Hadis - 1 Islamdanevvelvesonrakiarabistandaedebifaaliyetleri - Ilk Devir Hadis Edebiyati
1- İSLÂM’DAN EVVEL VE SONRAKİ ARABİSTAN’DA EDEBİ FA’ÂLİYETLERİ
İslam'dan Önce Arabistan'da Yazı San'atı
Arabistan'da İslâm'ın İlk Devirlerinde Yazı San'atı:
Hicrî Birinci Asırda Arap Edebiyatı:
Goldziher'in İstidlal Ve Mehazlarının Tahlili:
1- İSLÂM’DAN EVVEL VE SONRAKİ ARABİSTAN’DA EDEBİ
FA’ÂLİYETLERİ
İslam'dan Önce Arabistan'da Yazı San'atı
İslâmiyet zuhur ettiği zaman, rivayete göre Mekke'de okuma yazma bilen sadece 17 kişi vardı.[1] Bu hesapta bir yanlışlık olduğu açıktır. Mekke'nin, kervan yolu üzerinde kurulmuş bir trampa pazarı ve bir kozmopolit şehir olduğu hakikati karşısında bu ifâdeyi garip bulmamak mümkün değildir.
Câhiliyye Devri Arabistan'ında Mektebler ve Edebî Fa'âliyetler:
Arabistan'da, İslâm'dan evvelki devirde bazı mektepler vardı. Kız ve erkek talebelerin beraberce okuma yazmayı öğrendikleri bu yerler Mekke, Tâ'if,[2] Anbâr,[3] Hîre,[4] Dûmetû'l-Cendel,[5] ve Medîne[6] gibi şehirlerde ve Huzeyl kabilesi elinde bulunuyordu.[7]
Bunlardan başka edebî fa'âliyetler de vardı. Her kabîle kendi şâirlerinin şiirlerini kaydeder,[8] hattâ bazen târihî hâdiseleri bile tesbit ederdi.[9]Kabîle andlaşmaları,[10] husûsî mektublar[11] ve bonolar[12] gibi zaman zaman yapılmış yazışmalar vardı. Ayrıca birçok kaynakta (bahusus
Tevrat'da) zikri geçen (peygamber) Daniel'in Kitabı, [13]hikmet kitapları[14] ve şecere cedvelleri gibi15 dînî kitâbiyât dahi mevcuttu. İslâmiyet zuhur ettiği zaman, acaba İncil'in bir tercümesi var mıydı, diye de bir suâl akla gelmektedir. ["Emevîler Devrindeki Kütübhâneler" isimli makalenin sahibi[15] Ruth der ki, "Barhebraeus'a göre, İncil'in dört kitabı, Emîr Amr b. Sa'îd'in isteği üzerine I. John tarafından Arapça'ya tercüme edilmiştir. I. John, milâdî 631 yılında başpiskoposluk makamına oturmuş ve 648'de de ölmüştür. Emîr'den maksat, 70/690'da idam edilen 'Amr b. Sa'id el-Eşdak mıdır?.[16] Ruth'un teklifini ve Barhebraeus'un beyanâtını kabul etmeye imkân yoktur. 'Amr'ın babası, milâdî 624 senesinde doğmuştu.[17] Bunun mânâsı, 'Amr, sonra değilse bile takriben 640 yılında doğdu demektir. Şu halde papaz I. John öldüğü zaman onun yaşı sadece sekizdi. Binâenaleyh, sekiz yaşındaki bir çocukdan öyle bir kitabın tercümesini istemek herşeyden evvel mümkün değildir. Barhebraeus'un sözlerini kabul edenlere karşı tevcih edilen bir başka itiraz da, I. John' un yaşadığı bu devrin, milâdî 634'den 644'e kadar devam eden Halîfe Ömer zamanına tekabül etmesi ve onun zamanında böyle birşeyin vuku bulacağına inanmanın zor olmasıdır. Daniel'in Kitabı'mn bir nüshası vaktiyle Hz. Ömer (r.a.)'
de vardı.
Hattâ bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ömer (r.a.)'i ikâz etmişti. Bilâhare, Hz. Ömer (r.a.)'in kendisi de, Daniel'in Kitabı'nı istinsah etmekte olan bir adamı dövmüştü.[18] Halkın, öteki Mukaddes Kitablar'a karşı olan tutumu ise, Hz. Ömer'inkinden daha az şiddetli değild.[19]
Hulâsa olarak diyebiliriz ki, sâdece duaları ihtiva eden âyetlerin tecüme edilmiş olması muhtemeldir. Çünkü Varaka b. Nevfel'in İncil'i İbrânice [doğrusu: İbranca] yazdığını biliyoruz.[20] Bununla beraber bütün bu yazılı malzemeler, umûmun okuyup yazma arzusunu besleyici mâhiyette değildi. Halk da zâten okuyup yazmanın zaruretini bilmiyordu.[21]
Arabistan'da İslâm'ın İlk Devirlerinde Yazı San'atı:
"Yaratan Rabinin adiyle oku.
O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.
Oku. RabTain nihayetsiz kerem sahibidir.
Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
İnsana bilmediğini O öğretti".[22]
Bu âyet-i kerimeler, Cenâb-ı Haklan Peygamber ['imiz] Hz. Muhammed (s.a.v.)'e indirdiği ilk vahiydir. Rasûlullâh (s.a.v.)'in okuma ve yazmayı bildiğini gösterecek hiçbir kayıt yoktur. Cumhûr'un görüşüne göre O, bütün hayatı boyunca ümmî olarak kalmıştır.[23] Binâenaleyh bu ilk vahiy, O'nun ileride ma'ârif sahasında yapacağı faaliyetlere dâir bir işareti hâvî bulunmaktadır.
Resûlullâh (s.a.v.)'in Tahsil ve Terbiye Siyâseti:
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), tahsil ve terbiyenin ehemmiyetini çok iyi biliyordu. O'nun, Medine'ye hicret etmeden evvel, oradaki Müslümanlara okuma-yazma öğretmek maksadıyle Mus'ab b. 'Umeyr ile İbn Ümm-i Mektûm'u göndermesinin sebebi budur.[24] Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine'ye varınca orada herşeyden evvel bir cami inşâ ettirdi. Bunun bir kısmı mektepti. Talebelere okuma-yazmayı öğretmek için, 'Abdullah b. Sa'id b. el'Aş, daha ilk günlerde buraya muallim olarak tâyin edildi.[25] 'Ab-dul-lâh b. Sa'îd b. el'Aş, daha sonra Bedir Muhârebesi'nde şehîd oldu. Be-dir'de Müslümanlar'ın elde ettiği zafer, onlara birçok harp esîri de kazandırdı. "Bedir'de ele geçen bu esirlerin fidyeleri çeşitliydi. Bir kısmı fidye için para vermek yerine [on kişiye veya] çocuklara okuma-yazma öğretecekti.[26]
Bu ma'ârif hizmetleri için tâ'yîn edilmiş başka muallimler de vardı. [27]Hicretin ikinci senesinde yeni bir mektep daha açıldı.[28] Medîne-i Münev-vere'de 9 cami vardı. [29]Çok muhtemeldir ki, bunlar aynı zamanda birer mektepti.
