Hadis - L - Hadisterimlerisozlugu
L
Lâ Ahade Esbetu Minhu:
Lâ A'rifu Lehu Aslen
Lâ A'rifu Lehu Nazîrun Fid-Dünyâ
Lâ A'rifuhu
Lâ A'rifuhu Bi-Hâze'l-Lafz
Lâ Asle Lehu
Lâ Asle Lehu Bi-Haze'l-Lafz
Lâ Be’se Bihî
Lâ ... İlâ
Lâ Şey'
Lâ Tehillu Kitâbetü Hadîsihî
La Tehillu'r-Rivâye Anhu
La Yesbut
Lâ Yesbut Fıhı Şey
Lâ Yesıhhu
Lâ Yuhteccu Bihî
Lâ Yuktebu Hadîsuhû
Lâ Yu'lemu Men Ahrecehu Ve La
İsnaduhu
Lâ Yu’rafu Lehu Aslun
Lâ Yusâvî Şey'en
Lâ Yus'elu An Mislihî
Lâ Yus'elu Anhu
Lâ Yutâbâ' Alâ Hadîsihî
Lâ Yu'teberu Bihi
Yu'teberu Bi-Hadîsihî
Lafzen Mütevâtir
Lafzen Rivayet
Lafzı Tevatür
Lahak
Lahn
Lakab
Lehû Ahâdîs Menâkîr
Lehû Belâya
Lehû Evham
Lehû Mâ Yunker
Lehû Menâkîr
Lehû Suhbe
Lem A'rifhu
Lem Ecid Lehu Aslen
Lem Ecidhu
Lem Ecidhu Hâkezâ
Lem Ekıf Aleyhi
Lem Ekıf Lehu Alâ Asl
Lem Erahu Bı-Haze'l-Lafz
Lem Yerid Fîhi Şey
Lem Yervihi İllâ Fulan An Fulân
Lem Yesbut
Lem Yesıhh
Lem Yuced Lehu Asl
Lem Yutâbâ Aleyhi
Leyse Bi-Ba'îd Mine's-Savâb
Leyse Bi-Hucce
Leyse Bi-Kaviyy
Leyse Bi Me’mûn
Leyse Bi-Merdiyy
Leyse Bi-Sâbit
Leyse Bi-Sahîh
Leyse Bi-Sika
Leyse Bi-Şey
Leyse Bi-Umde
Leyse Bi-Zâke
Leyse Bi-Zâke'l-Kavî
Leyse Bi-Zalik
Leyse Bihî Be'sun
Leyse Bi'l-Metîn
Leyse Bi's-Sika
Leyse Lehu Aslun
Leyyinu'l-Hadîs
Leyyinun
Li'd-Da'fi Ma Huve
Lika
L
Lâ Ahade Esbetu Minhu:
“Ondan daha sağlamı yoktur” manasında ravilerin ta'dilinde kullanılan
lafızlarındandır. Tadilde mübalağaya delâlet eden lafızlardan sonra gelir ve
ta'dilin birinci derecesine delâlet eder.
Bu ve benzeri lafızlarla adaletli olduğuna hükmedilen ravi, her bakımdan
güvenilir bir kimsedir.
Lâ A'rifu Lehu Aslen:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lâ A'rifu Lehu Nazîrun Fid-Dünyâ:
“Dünyada bir benzeri olduğunu bilmiyorum” manasına gelen bu tabir bazı âlimlerce
ta'dil lafzı olarak kullanılmıştır. En çok kullanılan lafızlardan olmadığından
mertebesi hakkında bir şey söyleme imkânı yoktur.
Lâ A'rifuhu:
Bu hadisi bilmiyorum demektir. Mevzu hadisleri değerlendirme şekillerinden
biridir. Hadis İlminde yüksek dereceleri almış, hadisleri iyi bilen bir alimin
bir hadis hakkında “bu hadisi bilmiyorum” demesi kendisine başka katılan olmasa
bile o hadisin mevzu olduğuna hükmetmeye kâfidir. Bu konuda İbn
Haceri'l-Askalânî şöyle demiştir: “Hadislere vakıf tenkitçi bir hafız muhaddis
herhangi bir hadis hakkında “Bu hadisi bilmiyorum” derse bu, o hadisin hadis
olmadığına hamledilir.” 590
Bununla birlikte bir âlimin bütün hadisleri bilmesi mümkün değildir. Nitekim
rivayete göre Ebu Hâzim, meşhur hadis imamı ez-Zuhrî'nin yanında bir hadis
rivayet eder. O,
“bu hadisi bilmiyorum” der. Bunun üzerine
“Hz. Peygamber (s.a.s)'in bütün hadislerini ezberledin mi? diye sorulur.
