Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ondördüncü Bölüm - Hadis - 7Imam - 3. Sayfa

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 2

ITK (KÖLE AZAT ETME) BÖLÜMÜ 2

1. Mükatebe (Yazışmalı) Kölenin Satışı 2

2. Müdebber Satışı 4

3. Azad Edilen Kimsenin, Kendini Azad Eden Kimselerden Başkasının Velayeti Altına Girmesinin Haram Olması 5

4. Bir Kimsenin, Bir Köledeki Hissesini Azad Etmesi 6

ONBEŞİNCİ BÖLÜM... 8

ALIŞ VERİŞ BÖLÜMÜ 8

1. Köpeğin (Satışı Karşılığında Alınan) Paranın, Fahişenin Mehrinin Ve Kahinin Ücretinin Haram Kılınması 8

2. Bir Kimsenin, Din Kardeşinin Satışı Üzerine Satış Yapmasının Ve Fiyat Artırmanın Yasaklanması 8

3. Borçlu Kimsenin İflası 9

4. Sarf Ve Altının Gümüşle Satışı 10

5. Helal Ve Haramın Belli Olması 11

6. Zengin Kimsenin, Borcunu Geciktirmesinin Haram Olması 12

7. Şufa. 12

8. Yiyeceklerde Ve Meyvlerde Selem... 13

9. Hamile Devenin Yavrusu, Gebe Kalıncaya Kadar (Vadeli) Satışının Haram Kılınması 14

10. Satışı Helal Olmayan Şeyler 14

11. Alış Veriş Yapan Kimselere, Meclis Muhayyerliğinin Sabit Olması 15

12. Olgunlaştığı Meydana Çıkıncaya Kadar Meyveyi Satmanın Yasaklanması 16

13. Mühâkale İLE MUZÂBENE'NİN YASAK OLMASI. 17

14. Satışta Ve Pazarlıkta Şart Koşma. 19

15. Müsakat  Ve Müzâraa 24

16. Musarrât Satışın Yasak Olması 24

17. Üzerinde Meyve Olan Hurmayı Satan Kimse. 25

18. Araziyi Ve Ekinlikleri Kiraya Verme. 26


ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

ITK (KÖLE AZAT ETME) BÖLÜMÜ [1]

 

1. Mükatebe (Yazışmalı) Kölenin Satışı

 

180. Hz. Aişe (r.anhâ)'dan rivayet edilmiştir:

(Bir gün) Berîre, (efendisiyle imzalamış olduğu) ve (henüz) borcundan bir şey ödemediği yazışma anlaşmasında kendisine yardım etmesi için Aişe ye gelmişti. Aiş e, ona:

Efendilerine dön! Eğer senin, velayet (hakkim, bana ait olmak üzere (senin bu) borcunu senin yerine ödememe razı olurlarsa, (bunu) yaparım1 dedi.

Bunun üzerine Berîre (gidip) efendilerine bu (durumu) anlattı. (Fa­kat onlar bunu) kabul etmeyip:

Sana (yapacağı bu işin sevabını Allah'tan umarak) velayet (hakkı) da bizim olmak üzere (yapacaksa) yapsın' dediler.

Bunun üzerine Aişe, bu durumu, Resulullah (s.a.v)'e arz etti. Resu-lullah (s.a.v), Aişe'ye:

Sen (bu cariyeyi) satın al ve hürriyetine kavuştur. Onların ileri sürdüğü şartların hiçbir önemi ve geçerliliği yoktur. (Çünkü) velayet (hakkı), ancak (köleyi) hürriyete kavuşturan kimseye aittir' buyurdu.

Daha sonra Resulullah (s.a.v), (mescide gidip orada) ayağa kalka­rak:

(Bazı) insanlara ne oluyor da, Allah'ın Kitab'inda olmayan bir ta­kım şartlar ileri sürüyorlar. Allah'ın Kitabında bulunmayan bir şartı ileri sür(mek suretiyle bir sözleşme yap)mış olan kimse için (bu şarta uyulmasını isteme hakkı) yoktur. İsterse bu şartı yüz defa kabul ettirmiş olsun. (Çünkü Kur'an'da bulunan) Allah'ın şart(Iar)ı, en doğru ve en sağ­lam olanıdır' buyurdu. [2]

(Hadisin lafzı, Buhârî ile Müslim'e aittir.) [3] Bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle der:

Berîre, bana gelip:

Efendilerimle her bir yılda bir ukiyye ödemek üzere dokuz ukiy-yeye kendi hürriyetimi satın alma yazışması yaptım. Bunun için bana yardım et' dedi. Aişe:

Eğer efendilerin, senin, velayet (hakk)ın, bana ait olmak üzere (senin bu) bedelini senin yerine ödememe razı olurlarsa, (bunu) yaparım dedi. [4]

Bunun üzerine Berîre efendilerine (gidip) onlara Aişe'nin teklifini söyledi. (Fakat) onlar (bu teklifi kabul etmediler. Daha sonra Berîre, onların yanından (Aişe'nin yanına) geldi. Bu sırada Resulullah (s.a.v), Aişe'nin yanında otur­maktaydı. Berîre, (Aişe'ye):

Ben, senin teklifini onlara arz ettim. Onlar, (senin teklifinden) kaçınıp ve ân in, yalnızca kendilerine ait olma (şartını dayattılar)' dedi.

Peygamber (s.a.v),  (Berîre'nin bu sözlerini)  işitti. Aişe'de,  (meseleyi) "Peygamber (s.a.v)'e arılattı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (Aişe'ye):

Berîre'yi satın al! Velayet (hakkı)nı da onlara şart kıl. Çünkü ve-lâ (hakkı), ancak (köleyi) hürriyete kavuşturan kimseye aittir' buyurdu.

Bunun üzerine Aişe, bu satın alma ve hürriyete kavuşturma işlemlerini yaptı. Daha sonra Resulullah (s.a.v) (mescitte) insanlar içinde ayağa kalktı. Allah'a hamd edip senada bulundu. Bundan sonra da şu hutbeyi verdi:

(Bazı) insanlara ne oluyor da, Allah'ın Kitabında olmayan bir takım şartlar ileri sürüyorlar. Allah'ın Kitab'ında bulunmayan bir şartı ileri sür (m ek suretiyle bir sözleşme yap) mı ş olan kimsenin (bu şartı,) geçersizdir. İsterse bu şartı yüz defa kabul ettirmiş olsun. Allah'ın hük­mü, en sağlam olandır. (Çünkü Kuranda bulunan) Allah'ın şart(lar)ı, en sağlam olandır. Velayet (hakkı), ancak (köleyi) hürriyete kavuştu­ran kimseye aittir' buyurdu.[5]

Bu hadisi(n bu şekildeki metinlerin)i, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Yine Buhârî'nin konu ile ilgili bir rivayetinde Hz. Aişe şöyle der:

Berîre, yazışma bedeli hakkında yardım istemek için Aişe'ye gelmişti. Berîre'nin üzerinde, beş yıl içerisinde taksitlere ayrılmış beş ukiyye borç vardı. Aişe, Berîre bu konuya arzu duyarak ona:

Ne dersin! Ben, senin efendilerine, bu beş ukiyyeyi bir defada versem, efendilerin seni bana satarlar mı? Ve velayet (hakk)m bana ait olmak üzere seni hürriyetine kavuştursam!' dedi.

Berîre, efendilerine gidip onlara (Aişe'nin) bu teklifini arz etti. Onlar:

Hayır, (seni ona satmayız.) Ancak velayet (hakk)ın bize ait olur­sa (o zaman seni Aişe'ye satarız)' dediler.

Aişe (devamla) der ki: (Bu sırada) Resulullah (s.a.v) yanıma girmişti. Ona, onların (Berîre ile ilgüi) dediklerini anlattım. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v), Aişe'ye:

Sen, Berîre'yi satın al ve onu hürriyetine kavuştur. Doğrusu vela­yet (hakkı), ancak (köleyi) hürriyete kavuşturan kimseye aittir1 buyur­du.

Daha sonra Resulullah (s.a.v), (mescitte) hutbe vermek üzere ayağa kalktı. (Allah'a hamd ve sena yaptıktan sonra):

(Bazı) insanlara ne oluyor da, Allah'ın Kitab'ında olmayan bir takım şartlar ileri sürüyorlar. Allah'ın Kitab'ında bulunmayan bir şartı ileri sür (m ek suretiyle bir sözleşme yap)mış olan kimsenin (bu şartı,) geçersizdir. (Çünkü Kuranda bulunan) Allah'ın şart(lar)ı, en doğru ve en sağlam olanıdır' buyurdu [6]

Konu ile ilgili başka bir rivayette, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle der:

(Onların ileri sürdükleri) bu şart, seni, Bcrîreyi (satın almaktan) men edemez. Sen, onu satın al ve hürriyetine kavuştur.

Daha sonra Resulullah (s.a.v), (mescitteki) topluluk içinde ayağa kalkıp Allah'a hamd ve senada bulundu. Ardından da:

Emmâ ba'd' buyurdu.[7]

Yine Buhârî'nin konu ile İlgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Berîre, yardım istemek için mü'minlerin annesi Aişe'ye ona:

Eğer efendilerin arzu ederlerse, senin yazışma bedelini bir dö-küşle onlara dökeyim ve seni hürriyetine kavuşturayım, bunu yapayım' dedi.

Bunun üzerine Berîre (hemen) efend ilerin (in yanına gidip onlarja (Aişe-nin) bu teklifini haber verdi. Onlar:

Hayır, (razı olmayız). Ancak velayet (hakk)ın, bize ait olmak şar­tıyla (onun bu teklifini) kabul ederiz1 dediler.

(Hadisin ravisi) Amra dedi ki: Aişe, bu (meseleyi), Resululiah (s.a.v)'e anlattı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v), (Aişe'ye):

Sen, Berîre'yİ satın al ve onu hürriyetine kavuştur. Şüphesiz ki velayet (hakkı) ancak (köleyi) hürriyete kavuşturan kimseye aittir' bu­yurdu. [8]

Nesâî'nin konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Berîre, hürriyetine kavuşturulması karşılığında, her yıl bir ukiyye öde­mek şartıyla dokuz ukiyye ödemeye (efendileriyle) anlaştı. Bunun üzerine Be­rîre, yardım istemek için Aişe'nin yanına geldi. Aişe, (ona):

Hayır, fakat velayet (hakkın) bende olmak şartıyla, bütün taksit­lerini bir defa da onlara öderim' dedi.

Bunun üzerine Berîre, gidip bu konuda efendileriyle konuştu. Onlar, an­cak velayet (hakkın)ın kendilerinde kalmak şartıyla teklifi kabul edebilecekle­rini belirttiler. Daha sonra Berîre, (tekrar) Aişe'nin yanına geldi. Bu sırada (onların yanına) Resulullah (s.a.v) geldi. Berîre, Aişe'ye; efendilerinin ne de­diğini anlatıyordu. Aişe:

Hayır, velayet ancak ben de olmak şartıyla (kabul ederim)' dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

Mesele nedir? diye sordu. Aişe:

Ey Allah'ın resulü! Bcrire bana geldi. Anlaşmasındaki borcunu ödemek üzere benden yardım istiyor. Ben de, velayet bende olmak şar­tıyla taksitlerini bir defa da ödeyebileceğimi, değilse yardım edeme­yeceğimi söyledim. O da, durumu efendilerine anlattı. Onlar da, vela­yet, kendilerinde kalmak şartıyla razı olabileceklerini söylemişler' de­di. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

Onu satın al. Velayetin de onlarda kalması şartını kabul et. Çünkü velayet, (köleyi) hürriyete kavuşturan kimseye aittir buyurdu.

Daha sonra (mescitte) hutbe vermek üzere insanlar içinde ayağa kalktı. Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra:

(Bazı) insanlara ne oluyor da, 'filancayı (satın al) hürriyetine ka­vuştur, velayet (hakkı da) ben de kalsın' şeklinde Allah'ın Kitabında olmayan bir takım şartlar ileri sürüyorlar. Allah'ın Kitabı, en doğru olandır. Allah'ın şart(Iar)ı da en sağlam olandır. Allah'ın Kitabında bu­lunmayan bir şartı ileri sür(mek suretiyle bir sözleşme yap)mış olan kimsenin (bu şartı) geçersizdir. İsterse bu şartı yüz defa kabul ettirmiş olsun' buyurdu.

Daha sonra Resulullah (s.a.v), Berîre'yi kocasından ayrılıp ayrılmama konusunda serbest bıraktı. Çünkü Berîre'nin kocası da, köle idi. Berîre, hürri­yeti seçti. (Hadisin ravisi) Urve der ki: Eğer Berîre'nin kocası hür olsaydı, Resulullah (s.a.v), Berîre'yi serbest bırakmazdı. [9]

 

2. Müdebber Satışı

 

181. Câbir b. Abdullah (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

"(Ebu Mezkûr adında) bir kimse, kendine ait olan bir köleyi, müabber olarak, azad etmişti. Daha sonra bu kimse, (kölenin bedeline) uhtaç oldu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), köleyi alıp (müzayede­ye sunarak):

Bunu, benden kim satın almak ister?1 buyurdu.

(Müzayede sonunda) Nuaym ibn Abdullah, bu köleyi şöyle şöyle dirhemle satın altı. Peygamber (s.a.v)'de, kölenin bedelini, (ihtiyaç sa­hibi olan) o kimseye verdi. [10] (Birinci rivayet)

Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:

(Ebu Mezkûr adında) bir sahabi, kölesini, müdebber olarak azad etti­ği [11] haberi, Peygamber (s.a.v)'e ulaştı. Bu sahabinin, bu köleden başka hiçbir malı yoktu. (Maddi sıkıntıya düşerek kölenin bedeline muhtaç oldu.}[12] Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), o köleyi, 800 dirhem karşılığında sattı. Sonra da o kölenin bedelini, o kimseye gönderdi. [13] (İkinci rivayet) Yine konu ile ilgili diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

Ensar'dan (Ebu Mezkûr adında) bir kimse, kölesini, müdebber olarak azad etmişti. (Fakat) o kimsenin, bu köleden başka bir malı yoktu. (Maddi sı­kıntıya düşerek kölenin bedeline muhtaç oldu.) Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), o köleyi, sattı. O köleyi, ibnu'n-Nahhâm [14] satın aldı. O, Kıbtî bir köle olup Abdullah ibnü'z-Zübeyr'in valiliğinin birinci yılında öldü. [15] (Üçüncü rivayet) Bu hadisin bu şekildeki metinlerin)i, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Yine Buhârî'nin konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

(Ebu Mezkûr adında) bir kimse, kölesini, (müdebber olarak) azad et­mişti. (Fakat) o kimsenin, bu köleden başka bir malı yoktu. (Maddi sıkıntıya düşerek kölenin bedeline muhtaç oldu.) Peygamber (s.a.v), o kölenin, (mübber olarak satışını) kabul etmeo köleyi satışa çıkar)dı. Bu köleyi, Peygamber (s.a.v)'den, Nuaym ibnu'n-Nahhâm satın aldı.[16] Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Benu Uzra oğullan kabilesinden (Ebu Mezkûr âdında) bir adam, kölesi­ni, müdebber olarak azad etmişti. Bu durum, Resulullah (s.a.v)'e ulaştı. Bu­nun üzerine Resulullah (s.a.v), (kölesini azad eden kimseye):

Senin» bu köleden başka bir malın var mı?' diye sordu.

(Resulullah, adamın, bu köleden başka hiçbir malının olmadığı görünce, bu köleyi satışı çıkardı.) Nuaym b. Abdullah el-Adevî, bu köleyi, Resulullah (s.a.v)'den 800 dirheme satın aldı. Parayı, Resulullah (s.a.v)'e getirip teslim etti. Daha sonra Resulullah (s.a.v), (kölesini azad eden kimseye) :

(Eline geçen maddi imkanlardan yararlanmak hususunda) ilk önce kendinden başla ve kendine harca. Eğer (eline geçen bu maddi imkandan geriye) bir şey artarsa, onu, ailene, ailenden de bir şey artar­sa akrabana ver. Akrabandan da bir şey artarsa şöyle ve şöyle yap' bu­yurdu ve 'önünde, sağında, solundaki muhtaçlara ver' diye işaret etti. [17]

Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Ensar'dan Ebu Mezkûr diye anılan bir kimse, kölesini, müdebbe azad etmişti. [18]

Tirmizî'nin konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Ensar'dan (Ebu Mezkûr adında) bir adam, kölesini, müdebber olarak azad edip ölmüştü.[19] Geriye, ondan başka mal bırakmamıştı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), köleyi sattı. Bu köleyi, Nuaym b. Abdullah ibnu'n-Nahhâm satın aldı. O, Kıbtf bir köle olup Abdullah İbnü'z-Zübeyr'in valiliğinin bi­rinci yılında öldü. [20]

Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Ensar'dan Ebu Mezkûr diye anılan birisi, Ya'k'ûb adındaki kölesini mü-,     oiara]< azad etti. Bu kişinin, bu köleden başka bir malı da yoktu. (Bir gün) Resulullah (s.a.v), o köleyi çağırmış ve (orada hazır bulunan kimselere):

Bunu kim satın alır?' diyerek satılığa çıkarmış. Bunun üzerine Nu-b Abdullah ibnu'n-Nahhâm,onu, 800 (dirhem)e satın almış ve (bu dir­hemleri) o kölenin sahibine vermiş. Daha sonra Resulullah (s.a.v):

Sizden birisi fakir olduğu zaman (eline geçen maddi imkanlar­dan yararlanmak hususunda) önce kendisinden başlasın. Eğer (eline çeçen bu) maddi imkanda (kendi ihtiyacından artan) bir fazlalık varsa onu da ailesine, eğer (daha) fazlalık varsa onu da yakınlarına, hısımla­rına, fazlalık daha da varsa onu da şuraya buraya (versin)' buyurdu. [21]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayeti ise şu şekildedir:

(Ebu Mezkûr adında) bir adam, kölesini, müdebber olarak azad etti. O adamın, bu köleden başka bir malı da yoktu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (orada bulunan kimselere,) bu köleyi (getirmelerini) emretti. (Köle getirilince,) 700 yada 900 (dirhem)e satıldı.[22]

Yine Ebu Davud'un bir rivayetin de şu ilave vardır:

Peygamber (s.a.v): 'Sen (bu kölenin) değerinfi almay)a (herkesten) da­ha layıksın. Allah'ın da, ona ihtiyacı yoktur1 buyurdu. [23]

Nesâî'de, ikinci rivayeti nakledip daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v)'den naklen şu ilaveyi yapmıştır:

(Bu parayı al) borcunu öde, (geriye kalanını da) ailene harca.[24] Yine Nesâî, Müslim'in birinci rivayeti ile içerisinde Ebu Mezkûr geçen Ebu Davud'un naklettiği rivayeti de nakletmiştir.