Burada en mühim ve en dikkate şayan husus, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kendi ma'ârif siyâsetine dâir olan vaazlarıdır. Vaazların da O, okuma-yazma bilenlerle bilmeyenlerin teşrîk-i mesaî yapmalarını emretti. Komşusuna öğretmeyen ve komşusundan öğrenmeyene ihtarda bulundu. Öğrenmek istemeyenleri ceza ile inzâr etti.[30] Bu arada yazı san'atma da adetâ husûsî bir ehemmiyet veriliyor gibiydi. Birçok muhaddisin kaydettiği bir Hadîs'e göre, baba oğluna yazı yazmayı Öğretmekle mükellefti.[31]
Medine'ye uzaktan gelen murahhas heyetleri Medîneliler'in himayesine verildği zaman bu onların sadece iaşe ve ibâdeti için değil, aynı zamanda onların tahsil ve terbiyesi içindi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), onlara bilgilerinin seviyesini Ölçecek su'aller sorardı.[32]
Medine'li Olmayanların Tahsil ve Terbiyesi:
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medine dışına muallimler göndermesi, O'nun siyâsetinin bariz hususiyetlerinden biriydi. Bu muallimlerden en az kırkı, Bi'r-i Ma'ûne'ye giderken şehîd edildi, [33]diğer büyük birkısmı da Necrân[34] ve Yemen'e[35] gönderildi. Hicretin dokuzuncu senesinde Ye-men'deki eğitim ve öğretimi tedvire bir memur ta'yîn edildi.[36] İlmin yayılmasına yardım eden diğer bir âmil de, Rasûlullâh (s.a.v.)'in Hadîslerinin tesiriydi. Zira Hadîs-i şeriflere göre fahrî muallimlik her münevverin vazifesi ve insanın bilgisini esirgemesi ise cezayı mucip bir günahtı. Diğer taraftan talebe ve hocaların alacakları birçok mükâfat da, yine bir başka Hadîs-i şerifte müjde ediliyordu.[37]
Ma'ârif Siyâsetinin Neticesi:
Bu siyâsetin neticesi olarak okuma-yazma seferberliği büyük bir sür'atle yayıldı. Hicret'ten hemen sonra Kur'ân-ı Kerîm, miktarı ne olursa olsun, veresiye yapılan bütün muamelelerin iki şâhid huzurunda yazılmasını emretti.[38]
Ma'ârif sahasındaki bu mavaffakıyetlerin bir başka delili de, Rasûlullâh (s.a.v)'in yanında devamlı veya zaman zaman yazı yazan zabıt kâtiplerinin uzun bir listesinin bulunmasıdır. Bunların sayısı elli kadardı. [39]Çoğuna husûsi vazifeler verilmişti. Kimi, kabile reisleriyle irtibat sağlıyor; kimi de, zekât ile öteki vergilerin ve zirâi mahsullerin muhasebesini yapıyordu.[40] Bunlardan biri belki de başkâtiplik vazifesini görüyor ve gelmeyen kâtiplerin işini yapmakla beraber,[41] Rasûlullâh (s.a.v)'in mührünü muhafaza etmek, diğer işlere ve gelen mektuplara üç gün zarfında cevap vermekle de mükellef bulunuyordu. [42]Arap olmayanlarla muhabere edebilmek için o zaman yabancı diller ve yazılar dahi öğrenilmişti.[43]
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kâtipleri hakkında yazılmış birçok eser vardır.[44] Bunlar, onun tesis ettiği devletin kâtiplik hizmetleri hakkında bilgiler ihtiva etmektedir. Yazı yazmak hanımlara da öğretiliyordu. Yazı yazmayı bilen birçok hanımın ismi kayıdlara bile geçmiştir.[45] Bundan başka, mektup yazmak, tashih yapmak, müphem harfleri noktalamak ve kumlar üzerine yazı yazmak gibi marifetler hakkında Rasûlullâh (s.a.v)'-in verdiği şâyân-ı dikkat tavsiyelere dâir muhtelif misâller vardır.[46]
Hicrî Birinci Asırda Arap Edebiyatı:
Hilâfet'in ve Emevîler Devri'nin ilk zamanlarına âit yazılı metinler, ya çok evvelden kaybolmuş veya Abbasîler Devri'nin zengin edebiyatına karışmıştır.
Elimizde bulunan pek az malzeme ile, bu asırda müelliflerce işlenen dînî olan ve olmayan muhtelif mevzuları şu şekilde hulâsa etmek mümkündür:
Dînî Olmayan Mevzular:
1) Şür,[47]
2) Atasözü,[48]
3) Cahiliye Devri Tarihi,[49]
4) Şecere İlmi, [50]
5) Tıb,[51]
6) Madenler Bilgisi.[52]
Dînî Mevzular:
1) Kur'ân-ı Kerîm,[53]
2) İlk Tefsirler,[54]
3) Hadîslerdin Toplanmas[55],
4) İlmihaller,[56]
5) Mîras ve Hukukun Öteki Mevzularına âit Kitaplar,[57]
6) Zekât ve Vergi Üzerine Risaleler,
7) Siyer-i Nebî ve İlk Dört Halîfe'nin Târihi.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hayatına ve öteki târihî mevzulara dâir Hicrî birinci asırda yazılan eserler çok tekâmül etmişti. Siyer-i Nebî hakkındaki çalışmaların Sahâbe-i Kiram tarafından başlatıldığını görmekteyiz.[58] 'Abdullah b. 'Amr b. eVÂs, birçok târihî vak'a kaydetmiştir. Onun eserini, 'Amr b. Şu'ayb (Ö.118 H.)'ın rivayet ettiği Hadîsler'de; büyük babası Abdullah b. 'Amr'ın kitaplarını kendisinin değerlendirdiği gibi tedkîk etmek hâlâ mümkündür.[59] 'Urve (Ö.93 H.) Rasûlullâh (s.a.v)'in hayatı hakkında yazdığı eserde, kendi kaynaklarından bahseder ve bu bilgileri yazılı bir halde temin etmiş olması da çok muhtemeldir. Siyer-i Nebî'ye dâir şurada-burada birçok eser zikredilmiştir. Meselâ "Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hizmetinde Olanlara Dair Lâyiha" gibi.[60] Bu eser, Rasûlullâh (s.a.v.)'in birçok hükümdar ve kabile reislerine müzakere için yolladığı elçileri hakkında yazılmış bir kitaptır. [61]Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mektuplarının çok erken devirdeki kolleksiyonlarına yapılmış atıflar mevcuttur. [62]Târihî yazılar, sadece Rasûlullâh (s.a.v)'in hayatına hasredilmiş değildir. Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Muâviye (r.a) arasındaki muharebenin târihi dahi yazılmış bulunuyordu.[63]
Yukarıda bahsedilen bütün mevzular ve daha birçoğu, hemen hemen tam Rasûlullâh (s.a.v.)'in zamân-ı sa'âdetlerinde doğan ve O'nunla alâkadar olan müellifler tarafından ele alınmıştır. Bu mevzuların hepsi de esas itibariyle İslâmîdir, ve şiir değil nesir olarak yazılmışlardır.
Bu Müellefât Hakkında Goldziher ve Nicholson'ın Görüşleri :
Profesör R.A. Nicholson, Goldziher'in Muhammedanische Studien isimli eserinin II. cildinin 203'cü sayfasından iktibas yaparak[64] şöyle demektedir: "[Emevî Hanedanı] devri nesir yazarlarından, ancak sadece birkaçı hakkında umumî bir kanaat beyan edebiliriz. Çünkü onların eserleri hemen hemen tamâmiyle kaybolmuştur. Edebiyatın bu dalında lâik ve gayr-i İslâmî bir ruh hâli hüküm sürüyordu. Bunun, Emevî saltanatı himayesinde ve bizzat hanedan içinden yetişen şâirlerin bariz vasıflarından biri olduğu söylenir.[65] Nicholson, Goldziher'den iki isim daha naklediyor. Şam hükümdar sarayından, târihî tedkîkler yapmak için teşvik gören bu iki zât Abîd b. Şaryah ile Vehb b. Munebbih'dir. Bunlardan sonra da Magâzî müelliflerinden Mûsâ b. 'Ukbe ile İbn İshâk'ı zikretmektedir. Nihayet Hadîsler'i cem edenlerden biri olarak ez-Zuhrî'den ve Es'ad b. Mûsâ (5.749 m.)'mn eseri Kitâbü'z-Zühd'den bahsetmektedir. [66]Goldziher'in Muhammedanische Stud, II, s.72 vd'dan nakiller yapan J. Schacht ise şunları yazmaktadır: "Goldziher, Emevîler zamanında müte-dâvil olan Hadîsler'in hukukla pek az ilgisi bulunduklarını, fakat buna mukabil ahlâk, itikad, siyâset ve kıyametle alâkalı olduklarını ortaya koymuştur.[67] Goldziher'in ortaya attığı, Schacht'ın ve diğerlerinin de kabul ettiği bu faraziye, hakikatte, Emevîler Devri edebiyat târihinin yanlış anlaşılmasından ileri gelmektedir. Goldziher'in son görüşü, belki de Es'ad b. Musa'nın Kitâbu'z-Zühd adlı eserine istinad ettirilmiştir. Zira bu esere kendisi tarafından atıfta bulunulmaktadır. Ancak eser, işaret edilen bu asra âit değildir. Es'ad b. Mûsâ, Abbasîler Devri'nin ilk zamanlarında h.132 [749]'de doğmuş ve 212 [827]'de vefat etmiştir.[68]
Goldziher'in, Emevîler Devri'nin ilk zamanlarına âit olan yazılar ve kitâbiyât hakkındaki görüşü, onun devrin dînî şartlarına bakışının tabiî bir neticesidir. Elinizdeki bu kitabın gayesi, Hadîs tedkîklerinde zarurî bir eser olarak telâkki edilen Goldziher'in Muhammedanische Studien isimli kitabını tenkîd etmek değildir. Lâkin şöhretli ve nüfuzlu bir âlim olarak o, bir hatâ yaptığı takdirde netîcede diğer birçok âlimi de yanıltmış olmaktadır. [69]Bununla beraber Goldziher'in eseri, Schacht'ınki bir tarafa bırakılırsa, Hadîs hakkında yazılmış tek ciddî bir kitap olduğundan bazı mühim noktalarda onun elde ettiği neticelere bakmak bir zaruret haline gelmiştir.
Goldziher'in bu eseri ile ilgili daha fazla mütâlâa beyân etmeye geçmeden evvel, onun istidlallerini ve kullandığı kaynakları bir araya getirip tedkîk etmek daha iyi olacaktır. Aşağıdakiler, Goldziher'in hicrî birinci asırdaki İslâm'a dâir olan görüşlerinin hülâsası dır.[70]
İlk İslâm Toplumuna dâir Goldziher'in Görüşleri:
1) Müslümanlar, itikâd ve tatbîkât bakımından İslâm'ın tamamen câhiliydiler.
2) İslâm'ın bizzat kendisi, âdetlerini sistemli bir ideoloji ile birleştirmekten acizdi.
Goldziher'in hüküm verirken dayandığı temeller, mehazlar ve istidlalleri:
1) Halk İslâm adına çarpışıyor, hattâ camiler inşa ediyordu; halbuki Suriye'de olanlar, günde sâdece beş vakit namazın farz olduğundan bile habersiz bulunuyor ve bu bilgi için Peygamber'in eski arkadaşlarından birine müracaat etmek mecburiyetinde kalıyorlardı (s. 30/3).[71]
2) Halkın nasıl ibâdet edileceği hususunda hiçbir fikri yoktu. (s. 30/1).
3) Bundan dolayı Benû 'Abdi'l-Eşhel kabilesinin imamlık yapacak sadece bir kölesinin bulunmuş olması pek tuhaf değildir (s. 30/4).
4) Onlar o kadar câhildiler ki, İbn Abbas Basra'hlara sadaka-ı fıtır vermelerini söylediği zaman sadaka-ı fitrın ne olduğunu bilemediler de kendilerine Medîneliler îzah ettiler (s. 29/4).
5) Bu dönemdeki Arablar, İslâmî mefhumlara pek fazla âşinâ değillerdi; onun için müslümanların öğretimiyle işe başlamak lâzımdı, tâ ki kimse es-selâmun 'alâ'1-lâh demesin (s. 30/6).
6. Ve, halkı kürsüde şiir okuduğu vakit onun Kur'ân olduğunu zanneden bir milletin dînî bilgisinden insan ne bekleyebilir (s. 30/7).