Ez-Zuhrî bu soruya “hayır” cevabını verir. Soruyu soran
“Yarısını biliyormusun?” diye sorunca da
“Umarım biliyorum” der. Soru sahibi
“Öyleyse der; bunu da bilmediğin o yandan say.” ez-Zuhrî çapında bir âlimin
bilmediği hadis olunca diğerlerinin bilmedikleri de olabilir düşüncesi ile İbn
Hacer'in bu görüşüne itiraz edilmiştir. es-Suyütî güzel bir izahla İbn Hacer'n
görüşünü savunarak şunları söylemiştir:
“Bu, hadislerin kitaplarda toplanmasından önce idi; zira o zamanlar hafız
derecesindeki muhaddislerin bilmedikleri hadisler bazı ravilerin mahfuzu
bulunuyordu. Ancak hadislerin tedvin ve kitaplara dercedilmesinden sonra hadis
âlimlerinin başkaları tarafından irad edilen hadisleri bilmemesine imkân
kalmamıştır.” 591
Mevzu hadisleri değerlendirmede ayrıca aynı manaya gelen, lem a'rif
(bilmiyorum), la a'rifuhû bi-hâze’l-lafz (Bu lafızla bilmiyorum), lem ekıf
aleyhi (vakıf olmadım), Lâ A'rifu lehu aslen (aslını bilmiyorum), lem ecid lehu
aslen (aslını bulamadım), Lem ekıf lehu alâ aslin (aslına vakıf olamadım), lem
erahu bi-haze'1-lafzi (bu lafızla görmedim, bilmiyorum) , lem ecidhu (hadisler
arasında aslını bulamadım), lem yerid fîhi şey'un (bu konuda hiçbir şey varid
olmadı), la men ahrecehe ve lâ isnaduhu (ne rivayet edeni biliniyor; ne de
isnadı) tabirleri de kullanılır.
Lâ A'rifuhu Bi-Hâze'l-Lafz:
Bk. La A'rifuhû.
Lâ Asle Lehu:
“Aslı yoktur” manasına gelen bu tabir mevzu hadisler hakkında verilen
hükümlerdendir. Bu tabirle nitelenen mevzu hadisin, nakledildiği herhangi bir
isnadı yoktur, es-Suyûti'nin kaydettiğine göre hadis imamları la asle lehu veya
aynı manada leyse lehu aslun dedikleri hadisin isnadı yoktur. İsnadı olmayan
hadis ise hadis olarak hiçbir kıymet ifade etmez. Hz. Peygamber (s.a.s)'in
hadislerini nakilde itimad sadece sahih isnadlarla rivayet edilenleredir. İsnadı
olmayan hadisin sıhhati de olmaz.
Mevzu hadisleri değerlendirmede ayrıca aynı manada la asle lehu bi-hâze'1-lafzi
(bu lafızla aslı yoktur), Leyse lehu aslun (aslı yoktur), la yu'rafu lehu aslun
(aslı bilinmiyor), lem yuced lehu aslun Lem yûced (bulunmadı) aslı bulunamadı),
tabirleri kullanılır.
Lâ Asle Lehu Bi-Haze'l-Lafz:
Bk. Lâ Asle Lehu.
Lâ Be’se Bihî:
“Zararsız, zararı yok” manasına ta'dil lafızlarındandır. İbn Ebi Hatim'İn
tertibine göre ikinci, ez-Zehebı'nin tertibine göre üçüncü, İbn
Haceri'l-Askalaninin tertibine göre ise dördüncü mertebeye aelalet eder. 592
İbn Ebî Hâtim'e göre bu ve benzeri ifadelerle adaletine hükmedilen râvinin
hadisi
yazılır ve gözden geçirilir. 593 İbnu’s-Salâh da İbn Ebi Hâtim'in görüşüne
katılarak şöyle der:
İbn Ebî Hatim “Hakkında lâ be'se bihi denen râvinin hadisleri yazılır ve gözden
geçirilir” derken haklıdır; zira ta'dilin ikinci mertebesine delalet eden
lafızlar, râvinin zabt şartına işaret etmezler. Bu yüzden hadisleri râvinin
zabtının açığa çıkması için gözden geçirilir.” 594
Diğer taraftan la be'se bihi lafzı Yahya b. Maîn'in bir ifadesi dikkate
alınırsa, râvinin sika olduğuna delâlet eder. Rivayete göre Ebu Hayseme bu
tanınmış cerh ve ta'dil alimine
“Fulânun leyse bihi be'sun (Falan râvi la be'se bihdir); Fulan ise zayftır
diyorsun? Bu sözlerinden maksadın nedir?” diye sorar. Alimimiz şu cevabı verir.
“Biri hakkında la be'se bihi dersem o sikadır. Da'if dersem bilki sika değildir.
Hadisleri yazılmaz.” 595
Yahya b. Ma'în'in bu sözü üzerine sika lafzı ile la be'se bihi lafzının aynı
seviyede ta'dile delâlet edip etmediği üzerinde münakaşalar olmuştur.
İbnu's-Salâh'a göre Yahya b. Ma'inin sonradan İbn Ebi Hâtim'in tertibinde
birinci mertebede bulunan ta'dil lafzı sika ile ikinci mertebedeki lâ be'se bihî
lafzını bir manada kullanması kendisine has bir ıstılahtır. 596El-Irakî de
İbnu's-Salâh'a katılır ve Yahya b. Ma'în iki lafzı bir gösterecek şekilde “Leyse
bihi be'sun” dediğim, “sikadır” dediğim gibidir dememiş, sadece “biri hakkında
“la be'se bin” dersem o sikadır.” demiştir. Sikanın ise mertebeleri vardır.
