Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadis - 7 Hadisler - Ilk Devir Hadis Edebiyati

7- HADİSLER.. 2

Schacht [Şaht] ve Hadîsin Mevsûkiyeti: 2

Hicri Birinci ve İkinci Asırlardaki İlk Hukukî Fa'âliyetlerin Profesör Schacht Tarafından Yazılan izahının Özeti: 2

İslâm Hukukunun Mâhiyeti Hakkında Schacht'ın Telâkkisi : 3

Schacht'ın "Eski Fıkhî Mezhebler"i ve Bunların Kronolojik Sırasına Göre Muhalif Bir Mezhebin Doğuşu: 4

Schacht ve "Edebî Fa'âliyetler Döneminde Hukukî Hadîslerin Çoğalması": 4

1. Mütenâkı Beyan: 4

2. İnsan Tabiatına Zıt Olan Bir Nazariye: 4

3. Istılâhlardaki Karışıklık: 4

Hukukî Hadîslerin Çoğalmasına Dair Schacht'm Verdiği Misallerdin Tenkidi. 5

1. Misâl: 5

2. Misâl: 5

3. Misâl 5

4. Misâl 7

5. Misâl 7

6. Misâl 7

Kaynak Bahsinde Hadîs Münekkidi Olarak Schacht 8


7- HADİSLER

 

Daha evvel de belirtildiği üzere, muhtelif ülke ve beldelere mensup muazzam sayıdaki Hadîs râvîleri ve ihtilâf ve tenakuzların her merhale­de devamlı olarak tedkîki, isnâd da uydurmacılığa pek az yer bırakmak­tadır.

Diğer taraftan [elinizdeki] bu eserin ikinci kısmı, İmâra Mâlik'in eseri Muvatta için ilk kaynak olan eski üç yazma eserin metinlerini ihtiva etmektedir. Ayrıca Buhârî'mn ana kaynakları olan 'Abdu'r-Rez-zâk, Humeydî ve diğerleri de elimizdedir. Hattâ Buhârî'nin ilk me'hazla-rı olan es-Sevrî, İbn Cüreyc ve el-A'meş de elimizin altındadır. Bu me'hazlardaki Hadîslerin muhtelif devrelerde olmak üzere tedkîki, bil­hassa bu kitabın üçüncü bölümünde izah edilen Erken Devîr öncesi ulemânın ilmî faaliyetlerini dikkate aldığımız zaman bize kâfi derecede delîl temin etmişdir. Bu bize talebelerin sınıfta mu'allimlerinin meslek-daşlarına ve vesikalara atıfta bulunarak kendi mu'allimlerini murakabe etmekte olduklarını öğrendiğimiz zaman daha çok güven vermişdir.[1]

 

Schacht [Şaht] ve Hadîsin Mevsûkiyeti:

 

Schacht'ın tedkîkiyle elde edilen netîce, bizim bu çalışmamızla vardı­ğımız sonuçlara ters düşmektedir. Altıncı bölümde îzah edildiği üzere, Si­yer ve Fıkıh kitablarına bakarak isnâd ve Hadîsleri incelemek insanı yanlış kanaatlere götürmektedir. Schacht, Hicrî birinci ve ikinci asırlar­daki ilk hukukî faaliyetlerin esaslarını özetlemiş ve mevzu Hadîslere dâir bazı misâller ortaya çıkarmıştır. Biz evvelâ onun ilk hukukî fa'âli-yetler hakkında çizdiği tabloyu tedkîk edecek ve sonra onun izahlarına bakacağız.[2]

 

Hicri Birinci ve İkinci Asırlardaki İlk Hukukî Fa'âliyetlerin Profesör Schacht Tarafından Yazılan izahının Özeti:

 

Hz. Peygamber, Medine'de, "Kânûnkoyucu-Peygamber" oldu. O'nun

hâkimiyeti hukukî değildi; fakat mü'minler için dînî ve gayr-i müslimler için de siyâsî idi.[3]

Halîfeler (632-61) "İslam toplumunun siyâsî reisleriydi... Fakat onla­rın cemiyetin yüce bir hakemi olarak hareket etmemiş oldukları anlaşıl­maktadır. Halîfeler, daha ziyâde toplumun kânun vâzı'ı olarak hareket etmişlerdir.[4]

"İlk halîfeler kadılar tayin etmemişlerdir.[5] Emevîler... İslâm hâkim­lerini veya kadıları ta'yînde mühim adımlar atmışlardır[6]Asrın ba­şından itibaren (takriben Milâdî 715-20) kâ'ide olarak [kadıların] ta'yîni mütehassıslar arasından yapıldı... Mütehassıslar arasından seçilen kadı­lar gittikçe artıyor ve bunlar daha ziyâde dindar olan kimseler içinden çı­kıyorlardı. Bu dindar insanların İslama olan muhabbetleri de, kendi dü­şüncelerinin bir eseri olarak onları, İslâmî hayat tarzını iyice temsil et­melerine sevkediyordu.[7]

"Dindar mütehassıs grupların sayısı ve aralarındaki kaynaşma ar­tıkça, bunlar İslâmın ikinci asrının başlarında, ilk nkhî mezhepler haline geldiler.[8]

"İlk fikhî mezhepler, hukukî nazariyenin esaslarında birleşiyorlar-dı... Bu nazariyenin hâkim fikri, nüfuzlu mümessillerinin daimî nazari­yesi ile temsil edildiği üzere, "mezhebin yaşayan an'anesinden" ibaretti.... Bu, kendini sâhib olduğu iki vasfıyla temsil ediyordu. Vasıflardan biri, makabline şâmil olmak, diğeri de aynı zamanda vâki' olmaktı. Mâ-kabiline şamil olmak itibarıyla o Sünnet veya 'Amel olarak tezahür edi­yordu.[9]

"Ma'amâfih ikinci asrın başlarından itibaren, Sünnet mefhûmunda mevrûs olan devamlılık fikri, ya'ni mükemmel 'amel, ekseriyetin görüşle­rine o zamana kadar sevk-ı tabfî ile i'timâd etmiş olmanın nazarî birta­kım sebeblerini bulmak ihtiyâcı da dâhil edilerek, geçmişi aydınlatan ve geçmişin büyük şahsiyetlerine atıfda bulanan bir an'ane mânâsına gelmeye başladı. Kendi mezheb esaslarını İbrâhîm en-Nahaî'ye izafe eden­lerin ilki Kûfeüler'di.... Bunları Medîneliler ta'kîb etti.[10]

"İslâm hukukunun nazarî bir temeli için geriye doğru gidiş ameliye­si, bu oldukça yeni üstadlarda da durmuş değildi... [fakat geri götürül­müş ve] İslâm'ın Kûfe'de İbn Mes'ûd sayesinde ilk yayılışı ile alâkalı bu­lunmuştur.[11]"Hicrî ikinci asırdaki Muhaddisler hareketi... ilk fıkhı mezheplere karşı dînî ve ahlâki kaynaklardan mülhem olan muhalefet cereyanın devamı ve tabfî bir neticesinden başka birşey değildi. [12]Muhaddislerin esas tezi... Hz. Peygamber [(s.a.v.)]'den rivayet edilen ve mezhebin yaşa­yan geleneğinin yerini alan resmî 'Hadîsler'di. Muhaddisler, mufassal be­yanlar veya "Hadîsler" ortaya koydular; sika râvîlerin inkıtasız bir isnâc zinciri ile şifahen rivayet ettikleri bu beyân ve Hadîslerin, [Hz]. Peygam­ber [(s.a.v.)]'in fiil ve sözlerinin bizzat duyulduğunu veya görüldüğünü is-bat eden rivayetler olduğu iddia edildi. İslâm hukuku bakımından bu Hadîslerin hemen hemen hiçbirinin sika olarak kabul edilmesi mümkün değild. [13]İlk fikhî mezheplerin hepsi... [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)J'e kadar vardığı iddia edilen Hadîslerin temsil ettiği rahatsız edici unsura karşı şiddetli mukavemette bulundular. [14]Ve [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)]'den rivayet edilen Hadîsler, ilk fikhî mezheblerin şiddetli muhalefetini yen­mek mecburiyetinde kaldılar.[15]

"İslâm hukukunun, târihî Şa'bî (v.110) zamanında güçlükle mevcud olduğunu farz etmekte bir beis yoktur.[16] "Kûfeli İbrahim en-Naha'î (v.H.95 veya 96)'nm yaptığı, hukukî bahislerde değil, fakat ibâdetlerle il­gili veya doğrudan doğruya dînî ehemmiyeti hâiz olan hısımlıkla alâkalı meselelerde, görüş beyan etmekten başka birşey değildi.[17]