Yine Nesâî'nin başka bir rivayetinde, bu hadis, kısa bir şekilde şöyls geçmektedir:

Peygamber (s.a.v), müdebber olan köleyi sattı. [25]

 

3. Azad Edilen Kimsenin, Kendini Azad Eden Kimselerden Başkasının Velayeti Altına Girmesinin Haram Olması

 

182. Yezîd b. Şureyk b. Târik et-Temîmî (rh.a)'den rivayet edilmiştir: "Ali'y' minberde hutbe verirken gördüm. Onun şöyle dediğini işittim: Hayır, Vallahi! Beraberimizde, Allah'ın Kitabı ile (kılıcının kılıfın­da asılı bir sahifeye işaret ederek) şu sahifeden başka hiçbir şey yok­tur. Bu sahifeyi yaydı. İçerisinde, develerin yaşları [26] ile yaralara ait bazı şeyler vardı. Yine bu sahife de,  (şunlar yazılı)  idi:  Peygamber (s.a.v):

Medine, Âir ve Sevr arası [27] (olmak üzere) haremdir. Buna göre kim (orada) bir bidat ortaya koyar yada bid'atçıyı barındırırsa, Al­lah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti [28] onun üzerinedir. Kıya­met gününde Allah, o kimsenin farz veya nafile [29] hiçbir ibadetini ka­bul etmez. [30]

Müslümanların zimmeti [31] birdir. Bu zimmet uğrunda onların en aşağı olanı, gayret gösterir. Kim bir müslümana vermiş olduğu ahdî bozarsa, (kıyamet gününde) Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir.

(Hürriyetine kavuşturulmuş kölelerden) birisi, (eski) efendilerinin izni olmadan bîr başkasını efendi edinecek olursa, [32] (bir rivayette ise: Kendisini, babasının dışında birisine nispet ederse) (kıyamet gününde) Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir. Kıya­met gününde Allah, o kimsenin farz veya nafile hiçbir ibadetini kabul etmez' buyurdu. [33] (Birinci rivayet)

Bu hadis(in bu şekildeki metnin)i, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

Yine Buhârî'nin, konu ile ilgili Ebu Cuhayfe'den yaptığı rivayet ise şu şe­kildedir: Ali'ye:

Allah'ın kitabında bulunandan başka yanınızda vahiyden bîr şey var mıdır?' diye sordum. Ali:

Hayır (yoktur.) Taneyi toprak içinde yaran ve insanı yaratan Al­lah'a yemin ederim ki, benim bildiğim şey, ancak Allah'ın Kurandaki hükümleri anlama hususunda insana ihsan etmekte olduğu anlama kabiliyeti ile (bir de, kılıcının kınındaki şeyi işaret ederek) şu s ah i fede yazılı olan hükümlerdir' diye cevap verdi. Ben:

Bu sahifedeki hükümler nelerdir?1 diye (tekrar) sordum. Aile:

Bu sahifede; öldürülen kimsenin diyeti, esirin kurtarılması ve bir kafire karşı bir müslümanın öldürülemeyeceği hükümleri vardır' de­di, [34] (İkinci rivayet)

Tirmizî ise birinci rivayeti [35] ve ikinci rivayeti [36] hem kısa ve hem de tam olarak nakletmiştir.

Ebu Dâvud ise Medine'nin haram kılınması ve Müslümanların zimmeti ile ilgili hususu İbrahim et-Teymî yoluyla babasından,[37] bu rivayetin bir benzerini de Ebu Hassan yolundan [38] nakletmiştir.

Nesâî'de, Ebu Cuhayfe rivayetini nakletmiştir. [39]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili Ebu Hassân'dan naklettiği rivayet ise şu şe­kildedir:

Ali: Resulullah (s.a.v), kılıcımın kınındaki sah i feden başka, başkala­rına yapmadığı bir vasiyeti bana yapmadı' dedi.[40]

(Orada bulunan kimseler,) bu sahifeyi görmede ısrar edince, sahifeyi çı­kardı. Bu sahifenin içinde şunlar (yazılı) idi:  

Mü minlerin kanları birbirlerine eşittir. Onlardan en aşağı merte­bede olan (herhangi) biri, (düşmana) eman verebilir. Onlar, kendileri­nin dışında olan kimselere karşı tek vücutturlar. Mü'min, kafire karşı öldürülmez. Eman verdiğiniz kimse, emamna bağlı kaldığı müddetçe öldürülmez. [41]

 

4. Bir Kimsenin, Bir Köledeki Hissesini Azad Etmesi

 

183. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

"Bir kimse, bir başkası ile aralarında (ortak mal) olan bir köleyi a-zad ederse, o kimsenin üzerine, malında, eksik-fazlahk olmamak şar­tıyla, adil kıymet biçilir. Sonra eğer zenginse, köle, malından azad olur.[42] (Birinci rivayet)

Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:

İki kişi arasında ortak olan bir köleyi azad eden kimse, eğer zengin ise kölenin kıymeti biçilir. Sonra kölenin tamamı azad edilir. [43] (İkinci rivayet)

Yine konu ile ilgili diğer bir rivayet ise şu şekildedir: .

Bir kimse, bir köledeki hissesini azad edip kölenin (geri kalan) kıymetini ödeyecek kadar mala sahip bulunursa, köleye, o maldan adil bir kıymet biçi­lir. Ortaklarına hisselerini verir ve köle onun namına azad olur.[44] (Eğer hissesini azad eden ilk kimsenin, diğer ortakların hisselerini ödeyecek bir malı bulunmazsa,) işte o zaman köleden azad ettiği h: 31 azad olur. [45] (Üçüncü rivayet)

Bu hadis(in bu şekildeki metinlerin)i, Buhârî ile Müslim rivayet ermiştir.

Humeydî der ki: Buhârî İle Müslim, bu hadisi; Ubeydullah ibn Ömer yo­lu ile Leys yolundan, Eyyûb b. Keysân es-Sahtiyânî yolu ile Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Zi'b yolundan, İsmail b. Ümeyye yolundan ta'lik olmak üzere bunların hepsi de Nâfi' yoluyla Abdullah ibn Ömer'den naklen Mâlik'in Nâfi'den naklettiği hadis manasında, yani üçüncü rivayeti ve Yahya b. Saîd yoluyla Nâfi'den ta'lik olmak üzere nakletmİşlerdir.

Buhârî'nin, Eyyûb ile Yahya yolundan gelen hadiste şu ifade yer almak­tadır:

(Eğer hissesini azad eden ilk kimsenin, diğer ortakların hisseleri­ni ödeyecek bir malı bulunmazsa,) işte o zaman köleden azad ettiği hissesi azad olur.[46]

Eyyûb ile Yahya: 'Malı olmayan kimsenin hükmü, Nâfi'nin kendinden söylediği bir şey mi, yoksa hadise dahil bir şey mi olduğunu (doğrusu) bile­miyorum' derler. [47]

Yine Buhârî'nin, Abdullah ibn Ömer'den naklettiği bir rivayet ise şu şe­kildedir:

Abdullah ibn Ömer, ortaklar arasında ortak bulunacak erkek köle yada kadın köle hakkında fetva verip:

Ortaklardan biri, köleden olan kendi hissesini azad ederse, bu kölenin, tamamen azad edilmesi şu takdirde onun üzerine vacip olmuştur. Şöyle ki:

Bu azad eden kimsenin, ortakların hisselerine yetecek kadar malı bulun­duğu zaman, bu azad eden kimsenin malından adil surette bir kıymet biçilir. (Diğer) ortaklarına kendi hisseleri ödenir ve azad edilen kölenin yolu boşal­tılır' derdi

Abdullah ibn Ömer, bunu, Peygamber (s.a.v)'den olmak üzere haber ve­rirdi.[48]

Buhârî (devamla) der ki: Bu hadisi; Leys, İbn Ebi Zi'b, İbn İshâk, Cü-veyriye, Yahya b. Saîd, İsmail b. Ümeyye; Nâfi' yoluyla Abdullah ibn Ömer'­den, o da Peygamber (s.a.v)'den olmak üzere muhtasar olarak rivayet etmişlerdir.[49]

Yine Buhârî'nin başka bir rivayetinde, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurmaktadır:

Kim bir köledeki kendine ait olan hisseyi azad ederse, eğer onun köle­nin bedeli kadar malı varsa, kölenin tamamını azad etmesi onun üzerine va­cip olur. Adil bir kıymetle bedeli biçilir. Ortaklarına kendi hisseleri verilir ve azad edilen kölenin yolu boşaltılır. [50]

Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti ise şu şekildedir:

Bir kimse, bir köledeki hissesini azad ederse, köleye o maldan adil bir kıymet biçilir. Ortaklarına hisselerine verir ve köle onun namına azad olur. [51]

Ebu Dâvud ile Tirmizî, üçüncü rivayeti nakletmişlerdir.

Yine Ebu Dâvud, Buhârî'nin Eyyûb ile Yahya yolunda naklettiği rivayete ilave yapmakla nakletmiştir.

Yine Ebu Dâvud, birinci rivayeti de nakletmiştir.

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Kim kölesi üzerinde bulunan hissesini azad ederse, eğer (kölenin kalan kısmının) bedeline yetecek kadar malı varsa, (bu malı da ortaklarına vermek suretiyle kölenin) tümünü azad etmek de ona düşer. (Eğer kendisinde buna yetecek kadar) mal yoksa (köleden sadece onun) hissesi (kadarı) azad olur. (Ortaklarının hissesi, yine köle olarak kalır.) [52]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayeti de şu şekildedir:

Kim kölesi üzerinde bulunan hissesini azad ederse, eğer onun kölenin (kalan kısmının) bedeline yetecek kadar malı varsa, kölenin kalan kısmı da onun malı üzerinden azad edilmiş olur. [53]

Nesâî'de, bu hadisi, (Ebu Davud'un) bu son rivayetine benzer bir şekilde nakletmiştir. [54]

184. Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

"Kim köle üzerinde bulunan hissesini azad ederse, eğer malı varsa (bu) malıyla köleyi (tamamen) azad etmek onun üzerine borç olur. E-ğer malı yoksa, köle(nin kıymeti) adil bir şekilde takdir edilir. (Bu kıy­meti kazanıp da diğer sahibine ödemesi için) fazla meşakkat ver­memek şartıyla köle çalıştırılır. [55]

Konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Sonra azad etmeyenin kimsenin hissesine karşılık, köle, fazla meşakkat vermemek şartıyla çalıştırılır. [56]

Bu hadis{in bu şekildeki metinlerin)i; Buhârî, Müslim, Ebu Dâvud ile Ne-sâî rivayet etmiştir.

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Kim köle üzerindeki hissesini azad ederse, (bir rivayette: kendisine dü­şen hissesini öderse,) eğer malı varsa (bu) malıyla köleyi (tamamen) azad etmek onun üzerine borç olur. (Eğer malı yoksa,) köle(nin kıymeti) takdir edi­lir. Köle, fazla meşakkat vermemek şartıyla (diğer sahibi için) çalıştırılır. [57]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayeti de şu şekildedir:

"Bir adam, bir köle üzerindeki hissesini azad etmişti. Bunun üzerine Pey­gamber (s.a.v), (o kimsenin bu) azad işlemini geçerli kıldı ve o kimseyi, (kö­lenin) kıymetinin geri kalan kısmını da ödemekle yükümlü kıldı. [58]

 

ONBEŞİNCİ BÖLÜM

 

ALIŞ VERİŞ BÖLÜMÜ [59]

 

1. Köpeğin (Satışı Karşılığında Alınan) Paranın, Fahişenin Mehrinin Ve Kahinin Ücretinin Haram Kılınması

 

185. Ebu Mes'ud (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

"Resulullah (s.a.v); köpeğin (satışı karşılığında alınan) parayı, fa­hişenin mehri (zina karşılığı aldığı ücreti)ni ve kahinin ücretini [60] ya­saklamıştır.[61]

 

2. Bir Kimsenin, Din Kardeşinin Satışı Üzerine Satış Yapmasının Ve Fiyat Artırmanın Yasaklanması

 

186. Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.v), şehirlinin, (köylünün malını) köylü adına sat­mayı yasakladı... (Müşteriyi aldatmak İçin pazarlık sırasında yalan ye­re) fiyat artırmayın. Bir kimse, (din) kardeşinin satışı üzen ne satış yap­masın. (Din) kardeşinin dünürlüğü üzerine dünürlükte bulunmasın. (İf­fetli) kadın da, (din) kardeşinin (nikahı altında) bulunan bir kadının çanağını twaltmak için (kocasının onu) boşamasını istemesin. (Bir ri­vayette:) &tr kimse, (din) kardeşinin satışı üzerine artırma yapmasın. (Bir rivayette ise:) Bir kimse, (din) kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın. [62]

Konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), şehre mal getiren kimseleri karşılamayı, [63] (şehirde oturan) muhacirin bedevi adına bedevinin malını alıp satmasını, [64] kadının  (nikah sırasında din) kardeşi olan (diğer bir kadını) boşamayı şart kılmasını, bir kimsenin (din) kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmesini, (pazarlık sı­rasında) fiyat artırmayı [65] ve (alıcıları aldatmak için hayvanı sağmadan) sütü memede biriktirmeyi [66] yasakladı. [67]

Bu hadisfin bu şekildeki metinlerin)i, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Yalnız Müslim'in, bir rivayetinde şu ifade yer almaktadır:

Resulullah (s.a.v), (alıcıları aldatmak için hayvanı sağmadan) sütü me­mede biriktirmeyi ve şehirlinin, (köylünün malını) köylü adına satmayı yasak­ladı.[68]

Yine Buhârî ile Müslim'in konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Malını satmak için gelen kafileleri (yolda) karşılamayınız. Bazılarınız ba­zılarınızın satışı üzerine satışta bulunmasın, (Pazarlık sırasında) fiyat artırma-ym. Şehirli, (köylünün malını) köylü adına satmasın. Koyunları bol sütlü göstermeye çalışmayın. Kim sütü memesinde biriktirilmiş bir hayvan satın alırsa, o, bu hayvanı sağdıktan sonra iki görüş muhayyerliğindedir. Bu haliyle razı olursa, onu mülkiyetinde tutar. Razı olmazsa, o hayvanı bir sâ1 hurmayla bir­likte geri verir. [69]

Ebu Dâvud'da (Buhârî ile Müslim'in bu) rivayetini nakletmiş, fakat "(Pazarlık sırasında) fiyat artırmayın. Şehirli, (köylünün malını) köylü adına satmasın" iradesine yer verilmemiştir. [70]

Tirmizî'nin konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Bir kimse, (din) kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın. (Din) kardeşi­nin dünürlüğü üzerine dünürlükte bulunmasın. [71] Yine Tirmizî'nin başka bir rivayeti şu şekildedir:

Şehirli, (köylünün malını) köylü adına satmasın. [72]

Nesâî, birinci rivayeti ve içerisinde (Şehirde oturan) muhacirin bedevi adına bedevinin malım alıp satmasını" ifadesiyer alan rivayeti nakletm iştir. [73]

Yine Nesâî, birinci rivayeti başka bir defa yine nakledip bu rivayetin içerisinde şu ifade yer almaktadır:

Allah, din kardeşinin hanımının boşanmasını arzulayan o kadına, neyi (yada kimi) kısmet etmişse ona kavuşur. [74]

 

3. Borçlu Kimsenin İflası

 

187. Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

"Bir kimse, iflas eden bir adamın - veya İflas eden bir insanın - ya­nında iken malının aynını bulursa, o kimse, o mala, başkasından daha fazla hak sahibidir. [75]

Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), bir kimsenin, (iflas eden) bir kimsenin yanında mal bulunduğu zaman (ne yapılacağı) hakkında söz söylemiş, fakat 'elde bulunan malın, o malı satan sahibine ait olduğu1 üe ilgili bir ayırıma gitmemiştir. [76]

Yine konu ile ilgili diğer bir rivayet şu şekildedir:

Bir kimse iflas ettiği zaman, (alacaklı) kimse de, malını (iflas eden kim­senin yanında) aynen bulursa, [77] o kimse o malda alacaklılardan daha fazla hak sahibidir. [78]

Yine konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Bir kimse iflas ettiği zaman, (alacaklı) kimse de, malını, iflas eden kim­senin yanında aynını bulursa, o malı (almaya başkasından) daha fazla hak sahibidir. [79]

Bu hadîs(in bu şekildeki metinlerin)!, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

Ebu Dâvud ile Tirmizî'nin rivayeti ise şu şekildedir:

Bir kimse İflas eder de, (alacaklı) kimse malının aynını, (iflas eden kim­senin yanında) bulursa, o (alacaklı) kimse, o malı (almaya) başkalarından da­ha fazla hak sahibidir. [80]

Yalnız Ebu Davud'un rivayetinde malı" ifadesi, Tirmizî'nin rivaye­tinde ise malı" ifadesi yer almaktadır.

Yine Ebu Dâvud, bu hadisi, Ebu Bekr ibn Abdurrahman ibnü'l-Hâris b. Hişâm yoluyla Hz. Peygamber (s.a.v)'den naklen rivayet etmiştir. Fakat Ebu Hureyre'yi zikretmemiştir. [81]

Yine Ebu Davud'un başka bir rivayetinde, Ebu Bekr yolundan buna benzer bir rivayet daha gelmiş olup bu rivayette şu ilave yer almaktadır:

Eğer onun parasından bir şey ödemişse, [82] o (satıcı) malda (öteki) ala­arla eşittir.[83]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Ebu Bekr b. Ab-durrahman yoluyla Ebu Hureyre'den buna benzer şöyle bir hadis rivayet etcaklılarla eşittir.

Eğer (alıcı) malın parasından bir şey ödemişse, satıcı kalanı(nda) diğer alacaklılarla eşittir. Bir kimse, yanında bir başkasının malı aynen durduğu halde ölürse, satıcı onun parasından bir miktar tahsil etsin yada etmesin-alacakhlarla eşittir. [84]

Nesâî'de, bu rivayetlere benzer rivayetleri nakletmiştir.

 

4. Sarf Ve Altının Gümüşle Satışı

 

188. Hz. Ömer (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Altını gümüş, buğdayı buğday, arpayı arpa ve hurmayı da hurma karşılığında satmak (yada satın almak) ribadır. Ama ikisi de peşin olursa müstesna. [85]

Konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Gümüşü gümüş, altını altın karşılığında satmak (yada satın almak) ri­badır. [86] Ama ikisi de peşin olursa müstesna. [87] Bu hadisfin bu şekildeki metinlerin)!, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Yine Buhârî'nin bir rivayetinde, Mâlik b. Evs şöyle der:

Mâlik b. Dînâr, (bir defasında) yüz dinarı (alün parayı), dirhemler (gümüşler)le değiştirmek istemişti. Talha ibn Ubeydullah, beni çağırdı. Bir­birimizle bu para değiştirme işini görüşüp anlaştık. Benden altmları istedi. AItm(lar)ı (benden alıp) elinin içinde onları çevirmeye başladı. Sonra da:

(Dirhemler yanımda yok.) Veznedarım, Gâbe (ormanın)dan ge­linceye kadar bekle, (dirhemleri sana vereyim)' dedi.

