Hadis - 2 Hadislerintartismasi Birmunakasa - Ilk Devir Hadis Edebiyati
2- HADÎSLER'İN YAZILMASI: BİR MÜNAKAŞA
Hz. Peygamber (S.A.V.) Ve Hadiselerin Yazılması
İlk Muhaddislere 'Âid Beyanların Yanlış Tefsir Edilmesi
2- HADÎSLER'İN YAZILMASI: BİR MÜNAKAŞA
Umumi kanâ'ate göre Hadîsler, en az bir asır sözlü olarak rivayet edilmişlerdir.[1] Ebu Bekir b. Muhammed 'Amr b. Hazm[2] ez-Zührî[3] ve diğerlerine,[4] Hadîslerin toplanması için ilk emri veren Ömer b. 'Abdülazîz oldu. Onları ilk defa yazan ez-Zührî idi.[5] Bu rivayetin sıhhati hakkında şarkiyatçılar ihtilâfa düştüler. Nitekim Muir, Hicrî ikinci asrın ortasından evvel, böyle bir tedvin işinin hiçbir sahih izi bulunmadığını iddia ediyor.[6] Diğer taraftan Guillaume, bu iddiaya dayanarak "Hadîs sonradan icad olunmuş bir bid'at telâkki edilmeli diyor.[7] Ruth da, Guilliaume'a atıf yapıyor ve öteki müsteşrikler de mezkûr rivayetin doğruluğundan şüphe ediyorlar. [8]Goldziher ve Schacht, oldukça haşin görüşler ileri sürüyorlar. Schacht diyor ki: "Bu mevzu' hadîsin esâsını teşkil eden temayül için bk.: Goldziher, Muh.Stud, II, 210 vd, ve Mirza Kâzım Beg, our-nal Asiatique 4. ser. XV, 168".[9]
Schacht daha ileri gidip şunu söylüyor: "Bu hadîslerden dînî hukukla alâkalı olanlarını sahîh kabul etmek zordur. Bunlar, ikinci asrın birinci yansından itibaren ortaya sürülmüşlerdir".[10]
Schacht Ömer b. 'Abdülazîz'in vefatından çok sonra hukukla ilgili bütün Hadîslerin vaz edildiğine inandığına göre, Ömer b. 'Abdülazîz'in ta'lîmâtının sahîh olup olmadığında tereddüd ederse hiç şaşmamalıdır. Binâenaleyh o zaman hadîslerin [ona göre] değil yazılmaları, sözlü rivayetleri bile bahis mevzu'u değildir.
Hadîslerin en son yazılışları ve yüz seneden fazla bir zaman zarfında şifahen rivayetleri hakkındaki umumî kanâ'at, bizzat muhaddisler tarafından temin edilen bilgiler sayesinde teşekkül etmiştir.
Muhaddislere göre, Hadîsleri ilk toplayan musannifler Hicrî ikinci asrın ortalarında veya ikinci yansında yaşamışlardır.[11]
Bu ma'lûmâtı ilk defa kimin elde ettiği belli değildir. Daha sonra, Zehebî ve İbn Hacer dâhil bütün âlimler yazılarında, mezkûr umûmî kanâ'ate muhalif olarak bizzat kendileri kâfî miktarda delü bulmuş olmalarına rağmen, eski bilgiyi tedkîk etmeden tekrar etmişlerdir.
Hadîslerin Hicrî 2. asırda yazılmalarına dâir olan nazariye birçok yanlış anlaşılmaların neticesidir:
1) Tedvin, tasnif ve kitabe gibi kelimeler yanlış tefsir edilmiş ve bunlara kaydetme mânâsı verilmiştir.
2) Haddesenâ, Ahberenâ, 'An vs. gibi ıstılahların umûmî olarak, şifahî rivayetler için kullanıldığı zannedilmiştir.
3) Arapların yazmaya ihtiyaç duymayacak kadar müstesna bir hafızaya mâlik oldukları iddia edilmiştir.
4) Hadîsler, Hadîsler'i kaydetmeye mu'ânzdır denmiştir. Bu maddeler aşağıda sırası ile ele alınacaktır.