 

İslâm Hukukunun Mâhiyeti Hakkında Schacht'ın Telâkkisi :

 

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kânun vâzı'ı olarak icra ettiği fa'âliyetleri hususunda Schacht iyice hatâya düşmüş görünmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'de "Peygamber-kanun vâz'ı" oldu demek ve O'nun salâhi­yetinin hukukî olmadığını iddia etmek yanlış kanaatlere sevkeden bir ifâdedir. Schacht bu bahiste Kur"ân'ı tamamen görmezlikten gelmekte­dir. Eğer o Kur'âm baştan aşağı okusaydı Rasûlullah (s.a.v.)'in hukukî salâhiyetlerini mutlaka görürdü.[18] Halbuki "Medîne Anayasasının ilk yazılı vesîkası bile Hz. Peygamber (s.a.v.)'i Ashâb arasında zuhur edecek bütün ihtilâflarda en yüce merci' sayıyor ve O'nun hükmü nihâî oluyor­du.[19] Kur'ân'a göre O, en yüksek şer'î merci' idi. [20]İslâm'da hukû-kun kaynağı ilâhîdir. [21]Hz. 'Alî beşerî mahkemeler tesis edince haricîler, "Hü­küm sâdece Allah'a mahsustur[22] diye haykırarak protesto edip ondan yüz çevirdiler.

Müslümanlar Allah'ın vahyettiği kânuna göre amel etmek mecburi-yetindeydiler. Aksi halde onlara Müslüman denemezdi.[23] Binaenaleyh kânun koymak ve adaleti te'sîs etmek, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ve Halîfeler'in başta gelen vazîfesiydi. İslâm'da hukukun merci'i ilâhî oldu­ğundan adaletin te'sîsi, Allah'ın bir emri ve Peygamber (s.a.v.)'in de Sün­netidir. Onun için bunun mutlaka tatbîk edilmesi lâzımdır.[24] Rasûlullah (s.a.v.) tarafından kadı olarak ta'yin edilen Sahâbe-i Kiram hakkında atıflar vardır.[25] Keza, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ta'yîn ettiği vâlîlere adaletle mu'âmele etmeleri emredilmiş ve adaletin tarafsız bir şekilde tevziî için kendilerine açık talimat verilmiştir. [26]Hz. Ömer ve ilk Halî­feler tarafından ta'yîn edilen kadıların tam bir listesini, şimdi bile mev­cut kaynaklardan temin etmek mümkündür. [27]Binaenaleyh Schacht'ın Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hukukî bir merci' sayılmadığı ve ilk Halîfeler'in kadılar ta'yîn etmediği yolundaki iddiası ile İslâmî hayat tarzının, dindar insanların şahsî görüşlerinin bir eseri olduğu şeklindeki telâkkisi, saçma ve hakikatlere muhâlifdir. Halbuki Halîfe 'Osman, "Dâru'1-Kazâ" adıyla müstakil bir mahkeme binası bile inşa ettirmiştir. [28]Profesör Schacht bi­rinci asrın ilk 'âlimlerinin niçin sâdece ibâdet ahkâmı ile alâkalanmaya mecbur kaldıklarına dâir hiçbir sebeb gösterememektedir. Onlar arasın­da yüz sene hiçbir ihtilâf zuhur etmedi mi? Yanlış anlaşılmaya sebeb olan alım veya satım işleriyle uğraşmadılar[29] ve bu yüzden hiç mahke­meye başvurmadılar mı?[30]

 

Schacht'ın "Eski Fıkhî Mezhebler"i ve Bunların Kronolojik Sırasına Göre Muhalif Bir Mezhebin Doğuşu:

 

Ebû Hanîfe 150 târihinde vefat etmiştir. Onun, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Sünneti'nin mutlak bir merci' oluşu hakkındaki bariz sözleri takriben H. 140 yılına kadar gerilere gider.[31] Şa'bî (v.HO)'nin zamanında İslâm hukukunun mevcud olmadığını biliyoruz. 110 ilâ 140 yıllan arasın­da, aşağıdaki faaliyetler için sâdece otuz sene vardır:

1. Eski fıkhî mezhebierin doğuşu;

2. Mezhebierin ve ictihad fikirlerinin gelişmesi;

3. Fikirlerin geriye doğru, meselâ Iraklılar tarafından, en yüksek mercîye, en-Naha'îye götürülmesi;

4. Masrûk gibi en-Naha'îden daha evvel yaşamış olan bir merci'ye kadar gidilmesi;

5 Bunun İbn Mes'ûd gibi en eski merci'ye kadar, daha da geriye gö­türülmesi;

6. Son kaynak olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'e kadar gidilmesi;

7. Muhalif grubun doğuşu, (Muhaddisler);

8.Onların Hz. Peygamber (s.a.v.) ile Sahabelerin hayat ve hükümle­rine dâir mufassal bilgi vererek Hadîs üretmeleri;

9. Muhalefetin eski mezheblerle mücâdelesi ve bu mücâdele sonunda mezhebierin mağlub olmaları üzerine Sünnet'in mutlak otoritesinin te'sîsi.

Bu arada muhalif firkatim doğduktan epey zaman sonra ortaya çıktı­ğını ve bilhassa bunun çok yeni bir şey olduğunu unutmamak lâzımdır. Bütün bu fa'âliyetleri otuz sene gibi kısa bir zamana sığdırmak ve böylece yaşayan an'aneler nazariyesini kabul etmek inanılacak şey değildir.

Şimdi gayet açıktır ki, Schacht'ın tavsif ettiği üzere ilk asırlarda hukukî fa'âliyetler bulunduğunu ve kronolojik sıra içinde bunlara muhalif firkalar doğduğunu kabul etmek imkânsızdır.[32]

 

Schacht ve "Edebî Fa'âliyetler Döneminde Hukukî Hadîslerin Çoğalması":

 

Schacht'a göre "... bir Hadîsin muayyen bir zamanda mevcud olmadı­ğının en güzel isbâtı, Onun, bir müzâkerede hukukî bir delîl olarak kul­lanılmadığını ortaya koymaktadır; eğer mevcud olsaydı, ona atıfda bu­lunmak mecburî olurdu".[33]

Bu nazariyeyi kabul etmeden evvel halledilmesi lâzım gelen birçok mesele vardır.[34]

 

1. Mütenâkı Beyan:

 

Herşeyden evvel Schacht'ın mütenâkız beyanları bulunmaktadır. O diyor ki: ŞâfîTden iki nesil evvel, [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)]'in Hadîsle-ri'ne yapılan atıflar istisnadır.[35]

Yine ona göre, bütün bu eski fıkhı mezhebler Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hadîsleri'ne karşı şiddetli bir şekilde mukavemet etmişlerdir.[36] Yukarıdaki ifâdelerde demek istendiğine göre, eğer Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hadîsleri mevcud olsaydı onlara yapılacak atıflar da bir zaruret haline gelirdi. Schacht'ın önceki iki görüşü ya yanlıştır veya bütün bu bö­lümün mevzuu ile uzaktan ve yakından alâkalı değildir.[37]

 

2. İnsan Tabiatına Zıt Olan Bir Nazariye:

 

Bu nazariyeye karşı diğer bir esaslı itiraz, onun insan fıtratına ayla­rı oluşu hakkındadır. Kim bir mevzu'un bütün teferru'âtını bildiğini ve geriye hiçbir şey bırakmadığını iddia edebilir? Şu halde, eğer muayyen bir âlim bir Hadîsi zikretmemişse, bu hal, o Hadisin mevcut olmadığını nasıl isbât edebilir?[38]

 

3. Istılâhlardaki Karışıklık:

 

Schacht daha da ileri giderek "Hukukî Hadîslerin Çoğalması" diye bir başhk koymakta, ancak burada sâdece abdest ve ibâdetle ilgili birçok Hadîsi zikretmektedir. Başka bir mahzur da, onun Ashâb-Kirâm ve Tabi'în'e âit "Âsâr"ı Hadîsler'e dâhil etmesidir. Sünnet'ten bahsettiği za­man bunu, eski mezheblerin yaşayan an'anesi diye tercüme etmiş; âlimlerin hukukî kararlarından bahsedince de bu hükümleri Hadîsler'in himâyesi altına almıştır. Böylece karışıklığa sebep olmuş ve mevzu'un doğru bir tasvirini yapamamıştır.[39]

 

Hukukî Hadîslerin Çoğalmasına Dair Schacht'm Verdiği Misallerdin Tenkidi.