Ömer bu konuşmayı işitmişti. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:

Vallahi, sen, dinarları, Talha'dan alıncaya kadar ondan ayrılma­yacaksın. Çünkü Resulüllah (s.a.v):

Altını altın, buğdayı buğday, hurmayı hurma ve arpayı arpa kar­şılığında satmak (yada satın almak) ribadır. Ama ikisi de peşin olursa müstesna' buyurdu. [88]

Görüldüğü üzere hadis, birinci rivayete benzer bir şekilde nakledilmiştir. Yalnız bu rivayetin içerisinde;  (sıralamada)  hurmayı,  arpadan  önce getirmiştir. [89]

Müslim ile Tirmizî'nin rivayetinde ise Mâlik şöyle der:

Altını, dirhem (=gümüş) ile değiştirecek var mı?' diye (seslene)rek geldim. Ömer ibnü'l-Hattab'ın yanında bulunan Talha b. Ubeydullah:

Bize altınını göster! Sonra hizmetçimiz geldiği zaman gel de sa­na gümüşünü verelim!' dedi.

Bunun üzerine Ömer, (Talha b. Ubeydullah'a hitaben) şöyle dedi:

Vallahi, olamaz! Ya bunun gümüşünü (peşin) verirsin yada al­tınım geri verirsin! Çünkü Resulullah (s.a.v):

Gümüşü altın, buğdayı buğday, arpayı arpa ve hurmayı hurma karşılığında satmak (yada satın almak) ribadır. Ama ikisi de peşin olursa müstesna' buyurdu. [90]

Görüldüğü üzere hadis, birinci rivayete benzer bir şekilde nakledilmiştir. Yine Ebu Davud'un rivayeti, birinci rivayete benzemektedir. Nesâî'de birinci rivayeti nakletmiştir.

 

5. Helal Ve Haramın Belli Olması

 

189. Nu'mân b. Beş îr (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

Nu'mân, iki parmağıyla kulaklarına uzanıp- Resulullah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu işittim:

Doğrusu helal belli, haram da bellidir. (Fakat) bunların arasında (helal mi, haram mı olduğu belli olmayan bazı) şüpheli şeyler vardır ki, insanlardan bir çoğu, onları bilmez. Buna göre kim bu şüpheli şeyler­den sakınırsa, dinini ve ırzım kurtarmış demektir. [91] Kim de bu şüphe­li şeylere dalarsa, harama dalmış olur. [92] Korunan bir yerin etrafıda hayvan otlatan çobanın hayvanlarını oraya kaçırması çok yakın olması gibi.

Dikkat edin ki! Her hükümdann bir korusu vardır.

Dikkat edin ki! Allah'ın korusu ise haram kıldığı şeylerdir.

Dikkat edin ki! Bedende bir et parçası vardır ki, bu parça işe ya­rayışlı olursa, bütün beden yarayışlı olur. Eğer (bu parça) bozuk olur­sa, bütün beden bozuk olur.

Dikkat edin ki! Bu (parça), kalptir. [93]

Bu hadis(in bu şekildeki metnin)i, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

Tirmizî'de,'bu hadisi, "Allah'ın haram kıldığı şeylerdir" ifadesi­ne kadar rivayet etmiştir.

Ebu Dâvud'da, bu hadisi, Harama dalmış olur" ifadesine kadar rivayet ermiştir.

Yine Ebu Davud'un bir rivayetinde, Resulullah (s.a.v) şqyle buyurmak­tadır:

Doğrusu helal bellidir, haram da bellidir. (Fakat) bunlar arasında (helal mi, haram mı olduğu belli olmayan bazı) şüpheli şeyler vardır ki, [94] ben bu konuyu size bir örnekle anlatacağım:

 

Şüphesiz ki Allah, (girilmesi yasak olan) bir koru kurmuştur. [95] Biliniz ki, Allah'ın korusu, haram kıldığı şeylerdir. Şüphesiz hayvanlarını korunun etra­fında otlatan kişi, her an o koruluğa dalabilir. Şüphesiz ki şüpheli şeylere da­lan kişi de, (harama) her an cesaret edebilir. [96]

Nesâî'de, bu hadisi, Ebu Davud'un rivayeti doğrultusunda nakletmiştir. [97]

Yine konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

"Helal bellidir, haram da bellidir. (Fakat) bunlar arasında (helal mi, ha­ram mı olduğu belli olmayan bazı) şüpheli şeyler vardır. Buna göre kim, ken­disince günah olma şüphesi olan bir şeyi terk ederse, haram olduğu açık ola­nı çoktan terk etmiş demektir. Kim de günah olması şüpheli olan şeye ce­saret ederse, haram olduğu açık olan şeylere dalmaya yaklaşmıştır. Masiyetler (haramlar), Allah'ın korusudur. Korunun etrafında hayvanlarını otlatan kim­se, her an oraya dalabilir. [98]

 

6. Zengin Kimsenin, Borcunu Geciktirmesinin Haram Olması

 

190. Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

"Zengin kimsenin, borcunu geciktirmesi zulümdür. [99] (Birinci rivayet)

Konu İle ilgili bir rivayet(in devamında ise şu ilave) vardır:

"Sizden birisi, (alacağı) zengin birisine havale edilirse, [100] kabul etsin.[101] (İkinci rivayet)

Bu hadis(in bu şekildeki metinlerin)!, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Ebu Dâvud, Tirmizî ile Nesâî; ikinci rivayeti nakletmişlerdir.

 

7. Şufa

 

191. Câbir b. Abdullah (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

"Resulullah (s.a.v), şufayı, taksim edilmeyen her şeyde (geçerli) kıldı. Hudutlar belirlendiği ve yollar ayrıldığı zaman şufa yoktur.[102] (Birinci rivayet)

Bu hadis(in bu şekildeki metnin)i; Buhârî, Müslim, Ebu Dâvud ile Tirmi-zî rivayet etmiştir.

Yine Müslim, bu hadisi, şu şekilde rivayet etmiştir:

Resulullah (s.a.v), taksim edilmemiş bulunan her ortaklıkta ev olsun, bahçe olsun şufa (hakkı) olduğunu bildirdi. [103] Ortağına haber vermeden (di ortağın) satış yapması, kendisine helal olmaz. (Ortağı) isterse alır, isterse frk eder. Eğer satar da ortağına haber vermezse, ortağı o mala en layık kim­sedir. [104]

Yine Müslim'in konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Şufa (hakkı); arazi, eve yada bahçeye ait her ortaklıkta vardır. (Orta­ğın), ortağına arz edip o da, ya alıp yada terk ermedikçe satışı geçerli değildir. Bunu yapmazsa, kendisine haber verinceye kadar ortağı o mala en layık kimsedir.[105]

Ebu Dâvud, birinci rivayeti nakletmiştir. [106]

Tirmizî'nin konu ile ilgili bir rivayeti ise şu şekildedir:

Kimin bir bahçede ortağı bulunursa, o bahçedeki hissesini, ortağına tek­lif etmeden (başkasına) satamaz. [107]

Yine Ebu Dâvud ile Tirmizî'nin konu ile ilgili bir diğer rivayeti şu şekilde­dir:

Komşu, komşunu şuf asına daha hak sahibidir. Yollan bir olduğu za­man komşu gaipse beklenir. [108]

Tirmizfnin başka bir rivayetinde şu ifade yer almaktadır:

(Satılan) evin komşusu, (şuf'a hakkı olarak) o ev(i almaya diöerlerinden) daha hak sahibidir. [109]

Nesâî'de, bu hadisi, Müslim'in rivayetlerine uygun bir şekilde nakletmiş-tir.

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Hanginizin (ortaklaşa) arazisi veya hurmalığı varsa, onu, ortağına teklif etmeden (başkasına) satamaz. [110]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), şuf a  (hakkı) ve komşuluk (hakkı)  olduğunu bil­dirdi. [111]

 

8. Yiyeceklerde Ve Meyvlerde Selem

 

192. Abdullah ibn Abbâs (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.v), Medine'ye geldiğinde, Medineliler meyvelerde bir veya iki seneliğine selem yapıyorlardı.[112] Bunun üzerine Resulullah (s.a.v), onlara:

Kim hurmada selem yapacaksa, belli ölçüde yada belli tartıda, belli bir müddete kadar yapsın' buyurdu. [113]

Konu ile ilgili başka bir rivayet ise, Ve belli tartıda" ifadesi yer almaktadır. [114]

Bu hadis(in bu şekildeki metinlerin)!, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

Tirmnizî'nin rivayeti de buna benzer olup yalnız, Bir veya iki seneliğine" ifadesine değil de, Ve belli tartıda" ifadesine yer vermiştir. [115]

Ebu Davud'un rivayeti de buna benzemektedir. [116]

Yine Buhârî'nin bir rivayeti buna benzer olup bu rivayetin içerisinde, İki yada üç seneliğine" ifadesi yer almaktadır. [117]

Nesâîde, bu hadisi rivayet edip rivayetin içerisinde, İki yada üç seneliğine" ifadesi yer almaktadır. [118]

 

9. Hamile Devenin Yavrusu, Gebe Kalıncaya Kadar (Vadeli) Satışının Haram Kılınması

 

193. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

"Resulullah (s.a.v), habelü habelenin (hamile devenin yavrusu gebe kalıncaya kadar vadeli) satışım yasakladı. Çünkü cahiliyye halkı, deve etlerini, hamile deve yavrusu gebe kalıncaya kadar (vadeli) satar­lardı. Habelü'l-Habele: Dişi devenin, karnındaki (cenini) doğurması, sonra da o yavrunun hamile olmasıdır.[119] (Birinci rivayet)

Bu hadis(in bu şekildeki metninji, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

Yine Buhârî'nin buna benzer bir rivayeti olup bu rivayetin içerisinde, Sonra devenin, karnındaki (cenini) doğurması" ifadesi yer almaktadır. [120]

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekildedir:

Cahiliyye halkı, (deve) etlerini, hamile deve yavrusu gebe kalıncaya ka­dar (vadeli) satarlardı. Peygamber (s.a.v), (sonu belli olmayan) bu satışı ya­sakladı.

(Hadisin ravisi olan) Nâfi1, bunu, "Dişi devenin, karnındaki (cenini)

doğurmasına kadar" diye tefsir etmiştir. [121] (İkinci rivayet)

Müslim, Ebu Dâvud ile Tirmizî, muhtasar olarak, bu hadisi, şu şekilde ri­vayet etmişlerdir:

"Peygamber (s.a.v), habelü-habelenin (hamile devenin yavrusu gebe kalıncaya kadar vadeli) satışını [122] yasakladı. [123] (Üçüncü rivayet)

Yine Ebu Dâvud, bu hadisi, Buhârî ile Müslim'in rivayetine benzer bir şekilde tam olarak rivayet etmiştir. [124]

Nesâî'de, üçüncü rivayeti nakletmiştir. [125]

 

10. Satışı Helal Olmayan Şeyler

 

194. Câbir b. Abdullah (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.v)'i, Fetih yılında Mekke'de iken şöyle buyururken işittim:

Şüphesi Allah; şarap (içki), leş, domuz ve putların satışını ha­ram kıldı.[126] Resulullah (s.a.v)'e:

Ey Allah'ın resulü! Leş yağları konusunda ne buyurursun? Onlar­la gemiler boyanıyor, deriler yağlanıyor, insanlar aydınlanıyor' diye so­ruldu. Resulullah (s.a.v):

Hayır, haramdır' buyurdu. [127]

Daha sonra Resulullah {s.a.v) (sözüne) şöyle devam etti:

Allah, Yahudileri kahretsin! Şüphesiz Allah, onlara, leşlerin iç yağlarını yasakladığı zaman, onlar, onu erittiler, sonra da satıp parası­nı yediler. [128]

 

11. Alış Veriş Yapan Kimselere, Meclis Muhayyerliğinin Sabit Olması

 

195. Abdullah İbn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Alışveriş yapan kimseler, birbirlerinden ayrılmadıkları müddetçe alışverişleri hususunda muhayyerliğe sahiptirler yada alış veriş mu­hayyeri i olur.[129] (Birinci rivayet)

Nâfi' der ki: "Abdullah ibn Ömer, hoşuna gitmekte olan bir şey satın al­dığı zaman, o malı, satın almış olduğu sahibinden ayrılırdı.[130] Konu ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:

Alışveriş yapan kimseler, birbirlerinden aynlmadıklan müddetçe mu­hayyerliktedirler [131] yada ikisinden biri, diğerine: (Satışı yada feshi) tercih et' der.

Belki de şöyle buyurmuştur: "Yada satış muhayyerli satış olur.[132] (İkinci rivayet)

Yine konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Alışveriş yapan kimselerden her biri, birbirlerinden ayrılmadıkları müd­detçe, arkadaşına karşı muhayyerdir. Ama muhayyerlikte satış müstesna. [133] (Üçüncü rivayet)

Yine konu ile ilgili diğer bir rivayet şu şekildedir:

İki kişi, alışveriş yaparlarsa, beraber bulunup birbirlerinden ayrılmadık­ları müddetçe, onlardan her biri muhayyerdir. Meğer ki, biri diğerini muhay­yer bıraka! Eğer biri diğerini muhayyer bırakır da, bu şartla alışveriş yaparlar­sa, (bu) alışveriş vacip olmuştur. Eğer alış verişi yaptıktan sonra ayrılırlar da ikisinden biri satıştan vazgeçmezse, (yine o zaman bu) alışveriş de vacip ol­muştur.[134] (Dördüncü rivayet)

Bu rivayetler, Buhârî ile Müslim'in (naklettiği) rivayetlerdir.

Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayetinde Resulullah (s.a.v) şöyle bu­yurmaktadır:

Alışveriş yapan herhangi iki kimse arasında birbirlerinden ayrılmadıkları müddetçe satış yoktur. Ancak muhayyerlik şartıyla yapılan satış müstes­na! [135] (Beşinci rivayet)

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili bir rivayetinde Abdullah ibn Ömer şöyle der:

Ben, Mü'minlerin e Osman b. Affân'dan, onun Hayber'deki bir malı karşılığında diğer bir vadide bir mal (bir arazi yada bir akar) satın aldım. Alışverişi yaptığımız zaman, ben, topuğum üzerinde geri dönüp onun evin­den dışarı çıktım. (Böyle çabuk dışarı çıkışım,) satışı geri almak istemesi kor­kumdan dolayı idi. (O vakit satışta) sünnet (olan hukukî yol):

Alışveriş yapan kimseler, birbirlerinden ayrılıncaya kadar (mec­lis) muhayyerliğinde olmaları' şeklinde idi.

(Abdullah devamla der ki:) (Osman'ın evinden çıkmamla,) benim ve onun bu satış muamelesi vacip olunca, (kesînleşip fesih hakkı kalmayınca) ben, bu satış işinde onu aldattığımı gördüm. Çünkü ben, onu, üç gecelik yol ile Semûd kavmi arazisine gönderdim. O ise, beni üç gecelik yol ile Medine'­ye gönderdi.[136] (Altıncı rivayet)

Yine Müslim'in konu ile jlgili başka bir rivayeti şu şekildedir:

Alışveriş yapan iki kimseden her biri, satışı tamamladıklarında, birbirlerinden ayrılmadıkları müddetçe yada satışları muhayyerlik şartıyla olmadık­ça, her biri satış akdinde muhayyerdir. Satışları muhayyerlik şartıyla yapılmış­sa, satış vacip olmuştur.

Abdullah ibn Ömer, başka bir rivayetine şu ilaveyi yapmıştır: Nâfi' der ki: Abdullah ibn Ömer, bir kimseyle alışveriş yaptığında satışı bozmak iste­mezse kalkıp biraz yürür, sonra onun yanına geri dönerdi.[137] (Yedinci riva­yet)

Tirmizî'nin rivayetinde ise Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Alışveriş yapan kimseler, birbirlerinden ayrılmadıkça yada (satış ile fe­sihten birini) tercih etmedikçe, muhayyerdirler. [138]

Nâfi' der ki: "Abdullah ibn Ömer, oturmakta iken bir mal satın aldığı za­man, kendisi için satışın meydana gelmesi gayesiyle ayağa kalkardı. [139]

Ebu Dâvud, ikinci ve üçüncü rivayeti nakletmiştir.

Nesâî'de, birinci rivayeti nakletmiştir. İkinci rivayeti de nakletmiş, fakat Nâfi'nin Abdullah ibn Ömer ile ilgili sözüne yer vermemiştir. Dördüncü, be­şinci ve yedinci rivayeti de nakletmiş, fakat Nâfi'nin konu ile ilgili sözüne yer vermemiştir.

 

12. Olgunlaştığı Meydana Çıkıncaya Kadar Meyveyi Satmanın Yasaklanması

 

196. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Olgunlaştığı  meydana  çıkıncaya kadar meyveyi  satmayın. Yaş hurmanın da, kuru hurma karşılığında satmayın. [140] {Birinci rivayet)

Salim der ki: Bana, Abdullah ibn Ömer, Zeyd ibn Sâbit'ten naklen şöyle haber verdi:

"Resulullah (s.a.v), yaş hurmanın, kurusuyla değiştirilmesini yasakla­dıktan sonra, ariyyenin (belirli bir ağaçtaki yaş hurmanın, yerdeki) yaş yada kuru hurmayla değiştirilmesine izin verdi. Bundan başkasına izin vermedi.[141]

Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:

"Resulullah (s.a.v), olgunlaştığı meydana çıkıncaya kadar meyveyi sat­mayı yasakladı. [142] (Bunu,) hem satıcıya ve hem de alıcıya yasakladı.[143] (I-kinci rivayet)

Yine konu ile ilgili diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), olgunlaştığı meydana çıkıncaya kadar meyveyi sat­mayı yasakladı.

(Abdullah ibn Ömer'e,) meyvenin (ne zaman) olgunlaştığı sorulduğu za­man:

(Olgunlaşıp) afete uğraması (ihtimalinin) gitmesine kadar de­mektir1 diye cevap verdi.[144] (Üçüncü rivayet)

Bu rivayetler, Buhârî ile Müslim'in (naklettiği) rivayetlerdir.

Ebu Dâvud, ikinci rivayeti nakletmiştir.

Nesâî'de, birinci ve ikinci rivayeti nakletmiştir.

Yine Müslim'in, Ebu Davud'un, Tirmizî'nin ve Nesâî'nin konu ile ilgili bir rivayeti ise şu şekildedir:

Resulullah {s.a.v), meyvesi olgunlaşıncaya kadar hurmayı, danesi be-yazlaşip afetten emin oluncaya kadar başağıyı satmayı yasakladı. (Bunu,) hem satıcıya ve hem de alıcıya yasakladı. [145]

Yine Müslim'in konu ile ilgili başka bir rivayetinde Resulullah (s.a.v) şöy­le buyurmaktadır:

"Meyveyi, olgunlaştığı ortaya çıkıp afetten kurtuluncaya kadar satmayın.