Mutlak olarak sikaya delâlette her iki lafız müşterektir. Bununla beraber sika
lafzı ile râvinin mevsukiyetinin ifadesi la be'se bihle ifadesinden daha yüksek
derecededir, İbn Mehdî'nin “Haddesena Ebu Halde” dediğinde “sika mıydı?” diye
sorulması üzerine “saduktu, me’ınundu, hayırlıydı, fakat sika Şu'be ve Sufyandı”
cevabını vermesi de buna delâlet eder. Aynı şekilde el-Mervezî, Ahmed b.
Hanbel'e “Abdulvehhab b. Atâ sika mıdır” diye sormuş o da
“Sika kimdir biliyor musun? Sadece Yahya b. Sa'îd el-Kattandır” cevabını
vermiştir. 597Şu hale göre Yahya b. Ma'in bahse konu sözüyle sika ve la be'se
bih lafızlarının birbirine denk olduğunu belirtmiştir. 598
La be'se bihi ta'dil lafzı yerine bazı âlimler leyse bihî be'sun lafzını
kullanmışlardır.
Lâ ... İlâ:
Biri olumsuzluk; diğeri -e, -a manasına iki edattır. Hadis Usulü ilminde hadis
yazma kaideleri arasında yanlışlıkla fazladan yazılan kelime veya cümleleri
işaretlemek için kullanılan işaretlerdendir. Lâ, yanlış yazılan kısmın başına;
ilâ, bittiği yere konur.
Aynı harfler, arasındaki ibarenin bir nüshada bulunup diğerinde bulunmadığına
işaret etmekte de kullanılmıştır.
Yanlışlıkla fazladan yazılan kısmı işaretlemek üzere min... ilâ işaretini
kullananlar da olmuştur.
Lâ Şey':
“Bir şey değil; bir işe yaramaz” manasına bir tabir olup cerh lafızlarındandır.
Fazlaca kullanılmayan bir cerh lafzı olduğundan derecesi kesinlikle tayin
edilmiş değildir. Bununla birlikte bazı alimler üçüncü derece cerh lafızlarından
olduğunu söylemişlerdir. Bu hükümle cerhedilen ravi metruk sayılır. Hadisi
terkedilir.
Lâ Tehillu Kitâbetü Hadîsihî:
“Hadisinin yazılması helâl değildir” manasına, bazı âlimlerce kullanılmış cerh
lafızlarındandır. Çok kullanılmadığından kesin derecesi belli değildir.
es-Sehâvî'ye göre lâ şey lafzıyla aynı mertebededir.
La Tehillu'r-Rivâye Anhu:
“Ondan rivayet helal olmaz” demektir. Bazı âlimlere göre lâ tehillu kitâbetu
hadîsihî lafzı gibidir ve lâ şey lafzıyla aynı mertebede cerhe delâlet eder.
La Yesbut:
“Sabit değildir” demek olup bir rivayetin Hz. Peygamber (s.a.s)'e ait olduğu
sabit olmamıştır manasına mevzu olduğunu belirtir.
Aynı manada ve yerde lem yesbut ve leyse bi-sâbit tabirleri de kullanılmıştır.
Lâ Yesbut Fıhı Şey:
“Konuya dair hiçbir şey sabit olmamıştır” manasınadır. Mevzu hadisler veya zayıf
ravilerle ilgili kaynak eserlerde bir rivayetin hükmünü bildirdikten sonra o
rivayetin ait olduğu konuda Hz. Peygamber (s.a.s)'den hiçbir hadisin sabit
olmadığını belirtmek üzere kullanılmıştır.
Lâ Yesıhhu:
Sahih değildir demektir. Terim olarak hadisin zayıf veya mevzu olduğunu ifade
etmekte kullanılmıştır. Zayıf raviler (du'afâ) ve mevzu hadislerle ilgili
kaynaklarda kullanılmışsa bu takdirde rivayetin mevzu olduğunu gösterir. Ahkâm
hadislerine alt bir kaynakta kullanıldığı zaman rivayetin terim manasıyla sahih
derecesinde olmadığını ifade eder.
Aynı yerde, aynı manaya gelen lem yesıhh ve leyse bi's-sahîh tabirleri de
kullanılmıştır.
Lâ Yuhteccu Bihî:
“Onunla ihticac edilmez” manasına üçüncü derece cerhe delâlet eden
lafızlardandır. Kaide olarak üçüncü dereceden bir lafızla cerhedilen râvinin
hadisleriyle ihticac edilemezse de büsbütünü yabana da atılmaz. Hadisleri itibar
için yazılır.
Lâ Yuktebu Hadîsuhû:
“Hadisi yazılmaz” manasıyla bazı alimlerce ravilerin cerhinde kullanılan
lafızlardandır. Sehâvi’ye göre lâ şey lafzı gibidir.
Lâ Yu'lemu Men Ahrecehu Ve La İsnaduhu:
Bk. Lâ Arifuhu.