 

1. Misâl:

 

Burada onun misallerinden birkaçını tedkîk edeceğiz. O der ki: "Bu bölümde biraraya getirilmiş bulunan deliller, bilhassa bu son nokta dik­kate alınarak seçilmişlerdir. Birçok hallerde muhaliflerden biri veya di­ğeri, kendilerinin naklettikleri ve fakat ilgili Hadîsi muhtevi olmayan delilden başka hiçbir delilleri bulunmadığını bizzat kendileri ifâde etmiş­lerdir. Bu çeşit bir netîce, Risale VIII, ll'de, [Şafii, Risale VIII= Kitâbu'r-Reddi 'alâ Muhammed b. el-Hasan; Şâfi'î'nin, Şeybânî'ye âit muhtemelen Kitâbu' el-Hucâc'ı üzerine yaptığı şerhi, s. 277-303 (J.Schacht, The Origins of Muhammadan Jurisprudence, s. 338)] zım­nen daha da emîn bir hale getirilmiştir; ki burada Şeybânî şöyle demek­tedir: 'Medîneliler kendi iddialarını isbât edici bir Hadîs ortaya koyama­dıkları müddetçe [netîce böyledir], fakat onlar ne bu çeşit bir Hadîs'e sahiptirler ne de bir benzerini ortaya koyabilirler' ". Bu sözler hakkında mütâla'a beyân eden Schacht şunları söylüyor: "Bizi ilgilendiren hukukî Hadîslerin, bunlar ortaya sürülür sürülmez, kendi nazariyelerini isbât etmek isteyen kimseler tarafından delîl olarak zikredildiklerini rahatça tahmin edebiliriz.[40]

İşte asıl metin:

Bütün bu iddi'alarda ilk dikkati çeken taraf, ne Hz. Peygamber (s.a.v.)'den bir Hadîs-i şerife, ne de herhangi bir kaynağa atıf yapılmamış olmasıdır. Bütün mes'ele, kölelere yapılan bazı zararlar ve onların tazminatı hakkında İmâm Ebû Hanîfe'nin verdiği fetvalardan ibarettir. Medine 'ulemâsı ba'zı hallerde İmâm-ı A'zam'Ia hemfikir olmuş ba'zan da ona muhalefet etmişlerdir. Medînelilerîe mübâhese eden eş-Şeybânî, on­ların ba'zı mes'elelerde niçin farklı farklı düşündüklerinin sebebini sorar. Niçin onlar Ebû Hanîfe'nin fetvasının sâdece bir kısmına uyuyorlardı? Buna te'sîr eden, onların herhangi bir Asâr'ı mı vardı? Eğer böyleyse, o zaman onları ortaya çıkarsınlar da, Iraklılar da kendi farklı görüşlerinde onları ta'kîb etsinler. Lâkin onlar bu türlü hiçbir delile sahip değillerdir. Onun için de Irak halkının Öyle düşünmemekte haklan vardır...

Prof. Schacht burada Hadîs ile onun mevzu' olanını nasıl birbirine kanştırabiliyor; doğrusu hayreti mu'cibdir.[41]

 

2. Misâl:

 

O, şöyle diyor:

"Hasan BasrVden sonraki Hadîsler.[42]

Hasan Basrî'ye izafe edilen bir risalede hiçbir Hadîs yoktur. Böyle, 'akâi'dle alâkalı Hadîs Hasan Basrî'den sonradır.

Schacht'ın sözleri, şunları isbat edebilseydi doğru olabilirdi:

1) Hasan Basrî, eserin hakîkî müellifidir.

2) O, hiçbir Hadîsi görmemezlikten gelemez.

Eserin sıhhatine itiraz edilir ve Schacht da onu Hasan Basrî'nin ese­ri olarak kabul etmezse, o zaman Schacht kendi hipotezi için hangi delili ileri sürecektir? Eserin, Mütekellimîn'den bir zât veya bir râfizî yahut herhangi biri tarafından yazılmış olması pek muhtemeldir. O halde nasıl oluyor da buna Hasan Basrî'nin adı ve mevzu' Hadîs karışıyor?[43]

 

3. Misâl

 

"ibrâhîm en-Naha'î ve Hammâd tarafından meydana getirilen Hadîs".

".... İbn Mes'ûd, belli bir icra'atı ta'kîp etmemiştir... Fakat münazara­da mu'ânzın görüşlerine karşı kullanılan Âdete taraftar bir Hadîs var­dır. Aynı Hadîs , başka bir Iraklının isnadı ile Risale II [Şafi'î, Risale II=İhtilâfu 'Alî ve 'Abdillâh b. Mes'ûd; Şafii'nin Kitâbü'l-Ümm'ünde, c. VII, s.l51-177'de (J.Schacht, The Origins of Muhammadan Jurispruden-ce, s. 338 I9 'de de görülür.[44]

Bu Hadîs, Sâd süresindeki ba'zı âyet-i kerîmelerin tilâvetinden son­ra secde etmeye dâirdir. Rivayete göre İbn. Mes'ûd secde etmemiştir. Fa­kat Ebû Hanîfe- Hammâd-'Abdu'l-Kerim'den rivayet edilen başka bir Hadîse göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sûredeki aynı âyetleri okuduktan sonra secde etmiştir.[45] Bunu İbn 'Uyeyne-Eyyûb-Ikrime-İbn 'Abbâs da böyle rivayet etmişlerdir. [46]Ömer-babası-İbn Cübeyr-İbn 'Abbâs yoluyla yapılan rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) secde etmiştir.[47] Bu beyan­ların hepsi, Prof. Schacht'ın zannlarına taban tabana zıd düşmektedir.

Zîra:

1) O, hukukî bir Hadîs değil, tamamen ibâdetlerle alâkalıdır.

2) Hiçbir kimse İbn Mes'ûd'un bütün Hadîsler'i bildiğini ve hiçbirini kaçırmadığını iddi'a edemez.

3) Bu iki Hadîs arasında hiçbir tenakuz yoktur; bunlardan biri, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in secde ettiğini bilmeyen bir Sahâbe'nin şahsî tatbikatıdır. İkincisi ise Rasûlullah'm (s.a.v.) fiilinin üç ayrı kanalla rivayet edildiği Hadîstir. Şu halde Iraklılar, Mekkeli İbn 'Uyeyne'yi nasıl olmuş da bu çeşit Hadîsler üretip rivayet etmeye ikna edebilmişlerdir?

4) Bu ve benzeri Hadîsler Schacht'ın nazariyesini yıkmaktadır. O di­yor ki: "İbn Mes'ûd adı, umumiyetle Küfe mezhebi görüşlerinin yaşamak­ta olduğunun bir ifadesidir. [48]Ve "İbn Sa'd (VI, 232) Hammâd'ın görüşü­nü, Hammâd'm İbrahim'e müdâfa'a ettirdiği şekilde ortaya koymakta­dır.[49]

"İbrahim'in görüşünün esas kaynaklarından olan Asâ-ru Ebû Yûsuf ve Asâru Şeyb'e göre, İbrâhîm tarafından rivayet edilen Hadîsler daha ziyâde hukukî bölümlerde yer alırlar... ve bunların sırf dînî olan mes'elelere tahsis edildikleri pek nâdirdir.[50]

Eğer İbrâhîm ve İbn Mes'ûd, Schacht'ın iddi'â ettiği gibi, Küfe mez­hebinin nazariyatını müdafaa ve himaye etmiş olsalardı; Kûfeliler kendi­lerini reddettiklerine göre, o zaman bu müdâfa'a ve himaye işini Kûfe-liler'in onlara izafe etmelerine ne lüzum vardı? Onlar kendi müsbet na­zariyelerini niçin vekillerinin ağzına vermemişlerdir? Dahası, eğer bu in­sanlar vicdansızca hareket ediyor ve bu 'ulemânın isimlerini sûisti'mal ediyor idiyseler; o vakit niçin onlar susmamış ve onu tamamen bertaraf etmişler de, bunun yerine, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mu'ayyen bazı Hadîsleri'ni şu âlimler bilmiyor diye vekillerinin itibârını sarsmak ve şahsiyetlerini lekelemek yoluna gitmişlerdir?

Prof. Schacht, İbrahim'den mervî herhangi bir Hadîs'in tamamen dînî olan meselelerle pek az alakadar olduğunu belirtmektedir. Onun bu iddi'âsının da ne kadar yanlış olduğu aşikârdır. Meselâ A.Y.'nin ilk bölü­mü olan El-Vudû' tedkîk edilince 53 Âsâr'dan 29'unun İbrahim'e 'âit ol­duğu görülmüştür.