(Abdullah ibn Ömer:) '(Meyvenin) olgunlaştığının ortaya çıkması; mey­venin kızarması ve sararmasıdır' dedi.[146]

Yine Müslim'in ve Nesâî'nin bir rivayetinde, Olgunlaş­tığı meydana çıkıncaya kadar" ifadesi yer alıp bundan sonra herhangi bir ilave yapılmamıştır. [147]

 

13. Mühâkale İLE MUZÂBENE'NİN YASAK OLMASI

 

197. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.v), muzâbeneyi yasaklamıştır. Muza ben e; Yaş hur­mayı, kuru hurma karşılığında ölçekle satmak, (yine) taze üzümü de kuru üzüm karşılığında ölçekle satmaktır.[148] (Birinci rivayet) Konu ile ilgili bîr rivayet ise şu şekildedir:

Resulullah {s.a.v), muzâbeneyi yasakladı. Muzâbene: [149] Bahçesinin yemişini, hurma ise hurma karşılığında ölçekle, bağ ise üzümünü kuru üzüm karşılığında ölçekle, ekin ise kile ile zahire karşılığında satmaktır. Taze hurma­yı, kuru hurma karşılığında ölçekle satmak ve taze üzümü de kuru üzüm kar­şılığında ölçekle satmaktır. Resulullah (s.a.v), bunların hepsini yasakladı. [150] (İkinci rivayet)

Yine konu ile ilgili bir başka rivayet ise şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), muzâbeneyi yasakladı. Muzâbene: Hurmaların üze­rindeki yemişi, belli ölçekle satarak: Artarsa benim, yetmezse, ben tamamla­yacağım" demektir. [151] (Üçüncü rivayet)

Bu rivayetler, Buhârî ile Müslim'in (naklettiği) rivayetlerdir.

Yine Müslim'in bir rivayetinde, Göz kararıyla her meyveyi (satmayı yasakladı)" ilavesi yer almaktadır. [152]

Tirmizî'nin konu iie ilgili rivayeti ise, Resulullah (s.a.v), münâkaleyi [153] ve muzâbeneyi yasakladı" şeklinde olup buna herhangi bir ilave yapmamıştır, [154] Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), taze hurmayı kuru hurma karşılığında, taze üzümü de kuru üzüm karşılığında ve biçilmemiş ekini de buğday karşılığında ölçekle satmayı yasakladı. [155]

Nesâî ise, birinci ve üçüncü rivayeti nakletmiştir.

198. Câbir b. Abdullah (r.ânhümâ)'dan rivayet edilmiştir: "Peygamber (s.a.v); muhabereyi, muhâkaleyi, muzâbeneyi ve ol­gunlaşması meydana çıkıncaya kadar meyveyi satmayı ve (bu yaş mey­velerin,) a ri yy eler hariç, [156] dinar ve dirhemlerin dışında bir şey karşılı­ğında satmayı yasakladı. [157]

Konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), meyveyi, yenilecek hale gelinceye kadar satmayı (ya­sakladı). [158]

Konu ile ilgili bir rivayet şu şekildedir:

Atâ' der ki: "Câbir, bize, (konu ile ilgili) şu açıklamaları yaptı: Muhabere; boş tarlayı sahibinin, birine vermesi, alanında ona harcamalarda bulunması, sonra da sahibinin meyveden (bir miktar) almasıdır.

Yine Câbir'e göre, Muzâbene ise; hurmalıktaki taze hurmayı kuru hur­ma karşılığında ölçekle satmaktır.

Ekinde yapılan Muhâkale de, bunun gibi bir şey olup sahibi, onu, başa-ğındaki ekini ölçekle satar. [159]

Yine konu ile ilgili bir rivayet şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), muhâlekayı, muzâbeneyi, muhabereyi ve işkâh haline gelinceye kadar hurma satın almayı yasakladı.

İşkâh; hurmanın kızarması yada sararması veya bazı tanelerinin yenil­meye başlanmasıdır.

Münâkale ise; ekinliğin bilinen bir zahire karşılığında ölçekle satılması­dır.

Muzâbene ise; hurmalığın (meyvesi) birkaç yük kuru hurma karşılığında satılmasıdır.

Muhabere [160] ise; üçte bir, dörtte bir ve buna benzer şeylerdir. Zeyd b. Uneyse der ki:

Atâ'ya:

Sen, Câbîr b. Abdullah'ı, bu hadisi Resulullah (s.a.v) den nak­lederken işittin mi?' diye sordum. Atâ':

Evet' cevabını verdi.[161]

Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v); muzâbeneyi, münâkaleyi, muhabereyi ve işkâh haline gelinceye kadar meyveyi satmayı yasakladı. (Hadisin ravisi Selîm) der ki: Saîd (b. Mînâ'y)'a:

İşkâh nedir?' diye sordum. Saîd:

Meyvenin kızarmaya veya sararmaya başlaması ve yenilecek ha­le gelmesidir [162] diye cevap verdi.[163]

Yine Müslim'in konu ile İlgili bir rivayeti şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v); muhâkaleyi, muzâbeneyi, muâvemeyi ve muhabere­yi yasakladı.

(Hadisin ravisi) der kî: Muâveme, [164] birkaç yıllığına satış yapmak de­mektir.

İstisnah satışı da [165] yasakladı. (Sadece) ariyyeler(in satişm)a izin verdi.[166]

Yine konu İle ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), (bir yeri yada bir şeyi,) birkaç yıllığına [167] satmayı yasakladı. [168]

Tirmizî'nin konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v); muhâkaleyi, muzâbeneyi, muhabereyi ve miktan bi­linmeyen sunyâyı [169] yasakladı.[170]

Yine Tirmizî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayet ise şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v); muhâkaleyi, muzâbeneyi, muhabereyi ve muâve-meyi yasakladı. (Sadece) ariyyeler(in satışm)a İzin verdi. [171]

Ebu Davud'un konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), (bir yeri yada bir şeyi,) birkaç yıllığına bey'u's-Si-nîn'i satmayı yasakladı. Afetlerin (yok ettiği meyvelerin bedelini ise) [172] in­dirdi. [173]

Yine Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), muâvemeyi yasakladı.

(Hadisin) ravilerinden biri, ('muâveme' yerine) 'bey'u's-Sinîn1 dedi. [174]

Yine Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v); muhâkaleyi, muzâbeneyi, muhabereyi ve muâveme­yi yasakladı. [175]

Yine Ebu Davud'un bir rivayetinde şu ilave yer almaktadır:

(Ravilerden birisi, 'Muâveme' yerine) 'bey'u's-Sinîn' (dedi.) Sonra da derler ki:

Peygamber (s.a.v), sünyâyı yasakladı. (Sadece) ariyyeler(in satışın)a izin verdi. [176]

Yine Ebu Davud'un ve Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekil­dedir:

Resulullah (s.a.v); muzâbeneyi, muhâkaleyi ve miktarı bilinmeyen sun­yâyı yasakladı. [177]

Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti ise şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v); muhabereyi, muzâbeneyi, muhâlekayı ve ariyyeler hariç, yenilecek hale gelinceye kadar meyveyi satmayı yasakladı."

Yine Nesâfnin konu ile İlgili diğer bir rivayeti ise şu şekildedir:

Yine NesâTnin konu ile ilgili bir başka rivayeti daha olup buna herhanoi bir şeyi ilave etmemiştir:                                                             

Peygamber {s.a.v), birkaç senenin meyvesini önceden satmayı yasakla.

Yine Nesâî, bu hadisi, birinci rivayete benzer şekilde rivayet etmiştir. Yine Nesâfnin konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

"Resulullah (s.a.v), birkaç senenin mahsulünü satmayı yasakladı.

 

14. Satışta Ve Pazarlıkta Şart Koşma

 

199. Câbir b. Abdullah (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:

"Ben, bir yolculukta, Peygamber (s.a.v) ile birlikte, ağır hareket eden bir deve üzerinde (yolculuk ediyor) idim. Bu deve ancak toplulu­ğu (ordunu)n sonunda idi. Derken yanıma Peygamber (s.a.v) uğrayıp:

Bu (arkada kalan) kimdir?' diye sordu. Ben:

Câbir b. Abdullah' dedim. Peygamber (s.a.v):

Neyin var (ki, geride kaldın)?' buyurdu. Ben:

Ağır hareket eden bir deve üzerindeyim' diye cevap verdim. Pey­gamber (s.a.v):

Yanında deve sürecek bir çubuk var mı?' diye sordu. Ben:

Evet, (var)' dedim. Peygamber (s.a.v): (Öyleyse) onu bana ver?' buyurdu.

Bunun üzerine çubuğu ona verdim. O da, çubukla deveye vurup azarladı. Derken deve, (Peygamberin ona vurduğu) bu yerden itibaren ordunun önde gidenlerinden oldu. Peygamber (s.a.v):

Bu deveyi bana sat' buyurdu. Ben:

Ey Allah'ın resulü! Bilakis bu deve, (bedelsiz olarak) senindir' dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):

Hayır, Bu deveyi bana sat. Ben bu deveyi, senden dört dinar kar­şılığında satın aldım. Medine'ye kadar onun sırtı (binme hakkı) se­nindir' buyurdu.

Medine'ye yaklaştığımız zaman, ben hızlı gitmeye başladım. Pey­gamber (s.a.v):

(Bu kadar aceleyle) nereye (gitmek) istiyorsun?' buyurdu. Ben:

Kocası ölmüş bir kadınla evlendim. (Onun yanına gidiyorum)' dedim. Peygamber (s.a.v):

Onun seninle, senin de kendisiyle oynaşacağın bakire bir kızla evlenseydin ya!' buyurdu. Ben:

Babam (Abdullah) vefat etti. (Geriye) bazı kız çocukları bıraktı. Bu sebeple de ben, (evlilik konusunda) tecrübe kazanmış ve kendin­den toyluk gitmiş bir kadınla evlenmek istedim' dedim.  Peygamber (s.a.v):

(Öyleyse) bu evlilik, (sana hayrlı olsun!)' buyurdu. Medine'ye geldiğimizde, Peygamber (s.a.v):

Ey Bilal! Câbir'e devesinin bedelini öde. Bedelini biraz da artır' buyurdu.

Bunun üzerine Bilal, Câbir'e dört dinar verdi. (Devenin) bedelini, bir kırat ta artırdı. Câbir:

Resulullah (s.a.v)'in bu ziyadesi artık benden ayrılmasın' dedi.

(Hadisin ravisi Ata' der ki:) Artık bu kırat, Câbir b. Abdullah'ın kılı­cının kınından ayrılmaz oldu. [178]

Hadisin lafzı, Buhârî'ye aittir. [179]

Yine Buhârî ile Müslim'in konu ilgili bir rivayeti şu şekildedir;

Resulullah (s.a.v) ile birlikte (bir) gazvede bulundum. Peygamber (s.a.v), (arkamdan) bana ulaştı. Ben, bize ait olan bir su taşıma devesi üzerin­de idim... Deve yorulmuştu. Resulullah (s.a.v) arka tarafa geçti. Deveyi azar­layıp dua etti. (Bundan sonra} devem, (diğer) develerin önüne (doğru geç­meye) başladı. (Sonra da) onların önünde yürüyordu.

Peygamber (s.a.v), bana:

Deveni nasıl görüyorsun?' buyurdu. Ben:

(Devem) hayrla beraberdir. Ona, senin bereketin dokundu' de­dim. Peygamber (s.a.v):

Bu deveyi bana satar mısın?' buyurdu.

Ben, (Resulullah'tan) utandım. Bizim, ondan başka su taşıma devemiz yoktu.

Ben:,

Evet' dedim.

Bunun üzerine o deveyi, Resulullah (s.a.v)'e, Medine'ye varıncaya kadar ırt kemikleri {=binme hakkı) bana ait olmak (şartıyla) sattım. [180]

Ben:

Ey Allah'ın resulü! Ben yeni evliyim' deyip ondan, (önden gitmek lususunda) izin istedim. O da, bana izin verdi.

Bunun üzerine ben, Medine'ye ulaşma yolunda insanların önüne geçtim, ionunda Medine'ye geldim. Beni, dayım karşıladı. Bana, devemi sordu. Dna, deve hakkında yaptığım işi anlattım. O da, (başka devemiz olmadığı çin) devenin satışı hususunda beni azarladı.

Resulullah (s.a.v)'den izin istediğim sırada bana:

Kızla mı, yoksa dul ile mi evlendin?' diye sormuştu. Ben de:

Dul kadın ile evlendim' dedim. Resulullah (s.a.v):

Senin onunla oynaşacağın ve onun da seninle oynaşacağı bir kız le evlenseydin ya! [181] buyurdu. Ben:

Ey Allah'ın resulü! Babam vefat etti yada şehit edildi. Benim kü-:ük kız kardeşlerim var, Onlan terbiye edemeyecek ve onların işlerini göremeyecek durumda onlara akran (bir kızla) evlenmemi hoş görmedim   Bu sebeple onlann işlerini görmesi ve onlar, terbiye edip ye­tiştirmesi için dul bir kadınla evlendim1 dedim.

Resulullah (s.a.v) Medine'ye geldiği zaman, ben, deveyi onun yanına götürdüm. O da, bana, hem devenin bedelini verdi ve hem de deveyi bana geri verdi.[182]

Yine konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:

Câbir, kendisine ait olan bir deve üzerinde yolculuk ediyordu. Devesi yorulmuştu Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (Câbir'in yanma) uğradı. Câbir'e dua etti. Bunun üzerine (o yorgun deve,) bir benzenmn daha yürümediği hızh bir yürüyüşle yürüdü. Daha sonra Peygamber (s.a.v).

Bu deveyi bana bir ukiyy [183] karşılığında saf buyurdu. Ben:

Hayır, (satmam)' dedim. Sonra Peygamber (s.a.v) (ikinci defa):

Bu deveyi bana bir ukiyye karşılığında sat' buyurdu.

Bunun üzerine deveyi, ona sattım. Fakat beni, ailemin yarana vanneaya kadar (sırtında) taş,ması/yük yükleme (şartmı) [184] istisna ettim.

Medine'ye geldiğimizde, deveyi, Peygamber (s.a.v)'e getirdim. Peygam­ber (sav) (Bilal'in araal.ğıyla) bana devemin bedelini verdi. Sonra ben dö­nüp gidenken, Peygamber (s.a.v) arkamdan haberci göndenp bera çağırttı. (Yanına geldiğimde, bana:)

Buhârî'nin bir rivayetinde Câbir der ki:

Resulullah (s.a.v), beni, Medine'ye kadar devenin sırt kemikleri (binme hakkı bana ait olmak şartıyla devenin üzerinde) taşıttı.[185] Yine Buhârî'nin başka bir rivayetinde Câbir der ki:

Bu deveyi, Resulullah (s.a.v)'e, Medine'ye varıncaya kadar sırt kemikleri binme hakkı) bana ait olmak (şartıyla) sattım. [186]

Yine Buhârî'nin diğer bir rivayetinde Câbir der ki:

Medine'ye kadar devenin sırtı (binme hakkı) senindir. [187] Yine Buhârî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde Câbir der ki: Câbir, Medine'ye kadar devenin sırtını (binme hakkını) şart koştu. [188] Buhârî der ki:

Şart kılma (hükmü), bana göre, (rivayetler içerisinde) daha çoktur ve çıkış kaynağı bakımından) daha sahihtir." [189] Yine Buhârî'nin konu İle ilgili diğer bir rivayetinde şu ifade yer almaktadır:

Câbir, bu deveyi, Peygamber (s.a.v)'e, bir ukiyye karşılığında sattı.[190]

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Bu deveyi (senden) dört dinara (satın) aldım[191]Buhârî der ki:

Bu dört dinar, bir dinann onda biri karşılığı olması hesabı üzere, bir ukiyye olur. [192]

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Bir ukiyye altın" ifadesi yer almaktadır. [193]

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, yuz dirhem" ifadesi yer almaktadır. [194]

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde Câbir der ki:

"Zannederim ki, Peygamber (s.a.v), bu deveyi, Tebuk yolunda satın aldı.

Câbir der ki: (Peygamber, bu deveyi,) dört ukiyye karşılığında (satın al­dı). [195]

Yine Buhârî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde şu ifade yer almakta­dır:

"Peygamber (s.a.v), bu deveyi, yirmi dinara satın aldı. [196]

Buhârî der ki: "Şa'bî'nin: 'Bir ukiyye' sözü, [197] (rivayetler içinde) daha çoktur. [198]

Yine Buhârî ile Müslim'in, birinci rivayete benzer bir rivayeti daha olup bu rivayet içerisinde şu ifade de yer almaktadır:

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (hayvanından) inip bastonuyla vemi çekti. Sonra da (bana):

(Devene) bin! dedi.

Ben de bindim. Yemin olsun ki, devem, Resuluilah (s.a.v)'in devesini geçmesin diye onu durdurmaya çalıştığımı bilirim. Resulullah (s.a.v):

Evlendin mi?' diye sordu. Ben de:

Evet' diye cevap verdim. Resulullah (s.a.v}:

Bakire ile mi, yoksa dul ile mi evlendin?' diye sordu. Ben de:

Dul ile evlendim' dedim. Resulullah (s.a.v):

Bakire ile evlenseydin ya! Sen onunla, o da seninle oynaşırdı1 buyurdu. Ben:

Benim (küçük) kız kardeşlerim var. [199] Bu sebeple onları topla­yıp başlarını tarayacak, kendilerine bakacak bir kadınla evlenmek is­tedim [200] dedim. Resulullah (s.a.v):

Dikkat et! İşte (evine) geliyorsunuz! Evine vardığın zaman cima' etmeye bak, cima' etmeye!' buyurdu. Sonra da:

Deveni satıyor musun?' diye sordu. Ben de:

Evet' dedim.

Onu, benden, bir ukiyye karşılığında satın aldı. Daha sonra Resulullah (s.a.v), (Medine'ye) geldi. Ben, ertesi gün geldim. Az sonra mescide geldim. Onu, mescidin kapısında buldum. (Bana:)

Şimdi mi geldin?' diye sordu. Ben de:

Evet' dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

Öyleyse deveni bırakıp (mescide) gir ve iki rekat namaz kıl!1 bu­yurdu.

