Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadis - 5 Kitab - Ilk Devir Hadis Edebiyati

5- KİTAB.. 2

Yazı Malzemesi 2

Kâğıt Üzerinde Yazma Usûlü. 2

Hareke, Nokta ve Diğer Noktalama İşaretleri: 3

Diğer İşaretlen. 3

Evrakın Çalınması: 3

Kitabın Esas Kısmına Hârici Bilgilerin ilâvesi: 4

Kitablar ve Müelliflerinin Mes'eleleri: 4

Schacht [Şaht] ve Mûsâ b. 'Ukbe'nin Magâzî Müellifi Oluşunun Doğruluğu. 5


5- KİTAB

 

Yazı Malzemesi

 

Başlangıçta Kur'ân-ı Kerîm, parşömen parçalarına; deri ve taş lev­halar ile palmiye dalı liflerine; deve, kürek kemikleri ve tahta parçaları­na yazılıyordu.[1] Kırtâs ve papirüs, Arablarca İslam'dan önce bile bilini­yordu. Kırtâs kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de,[2] hattâ İslâm'dan evvelki şiir­de dahi kullanılmıştır.[3] Bu malzemenin ilk günlerde Kur'ân veya Hadîs yazılırken kullanıp kullanılmadığı belli değildir. Maamafih, Mısır'ın fet­hinden sonra kullanılmaya başlayan papiri'ye atıflar vardır. Beytü'l-Kırtâs'ı Hicrî 35 senesi gibi eski bir tarihte Halîfe 'Osman'ın evinin bir parçası olarak görmekteyiz.[4]

İlk günlerde daha ziyâde deri ve papirüs kullanıldı. Bunun yerini tedricen ve geniş ölçüde kâğıt aldı. İslâm'ın ilk günlerinde kâğıdın Arab­larca bilinip bilinmediği münakaşa mevzuudur. Encyclopaedia Britannica'ya. göre kâğıdın İslâm dünyasına girişi, Semerkand'm fethinden sonra Çin'li köleler vasıtasıyla olmuştur.[5] Maamafih, İbn Nedîm, İslâmın ilk devrine âit Horasânî kağıt üzerine yazılmış bir kitabı gördüğünden bahsetmektedir. [6]Ancak o, emin değildir ve kitabında daha sonra tenâ-kuzlu bir ifâde kullanmaktadır.[7] Şeyh İnâyetullah'a göre, "Çin kâğıdı, Uzak Doğu ile deniz ticareti yapan Arab tüccarları tarafından ithâl edil­miştir, fakat bizzat kâğıt yapma san'atının İslam dünyasına girişi bir harp vukû'u sebebiyle olmuştur. [8]Şeyh 'înâyetullah, verdiği bu bilgileri teyid edecek maalesef hiçbir kaynak göstermemektedir. Bununla beraber, papirus'un vatanı olan Mısır'da bile, ikinci asrın sonunda yazı yaz­mak maksadıyla kağıt kullanılmaktaydı.[9]

İlk zamanlarda, yazı yazmak için sanki münferit papirüs sayfaları­nın kullanılmış olduğu tezahür etmektedir. Sahâbe'den Şamgûn'un, pa­pirus'un her iki tarafına yazan ve onları sıkıştırıp beraberce diken ilk kimse olduğu mervîdir. [10]Tabiî bu, münferit sayfaların kullanılmasına son verildiği mânâsına gelmez. Sonraki devirlerde dahi, birbirine dikil­memiş sayfaların zikredildiğini gösteren birçok kayıtlar vardır.[11]

Kitabın şekline gelince, şekli dolayısıyla ona verilen isimler arasın­da, Kitâb ve Suhuf 'dan başka Defter, [12]Kürrâs[13] ve Dîvân[14] kelimele­rine de rastlamaktayız. Defter, Dîvân, Kürrâse, Sahîfe, Kitâb gibi keli­meler, belki de kitab gibi görünen yazılı malzemenin düz şeklini ifade et­mekte; Tûmâr[15] ve Darc[16] gibi keza kaynaklarda rastalanan kelimeler de, rulo şeklini anlatmaktadır.

Kalkaşandî diyor ki: Darc'm örfdeki mana'sı, parçaların birleşmesinden müteşekkil dikdörtgen şeklinde bir kâğıt demektir.[17] Kendi zamanında o, birbirine yapıştırılmış yirmi kağıt parçası ihtiva ediyordu. Onun için çok muhte­meldir ki, rulo şeklinde muhafaza edilmiştir.[18]

 

Kâğıt Üzerinde Yazma Usûlü

 

İlk zamanlarda 'âlimler, her mu'allimin Hadîsini ayrı kitab veya ka­ğıt parçası veya benzer nesnelerde yazılı olarak muhafaza ederlerdi. Bu takdirde onlar, râvî hakkında bazı bilgiler ilâve ederlerdi. Bir keresinde Ebû Zur'a İbn Hanbel'in kitabını tavsif ederken şöyle demişti: "İbn Han-bel'in lritabları, ilk sayfalarında kendilerinden Hadîs dinlediği Muhaddis-ler hakkında hiç malûmat ihtiva etmemekte." Ebû Zur'a'nın kendisi ise, böyle malûmatı vermeden asla edemez.[19]

Şu halde bütün isnâd sâdece kitabın baş tarafına dere edilmiş bulu­nuyordu. Kitabın sonraki kısmında da ya her Hadîs isnâd'm sâdece üst tarafıyla yazılıyor veya isnâdlar, yalnız metin bırakılarak tamamen ter-kediliyordu. Bu usûl ile onlar, zaman, zemin ve işten tasarruf ediyorlar­dı. Maamafih gayet başka bir tarzın da misâli vardır. Muhammed b. Kesîr el-Mıssîsî'nin her Hadîsin bütün isnadını hattâ kendi adını bile yazdığı ve eI-Evzâ*î'den edindiği bir kitabı vardı. ez-Zehebî, bu usûlü saç­ma bir hareket olarak tavsif eder.[20] İbn Hanbel'in nezdinde bulunan İsmâ'îl b. Hâlid'in kitablarının tavsifi göstermektedir ki, onlar daha ziyâde isnâdhn sâdece ilk mercilerini kitabın ortasında kullanırlardı. [21]Bu usûl, ulemâya zaman ve zemin kazandırmış olmakla beraber onun bazı muvâfik olmayan tarafları da vardı. İsnâd'm tamâmı sayfamn veya rulonun başında veriliyor ve kitabın her rivayeti, aşağıda değil tâ tepede olmak üzere, bir râvîden ötekine kadar fazladan bir bilginin dercini ge­rektiriyordu. Papiri veya kağıtlar gevrekleştikçe üst kısım kolayca fersude bir hâle geliyordu; o kadar ki, birçok durumda talebeler, onların kimlerin Hadîsleri olduğunu anlamaya muktedir olamıyorlardı. Bu yüz­den insan, Hadîslerin karıştırıldığına dâima rastlayabilir. Meselâ: Cerîr b. 'Abdilhamîd, 'Âsim ve Eş'âs'ın kitablarmı birbirine karıştırmıştır. [22]İbn 'Uyeyne tarafından düzene sokulan kitablarda da durum aynıydı. [23]el-Leys'in kâtibi olan Ebû Salih, bir Darcı (rulo)'nun eskiyen üst kısmını getirmiş ve bu Hadîslerin kimden rivayet edildiklerini söyleyememişti. Sonra o, bunların İbn Ebî Zî'b tarafından rivayet edildiklerini öğrendi. [24]Bu mâhiyetteki bir hâdise, keza Hâlîd el-'Abd hakkında da kaydedilmiş­tir. Orada ise en son râvînin adı silinmiştir.[25]el-Hatîbu'1-Bağdâdî diyor ki, 'âlimlerin birçok meşhur Nüshası var­dı; her biri müteaddit Hadîs ihtiva ediyordu. Talebeler, kitabın herhangi bir yerindeki Hadîsi, ilk Hadîste olduğu gibi, bütün isnadı vererek rivayet edebiliyorlard.[26]

İbn Ma'în'e bütün isnadı kitabın baş tarafında verilen Varkâ'nın İbn Ebî Nacîh'den, onun da Mücâhid'den rivayet ettiği Hadîsler'in her biri için tam isnadın yazılmasına müsaade edilip edilmediği soruldu. Yahya cevap verdi: "O doğrudur. [27]Bir mu'allimin, kitabın başında Süfyân, Mansûr'dan rivayet etmiştir deyip de sonra sadece "Mansur'dan" dese, acaba her Hadîs için isnadın hepsini zikretmek doğru mudur, değil midir diye bir başka suâl de Vakfye soruldu. O da, böyle yapmak doğrudur, di­ye cevap verdi.[28]

 

Hareke, Nokta ve Diğer Noktalama İşaretleri:

 

Bazı talebelerin kitab istinsah etmekde çok mükemmel oldukları kaydedilmiştir. Bunlardan ba'zılannm kitablan gayet açık yazılmış, nok­ta ve lüzumlu bilgilerle doldurulmuş olduğu; [29]diğerlerninki, ehemmiyet verilmediği için böyle nokta ve işaretlerden mahrum kalmıştır. İstinsah ederken vuku bulan bu türlü nakîseler, okurken birçok hatâlar (Tasfıîf) meydana getirmiştir.

Bir defasında îbn Hanbel'e, Ebû'l-Velîd'in sika râvî olup olmadığı so­ruldu. İbn Hanbel cevap verdi: "Hayır, onun kitabında ne hareke ve ne de nokta vardır. Fakat o, Şu'be'nin Hadîsleri üzerinde mütehassıstı.[30]

Bu ifade gayet mühimdir. Zîra bu göstermektedir ki, bir kimse hak­kında hüküm verirken, dâima olmasa bile ba'zan onlar, onun yazısına da dikkat ederlerdi.[31]

 

Diğer İşaretlen

 

Bir Hadîs'i diğerinden ayırmak için talebeler, nokta yerine küçük bir yuvarlak koyuyorlardı. Bu çeşit tasvire, ikinci asrın başında rastlanmak­tadır. Meselâ, Ebû'l-Zinâd'm el-A'rac'dan rivayet ettiği kitabında olduğu gibi[32]

İbn Sîrîn'in kitabında her on Hadîsten sonra küçük bir dâire kondu­ğunu görmekteyiz.[33] Talebeler, hocalarının derslerine gelmeden evvel ki­tablan istinsah ederlerdi. [34]Bu itibarla sınıfta kendilerine bir Hadîs o-kunduğu zaman, onun üzerine bir işaret koyarlardı. Birçok halde onlar muayyen bir Hadîs'i birden fazla ya okur veya dinlerlerdi. Bu suretle Hadîs'în kaç defa okunduğunu göstermek için muhtelif işaretler ve çeşitli rakamlar koyarlardı. [35]Hâlid b. Abdillâh et-Tahhân Hadîsler'i yazmış, fa­kat onları üstada okuyamadan ölmüştür. Sonra oğlu onları rivayet etmeye başlayınca kendisine: "Bu Hadîsler'i senin baban bile dinleyemedi" dendi.[36]

 

Evrakın Çalınması:

 

O târihlerde, te'lîf hakkı diye bir nizâm bulunmadığından, bir kitâb telifinde veya Hadîsler'in rivayetinde, herhangi bir kitabdan alınan mal­zeme rahatlıkla kullanılabiliyordu. Fakat bu yine de devrin te'lîf âdetlerine aykırıydı.

Her talebenin, yazılı veya sözlü bilgileri değerlendirmeden evvel, onu hakîki mecrasından yani isnad kanalından te'min etmesi lâzımdı. Aksi halde o bilgi, çalınmış veya muharref sayılırdı.

Sâriku'l-Hadîs denen kimselere yapılmış birçok atıflar vardır.[37]

 

Kitabın Esas Kısmına Hârici Bilgilerin ilâvesi:

 

Hadîsler'i dinleyen ve istinsah eden birçok kimsenin kendi kitabı vardı. Talebeler, mazbut bir metne, ba'zı müphem noktaları yâhud kendi görüş veya benzeri hususları izah maksadıyle fazla bilgi dere etmek iste­dikleri zaman bile kendilerini serbest hissediyorlardı. Herhangi bir ilâve bilginin tamamen ayrı bir isnad'ı olacağı veya bu ilâveyi yapanın adı bu­lunacağı için, metni tahrif edecek hiçbir tehlike de yoktu. Bu kitabın IV numaralı Zeyl'inde, bunun çok açık ve müşahhas bir misâli vardır.[38] Orada müstensih, cümlelerini bitirmeden evvel iki satır ilâve etmiştir. el-Muhabber isimli kitabın râvîsi Ebû Sa'îd'e âit başka bir misâl daha vardır. Burada Ebû Sa'îd, iki satır ilâve etmiş bulunmaktadır.[39] Böyle ilâvelerin açık bir delili Buhârî'nin Sahîh'inde de vardır. Buna göre, el-Firabrî, kendi isnadı'm zikrederek haricî bilgiler ilâve etmiştir.[40]

 

Kitablar ve Müelliflerinin Mes'eleleri:

 

İlk zamanlarda tedvin edilen eserlerin müelliflerine 'âid mes'eleler, ilim dalları için aynı idi. Bu hakikate, Yahudi ve Hıristiyan kitâbiyâtında da rastlanır.[41] Ancak İslam edebiyatıdır ki, bütün vesikalara belli bir atıfta bulunmaktadır. Halbuki diğer birçok yazılı metinlerde kaynağa atıf yapıldığını görmek zordur.[42]

Eserlerden ziyâde müelliflere atıfta bulunmak ilk Müslüman müel­liflere mahsus bir tarzdı.[43] Bu uygulama asırlarca devam etmiştir. Mâlik b. Enes'in Muvatta' isimli eseri ile onun te'min edip sonraki Muhaddis-ler'in kendi kitablarmda kullandıkları vesikaların tedkîki bu usûlü orta­ya koymaktadır. Bu usûl sadece Hadîs edebiyatına tahsis edilmiş değildi. Aynı zamanda târihe ve 'umûmî Arab edebiyatına dahî tatbik edilmiş bu­lunuyordu. Kısaca ifâde etmek lâzım gelirse, bilgi aktarmada Muhaddis-lerin kullandığı usûl, bütün kitâbiyâtda kullanılmıştır. Meselâ, Halîfe b. Hayyât'ın (v. 240) Tabakât'ma bakalım. Bu kitabdan el-Hatîbü'l-Bağdâdî kendi eserinin muhtelif yerlerinde iktibasda bulunmuştur.[44] Bağdadî, kitabdan iktibas yaptığı ve müellifine atıfta bulunup, Halîfe'ye kadar bütün isnadı verdiği halde eserin adını zikretmemiştir. Biz bu tarzı İslâm kitâbiyâtının bütün eserlerinde görebiliriz, İlk zamanlarda Müslümanlar, öyle anlaşılıyor ki, eğer ba'zı bilgileri sağlam bir isnad yo­lu ile elde etmeden değerlendirlerse , o takdirde onlar isnadı vermeden kitaba atıfda bulunuyorlardı demektir.[45]

Birçok hallerde ve hatta bir eserin ismini zikrettikleri sırada dahî, onlar müellifin verilmesinde kararlı değillerdi. Meselâ İbn İshak'ın Megâzî'si meşhur bir eserdir. Eser, birçok râvî tarafından rivayet edil­miştir. Râvîlerden biri Seleme b. el-Fadl el-Abraş idi. Eserin râvîsi olma­sı dolayısıyla birçok durumlarda eser ona isnâd edilmiştir. Yahya b. Ma'în diyor ki: "Bağdad'ta İbrâhîm b. Mus'ab denen bir zat vardır. İbn İshâk'dan Seleme'nin kitabını o rivayet etmiştir.[46]

Yine aynı 'âlim Yahya, başka bir ifadesinde, Seleme b. el-Fadl'ı sika râvî olarak tavsif etmektedir. Kendisi bizzat ona isnâd ederek eserini yazmış ve onun Megâzî hakkındaki eserleri çok mükemmel olmuş ve onunkinden daha esaslı hiçbir eser meydana gelmemiştir.[47]

ibrâhîm b. Mus'ab'ı alâkadar ettiği için burada bir ilâve daha yapmakta fayda vardır. O da şudur: "İbrahim b. Mus'ab, İbn İshâk'ın kitabı-Selem b. el-Fadl'dan rivayet etmiştir.[48]

Şimdi iyice vuzuha kavuşmuştur ki, eser İbn İshâk'a 'aittir. Halbuki bazan eserin râvîsi Seleme'ye, bazan da hakîkî müellifine isnâd edil­miştir.                                                                    

Mücâhid'in Kur'ân-ı Kerîm tefsîri meşhur bir eserdir, [49]ibn Ebî Necîh eserin râvîlerinden biriydi[50] eseri, ondan da Varkâ' rivayet etmiştir[51]

Yahya'ya, Varkâ'nın mı, yoksa Şeybân'm mı tefsirini tercih ettiği so­rulduğu zaman; o da, Varkâ'nınkini tercih ettiğini, çünkü onun Mücahid'den İbn Ebû Necîh vasıtasıyla rivayet edildiği cevabını vermiştir.[52]

Aynı tefsir, İbn Hanbel'in beyânına göre İbn Ebî Necîh'e isnâd edilmiştir51. Onun için buradaki ifâdeden eserin Mücahid'e 'âit olduğu or­taya çıkmaktadır. Fakat o, eserin râvîsi İbn Ebî Necîh'e isnâd edilmiş; hatta bazan da, ikinci râvî olan Varkâ'ya 'âit kılınmıştır.

Bunun son fakat mühim bir misâli şudur: Şerhu'l-Mufaddaliyât el-Kâsım b. Muhammed el-Anbârî'ye 'aittir ve yanlışlıkla oğluna isnâd edil­miştir. C.J. Lyall, bu hakikati, Şerhu'l-Mufaddaliyât'm mukaddimesinde izah etmektedir. O diyor ki: "Bizim yaptığımız baskının önsözünde açıkça belirtildiği üzere, şerh, Ebû Muhammed el-Kâsım (b. Muhammed b. Beşşâr) el-Anbârî'nin eseri olarak kabul edilmiş ve itabın Leipzig nüs­hasının 884. sayfasında görülen hâtimesiyle bu husustaki şüpheler ber­taraf edilmiştir. Hal böyle olmasına rağmen, yine de eser, umumiyetle oğlunun ismi altında zikredilmektedir. Oğlunun adı Ebû Bekir Muham-med'dir. İbn 'ül-Anbârî diye meşhur olmuştur (nitekim şu eserlerde böy­ledir: Fihrist, s. 75, Hızâne; Hacı Halîfe; Lisâ-nu'l-'Arab ve Tâcü'l-'Arûs). [53]Önsöz, bunun bir hatâ olduğunu göstermektedir. Oğlunun hare­keti, babasının telif ettiği eseri, bazan kendi eliyle notlar ilave etmek suretiyle neşretmekten başka birşey değildi.[54]

Hülâsa, esere değil de daha ziyâde müellifine atıfda bulunmak o dev­rin bir 'âdetiydi. Birçok hallerde, bir eser; birkaç müellife, hakîki müelli­fine, eserin ilk râvîsine, hatta ikinci râvîye bile isnâd edildiği olmuşdur.

Bu noktada, L. Zolandek'in yaklaşımı gayet yerindedir. O diyor ki: "İbn Habîb'in, Kitabü men sümmiye bi-Beyteyni kâlehû   (F.106, 28-29)

 ["İki Beyitli diye bilinen kimsenin kitabı"] ifadesiyle böyle bir ismi oldu­ğu anlaşılan eserinin, İbn ül-Kelbî'nin eserlerinin ikincisinden başka bir-şey olmadığından son derece şüphe ederim. Bu râvîler için belli isimlerle zikredilen eserlerin birer müstakil kitab olmadıkları, lâkin, üstadlarınin eski eserlerinin yeniden gözden geçirilmiş şekillerinden ibaret bulunduk­ları anlaşılmaktadır.[55] Bizim bu araştırmamızda, kitabın, hakîkî müe'l-lifinin üstadlarmdan birine veya herhangi yüksek bir merciye isnâd edil­diğine dâir hiçbir atıfta bulunulduğunu görmüş değiliz.[56]

 

Schacht [Şaht] ve Mûsâ b. 'Ukbe'nin Magâzî Müellifi Oluşunun Doğruluğu

 

Şimdi, Mûsâ b. Ukbe'nin Kitâbü'l-Magâzî'sine nazar atfetmekte fay­da vardır. Hâlen, Musa'nın eserinin müstakil bir nüshası bulunduğunu bilmiyoruz. O, ya, Taberî ve Belâzurî gibi müverrihlerin eserlerinde ikti­baslar halindedir[57]veya Sachau[58] tarafından müntehâb parçlar halinde neşredilen bir hulâsa şeklinde yahut da İbnü's-Sâ'îd'in Emâlî'sinde yer almış bir vaziyettedir.

"Mûsâ b. 'Ukbe'nin Kitâbü'l-Magâzî'si" isimli makalesinde, eserin müellifini inceleyen J. Schacht şöyle demektedir: [59]"Mûsâ, verdiği bilgile­ri, Zührî'den aldığını belirtmiştir... Yahya b. Ma'în (v.233), Zührî'den kaynaklanan Mûsâ b. TJkbe'nm bu eserini, Magâzî hakkındaki bu eserle­rin en doğrularından biri olarak kabul etmiştir..... Onun içindir ki,

Kitâbü'l-Megâzî'nin asıl nüshasında, Zührî'nin dışındaki mercilerden Hadîs nakl edilmiş olması muhtemel değildir.... [Fakat onda ilâve malze­me vardır: No. 8, 9, 10,ve 19 ve bu da ilâveler asıl esere yapılsın diyedir. [60]Geri kalan mazleme hakkında da Schacht şöyle diyor: "Musa'nın bizzat kendisi, Zührî'den büyük bir ihtimâlle almamış olduğu Hadîsler'i ona izafe etmektedir.[61]

"Bu ilâveler belki de, ya İsmâ1!! b. İbrâhîm tarafından veya metnin müte'âkib râvîsi tarafından yapılmıştır[62]"Tahminde beis yoktur ki, İsmâ'îl tek râvî idi. [63]Buhârî'nin, Muhammed b. Fuleyh vasıtasıyla yaptığı 5 ve 6 numaralardaki rivayeti, Magâzî'nin Musa'dan Buhârî'ye bu suretle rivayet edildiğini isbât etmez. Fakat ona, Kitâbü'l-Megâzt den sa­dece iki vak'a rivayet edilmiştir.[64] Mevzu' Hadîs ve isnâdların sayısı art­tıkça Musa'nın üstad ve talebelerinin isimleri de artmıştı. [65]Bundan do­layı Musa'nın muahhar eserlerde verilen muayyen hal tercümesi mevsuk olmaktan uzaktır. [66]Bu takdirde o bize, Musa'nın bu çeşit hal tercümele­rini Buhârî'nin Târîfti'indeki ve İbn Sa'd'dakilerle mukayese etmemizi tavsiye etmektedir[67]

Şu hâle göre biz, Musa'nın Megâzî müellifliği hakkında sağlam esas­lara istinâd etmiş değiliz. Burada şimdi Musa'nın mevsûkiyeti ve sikalı-ğını tedkîk etmenin zarureti yoktur. Sâdece Meğâzî müellifliği mes'elesi vardır. Bu vesika hakkındaki bütün zorlukların, Schacht'm diğer bütün rivayetleri görmezlikten gelerek veya onları hafife alarak sâdece İbn Ma'în'in tek bir beyânı ile kendi keyfî yorumlarına bağlı kalmasından kaynaklandığı açıktır. Şimdi, Musa'nın Afedzî'sinin kaynaklarına baka­lım. Yahya b. Ma'în'den takriben elli sene evvel vefat eden Mâlik b. Enes, ez-Zührî'yi zikretmeksizin Megâzî'ye atıfta bulunmaktadır. [68]Yahya b. Ma'în, Mâlik b. Enes'in ez-Zührî'yi benimseyişine[69] işaret eder ki bu, Mûsâ büyük nisbette ez-Zührî'ye istinad etti demektir. İbn Ma'în'in ifâde tarzı, onun kendi me'hazlarını ez-Zührî'ye hasretmez. Bundan dolayı bu kitabta, ez-Zührî'den başka kaynaklardan gelen bütn malzeme Musa'ya 'aittir. Mûsâ, Nâfi' veya Sâlim'den yahut diğerlerinden rivayet ettiği za­man; Schacht, ez-Zührî'nin Mûsâ ile bu zevat arasında devamlı bir vasıta vazifesi gördüğünü zannetmektedir. [70]Peki buna sebep nedir? Eğer Musa'nın İbn Ömer (v.74)'i gördüğü yolundaki haberi kabul etmezsek ve reddetmemiz için hiçbir sebep yoktur kendisinin altmış beş yaş gi­bi normal bir ömür sürdüğü kabul edildiğine ve vefatı da takriben 140 târihinde vuku bulduğuna göre, onun 75-80 yıllan arasında doğmuş ol­ması lâzımdır.[71]

Salim (v.106), Nâfi' (v.117) ve Mûsâ, hep Medîne'lidir. Onlar vefat et­tiği zaman Musa'nın en az 26-37 yaşları arasında olması lazımdır. Taba-kât müelliflerine göre o, 40-55 yaşları arasındaydı. O halde hangi haklı sebeplerle biz onun, doğrudan doğruya bu kaynaklardan bilgi alamadığı­nı ve onu ez-Zührî'den temin etmiş olabileceğini düşünebiliriz?

Hocanın birini bırakıp da sâdece birinden tahsil yapmak diye bir âdet var mıydı? Veya Nâfi' ve Salim, ez-Zührî'den daha mı az hürmete lâyıktılar ki, Mûsâ onları görmemezlikten gelmiş olsun? Bu şartlar altın­da Musa'yı eserin müellifi olmaktan çıkarmak, mesnedsiz görünmekte­dir. İbnü'l Mübârek'in de gördüğü Nâfî'nin yazılı haldeki Hadîslerinin Musa'nın nezdinde bulunmuş olması burada hiçbir değer ifade etmez.[72] Eser, "sâdece yeğeni vasıtasıyla rivayet edilmiştir" sözü, zandan başka birşey değildir ve hakikate aykırıdır.

Buhârî, Muhammed b. Fuleyh vasıtasıyla rivayet ettiği zaman Schacht'm yaptığı gibi  denilebilir ki, o sâdece iki hikâye anlatmıştır. Ma'alesef Schacht'ın nazariyesi hakkında, et-Tabarânî'de, açıkça Mu­hammed b. Fuleyh rivâyetiyle gelen bir kitabdan yapılmış olan iktibaslar muhafaza edilmişlerdir.[73] Diğer iktibaslar Belâzurî'nin Ensâbu'l-E-şâ/'ındadır[74] ve Musa'dan sonra ilk râvîler Vuheyb, ed-Derâverdî ve el-Münzir b. Abdillâh'dır. Diğer bazı rivayetler de Taberî'nin târihinden te­min edilebilirler. O halde hangi makul sebeplerle bir kimse, tek râvînin İsmâ'îl olduğunu kabul eder veya teklif edebilir! O halde, Buhârî'nin Târîh'ine ve İbn Sa'd'm eserine dayanarak, Musa'nın kendi muteber hal tercümesinde zikredilen talebelerinin veya mercilerinin isimleri üzerine gölge düşürmek manasızlıktır. Bu iki müellif [Buhârî ve ibn Sa'd] bütün bu isimleri kaydederken hiç bir mes'ûliyet duymamışlar mıdır? Bu iki ki­tab değerli olmakla beraber, bunların büyük noksanlıkları da vardır. Meselâ İbn Sa'd, Ebân b. 'Osman'ın MegâzVsim, Ebân'ın hal tercümesini verirken değil de başka bir yerde tasvir etmektedir. [75]İbn Sa'd, Ebû Ma'şer'in Târîh'ini değerlendirmiş fakat eseri hem Ebû Ma'şer'in hal ter­cümesinde zikretmemiş, hem de temas ettiği zaman sâdece müellifine üç satır tahsis etmiştir.[76]

İbn Sa'd ve Buhârî'nin eserlerinden alman öteki misâller de, bu iki müellifin yaşadığı zamanlar arasındaki devre 'âit bir eserle mukayese edimek suretiyle şöyledir:

Her iki kitabta da, Şube (v.160) ve Süfyânü's-Sevri (v.161) gibi Hicrî ikinci asrın ortasında yaşamış iki güzide 'âlim tasvir edilmektedir.

İbn Sa'd (v.230) Şu'be'nin[77] hal tercümesi için matbu nüshada sâdece dokuz satır ayırırken, Süfyanü's-Sevri'ye[78] iki sayfa tahsis etmiş; ilk üstad ve talebelerin isimlerini ihmâl edip sadece Süfyânü's-Sevrî'nin hocalarından ikisinin isimleri ile takriben on talebesini zikretmiş; halbu­ki Buhârî (v.256) [Hadîsde Emiru'l-Mü'minîn] diye tavsif ettiği Şube İçin sâdece sekiz satır tahsis edip[79] hoca ve talebeleri için üçer dörder isim zikretmiştir.

Süfyânü's-Sevrî için ise matbu nüshada hemen hemen sâdece bir sayfa ayırmış; [80]talebe ve hocalarından ancak üçünün dördünün adını vermiştir.

Diğer taraftan İbn Hanbel (v.124), Şu'be'nin hocası olarak 150 kadar

isim zikretmektedir. Bundan başka kendilerinden yalnız Şu'be'nin riva­yet ettiği kırkbeş isim, Süiyan için de doksan yedi isim vermektedir.[81]

İbn Sa'd, İbn Hanbel ve Buhârî'nin vefatları arasında ayrı ayrı 11 ve 15 sene vardır. Schacht'ın nazariyesine göre, mevzu' Hadîs ve isnâdlar çoğaldıkça Musa'nın üstad ve talebelerinin sayısı da artmıştır.[82] Eğer mevzu' olan isnâd ve Hadîsler, on bir sene gibi kısa bir zaman içinde hız­la büyüyüp Şu'be'nin hoca talebeleri, birden veya sıfirdan 150'ye kadar yükselmişse; bu takdirde Buhârî, büyümeyi kontrol etmek ve uydurma isimlerin sayısını dörde indirmek de ne gibi bir usûl takib etmiştir? İşte bundan dolayı, İbn Sa'd ve Buhârî'de bulunan rivayetlerin uydurma ol­duğunu ileri süren bir nazariye, hiçbir esâsa ve temele dayanmamakta­dır.

Her şehrin, küçük bir cildden başlayarak seksen cilde kadar varan hal tercümesi kitab veya kitablan bulunduğunu öğrenmek için sadece müverrih es-Sahavî'nin mukaddimesine bakmak kâfidir.[83]

Muahhar müellifler, bütün bu malzemeleri değerlendirebiliyor ve da­ha muhalled hal tercümesi eserleri ortaya koyabiliyorlardı. Onlardan hiçbiri, elde ettikleri ma'lûmâtı techîz etmeye ne niyetlenmiş, ne de böyle iddiada bulunmuştur.[84]



Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 178.

[1] Arberry, The Qur'ön Interpreted, Mukaddime., s. IX.

[2] Kur'ân-ı Kerîm, VI, 7, 91.

[3] Nâsırul-Esed, Masadiru'ş-Şi'r'il-Câhilt, 91-92.

[4] Belâzurî, Ensâb, 1,22.

[5] Encyclopaedia Britannica, "paper" mad. c. XVII,229.

[6] Fihrist, 61, Nâsırul-Esed tarafından zikredilmiştir, age, 89.

[7] Fihrist, 21.

[8] Şeyh İnâyetullah, "Bibliophilism in Mediaeval islâm", IC, 1938, s. 158.

[9] Meselâ bk.: eş-Şâfı'î'nin Risâle'si; Ahmed Şâkir tarafından yazılan Mukaddime, s. 17-22.

[10] İbn Hacer, el-İsâbe fî-Temyîzi's-Sahâbe, no: 3921.

[11] Meselâ bk.: Ya'kub el-Kummî ve İbn Hanbel'in kitabı, Râzî, III, II, 232; Tehzîb., IX, 129; keza Hüseyin'in ez-Zührfden edindiği kitabı. Tehzîb., XI, 60.

[12] Defter: Hişâm b. 'Urve'nin, Fasâvî, III, 263; Kifâye, 321; Makhûl'ün, Kifâye, 320

[13] Kürrâse: Hişâm b. Hassân'ın, Fasâvî, III, 274b; keza bk. Tehzîb., V, 174; 'tlel, I, 44.

[14] Meselâ, Tabarânî, Eusat, I, 4b, Zührfnin Dîvân'mda, kendi el yazısı ile.

[15] eU,340

[16] Râzî, I, II, 364; II, II, 87

[17] Kalkaşandî, Subhu'l-A'şâ, 1,138.

[18] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 179-180.

[19] Râzî, Mukaddime, 296.

[20] Mîzân, IV, 19.

[21] Bu kitabın mufassal tasviri için bk. 'tlel, I, 183; diğer bir misâl için bk. Medhal, 34.

[22] İlel,l, 195.

[23] Tehzîb., I, 165.

[24] Râzî, II, II, 87.

[25] Râzî, I, II, 364.

[26] Kifâye, 214.

[27] Kifâye, 215.

[28] Kifâye,215.

Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 180-182.

[29] Meselâ, Ebû 'Avâne'nin kitablan, Fasâvî, III, 48a; Râzî, IV, II, 40; Tehzîb., XI, 117.

[30] 'İlet, I, 383, keza bk. Kifâye, 241.

[31] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 182.

[32] Râmhurmuzi, 77b; Cami', 56b; İmlâ, 173.

[33] Fasâvî, III, 14b; İmlâ, 173; Cami', 56b.

[34] Yukarda s. 190.

[35] Bk. yukarda Dördüncü Bölüm'de, 'Kitabdan Okuma' bahsi.  191.

[36] Kifâye, 148

Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 182-183.

[37] Meselâ bk:

1) Muhammed b. Câbir b. Seyyar. Mecrûhîn, 203b;

2) Muhammed b. Yezîd. Râzî, IV, 1,129;

3)  Süfyân b. Vaki4. Râzî,   11,1,231-2.

Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 183.

[38] Zeyl No. IV.

[39] İbn Habîb, Muhabbar, 122.

[40] Buhârî, 1, 407; 107. Diğer misaller için bk. Ebû Dâvûd, Hadîs, no. 2386; Müslim, "Salât", 63, s.304.

Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 183.

[41] Meselâ bk: Hoskyns, The Riddle ofthe New Testament, Londra 1963, s. 183;

Aland Kurt, The Problem ofAnonymity and Pseudonymity in Christian Literatüre ofthe First Two Centuries, s.5; S.D. Russell, The Method and Message ofJeıvish Apocalyptic, s.127-139.    

[42] Robson, "ibn Ishâq's use of isnâd," Bulletin of the John Rylands Lıbrary.

[43] Sprenger, J.A.S.B. 1850, s.109; anlaşıldığına göre ilk Hıristiyan literatüründe de böyle bir temayül vardı; bk. B. Gerhardsson, Memory and Manuscript, s.198.

[44] Bağdadî., X, 401. Karşılaştır: İbn Hayyât, Tabakâtu Halife, yazma, Şâ, Dârül-Kü-tübi'z-Zâhiriyye, varak, 19.

[45] El-Ezdî, Târihul-Mavsıl, 174; 177; Hayseme, III, 147a.

[46] Bağdadî., VI, 179.

[47] Râzt, II, I, 169.

[48] Bağdadî., VI, 179. Keza bk. Râzî, 1,1,139.

[49] Tafsilat için bk. yukarıda III. bölümde Mücâhid, s. 90.

[50] Sikât, 506; Meşâhir, 146; Râzî, II, II, 203.

[51] Râzî, IV, II, 51; Hayseme, III,36b; Tehzîb., XI, 114.

[52] Bağdadî., XIII, 486.

[53] Tehzîb., XI, 114.

[54] C.J.Lyall, (editör), The Mufaddaliyât... with the Commentary of... al-Kâsım b. Mu-hammad Al-Anbârî, 2 cild, Oxford 1918-20, Mukaddime, s. XIV.

[55] L. Zolondek, "The Sources of the Kitâb al-Agânî"', Arabica, c. VIII, (1961) s.302, dipnot.

[56] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 183-186.

[57] Yukarıya bk. Mûsâ b. TJkbe, s. 122-123; aşağıda s.256 vd.

[58] Das Beri. Fragment des Mûsâ ibn Vkba, Sitzung, der Phil, Hist. Classe, Şubat 1904, s.465-470.

[59] J. Schacht, "On Mûsâ b. 'Uqba's Kitâbul-Magâzî", Açta Orientalia, vol. XXI s 288-300.

[60] Schacht, age, s.291.

[61] Schacht, "On Mûsâ b. OJkba's Kitabı al-Maghâzf, 300.

[62] Schacht, aynı eser, s. 292.

[63] Schacht, aynı eser, s. 293.

[64] Schacht, aynı eser, s. 297-8.

[65] Schacht, aynı eser, s. 299.

[66] Schacht, aynı eser, s. 299.

[67] Schacht, aynı eser, s. 299 dipnot.

[68] Râzl, IV, I, 154; İbn Hacer, Tehzîb., X, 361.

[69] İbn Hacer, Tehzîb., X, 361-2.

[70] Schacht, age, 292-3.

[71] Meşâhîr, 80, burada İbn Hibbân, Musa'nın H.135'de vefat ettiğini söylüyor.

[72] Kâmil, I, 104a; Bağdadi, VI, 223; keza bk. Kifâye, 267.

[73] Tabarânî, Mu'cem, III, 38b, 40a.

[74] Belâzurî, Ensâb, I, 98, 224, 469, 569.

[75] Ebân'ın hal tercümesi için bk. İbn Sa'd, V, 112-3, eser, V, s,156'da zikredilmiştir.

[76] îbn Sa'd, V, 30.

[77] ibn Sa'd, VII, II, 38.

[78] îbn Sa'd, V, 257-60.

[79] BTK, II, II, 245-6.

[80] BTK, II, II, 93-4.

[81] tlil, 1,160-165.

[82] Schacht, age, 299.

[83] es-Sahavî,Teı;6îA. li-men Zemme't-Târîh.

[84] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 186-189.