1) Tedvinin, ma'nâsı:
Tedvin ve Tasnif, Hadîslerin yazılması demek değildir. Tâcü'l-'A-rûs'a göre Dîvân Risâleler'in toplanması demektir "ed-dîvânu müctema'-i's-suhuf". Tedvin toplamak (devve-nehû, tedvînen, cema'ahû); Tasnif de mevzulara göre düzenlemek demektir. ifadesi umumiyetle şöyle tercüme edilmiş ve ekseriya da öyle anlaşılmıştır: Hadîsleri ilk defa yazan ez-Zuhrî otmuştur.Yakat o, daha sonra göreceğimiz gibi, ne Hadîsleri ilk kaydeden ve ne de ilk tedvin edendir.
2) Haddesenâ, Ahbârenâ, 'An ve diğer ıstılahlar ve bunların mânâları 1 numaralı ek'te îzah edilecektir.[12]
3) Müstesna Hafıza: Dünyadaki bütün insanların iş yapma iktidarlarının ve hafıza kudretlerinin eşit olmadığı açık bir hakikattir. İnsanların kabiliyetleri, mümârese yolu ile bir dereceye kadar geliştirilebilir. Araplar şiirlerini ezbere okurlardı. Böylece onların, bu kabiliyetlerini inkişâf ettirmiş olmaları mümkündür. Araplardan kuvvetli bir hafızaya sahip olanları yanında, zayıf olanları da vardı. Binaenaleyh Araplar, hafıza kuvvetine güvendiklerinden yazmak lüzumunu duymuyorlardı demek münakaşa götürür. Aynı şekilde, hafıza kuvvetinden şüphe etmek de yanlıştır. Stanley Adams'ın hafızasında ben bunun nâdir bir misâlini gördüm. S. Adams hakkında Times şöyle yazıyor: "Onun, borsa fiyat lis-tesni bir defa okuduktan sonra bütün fiyatları bana tekrar eden keskin ticâret zekâsı ve mükemmel hafızası, kendisini geniş iş çevrelerinde birçok vazifelere getirdi".[13] Churchill'in hafızası ise bir başka misâldir.
4) Hadîsleri yazmaya muhalif olan Hadîsler. Hatîbü'l-Bağdadî, Takyldü'l-'İlm'de Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından ister men edilmiş, isterse edilmemiş olsun, Hadîslerin yazılması hakkında tafsilâtlı bilgi verir. Kitabın birinci kısmı, umumiyetle, yazılmanın tasvib edilmeyişiyle alâkalıdır. Bu kısmın birinci bölümü Peygamberimizin daha çok Kur'-ân'dan başka birşey yazmayı men eden Hadîslerini ihtiva eder.[14]
İkinci Bölümde de, altı sahabenin adından bahsetmektedir. Bunlar Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hadîslerinin yazılmasını tasdik etmemişlerdir.[15] Altı sahabenin adı şöyledir:
1. Ebû Sa'id el-Hudrî,
2. Abdullah b. Mes'ûd,
3. Ebû Mûsâ el-Eş'arî,
4. Ebû Hureyre,
5. Abdullah b. 'Abbâs,
6. Abdallah b. Ömer,
Bağdadî üçüncü bölümde ise, TâbîTnin listesini vermektedir. Listede Hadîslerin yazılmasına karşı çıktıkları kayıd edilen 12 isim bulunmaktadır. [16]Onlar da şunlardır:
1. el-A'meş,
2. Abîde,
3. Ebû el-'Âliyeh,
4. Amr b. Dînâr,
5. Ed-Dahhâk,
6. İbrahim en-Nahat,
7. Ebû İdrîs,
8. Mansûr,
9. Muhammed b. Şîrîn,
10. Muğîre,
11. el-Kâsım b. Muhammed,
12. 'Ubeydu'1-lâh b. Abdi'llâh,
Bağdadî, ikinci kışımın, birinci bölümünde, el-Eş'arî, İbn Mes'ûd ve İbn 'Avn'in isimlerini vermektedir. Bunlar Hz. Ömer'le beraber Hadîslerin yazılmasına muhalefet edenlerdendi. Hz. Ömer (r.a.), Hadîslerin resmen yazılması için sahâbe-i kiramla istişarede bulunduktan ve onların tam desteğini aldıktan sonra muhalefet etmeye başladı. [17]Fakat hemen hemen hepsi Hadîsleri yazdı ve birçok hallerde birbirlerine gönderdiler. Tam tafsilât, [elinizdeki] bu eserin üçüncü bölümünde Hadîslerin yazılmasına razı olmadıkları zannedilen ulemânın isimleri altında verilecektir.