Hemen içeri girerek namaz kıldım. [201] Sonra döndüm. Resulullah (s.a.v), Bilal'e, benim için bir ukiyye tartmasını emretti, Bilal'de dolu dolu tarttı. [202] Ben oradan çekildim. Uzaklaştığım zaman, (yanındakilere):

Bana Câbir'i çağırın' buyurdu. Bunun üzerine beni çağırdılar. (İçim­den:)

Şimdi deveyi bana geri verecek' dedim. Çünkü bu hayvan kadar kendisinden hoşlanmadığım hiçbir şey yoktu. (Yanma vardığımda, bana:)

Al deveni! Parası da senin olsun' buyurdu. [203]

Yine Buhârî ile Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Biz, bir gazvede, Resulullah (s.a.v) ile birlikte idik. (Gazveden) döndü­ğümüz zaman, ben, yavaş giden deveme binerek (Medine'ye varma husu­sunda herkesten önce) acele davrandım. Derken arkamdan bana bir süvari yetişip elindeki sopayla (deveme) dürttü. Bunun üzerine devem, görmüş ol­duğum en iyi develer gibi koşmaya başladı. Bir de baktım ki, Resulullah (s.a.v)'in huzurunda değil miyim! (Bana:)

Ey Câbir! (Medine'ye varma hususunda) niye (bu kadar) acele ediyorsun?' diye sordu. Ben de:

Ey Allah'ın resulü! Ben, yeni evliyim' diye cevap verdim. Resulullah (s.a.v):

Bakire ile mi, yoksa dul ile mi evlendin?' buyurdu. Ben de:

Dul ile evlendim' dedim. Resulullah (s.a.v):

Bakire alsaydın ya! Sen onunla, o da seninle oynaşırdı! buyurdu.

Medine'ye  geldiğimiz  zaman,  şehre  girmeye  hazırlandık.   Resulullah (s.a.v):

Ağır olun! Ta ki dağınık saçlı kadının taranması, kocası evde ol­mayanın kasıklarım rraş edebilmesi için şehre geceleyin, yani yatsı za­manı girelim!' buyurdu.

Müslim'in rivayetinde şu ilave yer almaktadır: Medine'ye vardığın za­man, cima' etmeye bak, cima1 etmeye![204]

Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti ise şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v) ile birlikte Mekke'den Medine'ye yollandık.[205] Derken benim devem hastalandı.

Bu hadisi, bundan önceki hadise benzer şekilde anlattı. Bu hadiste şu hususta var:

Daha sonra Resulullah (s.a.v), (bana):

Şu deveni bana sat!' buyurdu. Ben de:

Hayır, o senindir' dedim. Resulullah (s.a.v):

Hayır, sen onu bana sat! buyurdu. Ben:

Hayır, Ey Allah'ın resulü! O senindir!' dedim. Resulullah (s.a.v):

Hayır, sen onu bana sat!' buyurdu. Ben:

Bîr adamın bende bir ukiyye altın alacağı var. Bu para karşılı­ğında deve senin olsun!' dedim. Resulullah (s.a.v):

Onu (satın) aldım. Ama sen yükünü onunla Medine'ye götür!' bu­yurdu.

Medine'ye geldiğimde, Resulullah (s.a.v), Biîal'e:

Ona bir ukiyye altın ver, biraz da artır' buyurdu.

Bilal, bana, bir ukiyye altın verdi. Bir kırat ta fazla verdi. Bunun üzerine ben:

Resulullah (s.a.v)'in fazlalığı benden ayrılmasın' dedim.

Bu para, bir kesemin içinde duruyordu. Sonunda Harre savaşında, Şamlılar onu aldı. [206]

Yine Müslim'in, buna benzer bir rivayeti daha var. Bu rivayetin içerisin­de şu ifade yer almaktadır:

Resulullah (s.a.v):

Bu deveyi, bana şu, şu miktara satar mısın? Allah'da seni mağfi­ret eylesin!' buyurdu. Ben de:

Ey Allah'ın peygamberi!  O, senindir dedim.  (Yine)  Resulullah (s.a.v):

Bu deveyi, bana şu, şu miktara satar mısın? Allah'da seni mağ­firet eylesin!' buyurdu. Ben de:

Ey Allah'ın peygamberi! O, senindir' dedim. Resulullah (s.a.v), ba­na:

Baban (Abdullah) öldükten sonra [207] (bir kadınla) evlendin mi?' diye sordu. Ben de:

Evet' dedim. Resulullah (s.a.v):

Dul ile mi, yoksa bekar ile mi evlendin?' diye sordu. Ben de:

Dul ile evlendim' diye cevap verdim. Resulullah (s.a.v):

Bakire ile evlenseydin ya! Birbirinizi güldürür;o seninle, sen de onunla oynaşırdın!' buyurdu.

(Hadisin ravisi) Ebu Nadra der ki: Artık bu söz: 'Şöyle şöyle yap! Allah da seni mağfiret eylesin!' şeklinde Müslümanların söyledikleri bir de­yim haline geldi. [208]

Yine Müslim'in konu ile ilgili başka bir rivayetinde şu ifade yer almak­tadır:

Resulullah (s.a.v), bana:

Besmeleyle (devene) bin! buyurdu. Daha sonra da devamlı ilave de bulunup:

Allah senin mağfiret eylesin' diyordu.[209]

Yine Müslim'in konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:

Peygamber (s.a.v), deveyi dürttü. Deve sıçrayıverdi. Bundan sonra artık Resulullah (s.a.v)'in sözünü işiteyim diye dizginini kasıyor, fakat onu durdu-ramıyordum. Sonunda Resulullah (s.a.v), bana yetişip:

Bu deveyi bana sat!' buyurdu.

Ben de, ona: 'Medine'ye (varıncaya) kadar sırtı (binme hakkı) be­nim olmak (şartıyla)1 deyip deveyi beş ukiyyeye sattım. O da:

Medine'ye (varıncaya) kadar devenin sırtı (binme hakkı) senin olsun1 buyurdu.

Medine'ye geldiğimde, deveyi ona getirdim. Bana, bir ukiyye'de fazla verdi. Sonra da deveyi bana verdi.[210]

Yine Buhârî ile Müslim'in konu ile ilgili bir rivayetinde, Câbir der ki:

Ben, seferlerin birinde, Resulullah (s.a.v) ile birilikte yolculukta bulun­dum.

(Hadisin ravisi) Ebu'l-Mütevekkil: '(Bunun;) gazve mi, yoksa umre mi olduğunu bilmiyorum' dedi.

Seferden döndüğümüz zaman, Peygamber (s.a.v):

Kim ailesine acele gitmek isterse, yürüyüşünü çabuklaşürsın' buyurdu.

Câbir der ki: Ben, kül renkli devemin üzerine binmiş olarak (Medine'ye) dönüyordum. Bu devede başka bir renk yoktu. İnsanlar, benim arkamda idi­ler, işte ben, böyle herkesin önünde yol aldığım sırada devem yorgunluktan dolayı birden durdu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (bana):

Ey Câbir! Deveni sıkı tut!' buyurup kamçısıyla ona {bir kere) vurdu. (Vurmasıyla birîikte) deve yerinden birden sıçrayiverdi. Bunun üzerine Pey­gamber (s.a.v), (bana):

(Bu) deveyi, (bana) satar mısın?' buyurdu. Ben de:

Evet' dedim.

Medine'ye geldiğimizde ve Peygamber (s.a.v), bir grup sahabi ile birlikte mescide girdiği. Ben de, devemi mescidin kenanndaki taş döşemeliğe bağla­yarak onun yanma girdim. Ona:

İşte (benden satın aldığın) deven buradadır' dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (mescitten dişan) çıkıp:

Bu deve, bizim devemizdir' diyerek devenin etrafında dolaşmaya başladı.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), Câbir'e, bir ukiyye altın gönderip (yanındakilere):

Bunu Câbir'e verin' buyurdu. Daha sonra (bana):

Devenin bedelini tastamam aldın mı?' buyurdu. Ben de:

Evet, (aldım)' dedim. Peygamber (s.a.v):

Hem (sana verdiğim) para ve hem de bu deve, (hibe olarak) senindir' buyurdu.[211]

Yine konu île ilgili bir rivayet şu şekildedir:,

Peygamber (s.a.v), benden; iki ukiyye ve bir dirhem yada iki dirhem karşılığında bir deve satın aldı. Sırâr (mevkiin) [212] gelince, bir sığır kesilmesi­ni emretti. Sığır kesildi. (Yolculukta bulunan kimseler,) onu pişirip yediler.

Medine'ye gelince, Peygamber (s.a.v), bana mescide gelmemi ve iki maz kılmamı emretti. Daha sonra da bana devenin bedelini tartıp vt. Bir rivayette ise şu ifade ye almaktadır:

Tirmizî'nin konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:

Câbir, deveyi, Peygamber (s.a.v)'e sattı ve ailesine varıncaya kadarde­venin sırtını (binme hakkını) şart koştu.[213]

Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayetinde ise Câbir şöyle der:

Onu, yani deveyi, Resulullah (s.a.v)'e sattım. (Fakat) ailemin yanma va­rıncaya kadar üzerine binmeyi/yük yüklemeyi şart koştum.[214] Bu rivayetin sonunda şu İfade yer almaktadır:

(Resulullah, Medine'ye geldiğinde, Câbir'e:)

Deveni alıp götürmek için mi akid yapüğımı zannediyor  Hem deveni ve hem de parasını al. Onların ikisi de senin' du.[215]

Nesâî'de, daha önce geçen buna benzer çeşitli rivayetleri nakletmiştir.

 

15. Müsakat [216] Ve Müzâraa [217]

 

200. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir: "Resulullah fs.a.v), Hayber'de çıkan meyve yada ekinin yansını (Hayber halkına) verdi. Hanımlarına ise; her yıl, kuru hurmadan sek­sen, arpadan yirmi vesk [218] olmak üzere yüz vesk veriyordu.

Ömer, hilafete geçince, Peygamber (s.a.v)in hanımlarını, ya ken­dilerine arazi ve su bölmek yada her yıl onlara veskleri ödemek şarla serbest bıraktı. [219] Onlar, (kendi aralarında) farklı davranışlarda bulundular. Bazısı, arazi ile suyu ve bazısı da her yıl vesklerin veri İmc­in i tercih ettiler. Aişe ile Hafsa ise, arazi ile suyu tercih edenlerdendi. [220] (Bjnnci rivayet)

Bu hadis(in bu şekildeki metnin)i, Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Buhârî'nin konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), Hayber [221] Yahudilerine; (o arazide) çalışmaları, ziraî (faaliyetlerde) bulunmaları ve araziden çıkacak mahsulün yansı kendilerinin olmak üzere (Hayber arazisini onlara) verdi.[222] (İkinci rivayet)

Müslim'in konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir;

Hayber feth edilince, (Hayberli) Yahudiler, Resulullah (s.a.v)'den, Hayber'de çıkan meyve ve ekinin yarısını, çalışmak suretiyle (kendilerine) vermesi şartıyla, kendilerini Hayber'de bırakmasını istediler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

Bu şartla dilediğiniz müddetçe sizi Hayber'de bırakıyorum buyurdu.

(Hadisin ravisi devamla) der ki: Meyve, Hayber'in yarı gelirinden iki his şeye bölünürdü.[223] Resulullah (s.a.v), beşte birini alırdı. [224] (Üçüncü rivayet) Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), Hayber'in arazi ve hurmalıklarını; meyvesinin yarısı, kendisine ait olmak şartıyla ve (yarısını da) kendi mallarında çalışmaları üzere Hayber Yahudilerine verdi[225] (Dördüncü rivayet)

Ebu Dâvud ile Tirmizî, birinci rivayeti şu şekilde nakletmişlerdir:

Resulullah (s.a.v), (Hayber arazisini ve bahçelerini,) çıkacak ekin meyvenin yansı karşılığında Hayber (halkm)a orta(kh)ğa verdi. [226]

Yine Ebu Dâvud ile Nesâî, dördüncü rivayeti nakletmiştir.[227]

 

16. Musarrât Satışın Yasak Olması

 

201. Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

"(Bol sütlü görünmesi için hayvanın memesinde sütü birkaç gün sağmayarak) sütü biriktirmeyin.[228]

Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:

"Devenin ve koyunun, (bol sütlü görünmesi için sütü birkaç gün sağma­yarak hayvanın memesinde) sütü biriktirmeyin.[229] Kim sütü (memesinde) süt biriktirilmiş bir hayvan satın alırsa, o kimse, bu hayvanı sağdıktan sonra iki görüş muhayyerliğindedir. (Eğer koyunun) bu haline razı olursa, onu mülki­yetinde tutar. Razı olmazsa, o hayvanı bir sa' hurmayla birlikte (sahibine) geri verir.[230]

Buhârî'nin konu İle ilgili bir rivayeti şu şekildedir:

"Kim (memesinde) sütü biriktirilmiş bir koyun satın alıp (akabinde) bu koyunu sağarsa, (müşteri serbesttir). Eğer (koyunun bu halinden) memnun kalırsa, o koyunu mülkiyetinde bırakır. Eğer koyunun (bu halinden memnun kalmayıp) öfkelenirse, (koyunu sahibine geri verir. Eğer koyunu sahibine ve­recek olursa,) koyunu sağması karşılığında (mal sahibine) bir sa' hurma verir.[231]

Müslim'in konu ile ilgili başka bir rivayeti ise şu şekildedir:

"Kim (memesinde) sütü biriktirilmiş bir koyun satın alırsa, hemen onu götürüp sağsın! Eğer sütünden memnun kalırsa, o koyunu mülkiyetinde bıra­kır. Aksi takdirde (mal sahibine) o koyun ile birlikte bir sa1 kuru hurma geri

verir.[232]

Yine Müslim'in konu İle ilgili diğer bir rivayeti ise şu şekildedir:

"Kim (memesinde) sütü biriktirilmiş bir koyun satın alırsa, üç gün mu­hayyerdir. Dilerse onu mülkiyetinde bırakır. Dilerse onu (mal sahibine) geri verir. (Mal sahibine) o koyun ile birlikte, bir sa' da kuru hurma verir.[233]

Yine Müslim'in konu ile ilgili başka bir rivayetinde, "(Mal sahibine) o koyunla birlikte, buğday değil, bir sa1 yiyecek verir" ifadesi yer almaktadır.[234]

Yine Müslim'in diğer bir rivayetinde, Buğday değil, kuru hurma" ifadesi yer almaktadır.[235]

Yine Buhârî ile Müslim'in başka bir rivayetinde hadisin baş kısmında şu ilave yer almaktadır:

(Şehir dışından) mal getirmekle olan binincileri, pazar haricinde karşı­lamayın. Sizden bazisi, bazısının satışı üzerine satışta bulunmasın. Şehirli, köylü namına satış yapmasın. Müşteriyi (kandırmak için onları) kızıştırmayın. Koyunun memesinde) süt biriktirmeyin.[236]

Ebu Dâvud, Tirmizî ile Nesâî; bunlara benzer rivayetleri nakletmişlerdir.

Nesâî'nin bir rivayetinde, Kim (memesinde) sütü toplanmış yada biriktirilmiş (bir hayvan) satın alırsa, ...." ifadesi yer almaktadır.[237]

Yine Nesâî'nin bir rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

"Sizden birisi, koyun yada deve sattığında (fazla para almak kastıyla) sü­tünü sağmamazlık etmesin! [238]

 

17. Üzerinde Meyve Olan Hurmayı Satan Kimse

 

202. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) in şöyle buyurduğunu işittim:

"Kim aşılanmış bir meyve ağacını satarsa, (bir rivayette: satın alır­sa) müşteri (kendisi için) şart koşmamışsa, (mal) satıcıya aittir. (Yine) kim (malı olan) bir köle satın alırsa, müşteri (kendisi için) şart[239] kölmamışsa, (köle ile birlikte bulunan) mal satıcıya aittir.[240]

Bu; Müslim, Ebu Dâvud ile Tirmizî'nin (naklettiği) rivayettir.

Buhârî ise başka bir manayı nakletmiştir.

Yine Ebu Dâvud ile Tirmizî, bundan farklı bir rivayet nakletm işlerdir. Yalnız bunlar, bu rivayeti, Abdullah ibn Ömer yoluyla Hz. Ömer'den mevkuf olarak nakletm işlerdir. [241]

Nesâî ise, bu hadisi, Müslim'in rivayetine uygun bir şekilde nakletmiştir. [242]

Yine Nesâî, bu hadisi, başka bir rivayetinde, sadece hurma ile ilgili (cümleyi) nakletmiştir. [243]

 

18. Araziyi Ve Ekinlikleri Kiraya Verme

 

203. Râfi' b. Hadîc (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

"Biz, Ensar'ın en çok tarla sahibi olanlarındandık. Araziyi; şurası bizim ve şurası kiracıların olmak şartıyla kiraya verirdik. Çok defa, (bunlardan) birinin arazisi ürün verir ve diğerin ki ürün vermezdi. Bun­dan dolayı Peygamber (s.a.v), bunu, bize yasakladı. (Fakat araziyi) gü­müş (karşılığında kiraya vermey)e gelince, (bunu,) bize yasaklama­dı. [244]

Bir rivayette ise "(Araziyi) altın ve gümüş (karşılığında kiraya vermey)e gelince, o zamanda (böyle bir adet) yoktu" ilavesi yer almaktadır. [245]

Konu ile ilgili bir rivayette ise, Nâfi1 şöyle der:

Abdullah ibn Ömer, tarlalarını, Resulullah (s.a.v) zamanında, Ebu Bekr, Ömer, Osman'ın devlet başkanlığı ile Muaviye'nin emirliğinin ilk dönem­lerinde kiraya verirdi. Muaviye'nin emirliğinin sonunda, RâfT b. Hadîc'in; Peygamber (s.a.v)'in, tarlaları kiraya vermeyi yasaklaması ile ilgili bir hadis rivayet ettiğini duydu. Ben de, Abdullah ibn Ömer'in yanında olduğum hal­de, hemen Râfi' b. Hadîc'in yanına girip (bu meseleyi) sordu. Râfi' b. Hadîc: Resulullah (s.a.v), ekinliklerin kiraya verilmesini yasak ediyordu' dedi.

Bunun üzerine Abdullah ibn Ömer, bu işten vaz geçti. Bir daha kendisi­ne bu mesele sorulursa, Râfi' b. Hadîc:

Resulullah (s.a.v)'in bunu yasak ettiğini söyledi' derdi. [246] Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayetinde, Hanzala b. Kays şöyle der:

Râfi' b. Hadîc'e; araziyi, altın ve gümüş karşılığında kiraya verme mese­lesini sordum. O da:

Bunda sakınca bir yoktur. Çünkü insanlar, Peygamber (s.a.v) za­manında su boylan ile ark başları, tarla sahiplerine tahsis edilmek üzere yada ekinden bir şeyler vermek şartıyla kiraya verirlerdi. Buna göre bazen birine ait olan yer telef olur, ötekinin hissesi kurtulurdu. Bazen de ötekinin hissesi kurtulur, diğerinin hissesi telef olurdu. (O dönemde) insanlar için bundan başka kiraya verme şekli yoktu. İşte bu sebepten dolayı bundan sakındırıldılar. Fakat bilinen ve garantili bir şey olursa, (böyle bir durumda araziyi kiraya vermede) bir sakınca yoktur [247] dedi. [248]

Buhârî ile Müslim, ekinliklerin kiraya verilmesinin yasak olduğu ile ilgili Nâfi' yoluyla Râfi1 b. Hadîc'ten merfu olarak bir hadis rivayet etmişlerdir.

