan başka kimsenin isimlerinde kullanılmaz. Eğer bizzat Peygamberin kulu maksadı ile olmazsa sadece isim vermek maksadıyla olursa, Abdünnebi ismini vermek caiz olabilir. Fakat cumhura göre bu isim kesinlikle caiz olmaz. Zira Abd'm hakiki manası itikadında şirk koşma korkusu vardır.
Abdul-Kabe, Abdul-Uzzaya benzeyen isimlerde caiz değildir. Bir kişiyi sevmediği lakablarla kör, topal ve şaşı gibi sözlerle anmak haramdır. Ne kadar bu sıfatlar onda bulunsa da. Fakat bu lakab ile tanınmış olursa o zaman bu lakablarm söylenmesi caiz olur. Bir gözü kör olana körün takması veya a'meş yani gözleri kısık olanda a'meş gibi takması. Fakat o kişi ancak o sıfatı ile, tanıyabilen kimseye tanıtmak niyetiyle olsa o zaman caiz olur. Ashab-ı Kinamın lakabları gibi, Ömer el- Faruk, Seyfullah, Hamza, Esedullah, Ali, Halid... gibi Kuddus el-Ber, Halik ve Errahman ve Errahim gibi, takmak haramdır.
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel birer arkadaştırlar. İşte Allah'ın emrini yerine getirenlere yapılan bu ihsan Allah'tandır. Her şeyi bilici olarak Allah kafidir." [135]
Biliniz ki kesin olarak biz öyle şeylere kendimizden söylemiyoruz. Ancak ve ancak Allah ve Rasulünün izahatlarını size arzediyo-ruz. Emr-i îlahi'yi yerine getirmeyenlerin nereye gittiklerini, nereye göçeceklerini iyice bilmiş olsunlar. Bu itaat ancak ve ancak ilmin talebiyle meydana gelmektedir. Zira Rasul-ü Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: ilim öğrenmek her müslümana farzdır. [136]
"Cinde bile olsa ilim öğreniniz." buyuruyor.) [137] Bu ilmi yalnız zahiri ilme tahsis etmek kesinlikle doğru değildir. Zira Allah'tan korkmasına ve Allah'ı tanımasına beraber olmayan ve aynı zamanda, dünyadan iffetini arttırmayan ilim kesinlikle Allah katında makbul bir ilim sayılmaz. Zira başka bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur;
"O ilmini arttıran fakat dünyaya karşı zühdünü arttırmayan kişi ancak Allah ile arasındaki uzaklığı daha fazla olur." [138] başka bir hadisi şerifti ise şöyledir;
Ümmetim benden sonra, yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bir fırkadan başka diğer fırkalar hep ateştedir.-onlar kimlerdir ya Rasulullah? benim ve ashabımın yolunda olanlardır." Buyuruyor.[139]
Bu gün herkes haklı olduğunu iddia ediyor. Başkalarının dalalette olduğunu söylüyor. Halbuki o bir fırka ehlince malumdur.
Bu Fırkada Alamet Nedir?
Cevab: Onlar Allah ve Rasulüne davet ederler. Kalblerine Allah ve Rasulünün sevgisini sokmaya gayret ederler. İnsanları her şeyden, temizleyip Rıza-i İlahide birleştirmeye çalışırlar. Öyle kimseler hakikaten doğrunun kardeşidirler ve Allah'tan başka kimseye hizmetleri yoktur. Diğer fırkalar ise şeytan için çalışırlar.
Hizmet hizmet diyorlar, onların bu hizmetleri yalnızca para ve dinardır.
Zira Rasul-ü Ekrem (sav) bunlar hakkında şöyle buyurmuştur:
"Onların dinleri para olacak. Bunlar elbette hizmeti mevki ve maddeye açmışlardır. Her biri kendi dalalet yollarına çağıra ederler,
Rasul-ü Ekrem (sav) efendimiz bir gün yere çizgi çizerek 'bu Allah yoludur' buyurdular. Sonra bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizdi, bunlarda yollardır, bu yolların her birisinde insanları o yola çağıran birir şeytan bulunur." buyurdular.