Lâ Yu’rafu Lehu Aslun:
Bk. Lâ Aslelehu.
Lâ Yusâvî Şey'en:
Bk. Leyse Bi-Şey'in.
Lâ Yus'elu An Mislihî:
Bk. Lâ Yus'elu Anhu.
Lâ Yus'elu Anhu:
“O, sorulmaz” manasınadır. Aralarında Sehâvî'nin de bulunduğu kimi alimlere göre
ta'dîl lafızlarındandır. İkinci mertebe tadıl lafızları arasında yer alır.
Hükmü, o mertebe lafızlarının hükmü gibidir.
Aynı manada lâ yus'elu an mislihî (onun gibisi sorulmaz) ta'dil lafzı da
kullanılmıştır.
Lâ Yutâbâ' Alâ Hadîsihî:
Hadisinin mutâbi'i yoktur demek olup bir ravinin rivayet ettiği herhangi bir
hadisin başka raviler tarafından rivayet edilmemiş olduğunu gösteren
tabirlerdendir. Lem yutâba’ aleyhi de aynı yer ve manada kullanılmıştır.
Lâ Yu'teberu Bihi:
Bk. Lâ yuteberubi-hadisihi.
Yu'teberu Bi-Hadîsihî:
Lâ yu'teberu bihî ile aynı manaya aynı yerde kullanılır. Her ikisi de hadisi
(veya kendisi) ile itibar olmaz, anlamına gelir ve ağır cerhe delâlet eden
beşinci derece cerh lafızlarındandır.
Kaide olarak dördüncü mertebesinden itibaren en ağırlarına kadar cerh
lafızlarıyla tenkid edilen ravilerin hadisleri ne yazılır, ne i'tibar için
dikkat nazara alınır, ne de istişhadda kullanılır. Bu itibarla la yu'teberu bihi
veya la yu'teberu bi-hadîsihi veya bunlarla aynı derecede cerhe delâlet eden
lafızlarla cerhedilen râvinin kendisi metruk, hadisleri merduddur.
Lafzen Mütevâtir:
Bk. Mütevatir.
Lafzen Rivayet:
Lafzen, lafız yoluyla demektir. Lafzen rivayet ise manen rivayetin karşılığıdır
ve hadisleri lafızlanyla rivayet etmektir.
Hadisleri, lafızlanyla işitildiği gibi rivayet etmek hadis ilminin önemli
konularından biridir. Bu konudaki görüşler için rivayet bi'1-ma'na başlığı
altında yeteri kadar bilgi verilmiştir.
Lafzı Tevatür:
Bk. Tevatür.
Lahak:
Sözlükte bir kimsenin ardından yetişmek manasına gelen lahak, hadis yazarken
metinden düşen kelime veya ibarelerin haşiyede gösterilmesinden ibarettir.
Hadislerin yazılışı sırasında metinden düşen kelime veya ibarelerin haşiyede
gösterilmesi için takip edilen usulü konuya geniş yer veren İbnu's-Salah şöyle
tarif eder:
“Satırda kelime veya ibarenin düştüğü yere yukarı doğru bir çizgi çizilir. Bu
çizgi lahakın yazılı olduğu haşiye tarafına doğru kısaca eğilir. Bu çizginin
karşısına haşiyeye lahakın yazılmasına başlanır. Lahak haşiyede sağ tarafta
olmalıdır.
Eğer lahak olan ibare kağıdın ortasına kadar uzanacak derecede uzun ise sığacak
yer olduğu takdirde kağıdın alt tarafına değil üst tarafına doğru aşağıdan
yukarı yazılır.” 599
Lahakın haşiyede nasıl yazıldığını eski bir yazmadan naklettiğimiz şu misalde
görmek mümkündür.
Bu ibarede görüldüğü gibi katip el-Avvâm dan sonra “an ibrahim” lafızlarını
ibareden düşürmüştür. Belki de mukabele esnasında düşen kelimenin farkına varmış
ve ibarenin gireceği yeri işaretlemek üzere yukan doğru bir çizgi çekmiş sonra
haşiyede yazılacak yere doğru eğmiştir. Çizginin tam karşısına gelen yere ise
lahakı yazmıştır, dikkat edilirse lahakın bittiği yere bir de sad ve ha
harflerini koymuştur. 600
İbnu's-Salâh'a göre lahak olan ibarenin bittiği yere böyle “sad” ve “ha”
harflerini koymak gerekir. Bazıları bununla beraber recea harflerini de
yazarlar.
Bazıları da lahakla yazılı metindeki ibarenin bitişmesini gösterecek şekilde
lahak olan kısmın bittiği yere metinden düşen kısmından sonraki kelimeyi de
yazmışlardır. Bu metod daha çok mağriblilerle hadis yazma işini iyi bilenlerin
metodudur. er-Râmehurmuzi de bu usulü benimsemiştir. 601Ne var ki bu metod
benimsenemez; zira pek çok kelimenin söz arasında hakikaten tekrar edildiği
olur. Bu tekrar ise bazılarını yanıltabilir ve tekrar eden kelimenin sözün
aslından mı olduğu yoksa lahakı mı gösterdiği hususunda şüpheye sokabilir.
er-Râmehurmuzî'nin, lahak yerinden başlayıp haşiyede halakm baş tarafına kadar
uzanan bir çizgi çizilmesi usulü de benimsenemez; zira bu usul her ne kadar
lahakı fazlasıyla açıklıyorsa da yazıyı karalamaktan ve kirletmekten ibarettir.
