Mültekâ Tercümesi - 1. Sayfa
Alış Verişler Bahsi
Alış Verişe Dahil Olan Ve Olmayan Faslı
Alış Verişde Muhayyerlik Babı
Görmek Suretiyle Cayma Muhayyerliği Babı
Kusurdan Dolayı Cayma Muhayyerliği Faslı
Fâsid (Bozuk) Olan Alış Veriş Babı
Bâtıl Alış Verişle İlgili Fasıl
Satışı Kaldırmak (Dönmek) Babı
Kâr İle Ve Kârsız Devretmek Bâbî
Teslim Almadan Alınan Malın Satışı İle İlgili Fasıl
Riba (Faiz) Babı
Satılandaki Haklar Ve Müstehaklık Babı
Hukuk Ve Müstahaklıkla İlgili Fasıl
Fudûlî (Gıyabî,) Alış Verişle İlgili Fasıl
Selem Babı
Müteferrik Mes'eleler
Sarf Bahsi
Kefalet Bahsi
Kefalet İle İlgili Fasıl
İki Adam Ve İki Kölenin Kefaleti Babı
Havale Bahsi
Kaza (Hâkimlik) Bahsi
Hâkimin Hapsetmesiyle İlgili Fasıl
Alış Verişler Bahsi [1]
Alış veriş; mal ile malı (rızalaşarak) mübadele etmektir (Para ile malı almaktır). «Sattım, aldım» lafızları gibi ve bunların mânasına delâlet eden mâzî (geçmiş zamana delâlet eden) lafızla ve îcab ve kabul ile ve (malın) iyisinde ve kötüsünde malın bedelim alıp verme ile de (alış veriş) sahih olur ve sahih olan da budur [2]
Eğer (satıcı) «şunu şu kadar (paraya) al» dese (alıcı da) «aldım veya razı oldum» dese alış veriş sahih olur.
(Satıcı ve alıcıdan) birisi (bunu şu kadar para ile sattım) diyerek satış îcabettiği vakit diğeri (alıcı) için satılanı (o paranın) tamamiyle aynı meclisde kabul etmesi veya (kabul etmeyip) terk etme hakkı vardır. Satılanın bâzısını kabul, bâzısını kabul etmeme (muhayyerliği) yoktur. Ancak her birinin parası (ayrı ayrı) beyan edildiğinde müstesnadır. (Bâzısını alır diğer bâzısını terk eder.)[3]
Eğer îcab eden (satan) döner veya onlardan (satan ve alandan) birisi kabulden evvel kalkarsa îcab (satış) bâtıl olur.
îcab ve kabul bulunduğu vakit meclis muhayyerliği olmaksızın alış veriş lâzım olur.
İşaret olunarak birşeyin karşılığında (Mal ve paranın karşılığında görülen şeyin) miktarı ve vasfı bilinmeden (alış veriş) sahih olur. Fakat işaret olunmayandan başkasında (görülüp bilinmediğinden alış veriş) sahih olmaz.[4] Parası peşin olan ve müddeti belli olan veresiye alış veriş de sahih olur.
Eğer (bir şeyi veresiye alan kimse) bir sene te'hirle satın alsa, satıcı da satılanı (bir sene) geçinceye kadar men etse (teslim etmese) sonra (bir sene geçtikten sonra) teslim etse, alan kimse için (teslim aldıktan sonra) geçen diğer bir seneden başka bir sene (parasını) te'cil etme hakkı vardır. İmameyn için muhalefet vardır [5].
Eğer (satıcı) parayı mutlak söyler (yâni «Ona şartım» gibi paranın da adı ve cinsini tayin etmez) ve paranın geçer mahiyeti ve revacı müsavi olursa (Alış veriş) sahih olur ve hangi nev'iden takdir olunursajjo lâzım olur [6].
Ve eğer (Geçer paralar) revaç cihetinden muhtelif olursa, bu takdirde en revaçhsindan lâzım olur. Ve eğer (geçer paraların) revacı mjiısavi olur, maliyeti müsavi olmazsa (nev'ileri) beyan olunmadıkça alış veriş fasit olur [7].
Taamda (Buğday, Un, Ekmek vesâir yenecek şeylerde) ve kile ve tartı ile olan her kilelenen ve tartılanlarda (alış veriş) sahih olur.
Keza (Kile ve tartı ile alman ve satılanlar) cinsinden başkasıyla olursa götürü cihetiyle, veya mikdarı belli olmayan muayyen bir taş ve çanakla da (alış veriş) sahih olur [8]
Bir kimse, (miktarı bilinmiycn) bir Çecin buğdayı, her sâ'ını bir dirhem olmak üzere satsa, ancak bir sâ'ın da (alış veriş) sahih olur. Fakat Çecin bütünü konuşulursa (yâni Çecin sâ'min tam mikdarı alış ve-riş'de konuşulursa) müstesnadır. (Bu takdirde alış veriş sahih olur).
Alıcı için alış veriş muamelesinden sonra (miktarı bilinmeyen) Çecin tamamı meclisde (satıcı tarafından) söylense veya tartılsa muhayyerlikle (alış verişi) feshetme hakkı vardir [9]
Bir kimse, (adedi belli olmayan veya edilmeyen) bir sürü koyunu koyunun her birini bir dirheme satsa, bu sürüden hiç bİTİnin (satışı) sahih olmaz.
Keza her ziraini (arşınını) bir dirhem olmak üzere bir elbise satsa, yine hüküm böyle (sahih değil) dir.
Keza adetleri değişik olan her şeyin satışı da (koyun, keçi ve inek, camız ve odun, çanak gibi karışık adetlilerin satışı da) cins ve adedinin tâyin ve ayrı ayrı pazarlığı bulunmadığından İmam'ı Âzam (R.A.) a göre yine sahih değildir. İmameyne göre bunların (Keçi, koyun, elbise ve adetleri karışık olanların) tamamının hepsinde (alış veriş) sahih olur.
Eğer bir kimse, bir Çeci yüz kile olmak üzere yüz dirheme satsa, bu takdirde (yüz kileden) az veya çok bulunsa alıcı hissesi ile azını alır veya (alış verişi) fesheder ve (yüz kileden) fazla olan satıcınındır [10]
ArşınMa, Ölçülerde (satıcı yüz arşını yüz dirheme satsa ve saiilan yüz arşından az olsa alıcı) paranın tamanıiyle (yüz arşından) az olanı alır veya (alış verişi) fesheder. Zâid olan alıcı içindir ve satıcı için !jnu-hayyerlik yokdur.
Eğer her arşın için kıymet söylenirse alıcı hissesiyle azını alır. Keza zâid olanı da hissesiyle alır ve alıcı için her iki cihette de (alınan mal) az olursa alıp veya feshetme ve çok olursa fazlasiyle beraber almak ve feshetmek'te muhayyerlik vardır [11]
Evin yüz.sehminden on sehminin alış verişi sahihtir. Fakat evin yüz arşınından alış verişi (îmam'ı Âzam R.A.'a göre) sahih değildir. İma-meyne göre her ikisinde de sahih olur.
Eğer bir kimse, bir denk elbiseyi ön elbise almak üzere satsa ve^bn (denk on elbiseden) az veya çok olsa, parayı tahsil -etse dahi alış veriş fasit olur. Keza elbisenin çokluğunda da (yâni bir denk on elbise diyerek satılan- on elbiseden çok olsa da) yine alış veriş fasit olur ye azından hissesiyle sahih olur ve alıcı muhayyer elur.
Eğer bir kimse, bir elbiseyi on arşın olmak üzere ve her arşınını bir dirheme satın alıcı o (elbise) onbuçuk arşın olursa (îmam'ı Âzam R.A.'a göre) muhayyerlik olmaksızın on dirheme ahr, dokuzbuçak olursa, yine İmam'ı Âzam R. A/a göre alıp almama muhayyerliği ile dokuz dirhemi alır. îmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.)'e göre evvelkinde (onbuçuk arşında) önbir dirheme, ikincisinde (dokuzbuçuk arşında) on dirheme almakta (alıcı) muhayyerdir. İmam'ı Muhammed (R.A.)'e göre birincide (onbuçuk arşında) onbuçuk dirheme ve ikincide (dokuzbuçukta) dokuzbuçuk dirheme almakta muhayyerdir.[12]
Alış Verişe Dahil Olan Ve Olmayan Faslı
Evin satışında, zikretmeden olsa dahi (evin) anahtarları ve temelleri (satışa) dahil olur. Keza yerin (tarlanın, arazinin) satışında da ağaç dahildir [13]
Eğer ağacın alışım mutlak olarak söylerse, İmam'ı Muhammed (R.A.) e göre ağacın yeri de alı.şda dâhil olur. Muhtar olan da budur. İmam'ı Ebî Yûsuf (R.A.) için muhalefet vardır. [14]
Yerin (tarlanın) satışında ekin dahil olmaz ve ağacın satışında meyve dahil olmaz, ancak tarlanın satışında ekinin ve ağacın satışında meyvenin dâhil olması şart yapılarak satış yapılırsa müstesnadır (dâhil olurlar). Velevki alan kimse hukuk ve lüzumdan olduğunu söylese dahi (sa-tişda ve alışda ekin ve ağacın satışında meyve) dâhil olmaz. Satana, (tarlanın) ekinim sök ve ağacın meyvesini kes, alıcıya teslim et denir [15]
Keza yine ekilmiş ve henüz bitmemiş dânede (yerin, tarlanın satışında) dâhil olmaz. Dâhi! olur da denildi.
Bir kimse, bir ağacın meyvesinin olgunlaşmış olarak elde edilmesi belli olsun veya olmasın (el'an meyve mevcut olduğundan) sahih olur ve meyveyi satın alan kimse derhal o meyveyi keser (ve satıcının tarlasını boşaltır). Şayet alıcı meyvenin ağaç üzerinde baki kalmasını şart koşarsa (alış veriş) fasit olur, velevki meyvenin büyümesi sön haddine vardıktan sonra olsun (İmam'ı Ebî Yûsuf ve tmam'ı Âzam «R.A.» a göre yine fasittir). İmam'ı Mulıammed (R.A.) için muhalefet vardır. Ekinin alış verişi de böyledir [16]
Eğer'(alıcı) aldığı zaman şart olmadığı halde satıcının izniyle ağacın meyvesini (ağacm üzerinde) terk etse, (o terk etme, bekletme zamanında meydana gelen) fazlalık alıcı için helâl olur. Fakat satıcının izni olmadan (meyveyi ağacın üzerinde bekletir ve bekleme neticesinde fazlalık da olursa), pazarlık yapıp aldığı zamanki meyvenin aslından fazla olanı tasadduk eder (sadaka olarak verir). Eğer meyve olgunlaştıktan sonra satıcının izni olmadan ağacm üzerinde beklerse, meyve kemâle erdikten sonra fazlalık olmayacağından) bir şey tasadduk etmez.
Eğer meyveyi aldıktan sonra meyve olgunlaşıncaya kadar (alıcı) ağacı îcara tutsa, icar bâtıl ve meyvede meydana gelen artış alıcıya belâî olmaz [17]
Eğer (ekini aldıktan sonra) ekini (tarlada) terk etmek için tarlayı İcarla s a, icar fasit olur ve meydana gelen tohum artışı alıcıya helâl olmaz. (Zira ekinin ermesi sıcak ve soğuk şartlar altında değişebilir).
Eğer o alınan meyvenin ağaca, meyveyi aldıktan sonra ve meyveyi Jfoparmazdan evvel bir meyve daha verse, alış veriş fâsid olur. Şayet meyveyi kopardıktan sonra (tekrar bir meyve ve ekin daha hâsıl olsa) «atan ve alan her ikisi de ikinci sefer meydana gelen meyvede ortak olurlar, ikinci sefer meydana gelen meyvenin miktarında ihtilâf etse, söz alıcı içindir [18]
Eğer bir kimse, başka bir adama meyveyi satsa ve ondan belli bir kaç Ölçek istisna etse (Meselâ: İçinden on ölçeğini çıkarmak üzere satsa), alış veriş sahih olur. Sahih olmaz da denilmiştir.
Eğer buğday kendi cinsinden başkasıyla satılırsa, başağında iken satmak caiz olur, (Ama cinsiyle caiz olmaz).
Keza Bakla'yı, Pirinç'i ve Susam'ı kabuğunda iken satmak caizdir. Ve yine Bâdem'i, Fıstık'ı ve Ceviz'i iç kabuğunda iken satmak caizdir.
Kile ile satılanda ölçenin, sayılanda sayanın, tartılanda tartanın ve arşınla (metre ile) satılanda Ölçenin ücreti satan kimse üzerinedir.
Satılan şey para ile satılması takdirinde, veresiye olmadığı müddetçe evvelâ alan kimse parayı teslim eder, sonra satan kimse de sattığını teslim eder.
Bir malı (eşya ve sâireyi), mal ile veya parayı para ile satsalar alan ve satan beraber teslim ederler veya alınan ve satılan beraber teslim olunurlar. [19]
Alış Verişde Muhayyerlik Babı
Satıcı ve alıcıdan herhangi biri için ve her ikisinin beraber üc gün ve üç günden az vakit için muhayyerlik şartı şahindir. (İraam'i Âzam R.A.'a göre) üç günden ziyadedeki muhayyerlik sahih değödir. Ancak üç günden ziyâde muhayyer olan kimse, üç gün geçmezden evvel satrtma-sına izin verirse, (İmam'ı Âzam R.A.'a göre) sanih olur [20]
İmameyne (Ebî Yûsuf ve İmam'ı Muhammet! R.A.'e) göre, hangi müddet olursa olsun eğer alıcı veya satıcıdan biri belli bir müddet beyan ederse, caizdir.
Eğer bir kimse, diğer bîr kimseye üç güne kadar (aldığı malın bedeli olan) parayı getirmezse (yâni üç güne kadar parayı getirmezsen, dese) alış veriş hâsıl olmamıştır, fakat (istihsânen alış veriş) sahihdir. Dört güne kadar alman malın parasını getirmezse, (şeklinde şart koşulursa üç günden fazla muhayyerlik olduğundan İmam'ı Âzam'a (R.A.) göre sahih değildir. Ancak dört gün muhayyerliği şart konulduğunda) üç gün içinde parayı getirse ahş veriş, sahih olur. İmam'ı Muhammed (B.A.)'e göre dört güne veya dört günden çok olan müddete (satılan malın bedelini getirmek muhayyerlik şartı) caizdir.
(Malı) satan kimsenin muhayyerliği, satılan malın mülkünden olursa, alıcıya o malın kıymetini tazmin etmesi lâzım olur [21]
(Malı) alıcının muhayyerliği ile pazarlık yapıldı ise, satılan malın satanın mülkünden çıkmasına mâni değildir. Binâenaleyh, mal, alan kimsenin elinde helak olursa, malın bedeli olan parayı vermesi lâzım olur. Keza satılan mal alanın elinde (kılıç kırılsa, gözü kör olsa ve emsali ayıplarla) ayıplansa yine alana malın konuşulan parasını vermesi lâzımdır [22]. Ancak satılan mal muhayyerlik müddetinde alanın mülküne girmez. İraameyn için muhalefet vardır. (Zira onlara göre, eğer satılan, satanın mülkünden çıkıp, alanın • mülküne girmiş olsaydı, malın sahibine reddi lâzım gelirdi. Halbuki malın bedeli verilmektedir).
Eğer bir kimse, (esir olmuş) karısını muhayyerlik şartı ile satın alsa (tmam'ı Âzam R.A.'a göre) nikâh fasit olmaz. Binâenaleyh muhayyerlik şartı ile satın aldığı karısını vat etse (cîma etse), o kimse için karısını (gerisin geri) reddetmesi caizdir. (Zira ona daha evvel mevcud olan nikâhla cîma etmiştir, dolayısiyle ayıp ve aman hâsıl olmamıştır). Ancak, muhayyer olarak bakireyi (kızı) alır ve onu cîma ederse, onda bir ayıp meydana geldiğinden gerisin geri reddi caiz değildir. Eğer muhayyerlik şartı ile aldığı karısı muhayyerlik müddetinde çocuk doğurursa (İmam'ı Âzam «R.A.»'a göre) o çocuğun Ümmü Veled'i olmaz.
Eğer bir kimse, yakın akrabasını satın alsa veya «eğer bir köle alırsam işte o köle hürdür» dedikten sonra köle satın alsa, muhayyerlik müddetinde âzad olunmuş olmazlar. Ve muhayyerlik şartı ile satın alınan câriye de, muhayyerlik müddetinde görmüş olduğu hayız kanı (İmam'ı Âzam R.A/a göre) istibradan (onun rahminin temizlenmesinden) sayıl-maz. (İmameyne göre istibrâdan sayılır. Muhayyerlik şartı ile alınan câriye gerisin geri satana red olunursa satan üzerine istibrâ (rahminin temizlenmesini beklemek) yoktur.
Eğer malı satın alan kimse, satanın izniyle satılan malı teslim alsa, sonra alan kimse aldığı malı satanın yanma emânet olarak koysa ve o mal da satanın yanında iken muhayyerlik müddeti içinde helak olsa, o mal satan üzerine lâzjm olur. Zira alan kimse malı reddetmekle mülkiyet olmadığından kendisinin teslim alma şekli de kalkmıştır [23]
Eğer Ticârete me'zun olan köle, muhayyerlik şartıyla alsa ve o şey'i satan kimse me'zun olan köleyi parasında ibra etse, kölenin muhayyerliği baki kalır. Ve köle için geri reddetme hakkı vardır. Zira alıcı için mülkiyetin olmadığım takip etmesi vardır.
Eğer bir zîmmî (vatandaş) diğer bir zîmmîden muhayyerlik şartı ile şarap satın alsa ve şarabı aldıktan sonra muhayyerlik müddetinde (alan zîmmî) müslüman olsa, müslüman olduğu halde şaraba mâlikiy-yeti cevazla olmaması için (îmam'ı Âzam R.A.'a göre şarabı) alışı bâtıl olur. İmameyn için (eğer karısını alırsa cümlesinden itibaren) bütün mes'elelerde muhalefet vardır.
Muhayyerlik şartına sahib olan (ister alıcı olsun, ister satıcı olsun) diğerinin huzurunda ve gıyabında (gerek sözle ve gerekse fiil ile) izin verme yetkisi vardır. Lâkin alış verişi feshedeınez, ancak ('diğerinin) huzurunda feshedebilir.
Eğer kendisi için muhayyerlik şartı olan kimse, alış verişi feshetse ve diğer arkadaşı muhayyerlik müddetinde feshettiğini bilse, alış veriş fesholunur. Fakat feshettiğini muhayyerlik müddetinde diğeri bilmezse alış veriş sahih olur. Pazarlık (ve alış veriş) muhayyerlik şartı olan kimsenin ölümü ile de tamam olur (ve muhayyerlik bâtıl olur) [24]
Keza muhayyerlik müddetinin geçmesiyle ve satılan veya alınan mal sebebiyle bir evi alsa yine yapılan pazarlık (ve alış veriş) tamam olur ve rızâya delâlet eden her şeyle ki, ihtiyar ve arzusuz hayvana binmek, cariyeyi cima etmek, köleyi ve bedeli kitabet ve müdebber olanlar gibi
köleye tâbi olanları âzad etmek gibi şeylerin her biriyle de (alış veriş) tamam olur ve muhayyerlik bâtıl olur [25].
Eğer alıcı muhayyerlik şartını başkası için yapsa (komşu vej daşına havale etse) caizdir ve bu ikisinden hangisi alış verişe izin| veya feshederse sahihdir [26]
Eğer pazarlık yapan (asıldan ve vekilden) birisi alış verişe ijflli verse diğeri feshetse, hangisinin ki evvel ise o itibar olunur. Şi fesh beraber yapılırsa hemen alış veriş feshedilir.
Eğer bir kimse muhayyerlik şartı ile iki köleden birinde muh şartı ile iki köleyi satsa, eğer köleyi tâyin eder ve birinin paras ayn tafsil ederse, alış veriş sahih olur.
Tâyin muhayyerliği caizdir. O (tâyin muhayyerliği), iki şey'in veya üç şey'in birini alıcının hangisini isterse alması üzerine satmaktır. t)ç-den fazlasında tâyin caiz değildir. Ve tâyin muhayyerliğini yapan kimsenin muhayyerliği (yukarıdaki) ihtilâf üzere muhayyerlik şartının müddeti ile (İmam'i Âzam R. A'a göre üç gün ve İmameyne göre belli edilen ve bilinen müddet ile) kayıtlıdır ve (bu zikrolunan iki şeyden veya üç şeyden) satılan bir şeydir, diğer bakisi (alanın elinde) emânettir.
Binâenaleyh eğer muhayyerlik tâyini olan iki şey'in veya üç şey'in hepsini (alan kimse) teslim alsa ve birisi helak olsa veya alanın yanında ayıp meydana gelse, (o ayıp meydana gelende pahasiyle) alış veriş lâzım olur ve diğer baki kalan emânet için taayyün eder (Yâni emânetin zayi'i meccânen olması hasebiyle helak olduğu zaman bir şey lâzım olmaz). Eğer (o iki şeyin veya üç şeyin) hepsi helak olsa, alana ikisinin parasının yarısı veya (üç ise) üçte birinin kıymeti lâzım olur.
Tâyin muhayyerliği ile satın alan kimseye, satılanın hepsini reddetmek yoktur. Ancak alan kimse tâyin muhayyerliğine muhayyerlik şartım ilâve etmiş olursa, bu takdirde satılanın hepsini vermek câizdîr.
Tâyin ve ayıp muhayyerliğine vâris olunur. (Yânİ vâris olan kimse, vâris olduğu kimsenin tâyin muhayyerliğine ve ayıp muhayyerliğine vâris olur). Şart muhayyerliği ile rûyet (görmek) muhayyerliğine vâris olunmaz.
Eğer iki kimseden her biri muhayyer olmak üzere (birşey) satın alsalar ve biri alış verişe râzi olsa, (İmam'ı Âzam «R.A.n'a göre) diğeri' nin onu reddetmesi caiz değildir, tmameyn için muhalefet vardır. Ayıp ve rü'yet (görmek) muhayyerliği de bunun üzerine şâmildir.
Eğer bir kimse, bir köleyi ekmekçi veya kâtip olmak üzere satın alsa, halbuki o köle almanın hilâfına zuhur etse, (alan kimse dilerse) paranın tamamı ile (o köleyi) alır veya (isterse) terk eder [27]
Görmek Suretiyle Cayma Muhayyerliği Babı
Bir kimse, görmeden bîr şey alsa, «Bu alışı» caizdir. Ve alan için görme muhayyerliğini ibtal eder. Bir şey bulunmadığı (mevcud olmadığı) müddetçe aldığı vakit gördüğünde -cayma- muhayyerliği vardır. «Binaenaleyh görmeden malı alan kimse, dilerse alır, dilerse reddeder.» Velev ki: «görmeden malı alan kimse» malı görmezden evvel o alışa razı olsun. uYine cayma hakkı vardır. Caizdir.» [28]
Görmediği halde (Bir şeyi) satan kimse için, (cayma) muhayyerliği yoktur [29].
(Alman şeyin) alanın elinde ayıplanması ve ayıplı olması ve bâzısının helaki ile diğer bâzısının iadesinin müteazzir olması veya köle azadı ve ona tâbi olanların (Bedeli kitabet ve istilâd gibilerin) azadı gibi feshetme (cayma) kabul etmeyen, tasarruf gibilerden için veya görmezden evvel ve gördükten sonra îcar, rehin ve (şart bulunmadığı halde) mutlak satış gibi başkası için hak îcabedenlerde muhayyerlik (cayma) şartını da iptal eder.
Başkası için hak icap etmeyen herhangi bir şey ki; Muhayyerlikle (cayma şartı ile) olan satış, değer pahasını söyleşip edâ ederek, anlaşmak ve teslimsiz hibe gibi, bunları gördükten sonra (olursa) görme muhayyerliğini ibtâl eder. Fakat görmezden evvel olursa, görme muhayyerliğini (caymayı), iptal etmez.
(Muhayyerliği İskat etmede) ince olan şeyin yüzünü görmek ve hayvanın yüzünü ve sağrısını (arkasındaki kaba etini) görmek kâfidir.
Etlik olan koyunda (muhayyerliği iskat etmek için hayvanın etli ve zayıf olduğunu bilmek için) el ile dokunmak lâzımdır. Damızlık için sağmal İroyunda (muhayyerliği iptal edebilmesi için) mutlaka memesini görmek lâzımdır.
(Muhayyerliği iskat etmek için) elbise damgalı olmazsa, dışını gb'r-mek kâfidir. Eğer elbise damgalı olursa, damgasını görmek kâfidir.
Evin içerisini görmek (muhayyerliği iskat etmede) kâfidir. Velev ki evin odaları (ayrı ayrı) görülmesin. îmamı Züfere (R.A.) göre mutlaka odaların görülmesi lâzımdır. Ve bugün fetva bunun üzerindedir.[30]
Eğer bir kimse, satılanın bâzısını görse, baki kalan diğer - bâzısını gördüğü vakit o kimse için (cayma) muhayyerliği vardır. Numune ile tarif olunan ve kile ile Ölçülen ve terazi ile tartılan gibilerin bâzısını görmek tamamını görmek gibidir [31]
Yenen şeylerde (cayma muhayyerliğini iskat için) mutlaka ağız ile tatmak lâzımdır. [32]
Bir şeyin satm alınmasında ve teslim alınmasında yerliğini iskat için) vekilin bakması kâfidir. Elçinin bak dir. Imameyne göre elçi de vekil gibidir [33]
Âmâ'nın (körün) alış verişi (ve bütün tasarrufatı) sahihdir. Ve bir-şeyi satın alsa (kor olduğundan cayma) muhayyerliği vardır. Âmânın, satılana eliyle dokunması veya (satılanı) koklaması veya tatması ile durumları bilinen şeylerde ve onun için akar olanm tarif ve vasfı ile (cayma muhayyerliği) sakıt olur [34]
Bir kimse, iki elbiseden birini görse ve her ikisini satın alsa, sonra diğerini görse, o kimse için o elbisenin her ikisini almak veya reddetmek vardır, sâde birini reddetmek yoktur [35]
Bir kimse, bir şeyi görse, sonra onu satın alsa ve gördüğü şekilden değişmiş olarak bulsa ( almakla reddetmek arasında) muhayyerdir. Şayet gördüğü zamankinden değişik bulmazsa, muhayyer olmaz [36]
Eğer alıcı ile satıcı o şeyin değişip - değişmemesinde ihtilâf ederse, söz (yeminiyle beraber) satıcınındır. Eğer alıcı ile satıcı görüp görmemede ihtilâf ederlerse, bu takdirde söz alıcı içindir.
Bir kimse, bir Hindliden bir denk kumaş satın alsa ve o aldığından bir elbiseliğini satsa veya bağışlayıp teslim etse, o alan kimse için kalanı avbı ile gerisin geri reddetmek vardır, (o alıcı) görme veya şart muhayyerliği ile reddetmesi (cayması) caiz değildir. [37]
Kusurdan Dolayı Cayma Muhayyerliği Faslı
Mutlak satış, satılanın (Mal ve sairenin) her türlü ayıptan salim olmasını iktiza eder. Binâenaleyh satın aldığı şeyde ayıp bulan kimseye onu reddetmesi veya parasının tamamı ile alması caizdir. Fakat o alınanı geri vermeyip ve sahip olup parasını noksan vermek caiz değildir. Ancak satanın rızasiyle caiz olur [38]
Herhangi bir şey ki; Tüccarlar nazarında (satıldığında) paranın noksanlığını îcab ettirir, işte o şey ayıp (ve kusur) dur. Binâenaleyh velev ki sefer müddetinden az olan yere ka$sm, aklı eren küçük kölenin kaçması (Parasının noksanlaşmasım îcab eden) kusurdur [39]
Keza (akıllı olan küçük köleden) hırsızlık ve döşeğe bevletmek (Tüccarlar nazarında parasının noksanlaşmasım îcab eden) kusurdur. Bu zikredilen kusurlar büyük kölede başka bir kusurdur.
Binâenaleyh eğer o küçük köle kaçsa, veya hırsızlık etse, veya küçüklüğünde akitsa, sonra bu haller satın alan kimse yanında küçük kölede yine avdet etse, o ayıp (ve kusur) la red olunur. Eğer bu kusurlar (Kaçmak, hırsızlık ve döşeğe akıtmak) satın alan kimsenin yanında bâ-Iiğ olduktan sonra avdet etse (tekerrür etse satana) red olunmaz.
Delilik, mutlaka (Küçük kölede olsun, büyük kölede olsun) kusurdur. Binâenaleyh köle küçüklüğünde delirse, (ayık faalinde iken) satm alan kimsenin yanında küçüklüğünde veya büyüklüğünde yine delilik meydana gelse, o delilik ile red olunur.
Câriye de, ağzın ve koltuğun kötü kokusu, zina ve zinadan çocuk doğurması kusurdur. Kölede kusur değildir. Ancak (Kölede ağız ve koltuk kokusu) hastalıkdan meydana gelirse, ayıbdir. (Cariyede) istihâze (rahminden kanm devamlı akması) kusurdur. Keza, onyedi (17) yaşında olan bir kızın hayız kanının olmaması da kusurdur, fakat onyedi (17) yaşından küçük olan kızdan hayız kanının akmaması (ana hâlinin gÖ-rülmemesİ) kusur değildir. . .
İstihâza kanı ve onyedi yaşında olan kizm hayzınm olmaması, yine o cariyenin sözü ile bilinir. Binâenaleyh ister cariyeyi teslimden evvel olsun, istr teslimden sonra olsun satıcının (yeminiyle beraber) çekinmesi, cariyenin sözüne ilâve edildiği vakit (câriye) zikrolunan ayıbı ile red olunur. Sahili olan da budur. Küfür, köle ve câriye de ayıptır.
Keza saçın aklığı, satılan malın teslim alınmasında borçluluk ve de-vamh Öksürük, gözde kıl ve su olmak (gözü sulanmak) da ayıbdandır.
Binâenaleyh, (bir kimse, bir şey satın alsa ve) o satın alan kimsenin yanında başka bir ayıbdan sonra eski birayıp meydana çıksa, alan kimse satana paranın noksanı ile rücû eder. (Bu) şöyle bir elbise ki, onu satın alan alıp ve biçdîkten sonra bir aybma muttali olması gibi, Onu satın alan kimse için red etme hakkı yoktur. Ancak satıcı onu meydana gelen aybı ile almağa razı olursa, bu takdirde meydana gelen aybı ile red etme, satın alan için caizdir. Hattâ satın alan kimse, eski ayıp zuhur eden elbiseyi satsa, paranın noksaniyle rücû etme hakkı sakıt olur [40].
Eğer satın alan kimse, satın aldığı elbiseyi (biçdikten sonra) dikse yahut kırmızıya boyasa, yahut kavrulmuş buğday ununu yağ ile karıştırsa bundan sonra (zikrolunan şeylerin her birinin) aybı zuhur etse, alan kimse her birinin noksaniyle rücû eder [41]
Satan için (o aybı zuhur eden elbiseyi ve kavrulmuş unu) alması yoktur. (Yâni alma hakkı yoktur). Hattâ satın alan kimse o kırmızıya boyanmış elbiseyi yahut yağla karıştırılıp kavrulmuş buğday ununu gördükten sonra satarsa, kusur (ve aybın) noksanıyla rücû etme hakkı sakıt olmaz.
Eğer satın alan kimse, aldığı köleyi malsız olarak âzad ederse, veya müdebber ederse veya cariyeden çocuk taleb ederse, sonra da ayıb (ve kusur) zuhur ederse, alan kimse kusur noksaniyle rücû eder. Keza satın alman öldükten sonra kusur meydana çıksa, yine kusur noksaniyle rücû ederi Eğer köleyi satın alan kimse, satılan köleyi bir mal üzerine âzâd etse yahut öldürse, satan hiçbir şeyle rücû etmez.
Keza bir kimse, satın aldığı taamın hepsini veya bâzısını yese .veya aldığı elbiseyi giyse ve elbise yirtılsa, (traam'i Âzam «R.A.»*a göre ku-suruyla) rücû etmez. îmâmeyn için muhalefet vardır.
Eğer (satın alan kimse), Yumurta veya Ceviz veya Karpuz ve Kavun veya acur veya hıyar satın alsa, sonra kırıp ve kesdiğinde bozuk (çürük, kokmuş ve cılk) bulsa, şayet velev ki hayvanlar için olsun tamamen menfaatlanabilirse (o kusuru alanın) kusur noksaniyle rücû eder. Fakat hiç menfaatlanacak şekil olmazsa, paranın, tamamı ile rücû eder (aldığı malı verip parasının tamamım alır). Eğer bâzısını bozuk bulursa ve o (bozuk olan da) yüzde bir veya iki gibi az olursa, alış veriş sahih olur. Fakat bozuk olan çok olursa parasının tamamı île rücû eder [42]
Eğer bir kimse, aldığı şeyi, satsa ve ikinci alan Hâkimin huzurunda aybım ikrar veya yemin teklifinde yeminden kaçınma veya ikinci satana bir ayibla reddettiğine şâhid dikerek hâkimin hükmü ile kusurlu malı reddetse, birinci alan (yâni ikinsi satan) birinci satana red eder. Şayet hâkimin hükmü olmadan kendi rızasiyle red olunsa, birinci satana reddedemez.
Eğer bir kimse, satın aldığı malı teslim alsa - ayıp olduğunu iddia etse bu takdirde malı satın alana malı, satana vermesi üzerine cebrolun-maz. I^âkin malı satın alan kimse, malın olduğuna dâir şâhid getirir veya malı satana ayıpsız sattığına dair yemin ettirilir.
Binâenaleyh eğer malı satın alan kimse, şâhidlerim gâibdirler derse ve eğer mah satıcı kimse malın ayıpsız olduğuna yemin ederse, para verilir. Şâyed malı satan kimse, yeminden kaçınırsa kusurun olması lâzım olur.
Bir kimse, aldığı kölenin kaçtığım iddia etse, evvelâ köleyi alan kimseye kölenin yanından kaçtığına şâhid dikmesi lâzımdır. Sonra o köleyi satana Allah (C.C.) lafzıyla yemin ettirilir ki, şüphesiz o köleyi oha sattığına ve ona teslim ettiğine ve asla kendi yanında iken kaçmadığına veya «satın alanın iddia ettiği cihedden senin üzerine red hakkı yoktur» diye Allah (C.C.) lâfzı ile yemin ettirilir. Fakat satan kimse, sattığı vakitte bu kölede bu aybın olmadığına dair Allah (C.C.) lafzıyla yemin ettirilmez veya köleyi satıp ve alana teslim ettiğinde bu aybın olmadığına dâir yemin yaptırılmaz.
Eğer dâva büyük kölenin kaçmasında olursa', satana; Vallahi «büyük köle baliğ çağına başladığı günden bulunduğu güne kadar kaçmadı» diye Allah (C.C.) lâfzı ile yemin verilir.
Büyük köleyi satın alan kimsenin yanında kölenin kaçtığına dâir şahidi bulunmadığı zaman İmâmeync göre, satanın yanında iken kölenin kaçmadığına dâir bilgisi olmadığı hususunda satana yemin verilir.
İmam'ı Âzam (R.A.) kavli üzere (fukaha yemin verilip verilmemesi hususunda) ihtilâf etmişlerdir. Binâenaleyh köleyi satan kimse yeminden çekinirse, İmameyn kavli üzere geçen yemin gibi ikinci kerre bir daha yemin ettirilir.
Eğer bir şeyi satan kimse; ikisinin tesliminden sonra (Yâni alan mah aldıktan sonra) ve satan da parasını aldıktan sonra «Ben sana bu mal ile beraber başkasından sattım» dese, satın alan kimse de «hayır sen bana yalnız bunu sattın» dese, bu takdirde söz satın alanın sözüdür.
Keza, eğer alıcı ve satıcı satılan mikdannda ittifak etseler ve teslim almama mikdannda ihtilâf etseler, yine söz satın alanındır (zira malı teslim alan odur).
Eğer bir kimse, bir pazarlık (ve anlaşmada) iki köleyi satın alsa ve bunlardan birisini teslim alsa ve teslim aldığında veya diğerinde bir kusur bulsa, (isterse) her ikisini red ,eder, (isterse) her ikisini alır. Yalnız başına ayıplı olan red olunmaz. Ancak her ikisini teslim aldıktan sonra (birinde) kusur zuhur etse, bu takdirde yalnız başına kusurlu olan red |. olunur.
Eğer kile ile Ölçülen ve tartı ile tartılan (inaldan) bâzısını satın j alan kimse, teslim aldıktan sonra kusurunu bulsa, ya hepsini red eder j veya hepsini alır ve (hepsini almak veya reddetmek muhayyerliği) kile j ile ölçülen ve tartılan şey iki çuvalda olmadığı takdirdedir. Şayet iki I çuvalda (veya kabda) olursa, o şey iki kölenin hükmü gibidir.
Eğer (kile ve tartı ile o!an malı) satın alan kimse, malı teslim aldıktan sonra (başkası) o malın bâzısına müstehak olsa (hak sahibi olduğu tahakkuk etse), satın alan kimse için baki kalanını red etmek (vermek) yoktur: Elbise bunun hilâfmadır.
Ayıb (ve kusurlu) malın kusurunu gördükten sonra tedavi etmek ve (o kusurlu mala,) binmek rızadır,
Eğer o ayıbını gördüğü hayvana, sahibine red etmek için veya sulamak veya yiyeceğini almak için binmenin lüzumundan dolayı bindi, ise, ; bu takdirde rızâ değildir. :
Eğer kusurlu köleyi satın alan kimse, teslim aldıktan sonra (hırsız--, hkdan) kölenin eli kesilse veya bir sebepden dolayı (köle öldürülse, İmam'ı Âzam «R.A.»'a göre satın alan) satana köleyi red eder ve parasını alır.
İmameyn dediler ki; (Köleyi satın alan kimse) satın alırken kusurlu olduğunu bilmezse, katil iken olan kıymeti ile katil olmadığı takdirdeki kıymeti veya hırsız iken olan kıymeti ile hırsız olmadığı takdirdeki kıymeti arasındaki fazlalıkla rucû eder.
Eğer (hırsız veya katil olan köle) satıcıların elinde tedavül etse, sonra en son alanın elinde kesilse (veya Öldürülse, tmam'ı Âzam «R.A.»'a göre) müstahaklıkda olduğu gibi satıcılar birbirlerine müracaat ederler.
Imâmeyne göre; En son alan (ve elinde kesilen ve öldürülen) kimse, kendisine satanın, satanına müracaat etmez.
Eğer satan kimse, sattığı bir şeyin bütün ayibdan beri olduğu şartı ile satarsa, sahihdir. Velev ki (tacirlerin nazarında ehemmiyetsiz olan) ayıpları satıcı söylemesin, tmam'ı Ebû Yûsuf fR.A.) e göre, (satışdan sonra) malı teslim almazdan evvel yeni meydana gelen ayıbda, «bütün ayıplardan salim» şartına dâhil olur. İmam'ı Muhammed (R.A.) için muhalefet vardır. [43]
Fâsid (Bozuk) Olan Alış Veriş Babı [44]
Mal olmayan bir şey'in (kan gibi) alış verişi ve o mal olmayan bir jeyle alış veriş yapmak bâtıldır. Murdar olan et, kan ve hür olan kimse-tin alınıp satılması gibi.
Keza, Ümmü Veled'in, müdebberin ve mükâtebin alış, verişi de (hürriyete bağlanma şartları bulunduğundan bâtıldır,). Ancak mükâteb satıl-msına izin verirse, bu takdirde alış verişi bâtıl değildir (sahihtir).
Keza, mâli mütekavveiiı olmayan (menfaatlanılması helâl ve mubah olmayan) Şarap ve Hınzır gibileri para ile satmak (ve almak) da bâtıldır [45].
Kölenin satışı hür olana iştirak ettirilerek ve meşru şekilde kesilmiş helâl hayvanın satışı mundar hayvana karıştırarak alıp satmak (İmam'ı Âzam R.A.'a göre) bâtıldır. Velev ki satıcı karışanların her birinin bedeli olan parasını ayri-ayrı beyan etsin (yine bâtıldır,). İmâmeyn'e göre, her birinin parası ayrı-ayrı söylenerek satılırsa, köle ve kesilmiş hayvanın alım ve satımı sahih olur.
Kölenin satışında müdebbere veya (mükâteb ve Ününü Veled gibi) başkasına hisse ile birleştirerek alış veriş sahilidir. Keza bir mülkün satışında Mescid ve camiden başka vakıfla birleştirmek (ve her birinin bedeli belli olmak) suretiyle satışda sahilidir (Ancak vakfı telefeden tazmin eder).
Ticâret mallarının (eşyalarının) şarapla veya aksi ile (şarabı ticâret eşyalarıyla,) alıp-satmak fasittir. Keza ticâret eşyalarım hınzırla alıp satmak da fasittir.
Havada uçan kuşun, avlanmamış veya avlanmış ve bir göle atılmış bir hile kullanılmadan gölden alınamıyacak olan balığın veya balık kendisi gole girse ve girdiği yerin önünde bir setle kapalı olmasa, bu balık'm da satışı caiz değildir [46]. Eğer balık avlanır, göle atılır ve gölden bir hile ve tuzağa lüzum kalmadan almak mümkün olursa, alış verişi sahih olur.
Cariyenin karnındaki köle yavrunun, hayvanların karnındaki yavrunun ve memede olan sütün alış verişi caiz değildir[47]
Keza, şadefde olan incinin ve koyunun sırtındaki yününde alış verişi caiz değildir [48]. İnıam'ı Ebû Yûsuf için bu ikisinde muhalefet yardır.
Koyunun (diri iken) kendindeki etin, avcının elindeki ağın bir sefer atımından eline ne geçerse o avın, tavandaki direğin (veya kirişin) ve elbiseden bir (zirainin) alış vetişi caiz değildir. Velevki satış ânmda (koyunu,) kesmeyi ve (direği) sökmeyi (satan kimse) zikretse de (zira noksansız ve zararsız teslim etmek mümkün olmayabilir).
Binâenaleyh (satan kimse), kirişi veya (elbiseden,) bir arşını kesse ve satın alan kimse alış verişi feshetmezden teslim etse, alış veriş sahih olarak avdet eder. (Yâni alış veriş sahihliğe inkılâb eder).
Müzâbene ile alış veriş caiz değildir. O (müzâbene); Hurma ağacının üzerindeki hurmayı kesilmiş hurmanın kilesinin tahmini mikdar ile alış verişdir.
Muhâkale ile olan alış veriş caiz değildir. O (muhâkale); başkalarında ki buğdayı, kile ile ölçülen buğdayın in ikdamım tahmini ile olan alış verişdir [49]
Alış veriş yapanlardan birisinin mala dokunması, satıcının malı alıcıya'atması ve bunlardan birinin malın üzerine taş koyması ile olan abş veriş de caiz değildir. (Meselâ); İki kişi bir eşya üzerine pazarlık etseler ve eğer satın alan kimse eliyle o şey'e dokunsa veya üzerine taş koysa veya satıcı o malı alıcıya atarsa, malın satılmasını lâzım kılan alış ve* rişdir (ki, caiz değildir,).
İki elbiseden bir elbiseyi (belli ve tâyin etmeden) satmak caiz değildir. Ancak satın alan kimse «İkisinden hangisini dilerse onu alır» şartı ile olursa, (caizdir).
Ortak mer'aların alış verişi ve îcare verilmesi caiz değildir [50] ve kovansız olarak arıyı satmak da caiz değildir. İmam'ı Muhammed (R.A.) için muhalefet vardır.
İbrişim kurdunun ve yumurtasının (tohumunun) alış verişi (tmam'l Âzam R.A.'a göre) caiz değildir, tmam'ı Ebû Yûsuf CR.A.) a göre Kurd ibrişimle beraber olursa kurdun alış verişi caiz olur. Yumurtasının (tohumunun) alış verişi hakkında İmam'ı Ebû Yûsuf (R.AJ dan İki kavi (görüş) vardır. İmam'ı Muhammed (R.A.) a göre mutlak surette her ikisinin alış verişi caiz olur ve muhtar olan da budur.
Kaçmış kölenin (teslimine kadir olunmadığından) alış verişi caiz değildir. Ancak satıcı kölenin kendi yanında mevcud olduğunu iddia ederse, (bu takdirde caiz olur). Binâenaleyh, eğer kaçmış olan köle alış verişi feshetmeden evvel avdet ederse, alış veriş sahihliğe inkılâb etmez. Bir kavilde de alış veriş sahiha inkılâb eder denildi.
Kadının fhür olsun câriye olsun) südünün alış verişi caiz değildir. Velevki süt memeden sağıldıktan sonra olsun (yine caiz değildir. Zira insana ihanet olduğundan hiç bîr parçasının alış verişi caiz olmaz.) tmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.) a göre, cariyenin sütünün alış verişi sahih olar.
Hınzırın kılının alış verişi caiz değildir. Lâkin ayakkabı dikimi için zarurete binaen onunla menfaatlanmak mubah olur. Ve tmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.) a göre, Hınzır kılı az suya düştüğünde o suyu ifsâd eder. tmam'ı Muhammed (R.A.) a göre ise, ifsâd etmez.
Adamın (kadın olsun, erkek olsun) kılının alış verişi ve o kıl, ile menfaatlanmak ve (insanın) eczalarının hiç bir parçasının alış verişi ve menfaatlamlmasi caiz değildir [51]
Murdar ölmüş hayvanların derilerinin, dibağatlanmazdan evvel alış verişi caiz değildir. Fakat dibağatlandıktan sonra alış verişi ve o dibağat-lannıış derilerden menfaatlanmak caizdir.
Murdar, ölmüş hayvanların kemiği satılır ve alınır ve menfaatlamlır. Keza murdar hayvanın siniri, boynuzu, yünü, kılı ve tırnağı da alınır, satılır ve menfa atlanılır. Keza fil kemiği alınır, satılır ve istifade edilir, İmam'ı Muhammed (R.A.) için muhalefet vardır.