İşte o benim dosdoğru yohımdur. Siz ona uyunuz. Başka yollara gidip de onlar sizi Allah'ın yolundan saptırmasın." [140] Bu ayet-i kerimeyi okudular.[141] Bir hadisi kutside de şöyle buyruluyor:
Sen Allah'ım benden başka ilah yoktur. Sizi yönetenlerin ve padişahların padişahıyım. O idare edenlerin kalbleri benim elimdedir. Eğer kullar benim emrime itaat ederlerse, bende o idare edenleri o insanlara rahmet olarak kılarım. Merhamet ve şefkatle onların işlerini yaparlar. Şayet kullar bana isyanda bulunursalar, ben de o idarecileri o insanlara bela ederim. Kalblerini buğz ile onları çeviririm. En kötü azab ile ederler. Şu halde sizi yöneten kimselere karşı kötü ahlakla beddua etmekle meşgul olmayınız. Şu halde nefislerinizi beni zikretmekle, bana dua ve huşu ile zikrediniz. Bu şekil de olsa bende onların hakkından gelirim. Sizi onların şerrinden muhafaza ederim.[142]
Şimdi ki müslümanlarm zahmet altında yaşamaları sefahet ve zevke bağlı oldukları içindir. Eğer doğru olarak Allah (c.c)'a bağlı olsaydık, bu felaketler başımıza gelmezdi ve Allah Teala onlara bu fırsatı vermezdi. Demek biz zevk ve sefahate bağlı olduğumuz için bu haller bizim başımıza geliyor. Bu belaya biz üfürmüştük. Elin yapmış ve ağzın üfürmüş.
Bu felaketin doğması kendi elimizle hazırladığımızdır.
Her hangi bir insanın benlik, enaniyet, hudbin, hudfuruş ve bencil olursa kendini beğenmesi veya haset etmesi, Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getirmediği için, her iki dairede de zarar görmektedir. Zira Allah Teala (c.c) şöylu buyuruyor:
"İyilik ve takva üzere yardımlasın. Kötülük ve faydası olmayan ve kin düşmanlık üzerine yardımlaşmayanız. [143]
Rasul-ü Ekrem efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Bir Mü'min başka Mü'min kardeşi için birbirine kenetlenen taş, beton ve tuğlalar gibidir. Birbirinden kuvvet alır."
Taşların, betonların ve tuğlaların gevşemesi, duvarların düşmesine neden olacağından müslümanların arasında bölücülük ve fitne dedikodu gibi ahlakı rezileyi çıkarmak İslam binasını temelden yıkmaya sebeb olur. Bunun için Cenab-ı Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:
Fitne çıkarmak, adam Öldürmekten daha kötü ve fenadır. [144]
Özenle üzerinde durursa bir şahsın ölümüdür. Fitne ise Alemi İslam'ın yıkılması demektir. Bunun için Rasul-ü Ekrem (sav) şöyle buyurmaktadır.
Bir kimseye şer olarak bir müslüman kardeşine hakaret etmesi yeterlidir." [145]
Mü'min din kardeşinin noksanlarını tamamlayan, kusurlarını örtmeye, imanının kemale yetişmesine, amellerin çoğalmasına, rıza-ı ilahiyi kazanamasına yardımcı olmaya çalışmalıdır. Her kesin ayıp ve kusurlarını meydana çıkarıp rezil etmeye, halk içinde küçük düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Zira Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Bir müslümana eziyet eden bana eziyet etmiş gibi olur. Bana edilen eziyet ise Allah'a edilen eza gibidir. Siz ne halde iseniz. Başınıza o halde yöneticiler getirilir. [146]
Hakiki mü'minler din kardeşlen ile ülfet ederler. Müzminlerle sevgi ve dostluk beağlannı kesenlerde hayır yoktur." buyuruyorlar. [147]
Şu halde Allah ve Rasulünün yolunda kurtuluş vardır. Zira Rasul-ü Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur: "Benim ashabımın yolunda olanlar kurtulacak" Bu noktada buluşmak büyük şereftir. Tefrikada kesinlikle dalalet vardır.
Bugün müslümanlar fırkalara ayrılmış ve her biri başka bir ad altında gidiyorlar. Dünyanın menfeati için birbirlerini sevmezler. Böyle ayrılıklardan Allah ve Rasulü razı değildir.
Şu halde kalbde iki muhabbet olmaz. Zira Allah (c.c) şöyle buyuruyor.
"Allah hiç kimsenin göğsünde iki kalb yaratmamıştır. Birisini Allah'ın muhabbetine diğerini başka olan muhabbete hasr etsin." [148]
Şu halde kalbe iki sevginin girmesi ve yaşamasına imkan yoktur. Zira muhabbeti Hakk'a bağlı ise menfıatlidir. Daimel evkat kendimizi kontrol edelim halka ve menfeata bağlı olan bir kalbin Allah ile bağlantısı yoktur. Ancak ve ancak müteveccih olan bir kalp kalb-i selim olabilir. Müslüman kalbini Hakka irtibat edecek. Bütün menfeati ve pırtiler için dini istismar yapmayacak. Zira kalbleri öyle şeylere verip kendini o zaman Hakk'tan çıktıktan sonra, dünya menfe-atleri ve partiye kendini istismar ederek tabi olur. Parti, demek man-feat demektir.