Bilhassa lahak çok olduğu metinlerde karalama daha fazla olur.” 602
Şu hale göre lahak hadis yazarken yanılma sonucu metinden düşen kelime veya
ibarelerin usulü dairesinde işaretlenerek metne yazılmasıdır. Hadisin aslında
olmayan kelimelerin çeşitli yollarla metne girmesine mani olmak bakımından lahak
üzerinde titizlikle durulmuş, usulleri tesbit edilmiştir.
Lahn:
Bir şey okurken nağme yapmak manasına mastardır. Türkçede ezgi denir. Herhangi
bir yazılı metni okurken gerek i'rabında, gerekse lafızlarının telaffuzunda hata
etmek, dinleyenden başkasının anlamıyacağı şekilde rumuzlar, kapalı ve mübhem
sözler kullanarak söz söylemek manasına kullanılır. 603
Hadis Usulünde lahn, rivayetle ilgili esaslar vesilesiyle geçer. Açıklamak
gerekirse, muhaddisin hadisini lahn ve tashif yaparak rivayet etmemesi gerekir.
Anlaşıldığına göre buradaki lahm, hadis lafızlarının İ'rabını belli etmeyecek
şekilde okumaktır. Nitekim en-Nadr b. Şumeyl’den rivayet edildiğine göre “bu
hadisler asıllarından i'rabları düzgün bir şekilde gelmektedir” demiştir, ayrıca
meşhur lügat âlimi el-Esma’i’de şunları söylemiştir: “İlim yolcuları için en çok
korktuğum şey nahv bilmeyip Hz. Peygamber (s.a.s)'in “benim üzerime bilerek
yalan söyleyenler Cehennemdeki yerlerine hazırlansınlar” sözüne dahil
olmalarıdır. O hiç bir zaman lahn yapmaz, söyleyeceklerini açıkça söylerdi. Eğer
ondan bir rivayette bulunur da sözlerinden lahn yaparsan, üzerine yalan söylemiş
olursun.” 604
Şu hale göre lahn hadis lafızlarını i'rablarını açıkça belli edecek şekilde
değil, ağızda geveleyerek okumaktır. Bu manayı açıklayıcı nitelikte bir de fıkra
nakledilir. Rivayete göre Emevî Halifesi Velid b. Abdilmelik bir gün yanına
gelen bir köylüye söz arasında damadının kim olduğunu sormak maksadıyla nun
harfini üstün okuyarak “men hateneke” demiş. Bu söyleyişe göre sorunun manası
“Seni kim sünnet etti?” olacağından köylü bu yersiz soruya biraz kızmış.
“Allah müminlerin emîrini ıslah etsin, kim olacak, sünnetçi berber!” cevabını
vermiş- Velid,
“Hayır bunu demek istemedim, damadın kim demek istedim” deyince köylü şu
karşılığı vermiş: “Öyleyse niye “men hatenuk” diye sormuyorsunuz?”605 Hadislerin
lafızlarını i'rab durumlarını belli etmeyecek şekilde okumanın, hataya yol
açması sebebiyle doğru olmadığında şüphe yoktur. Nitekim İbnu's-Salâh bu konuda
şöyle demiştir:
“Hadis talibinin kendisini lahn ve tahrif uğursuzluğundan kurtaracak nahv ve dil
kaidelerini öğrenmesi gerekir. Rivayete göre Şu'be, Arapça kaidelerini bilmeden
hadis talebine kalkışanların üzerinde tıpkı üst kısmı olmayan bornoz bulunan bir
adama benzediğini söylemiştir. Hammad b. Seleme de aynı konuda “Nahv bilmeden
hadis talep eden kişi, boynunda yemsiz torba taşıyan eşeğe benzer” demiştir.”
İbnu's-Salâh'a göre tashifden kurtulmanın yolu hadisleri zabt sahibi ilim
ehlinden almaktır. Bundan mahrum kalanlar ilmi kitaplardan almak zorunda
kalırlar ve kelimeleri değiştirip yanlış yapmaktan kurtulamazlar.
Görülüyor ki rivayette esas, işitilenin değiştirmeden nakledilmesidir. Bunun
için hadis alimleri ravinin hadisi işittiği şekilde rivayet etmesi gerektiği
görüşünde birleşmişlerdir. Hatta bunlardan sayıları az olmakla birlikte bir
kısım Şeyhin lahn yapması halinde talibin işittiği gibi rivayet etmesi
gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Delilleri “Benim bir sözümü işiten işittiği gibi
başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ak etsin” manasına gelen hadistir.