Ayrıca o, Hammâd'ı kınamak için İbn Sa'd'ın sözlerini de yanlış nak­letmektedir. İbrahim'in dersinde Hammâd'ın yazmış olduğunu, İbn Şeddâd'dan naklen İbn Sa'd rivayet etmektedir. İbn Sa'd'ın, el-Battî'ye istinaden rivayetine göre; el-Battî' kendi görüşüne dayanarak karar ver­diği zaman isabet etmiş, İbrahim'den başkasına istinaden rivayet ettiği zaman da hatâ etmiştir.[51]

Bu, onun iyi bir müftü olduğunu ve İbrahim'in görüşleri hakkında kâfî derecede bilgisi bulunduğunu, hattâ ondan yazdığını ifâde eder. Fa­kat o, İbrahim'den başka kaynaklardan rivayet ettiği zaman hatâ yap­mıştır. Ancak böyle olmasına rağmen Hadîs uydurmacılığından hiç söz edilmemiştir.

Schacht şunu ileri' sürüyor: "Hammâd, [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)l'den ve O'nun çeşitli Sahâbeleri'nden olmak üzere kısa zaman evvel ortaya sü­rülen Hadîsleri rivayet etmiştir. Mezhebin "Yaşayan Hadîs"ine dâhil ol­mayan ve umumiyetle onunla ve Hammâd'ın kendi görüşüyle tenakuz içinde bulunan bu haricî Hadîsler, Muhaddislerin ilk fıkhı mezhep üze­rinde artan tazyikinin bir netîcesiydi.[52]

Fakat mesele bu sözlerin ifâde ettiğinden daha da muğlâktır.

Haramâd ve diğerleri gibi, muahhar Küfe ulemâsından olanlar, İbra­him ve İbn Mes'ûd'dan Asar rivayet ettikleri zaman onlar, Schacht'ın ile­ri sürdüğü üzere, ya hakîkaten İbrahim ve İbn Mes'ûd'dan nakletmişler veya hatâen onlara izafe etmişlerdir, ikinci hipotezde, eğer Kûfeliler mu­ayyen Hadîsleri kendi mezheb nazariyatlarının mercilerine atfetmiş ve 'umumiyetle yaptıkları gibi onlara karşı hareket etmişlerse, bu takdirde onlar üstadlannın cehaletini ortaya koyarak onların şahsiyetlerini göz­den düşürmüş oluyorlar demektir. Bu da netîce itibariyle onların kendi bindikleri dalı kesmeleri demektir. Herhalde Hammâd ve Kûfeli ulemâ, bundan daha akıllıydı.

Binaenaleyh onlar, mu'ayyen ba'zı 'ulemâya hamlettiklerini onlar­dan almış olmalıdırlar.

Schacht'a göre, İslâm hukuku Hicrî 110 târihine kadar, hemen he­men hiç yok gibiydi. İkinci asır başlarında, Hammâd'ın hayat dönemine rastlayan on veya yirmi sene, kadîm fıkhı mezheblerin belki temelini at­mak için bile kâfi değildi. Bundan dolayı, yeni doğan veya henüz doğmabulunan mezheblere karşı böylesine erken bir devirde herhangi bir Muhaddis cereyanının meydana gelmiş olması hemen hemen gayr-i mümkündür. Binaenaleyh, kadîm nkhî mezhebler üzerinde Muhaddisle­rin artan bir te'sîri olduğunu iddia eden nazariye tamamen hayal mahsûlüdür; bunun için de merduddur.[53]

 

4. Misâl

 

"Mâlik ve erken devir müdevvenâtı arasında ortaya çıkan Hadîsler."

"Mâlik Hz. Peygamber (s.a.v.)'den mervî bir Hadîs metnine, ihtimal­lere bağlı bir mukavele demek olan mülâmese'ye dâir yaptığı bir ta'rîfini de ilâve etmiştir... [ve] aynı ta'rîf Mâlik'in bir ifadesi olarak ortaya çık­mıştır.... Ancak bu tefsir, Buhârî ve Müslim'de [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)]'-in sözlerinin bir parçası haline gelmiştir.[54]

İlk Muhaddisler, bu türlü tenakuzların iyice farkındaydılar. Bu çeşit mes'elelerin ele alındığı her Usûl-i Hadîs kitabında Mudrec'e dâir insan mutlaka bir bölüme rastlar. Buhârî, üzerinde durulan bu Hadîs hakkında, Mâlik'in şerh edici sözlerinden hiçbir şey ilave etmeden, metni olduğu gibi Mâlik'den rivayet etmiştir. Mâlik'in sözlerine benzeyen ilâve bilgiler, 'Ukayl-İbn Şihâb-'Âmir b. Sa'd-Ebû Sa'îd el-Hudrî zinciriyle rivayet edilen bir başka Hadîs'de görülür. Kitabı şerh edenler, mezkur Hadîse müte'allık bütün bilgileri toplayarak bu cümleyi tahkik etmişler­dir. Ulemâdan bazıları onu, İbn 'Uyeyne'nin bir sözü olarak telâkki et­miştir. Fakat bu hususu münâkaşa eden İbn Hacer, onun, Sa'îd el-Hudrî'nin bir şerhi olduğunu söylemiştir.[55] Bu itibarla bizzat Mâlik de bu ta'rîfi almış olabilir.[56]

 

5. Misâl

 

Hadîs'in tahrif ve taklîd edildiğine dair Schacht'ın verdiği bir başka misâl de aşağıdadır.

Schacht şu şaşırtıcı beyanda bulunuyor: "Önce bir 'Tatbîkât'm vâr oluşu ve [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)] ile Sahâbe-i Kiramdan mervî Hadîsle­rin de sonradan ortaya çıkmış oluşu ve ayrıca Medînelilerin görüşünü ibn Kâsım'ın nazarî olarak müdafaa edişi, Mud. [el-Müdevvenetü'l-Kübrâ, toplayan: Sahnûn (v. 240); Mâlik, İbn Kasım (v. 191), İbn Vehb' (v. 197) ve diğer zevatın görüş ve Hâdîsleri'ni muhtevi külliyât, 16 cild, Kahire 1323-4/1905 (J.Schacht, The Origins of Muhammadan Jurispru-dence, s. 337)], c. IV, 28'de açıkça zikredilmiştir. İbn Kasım şöyle diyor: 'Bu Hadîs bize kadar gelmiştir. Eğer o, onu kendilerinden aldığımız kimselere intikâl eden bir usûlle rivayet edilmiş olsaydı, o zaman onu ta'kîp etmek doğru olurdu. Fakat hakikatte o, böyle bir usûlün kendilerine refakat etmediği diğer Hadîsler gibidir. [İbn Kasım burada Hz. Peygam­ber (s.a.v.) ve Sahâbe-i Kirâm'dan olan Hadîsler'e misâller vermektedir]. Fakat bu gibi şeyler temelsiz ve kendi kendilerini isbât etmekten âcizdirler..."

Tatbikat farklıydı ve Sahabelerle bütün toplum diğer ahkâma göre hareket ediyordu. Bundan dolayı Hadîsler ne [prensip olarakj görmezlik­ten gelinmiş ve ne de fiiliyatta benimsenmişlerdi. Hareket ve davranışlar Tatbîkât'm refakat ettiği öteki Hadîsler'e göre ayarlanıyordu." "Medîneliler bu suretle Hadîsler'in tatbîkâtı'na muhalefet etmişlerdir. [57]Ne kadar da mesnedsiz bir söz! İbn Kâsım'ın bütün mütâla'ası, iki grup Hadîs vardır esasına dayanmaktadır: Bu gruplardan birincisi Ashâb-ı Kiram ve Tâbi'înin tatbikatı ile beraber rivayet edilen Hadîsleredir. İkin­cisi ise, böyle herhangi bir tatbikat meyânmda olmayan Hadîsler'dir. Şu halde, eğer bu iki grup arasında bir tenakuz varsa o zaman birinci grup tercih edilir. İbn Kasım, tatbikatın önce, Hadîsin de sonra geldiğini nere­de göstermiştir?[58]

 

6. Misâl

 

Schacht şunu da söylüyor: "İbrâhîm, siyâsî düşmanlara karşı hutbe­lerde beddu'â etmenin [Hz.] Peygamber [(s.a.v.)] devrinden çok zaman sonra ve sâdece 'Alî ile Mu'âviye'nin idareleri sırasında ortaya çıkmış bir bid'at olduğunu pekâlâ biliyordu. O bunu, [Hz.] Peygamber (s.a.v.) ile halîfe Ebû Bekir ve Ömer tarafından bu mevzu'da söylenen hiçbir şey bu­lunmadığını belirtmek suretiyle te'yîd eder". [Âsâr A.Y. 349-52 vd.]. "Devam ediyor: hutbedeki bu ilâveyi Peygamber'in yaptığını iddi'a eden ve Şafii'nin de şüphesiz kabul ettiği bu Hadîs İbrahim'den sonra olmalı­dır.[59]

A.Y. 349-52'den alman iktibaslar şöyledir:

Biri tam îsnâd, diğeri de Mürsel İsnâd'la. olan iki Hadîs vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yaptıklarını anlatan bu iki Hadîs de İbrahim tara­fından rivayet edilmiştir. Bu kadar açık bir rivayetten sonra; Profesör Schacht aynı Âsâr'a müracaat ederek, yukarıdaki mezkûr sözü nasıl sar-fetmiştir, doğrusu son derece şaşırtıcıdır!

Bu mevzuda Schacht'ın yaptığı Hadîs tenkidi, tamamen yersiz ve yanlıştır.[60]

 

Kaynak Bahsinde Hadîs Münekkidi Olarak Schacht

 

Mûsâ b. 'Ukbe takriben Hicrî 140 târihinde vefat etti. Onun Kitâbu'l-Magâzî isimli eseri, sonraki eserlere kalb olunmuş[61] ve bugüne kadar sadece muhtasar birkaç sayfası kalabilmiştir. Bu sayfaları E. Sac-hau yayına hazırlayıp 19O4'te neşretmiştir. [62]Yarım asır sonra bir maka­le yazan Schacht,[63] müteveffa 'âlim Sachau'nun görüşlerinde tenakuz bulmaya çalışmış ve aynen şöyle demiştir: "Adı geçen muhtasar sayfala­rın muhteviyatı takriben ikinci asır ortalarına 'âit olması lâzım geldiğim umduğumuz Hadîsler'den ibarettir... 6 numaralı Hadîs iktidarda olan hanedan lehine hanedanın atası olan ve Peygamber'e karşı savaşırken Müslümanlarca esir edilip fidye karşılığında bırakılmış bulunan 'Abbas vak'asını yatıştırmaya çalışıyor. Ceza kânununda Peygamber'in neslin­den olanların imtiyazları olduğunu reddeden 9 numaralı Hadîs, 'Alî aleyhtarıdır. 10 numaralı Hadîs Ensâr'ı, dolaylı olarak da Medine'de bu­lunan Abbasî taraftarı bir partiyi medh etmektedir.[64]

"'Abbasî kayıdları hatasızdır; 'Alî al'eyhdârı şiddetli temayül, ve bilhassa Ebû Bekr hilâfetine gösterilen tasvibkâr tavır, 'Abbasîler devri­nin ilk yıllarından epey zaman sonra bile bir devri işaret ediyordu. Musa'yı eserin müellifi olarak kabul etmek oldukça zordur.[65]

Tafsilâta girmeden evvel mukayese yapmak üzere aşağıya Arapça metinleri kaydetmek daha faydalı olacaktı:[66]

Hadîs No: 6

1) [İbn İshâk'ın Sîyret'irâ İngilizceye çevirmiş olan A.] Guillaume, Musa'dan rivayet edilen bu sayfalar hakkında şöyle demektedir: "Zübeyr 'âilesi ile Ensâr'a karşı Musa'nın bir muhabbeti olduğu açıktır. İtibarda olan sâdece onlardır. Halbuki 'Alî taraftarları herhangi bir kimseden farklı değildir. Emevîler, el-Harra'daki kıyımları yüzünden zımnen tak­bih edilirken; [Hz.] Peygamber (s.a.v.)'e muhalefeti olan 'Abbas'ın da, bu muhalefeti sebebiyle en son kuruşuna kadar fidye ödemeye mecbur bıra­kıldığı beyan edilmiştir.[67]

Şimdi burada Guillaume, Hz. 'Abbas vaka'sını (Hadîs no.6) 'Abbâsî-lere karşı yürütülen muhalefetin bir işareti sayarken; Schacht'ın da bu­nu, 'Abbâsîleri destekleyen bir delîl olarak kabul ettiği gayet açıktır! 'Ab-bas, Rasûlullah'm (sav) amcasıydı. Amcanın itibarı, doğu adetlerine göre babanınki gibidir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in babasının kardeşi olan bir kimsenin de, Allah Rasûlünün hatın için, halkın nazarında aynı ve hattâ daha fazla itibarlı olacağı gayet tabiidir. Eğer Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) onu affetseydi, bu hal tabiî olarak karşılanırdı. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine böyle bir teklif yapılmasını dahi şiddetle reddetmiştir. Bunun için de 'Abbas en son kuruşuna kadar fidye ödemeye mecbur bırakılmış­tır. Şu halde Hz. Peygamber (s.a.v.) ona karşı hiçbir şekilde müsamaha­kâr davranmamış ve herhangi mülayim bir siyâset de takîp etmemiştir. Hal böyle olunca, Schacht'ın (6 numaralı Hadîs'de) Abbas'ın kayınlmış olduğu yolundaki iddi'âsını kabul etmek mümkün değildir.

Diğer taraftan, eğer bu Hadîs 'Abbasîler zamanında uydurulmuş ve iktidardakilerin emellerine hizmet etmek için şekillendirilmişse, o za­man niçin bütün vak'a baştan sona değiştirilmemiştir? Niçin, 'Abbasîler atalarını temize çıkarmaya çalışmamışlardır? Peygamberimizin sözlerin­de hiç değilse son cümleyi atıvermek ve 'Abbas'ın en son kuruşuna kadar fidye Ödemeye mecbur bırakıldığını göstermemek pekâlâ mümkündü! Ay­rıca o, eğer Hz. 'Alî taraftarlarına karşı îcad edilmişse, o vakit bu, niçin birinci asırda meydana gelmemiştir? Hz. 'Alî taraftarları ile Emevîler arasında birinci asırda hiç harp yok muydu ve Zührî, Emevî hükümdar saraylarında çalışmıyor muydu?

Binaenaleyh, bu Hadîsin veya vak'anm önceden mevcut olmayıp, ikinci asır ortalarında ortaya çıktığını insan nasıl kabul edebilir? Lâkin hemen belirtelim, aynı vak'a Şiîlerce hakikat olarak kabul edilmektedir.[68]

2) 10 numaralı Hadîs, Ensâr'ı ve zımnen de Medine'deki 'Abbasî fir-kası taraftarlarını medhetmektedir. Sonradan da, Hz. 'Alî taraftarları aleyhinde bir tavır almış görünmektedir. Fakat aynı Hadîs, Şiî müfessir, muhaddis ve kelamcılar tarafından zaman zaman tekrar edilmiştir.[69]

Birkaçı hâriç, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bütün Sahabelerini reddeden ve onları İslâm'dan uzaklaştıran Şiîlerin, bu Hadîsi zaman zaman zikre­derken hiçbir şeyi farkedememiş olmaları ve Hz. 'Alî aleyhindeki bu gö­rüntünün sâdece Prof. Schacht'ın dikkatini çekmiş olması şüpheyi mu'cibdir.

Guillaume bu Hadîsin, Emevî aleyhtarı olduğunu iddi'a etmiştir. Zî-ra Emevîler el-Harra'da sebep oldukları kıtal yüzünden takbîh ediliyor­lardı. Fakat halkı bu şekilde doğrayan bir hükümeti veya orduyu dünya­da kim medhedebilir?

Unutmamak lâzımdır ki, kendi kabîlesi Hz. Peygamber (s.a.v.)'i öl­dürmeye çalıştığı, hatta doğum yeri olan Mekke'den hicret etmeye mec­bur bıraktığı zaman, Ensâr O'nu bağrına basmıştı. O'nu müdâfa'a eden, O'nunla savaşa giden Ensâr, O'nun tebligatı uğrunda canlarını ve malla­rını feda etmişlerdi. Binaenaleyh eğer O, onları medhetmeseydi, bu nan­körlük olurdu. Üstelik Kur'ân-ı Kerîm' de Ensâr'ı öven âyetler olduğu halde [70]bu Hadîsin vürûdu için biz, niçin ikinci asrın ortasına kadar bek­lemek mecburiyetinde kalacakmışız?

Lâkin hiçbir kimsenin bu Hadîs'de Ensâr'ı öven cümlelere rastlaması mümkün değildir. Rasûlullah (s.a.v.) sâdece onların affı için Allah'a niyaz etmektedir.

Bu da gayet tabfîdir. Zîra Kur'ân-ı Kerim'e göre Hz. Peygamber (s.a.v.) ümmeti için Allah tarafından onların affını dilemekle vazifelendirilmiştir.[71]

3) 9 numaralı Hadîs, Hz. 'Alî taraftarlarının aleyhindedir. Çünkü Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.) neslinden olanların ceza kanunundaki imtiyaz­larını inkâr etmektedir. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bizzat kendisi, ceza kânununun neresinde bir imtiyaza sahip olmuş ve ne zaman kânunun üstüne çıkmıştır? O'nun bizzat kendisinin Kısâs'a teslim oldu­ğunu görüyoruz. Hz. Muhammed 'aleyhisselâmm veya O'nun neslinden gelenlerin kânûn'un fevkinde olduklarının anlatıldığı hangi kaynaklara sahibiz? Asıl olan, hukukun üstünlüğü ve teba'anın müsavatı değil mi­dir? Peki Hadîs'de, Hz. Ali (r.a) taraftarı olanlar aleyhindeki husus ne­dir? Hz. 'Alî hiçbir zaman kânûn'un üstünde olduğunu iddi'a etmemiştir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bu Hadîs, hakikatte müstakil değil, 8 numaralı Hadîs'in bir parçasıdır. Sachau, hem "Rasûlullah" kelimesi, hem de isnadın iki defa geçmesi yüzünden yanılmıştır. Bu sebepten de Hadîs'i iki kısma bölmüştür. Prof. Schacht, lâzım gelen dikkati gösterme­den onu ta'kîb etmiştir. Bu itibarla 9 numaralı Hadîs, ceza kânununun herhangi bir imtiyazına veya takbihine delâlet etmemektedir. Sâdece Üsâme'nin durumuna işaret etmektedir: Rasûlullah (s.a.v.), Üsâme her­kesten daha sevimlidir diye buyurdukları zaman, bundan kendi kızları Hz. Fâtıma'yı bile hâriç tutmamışlardı. Tayâlîsî, Hammâd ve Mûsâ b. 'Ukbe'den bir Hadîs rivayet etmektedir. Şöyledir:

O'nun Üsâme'yi kendi kızından veya kızını Üsâme'den daha fazla se­vip sevmemesi başka bir sevgi işidir. Zîra sevginin birçok cephesi vardır. Onun için bu, Hz. 'Alî'ye taraftar olanların aleyhinde bir delîl olarak gös­terilemez.

Prof. Schacht, daha sonra, 8 numaralı Hadîsin bu "haya-lî isnadı" ile diğer alâkalı meseleler üzerinde durmuştur. Ona göre hatâ insan ta-bi'atında değildir ve herşey "aydınlanmış olan geçmiş"dedir. Meselenin bir başka îzâhı da vardır.

[Sachau'nun neşrettiği Mûsâ b. 'Ukbe'ye âit] bu sayfalar asıl değil­dir. Fakat istinsah edilmişler ve tekrar istinsah edildikten sonra hülâsa edilmişlerdir. Neşre hazırlandıkları zaman başka hiçbir nüsha buluna­mamıştır. Onun için zamanla meydana gelen tenakuz giderilememiştir. Hattâ metni kopya ederken ciddî bir hatâ yapan meşhur 'âlim bütün Hadîsi müsbet bir halden menfî bir şekle sokmuştur. 12 numaralı Hadîsi olarak istinsah etmiştir. Halbuki a-sil metin gayet açıktır:[72]

Bu itibarla yanlış istinsah etme ihtimâli dâima mevcuttur. Hatta TJkbe  gibi bir kelime iki râvî adı ile beraber zikredildiği zaman bu ihtimal daha da artmaktadır. İsnâd'ı tam olan 9 numaralı Hadîs'in son kısmı, 8 numaralı Hadîs'in bir parçasıdır. Bu yüzden müstensihin hatâsı 8 numaralı Hadîs'de vuku' bulmuştur. Hal böyle olunca, Schacht'ın sözle­ri ma'nâsızdır.

Musa'nın eserini, onun yeğeninden başka hiç kimse rivayet etme­miştir,[73] demenin yanlış olduğu, târîhen isbat edilmiştir. [74]Şimdi hâlâ mevcut iki vesika vardır ve bu, 8 ile 9 numaralı Hadîsler'de tek bir vâkı'a hâlinde bulunmaktadır. Vesikalardan biri İsmâîl b. İbrâhîm kadar eski­dir. Doğrudan doğruya, İbrahim b. Tahmân tarafından rivayet edilmiş ve İbrahim'in topladığı eserin bir parçası olmuştur.[75] İkinci vesîka, et-Tâberanî (vefatı 360 H./971) yoluyla gelendir. Tâberâni bu Hadîsi, 'Abdülazîz b. Muhtâr'dan, o da Mûsâ b. 'Ukbe'den rivayet etmiştir.[76]

Bundan dolayı ilk zamanlarda yetişen ulemâyı tenkîd ederken, o devre 'âit kaynakların ekserisi mevcut olmadığından, çok dikkatli olmak mecburiyetindeyiz. Schacht'ın iddi'aları ve onların bu bölümde ele alınışı göstermiştir ki; ta'kib edilen usûl, hareket tarzı ve tek bir vak'anın umûma teşmil edilişi, neticede ne ilme, ve ne de 'ulemâya yaramıştır.

Birkaç misâl daha:

Makalesinde "Kadîm İslâm hukukundaki yabancı unsurlar" diyen Schacht yazısına şöyle devam etmektedir:

"İslâm hukukunda çocuk doğduğu (evlilik) yatağına 'aittir, diye bir kâ'ide vardır. Babalık hakkındaki ihtilafları halletmeğe ma'tuf olan ve kâfi delîl bulunmayan hallerde kullanılan bu kâ'ide, İslâmdan önceki Arab 'âdetinin hilâfsız bir hükmü olarak telâkki edilmiştir. Fakat Goldzi-her bunun Emevîler devrinin ortasında, meselâ Hicrî 75 târihinde bile mevcut olmadığını ortaya koymuştur. Bu kâ'ide Peygamber'in ağzına ikinci asrın ortasında konmuştur. Fakat doğruyu konuşmak lâzım gelirse bu, Kur'ân'm babalık hakkındaki ahkâmıyla kâbil-i telif değildir. Mez­kûr kâ'ide İslâm hukukunda mevcut olduğu ve sık sık da iktibas edildiği halde kendisine hiçbir zaman zahirî mânâsı verilmemiştir... Ne eski Arab 'âdeti ve ne de Kur'ân ahkâmı ile bağdaşmayan fakat Roma hukuku kai­desi ile bir paralellik arzeden bu kâ'idenin İslâm'ın tedkîk sahasına, müsbet hukuku ta'dü etmeye muvaffak olamamasına rağmen dışarıdan

girmiş olması pek muhtemeldir.[77]

Bu ifâdeler, Hadîs'İ yanlış anlamaya hattâ onun yazısını tamamen görmemezlikten gelmeye müsteniddir. Bu Hadîs, yirmiden fazla Sahabe, onların birçok talebesi ve mahallî râvîler tarafından rivayet edilerek isnâd'ı muazzam bir çoğalma göstermiştir. Onların bu Hadîs'İ uydurma­ları ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ağzına koymaları imkânsızdır.[78] Hadîs keza Zührî (vefatı: 124) tarafından da rivayet olunmuş ve yazma nüshası kısmen elinizdeki bu eserde tahkik edilmiştir.

Hadîsin sözleri şöyledir: Schacht'm bu Hadî­si, başından sonuna kadar niçin zikretmediği sarîh değildir. Zina edene, Roma hukukuna göre recm cezası verilmiş olduğu zayıf bir ihtimal dahilindedir. Halbuki aynı ceza bu Hadîs'de zikredilmiştir.

Adı geçen Hadîs, bütün İslâm mezhebleri tarafından ittifakla kabul edilmiştir.[79] Mu'âviye, Ziyâd b. Ebîhi [yi kardeş olarakl kabul ettiği za­man, bu Hadîs'e istinaden itham edilmişti,[80]

Schacht bu Hadîs-i şerifin Kur'ân-ı Kerîm ahkâmına muhalif olduğu­nu iddi'a etmiştir. Schacht'm böyle bir iddi'ada bulunması demek, onun, ne Kur'ân-ı Kerim'in 'iddet hakkındaki hükmüne; ve ne de Hadis-i Şerife, ma'nâsına ve Hadîs'in Hz. Peygamber (s.a.v.) 'den ne vakit sâdır olduğuna dâir açık herhangi bir fikri olmaması demektir.

Rasûlûllah (s.a.v.) bu Hadîs'i Hicretin 8. yılında fetihden sonra Mek­ke'de beyan buyurmuşlardır. O sırada babalık meselesi ortaya çıkmıştı. Bir çocuk hakkında iki kişi ayrı ayrı görüşlerde bulunuyordu. O vakit, es­ki 'âdete son vermek ve onun kökünü kazıyıp yeni kânunu hâkim kılmak için bu kâ'ide-i külliyye tebliğ edildi.[81]

Goldziher'in bunun takriben Hicrî 75 târihinde bile mevcut olmadığı­nı ortaya koymak istemesine gelince; yapılan incelemeler göstermiştir ki, Goldziher menti yanlış anlamıştır. Goldziher, Züfer'in yatağında do­ğan Ertât b. Züfer'e atıfta bulunuyor. Ertât'm esas babasının Darâr oldu zannediliyor. Böylece Ertât'ın babası hakkında bir mes'ele ortaya çık­mış oluyor. Çocuk büyüdüğü zaman babası,.onu geri almak istiyor fakat muvaffak olamıyor. Bu demek oluyor ki, çocuk, yatağında doğduğu ada­mın nesebini alacaktır.

Yine büyük bir ihtimalle bu vak'a, Resûlullah (s.a.v.)'in risâletinin ilk günlerinde ve Ertât doğduğu vakit vuku' bulmuştur. Ertât'ın Abdül-melîk b. Mervân'la yaptığı konuşmadan anlaşıldığı üzere o, çok yaşlan­mış ve nayatta herşeyden hatta hayatın kendisinden bile zevk almamaya başlamıştı. [82]Onun için bu zât, ne Hicrî 75 tarihinde doğ­muş ve ne de babalık hâdisesi o sırada meydana gelmiştir. Belki bu târih onun, 80 veya 90 sene gibi uzun bir ömür yaşadıktan sonra ölümü bekle­diği andır.

Diğer bir misâl:

"Sahtekâr ve kalpazanlara tatbik edilen uzvî cezalar, mevzu' hadîs-ler'de emredilmiş ve bu hadîsler Balâzurî'nİn aynı eserinde s. 470'de zik­redilmişlerdir. R.S. Lopez, Byzantion, XVI, s.445 vd, bunun Bizans men­şeli olduğunu iddi'a etmiştir. Eğer bu iddi'a doğru ise, o takdirde bu, fet­hedilen memleketlerde carî olan hukukî tatbikata göre icra edilen teklif yolu ile evlât edinme meselesidir demektir.[83]

Kalpazanları dayak atarak veya ellerini keserek cezalandıran Ebân b. Osman ile Mervân'ın tatbikatına dâir Belâzûrî'de atıflar vardır. Fakat mevzu' veya sahîh hiçbir Hadîs yoktur. Böyîe olunca Schacht'm söyledik­leri yanlıştır. O kadar ki, onlar böyle bir ceza verdiklerine göre bunu, bu suçu aynı şekilde cezalandıran Romalılardan almışlardır demek tama­men mesnedsizdir. Hiçbir devletin, "güzel" sanat eseri ve "ince el işleri" meydana getirmişlerdir diye kalpazanları mükâfatlandırdığı görülme­miştir. Her devletin onları cezalandırması tabfîdir.

islâm'ın Beş Esası Hadîsi'ni Kaynak Bakımından

Tenkîd Eden Wensinck'in Cerhi ve Çürütülmesi

Hadîslerin kaynak bakımından tenkîdindeki ölçü, yukarıda görüldü­ğü gibi, gayet zayıfdır, mantıksız ve koyu bir cehalet eseridir. Aynı ölçü, Wensinck tarafından, Musltm Creed [İslâm 'Akâ'idi] isimli kitabında da ileri sürülmüştür. Wensînck burada, "İslâm'ın Beş Esası" Hadîsinin mev-sûkiyetini tedkîk etmektedir. Onun tahayyülüne göre bu Hz. Peygamber (s.a.v.)"in vefatından yıliarca sonra, Müslümanlar i'tikâd esaslarının ya­ni Şehâdet'in tesbit edilmesi lüzumunu hissettikleri zaman Sahabeler tarafından vücûda getirilmiştir. "Beş Temel" Hadîsi Şehadet'i ihtiva etti­ğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sahîh bir sözü olmalıdır. Wensinck, pekâlâ biliyor ki, bu Şehâdet bütün namaz kılanların her iki Rek'at'da bir okudukları Teşehhüd'ün bir parçasıdır.[84] O, nazariyesini ta'dîl edece­ği yerde bir başka nazariye daha ileriye sürüyor. Bu nazariyeye göre de namaz, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra bir esasa bağlanmış­tır.[85]

Namaz emri Kur'ân-ı Kerîm'de 99 yerde geçmektedir. [86]Hadîsler'de ise bu sayı binleri bulmaktadır. Şu halde, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bun­ları sâdece emrettiğini, nasıl ibâdet edileceğini öğretmediğini ve ibâdeti bir şekle bağlamayı Sahâbeler'e bıraktığını söylemek inanılacak şey de­ğildir. Mes'ele burada bitmiyor. İslâm'da ibâdet cemâatledir ve günde beş defa kılınır. Kur'ân âyetleri cemâatle namazdan bahseder ve onu emre­der. Hattâ nasıl edâ edileceğini gösterir. Namaz için Hicretin 1 veya 2. senesinde ezan vahyedilmiştir.[87] Hal böyle olunca bu ibâdet şeklinin ilk günlerdeki mevcudiyetini reddetmek için hiçbir sebep yoktur. Ezan biz­zat Kur'ân'da zikredilmiştir. [88]Şehâdet kelimesi Ezân'ın ve farz namaza durmadan önce okunan Kâmet'in bir parçasıdır. Prof. Wensinck'in, bu erkânı İslama hangi tarihte dâhil etmek istediği açık değildir. Eğer Ezân'ın Hz. Peygamber (s.a.v.)'in zaman-ı sa'âdetlerinde vahyedildiği ka­bul edliyorsa, ki hakikat olan da öyledir, bu takdirde İslâm'ın beş temeli hakkındaki Hadîsin mevzu' olduğuna dâir serdedilen kılı kırk yarıcı münâkaşa tamamen bir hezeyandan ibarettir. Bunun için de o nazariye üzerine bina edilen bütün teori ve istidlaller baştan sona değiştirilmek mecburiyetindedir.[89]



[1] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 223.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 223.

[3] J. Schacht, Introduction to Islamic Laıo, s. 11.

[4] Age, 15.

[5] Age, 16.

[6] Age, 24.

[7] Age, 26.

[8] J.Schacht, Introduction to Islamic Law, s. 28.

[9] Age, 29-30. Schacht'ın dediği gibi (Origin, 58) Sünnet'in eski telâkkisi umumiyetle veya ma'nevî olarak kabul edilen bir tatbikattı; ve bunun yeri sonraki nizamlarda Peygamber [(s.a.v.)]'in Sünneti ile doldurulmuştur, demek yanlıştır. Hz. Peygam­ber (s.a.v.)'in Sünneti, Peygamberin kendisi, Ebû Bekir, 'Ömer, 'Osman ve 'Alî ta­rafından kullanılmıştır. Bk. Wensinck, Concordance, c. II, s.555-8; Ya'kûbî, His-tory, II, 104. Mutezile eserlerinde kelimenin ilk asırda kullanılışı hakkında bk. el-Murtazâ, Tabakâtu'l-Mu'tezile, 19. Keza bk. Taberî, Annales, I, 3166, 3298, 3044.

[10] J. Schacht, Introduction to Islamic Law, 31.

[11] age, 32.

[12] J. Schacht, Introduction., 34.

[13] age, 34.

[14] age, 35.

[15] Origin, 57. Bu telâkki tamamen yanlıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Sünneti'nin nüfuzlu bir merci' ve hukukun esas kaynağı oluşu, İslâmm ilk günlerinden beri herkes tarafından kabul edilen bir kâ'idedir. Tafsilât için bk. Şafı'î, Umm, VII, 250; Sibâ'î, Sunne, 160; el-Basrî el-Mu'tezilî, el-Mu'temed, 377-387; Hayyat, İntişâr, 89-98,135-6,137; îbn Ömerin sözü, Hanbel, II, s.95; Ebû Hanîfe'nin sözle­ri için bk. İbn Abdi! Berr, İntikâ', 145; ve Evzâ'i için bk.: Ebû Yûsuf s.37-46. Schacht'ın bu yanlış hükmünün esas sebebi onun gayr-i ilmî olan araştırma usûlüdür.   O.   'ulemânın  münakaşalı yazılarını,  bahusus  Şâfi'î'nin kendi muhaliflerini itham edişini, Şâfi'î'nin muhaliflerinin hukukî nazariyelerini tarif için kullanmakta, böyle yaparken de bu âlimlerin eserlerini ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Sünneti'ne karşı olan tavırlarının ifadesini görmemezlikten gelmektedir. Bk. Origin, 11, 28,35,88,259.

[16] Origin, 230 nl; vefat tarihi için bk. Origin, umûmî indeks, 347.

[17] Latv.l.

Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 223-225.

[18] Kur'ân-Kerîm, 7. sûre: el-AVâf, âyet, 157; 59. sûre: el-Mücâdile, âyet, 7.

[19] Haraidullah, el-Vesâiku's-Siyâsiyye, No.I, s.18-20. Vesikanın sıhhati için bk. Ser-jant, Islamic Çuarterley, VIII, 1-16.

[20] Meselâ bk. Kur'ân-Kerîm, IVcü sûre: en-Nisâ, âyet 61, 65,105; 2'. sûre: eş-Şu'arâ, 51; 52. sûre: eş-Şûrâ, 15.

[21] Meselâ bk. Fitzgerald, "The Alleged Debt of Islamic to Roman Law", The Law Qu-arterly Reviem, c.67 s.82., 256.

[22] G. Levi Della Vida, "Kharidites" mad. El, c.II, 905; ayrıca bk. Ahmed Emîn, Fec-rü'l-İslâm, 256.

[23] Kur'ân-Kerîm, 5. sûre: el-Mâide, 44-9; 12. sûre: Yûsuf, 40; 38. sûre: Sâd, 36.

[24] Halîfe Ömer'in Ebû Musa'ya mektubu, JRAS, 1910; İktibas edilmiş metni için bk. Hamîdullah, "Administration of Justice in Early islâm", Islamic Culture, 1937, s.169.

[25] İbn Sa'd, III, 1,121

[26] Hamîdullah, "Administration of Justice..." s. 166-7.

[27] Halîfe Ömer'in Kadıları hakkında tafsilât için bk. Şiblî Nu'mânî.Sîref., 304-5.

[28] el-Kettânî, et-Terâtîbul-İdâriyye, I, 270-2, İbn 'Asâkir'den iktibas ediyor.

[29] Keza bk. Coulson, A History of Islamic Law, 64-5.

[30] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 226-227.

[31] Zehebî, kitabı H. 143 tarihinde Ebû Hanîfe ve diğerlerinin te'lîf ettiğini söylemek­tedir. Sünnet'i mutlak merci' olarak kabul eden Ebû Hanî-fe'nin görüşü için bk: îbn Abdil-Berr, el-İntikâ, 142, 143, 144; Nu'mânî, Sîretü'n-Nu'mân, 124; Şeybânî, Âsâr, hemen hemen her sayfası; Ebû Zehra, Ebû Hanîfe, 275-7; Bagh., XIII, 368; keza bk. Origin, 28.

[32] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 227-228.

[33] Origin, 140.

[34] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 228.

[35] Age, 3.

[36] Ages.57.

[37] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 228.

[38] Profesör Schacht mu'ayyen ba'zı Hadîslerdir mevcudiyetini inkâr etmektedir. Bun­lar kendisi tarafından işaret edilen aynı sayfadadır, bk. Origin, 60. Kars. Ebû Yûsuf, Asar, 349-52.

Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 228.

[39] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 228-229.

[40] Origin, 140-1

[41] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 229-230.

[42] Origin, 141.

[43] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 230.

[44] Origin, 141.

[45] AY. 207.

[46] Şâfi'î, Umm, VII, 174.

[47] Şeybânî, Âsâr, 72.

[48] Origin, 232.

[49] Age, s.238-9.

[50] Age, s.234.

[51] İbn Sa'd, IV, s.232.

[52] Origin, 239.

[53] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 230-233.

[54] OHgin, 144.

[55] İbn Hacer, Fethul-Bâri, c. IV, s.358-60 yayına hazırlayan: Fu'âd 'Abdülbâkî.

[56] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 233.

[57] Origin, 63.

[58] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 233-234.

[59] Origin, 60, A.Y. 349-52'ye atıfta bulunmuştur.

[60] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 234-235.

[61] Yukarıya bk. Mûsâ b. 'Ukbe üçüncü bölüm s. 122-3.

[62] Sitzungsber. Preuss. Akad d. Wiss, 1904, s.445-470.

[63] Schacht, "On Mûsâ b. 'Uqba's Kitâb al-Maghâzî ", Açta Orientalia, XXI, 1953, s.288-300.

[64] Schacht, "On Mûsâ.", göst. yer. s.289-90.

[65] Aynı yer, s.290.

[66] Sachau, "Das Berliner Fragment des Mûsâ İbn 'Ukba", Sitzung. der Phil. Hist.Classe, (Şubat 1904), s.467-8.

[67] Guillaume, Sîrah ibn Ishak, Introduction, s. XLVII.

[68] El-Meclisî, Bi/ıâr, XXI, s.273-4.

[69] El-Meclisî, Bihâr, XXI, s.159-60; Tabrasî, Mecmau'l- Beyân, V, s.18-20; keza bk. İbn Ebû Hadîd, Nehcul-Belâğa, II, 252.

[70] Kur'ân-ı Kerîm, et-Tevbe (IX. sûre), 100,117.

[71] Kur'ân-ı Kerîm, Âl-i Tmran (III. sûre), 159.

[72] Sachau, "Das Berliner Fragment des Mûsâ Ibn 'Ukba", s.467 ve onun temin ettiği kısım.

[73] Schacht, "On Mûsâ b. 'Ukba's Kitâb al-Maghâzî", Açta   Orientalia, XXI, (1953), s. 293.

[74] Yukarıya bk. s.122-3.

[75] Cüz' İbrâhîm b. Tahmân, Zâhiriyye Kütübhânesi, Yazma, varak 250.

[76] Tabarânî, Mu'cem., V, 286a

[77] Schacht, "Foreign Elements in Ancient Islâmic Law", Journal of. Comparative. tegislation and International Law, XXXII, (1950) 14.

[78] Râvîler hakkında tafsilat için bk. aşağıda bu eserin Arabça Kısmı, Ahâdîsu Ebû'l-Yemân, 2 numaralı Hadîs'in notlan.

[79] Aynı eser.

[80] el-Murteza, Tabakâtü'l-Mu'tezile, 23-4, Hasanul-Basrî'den iktibas ediyor.

[81] Ya’kubi History, II,61

[82] Agânî, XI, s.l40-Bulak baskısı.

[83] Schacht "Foreign Elements in Ancient İslamic Law", göst. yer, s.14; dipnot 27. İslâm hukukunun Roma hukukunun te'sîrinde olmadığı artık kat'î olarak bellidir; bk. G. H. Bousquet, Le mystere de la forfiıation et des origines du Fıqh. Tercüme: M. Hamîdullah, Ma'ârif, 1958, s.165-184, 245-261. Keza S.V. Fitzgerald, "The Alleged Dept of Islâmic to Roman Law", The Law Quarterly Review, cild 67, Ocak 1951, s.81-102. Keza, Devâlîbî, Hukuku Rumâniyye, s. 58-85.

[84] Wensinck, Müslim Creed, 32. Keza bk.s.19. O diyor ki, "nazariye ve 'amel, [Hz.] Muhammed [{s.a.v.)]'in vefatından bir müddet sonra, tekâmülleri sırasında İslâmın esaslarını Hadîslerle ifade etmek için hâkim güçlerin manevî meselelere nüfuz etmelerine imkân vermiş oldular. îmânın ikrarı hakkındaki Şehâdet Hadisi ile îslâmın Beş Esâsı'nı sayan Hadîs, bu çeşit Hadîsler'in en müh imi erindendir.

[85] VVensinck.a^e, s.32.

[86] Fuad 'A. Bakî, Mu'cem, 413-4.

[87] Adhân [Ezan I" mad. El.

[88] Kur'An-ı Kerim, el-Cum'a (62. Sure), 9.

[89] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 235-242.