7. Mevzu' hadîslerin ortaya çıkışındaki resmî tesir ve fa'âliyet çok eski devirlere kadar gider. [Hz.] Mu'âviye'nin el-Muğîre'ye verdiği, [Hz.] Ali'yi ve mu'akkibîerini alenen itham etmek, kendi yanından kovmak, onları bir Hadîs râvîsi olarak dinlememek, dâima [Hz.] Osman'ı ve taraf-
arAbistanda edebî fa'âltyetler tarlannı övmek, sadece onlarla samimî olmak ve Hadîs rivayetinde onla-merci tanımak hususundaki ta'lîmat, [Hz.] Osman'ın lehinde ve [Hz.] Ali'nin aleyhinde olan Hadîslerin çoğalmasını ve yayılmasını teşvîk eden resmî bir beyanattı (s. 35/1).
Yukarıda gösterilen tablodaki birinci hatâ ilk devirlerdeki eğitim fa'âliyetlerine ışık tutan kaynakların tamamen ihmâlidir.
Sonra, bazı Şi'î kaynaklarına ve müellifi meçhul el-'Uyûn ve'l-Hadâ'ik adlı esere müstenid birçok mühim neşriyat vardır. Emevîler devri aleyhindeki bu yayınları, hakîki kıymetlerini değerlendirmek için Goldziher'in tenkîdli bir şekilde okuması îcab ederdi.
Bundan başka o, tek bir hâdiseyi ele alıyor ve onu bütün bir asra ve bir hanedana teşmil ediyor. Bu meselelerin hiçbirinde onunla hemfikir olmak mümkün değildir.
Eğer bir kimse, Goldziher'in araştırma tekniğini ve umûma teşmil etme metodunu kullanmak mecburiyetinde kalsa, o takdirde 20, asrın şöyle bir portresini çizmiş olur:
1) Avrupa'da cemiyet o kadar tefessüh etmiştir ki, kiliseleri bile dîne mugayir maksadlar için kullanmaktadır.[72]
2) Halk o kadar ahlâksızlaşmıştır ki, 8-10 yaşlarındaki kız çocuklarını fahişelik yaparak hayatlarını kazanmaya icbar etmektedirler.[73]
3) Hiç emniyet kalmamış; cemiyeti gangsterler ve müttefikler istilâ etmiş ve insanlar devamlı can ve mal tehlikesi içinde yaşamaktadırlar.[74]
4) O kadar zâlimler ki, yeni doğmuş istenmeyen çocukları diri diri gömüyorlar.[75]
Yukarıdaki hükümlerin manasızlığı Goldziher'in araştırma tekniği ile umûma mâl etme metodunun hükümsüzlüğünü ortaya koymaya kâfidir. Hattâ biz onun umûmîleştirme usûlünü kabul etsek bile, onun nihaî hükümlerine iştirak etmemiz hemen hemen imkânsızdır, zira müracaat ettiği mehazlar onun faraziyelerini hiçbir şekilde isabetli bulmazlar.[76]
Goldziher'in İstidlal Ve Mehazlarının Tahlili:
Şimdi Goldziher'in istidlallerini, yukarıda gösterilen sıraya göre tedkîk edeceğiz.
Ulemânın, Vitir namazı vâcib midir yoksa sünnet midir diye ihtilâf ettiğini, her İslâm hukuku talebesi bilir. Bu ihtilaf şimdi bile mevcuttur.[77] Aynı cinsten münakaşalar ulemâ tarafından bugüne kadar yapıla-gelmiştir. Bütün İslâm dünyâsının, hergün kılınan beş vakit farz namazın hakikatinden gâfıl olduğunu düşünebilir miyiz? Bundan başka, Suriyeliler Mekke'ye hacca giderlerdi; ve Goldziher'e göre 'Abdülmelik, İbn Zübeyr zamanında siyasî bir buhrandan korktuğu için onları hac'dan men etmek istemiştir.[78]
Demek ki, hacca gidenlerin sayısı siyasî bir karışıklığa sebeb olacak kadar çoktu. Aksi halde 'Abdülmelik onlardan korkmazdı.
Şu halde, her sene hacca giden Suriyeliler namazın ne olduğunu katiyetle biliyorlardı. Peki, yukarıya iktibas edilen metne göre, bir kimse nasıl olur da Suriyelilerin günlük namazların sayılarını bile bilmediklerini iddia edebilir?
2) Yaptığı ikinci iktibasın ise vardığı netîce ile hiçbir alâkası yoktur. Ibn Sa'd'a göre[79] Hz. Peygamber [s.a.v], müslümanlara nasıl ibâdet edeceklerini öğretmesini Mâlik b. el-Huveyris'e emir buyurmuştur. Bundan dolayı, demek oluyor ki O, namazın nasıl kılındığını amelî olarak göstermek üzere camilere gidiyordu. Buhârî, îbn Sa'd ile hemfikirdir ve bu haberi, hem Buhârî'nin serlevhaları verir, hem de yukarıya iktibas edilen ifâdeler teyid ederler. Mâlik b. el-Huveyris, hâzırûna, sadece öğretmek ve misâl vermiş olmak üzere namaz kıldırıyordu. Bu, ne farz namazların vaktine rastlıyor, ne de namaz kılanların hatâsını bulmak ve bu hatâ ile onları kınamak maksadını güdüyordu. İçlerinden biri [ilim] öğretecek [diğerleri öğrenecek], sonra bütün bir cemiyetin câhil olduğu neticesine varılacak. Üstelik bir de Goldziher'in, lâik ve gayr-ı İslâmî bir yapıda olmakla itham ettiği iktidar mevkiindeki hanedanın, hükmettiği devrin ta'lim ve terbiye fa'âliyetleri hakkında hiçbir söz edilmeyecek. Bu ne ga-rib bir hükümdür![80]
3) Benû 'Abdi Eşhel Medine'de veya onun kenar mahallelerinde yaşadı. Bu, Sa'd b. Mu'az'ın kabilesi idi79. Ebû Râfi' der ki, Hz. Peygamber [s.a.v], ikindi namazından sonra Benû Abdi Eşhel'i ziyaret eder ve onlarla konuşurdu. Bazen görüşme ve konuşmaların akşam namazına kadar uzadığı bile olurdu.[81]
Bu takdirde birçok insanın nasıl namaz kılındığını öğrenmiş olması lâzım gelir. Bu kabîle, kendisine namaz kıldıracak köleden başka bir İmam temin etmekten âciz olacak kadar ücra bir çöl kenarında bulunmuyordu. Bu kabîle, Goldziher'in de iyice bildiği gibi, Medine'nin göbeğinde yaşıyordu. [82]Peki bu hâdiseyi, İslâmî bilgilerle kâfi derecede mücehhez olduktan sonra namaz kıldırabileceği manâsına gelecek şekilde tefsîr etmek daha aklî değil midir?
4) Bu rivayet mürsel'dir, Mevsûkiyeti münakaşa götürür. Bundan başka, eğer o sahîh bir rivayet olsa bile, münferit bir vak'a olarak kalır. O halde Goldziher'in yaptığı gibi, bu nasıl olur da umumîleştirilebilir?
Medîne-i Münevvere'de, oraya yerleşmiş elliden fazla meşhur Sahabe vardı. Ebû Mûsa'l-Eş'arî, Enes b. Mâlik, Kabîsa b. el-Muhârik onlar arasında idi.[83] Hasanü'l-Basrî, Ahdullah b. Muğaffal için Ömer İbnü'l Hattâb'ın Basralıları okutmak üzere gönderdiği on kişiden biridir, der.[84] Onun için öyle bir durum olsa bile, bunun umûmîleştirilnıemesi lâzım gelir.
5) Bu hüküm yersizdir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in uğraştığı Arap topluluğu putperetti. Yeni din ve bu dînin ibadet şekli onlara tamamen yabancı idi. Binaenaleyh ne kadar ehemmiyetsiz olursa olsun daha önce bir benzeri görülmediği için onlar herşeyi öğrenmek mecbûriyetindeydiler. Bundan başka bu mesele Hz. Peygamber (s.a.v)'in ashabını ilgilendiriyordu. Sahabelerin hocası bizzat Hz. Peygamber (sallâllahü 'aleyhi ve sel-lem)'di. Bu itibarla İslâmî mefhumların câhili bulunmak, umûmî bir delîl olarak gösterilemez.
6) Numara 6'daki iktibasda, Vali olan 'Uteybe b. en-Nahhâs el-'Ic'lî'nin Kur'ân-ı Kerîm'i bilmediği ve âyet zanniyle şiir okuyacak kadar onun cahil olduğu îma edilmektedir. Bu ifâdeler, şüphelidir. Hattâ, hâdiseyi hikâye eden İbnü'l-Kelbî ile Avâne'nin Şi'î temayüllü olması ve 'Uteybe'nin de Hz. Osman ve Emevî taraftan bulunması bütün hâdiseyi toptan şüpheli duruma sokmaktadır. Şüpheyi icap ettiren başka bir sebep de, 'Uteybe b. el-Nahhâs el-İclî'nin yaşıdır. Hz. Osman (r.a.) Hicrî 35 yılında şehîd edildiği zaman o Hulvân valisi bulunuyordu.[85] el-Muğîre 45 senesinde Hz. Muâviye'yi görmeye giderken 'Uteybe'yi Küfe valisi tayin etti.[86] Bu târihten itibaren de, Taberî tarafından zikredilmez. Hicrî 11 senesinde o, Ridde, harbine iştirak etmişti. [87]Binaenaleyh 'Uteybe'nin bu tarihte en az yirmi yaşında olduğunu farzetmekte ve eğer yaşadıysa, ortalama yaş olan altmış seneyi buna ilâve ederek, onun takriben Hicri 50 yıllarında vefat etmiş olduğunu kabul etmekte hiçbir beis yoktur.
'Avâne'nin Hicrî 85 yıllarına doğru doğmuş olması çok muhtemeldir[88] ve onbeş yâhud yirmi yaşma gelinceye kadar valiyi gelişigüzel tenkîd edebilecek bir mevkide bulunmuş olması mümkün değildir. Bütün bunlar dikkate alınırsa, bu hâdisenin Hicrî ikinci asrın başında cereyan ettiği görülür. O sıralarda 'Uteybe belki 110 yaşında bulunuyordu. O'nun o kadar uzun yaşadığını kabul etsek bile bu yaştaki bir adamın vali ta'yin edilmesi şüphelidir.
7) Emevîlerle Hz. Ali taraftarları arasında harpler zuhur ettiği ma'lûmdur. Bugün bile her memlekette her devlet, rejime sâdık olan kimseleri çalıştırır, başkaldıranları da ezer. Emevî devleti de aynı usûllere başvurmuştur. Fakat yapılan iktibasın tamâmında, ahâdîs uydurulmasını ve onların yayılmasını açıklayan ne resmî, ne de gayr-i resmî hiçbir beyanat yoktur. Hz. Muâviye diyor ki: "Ali'nin ve Halîfe Osman'ı şehîd edenlerin aleyhinde bulununuz ve Osman'a dua ediniz..,." ilh. Hz. Ali'nin aleyhinde olmaktan başka, bu harekette hiçbir yanlışlık görülmemektedir. Herhangi bir Hadîs uydurmayı ise en ufak şekilde îmâ eden tek bir kelime dahî yoktur.
Goldziher'in müracaat ettiği eserlere bakınca insan şu hükme varmaktadır: Onun, dînî bilgiler ve Hicrî birinci asırdaki tatbikatla alâkalı olarak elde ettiği malûmat eksik ve dengesizdir. Bundan dolayı, onun yukarıda zikredilen faraziyelere müstenid öteki hükümleri de temelsizdir. Emevîler devrindeki nesir'in lâik ve gayr-i İslâmî olduğuna inanışı tamamen hatalıdır. Bu eserin üçüncü bölümünde görüleceği veçhile, Emevîler Devri'ndeki Hadîs müdevvenâtının azameti bizi bu faraziyeyi reddetmeye mecbur bırakmıştır. İddi'â, tedkîk edilen devir hakkındaki eksik bilgiye ve dindar halkın Emevîlere mu'ârız olduğunu kabul eden keyfî bir hükme dayanmaktadır. Eğer, mütedeyyin insanların Emevîlerin karşısında olduğunu ispat edecek birkaç hâdise gösterilebilse idi, bu takdirde Emevîler için çalışanların uzun bir listesi meydana çıkmış olurdu. Abbasîler Emevîlerden daha fena olmasa bile, hiçbir ölçüye göre Emevîlerden daha iyi değillerdi. Bir tarihçi Emevîler hakkında yazdığı zaman çok dikkatli olmaya mecburdur. Çünkü bu mevzuda bugün mevcut olan bütün kaynaklar, Emevîlere zıd bir devrin eseridir.
Edebî Fa'âliyetlerin Diğer Şekilleri:
Sahâbe-i kiram, Asr-i Sa'âdet'de, Rasûlullâh (s.a.v) ne imlâ ettirirse onu kopya ederdi. Bir çok sahabede O'nun muhtelif zevata gönderdiği mektupların suretleri vardı. Bununla beraber bu işi, Rasulûllâh (s.a.v)'m emri ile mi, yoksa kendi arzuları ile mi yaptıkları henüz belli değildir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında bile muhafaza edilen çeşitli tahrirler vardı. Bir ara İslama girenlerin listesinin yapılmasını emrettiler. Liste, 1500 isim ihtiva ediyordu.[89]
Rasulûllâh (s.a.v.) zamanında olanlar dâhil herhangi bir askeri sefer için yazılanlar da kaydedildiler.[90] Kayıt sistemim tam mânâsı ile ortaya koyan Hz. Ömer (r.a.) oldu. Belki bu teşebbüs resmî vesikaların muntazam bir şekilde muhafazasının başlangıcını teşkil etmiştir. Halîfe Ömer, kabilelerle veya yabancı devletlerle yaptığı bütün mu'âhedeleri Tâbut adında bir kutu uçinde muhafaza ediyordu.[91]
Kırtâs'ı muhafaza etmek için Halîfe Osman'ın evine bitişik bir ev vardı. Hz. Osman şehid edildiği zaman Fâtıma binti Şerik, Mervân'ı oraya saklamış ve böylece onun hayatını kurtarmıştı.[92] Orası belki de hazî-ne-i evrak idi. Taberî, bilâhare bu yerden, Hicrî 68'de 'Amr b. Sa'îd'in şehâdeti vesilesi ile, Beytü'l-Karâtîs (Devlet Evrak Evi) olarak bahseder.[93] Birinci asrın sonuna doğru, Kırtâs resmî yazışmalarda kullanılmak üzere, valilere bile dağıtıldı.[94]
Husûsî Ve Umûmî Kütüphaneler:
Hicrî birinci asrın ortasında Abdülhakem b. 'Amr el-Cumahî adında bir zât, bir umumî kütüphane kurdu. Kütüphanede muhtelif mevzulara, çeşitli oyunlara ve fenerlerin nerelere asılacağına dâir yazılmış Kurrâsât (kitaplar) bulunuyordu. Mütalâa veya tedkîk için halk kütüphaneyi kullanmakta serbestti.[95]
O vakit yine, İbn Ebî Leylâ'nın da bir kütüphanesi vardı ve sâdece Kur'ân-ı Kerîm nüshalarını ihtiva ediyordu. Halk oraya Kur'ân okumak için gelirdi.[96]
Hâlid b. Yezid b. Mu'âviye'nin mülkü olarak zikredilen başka bir kütüphanede daha vardır.
Ancak bu, Krenkow'un zannettiği gibi, umûmî kütüphanelerin en eskisi değildir. Zîra Abdülhakem ve Ebû Leylâ'nın kütüphaneleri, muhtemelen bu kütüphaneden çok daha evvelki bir târihde mevcuttular.
Bizce malûm olmayan daha başka kütüpheneler de olabilir. Çünkü bu malûmat şurada burada dağınık vaziyettedir, ve mevcut olan kaynaklarda kütüphanelere dâir herhangi husûsî bir bölüm yoktur.
Maamafih bu kütüphanelerin böyle erken bir devirde mevcut olması, Emevîler devrinin başlangıcındaki fa'âliyetier hakkında bizim için kâfi derecede bir delil teşkil ederler. Goldziher'in anlatmak istediği gibi o, ne lâik ve ne de gayr-i İslâmî edebî faaliyetler devri idi. Eğer öyle olsa ıdı, Abbasîler devrinin başında, her sahadaki muhteşem muvaffakiyetler olamazdı.[97]
[1] İbn 'Abd Rabbih, el-'Ikdu'l-Ferîd, IV, s. 157; Balâzurî, Fütûhu'l-Büldân, s. 580; İbn Kuteybe, Te'vtlu Muhtetifi'l-Hadîs, s.366; keza bk. İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, III, i, s. 77,148; krş. Lammens, Mecque, s. 103-145.
[2] Balâzurî, Fütûh., s. 579-145
[3] İbn Kuteybe, 'Uyûnu'l-Ahbâr, I, 43; İbn 'Abdil-Berr, el- Kasd., s. 22
[4] Balâzurî, Fü(û/ı., 579; İbn Abdi'l - Berr,age, s.22
[5] İbn Habîb, Muhabber, s. 475
[6] Balâzurî, Fütûh., s. 583.
[7] İbn Kuteybe, 'Uyünu'l-AhbârJV', 103; keza bk. el-Meydânî, EmsâlM, 47
[8] Nâsiru'd-Dîn el- Esed, Masâdiru'ş -Şi'ri'l- Câhilî, s. 107-133, bilhassa s. 122- 133'de Câhiliyye devrinde Arabistan'da şiirin yazıldığını gösteren muhtelif manzumeye âit 20 kaynak belirtilmiştir. Ayrıca bk. Krenkow, "The Use of Writing for the Pre-servation of Ancient Arabic Poetry", s. 261-68.
[9] Nâsıru'd-Dînel-Esed,Arasddw\f 165.
[10] Tafsilât için bk. Nâsıru'd-Dîn el-Esed, Masâdir,66.
[11] Ebû'l-Ferec Isbahânî, Kit&bul- Agânî, II, 180; V, 118.
[12] M. Hamîdullah, Vesâ'ik., no. 181, parag. 5.
[13] Hatîbül- Bağdadî, Takyîdü'l-'Ilm, s. 51-52.
[14] Sicistânî, el-Mu'ammerûn,Yl, 18, 19, 69 nakleden; Nâsıru'd-Dîn el- Esed, Masâdıru'ş- Şi'r., s. 166; İbn Hişâm, Sîre., s.185.
[15] Nâsıru'd-Dîn el-Esed, Masâdıru'ş-Şi'ri'l-Câhilî, s. 165; keza bk. İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, IV, II, 32-33; Ebû'l-Ferec el-Ibahânî, el- Agânî, IV, s. 237, bunların kabilelere âit yazılı şecereler olduğuna dâir işarette bulunmaktadır.
[16] S.M. Ruth, "Arabic Books and Libraries in the Umaiyad Period", Amerikan Journal ofSemitic Languages and Literatures, LIV, s. 49.
[17] İbn Hacer, Tehzlbü't- Tehzîb, c. VIII, s. 38.
[18] Hatîbü'l-Bağdâdî, Takyîdü'l-'Ilm., Şam, 1964, s. 51-52
[19] H. Bağdadî, Takyîdü'l-'Ilm., s. 56- 57. Fakat Kitâb-ı Mukaddes'e karşı daha iyi muamele için bk. İbn Hacer, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, no. 843.
[20] Muhammed b. İsmail el-Buhârî, el-Câmi'u's-Sahîh, "Bedu'1-Vahy", I; keza bk. "İ'tisâm", 25; "Tevhîd", 51; bazı rivayetlerde el-'Arabiye kelimesi el-'îbrâniye olarak geçer. Varaka b. Nevfel her iki dili de bildiği için bunların ikisinde de yazmış olabilir; yahut bu, metni istinsah ederken meydana gelmiş eski bir tenakuzdur. Daha fazla bilgi için bk. Kilgour, The Gospet in Many Years, Londra 1929, s. 10-11, burada şu bilgiyi vermektedir: "Hıristiyanlara âit Mukaddes Kitab'ın Arapça'ya yapılan ilk tercümesi VIII. asırdan sonradır..."; M. de Goeje, Quotations
ım, the Bible in the Qoran and the Tradition, Berlin, 1897, s. 185, burada müellif, Nöldeke'nin şu görüşünü paylaşmaktadır: "Ne Asr-ı Sa'âdet'de ve ne de Müslümanların dedeleri zamanında, İncil'in Arapça'ya yapılmış ne tamamen ve ne de kısmen hiçbir tercümesi mevcut değildi".
[21] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 3-5.
[22] Kur'ân-ı Kerim, el-'Alak sûresi, âyet: 1-5.
[23] R.A. Nicholson, A Literary History of the Arabs, Cambridge, 1962, başlıklı eserinde diyor ki: "[Hz.] Peygamber'in okuma-yazma bilip bilmediği mes'elesi Nöldeke tarafından tedkîk edilmiştir... Fakat onu bir neticeye varmadan bırakmıştır... Kendisine gelen vahyi teyid etmek için O'nun (Hz. Peygamber'in) ümmî olarak ömür sürmek istediği anlaşılmaktadır: 'Sen (Muhammed) bundan (Kur*ân'dan) evvel hiçbir kitap okur değildin. Elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı bâtıl söyleyenler elbette şüphelenir(ler)di.' {Kur'ân, el-'Ankebût, 48)' ". Hz. Peygamber {s.a.v.) geçmişte hiçbir şey ne okudu, ne yazdı. Bundan dolayı, kendisine gelen vahye inanılmasını temin için, bir ömür boyu O'nun ümmî olarak kalmak istediğini iddîâ etmek mümkün değildir.
[24] Pesâvî, Târîh (yazma), III, 193b.
[25] İbn Hacer, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Kahire 1358/1939, no. 1777.
[26] İbn Sellâm, el-Emuâl, Kahire, 1353, s. 116; keza, İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kebîr, Leyden 1904-1940, II, s. 14; Ahmed İbn Hanbel, El- Müsned, Kahire 1313/1985, s. 247; Muhammed b. Abdillâh el-Hâkim, el-Müstedrek, Haydarabad II, s. 140.
[27] Meselâ 'Ubeydu'1-lâh b. Sâmit; bk. A. İbn Hanbel, el- Müsned. V., s. 315
[28] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Kebîr, IV, II, s. 150.
[29] Ba\âzuri,Ensâbu'l-Eşraf, I, s. 273.
[30] Heysemî, Mecma'u'z-Zevâyid ve Menba'u'l-Fefâyid, I, s. 164; Kettâni, et-Terâtîbül-İdâriyye, Rabat 1346-49/1927-30,1, s. 41-42.
[31] Kettâni, et-Terâtîbü't-İdâriyye, II, s. 239-240.
[32] A. İbn Hanbel, el-Müsned, IV, s. 206
[33] Balâzurî, Ensâbu'l-Eşrâf, I, s. 375.
[34] İbn Sa'd, Tabakâtul'l-Kebîr, III, II, s. 299.
[35] A. İbn Hanbel, el- Müsned, III, s. 212; IV, s. 397; M. b. Ahmed Dûlâbî, el-Kunâ ve'l-Esmâ', Haydarabad 1322/1904,1, s.19.
[36] Muhammed İbn Cerîr et -Taberî, Annales, Brill baskısı 1879-1901.1, s.1852- 53.
[37] Fahrî olarak öğretmek için bk. : A. İbn Hanbel, el- Müsned, V, 315; öğretimde mükâfat için bk. IV, 239, 240, 154; V, 196; Ebû Hayseme, el-'İlm, yazma, y. 2b; bilgisini saklayanın cezası için bk. Tirmizî, 'Hm, 3, Tafsilât için bk. M. Hamîdullah, "Educational System in the Time of the Prophet", Islamic Culture, (1939), s. 48-49.
[38] Kur'ân-ı Kerîm, el- Bakara, âyet: 282.
[39] Kettânî, et-Terâtîbü'l-İdâriyye, I, s. 115, burada kırkiki isim zikredilmiştir; listeye, el-Vesâ'iku's-Siyâsiyye'den de birkaç isim daha ilâve edilebilir.
[40] Tafsilat için bk. Taberî, Annales, II, 836; Balâzurî, Fütûhu'l-Büldân, s.581-83; Mes'ûdî, et-Tenbîh ve'llşrâf, Leyden 1894, s. 282- 84; İbn 'Abd Rabbih Ebû Ömer Ahmed İbn Muhammed, el-'Ikdu'l-Ferîd, Kahire 1359/1940, IV, s. 161-62; İbn Mis-keveyh, Tecâribül-Umem, yayımlayan L. Caetani, Luzac, 1909, I, s.291-92; M.b. 'Abdûs Cahşiyârî, el-Vuzerâ ve'l-Küttâb, Kahire 1938, s. 12-13; Kettânî, et-Terâtîbül-İdâriyye, I, 8.121-24.
[41] Cahşiyârî, el-Vuzerâ ve'l-Küttâb, I,s.292; İbn 'Abd Rabbih, el-'Ihdu'l-Ferid, IV, s. 161-62.
[42] İbn Miskeveyh, Tecâribü'UUmem, I, s.292; tbn 'Abd Rabbih, el-'Ikdu'l-Ferîd, IV, s. 161-62.
[43] Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, V, s. 186; Balâzurî, Fütûhu'l-Büldân, s.583; İbn Ebû Dâvud es-Sicistânî, el-Mesâhif, neşir: A. Jeffery, Brill, 1937, s.3; Ahmed Kalkaşandî, Subhu'l-A'şâ, Kahire 1922-, I, s.165.
[44] Tafsilat için bk.: Kettânî, et-Terâtibül'-İdâriyye, I, s.124-25.
[45] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Keblr, VIII, s.220; Balâzurî, Fütûhu'l-Büldân, 8.580-81.
[46] Meselâ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in "yazdıktan sonra tashih etmek" hakkındaki tavsiyesi: Muhammed b. Yahya es-Sûlî,Âdâbu'l-Kuttâb, Kahire 1341, s.165.
Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 5-8.
[47] Bk. N&sîru'd-Dîn el-Esed, Masâdiru'ş-Şi'ri'l-Câhilî, s.155-164.
[48] Îbnu'n-Nedîm, el-Fihrist, neşir: G. Flügel, Leipzig 1871, s.89-90.
[49] Îbnu'n-Nedîm, el-Fihrist, s.89. Keza, Brockelmann, GAL, I, s.250-52 (Arapça tercümesini yapan:en-Neccar)'ye, TJbeyd b. Şarya ve Vehb b. Munebbih için bakınız.
[50] Yukarıda s.4-5.
[51] İbn Ebî Usaybi'a, 'Uyânu'l-Enbâ fi Tabakâti'l-Etibbâ, neşir: A. Müller, Konigsberg 1882-84,1, s.l63,164;îbnu'l-Kıftî,Târîftu7-flufcemâ, neşir: J. Lippert, Leipzig 1903, s. 324; İbn Culcul, Les Generations des Medicins et des Sages, neşir: Fuad Seyyid, Kahire 1955, s.61.
[52] el-Bîrûnî, el-Cemâhîr fi Ma'rifeti'l-Cevâhîr, zikreden: S. Mackensen Ruth, "Arabic Books and Libraries in the Umaiyad Period", American Journal ofSemitic Langu-ages and Literatures, LIV, s.60. Keza bk.: Encyclopaedia of İslâm, "Khalid b. Ya-zid" maddesi.
[53] Kur'ân'ın istinsahı için bk. Sicistânî, el-Mesâhif, 19; M.b.A. ez-Zehebî, Siyeru'l-Alâmi'n-Nubelâ, Kahire, 1956,1, 341; III, 248-49. Medine dışına gönderilmesi için bk. Sicistânî, age, 19. İstinsahtan sonra tashih için bk. A. İbn Hanbel, el-Müsned, IV, 216. Ticarî maksatla istinsah için bk. Dûlâbî, el-Kunâ ue'l-Esmâ, 1,155-6; Sicistânî, age, 130-31.
[54] Aşağıda Üçüncü Bölüm'de, İbn Abbas, Ubey İbn Ka'b, Sa'îd b. Cubeyr ve Katâde'ye bakanız.
[55] Aşağıda Üçüncü Bölüm'e bakınız.
[56] Aşağıda Üçüncü Bölüm'de Câbir b. 'Abdillâh ve Ebû Râfî"ye bakınız.
[57] Üçüncü Bölüm'de Zeyd b. Sabit, İbn Abbas ve Sekizinci bölüm'de de ez-Zührî'ye bk.
[58] Aşağıda Üçüncü Bölüm'de 17-19. ve 46 numaralı isimlere bk.
[59] Üçüncü Bölüm'de 12 numaralı müellife bk.
[60] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Kebîr, I, II, s.179-180.
[61] Taban, Annales, I, s. 1560.
[62] Aşağıda Üçüncü Bölüm'de 'Amr b. Hazm'a ve ilgili dipnotlara bk.
[63] Aşağıda Üçüncü Bölüm'de Ali b. Ebî Talib'in kâtibi îbn Ebî Rafı' 'ye bk. O bu mevzuda bir eser tedvin etmişti. Eseri sadece Şi'î kaynaklar zikretmemiş, Sünnî kaynaklar da onu teyid etmişlerdir. Bu eserden iktibaslar için bk. Tabarânî, el-Mu'ce-mu'l-Kebîr, yazma, I, y.l44a, 216a.
[64] Ayrıca bk. Ignaz Goldziher, History of Classical Arabic Literatüre, Hildesheim 1966, s.31.
[65] R.A. Nicholson, A Literary History of the Arabs, Cambridge 1962, s. 246; keza bk. 'Ali Hasan 'Abdülkâdir, Nazratu 'Âmme fi Târîhi'l-Fıkhı'l-îslâmî, Kahire 1361/1942,1,8.113.
[66] R.A. Nicholson, A Literary History, s.247.
[67] J. Schacht, "Revaluation of Islamic Traditions" [İslâm Hadîslerinin Yeniden Değerlendirilişi], Journal of the Royal Asiatic Society, (1949), s.148.
[68] İbn Hacer, Tehzîbü't-Tehz.b, I, Haydarabad 1325-27/1907-1909, s.260.
[69] Meselâ onun, Kudüs'deki Mescidle alâkalı olarak ez-Zührî hakkındaki sözlerine ve bu sözlerinin aşağıdaki müelliflere olan tesirine bakınız: a) Buhl, "Al-Kuds" maddesi, Encyclopadeia of islam, II, s.1098; b) A. Guillaume, Traditions of islâm, Oxford 1924, s.47-8.
[70] Ignaz Goldziher, Muhammedanische Studien, II, s.28-31.
[71] İlk rakamı Muh. Stud.'d&ki sayfa numarasını, ikincisi de Goldziher'in mehaz numarasını gösterir.
[72] Kilise gençlik klübü toplantısında esrar dağıtıldı: Daily Mirror, 17 Nisan 1967.
[73] Bir adam 8 ve 10 yaşlarındaki iki kız kardeşini pezevenklik maksadı ile çalıştırıyor: The Times, 22 Nisan 1967.
[74] ingiltere'de mücrimler haftada 500.000 sterlin çalıyor: Daily Telegraph, 2 Mayıs 1967.
[75] Meselâ bk. el-Fıkhu 'alâ Mezâhibi'l-Erba'a, s.246-250; İbnül-Humâm, Fethu'l-kadîr, c. I, 300-303.
[76] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 8-13.
[77] Goldziher, Muh. Stud, s. 35-37.
[78] İbn Sa'd, vii, 1.29-30.
[79] Nicholson, Literary History of the Arabs, 246, Goldziher'in Muh. Stud. s.203'den iktibas ediyor.
[80] el-Humeydî, Cezvetü'l-Muktebes., Hadîs, no.1197; İbn Hazm, Cemheratü'l-Ensâb, s. 319.
[81] Tabarânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr 1,66a.
[82] Golüziher,Muh.Stud.,Zl.
[83] İbn Hibbân, Meşâhiru 'Ulema'i'l-Emsâr, 37-42
[84] Zehebî, Siyerü A'lâmi'n-Nübelâ, ii, 345; heyetin başka bir âzası da İmrân b. Hüseyin idi, Zehebî, Siyerü A'lâmi'n-Nübelâ, ii, 363.
[85] Taberî, Annales, neşir: De Goeje, I, s.3058.
[86] Taberî, Annales, II. s.72.
[87] Taberî, Annales, I, s. 1971.
[88] İbnü'n Nedîm, el-Fihrist, s. 91, vefat târihini H. 147 olarak veriyor.
[89] Buhârî, "Cihâd" 18l.
[90] Buhâri, "Cihâd, 140; "Nikâh", 111; Müslim, "Hacc", 424; İbn Mâce, "Menâsık",!.
[91] Balâzurî, Ensd6., i.22.
[92] Taberî, Annales, II, 790.
[93] îbn 'Abdilhakem, Siretü Ömer b. Ahdilazîz, 64
[94] Isbahânî, Kitâbü'l- Ağânî, IV.253.
Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 14-17.
[95] İbnSa'dTa&aM(.,VI, 75.
[96] Krenkow, "Kitâbkhâna" maddesi, E.l. c.II,s.lO45.
[97] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 17-18.
İslami Okul Okulların En Önemlisi