Kaydetmek gerekir ki bu görüş zayıftır, nitekim Çoğunluk hadis işiten ravinin
Arapçayı iyi bilen bir kimse olduğu takdirde onu rab olarak rivayet etmesi
gerektiği görüşündedir. Bunların delilleri de Hz. ygamberin fasih konuşması ve
sözlerin anlaşılması için açık ve tane tane söylemesidir. Allah onu peltek ve
anlaşılmaz şekilde konuşmaktan tenzih etmiştir.
Bazı âlimler de hadis lahn edilerek rivayet edilmiş olduğu takdirde aynen
yazılıp kitabın haşiyesinde “her ne kadar rivayette böyle vâki olmuşsa da
doğrusu şöyledir manasına “Keza vaka'a fi'r-Rivâye ve's-Savâbu keza ve keza”
şeklinde gösterilmesi taraftarıdırlar. Bazı hadis şeyhlerine göre en doğru
yöntem budur. 606
Şu hale göre lahn, hadis metinlerinin i'rablarını değşitirecek veya
anlaşılmayacak şekilde belli belirsiz okumaktır. Şer'i hükümlere kaynaklık
etmesi bakımından büyük önemi haiz metinlerin yanlış okumaya veya anlaşılmaya
yol açacak şekilde i'rabmı geveleyerek okumak bu açıdan bakıldığında doğru
sayılmamak gerekir.
Lakab:
Bk. Elkab.
Lehû Ahâdîs Menâkîr:
Bk. Lehû Menâkîr.
Lehû Belâya:
Belalıdır manasına gelen bir tabir olup bir ravinin hadis uydurduğunu ifade eden
cerh lafzı olarak kullanılmıştır. Sehâvi'ye göre cerhin ikinci mertebesine
delalet eder. Buna göre hükmü o mertebe lafızlarının hükmüdür.
Lehû Evham:
Evhamlı anlamına gelir. İbn Hacer'e göre beşinci mertebeye delâlet eden ta'dîl
lafızları arasındadır. Hükmü, diğer o mertebe lafızlarının hükmüdür.
Lehû Mâ Yunker:
Bk. Lehu Menâkîr.
Lehû Menâkîr:
Lehû ahadis Menâkîr, lehû mâ yunker lafızları ile aynıdır. Hepsinin manası
birdir ve münker hadisleri vardır şeklindedir. Kimi alimlere göre cerh
lafızlarındandır. Sehâvî'nin sıralamasında beşinci derecede yer alır. Hükmü, o
derecedeki öteki lafızların hükmü gibidir.
Bir de Lehû Menâkîr ani's-Sikât lafzı vardır, diğerleri ile aynı olmakla
birlikte ravinin, sika ravilere isnad ederek münker rivayetler naklettiğini
ifade eder.
Lehû Suhbe:
Bilhassa sahabenin hal tercümesine dair kaynaklarda görülen bu tabir “Sohbeti
vardır” manasına gelir. Hakkında böyle söylenen kimsenin sahâbi olduğunu ifâde
eder.
Lem A'rifhu:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lem Ecid Lehu Aslen:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lem Ecidhu:
Bulmadım, elime geçmedi demektir. Hadis İlminde otorite bir alimin bir hadisin
mevzu olduğuna hükmederken kullandığı tabirlerdendir. Aynı manada lem ecidhu
hâkezâ tabiri de terim olmuştur. Bu da verilen metindeki ibarelerle mevzu
olduğunu gösterir.
Lem Ecidhu Hâkezâ:
Bk. Lem Ecidhu.
Lem Ekıf Aleyhi:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lem Ekıf Lehu Alâ Asl:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lem Erahu Bı-Haze'l-Lafz:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lem Yerid Fîhi Şey:
Bk. Lâ A'rifuhu.
Lem Yervihi İllâ Fulan An Fulân:
“Bu hadisi falancadan, fülandan başka rivayet eden olmadı” anlamına gelen bir
tabirdir. Ravinin bir muhaddisten rivayette teferrüdünü ifade eder.
Ferd-i nisbî maddesinde söz konusu edildiği gibi ravi bir raviden rivayette
bazen tek kalır. Teferrüd şekilleri çeşitli olmakla birlikte ravinin bir şeyhten
rivayette tek kalması halinde hadisin sonunda lem yervihi illa fulân an fulân
denir. Bu takdirde bu tabir, o hadisi o raviden söz konusu kimseden başka
rivayet eden olmadığını belirtir. Aynı hadisi başkasından pek çok kişi rivayet
etmiş bile olsa adı zikredilen raviden rivayette bir ravi tek kaldığından hadis
ferd-i nisbî addedilir. Bu duruma göre söz konusu tabir ferd-i nisbînin fert
sayılmasına sebep teşkil eden kayıt mesabesinde olmaktadır.
Lem Yesbut:
Bk. Lâ Yesbut.
Lem Yesıhh:
Bk. Lâ Yesıhhu.
Lem Yuced Lehu Asl:
Bk. Lâ Asle Lehu.
Lem Yutâbâ Aleyhi:
Bk. Lâ Yutâbâ' Alâ Hadîsihi.