Üstü yıkılmış olan evin yıkılan üstünü satmak caiz değildir [52], ve sel akan yerin alış verişi ve bağışlanması ('selin kapladığı veya kaplıyacağı yerin mikdarı bilinmediğinden) caiz değildir. Yolun (eni uzunu bilindiğinden,) alış verişi ve bağışlanması sahih olur. Ve bir şahsi câriye diye alıp satıldığı anda o şahıs da köle olsa, bu alış veriş de caiz değildir.
Eğer bir kimse, erkek koyunu satsa halbuki o da dişi koyun olsa, bu alış veriş sahilidir ve alan kimse muhayyer olur.
Bir kimse, sattığı şey'in parasını almazdan evvel sattığı şeyi sattığı fiatından az fiatla alması caiz değildir [53]. Keza, sattığının parasını teslim almazdan evvel ilk sattığının parası ile hem sattığını ve hem başkasim beraber alması da caiz değildir [54], fakat başka malın satımında hissası ile sahih olur.
Zeytini kabı ile tartıp ve her kab için muayyen mikdarı çıkararak satın alınması caiz değildir. Fakat zeytinin kabının tartısı kadar çıkarılarak satın alma şartı i!e olursa, sahih olur. ("Yâni kabın darasını çıkarmak şartı İle sahih olur).
Eğer satanla alan kimseler, kabda ve kabın ağırlığı mikdarmda ihtilâf ederlerse, bu takdirde söz (yeminle beraber) satın alanındır.
Eğer bir müslüman, zimmiye (Vatandaş olan Ehli Kitab'a) şarap satmasını veya almasını emretse, (Zimminin alış verişi İmam'i Âzam R.A.'a göre) sahih olur. îmâmeyn için .muhalefet vardır.
Keza, ihramh kimse, kendi avını satması İçin başkasına emretse, (İmam'ı Âzam R.A/a göre sahih, imâmeyn için muhalefet olmak üzere) yine aynıdır.
Eğer.bir kâfir Müslüman bir köleyi veya mushafı şerifi satın alsa (Alış veriş ehlinden olduğu için) sahih olur. Fakat müslüman kölenin ve mushafı şerifin onun mülkünden çıkarılmak üzere cebrolunur.
Alış verişin şahinliğini iktiza eden şartla satmak sahilidir. Alan kimsenin mülkü olması şartı gibi.
Keza satıcı, alıcıya sattığı hayvanı satmamak şartı gibi, alıcı ve satıcı için hiç bîr menfaat olmayan ve alış verişin kesinleşmesini iktiza etmeyen bir şartla olan alış verişde sahih olur [55]
Eğer alış verişin kesinleşmesini iktiza etmeyen bir şart olur ve orada da alıcı ile satıcının birisi için bir menfaat bulunur veya satılan için müstehaklık icabeden menfaat bulunursa, bu takdirde alış veriş fâsid olur. (Bu fâsid olan alış veriş); Köleyi satan kimse, alıcıya o köleyi âzad etmesi veya müdebber kılması veya mükâteb yapması veya cariyeyi çocuk doğurtması üzerine şartlı olarak yapılan alış veriş gibi..
Binâenaleyh eğer köleyi âzad etmek şartı ile satın alan kimse köleyi âzad ederse, (İmam'i Âzam R.A.'a göre) alış veriş salıiha avdet eder ve satın alana da kölenin parasını vermesi lâzım olur. tmâmeyne göre, (alış veriş şahinliğe) avdet etmez. Bu takdirde satın alan kimse, satana ancak kıymetini vermesi lâzım olur.
Ve köleyi satan kimse, bir ay hizmet etmek veya evi satan ay başına kadar oturmak veya satılan evin kendisi ay başına kadar teslim olunmak şartıyla satılsa [56] veya satın alan kimse, satana bir dirhem (para) ödünç vermek veya alan kimse, satana hediye vermek veya satan kimse Sattığı elbise (ve kumaşı) kesip elbise veya gömlek dikmek veya satan (köseleci ve kunduracı olur) nâlîn (ayakkabı) veya nâlin (ve ayakkabin) a bağ yapmak şartı gibi şartlarla yapılan alış veriş (satan veya aîan taraf için menfaat olduğu zaman, bu alış verİşde faiz şekli olduğundan fâsİddir [57]. Fakat satan ve alan için alış verişin dışında menfaat olmazsa, alış veriş sahihtir). Ayakkabının alış verişi (nde âdet olduğundan) istihsânen sahih olur.
Hâmile olan cariyeyi, karnındaki çocuksuz olarak sâde cariyenin alış ve verişi caiz olmaz.
İlk bahara, son bahara, Hıristiyanların oruçlarına ve yahûdilerin iftarlarına ("yâni Hıristiyanların oruç tuttukları ve yahûdilerin iftar ettikleri zamana) kadar alış veriş, eğer satıcı ve alıcı için bu zamanlar bilinmiyorsa, sahih olmaz ("Zira alış verişin zamanı bilinmediğinden son» kavga ve niza olabilir).
Ekin biçimi, harman sürme, koyun kırkma, hurma (veya üzüm) bozma ve huccacın gelmelerine kadar şartlanan alış veriş sahih değildir* (Zira bunlar belli bir günde olmaz. Bâzan bir kaç gün evvel bâzan da bir kaç ay sonra olabilir. Öyle olunca da kavga ve niza meydana gelir) [58]
Bu (sayılan) vakıtlara kadar yapılan kefalet şartı sahih olur. Şayet bu vakitler gelmezden evvel bu şartı kaldırırsa, alış veriş sahih olur.
Keza bir kimse, zaman tâyin etmeden mutlak olarak satar sonra da (yukarda zikredilen,) bu vakitlerden birine te'cil ederse, yine alış veriş sahih olur.»
Bir kimse, müşterek (ve hisseli) olan evden kendi hissesini satsa, eğer satan ve alan o evdeki hissenin (mikdar ve yerini.) bildirse alış veriş caiz olur [59]. İmâm'ı Ebû Yûsuf (R.A.) için muhalefet vardır, tmâm'ı Muhammed (R.A.)'e göre, alan kimsenin bilmesi kâfidir. [60]
Bâtıl Alış Verişle İlgili Fasıl
Satan kimsenin izniyle satılan malı alan kimse, bâtıl olan alış verişle eline alsa ona mâlik olmaz. O (Bâtıl alış verişle eline aldığı) bâzılarının indinde ('bâzı ulemalara göre), satın alanın elinde emânettir. Diğer bâzılarının indinde de kıymeti tazmin olunur. Denildi ki, birinci hüküm İmam'ı Âzam (R.A.)'uı kavlidir. İkinci büküm ise, İmameyn kavlidir. Bu alış verişdeki ihtilâf şu şekildeki alış verişden almmışdır. Eğer bir mü-debber köle veya Ümmü Veled satılsa ve satın alan kimsenin elinde Ölse, İmam'ı Âzam (R.A.)'a göre kıymetini tazmin etmek yoktur. İmâmeyn için muhalefet vardır.
Eğer satın alan kimse, fâsid olan alış verişle .satılanı satanın açıkdan veya deîâleten izni ile eline alsa, alış veriş kesinlenen meclisde teslim almak gibi ki, alınan (para ve karşılığı mal olan) iki bedelinden her biri maldır. Binâenaleyh alan kimse onu mülk edinir. Ve o malın helaki takdirinde benzeri olanın aynını tazmin etmek lâzım olur veya kıymeti olanlarda kıymeti olduğu gibi manen (kiynıetinin) tazmini lâzım' olur [61]
Fâsid olan alış verişde, satan ve alandan herhangi birisi teslimden evvel feshedebilir ve teslimden sonra satın alanın mülkünde durduğu müddetçe, bir dirhemi iki dirheme alış veriş gibi, sözleşmenin esas ve anasında fesâdlık oldnğu vakitde de satıcı ve alıcıdan herhangi birisinin alış verişi feshetme yetkisi vardır.
Eğer alış verişde (fâsid olan^ zâid bir şart yapılırsa, satan kimseye alanın hediye vermesi şart gibi ki, teslim almazdan evvel fâsid olan alış veriş olduğundan yine (burada da) feshetmek caizdir [62] Ama teslim aldıktan sonra feshetme yetkisi şartı ortaya koyan kimse içindir. Şart konan kimsenin yetkisi yoktur ve ortaya şartı koyan satıcı feshedince bedeli olan parayı sahibine verinceye kadar, malı almasın.
Eğer satıcı ölürse, malın parasını geri alıncaya kadar mala sahib olma hakkı alıcınındır.
Satıcı için eline teslim aldıktan sonra parasının kazancı helâl olur. Fakat satın alınan malın kazancı (bey'i fâsidde) satın alan kimse için helâl olması şöyle kazancın helâl olması gibidir ki, bir kimse başka bir kimseden mal dâva edip isbât etse ye dâva olunan kimse de Ödedikten sonra o dâva ettiği malın olmadığı üzerinde aulaşsalar ve davacı dâva ettiği kimseye sonra geri verse fveya verilse), o maldan (ve paradan) kazandığı kâr dâvâlı olan alıcıya helâl olur.
Eğer alici fâsid olan alışla aldığını satarsa sahih olur [63]. Keza fâ-sid olan alışla aldığı köleyi âzad etse veya bağışlayıp testim etse (alış veriş) sahih olur ve alış verişi feshetme hakkı sakıt olur ve alana kıymeti lâzım olur.
. Eğer fâsid olan alışla hir evi alan kimse, o evde hir yer yapsa (ve tamir etse) veya orada bir miktar ağaç dikse, (İmanVı Âzam «B,A.»'a göre.) o alan kimsenin üzerine o evin kıymeti vardır (Yâni evin ve ağacın kıymetini alma hakkı vardır) [64]. traâmeyn dediler ki, o evin içinde yaptığı binayı ve ağacı söker (yıkar) ve gerisin geri sahibine reddeder.
İmain'i Ebu Yûsuf fR.A.) İmam'ı Aza m'd an tmam'ı Muhammed'in kıymetinin lüzumu ile olan rivayetinde şek etti. tmam'ı Muhammed (R.AO ise rivayetinde şek etmemiştir.
Necş (almak istemediği halde mala fazla paha vermek, başkalarını kızıştırmak) ve bir pahaya rızataşip pazarlıktan sonra Başkası onun verdiği pahadan fazla -vererek almak istemesi mekruhtur. Veya yolda (köyden) gelen (mal ve eşyayı) karşılayıp şehir halkının alması mekruhtur şehirdekiler yolda karşılıyaralc ucuz fiata alarak hile yapanları olabilir. Zamanımızda daha fazla olabilir) [65]
Kıtlık zamanında paranın kârının çokluğuna tama ederek şehirlinin köylüye satması ("veya başka hir anlamla köylünün malının parasının çok edeceğini bildiğinden şehirli köylünün malını yüksek paha ile satı-vermesi) mekruhtur.
Ve cuma günü (ilk) ezan okunmaya başladığı vakitte alış veriş mekruhtur [66]
Bir malın ve eşyanın satışında pahası (pazarlık ve parası,) kesinleşmeden parasında ziyâde yaparak (fiatında fark ve zam yaparak) satması mekruh değildir [67]
(Yukarda Neceş bahsinden itibaren buraya gelinceye kadar mekruh olan ve olmayanların) hepsinde alış veriş sahihdir.
Bir kimse, biri diğerinin akrabası olan (ana, oğul veya iki kardeş gibi) biri büyük diğeri küçük veya her ikisi küçük köle (ve cariyeye) mâlik olsa, o mâlik olan hiç bir hak ve sebep yok iken bunların arasını ayırması mekruh olur. Fakat (bunları n bu şekilde,) satışı sahih olur. îmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.) den bir rivayette doğum yönüyle akrabalıkda muhalefet vardır. Diğer bir rivayette de bütün akrabalık gerektiren hallerde muhaliftir (Yâni ayırarak satışları sahih değildir).
Şayet her iki köle veya câriye büyük olurlarsa, bu takdirde ayırmada beis yoktur (Yâni akraba olan büyük köle ve cariyelerin ayırarak satışları caizdir). [68]
Satışı Kaldırmak (Dönmek) Babı
(Satışı kaldırmak İmamı Âzami «R.A.»'a göre) bîri müstakbel oton iki lâfızla sahih olur [69]. tmam'ı Muhammed için muhalefet vardır.
Satışı kaldırmak, satışda olduğu gibi meclisde kabul etmek üzere tevakkuf eder [70]
O ("Satışı kaldırmak), alış verişi kesînleştirenlerden başkaları hakkında icmâla (imamların ittifakı ile) yeni bir satış muâmelesidir. Alıcı ve satıcıların (alış verişi kesinleştirenlerin,) kendileri hakkında (İmam'ı Âzam «R.A.»'a göre) teslim aldıktan sonra feshdir (binâenaleyh ilk paha ve para ne ise o lâzım olur.)
Şayet o ikâle Csatış kaldırmak doğurma gibi sebeplerle) muteazzir olacak olursa, bu takdirde (ikâle) bâtıl olur.
İ. Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, (satışı kaldırmak geri döndürmek) satıştır. Eğer (satışı kaldırmak.) muteazzir olursa, bu takdirde fesindir, Şft-yet fesihte muteazzir olursa, (satışı kaldırmak, dönmek) bâtıl olur,
İmam'ı Muhammed fR.A.)'e göre, (satışı kaldırmak) fesindir. Eğer (satışı kaldırmak) muteazzir (imkânsız) olursa, bu takdirde satışdır. Ve eğer (satış) muteazzir (imkânsız,) olursa, (satışı kaldırmak) bâtıl olur.
f Satışı kaldırmak, İmam'ı Âzam ve İmam'ı Ebû Yûsuf R.A.'a göre), teslim almazdan evvel menkûl ve gayri menkûllarda fesindir.
Binâenaleyh (satışı kaldırmak ve cayarak geri vermek) eğer evvelki satış pahasından çok bir şey şart koşulsa veya ilk satış parasının cinsinin muhalifi bir para şart koşulsa, şart bâtıl olur ve ilk para lâzım olur.
tmâmeyn'e göre eğer teslimden sonra olursa şart sahih olur ve (o satışı kaldırmak ikinci bir) satış olur.
Eğer (satış kaldırmada) ayıp ve kusur yok iken ilk satış parasından az para (ve paha) şart kılınsa, yine ilk satışındaki paha (ve para,) lâzım olur [71].
İmam'ı Ebû Yûsuf a göre (satışı kaldırmak) satıştan sayılır ve (yapılan) şart sahih olur. Şayet satılan hayvan ayıplı olsa, bütün imamların ittifakı ile ("ilk pahasından noksan olan,) şart sahilidir.
(İmam'ı Âzam R.A.'a göre) satılan malın doğumundan sonra (satışın kaldırılması) sahih olmaz. İmâmeyn için muhalefet vardır.[72]
Satılan malın pahasının helak olması (yitmesi, çalınması) ikâleyi (satışı kaldırmayı) menetmez. Belki satılan malın helaki meneder. V ı satılan malın bâzısının helaki, helak olduğu kadar men eder [73]
Kâr İle Ve Kârsız Devretmek Bâbî [74]
Mürâbeha, (bir kimsenin) satın aldığı bir şey'i aldığı paha ve faz-lasiyle (kâr ile) satmasidır.
Tevliye: Satın aldığı şey'i kârsız zararsız (maliyetine) satmasıdır.
Vadîa: Satın aldığı şey'i aldığı pahadan noksana (zararına,) satraa-sıdır.
Bunlar (Mürâbeha, Tevliye ve Vadîa), ilk satın alınan paranın misli veya satmalmak istenen kimsenin mülkünde (yedinde) ve kârda belli olmadığı müddetçe sahih olmaz.
Bez çarpanın, boyacının, nakışçının fdamgacının), hurucunun (saranın), yük götürenin (hamal, taksi, anbar ve emsalinin), koyunu sürücünün ve simsarın (meyanemin) dellâlın ücretini sermayenin aslına zammetmek caizdir. (Yâni bunları da ana mala ilâve edip üzerinden kârlı satış yapmak caizdir.,) Fakat malı kâr ile satın alan kimse «Bana şu kadara mal oldu» demelidir. «Şu kadara satın aldım» dememelidir. (Zira yalan söylemek tehlikesi olabilir).
Binâenaleyh eğer müşteri (satıcının) kârı ile aldığı şeyde (satıcının) hıyanetliği zuhur etse, o müşteri parasının tamâmı ile o malı almakta veya (almayıp) terketmekte muhayyerdir [75]
Tevüyede (Kârsız satışda), hıyanetlik zuhur ederse, müşteri (alıcı) alınan malın parasından hıyanet mikdan kaldırılır (noksanlaştırılırj [76]. Vadîada (zararına satışda) kıyas böyledir. (Hiyânet mikdan düşülür).
İmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.)Ja göre, kârla ve maliyetine satışda hiyânet mikdan düşürülür, kârla satışda kârdan hissesiyle beraber. İmam'ı Mu-hamüıed (R.A.)'e göre her ikisinde de muhayyer olur.
Şu halde eğer (Hıyanetle satılan malı) reddetmezden evvel (o mal) helak olsa (bir ayıb veya o malda bir ziyâdelik sebebiyle,) alış verişi feshetmek mümteni olsa, (bütün imamların) ittifakı ile paranın hepsi lâzım olur.
Bîr kimse, bir şeyi on dirheme satın alsa ve onbeş dirheme satsa sonra ikinci defa o şeyi onbir dirheme alsa, beş üzerine (yâni 5 dirhem üzerine) kârla satar, şayet ikinci ahşda beş dirheme satın alırsa (İmamı Âcam B.A.'o göre) kâr etmez (öylece kârsız satar). İmâmeyne göre her hangi şekilde olursa olsun mutlaka son paha üzerine kâr yapar ("ve öyle satar) [77]
Eğer borçlu ve ticarete izinli olan köle on dirheme satın aldığı şeyi ağasına onbeş dirheme satsa veya aksi ilede (yâni ağası on dirheme aldığı şeyi borçlu ve ticârete mezun olan kölesine onbeş dirheme satsa) on dirhem üzerine kâr edilir.
Kârı yan yarıya olan mudârib (emek sahibi ortak), eğer bir şeyi on dirheme satm alsa ve mal sahibine (mal sahibi olan ortağa) onbeş dirheme satsa, mal sahibi on iki buçuk üzerinden kâr eder. (Zira diğer iki-buçuğu emek sahibi olan diğer ortağındır.)
Eğer satın aldığı câriye (Semavi veya kendi tarafından bîr sebeple) gözleri şaşı olsa veya câriye dul iken cima olunsa veya elbise farenin kırçması ile yırtık olsa veya ateş isabet ederek yanıklık olsa, bw kusurları beyân etmeden kâr ile satmak caizdir.
Eğer satın aldığı cariyenin gözü çıksa (Yâni gözünün suyu aksa kör o!sa veya bakire İken cima olunsa veya yeni elbise açılıp bükülmeden dolayı kırılsa, parçalansa ve bu olaylar mal sahibinin yanında, meydana gelse.) satış zamanında (bu ayıp ve kusurları) beyân etmek lâzımdır.
Eğer bir kimse, bir şeyi veresiye alsa ve beyan etmeden kâr ile satsa, satın alan kimse muhayyerdir^ dilerse o satılanı reddeder, dilerse paranın tamamı ile alır).
Binâenaleyh eğer satın alan kimse, aldıktan sonra o alınan malı telef etse, telef olduktan sonra parasının veresiye olduğunu bilse, o telef ettiği şeyin zamanı geldiğinde parasını vermesi lâzımdır. Tevliyede de (kârsız satışlarda da) hüküm böyledir.
Eğer bir kimse, iki elbiseyi bir pazarlıkda her birini beş dirheme satın alsa, beyan etmeden bunlardan birini kârla beş dirheme satması mekruh otur.
Bir kimse, üzerine mâl olan pahayla kârsız satsa ve satın alan kimse de ne kadara üzerine mâl olduğunu bilmese, bu alış veriş (fiat ve maliyet alıcı tarafından bilinmediğinden) fâsiddir. Ve eğer alıcı (pazarlık ve. satış) meclisinde maliyet miktarını öğrenirse, (almak veya reddetmek hususunda) muhayyerdir. [78]
Teslim Almadan Alınan Malın Satışı İle İlgili Fasıl
Menkul olan şeyin (mal ve eşyanın) satışı teslim almazdan evvei sahih olmaz [79]. Akarda (Nakli mümkün olmayan bağ, bahçe, ev ve emsâli gayri menkullarda) teslim olmazdan evvel satış sahih olur [80]. îmam'ı Muhammed (R.A.) için muhalefet vardır.
Bir kimse, ölçülen malı Ölçekle satın alırsa, alan kimsenin onu tekrar ölçünceye kadar yemesi ve satması câİz olmaz ('Ancak alan kimsenin de ölçüp ondan sonra yemesi ve satması caiz olur)[81].
Ölçekle olan şeylerin satışında pazarlıktan sonra satıcının alan kimsenin huzurunda ölçmesi kâfidir. Sahih olan da budur.
(Bu hükümlerde.) tartı ve adetle satılanlarda ölçekle olanların hükmü gibidir. Ekilenlerin hükmü böyle değildir.
fMalı satan kimseye), parayı teslim almazdan evvel para hakkında tasarruf etmesi sahih olur. (Meselâ: Mal satan kimse, alıcıya bu şeyi satıp henüz parasını teslim almayıp malı alanın yanındaki parasına mukabil bir elbise, kumaş veya başka bir şeyle alsa sahih olur). Ve bu satılan mal ortada mevcut iken teslim almadığı paradan bir miktarını kaldırsa (aşağı düşürse) ve müşterinin aldığı pahadan bir miktar artsa bu da sahih olur. Mâlin helakinden sonra bu paradan artmak sahih değildir.
Keza satılan malda satıcının paha ziyade etmesi (eğer alan kimse aynı meclisde kabul ederse) yine sahihtir [82]. Ve her birinin (satan Ve alanın) bunda müstehak olması taallûk eder. Binâenaleyh satın alan kim-< se, eğer pahasında ziyadelik yapılırsa malın hepsinde (o ziyâdelikle beraber malın almışının hepsinde,) kârla ve maliyeti ile satış yapar (Meselâ: Bir kimse, bir şeyi bin liraya satın alsa, sonra satıcı ile alıcı yüz lira daha ziyâde olmak üzere ittifak etseler anlaşsalar, bu takdirde binyüz lira üzerinden kârla veya maliyeti ile satış yaparlar ve eğer yüz lira düşürmek üzere anlaşırlarsa, bu sefer de dokuzyüz üzerinden kârla satış yaparlar) Şüf a hakkına sâhib olan kimse de bu iki kısımdan en azı olan kısmı hakkı olarak alır.
Bir kimse, diğer bir kimseye «köleni Zeyd'e bin dirheme sat ve ben o binden başka sana şu kadar (Meselâ, beşyüz) dirhem para tazmin edeceğim» dese, (ve o kimse de köleyi satsa) kölesini satan kimse Zeyd'den bin dirhem ahr ve ziyâdeyi de ('beşyüz dirhemi de,) o söyleyen kimseden aîir. Şayet «Köleni Zeyd'e sat diyen kimse», tazmin edeceği paradan hiç bir şey söylemez ise, (Sâdece köleni Zeyd'e sat, cümlesini söylerse), bu takdirde Zeyd (köleyi alan) üzerine bin dirhem lâzım olur, diyen kimseye bir şey lazım olmaz.
Her alacak malûm bir vakitte te'cil olunsa o alacağın tecili sahih olur.
Meselâ: Bir mal yüz kuruşa pazarlık olunduktan sonra satıcı «yirmi kuruşunu tenzil ettim» dese o malın mukabilinde ancak seksen' (80) kuruş alabilir.
Pazarlığın kesinleşmesinden sonra satıcının satılan malın miktarı ve alıcının konuşulan parayı ziyâde etmeleri veya satıcının konuşulan paradan tenzili kesip pazarlğın aslına ilhak olunur. Yâni asıl ve kesin pazarlık güya o ziyâde veya tenzil etmek üzerine vâki olmuş hükmünde tutulur.
Kesin pazarlıkdan sonra satıcı satılan malî ziyâde ettiğinde ziyâdenin konuşulan paradan hissesi olur.
Ancak Karzdan olan (ödünç olarak verilen,) alacağın te'cili sahih olmaz [83]. Ancak vasiyette vâki olan karzm (ödünç olarak vasiyet edilenin) malûm bir zamana te'cili sahih olur (Meselâ; hasta bir kimse, ölüm hastalığında falan kimseye bir sene müddetle bin dirhem ödünç verin, diye vasiyet etse vârislere o kimsenin malının üçte birinden ödünç vermeleri lâzım olur. tşte bu vasiyette vâki olan te'cil sahih olur).
Rüzgârın esmesi gibi vakti hiç belli olmayan zamana alacakları te'cil etmek sahih olmaz (Zira rüzgârın ne zaman eseceği bilinemez. Te'cil vakti bilinmeyince sonunda kavga ve niza olacağından sahih olmaz). Ekin biçme ve emsali gibi zamanlan bilgiye yakın olan zamana te'cil etmek sahih olur. [84]
Riba (Faiz) Babı [85]
Ö" (Riba - Fâiz^ İvazdan Cbir karşılıkdan) hâli olan malın fazlalığıdır. O fazlalık öyle bir fazlalıkdır ki, bîr malı diğer bir aynı malın karşılığında alıcı ve satıcıdan biri için şart kılınan şeydir. fŞâyet fazlalık, alan ve satandan birine şart kılınmaz da dışardan üçüncü bir diğer şalışa şart kılımrsa bu takdirde o fazlalık Riba olmaz).
Ribânın illeti, miktar ve cinsinin bir olmasıdır. Binâenaleyh kile ve tartı ile olanı cinsiyle fazla olarak veya veresiye ile satmak haramdır. Kireç ve Demir gibi yenmiyen şeyler olsa dahi (Yine fazlalıkla veya veresiye ile satmak hramdir) [86].
Bu eşyalarda peşin muamele ile müsavi olarak veya bir avuç buğdayı iki avuç buğdaya, bir yumurtayı 2 yumurtaya ve bir hurmayı iki hurmaya satmak gibi ölçek ve tartıya gelmeyenleri ziyadelikle satmak helâldir. (Yânİ faiz değildir) [87]
Eğer iki vasıf (Faizin haramlığının illeti olan cins ve mikdardan iki vasıf) bulunursa, fazlalıkla (bir ölçeği iki ölçekle satmak gibi) ve veresiye ile satmak haramdır. Şayet iki vasıf bulunmazsa, fazlalıkla ve veresiye ile satış helâl olur.
Eğer iki vasıfdan biri bulunursa, fazlalıkla satış helâl olur, veresiye satış helâl olmaz (Meselâ; bir ölçek buğdayı iki ölçek arpaya, bir elden diğer bir ele peşin satmak caizdir. Zira iki vasıfdan biri olan Kile - Miktar mevcuttur. Diğer vasfı olan cins ise yoktur. Bu sebeple de bu satış helâldir) [88]
Binâenaleyh Hirevî (Bir cins kumaş) elbiseyi diğer bir Hirevî elbiseye ve bir ölçek buğdayı bir ölçek arpaya selem (veresiyeli satış) sahih olmaz. (Zira elbisede cinsi ve buğday ile arpada ölçeği bir olmakla veresiye satış yapmak haram olmuştur).
Dinar ve dirhemin (altın ve gümüşün) tasarrufunda teslim almak ve tâyin etmek şart kılındı. Bunların tasarruundan başkasında ancak tâyin şart kılındı (Meselâ; iki kişiden her biri diğerine bir muayyen buğdayı diğer bir muayyen buğdaya satsalar ve teslim almazdan evvel birbirlerinden ayrılsalar, bu alış veriş muameleleri caiz olur).
Kile (Ölçek) ile olduğu cihetle bir şeyde Ribânın (Faizin) haramlığı üzerine nas (Kati delil ve hüküm) vârid olan şey, dâima kile ile (ölçekle) dir. Buğday, arpa, hurma ve tuz gibi. (İşte bunlar kıyamete kadar ölçekle alınır ve satılır) [89]. Veya bir şeyde tartı ile olması cihetinden Ribânın (Faizin) haramlığı üzerine nas (Kesin hüküm) vârid olan şey ki, işte o dâima tartı iledir. Altın ve gümüş gibi (Yâni bunlar kıyamete kadar tartı Üe alınır ve satılır). Velev ki (insanların ve memleketin) örfü (Muamele şekli ve alış verişi) buna muhalif olsun.
Bu zikrolunan altı şeyden başkası gibi hakkında nas (delil ve kesin hüküm; vârid olmayan şey, Örf (ü âdet ve memleketin teamül eden alış verişi) üzerine hamlolunur.
Binâenaleyh buğdayı buğdayla müsavi olarak tartı ile satmak caiz değildir. ("Zira ölçekle olması hakkında kesin delil vardır). Ve altını altınla müsavi olarak kile ile (ölçekle) satmak caiz değildir. (Zira bunun da tartı ile satılması hakkında kesin delil vardır j.
Pulun (v« altın, gümüş olmayan paranın) muayyen bir tanesini muayyen iki pula satmak (İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre) caizdir. İmam'ı Mu-hammed için muhalefet vardır.
Pamuk ipliğinden yapılmış bezi pamuğa ve eti hayvana satmak caizdir. İmam'ı Muhammed (R.A._)'e göre eti kendi hayvan cinsiyle satmak caiz değildir. ("Hayvanın cinsi değişik olsa caiz olur). Ancak o et hayvandaki etten çok olursa (aynı cinsden olan hayvanla satmak caiz olur).
Unu unla müsavi olarak ölçekle satmak caiz olur. Unu kavrulmuş unla satmak (İmam'ı Âzam «R.A.»/a göre asla caiz olmaz. İmâmeyn için muhalefet vardır.
Taze hurmayı taze hurma ile müsavi olarak satmak caiz olur.
Keza yaş olan veya ıslanmış olan buğdayı kendi misliyle veya kuru buğday ile satmak caiz olur. Ve ıslanmış olan hurma ve ıslanmış olan kuru üzümü müsavi olarak kendi nıisilleriyle satmak caizdir. İmam'ı Muhammed (R.A.) için muhalefet vardır.
Bir hayvanın etini kendi cinsinden başka bir hayvanın etiyle fazlalık olduğu halde satmaz caiz olur. Keza bir hayvanın südünü diğer cins bir hayvanın südüyle satmakta caiz olur.
Camız, öküzle beraber bir cinsdir. Keza keçi ile koyun da camızla öküz (inek,) gibi bir cinsdir. (Binâenaleyh bunlardan birinin südünü diğer birinin südüyle fazlalık olduğu halde satmak caiz değildir). Ve Arab sülâlesinden olmayanı veya Arab sülâlesiyle karışık olan deve ile sırf Arab sülâlesinden olan deve bir cinsdir.
Üzüm sirkesini, kötü olan hurma sîrkesİyle.fazlalık olduğu halde satmak câız olur.
Keza, her ne kadar birisi veresiye olsa da yağını kuyruk yağıyla veya etle ve ekmeği buğdayla veya unla, veya kavrulmuş unla birinde fazlalık olduğu halde satış yapmak yine caizdir. Fetva da bununladır.
Rihâ fFâizJ den olan şeylerin yenisi eskisi ile (fazlalık olduğu halde) satmak caiz değildir. Ancak müsavi olarak satmak caiz olur. Keza kızarmış taze hurmayı olgunlaşmış hurma ile (birinde fazlalık olduğu halde) satmak caiz değildir.
Gerek müsavi olsun gerekse fazlalık olduğu halde olsun, buğdayı unla veya kavrulmuş unla veya kepekle satmak caiz değildir.
Zeytin dânesinin zeytin yağı ile ve susam dânesinin susam yağı ile satmak caiz değildir. Tâ ki, üzüm ve zeytinin sıkılmasından hasıl olan cibre mukabil olması için zeytin yağının zeytin denesinden ve susam yağının susam dânesinden çok ola (bu takdirde birbiriyle satışları caiz olur).
(İmam'ı Âzam «R.A.»'a göre) Ekmek* ne adetle ve ne tartı ile asla ödünç almak (ve vermek) caiz olmaz. (Zira bir kaç cihetten farklı ve mütefâvittir,). İmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre Çekmeği) tartı ile ödünç almak (ve vermek) caiz olur. Ve fetva da bununladır. İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre, tartı ile caiz olduğu gibi adetle de caiz olur.
Ağa ile kölesinin arasında Ribâ (Faiz) yoktur. (Zira kölesinin elindeki malın tamamı ağasına aiddir). Ve Dâri Harbde (kâfirlerin memleketinde) olan müslüman ile ehli harbin ^kâfirlerini arasında Bibâ (Faiz) yoktur. (Zira Ehli Harb olan kâfirlerin malı kâfirlerin memleketinde müslüman için mubahdır. Binâenaleyh mülteci ve orada bulunan müslüman kimse, o kâfirlerin mallarını çeşitli sebeb ve hileli bir yol ile alması mubahdır. Bu sebeple de Ribâ - Faiz haram olmaz, orada onların arasında faiz diye bir şey yoktur) [90]
Hukuk Ve Müstahaklıkla İlgili Fasıl
Davacının dâvasına şâhid dikmesi, başkalarına sirayet eden (tecâvüz feden) bir delildir. İkrar ise, kendi nefsinde kalan (ve karar eden) bir delildir.
İnsanın dâva zamanındaki sözlerinde meydana gelen tenakuz fbir-birine zıd olan sözler) mülkiyet dâvasına mâni olur (meselâ, bir kimse, başka birinin üzerinde olan şu kadar hakkım vardır, diye dâva etse, dâva olunan kimse de inkâr etse, davalı dâvam alacak ve borç cihetinden değil, ortaklık cihetiyle verdim, diye dâva etse, dâvası dinlenilmez. Zira dâvasında tenakuz vâki olmuştur). Hürlük, talak ve neseb dâvasında tenakuz mâni değildir [91].
Binâenaleyh satılan câriye bir çocuk doğursa ve isbat (ve şahit) le Çocuğa müstehak olunsa, eğer alanın elinde ise ve hâkim onun olduğuna hüküm verdi ise, doğurduğu çocuk a cariyeye tâbi olur. Cariyeye verilen hâkim kararı kifayet eder denildi. Eğer câriye yanında olan kimse, diğer bir kimseye (bu câriye senindir, diyerek) ikrar ederse, çocuk cariyeye tabi olmaz.
Şayet bir şahıs diğer bir şahsa «beni satın al, zira ben köleyim» dese, o adam da onu satm alsa, halbuki okimse de hür olsa fbu halde tenakuz hükmü sabit olur,). Ve eğer satan kimse, hâzır olsa veya mekânı malûm olsa, Âmir (o beni satm al diyen şahıs) tazmin etmez. Ancak satan kimse, hâzır olmasa veya mekânı malûm olsa (o beni satın al diyen kimse) alan kimsenin verdiği, şeyi tazmin eder. Ve satıcı hâzır olduğu vakit köle onun üzerine bahasiyle rücû eder. ,
Eğer bir şahıs diğer bir şahsa, «beni rehin al» dese (ve aldıktan sonra hür olduğu meydana çıksa) o söyleyene asla tazminat yoktur.
Bir kimse, bir evde meçhul olan bir hak olduğunu iddia etse, bir şey üzerine sulh olunsa ve sonra evin bâzısına müstehak olunsa, bu takdirde o meçhul hak iddia edip sulh olunan kimsenin üzerine rücû yoktur,
Eğer evin hepsine müstehak çıkılsa, o aldrği ıvazm hepsini red eder. Bandan meçhul olanın sulhunun sahihliği anlaşıldı[92]
Eğer evin hepsini dâva etmiş olsa, velev ki bâzısı olsun müstehak olunan mikdârın hissesini red eder. [93]
Fudûlî (Gıyabî,) Alış Verişle İlgili Fasıl
Bir kimsenin mülkünü fudûlî olan kimse satmış olsa, onu feshetmek caizdir [94]. O kimse için, alan satanın ve akd olunanın baki kalması şartı ile izin vermesi de caizdir ve malın sahibi evvelkidir. Keza paha meta (eşya ve emsali) olursa, pahanın baki kalması şartdır .
Eğer o mâlik olan kimse, fudûlî ("giyâbî olan) kimseden vâki olan satışı feshetmeyip izin verse, o metâdan olan paha için fudûlî olanın pahası i!e mülkü olur ve üzerine o satılanın misli ise, misli lâzım olur. Ve eğer olmaz ise, kıymeti lâzım olur.
Eğer paha. araz (meta) olmazsa, o izin verenin mülkü olur. Ve fudûlî olanın elinde pahası emânet olur. Ve fudûlî için, mâlik olan kimsenin satmasına izin vermezden evvel feshetme hakkı vardır.
Kölenin sahibi olan kimse satışına izin verdiği vakit gasbeden kimseden satıh aldığı kölenin âzâd olunması için muhalefet vardır ve o gasbeden kimsenin o köleyi satması sahih değildir.
Eğer o gasbeden kimseden kölenin müşteri yanında eti kesilse ve mâlik olan gasbedenin satmasına izin verse, o gasbohman kölenin kesilen elinin ersi (yara için alınan diyet) müşterinindir (Zira onan satılmasına izin verilmesiyle mülkü gibi olmuştur). Ve müşterinin aldığı erş (yara işin ahnan diyet) pahanın yarısından fazla olsa, o yarısından fazla olanı tasaddak eder.
Bir kimse, ağasının gayriden köleyi satın alsa, (lâkin o köleyi red etmek murâd etmeyip) satan kimsenin ikrarı üzerine delil (şahid) dikse* yaİHid ağa için bir emir ve irâde olmasa, müşterinin bu hususda ikâme ettiği delil kabul olunmaz.
Eğer sataş kimse, hâkimin yanında: ağanın emri olmadan sattığını ikrar etse, müşteri için red etme hakkı vardır.
Eğer bir kimse, bir fııdulî olan kimseden evi satın alsa ve o evi kendi evine katsa, bu takdirde o fudûli olan kimseye tazminat yoktur. traam»ı Muhammed (R.A.) için muhalefet vardır. [95]
Selem Babı [96]
O {S«kı»), Müecceli (veresiyeli malı) Muaccele Ue (Peşm para ile) satmaktır. Selem; Mİktan MUnen ve Oyi veya kötü oku) sıfatıma zahü mümkün olan seyier de sahih olur. Sıfat ve miktarıma sebk mümkün olmayan da : selem sahih değildir.
Binâenaleyh (Dinar ve dirhem olan;) nafaidlerden başka tartı ve itile ile olanlarda selem sahih -okır ve Yumurta, Ceviz gibi ade4 ve kile olan birbirine adetlikte yakın şeylerde (Selem) sahih olur.
Keza Pullarda da adet ile Selem sahih olur. tmam-ı Mnhannned için muhalefet vardır.
Kerpiç, Kiremit ve Tuğla da Kerpiç'i, Tuğlayı ve Kiremidi kesecek kahp marum olur ve konuşulursa (Pek fazla farklılık ofanay atağından) selem sahih olur.
Elbise gibi Ölçü ile olan şeylerde, eğer uzunluğu, eni ve inceliği beyan olunursa, (selem) sahih olur.
Çeşitleri ve tartılan malûm olan tuzlu balığın selemi sahih olur. Keza taze balık da ancak çıkacağı zamanda selem sahih olur. Tuzla ve tftze balıkda adet ile selem caiz olmaz.
Hayvanda ve hayvanın (Baş ve tırnakları gibi) etrafında derilerinde de adet ile selem caiz değildir (Zira bunlarda çeşitlilik olabilir) [97].
Odun bağlı olduğu halde iken ve taze sebze bağlı iken selem, caiz olmaz (Zira bunların bağlarında da çeşitlilik olabilir) [98]
Cevherde, boncukta ve taze ette de (İmam-ı Âzam'a göre) selem caiz değildir. îmameyn, etten bir sıfatı ve (Kalça, Kaburga emsali gibi) malûm bir yer vasıflandığı vakit selem sahih olur, dediler.
Miktarı malûm olmayan muayyen ölçek veya muayyen ölçü Çarşın ve metre) ile Selem caiz olmaz. (Zira selemin teslimi vaktinde o Ölçek ve ölçü zayi olabilir. Binâenaleyh miktarları bilinmeyince sonunda niza ve kavga olabilir,).
Muayyen bir köyün Şehir veya kasabanın taamında veya muayyen bir hurmasında selem caiz olmaz. (Zira bunları teslim etmeden bunlara bir afat arız olabilir).
Pazarlık zamanından teslim zamanına kadar baki kalmayan şeyde selem caiz olmaz. (Zira teslim zamanından evvel belki bir âfet arız olabilir).
Selemin sahih olmasının şartı; (Dokuz adettir ve şunlardır) :
a) Buğday veya Arpa gibi cinsînin beyan edilmesidir.
b) Yağmur suyu veya Irmak suyu ile sulanan ekin gibi nev'ini beyandır.
c) İyi veya kötü gibi sıfatını beyân etmektir.
d) Miktarın beyân edilmesidir ki, tartı veya kile gibi serilme'! kabzetme şekli olmayanlar gibi.
e) Tebcil edilen vaktin (kaç gün veya kaç ay olduğu) malûm maşıdır. Selem'i tehir miktarının en azı asah olan rivayette bir aydır!'
f) Eğer ana mal (Sermâye), kile veya tartı veya adedi ise, re'sül-malın (ana malın) miktarının bilinmesidir. (Meselâ; Beş dirhem mi yahut on dirhem mi olduğu beyan olunmak gibi miktarın bilinmesi lâzımdır).
Binâenaleyh Re'sülmalın iki cinsi olur. Ve hangi cinsten olduğu ' e-yan edilmeden olan Selem caiz olmaz.
Selem yapılanda (Satılan malda,), her birinin hissesi beyan olunmadan muhtelif iki çeşit nakd (para) ile selem caiz olmaz, (Meselâ: Bir ölçek buğday bir ve birkaç dinar ve birkaç dirhem selem verse ve her birinin tartısı beyan olunmasa, selem sahih olmaz).
g) Eğer yük ve zahmet olan şey için verecek mekân olursa, verilecek yerin beyân edilmesi lâzımdır. (Meselâ: Buğday ve Arpa'nm yüklenme ve zahmeti olduğundan verilecek yerin beyânı gerekir).
İmâmeyne göre re'sülmah (ana malı ve sermâye,) muayyen olduğu vakitte re'sülmalm miktarının bilinmesi şart değildir. (Meselâ: Başka bir kimseye «şu dirhemler bir miktar buğday mukabilinde sana teslim ettim» dese ve o dirhemlerin tartısı bilinmese selem sahih olur). Ve İınâ-meyn'e göre îfa edilecek ('verilecek) yerin beyan edilmesi de şart değildir. Selem yapılan malı, pazarlık ettiği yerde îfa ve teslim eder.
Selem yapılan şey'in, pahasında, ücret ve kısmetinde olan ihtilâf selem yapılandaki ihtilâf gibidir. Kendisi İçin selem yapılmasında yüklüğü olmayan (Mis, koku ve kâfur gibi) şey'i selem ile satarsa bütün Ulemanın ittifakı ile sahih rivayette dilediği yerde îfâ eder.
h) Selem pazarlığını yapanlar ayrılmazdan evvel Re'sülmah (ana malı, sermâyeyi) teslim almak Selem'in bâkiliğinde şart koşulmamasıdır.
(Diğer bir şartta, selem yapılan şey'in tahsiline kadir olmaktır.)
Binâenaleyh, bir kimse peşin 100 dirhemi ve Ödünç olarak yüz dirhemi bir Ölçek buğdaya selem olmak üzere yapsa, ancak ödünç olanın hİssesindeki bâtıl olur. (Peşin olan yüz dirhem o nıeclisde teslim olduğu için sahih olur).
Re'sülmal veya teslim edilecek şey de teslim olmazdan evvel ortaklık veya tevliye ile tasarruf caiz olmaz (Zira müslemin fih, satın alınan inaldır. Satılan malda ise teslim alınmazdan evvel tasarruf caiz değildir,).
Satan kimseden ikâle ettikten (caydıktan) sonra ve teslim almazdan evvel re'sülmal ile kendisine selem yapılandan bir şey satın alması caiz olmaz. (Meselâ: Bir adam diğer bir adama bir Ölçek buğday'a on dirhem selem verse sonra o selem ahkâmını ikâle ettikten sonra, yâni ikâle edip caydıktan sonra selem sahibi olan kimse, o re'sü İmalı teslim almazdan evvel selem ile selem yapılan şeyden bir şey satın almak istese caiz değildir).
Eğer kendisine selem yapılan kimse, bir ölçek buğday satın alsa ve onu teslim almağa selem sahibim emretse, kendi üzerinde olan borcunu edâ etmek için olduğundan sahih olmaz. Şayet borçlu olan kimse, kendisine ödünç veren kimsenin olmasına bunu emrederse, sahih olur. (Meselâ: Bir adam diğer birinden bir ölçek buğday satın alsa, ve ödünç veren kimseye kendi borcuna mukabil onu al dese, sahih olur).
Keza eğer selem sahibi selem yapılan kimseye o satın alınan ölçeği teslim almasını ve sonra nefsi için kabul etmesini emretse, selem sahibi de selem yapan için onu Ölçse sonra kendisi için Ölçse, sahih olur.
Eğer selem yapılan kimseye o satın-"alınan ölçeği teslim almasını ve sonra nefsi için kabul etmesini emretse, selem sahibi de selem yapan için onu ölçse sonra kendisi için Ölçse, sahih olur.
Eğer selem yapılan kimse, zikrohraan ölçeği selem sahibinin çuvalına selem sahbinin emri ile ölçse, ve halbuki selem sahibi de gâib olsa, zikrolunan ölçmek selem sahibinin nâmına kabzetmek olmaz.
Eğer satan kimse, satın alan kimsenin emriyle müşterinin, çuvalına ölçse, teslim almış olur.
Fakat satan kimse, kendisinin çuvalına ölçerse, yahut kendi evinin bir tarafına ölçse, yukardaki meselenin hilafın ad ir.