Yine Müslim'in konu ile ilgili bir rivayetinde, Abdullah ibn Ömer şöyle der:

Biz (vaktiyle) ziraî ortakçılık yapmada [249] bir sakınca görmezdik, Geçen sene Râfi', Peygamber (s.a.v)'in onu yasak ettiğini söyledi. Bundan dolayı biz de onu terk ettik. [250]

Yine Müslim'in konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Abdullah ibn Ömer şöyle der:

Doğrusu Râfi1, bizi, arazimizin faydasından men etti. [251]

Yine Müslim'in konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Râfi b. Hadîc yoluyla Hz. Peygamber (s.a.v)'den "zahire hacüsi'Yıe [252] benzer bir rivayet nakletmiş fakat bu rivayette "zahire" ifadesi yer almaktadır. [253]

Yine Müslim, bu hadisi Râfi' b. Hadîc yoluyla Hz. Peygamber (s.a.v)'den nakletti. Fakat bu rivayette, Amcalarının birin­den' demedi" ifadesi yer almaktadır. [254]

Yine Müslim'in, Râfi1 b. Hadîc'ten naklettiği bir diğer rivayette "amcala­rının birinden" ifadesi yer alıp bu rivayetin devamı şu şekildedir:

Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan bir şeyi bize yasakladı. (Fakat) Allah ve resulüne itaat, bizim için daha faydalıdır. Çünkü Resulullah (s.a.v), araziyi muhâkale yaparak üçte birle, dörtte birle ve belirli bir miktar mahsulle kiraya vermeyi bize yasakladı. [255] (Yine) arazi sahibine yerini, ya ekmesini yada ektirmesini emretti. Kiraya vermeyi ve bundan başkasını hoş görmedi.[256] Tirmizî'nin rivayetinde ise, Râfi1 b. Hadîc şöyle der:

Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan bir şeyi bize yasakladı. Birimi­zin bir arazisi olduğu zaman, mahsulünün bir kısmı yada bir miktar dirhem karşılığında o araziyi (birine) verirdi. Çünkü-Resulullah (s.a.v):

Sizden birisinin toprağı varsa, onu, ya (din) kardeşine bağışlasın yada kendisi eksin!1 buyurdu.[257]

Ebu Davud'un bir rivayeti, Müslim'in bir rivayeti gibidir.[258]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayeti ise şu şekildedir:

Biz, Resulullah (s.a.v) zamanında ziraî ortakçılık yapardık.

Râfi', amcalarından birinin, kendisine gelip şöyle dediğini söyledi:

Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan bir şeyi (bize) yasakla­dı. (Fakat) Allah ve resulüne itaat, bizim için daha faydalıdır, (daha faydalıdır). (Ravi devamla) der ki:

O nedir?' dedik. O da: Resulullah (s.a.v):

Kimin arazîsi varsa eksin yada (din) kardeşine ektirsin. Üçte bi­rine yada dörtte birine yada miktan belli olan bir buğday karşılığında kiraya versin' buyurdu.[259]

Yine Ebu Davud'un başka bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Ebu Râfi1,[260] Resulullah (s.a.v)'in yanından gelip bize şöyle dedi: Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan şeyi bize yasakladı. (Fa­kat) Allah ve resulüne itaat, bizim için daha faydalıdır. Bizi, maliyeti­ne sahip olduğumuz yada birisinin karşılıksız olarak ekmemiz için ver­diğinin dışındaki bir toprağı ekmeyi yasakladı.[261]

Yine Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde, Useyd b. Zuhayr [262] şöyle der:

Râfi' b. Hadîc bize gelip şöyle dedi:

Doğrusu Resulullah (s.a.v), size, sizin için faydalı olan bir şeyi yasaklı­yor. (Fakat) Allah ve resulüne itaat, sizin için daha faydalıdır. Şüphesiz ki Resulullah (s.a.v), size, Muhâkaleyi (araziyi kiraya vermeyi) yasaklıyor. Re­sulullah (s.a.v):

Arazisine ihtiyaç duymayan kişi,  onu,   (karşılıksız olarak) ya (din) kardeşine versin yada onu boş bıraksın1 buyurdu.[263]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Ebu Ca'fer el-Hatmî şöyle der:

Amcam, beni bir çocuğu birlikte Saîd ibnü'i-Müseyyeb'e gönderdi. Biz, Saîd'e:

Senden bize m uzara a ile ilgili bir haber ulaştı' dedik. (Bize şu)

karşılığı verdi:

Abdullah ibn Ömer, kendisine, Râfi' b. Hadîc'in hadisi gelinceye kadar muzâraada bir sakınca görmezdi. Râfi' b. Hadîc, Abdullah ibn Ömer'e gelip şunu haber verdi:

ResuluIIah (s.a.v), Harise oğullarına gelip Zuhayr'm tarlasındaki ekini görüp:

Zuhayr'm ekini ne kadar güzel!' buyurdu. Orada bulunanlar:

(Artık bu tarla,) Zuhayr'm değil' dediler. ResuluIIah (s.a.v):

(Bu) tarla, Zuhayr'ın değil mi?' buyurdu. Orada bulunanlar:

Evet, (tarla Zuhayr'm, fakat) ekin filanın' dediler. Bunun üzerine ResuluIIah (s.a.v):

Ekininizi alın, Zuhayr'a da ücretini verin' buyurdu.

Râfi' b. Hadîc: Biz ekinimizi aldık, Zuhayr'a da ücretini verdik1 dedi. Saîd ibnü'l-Müseyyeb'de: Tarlanı, (karşılıksız olarak) ya (din) kardeşine ver yada (bir miktar) dirhem karşılığında kiraya ver' buyurdu.[264]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Râfi1 b. Hadîc şöyle der:

Resulullah (s.a.v), münâkale ve muza ben ey i yasakladı [265]ve: Ancak üç kişi ekin ekebilir. Bunlar:

1. Tarlası olanlar,

2. Kendi­sine karşılıksız olarak arazi verilen kişi. Bu kimse, kendisine verilen tarlayı eker,

3. Altın yada gümüş karşılığında tarla kiraya tutan kişi' buyurdu.[266]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Osman b. Sehl b. Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Ben, (dedem) Râfi' b. Hadîc'in yanında bir yetim idim. Onunla birlikte hacca da gittim. Kardeşim İmrân b. Sehl, (dedem) Râfi' b. Hadîc'e gelip (ona):

Arazimizi, filan kadına, iki yüz dirhem karşılığında kiraya verdik dedi. Bunun üzerine Râfi':

Bırak onu! Çünkü ResuluIIah (s.a.v), tarlayı kiraya vermeyi ya­sakladı' dedi.[267]

Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Râfi' b. Hadîc, bir araziyi ekmişti. [268] Tarlayı sularken kendisine, Resu­luIIah (s.a.v) uğrayıp:

Ekin kimin? Tarla kimin?' diye sordu. Râfi1 b. Hadîc:

Tohumum ve emeğim karşılığında benim ekinim; yansı benim, yarısı da filan oğullarının' dîye cevap verdi. Bunun üzerine ResuluIIah (s.a.v):

Riba muamelesi yaptınız. Araziyi sahibine ver. Sen de ücretini al buyurdu.[269]

Nesâî'nin bir rivayetinde Useyd b. Zuhayr şöyle der:

Râfi1 b. Hadîc bize gelip:

Resulullah (s.a.v), size; Münâkaleyi yasakladı. Münâkale: Arazi­yi, mahsulün üçte biri yada dörtte biri oranında kiraya vermektir. Mu-zâbeneyi de (yasakladı). Muzabane ise: Ağaçtaki hurmayı bir vesk hur­ma karşılığında şöyle şöyle almayı yasakladı' dedi. [270]

Yine Nesâî'nin başka bir rivayetinde, Useyd b. Zuhayr şöyle der:

Râfi'b. Hadîc bize gelip:[271]

Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan bir şeyi bize yasakladı. (Fa­kat) Resulullah (s.a.v)'e itaat etmek ise, sizin daha hayrlıdır. Size, Muhâkaleyi (araziyi kiraya vermeyi) de yasakladı ve:

Kimin arazîsi varsa, onu ya (karşılıksız olarak din kardeşine) versin yada onu boş bıraksın' buyurdu.

(Yine) Resulullah (s.a.v), Muzâbeneyi de yasakladı. Muzâbene: Hurma ile ilgili çok malı olan bir kimsenin gelip ağaçtaki hurmayı bir vesk hurma kar­şılığında şöyle şöyle almasıdır.[272]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili bir rivayetinde, Useyd b. Zuhayr şöyle der:

Râfi1 b. Hadîc yanımıza gelip:

Anlayamıyorum' dedi. Daha sonra da:

Resulullah (s.a.v), sizin faydanıza olan bir şeyi yasakladı (s.a.v)'e itaat ise, sizin fayda sağladığınız şeyden daha hayrlıdır.

(Yine) Resulullah (s.a.v), size, Muhâkaleyi de yasakladı. Muhâkale: Ara­ziyi, mahsulün üçte biri yada dörtte biri karşılığında ekmeye/ortaklığa ve er­mektir.

Kimin bir arazisi olup da ona ihtiyaç duymuyorsa, onu, (karşılıksız rak) ya (din) kardeşine versin yada onu boş bıraksın.

(Yine) Resulullah (s.a.v), size, Muzâbeneyi de yasakladı. Muzâbene: sinin, çok malla bir miktar hurma almaya gelip:

Bu yıl, (ağaçtaki) bu hurmayı, bir vesk hurma karşıhsin şöyle al' demesidir' dedi. [273]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der.

Resulullah (s.a.v), size, bizim için faydası olan bir şeyi yasaklalullah (s.a.v)'e itaat ise, bizim için daha faydalıdır. Resuiuliah (s.a.v):

Kimin bir arazisi varsa, (gücü yetiyorsa) onu eksin. Eğer onu ek­meye gücü yetmiyorsa, o zaman o araziyi (din) kardeşine (karşılıksız olarak) ektirsin' buyurdu.[274]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

"Resuiuliah (s.a.v), bizim için faydası olan bir şeyi bize yasakladı. Resu­iuliah (s.a.v)'in emri, baş(ım) ile göz(üm) üstünedir. Resuiuliah (s.a.v), bize; araziyi, mahsulün bir kısmı karşılığında vermemizi yasakladı.[275]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Râfi1 b. Hadîc şöyle der:

Resuiuliah (s.a.v), Ensar'dan muhtaç olduğunu bildiğini bir adamın ara­zisinin yanından geçmişti. (Bu sırada):

Bu arazi kimindir?1 diye sordu. Oradaki kimse:

Filanındır. (Fakat) burasının bana kiraladı' dedi. Bunun üzerine Resuiuliah (s.a.v):

Keşke bu araziyi (din) kardeşine (karşılıksız olarak) verseydi!' buyurdu.

Bunu duyan Râfi', Ensar'ın yanına gelip (ona):

Resuiuliah (s.a.v), sizin için faydası olan bîr şeyi size yasakladı. Resuiuliah (s.a.v)'e itaat ise, sizin için daha faydalıdır.[276]

Yine Nesâî, bu hadisi, kısa bir şekilde Râfi' b. Hadîc'ten naklen şöyle ri­vayet etmiştir:

"Resuiuliah (s.a.v), Münâkaleyi (araziyi kiraya vermeyi) yasakladı.[277] Yine Nesâî'nin bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Resuiullah (s.a.v), yanımıza çikageldi. Bizim için faydalı olan bir şeyi bi­ze yasakladı ve:

Kimin bir arazisi varsa, onu, ya eksin, ya (din kardeşine karşılık­sız olarak) versin yada boş bıraksın' buyurdu.[278]

Yine Nesâî'nin buna benzer bir rivayeti daha var. Bu rivayetin içerisinde şu ifade yer almaktadır:

Resuiuliah (s.a.v)'in emri, bizim için daha hayrlıdır. Resuiuliah (s.a.v):

Kimin bir arazisi varsa, onu, ya eksin, ya boş bıraksın yada (din kardeşine karşılıksız olarak) versin' buyurdu.[279]

Yine Nesâî'nin başka bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Resulullah (s.a.v), araziyi (bir şey karşılığında) kiraya vermeyi yasakladı.

Yine Nesâî, Müslim'in bir rivayeti ile Ebu Davud'un Ebu Ca'fer Hat-mî'den naklettiği hadisi de rivayet etmiştir.

Yine Nesâî'nin diğer bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

 Biz, Resulullah (s.a.v) zamanında araziyi (bir şey) karşılığında kiraya ve­rirdik. Araziyi (muhâkale yaparak) üçte birle, dörtte birle ve belirli bir miktar mahsul karşılığında kiraya verirdik. Bir gün amcalarımdan biri gelip:

Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan bir şeyi bana yasakla­dı. Allah'a ve Resulüne itaat ise, bizim için daha faydalıdır' dedi.

Resulullah (s.a.v), araziyi (bir şey karşılığında) kiraya vermeyi ve (araziyi muhâkale yaparak) üçte birle, dörtte birle ve belirli bir miktar yiyecekle kiraya vermeyi de bize yasakladı.[280]

Resulullah (s.a.v), tarla sahibine; araziyi, ya kendilerinin ekmelerini, ya­da (din kardeşine) ektirmesini emretti. Kiraya vermeyi ve bundan başkasını hoş görmedi.[281]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Biz, arazîyi, (bir şey karşılığında) kiraya verirdik. (Yine) araziyi (muhâ­kale yaparak) üçte birle, dörtte birle ve belirli bir miktar mahsul karşılığında kiraya verirdik.[282]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Biz, Resululah (s.a.v) zamanında araziyi kiraya verirdik.

Râfi', amcalarından birinin, kendisine gelip:

Resulullah (s.a.v), bizim için faydalı olan bir şeyi bana yasakla­dı. Allah ve resulüne İtaat, bizim için daha faydalıdır' dediğini söyledi. Biz:

O da nedir?' dedik. Amcam dedi ki: Resululah (s.a.v):

Kimin bir arazisi varsa, onu ya eksin, ya (din) kardeşine ektirsin. Onu, üçte birle, dörtte birle ve belirli bir miktar mahsul karşılığında kiraya vermesin' buyurdu.[283]

Yine Nesâî'nin başka bir rivayetinde, Râfi' b. Hadîc şöyle der:

Resuluîah (s.a.v), bizi, arazimizi kiraya vermeyi yasakladı. O sırada (araziyi) altın ve gümüş karşılığında (kiraya verme adeti) yoktu. (Arazi sahibi) kimse arazisini, verimli yeri, ark başları ve (ekinden) belirli bir miktarı kendi

Yine Nesâî, Zührî'nin Sâlim'den naklettiği üçüncü rivayeti nakletmiştir.

Yine Nesâî diğer bir rivayetinde, İbn Şihâb'tan naklen Râfi' b. Hadîc şöy­r:

"Resululah (s.a.v), araziyi kiraya vermeyi yasakladı.[284]

Yine Nesâî'nin başka bir rivayetinde, İbn Şihâb'tan naklen Râfi' b. Hadîc şöyle der:

"Bundan sonra Râfi'ye:

(O zaman) araziyi nasıl kiraya veriyorlardı?' diye soruldu. Râfi' b. Hadîc:

(Arazi sahibi kimse, arazisini,) belli bir miktar mahsul karşılı­ğında ve arazinin su kenarları ile ark başlan (yakınında yetişen mah­sul) kendisinde kalması şartıyla kiraya veriyordu' dedi.[285]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Nâfi1 şöyle der:

"Râfi' b. Hadîc, Abdullah ibn Ömer'e; 'amcalarının, Resulullah (s.a.v)'e gittiklerini, döndüklerinde ise Resulullah (s.a.v)'in; tarlalanni kiraya vermeyi yasakladığını söylediler' dedi. Bunun üzerine Abdullah ibn Ömer:

Tarla sahibi kimse, Resulullah (s.a.v) zamanında, tarlasını; su (kanallarının) çıktığı verimli yer(Ier)in (mahsulü tarla Sahibine ait ol­mak üzere) ve ne kadar olduğunu bilmediğim bir miktar bedel/saman karşılığında kiraya verdiğini bilmekteyiz' dedi.[286]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Nâfi1 şöyle der:    .

Abdullah ibn Ömer, arazisini kira verirdi. Ona, (araziyi kiraya vermenin yasak olduğu ile ilgili) Râfi' b. Hadîc'ten bir şeyIer) ulaştı. Bunun üzerinden elimden tutup beraberce Râfi' b. Hadîc'in yanına gitt(k). Râfi' b. Hadîc, (bize); amcalarından birinin, Resulullah (s.a.v)'in; araziyi kiraya vermeyi yasak­ladığını (duyduğunu) söyledi. Bundan sonra Abdullah ibn Ömer, (arazisini kiraya vermeyi) terk etti.[287]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Nâfi1 şöyle der:

Abdullah ibn Ömer, tarlalarını kiraya verirdi. Muaviye'nin emirliğinin son(lar)ında, Râfi' b. Hadîc'in, Resulullah (s.a.v)'in; tarlaları kiraya vermeyi yasakladığı haberi Abdullah ibn Ömer'e ulaştı. Beraberce Râfi' b. Hadîc'in yanına gittik. Ona, (tarlaları kiraya vermenin durumu ile ilgili soru) sordu. Bunun üzerine Râfi' b, Hadîc:

Resulullah (s.a.v), tarlaları kiraya vermeyi yasaklardı' dedi.

Bundan sonra Abdullah ibn Ömer, arazisini kiraya vermeyi terk etti. Kendisine bu husus sorulduğunda:

Râfi' b. Hadîc, Resulullah {s.a.v)'in; tarlaları kiraya vermeyi ya­sak ettiğini bildirdi' derdi.[288]

Yine Nesâî'nin buna benzer bir rivayeti daha var. Bu rivayette şu ifade yer almaktadır:

Beraberce Belât (denilen yerde oturan) [289] Râfi' b. Hadîc'in yanına geldik. Ona, (arazisini kiraya vermenin durumu ile ilgili soru) sordu. Bunun üzerine Râfi' b. Hadîc:

Evet, Resulullah (s.a.v), tarlaları kiraya vermeyi yasakladı' dedi.

Bunun üzerine Abdullah ibn Ömer, tarlalarını kiraya vermeyi terk et­i [290]

Yine Nesâî'nin diğer bir rivayetinde şu ifade yer almaktadır:

Abdullah ibn Ömer, ben ve (Resuİullah'm, araziyi kiraya vermeyi yasak­ladığını Râfi' b. Hadîc'ten naklen) haber veren kişiyle birlikte (Râfi' b. Hadîc'e doğru) gittim. Nihayet Râfi1 b. Hadîc'in yanına vardik. Râfi1 b. Hadîc, Abdullah ibn ömer'e; Resulullah (s.a.v)'in, araziyi kiraya vermeyi yasakla­dığını haber verdi.