Leyse Bi-Ba'îd Mine's-Savâb:
Tabir olarak manası “doğruluktan uzak değil” demektir. Bazı alimlere göre cerhe
delâlet eden lafızlardandır. Çok kullanılan bir lafız olmadığından derecesini
kestirmek güçtür. Bununla birlikte cerhin en azından üçüncü derecesinden daha
ağır cerhte kullanıldığı olmuştur.
Leyse Bi-Hucce:
Bk. Leyse bi'1-Me'tin.
Leyse Bi-Kaviyy:
“Kuvvetli değil” manasına cerh lafızlarından olup İbn Ebî Hâtim'in tertibine
göre cerhin ikinci mertebesindeki lafızlara tekabül eder. Hakkında bu cerh lafzı
kullanılan ravi, İbn Ebî Hâtim'e göre cerhin birinci mertebesinde yer alan
lafızlardan biriyle cerhedilen ravinin altındadır. Ancak hadisleri i'tibar için
yazılır. 607en-Nevevî'ye göre leyse bi-kaviyyin lafzı leyyinun lafzından aşağı
derecededir.608
Leyse Bi Me’mûn:
“Güvenilir değil” manasıyla kimi alimlere göre cerh lafzıdır ve cerhin beşinci
mertebesine delâlet eden lafızlar arasında yer alır. Hükmü o mertebe
lafızlarının hükmü gibidir.
Leyse Bi-Merdiyy:
Leyse Bi'l-Metîn.
Leyse Bi-Sâbit:
Bk. Lâ Yesbut
Leyse Bi-Sahîh:
Bk. Lâ Yesıhhu.
Leyse Bi-Sika:
Bk. Leyse Bi's-Sika.
Leyse Bi-Şey:
Lâ yusâvî şey'en ile aynı manaya gelen cerh lafızlarındandır. Cerhin dördüncü
derecesine delalet eden bu iki lafz da “bir para etmez, bir şeye değmez”
manasına gelir.
Kaide olarak cerhin dördüncü mertebesinden itibaren daha ağırlarına ve en ağır
cerh lafızlarına varıncaya kadar bütün lafızlarla cerhedilen ravilerin hadisleri
ne yazılır, ne i'tibar için dikkate alınır, ne de istişhada yarar addedilir. Bu
itibarla hakkında leyse b. Şey'in veya aynı manaya gelen aynı derecede bulunan
lâ yusâvi şey'en denilerek cerh hükmü verilen ravinin hadisleri terkedilir. Hiç
bir şekilde itibar edilmez. Bununla birlikte İbn Haceri'l-Askalanî'nin
İbnu'l-Kattân el-Fâsî'den naklettiğine göre meşhur cerh ve ta'dil imamı Yahya b.
Ma'în'in, hakkında Leyse bi şey'in dediği ravi, rivayeti çok az olan biridir,
yani kalîlu'l-hadisdir. 609İmâm-ı Şafi'î ile el-Muzenî aynı lafzı Kezzab
karşılığı kullanmışlardır.
Leyse Bi-Umde:
Bk. Leyse bi'l-Metin.
Leyse Bi-Zâke:
Leyse bi-zâke'1-kavî ile aynıdır, ikisi de “o ravi aradığın gibi (kuvvetli)
değil” demektir.
Her iki lafız, el-Irâki'nin cerhin birinci mertebedeki en hafifine delâlet eden
lafızlara eklediklerindendir. Kaide olarak cerhin ilk mertebesinde yer alan
lafızlardan biriyle cerhedilen ravinin hadisleri itibar için yazılır. Buna göre
hakkında leyse bi-zâke (veya Leyse bi -zâlik; yahut Leyse bi-zâke'1-kavî)
denilerek cerh hükmü verilmiş olan ravinin hadisleri büsbütün reddedilmez.
İ'tibar için yazılır.
Leyse Bi-Zâke'l-Kavî:
Bk. Leyse bi-zâk.
Leyse Bi-Zalik:
Bk. Leyse bi-zâk.
Leyse Bihî Be'sun:
Bk. La be'se bihî.
Leyse Bi'l-Metîn:
“Sağlam biri değil” demektir. Cerh lafızlarından olup cerhin birinci mertebesine
delâlet eden lafızlara el-Iraki'nin ekledikleri arasında yer alır.
Kaide olarak hakkında birinci mertebede yer alan lafızlardan biriyle cerh hükmü
verilmiş bulunan ravi terkedilmez. Hadisleri i'tibar için yazılır. Bu itibarla
Leyse bi'1-Metîn ve yanı derecede olan öteki lafızlarla cerhedilen râvinin
hadisi metruk sayılmaz.
Leyse bî-huccetin (sağlam değil), Leyse bi-umdetin (kuvvetli değil), Leyse
bi-merdiyyin (razı olunan biri değil) Li'dda'fi mâ huve (zayıflıktan hali değil)
lafızları da cerhin aynı mertebesine delâlet eden İrâkî tarafından eklenmiş
lafızlardır. Dereceleri yanı bu lafızladan biri ile cerhedilen râvi hakkındaki
hüküm de aynıdır.