Eğer kendi dinimizi istismar ederse o zaman her iki hastalığa da girebilir. Zira hastalık ikiye ayrılır: Birincisi hakiki, ikincisi ise vehmidir. Birinci kısım için Allah (c.c) ismi Şafii ile Küre-i Arz olan hakiki Eczahane-i kübrasmda ve zehire ve hastalığa karşı panzehir ve şifa hazırlamıştır. O devalar panzehirler ise dertleri ve zehiri isterler. Şu halde her derde karşı kesinlikle bir derman yaratmıştır, flaç almak tedavi olmak meşrudur. Tedavi olmamak ve doktara da gitmemek de gayr-ı meşru ve caiz de değildir. Fakat şifayı ve te'siri Zat-ı Kibriya'dan bilmek lazım ve elzemdir.
Şöyle demeli Hastalığı o verdiği gibi İsm-i Şafii ile şifayı veren yine O'dur. Mahir müdedeyyin hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilaçtır. Zira hastalıkların çoğu dikkatsizlikten, hatıat-tan, israftan, perhizsizlikten, su-i istimalattan ve sefahatten gelmektedir. Mütedeyyin hekim, muhakkak meşru bir dairede nazıhatı olabilir. Aynı zamanda da tavsiyelerde bulunur.
Su-i istimalattan, israfattan men eder. Teselli verir... Hasta o vesaya ve o teselliye itimad edip hastalığı hafıfleşir sıkıntı yerine neşe bulur.
İkinci vehmi hastalık ise; onun en müessir ilacı, ehemmiyet vermemektir. Ehemmiyet verdikçe o büyür, şişer ve sahibine de çok zarar verir. Ehemmiyet vermezse küçülür, dağılır bu vehmi hastalığın devamı olsa hakikata inkilab eder. Vehham ve asabi insanlarda fena bir hastalıktır.
(Habbeyi kubbu gibi yapabilir. Kuvve-i Maneviyesi kırıılr. Zenginse malı gider. Aklı veya sıhhati gider.)
[1] Buharı, Müslim
[2] Buharı, Müslim
[3] Buharı
[4] Talak, s.l
[5] el-Fıkhul-lslamiyye, c.3, s.35
[6] Buharı, Müslim, Neynül Evtar c.4, s.290
[7] Buharı, Müslim
[8] el-Fıkhul-lslamiyye, c.3, s.39,40 Buharı"
[9] Necm, 39
[10] Tur, 21
[11] el-Fıkhul-îslamiyye, c.3 s.41,42
[12] El-Muhezzeb, c.l, s. 199
[13] Yukarıda geçen l.,2. şıklarda bahsedilen şartlar.
[14] Fıkhul-lslamiyye, c.3, s.45
[15] Bakara, 196
[16] Neynü'l-Evtar, 5/286
[17] El-Fıkhul-îslamiyye, 4/56,66
[18] Bakara, 189
[19] Bakara, 197
[20] Bakara, 195
[21] Muğnil-Muhtac, 1/471
[22] el-Fıkhul-îslamiyye
[23] el-Fıkhul-îslamiyye, 3/67
[24] El-Fukhul-lslamiyyu, c.3, s.71
[25] Bakara,196
[26] el-Fıkhul-İslamiyyu 3/77,78
[27] El-Fıkhul-Menhecî, 1/423,4,5,6,7
[28] Bakara, 125
[29] El-Fıkhul-lslamiyyu 3/88,8,90
[30] Buharı
[31] Hac 29
[32] El-Fıkhul-îslamiyyu, 3/99, 100
[33] Buharı, Müslim
[34] El- Fıkhul-îslamiyyu, 3/104
[35] El-Fıkhul-îslamiyyu, 3/105
[36] Müslim
[37] El-Fıkhul-İslamiyyu, 3/107
[38] EI-Fıkhu'Mslamiyyu, 3/48
[39] Nesaî
[40] Bakara, 198
[41] Fethûl-Kadir
[42] Serhasi
[43] Kadıhan
[44] Zeylaî
[45] El-Mühit
[46] Kadıhan
[47] El-Fıkhul-İslamiyyu, 3/328,329
[48] Bakara, 191
[49] Bakara, 191
[50] Müslim Zeyd b.Sabit'ten rivayet etmiştir.
[51] Tirmizî
[52] Neseî
[53] Tirmizî
[54] El-Fıkhul-îslamiyyu
[55] El-Fıkhul-îslamiyyu, 4/318,319
[56] Gayetül-Müntehâ 1/390
[57] Buharı, Müslim
[58] El-Fıhhul~îslamiyyu, c.3
[59] et-Terğib, 1/211
[60] Umdetul-Kâri, 5/136
[61] El-Fıkhul-İslamiyyu, 3/333, 334
[62] îmam Nevevî
[63] El-Fıkhul-İslamiyyu, 4/337,338
[64] Nisa 64
[65] Neynü'l-Evtar, 4/95
[66] Buharı
[67] Bakara 144
[68] Tac, 2/187
[69] el-Kavamnül-Fıkhıyye, 143
[70] Maide, 3
[71] El-Fıkhul-İslamiyyu, 3/353,354,355
[72] Bakara 198
[73] Beyyine, 5
[74] Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî hasen bir hadis demiştir.
[75] Zuhruf, 13-14
[76] Müslim
[77] Ebu Davud ve başka muhaddisler bunları rivayet etmişlerdir.
[78] Tirmizî
[79] El-Fıkhul-lslamiyyu, 3/143,144
[80] Hac, 29
[81] El-Fıkhul~İslamiyyu, 3/146,147
[82] Buharı, Müslim, Neylül-Evtar, 5/88
[83] Buharı ve Müslim
[84] Nasbu'r-Raye, 3/57
[85] Ahzab, 6
[86] Ebu Davud
[87] El-Fıkhul-lslamiyyu, 3/162,163
[88] Buharı ve Müslim Ca-bir'den rivayet etmiştir
[89] Neylül-Evtar, 3/8
[90] Nasbu'r-Raye, 3-113
[91] Bakara, 196
[92] Bakara 197
[93] Bakara, 198
[94] Fıkhul-fslamiyye, 3/220,1,2
[95] El-Fıkhul-İslamiyyu, 3/222,3,4,5
[96] Bakara, 196
[97] Bakara, 196
[98] Hac, 36
[99] Hac, 33
[100] El-Fıkhul-İslamiyyu, 3/310,311,312
[101] El-Fıkhul-îslamiyyu, 3/118,119,120
[102] Bacuri Haşiyesi, 2/304
[103] Kevser, 2
[104] Hac, 36
[105] Hakim, Ibn. Mâce, Tirmizi rivayet etmiştir
[106] Neylü'I-Evtar, 5/108
[107] Neylül-Evtar, 5/119,121
[108] Saffat, 107
[109] NeylÜl-Evtar, 5/123
[110] Neylül-Evtar, 5/127
[111] Neylül-Evtar, 5/157
[112] Îbni Mâce, Hz. Âişe'den ve Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.
[113] El-Fıkhu'1-îslamiyyu, c. 3, s. 600
[114] El-Bedayi
[115] Hac, 28
[116] Buharı, 5225; Müslim, 1961
[117] El-Fıkhu'1-İslamiyyu, 3/611, 612
[118] Hac, 34
[119] Hac, 32
[120] Hac, 28
[121] Hac, 36
[122] Neynü'l-Evtar, 5/143,144
[123] Revahu Ahmed, Neylül-Evtar, 5/147.5
[124] Hacc, 36
[125] Hakim, 4/222-223
[126] Müslim 1967
[127] Buhari, 5232
[128] Neynü'l-Evtar, 5/139
[129] Neynül-Evtar, 5/152
[130] Neynü-Evtar, 5/149
[131] El-Fıkhu'1-lslamiyyu, 3/639
[132] Ahmed, Buhari ve Müblim'in rivayetidir. Neynül-Evtar, 5/154
[133] Neynül-Evtar, 5/154
[134] El-Fıkhul-îslamiyyu, 3/642-3
[135] Nisa, 69-70
[136] İbn. Mace
[137] Beyhaki
[138] Cami's-Sağir
[139] Ebu Davud
[140] En' am, 153
[141] Darim-i Sünen
[142] Mişkât'ül-Mesabih, 3721
[143] Mâide, 2
[144] Bakara, 191
[145] Müslim
[146] Deylemi
[147] Sağir
[148] Ahzab, 4
İslami Okul Okulların En Önemlisi