Bunun üzerine Abdullah ibn Ömer, arazisini kiraya vermeyi terk etti.[291] Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Nâfi' şöyle der:

Râfi1 b. Hadîc, Abdullah ibn Ömer'e; Resulullah (s.a.v)'in, tarlaları kiraya vermeyi yasakladığını haber verdi.[292]

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Nâfi1 şöyle der:

Abdullah ibn Ömer, arazisini, mahsulünün bir miktan karşılığında kira­ya verirdi. Râfi1 b. Hadîc'in; bunu men ettiğini ve 'Resulullah (s.a.v) bunu yasakladı' dediği (haberi,) Abdullah ibn Ömer'e ulaştı.

Abdullah ibn Ömer:

Biz, Râfi1 b. Hadîc'i tanımadan önce araziyi kiraya verirdik' dedi

Daha sonra (bu hususta) kendisinde (şüphe) bulup (beni yanına alarak)

elini omuzuma koymuş bir vaziyette Râfi1 b. Hadîc'in yanına vardık. Abdullah

ibn Ömer, Râfi' b. Hadîc'e: der:

Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Useyd b. Zuhayr şöyle

Useyd b. Zuhayr, kavmi olan Harise oğullarının yanına gidip (onlara):

Üzerinize bir musibet gelecek!' dedi. Onlar:

Ne oldu?' diye sordular. Useyd b. Zuhayr şöyle dedi:

Resulullah (s.a.v), araziyi kiraya vermeyi yasakladı. Biz:

Ey Allah'ın resulü! Araziyi, dane karşılığında bir şeyle kiraya ve­riyoruz' dedik. Resulullah (s.a.v):

Hayır, (olmaz)' buyurdu. Biz:

Araziyi, bedel/samandan bir şey verilmek üzere kiraya veriyoruz' dedik. Resulullah (s.a.v):

Hayır, (olmaz)' buyurdu. Biz:

Araziyi, tarlanın verimli yerinin mahsulü (arazi sahibine ait ol­mak üzere) kiraya veriyoruz' dedik. Resulullah (s.a.v):

Hayır, (olmaz). Araziyi, ya (kendin) ek yada (din) kardeşine (kar­şılıksız olarak) ver' buyurdu.[293]



[1] Kölelik: Bilindiği kadarıyla, eski Mısır, Babil, Mezopotamya, eski Yunanistan ve Roma medeniyetlerinden itibaren binlerce yıllık geçmişi olan eski inanç, felsefe ve uygarlıklarda kökleşmiş bir kurumdur.

İslam dini, kölelik kurumunu, kademeli olarak kaldırmayı hedeflemiştir. İlk önce kölelerin durumlarını iyileştirme yönünde çok önemli yenilikler getirdi. Öncelikle İslam'ın getirdiği eşitlik ilkesine göre, hür-köle ayırımı yapılmaksızın bütün insanlar bir erkek İle bir kadın­dan yaratılmıştır (Hucurât: 49/13, Ebu Dâvud, Edeb 111, Tirmizî, Menâkıb 73). Hz. Peygamber (s.a.v), savaş durumu dışında, hür bir insanı yakalayarak kölelştirmeyi yasaklamıştır.

Gönünllü olarak köle azad etme, en değerli ibadetlerden sayılmıştır (Buhârî, İtk 1, Keffâ-rât 6; Müslim, Itk 5, 6; Ebu Dâvud, İtk 14; Tirmizî, Nüzûr 20; İbn Mâce, İtk 4). Bazı suçların ve hatalı davranışların günahlarından temİ2İenmek için köle azad edilmesi şart koşulmuştur.

Köleliğin devam ettiği dönemlerde Müslümanlar, Kur'an ve Sünnetteki öğretiye uygun olarak, çoğunlukla köle ve cariyelerine birer aile üyesi olarak bakmışlar, ayrıca köle satın alıp azad ederek Allah'ın rızasını kazanmayı ahlakî bir şuur olarak sürekli canlı tutmuşlar­dır.

B.k.z: Komisyon, İlmihal, T.D.V., İstanbul 1999, 2/327-328 (ç)    .

[2] Buhârî, Itk 10, Mükatebe 2, 3; Müslim, Itk 5-14 (1504); Ebu Dâvud, Itk 2 (3929, 3930); Tirmizî, Velâ 1 (2125); Nesâî, Büyü' 85, 86; İbn Mâce, Itk 3 (2521); Ahmed ibn Hanbel, 5/103, 121, 161, 178

[3] Buhârî, Mükatabe 2; Müslim, Itk 6 (1504)

[4] Kitabet yada Mukâtebe: Efendi ile köle arasındaki bir rnal üzerine yapılan sözleşmedir. Buna göre köle, kendisini, efendisinden satın alır, borcunu ödeyince hürriyetine kavuşur. Bu sözleşmeden sonra köle, kendisi için çalışır ve kazandığı mal kendisinin olur. Mükatebe bir kölenin, borcunun tümünü efendisine ödemedikçe kölelikten kurtulmuş olunmaz.

Ahmed b. Hanbel, İmam Mâlik'e göre, mükateb köleyi sarmak caizdir. Ebu Hanîfe ile imam Şafiî'ye göre ise, mükatebe köleyi satmak caiz değildir. Velayet hakkı, köleyi hürriyetine kavuşturan kimseye aittir.

Berîre'nİn, efendisiyle, bazı rivayetlerde; dokuz ukiyyeye pazarlık yaptığı ifade edilirken, diğer bazı rivayetlerde beş ukiyyeye pazarlık yaptığı ifade edilmektedir. Her iki rivayette doğrudur. Çünkü dokuz ukiyyeden bahsedilen rivayetlerde, üzerinde anlaşılan miktarın tümünden bahsedilmekte iken; beş ukiyyeden bahsedilen rivayetlerde ise dört yıl içe­risinde dört ukiyye ödendikten sonra kalan beş ukiyyeden bahsedilmektedir. Bu bakım­dan söz konusu rivayetler arasında bir çelişki olduğu zannedilmemelidir. (ç)

[5] Buhârî, Büyü' 73, Şurût 13; Müslim, Itk 8 (1504)

[6] Buhârî, Mükatebe 1

[7] Müslim, Itk 7 (1504)

[8] Buhârî, Mükatebe 4

[9] Nesâî, Talak 31

[10] Buhârî, Büyü1 59, 110, İstikraz 16, Husumât 2; Müslim, Zekat (997), Eymân 58; Ebu Dâvud, Itk 9 (3955, 3956, 3957); Tirmizî, Büyü' 11 (1219); Nesâî, Büyü1 84; İbn Mâce, Itk 1 (2512, 2513); Ahmedb. Hanbel, 3/305

[11] Müdebber: Hürriyete kavuşması, efendisinin ölümüne bağlı olan köleye denir. Bu şekilde köle azad etmeye de, "Tedbir" denir.

Tedbir dört çeşittir:

1.  Tedbir-i Mutlak: Efendisinin ölümüne bağlanarak yapılan tedbirdir. Efendinin, köle­sine: "Ben öldüğü zaman 'sen hürsün' demesi gibi.

2.  Tedbir-i Muallak: Bir şarta bağlanmış olan tedbirdir. Efendisinin, kölesine: "Sen şu işi yaparsan ölümümden sonra hürsün" demesi gibi. Bu durumda köle efendisinin sağ­lığında bu şartyı yerine getirirse efendisinin ölümünden sonra hürriyete kavuşmuş olur.

3. Tedbir-i Muzaf: Bir vaktin geçmesine yada çıkmasına izafe edilen tedbirdir. "Sen yarın­dan itibaren müdebbersin" yada "sen falan ayın bitiminde müdebbersin" denilmesi gibi

4.  Tedbir-i Mukayyed: Efendinin, bir vasıf ile mukayyed olan Ölümüne bağladığı tedbir­dir. Efendinin, kölesine: "Ben bu hastalığımdan ölürsem" yada "ben bu yolculuğum esna­sında ölürsem sen hürsün" demesi gibi. B.k.z: Ö. Nasuhi Bilmen, Hukuku îslamiyye Ka­musu, 4/39

İmam Şafiî, bu hadise dayanarak müdebber olarak köleyi satmanın caiz olduğu hükmüne varmıştır. Ebu Hanîfe ise, kölenin ancak efendisinin ölümünden sonra hürriyetine kavu­şacağından dolayı bu tür satışın caiz olmadığını ileri sürmüştür.

Hafız Zeylaînin ifadesine göre; konu ile ilgili hadislerde, Hz. Peygamber (s.a.v)'in, satıl­masına izin verdiği köleden maksat; tedbir-i mukayyedle müdebber kılınmış köle olabile­ceği gibi, bu kölenin satılmasından maksat; gerçek anlamda satılması olmayıp kiraya ve­rilmiş olması da mümkündür. B.k.z: Tehanâvî, İlau's-Sünen, 11/311 (ç)

[12] ResuluÜah (s.a.v)'in, müdebber olarak azad edilen bir köleyi saunası, sahibinin başka malı olmadığı içindir. Halbuki Ebu Mezkûr, borçlu İdi. Bu nedenle de Resulullah (s.a.v), son olarak elinde kalan kölesini de azad ettiğini ve bu suretle kendini borçlu ölmek tehli­kesine karşı maruz bıraktığını görünce, onun bu fiilini nakzetmeyi maslahata'daha uygun bulmuş ve kölenin kıymetini kendisine göndermiştir. B.k.z: A. Davudoglu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 5/346 (ç)

[13] Buhârî, Ahkâm 32

[14] Metinde "İbnu'n-Nahhâm" geçiyorsa da, alimler, bunun hata olduğunu söylemişlerdir. Doğrusu köleyi satın alan kimse, Nahhâm'dir. Bu kimsenin asıl adı, Nuaym'dır. Nahhâm, o kimsenin adı olmayıp sıfatıdır. "Çok öksüren" anlamına gelmektedir. B.k.z: A. Davud-oglu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 5/ 346, 8/278 (ç)

[15] Müslim, Eymân 58, 59 (997)

[16] Buhârî, Husumât 2 

[17] Müslim, Zekat 41 (997)

[18] Müslim, Zekat 41 (997)

[19] Görüldüğü üzere Tirmizî'nin rivayetinde, kölesini müdebber olarak azad eden Ebu Mez-kûr'un öldüğü ve bu köleden başka hiçbir mal bırakmadığı zikrediliyorsa da, Öldüğünü ri­vayet eden Sütyân İbn Uyeyne (ö. 198/813)'nin, bu konuda hata ettiği söylenir. Çünkü konu ile ilgili rivayetlerden ölmediği anlaşıldığı gibi, diğer sahih rivayetlerden anlaşılan da budur.

İmam Şafiî {Ö. 204/819), bu hadisi rivayet ettikten sonra Süfyân ibn Uyeyne'nİn bu riva­yette,  köle sahibinin öldüğünü söylemesinin  hata  olduğunu  belirtmiştir.  B.k.z: A. Davudoğlu, Sahİh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 5/346 (ç)

[20] Tirmizî, BüyÛ'11 (1219)

[21] Ebu Dâvud, İtk 9 (3957} 

[22] Ebu Dâvud, Itk 9 (3955) 

[23] Ebu Dâvud, Itk 9 (3956)

[24] Nesâî, Kudât 29

[25] Nesâî, Büyü' 84

[26] Develerden maksat; diyet olarak verilen develerdir. Hz. Ali'nin sahifesinde bunların kaçar yaşında olmaları lazım geldiği belirtiliyormuş (ç)

[27] £.r ye gevr Medine civarında bulunan iki dağdır. Âir, Medine'nin güneyinde Medine'ye iki saatlik bir mesafededir. Sevr ise; Uhud'un kuzeyinde kızıl renkte küçük bir dağdır. İşte bu iki dağ arası, Medine'nin haremidir.

İmam Mâlik, İmam Şafiî İle İmam Ahmed'e göre; Medine'nin haremi de, Mekke'nin hare­mi gibidir. Avını öldürmek ve ağacını kesmek yasaktır. Hanefilere göre ise; Medine'nin harem kılınmış bir bölgesi yoktur. Çünkü Medine'nin sınırları içerisinde bulunan ağaçları kesmekte ve orada avlanmakta herhangi bir sakınca yoktur. Hanefiler bu konuda Re-sululfah (s.a.v), Enes'in kardeşi Umeyr'e, "Nuğayr" adı verilen kuşla oynamasına izin ver­mesini kendilerine delil olarak almışlardır, (ç)

[28] Lanet: Gazap ve reddetmek, hayrdan uzaklaştırmak demektir. Fakat burada lanet ile kast edilen; Medine'de günah işleyen bir müslümanın ebediyen cennet yüzü görememesi de­ğil, cennete doğrudan doğruya giremeyip bir müddet azab görmesidir. Yani bu lanet, ka­firler hakkında olan lanetle aynı manada değildir. Çünkü kafirler, ilahi rahmetten tama­men mahrum kalacak ve ebediyen cennet yüzü göremeyeceklerdir. B.k.z: A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 7/579-580 (ç)

[29] Hadisin metninde geçen "Sarf' kelimesi, farz olan ibadet anlamındadır. "Adi", ise, nafile ibadettir. Bunun aksini iddia edenler de olmuş, yine bu ikisine başka anlamlar yükleyen­ler de olmuştur, (ç)

[30] Yani o kimsenin ibadetini rızasıyla kabul etmez. Yoksa o kimsenin ibadetiyle hak ettiği mükafatı verir, (ç)

[31] Müslümanların zimmeti; kafirleri koruyacaklarına dair verdikleri sözdür. Buna "Emân vermek" denir. Bir Müslüman, kafirin birine eman verirse, bütün Müslümanların bu söze riayet etmeleri gerekir. Artık o kafire hiçbir Müslüman tasallut edemez. Yalnız verilen bu eman, kafirlerin belli kimseleri için geçerlidir. Hepsi için verilen bir eman geçerli değildir. (Ç)

[32] Konumuzu teşkil eden bu hadis; hürriyetine kavuşturulmuş bir kölenin kendisini azad eden eski efendisinin izni olmadan, kendisini, başka birine nispet etmesi; Allah'ın, melek­lerin ve bütün insanların lanetine sebep olacak çirkin bir iş olarak gösterilmiştir. Çünkü hürriyetine kavuşmuş bir kölenin mirası, kendisini nispet ettiği kişiye kalacağından, köle­nin yaptığı bu işte başkalarının hukukuna saldırı, nankörlük ve akrabadan ilgiyi kesmek gibi isyanlar vardır, (ç)

[33] Buhârî, İlm 39, Cihad 171, Dİyât 24, 31; Müslim, Hac 467 (1370), Itk 20 (1370); Ebu Dâvud, Menasik 95-96 (2034, 2035); Tirmizî, Velâ 3 (2127); Nesâî, Kasâme 12; İbn Mâce, 21 (2658); Ahmed b. Hanbel, 1/81

[34] Buhârî, Cihad 171, Diyât 24, 31 

[35] Tirmizî, Velâ 3 (2127)

[36] Tirmizî, Diyât 16 (1412}

[37] Ebu Dâvud, Menasik 95-96 (2034) 

[38] Ebu Dâvud, Menasik 95-96 (2035) 

[39] Nesâî, Kasâme 12

[40] Bir kısım Rafızîlerin: "Hz. Ali'nin yanında, Kur'an'dan olmayan pek çok ilim vardır. Bunla­rın sayısı, bin baba ulaşmaktadır" diyerek bir takım asılsız haberler yaymaları üzerine Hz. Ali'nin yakınları bu yaygarayı önlemek için hakikati bizzat Hz. Ali'nin dilinden dinlemek ve tespit etmek istemişlerdir. Bu maksatla, Hz. Ali'nin yanında Resulullah (s.a.v)'in özel bir uasiyeti,bulunup bulunmadığını sormuşlar. Bunun üzerine Hz. Ali, Resulullah (s.a.v)'-in, kendisine kılıcının kınında bulunan sayfadan başka özel olarak hiçbir sır vermediğini ifade etmiştir, (ç)

[41] Nesâî, Kasâme 12

[42] Buhârî, Şirket 5, 14; Müslim, Itk 1 (1501), Eymân 47-51 (1501); Ebu Dâvud, Itk 6 {3940, 3941, 3942, 3943, 3944, 3945, 3946, 3947); Tirmizî, Ahkâm 14 (1346, 1347); Nesâî, Büyü' 105, 106; İbn Mâce, Itk 7 (2528); Ahmed b. Hanbel, 1/56, 2/34, 142, 

[43] 1897 1898

[44] Ortaklardan biri tarafından yarısı azad edilen bir kölenin diğer yarısı, diğer ortak taraf­larından azad edilmeyince, kölenin kalan kısmının değerini sahiplerine ödeyerek azad et­me görevi, yine ilk yarısını azad eden kimseye düşer. Fakat bu parayı ödemeye gücü yet­mezse, o zaman nasıl hareket edileceği meselesi alimler arasında ihtilaflıdır.   -Ebu Hanîfe'ye göre; kölenin ilk yarısını azad eden kimse fakirse, ikinci yarısını da azad etmek için köleyi çalıştırabilir, (ç) 

[45] Buhârî, Itk 4; Müslim, Itk 1 (1501) 

[46] Buhârî, Itk 4

[47] Buhârî, Itk 4

[48] Buhârî, Itk 4

[49] Buhârî, Itk 4

[50] Buhârî, Şirket 14

[51] Müslim, Itk 1 (1501), Eymân 47, 48, 49 (1501)

[52] Ebu Dâvud, Itk 6 (3943)

[53] Ebu Dâvud, Itk 6 (3946)

[54] Nesâî, Büyü1105

[55] Buhârî, Şirket 5, 14; Müslim, Eymân 52 (1502), 53-55 (1503); Ebu Dâvud, Itk 4 (3935, 3936}, 5 (3937, 3938, 3939); Tirmizî, Ahkâm 14 (1348); Nesâî (el-Kübrâ), Itk 3/185; İbn Mace, Itk 7 (2527); Ahmed b. Hanbel, 2/472

[56] Müslim, Eymân 55 (1503)

[57] Ebu Dâvud, Itk 4 (3935, 3936), 5 (3937, 3938)

[58] Ebu Dâvud, Itk 4 (3934)

[59] Alışveriş: Değeri olan bir malı yine değeri olan başka bir mal veya para karşılığında de­ğiştirme. Alış-veriş tarafların karşılıklı onayı ile yani icab ve kabul ile gerçekleşir. İki taraf­tan biri malı, diğeri karşılığı olan para veya kıymet taşıyan başka bir malı ele geçirmeleri neticesinde satışın gerçekleştiği söylenebilir .