Eğer satan kimse, borç olan şey ile bir şey'in aynım sfctm-alan kimsenin çuvalına ölçse, eğer aynı olan şey ileölçmeğe haşlarsa, kabzetmekten sayılır ve eğer borç olan şeyle başlarsa, kabzetmekten sayılmaz. (Meselâ: bir kimse, dier bir kimsenin selem pazarlığı ile bir ölçek huğdayım satın alsa, sonra vaktinin, gelmesiyle satış pazarlığı suretiyle bir ölçek buğday daha satın alsa, ve satın alan kimse, satana dese ki, bu iki ölçeği benim çuvalıma koy, eğer bir şeyin aynısı ile başlarsa, İkisi de kabzedİci olur. Zira kendi emriyle vâki olmuştur. Ve eğer borç olan şeyle Ölçmedi i başlarsa, İmam-ı Âzam «R.A.» a göre kabzedici olmaz,).
İmâmeyne göre, aynı olan şeyin kabzı sahih olur. Binâenaleyh sat alan kimse dilerse ortaklığa râzi olur, dilerse alış verişi fesheder.
Eğer bir kimse, bir cariyeyi bir Ölçek buğdaya selem verse ve selem yapılan tarafından teslim alınsa, sonra caysalar ve sonra câriye red olunmazdan evvel ölse, cayma baki kalır ve o cariyenin teslim alma günündeki kıymeti (red etmeyene) vâcib olur. Şayet câriye ölür, sonra caya: larsa, bu cayma sahih olur.
Her iki cihetten de mukayese (Tranpa), höylecedir (Yâni sahih oluj \ Meselâ: Bir kimse bir cariyeyi bir eşya veya bir köle ile satsa o satışdd ı sonra birbirleriyle dönüşseler, caysalar ve sonra birisi helak olsa, o sat baki kalır, ye eğer tranpa ile satışdan sonra ve caymadan evvel Ölse, yh cayma sahih olur) [99]
Bunların her iki cihetinde pahası ile satın almak bunun hilâfınadır.
Eğer selem alış verişinde bulunanların birisi te'cil vaktinin beyânım iddia etse (bir vak'te tecili şart koşdunı, dese.), yahut eski buğday şart koşuldufunu iddia etse, diğeri de inkâr etse, (İmara-ı Âzam «R.A.» a göre): Söz, itirazsız (Diyâneten ve kadâen) iddia eden kimsenindir.
İmâmeyn dediler ki, Eğer birinci de Ctecilin iddiasında) selem Sahibi ve ikincide de (Buğday'ın eskiliğinde) selem yapılan olursa, Söz: inkâr edenindir.
Bir san'atkârdan malûm bir vakitte kendi malından bir şey'in yapılmasını istemek selenidir (Meselâ: bir kimse, bir Mestçiye bana kendi mâlinden bu cinsden ve şu şekilde şu kadar pahaya bir mest yap, demesi gibi). Binâenaleyh şu hâlde ister insanlar arasında mâruf olsun, ister mâruf olmasın, sıfat ve miktarının zabtı mümkün olan her şeyde selem sahih olur [100]
İbrik, leğen ve mest gibi halk arasında mâruf olan şeylerde tecil olmadığı halde istisna (Sanatçıdan yapılmasını talep etmek) sahih olur. O Cİstisnâ), bir alış verişdir, vâde değildir. Binâenaleyh sanatkar ısmarlanan §ey'i yapmakdan kaçınırsa, yapması üzerine cebrolunur. San'atkâr-dan talep eden kimse, o şeyden rücû etmesi olmaz. Satılan şey o satılanın aynı (ve esası) dır, san'atkârin ameli değildir.
Binâenaleyh eğer san'atkâr olan kimse, başkasının yaptığı şey'i getirse, veya o ustanın pazarlıkdan evvel yaptığı şey'i getirse, sipariş yapan kimse de alsa, sahilidir.
Fakat san'atkâr.'a siparişde bulunan kimse, rızası olmadan alması taayyün etmez. (Rızasına bağlıdır,). Şu halde san'atkârm, yaptıran (Sipariş veren) kimse görmezden evvel satması sahihdir. Yaptıran kimse için de, o yapılan şey'i alması ve terk etmesi vardır. (Yâni ikisi arasında muhayyerdir) [101]
Elbise gibi (çeşitleri çok olup) halk arasında mâruf olmayan şeylerde sanatkârdan yapılması hususunu selem suretiyle talep etmek sahih olmaz. ("Meselâ : Bir kimse Çulhacı olan kimseye, dokumacıya yanında olan iplikden malûm dirheme - liraya bir elbise doku - dik, dese, bu hu-susda cebrolunmaz. Zira bu şekil İnsanlar arasında câri ve teamül olunan şeylerden değildir. Fakat bulunduğumuz asırda câri olan şekli insanlar arasında vardır. Ve malûm şekiller olduğundan caiz olur). [102]
Müteferrik Mes'eleler
(Av avlaması) tâlim olunsun veya olunmasın köpeğin, tazının ve diğer yırtıcı hayvanların satışları sahih olur [103]
, Alış verişte Zimmî (vatandaş olan kâfir), Müslüman gibidir. Ancak şarabda müslüman gibi değildir. Zira şarab Zimm! hakkında müslümanın hakkındaki sirke gibidir (Yâni Müsîümana sirke satmak nasıl helâl ve caiz ise, zımmî içinde, şarabı satması caizdir, Müsîümana hanımlığı ikinci cildde kendine has babında beyân edilmiştir). (Zimmî) Hınzırda da müslüman gibi değildir. Zira zimmî hakkında hınzır, Müslüman hakkmda koyun gibidir (Yâni Müsîümana, koyunu alıp satmak nasıl helâl ise, zimmî olan vatandaş kâfire de Hmzır-ı satmak helâldir).
Bir kimse, kendisinin satın aldığı cariyeyi yedine almazdan evvel başkasına nikâhlasa, caiz olur. Şayet zevç o cariyeyi cîma ederse, kabz olmuş olur. Ancak zevç o cariyeyi cîma etmezse, kabz olmaz.
Bir kimse, bir şey'i satın alsa ve parasını sayıp teslim etmezden evvel gâib olduğu yeri bilindiği halde gâib olsa, satan kimsenin alacağına mukabil satılmaz, (Zira alacağını alan kimseden alması gerekir). Şayet gâib olduğu yer bilinmez ise, satın alan kimse, aldığı şey'i teslim almadığı halde o gâib olanın satıldığına şfihld dikse, o satan kimsenin alacağına mukabil satılmış olur.
Eğer iki müşterinin (satın alanın) birisi gâib olsa, hazır olan kimse için paranın hepsini vermesi lâzımdır. Ve satın alınan malı yedine alır ve hapseder, tâ ki o gâib olan kimse, hazır olup (gelip) kendi hissesini sayıp verinceye kadar.
Eğer bir kimse, bin miskâl altın ve gümüşle bir şey'i satın) jalsa, o altın ile gümüş yarıyarıyadır (Yâni beşyüz miskâl altın ve beşyüz miskâl gümüş lâzım olur).
Eğer satın alan kimse, «altın gümüşden bir ile aldık» derse, bu takdirde altından beşyüz miskâl, gümüşden de her on dirhem yedi miskâl tartısında beşyüz dirhem lâzım olur.
Bir kimse, bilmediği halde iyi olan paraya bedel kötü (geçmez) parayı alsa, ve infak etse veya helak olsa, işte o kendi hissesinde teslim almaktan sayılır.
İmam-i Ebî Yûsuf ÇS..A.) kötü olanı reddeder ve iyi olanı tahsil eder, dedi.
Eğer (Kuş), bir araziye yavrulasa veya yumurtlasa, veya geyik yu-yaya dahil olsa işte o alan kimse içindir fYâııi yavruyu, yumurtayı ve geyiği alan kimsenindir).
Keza kuruması için asılmış (veya konmuş) tuzağa (faka) bir av geçse, veya eve giren av tutan kimsenindir (Tuzak sahihinin ve ev sahibinin değildir. Ancak avı tutan tuzağın ve evin sahibi olursa bu takdirde onundur).
' Dirhem (Para, gümüşi veya şeker saçılıp elbise üzerine düşse (alan kimsenindir). Eğer elbisenin sahibi o şeker ve dirhemin düşmesi için ha-zırlamışsa veya kendisi düşen şeyden sonra tutsa veya (av) eve girdikten sonra kapıyı kapatsa ona sahip olur. Başkasının almaya hakkı yoktur. fBu üç mes'ele) şunun gibidir ki, eğer bal ansı bîr adamın arazisinde balını yapsa veya arazinin içinde bir ağaç bitse veyahut o arazide suyun akması sebebiyle toprak toplansa, bu zikrolunan şeyler ârâzi sahibinindir.
Bir şey'in şart ile talik edilmesi sahih olmazsa, fâsid olan şart onü iptal eder. (Fâsid olan şartın ibtal ettiği şeyler), satmak, icara vermek, kısmet, fuzûli (gıyabi) satışa izin vermek, talakı rıc'î yapmak, mal ile sulh olmak, borçdan ibra etmek, vekili azadetmek, îtikâfa girmek, ziraat ortaklığı yapmak, sulama muamelesi yapmak, ikrar etmek ve vakıf yapmaktır. (Bunlar şartı fâsidle yapıldığı takdirde sahih olmaz, bâtıl olur).
Keza İmam-i Ebû Yûsuf'a göre, arada hüküm vermekte de böyledir. (Yâni iki kimse arasında meydana geîen hâk mes'elelerinde fâsid olan işlerde de hüküm vermek böyledir. Meselâ: iki kişi diğer bir kimseye eğer falan kimse seferden gelirse aramızdaki bu nıes'elede sen hükmet dese, bu $art İmam-ı Ebû Yûsuf a göre sahih olmaz ve fetva bunun üzerinedir, sahih olan da budur), tmam-ı Mulıammed için muhalefet vardır.
Fâsid olan şartın iptal etmediği şeyler de şunlardır :
ödünç, bağışlamak, sadaka, nikâh, talâk, hulû, âzad etmek, rehin, vâsi tayin etmek, vasiyet, ortaklık, mudârebe ortaklığı, kâdilik, amirlik, kefalet, havale, vekâlet, ikâle, bedeli kitabet, ticarette kölenin izni, çocuğun kendisinden olduğunun iddiası, bilerek öldürülenin kan bedelinden sulh olmak, yaradan sulh olmak, zimmetdeki hakkın kararlaştırılması, bir ayıpla satılan şeyin reddinin talik edilmesi, veya muhayyerlik şartı ile talik edilmesi ve gazinin azlidir. (Yâni bunlar fâsid olan şartla yapilsalar dahi, yine hüküm câridir. Bunların her birinin mes'eleleri bahislerinde zikredildi veya zikredilecektir). [104]
Sarf [105] Bahsi
O (SARF); parayı para ile satmaktır, ister fbu paralar Altm'i Altm'a veya gümüş'ü gümüş'e satmak gibi) Aynı cinsden olsun İster olmasın.
Sarfın alış verişinin sahih olmasının şartı satan ve alan birbirinden ayrılmazdan evvel peşin almaları şarttır. (Yâni satan sattığının bedelini alan da aldığını peşin olarak almaları gerekir)[106].
Bir cins olan şey'i kendi cinsinden başkası ile tahminî olarak veya birinin fazlalığı ile satışı sahilidir. (Zira bunlar anyı cinsden olmadıkları için faiz olmaz ve alış verişi sahihtir. Meselâ: Altm'ı gümüş ile veya gümüş'ü altın ile satıştaki fazlalık gibi şeylerde fazlalıkla ve tahminî olan satışla yapılan alış verişler bu cümledendir.)
Aynı cinsden olan şeyler'in (Altın'ı altın, gümüş'ü gümüş'e satmak gibiler de) ancak müsavi olarak satış sahih olur. Velev ki aynı cinsden olanlar iyiîikde ve kaliblamakda muhtelif olsunlar. (Ancak müsavi olarak satışları sahih olur. Başka bir suretle satış caiz olmaz) [107]
Binâenaleyh bir cinsi cinsi ile (Gümüş'ü Gümüş'e satmak gibi) mücâzefeten (tahminî olarak ve miktarı bilinmeden) satılsa sonra ayrılıj&z-dan evvel müsavi olduğu bilinse, caiz olur.
Teslim almazdan evvel sarfın bedelinde tasarruf caiz olmaz.
Binâenaleyh bir kimse, Altın'ı Gümüş ile satsa ve o Gümüş'ü ies-lim almazdan evvel onunla bir elbise satın alsa, o elbisenin satışı fasit olur.
Eğer bir kimse, bin dirhem'e müsavi olan bir cariyeyi bin dirhem kıymetmdeki gerdanlığı ile beraber ikibin dirhemce satın alsa ve bin dirhemini peşin olarak verse, işte o gerdanlığın parasıdır.
Eğer o câriye'yi, bin dirhemi peşin, bin dirhemi veresiye ikinin dirheme satın alsa, peşin olan gerdanlığın parasıdır.
Eğer bir kimse, üzerinde olan Gümüş'ü elli dirhem olan kılıcı yüz dirheme satın alsa ve 50 dirhemi peşin verse, işte o (elli dirhem) kılıcın üzerindeki ziynetin hassasıdır. Velev ki satın alan kimse, onu beyan etmesin veya bu elli dirhem bunların (Yâni ya ziynetin veya kılıcın) pa-hasıdır desin.
Eğer satanla alan alış veriş muamelesini yaptıkdan sonra teslim almadan ayrılsalar, Eğer zarar vermeden kılıç'in üzerindeki gümüş zîneti ayırmak mümkün olursa, sâde kılıçda alış veriş sahih olur. Kıhç'dan başkasında sahih olmaz.
Eğer bir kimse Gümüşden bir çanağı satsa ve parasının bâzısını alsa ve sonra ayrılslar, âhş veriş ancak teslim aldığında sahih olur. Gümüş, Çanak (Kap) aralarında müşterektir, (Zira çanağın parasının bâzısı alınmamıştır).
Ve eğer o satılan çanağın bâzısına nıüstehak olunsa, (hak sahibi çıksa),, satın alan kimse bakî kalan hissesi ile satın alır veya reddeder, (Meselâ: Çanağı bin dirheme satın alsa ve yarısına müstehak olunsa; hak sahibi çıksa, o baki kalan yarısını isterse, 500 dirhem'e alır, isterse reddeder. Zira böyle çanakda ortaklık ayıptır).
Eğer bir kimse, bir külçe altını satın alsa, ve onun bâzısına da müstehak olunsa, muhayyersiz olarak baki kalanı hİssesiyle alır.
İki dirhem ile bir Dinar'ı, iki Dinar ile bir Dîrhem'e satmak sahih olur.
Bir ölçek buğday ile bir ölçek buğday'ı iki ölçek buğday ve iki Ölçek arpa'ya satmak sahih olur.
Onbir dirhera'i on dirheme ve bir dinara satmak sahihtir. Karışık değil hir dirhem ile karışık iki dirhem'i karışık olmayan iki dirhem'e ve karışık bir dirhem'e satmak sahihdir.
Bir Dinar'ı (Altın'ı) üzerinde olan on dirhem'e veya mutlak on dirhem'e satmak sahih olur, eğer Dinar'ı verirse (Meseüâ: bir adamın diğer bir adama on dirhem borcu olsa ve o on dirhemi bir Dinar'a satsa, yahut üzerinde dirhem olan kimse, bir Dinarı kendiborçlusuna on dirheme satsa sahih olur).
Borçlu ve alacaklı olanlar, on dirhemi on dirheme takas'yaparlar (Meselâ: Zeyd'in Amr'de on dirhem alacağı olsa, Amr de Zeyd'e on dirheme bir Dinarı satsa, bu şekilde her birinin değerinde on dirhemi olur. İşte bunları birbiriyle takas etmeleri; karşılaştırarak satmaları sahih olur.)
Herhangi bir şey de Gümüş gâüb olursa, o hükmen gümüş'dür, eğer altın galip olursa, hükmen Altın'dir.
Binâenaleyh (Ekserisi Gümüş olup, Gümüş hükmünde ve ekserisi Altın olup Altın hükmünde olan) hâlis şey'i (Altın ve Gümüş'ü) satmak caiz olmaz ve (bu hâlis olanların) Bâzısını bâzısı ile satmakta sahih olmaz. Ancak tartı ile müsavi olarak satmak caiz olur.[108] Ve (o karışık ve karışıklığı fazla /olan altın ve Gümüş'ü) ödünç almak (ve vermek) te caiz olmaz. Ancak tartı ile caiz olur [109]
Altın ve Gümüş'e karışan şey gâiip olursa, işte o ticâret eşyası hükmündedir. Binâenaleyh buna karışanı çok olan Altın veya Gümüş'ü hâlis olan şey de (Altın veya Gümüşle satmak) kılıcın zîneti olan (Altın veya Gümüş) hükmü üzerinedir.
Karışanı galip olan Altın ve Gümüş'ün aynı meclisde teslim olmak şartı Üe kendi cinsiyle fazlalık olduğu halde satmak caizdir.
Karışanı galip olanı tartı veya adet veya her ikisi olduğu halde râiç olan dirhemlerle satış yapmak ve ödünç vermek sahih olur ve o karışanı galip olan şey geçerli olması zamanın para olmaklığa tâyin ile mutaayyin olmaz.
Eğer o karışanı galip olan altın ve gümüş'Ie bir şey satın alsa, o da geçersiz olsa, alış veriş bâtıl olur. İmâmeyn, alış veriş bâtıl olmaz dediler, tmâm-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre alış veriş günündeki olan kıymeti vâcib olur. İmam-ı Muhammed (R.A.)'e göre geçersiz olduğu günlerin son gününde muamele yapdıkları şey de vâcib olur.
Karışmış olan herhangi bir şey (Para ve gümüş) geçerli olmazsa tayin edilen ile teayyün eder.
Gümüş ve altınla karışmış olan şey müsavi olursa, satış muamelesinde ve ödünç alıp vermede karışmış olan şey'in mağlûp oîam gibidir. (Yâni bunda da ancak tartı ile caiz olur). Keza tasarrufda da karışanın mağlûp olanı gibidir. Galip olanı gibi de denildi.
Onunla olması taayyün etmez ise de, râiç olan (geçerli olan) pullar ile alış veriş caiz olur. Şayet bu pullar (paralar) geçersiz olursa, bu takdirde karışık olandaki şey'in geçersizliğindeki ihtilâf gibi, ihtilâf vardır.
Eğer o pullar ödünç aldıktan sonra râiç olmazsa (geçersizledir ise), bu takdirde İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, o pulların mislini reddeder. (Zira Ödünç olan şey ariyet gibidir).
İmam-ı Ebû Yûsuf .(R.A.)'a göre, ödünç alınan gündeki kıymetidir. İmam-ı Muhammed (R.AJ'e göre, geçersiz olduğu günün kıymeti lâzım olur.
Taayyün etmediği müddetçe, geçersiz olan pullarla (paralarla) alış veriş caiz olmaz.
Bir kimse, dirhemden pulların yarısı ile veya dirhemin altıda biri ile veya kırat pulları ile bir şey satın alsa, alış veriş caiz olur ve o satın alan kimseye o pullardan dirhemin yarısı veya altıda biri veya kîrat ile satılan şey vardır.
Bir kimse, bir sarrafa bir dirhem verse, ve bunun yarısına pullar ve diğer yarısına bir dâne eksik diğer yarıdan ver dese, hepsinde alış veriş fâsid olur. (Zira bunun mânası, bir yarısına pullan ver, diğer yarısına bir dânesine eksik dirhemler ver, demektir ki bu şekildeki satış; Gü-, müş'e fazlalıkla satmış olur. Bu ise ribâ'dır.)
İmâmeyn'e göre, pulların satışında sahih olur. (Diğer yarısında sahih olmaz).
Eğer «— bana ver» sözünü tekrar ederse, bütün İmamların ittifakiJ ile pullar da sahih olur ve eğer «Bana bu dirhem'e pulların dirheminin! yarısını ve bir tanesi müstesna bir yarı daha ver» dese, hepsinde sahih olur. Ancak bir tane müstesna ile olan yarısı kendi misli ile vâki olur. Ve pulların dirhemi ile olan da bütün imamların ittifakı İle baki kalanın1 mukâbilindedir. [110]
Kefalet Bahsi [111]
O (Kefalet); istenilen şey'de nefis, mal ve teslimde bir zimmeti diğer bir zimmete zammetmek (zincirleme bağlamak; tır. Kefalet borç'da (yâ-ni borcun aslında) değildir, asah olan da budur.
(Kefalet), ancak teberru etmeye (bağışlamaya) mâlik olan (âH baliğ) kimseden sahih olur. Aksi takdirde sahih olmaz [112]
O (Kefalet;, iki kısımdır.
a) Birisi nefse kefalettir. fYâni bir kimsenin nefsine ve şakefil olmaktır. Meselâ: bir adamı bir yere getirmeye ve emsali olan yerlerde onun şahsına kefil olmak bu kısımdandır) [113]
b) Diğer birisi de Mal'a kefil olmaktır. (Meselâ: Bir kimsenin diğer 1>ir kimseye borcu olduğunda onun borcunu ödeyecek şahsiyetlerden olduğuna, şayet ödemediği, veya ödeyemediği takdirde o borcun edasını üzerine alarak kefil olmak gibi haller bu kısımdandır) [114]
Binâenaleyh, kefaletin birinci kısmı «falan kimsenin nefsine veya boynuna kefil oldu» demesi ile kesinleşir. Veya «bunların gibi bedenden tâbir olunan (Ruh, Ceset ve Baş gibi) şeyler'e veya bedenin onda biri ve yarısı gibi bedenin cüz'üne şâmil olan şeyler'e kefil oldum» demesiyle de (kefillik) kesinleşir.
Ve yine (Kefalet), «O şey'i ben tazmin eder veya o benim üzerime veya bana, veya ben kefilim, veya onu ben kabullendim» demesiyle kesinleşir (ve sahih olur).
«Ben bu adamın (borçlunun,) bilgisini tazmin (ve temin) ederim» demesiyle (Kefalet) kesinleşmiş (ve sahih) olmaz. (Zira bu söz bilgiye iltizam edilmiştir. İstenilen şey'e delâlet etmez).
Bir kimsenin, diğer bir kimsedeki alacağına iki ve daha çok kefil olması sahih olur.
Kendisi için kefil olunan (alacaklı) kimse, istediği vakit borç olan şey'in (malın) huzura getirilmesi vâcib olur. Şayet kefil olan kimse, o kefil olunan malı huzura getirmezse o kefil olan kimse hapsolunur.
Eğer kefil olan kimse, o kefil olduğu şeyin teslimi zamanını tayin ederse, kefil olunan "(alacaklı.) adam İstediği vakit, o kefile onu aynı vakitte yetiştirmesi lâzımdır. Şayet tâyin edilen vakit gelmezden evvel kefil olan kimse, o kefil olduğu malı teslim ederse, (maksad hâsıl olduğu için) kefil kefaletten berî olur (kurtulur).
Eğer kefil olunan şey (kefil olunan adam veya mal), gâib olur ve gâib olduğu mekânda bilinirse, Hâkim, Kefil olan kimsenin gidip, geri geleceği müddet mîkdarı mühlet verir. Şayet o müddet geçer ve o kefil olan kimse de kefil olduğu şey'i huzura getirmezse, Hâkim o kefili hapseder.
Ve eğer kefil olunan şey (adam ve mal), gâib olur ve gâib olduğu mekân da bilinmezse, kefil olan kimseden kefil olunanı huzura getirmesi talep olunmaz..
Velev kî köle olsun kefilin (ve kefil olunanın ve malın) ölümü ile, kefalet bâtıl olur. Fakat kendisi için kefil olunan ("alacaklı) kimsenin ölmesiyle kefalet bâtıl olmaz. Belki o kendisi için kefil olunan (alacaklı) kimsenin vârisi veya vârisi kefilden talep eder.
Kendisi için kefil olunan (alacaklı) kimsenin husûmet edebileceği bir yerde kefil olan kimse, kefil olduğu şey'i teslim ettiği zaman beri olur. (Kefillikden kurtulur) ve kefilin vekilinin ve elçisinin teslimi ile de kefil kefaletten beri olur. Kefil olunan (borçlunun) kendi nefsini kefilin kefaletinden için teslim etmesi ile de kefil berî olur. (Meselâ: Kefil yapılan bir adam olsa, ve kendini -alacaklıya- teslim etse, ona kefil olan kimse, kefaletten kurtulur. Zira maksad teslim etmekti. O ise hâsıl olmuştur) .
Eğer kefil olan kimse, kefil olunan şey'i Hâkimin Meclisinde teslim etmeyi şart koşsa, sonra onu sevk etmede teslim etse fakihîer (Alimler) dediler ki, bu kimse kefil olduğu şey'den berî olur. ("Kurtulmuş olur). Zamanımızda muhtar olan, o kefilin berî olmamasıdır.
Eğer o kefil olan kimse, kefil olduğu şeyi diğer bir Mısır'da (şehir ve vilâyette) teslim ederse, İmâmeyn'e göre, o kefil berî olmaz. İmam-ı Âznnı (R.A.)'a göre, beri olur.
Eğer kefil olan kimse, (kefil olduğu şey'i) geniş sahrada veya (hâkimi bulunmayan) bir köyde teslim etse, kefillikten berî olmaz.
Binâenaleyh bir kimse, diğer bir kimsenin nefsine şu şartla kefil olsa, o kefil olunan borçlu yarın kefil olunan şey'i ödemezse, «onun üzerinde olan şey'i (borcu) tazmin ederim» (dese), bu takdirde yarınki gün o borcunu ödemez ise kefil olan kimseye onun üzerindeki şey'i cu) ödemesi lâzım olur [115]
Eğer kefil olunan borçlu ödemeden ölürse, yine kefil olan kimse malı tazmin eder. Ve nefsine kefillikden de berî olmaz [116]
Eğer bir kimse, diğer bir kimse üzerinde yüz dinar (yüzaltm) Iıakijd (alacağı) olduğunu dâva etse, ister o altının (iyi, kötü ve başka şekilleri olup olmadığını,) beyan etsin ister beyan etmesin, sonra bir adam, o dâva olunana kefil olsa, ve «eğer yarın borcunu ödemezse, o yüzden Dinar benim üzerime» (dese) ve kefil olunan da borcu olan yüz dinar'i ödemezsöi o kefile yüz dinar, ödemesi lâzımdır. İmanı-ı Muhamraed fR.A.) için muhalefet vardır.
Had ve kısas lâzım olan kimsenin nefsine (îraam'ı Azam «R.A.n a göre), kefil olması için kefaletini vermekliği üzere cebrolunmaz. Şayet kendi nefsini cömertlikle kefil ederse, sahih olur.
tmâmeyn, iftira haddinde kisasda kefil olması üzere cehrolunur, dediler.
Fâsid ve âdil oldukları bilinmeyen ve halleri kapalı iki kişi, had ve kısas hakkında şahitlik etseler, o şahitlik yapılan suçlu hapsolunur.
Keza onun üzerine adalet sahibi bir kişi şahitlik etse, (tmam-ı Âzam «R.A.» a göre) yine hapsolunur. Bir rivayette tmâmeyn için muhalefet vardır.
Haraca; Rehin ve kefalet sahih olur. (Meselâ : Bir kimse üzerinde olan haraca kefil verse,- yahud rehin koysa, sahih olur. Zira haraç iste-? nen alacaklardandır, ve temin etmesi mümkün olan şeylerdendir).
Salıİh olan mal borcu olduğu vakitte velev ki meçhul olsun, maTa kefil olmak sahih oîur. (Mal'a kefil olmak şöyledir:) «bunun üzerinde olan bindirheme yahut onda olan şey'e yahut bu alış veris.de sana yetişecek olan şeye kefil oldum» (demesiyle kefalet sahih olur).
Keza eğer bir kimse, kefaleti münâsib bir şartla talik etse, hakkın vücubu şartı gibi ki» «falan ile alış veriş edersen, benim üzerimedir, yahut falan, senin neyini gasbederse, benim üzerimedir, yahut benim için onun üzerine lâzım olan şey benim üzerimedir veyahut satın aldığın şey'e müstehâk çıkılsa benim üzerimedir» demesi gibi (şeylerle kefalet sahih olar.)
Ve kefil ohınan Zevd gelirse, misilli istifade etmek mümkün olan şart gibi fşartlara talik edildiğinde kefalet sahih olur).
Ve eğer kefil olunan (borçlu) memleketten gâib olursa, misilli istifâde etmek nıüteazzir (güç) olan şart gibi (şartla talik edilen kefalette sahih olur).
Eğer bir kimse, kefalet şartını yelin esmesi ve yağmurun gelmesi gibi mücerred (ve zamanı meçhul) olan şarta talik ederse, talik bâtıl oı ur, kefftlet sahih olur. ,
Keza bu iki şartın birini (meselâ: Sâdece rüzgârın esmesine veya yağmurun yağmasına) vakit olarak tayin ederse, (zaman meçhul olduğu için) yine şart bâtıl olur. Fakat kefalet sahih olur ve derhal mal vâcib olur. Ve talip olan alacaklı, alacağını, asıl ve kefilden dilediğinden ister. Ancak kefil olan kimse, kefalet zamanında o asılın berî olmasını şart koşarsa, bu takdirde fasıl olandan talep olunmaz) vekile havale edilmiş olur. Nitekim havale, borçlunun berî olmaması şartı ile kefalet olduğu Eğer o alacaklı olan kimse, asıl veya kefil olanların birbirinden isterse, o alacaklı için diğerinden isteme hakkı vardır. ;
Eğer bir kimse, diğer bir kimsenin üzerinde olan şey*e kefil olsa, hâk sahibi olan kimsede o kefil olunan borçlunun Bin dirhe m borcu olduğuna şahid getirse, o kefil olan kimseye bin dirhemi vermesi lâzım olur. Ve eğer şahit getirmezse, kefilin ikrar ettiği şey, yeminiyle tasdik olunur. Ve asıl olan kimsenin kefilin ikrar ettiği şeyden ziyâde ikrar etse, o ziyâde olunan şey, ikrar eden asıl üzerine lâzım olur. (Zira başkasının üzerine ikrar edilen şey, o başkasına sirayet etmez. Ancak ikrar eden kimsenin üzerine lazım olur).
Eğer bir kimse, diğer bir kimseye (bana kefil ol diye,) emir vermeden kefil olsa, üzerine lâzım geleni edâ etse, o kimse kefil olduğu kimse için edâ ettiği şeyle rücû edemez. (Zira emri olmadığı için teberru olur). Şayet kefil olunan borçlu kimse, kefil olanın kefilliğine (Öğrendikten sonra) rıza gösterirse de (yine rücû edemez).
Asıl olan kimsenin borcunu edâ etmesiyle kefil olan kimse kefili olduğu şey'den berî olur (kefaletten kurtulur).
Eğer alacaklı olan talip, borçlu olan aslı borcundan ibra eder veya ona borcunun edâ vaktinden tehir ederse, kefil de berî olur ve ondan da tehir olunur. ;
Eğer alacaklı talip olan kimse, kefili ibra eder veya ondan ödenecek korca tehir ederse, asıl olan kimse ibra olunmuş olmaz ve ondan tehirde olunmaz.
Eğer bir kimse, peşin ödenecek borcu bir vakte tecil ederek kefil •Isa, asılın üzerinden de tecil olunur.
Eğer kefil olan kimse- (alacaklı ile) bin dirhem alacağı hakkından ü dirhem üzerine sulh olsa, asıl ile kefil berî olarak (kurtulmuş olurlar,). Eğer kefil olan kimse, (alacaklı ile) bin dirhem alacağı hakkından başka cins bir şeyle sulh olsa, o kefil o bin dirhemi almak üzere asıla rücû eder.
Eğer kefil olan kimse, kefillik îcabeden şeyden sulh olsa, kefaletten berî olur (kurtulmuş olur), asıl olan kimse beri olmaz.
Eğer alacaklı talip olan kimse, kefiFe emriyle «seni maldan berî ettim, yâni benim tarafımdan sende olan malımdan berî oldun» (dese), kefil olan kimse asıla rücû eder.
Keza, İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre «sen berî oldun» dese, yine kefil asıla rücû eder. İmam-ı1 Muhammed ÇR.A.) için muhalefet vardır.
Alacaklı olan kimsenin kefil olan kimseye, «seni ibra ettim» demesinde ise, kefil asü'a rücû edemez (zira, ibra kelimesiyle söylenen etimle alacaktan tamamen kurtardığını beyan eder).
Eğer talip olan alacaklı kimse hazır olsa, bütün suret (ve şekil) lerin hepsinde onun beyânına rücû olunur.
Kefaletten berî olmak şartına talik etmek diğer birliklerde olduğu gibi sahih olmaz. Muhtar olan ise, sahih olmasıdır. (Meselâ: talip olan alacaklı kimse, kefil olan kimseye «yarın geldiği vakit seni kefillikten berî ettim» dese, bâzılarına göre sahih değildir. Ama muhtar olan kavil üzere ise, talik sahih olur).
Kısas ve hadler gibi kefilden temin etmek müteazzir (güç olan şeyle) kefalet caiz değildir.
Ve başkası ile zam edilmiş (bitiştirilmiş,) olan ayan (eşyalar) la kefalet caiz olmaz. Teslim almazdan evvel satılan bir şey'i ve rehin verilmiş olan şey'i de teslim almadan evvel satılana kefil olmak gibi (bunlarda da) kefalet sahih olmaz.
Bedeli kitabet gibi sahih olmayan borçla kefalet sahih olmaz. İster o kefil hür kimse olsun, ister köle olsun.
Keza bir kölenin çalışarak Ödemesi lâzım gelen şey'in bedeli ile de İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, kefalet sahih olmaz.
Muayyen bir hayvanı getirmek üzere veya bir muayyen kölenin hizmetine kefil olmakla da sahih olmaz. Fakat muayyen olmayan hayvanın getirilmesine ve kölenin hizmetine kefalet sahih olur.
Müflis olan Ölünün borcuna kefalet sahih olmaz. (Zira ölünün borcu kendi zimmetine taallûk eder. Dünyada ödemediği takdirde ahirette ondan o hak talep olunur). Bu mes'elede İmameyn için muhalefet vardır.
Alacaklı olan talip kimse, Meclisde kefaleti kabul etmeden kefillik sahih olmaz. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.); talip olan alacajklı kimsenin gâibliği halinde kefil olduğu vakit, ona haber yetiştirdiğinde icazet verirse (rıza gösterirse,), kefalet caiz olur, dedi;
Binâenaleyh bir hasta vârisi için «üzerimde olan borca benden kefil ol» dese, ve bu vâris alacaklıların gâibliği hâlinde iken kefil olsa, bütün imamların ittifakı ile kefalet caiz olur.
Eğer o hasta, kefilliği vârisinden başkasına bu kefaleti söyle, (yâni hasta olan kimse, yabancı bir kimseye, üzerimde olan mala kefil ol, dese) meşâyih bunda ihtilâf etti.
Bizatihi kendi nefsi ile ilgili olan şeylerle meselâ: satmahnacak şey, paha tâyin edilerek kabzedilmiş, gasbolunmuş ve fâsid olan alış verişle satılmışlarda kefalet caiz olur (yâni bir kimse bir şey satm almak üzere itirazsız alsa ve bir adam da ona kefil olsa. kefaleti sahih olur. Eğer o mevcut ise aynısı teslim olunur. Eğer helak olunursa, kıymetini tazmin eder).
Satılan malı, alana ve rehin yapılmışı, rehin yapılana ve rilmişi icara tutana teslim etmeye kefil olmakta caizdir. [117]
Kefalet İle İlgili Fasıl
Eğer borçlu olan asıl, borcunu kefile verse, kefil alacaklı olan talibe vermezden evvel asıl onu (verdiğini) gerisin geri almaz. CZirâ o malın hakkı teslim olan kefile taallûk etmiştir).
Kefil, teslim aldığı şeyle bir kâr elde etse, o kâr kefilin hakkıdır ve o kârı tasadduk da etmez. (Zira teslim alması ile mülkü olmuştur,). Fakat kefilin, bu kâr ettiği şey'i matlûba (yâni asıla) reddetmesi daha sevimlidir, eğer kefil'e verilen şey buğday gibi tâyin edilmiş bir şey olursa, İmâmeyn için muhalefet vardır.
Eğer asıl olan kimse, kefil'e kendine (asıla) veresiye ve pahası fazlalık ile bir elbise ile almasını emretse, kefil de onu işlese (yâni elbiseyi fazla paha ve veresiye île alsa), elbise kefil için ve kâr da onun (kefilin) üzerinedir, (Meselâ: asıl olan kimse, kendi kefiline bana bir elbise satı-nal ve satanın senden kâr edip senin yaptığın zarar ve ziyan benim üzerime olsun, dese kefil de bir tâcir'e gelipbirelbıse yahut bir araz - kumaş ve eşya talep etse. tacir olan kimse de kâr talep edip ribâ'dan - faizden korksa, geri on dirhem değer elbiseyi veresiye ile 15 dirhem'e satsa, onu satmalan onu pazarda on dirheme satsa, ve kendi üzerine satıcı için onbeş dirhem edâ etmek vâcib olur. Bu taktirde, elbise kefilindir. Ve o satıcının kazandığı beş dirhem yine kefil üzerinedir. Bu şekildeki muameleye «Bey'i iyne» ismi verilir. Daha geniş malûmat yukarıdaki bahislerde - Meselâ, sarf bahsinde ve diğer bahislerde izah edilmiştir.).
Bir kimse, diğer bir kimseye borçlusunun üzerine takarrür eden şey'e kefil olsa, yahut onun borçlusunun üzerine kendine Ödenmiş hakka kefil olsa, sonra borçlu olan kîmse, gâib olsa, gâib olduklarından sonra talip
olan kimse de kefilin üzerine şahit getirse ki, gâib olan borçlu üzerinde bin dirhemi vardır, işte o talibin getirdiği delil ve diktiği şahit kabul olunmaz.
Eğer talip olan kimse, o gâib olan Zeyd'in üzerinde bin dirhemi olduğuna şahit dikse ve bu kimse kendi emri ile onun kefilidir, diye dâva etse, (Zikrolunan bin dirhem) ikisinin (yâni asıl ile kefil'in) üzerine hükmolunur. Ve eğer tâlib olan (alacaklı) kimse, o gâib olan kimsenin üzerine emirşiz kefil oldu ise, bu takdirde yalnız kefil üzerine hükmolunur [118].
Pahanın ulaştırma tazminatı, satış zamanında müşteri için teslim etmektir ki, o tazminattan sonra satılan şey'in tazmin dâvasını iptal eder.
Keza eğer falan kimse yazılan mülkünü sattı veya kafi bir' muamele ise sattı diye yazılmak üzere temessük edilerek mühürlenir ve böyle olduğuna şahit şahadetini yazarsa, yine dâva bâtıl olur. Fakat bir kimse, şehâdetini alış verişi kesinleştirenlerin ikrarları üzere yazsa, yu-karıki mes'elenin muhalifidir.
Bir şey'in satışına vekil olan kimsenin, müvekkil için o satılanın parasını tazmin etmesi (Mes'elesiJ bâtıldır.
Keza şirketi müdârebe ile ortak olan kimse, mal sahibi için parayı tazmin etme (mes'ele) si bâtıldır.
Ve iki ortakdan birisinin bir pazarlıkda sattığı şey'in parasından ortağının hissesini tazmin etmesi bâtıl olur. CMeselâ: İki kişi bir kişiye bir pazarlık ile bir köle sat salar, ikisinden birisi kendi ortağına parasından hissesini tazmin etmesi bâtıl olur. Zira bu pazarlıkla olduğu için para ikisinin arasında müşterek olur. Ve ikisinin biri diğerinin hissesini tazmin etmesi arasında müşterek olur. Ve ikisinin biri diğerinin hissesini tazmin etmesi sahih olaydı kendi tazmin etmesi lâzım olurdu, bu ise bâtıl ve manasızdır).
Şayet satış iki pazarlıkla olursa, tazminat sahih olur, (Zira bu şekildeki satışda ortaklık olmaz).
Müstehak çıkılarak elde edilenin, haraç ve kısmetin tazminatı sahih olur. ,
Keza müslümanlara hak tarafından inenlerin tazminatı da sahihtir. (Bu inen) İster ırmak kazmak ve bekçi ücreti gibi hak olan şey olsun, ister su havuzları gibi haksızlıkla olan şeylerde olsun.
Ahdin (Verilen sözünj tazmini bâtıldır. (Meselâ: Bir adam, diğer bir adamdan bir köle satın alsa, bir adam da bunun ahdini - sözünü tazmin etse bâtıl olur. Zira ahdin mânası muhteliftir).
Keza halâsın (bir şeyden kurtarmanın), tazminatı da (İmam-ı Âzam «R.A.»a göre) bâtıldır. Imâmeyn için muhalefet vardır.
Eğer kefil olan kimse, «Ben bir ay'a kadar tazmine kefil oldum» dese, talip olan kimse de «belki hâlâ tazminata kefil oldun» dese, söz kefil içindir. İkrarda ise, söz ikrar olunan kimse içindir. (Meselâ: bir kimse, diğer bir kimsenin bende bir ay'a kadar yüz dirhem hakirin vardır, diye ikrar etse, ikrar olunan alacaklı kimse, yüz dirhemi olduğunu tasdik edip tecil edilen vakti inkâr etse, söz ikrar olunan alacaklınındır. Yâni alacaklının tedbirsiz hemen alma hakkı vardır).
Satılan şey'e müstehak çıkıldığı zuhur etse, satıcıya satılan malın pahası, ödenmedikçe, kendisine tazmin etmesi gereken kimsenin tutulması olmaz. [119]
İki Adam Ve İki Kölenin Kefaleti Babı
İkisi üzerinde borç olan kimselerin, her biri diğer arkadaşına kefil olsa; ikisinden birisi edâ edip ödediği şey'i almak üzere diğerine müracaat etmez. Ancak edâ eden borcun yarısından fazlasını ederse (bu takdirde o ziyâdeyi almaya rücû eder. Zira iki kişinin her biri üzerinde olan borcun yarısını edâ etmede asıldır,)[120].
Eğer iki kişi. birkişinin üzerinde olan mal'a kefil olsalar, ve bu iki kişinin her biri kendi arkadaşının üzerinde olan bütün mal'a kefil olsa, bu takdirde ikisinden birisi şu edâ ettiği şey'in yansı ile arkadaşının üzerine rücû eder. Veya edâ ettiğinin yarısı ile o aslın üzerine rücu eder, eğer asim emri ile kefil oldu ise (zira ikisinin de üzerinde olan şeyde beraberdirler ve Ödedikleri şey umumî olarak ikisinin üzerinedir).
Eğer talip olan alacaklı kimse, iki kefilin birini İbra etse (kefaletten kurtarsa,) talip için malın tamamı ile diğer kefili tutması vardır.
Eğer şirketi müfâveza ile ortak olan kimseler, o şirketi müfâvezayı feshetseler, alacak sahibi için alacağının tamamını iki ortakdan dilediğinden alma hakkı vardır.
İki ortakdan biri edâ ettiği şey (borç), yarısının üzerine ziyâde olmadığı vâkît, edâ ettiği şey için diğer ortağına müracaat etmez.
İki köle bîr pazarlık ile bedeli kitabete ağa ile anlaşsalar, ve o iki kölenin her birisi diğer arkadaşına kefil olsa (Iar), her biri bedeli kitabet malından verdiği şey'in yarısı ile diğerinin üzerine rücû eder.
Eğer o iki kölenin efendisi olan kimse, bedeli kitabete kesilen kölenin .-biçim kitabet malını edâ etmezden evvel âzad etse, sahih olur ve efendi için diğerinin hissesini bizzat kendisinden veya kefalet cihetiyle âzad olunan kimseden alma hakkı vardır ve âmel olunan kimse ancak, edâ ettiği şey'i sahibinden almak üzere müracaat eder.
Eğer bir kölenin üzerinde başkasının malı olsa, o köleye edâ etmesi vâcib olmaz. Ancak fizad olunduktan sonra edası vâcib olur, (zira, köleliği hâlinde iken mâlik olduğu malın tamamı efendisinindirj. Binâenaleyh derhal kefil olmak lâzım olur.
Eğer kefil olmayan kimse, kölenin üzerinde olan malı edâ etse» onunla kölenin üzerine rücû etmez. Ancak âzad olunduktan sonra rücû eder.
Eğer bir kimse, bir kölenin boynunun kendinde olduğuna dâva etse, o boynu dâva olunan köleye diğer birisi k&il olsa, bu köle kefaletten sonra ölse ondan sonra davacı olan kimse kölenin kendisinin olduğuna dâir delil dikse, o köleye kefil olan kimse, onun üzerine (alacaklıya) kıymetini tazmin eder.
Eğer bir ağa, kendi kölesine onun emri ile kefil olsa, yahut borcu olmayan bir köle kendi ağasına ağasının emriyle kefil olduktan sonra fizad olunsa, köleden ve ağadan herhangi birisi bir şey edâ etmiş olsa, köle, efendisinin Üzerine ve efendisi kölesinin üzerine edâ ettikleri şey için rücû etmez. [121]
Havale Bahsi
O (Havale); Bir borcu, bir zimmetten diğer bir zimmete nakletmektir. (Yâni borçlunun simmetinden alacaklının zimmetine nakletmektir).
(Havale), Mal sahibinin ve havaleyi kabul edenin rızası île borç da sahih olur. Aynda (Yâni, öküz, at ve emsali hayvanlar ve mallarda) sahih olmaz [122]. Ve yukardaki gibi borçlunun rızası da lâzımdır, denildi. Herhangi bir zaman havale tamam olduğu vakit borçlu kurtulmuş olur.
Binâenaleyh mal sahibi olan kimse, borçlunun terekesinden alamaz, lâkin helak olmasından korkulduğu için kefil olan, veresenin veya borçlunun alacaklarından alır.
Mal sahibi (alacaklı), borçlunun üzerine rücû etmez. Ancak hakkı helak olduğu vakit frucû eder)[123].
O (Helak olmak): Havaleyi kabul eden kimsenin müflis olarak ölmesi veya havaleyi inkâr edip yemin etmesi ve o havale üzerine de şâhid (ve delil) in bulunmasıdır. İmâmeyn'e göre, (o helak): Hâkimin o havale kabul eden kimseyi hayatında iken yine iflâs ile hükmetmesidir.
(Havale,): Emânet edilen dirhemlerle (Paralarla) sahih olur. (Meselâ: Zeyd, Amr'in yanında emânet yoluyla bin dirhem emânet koysa, Zeyd'in de Bekir'e Bin dirhem borcu olsa, Zeyd Bekir'i o Amr'de olan bin dirhem'e havale etse, sahih olur).
O emânet olan dirhemlerin helaki ile havale kabul eden kimse, berî olur. Havale gasbolunmuş dirhemler ile havale sahih olur ve gasbolun-muş dirhemlerin helâk'ı ile havale kabul eden kimse, berî olmaz (Yâni kurtulmuş olmaz).
Havale; borçla, Emânetle ve gasb ile mukayyed olduğu vakit, borçlu olan kimse, havale kabul eden kimseden talep etmez. Bununla beraber mal sahibi olan kimse, o borçlu olan kimsenin ölümünden sonra borçlu için (onları) İsteme hakkı vardır.
Havale kabul eden kimse üzerinde veya yanında olan şey'i borçlunun havaleyi alması ile havale bâtıl olmas. Havale kabul eden kimse, borçlu olan kimseyi havale ettiği şey'in misli ile talep etse, borçlu olan kimse de havaleyi kabul eden kimseye «benim sende olan borcum ile havale ettim» dese, bu sök delil (ve şahit) siz kabnl olunmaz.[124]
Eğer borçlu, mal sahibine havale edip teslim aldığı şey'i talep etse, mal sahibi de o borçlu olan kimseye «sen beni üzerinde olan benim borcuma havale ettin» dese, mal sahibinin sözü delilsiz kabul olunmaz (Söz borçlunundur).
Süftece mekruhtur. O (Süftece), yolun tehlikesini düşürmek İçin verilen ödünç'dür (yâni bir kimse, bulunduğu memleketten diğer bir memlekete para göndermek isterse, lâkin yolda harâm'i-Eskiya ve soyguncuların korkusundan emânet yoluyla göndermekten korkmasiyle bir kimseye Ödünç verip «Falan memlekette^ olan falan arkadaş veya ortağima teslim et» demektir ki, bu şekildeki muamele mekruhtur. Zira Peygamber (S.A.VJ Efendimiz menfaat celb eden ödünç vermekten nehyet-miştir) . [125]
Kaza (Hâkimlik) Bahsi[126]
Kaza, ("hâkimlik) : Ulemânın İcmâ'i İle farz'ı kifâyeden'dir ve iki hasmın arasında hak ve adaletle hükmetmek, karar vermek en kaırij farzlardandır ve efdâl olan ibâdettendir [127].
Kâzüiğe (Hâkimliğe) ehil olan şol kimselerdir ki; şehâdete malı (yâni Şahidte şart kılınan her şey Kâzide de şart kılınır).
Kâziliğe ehliyetin şartı şelıâdetin ehliyetinin şatidır (Yâni şahitte akıl, hürriyet ve adalet şart kılındığı gibi, kâzide de bunlar şart kılınır).
Fâsik olan kimse, kâziliğe ehildir (bâzılarına göre, kazası - hükmü asla sahih değildir. Zira fâsik kendi nefsine emin değildir).
Fâsik olan kimseye, kâzilik îâyıkdir, diyen imamların sözleri üzere hâkimlik görevini, taklid etmek ('vazife vermek) sahîh olur. Lâkin vâ-cibolan taklid olunmamak tır. (Gerçi taklid olunduğunda sahih olur ve mukallidi - taklid edeni günahkâr olur).
Fâsık'ın şahadetinin kabulü sahih olduğu gibi (fâsık hâkimliğe ehildir;.
Fakat vâeib olan şahadeti makbul olmamaktır.
Eğer adaleti olan kâzi (Rüşvet almakla veya Zina yapmak veyahutta içki içmekle) fâsık olsa azle müstehak olur[128]
Zahir olan mezhepte azil olunmaz ve ekseri meşâyilı azil olunmamak üzere hüküm vermişlerdir.
Eğer kâziliği rüşvet ile ele geçirdi ise, kâzi olamaz. ('Ve bir maddede hüküm verdiği takdirde hükmü nafiz - geçerli olamaz, sahih olan budur).
Fâsık olan kimsenin Müftü olmağa selâhiyeti vardır (yâni müftü o ması sahihtir ve bâzılarına göre ise, müftülüğe salâhiyeti yoktur) [129]
Kâzi olan kimsenin kötü ahlâklı ve kötü sözlü olması, mütekebbir (kibirli) ve hakka muhalif olması lâyık değildir (güzel ahlâk sahibi olmak gerektir,). (Zira Hz. Resulüllâh «S.A.V.» m halifesidir).
Kâzi olan kimse, dininde mevsûk-unbih (yâni îtimad edilir kimse olmalı), ve afif olmakta ("haramdan çekinmekte itimat edilir kimse olmalı - zira iffet dinin esâsıdır).
(Hâkimin) aklında (Zira akıl raedâr'ı tekliftir), salahına (zira zıd-dında fesad vardır), fehminde - anlayışında (Zira fehmi olmasa hasımların sözlerini tasvir edemez), Peygamber (S.A.V.) rnin sünnetine âlim olmakta' ('yâni Hz. Rasûlün sözlerine ve fiillerine muttali olmasında), sahabelerden rivayet edilen âsâra (ahkâma - âlim olmasında) ve vûcüh'ü Fıkıhta (yâni vâki olan vak'alara dâir mes'elelerde ve kıyaslarda âlim olmaktır. Hâsılı hüküm verme yetkisine sahip olan kimse, bu zikrolunan bütün vâsıflarda itimada lâyık âlim ve fakih olması gerekmektedir)[130].
Müftü, olan şahısa da, bu zikrolunan bütün vâsıflarla muttasıf olması lâyıktır.
Hâkimlikde içtiha ehli olmak, evleviyyet şartıdır.
(İçtihadın mânası: tnsan, Kudret ve İçtihâd, maksada naile olmağa sarf etmektir (ve müctehidhı mânası Allah (C.C.) in kitabı ve Rasûlü (S.A.V.) nün sünnetinde olan ahkâm ve eşyanın tamamına âlim, vâkıf olmaktır. Yâni kâzinin müçtehid olması şartı, evlâlık ve üç imam indinde şart-ı cevazdır ve Kâzinin müçtehid olması şartı, evleviyyet olduğuna göre) bu takdirde kâziliği câhile taklid etmek (vermek) sahih olur. (Zira kaza başkasının fetvasıyla caizdir. Şâfiîlere göre ise caiz değildir).
(Bir kimseye kâzüik verilmek istense, Ahkâm ve ilimde) Kudretliyi ve diğerinden evlâ olan kimseyi vazifelendirmek ve ihtiyar olunmak gerektir.
Başkalarına zulüm ve cevr yapacağından korkulan kimseye ve kâJzaya kâim olmasında âciz olmasından korkulan kimseye, kazayı taklideylemek ("hâkimliği vermek) mekruhtur.
Kendi nefsinden (kâziliğin), farzının edasına sikası olan (îtimad eden - güvenen) kimsenin kâzi olmasında beis (ve mahzur,) yoktur.
Kâziliğe tâyin edilen kimse için (kendisinden başka kâziliğe lâyık şahıs bulunmadığı zamanda) kâzi olması veya ihtİyaretmesi (farzı kifayetken) farz-ı âyin olur.
Hiç kimse kâziliği kalbi ile talep edip ve Hsâniyîe istememelidîr.
(Yâni kendisi istenmelidir).
Kâziliği (Hâkimliği), zulüm sahibi olan (âdil olmayan) Sultandan taklid eylemek (yâni onun vazifelendirmesi ile kâzi olmak,) ve ehli bâği-den (yâni sultanın taatından hâriç olan kimselerden) taklid eylemek caizdir. Ancak o âdil olmayan zâlim veya azgın olan emir, o, Kâzİyi hak ile hüküm vermekten temkin ettirmezse (Meselâ: Ona Şer-i Şerife muhalif şeyler irtikâb etmesine emretmesi gibi, bu takdirde ondan taklid -vazife almak caiz değildir).
Kâzi, Sultan tarafından (Devlet Reisinden) başka hâkim yerine vazife verilmiş olsa, evvelâ kendisinden evvel olan hâkimin dîvanını talep eder (delilleri tetkik eder).
O, Divan ise, kendisine siciller ("deliller) konan kâse (torba, dosya ve kasadır). Ve muhazırları (Hâkimin huzurunda hasımların ifâdeleri yazılan şey'i,) bunlardan başka olan şeyleri (Meselâ vâsilerin, evkaf ve taktir olunan nafakaların yazıları gibi şeyleri), talep eder.
Yeni mütevelli olan (vazife alan) kâzi, azlolunan kâzideki kâseleri (dosyaları) almaları için iki emin kimse gönderir o kâseleri azledilen kâzinin huzurunda veya emin olduğu kimsenin huzurunda teslim alırlar ve o gönderilen iki emin kimse o sicil kâselerini (ve dolaplarını) azledilen kâziden birbir isterler ve o iki emin olan kimseler o sicillerin her nev'ini bir sahtiyan kâseye ('veya torbaya) bir cins olarak ayrı ayrı koyarlar.
Yeni kâzi, (evvelâ Hükümet mahalline oturur ve orada) Mecûsi olan adamların hallerini tetkik eder ve her birisi ne sebepten hapis olduklarını istifsar eder (araştırır ve inceler,).
Bir kimse, (Mecûsi'de) bir hak olduğunu ikrar ve itiraf ederse, veya inkâr edip üzerine hak sabit olduğuna delil dikerse, onun (Mecûsi'nin) hapisliğini devam ettirir.
Yeni Hâkim, o mahkûmlar hakkında, azledilen Hâkimin sözü İle amel etmez.
Ancak ikrar etmeyip delil de bulunmasa, O Mecûsi'nin üzerine nida ettirilir; («Her kimin Mecûsi olan falan oğlu falanda hakkı .varsa şer'i şerif meclisinde hazır bulunsun» diye nida ettirilir, eğer bir k'mse gelip -dâva edip bîr şey isbat ederse Mecûsi üzerine hükmolunur. Hiç bir kimse, gelmeyip - bir şey isbat olunmazsa), kefil alındıktan sonra serbest bırakılır.
Yeni mütevelli oîan kâzi (Hâkim), vediaya (emânete) taallûk eden maddelerde ve evkafın ücretine taallûk eden dâvalarda delil ile amel eder veya o şey elinde olan kimsenin ikrarı île amel eder (Zira ecnebinin ikrarı makbul değildir). Azledilen kâzinin sözü ile amel etmez.
Ancak, elinde olan kimse, elinde olan şey'i azledilen kâziden aldığına ikrar ve itiraf ederse, bu takdirde azlolunan kâzinin sözüne göre amel eder.
Yeni kâzi, Hüküm (karar,) vermek için Mescit'de açık bir şekilde (yâni gizli ve saklı olarak değil, alenen) oturur. Fakat Câmi'de oturması evlâdır (Zira Cami Mescidden daha büyük ve şöhretlidir,).
Eğer kâzi kendi evinde oturup insanlara, oraya girmelerine izin verirse, beis yoktur. (Zira Hüküm ibâdettir, bir mekân'a mahsus olmaz, fakat halk ortasında oturması efdâl ve âmmeye daha menfaati idir).
Kâzi olan kimse, hiç kimseden hediye kabul etmez. Ancak kendi akrabasından veya eskiden beri kendisine hediye veren kimseden kabul eder ve bu iki kimsenin hediyelerinin kabul olunmasının şartı, husûmetleri olmadığı takdirde ve hediyeleri dahi mûtaftdan (eskiden devamlı verdiklerinden) ziyâde değil ise. (Zira ziyâde olsa, hâkimin hükmünün maslahatı için olur.)
Kâzi olan kimse, umûmî olan davetlere gider, husûsî olan davetlere gitmez.
Husûsî olan davet: Kâzinin kendisi hazır bulunmasa, o yemek hazır-lanmayacaktır.
Kâzi, cenaze namazında hazır bulunur ve hasta olan kimseleri ziyaret eder.
Kâzi (Hasımlarda vaki olan sözleri kendisine anlatmak için,) tercüman ve (vâki olan maddeleri kayıt edip tahrir etmek için) bir kâtip bulundurur.
(Hâkim) olan kimse, iki hasmın arasını; oturmada, ayakta durmada ve bakmada müsavi tutar.
İki hasmın birisi ile gizlice konuşmaz, ve birisine işaret etmez, birisine ziyafet verip diğerini terk etmez (Zira müttehim olur), birinin yüzüne gülüp öbürüne yüzünü ekşitmez. (Suratım asmaz), hasımlardan birisi ile latife yapmaz ve iki hasmın birine delilini telkin etmez, (Yâni hasma, «sana cevabı nâf'i ve vâki şöyledir» demelisin demez, zira kâzi müttehim olduğundan başka diğer hasmın kalbi kırılır. Belki de bir husustan dolayı hakkını terkeder).
Hâkimin, şahit olan kimseye «Falan mânaya şehâdet eder misin?» diye Hüccetini (delilini,) telkin etmek mekruhtur.
tmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)., töhmet olan yerin dışında şahide telkin etmeyi güzel görmüştür (fakat töhmet olan yerde ittifakla câîz değildir).
Hâkim, hüküm verilen yerde alış veriş yapmaz (Zira alış verişte de töhmet vardır). Ve ne hasım ile ve ne de başkası ile hüküm verilen meclisde latife yapılmaz. (Zira halk arasında saygı ve değeri düşer).
Eğer Hâkim olan kimseye, Gam (keder) veya uyku, veya kazab, veya açlık, veya susuzluk veyahutta kazâ'i hacet arız olursa, iki hasmın arasında hüküm vermekten kaçınır. (Zira hüküm vermek Tefekküre - düşünmeğe muhtaçtır ve bu arız olan şeylerle tefekkür kabil değildir ve bunların her birinde hususî yasaktık vârid olmuştur)[131]
İki hasım tekaddüm edip, Hâkimin huzurunda bulunsalar, Hâkim muhayyerdir, isterse iki hasma «dâvanız nedir» der, isterse sükût eder, iki Hasımdan biri konuşursa, Öbürünü susturur (Tâ ki o hasım sözünü bitirip - diğeri mes'ul olsun - sorguya çekilsin). [132]
Hâkimin Hapsetmesiyle İlgili Fasıl
Hak, davacı için sabit olup, kendi hasmının hepsini is eğer o hak ikrar ile sabit oldu ise, hasım sabit olan bakkm
(ödenmesine) emir olunup - imtina etmediği (çekinmediği) - müddetçe hâkim o hasmı Cdâvalıyı) hapsetmz<:. Ancak (Hâkim) Ödenmesine emredip (davalı da) ödemekten kaçınırsa, hapseder.
Eğer o hak. beyyine (delil - şahit,) ile sabit olursa, hakkın sahibine vermesine emretmeden evvel '(dâvâlıyı) hapseder. Emirden evvel hapso-lunmaz da denildi.
Eğer1 davalı olan hasım kendisinin fakir olduğunu iddiada bulunsa, hâkim onu hapseder, para ve karz (ödünç) gibi şeylerde mal bedeli olması tarikiyle lâzım olan her şeyde.
Veya hâkim kendisinin fakir olduğunu iddia eden hasmı yerine hapseder, hanımının mihri muacceli ve kefaleti gibi şeylerde kendi nefsine iltizamı tarikiyle lâzım olan her şeyde.
Yukarıda bahsedilenlerden başkalarında hapsetmez (meselâ: Tazminat, telefat, yara - cinayetler, nafakalar gibi şeylerde).
Ancak kendisinin fakir olduğunu iddia eden kimsenin hasmı, malı olduğuna şahit dikse, bu takdirde dâvâlıyı hâkim hapseder.
Hâkim olan kimse, dâvâlı olan fakiri bir müddet hapseder ki tâ zan-nina eğer bu fakirin malı olsaydı, bu kadar müddet zarfında İzhar ederdi (açıklardı) diye, zannı galebe edinceye kadar, sahih olan da budur.
îki veyahutta üç ay hapseder de denildi.
Eğer bu müddetten sonra malı olduğu meydana çıkmazsa, hâkim o (fakiri) biraklverir.
Ancak, o fakirin hasmı, bunun zengin olduğuna delil dikerse, bu takdirde de hapsi müebbed (devanı) ettirilir. (Zira o adamın hakkım vermeğe kadir iken vermekten kaçındığı cihetten müebbed hapse müs-tehak olur).
Hâkim» bir kimseyi hapsolunmağa emrettiği zaman, o kimse de «ben fakirim ve fakir olduğuna delilim (şahidim) vardır» dese, hâkim onu hapsetmeden önce şahidini dinlemez. Bütün Meşâyih bunun üzerinedir. (Zira delil'i nefîdir, bir müeyyid ise hapistir).
Erkek kendi hanımının nafakası için hapsolunur (Zira vermesinden kaçınmakla zâlim olmuştur).
Baba olan kimse, kendi çocuğuna karşı olan borcundan dolayı hapso-Iunmaz. Ancak, Baba kendi çocuğuna infak etmekten kaçınırsa, o zaman hapsolunur. (Zira bu surette hapsolunması zulüm değildir) [133].
Eğer ki, hapiste yatan kimse hastalansa, hapisten çıkarılmaz, o haş-? tanın hapishanenin içinde kendisine hizmet eden kimsesi varsa, eğer hizi met edeni yoksa hapisten çıkarılır.
San'atkâr olan kimse, hapiste olduğu takdirde, hapishane içinde san'j atıyla meşgul olmaya imkân verilmez, sahih olan da budur.
Hapiste bulunan kimse, kendi cariyesini vat (Cima) etmeye imkân verilir, eğer o hapishanede . o mahpusta bu mânaya kabil bir halvetti kalmak imkânı var ise,
Hâkim, o hapiste bulunan fakirin ve ğuramasımn (alacaklısının) araşma perde çekip - mâni olmaz (yâni ErbaVi Hukuk'a haklarını talep etmekten mâni olan ve Erbab'ı Hukuk olan kimselerde o kimseyi) mülâ-zemet ederler (alacaklı ile gezdirirler) ve onu tasarruftan ve sefere gitmekten alıkoymazlar ve bir şey'i kazandığı takdirde o kazancın fazlasını alırlar ve (alacaklılar) aralarında hisseleri miktarmca taksim ederleri
Mülâzametin mânası: Gurama (alacaklı) o hapisten çıkarılan kimse ile (her nereye teveccüh ederse) beraberce gezmesidir.
Eğer o alacaklıların semtinde olan (mahkûm) kendi evine girerse* alacaklılar da borçlunun kapısının dışarısına otururlar.
Eğer erkeğin alacağı, bir kadının üzerinde olsa, alacak sahibi olan erkek o kadına mülâzamet edip beraberce gezemez, belki o borçlu kadınla kendisi gibi emin olduğu bir kadm gönderir.
İmâmeyn (R.A.), dediler ki, o mahkûm olan kimseyi Hâkim müflis olduğuna (iflas ettiğine) karar verir, bu zamanda da kendisiyle aîacaklısımn arasına hâil (perde) çeker ve mâni olur, tâki alacaklı onun malı olduğuna şahit dikene kadar. [134]
[1] Bu bahsin evvelinde gereken bâzı bilgiler arzetmek daha yerinde olacaktır.
Büyü - Bey'in Cem'idir. Bey' ise, lügatta; Satmak ve satın almak mânasmdadır. Mutlak mübadeledir. Yâni Malı mala değişmektir ki, Şir-ânın - almanın zıddıdır.
Beyi' - Mülkden çıkarmak ve mülke katmak ile de tâbir olunur. Bu cihetle, bey' azdaddandır. Yâni satmak ve almak mânasında kullanılır. Şirâ - almak lafzı da böyle satmak ve almak mânalarına kullanılarak azdaddan olur.
Şeriatta bey: Bir malı başka bir mal ile ve iki tarafın rızalariyle değişmektir.
Bey'in şartı: Satan ve alan kimselerin ticarete ehil olmalarıdır.
Beycin Rüknü : îcâb ve kabulden ibarettir. îcâb : Taraflardan biri-( nin evvelâ söylediği söz (sattım gibi) veya işlediği fiildir. Ona cevaben ' söylene^ (aldım gibi) veya yapılana da «kabul» derler.
Alış Verişler Bahsi
Bey'in Hükmü : Alan kimsenin satılan mala ve satan kimsenin de malın bedeline (Paraya ve pahasına) mâlik olmalarıdır. Bu mâlikiyyet, Vâcib, Mendûp, Mubah, Haram ve Mekruh da olabilir.
Bey'in = Alış verişin hikmeti meşrûiyyeti: Geçim yollarının teessüsü ile ferdler arasında hırsızlık, hıyanetin, yağmacılık, hiylebazlık ve yankesicilik gibi kötülük ve husûmet kapıları kapanarak hakikî dirlik ve düzenliğin meydana gelmesiâir.
Cemiyet ve Milletlerin nizamı, hayatı ve bekası ancak beynelmilel iktisadî münasebetlerde mübadele kanunlarının adalet ve hakkâniyyet ölçüsüne muvafık bir şekilde kurulması ile mümkün olabilir.
Gerek ferdler ve gerekse cemiyetler, hayatî ihtiyaçlarını te'min için kendilerine lâzım olan eşyayı kimde ve nerede bulursa, oradan almağa mecburdur. Bu mecburiyet her iki tarafın rızası dahilinde ve İnsanî hürmet hislerin bulunması ile olmalıdır. Böyle olursa, o topluluk arasında tesânüd ve mükemmel bir yaşayış meydana gelir. İşte ferdlerin ve milletlerin huzuru da böylece temin edilerek mes'ud hayat sağlanmış olur.
Fakat ferdîer, Cemiyetler ve Milletler, birbirlerinin zaruret ve mecburiyetlerine bakmazlar ve belki zebunkeşlik ederek ihtiyaç sahiplerini ezmeye kalkışırlarsa, işte o zaman nizâlar, husûmetler, kıtaller, ihtilâller ve daha pek çok kötülükler baş gösterir ve hayatta nizam ve intizam diye bir şey kalmaz, görülmez olur. Bulunduğumuz asırda da bu hallerin hepsi meydanda ve olmaktadır. İktisadî ve içtimaî sistemin bozukluğu her asırda böyle fenalık ve kötülükleri tevlit etmiştir. El'an da hızıyla devamlı kötülükler tevlid etmektedir ve bu cemiyet hayatı böyle devam ederse, ardı-arkası kesilmeyen belâlar ve fenalıklar da devam eder.
Bu son cümlelerin ihtiva ettiği hükmü Resulü Ekrem (S.A.V.) bir Hadis-i Şerif de şöyle açıklamışlar :
«Muhakkak her ümmetin bir fitnesi (belâsı, musibeti ve felâketi) vardır. Benim ümmetimin fitnesi (Belâsı, musibeti ve felâketi) ise, maldır.» Tirmizi.
Alış verişin meşrûiyyetini nâtık şer'i delillerden bâzıları.
Kitabı İlâhiden birkaç âyeti celiyle meali;
«Ribâ (faiz) yiyen (ve alan) şu tefeciler (yok mu? Bunlar kabirlerinden) kalkmazlar, ancak şeytan çarpmış sar'ahlar gibi delilik isabet etmiş olarak kalkarlar. Bu ağır ceza onların (faizcilerin), alış verişi, ribâ (faiz) gibi (Helâl) dır, demelerindendir. Halbuki, Allah (C.C.) alış verişi helâl, ribâyı haram kılmıştır. Kim ki, Rabbı tarafından kendisine (faizden nehyeden) bir öğüt gelir de vaz geçerse, artık geçmişi ona, hük-müde Allah (C.C.) a âiddir. Her kim de (ribâyı helâl demeye) döner,
Mültekâ Tercümesi
(yeniden faiz alır) sa, bunlar da cehennem adamlarıdırlar ve orada dâimi kalırlar.» Bakara Sûresi, âyet: 275
Bu âyeti kerimenin evvelinde Cenab-ı Hak faizcilerin fecî akıbetlerini kendi îtikadlarına göre şeytan çarpmış sar'alılara benzeterek zikretmesi ve sonra bu tefecilerin, «alış verişde ribâ gibidir» suretindeki kanaat ve itirazlarına; «Allah (C.C.) alış verişi helâl, ribâyı haram kılmıştır.» Suretinde cevap verilmesi yalnız alın teri ile ve ticâret yolu ile yapılan kazancın islâmın beyan ettiği yol olduğunu açıkça ifade etmektedir.
Diğer âyeti celiyle mealleri;
«Alım, satım yaptığınız sırada şâhid tutunuz.» Bakara Sûresi, âyet: 283
«Cuma namazı kılınınca (Ticâret ve ihtiyaçlarınız için) yer yüzüne dağilıhız ve Allah (C.C.) 'in hazine'i kereminden (rızkınızı) arayınız. (Bu sırada) yine Allah (C.C.)'i çok zikrediniz, tâ ki felah bulaşınız! Halbuki (Ashabın) bir Ticâret veya bir eğlenti görünce (Guma hutbesini dinlemeyip) Ticârete dağıldılar da, (Ey Peygamber) seni (Minberde) ayakfa bıraktılar. Sen onlara Allah (C.C.) in Hazîne'i keremindeki hayır ve sevab eğlentiden de, ticâretten de hayırlı olduğunu anlat! Allah (C.C.) nzık verenlerin hayırlısıdır.» Cum'a Sûresi, âyet: 10-11
«îman edenler (Mü'minler)! malınızı aranızda haksızlıkla (kazanıp) yemeyiniz!. Meğer ki o kazancınız, her birinizin (alan ve satanınızın) rızasından (Doğan) bir ticâret (malı) ola.» Nisa Süresi, âyet: 29
Bu âyeti kerimelerden anlaşıldığı üzere, kazanç yolları arasında ticâretin en mubah ve en meşru ve rnerğub bir kazanç yolu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu sebeple Ashab-ı Kiram'm en yüksek rütbe ve fazilete sahip olmaları bile hayatlarını ticâretle, ziraat ve san'atla meşgul olmaları sebebiyle kazanırlardı. Selefi Sâlihîn efendilerimizden pek çokları da ayrı-ayrı sahalarda san'at ve ticâretle meşgul olmayı ihtiyar etmişlerdi. Hiç birisi halkın sırtında yük değil ve hiç birisi halkın minneti ve boyunduruğu altında yaşamamıştır.
Din ve îman yolunda hizmete koyulan kimselerde bu selefin ahlâkını kendilerine şiar edinmelidirler.
Bir Hadis-i Şerif de şöyle buyurulmuştur:
«İnsanlara yük olmayınız.»
Diğer bir Hadis-i Şerif meali;
«Dünyada zühdet (hırs ve tama'ı keserek haramdan kaçın) ki, Al-.». lah-ü Tealâ seni sever. İnsanların ellerinde (ve yanlarında) ki şeylerden zühdât (evlerine, mallarına ve kanlarına, kızlarına göz dikmek ve tamah etmekten kaçın) ki, insanlar seni sever.» îbni Mâce, Hâkim, Tabarâni.
Bey'i Şirânın - alış verişin meşrûiyyetini nâtık olan birkaç Hadis-i Şerif meali;
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize, kazancın hangisi daha helâldir, diye sorulmuş;
Resûlüllâh (S.A.V.) Efendimiz de:
«Kişinin elinin emeği ve mebrur (Helâl) olan her alış verişte,1» buyurmuşlardır. Bezzâr, Hâkim.
«Hiç bir kimse, elinin emeğinden daha hayırlı bir yiyecek yememiştir. Şüphesiz ki, Allah (C.C.) m Peygamberi Hz. Dâvud (A.S.V.) da elinin emeğinden yiyordu.» Buhâri.
Bu Hadis-i Şeriflere göre, kazancın en hayırlısı ve helâli emeği ile kazanılandır. El Emeği ve alın teriyle kazanılan ve her tevekkülünde bulunduğu ziraatçılık en helâl kazanç yollarından birisidir. Zira Ziraatçılık da, insanlar, hayvanlar, kuşlar ve kurtlar menfaatlanır.
Birçok büyükler de, el emeği ile kazanılan en helâl kazanç, kâfirlerle savaşarak, Cihad yapmak suretiyle kazanılan kazanç, olduğunu beyan etmişlerdir.
Diğer bir Hadis-i Şerif meali;
«Rızkın onda dokuzu, ticârettedir.» Said Bin Mansûr, Feyzülka-dir, C. 3
Bâzı kelimelerin ve alış veriş çeşitlerinin izahı:
Bey' - Alış verişle ilgili ve lüzumlu bâzı terim ve kelimelerin açıklanması lâzım ve fâideli olduğundan şöylece sıralayabiliriz;
Bâyî — Mal satan, satıcı.
Müşteri - Mal satın alan, alıcı.
Mebî — Satılan şey, satılan mal.
Mütebâyîan -— Satıcı ile alıcı demektir.
Âkideyn — Yine satıcı ile alıcı manasınadır. ^ Nukud — Nakdin cem'îsidir ki, Altınlar, Gümüşler, Paralar demektir.
Uruz — Paradan, Hayvanlardan, tartılan ve kile yapılanlardan başka, elbise, kumaş ve emsali olan eşyalardır.
Misli — Çarşı ve pazarda bir malın pahasının ihtilâfı olmayacak şekilde belli bir fiatla misli ve aynı olan şeydir.
Kiyemî — Çarşı ve pazarda misli bulunmayan yahut bulunutsa da fiatça çeşitli olan şeydir.
Kıymet — Bir malın hakiki kıymet ve pahasıdır.
Semen — Satılan şey'in pahasıdır ki, zimmete taallûk eden şeydir.
Semeni Müsemmâ — Satıcı ve alıcıdır, rızalaşarak, konuşup ve tayin ettikleri paha ve değerdir. Bu anlaşma ister hakikî kıymetine mutabık
Mültekâ Tercümesi
olsun, ister noksan veya fazla olsun mal üzerinde pazarlıkla anlaşarak kararlaştırılan pahadır.
Tağrir — Aldatmak.
Ayn__Muayyen ve müşahhas olan şeydir. Meselâ: Bir ev veya Oda,
bir At, bir Sandalye, Meydan'da mevcut olan bir yığın buğday ve bir mikdar para gibi şeylere denir.
Cüzâf ve Mücâzefe — Götürü pazarı ve götürü anlaşma suretiyle yapılan alış veriş.
îcâb — Bir şey'i vâcib ve lâzım kılmak ve tarafeynden, alış veriş esnasında alan veya satandan birinin evvelâ söylemiş olduğu sözdür ki, alış veriş muamelesinin başlangıcı ve isbâtı bununla olur.
Kabul — Alış veriş esnasında tarafeynden birinin, ikinci kimsenin söylemiş olduğu kabuî sözüdür ki, alış veriş bununla tamam olur.
Bey'i Mün'âkid — Icâb ve kabulün bulunmasiyle meydana gelen ve alış veriş kesinleşen bey' demektir. Bu kesinlik bulunan alış veriş; sahih, fâsid, nafiz ve mevkuf olmak üzere kısımlara ayrılmaktadır.
Bey'i Gayri Mün'akid — Bey'i bâtıldır.
Bey'i Sahih — Aslında ve vasfında (Muamelesinde) alış veriş meşru ve caiz olan bey'i'dir.
Bey'i Fâsid — Aslında ve esâsında sahih olup da vasfında (muamelesinde) sahih ve meşru olmayan alış verişdir.
Bey'i Bâtıl — Aslında ve esasında alış-veriş sahih olmayan alış verişdir. Domuz ve şarabın alış verişi gibi.
Bey'i mevkuf — Başkasının hakkı teallûk eden alış veriş'dir ki, Fu-dûli (Gıyabi) olan alış veriş gibi başkasının iznine ve rızasına bağlı olan bey'i'dir.
Bey'i Fudûli — Bir kimsenin alış veriş yapma imkânı olmadığında yâni her hangi bir.sebeble şer'an alış veriş yapma hakkı olmadığında diğer bir kimsenin onun hakkında gıyabî olarak alış veriş muâmelesidir. Birinci Ciltde «Fudûlî Nikâh» bahsinde açık misaller geçmiştir.
Bey'i Nafiz — Başka bir kimsenin hakkı teallûk etmeyip, mal sahibinin bizzat alış veriş yapmasıdır. Bey' - alış verişde, lâzım ve gayri lâzım olmak üzere iki kısma ayrılır.
Bey'i Lâzım — Muhayyerlikden âri olan alış verişdir.
Bey'i Gayri Lâzım — Kendisinde muhayyerlikden birisi bulunan alış verişdir. Muhayyerlik hakkında metinde uzun-uzun izahat gelecektir.
Bey'i Bât — Kat'î ve kesin olan alış veriş demektir.
Bey'i Mebrûr — Yalan yere yemin etmekten ve muamelede hile yapmaktan hâli olan satıştır. Yâni doğru ve güzel alış veriştir.
[2] Alış-verişin rüknü olan îcab ve kabul yâni satıcı ve alıcı tarafından «sattım, aldım veya verdim, râzi oldum ve kabul ettim* gibi cümlelerle pazarlık kesinîeşir ve halk arasında «hayırlaşmak» tâbir olunan hüküm tahakkuk eder.
Metinde de geçtiği üzere alış verişin sahih ve kesin olabilmesi için satıcı ve alıcının maziye (geçmiş zamana) taallûk eden «aldım, sattım veya verdim, râzi oldum ve kabul ettim» cümleleriyle olması şarttır. Bir de «alırım ve satarım» kelimeleriyle alış veriş yapanların bu sözleriyle gelecek zamanı değil, bulundukları zamanı yâni «şimdiki hâl, alırım ve şimdiki hâl, satarım» mânasına kullanılan cümlelerde sahih olduğu beyan edilmiştir.
Fakat, «alırım ve satarım» kelimeleriyle gelecek zaman kasd edilirse veya «alacağım, satacağım» gibi cümlelerle vâd şeklinde alış veriş yaparlarsa, bu alış verişler kesinlik ifâde etmediğinden sahih değildir. Yâni alış veriş olmamıştır.
ye yine «sat ve satın al» gibi emir sîğası ile söylenen cümlelerle de alış veriş sahih olmaz ve pazarlıkdan sayılmaz. Ancak emir sığası ile şimdiki hâl murad edilirse yâni her ne kadar biri emir sığası ile olsa da biri mazi sığası ile olursa bu takdirde alış veriş sahih olur. Emir sîğası ile yapılan pazarlık hâle delâlet etmezse, alış veriş sahih olmaz.
Meselâ: Müşteri (alıcı), «Şu malı bana şu kadar kuruşa sat» dese, satıcı da «sattım» dese alış veriş sahih olmaz. Ama satıcı, «bu malı şu kadar kuruşa al» dese, alıcı da «aldım» dese yahut evvelâ alıcı, «aldım» dese satıcı da «al» yahut «var hayrını gör* dese alış veriş sahih olur. Zira burada «al» veya «var hayrını gör» tâbirleri, «işte sattım» demektir.
Bu îcab ve kabul cümlelerini söyleyemeyen, fakat alış verişi bildiren belli işaretleriyle alış verişde bulunan dilsizin alış verişi de sahih olur.
Icab ve kabule delâlet eden fiillerle de alış veriş sahih olur. Zira alış verişde esas olan her iki tarafın rızasının tahsil edilmesidir.
Meselâ : Pazarlıksız ve lâkırdısız müşteri parayı verdiğinde ekmekçi de ona ekmeği verse, alış veriş sahih olur. Keza müşteri parayı verip karpuzu alsa ve satıcı sükût etse, yine alış veriş sahih olur.
Açıklayıcı Fetva :
Dilsiz (tat) olan Zeyd, sağlığında şu kadar eşyasını belli işaretiyle bilinen pahaya Amr'e satıp sonra (malı) teslim ettikten ve parayı aldıktan sonra Zeyd ölse, veresesi (başka bir sebeb yok iken) sâde dilsiz olma-siyle «alış verişi sahih değildir» deyip o eşyayı mirasa katmaya kadir olurlar mı?
ELCEVAP ... Olmazlar. NETİCE: 227
Keza yine müşteri buğday almak için buğdaycıya beş altın verip ve «şu buğdayı kaça satıyorsun» dese, o da «kilesi bir altın (bir liraya)» demesi üzerine müşteri sükût ettikten sonra buğdayı istediğinde, satıcı «yarın veririm» dese, ve aralarında îcab ve kabul 'cereyan etmese, yine alış veriş sahih olur. Hattâ ertesi gün buğdayın kilesi birbuçuk altına çıksa satıcı yine bir altın fiatı ile vermeğe mecburdur. Zira pazarlık daha ev-völ kesinleşmiş ve satıcının zimmetine öyle borç olmuştur. Keza buğda yın pahası ertesi gün düşse, alıcı bundan dolayı evvelki fiat ile almak-dan kaçmamaz.
Keza müşteri, «bu etin şurasından bana şu kadar kuruşluk tart» dese, bunun üzerine kasab da kesip tartsa, alış veriş kesinleşmiş olur. Binaenaleyh müşteri almakdan kaçmamaz.
Pazarlık kesinleştikten sonra, paranın değişmesi yahut arttırılması veya noksanlaştırılması ile tekrar pazarlık yapıldığında ikinci anlaşma ve pazarlık muteberdir.
Meselâ : Bir malın yüz kuruşa pazarlığı kesildikten sonra yüzlük altına yahut yüz on veya doksan kuruşa tekrar pazarlık yapıldığında ikinci pazarlık ve anlaşma muteberdir. Mİr'atı mecelle; 45 ., 48
İLGİLİ FETVA :
Zeyd, yüz kilo üzümünü Amr'e elli liraya satıp teslim ettikten sonra Arar, üzüm elinde dururken o parayı on lira daha artırsa, Zeyd Amr'-den altmış lira almağa kadir olur mu?. ELCEVAP ... Olur. ALİ EFENDİ, C. X, 282
[3] Satıcı ve alıcının pazarlıktan sonra ayrılmaları vâki olmadığı müddetçe o pazarlığı kabul veya red etme haklan muhayyerlikleri vardır.
Bu hususu Resûlüllâh (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde meâlen şöyle buyuruyor:
«Bay'i (Satıcı) ile müşteri (birbirinden) ayrılmadıkça, yahut ayrılana kadar muhayyerliğe mâlikdirler. Bunlardan her hiri dürüst olup da (paha ve kıymetine âit husûsatı birbirine) bildirirlerse,-bu bey' (ü Şirâ) lan kendilerine mübarek kılınır. Eğer tarafeyn (mâlin, pahasının aybıni) gizler de yalan söylerlerse, bu bey' (ü şirâ) hırının bereketi giderilir.» Tecrid Tercümesi, C. 6, 450
Metinde geçen hükümler ve bu Hadis-i Şerifin hükmü gereğince, satıcı ve alıcı pazarlık yapılan alış veriş meclisinden (toplantısından) ayrılmadıkları müddetçe her birinin kabul veya red hakkı vardır.
Satıcı veya alıcıdan yapılan îcab teklifini diğeri kabul etmezden evvel teklif eden icabından (teklifinden veya pazarlığından) rücû etse veya ilk pazarlığından değişik şekilde pazarlık teklifi yapsa, bu her iki hususda sahih olur.
Meselâ : Satıcı, «Bu kumaşı şu kadar kuruşa sattım» dese, müşteri, «kabul ettim» demeden rücû etse, bunun rücû'u sahih olduğundan müşterinin sonradan «kabul ettim» demesiyle alış veriş sahih ve kesinleşmiş olmaz.
Keza satıcı, «Bu malı yüz kuruşa sattım» dedikten sonra henüz müşteri «kabul ettim» demeden satıcı dönüp, «yüzyirmi kuruşa sattım» dese ve müşteri kabul etse, evvelki îcaba (satıcı tarafından söylenen ilk söze) itibar olunmaz ve alış veriş yüzyirmi kuruş üzerine kesinleşmiş olur. Mir'atı mecelle, 51, 52
[4] Satılan mal meydanda görülmesi ve mevcud olması lâzımdır. Hernekadar miktarı bilinmese de j belli bir karşılığa ve bedele mâlik olan malların alış verişi şahindir. Zira gözönünde işaret edilerek belirtilen ve karşılığı belli olan malın aynını vermek lâzımdır. Aksi takdirde alış veriş sahih olmaz.
Meselâ; satıcı işaret ederek «Şu hayvanı sattım» dediğinde müşteri de görerek kabul edince alış veriş sahih olur.
İşaret edilerek satılan malın kendisinin, alan kimseye teslim edilmesi şarttır.
Meselâ :• Satıcı kendi işaretiyle tâyin ederek «şu saati sattım» dese, müşteri de kabul ettikten sonra satıcının aynen o saati vermesi lâzımdır, yoksa onu alakoyub da yerine o cinsden diğer bir saati veremez, Mir'atı mecelle, 57
[5] Açıklayıcı fetvalar :
Zeyd, şu kadar (belli mikdar) koyununu Amr'e şu kadar paraya ye resiye zamanı bilinen bir şekilde (Veresiye) satıp ve teslim ettikten sonra Zeyd bilâ vâris, ölse, Beytülmalin (Hazinenin) yetkili bekçisi olan Bekir bu (veresiye bırakılan) parayı vakti gelmezden evvel Amr'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 282
Zeyd, Cariyesi Hind'i belli bir paha ve belli bir zamanla veresiye Amr'e satsa, hemen Amr Cariyeyi Zeyd'den istediğinde Zeyd «bu veresiye vakti belli bir zaman olup parasını almadıkça vermem» demeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz.
Bu sûretde Amr Cariyeyi Zeyd'den alsa, Zeyd veresiye vakti mezden evvel belli olan o parayı Amr'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. NETİCE, 224
Zeyd, şu kadar kile buğdayını malûm pahaya Amr'e zamanı bilinen bir müddete kadar veresiye satıp teslim ettikten sonra, buğdayı gemi ile başka memlekete götürürken gemi parçalanıp buğdayın bir mikdarı zayi olsa, Zeyd veresiye vaktinin gelmemesi ânında o parayı Amr'den istediğinde Amr bir mikdarı zayi oldu diye tamamen vermemeğe kadir olur mu? ELCEVAP ... Olmaz. (Zira teslim edilmiştir. Zarar alıcıyadır).
ALİ EFENDİ, C. I, 280
Zeyd, Amr'in zimmetinde satılan malın bedelinden şu kadar kuruşundan haftada bir kuruş eda etmek (ödemek) üzere şu kadar ay tamamına kadar tecil ve taksid yapsa, Zeyd, tecil (veresiye) vakti gelmezden evvel o paranın hepsini Amr'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. I, 283
[6] Para ve pahası mutlak söylenerek satılan ve alınan malların bedelleri belli ve para, kâğıt para olsun, demir para ve emsali paraların değerleri bir olan para ile söylenirse, bu alış verişde paranın cinsi tâyin edilmese de değeri itibariyle bir olduğundan alış veriş sahihdir. Fakat miktarın bilinmesi şarttır. Ancak para görünür ve miktarı bilinir bir şekilde olursa, bu takdirde pazarlık da şart değildir.
[7] Meselâ: Altınların çeşitli oluşu gibi kullanılan eideki paralar da çeşitli değerlere ve geçerliVymetlere sahip olan olursa, bu takdirde hangi cins ve mikdar olacaksa onların tâyin ve tebyin edilmesi şarttır. Binâen-alyh Mecid, altını, Mâdeni para yahut İngiliz, Fransız altını veya dolar, mark ve riyal gibi cinsler mütedâvil ise, bu takdirde hangi cinsden ve ne mikdar olması lâzım geldiği pazarlık ânında açıklanması lâzımdır.
İLGİLİ FETVALAR :
Zeyd, Amr'e «bana her ne kadar eşya ve kumaş satarsan onu on bir buçuk hesabı üzere geçen pahasından ziyâdeye kârla sat» dese, Amr de «Şu kadar eşya ve kumaşını onbir buçuk hesabı üzere geçmişdeki pahasından ziyâdeye satıp teslim etse, hâli hazırda Amr konuşulan pahayı Zeyd'den istediğinde Zeyd geçmişdeki pahayı verip ziyâdesini vermemeğe kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olmaz NETİCE,
Zeyd, şu kadar (belli miktar) eşyasını Amr'e râiç (geçerli) olan gü-müşden şu kadar gümüşe satıp teslim ettikten sonra Amr o kadar gümüşü Zeyd'e verirken, gümüş ile satdığına pişman olmasiyle gümüş karşılığında «Kuruş alırım» (yâni değişik diğer parayı isterim) demeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 239
Zeyd, şu kadar kahvesini şu kadar tuğralı altına Amr'e satıp teslim ettikten sonra Zeyd o tuğralı altını Amr'den istediğinde Amr vermeyip hiç bir sebeb olmadan «altın karşılığında şu kadar para al» demeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 239
[8] Yenecek ve yenilenlerin alımı ve satımı ister kile üe olsun, ister tartı ile olsun, ister tahmin götürü ile olsun alış veriş sahihdir.
Götürü ile olan alış verişe halk «Peygamber Pazarlığı ile alış veriş» demektedirler.
Tartı, ölçü ve kile ile satılan mallar ister yenilenlerden ister yenilmi-yenlerden olsun kendisine mahsus satışla olduğu gibi götürü (Peygamber pazarlığı) ile de sahih olur.
Hz .Peygamber (S.A.V$ Efendimiz bu hususu meâlen şöyle açıklıyor: «İki türlü alış veriş şekli oldu mu, dilediğinizle satınız.» Damad C, 1, 10 Bu hadisti şerifin hükmünden peşin ve veresiye satış meselesinin caiz veya kerahât olduğu cihetleri fukaha beyan etmiş. Bu görüşleri kısaca şöyle nakledebiliriz:
Bir kimse, çarşıda bin kuruşa satılacak bir malı satmak için bir şahıstan veresiye olarak 1200 kuruşa alsa, bu bir satış muamelesi olarak sahih olur. Fakat bu muamele bu malı satıp parasını almak ve bu suretle borca girmek maksadına müstenid olduğu cihetle kerâhattan hâli değildir.
Birinci baskı, Hukuku İslâmiye, C. 5, S. 109
Ömer Nasûhi Bilmen üstadımızın nakline göre, peşin ve veresiye hususunda satışda değişiklik yapmak sahihdir, fakat kerâhattır. Diğer bir hadis-i şerif mealinde şöyle buyrulmuştur : «Her kim, bir defa'da iki satış yaparsa ona ya iki fiatm azı veya ribâ vardır (yâni, ya iki fiattan azı ile satış vardır veya ribâ - faiz muamelesi yapmak vardır).^ AHMED, NESÂİ, TİRMİZİ
Bazı ulema, «bir satışda iki satış» cümlesinin anlamı hakkında şöyle demişlerdir:
«Bu elbiseyi peşin on dirheme (on lira veya kuruşa), veresiye yirmi dirheme (yirmi lira veya yirmi kuruşa) sana satarım der ve iki satışdan biri üzerine kesinleyip ayrılmamasıdır. Binaenaleyh bu ikiden biri üzerine (meselâ, peşin veya ziyâde veresiye fiat üzerine) kararla satışyapar ayrılırsa, bu satışlardan biri üzerine antad kalındığı vakit beis yoktur.»
SİJNENİ TİRMİZİ, Cilt. 4, S. 227
îmamı Şafi-î (R.A.) : «Bu hadîsin iki türlü te'vili vardır» diyor:
— Birisi; Şu malı sana veresiye iki bine, peşin olarak bin dirheme sattım. Binâenaleyh hangisini istersen onu al, demektir. Bu satış fâsiddir.
— İkincisi; «Bana atını satmak şartı ile sana kölemi sattım» demektir. Birinci te'vilin illeti, fiatm kararlaşmaması ile nehyin bulunması ve
ribânın lâzım gelmesidir.
İkinci te'vil ise, vücut bulup bulamıyacağı henüz belli olmayan müstakbel bir şarta tâlik^etmesidir.
İmamı Şâfi-î (R.A.)' m görüşüne muvafık olarak Hanefî ulemasından fetva verenler de mevcuttur. Ve birkaçı şöyledir:
[9] Açıklayıcı fetvalar:
Zeyd, bir yığın küsbesini «Şu kadar kilodur- diyerek Amr'e şu kada paraya sattıktan sonra Amr küsbeyi teslim -almak istese ve tarttığında \ kadar noksan olduğu zahir olsa, Amr dilerse alış verişi fesheder, dilerse satılan malı paradan hissesiyle beraber kabul etmeye kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olur. BEHÇE, 274 Zeyd, mülkü olan tarlasını şu kadar dönüm olmak üzere her dönümün pahasından bedelini beyân etmeden Amr'e malûm pahaya satsa, sonra (tarla) ölçüldüğünde o kadar dönüm olmadığı zahir olsa, Amr bu alış verişi feshetmeye kadir olur mu?... ELCEVAP ...Olur. BEHÇE, 275
Zeyd, bir yığın kerpiç'ini «yüzbin kerpiç'dir» diyerek Amr'e şu kadar paraya satıp teslim ettikten sonra Amr o kerpiç'i saydığında şu kadar noksan 'olduğu zahir olsa, Amr bu alış verişi feshetmeye kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olur. ALÎ EFENDİ, 278
[10] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, şu kadar kaya tuzunu şu kadar (belli mikdarj kilo (veya ölçek) olmak üzere Amr'e malûm pahaya satıp ve teslim edip parayı aldıktan sonra o tuz o kadar kilo olmayıp, şu kadar noksan olduğu Şer'i Şerifin beyanı üzerine sabit olsa, Amr'e noksanın parasından olan hisse-siyle Zeyd'e müracaat etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. ALİ EFENDİ, 279
Zeyd, bir miktar elmasını «elli bin dânedir» diyerek her bir dânesi altmış liradan olmak üzere Amr'e üçbin liraya satıp teslim edince parayı alsa, sonra elma sayıdığmda o mikdardan bin elma noksan olduğu zahir. olsa Amr mevcud olan elmayı paradan olan hissesiyle kabul edip noksan olan bin elmanın parası olan hissesini Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. BEHÇE, 274
[11] Açıklayıcı fetvalar:
Zeyd, anbarin içinde olan buğdayını bin kiledir diye her kile*! ii Amr'e şu kadar paraya satsa, Amr'de alıp kabul etse, buğday kile ile jol-çülmeyince bu alış veriş sahih olur mu?.;.
ELCEVAP ... Kile ile ölçülür. Bin kileden eksik ise, dilerse pahasından h'.sseiyle alır. Dilerse alış veriş pazarlığını fesheder. Ziyâde ise, ziyâde satanındır.
Bu surette Zeyd o anbarda olan buğdayı kile ile ölçtüğünde bin kileden fazla olmakla bin kile buğdayını Amr'e teslim edip parasını almak istediğinde Amr «mücerred satış zamanında o buğday kile ile ölçülme-mışdi. Öyle olunca bu alış veriş sahih olmaz» dîye Zeyd'in rızası olmadan alış verişi feshetmeye kadir olur mu?...
Olmaz. ABDUBRAHİSf, C. t. 21 Zeyd, bir miktar bakırını «şu kadar kilodur» diyerek her kilosu birer kuruşa olmak üzere Amr'e şu kadar kuruş'a satıp ve parasını aldıktan sonra bakırın şu kadar noksan olduğu sabit olsa, Amr mevcud olan bakırı paradan hissesiyle kabul edip noksan olan miktarın paradan olan hissesini Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. FEYZİYE, 235
Zeyd, Amr'in şu kadar (bir mikdar) sabununu satın aldığında Amr Zeyd'e «her kantarını sana şu kadar parayla sattım» dese Zeyd de o kadar kantar (kilo) sabunu teslim alıp bir şey demese, Zeyd sabundan her kantar çin Amr'den o kadar para almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olur.
IBEHÇE, 279
Zeyd, yetmiş üç arşın olmak üzere boş bir arsasını Hind'e yüzelli kuruş'a satıp teslim ettikten sonra başka memlekete gittikten sonra Hind o arsanın kırk argın olduğuna vâkıf olduğunda kabul etmeyip sonra Zeyd gelmeden ölse, derhal Hind arsayı Zeyd'in belli vârisi olan oğlu Bekir'e red edip o parayı (Zeyd'in) bıraktığı terekesini elde eden Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. ABDURRAHİM, C. 2,17
Zeyd, üçyüz arşın kumaşını Amr'e zimmetinde sabit, ve mevsuf üç-yüz Ölçek tüfenk otu paha olmak üzere otuz güne kadar te'cil şartı ile satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?...
ABDURRAHİM, C. 2, 17
ELCEVAP ... Olur.
Zeyd, mülkü olan arsasını dörtyüz arşın diye Amr'e şu kadar paraya sattıktan sonra o arsa dörtyüz olmayıp şu kadar (belli mikdar) noksan olduğu zahir olsa, (alan) Amr, kabul etmeyip arsayı terk etmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olur.
NETİCE, 236
Hind mülkü olan arsasını şukadar arşın olmak üzere ve her arşını ellişer paraya (liraya) sattıktan sonra o arsa ölçüldüğünde şu kadar (bir mikdar) fazla olduğu zahir olsa (alan) Zeyd, fazla olanın her arşını için ellişer lira para .yermeye yahut alış verişi feshetmeye râzi olmayıp «fazlayı meccânen alırım» demeğe kadir olur mu?..,
ELCEVAP ... Olmaz.
[12] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 6-24.
[13] Burada her memleketin örf ve âdeti üzere muamele yapılmaktadır. Binâenaleyh bir memlekette satılan bir şey'in şâmil olduğu şey zik-redilmediği halde satışa dâhil olur.
Meselâ: Metinde olduğu gibi bir evin satışında o evin mutbahı. (mutfağı) ve kileri satışa dahildir. Keza zeytinlik satıldığında zeytin ağaçlan satışa dahildir. Zira mutfak, kiler ve kapı evin müştemilâtındandır. Ve yine arazide bulunan zeytin ağaçları da, Zeytinlik ismi verilen arazinin müştemilâtındandır, yoksa kupkuru tarlaya zeytinlik denmez.
Usulde şöyle bir kaide vardır :
«Örfü âdette mâruf olan şey, şarta bağlanmış ve şartlanmış gibidir.»
Yâni memleket ve milletin örfü âdetindeki meşru ve mâruf olan şeylerin yapılması ve lüzumu, bir şarta bağlanan ve. mutlaka bir şartın bulunması ile yapılması lâzım olan gibidir.
Yukardaki misallerde olduğu gibi, kilidin satışında anahtarın ve südü için alman ineğin satışında da süt emen yavrusunun pazarlıkda zikri geçmese de satışa dahildir.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, evini sattığında «işbu evi sana şu kadar paraya sattım» dese, Amr de «satın aldım» dese evin altında olan mahzen (bodrum) satışa dahil olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. BEHÇE, 277
Zeyd, mülkü olan bir evini malûm paha ile Amr'e satıp teslim ettiğinde o evin içinde olan kapı da pazarlıkda zikredilmeden bu satışda dahil olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 13
Zeyd, arazisini ve mülkü olan bağını Amr'e sattığında o bağın içinde taş ile yapılmış bir kuyu da pazarlıkda konuşulmadan satışda dahil olur mu?...
BECEVAP ... Olur. ABDURRAHİM, C. 1, 13
[14] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, mülkü olan arsasını Amr'e satarken «şu kadar arsayı şu kadar kuruş'a sattım» dese, Amr de satın alarak teslim aldığında o arsada durmak üzere dikilmiş ağaçlar pazarlık yapılırken satışda açıkça zikrolun-masa, hemen Amr o ağaçları zabdetmek istediğinde Zeyd «ağaçlar zikro-lunmakla satışda dâhil olmaz» diyerek Amr'i men etmeye kadir olur mu?..
ELCEVAP ... Olmaz, (zira arsanın satışında ağaçlar dâhil demektir).
BEHÇE, 276
[15] AÇIKLAYICI FETVA :
Zeyd, mülkü olan bağını Amr'e malûm pahaya sattığında bağın çubuklarında mevcud olan üzüm zikredilmese (satışda) dâhil olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (zi?a satış zamanında konuşulmamıştır.) BEHÇE, 276
[16] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, bahçesinde hâsıl olup, ermemiş olan kirazını erinceye kadar ağaçlarında terk etmek şartı ile Amr'e şu kadar paraya satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP ... OlmazNETİCE: 238
Zeyd, bahçesinin olgunlaştığı belli olan meyvesini Amr'e malûm pahaya sahih olan alış verişle satıp ve teslim ettikten sonra o meyvenin bir mikdarı Amr'in elinde çürüse, Amr sâde bir mikdarı çürümekle satışı feshederim demeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz.
FEYZİYE, 236
Zeyd, bahçesinde hâsıl olup, bâzısı olgunlaşıp bâzısı olgunlaşmayan patlıcanı Amr'e malûm pahaya satsa, olgunlaşıp mevcud olan satışda asıl ve mevcud olmayıp yeni meydana gelenlerde tâbi kılınarak bu alış veriş caiz olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. (zira meyve ve sebzenin belirmiş ve yetişmiş olanlarına tâbi olarak yeni yetişenler de satışa dahildir). İBNt NÜCEYM, 166,
Zeyd, bağının üzümünü koruk iken olgunlaşmcaya kadar çubuğunda durmak şartı ile. Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. ALİ EFENDİ, 291
Zeyd, bahçesinde hâsıl olup olgunlaşmamış hıyar ve kabağını olgunlaşmcaya kadar bahçesinde durmak şartı ile Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... - . .
ELCEVAP ... Olmaz. ATJ EFENDİ, C. 1, 291
[17] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, bağının üzümünü henüz koruk iken üzüm oluncaya kadar yerinde terk etmek şartı ile Amr'e satsa bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 22
Zeyd'in kütüğe sarmaşmış üzümü olsa, üzümü yerinden kopmadan satışı caiz olur mu?...
ELCEVAP... Yerinde oluncaya kadar durmak şart etti ise olmaz.
ABDURRAHİM, C. 2, 22 Zeyd, bahçesinde henüz bitip yetiştiği belli olmayan kirazını ağacında oluncaya kadar terk etmek şartı ile şu kadar paraya Amr'e,satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz.
Bu surette bir kaç gün geçtiğinde kiraz yetişip kesmeye lâyık olduğunda Amr kesip kirazını toplayıp (satmak veya yemek suretiyle) harcadıktan sonra birkaç gün geçtiğinde kiraz kesilip bittikten sonra Zeyd Amr'den derhal kirazının kıymetini veyahut zamanında mislini almağa râzi olmayıp konuşulan parayı almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 23
Zeyd, bahçesinde bitip olgunlaşmamış karpuzlarını olgunlaşıncaya .(erinceye) kadar bahçesinde terk etmek (durmak) şartı ile Amr'e malûm paha ile satıp ve parasını teslim alsa, bu alış veriş (pazarlık) sahih olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz.
Bu surette o karpuz olgunlaştığında Amr (alan adam) bu alış verişi sahih olmadığından o karpuzu almayıp verdiği bu parayı Zeyd'den geri almak istediğinde Zeyd, vermemeğe kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olmaz. NETİCE, 243, 244
Zeyd, bahçesinde hâsıl olup henüz olgunlaşmamış gülünü açılıp olgunlaşıncaya kadar ağaçlarında terk etmek şartı ile Amr'e satsa, bu ahş veriş sahih olur mu?..,
ELCEVAP ... Olmaz. FEY.ZÎXE,24
[18] Bu son cümlelerde ekin ve meyve biçildikten ve toplandıktan sonra tekrar yine biterse, tohumun atıcısı olan satıcı ile o tohumdan mey dana gelen ekini alan kimse de ekinin alıcısı olduğundan onun aldığı ekinin dânelerinden dökülüp yerinde başka bir emek sarfetmeden başaklardan ürün olarak bittiğinden her ikisinin-hakkı vardır. Binâenaleyh her ikisi de ortak olurlar.
Fakat tohumun sahibi tarlasından kendi buğdayını kaldırdıktan sonra diğer bir kimseye îcara veya ortaklığa verse, ilk bahar îcara veya ortaklığa tutan kimse tarla edeceğinde yemyeşil halavzadayı görünce o halde bırakır ve sulamada falan bulunmazsa, o halavzdadan kalkan buğday olduğu gibi tohumu eken tarla sahibinindir. Şayet îcara ve ortaklığa tutan kimse, güzün tohum atar ve ekerse, ilkbaharda meydana gelen ekin diğer tarla sahibinin tarlaya dökülen tohumu ile beraber çıkarsa, tarlayı îcara veya ortaklığa tutan kimse tohum saçıp emek sarfettiğinden icar tuttu ise, îcara verenin hiç hakkı yoktur. Ortak iseler tarladan çıkanın hepsi aralarında müsavi olarak ortaklaşa ödeşirler. Zira tarladan kalkan aralarında ortakdır.
Fetvayı Hindiye'de bu hükümler şöyle beyan edilmiştir:
. «Ekici tarladan ekini kaldırdığında tarlada başaklardan düşen ve saçılan daneler yere düşerek kalsa ve tarlada bitip ekin olarak yetişse, ekin ekici ile tarla sahibi arasında konuşulan şarta göre nasipleriyle or- \; takdırlar. Zira ikisinin müşterek oldukları tohumdan bitmiştir. Eğer tar- | la sahibi bu (halayzada olan) tohumu sular ve bitinceye kadar bekleyerek jŞ muhafaza ederse, bu takdirde ekin olduğu gibi tarla şarabînindir. Zira o | sulayıp beklemese harap olur ve ekin olmazdı. Şayet bu tohumu (ekici ve tarla sahibinden) başka yabancı bir kimse mürüvveten sularsa," bu takdirde Jpiten ekin ekici ile tarla sahibi arasında ortakdır. (Zira sulayan kimse hayrına sulamış diğerlerinin,hakları müşterek olarak taallûk et-] mistir). HİNDİYE, C. 5, 273İ
[19] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 25-32.
[20] Yâni satan veya alan veyahut her ikisi birden malûm müddet içinde alış verişi feshetme veyahut. kabul etme ile neticelendirme hususunda muhayyer olmak üzere alış verişde şart koşmak sahih ve caizdir ve bu muhayyerliğin en son müddeti îmam'ı Âzam (R.A.)'a göre üç gündür, tmâmeyn'e göre muhayyerlik müddeti satıcı v6 alıcı tarafından bilinen belli bir müddete kadar caizdir.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Amr'in kölesi Bekir'i (keza atını, eşeğini) üç £Ün muhayyer olmak üzere malûm pahaya satın alıp götürdükten sonra muhayyerlik müddeti tamam olmadan Bekir'i beğenmemekle Amr'e red etmeye kadir*
olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 53
Zeyd, bir metamı (kumaşını, elbise ve emsali eşyasını) Amr'e şu kadar (belli mikdar) paraya sattığında Arar üç güne kadar muhayyer olmak üzere Metâ'ı Amr'e teslim ettikden sonra üç gün geçip ve Amr satışı feshetmese derhal Zeyd parayı Amr'den istediğinde Amr bu muhayyerliğe- binâen parayı vermeyip metâ'ı reddetmeye kâdif olur mu?..,
ELCEVAP... Olmaz. (Zira muhayyerlik müddeti geçtiğinden alış veriş kesinleşmiştir). FEYZÎYE, 254
Zeyd, bir metâını Amr'e malûm pahaya sattığında Zeyd üç güne kadar muhayyer olmak üzere satıp sonra üç gün geçince Zeyd, alış verişil feshetmese, derhal Zeyd bu muhayyerliğe binâen alış verişi feshetmeye! kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira muhayyerlik müddeti bitmiştir). FEYZİYE, 254
Zeyd, bir metâını (eşyasını) malûm pahaya satıp teslim ettikten sonra Zeyd Amr'e «sen üç gün muhayyersin» dese, Zeyd'in bu sözü caiz olup üç gün için muhayyer olmak lâzım olur mu?...
ELCEVAP ... Olur. İBNİ NÜCEYM, 163
Zeyd, Amr'in bâzı eşyasını şu kadar paraya üç gün,muhayyer olmak üzere satınalıp eline alınca Zeyd muhayyerlik müddetinde Amr gâib iken alış verişi feshetmeye kadir ölür mu?... ELCEVAP ... Olmaz. (Zira gıyabi fesh hükümsüzdür).
Bu surette Zeyd Amr'in gıyabında alış verişi feshedip muhayyerlik müddetinde Amr feshetmeye râzi olmasa bu alış veriş feshedilmiş olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 162
[21] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, Amr'in beygirini (at ve kısrağını) Amr'den malûm paraya sa-tm aldığı vakitte «Üç güne kadar beğenmezsem, aramızda alış veriş yoktur» deyip muhayyer olarak bu şekilde satın alıp ve eline teslim aldıktan sonra üç gün geçmeden beygir Zeyd'in elinde burnunun üstüne düşüp helak olsa, Amr bu parayı Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olur. BEHÇE, 280
Zeyd, Amr'in bâzı eşyasını belirli paraya üç gün muhayyer olmak üzere satın alıp ve eline alıp muhayyerlik müddetinde alış verişi feshetmekle (aldığı) eşyayı Amr'e red etmeden o eşya Zeyd'in elinde helak olsa, derhal Amr bu parayı Zeyd'den istediğinde Zeyd, muhayyerlik müddeti esnasında o eşya helak oldu diye vermemeğe kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 253
[22] Muhayyerlikle alınan mal, ayıpsız olarak aldıktan sonra alanın elinde ve muhayyerlik müdetinde ayıplanma ve âmân arız olduğunda gereken kıymetin konuşulduğu üzere verilmesi lâzım geldiği metinde beyan edilmiştir. Alan kimse sağlam olarak aldığı bir malı diğerleri göze görünen bir ayıp ve âmân olmadığı halde, vehim vererek ayıplı olduğunu söyleseler, bu vehimle söylenen muteber değildir.
İLGİLt FETVALAR
Zeyd, şu kadar kantar (kilo) palamudunu Amr'e malûm pahaya satıp ve teslim edip Amr, palamud'un bir miktarım sarfettikten (kullandıktan veya harcadıktan) sonra palamud'un kalanının reddini îcab eder eskiden bir aybı olduğu şer'an sabit olsa, Amr palamud'un kalanını muhayyerlik aybı ile parasından olan hissesiyle Zeyd'e red etmeye kadir olur mu?... ELCEVAP ... Olur. NETİCE,. 252
Zeyd, kendisi \iç gün muhayyer olmak üzere kıymeti belli olan iki parça kumaşını (veya eşyasını) bir pazarlıkda Amr'den altmış kuruş'a satm alıp ve teslim aHp muhayyerlik müddetinde Zeyd'in elinde metâ'ın (kumaş veya eşyanın) biri helak olsa, Zeyd o helak olanın paradan karşılık bedelini Amr'e verip mevcud olanı reddetmeye kadir olur mü?... ELCEVAP ... Olur, ABDURRAHİM, C. 2, 53
Zeyd, Amr'den malûm paraya satm alıp parasını verdiği evi teslim alıp bir müddet sakin olduktan sonra bâzı kimseler «bu ev asıl cin yatağıdır, cin vardır» diye haber verdiklerinde aybı zuhur etti diye Amr bu evi Zeyd'e red edip konuşulan ve verilen parayı geri almaya kadir olur mu?...
ELCEVAP ... Olmaz. (Zira vehim halinde olan aybe itibar olunmaz). NETİCE, 250
[23] Muhayyerlik şartı ile bir malı satın alıp ve teslim aldıktan sonra satan kimsenin yanında durması için satanın izniyle bırakınca ve muhayyerlik müddeti içinde helak olunca ceza ve zarar, alanın üzerinde hükmedilirse, satılan mal hiç teslim edilmeden satanın yanında iken zayi olursa, bu takdirde ceza ve zarar evlâ bittarik satana teallûk eder.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, bir metâ'mı (kumaş ve eşyasını) Amr'e malûm pahaya satıp parasını aldıktan sonra metâ'ı Amr'e teslim etmeyip, meta (eşya) Zeyd'in yanında iken semavî bir âfetle helak olsa, Amr parasını Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur. ALÎ EFENDİ, 279
Zeyd, değirmenini Amr'e malûm pahaya satıp ve parasını alıp lâkin değirmeni Amr'e teslim etmeyip değirmen Zeyd'in elinde iken sel uğrayıp değirmeni yıksa, Amr değirmenden elini kesip verdiği parayı Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, 279
Zeyd, öküzünü şu kadar kuruşa Amr'e satıp ve parasım alsa, lâkin öküzleri Amr'e teslim etmeyip Zeyd'in elinde iken öküzleri bâzt kimseler gasben (zorla ve zulmen) alıp istihlâk etseler (satsalar veya yeseler) Amr alı^ verişi feshedip verdiği parayı Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. AÜ EFENDİ, C, 1, 279
Zeyd, MerVda gezen bir ineğini malûm paraya Amr'e satıp parasını teslim alsa, lâkin o ineği (alan Amr'e) teslim edip elinde bulunmadan inek helak olsa, Amr bu parayı Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 14
[24] Yâni alış verişde muhayyerlik şartı, şartı yapan kimsenin ölümü ile tamam olur. Bu muhayyerlik şartı vereselerine intikâl etmez. Aynı zamanda sağlığında mülkünü satan kimsenin satışına da müdahale edemezler.
îmam'ı Şâfi'İ ve îmam'ı Şartı vereselere intikâl eder. İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, sağlığı ve sağlamlığında Amr'in zimmetinde mal satışı parasından yüzelü kuruşunu senede elli kuruş ödemek üzere üç sene tamamına kadar te'cil ve taksid ettikten sonra Zeyd ölse, veresesi bu meblâğların hepsini vakit gelmezden (üç sene gelmezden), evvel Amr'den almağa kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olmazlar. ALİ EFENDİ, C. 1, 182
Zeyd, sıhhatmda mülkü olan dükkânını Amr'e malûm pahaya satıp teslim ettikten sonra Zeyd ölse, veresesi bu satışı tutmağa kadir olurlar mı?... ELCEVAP.... Olmazlar. NETİCE, 229
Zeyd, bir metâmı (eşyasını) dilediği kimselere satmak istediğinde bâzı kimseler «o metâ'ın satışı bize mahsustur. Başkasına satışa râzi olmayız. Bize sat» diye cebretmeye kadir olurlar mı?... ELCEVAP,.. Olmazlar. (Zira ferd malının hâkimidir, yetgisi onadır). NETİCE, 229
[25] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Amr'in bâzı eşyasını şu kadar paraya üç gün muhayyer olmak üzere satın alıp ve eline alınca Zeyd (satan adam) muhayyerlik müddetinde Amr (alan adam) gâib iken alış verişi feshetmeye kadir olur mu?. ELCEVAP... Olmaz. (Zira alan, sabanın feshinden haberdar değildir).
Bu surette Zeyd (alan adam) Amr'in gıyabında alış verişi feshedip muhayyerlik müddetinde Amr (satan adam) feshetmeye râzi olmasa, alış veriş feshedilmiş olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, İ62
Zeyd, küçük oğlu Amr'in bâzı eşyasını sattığında Zeyd üç gün muhayyer olmak üzere malûm pahaya Bekir'e satıp ve teslim edip muhayyerlik müddetinde Amr baliğ olsa, Zeyd'in şart ettiği muhayyerlik (küçük oğlu) Amr'e intikal edip Amr muhayyerlik müddetinde alış verişe izin verince bu alış veriş nafiz olup reddedince bu alış veriş bâtıl olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
ÎBNİ NÜCEYM, 164
[26] İLGİLİ'FETVALAR:
Zeyd, şu kadar kantar (kilo) boyasını Amr'e -malûm pahaya s|attı-ğmda Amr'i paraya kefil vermek şartı ile satıp ve teslim edip Bekirj alış veriş meclisinde hazır olmakla bu paraya kefil olsa bu alış veriş [caiz olur mu?...
ELCEVAP... Olur. BAHÇE^ 275
Zeyd, Amr'in malûmu olan kendi mülkü evini Amr'in gıyabında «şu kadar paraya Amr'e sattım, var haber ver» diye Bekir'i gönderse, Bekir de Amr'e haber verdiğinde «Amr kabul ettim» dese, bu alış veriş kesinleşmiş olur mu?...
ELCEVAP... Olur. HAMİŞİ BAHÇE, 276
[27] Zira arada konuşulan şartnamenin hilafı meydana çıkmıştır. Binâenaleyh alıcı muhayyerdir. Dilerse alış verişe muvafakat gösterir, dilerse ayıp ve amanla beraber kabul eder. ' -
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, Amr'in beygirini beş yaşında olmak (şartı) üzere Amr'den satın aldıktan sonra beygir on yaşında olduğu sabit olsa, Zeyd, beygir'i Amr'e red etmeye kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNÎ NÜCEYM, 167
Zeyd, Amr'den satın aldığı metâmı (kumaş ve eşyanın) teslim alınmasından evvel reddini (geri verilmesini) îcab eder aybına muttali olduğunda Zeyd, «ben metâ'ı red ettim» dese, Zeyd bu metâ'ı Amr'e red etmiş olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNt NÜCEYM, 167
Zeyd, bir yığm odununu yüzelli araba olmak üzere şu kadar paraya Amr'e satıp teslim ettikten sonra Amr odunu arabalara yüklettiğinde ancak seksen araba odun çıksa, derhal Amr o odunu Zeyd'e reddetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. AÖDURRAHİM, C. 2, 59
Zeyd, Amr'den maya cinsinden olmak üzere satın alıp ve eline aldığı devenin maya olmayıp başka cinsden olduğu zahir olsa, Zeyd o deveyi Amr'e reddetmeye kadir olur mu?. ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 213
Zeyd, Amr'in ineğini karnında yavrusu olmak üzere Amr'den satın aldıktan sonra ineğin karnında yavrunun olmadığı zahir olsa, Zeyd İneği Amr'e reddetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP...* Olur
ALİ EFENDİ, C. 1, 213
Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 32-41.
[28] Yâni bir kimse, bir malı görmeden satın alsa, görünceye kadar muhayyerdir. Binâenaleyh gördüğünde dilerse, fesheder, dilerse kabul eder. Buna görme muhayyerliği denir. Ve bu görme muhayyerliği bir sene sonra tahakkuk etse, yine muteberdir.
Zeyd, Amr'in oda*ı içinde olan bütün eşyasını görmeden satın alsa, Zeyd bu eşyayı gördüğünde beğenmeyince Amr'e reddetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. NETİCE, 255
Zeyd, Amr'in başka memlekette olan bahçesini Amr'in zimmetinde oîan şu kadar para karşılığında Amr'den satın alsa, lâkin Zeyd bahçeyi görmeden aldığına nadim olmakla alış verişi feshedip bu meblâğı (parayı) Amr'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHCE, 280
Bu son fetvadan şu hüküm anlaşılıyor; görmeden aldığı malı, yine görmeden cayarak geri verebiliyor,
Zeyd, Amr'in başka memlekette olan bir kölesiyle bir cariyesini malûm pahaya satın alıp, parasını verdikten sonra Zeyd, Bekir'i görmeye vekil etse, Bekir gördüğünde beğenmeyince görme muhayyerliği ile alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 281
Zeyd, Amr'in mülkü olan çiftliğini görmeden Amr'den malûm pahaya satın aldıktan sonra bir sene geçip Zeyd çiftliği görmese, derhal Zeyd çiftliği gördüğünde beğenmeyince, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 281
Zeyd,.Amr'in şu kadar testi pekmezini görmeden Amr'den malûm pahaya satın alsa Zeyd, testileri açıp pekmezi gördüğünde beğenmeyince, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZÎYE, 255
[29] Yâni malını görmeden satan satıcı için görme muhayyerliği yoktur. Meselâ; bir kimse, kendine veraset yoluyla intikal eden malı görmeden satsa görme muhayyerliği olmadan alış veriş kesinleşmiş olur.
İLGİLİ FETVA
Zeyd, başka memlekette mülkü olan bağını görmeden Amr'e malûm pahaya sattıktan sonra Zeyd (satan adam) gördüğünde nadim olup görme muhayyerliği ile alış verişi feshetmeye "kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, S. 310
[30] Yâni evin odalarını ayrı ayrı görmek lâzımdır. Bâzısını görüp bâzısını görmeden aldığı takdirde sonra görünce muhayyerlik şartı vardır. Ancak evin odaları yeknesak olanların bir odasını görmek kâfidir.
İLGİLİ FETVALAR
Hint ve Zeynep müşterek mülkleri olan iki kapılı odalarını, Zeyd görmeden sattıklarından, sonra Zeyd varıp o odaları gördüğünde beğen-meyip, görme muhayyerliği İle alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, 54
Zeyd, Amr'in evini satın aldığında evin bâzı yerini görüp, lâkin odaların diğerlerini görmeden sattıklarında, sonra Zeyd varıp o odaları gördüğünde beğenmeyip, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 281
Zeyd, Amr'in evine varıp içerisini ve dışarısını bütün olduğu.gibi görüp sonra bir sene geçince, satın alıp eve vardığında, daha evvelce gördüğü gibi bulup alsa, değişmiş değil iken, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 281
Zeyd, Amr'in evini görüp sonra altı ay geçince Zeyd bu evi Amr'-den satın alıp tekrar gördüğünde evde bir değişiklik yok iken Zeyd, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.
Bu suretle-Zeyd ve Amr ihtilâf edip Zeyd, «Bu ev daha evvel gördüğüm gibi değildir, değişmiştir.» dese Amr' de «Evvelki vaziyetinden değişme olnıamışdır.» dese, söz hangisinindir?... ELCEVAP... Amr'indir. (satanındır). BEHÇE, 280
[31] Yâni bir malın bâzısını görüp diğer bir kısmını görmeden satın alsa, görmediklerini görünce aynısı olmamak gibi ihtimallere binaen cayma muhayyerliği vardır.
Nümûne gösterilerek satılan şeylerinde numunesini görmek kifayet eder. Fakat satılan şey numuneden başka ve aşağı çıkarsa, alan kimse muhayyerdir. Dilerse kabul eder, dilerse reddeder. Meselâ :
Buğday yağ, bir düzüne yapılmış olan bez, çuha ve emsali alınıp satılan mallardan numunesine bakılarak satın alınıp ta sonra numuneden aşağı çıksa alan kimse muhayyerdir. Dilerse kabul eder, dilerse reddeder.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, dükkânı içinde olup Amr'in malûmu olan kumaşlarının hepsini, tahminen peygamber pazarlığı ile malûm pahaya Amr'e satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 157
Zeyd, Amr'den malûm pahaya satın alıp teslim alınca' parasını vereceği bir fıçı reçelin içinde ölü fare bulunup fıçı (satan) Amr'in elinde iken içinde farenin mevcut olduğu Şer'i Şerif üzere sabit olsa, Zeyd o reçeli fıçısı ile Amr'e reddedip o, verdiği parayı Amr'den geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. NETİCE,,257
[32] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, Amr'in şu kadar testi pekmezini görmeden Amr'den malûm pahaya satın alsa, Zeyd, testileri açıp pekmezi gördüğünde beğenmeyince, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?...
Olur. FEYZİYE, 255
Zeyd', Amr'den bir deri içinde, içini açıp görmeden satın aldığı şu kadar ölçek darçmı açıp gördüğünde beğenmeyip, görme muhayyerliği ile, Amr'e reddetmeğe kadir olur mu?..,
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, S. 54
Yenilecek ve içileceklerde, muhayyerlik hükmünün câri olabilmesi için mutlaka tatmak lâzımdır.
[33] Yani görme muhayyerliği ile satm alınarak teslim alınan malın cayma veya kabul etme muhayyerliği asıl alan kimse trafından olduğu gibi, alan kimse birini görmek için vekil yapsa onun görmesi ile de red veya kabul ettiği taktirde aynı hüküm câri olur. Ve vekilin görmesi ile karara bağlandıktan sonra aslın muhayyerliği sakıt olur. Zira hüküm kesinleşmiştir.
İLGİLİ FETVALAR
bir çiftliği görmeden Amr'den satın alsa, sonra görmeğe Bekir'i vekil yapıp gönderse ve Bekir gördüğünde beğense, hemen Zeyd kendisi bizzat gördüğünde beğenmeyip, görme muhayyerliği ile, alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, S. 54
Zeyd, Amr'den görmeden malûm pahaya satm aldığı keçileri tarafından teslim almağa Bekiri vekil tayin edip ve gönderse, (vekil olan) Bekir de varıp o keçileri görüp, beğenip ve alıp götürüp Zeyde teslim etmek istediğinde, Zeyd o keçileri gördüğünde beğenmeyip görme muhayyerliği ile Amr'e reddetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira Bekirin görmesi ile muhayyerlik kalkmıştır.)
Bu suretle (vekil olan) Bekir o keçileri beğenip teslim aldıktan sonra elinde iken birkaç baş keçi Allahun emri (takdiri) ile helak olsa (Ölse), Zeyd'in (satın alanın) malından mı helak olur, yoksa Amr'in (satanın) malından mı?...
ELCEVAP... Zeydin malından.
ABDURRAHİM, C. 2, S. 54
[34] Âma (kör) olan kimsenin alış verişi sahih olur. Fakat şeklini ve durumunu bilmediği için bir malı satm aldığında kabul veya reddetme muhayyerliği vardır.
Meselâ: durumunu bilmediği bir evi satın alsa, durum ve şeklini öğrendiğinde dilerse kabul eder, dilerse reddeder. Zira muhayyerdir. Ancak satılan mal satm alınmazdan evvel kör olan kimseye tarif ve îzah edildiğinde satın alırsa, bu taktirde cayma muhayyerliği yoktur.
Diğer bir husus da, kör olan kimsenin yoklaması ile bilinen şeylerde eliyle tutup yoklamasiyle ve koklanacak şeylerde koklamasiyle, tadılacak şeylerde tatmasiyle muhayyerliği sakıt olur. Yâni bu gibi şeyleri yoklayıp ve koklayıp da sonra satın alsa, alış verişi sahih ve lâzım olur. Muhayyerliği de sakıt olur.
İLGİH FETVALAR
Kor olan Zeyd, Amr'in mülkü olan evini kendine tarif ve îzah edilip bilmeden Amr'den satın alsa, bu ev Zeyd'e (köre) sonra tarif olup malûmu olduğunda beğenmeyip Amr reddetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira alırken malûmatı yoktu) ABDURRAHİM, C. 2, S. 55
Kör olan Zeyd, Amr'in mülkü olan evini kendine vasfedilmeden satın alsa, Zeyd (kör adam) bu ev vasfedildiğinde beğenmeyince görme muhayyerliği ile alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 255
[35] Yâni birkaç çeşit olan şeylerin toptan satm alınmasında her birinin ayrı ayrı görülmesi lâzımdır.
Binâenaleyh satm alan kimse, birkaç çeşit olan şeylerin bâzısını go-rüpte, bâzısını görmeden toptan olarak satm alsa ve görmediği malı gördüğünde beğenmese, muhayyer olup dilerse hepsini birden kabul eder ve dilerse hepsini birden reddeder. Yoksa beğendiğini alıp da beğenmediğini reddedemez. İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, Amr'in çuval içinde olan kınasının bir miktarını görüp sonra satın alıp teslim aldıktan sonra kınanın reddini kap eder bir aybı meydana çıkıp ve aybm eskiden olduğu şer'ân sabit olsa, Zeyd o kınayı Amr'e reddetmeye kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 173
Zeyd, Amr'in kısrağını hâmile olmak üzere Amr'den satın aldıktan sonra kısrağın hâmile olmadığı meydana çıksa, Zeyd kısrağı Amr'e reddetmeğe kadir olur mu? ELCEVAP... Olur İBNİ NÜCEYM, 183
[36] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, Amr'in evini gördükten sonra altı ay geçince Zeyd bu evi Amr'den satın alıp, tekrar gördüğünde evde bir değişiklik yok İken Zeyd görme muhayyerliği ile alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.
Bu suretle Zeyd ve Amr ihtilâf edip Zeyd, «Bu ev daha evvel gördüğüm gibi değildir, değişmiştir.» dese, Amr de «İlk şeklinden değişiklik olmamıştır.» dese, söz hangisinindir?... ELCEVAP... Amr'indir. BEHÇE, 280
Zeyd, Amr'in mülkü olan bahçesini görüp sonra bahçenin yüz arşın miktarı duvarı yıkılmakla değiştikten sonra Zeyd o bahçeyi tekrar görmeden Amr'den satın alıp ve parasını verse, hemen Zeyd bahçeyi gördüğünde beğenmeyince^ görme muhayyerliği ile alış verişi feshedip bahçeyi Amr'e redde ve verdiği parayı geri almağa kadir olur mu? ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 181
[37] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 42-51.
[38] Yâni mal ve şâir eşyanın alış verişlerinde bütün ayıp ve kusurlardan salim olması şart koşulmadan, sağlam, çürük, kusurlu ve kusursuz demeksizin mal satmak ve almak, o malın sağlam ve ayıpsız olmasını îcab ettirir.
Şu halde ayıp ve kusurluluk zikredilmeden mutlak olarak yapılan satışda satılan malın eski aybı tebeyyün ettiğinde alan kimse muhayyerdir. Dilerse red eder, dilerse konuşulan parası ile kabul eder. Yoksa malı ah koyup da ayıp ve kusuru için bahasını noksanlaştıramaz. İşte buna ayıp ve kusur muhayyerliği denir.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, Amr'in şu kadar kilo tuzunu satın alıp teslim aldıktan sonra tuzun içinde ayıbdan sayılır bir mikdar toprak olduğu meydana çıkıp eskiden ayıplı olduğu şer'an sabit olsa, Zeyd o tuzu Amr'e red etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, 310 Zeyd'in beş yaşında olmak üzere Amr'den satın alıp teslim aldığı merkep (eşek ve emsali binit malı) on yaşında olmakla tüccarlar nazarında ayibdan sayılıp kıymetini noks anlaştırır olduğu meydana çıksa, Zeyd o merkebi Amr'e red etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
HAMİŞİ BEHÇE, 282
Zeyd, Amr'İn bir mushafı şerifini Amr'den malûm pahaya satın ahp teslim aldıktan sonra o mushafı şerif de bir âyet yahut iki âyet noksan (veya iki sahile noksan) olduğu şer'an meydana çıksa, Zeyd o mushafı şerifi Amr'e red etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
HAMİŞİ BEHÇE, 282
Zeyd, Amr'den falan nev'i kavun tohumu olmak üzere malûm pahaya satın alıp ve teslim alıp parasını verdiği tohumu arsasına ektikten sonra o tohum başka neviden olduğu zahir olsa, Zeyd, o tohumun aynını Amr'e reddedip verdiği parasını Amr'den almağa kadir olur mu?.,.
ELCEVAP... Olur.
İBNİ NÜCEYM, 172
Zeyd, Amr'den satın alıp ve teslim alınca parasını verdiği unun bir mikdarını yoğurup ekmek yaptıktan sonra unun acı olduğuna muttali olsa, Zeyd kalanı ayıp muhayyerliği ile parasından hissesiyle Amr'e red edip ekmek yaptığını miktarında noksan olarak aybı ile rücû'a kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
İBVİ NÜCEYM, 171
Zeyd, Amr'in cariyesini satın alıp teslim aldıktan sonra cariyenin reddini îcabeder eski aybı olduğu şer'an sabit olsa, Zeyd, cariyeyi ayıp muhayyerliği ile red etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
ALİ EFENDİ, C. 1, 310
Zeyd, Amr'den malûm pahaya satın alıp ve teslim aldığı metâı (eşyayı) yıkadıktan sonra metâ'ın reddini icabeden eski aybma muttali olsa, Zeyd noksan para ile Amr'e rücû etmeyip (satan) Amr'in rızası olmadan metâı redde kadir olur mu?...
ELCEVAP... Ohnaz^
İBNt NÜCEYM, 181
[39] Yâni bir malın ve eşyanın kusurlu ve ayıblı olduğunun esbit ve kabulü şöyledir:
Ayıb : Tüccar ve esnaf- olan kimselerden ehil ve erbablar arasında malın pahasına noksanlık meydana getiren ve görülen kusura derler.
Meselâ: Kırık, yırtık, kopuk, sökük, yıkık, çatlak ve emsali şeylerle mal ve mülkde görülen kusurlar bu cümledendir.
Daha geniş misâl ve izahlar metinde ve şerhde gelecektir,
[40] Bu parağrafda da şu hükümler anlatılmaktadır; Malı satan kimse, malı teslim etmezden evvel kendi elinde iken satılan malda mevcud Qİan eski ayıp kusurdur. Alan kimse bu ayıbla geri red eder. Velev ki alınırken alan kimsenin malûmatı olmasın. Aynı zamanda sattıktan sonra ve malı alan kimse teslim almadan satanın yanında iken satılan malda yeniden ayıb îcab eden bir kusur meydana gelse, bu ayıb da eski ayıp hükmündedir.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Anır'in evini malûm pahaya satın alıp eline aldıktan sonra o evin içinde iki mezar olduğuna muttali olup Amr'în elinde iken mevcud idiği sabit olsa, tüccarların indinde pahada noksanlık îcab etmekle Zeyd, evi ayıb (ve kusur) muhayyerliği ile Amr'e reddetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ALİ, EFENDİ, C. 1, 312
Zeyd, yirmi tülbendini şu kadar kuruşa bir seferde Amr'e satıp ve teslim edip ve Amr hepsini teslim aldıktan sonra o tülbentlerden ancak ikisinin reddini icab eder eski ayıplarına muttali olsa, Amr o tülbentlerin parasından hisseleriyle Zeyd'e reddetmeyip mücerred ikisi ayıplı olmakla «lıepsini red eder» demeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira parça olarak reddetmek haksızlıktır).
ALİ EFENDİ, 312
Zeyd, şu kadar koyununu şu kadar kuruşa bir seferde Amr'e satıp ve teslim edip ve Amr de hepsini teslim aldıktan sonra Amr koyunlardan bir kaçının red edilmelerini îcab eder eski ayıplarına muttali olsa, Amr eski ayıp ile ayıplanmış olanları parasından hisseleriyle Zeyd'e red etmeyip mücerred birkaçı ayıblı olmakla Zeyd'in rızası olmadan hepsini reddetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
BEHÇE, 282
Zeyd, Amr'in bir kitabını Amr'den malûm pahaya satın alıp teslim aldıktan sonra o kitabın Amr'in elinde iken bir cüz yahut iki cüz noksan olduğu şer'an zahir olsa, Zeyd o kitabı ayıp. muhayyerliği ile Amr'e red etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
HAMİŞİ BEHÇE, 285
[41] Yâni noksanlığı görüldüğünde o noksanı almaya rücû eder. Gerisin geri malı red edemez. Zira alman malda değişiklik ve ziyâdelik meydana gelmiştir. Binâenaleyh satın alınan mala, alan tarafından bir şeyin zam ve ilâvesi o malı geri red etmeğe mânidir.
Meselâ : Bezi dikmek, 5'ahut boyatmak ile müşterinin ipliği yahut boyası beze zam olunması, keza arsaya, satın alan müşteri tarafından ağaç dikmek de, geri red etmeğe mâni olur.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Amr'den satın alıp parasını verdiği kumaşı entari kestirip diktirdikten sonra kumaşın reddini icab eder aybı meydana çıkıp eskiden aybı olduğu şer'an sabit olsa, Amr (geri) red etmeye râzi olmayınca Zeyd aybı ye, noksaniyle Amr'e rücûa kadir olur mu?...
Zeyd, Amr'den satın alıp ve teslim alınca parasını verdiği unun bir mikdarmı yoğurup ekmek yapdıktan sonra unun acı olduğuna muttali olsa, Zeyd kalanını ayıp muhayyerliği ile parasında (noksanlık karşılı-ğmdaki) hissesi ile Amr'e red edip ekmek yaptığı miktarında ayıp noksan ayıbı ile rücû'a kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
İBNİ NÜCEYM
Zeyd, Amr'den satın alıp ve teslim alınca parasını verdiği cariyeyi cima ettikten sonra cariyenin reddini îcab eder eski aybı olduğu şer'an sabit olsa, Amr redde râzi olmayınca Zeyd ayıb noksânîyle Amr'e rücûa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
FEYZİYE, 256
Zeyd, Amr'den satın alıp ve teslim alınca parasını verdiği beygirin reddini îcab eder eski aybı olduğu zahir olsa, geri red etme ânında iken beygir Zeyd'in elinde helak olsa, beygir Amr'in elinde iken o aybı ile ayıplanmış olduğu şer'i şerifin beyanı üzere sabit olunca Zeyd para noksanı ile Amr'e müracaata kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
FEYZÎYE, 257
Zeyd, Amr'den satın alıp ve teslim alınca parasını verdiği sâde yağını eritip sızdırdıktan sonra o yağın reddini îcab eder aybı meydana çıkıp eskiden ayıplı olduğu şer'an sabit olsa, Amr redde râzi olmayınca Zeyd ayıb noksanı ile Amr'e rücûa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 60
[42] Yâni yumurta ve ceviz gibi adetle alış veriş yapılan ve kabuklu olan şeylerin bâzısı kötü ve çürük çıksa, yüzde üç gibi Örfen ve âdeten
çok sayılır olmayınca bu az olan sakatlık affa uğrar ve alış veriş sahihdir.
Şayet kusurlu çıkan yüzde on gibi çok olursa, afv ohınmayıb satın alan kimse aldığı malı satana red eder ve parasının tamamını geri alır.
Üstü temiz, sağlam ve iyi olup da altında veya ortasında çürük ve bozukluk olan her şeyin hükmü de aynıdır. Eğer ayıbdan sayılmıyacak kadar az olursa redde lüzum yoktur. Fakat kusurdan sayılacak kadar çok olursa, mal sahibine red olunur.
İLGİLİ FETVALAK :
Zeyd, bir yığın otluğunu «hepsi otlukdür» diyerek Amr'e şu kadı paraya sattikdan sonra Amr açıp baktığında altı gübre çıksa, Amr otluj almayıp, Zeyd'e geri red etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
ABDURRAHİM, 67
Zeyd, Amr'in bir yerde olan üç yığın otluğunu üstünden görüp beğenip sonra malûm paraya Amr'den satın alıp teslim aldıktan sonra beş gün geçince o yığınları açdığmda iki yığın otluğun içi çürük çıksa, o çürük çıkan İki yığın otluğu ayıb muhayyerliği ile Amr'e red etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
ABDURRAHİM, C. 2, I
Zeyd, bir yerde yığılı olan kerestesini Amr'den satın alıp ve teslim aldıktan sonra kaldığında altında olan kerestelerden bâzısı çürük olmak|a Zeyd o çürük çıkanlarda alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 67
Zeyd, Amr'den satm alıp ve teslim alınca parasını verdiği saatin tüccarlar nazarında reddini îcab eder eski aybma muttali olsa, o saati ayıp (ve kusur) muhayyerliği ile Amr'e reddetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 67
Zeyd, Amr'den satın alıp teslim aldığı şu kadar miskâl (kilogram) miskin (kokunun) bir mikdannı sattıktan sonra kalanın da reddini îcab eder eski aybma muttali olsa, hemen Zeyd kalanı ayıb muhayyerliği ile Amr'e reddetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 65
[43] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 51-62.
[44] Yukarda «alış verişler» adı altındaki kısımda alış verişin pek çok Reşitlerini kısa-kısa îzah etmiştik. Burada da ehemmiyetine binâen bâzı ısımlarmı tekrar ederek açıklamak zarureti görülmüştür.
Binâenaleyh alış veriş; sahih, bâtıl, fâsid ve mekruh olmak üzere ikısımiara ayrılmaktadır ve şöyledir:
Bey'i Sahih : Doğru ve iyi olan alış verişdir ki, hem aslında ve hem vasfında meşru olan alış verişdir. Aslı helâl ve temfz olan mal, eşya, ev ve emsali olanları akıllı ve idrâk sahibi olan mükellef kimselerin, alış verişin şartlarına riayet ederek yaptıkları alış verişler bu cümledendir.
Bey'i Bâtıl: Aslen ve vasfen sahih olmayan alış verişdir ki, küçük çocuğun, delinin alış verişi ve domuz eti, murdar ölen hayvanın eti ve şarab gibi aslından necis olan şeylerin alış verişi de bâtıl olan alış verişlerdendir.
Keza, kanın, mevcut olmayan malların ve teslimi mümkün olmayan malların alış verişi de bâtıl ve haram olan alış verişlerdendir.
Bey'i Fâsid : Aslında sahih olup, fakat vasfında sahih olmayan alış verişdir ki, pazarlıkda kesin fiat konuşulmadan veya parasında noksanlık icap ettirecek hallerin bulunmasıdır. Sürünün içinde tâyin edilmemiş bir koyunun satışı ve teslim imkânı olanların alınması neticesinde teslim almadan başka birine satışda bulunmak gibi alış verişler bu cümledendir.
Fâsid olan alış verişlerde, malı alan kimse malı teslim aldığı zaman aldığı mal onun olur ve" istediği şekilde tasarruf edebilir ve satan veya alan kimsenin alış verişi feshetmeye hakkı vardır.
Fakat bâtıl olan alış verişde asla mülkiyet hükmü olamaz. Binâenaleyh bâtıl olan alış verişle alan kimse, satanın izniyle satılanı teslim aldığında satılan mal müşterinin (alanın yanında emânet kabüindendir). Şu halde alan kimsenin malı harab edecek veya öldürecek bir harekette bulunmadan telef olsa, müşteriye tazmin etmek lâzım olmaz.
Fâsid olan alış verişde ise, aldığı malı alan kimse teslim alırsa, o mala mâlik ve sahib olduğundan o malı satın alan kimsenin yanında telef olsa, alan kimsenin tazmin etmesi lâzımdır.
Meselâ: Misli olanlardan ise mislini, kıymeti olanlardan ise teslim aldığı' gündeki kıymetini müşterinin (alanın) satana vermesi lâzımdır.
Bey'i Mekruh : Aslında ve vasfında meşru olup lâkin bazı menhi ve kötü şeylerin alışverişinin içine karışması ile olan alış verişdir.
Meselâ : Bir malı alma niyyeti olmadığı halde diğer bir kimseye yüksek fiatla malın satılmasını sağlama şeklindeki alış veriş, pazarlık bitmiş
[45] Şarap ve domuz etinin ve hatta yukarda metinde geçtiği üzere liaynihi ile haranı olmalarının açık delilleri mevcuttur ki şöyle:
«Ey îman edenler! Şarap, Kumar, Putlar ve kısmet zarları hep şeytan işi birer murdardır. Bundan dolayı siz onlardan kaçının ki, felah bulaşınız.»
MÂİDE SURESİ, 90
«ölü (murdar hayvan), kan, domuz eti ve Allah (C.C.) dan başkası nâmına boğazlanan (hayvan) lar üzerinize haram kılınmıştır.»
MÂİDE SURESİ, 3
«Câbir Bin Abdullah (R.A.) den rivayet edildiğine göre kendisi Peygamber (S.A.V.) fetih yılı Mekke'de :
«Hiç şüphe yok ki, Allah (C.C.) ve Rasûlü (S.A.V.) Şarabı, Lâşeyi, Domuz ve putları satmayı haram kılmıştır» derken işitmiştir. Bunun üzerine yâ Rasûlellâh (S.A.V.)! ölü hayvanların iç yağlarından haber ver; çünkü onlarla gemiler boyanır, deriler yağlanır, halk onlardan kandil yakar, denilmiş. Peygamber (S.A.V.) ;
«Hayır, o satış haramdır» buyurmuş. Sonra Resûlellâh (S.A.V.) o anda şunları söylemiştir:
«Allah (C.C.) Yahudilerin belâsını versin! Allah (C.C.) kendilerine ölü hayvanların iç yağlarını haram kılınca onu erittiler, sonra sattılar da parasını yediler.» Buharı, Müslim.
İLGİLİ FETVALAR:
Kumarbazların bâzısından kumarla kazandıkları kırık yumurtaları (onlardan) satın almak caiz olur mu?..
ELCEVAP... Olmaz.
İBNİ NÜCEYM, 153
[46] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, bir gölde olan balığı avlamadan Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira elde mevcud değildir).
FEYZİYE, 242
Zeyd, mülkünde mevcud olmayan iki baş katırı Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mü?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira mal ortada olmayınca satış caiz değildir.)
ALİ EFENDİ, C. 1, 288 F.: 5
[47] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, koyunlarının memelerinde hâsıl olup henüz sağılmayan südü-nü Amr'e satıp sonra o koyunları sağıp südü Amr'e teslim etse, bu alış veriş sahih &lur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
BEHÇE, 290
Zeyd, hâmile olan kısrağını Amr'e sattığında «Hamlini (Karnındaki yavrusunu) satmam» diye istisna edip ancak kısrağı satsa, sahih olur mu?
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 291
[48] Dibâğatçılardan (veya dericilerden) Zeyd, kasapların keseceği koyun ve keçi derilerinden hisse nâmına satın alacağı şu kadar deriyi satın almadan Amr'e satsa bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
FEYZİYE, 242
Metinde ve bu fetvada beyan edildiği üçere koyunun sırtındaki yün ve derinin alış verişi sahih değildir. Bulunduğumuz asırda ise, altı yedi ay hattâ bir sene evvel tiftik, yapak ve deri paralarını vermek suretiyle alış veriş yapanlar görülmektedir. Evet bunların alış verişleri fasit ve gayri meşru olan alış verişlerdendir. Zira mal ortada yoktur. Aynı zamanda malın temini tehlikeye düşeceği gibi, alan ve satanların hayatları da aynı şekildedir. Esasen alış verişin sahih olabilmesi için malın ortada olup teslim etme imkânı bulunması lâzımdır. Aksi takdirde caiz değildir.
Aynı zamanda mal ortada mevcud olmadığından kesin pazarlık olamaz. Olsa dahi sonunda iyi ve kötüsü de olabileceğinden ortada mevcud olmayan ve belki de teslimi imkânsız olan malların alış verişi caiz de-ğildiK Selem suretiyle olan alış veriş şekli ise, mahallinde gelecektir.
Zeyd, kısrağından doğacak tayı doğmadan Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?..,
ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 287
ölen Zeyd'in veresesinden Amr, Zeyd'in meçhul terekesinden hissesini Bekir'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... OlmaALt EFENDİ, 287
Zeyd, Amr'e teslim imkânı olmayan bir sürü vahşi camızını satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 292
Zeyd, teslim imkânı olmayan kaçıcı köleyi Bekir'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 292
[49] Müzâbene ve münâkalenin tarif ve izahları metinde geçmiştir. Bu şekildeki alış verişin doğru olmadığına, dâir şer'i hükümlerde açıklayıcı fetvaları şöylece nakledebiliriz :
Enes (R.A.) den rivayet edilmiştir ki; Resûlullâh (S.A.V.) :
«Muhakkak muhâkale, muhâdara, mülâmese, müzâbeneden (bu şekillerle alış verişden) nehyetti.» Buharı.
Bu Hadis-i Şerif de yukardaki satışlardan" başka, muhâdara, mülâmese ve münabeze ile yapılan alış verişin yasaklığmdan bahsetmektedir.
Muhâdara: Meyve ve hububatı kemâle ermeden (olgunlaşmadan) Satmaktır.
Mülâmese: Bir kimsenin elbiseye gece veya gündüz dokunması veya «elbisemi senin elbisen mukabilinde satıyorum* diyerek birbirlerinin elbiselerine bakmadan yoklamalarıdır.
Münâbeze: «Sen, sende olanı bana bırak, ben de, bende olanı sana bırakayım» demektir.
Kısa tariflerini îzah ettiğimiz bu hükümlerin beyânı metinde gelecektir.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd arazisinde (tarlasında) buğday ektikten sonra hâsıl olacak buğdayı asla bitmeden Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 240
Zeyd, bahçesinde hâsıl olup kemâl bulmayan gülünü açılıp kemâl bulunmaya kadar ağaçlarında terketmek şartı ile Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. FEYZÎYE, 241
Zeyd, bahçesinde hâsıl olup kemâl bulmayan kirazını kemâl bulunca buluncaya kadar ağaçlarında terketmek şartı ile Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. NETİCE, 238
Zeyd, tarlasına buğday ektikten sonra bitip çemen (fitre) iken Zeyd o çemeni olgunlaşmcaya kadar tarlada terk etmek şartı ile Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, 291
Zeyd, bağının üzümünü henüz çiçek iken şu kadar paraya Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 22
Zeyd, bostanında (bahçe ve tarlasında) kavun ve karpuz ekip sonra bitip henüz çiçek iken hâsıl olacak kavun ve karguzu şu kadar paraya Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM,C. 2,23
Ortak olarak ekin eken Zeyd, ekdiğinden nasibini bitmezden evvel tarla sahibi olan Amr'e satsa, sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
ABDURRAHİM, C. 2, 23
[50] Zira mer'a bir şahsın mülkü değil, oradaki bulunan bütün i hakkı olan bir arazidir.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri bu hususu bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle beyan etmiştir:
«İnsanlar, su, ot ve ateş'in üçünde de ortakdırlar (müşterek hak sahibidirler).» DÂMAD, C. 2, 57
İLGİLİ FETVALAR;
Bir köy halkının eski mer'alarmdan olan yerin bir mikdanm (o köy) halkından bir kaç kimse Amr'e satsalar, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
ALİ EFENDİ, 288
Zeyd'in arsasında Zeyd'in sulaması ve çalışması olmadan ot bittikken sonra- Zeyd o otu biçip toplamadan Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira onun mülkü değil, umumun hakkıdır). .M ıı
ALİ EFENDİ, 288
[51] Zira insan, şerefli ve keremlidir. Böyle şeref ve kerem sahibi insanın kılını, tırnağını ve diğer eczalarını satmak ve almak, ihanet olacağından caiz değildir.
İslâmm hükmü bu iken, zamanımızda insan saçım alanlar ve satanlara rastlamaktayız. Helâl ve caiz olmayan şeyleri işlemek nerede ise moda ve fazilet gibi bir hal almış, hayret ve üzüntüden başka bir şey yapılamıyor.
[52] AÇIKLAY/CI FETVALAR :
Zeyd mülkü olan evinin tavanını Amr'e satmayıp tavanın üstü olan havasını (boşluğu) satsa bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira boş hevamn satışı meşru değildir).
Bu surette Amr bu alış verişe binâen bu evin üzerine oda (bina) yapmak istediğinde Zeyd Amr'i men etmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira alış veriş sahih olmamıştır).
Bu surette Amr bu alış verişe binâen bu evin üzerine bina yapsa, Zeyd, Amr'e binasını söklürmeğe (yıkdırmağa) kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira satış muamelesi tehakkuk etmediğinden bütün yetki, mülk sâhibindedir). NETİCE, 243
Zeyd, mülkü olan boş arsasını Amr'e satmayıp yüksek kısmını (he-vasmı) satsa, sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
BEHÇE, 291
Zeyd, mülkü olan evinin tavanını Amr'e satmayıp tavanın yükseği olan hevayı (boşluğu) Amr'e satsa, sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.
Bu surette Amr, bu alış verişe binâen bu evin üzerine oda yapmak istediğinde, Zeyd, Amr'i menetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira alış veriş fasit olduğundan söz mülk sahibinindir). BEHÇE, 211
[53] Yâni bir kimse, diğer bir kimseye bir malı satsa ve bu sattığı malın parasını almazdan evvel alan kimseden aynı malı aşağı fiatla geri alsa, bu alış veriş sahih değil, fasittir.
Bulunduğumuz asırda bu mes'elenin daha şenîi de işleniyor. Meselâ: Konya'da kurt işi adı ile söylenen ve diğer memleketlerde şu şekildeki fâsid alış verişler vardır :
Satıa, alıcıya veresiye 100 liralık malı 150 liraya fahiş ve gaddar fiatla satıyor. Bâzıları mal yerinde dururken teslim almadan, ölçmeden ve tartmadan 100 liradan veya 80 liradan satan adam peşin para ile gerisin geri alıyor. Bu şekilde yapılan alış veriş ilk pazarlıkda şart koşularak da yapıldığı vâkidir. îster ilkinden şart olsun, ister bir şart olmadığı halde sattığı malın parasını almadan ve malı teslim etmeden daha düşük paha ile alış veriş şeklinde olsun her İki suretle de alış veriş caiz değil, fâsiddir.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, şu kadar eşyasını Amr'e şu kadar (belli mikdar) paraya satıp teslim ettikten sonra Amr parayı sayıp vermezden evvel o eşyayı bu meblâğdan (aldığı pahadan) şu kadar noksana Zeyd'e (satana) satıp teslim etse, ikinci satış sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHMAN, C. 2, 15
Zeyd, her bir başını Amr'e yüz kırkar paraya (liraya) satıp teslim ettiği koyunları Amr (alıcı) parayı vermezden evvel Amr'den her, birini seksen paraya (liraya, altmış lira noksaniyle) yine kendi (geri) satın alsa, satın alması sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
ABDURRAHİM, C. 2 15
Malı satarken şart koşmadan sattığı malın parasını peşin almadan satan adamın gerisin geri noksan paha ile alması caiz* olmadığı beyan edilmektedir. Halbuki bulunduğumuz asrın insanları satarken aynı muameleyi konuşarak şartlı olduğu halde yapanlar mevcuttur. Bunların yap-dıkîan fesatlık daha fena ve daha fasittir.
Zeyd, bir beygirini sattıkdan sonra yine kendine otuz kuruşa satmak şartı ile bir sene tamamına kadar kırk kuruşa satıp teslim ettikten sonra Amr o beygiri Zeyd'e otuz kuruşa satıp, teslim edip ve para diye otuz kuruşu Zeyd'den almış olsa, hemen sene tamamında Amr aldığı otuz kuruşu Zeyd'e verirken Zeyd almayıp beygir pahası diye kırk kuruşu almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, 15
Zeyd, mülkü olan evini her ne zaman satarsa, yine kendine satmak şartı ile malûm pahaya Amr'e satıp teslim etse, bu satış sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
Zeyd, bir mikdar elbiselerini parasını sattıktan sonra vermek şartı ile Amr'e malûm pahaya satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2. S. 15
Bu son fetvadaki hüküm de cidden düşündürücüdür. Zira bugün pek çok kimseler, aldığı mal satılınca parasını vermek üzere alış veriş yapmaktadırlar. Paranın verileceği zaman meçhul olduğundan malı sa-.tan adam yakın zamanda para bekler, alan kimsede malın bir adedi kalsa dahi satış: bitmedi, diye parayı vermez. Böyle olunca da arada kırgınlık ve üzgünlük meydana gelebilir.
Binâenaleyh mal satılınca parası verilmek üzere yapılan alış verişler sahih değildir. Fâsid olan alış verişlerdendir. Fâsid olan alış verişlerin uzun izahı bu bahsin baş tarafında beyan edilmiştir.
Şu halde malı alan ve satan arasında paranın verileceği zaman ve gün belli olmalıdır. Aksi takdirde muamele
fâsiddir. Ancak emânet olarak teslim edilmek suretiyle alıp satmak şeklinde olabilir.
[54] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, mülkü olan evini borçlu olduğu Amr'e şu kadar borcu mukabilinde sattığında her ne zaman bu borcu Amr'e edâ ederse, Amr evi Zeyd'e geri vermek şartı ile Amr'e satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?.,..
ELCEVAP... Olmaz.
Bu surette evini Zeyd'e ariyet olarak verip teslim etse ve Zeyd de
teslim alsa, bu alış veriş fesholunsa hemen Zeyd bu evi başkasına satmağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 243
Zeyd, Amr'in zimmetinde Ödünç'den olan 100 kuruş'unu elli kuruş'a Bekir'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
Zeyd, Amr'in şu kadar eşyasının Amr kendine şu kadar para ödünç vermek şartı ile Amr'den satm alıp ve o kadar ödünç para alsa, Zeyd
ödünç aldığı parayı Amr'e eda edip bu eşyaları (aldığı eşyaları) Amr'e reddetmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira alış veriş fasittir). ALİ EFENDİ, C 1, 292
Hind, mülkü olan evini Ölünceye kadar sakin olmak şartı ile Zeyd'e malûm pahaya satıp ve parasını teslim alıp evde 12 sene sakin olup sonra, Zeyd Hind'i evden çıkarsa, Hind, alış verişin fâsidliğine binâen parayı Zeyd'e reddedip evi geri almağa kadir olur mu?...
ALİ EFENDİ, 293
ELCEVAP... Olur.
Hind, mülkü olan evini Zeyneb'e sattığında Zeynep Hind'i ölünceye kadar götürüp gözetmek şartı ile satsa bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP,.. Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 293
Hind, mülkü olan evini Zeyd'e sattığı vakit Zeyd, kendini nikahlayıp alması şartı-ile satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
ALİ EFENDİ, C. 1, 293
[55] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, mülkü olan evini Amr'e sattığı vakitte, Amr evi başkasına satmamak veya -bağışlamamak şartı ile malûm pahaya satıp ve, teslim edip parasını alsa, bu şartla alış veriş fâsid olur mu?...
"EDCEVAP... Olmaz. OLMAZ, 293
Zeyd, câriye Hind'i Zeyneb'e sattığı vakitte, Zeyneb Hind'i (başkasına) satmamak şartı ile satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP../Olmaz. (Zira alış veriş fâsiddir). ALÎ EFENDİ, C. 1 294
Zeyd, Amr'in mülkü olan evini malûm pahaya Amr'den satın alıp ve parasını verdikten sonra bu ev satılmazdan evvel malûm bir müddetin tamamına kadar Bekir'e îcar'a verilmiş olduğu zahir olsa, Zeyd (alan adam) bu alış verişi Hâkime feshettirmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
Bu surette, Zeyd (alan adam), mezkûr icara râzi olsa, bu evi müddet tamam olmadan Bekir'den (îcâra tutan adamdan) almağa kadir olur mu?.
ELCEVAP... Olmaz.
Bu surette bu evin bu müddet içinde lâzım i gelen îcârı Zeyct ve Amr'den hangisinindir?...
ELCEVAP... Amr'indir. (Zira daha evvel bir şey konuşulmamıştır).
İBNİ NÜCEYM, 18»
Zeyd, mülkü olan arsası üzerinde vâki olan tahtadan çatma odasının çatmalarını şu kadar paraya Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?.
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 12
Zeyd, bir metâını malûm pahaya Amr'e sattığı vakitte, Zeyd Amr'e «Parayı yarın bana getirirsen Febiha ve eğer paranın ekserisini yarınki gün bana getirmezsen aramızda alış veriş yoktur» deyip- bu- şekiHe ve-teslim edip Amr'de yarınki gün o parayı Zeyd'e |edâ etse, bn alış- veri? sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
Bu surette yarınki gün geçip Amr o parayı Zeyd'e edâ etse, bu atış veriş bâtıl olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
İBNİ NÜCEYM, 17
[56] Yâni satılan evde bir ay oturmak veya evi bir ay sonra teslim etmek şartı ile alış veriş yapılsa, evi satan kimsenin menfaatlanması olduğundan bir nev'i faiz oluyor. Bu sebepten de bu alış veriş fâsiddir. Zi-. ra faiz giren her alış veriş fâsiddir,
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, mülkü olan evini Arar'e sattığında Amr, Zeyd'i ölünceye kadar görüp gözetmek şartı ile satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
Bu suretle Zeyd, bu evi yazıldığı üzere Amr'e sattığında bu satış zımnında bu eve teâllûk eden dâvadan Amr'i ibra etse, bu ibra sahih olur
mu/...
ELCEVAP... Olmaz.
NETİCE, 238
Zeyd, mülkü olan evini oğlu Amr'e sattığı vakitte, Amr Zeyd'in bâzı kimselere olan borcunu kendi malinden edâ etmek şartı ile satsa, bu alış, veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. . " NETİCE, 239
Hind, mülkü olan evini kocası Zeyd'e malûm pahaya sattığı vakitte Zeyd Hind'i boşamamak şartı ile satsa,, bu alış veriş sahih olur mu?....
ELCEVAP... Olmaz. (Zira menfaat karşılığında satış fâsiddir).
-ALİ EFENDİ, C. 1, 293
Zeyd, mülkü olan bahçesini Amr'e malûm paraya sattığı vakitte Amr maliyle Zeyd'in evinde şu şekilde bir duvar yapmak şartı ile satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur-mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira menfaat karşılığında alış veriş fâsiddir).
ALİ EFENDİ, 295
Zeyd, mülkü olan evini Amr'e sattığı zaman Amr, Zeyd'e şu kadar vazife göstermek şartı İle satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?,.. ELCEVAP... Olmaz. (Zira menfaat karşılığmdakİ alış veriş fâsiddir). .
ALİ EFENDİ, İ295
Zeyd, mülkü olan ahırını Amr'e sattığı zaman Zeyd (satan adam) o ahırın damı üzerine çamaşır serip kullanmak şartı ile satsa, sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 294
Zeyd. mülkü olan ahırını Amr'e sattığı vakitte, Zeyd o ahır üzerinde kendisi için bina yapmak şartı ile Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 294
I Zeyd, mülkü olan hamamını Amr'e sattığı vakitte Amr (alan adam)
hamamı kendine îcara vermek şartı ile satsa, sahih olur mu?... : ELCEVAP... Olmaz.
Bu surette Amr (alan adam) hamam'ı yazıldığı üzere satın alıp Zeyd'e îcara verip teslim ve Zeyd'den bir kaç sene ücret nâmına şu kadar para almış olsa, Zeyd (satan adam) o ücreti Amr'den gerisin geri almağa kadir olur mu?... ,
ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 293
Hind, iki kapılı mülkü olan dükkânını ölünceye kadar ücretlerini (icarlarını) kendisi almak şartı ile Zeyd'e şu kadar paraya satsa bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 1G
Zeyd, mülkü olan evini Amr'e malûm paraya satıp teslim etmezden evvel Zeyd o evi Amr'in (alan adamın) izni olmadan Bekir'e de satıp teslim etse. Amr (alan adam) satışa rıza gösterince ikinci satış nafiz olup reddedince bâtıl olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 184
[57] Malı satan kimse, alandan ödünç para, hediye almak şartı ile olan fâsid alış veriş bugün görülen muamelelerdendir.
Meselâ: İkrâmiyeli ve hediyeli satış diye piyasada yapılan alış veriş bu çeşit ahş verişdendir. İlk satış şartında böyle bir şey olmasa da, alış veriş anında veya sonunda bir şey'i hediye olarak satan kimse verse, beis yoktur. Caizdir. Fakat bugünkü ikrâmiyeli ve hediyeli satışlar daha evvel şartlı olarak beyan edilmektedir. Bu sebepten dolayı da bu alış veriş fâsiddir.
İLGİLİ FETVALAR :
Zeyd, şu kadar elbiselerini Amr'e sattığı vakitte, Amr Zeyd'e şu kadar (belli miktar) para Ödünç vermek şartı ile satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP.,. Olmaz. (Zira satan kimse menfaatlanır).
ALÎ EFENDİ, C. 1, 292
Zeyd, Amr'in şu kadar eşyasını Amr kendisine şu kadar ödünç para vermek şartı ile Amr'den satın alıp, eline alsa o kadar para ödünç alsa, Zeyd Ödünç aldığı parayı Amr'e edâ edip, bu eşyaları Amr'e reddetmeye kadir olur mu?... _
ELCEVAP.... Olar. (Zira fâsid oîan alış verişde feshetme hakkı vardır).
ALİ EFENDİ, 292
Zeyd,. Amr'in şu kadar eşyasını Amr kendisine şu kadar kuruş ödünç
vermek şartı ile malûm pahaya Am'r'den satın .alıp eline alsa o kadar kuruş borcu olduktan sonra,Zeyd ölse, veresesi bu parayı Amr'e edâ edip o eşya aynı ile ellerinde mevcut olmakla beraber Amtfe reddetmek ister diklerinde Amr o eşyayı almayıp konuşulan parayı almağa kadir, olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. AIİ EFENDİ, C. 1, 293
Zeyd, Amr'in şu kadar kile buğdayını Amr kendisine şu kadar par^ ödünç vermek şartı ile Amr'den malûm pahaya satın alıp ve eline alsa ve Amr'den o kadar para ödünç aldıktan sonra Zeyd buğdayı sarfetsç, Zeyd ödünç aldığı parayı Amr'e edâ edip o buğdayın mislini Amr'e verirken Amr râzi olmayıp konuşulan parayı almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz FEYZİYE, 245
Hind, mülkü olan bir evini1 Zeyd'e her sene kendisine keten ve kumaş alıvermek şartı ile satsa, Hind bü alış verişin fâsidliğine binâen alış verişi feshetmekle bu evi Zeyd'den almağa kadir olurm u?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 1/17
Zeyd, mülkü olan evini her ne zaman satarsa, yine kendine satmak şartı ile»malûm pahaya Amr'e satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 19
Zeyd, şu kadar eşyasını Amr'e şu kadar paraya sattığı vakitte, Zeyd, o kadar para borçlusu olduğu Bekir'i Amr'in üzerine (alacağı için) havale etmek şartı ile satıp teslim etse^bu alış veriş sahih olur mu?... " ELCEVAP... Olmaz. NETİCE, 241
Zeyd, şu &adar eşyasını Amr'e malûm pahaya sattığı vakitte Amr, şu kadar eşyasını şu kadar paraya Zeyd'e satmak şartı ile satıp ve teslim ederek parasını alsa, bu alış veriş 'sahih-'olur mu?...
Olmazar (alan adam) Ölse, o eşyayı veresesi zabtetse Zejyd alış verişi fesh edip ve parayı vereseye reddedip bu eşyayı vereseden ial-1 mağa ifcâdir. oitrr mu?... ' . . -:
Ölür. NETİCE, 239.
[58] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, bir metâ'ını Amr'e malûm pahaya sattığı vakitte Amr o metâ'ı ne zaman başkasına satarsa, o parayı o zaman Zeyd'e vermek üzere meçhul bir zamana te'cil ile Amr'e satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
NETİCE, 240
Zeyd, şu kadar kile buğdayını Amr'e sattığı vakitte Amr, parayı harman zamanında Zeyd'e eda etmek üzere meçhul zamana te'cil ederek satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 2, 189
Zeyd, şu kadar arpa ve pirinç'ini meçhul olan te'cil ile veresiye şu kadar paraya Amr'e satıp teslim etse ve Amr'de o arpa ve pirinç'i sarfet-se, Amr o kadar arpa ve pirinç'in mislini Zeyd'e verirken Zeyd almayıp konuşulan parayı almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz (Zira alış veriş fâsiddir). FEYZİYE, 245
Zeyd, şu kadar kile buğdayını Amr'e sattığı vakitte Amr, parayı harman zamanında Zeyd'e edâ etmek üzere te'cili (te'hiri) meçhul Ue satıp teslim etse ve Amr'de buğdayı harcasa, hemen Amf o buğdayın mislini Zeyd'e tanzim ederken Zeyd almayıp, konuşulan parayı almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira te'cil zamanı kesin olarak belli değil).
[59] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, Amr ile müşterek olduğu araziyi emiriye üzerine dikilmiş olan meyve ağaçlarından kendisine düşen hissesini Amr'ın izni ile Bekir'e satsa, bu alış veriş caiz olur mu?,..
ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 165
Müşterek olan mal ortada mevcut olur ve satıldığında teslim imkânı olursa hissenin satışı caiz ve şahindir. Aksi takdirde caiz değildir.
Zeyd, Amr ile aralarında müşterek olan ekinden hissesini olgunlaş-mazdan evvel Bekir'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira ortada mevcut değildir). İBNt NÜCEYM, 185
Zeyd, Amr ile müşterek olarak ekilmiş olan ekinden kendi hissesini Amr'in (ortağının) izni olmadan Bekir'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira ortağın rızası şarttır). İBNİ NÜCEYM, 153
Ölen Zeyd'in veresesinden Amr, Zeyd'in terekesinden olan hissesini Bekir'e 500 kuruş'a satsa, lâkin o evden Amr'in ne kadar hissesi var idiği Bekir'in malûmu olmasa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz". (Zira hissenin mikdarı bilinmemektedir).
BEHÇE, 290 MÜHİM BİR FETVA:
Zeyd (bir adam), Amr'in (diğer bir adamın) zimmetinde karzdan (ödünçden) olan alacağı yüz kuruşunu elli kuruşa Bekir'e satsa, bu satış sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
BEHÇE, 289
Bu fetvada beyan edilen hüküm gereğince, tasarruf bonolarını aşağı fiatla satanların alış verişleri sahih ve makbul değildir, Fâsiddir. Ancak bir kimseden alacağı olan kişi, borcu olana diğer bir kimseye aynı değeri ile satabilir. Senet cüroları bu kabil sahih ve caiz amellerdendir. Nitekim havale bahsinde de zikredilmiştir.
[60] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 62-84.
[61] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, mülkü olan bahçesini Amr'e fâsid olan alış verişle satıp .teslim edip ve parasını teslim alıp Amr'de bahçeyi bîr kaç sene zabd edip ve mahsulünü Zeyd'in mubah ve helâl kılması olmadan alıp kullanıp harcadıktan (ve yedikten) sonra Zeyd alış verişin fâsidliğine binâen parayı verip bahçeyi* Amr'den alsa, Zeyd kullanılan (veya zayi olan) mahsulü Amr'e tazmin etmeğe kadir olur mu?..,
ELCEVÂP... Ölür. ALİ EFENDİ, C, 1, 296
Hind, mülkü olan evini Amr'e fâsid olan alış verişle satıp teslim ettikden sonra Arar o evde kendi için yeni bina yapsa, sonra Hind ve Amr alış verişin fâsidliğine binâen satışı feshetseler, Ahir binasını sokup (yıkıp) almak istediğinde Hind, «binayı meccânen zabd ederim»' diye şer'i bir ciheti (hakkı) yok iken Amr'i men etmeye kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 295
Hind, cariyesi 2eyneb'i fâsid olan alış verişle satıp teslim-ettikten sûhra Zeyd Zeynebri âzad etse, Zeynebi, teslim aldığı günde olan kıymetini Zeyd'den almağa kadir olur mu?
ELCEVAP .. Olur BEHÇE, 295
Zeyd, kıymeti olan" birmetâ'ı kullansa'. (h,a_reasa,. yok etse). Amr . teslijn.'edildiği-günd.e; olan. .kıymetini Zeyd'e verirken-Zeyd
olmayıp Metâ'nV kıymeti şimdi ziyâdedir, şimdi olan kıymetini senden alırım» demeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP.. Olmaz. FEYZÎYE, 245
Zeyd, Amr'den fâsid olan alışla bir cariyeyi satın alıp teslim aldıktan sonra Zeyd o cariyeyi Bekir'e malûm pahaya satıp teslim alsa, Amr cariyenin teslim gününde olan kıymetini Zeyd'e (satın alan adama) tanzim ettirmeyip cariyeyi Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira esas sorumlu Zeyd'dir). FEYZÎYE, 245
Zeyd, Sanat'la yapılmamış şu kadar kilo bakırını fâsid olan alış verişle Amr'e malûm pahaya satıp teslim ettikten sonra parayı almadan Amr (alan adam) o bakır'ı sahih olan alış verişle satıp teslim etse, Zeyd o bakir'ın mislini şer'i şerifin beyânı üzere Amr'e tanzim etmek istediğinde Amr konuşulan parayı al» diye tanzim etmeden imtina kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
[62] Hediye,-ödünç para alma ve emsali bir menfaat karşıhğmdaki alış verişler fâsiddir.
İLGİLİ FETVALAR
Hind, bir mülkü olan evini Zeyd'e her sene kendine elbise ve kumaş alıvermek şartı ile satsa, Hind bu satışı fâsitliğine binâen satışı feshet-*mekle bu evi Zeyd'den almağa kadir olur mu?,,.
ELCEVAP .. Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 17
Hind, mülkü olan bir evini kendini ölünceye kadar infak etmek (bakmak, yedirmek ve giydirmek) şartı ile şu kadar paraya Amr'e satıp tes-
Hm ettiğinde Amr Ölse, Hind o evi alıp zabdetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. (Zira satış şartı fâsiddir, caymak caizdir).
ABDURRAHİM, 17
Zeyd, bir metâ'mı Amr'e şu kadar paraya sattığında Amr o metâ'ı başkasına sattığında zarar ederse, tazmin etmek şartı ile satsa, bu satış sahih, oiur mu? .
ELCEVAP... Olmaz.
FEYZİYE, 241
Zeyd, mülkü olan evini Amr'e sattığı vakitte Amr Zeyd'i Ölünceye kadar gözetmek şartı ile satsa, bu satış sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 241
Zeyd, Amr'e beşyüz akça (para) Ödünç almak şartı ile bir Mushafı Şerifini şu kadar akçaya (paraya) bir sene tamamına kadar tehirli olmak şartı üzere satıp teslim etse ve o mikdarda ödünç para verip sonra o mec-lisde Amr o Mushafı Şerifi şu kadar para noksan olmak üzere Zeyd'e satıp teslim etse, hemen sene tamamında Amr Zeyd'den ödünç aldığını Zeyd'e verirken Zeyd Amr'den mushaf pahası nâmına da bir miktar para almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira alış veriş fâsiddir). ABDURRAHİM, C. 2, 16
Zeyd, Amr'den aldığı şu kadr.r kurusa kefil olmak şartı ile bir evini şu kadar paraya Bekir'e satsa, Bekir'de o şartla satın alsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
ABDURRAHİM, 16
Zeyd, mülkü olan evini Amr'e sattığı vakitte evi başkasına satmak veya bağışlamak şartı ile malûm pahaya Amr'e satıp, teslim edip ve pa-, rasım alsa, yapılan bu şart (başkasına satma veya bağışlama şartı) ile fâsid olan alış veriş olur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 293
[63] İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, mülkü olan Tut bahçesini fâsid olan alış verişle Amr'e satıp teslim etse,, sonra Amr'de o bahçeyi ;Bekir'e satıp, teslim ettikten sonra bahçesinin reddini îcap eder eski aybı zahir olmakla Bekir (ikinci olan adam) bahçeyi Amr'e (ikinci satana) reddetse, hemen Zeyd (birinci satan adam) alış verişi feshedip bahçeyi Amr'den almağa kadir pjur mu?...
ELCEVAP... Olur.
BEHÇE, 292
Zeyd, cariyesi Hind'i Amr'e fâsid olan alış verişle satıp teslim ettikten sonra parasını almadan Amr (alan adam) Hind'i başkasına, bağışlayıp teslim etse (veya sahih alış verişle satsa), Zeyd (İlk satan) Hind'in teslim' gününde olan kıymetini Amr'den (ikinci satan veya bağışlayandan) almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ALÎ EFENDİ, C. 1, 290
Zeyd, bir miktar peynirini Amr'e sattığında para konuşmaksızm fâsid olan alış verişle satıp teslim ettikten sonra Amr o peyniri başkasına sahih olan alış verişle satıp teslim etse, Zeyd (ilk satan kimse) o peynirin teslim gününde olan kıymetini Amr'den.almağa.kadir olur mu?... .,
^ Olur. BEHÇE, 298
[64] İLGİLİ FETVALAR: ,
Hind, mülkü olan evini Zeyde fâsid olan alış verişle satıp Zejhd'de o'evde yeniden bina yaptıktan sonra Hmd alış verişin fâsidliğine binâen ZeycFin rızası olmaksızın alış verişi "feshetmeye kadir olur mu?...
.. Zeyd, Anır.'ia mülkü plan evini .satın, aldığı vakitte Amr o evde., keri-di^ınâlinderı Zeyd. .için şü. şekilde bina yapmak şartı ile satiri'alıp ye tes-İim-alıp parayı verdikten sonra ZeyçTo evde bina yapsa, Zeyd feshetmeye talip olup ve râzi olunca alış verişi feshetmeye kadir olur mu?...
ELCEVAP.:. Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 294
Zeyd, mülkü olan bağını Amr'e fâsid olan alış verişle satıp, teslim eöîp Ve parasını alıp Amr'de bağı bir kaç sene zabdedip mahsuruna Zeyd'-in mubah ve helâl kılması olmadan alıp harcadıktan sonra (Yiyip içip veya sattıktan sonra) Zeyd alış verişin fâsidliğine binâen parayı redde-dîp'bağı AmrMen alsa Zeyd helak olan {harcanan, yenen) mahsulü Amr'e tazmin'ettirmeğe kâ<Jiroİur:mu?:
ELCİEVÂP... Öluc
NETİCE; 244
[65] Nec^Şer'i Tarif- ve anlamından anlaşıldığı üzere Fitne, Fesatlık yer bir hile ile satılık malın iiatını, başkalarını-kizıştrmak için arttırmaktır, v^ bir trcâri'ahlâksızlıktır, .........
Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde meâlen şöyle buyurmuştur: ...
«Ey Mü'miıiiei'î (aranızda mal satışı ve alışı ânında) müşteri kızıştırmaktan kaçmımz.» MÜSLİM.
«tavus (R.A.) dan îbni Abbas (R.A.) dan işitilmiş olapak rivayet edilmiştir, tbni Abbas (R.A.) demiştir ki Resûlullâh (S.A.V.) :
— (Bîr yere) yiyecek getirenleri karşılamayın, şehirli de kır halkı için satmasın, buyurdular. Ben tbni Abhâs tRA)'a : ":.: '.-r^ (Şehirli de kır halkı için satmasın) sözünün mânası nedir? dedim:
«Hem birbirinize müşteri kızıştırmayın, kişi kardeşinin satışı üzerine satış yapamaz; kardeşinin dünürlüğü üzerine dünürlükte yapamaz. Kadın dahi kız kardeşinin yerine kendisi varmak İçin onun boşanmasını isteyemez.» BUHABÎ, MÜSLİM.
' Bir yere yiyecek celbederek satmak isteyenlerin önüne çıkarak pazar yerine gelmeden mallarım satın almak memnu ve mekruhdur. Ya-feaklayan hükümlerden birkaç hadis-i şerifi yukarıda naklettik. Bu kar-.şılaşma, malın satıldığı pazarın dışında başîârsadır.
İbni Ömer (R.A.) den rivayet edilen bir hadis-i şerif de meâîen şöyle buyrulmuştur;
«Biz, yiyecek getirenleri karşılar, onlardan yiyeceği satın alırdık. Nihayet Resûlullah (S.A.V.) onu yiyecek pazarına götürmeden satın almamın bize yasak etti.»
[66] Yâni cuma günü birinci ezan okununca Müslümanların, memur, âmir, işçi ve her çeşit iş adamlarının işini bırakıp, hemen camiye cuma namazına gitmeleri lâzımdır. İşleriyle meşgul olmak kerâhat ve günah-dır. Zira Kur*an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak meâlen şöyle buyruyor:
«Ey iman edenler! cuma günü namaz İçin nida (İlk ezanla nida) olunduğa zaman hemen Allah'ın (C.C.) zikrine (cuma namazına) gidin ve alış verişi bırakın. Bu, eğer bilir kimseler İseniz sizin için çok hayırlıdır.
Sonra namaz kılınmış olunca da artık yeryüzünde dağılan ve Allah'ın fazlından (nasîb) arayın ve Allah'ı çokça zikredin, tâ ki necata erebilesiniz.»
CUMA SÛRESİ, 1, 10
İşte bu âyeti celiyleler gereğince müslüman olan her tacir, memur, ig adamı, işçi ve emsali vazifeli kimseler cumanın ilk ezanı okununca hemen camiye ve cuma namazına koşar ve koşması lâzımdır.
[67] Bu ihâre ve ifâde ettiği hükümden anlaşıldığına göre, bir malın
satışı kesinleşmedi ise, pahasında ve parasında ziyade ve fazlalık yap rak satmak caizdir. Veresiye peşin satışı pazarlığmdaki farkın hükmü de aynı böyledir.
İLGİLİ FETVALAR
: Zeyd, bir meta'mi malûm pahaya Amr'e satıp teslim etmeden -evvel Zeyd bu nieta'ı evvelki pahadan şu kadar ziyâdeye Amr'e satıp teslim etse, evvelki satış fesholup ikinci satış sahih olur mu?.
ELCEVAP.,. Olur. İBNİ NÜCEYM, 147
Zeyd, Amr'den bir metâ'ı malûm pahaya (zamanı) malûm te'cil (veresiye) ile satın alıp sonra Zeyd ve Amr evvelki te'cil (tehir ve veresiye) den sonra diğer te'cil (tehir ve veresiye) üzerine rızalaşsalar ikinci te'çil sahih olur mu?... :
ELCEVAP... Olur.
İBNİ NÜCEYM, 156
Zeyd, Amr'den metâ'ı altmış kuruşa satm alıp parayı vermezden evvel Zeyd ve Amr elli kuruş üzerine rızalaşsalar, bu metâ'm (eşyanın) parası elli kuruş olması lâzım olur mu?.:.
ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 156
Zeyd, elli kuruş kıymetli rnetâ'ını Amr'e veresiye malûm te'cille yüz otuz (130) kuruşa satıp teslim edip sonra Amr (alan adam) parayı ver* mezden evvel metâ'ı Zeyd'e yüz kuruşa satıp ve teslim edip yüz kuruşu almadan o metâ'ı harcasa (satsa, kullansa), hemen Zeyd Amr'in zimmetinde olan yüz otuz kuruşun 50 kuruşunu o metâ'm kıymeti olan elli kuruşu takas edip baki kalaıi seksen kuruşu Amr'den almağa kadir olur mu?
ABDURRAHİM, C 2,* 15
ELCEVAP... Olur.
Zeyd, mülkü olan evini şu kadar paraya sattığında Amr o evi o kadar paradan ziyadeye sattığında o ziyâdeyi Zeyd'e vennek şartı ile satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
[68] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 85-92.
[69] Alış verişde caymanın meşruluğunu ve cayamn caymasını etmenin iyiliğini nâtık biT Hadis-i Şerif meali:
kabul
«Bir kimse, paıarhkdan eayanun özrünü kabul ederse, AUaJjf (C.C.) da kıyamet gününde ayak kayıııalarmı kaldırır affeder.» BEYHİKİ
Yâni alış veriş gibi caymada icâb ve kabul ile olur. Ve meşrudur.
Meselâ; satan ve alandan biri «Alış verişi kaldırdım (caydım), yahut feshettim» ve diğeri <<kabul- ettim» dese, yahut >bîri «alış verici 'kaldır (cay)» vediğeri «kaldırdım (caydım)» ctefee-satışı kaldırma (cayma)-»a* hihdir, yâni: alış veriş fesholunmuş.:olur.
[70] Alış verişde olduğu gibi caymada da meclisin bir olması lâzımdır. Yâni îcâb meclisinde kabulün bulunması lâzımdır. Yoksa alıcı ve satıcıdan biri alış verişi kaldırdım (caydım) deyip de diğeri o meclisde kabul etmeden meclis bozulsa (dağılsa) yahut tarafeynden yüz çevirmeğe delâlet eder bir şey sâdır olsa, sonra diğerinin kabulü fâide vermez,
[71] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, mülkü olan bağını malûm pahaya Amr'e satıp ve teslim edip sonra parayı almadan Zeyd Amr'e «sana bin lira peşimanlık vereyim alış verişi kaldıralım» demekle Amr'de alış verişi kaldırıp (cayıp) bafi
Zeyd'e (bağ sahibine) teslim ettikten sonra Zeyd o kadar parayı Amr'e vermemekle Amr bu meblâğı Zeyd'den cebren alsa, Zeyd o meblâğı (pe-şimanlık olarak alınan bin lirayı) Amr'den (zorla alan kimseden) gerisin geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira cayma ve satışı kaldırmada ki, bu şart fâsiddir).
ALİ EFENDİ, 316
Zeyd, kölesi Amr'i Bekir'e satıp teslim edip ve< parasını aldıktan sonra Zeyd satışına nadim olup satışı kaldırmağa talip olmakla eline almış olduğu paradan başka peşimanhk nâmına Bekir'e on kuruş vermek üzere Bekir ile satışı kaldırıp o parası ile on kuruşu Bekir'e verse, Zeyd, on kuruşu Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira nedâmetden için verilen para ve yapılan cayma şartı bâtıldır). . ALt EFENDİ, C. 1, 316
Zeyd, beygirini Amr'e malûm pahaya satıp teslim edip ve parasını aldıktan sonra Amr Zeyd ile alış verişi kaldırma ve parasını Zeyd'den alıp lâkin beygiri Zeyd'e teslim etmeyip beygiri Amr'in elinde helak olsa, Zeyd bu parayı Amr'den gerisin geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 260
Hind, bir mülkü olan değirmenini Zeyd'e malûm pahaya satıp ve teslim etse, Zeyd'de satın alıp ve bir kaç zaman mahsûlünü aldıktan sonra, Zeyd bu alış verişi Hind ile kaldırsalar, (bu cayma) sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
ABDURRAHİM, C. 2, 68
Dellâl olan Zeyd, Amr'in mülkü olan bir evini Bekir'e satıverip parasını haklaştırıp dellâliyesini aldıktan sonra Bekir, Amr ile rızalanyla alış verişi feshedip ve kaldırsalar hemen Amr dellâliyeyi rucû edip Zeyd*-den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz.
ABDURRAHİM, C. 2, 69
[72] İLGİLİ FETVALAR :
Zeyd, Sandal tâbiri olunan gemisini Amr'e malûm pahaya satıp, teslim edip ve parasını aldıktan sonra Amr, Zeyd ile alış verişi kaldırıp ve parayı Zeyd'den alıp, lâkin gemiyi Zeyd'e teslim etmeyip gemi Amr'in elinde helak olsa, Zeyd zikrolunan bu parayı Amr'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
BEHÇE, 300
Zeyd, mülkü olan tut bahçesini Arar'e malûm pahaya satıp ve parasını alıp sonra ağaçlarından yaprak hâsıl olup, Amr o parayı kullandıktan (harcadıktan) sonra Amr bahçeyi satıştan kaldirsa, sahih olur mu?...
ELCEVAP .. Olur.
BEHÇE, 300
[73] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 93-97.
[74] Mürâbeha: Râbaha filinin masdarıdır. Mürâbehanın lügat mânası: bir metâ'ı (eşya ve malı) alındığı pahadan - sermâyeden fazla fâide vermek ticârette kâr etmek ve menfaatlanmak manasınadır.
Mürâbehanın şer'î tarifi metinde geçmiştir.
Mürâbeha kelimesinin İzahında Kamus mütercimi fukahânın şu görüşlerini zikretmektedir:
«Ödünç ve karzı hasenle alan kimse,'aldığı parayı rızası ile bir mik-dar zam ve ilâve ile edâ etmek ve o ziyâdeyi ribâdan kurtarmak için o kadar kıymetli bir metâ'ı (elbise, eşya ve emsali bir şeyi) para sahibinden satın alıp ve pahası olmak üzere zam edip ve hepsi meşru olan alacak olup sonra o metâ'ı borçluda bir kimseye hibe edip o da sahibi olana verir ve bu suretle teberru edip insanların muamelesinde bir seneye yakındır ki, böyle ola gelmiştir. İnsanlar icmâ menzilindedir. insanların muamelesinde uzun zamanın geçmesi bulunan emri inkârda hasar (zarar ve kötülük) mukarrerdir.»
Küçük efafld, KAMUS TERCÜMESİ, C. 1, S. 278
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, Amr'e ödünç verdiği parası için bir müddette kâr' elde etmeden Amr'den kâr nâmına şu kadar para alsa, hâlâ Amr borcu edâ ederken mezkûr kazancı aslına hesaba kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHÎM, C. 2, 82
Zeyd, kendine yüz kuruş borcu olan Amr'in bir metâ'ını Amr'den o. yüz kuruşa satın alıp teslim aldıktan sonra yine o metâ'ı Amr'e sene tamamına kadar yüz onbeş (115) kuruşa veresiye satıp teslim etse, şer'î tarif üzere şer'î muamele etmiş olup Amr'in üzerine onun onbir buçuk hesabı üzere onbeş kuruş kâr lüzum etmiş olur mu?..; ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 82
Zeyd alacaklı olduğu Amr'in üzerine kırk kuruş kâr lâzım kılmak arzusu ile bir atını Amr'e kırk kuruşa veresiye satıp ve teslim edip sonra o meclisde satışı feshedip atı Amr'den alsa, Amr'in üzerine o kadar kâr lâzım kılınmış olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira alış veriş bozulmuştur).
ABDURRAHİM, C. 2, 83
Zeyd, Amr'in zimmetinde olan şu kadar para hakkı için Amr'in üzerine şer'î muamele ile kâr lüzumunu icabettirmeden Amr'den kâr nâmına bir şey almaya kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 90
Zeyd, Amr'e mâlinden ödünç verdiği şu kadar bin para için Amr'in üzerine kâr'ı lâzım kılmadan kâr nâmına asıl maldan ziyâde parasını almış olsa, hâlâ Amr, bu kazancın asıl mal mikdarını asıla tutup ziyâdesini geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 90
Bir kimse, bir şahsa meselâ: Bin kuruş nakden Ödünç verip yüz kuruşluk bir malını da ona üçyüz kuruşa satsa, o da bu malı yüz kuruşa Zeyd'e satsa, satışlar sahih olur.
Fakat ödünç alan kimse üzerine bir muâmele'i Şer'iyye zımnında bif kâr lâzım kılmak sahih ise de, Cumhuru Fukahaya göre kerâhattan hâli değildir.
Şöyle ki: Bir borç almayı temin için bir malı diğerinden yüksek bir fiatla almak caiz ise de, kerâhattan hâli değildir.
[75] AÇ/KLAYICI FETVA:
Zeyd, satın aldığı metâ'ları «on birer kuruşa satın aldım» diye Amr'e
on bir buçuk kuruş değer pahâsıdır, satın al» dese, Amr'de o metâ'ları on bir buçuk kuruşa Zeyd'den kâr ile satın aldıktan sonra Zeyd'in o me-tâ'jan on kuruşa satın aldığı şer'an sabit olsa, Amr o metâ'ları mevcut, olmakla Zeyd'e reddetmeğe kadir olur mu?... ELCKVAP,.. Olur. BEHÇE, 289
[76] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, «Şu kadar koyununu birer buçuk kuruşa satın aldım ve hâlâ üzerime birer buçuk kuruşa mal olmuştur» deyip Amr'de Tevliye yolu ite (satın aldığı malı kârsız ve zararsız maliyetine satma yolu ile) birer buçuk kuruşa satıp teslim ettikten sonra Zeyd'in o koyunları birer kuruşa satın aldığı şer'an sabit olsa, Amr birer kuruşdan ziyâdesini vermemeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur BEHÇE, 289
[77] Bu paragrafta da kârlı satış şeklinde olan bir hüküm beyan edilmiştir. Ön liraya alınan bir malı, Tacirin onbeş liraya sattığını veya sattığı takdirdeki durumu ile onbeşe sattığı malı sonra beş liraya alması hâlindeki kâr şeklinin durumu beyan edilmektedir.
Bu izahattan anlaşılmıştır ki, piyasanın durumunda ona alınan bir
malın onbeşe veya yirmiye satılabilecek şekli varsa, yâni o mal piyasada onbeş veya yirmi ile satılıyorsa, bu şekildeki kârın meşruluğunu beyandır.
Fetvayı Hindiyede de buna mümasil şu hükümler beyan edilmektedir:
«Bir kimse, bir elbise satın alsa sonra kârla satsa, sonra kârla sattığı takdirde kârından aşağı ve kârla satılan paranın tamamını ihata eder şekilde satın alsa, (ikinci defa) kârla satmaz. Bu hiiküm îmam'ı Azain (R.A.)'a göredir, tmâmeyn'e göre ise son pahanın parasından kârla satar.
Binâenaleyh bîr kimse, on dirheme aldığı bir elbiseyi sonra onbeş dirheme satsa ve parası ile malı birbirlerine teslim etseler, sonra on dir--heme satm alsa beş dirhem kârla satar (yâni beş dirhem üzerinden kâr eder). Ve benim üzerime beş dirheme mal oldu der, (Zira evvelce beş dirhem kârla satılmıştı. Sonra da on dirheme aynı malı alınca beş dirheme almış demektir). Beş dirheme satın aldım, dememelidir.
E5er bir kimse, (elbiseyi) onbir dirheme satın alsa ve yirmi dirheme satsa, sonra on dirheme satm alsa, asla kârla satmaz. (Kâr etmeden satar. Zira 35^1 maldan daha evvel yüzde yüz kâr etmiştir).»
HİNDİYE, C. 3, S. 164
Yukarıdaki hükümlerin sgıi cümlelerinden açıkça anlaşılmaktadır ki, bir kimsenin satm aldığı mal piyasada % 50 veya % 100 gibi kârla satılıyorsa, bu alış verişdeki kâr'm cevazı açıktır. Fakat bir mal alındıktan sonra alman pahadan satılıyorsa, hiç kâr etmeden satmak lâzımdır, Piyasadaki pahadan fazla fiatla satmak gabni fahiş (kötü aldatma) veriş yapılmış olur.
Şu halde bir kimse, bir memleketten bir malı elli liraya alsk,;diğer memlekette de 100 liraya satılıyor ise, 100 liraya satılan yerde 100 satabilir. Bunun aksi olan 10Û liraya aldığı bir malda piyasada 50 liraya düşerse, onu da 50 liradan satmak lâzımdır.
Binâenaleyh kâr ve zarar piyasanın durumuna göredir. Kâr edeceğim diye piyasada darlık meydana getirecek ihtikârdan kaçinmâK! gerekir. Bilhassa yiyecek eşyaları satın alıp kâr'ı çok yapacağım diye anbarda kırk gün ve daha fazla gün bekletmek ihtikârdır. Her müslümank,j böyle mel'unluk olan kötü hareketten kaçınması hem dinî, hem millî Vb hem vatanî bir vazifedir.
[78] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 98-104.
[79] Zira Peygamber (S.A.V.) Efendimiz menkul olan mallan alan kimseye pazarlıkdan (alış veriş muamelesinden) sonra malı teslim almadan satmasını nehyetmiştir. Ve yine teslim almayınca mal orada helak olabilir. Binâenaleyh kesin mülkiyetin tahakkuku olmadan satmak caiz o'maz.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Amr'İn şu kadar kile buğdayını şu kadar paraya Amr'deiı satın alıp sonra buğdayı ölçmeden ve teslim almadan Zeyd'e o buğdayı başkasına satması caiz olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira menkûl olanlarda teslim aldıktan sonra satmak şarttır). FEYZİYE, 243
Zeyd şu kadar buğdayını Amr'e malûm pahaya satıp parasını alıp lâkin o buğdayı Amr'e teslim etmese, Amr buğdayını Zeyd'den istediğinde Zeyd mücerred buğdayı teslim olunmamakla alış veriş kesinleşmiş! ol-
maz. öyle olunca da parasını al .deyip buğdayı vermemeğe kadir olur mu? ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 233
Zeyd, iki camız öküzünü Amr'e olan şu kadar para borcu mukabilinde satıp lâkin Amr (alacaklı) o öküzleri (satın aldıktan sonra) teslim almadan Zeyd'e malûm pahaya satsa, ikinci satış sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira menkûl malların satışında şart olan teslim bulunmamıştır). NETİCE, 237
[80] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, Amr'den malûm pahaya satın aldığı akarı (bağı, bahçeyi, evi, dükkânı ve tarlayı) teslim almazdan evvel Bekir'e malûm pahaya satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olur. (Zira gayrimenkullarda teslim şart değildir).
FEYZİYE, 232
, mülkü olan evini Amr'e malûm pahaya satlikdah'sonra teslimden evvel (teslim almazdan evvel) Zeyd o evi Amr'in izni 'olmadan Bekir'e de satıp teslim etse, ilk satış bâtıl olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira gayri menkullerin satışı teslim edilmemiş de olsa tahakkuk etmiştir. Mülk ilk alanındır). İBNİ NÜCEYM, 184
[81] Zira fazlalık noksanlık olabilir. Esas olan alış verişd-e en ufak şüphenin bulunmaması için satan ve alan kimselerin ölçerek satmaları ve almaları lâzımdır.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, buğday anbarmda olan buğdayını «bin kiledir» diye her kilesini Amr'e şu kadar paraya satıp Amr'de satın alıp kabul etse, buğday ölçülmeyince bu alış veriş sahih olur mu?... -H
ELCEVAP... ölçülür. Bin kileden eksik ise dilerse parasından hissesi;,Üe alır, dilerse pazarlığı fesheder, fazla ise fazla olan satıcınındır. ij
Bu surette Zeyd o anbarda olan buğdayı ölçtüğünde bin kileden ziyâde olmakla bin kile buğdayını Amr'e teslim edip parasını almak istediğinde Amr mücerred satış zamanı da o buğday ölçülmemişdi, öyle olunca bu alış veriş sahih olmaz diyerek Zeyd'in rızası olmadan alış verişi feshetmeye kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 21
Zeyd, şu kadar kile tuzunu Amr'e satıp lâkin teslim ve alma bulunmadan Zeyd (satan adam) o tuzu başkasına satıp ve teslim etmekle sar^ fetse, hemen Amr (ilk alan) mücerred evvelce bana satmış idin diyerek' o tuzu Zeyd'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira menkullerde 'teslim edilmedikçe yetki satanındır). ABDURRAHİM, C. 2, S. 21
[82] Yâni malı satan kimse, alış veriş fazlalığından sonra satılan malın miktarını artırabilir. Müşteri ziyâde yapılan meclisde kabul ederse, t> ziyâdeyi talep etmeye hakkı olup satan kimsenin nedameti fâidesizdir. Ama o meclisden sonra müşterinin kabul etmesi muteberdir.
Satan kimsenin malda ziyâde etmesi sahih olduğu gibi, alan kimsenin de pazarlıkdan sonra konuşulan parayı ziyâde etmesi sahih olur. Ve satıcı da ziyâde edilen meclisde kabul ederse, o ziyâdeyi talep etmeye hakkı olup, müşterinin nedameti fâidesizdir. Ama o meclisden sonra satıcının kabulü muteber değildir.
Satan kimse, alış veriş kesinleştikten sonra konuşulan paradan bir, mikdarıni kaldırıp düşürebilir. Bu şekildeki hareketi sahih ve muteberdir!
Meselâ: Satıcı on kuruşa satmış olduğu sekiz karpuz üzerine iki karpuz daha ziyâde etse ve müşteri de kabul ettiği takdirde on kuruşa tamam on karpuz satılmış olup hattâ teslimden evvel bu iki karpuz telef olsa, pahalarının paradan tenzili ile sekiz karpuz için satıcı ancak sekiz kuruş- talep edebilir.
Keza satıcı arsanın bin arşını onbin kuruşa sattıktan sonra yüz arşın daha ziyâde etse ve müşteri (alıcı) de kabul ettiği takdirde bir şefi (hak sahibi) çıksa onbin kuruşla tamamını yâni bin yüz arşını alabilir. Keza kesin pazarlıkdan sonra müşteri konuşulan parayı ziyâde ettiğinde konuşulan para ile ziyâde yapılan paranın tamamı alıcı ile satıcı hakkında tamam satılan mala mukabildir.
Kesin pazarlıkdan sonra satıcı satılan malın parasını indirip ve tenzil ettiğinde satılan malın tamamı konuşulan paranın bakisine mukabil olur.
Satan kimse, parayı teslim almazdan evvel satılan malın parasının hepsini indirebilir (kaldırabilir). Fakat asıl kesinleşmiş pazarlığa iltihak olunmaz.
Meselâ: Satıcı bir mülkü olan akarı (bağı, bahçeyi, evi, dükkânı) onbin kuruşa sattıktan sonra (parasını) teslim almazdan evvel o paradan kamilen vazgeçse, Şefi'i (hak ortağı) o akarı onbin kuruşa alabilir. Yoksa parasız alırım diyemez. MÎR'ATÜL MÜCELLE, 77 80
[83] Yâni mal ve emsali olan bir kimsenin borcunu belli bir zamana talik ve te'cil ederek tehir etmek caizdir ve bu te'cil edilen zaman gelmezden evvel alacaklı acele edip daha evvel istemeye ve almaya yetkisi yoktur. O tehir edilen vaktin gelmesini beklemesi lâzımdır. Ancak Ödünç olarak verdiği para ve mal belli bir zamana tehir etmek şartı muteber ve sahih değildir. Zira karzı hasen olarak veren kimse, .bir teberru ve bir yardım kabilinden hiç bir yardım ve karşılık beklemeden insanlık ve iyilik olsun diye vermiştir.
Binâenaleyh ödünç olarak verdiği şey'i dilediği zaman alma hakkına sahiptir. Ödünç mal ve para alan kimseden istediği zaman, falan zamana kadar olmak ve durmak şartı ile almıştım, şimdi veremem» diyemez. Böyle demeğe hakkı yoktur. Şayet ödünç alan kimse, böyle bir zaman tâyini var diye o zamana kadar vermezse, zalimlik ve haksızlık etmiş olur.
Her deyn (Bir şey karşılığmdaki borç) hakkındaki te'cil (tehir) muteber ve güzeldir. Fakat riâyete mecbur değildir.
Her deyn (Bir şey karşılığmdaki borç) hakkındaki te'cil (tehir) muteberdir riâyet edilmesi lâzımdır. Fakat karz (ödünç) hakkındaki te'cil, muteber değildir.
Meselâ: Bir kimse, semeni (parayı) bir ay müeccel olmak (te'cilli olmak) üzere sattığı bir malın semenini (parasını) bir ay bitmedikçe müş-
teriden almağa müstehak olamaz. Fakat bir ay müddetle ikraz' eütiği (ödünç verdiği bir parayı daha ay dolmadan istiyebilir. Çünkü karz, her ne kadar intihâen (sona erme bakımından) bir muavaza (ivaz edilmiş) ise de bidâyeten iaredir (ariyettir,) fahrî bir yardımdır. Mukriz (ödünç veren kimse), bir muteberridir (bir teberru edicidir). Artık mukriza (Ödünç verene) te'cili ilzam etmek (Te'cili mechud etmek), teberru mevzuunda münâfidir (aykırıdır). Velhasıl bu te'cüe -vadedilmiş ise- riâyet edilmesi mendûp, ahlaken lâzım ise de, hukûkan lâzım değildir. Mebsüt, Dürrümuhtar.
1. Bas. HUKUK'U İSLÂMİYE, C. 5. S. 103
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, mütevellisi olduğu vakıf paradan Amr'e ödünç verdi bu sene tamamına kadar te'cil etse, Zeyd te'cil vakti gelmeden meblâğı (parayı) Amr'den almağa kadir olur mu?... ,
ELCEVAP... Olur. (Zira ödünç olan şeyin te'cili bâtıldır).
ALİ EFENDİ, 332
Zeyd, Amr'den zimmetinde ödünçden olan şu kadar para hakkını almadan Amr ölüp Amr'in kalan terekesini eline alan sâde vârisi oğlu Bekir bu meblâğın şu mikdarmı Zeyd'e edâ ettiğinde Zeyd diğerini malûm zamana te'cil etse, Zeyd o kalan diğerini te'cil vakti gelmeden evvel Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira ödünçlerin te'cil vaktına riayeti şart değildir
Zeyd, bir kaç kimsenin zimmetlerinde ödünçden olan otuz bin akçasını (lirasını, kuruşunu) senede on bir'para edâ etmek üzere te'cil ve taksid edip yazıldığı üzere delil (ve şâhid) yazılsa, Zeyd üç sene tamam olmadan bu meblâğın hepsini o kimselerden talep ettiğinde bunlar (borçlular) ödüncün te'cili sahihdir, diyerek vermemeğe kadir olurlar mı?...
ELCEVAP... Olmazlar. ALİ EFENDİ, C. 1, 332
Zeyd, Amr'e, Ödünç verdiği parayı malûm zamanın tamamına kadar Amr'e te'cil ettikten sonra Zeyd te'cil zamanı gelmeden meblâğı mecburî
Amr'den almağa kadir olur mu?...
!|! ELCEVAP... Olur.
ABDURRAHİM, C. 2,û 90
[84] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 105-113.
[85] Riba, Lügatte, bir şey nemâlamp artmak, çoğalmak manasınadır. Sonra Faiz denilen husûsî ziyâde ve fazlalık mânasına kullanılmıştır. Şer'i tarifi metinde mezkûr olduğu üzere; Ribâ, alan ve verenden birisine . şart koşulmuş olan ve bir karşılıkdan hâli olan ziyâde -ve fazlalıkdır.
Metinde de geleceği üzere, cinsi ve mikdarı bir olan iki şey yek diğeriyle mübadele edildiğinde veren veya alan kimselerden bir taraf için kabul edilen ziyâde ve fazla olan mal'a Ribâ denir.
Binâenaleyh birisine karzen (ödünç olarak) verilen yüz kuruşu vâdesinde yüz kuruş alınırsa, bunda Ribâ yoktur. Bu bir bey'i sarfdır. Ve yüz kuruşu yüz kuruşla mübadeleden ibarettir. Paranın cinsi, mikdarı mütekâbil bulunduğundan meşrudur. Yüz kuruş yerine yüz on kuruş verilirse, Şeriat örfünde bu on kuruş bedelsiz verilmiş bir ziyâde olduğundan Ribâdır.
Hülâsa Ribâ: Mukrize (ödünç mal ve para verene) alman mikdar-dan ziyâdesi ile iadesi şart koşulmuş olan kâr (ödünç) dır. Ve sırttan bir kâr şekli olması hasebiyle Ribâ, haramdır.
CÂHİLİYET DEVRİNDEKİ RİBÂ :
Islâmın zuhurundan evvel Arab Reis ve ileri gelenlerinin yegâne geçim ye kâr yollan faizcilik idi. Kureyş eşrafının her biri birer bankerdi. Her birisinin kendisine has şartlı ödünç verme şekilleri vardı. Esâs îti-
bariyle ödünç alman bir paraya az çok bir faiz konurdu. Vâdesi geldiğinde verilmeyen bir borcun kimi yalnız malın esas ve anasına yeni bir faiz ziyâde ederek basit bir ziyâde ile iktifa ederdi. Kimi mal ve paranın ana ve esasına eski faizi zam ederek ikisinin hepsine yeni bir faiz koyarak az'âfı muzâafe denilen katlama faizi ilâve ederlerdi. Şimdi buna nxü-rekkeb faiz denilmektedir.
Her ne suretle olursa olsun, bu Kureyş tefecilerine yakalanan ihtiyaç sahiplerini bunların gaddar ellerinden yakalarını kurtarabilmeleri müstesna bir tesadüfe bağlı idi. Bu cihetle borçlunun borcu seneden seneye artar, az zaman zarfında ana malın bir ve ekseriyetle bir kaç misline bâîiğ olurdu. Bu suretle borç verilmiyecek bir hâle gelince husûmetler, nizâlar ve kavgalar başlardı. Câhiliyyet devrinin târihi, ribânın tev-lid ettiği muharebelerle doludur.
Câhiliyyet devrinin yüz karası hareketlerinden en fecîi şöyle ifâde edilmektedir:
Herhangi bir borçta vâde hulul edip zamanı geldiğinde borçlu vermezse alacaklısına «veremiyeceğim, artır» derdi. Yine bir mikdar daha ribâ zammedilir ve bu surette vâde yenilendikçe borcun miktarı artardı ve arta arta aslının bir veya birkaç mislini bulurdu. Aslı olan borca re'sül mal ve -ziyâdesine ribâ tâbir edilirdi. Her vâdenin yenilenmesinde zammedilecek ribâmn yalnız Re'sülmal (ana mal) hesabı ile veya evvelkinin Re'sülmale zammile hepsi üzerine yürütülmesi şeklinde teraziye tâbi olurdu ki, zamanımız tâbirine göre biri basit faiz biri mürekkeb faiz de-, mektir. Ve Ribânın re'sülmali geçip az'âfı muzaaf olması mürekkeb faizde daha ser'î olmakla beraber ikisinde de vâki olur.
Cihanın bugünkü faiz muameleleri de mahiyet itibariyle câhiliyyet devrinin kötü âdetinden başka bir şey değildir.
îşte Arab örfünde Ribâ, tam nrSnasiyle zamanımızda paranın faizi veya neması tâbir olunan fazlasıdır. KUR'AN DİLİ, C. 1, 953
Günümüzün en müzmin hastalık ve belâlarından birisi olan ribâ (faizcilik), çok kötü ve âfet şeklini almıştır. Tesettürde cehalet devrine dönüş ve o devri taklid olduğu gibi faiz muamelesinde de aynı ahlâksızlık taklid edilmektedir. Öyle fikirlere sahib olanlar görülmektedir ki, bugünkü cemiyette faizsiz yaş,ayamıyacağı düşüncesine sahib olanlar çoğalmaya başlamış ve haram olan faizin meşruluğuna çâreler aramağa baş vuranlar vardır. Bir millette bu hâl görüldü mü orada sukut, inhitat ve câhiliyyet devrine irtica başlamıştır. Yâni bu tip insanlar mürtecilerin tâ kendileridir.
[86] Ribâ denilen muamelenin ismi, aynı zamanda Faiz ismi ile de ifâde edilmektedir. Mamafih ribâ tâbiri Şeriat dilinde faizden umûmidir. Şöyle ki: Alış verişde pazarlığı yapanlardan (satıcı ve alıcılardan) bîrineverilmesi şart olup karşüıktan hâli bulunan fazla mikdar Ribâ^dır. Ori miskâl altını onbir miskal altın mukabilinde satmak gibi. Ribâ altın, giî| müş gibi tartılan şeylerde ve Buğday, Arpa, Tuz ve Kuru Üzüm gibi kilo! ile alınıp verilenlerde cereyan eder.
Ribâ Şer'an haram olup iki kısma ayrılır. Biri Ribâ'ı Fadldır ki, tar tılan veya kile ile ölçülen kabilinden olan şeyleri kendi cinsleriyle peşiic olarak ve fazlalıkda olduğu halde mübadele etmektedir. Ağırlıkları mü sâvî iki altını ikibuçuk altına veya iki altın ile şu kadar kuruşa derha satıp teslim almakda bulunmak gibi.
Kezalik bir kile buğdayı bir buçuk kile buğday ile peşin satıp kabzef; mek gibi.
Diğeri, Ribâ'i nesîe'dir ki; Ya bir cinsden olan iki şey'in birini diğeri mukabilinde veresiye olarak satmakdır. Veya başka başka cinslerde^ olup tartı ve kile veya zirâi veya adedi olmak hususunda müttehit bulti iki şeyden birini diğeri mukabilinde veresiye olarak mübadele el mektir ki, miktarları müsavi olsa da yine caiz olmaz.
Meselâ: On dirhem gümüşü, on dirhem veya onbir dirhem veya dçL kuz dirhem gümüş mukabilinde veresiye olarak satmak bir Ribâ'i nesre olacağından caiz değildir.
Kezâlîk: İki kile buğdayı bir veya iki veya üç kile buğday mukabilinde veresiye olarak satmak caiz olmadığı gibi, iki kile buğdayı bir veya iki veya üç kile arpa mukabilinde veresiye olarak satmak da caiz değildir.
Kezâlik bir metre Şam kumaşını, yine aynı cinsten bir veya iki metre Şam kumaşı veya başka cinsten, meselâ; O kadar Bursa kumaşı muka-. bilinde veresiye olarak satmak da caiz değildir.
Kezâlik: Yüz yumurtayı, yüz veya yüzyirmi yumurta mukabilinde veresiye satmakda bu kabildendir (Caiz değildir).
Ribâ'i fadlin haramhğma delil meali:
Ribâ'i Fadl: Vadesiz Faiz demektir. Hadis-i Şerifde bunun haramligı şöyle beyan edilmiştir: .
«Altın ile altın, gümüş ile gümüş, buğday ile buğday, arpa ile arp'|, hurma ile hurma ve tuz ile tuz misli mislinde ve bir birine müsavi ve peşin olarak satılır. Bu sınıflar değişti mi peşin olmak şartı ile nasıl isterseniz satınız.» MÜSLİM
Bu Hadis-i Şerifde zikredilen altı şey, aynı cinsten birbiriyle satılıp veya karz verilerek değişme şekli olursa, müsavi olması şarttır. Peşin olarak alıp verecekler, cinsi bir olanlarda miktar bakımından fazlalık yaparak alır yerirlerse faiz olduğu beyan edilmektedir.
[87] Zira faizi gerektiren mikdar ve ölçek yoktur. Bu sebepten de ve kıymetsiz şeylerin fazlalıkla alınıp verilmesinde faiz câri değildir.
İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, bir pulu iki pula Âmr'e satsa, ribânm şartı bulunmamakla t
satış caiz olur mu?...
ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 166
Bir yumurtayı iki yumurtaya satsa, caiz olur mu?... ELCEVAP... Olur. (Zira ribânın şartı yoktur). İBNİ NÜCEYM, 166
[88] Bu son hükmün cevazı, Hadis-i Şerifde meâlen şöyle beyan edilmiştir :
«Peşin ve arpa daha çok olduğu halde buğdayı arpa ile satmakta bîr feeis yoktur.» EBU DÂVTJD
Bu değişik cinsten olanlarda satış veresiyeli olursa bu takdirde caiz değildir. Nitekim metinde bu hüküm beyan edilmiştir.
[89] Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde meâlen şöyle buyruyor:
«Altın ile altın, tartısı tartısına, misli misline, gümüş ile gümüş de tartısı tartısına misli misline satılır (Bu satış kyâmete kadar böyledir). Her kim, ziyâde verir veya ziyâde alırsa, bu ribâ'dır.» MÜSLİM
Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz tarafından vezni (tartı ile) olduğu bildirilmiş olan şeyler, ebediyyen veznidir (tartı iledir, altın ile gümüş gibi) ve keylî (ölçekle) olduğu bildirilmiş şeylerde keylîdir (ölçek ve kile iledir.) Velev ki bilâhare insanlar bunları başka türlü alıp versinler. Hakkında nas (delil) bulunmayan Asrı Saadette veznimi, keylîmi (kile üemi) olduğu bilinmiyen şeyler hakkında ise, insanların örfü muteberdir, îmam'ı Âzam ile imam'ı Muhammed (R.A.)'in kavilleri böyledir. İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre, her hangi bir şey'in vezni (tartı ile) veya keylî (kile ile) sayılması için o zamanın örfüne bakılır.
I. BASKI HUKUKİ İSLÂMİYE, C. 5,116
Yukarda beyan edilen hükmün dikkat edilecek noktası şudur: Buğday, arpa, hurma ve tuz dâima kile (ve ölçekle) alınır, satılır ve böyle olmasi lâzımdır. Ancak bu gibi kile ile olduğu bilinen şeyler memleket Örfünde para mukabilinde tartı ile alış veriş yapılırsa, caizdir. İmam'ı Eb ûYûsuf un kavli ile amel etmek evlâ olur.
Bir çok büyük âlim ve fakihlerimizde, fitne ve fesadın zuhur etmesi ihtimali olan yerlerde İmam'ı Ebû Yûsuf'un zaif olan kavli ile amel etmek kavî ve elzemdir, diyerek fetvada bulunmuşlardır. Berika sahibi büyük Hadimi merhum da Bankasının «Fitne bahsinde» uzun-uzun beyanda bulunmuştur. Dolayısile bu günkü tartı ile buğdayın ve emsalinin alım satımı fitneye müncer olacağından caizdir.
[90] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 114-130.
[91] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Amri «kölemdir» diyerek Bekir'e malûm pahaya satıp, teslim edip ve parasını aldıkdan sonra Amr (köle diye satılan adam) Bekir'den «Ben aslan hürüm» diye dâva edip ve dâvasına delil dikip hürlüğüne hükmolunsa, Bekir bu parayı Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 261
Zeyd, Amr'in cariyesi Hindi Amr'den malûm pahaya satın alıp ve teslim alıp parasını verdikden sonra Zeyd; «Hind aslında hürdür» diye dâva edip ve delil (şâhid) dikse, Zeyd verdiği parayı Amr'den almağa kadir oîur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 301
Metinde ve fetvalarda beyân edildiği üzere, hür olan erkek ve hürre olan. kadını satmak ve almak haramdır. Bu mes'ele böyle iken günümüzün hastalıklarından biri olan kız alıp verme ânında âdeta paTayla kızlarını satanlar vardır. Bu hâli yapanlar zâlim, ahlâksız ve haram yiyen mikrop insanlardır.
Bu işi yapanlar, mes'ud yuva yerine kız çocuklarının hayatına kasteden canilerdir. Zira para alarak mal satar gibi hareket eden kimseler, kızlarını verdikleri zaman en ufak kusuru olduğunda, başa kalkılır ve dâima huzursuzluk kaynağı olur.
Şu halde din ve îman sahibi her müslüman baba ve anne, o ciğer yavrularının mes'utluğu için, başlık veya hedimelik adı altında para, mal ev emsali şeyleri alıp da boğazına geçirmez ve geçiremez.
Yukarda «alış veriş fasit Babı» adı altında beyan edildiği üzere insanın, saçı, sakalı, başı, bedeni, kanı, tırnağı ve cisminin diğer eczalarım satmak ve satm almak haramdır. Zira insan oğlu mükerrem ve şereflidir. Binâenaleyh şahsiyeti ve vücudunun her eczası muhteremdir, satılmaz, alınmaz.
[92] İLGİEİ FETVALAR:
Hind, bir evi mülkümdür diye Zeyd'e malûm pahaya satıp, teslim edip ve parayı teslim alsa, Zeyd de bu e-vde yeniden binalar yapdıktan sonra bu evin vakıf olduğu delil ve şahit ile sabit olup hüküm (ve karar) dan sonra Zeyd'den almsa, Zeyd bubinaları Hind'e teslim edip teslim gününde binanın yapılmış kıymeti ile bu parayı Hind'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, 323
Bu fetvanın hükmünden anlaşıldığı üzere, bir mülkü birisi aldığı zaman o mülkün vakıf olduğu meydana çıksa, satan kimseden alan kimse parasını alır, o malı gerisin geri red eder. Vakıf alanlar bu mes'eleye riâyet etmelidir.
Zeyd, Amr'den satın aldığı evde bina ihdas ettikten sonra Hind eve müstehak çıkıp isbattan sonra ev Hind'e hükmolunsa, Hind Zeyd'e ihdas ettiğin binayı sök (yık) dediğinde Zeyd Hind'e binanın kıymetini bana verip binayı al diye cebretmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, 323
Zeyd. Amr'den malûm pahava satın alıp ve parasını verdiği bir boş atı Bekir'e hibe edip teslim ettikten sonra Besir (üçüncü şahıs) o ata müstehak cıkm isbât ve hükümden sonra Bekir'den alsa, Zeyd mezkûr nara ile Amr'e rücû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHCE, 305
Bu fetvalara göre, sahte tapu ve sened tanzim edip mülkü ve eşyayı satan veya vakıf olan malları ve binaları vakıf deînl diye satan kimselerin haksız oldukları sabit oldu&u zaman, alan kimseler mallan gerisin fferi teslim edİD veya malı sahibine verip satan kimseden narasını alabilir. Ancak satılan mallar ve mülklerin sağlam tapulu oldusunu ve va-faf olmadığını isbat ettiği halde sattıkdan sonra, başkası hak sahibi olduğunu iddia eder ve isbat ederse, bu takdirde ilk satana müracaat hakkı yoktur.
Zeyd, mülkü olan evini Amr'e şu kadar paraya satıp ve teslim edip bu meblâğdan Amr'i ibra ettikten sonra Bekir bu eve müstehak çıkıp isbat vehükümden sonra bu evi Amr'den alsa, Amr Zeyd'e rücû edip Zeyd'den bir şey almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira satan Zeyd evvelce ibra etmişti). BEHÇE, 304
[93] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 131-134.
[94] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Amr'in şu kadar koyununu fudûlî (giyâbî) olarak Bekir'e satıp teslim edip Bekir de. koyunları sarfetse (helak olsa veya harcasa)
Amr satışa izin vermemiş olmakla koyunları Bekir'e, tazmin ettirmeğe
kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira esas mal sahibi odur). FEYZÎYE, 248
Zeyd'in oğlu Büyük Ami* hazır iken, Zeyd, Amr'in beygirini giyâbî olarak Bekir'e satıp teslim etse, Amr satışa rıza göstermeyip beygirini Bekir'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 249
Zeyd, Hind'in mülkü olan evini giyâbî olarak Amr'e satıp teslim ettikten sonra Hind satışa rıza göstermeden ölse, Hind'in veresesi bu evi Amr'den almağa kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olurlar. FEYZİYE, 249
Küçük Hind'in anası Zeyneb, küçük kızın evi ile bâzı eşyasını giyâbî olarak Bekir'e satıp teslim etse, Hind baliğ olduğunda o yeri Bekir'den ser'an almağa kadir olur mu?... .
ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, 304
= . (2) Zeyd, Amr'in su kadar buğdayım giyâbî olarak başkasına malûm pahaya satıp, teslim edip ve parasını alsa, Amr izin şartları mevcut olduğu, halde satışa izin verince o parayı Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, 304
Zeyd, kardeşi Amr'in anbarım Amr'in izni olmadan malûm pahaya Bekir'e satıp teslim ettikten sonra izin şartları mevcut olduğu halde Amr satışa rıza gösterse, Amr rızasına nadim olup satışı feshetmeğe kadir olur mu?...:
ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. J. 204
. ,Zeyd, Amr'in mülkü olan bağını fudûlî (giyâbî) olarak Bekir'e satsa,, rıza göstermeden Bekir rücû edip alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?. .
ELCEVAP... Olur, ABDURRAHİM, C. 2, 25
[95] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 134-138.
[96] Selem, lügatta; Takdim manasınadır. Şer'i tarifi metinde geçtiği üzere peşin para veya peşin verilen başka bir mal ile veresiye bir mal satın almaktır.
Meselâ: Satm alan kimse, satana «yüz kile buğday için bir kuruş, (lira) selem verdim» deyip o da kabul ettiğinde selem kesinleşmiş olur.
Peşin para veya mal veren müşteriye, «Sahibüsselâm - Selem sahibi» veya <^Rabbüsselem - Selem sahibi» denir. Veresiye mal vesecek olan satıcıya da «Müslemün ileyh» delîir.
Böyle selem suretiyle satın alman mala «Müslemünfifa» -ve peşin verilen para ve mala da «Re'sülmah selem» denir.
Selemin meşruluğunu nâtik bir hadis-i şerif meali:
«Her kim, meyvede selem yaparsa, malam ölçek ve tartıda ve malum bir vâdeye kadar yapsın.» BUHARt MÜSLİM
Selemin sıhhatinin şartı metinde alfabetik sıra ile maddeler hfiUn-de beyân edilmiştir.
[97] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, şu kadar koyun için Amr'e selem yoluyla şu kadar para verse, Amr meblâğı mezburu Zeyd'e verirken Zeyd almayıp «e kadar koyun ahnm» demeğe kadir olur mu?..,
ELCEVAP... Olmaz. (Zira hayvanlarda ye hayvanların hiçbir şeyinde adet ile selem caiz değildir). ALÎ EFENDİ, C. 1, 324
Zeyd, şu kadar kilo yağ için Amr'e selem yoluyla şu kadar para ve» rip lâkin Selem'in şartlarına riâyet etmese, Amr bu parayı Zeyd'e verirken Zeyd almayıp o kadar yağ alırım demeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira Selemin şartlarına riaye,t edilmemiştir).
ALİ EFENDİ, 324
Zeyd, şu kadar adet limon için selem yoluyla Amr'e şu kadar para verip selemin şartlarına riâyet etse, bu selem sahih olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 177
[98] Zeyd, §u kadar çeki odun için Amr'e selem yoluyla şu kadar para verip selem'in şartlarına riâyet etse, Zeyd vaktin gelmesi ânında o kadar odunu Amr'den istediğinde Amr vermeyip «param al» demeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira, Selem'in şartlarına riâyet edilmiştir.)
ALİ EFENDİ, 325
Üzüm suyundan ateşde pişirmekle elde edilen pekmezde selem sahih olur mu?
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, 307
Zeyd, şu kadar kilo yağı için selem yoluyla Amr'e şu kadar para verip lâkin selemin şartlarına riâyet etmezse, Amr bu parayı Zeyd'e (sahibine) verirken Zeyd, almayıp o kadar yağı alırım, demeğe kadir eflur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira Selem'in şartları bulunmamıştır).
ALİ EFENDİ, 325
Zeyd, Hasad vaktinden evvel yeni hâsıl olacak şu kadar kile buğday için Amr'e Selem yoluyla şu kadar para verip Selemin şartlarına riâyet de etmiş olsa, yazıldığı bu şekil üzere olan Selem sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 171
Bu son fetvadaki hüküm, şayanı dikkattir. Zira günümüzün yapak ve tiftiklerinin daha yapak ve tiftik meydanda değil iken yaptıkları muamelelerin cihetleri yukarda «alış veriş fasit Babı» başlığı altında ve diğer bahislerde bu hükümler uzun uzun izah edilmiştir.
[99] Bey'û Mukayese : Nakid (ve para) kabilinden olmayan bir aynı diğer bir ayin ile yâni, altın ve gümüşden başka bir malı, diğer bir mal ile mübadele etmektir ki, buna dilimizde «Tıranpa» denir. Bir kitabı diğer bir kitab ile değişmek gibi.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, bir kısrağını Amr'in bir beygiri mukabilinde mukayese yoluy la Amr'e satıp Zeyd, Amr'in atını alıp hapsedip kısrağı teslim etmeden at Zeyd'in elinde helak olsa, hâlâ Amr kısrağını Zeyd'den istediğinde Zeyd at helak oldu deyip vermemeğe kadir olur
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, S]
L Zeyd, şu kadar donluk bezini Amr'in şu kadar donluk bezi mukâth
linde Amr'e mukayese yoluyla satıp Amr'in bezlerini eline aldıktan soa ra Amr aldığına nadim olup, satışı feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, fi
ALIŞ VERİŞLE İLGİLİ MUHTELİF FETVALAR
Demirci taifesinden Zeyd, istediği kimselerden demir satmalmak tediğin4e bâzı kimseler, «başkasından satın almana râzi olmayız, bizden satın al» diye Zeyd'e cebretmeğe kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olmazlar. NETİCE, 230
Zeyd, bir metâını Amr'e malûm pahaya satıp teslim ettikten sonra Amr o metâ'ı başkasına sattığında zarar etse, Zeyd, o parayı Amr'den
istediğinde Amr «Mücerret o metâdan zarar ettim» diye tamamen vermemeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. NETİCE, 230
Zeyd, bir metâ'mı Amr'e şu kadar paraya sattığında Amr, her ne vakitde başkasına satarsa parasını o vakitte vermek şartı üzere meçhul zamana tecil ile satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 242
Bu son fetvanın hükmü şâyânı dikkattir. Zira zamanımızda pek çok kimseler, esnaflar, malı satınca parasını vermek üzere alıyorlar. Her iki tarafın itimadını sarsacağından ve birbirleriyle nizâlaşmalanna sebep olabileceğinden bu şekilde alış veriş fasittir, caiz değildir.
Zeyd, mülkü olan evinin beş bölükden bir bölüğünü sehim olarak malûm pahaya Amr'e satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 235
Zeyd, mülkü olan arsasını dörtyüz arşın olmak üzere Amr'e şu kadar (belli miktar) paraya sattıkdan sonra o arsa dörtyüz arşın olmayıp şu kadar (belli mikdar) noksan olduğu zahir olsa, Amr kabul etmeyip arsayı terketmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZÎYE, 235.
Zeyd, Amrin atını bir hizmet almak için bir kimseye vermek mülâhazası ile Amr'den satın aldığında atı kimseye vermezse, yine Amr'e red etmek şartı ile satın alsa, bu .alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 294
Mümeyyiz olmayan küçük Zeyd, bâzı mülkünü Amr'e satsa, bu satış sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz, ALİ EFENDİ, C. 1, 286
Zeyd, şarabdan sarhoş olmuş iken evini Amr'e malûm pahaya satıp teslim etse, bu satış sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Sarhoş iken verilen talâkın vakî olduğu gibi alış verişi de sahihdir). ALİ EFENDİ, 285
[100] îstisnâ : Bir kimsenin san'at ehli olan birine «bana şu kadar kuruşa şöyle bir şey yap» dese, o da kabul etse, buna istisna İle yapılan alış veriş denir.
Meselâ : Müşteri pabuccuya, kunduracıya ayağını göstererek falan nev'i sahtiyandan şu kadar kuruşa bana bir çift pabuç yap dese, o da kabul etse, yahut marangoz ile uzunluk ve eni ve lâzım olan vasıflarını, şekil ve durumlarını beyan ederek bir kayık yahut gemi veya kapı, pencere yapmak üzere pazarlık etse, istisna sahih ve kesin şekilde tahakkuk etmiş olur.
Diğer san'atkârlarla anlaşarak pazarlık suretiyle yapılan siparişlerin her birisi de istisna ile yapılan alış veriş esâsına dayanır.
[101] İLGİLİ FETVALAR :
"m Zeyd, değirmen yapmak san'atı olan Amr'e keresten ile benim için
Tuna üzerinde (ve bunun gibi bir yerde) şu isimde ve şu şekilde bir değirmen yap diye şu kadar para verdikten sonra Zeyd başka memlekete gidip kendi kerestesiyle bir değirmen yaptığında Zeyd görmeden Amr değirmeni Bekir'e satıp teslim etse, Zeyd geldiğinde «Mücerret Amir benim için yapmış idi» diye değirmeni Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 326
Zeyd, kayık yapmak san'atı ile mâruf olan Amr'e şu kadar para verip kereste ile bana bir kayık yap deyip Amr de kerestesiyle bir kayık yapsa, lâkin Zeyd kayığı gördüğünde beğenmeyip terketse, Zeyd verdiği parayı Amr'den geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 308
Gemi san'atı mâruf olan memlekette Zeyd, dülger (marangoz) olan" Amr'e «bana uzunluğu ve eni şu kadar bir gemi yap, sana şu kadar para vereyim» dese, Amr'de bir gemi yapsa sonra Zeyd o gemiyi gördüğünde beğenmeyip almayınca Amr, «elbette o parayı ver, gemiyi al» diye ZeycVe cebretmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 80
[102] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 141-148.
[103] Şer'i Şerif bu hayvanlarla menfaatlanmayı mubah kılmıştır. Fetâvâyı Hindiye'de şu hükümler beyan edilmiştir: «Yılan, akreb ve emsali haşarat cinsinden yeryüzünde olanların satışı caiz değildir.
— Denizde yetişen kurbağa, yılan, yengeç ve emsali hayvanlar gibilerin alış verişi caiz delildir. Ancak balığın alış verişi caizdir.
— Nevazilde beyân edildi&ine göre yılan cinsinden olan her hayva-, nm. tetfâviîenmede istifade edildiği vakit, alış veriş işi caiz olur. Şayet menfaatlanılamaz ise, caiz olmaz.
— Sahih olan menfaatlamlan her şeyin alış verişi caizdir. Bu hüküm tatarhânîvede de böyledir. ,
— Tâlim edilmiş köneğin satışı, bize (Hânefîlere) göre caizdir.
— Keza kedinin, yırtıcı hayvanların ve yırtıcı kuşların bize (Hâne-fîfere) eöre. bu hayvanlar ister (av avlamak için) tâlim edilmiş olsun, isterolnıasm alış verişleri caizdir. Kazınanda da hüküm böyledir.
— Tâlim edilmemiş köpeğin satışı, tâlim için kabiliyetli olduğu va-kitde caiz olur. Böyle olmadığı takdirde caiz olmaz. Sahih olan da!budur.
— îmam-ı Muhammed (R.A.) dedi ki, Tâlime kabiliyeti olan ve tâlim kabul eden ve onunla avîanabilen arslan hakkında da biz aynı şey'i söyleriz. Bovle olduğu takdirde arslanmalış verisi caizdir. Zira pars ve tazı her halükârda av avlama tâlimini kabul ederler. Binâenaleyh bu cihetten de bunların satışları da her hâl üzere caizdir.
— Fetâvâyı itâbivede beyan edildiği üzere, tâlim kabul etmeyen küçük kurt'un satışı caizdir. îmam-ı Ebî Yûsuf (R.A.) kurdun (canavarın) büyük ve küçüğü müsavidir dedi.
— Filin satışı caizdir. Maymunun satışında ise, îmam-ı Âzam (R.A.) dan iki rivayet vardır. Muhtar olan rivayette maymunun satışı da caizdir.
— Hınzırdan başka hayvanların hepsinin satışı caizdir. Muhtar olan kavil de budur.» HİNDİYE, C. 3, 114
İLGİLİ FETVALAR:
Haşişin satışı caiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 145
Kumarbazların bâzısı diğer bâzısından kumar ile kazandıkları kırık yumurtaları satın almak caiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 153
Mantarın alış1 verişi caiz olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 161
[104] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 150-152.
[105] Lûgatta sarf; bozmak, döndürmek ve tağyir etmek manasınadır. Seri tarifi metinde mezkûr olduğu üzere Bey'i sarf: nakdi nakde (parayı paraya) satmaktır. Yâni sikkeli veya sikkesiz Altm'ı Altm'a veya Gümüş'ü Gümüş'e ve aksi olan gümüşü Altm'a ve altını gümüş'e satmaktır ki; buna «para bozma» denir. Bir altım verip de yüz kuruş gümüş para almak gibi.
Keza Dolar'i, riyal ve emsali paraları birbiriyle veya başka cinsle-riyle bozdurmakta bey'i sarf - para bozarak yapılan alış veriş kismm-dandır.
Bu alım, Gümüş, Dolar, Riyal ve emsali paraları bozarak alış veriş-de bulunan kimseye, sârif ve sayrefî denir.
Metinde de geleceği üzere sarraflığın alış verişinde hususî üç şart vardır.
Birincisi: Satıcı ile müşterinin bir arada bulunarak îcab ve kabulde (verme ve almada) bulunmalarını gerektirir muamelenin bulunmasıdır.
İkincisi: Satıcı ile müşteri, birbirinden bedenen ayrılmadan evvel bedellerini, yâni satılan ile parayı el ile veya cebe bırakmak gibi bir sû-retle kabzetmeleri gerekir. Kabzetmeden ayrıldıklarında ribâ vücude geleceğinden bey'i fâsid olur.
Üçüncüsü : Alış verişde muhayyerlik şartı ve tecil (tehir) bulunmamalıdır. Yâni muhayyerlik şartı olmadığı halde peşin alış verişde bulunmaları lâzımdır.
Sarfın meşrûiyyetini beyan eden bir hadis-i şerif meâii:
— Zeyd bin Erkam (R.A.) ile Berâ bin Âzib (R.A.) şöyle dedikleri rivayet edilmiştir :
— Biz Resûlüllâh (S.A.V.) zamanında tacir idik. (Bir kere) Resûlül-lâh (S.A.V.)'a sarf (m hükmün) den sorduk da Resûlüllâh (S.A.V.) :
(«Bir meclisde) bir elden bir ele verilir ve alınırsa beis yoktur. Eğer vâ'de ile olursa, sahih değildim buyurdu.
BUHARİ
[106] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Altin'ını zararsız olarak ayırmak mümkün olmayan Altın Züm
rüd küpesini Amr'e şu kadar paraya veresiye satsa, bu alış veriş sahih
olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira peşin alış veriş şartı bulunmamıştır.)
ALÎ EFENDİ, C 1, 326
Zeyd, şu kadar altınını şu kadar kuruş'a Amr'e satıp teslim edip. ve o kadar kuruşun bir miktarını Amr'den alıp maadasını almadan- Amr al-1 tınlan alıp Zeyd'den ayrıldıktan sonra altınlar - çalınıp zayi olsa, Zeyd o altınlardan maada kuruş'a mukabil olan altını Amr'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira bâzı kuruş'u alınmakla peşin muamele hükmündedir). ABDURRAHÎM, C, 2. 80
Hind, bir altın bileziğini Zeyneb'e şu kadar Akça'ya (Gümüş ve Pa-ra'ya) satıp, teslim edip parasını almadan (satan) Hind ve (alan) Zeynep ayrılıp sonra o bilezik Zeyneb'in elinde çalmsa. hemen Hind o bileziğin "kıymetini Zeyneb'den tazmin ettirip almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 81
Zeyd, simi, sırması ipek'den dokunmuş olan yasdıkları şu kadar Al-tm'a Amr'e sattıktan sonra tarafeynden kabzetme (teslim alma) bulunmadan ayrilsalar, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira peşin muamele şarttır). NETİCE, 263
[107] Hind, cevher ile karışık olan altın bileziğini şu kadar Altm'a Zeyneb'e satıp teslim edip ve pahasını teslim alsa, mezkûr paha o bileziğin altınından çok olunca bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 177
Zeyd, şu kadar gümüş'ünü tartılı olarak o kadar gümüş'den az olan şu kadar akça'ya (Gümüş paraya) Amr'e satıp teslim etse, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira aynı cinsden olunca fazlalık faiz olur).
FEYZİYE, 270
[108] yâni altın ve gümüş'den yapılmış veya altın ve gümüş'ü galip olan zînet eşyalarının alış verişi de, satıcı ve alıcı birbirinin yanından ve meclisden ayrılmadan birbirlerine peşin alıp vermeleri lâzımdır. Aksi takdirde caiz olmaz.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, gümüş'den yapılmış bir mikdar zîneti gu kadar kuruş'a Hind'e veresiye satıp ve teslim edip Hind de kabzettikten sonra Hind o zînetleri başkasına satıp teslim etse, Hind o zînetlerin kabzetme gününde olan kıymetlerini Zeyd'e verirken Zeyd, almayıp konuşulan pahayı almağa kadir olur mu?,..
ELCEVAP... Olmaz. (Zira veresiye satış yapılmışdır. Bu sebepden söylenene riâyet edilemez. Ancak o günkü bedeli lâzım gelir).
ALİ EFENDİ, C, 1, 326
Zeyd, altın'lı bir mücevher hançerini şu kadar kuruş'a veresiye Amr'e satıp teslim etse, hemen Amr bu alış verişin fâsitliğine binâen alış verişi feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 81
Zeyd, gümüşlü bir bıçağ'ıni veresiye Amr'e satıp teslim ettikten sonra Amr, alış verişi feshetmekle o bıçağı Zeyd'e redde kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 81
Zeyd, elmas taşlı yüzüğünü veresiye Amr'e satıp teslim etse, hemen Amr bu alış verişin fâsitliğine binâen o yüzüğü Zeyd'e reddetmeğe kadir olur mu?
ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 81
Hind, altm'dan vapılmış ve zararsız ayrılması mümkün olan zümrüd taşlı küpesini dört ay tehir- ile (veresiye) şu kadar kuraş'a satsa, bu alış veriş sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira bunların satışının peşin olması şarttır).
ABDURRAHİM C. 2, 81
Zeyd, altınlarını zararsız olarak ayrılması mümkün olmayan bir mücevher altın kuşağı ile mücevher yüzüğünü "Amr'e şu kadar akçaya (Gümüş ve paraya) veresiye satsa, bu alış veriş sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM
[109] Yâni Altın, Gümüş ve emsali tartı ile olanların ödünç alınıp verilmesinde fazlalık olmadığı halde müsavi olarak alıp vermek lâzımdır. Aksi takdirde faiz şekli olacağından haram olur. Ancak başka bir muamele ile olan kâr caizdir.
İLGİLİ FETVALAR
Zeyd, Amr'in zimmetinde ödünçden olan altıyüz kuruşu (veya altı-bin lirası) için doksan kuruş kâr koymak istediğinde bir kitabını doksan kuruş'a bir sene tamamına kadar sahih olan alış verişle Amr'e satıp teslim etse ve Amr de (Kitab'ı) kabzettikten sonra Amr o kitabı Bekir'e bağışlayıp teslim etse, Bekir de (bağışlanan üçüncü şahıs da) Zeyd'e (Altıyüz lira sahibine) bağışlayıp teslim etse, Zeyd sene tamamında doksan kuruş'unu Amr'den talep ettiğinde Amr «Mücerred Kitab sana vâsıl ol* du» diyerek vermemeğe kadir olur mu?,,.
ELCEVAP... Olmaz. (Zira kitabın satışındaki muamele borcudur, ödenmesi lâzımdır). . ALİ EFENDİ, C. 1, 333
Bu fetvada beyan edildiği üzere, Ödünç para ve mal veren kimseler, Ödünç verdikleri kimseden bedelsiz ve bir mal satış muamelesi yapılmadan kâr alamazlar. Zira faiz olur. Öyle olunca da haram olur. Fakat ödünç
veren kimseler, alan kimselere başka mal satıp sonra başkasının hibe yapması suretiyle iade edildiği zaman o satılan malın bedelini vermesi ,ve ödünç veren kimsenin de alması caiz ve lâzım olur.
Hind, Zeyd'e ödünç verdiği parası için Zeyd'in üzerine bir sene ta-mamma kadar onu onbir buçuk hisâbı üzere şer'i muamele ile (yâni başka bir şey'i buçuk liraya satarak eski on lira üzerine bir yarım lira daha ilâve ederek onbirbuçuk lira borç ile) şu kadar para (yarım lira) kâr koyup sene tamamında bu kâr'ı Zeyd'den alsa, bu kâr Hind'e helâl olur mu?.
ELCEVAP... Olur ALİ EFENDİ, C. 1, 333
Bu fetvalardaki muamele ile faizden kurtuluş şekli her ne kadar var ise de kerahâtdan hâli değildir;
Nitekim Ömer Nasûhi Bilmen Üstadımız da şu satırlarda bu hükmü aynen ifade buyurmuşlar :
«Ödünç alan kimse üzerine bir şey'i muamele zımnında bir kâr konması sahih ise de, Cumhûr'u Fukahaya göre kerâhattan hâli değildir.
Şöyle ki; bir borç almayı temin için bir malı değerinden yükse*k bir fiatla almak caiz ise de k-erâhattan hâli olmaz.
[110] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 155-162.
[111] Kefalet İüğatta : zam ve ilâve manasınadır. Şer'i tarifi metinde geçtiği üzere, bir malın veya bir nefsin istenmesi hususunda kendi zatım başkasının zâtına ilâve ederek o başkasının hakkında lâzım gelen istenme hakkını kendisine iltizâm ve taahhüt etmektir.
Kefalet bahsinde geçen ve bilinmesinde fâide olan bâzı terimler vardır. Bunların bâzıları şunlardır :
Kefil: Kendi zâtını başkasının zâtma (şahsına) taahhüt eden kimsedir.
Mekfûlün anh: Kefil olunan borçlu kimsedir. Bu kimseye aynı zamanda asıl da denir.
Mekfûlünîeh : Kefalet hususunda alacaklı ve talip olan kimsedir.
Mekfûlünbih: Kefilin teslimine veya edasına kefil olduğu şeydir. İnsanların şahsına kefil olunduğu vakit, «mekfûlünanh» ile «mekfûlün bih» bir şeydir.
Kefaletin şartı, Rüknü, Hikmeti, meşrûiyyeti ve meşruluğunu nâtık olan deliller vardır.
Şartı: Kefilin akıllı ve baliğ olması şarttır. Binâenaleyh deli, ateh gelmiş (bunamış) kimsenin ve çocuğun kefil olması sahih olmaz.
Mekfûlün anh'in - kefil olunan borçlunun akıllı ve baliğ olması şart değildir. Binâenaleyh delinin ye çocuğun borcuna kefil olmak sahih olur.
Mekfûlün bih - Kefilin teslimine veya edâsma kefil olduğu şahıs ise, malûm olması şarttır. Şayet mal ise, malûm olması şart değildir. Binâe-nalevh falan adamın, bir kimsenin, «falan adama olan borcuna kefilim» dediğinde borcun miktarı malûm olmasa dahi kefillik sahih olur.
Mal'a kefil oîma da, kefil'in edâsma kefil olduğu mal, asıl üzerine ifâsı lâzımdır. Ve onun ödemesi şarttır.
Rüknü - Kefilin Rüknü, «Kefil oldum, kabul ettim» gibi îcab ve kabuldür. Bununla beraber kefil olan kimsenin «kefil oldum» demesiyle de kefillik sahih ve nafiz olur. Fakat kefilden alacaklı olan kimse, dilerse red edebilir. Reddetmedikçe de kefillik baki kalır.
Hikmet'i -mesrnivveti: Kefaletin meşruiyeti hakkında îcma'ı Ümmet vardır. Kur'an-ı Kerim'de meâlen şövîe buyrulmuştur:
«Zefceriyayı ona bakmaya kefil etti» ÂLİ tMRAN, 27
[112] AÇIKLAYICI FETVALAR:
Zeyd, Mütevellisi olduğu vakıf paralardan Amr'e şu kadar Ödünç verdiğinde vakfın nâzın, Bekir,-bu meblâğa kefil olsa, Zeyd bu meblağı Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 348
Zeyd'în (Ticârete) izinli kölesi, Amr ve Bekir'den şu kadar para ödünç isteyip aldıktan sonra Zeyd, bu meblâğa kefil olsa, Bekir bu meblâğı Zeyd'den almağa kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur. (Zira ticârete me'zun ve mükellef kimsedir.)
ALİ EFENDİ, 348
Zeyd, Amr'in zimmetinde olan şu kadar para hakkına Amr'in küçük oğlu Bekir kefil olsa, bu kefalet sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira baliğ değildir). , ALÎ EFENDİ, C. 1,;Ö47
Zeyd, muteber (ve malûm) olan ikrah (zorlama) ile mal'a kefil olsa, şer'an sahih ve muteber olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira kefalette rızanın bulunması şarttır)
ALÎ EFENDİ, 347
Zeyd'in, Amr'in zimmetinde olan şu kadar (alacağı) para hakkına deli olan Hind (kadm) deliliği hâlinde iken kefil olsa, bu kefalet sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 347
Zeyd, Amr'in zimmetinde olan şu kadar para hakkına Amr'in îcarısı Hincj sar'aîi olup, tamamen aklı zail olduğu halde kefil olsa; bu kefillik sahih olur mu?... . ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, 347
Zimmî Zeyd, Şarab'dan sarhoş ve aklı ermez olup, şuuru yok iken Amr'in, Bekir'in zimmetinde olan (alacağı) şu miktar para hakkma kefil olsa. bu kefalet (kefillik) sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 294
[113] AÇIKLAYICI FETVALAR :
Zeyd, Amr'i katlettikten (öldürdükten) ■ sonra Bekir Zeyd'in nefsine kefil olup, Zeyd firar edip mekânı malûm olmasa, Amr'in veresesi (kefil olan) Bekir'e «Zeyd'i bul» diye cebretmeğe kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olmazlar (Zira kefil, olduğu kâtil'in1 yerini bilmemektedir).
ALİ EFENDİ, C. I, 346
Zeyd, Amr'i öldürdükten sonra Bekir Zeyd'in nefsine (şahsına) kefil olup, sonra Zeyd firar edip, mekânı (firar ettiği yer) malûm olunca Amr'in veresesi «Zeyd'i huzura getir» diye Bekir'e cebretmeğe kadir olurlar mı?...
ELCEVAP... Olurlar. ALİ EFENDİ, C. 1, 346
Zeyd, Amr'in borçlusu Bekir'in nefsine kefil olsa, Amr Zeyd'e mü-cerred nefsine kefil olmakla «Bekir'in (Borçlunun) zimmetinde olan hakkımı mâlinden edâ et» demeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira borçlunun şahsına kefil olunmuştur).
ALİ EFENDİ, 346
[114] AÇIKLAYICI FETVALAR: Zeyd, Amr'e şu kadar akça (Gümüş para ve diğer para) ödünç verecek olduğunda, Bekir Zeyd'e «Senin Amr'e» «verecek olduğun o kadar paraya kefilim» dese, sonra birkaç gün geçince, Zeyd Amr'e o kadar para verse, hemen (parayı veren) Zeyd. parayı (kefil olan) Bekir'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP .. Olur. BEHÇE, 312
. Hind'in, Zeyd'in zimmetinde şer'an şu kadar, para hakkına Amr kefil olsa, Hind. bu meblâğı kefilliğine, binâen Amr'den almağa kadir olur mu?... ...
ELCEVAP... Olur. HAMİŞİ BEHÇE, C. 1, 312
Hind'in, Zeyd'in zimmetinde şer'an şu kadar para hakkına Amr kefil olsa, Hind bu meblâğı kefilliğine binâen Amr'den almağa kadir olur mu?.
ELCEVAP... Olur. HAMİŞİ BEHÇE, C. 1, 312
Zeyd, bir tüfeği satmak için dellâl olan Arar'e verdiğinde, Bekir Zeyd'e «Eğer Amr senin tüfeğini zayi ve helak ederse, ben kefilim ve tazmin ederim» dese bu kefalet sahih olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
BEHÇE, C. 1, 314
Metnin devamında musannif merhum, insanın şahsına ve mâline olan kefillik hükümlerini uzun uzun izah buyurmuşdu-r. Tekrar tekrar okuyalım.
[115] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Hindi şu kadar akça (gümüş para veya kâğıt para) mehri mju accel (peşin mehir) konuşarak nikahladıktan sonra Amr bu Hinde ken olup Zeyd Hinde dâhil olduktan sonra bu mehri vermeden firar edip gâib olsa, Hind bu meblâğı Amr'den (kefilden) almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, Zİi
Zeyd, Amr'in zimmetinde Ödünçden olan şu kadar para hakkını Amrjj den istediğinde Bekir, «ben bu meblâğı tazmin ederim» dese, Zeyd (yânı alacaklı kimse), bu meblâğı Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 23
Zeyd, Mestçi olan Amr'e «Bekir'e şu kadar pabuç ve mest ver, sonla kıymetlerini ben sana veririm» demekle Amr de Bekir'e o kadar pabj; ve mest verse, Amr o pabuç ve mestlerin kıymetlerini Zeyd'den almag kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 280
Zeyd, Amr'e «Senin Bekir'in zimmetinde olan şu kadar para hakkını Bekir'den alıp sana teslim etmeğe ben tazmin atçıyım» dese, Zeyd böyle demekle bu meblâğa kefil olmuş olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira kefillik borçludan alıp vermek şartına talik edilmiştir. Doğrudan doğruya üzerine almamıştır). FEYZİYE. 280
[116] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd'in, Amr'in zimmetinde şu kadar para hakkına Bekir kefil öldü! tan sonra Bekir'in zimmetine lâzım gelen meblâğa Bekir'in (yâni kefilin) emriyle Beşir kefil olup sonra Amr ve Bekir (yâni borçlu olan asıl ile kefil) ölmekle Zeyd bu kefalete binâen bu meblâğı Beşir'den (yâni kefilin kefilinden) alsa, Beşir de bu meblâğı (ilk kefil olan) Bekir'in rekesinden almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. BEHÇE, C.
Zeyd, Amr'in borçlusu Bekir'in nefsine kefil oldukdan sonra Bekir ölse, Zeyd kefaletten kurtulmuş olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira borçlunun şahsına kefil olmuştur o ise, ebediy-yen yok olmuştur). , ALİ EFENDİ, 351
Zeyd, Amr'in zimmetinde ödünçden olan şu kadar para hakkına Bekir sıhhatında kefil oldukdan sonra, Ödemezden evvel Bekir Ölse, Zeyd bu meblâğı Bekir'in kalan terekesini eline alan veresesinden almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur ALİ EFENDİ, C. 1, 351
[117] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 166-175.
[118] Zeyd, Amr'in zimmetinde falan cihetten şu kadar para hakkını Amr'-den istediğinde Bekir Zeyd'e «eğer Amr bu beldeden gâib olursa, Amr'de olan hakkına ben zâminim (kefilim)» dedikten sonra Amr o beldeden gâib oîsa. Bekir böyle demekle kefil olmuş olmakla Zeyd bu meblâğı Bekir'den
almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 188
Zeyci, Bekir'in giyâbmda Amr'e «eğer Bekir'in zimmetinde hakkın zuhur ederse, ben zâminim ve kefilim» dese sonra Bekir zimmetinde asla hakkı sabit olmasa, Amr mücerred yazıldığı üzere kefil olmuş idin diye Zeyd'den bir şey almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira hiçbir hak sabit olmamıştır. Böyle olunca kefillik de sabit olmamıştır). iBNt NÜÇEYM, 188
Zeyd, Amr'e «Bekir'in zimmetinde Ödünçden olan şu kadar hakkını ben vereyim» diyerek vaad etse, Zeyd mücerred böyle demekle (vaad etmekle) kefil olmuş olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 189
[119] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 177-179.
[120] İLGİLİ FETVALAR: Zeyd'in, Amr'in zimmetinde ödünçden olan şu kadar parasına Bekir ve Beşir arka arkaya kefil olsalar, Zeyd bu meblâğı Bekir ve Beşir'in hangisinden dilerse, almağa kadir olur mu?
ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, cJ 1, 356
Zeyd'in, Amr'in zimmetinde Ödünçden olan şu kadar para hakkına Bekir kefil oldukdan sonra Bekir'in zimmetine lâzım gelen meblâğa Beşir kefil olsa, Zeyd bu meblâğı Bekir ve Beşir'in hangisinden dilerse, almağa kadir olur mu?:.. i
ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, CJ 1, 356
Zeyd'in, Amr'in zimmetinde ödünçden şu kadar para hakkına Bekir ve Beşir ve Halid beraber kefil olup lâkin herbiri diğerlerinin zimmetlerine lâzım gelen meblâğa kefil olmasalar, hemen Bekir bu meblâğdan hissesini Zeyd'e edâ ettiğinde Zeyd (alacaklı kimse), Beşir ve Hâlid'in hisselerini de Bekir'den almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. (Zira her ferd, kendine aid olan hisseye kefil olmuştur) .
ALİ EFENDİ, C. 1, 357
Zeyd ve Amr beraber Bekir'den şu kadar para Sdünç aldıklarında her biri diğerinin zimmetine lâzım gelen meblâğa kefil oldukdan sonra Zeyd ölse, Bekir (alacaklı), bu meblâğın hepsini (her ikisinin borcunu) Amaden alsa, Amr bu meblâğdan Zeyd'in hissesini Zeyd'in terekesinden almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur.
ALİ EFENDİ, C. 1, 357
[121] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 180-182.
[122] Havale : Lügatta, nakletmek, suyu çevirmek, şahitlik etmek, ke-
fillik etmek ve çek yapmak muamelesi anlamına gelmektedir. Şer'i tarifi metinde mezkûrdur.
Havaleye dair bâzı kelime ve terimlerin bilinmesi lâzımdır. Onların tarif ve izahını burada nakletmekle bu bahis iyi anlaşılabilir.
Muhil: Havale eden kimseye «Muhîl» denir ki, borçlu olandır. Yâni borcunu başkasının üzerine nakil ve tahvil eden kimsedir.
Muhâlünleh : Alacaklı ve talip olan kimseye «Muhalünleh» denir. Buna «Muhtal» de denir.
Muhâlünaleyh : Kendi üzerihe havaleyi kabul eden kimseye «Muhâ-lün .aleyh» denir. Buna «Muhtalünaley» de-denir.
' Muhâlünbih: Havale olunan mal ve sâireye de «Muhâlünbih» denir. Bu mal, muhîlin zimmetindeki maldır.
Havalenin, şartı, Rüknü,- Mahiyeti ve meşru olmasının hikmetleri vardır.
Şartı: Havale eden borçlu ile alacaklı ve talip olan kimselerin akıllı olmaları şarttır. Fakat kendi üzerine havale kabul edenin akilli ve baliğ olması şarttır.
Binâenaleyh bir kimsenin, mümeyyiz olmayan çocuğun birine borç havale etmesi ve birinden o çocuğun havale alması bâtıldır. Ve yine çocuk gerek mümeyyiz olsun ve gerekse mümeyyiz olmasın ve gerek ticarete izin verilmiş olsun ve gerek yasak edilmiş olsun birinden kendi üzerine havale kabul etmesi bâtıldır.
Havalenin nafiz olmasında, havale eden borçlu ile alacaklı ve talip olan kimsenin bâîiğ olması şarttır.
Ve havalenin sahih olmasında, alacaklı ile kendi üzerine havaleyi kabul edenin rızaları şarttır.
Ve havalenin sahih olmasında, havale olunan şey'in (mal veya paranın) malûm olması şarttır.
Rüknü : Havalenin Rüknü: îcab ve kabuldür. Yâni havale, havale. eden borçlunun îcabı ile alacaklının kabulüdür.
Mâniveti: Havale tahvilden mustak olduğundan nakletmektir ki, bir sev. bîr verden differ bir vere intikal edince birinci yerde kalmamış olur. Bu hususun izahı uzundur. Erbâb-ı mütâlâa «Hukuk-u îslâmiye'nin havale bahsine» müracaat edebilirler.
[123] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, alacaklısı Amr'i şu kadar para alacağı ile Bekir'in üzerine ha-vâlie edip her biri havaleyi inkâr etse ve Amr'in delili olmamakla Bekir
yemin edip helaki muhakkak olsa, Amr, bu meblâğı Zeyd'den almağa
kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olur. (Zira havale edileni inkâr etmiştir).
ALİ EFENDİ, C. 1, 361
Zeyd, alacaklısı Amr'i şu kadar alacağı ile Bekir'in üzerine havale ettikten sonra Zeyd ölüp sonra Bekir'e iflâs ânz olup hâkim iflâsına hük-metse ve Amr bu meblâğı Bekir'den (vekilden) alamazsa, Amr bu meblâğı Zeyd'in terekesinden almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 326
[124] İLGİLİ FETVALAR:
Zeyd, Arnr'e süftece yoluyla verdiği şu kadar paranın tutarını Amr' in sipariş ettiği diğer memlekette olan Bekir'e göndeip verdiğinde Bekir «Zeyd'e bu meblâğı vereyim şu kadar günden sonra gel al» deyip lâkin tazminat ve tazminatı iltizam eder kelime söylemese, hemen Bekir bu meblâğı vermeyince Zeyd «mücerret tutarını almayı kabul edip vereyim demiş idin» diye bu meblâğı cebren Bekir'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, C. 1, 325
Zeyd, Amr'e, süftece yoluyla verdiği şu kadar paranın tutarını Amr'in sipariş ettiği diğer memlekette olan ortağı Bekir'e götürüp verdiğinde Bekir süfteceyi kabul edip ve bu meblâğı (karşılığını) Zeyd'e edâ ettikten sonra Amr (süfteceyi götüren kimse), Bekir'e kâğıd gönderip «sana Zeyd ile yazdığım süfteceyi kabul etme, eğer bu meblâğı Zeyd'e verdin İse geri alıp karşılığı tutarını geriye red etmelisin» diye yazmakla Bekir edasına nadim olup bu meblâğı Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, C. 1, 326
[125] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 183-187.
[126] Kaza; Lügatta, hâkim ve hükmeden kimse demektir. Bu hükmeden hâkime aynı zamanda «Muhkim» de denir. Hgkimin şer'-î tarifi metinde mezkûrdur.
Hüküm; hâkimin, iki hasmın arasındaki husûmeti kesmek üzere verilen hükmüdür.
Bu hâkimin hükmü iki kısımdır ve şöyledir: . ,.....
a) Hâkimin, «hükmettim, iddia olunan şeyi ver» demesi gibi sözleridir. Buna kazâ-i ilzam ve kazâyi istihkar denir. - b) Hâkimin, «hakkı yoktur, nizâdan vazgeç» demesi gibi sözler ile
hâkimin davacıyı niza ve kavgadan men etmesidir. Buna kazâ-i terk denir.
Mahkûmun bih i Hâkimin, aleyhine hüküm verdiği şeydir. Bir şeyin lüzumu hükmolunduğunda davacının hakkını îfâ etmesidir ve bir şeyin terk edilmesiyle olan hükümde davacının niza ve kavgadan vaz geçmesidir.
Mahkûmun aleyh: Aleyhine hükmolunan kimsedir.
Mahkûmun leh: Lehine hükmolunan kimsedir.
Tahkim: İki hasmın husûmet ve dâvalarını ayırt ettirmek için kendi rızâları ile diğer bir kimseyi hâkim ittihaz etmelerinden ibarettir. Bu kimseye hakem denilir.
Hâkimlik ve hüküm vermenin nıeşrûiyyetini nâtık pek çok deliller vardır. Biz burada bâzılarını meâlen arz edeceğiz.
Ki tabdan olan deliller :
«Ve (ey Muhammed) onların aralarında Allah teâlânın indirmiş olduğu (Kur'ân-ı Kerim âyetleri) ile hükmet ve onların hevâ (ve arzu) larına tâbi olma.» MÂİDE SÛRESİ, 49
uMuhakkak Allah teâlâ size emrediyor ki; Emânetleri ehline veriniz ve insanlar arasında hükmedince adaletle hükmediniz.» NİSA SÛRESİ, 53
«İnsanlar arasında hakla hükmet.» SÂD SÛRESİ, 26
«Eğer onların aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphe yok ki, Allah teâlâ adalette bulunanları sever.» MÂİDE SÛRESİ, 42
«Şüphesiz biz sana (ey Muhammed) kitabı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah teâlânın sana bildirdiği üzere hükmedesin ve hâinler için müdafaacı olma.» NİSA SÛRESİ, 105
«Her kim, Allah teâlânın indirmiş olduğu (Kur'an âyetleri) ile hükmetmez ise, işte onlar kâfirleri* tâ kendileridir.» MÂİDE SÛRESİ, 44
Sünnetten olan deliller:
«Hâkimler, üç (nevi) olup ikisi cehennemde biri Cennette'dir. Hakkı bilerek onunla hükmetmeyerek hükümde zulmeden Cehennemde ve hakkı bilmediği hâlde halka cehaletle hüküm veren de Cehennemdedir.»
BUHÂRİ MÜSLİM
«Her kim, hâkimliği (kendi arzu ve isteği ile) üzerine alırsa, muhakkak bıçaksız boğazı kesilmiştir.» AHMED BİN HANBEL
Bu son hâdis-i şerif deki hükümde, torpil ve başka sebeplerle vazife alanlara büyük ders vardır.
«Amirliğin, birincisi melâmet, ikincisi nedamet ve üçüncüsü kıyamet gününde azâbdır. Ancak adalet gösteren müstesnadır.»TABARÂNİ, BEZZÂR
[127] İnsanlar arasında arız olan mesele ve dâvaları, adaletle ve doğru olarak hükmetmek, elbette efdal olan ibâdetlerdendir. Bilhassa haklıyı ve haksızı ayırd eder şekilde olur, hakkın rızasını kazanmak için yapılırsa, bu hâkimlik vazifesi, hem insanlar" nazarında ve hem hak nazarında sevimlidir.
Nitekim bir âyeti celiylede meâlen şöyle buyrulmuştur:
«Eğer onların (insanların) aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphe yok ki, Allah teâlâ adalette bulunanları sever.» MÂİDE, 42
Bir hâdis-i şerifde de meâlen şöyle buyrulmuştur:
«Hâkim, hüküm verirken ictihadda bulunur, isabet de ederse ona j(hâkime) iki ecir vardır. Fakat hükmeder, ictihadda bulunnr ve hatâ, ederse, ona bir ecir vardır.» BUHÂRİ, MÜSLİM
İşte yukardaki âyeti celiyle ve hâdis-i şerifde beyan edildiği üzere hâkim hükmünde adalet ve doğruluk ederse, iyi amellerden bir amel işlemiş olur. Fakat hâkim, hak ve adaleti gözetmeden ve bâtıl düşüncelerle hükmederse, bu takdirde en zâlim ve hâin kimselerden olur.
Nitekim bu son hükümle ilgili bir âyeti celiyle meali şöyledir: «Her kim, Allah teâlanm indirmiş olduğu (Kur'afı âyetleri) ile hükmetmez ise, işte onlar (o bâtıllarla hüküm verip Kur'ân-ı Kerim âyetleri İle hükmetmeyen hâkimler), zâlimlerin tâ kendileridir.»
[128] İLGİLİ FETVALAR:
Hâkimler taifesinden Zeyd, bâzı büyüklerin meclislerinde insanları taklid ve maskaralık yapmak ve yalancı hikâyeler nakletmek âdeti olup adaleti düşüren bâzı menhiyattan kaçınirrasa, Zeyd'e hâkimlik vazifesini vermek caiz olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, C. 1, 421
Sağır olup dâvâcı ve dayalının sözlerini asla işitmeyen Zeyd'e, hâkimlik vazifesini vermek caiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. BEHÇE, C. 1, 422
Şahitliğe ehil olmayan Zeyd, hâkimliğe ehil olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 414
Hâkimler zümresinden olup âma (kör) olan Zeyd'e hâkimlik vazifesi vermek sahih olur- mu?...
ELCEVAP... Olmamak gerektir. ABDURRAHİM, C. 2, 414
Zeyd, Hâkimlerden Amr'i odasına davet ettiğinde Amr Zeyd'in bir mikdar parasını ve emirlerini çalıp -sonra (hâkimin) çaldığı sabit olsa, Amr'e (yâni çalan hâkime) hâkimlik vermek caiz olur mu?... ELCEVAP... Olmamak gerektir. ABDURRAHİM, C. 2, 414
Katil olan hâkim Zeyd'in, hükmü sahih olur mu...? ELCEVAP... Serî Şerif üzere olunca olur. ABDURRAHİM, C. 2, 414
Hind'in Zeyd ile bir hususa tealluk eden dâvası olup hak Hind'in yedinde olduğu sabit olmuş iken hâkim Zeyd'i himaye edip «ben bu hususu hükmetmem» diye hükmünü tehir etse, bu hâkime ne lâzım olur?... ELCEVAP... Günah olup azle müstehak olur. ABDURRAHİM, C. 2, 415
Hâkim vekili olan Zeyd, rüşvet alıp hükmetse, hükmü nafiz olur mu?...
ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 415
Hâkim olan Zeyd, bir dâvada rüşvet aldıktan sonra o dâvada hük-mü sahih ve nafiz olur mu? ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 415
"Bir kasabada hâkim olan Zeyd, daima zâlimlere muavenet ve müzaheret edip şer'î hükümleri icra etmeğe ve zulmü def etmeğe kadir iken imtina edip tembellik üzere olsa, Zeyd'e şer'an ne lâzım olur?... ELCEVAP... Azl olunur (yâni vazifeden atılır). ABDURRAHİM, C. 2, 415
Bir beldede hâkim olan Zeyd, dâima şarap içip sarhoş iken müslü- ,] manların dâvasını dinlese, böyle olan hâkime şer'an ne lâzım olur?... j ELCEVAP... Azl olunup tevbe ve İslahı zahir oluncaya kadar hâkimlik | vazifesi verilmemek gerektir. ABDURRAHİM, C. 2, 317
Müslümanların vakıf mallarını cebren alıp yiyen ve yudan hâkim L Zeyd'e, şer'an ne lâzım olur?,.. ELCEVAP,.. Ebediyyen azl cezası ile cezalandırılmak lâzımdır.
ABDURRAHİM, C. 2, 417
Bu son fetvâlardaki hükümler çok ibret vericidir. Zira bir memleket farz edin, o memleketteki hâkimler içinde alenî şarap içip sarhoş sarhoş vazife gören hâkimler de bulunsun ve daha pek çok kötülükleri irtikâb edenler hüküm ve karar yetkisine sâhib olsun. İşte o memleket, zâlimler ve zâlim kararlarla dolu ve inleyen mazlumlar diyarı hâlinde hakdan hukukdan asla eser kalmaz, eşkıya ve vahşî hareketlerle dolu bir diyardır.
[129] İLGİLİ FETVALAR:
Bir beldede fetva vermeye mezun olan Zeyd, Hanefî İmamlarının asah görüşleri ile fetva verirken, Amr (başka bir adam) izinsiz o belde-
de fetva verse, bu (izinsiz fetva veren) Amr'e ne lâzım olur?... ELCEVAP... Sultanın emri ile men olunur. ABDÜRRAHİM, C. 2, 417
B:r beldede hâkim olan Zeyd, o beldede vâki camii şerifde imam ve hatip ve mülâzım olan Amr'i bu beldede nâib nasb ve-tâyin etmiş olsa, Amirin ettiği ahkâm nafiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. * ABDÜRRAHİM, C. 2, 48
Bu fetvalarda da beyan edildiği üzere, fetva vermeye yetkili kimselerden başkalarının fetvaları muteber değildir. Ancak müftü hilâfi ha-kîkatda bulunursa, muteber olur.
[130] İLGİLİ FETVALAR :
Hâkim olmanın şartları neler'dir?
ELCEVAP... Akıllı, baliğ, müslüman, hür, konuşma, düşünce ve zekâsına sahib ve iftira haddinden (iftira cezasından) salim olmaktır.
İBNİ NÜCEYM, 23
Hâkim olan Zeyd, Amr'in şefaati ile bir kazaya hâkim tâyin olunsa, Zeyd'in hükmü nafiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 20
Âma (Kör) olan Zeyd'e; hâkimlik vazifesini vermek eâiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira şehâdet ehlinden değildir).
ALİ EFENDİ, C. 1, 365
[131] Zira Peygamber (S.A.V.) efendimiz bir hadis-i şeriflerin d!emealen şöyle buyurmuştur :
«öfkeli iken hiçbir kimse, iki kişi arasında hükmetmesin!..»
BUHÂRİ, MÜSLİM
Diğer bir hadis-i şerifde de meâlen şöyle buyrulmuştur:
«Hâkim, ancak tok ve suya kanık iken hüküm verebilir.» BEYHEKÎ
Başka bir hâdis-i şerif meali de şöyledir :
«Senin huzurunda iki adam dâvaya dururlarsa, ikincinin sözünü dinlemedikçe, birincinin lehine hüküm verme. Nasıl hüküm vereceğini ileride anlarsın.» AHMET B. H. EBU DÂVUD
İLGİLİ FETVALAR
Bir kasabada hâkim olan Zeyd, meclîsinde kanun (veya ud, cura, saz ve emsali çalgıları) çaldırıp ve (kadın) etekleri ile oğlanları oynatsa, Zeyd'e şer'an ne' lâzım olur?
ELCEVAP... Azl olunup, tevbe ve salâhı zahir olmadıkça hâkimlik--vazifesi verilmemek gerektir. ABDURRAHİM, C. 2, 429
Bir kasaba hâkimi olan Zeyd, bu kasaba etrafında olan köy ahâlisinden bî namaz (bey namaz) parası nâmına birer mikdar paralarını, almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 428
Bu son fetvada, hakka ve. halka hakkiyle ve adaletle vazife yapan veya yapacaklar için mühim ikaz vardır. Kalbi ölmemiş ve manevî tekâmül etmiş imanlı, vicdanlı ve hakşinas insanlar elbette hikmet ve fâi-delerini araştırır. Fakat kendisini bataklık çukuruna atmış ve kımılda-dıkça da. o bataklığa gömülenler ise, şımanr ve. itiraz eder.
Hak ve hakikat karşısında, hak yolcuları ile bâtıl dellâllarmın nasıl ve ne şekilde hareket ettikleri ve edebilecekleri Kur'ân-ı Kerim ve hâdis-i, şeriflerde uzun - uzun misallerle beyan edilmiştir.
Binâenaleyh hakkı ve haklıyı ortaya çıkarıp hüküm ve karar vermekle mükellef olan mümin, ve muhlis' kimseler; rüşvet, iltimas, torpil ve emsali kötülüklere meyletmez ve beyle şeylere şiddetle mukabele ederler.
'. Halkın teveccüh ve sevgisini kazanacağım ve maddî menfaat sağlayacağım diye âdî amel ve hareketlere tevessül etmez.
. Esasen hakkın rızasını bırakıp halkın rızasını düşünerek haksızlık yapanlar, hem Allâhın gazabını ve hem de halkın nefretini kazanırlar.
Nitekim bir hadîsi Şerifde Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :
- «Bir kimse, Allâhın razı olmayıp gazab ettiği şeyle insanların rızasını talep ederse, Allâhüteâla ona gazab eder ve insanları da ona gazab ettiril Tahtavî - 8 ve mişkât şerhi mirkat, c. 4, 762
[132] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 189-198.
[133] İLGİLİ FETVALAR:
ZeydMn anası Hind'in zimmetinde Ödi Ödünçden şu kadar parası olsa,
Zevd bu meblâğ için anası Hind'i, hapsettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDTJRRAHtM, C. 2, 422
Hind, kocası Zeyd'i borcu için hapsettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Tenbel ve borcunu uzatır ise, olur. ABDURRAHİM, C. 2, 422
Zeydi Amr'e olan borcunu ikrar edip edâ etmede borcuna karşı ihmalciliği yok iken Amr Zeyd'i matlıkla hâkime hapsettirmeğe kadir olur mu?.:. ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 2, 423
Zeyd'in şu kadar para borçlusu olan Amr'in borcunu edâ etmede uzatıcılığı (ve sallayıcılığı) ve inatlığı olunca Zeyd Amr'i hâkime hapsettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 423
Zeyd, borçlusu Amr'i hapsettirdikten sonra mala kefil olan Bekir'i de hapsettirmeğe kadir olur mu?...
ELCEVAP.., Olur. ABDURRAHİM, Ci|2, 423
[134] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 199-202.
İslami Okul Okulların En Önemlisi