Leyse Bi's-Sika:
Rical kaynaklarında Leyse bi-Sikatin şeklinde de rastlanır. Her ikisi de (sika
değil) manasına gelir ve cerhin beşinci derecesine delalet eden lafızlardandır.
Hakkında ister ma'rife olarak leyse bi-sikatin densin, ister nekire olarak leyse
bi-sika densin her hangi bir ravi hakkında bu cerh hükmü verilmişse artık o
ravinin hadisleri ne yazılır ne i'tibar için göz önünde tutulur, ne de istişhada
yararlı addedilir.
Leyse Lehu Aslun:
Bk. Lâ Asle lehu.
Leyyinu'l-Hadîs:
Bk. Leyyinun.
Leyyinun:
Leyyinu'l-hadîs lafzı ile aynıdır. İkisi de “hadisde gevşektir” manasına cerh
lafızlarındandır. Cerhin birinci mertebesine ve en hafifine delâlet eder.
Rivayete göre Hamza b. Yusuf es-Sehmî, meşhur alim ed-Darekutnî'ye
“Falan ravi leyyindir dediğin zaman neyi kasdediyorsun?” diye sorduğunda o,
“Bir kimse hakkında Leyyinu'l-hadîs diyecek olursan onun adaletten düşürmeyecek
bir kusurla mecruh olduğunu ifade etmek isterim” demiştir. 610Buna göre Leyyin,
adalet vasfını kaybettirmeyen bir kusuru görülen ravinin cerhinde kullanılan bir
cerh lafzı olmaktadır. Bu ve benzeri cerhin en hafifine delalet eden lafızlarla
cerhedilen ravinin hadisleri terkedilmez. İ'tibar için yazılır.
Şu da var. Cerh ve ta'dil âlimlerinin, sadece Leyyin cerh lafzı ile
Leyyinu'l-Hadis lafzını kullanmalarında birlik yoktur. Bir kısım leyyin lafzı
ile dini emirlerde gevşekliği, leyyinul-hadis derken de rivayette gevşek
davranmayı rivayet kaidelerine önem vermemeyi kasdederler. Rivayette gevşek
davranmayı dinî konulara rivayette kusur ederek gevşek davranmanın sonucu olarak
kabul eden, dolayısıyla ikisini birbirinden ayırmayanlar da vardır.
Gerek dinî emirlerde gerekse rivayette gevşekliği görülen ravi için ayrıca fihi
lînun cerh lafzı da kullanılır.
Li'd-Da'fi Ma Huve:
“Zayıflıktan hali değildir” manasına gelen bu cerh lafzı için bk. Leyse
bi'1-Metm.
Lika:
Mülakat da denir. Her ikisi de sözlükte bir kimsenin diğer birine kavuşması
manasına gelir.
Hadis Usulü ilminde lika veya öteki tabiriyle mülakat, ravi ile hadis rivayet
ettiği şeyhinin görüşmesi, bir mecliste bir araya gelmeleri manasına kullanılır.
Bir ravinin isnadında “falan şeyhden” diyerek hadis nakletmesi halinde o hadisi
ismini söylediği şeyhten bizzat işiterek rivayet etmesi kadar işitmediği halde
rivayet etme ihtimali de vardır. Bu durumda ravinin ismini söylediği şeyhe
mülaki olup olmadığının, mülaki olmuşsa hadis rivayet edip etmediğinin bilinmesi
büyük önem kazanır; zira isnadında şeyhden rivayeti ifade eden lafızlar
kullandığı halde gerçekte ondan rivayeti olmayan raviler görülmüştür. Eğer
rivayette bulunduğu kimse ile görüştüğü ve ondan hadis aldığı bilinirse, ravi
yalancı ve tedlis yapan bir kimse olmadığı sürece hadisin isnadı tam kabul
edilir. Yoksa ravinin görüşmediği şeyhden yaptığı rivayet yerine göre irsale
veya tedlîse; hatta inkitâa hamledilir.
Öte yandan lika, Buhari'nin sahihe aldığı hadislerin isnadında göz önünde
tuttuğu önemli şartıdır. Bir başka deyişle Buhari sahihine aldığı hadisler;
râvileri arasında mülakat olan hadislerden seçmiştir. Oysa Müslim ilka şartını
biraz daha hafif tutmuş ve aksini gösteren sahih bir haber olmadıkça şeyh ile
talibin aynı asırda yaşamış olmalarının lika hamledileceğini ileri sürmüştür.
Şeyhi ile bir araya gelip ondan hadis rivayet ettiği bilinen râvi o şeyhten
rivayetlerinin isnadında umumiyetle likaa delalet eden Semi'tu ve haddesenâ gibi
cezm sigaları kullanırsa da şeyhle bir araya geldiği ve ondan işitmek yoluyla
hadis aldığı bilinmeyen ravi isnadında likaa delâlet eden lafızlar kullanamaz.
Onun yerine kale, an gibi lika ihtimaline de delâlet eden lafızlar kullanır.
Şeyhine mülaki olmadığı halde isnadında mülakata delalet eden cezm sigaları
kullanan ravinin yalancı olduğuna veya tedlis yaptığına hükmedilir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi