Hadis - 9 Zeyller - Ilk Devir Hadis Edebiyati
Haddesenâ Ve Benzeri Kelimelerinin Ma’nâsı
Hadîslerin Çok Sayıda Oluşu Meselesi
ZEYLLER
Haddesenâ Ve Benzeri Kelimelerinin Ma’nâsı
Haddesenâ, Ahberanâ ve An gibi kelimeler, râvîler zincirinde mutlaka sâdece sözlü rivayet ma'nâsına mı gelir?
İkinci Halîfe Ömer'in Ebû Mûse'l-Eş'aryî'ye olan mektubunu ve bunun isnadını tedkîk eden Prof. Margoliouth diyor ki: "İslâm târihi talebesine, bir mektup için, yazılı vesikalar yerine sözlü Hadîsin tercih edilmesinin lâzım gelmesi bile sürpriz değildir.[1] İlk Hadîs m[2]
Bu zannın esas sebebi, Haddesenâ tahrîrinin yanlış anlaşılmasıdır. Şarkiyatçılar arasında, bu kelimenin her zaman sözlü rivayet ma'nâsına gelmediğini ve o günlerde eserler yerine müelliflere atıfta bulunmasının revaçta olduğunu açıklayan ilk âlîm belki da Sprenger'dir.[3]
Haddesenâ kelimesi çok geniş ma'nâda kullanılıyordu. Bir kimse üstadına bir Hadîs kitabı okuduğu zaman bu kelimeyi kullanırdı. Eğer aynı üstad, talebelerine bir kitabtan veya hafızasından okursa, bu takdirde de kelime, ilim zincirini tasvir için kullanılırdı. Ba'zı 'ulemâ, bu iki ayrı öğrenme usûlü için muhtelif ta'birler kullanmışlardır. Eğer mu'allim talebelerine okursa, o zaman talebeler o mu'ayyen Hadîsi rivayet ettikleri her defasında Haddesenâ kullanırlardı; fakat herhangi bir talebe okuyunca da, bu sefer o, Ahberanâ kelimesini kullanırdı. Bu farka, umûmî olarak, sıkı bir şekilde uyulmamamıştır.[4]
Bu kelimenin ma'nâsmı tedkîk maksadıyla eski kitablardan aşağıya birçok misâller alınmıştır. Bunlar kelimenin, Hadîs ilminde nasıl kullanıldığını göstermektedirler:
1) Buhârî, 'Amr'ın Muhammed b. Ca'fer'den, onun da Şu'be'den naklettiği bir Hadîsi rivayet etmektedir. Buhârî, bütün Hadîsi vermemekte ve kitabda bir boşluk bırakıp, üstadı 'Amr'ın "Muhammed'in kitabında bir boşluk vardır" dediğini rivayet etmektedir. [5]Fakat bütün isnâd'da, kitaba her hangi bir atıf yapılmadan hep Heddesenâ kelimesi kullanılmaktadır.
2) Yukarıdaki iki rivayet de Müslim tarafından aynı sayfada birbirini müte'âkip verilmiştir.[6] Birinci Hadîs'in isnadında, yazmadan bahis yoktur. Halbuki ikinci Hadîs, yazma fa'âliyetini açıkça beyan etmektedir. Şu halde, Haddesenâ yerine 'an kelimesi dahi kullanılmaktadır ki, ikinci kelime birincinin yanında çok düşük kalır.
3) Hz.Ömer (r.a.) , Hayber'deki arsası için bir Vakfiye yazmıştır. Bu vakfiye, yazılı bir vesika olarak rivayet edilmiş fakat rivayet sırasında 'an kelimesi kullanılmıştır.[7]
4.) el-Muğîre, Hadîsler'i yazmış ve Mu'âviye'ye göndermiştir. Bu Hadîsler Mansûr tarafından 'an kelimesi kullanılarak, 'ani'ş-Şa'bî, 'an Varrâd-ki Hadîsler'i yazan kâtibdi- ve 'anil- Mugîre diye bunların ne yazdıklarına işaret bile edilmeden rivayet edilmiştir. Aynı Hadîsler İbn Aşva' tarafından 'ani'ş-Şa'hi şeklinde ve olup bitenlerin bütün tafsilâtı verilerek rivayet edilmiştir.[8]
5) Abdullah b. Ahmed b. Hanbel bu Hadîs'i şöyle tasvir ediyor: "Babanı dedi ki: 'O zaman ben 'Abbâd'ın derslerinden rahatsız olmuştum. Bunun üzerine, Tahâmmulu'l-Hadîs diye yazmıştım.[9] Bu misâl, isnâd'da Haddesenâ kelimesi kullanılmakla beraber, Hadîslerin yazdırılarak nakledilmekte olduğunun da bir delilidir.
6) Bu, çok câlib-i dikkat bir beyândır. Bu ifâdeler, İbn Hanbel'de el-Cezerî'nin Hadîsleri'nin bir nüshasının bulunduğunu ve onları üstadı 'Abdüssamed'e okumaya gittiğini ve 'Abdüssamed'in, bir ismi kendine tashih etmesini söyleyip kendisinin de öyle yaptığını göstermektedir. [10]Bu Hadîsin ilk râvîlerinden olan 'Amr b. Şu'ayb onu kitablardan nakletmiştir. [11]Şimdi, bu Hadîs nakledilirken her safhada kitap kullanıldığı; ancak rivayet sırasında, Haddesenâ kelimesinin, kitaba atıf yapılmadan isti'mâl edildiği tezahür etmektedir.
7) Yezid, bu Hadîsi, kitabına Sabit el-Bunânî'den, onun da Enes'den yazdığını söylemektedir. Sonra Humeyd, Enes kelimesini reddetmiş ve sâdece Sâbit'i kabul etmiştir.[12] İşte bu da, yazılı bir kaynaktır: üstada okunmadan evvel istinsah edilmiş ve mu'tad Ahberenâ kelimesi ile rivayet edilmiştir.
8) Hammâm diyor ki: "Ben kitabımda Beşîr b. Nahîk'den mervî [bir Hadîs] buldum. Onun ondan olduğunu zannetmiyorum. Belki en-Nadr b. Enes'den rivayet edilmiştir". Aynı İsnâd İbn Hanbel tarafından da üç satır sonra ve aynı şüphe içinde tekrar edilmiş, fakat kitabdan bahsedilmemiştir.[13]
9) Abdurrezzâk, Yahya b. Maîn'e sâdece bir Hadîs yazmasını rica etmistir. Yahya da, hiçbir kitaba başvurmaksızın ezberden yazdırırken: "Hayır, tek bir kelime bile değil" demiştir. Hadîsleri rivayet etmek usûlü, bunların bir kitabdan yazdırılması demektir.[14] Fakat bu, Yahya'nın Hadîslerinde, o bunları rivayet ederken zikredilmemiştir.
10) Burada Haddesenâ kelimesi, üstadın talebelerine bir kitabdan okuması ma'nâsmda kullanılmıştır.[15]
11) İbn Hanbel, Vâkfden uzun bir Hadîs'i, onun el-Musannaf isimli eserinden iktibas etmektedir. O, bu kitabdan birçok Hadîsler almış; fakat belki sâdece bir defa kitaba atıfta bulunmuş, aksi halde hep müellifi zikretmiştir.[16]
12) Abdullah b. İdrîs'in kendi kitabından Yahya'ya yazdırdığını bizzat Yahya'nın kendisi bize bildirmektedir. [17] Burada kitap, Hadîsler'i yazarak rivayet etme ma'nâsmda isti'mal edilmiştir; fakat bu gaye için Haddesenâ kelimesi kullanılmıştır.
13) Tirmizî, ba'zı 'ulemânın 'Amr b. Şu'ayb'ın Hadîslerini tenkîd ettiğini yazmaktadır. Zîra o, Hadîsler'i -onların görüşüne göre- büyük babasının kitabından onun huzurunda okumadan rivayet etmiştir.[18] Burada kitab kullanılmış, fakat kitabın rivayeti için kullanılan kelime ise, 'an olmuştur.
14) Hadîsleri rivayet ederken kitab, burada da mu'tâd ıstılah Haddesenâ ile beraber kullanılmıştır.[19]
15) Müstensihin bu Hadîs'de küçük bir hatâsına rastlıyoruz. Zîra, yerine diye yazmıştır. Mu'allim onu olduğu gibi okumuştur. Mu'allimi bir talebe tashih etmek istediği zaman mu'allim, ikâzın yerinde olduğunu fakat kendisinin, kitabda yazıldığı gibi okumak mecburiyetinde kaldığını te'yid etmiştir. [20]Bu izah kitabın, rautâd ıstılah Haddesenâ ile kullanılışının bir delilidir.
16) Ebû Dâvûd, Sünen'inin muhtelif bâblarında Samure'ye 'âit [21]
17) Bu ifadelerde en-Nese'î, muallim tarafından talebelere, biri ezberden diğeri de kitabdan olmak üzere iki defa okunan bir Hadîs'in misâlini vermektedir. [22]Başka bir ihtimal bulunmasaydı, muhakkak ki o, bu tatbikattan söz etmezdi.
18) Hadîsler'i rivayet ederken 'an ıstılahı kullanılmıştır. Halbuki müellifine göre, Hadîsler Hasan'a bir kitab hâlinde intikâl ettirilmişlerdir.[23]
19) Bir Hadîs'i, Muhammed b. Mansûr, o Süfyan'dan, o da Beyân b. Bişr'den rivayet etmiştir. en-Neseî' der ki, bu Hadîs Beyân'a 'âit değildir ve belki de Süfyân 'Haddesenâ îsnân' (bana iki kişi tarafından nakledildi) dediği ve elif harfi kitabdan sakıt olduğu için neticede kelime Beyân hâline gelmiştir.[24] en-Nese'î iddi'âsını, bir başka Hadîs'le isbât etmektedir ki, o da şöyledir: "Haddesenâ Raculân.[25] Böyle bir hatâ bir kitab okunduğu veya istinsah için kullanıldığı ve kitabda da hareke ve nokta bulunmadığı zaman meydana gelebilir. Üstelik kitabtan hiçbir bahis yoktur ve rivayette, her zamanki usûl olan 'an kullanılmıştır.
20) en-Neseî'nin metinde îzah ettiği tenakuzun bir başka misâli daha vardır. Bu Hadîs üç isnâdla mervîdir ve nihâhî kaynağı Ebî Zer'dir. Fakat râvîlerden biri bunu Ubey rivayet etmiştir. En-Neseî şöyle diyor: "Doğru okuyuş Ebî Zer'dir.ve Zer kelimesi kitabdan silindiği, onun için de Ubey şeklinde okunduğıu anlaşılmaktadır.[26]
21) İbnü'l- Mübârek'den bahseden Ahmed b. Hanbel onun Hadîsler'i kitap şeklinde rivayet ettiğini söylemektedir.[27] Fakat biz, onun adına rivayet edilen Hadîsler'e bakarsak, kitaba atıf yapıldığını hiçbir zaman göremeyiz.
22) İbn Hanbel, Şu'be'nin Bağdad'da okumuş olduğunu beyân etmektedir. Derslerde yazan dört talebe vardır. Onlardan biri Âdem b. 'Abdurrahmân'dı. Sorulduğu zaman Âdem, bu beyânı tasdîk etti ve çok hızlı yazdığını söyledi. Ayrıca şunları da ilâve etti: "Ben yazar, halk benden istinsah ederdi. Şube Bağdad'a geldi. Kırk ders'de Hadîsler'i rivayet etti... Ben onların yirmisine iştirak ettim. İki bin Hadîs istima' ettim ve yirmi dersi de kaçırdım.[28] Bu ifâdelerde Âdem, Hadîsler'i yazdırılmak suretiyle almasına ve onları yazmış bulunmasına rağmen, istima' (işitme) kelimesini kullanmaktadır. Bundan dolayı Haddesenâ kelimesi, tablonun yarısını gözler önüne getirmiş bulunmaktadır.
23) Zuheyr b. Mu'âviye, ne zaman mu'alliminden bir Hadîs'i iki defa duysa 'bitmiş bir hemen yazardı.[29]
Şimdi, bu çeşit iki misâl daha vardır.
24) Mâlik b. Enes'in Muvatta'sı meşhur bir eserdir. Kitab, bizzat müellifi tarafından isimlendirilmiştir. Habuki, ilk eserlerin çoğunda serlevhalar yoktu; sâdece tedvin edenlerin, meselâ 'Urve'nin kitabı, Katâde'-nin kitabı v.s. gibi isimler vardı.
İlk kitabların müellifleri, Muvatta' 'daki ma'lûmâtı eserin adından bahsetmeden ve sâdece Mâlik'e atıf yaparak bolca kullanmışlardır. Aşağıdaki şema, deniz suyu ile abdest alınması hakkındaki bir Hadîsin Mu-vatta'dan nasıl alındığını ve ilk Hadîs kitaplarına nasıl iktibas edildiğini gösteren bir misâldir:
1. Haddesenî Yahya 'An Mâlik 'An Safvân.[30]
2. Haddesenâ b. Mesleme 'An Mâlik 'An Safvân.[31]
3. Ahberenâ Kuteybe 'An Mâlik 'An SafVân.[32]
4. Ahberenâ M. b. el-Mübârek 'An Mâlik 'An Safvân..[33]
5. Haddesenâ Hişâm Sena Mâlik Haddesenî SafVân.[34]
6. Haddesenâ Kuteybe 'An Mâlik.
7. Haddesenâ Ma'n Haddesenâ Mâlik 'An Safvân.[35]
8. Haddesenâ Ebû Seleme Haddesenâ Mâlik 'An SafVân. [36]Yukardaki bütün hallerde Hadîsler, şifahen değil fakat kitabdan ve
sâdece müellife atıf yapılarak rivayet edilmişlerdir.
25) İbn İshâk'ın el-Magâzî isimli eseri meşhur bir kitabdır. Kitab, bizzat müellifi tarafından tahrîr ve tesmiye edilmiştir. Sonra da, İbn İshâk'ın muhtelif talebeleri tarafından rivayet edilmiştir.[37]
Şimdi İbn Hişâm'ın satırlarını Muhammed b. Seleme'ninki[38] ile mukayese edelim (bk. Zeyl No: IV),
îsnâd'daki esaslı değişiklik hâriç, şurada burada, bir eserin her zaman iki yazması arasında görülebilen çok küçük farklılıklar vardır. îsnâd ise şöyledir: 'Abdullah b. el-Hasan el-Harrânî en-Nüfeylî, Muhammed b. Seleme İbn İshâk. Târih, bu yazma eserin el-Hatîbü'1-Bağdâdî'ye okunduğu H. 454 senesine kadar geri gitmektedir.
Böyle hacimli bir kitabın beş asır şifahen rivayet edildiğini ve talebelerin onu yazmak yerine ezberlemek mecburiyetinde kaldığını tasavvur etmek inanılır bir iddi'a değildir.
Binâenaleyh herhangi bir isnâd'da Haddesenâ, Ahberenâ, An v.b. gibi ıstılahlar varsa bu, Hadîsler mutlaka şifahen rivayet edilmiş ve hiçbir kitab kullanılmamıştır ma'nâsına gelmez. Gerçekten o, sâdece o zaman vesikaların değerlendirilişinde câri olan usûlü gösterir. Bu usûl ise, ya bir kitabdan yâhud da yazılı bir kaynaktan istinsah etmekden ibaretti.
Hülâsa, Haddesenâ, Ahberenâ, ve 'An vb. gibi ıstılahlar, sâdece zamanın mevcut vesîkalandırma usûllerim göstermek için kullanılmıştır. Bu usûllerin birçok şekilleri vardı. Meselâ:
1. Yazılı bir vesikadan istinsah etme;
2. İmlâ ettirme suretiyle yazılı bir kaynaktan yazma;
3. Mu'allimin yazılı bir vesikayı okuması;
4. Talebenin yazılı bir belgeyi okuması;
5. Bir vesikanın şifahen rivayeti ve talebeler tarafından kaydedilmesi;
6. Bir vesikanın şifahî olarak rivayeti ve onun talebelerce semâ! olarak kabul edilmesi gibi.
Bütün bu usûller arasında tek müşterek nokta, Şeyhin talebelere haberi kullanma müsâ'adesi vermesidir. Malzemeyi müsâ'adesiz kullananlara Sâriku'l-Hadîs [Hadîs Hırsızı] denmektedir.[39]
Hadîslerin Çok Sayıda Oluşu Meselesi
Hadîs tahsili mevzuatındaki faaliyetlerin kısa bir îzâhını III. Bölüm'de görmüştük.
es-Sevrî, İbnü'l- Mübarek ve ez-Zührî gibi Muhaddislerin kendilerinden Hadîs yazdığı yüzlerce mu'allime atıflar vardır. Tabakât kitabların-da mümtaz 'ulemânın uzun bir talebe ve mu'allim listesine rastlıyoruz. ez-Zührî'nin en az elli talebesi mevcuttu. Bunlar biriktirdikleri yazılı malzemeyi ondan temin etmişlerdi.[40] Eğer bunlardan her biri ondan ortalama olarak beş yüz Hadîs yazmış olsa bu sayı 25.000 eder. Eğer bir adım daha ileri gider ve meselâ ez-Zührî'nin her talebesinin sadece iki veya üç talebesi bulunduğunu farzedersek, o vakit Hadîslerin bu sayısı ikinci asrın sonunda takriben 75.000'e, Buhârî ve mu'âsırl arının zamanında ise yüz binlere yükselmiş olur.
Birkaç bin Hadîsin sayısı, böylece üçüncü asrın ortasında, hemen hemen çeyrek milyona yaklaşmış bulunuyordu.
İbn Hanbel'in beyânına göre, 7.000.000 Hadîs sahîhdir. Ebû Zur'a, bunların 6.000.000'unu ezberlemişti.[41]
Buhârî, bir araya getirdiği Hadîslerini altı yüz bin Hadîs arasından seçtiğini söylemiştir[42]
Buhârî'nin Sahîh'i, tekrarlar dâhil 7.397, tekrarsız ise 2602 Hadîs ihtiva etmektedir.[43]
Sihâh ve öteki müdevvenâtta mevcud Hadîslerin hakikî sayısı, yu-arıda zikredilenlerin sâdece cüzî bir bölümünden ibarettir. Bu, şaşırtıcı ır nusustur. Onun için birçok "bilgin" tereddüde düşmüş ve son derece hayal kırıcı hükümler elde etmiştir. Guillaume şöyle diyor: "Buhârî'nin hal tercemesini yazanın beyânına göre o, malzemesini 600.000'den fazla Hadîs arasından seçmiştir. Muhtelif başlıklar altına dâhil edilmiş bulunan tekrarları çıkarırsak, Buhârî, bu büyük sayıdaki sahte ve şüpheli rivayetleri 3000 Hadîsin altına indirmiştir. Diğer bir ifâdeyle, onun zamanında mütedâvil olan her 200 Hadîs'den hemen hemen biri onun kontrolünden geçmiştir.[44]
Mes'ele: a) Hadîs'den ve b) bunların mu'azzam mikdârdaki sayısı meydana getirdikleri te'sirden ibaret bulunmaktadır.
a) Bazı Muhaddisler'in beyânına göre Hadîs, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in söylediği sözler, yaptığı fi'iller ve tasvîb ettiği ef âl ma'nâsma gelirken,[45] diğerlerinin ta'rîfine göre de o, Rasûlullâh (s.a.v.)'in ve aynı zamanda Ashab-ı Kiram ile Tabibin sözleri, fiilleri, hukukî kararları ve tasviplerinden meydana gelmektedir.[46]
b. Hadîslerin sayısının çok oluşuna gelince, rivayetin her isnâd zinciri müstakil bir Hadîs sayılmıştır. 'Abdurrahmân b. Mehdî (v.198) şöyle diyor: "Benim nezdimde, el-Mugîre'nin Hz. Peygamber(s.a.v.)'den el-mesh 'ale'l-Huffeyn' hakkında rivayet ettiği onüç Hadîs vardır.[47] el-Mugîre'nin Rasûlullâh (s.a.v.)'in sâdece tek bir fiil veya 'âdetini rivayet ettiği gayet açıktır. Bu amelin kaç defa tekrar edilmiş olması mühim değildir. Onun için o, tek bir ameldir. Aynı amel, 'Abdurrahmân b. Meh-dî'ye onüç isnadla rivayet edildiğinden, o bunları onuç Hadîs saymıştır.
Hadîs ilmi bakımından Hicrî ilk dört asır bir altın devirdir. Bu devirde râvî sayısı mu'azzam bir şekilde artmıştır. İbn Huzeyme (v.311), bir bâbda, Hz. 'Âişe (r.a.h)'nin elbise temizliğine dâir olan tek bir hareketi hakkındaki bir Hadîs için takriben otuz isnad vermektedir.[48] Bu arada, ona mâ'lum olmayan daha başka birçok rivayet zincirlerinin bulunabileceği de zahirdir. Müslim b. el-Haccâc(v.261) mu'ayyen hususlarda mübâhese ettiği ve bilhassa ba'zı râvîler hatâ yaptığı zaman namütenahi râvî adı zikretmektedir. Meselâ o, İbn 'Abbas'ın tek bir vak'ası ve onun teheccüd namazı hakkında tam on üç Hadîs vermektedir. Namazda o, Rasûlullâh (s.a.v.)'in solunda durmuş ve sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) onu sağına çekmiştir. Yezîd b. Ebî Ziyâd, İbn 'Abbas'ın, Rasûlullâh (s a.vj'ın sağında durduğunu, fakat sonra sol tarafına yerleştirildiğini Kureyb'den rivayet etmiştir. Müslim bu Hadisede, onüç Hadîs meydana getiren onüç isnâd zikretmekte ve Yezîd'in beyanını nakzetmektedir. [49]Bundan başka, bütün isnadı ve kendi zamanına kadar olan inkişafını da vermemektedir. Daha ziyâde, yaklaşık H. 130 târihine kadar olan isnâdlar'm tafsilâtı üzerinde durmaktadır. Eğer o, kendi zamanında gelişen tam teferruatlı bir isnâd verseydi, o vakit Hadîsler'in sayısı en az elliye yükselirdi.
İsnadın üçüncü asırda büyüme ve gelişmesi
Her Hadîs'i yüz isnadla elde ettiklerini ileri süren bazı Muhaddisler vardır. [50]Diğer birçoğu da her Hadîsi yirmi veya otuz isnâd'dan yazmıştır.[51] Şu halde biz şimdi, Hadîsler'in hakîkî sayısının, beyan edildiği gibi 600.000 olduğu hükmüne varabiliriz. Diğer bir husus da; bu sayıya sâdece, Hz. Peygamber (sav)'in saf Hadîsleri'nin değil, fakat aynı zamanda Sahabe ve Tâbi'in'in söz ve hukukî ictihadlan ile kanâ'atlerinin de dâhil olmasıdır. Zîra "Hadîs" kelimesi, bazı ulemânın ıstılahında bütün bu mevzu ve meseleleri kapsamaktadır.
Hadîslerin Hakikî Sayısı:
Sahîh Hadîslerin tam sayısı ne kadardır? Bu, tam ma'nâsıyla bilinmiyor. Fakat Süfyânü's-Sevrî, Şulse, Yahya el-Kattân, 'Abdurrahmân el-Mehdî ve İbn Hanbel'e göre sadece 4000 sahîh Hadîs vardır.[52] Bu kanâ'atin neden böyle olduğunu anlamak zordur. Gîlânî, el-Hâkim en-Nisâbûrî'den rivayet eden Tâhir el-Cezâ'irî'ye dayanan ifâdesinde sahîh Hadîslerin 10.000'den az olduğu görüşündedir.[53] Bu, el-Hakîm'in tavrını tamamen yanlış tefsir etmek demektir. Onun tahminine göre el-Buhârî ve Müslim b. el-Haccâc'ın koyduğu şartlara uygun olarak rivayet edilmiş birinci sınıf sahîh Hadîslerin sayısı 10.000'den az değildir. Yine bizzat el-Hâkim, bu rakama şöyle muhalefet etmektedir: HHz. Peygamber (s.a.v.)'-den, kendisi ile yirmi seneyi mütecaviz bir zaman beraber yaşamış olan 4000 Sahabe Hadîs rivayet ederse, O'nun Hadîslerinin 10.000'i bulmadığı nasıl söylenebilir?.[54]
İbn Hanbel'in Müsned'inin 40.000 Hadîs'i ihtiva etmiş olduğu mervîdir. Tekrarlar çıkarılınca bu rakam 30.000'dir16. Fakat bu mevzu'da bugüne kadar hiçbir tedkîk yapılmış değildir.
el-Buhâri, Sahîh'i ve Diğer Hadîsler:[55]
el-Buhârî, Sahîh'ine almadığı Hadîsler'in ne mevzu've ne de gayr-i sahih olduklarını iddi'a etmemiştir.
Aksine: "Ben, eserim olan el-Câmî'ye sâdece sahîh Hadîsler'i dâhil ettim. Lüzumsuz yere uzatmamak için birçok sahîh Hadîs'i de hâriç bıraktım[56] demiştir. Onun bütün sahîh Hadîsler'i toplamak diye bir niyeti yoktu. Sadece şeyhi İshâk b. Râhaveyh'in arzusu istikâmetinde bir Hadîs el kitabı hazılamak istemiştir; [57]Onun faaliyet ve niyeti, eserinin şu serlevhasından açıkça anlaşılmaktadır: "el-CâmV, el-Müsned, es-Sahîh, el-Muhtasar, min Umûri Rasûlillâh ve Sünenihî ve eyyâmihi. [58]el-Muhtasar lıülâsa edilmiş' kelimesinin bizzat kendisi, el-Buhârî'nin mufassal bir tedvîn için teşebbüse geçmediğini açıkça îzah eder.
Şimdi gayet sarihtir ki, Muhaddisler, Hadîslerin sayısı hakkında yüksek rakamlar verdikleri zaman, rivayetlerinin me'haz ve isnâdlarını kasdetmiş olmaktadırlar; yoksa Hadîsler'in hakîkî sayısını değil. Lâkin onlar, "ez-Zührî'nin 1000 Hadîsi veya el-Kasım'm 200 Hadîs'i vardır" dedikleri zaman, büyük bir ihtimalle, Hadîs'i mevzu olarak kastedmekte, onu isnadına göre saymamaktadırlar.
"Gayr-i Sahîh" Yanlış Beyan mı Demektir?
Muhaddisler, evvelâ isnâd'ı tahkik etmekte ve eğer o kusurlu ise, mevzu'unu incelemeden Hadîs'e zayıf demektedirler. [59]Çünkü onların ölçülerine göre bir Hadîs'in hem isnad hem de metni kusursuz olmadıkça Sahîh olamaz.
Bâtıl bir isnâd'la olan sahîh bir mese'le bâtıldır. Bu durum, III. i'den açıkça anlaşılmaktadır. Bişr b. Hüseyin'in Zekeriyâ b. 'Adîye da-arak, onun Mâlik b. Enes'den, onun da Hz. Peygamber (s.a.v.)'den âVet ettiği bir Hadîs mecmu'ası olan bu Zeyl'e, aynı mecmu'anm he-hemen dörtte biri Buhârî ve Müslim'in Sa/ti/tlerinde yer almış ve Sahih kabul edilmiş olmasına rağmen, sahtedir denmiştir. Bu mec-'adakileri ihmâl etmenin tek sebebi, Zekeriyâ'mn bütün bu Hadîsleri Enes'den duymamış ve onların Enes'e yanlışlıkla izafe edilmiş olmasıdır. Binâenaleyh eğer ulema, 200.000 Hadîs sahîh değildir dediyse, bu, onlar uydurmadır ma'nâsına gelmez. Bunun yegâne ma'nâsı, metnin mevzu'u ister doğru ister yanlış olsun, sâdece isnâdlar tedkîk edilmiştir demektir.[60]
Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 259-263.
[1] Margoliouth, "Omar's instruction to the Kadi", J.RA.S., 1910, s. 308
[2] Bk. Hakim M. Şâfî*, Tercüman'da zikredildiği üzere Risale no. Lahor 1961. s. 267. Mingana çok zorlanmış fikirlere sahiptir. Ona göre Reva ve Haddesenâ v.s. gibi kelimeler sâdece sözlü rivayeti anlatırlar; ve şöyle diyor: "Fakat benim bildiğime nazaran hiçbir fakîh, hiçbir zaman râvüerin Önünde bulunan yazılı vesikalara işaret etmemiştir", bk.: Mingana, "an important manuscript of Bukhârî", s. 21. Bundan dolayı İbn Hallikân, Ebû Zeyd el- Mervezî hakkında iö* diye yazdığı zaman Mingana bunu " ve o sözlü olarak Öğretti" diye tercüme etmiştir; age, 24. Mumaileyh, Haddese kelimesinin kendine mahsus ma'nâsı üzerinde durarak Buhâri metninin dördüncü asır sonunda çok geç bir târihte yazıldığını zannetmektedir, a.g.e. 22-3
[3] Sprenger, "On the Origin and Progress of Writing Down Historical Facts among the Musalmans", J.R.A.B. 1850,s. 109
[4] Tafsilât için bk.: Kavâ'idü't-Tahdîs, 207-8; veya herhangi bir aynı çeşit kitaba bakınız.
[5] Buhârî, "Edeb", 14, (cild, IV, 112-3)
[6] Müslim, "Buyu"1, (s. 1181).
[7] Müslim, "Vasiye", (s. 1255)
[8] Müslim. "Ahdiye", (s.1341).
[9] Hanbel, II, 14.
[10] Hanbel, II, 184.
[11] Yukarıya bk., Amr b. Şu'ayb [s. 61].
[12] Hanbel, III, 243.
[13] Hanbel, II, 306.
[14] Hanbel, III, 297.
[15] Hanbel, V, 10.
[16] Hanbel, I, 308.
[17] Hanbel, I, 418.
[18] Tirmizî, I, 43.
[19] İbnMâce, s.801, Hadîs, No. 2397.
[20] Ebû Dâvud, 1,106.
[21] Ebû Dâvud, I. 182; 353, II, 128.
[22] Neseî',1,45.
[23] Neseî',I, 205.
[24] Neseî1,1, 329.
[25] Neseî1,1, 329.
[26] Nesef, I, 329.
[27] İbn Hacer, Tehzîb., V, 384.
[28] Râzî, I, I, 268.
[29] Ca'd,351;/m/â, 9.
[30] Mâlik, "Taharet", 12.
[31] Ebû Dâvud, "Taharet", 41.
[32] Nesef, "Taharet", Al.
[33] Dârimî, I, 186.
[34] İbn Mâce, I, 136.
[35] Tirmizî, "Taharet", 52.
[36] Hanbel, II, 362.
[37] Bu eserin en az 15 ayrı nüshası vardı. Bk. Guillaume, The Life of Muhammad, giriş, s. XXX.
[38] İbn Seleme'nin nüshası için bk. Râzî, II, I, 169; Kâmil, II, 27a; Mîzân, II, 192; Bağdadî, VI, 179; Tehzîb., 153-4; IX, 129.
[39] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 265-272.
[40] Yukarıya blc ez-Zührî, üçüncü bölüm 202; ve 346-64.
[41] Medhal, 13.
[42] Bağdadî, II, 8, 14. Diğer Muhaddisler de ezberledikleri veya yazdıkları Hadîsler hakkında büyük rakamlar vermektedirler. Meseleyi aydınlatmak için biz sadece Buhârî üzerinde durduk.
[43] İbn, Hacer, Hedyü's-Sâri, es-Sibât tarafından Sünnet, 8.501'de zikredilmiştir.
[44] Guillaume, islâm, 91; aynı iddi'a şuralarda da vardır: Ahmed Emin, Fecrül-İslâm,2U-12; Muir, Mahomet, XXXVII; keza bk. J. Robson, "Tradition in islâm", M. W, cild, XLI, s. 101-2; Nicholson, A Literary History of the Arabs, s.146; Gibb, Mohammedanism, 79; Haikal, Hayâtu Muhammed, s.49.
[45] Tehânevî, Keşşaf, 279; Kasımı, et-Tahdîs, 61; Süyûtî, Elfiye, 3; Subhî, Mustalah&t, 3; Sahâvî, Mugîs, 4.
[46] Cürcânî, Risale, I; bk. Tehânevî, Keşşaf, 279; Süyûtî, Tedrib, et-Tîbî, 6'dan naklediyor; Sahâvî, Mugîs, 12 "mütekaddimîn onlara Hadîs dedi"; Gîlânî, Tedvin, 62; bu Kelimenin Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sözleri dışındaki eski kullanışları için bk.: Hasan b. 'Imâre'nin ez-Zührî ile müzâkeresi, islâm, V, 149.
[47] Râzî, Mukaddime, 261.
[48] Bk. V. Zeyl, İbn Huzeyme'nin Sahihi'nin yazmasının fotokopisinde, sayfa numarası bu mevzua işaret etmektedir.
[49] Müslim, Temyiz, varak, 6b-7a; daha fazla misâl için bk. va. 10a, 11 isnâd; va. llb, 17 isnâd; bu isnâdlar, bir asır sonra yaşayan Müslim'in zamanında değil, ikinci Hicrî asrın ortalarında ve tekâmül ettikleri
sırada tezahür etmektedirler.
[50] Sibâ'i, Sünnet, 224, İbrahim b. Sa'îd el-Cevherî'nin Tânîbü'l-Hatîb'deki sözlerini naklediyor.
[51] Medhal, 9; ez-Zührî'nin kitabını en az 50 talebenin rivayet etmiş olması gayet mümkündür, şu halde onun Hadîsleri 25 sene zarfında 30 veya 40 defa çoğaltılmış olabilir, keza bk.: Mecrûhîn, 10a; Cami' 165a; Mîzân, I, 35.
[52] Reşîd, İbn Mâce, 164, el-Emîr el-San'ânî'den iktibas ediyor.
[53] Gîlânî, Tedvin, 66-67.
[54] Medhal, 11-12.
[55] Şâkir, Suyûtî'nin Blfîye'si üzerine yaptığı şerh, s.218-222. Şâkir, ilk 'ulemânın 30.000 ilâ 40.000 olduğunu düşündüklerini söylemektedir; ve belki de birinci rakam tekrarsız Hadîsleri göstermektedir. Tekrarların takribi sayısı için aşağıda Arapça Kısmı'na bakınız.
[56] Bâcî, 9b; keza İbn Hacer, Hedyü's-Sârî, I,18; Bağdadî., II, 8-9.
[57] İbn Hacer, age, 18; Bağdadî., II, 8.
[58] İbnü's-Salâh, 'Ulûmu'l-Hadts, 24-5.
[59] İsnâd tenkidciliğinin ehemmiyet ve önceliği için bk. Robson, "Material Tradition", M. W, cild, XLI, s, 166; Guillaume, 55.
[60] Prof. Dr. Muhammed Mustafa, el-A’zami, İlk Devir Hadîs Edebiyâtı, İz Yayınları: 273-277.
İslami Okul Okulların En Önemlisi