Şimdi Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edilen Hadîs yazılmasını yasaklayıcı Hadîsler kalmakta ve tahkike muhtaç bulunmaktadırlar.[18]
Hz. Peygamber (S.A.V.) Ve Hadiselerin Yazılması
Hadîslerin yazılmasına karşı çıkan Hadîsler, üç sahabe tarafından rivayet edilmişlerdir. Onlar da şunlardır:
1) Ebû Sa'îd el-Hudrî,
2) Ebû Hureyre,
3)Zeydb. Sabit,
Ebu Sa'îd el-Hudrî'nin naklettiği Hadîs iki ayrı rivayet şekline sahiptir. Bunlardan biri, Abdurrahman b. Zeyd'den mervîdir. [19]Ulemâ, onun zayıf bir râvi olduğunda müttefiktir. Hattâ el-Hakîm ve Ebû Nu'aym'e göre Zeyd, mevzu' hadîler de rivayet etmiştir. İbn Hibbân'ın ifadisiyle o, "Hadîsleri bilmeden ters yüz eder, munkatı' olan Hadîsleri, isnadı tam olanlar arasına koyar. Bundan dolayı o, terkedilmeye müste-hâktır". [20]Onun için Ebu Sa'îd el-Hudrî'nin 'Abdurrahman b. Zeyd tarafından nakledilen Hadîsi zayıftır ve kabul edilecek gibi değildir.
Aynı 'Abdurrahman b. Zeyd, Ebû Hureyre Hadîsinde de görülür.[21] O itibarla, bu Hadîs de zayıf ve kabul edilecek gibi değildir. Üçüncü sahabe Zeyd b. Sâbit'tir. Onun Hadîsi mürseîdir. Bunu Zeyd'den nakleden el-
Muttalib b. 'Abdillâh'dır ve Zeyd'i görmemiştir.[22] O halde bu Hadîs de kabul edilemez. Üstelik Zeyd'den gelen Hadîsin iki rivayet şekli vardır. Birindeki beyâna göre onun Hadîs yazılmasına olan muhalefeti Hz. Peygamber (s.a.v.)'in emrine dayanmaktadır. [23]Diğerinde de, yazılı vesikalar şahsî görüşler olduğu için Hadîs yazılmasını kabul etmediği ifade edilmektedir.[24] Binâenaleyh bu beyân, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hadîslerinin yazılmasını tasvip etmediğini te'yîd etmemektedir.
Ebu Sa'îd el-Hudrî'den şimdi sâdece şu Hadîs rivayet edilmiş bulunmaktadır: "Benden Kur'ân'dan başka birşey yazmayınız. Kim benden Kur'ân'dan başka birşey yazdıysa onu silsin. [25]Ebû Sa'îd el-Hudrî'nin Hz. Peygamber'den (sav) rivayet ettiği bu Hadîs üzerinde bile ulemâ ihtilâf etmiştir. Buhârî ve diğerlerine göre o, Ebû Sa'îd'in kendi beyânıdır, yani yanlışlıkla Rasûlullâh'e (s.a.v.) atfedilmektedir[26] Fakat o, sanki Rasûl-i Ekrem'den (s.a.v.) rivayet edilen bir Hadîs-i şerîf gibidir ve hakikatte Kur'ân'la beraber aynı kâğıt üzerine hiçbir şeyin yazılmaması-nı kasdetmektedir. Çünkü satır aralarına veya kenarlara yazılmış kelime ve cümleler, insana Kur'ân-ı Kerîm'denmiş gibi bir hüküm verdirebilirdi.[27] Unutulmamalıdır ki, bu emir Kur'ân-ı Kerîm'in vahyi döneminde ve bizzat metnin tamamlanmadığı sırada verilmiştir. Aksi halde, Hadîslerin yazılmasını men'eden hiçbir sahîh sebep bulunmuş değildir.
Rasûlullâh (s.a.v.) bizzat kendileri yüzlerce mektup göndermişlerdir. Çoğu, itikad ve ibâdet esaslarını anlatan uzun mektuplardı.[28]Kur'ân-ı Kerîm'e göre onun fiil ve hareketlerini ümmeti her zaman ta'kîb etmek mecburiyetindedir.[29] Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm, kredi mu'âmelâtının tesbîti-ni emretmektedir. [30]Bundan dolayı öyle anlaşılıyor ki, bazı ulemânın îzâhına rağmen, Hadîslerin yazılmaması için sanki umûmî hiçbir ta'lî-mât yoktu. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hadîsler'in yazılmasını tasvip ettiğini gösterecek açık deliller vardır. [31]Bundan başka, Hadîsler'i yazaiı birçok sahabe bulunmaktadır. Keza bunlar arasında Hadîs-i şerif yazılmasını men eden Hadîsin rivayetinden mes'ûl olanlar da vardı.[32] Bütün bunlar göz önünde bulundurulunca insan şu neticeye varmaktadır: Resûlullah (s.a.v)'in Hadîsler'in yazılmasını tasvip etmemesinden maksat, pek muhtemeldir ki Kur'ân-ı Kerîmle Hadîsler'in aynı kağıt üzerine yazılmaması idi.[33] Çünkü bu, yanlış anlaşılmaya sebep olabilirdi. Başka bir nazariyeye göre de, Hadîsler'i yazma yasağı ilk günlerde vuku bulmuştu. Çünkü bütün dikkatlerin Kur'ân-ı Kerîm üzerine ve onun muhafazasına teksif edilmesi lâzımdı. Bilâhare, Kur'ân-ı Kerîm'in muhafazası bu hassas durumu atlatınca evvelki emir kaldırılmış ve Hadîsler'in yazılmasına müsâade edilmiştir.[34] Ulemâ arasında Seyyid Reşîd Rıza, muhalif bir nazariyeye sahiptir. Onun fikrine göre, Hadîsler'in yazılmasına İslâmın ilk günlerinde müsaade edilmiş ve daha sonraki bir dönemde de men'edilmiştir.[35]
Bu onun Hadîsin hukukî değeri hakkındaki görüşünün tabî'î bir neticesidir. Onun nazariyesine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)' in kendi Hadîsler'inin ebedî bir hukukî kaynak veya dînin bir parçası olmasını arzu buyurmamışlardır. [36]O yüzden Hadîsler'inin yazılmasını yasaklamışlardır. Bu emir, sahabe tarafından harfiyyen tatbik edilmiştir. Onun içindir ki, Hulefâ-yı Râşidîn Hadîs neşretmek şöyle dursun, yazmamışlardır bile. Hattâ ileri gelen sahabeler, ayrıca Hadîs rivayetine karşı çıkmışlardır. Tâbi'în, Sahabeden kalan hiçbir sahîfe elde etmiş değildi ve onlar vâlîler tarafından sadece böyle bir talebde bulunulduğu zaman yazarlardı. [37]Reşîd Rıza iddi'âsında Rasûlullah (s.a.v.) ve Sahâbe-i Kirâm'-dtti rivayet edilen bütün Hadîsleri; sıhhat dereceleri zayıf, mu'allel veya mu'ayyen bir maksada hizmet eder bir durumda da olsalar onları Hadîsler'in yazılmasına cevaz verir bir şekilde tavsif etmiştir.[38] Halbuki hakî-katte onlar arasında, ulemânın müştereken sahîh kabul ettiği Hadîsler dahi vardır. Yine Reşîd Rızâ, zayıf ve mu'allel, mürsel ve maktu Hadîsleri, hatta Hadîs yasağı ile alâkası bulunmayanları da bir araya getirip, onları sahîh kabul ederek Hadîsler'in yazılmasının yasaklanmış olduğuna kâni'dir.[39]
Bu çalışmanın gayesi, Sünnet'i hukukî bir menba olarak incelemek değildir. Fakat buna rağmen târihî hakikatlerin ışığı altında ve yüzlerce rivayet tedkîk edilince insan kendim yukarıdaki faraziyeyi tamamen reddetmek mecburiyetini hissetmektedir. Faraziye, Hadîs kitapları üzerindeki sathî bir çalışmaya dayanmaktadır. Hiçbir âlim, Ebu Sa'id el-Hudrî Hadîs'inden başka, Hadîsler'in yazılmasını yasaklayan tek bir sahîh Hadîs bulamaz. Hatta, Ebu Sa'îd el-Hudri'nin rivayet ettiği Hadîs bile, Bu-hârî gibi muhaddisler tarafından tenkîd edilmiştir.[40]
Reşîd Rıza'nın, sahabe ve önde gelen Tâbi'înin Hadîsleri istinsah etmedikleri tarzındaki iddiasını çürütmek için bu kitabın üçüncü bölümüne bir nazar etmek kâfidir.
Bundan başka, eğer biz Reşîd Rıza'nın, Hadîslerin Halîfe Ömer bin 'Abdülazîz'in emriyle istinsah edildiğine dâir olan hükmünü kabul edersek, bu küfür olmaz. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm, Halîfe Osman (r.a.)'m emriyle istinsah ve neşredildi. O, Kur'ân'ın dört nüshasını, halk bunlara göre doğru tilâvet etsin diye[41] çeşitli şehir merkezlerine gönderdi. [42]Eğer bu nüshalarla halk eğitimi kastedilseydi, onlar bu ölçüye göre kifayetsiz kalırlardı. Binaenaleyh, Kur'ân-ı Kerîm'in öğrenilmesi bile, lâfza ve husûsî nüshalara dayanıyordu. Öğrenme işi, bu iki vâsıta ile, hükümetin ta'yîn ettiği mu'allimler[43] ve gönüllü âlimler tarafından yürütülüyordu. [44]Hadîsler'in intişarı için de aynı usûl benimsendi45. Bu itibarla, Reşîd Rızâ'nın, Hulefâ-yi Râşidîn ve Sahabenin Hadîsleri yazmadıkları veya onların neşri hakkında hiçbir tertibatta bulunmadıkları yolundaki zannı-nın hakikî hiçbir temeli yoktur.[45]
İlk Muhaddislere 'Âid Beyanların Yanlış Tefsir Edilmesi
Hadîsleri yazan ve bu davranışlarının Hz. Peygamber (s.a.v.)' in emrine müstenid olmadığı inancı ile yazma işinden bâzan hoşnud olmayan birçok ulemâ vardı. Fakat birçok hallerde bu sebepler terk edilmiş olmakta veya tam tafsilât verilse dahi bu bilgiler, hiçbir ciddî mütâlaaya tabî tutulmaksızın yazmaya karşı imişler gibi tefsîr edilmektedirler.
Bazı misâller:
1) ibrahim en-Nehaî'nin yazmanın karşısında olduğu rivayet edilmistir. Fakat o, bir Hâdîs'in yazılmasına muvafakat etmediği zaman, "kim yazarsa ona istinâd eder[46] sözünü sebeb olarak ileri sürerdi. İlk muhaddislerin telâkkisine göre kitaplar ilmin fena depolandır.[47] En iyi depo ise, her zaman ve her yerde kullanılması mümkün olan hafızadır.
2) Amir eş-Şa'bî'nin ismi, yazmaya muhalif olanlar listesinin başında gelir.[48] İnsan, eş-Şa'bî'nin rivayetini dikkatlice okuyunca O'nun, yazmaya muhalif olmadığı neticesine varmaktadır. Bu mevzuda onun iki rivayetine sahibiz. Bunlardan birinde "ben ne beyaz üzerine siyahla bir yazı yazdım ve ne de hiç kimseye bir Hadîsi iki defa tekrar etmesini rica ettim" demektedir.[49]
Bu rivayetin maksadı, bir Hâdîs-i şerîfi bir defa dinleyerek ezberleyen ve onu hiçbir vakit hiçbir kimseye tekrar ettirmek ihtiyâcını duymayan 'Amir eş-Şa'bî'nin, ne kadar mu'azzam bir hafızaya sahip olduğunu göstermektir. Bu sözün, Hadîslerin yazılması mevzu'u ile hiçbir alâkası yoktur. eş-Şa'bî, ikinci bir rivayete göre ise, talebelerine kendisinden ne duyarlarsa yazmalarını, hatta eğer kâğıtları yoksa duvarlara bile yazmalarını tavsiye etmiştir.[50]
Bundan dolayı, 'Amir eş-Şa'bî'nin, Hadîsler'in yazılmasına evvelâ muhalefet ettiğini sonra da taraftar olduğunu[51] isbât etmek gayesiyle ileri sürülen bu iki rivayetin mevsûkiyeti son derece şüphelidir.
İddi'âları hülâsa edersek şöyle diyebiliriz: el-Hatîbü'1-Bağdâdî, Hadîsler'in niçin yazılmak istenmediğinin sebeplerini anlatmaktadır.[52] Ancak Bağdâdî'nin muhtelif sebepler ileri sürmesine rağmen yazma yasağının Hz. Peygamber (s.a.v.)'in emrine müstenid olduğuna dâir hiçbir delili bulunmamaktadır. Birçok 'ulemâ, tamamen peşin hükümlerle hareket ederek zaman zaman yazmakdan hoşlanmadıklarını göstermişler, fakat buna rağmen kendilerini Hadîsler'in yazılmasına vakfetmişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.v)'den rivayet edilen ve Hadîsler'i yazmayı me-neden Hadîsler, o zamanki şartların îcab ettirdiği tedbirlerdi. Belki Kur'ân-ı Kerîm, Kur'ân'a ait olmayan yazılarla karışabilirdi. Hadîsler'in birçok Sahabe tarafından yazılmış olması, [53]Hadîsleri yazma yasağının bulunmadığını isbât eden en bariz bir delildir. Eğer böyle bir yasak olsa bile bu onun, ne umûmî ve ne de ebedî bir emir olmadığım gösterir.
Bağdadî, Takyîdü'l-'İlm'in ikinci kısmının ikinci ve üçüncü bölümlerinde, Hadîsler'i yazan, fakat kendileri öldükten sonra onların silinmelerini emreden ve Hadîsleri silmekten pişmanlık duyanlar hakkında misâller vermektedir.[54]
Üçüncü kısımda ise, Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edilen ve Hadîsler'in yazılmasına cevaz veren Hadîsler hakkında tafsîlât bulunmakta; Hadîsler'i yazan Sahabe, Tâbi'în ve Tebe-i Tâbi'în'in isimlerini hâvî bir de liste verilmektedir.[55] Bu mevzuda bu eserin ikinci bölümü el-Hatîbü'l-Bağdâdî'ninkinden daha mufassal olacaktır.
Bu bölümü bitirmeden evvel, bir noktaya daha işaret etmek lâzımdır. Hadîsler'in yazılması veya men edilmesi hakkındaki bütün bu rivayetlerden hareket ederek Goldziher, gârib bir neticeye varmaktadır. Kısaca şöyle demektedir: İslâmın ilk zamanlarında iki grup vardı. Bunlardan Hadîsler'den yana olan biri Ehlü'l-Hadîs'di, diğeri de Hadîsler'in karşısında olan Ehlü'r-Re'y'di. Ehlü'r-Re'y, yazmanın men edilmesi ile ilgili Hadîsler'i uydurdular. Böylece Hadîsler'in gayr-i sahîh olduğunu ve bertaraf edilmeleri lâzım geldiğini isbâta çalıştılar. Öte yandan bu gayret Ehlü'l-Hadîs'in menfaatlerine aykırı idi. Onun için onlar da yazlımayı tasvîb eden Hadîsler vaz' ederek onların sıhhatini isbâta çalıştılar.[56]
Golziher'in bu hükmünü cerh etmek için, yazmaya muhalif oldukları söylenen ulemânın isimlerine kısa bir nazar etmek kâfidir. Yazmaya muhalif oldukları zannedilen en meşhur muhaddisler İbn Şîrîn ve 'Abîde idi. Fukahâmn en meşhurları arasında Hadiseleri yazan ve Hadîslerin kayıd edilmesine taraftar olanlar, Hammâd, İbrahim, el-A'meş, ez-Zuhrî, Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Mâlik ve es-Sevrî gibi Ehlil'r- Re'y ulemâsı vardı. Diğer bir nokta da o zaman sağlam bir Hadîs bilgisi olmadan fukahâ-dan hiçbir kimsenin bulunmadığıdır. Bir muhaddis, bir fakih olmayabilirdi, fakat bir fakîh o zaman, kıyas ilminde mütabahhir bir nıuhaddisti.[57]
[1] Hadîslerin, hicretten 100 sene sonrasına kadarki sözlü, ve bu tarihden itibaren yapılan yazılı rivayeti hakkında bk.:
EbÛ Tâlib el-Mekkî, Küt al-Kulûb, i, 159; Zehebî, Tezkimtü'l-Huffâz, i, 144 İbn Hacer, Hedyü's-Sârl Mukaddimetü Fethi'l-Bârî, i, 17; aynı müel., Fathu'l-Bârî, i, 218; Hacı Halîfe, Keşfü'z- Zunûn, i, 637; el-Kettânî, er-Risâletü'l-Mustatrafe, 3; Muhammed Ebû Zahv, el-Hadîsü ve'l-Muhaddisûn, 127; Zehebî, et-Tefsîru ve'l-Müfessirûn, i, 140-41; Reşîd Rızâ, Menâr, X, 768; Ebû Rayye, Aduâ'u 'ala's-Sün-neti'l Muhammediyye, 207; Nicholson, Literary History ofArabs, 144; yüz küsur sene sonra Hadîslerin yazılma ve toplanması hakkında İmam Muhammed Şâfi'î'ye müstenid bir rivayet, The Tarjumân, Risâlat, Lahor 1961, s.267'de zikredilmiştir.
[2] İbn Sellâm, el-Emvâl, 578; İbn Sa'd, viii, 353; el-Buhârî, et-Târîhu's-Sağir, 105; DârimU, 126; el-Hatîbu'l Bağdadî, Takyİdü'l-İlm, 105; el-Kettânî, er-Risâletü'l-Mustatrafe, 3.
[3] İbn Ebî Hayseme, Târih, iii, 126a; îbn 'Abdil-Ber, Câmi'u Bayâni'l-'îlm, i, 76.
[4] îbn Hacer, Fath u'l-Bârî, i, 204; el-Kettânî, a.g.e, 4.
[5] İbn Ebî Hayseme, Târih, iii, 126b; İbn 'Asâkir, Târîhu Dımaşk, XV, 400a, Eche tarafından, Takyîd'de s. 5'de zikredilmiştir. Keza bk., Mustafa 'Abdurrâzık, Temhîdü li-Târîhi'l-Felsefeti'l-İslâmiyye, 198.
[6] Muir, Life of Mohammet, XXX, XXXi.
[7] Guillaume, Traditions, 19.
[8] Ruth, Early libraries, A.J.S.L., cild, III, s.284.
[9] Schacht, Origin, 62. dipnot 3.
[10] Schacht Introduction to Islamic Law, 34; Keza bk. Origin, 149.
[11] Zehebî Târihu'l-İslâm, VI, 5-6; Ramahürmüzî, 78 b; Hacı Halîfe, Keşfuz-Zünûn, 6137; Yusuf b. Tengribirdi, Nücûmu'z- Zahire, 1,351; el-Kettânî, Rısâletü'l- Mustat-rafe. 6-7.
[12] Aşağıda 1 numaralı Zeyl'e bakınız.
[13] The Daily Times, ölü ilânı sütunu, 4 Haziran 1965.
[14] Takyîd, 29-35.
[15] Takyîd, 36-44.
[16] Takyîd, 45-48.
[17] Takyîd, 49-57.
[18] Takyîd, s. 32-33
Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 19-22.
[19] Takyîd, 32-33.
[20] İbn Hacer,7Wızî, VI, 177-79
[21] Takyîd, 33-35.
[22] İbnHacer,7Vizî6.,X,179.
[23] Takyîd, 35.
[24] Nubelâ, II, 3X3.
[25] Bağdadî, Takyîd, s.29-32; Müslim, el-Câmi'u's-Sahîh: Kitâbü'z-Zühd, 72; İbn 'Ab-di'1-Berr, Câmi'u Beyâni'l 'İlm, I. 63.
[26] İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, I, 218; keza bk. el-Yemânî, el-Envâru'l-Kâşife, 43; keza el-Hasan b. 'Abdurrahman Râmahürmüzî, el-Muhaddisü'l-Fâsıl Beyne'r-Râvî ve'l-Vâ% Köprülü Kütübhânesi, 37b. O diyor ki, eğer Hadîs mahfuz ise, o zaman Hicret'in ilk günlerine şâmil demektir.
[27] Bk. el-Hattâbî, Me'âlimü's-Sünen, IV, 184; es-San'ânî, Tavzîhü'l-Efkâr, II, 366.
[28] Tafsilât için bk. Hamîdullâh, el-Vesâi'ku's-Siyâsiyye, s.3-283, kâfi miktarda kaynak vermektedir.
[29] el-Ahzâb sûresi (33), âyet: 21.
[30] el-Bakara sûresi (2), âyet: 282.
[31] bk. aşağıda, s. 59'da 'Abdullah b.'Amr İbnü'l-'Âs; yine s. 68'de bir Ensâri ve s. 54'de Ebu Şâh.
[32] Aşağıda, s. 53'de 5 numara ile kaydedilen Ebû Mûsâl-Eş'ari.
[33] İbnUacer, Fethu'l-Bârî, I, 218.
[34] İbn Kuteybe, Te'vîlü Muhtelifi'l-Hadîs, 365; el-Hattâbî, Ma'âlimü's-Sünen, IV, s.184; îbn Kayyım, Tehzîbü's-Sünen, V. 245; Ahmed Şâkir, Şerhu Elfiyeti's-Suyûtî, s.146; aynı müel, (tahkîk eden), el-Bâ'isü'l-Hasîs Şerhu ihtisarı 'Ulûmi'l-Hadîsi li-İbn Kesir, s. 148-49; Mevdû-dî, Tercümânü'l-Kur'ân, Risale, sayı: Eylül 1961,s.329-330,
[35] Reşîd Rıza, TSJotes on et-Tedvîn fıl-îslâm", el-Menâr, X, 767.
[36] Reşîd Rıza, age, 768.
[37] Reşîd Rıza, age, 768.
[38] Reşîd Rıza, age, 765-6.
[39] Reşîd Rıza, age, 767-768. Keza bk. Mahmûd Ebû Rayye, Edva'u 'alâ's-Sünneti'l-
[40] İbnHacer, Fethu't-Bârî, I, s.218.
[41] Bu sayı Ebû Rayye tarafından kabul edilmiştir, age, 206. Bundan dolayı bu faraziyeyi daha fazla tedkîk için kabul ediyoruz.
[42] el-Yemânî, el-Envâru'l Kâşife, s., 45.
[43] Meselâ, Ebu'd-Derdâ, (Nubelâ, II, 2).
[44] Meselâ, Ebû Abdurrahman es-Sulemî (Ahmed İbn Hanbel, el-'lllelü ve Ma'rifetü'r-Ricâl, tahkîk: T.Koçyiğit, I. 37).
[45] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 22-25.
[46] İbn Sa'd, VI, 189.
[47] Bağdadi Takyldü'l-'İlm, 58.
[48] Bağdadi, Takyîd, 48, Eche'nin dipnotu; Muhammed 'Accâc, es-Sünne Kable't-Tedvîn, 323.
[49] Ebû Hayseme, İlm, yazma, va. 116.
[50] Bağdadî, Takyîd, 100.
[51] Muhammed 'Accâc, es-Sünne Kable't-Tedvîn, 325.
[52] Bağdadî, Takyîd, 57.
[53] Onların yazdıkları hakkındak tafsilât için aşağıya 3. bölüme bakınız.
[54] Bağdadî, Takyîd., 58-63.
[55] Bağdadî, Takyîd., 64-113.
[56] Goldziher, Muhd .Stud, 11,194 vdd., iktibas: Y. Eche, Takyîd kenar notu 16.
[57] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 25-27.
İslami Okul Okulların En Önemlisi