İslam dini, tabiî ve fıtrî bir din olduğundan bu dinde, insanların imkan ve kabiliyetlerine göre çalışıp kazanmaları, gerekli iş birliğini ve iş böiümünü sağlamaları ve İhtiyaçları doğ­rultusunda harcama yapmaları tabiî kaşılanmış, ancak bu konuda bazı temel ölçü ve İlke­ler getirilerek iş ve ticaret hayatının düzen ve güven içinde, haksızlık ve suistimalden uzak olarak İşlemesine yardımcı olamk istenmiştir.

İslam'ın, ticarî hayatla ilgili getrdiği ilkeler, esasen hukukî alanda koyduğu kuralların bir parçasını teşkil eder ve hepsi birden fıkhın muamelât ahkâmını oluşturur

[60] Hadis üç türlü kazancı yasaklamıştır:

1. Köpeğin satışı karşılığında alınan para: Bu konuda üç görüş vardır: a. Ulemanın cumhuruna göre; ister av köpeği olsun, ister başka bir köpek olsun, ister eği­tilmiş olsun, ister olmasın her türlüsünün satışı karşılığında alman bedel haramdır. Bunlar bu konuda gelen hadislerin mutlak oluşunu göz önüne almışlardır.

b.  Atâ' ve Nehaî'ye göre; sadece av köpeğinin satışı caizdir. Diğerlerinin satışı caİ2 değil­dir.

c.  Hanefilere göre ise; ister eğitimli olsun, ister eğitimli olmasın her türlü köpeğin satışı caizdir. Karşılığında alınan para helaldir. Yalnız Ebu Yusuf'tan eğitilmemiş olan ısıran kö­peklerin satışının caiz olmadığı rivayet edilmiştir.

Bunların delilleri, "Resulullah (s.a.v), av köpeği veya çoban köpeği dışındaki köpeklerin satışını men etti" anlamındaki hadistir. Ayrıca köpek, avcılıkta ve bekçilikte kullanılan bir hayvandır. Satışını yasaklayan hadisler, İslam'ın ilk yıllar içindir.

2.  Fahişenin zina karşılığında ücret: Fahişenin aldığı ücret, hadiste, "mehir" olarak ifade edilmiştir. Çünkü kadının, kendisini, bir erkeğe teslim etmesi karşılığında aldığı ücret "şek­len" mehre benzemektedir. Zira kadın, kendisini, kocasına teslim karşılığı mehir alır. Fahi­şenin aldığı bu ücret, haramdır. Bunda bütün alimler, icma etmişlerdir. Çünkü haram bir işin karşılığında alına ücret de haramdır.

3.  Kahinin aldığı ücret: Olayların sebeplerine ve ön bilgilerine dayanarak gizli şeyleri bil­diklerini iddia eden, ileride olacak olan olayları bildiğini iddia eden ve kendilerine verilen bir kabiliyetle gizli şeyleri bildiklerini İddia eden kimselerin tüm hareketleri caiz değildir, aldıkları ücret de haramdır.

Günümüzde çeşitli yollarla tatbik edilen falcılık için de hüküm de aynıdır. İster yıldız, ister kahve falı olsun yada başka bir usule dayansın, falcılık yapmak ve fala inanmak kesinlikle caiz değildir. Çünkü gaybı Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Fala İnanmak, kişiyi, ima­nından edebilir, (ç)

[61] Buhârî, Büyü' 113, İcâre 20, Talak 51; Müslim, Müsâkât 39 (1567); Ebu Dâvud, İcâre 63 (3481); Tirmizî, Büyü1 46; Nesâî, Büyü' 91; İbn Mâce, Ticârât 9 (2159); Ahmed b. Hanbel, 1/235, 356

[62] Buhârî, Büyü' 58, 70; Müslim, Büyü1 9-12 (1515); Ebu Dâvud, Nikâh 16-17 (2080); Tirmizî, Nikâh 38 (1134); Nesâî, Büyü1 19, 21; İbn Mâce, Ticârât 13 (2172), 14 (2174); Ahmed b. Hanbel, 2/402

[63] Şehre getirilmekte olan malları daha şehir dışında iken karşılayıp satın almak, onların Şehre girmesini engel olmak. Hz. Peygamber (s.a.v)'in bunu yasaklamasının İki önemli

hikmeti vardır:

a.  Üreticiyi korumak: Genellikle yollara çıkıp ticari kafileleri karşılayanların maksadı, üre­ticinin elindeki malı ucuza almaktır. Çünkü köyden üretici şehirdeki fıatı bilemez. Özellikle kendilerini karşılayan tacirler, pazardaki fıatları gizler yada olduklarından daha az göste-rirlerse, üreticinin aldanması daha fazla olur.

b.  Tüketiciyi korumak: Şehre gelen malı yolda karşılayan kimsenin maksadı, fazla kazanç elde etmektir. Dolayısıyla bu durumda olan kişi, üreticiden aldığı malı elinden geldiği ka­dar pahalıya satmak isteyecektir. Bu durum, tekelciliğe de yol açabilir. Serbest rekabete engel olur. Fiyatların düşmesinde önemli payı olan rekabet imkanı ortadan kalkınca fiyat­lar artar, bundan da tüketici zarar görür.

İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed'e göre; tacirlerin, üreticileri şehir dışında karşıla­mayı mekruh kabul etmişlerdir,

Hanefılerin bu konudaki görüşleri ise İmam Mergİnâni'nin "el-Hidaye" adlı eserinde şöyle anlatılır: "Şehre gelen malı yolda karşılamak yasaklanmıştır. Bu, şehir halkına zarar geldiği zamandır. Ama zarar gelmezse, bir sakınca yoktur. Ayrıca tacir, mal getirenlerden çarşı­daki fiyatları gizlerse, yine mekruhtur. Çünkü bunda, hem aldatma ve hem de zarar ver­me söz konusudur." (ç)

[64] Hadis; şehirlinin, bedevinin malını salıvermesinin caiz olmadığına delalet etmektedir. Bu yasaktaki hikmet; hem şehir halkının ve hem de bedevinin zararına engel olmaktır. Bu­gün köyden şehre mal getiren köylü veya taşradan büyük şehirlere mal getirip simsarların eline düşen taşralı da bedevi hükmündedir. Şevkânî (ö. 125Q/1834)'ye göre ise; hadiste, bedevinin tahsis edilişi, o zamanki çoğunluğa binaendir. Piyasa fiyatlarını bilmeyen her­kes bedevi hükmündedir.

Hanefilere göre bu şekildeki satış mekruhtur. Fakat hukuken bu satış geçerlidir. Buradaki yasak; şehirli kıtlık ve ihtiyaç İçerisinde olduğu zaman söz konusudur. Çünkü bu satışta, şehirlilere zarar vereceği için yasaklanmıştır. Ama ortalıkta kıtlık veya ihtiyaç olmazsa, herhangi bir zarar söz konusu olmadığı için bir sakınca yoktur. Çünkü günümüzde alım satım sahalarının fevkalade genişlediği zamanımızda bu yolla yapılan satışlar, eğer hem şehirliye ve hem de köylüye zarar verecek durumda değilse, bu tür satışların caiz kabul edilmesinin uygun olduğu kanaatindeyiz, (ç)

[65] Neceş: Kişinin bir malı satın almak istemediği halde müşteriler arasına girip fiyat yük­seltmesine denir, (ç)

[66] Sütlü görünsün de fiyatı artsın diye hayvanı sağmayıp sütünü memesinde bekletmeye "tasriye", bu durumdaki hayvana da "musarrât" denir.

Ebu Hanîfe'ye göre; müşteri, hayvanı sağdıktan sonra artık o hayvanı satın aldığı kişiye geri veremez. Fakat satıcıdan hayvanın değerinin farkını talep edebilir, (ç)

[67] Buhârî, Şurût 11

[68] Müslim, Büyü' 12 (1515}

[69] Buhârî, Büyü' 64; Müslim, Büyü' 11

[70] Ebu Dâvud, İcâre 46 (3443)

[71] Tirmizî, Nikâh 38 (1134)

[72] Tİrmizî, Büyü113 (1222)

[73] Nesâî, Büyü1 21

[74] Nesâî, Büyü119

[75] Buhârî, İstikraz 14; Müslim, Müsâkât 22-25 (1559); Ebu Dâvud, İcârc 74 {3519, 3520, 3522); Tirmizî, Büyü1 36 (1262); Nesâî, Büyü' 95, İbn Mâce, Ahkâm 26 {2358 2359)-Ahmed b. Hanbel, 2/385, 413, 468

[76] Müslim, Müsâkât 23 (1559)

[77] Hadisten anlaşıldığına göre; bir kimse, birisine bir mal satsa ve alıcı malın bedelini öde­meden iflas etse, satıcı da malını, fazlasız yada eksiksiz verdiği şekilde alıcının yanında bulsa, o malı almaya başka alacaklılardan daha fazla hak sahibidir.

Ebu Hanîfe'ye göre; iflas eden kimsenin yanında bulunan malda hak sahibi olma açısın­dan bütün alacaklılar eşittirler. Çünkü malı satın alan kimse, artık o mala sahip olmuştur. Mal, alan kimsenin mülkiyetine girmiş olup o mülkiyeti bozmak mümkün değildir. Konu ile ilgili hadisin, emanet ve fasid alışverişler ile ilgili olduğunu belirtmiştir, (ç)

[78] Müslim, Müsâkât 24 (1559)

[79] Müslim, Müsâkât 25 (1559)

[80] Ebu Dâvud, İcâre 74 (3519); Tirmizî, Büyü1 36 (1262)

[81] Ebu Dâvud, İcâre 74 (3520)

[82] Bu hadis, bir yönden daha önce geçen hadisleri kayıtlamakta, diğer taraftan ise yeni bir hüküm ortaya koymaktadır. Şöyle ki:

Önceki hadiste; satıcının sattığı malın parasını almadan alıcının iflas etmesi halinde mal alıcının elinde aynen duruyorsa, o malı almaya herkesten daha fazla hakkı olduğu belir­tilmişti.

Bu hadiste ise; anılan hakkın satıcının malın bedelinden hiçbir şey almamış olması haliyle kayıtlı olduğu görülmektedir. Buna göre satıcı, bedelden bir miktarını tahsil etmişse artık üstünlük hakkı kalmaz. Diğer alacaklılarla aynı ölçüde hak sahibi olur. Hanefilere göre de; satıcı, her halükarda diğer alacaklılarla aynı ölçüde hak sahibidir. Alacağından bir miktar tahsil edip etmemiş olması fark ermez, (ç)

[83] EbuDâvud, İcâre74(3521)

[84] Ebu Dâvud, İcâre 74 (3522)

[85] Buhârî, Büyü' 54, 74, 76; Müslim, Müsâkât 79 (1586); Ebu Dâvud, Büyü' 12 (3348); Tirmizî, Büyü1 24 (1243); Nesaî, Büyü1 41; İbn Mâce, 48 (2253), 50 (2259); Ahmed b. Hanbel, 1/24

[86] Rjtja" kelimesi, sözlükte; artmak, çoğalmak, fazlalaşmak gibi anlamlara geiir. Terim ola­rak ise; akidlerde "şart koşulmuş" bulunan "karşılıksız fazlalık" veya ribevi malların aynı sı­nıfına dahil aynı yahut ayrı malların birbirleri mukabilinde "veresiye" olarak satılmasıdır. Sözlük anlamı itibariyle Riba ile Faiz kelimeleri arasında fark varsa da, muamelelerde eş anlamlı iki kelimedir. Yapılan muamelenin tamamı ribayı, fazlalık ise faizi oluşturur. Do­layısıyla da faiz muamelesi ile riba muamelesi arasında bir fark yoktur. Türkçe'de daha çok "faiz" kelimesi kulanılır. Ribanın çeşitleri:

1. Ncsîe (=Veresiye) Ribasi: Veresiye muamelelerden ve borçlardan doğan riba çeşi­didir. Ribanın iletinden en az birisini kendisinde ortakça bulunduran iki malı "veresiye" olarak değiştirmek yada borç verirken fazla almak suretiyle meydana gelen faizdir. Bu riba türü, Kur'an'la sabittir. Bakara: 2/275, 276, 278, 279, 280, Âl-İ İmrân: 3/130'da geçmektedir. Örnek, 1 gr. alünı "veresiye" olarak 1 gr. altınla değiştirmek gibi. Nesîe riba-sı, aynı cins iki malın yada aynı sınıfa dahil ik ayrı cins malın birbirleriyle "veresiye" olarak değiştirilmesinde ortaya çıkar.

Fazlalık Ribası: Peşin alışverişteki "fazlalıktan" ibaret olan riba çeşididir. Ribevi mallardan aynı cins iki malı peşin olarak biri diğerinden fazla olması şartıyla değiştimek, fazlalık ribasidir.

Örnek, 1 gr. altını "peşin" olarak 1,5 gr. yada 2 gr. altınla değiştirmek gibi. Fazlalık ribası, daima aynı cins malların birbirleriyle değiştirilmesinde olur.

Ribamn İlleti: Hanefiler, hadislerdeki cinsin aynı cinsle değiştirilmesine ve tartı ile ölçeğe bakarak ribanın illetinin, "cins" ve "ölçü birliği" olduğunu söylemişlerdir. Buna göre bütün tartılabilen ve ölçülebilen mallar, ribevi mallar içeisine girmektedir.

Fazlalık Ribası için, cins ve ölçü birliği (-tartı ve ölçü) illetlerinin her İki madde de berabece bulunması gerekir. Ama Nesîe Ribasında ise, yalnız cins veya yalnız ölçü birliği yeterlidir. Aynı zamanda mezruat ve ma'dudat olan şeylerdede Nesîe ribası meydana gelir. Bu, ribanın, hadislerde geçen 6 maddeyle sınırlandırılmayacağım gösterir, (ç) 

[87] Buhârî, Büyü' 54

[88] Buhârî, Büyü' 54

[89] Buhârî, Büyü'54

[90] Müslim, Müsâkât 79 (1586); Tirmizî, Büyü' 24 (1243)

[91] Şüpheli şeylerden sakınan kişi, dini açısından noksanlıktan, ırz açısından da ayıplanma ve dedikodudan korunmuş olur. Buradaki "din" sözü, Allah'a; "ırz" sözü de, insanlara taalluk eden şeylerle ilgilidir, (ç)

[92] Bu sözün iki manaya ihtimali vardır:

1. Şüpheli şeyleri adet haline getirip onları devamlı yapan kişi nihayet haramları işlemeye cesaret edip haram işler.

2.  Böyle bir kimse, dikkatsizliği adet edinip yavaş yavaş haramlara dalar, (ç)

[93] Buhârî, İman 39, BüyÛ1 2; Müslim, Müsâkât 107, 108 (1599); Ebu Dâvud, Büyü' 3 (3329, 3330}; Tirmizî, Büyü1 1 (1205); Nesâî, Büyü' 2; İbn Mâce, Fiten 14 (3984); Ahmed b. Hanbel, 4/267, 271

[94] Hattâbî (ö. 388/998}'ye göre; bu şüpheli şeyler, bazı insanlar için karışıktır. Yoksa bunlar, haddizatında karışık ve şüpheli, şeriatın aslında beyanı olmayan şeyler değildirler. Çünkü yüce Allah, hakkında hüküm bulunması gereken hiçbir şeyi delilsiz ve beyansız bırakma-mıştır. Şu da var ki, beyan; herkesin bilebileceği açık beyan ve usul ilmine önem veren, nasların manalarını iyice anlayan, kıyas ve istinbat yollarını bilen ilim adamlarının dışında kimsenin anlayamayacağı gizli beyan olmak üzere iki çeşittir. Hadisteki, "onları, insanların çoğu bilmezler" ifadesi, bu söylenilenlerin doğruluğuna delildir.

Daha sonra Hattâbî, bir şeyin hükmünde şüphe eden kişinin durması ve şüpheden ko­runması gerektiğini, aksi takdirde harama düşebileceğini ifade eder. İşte tespiti zor olan ve hükmü ancak alimler tarafından çıkartılabilenler bunlardır. Alimler, ya nalsa yada başka bir delille bu tür şeylerin hükümlerini istinbat ederler. Onu, ya haram yada helal sınıfına dahil ederler. Fakat bazen olur ki, müctehidin, bir şeyin hükmünü de­lillerden ictihad ederek ortaya çıkarması da mümkün olmaz. O zaman o şey, şüpheli ola­rak kalır. Peki bu durumda olan şeylere nu hüküm verilecektir? Kadı İyaz (ö. 544/1149} bu konuda;

1.  Bu tür şeyler helaldir,

2.  Bu tür şeyler haramdır,

3. Bunlarla ilgili hiçbir hüküm verilmez' şeklinde üç görüşün olduğunu bildirir. Şüpheli şeylere tam olarak haram yada helal denilmemekle birlikte, bunlardan kaçınma­nın daha uygun olduğunda şüphe yoktur. Çünkü Peygamber (s.a.v), bir hadisinde; "Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe ermediğini yap" buyurmaktadır.

Demek oluyor ki, haram yada helal olduğu konusunda kesin bir hüküm bulunmayan şeylerin haram olduğuna fetva verilmese de, onları işlemekten kaçınmak daha uygundur. Yalnız daha İyi olanla amel edeceğim diye vesveseye düşmemek, vesvese ile daha iyi olanı birbirine karıştırmak gerekir, (ç)

[95] Hz. Peygamber (s.a.v), haram olduğu apaçık olan şeyleri koruya, haram mı, yoksa helal mi olduğu şüpheli olan şeyleri de, korunun etrafına benzetmiştir.

Yine Resuluilah (s.a.v), günah olup olmadığı şüpheli olan şeyleri yapan kişiyi, korunun etrafında hayvan otlatan çobana benzetmiş ve bu çobanın hayvanlarının her an koruya girmesi muhtemel olduğu gibi, şüpheli şeyleri yapanların da her an günaha dalabileceklerini bildirmiştir, (ç)

[96] Ebu Dâvud, Büyü1 3 (3329)

[97] Nesâî, Büyü'2,

[98] Buhârî, Büyü12

[99] Buhârî, İstikraz 12, Havale 1; Müslim, Müsâkât 33 (1564); Ebu Dâvud, Büyü1 10 (3345); Tirmizî, Büyü1 68 (1308); Nesâî, Büyü1 101; İbn Mâce, Sadakat 8 (2403); Ahmed b. Hanbel, 2/260

[100] Konu ile ilgili hadis, iki konuya temas etmektedir:

1.  Zenginin borcunu geciktirmesi: Borcunu ödeme imkanına sahip olduğu halde, borcu ödemeyip geciktirmenin zulüm olduğu belirtilmektedir. Buradaki "zengin"den maksat, borcu ödemeye kadir olan kişidir. Cumhura göre, borcunu kasten ödemeyen kimse fasik olur. Yalnız borcunu ödemekten aciz olduğu için ödemeyi geciktiren kişi bu hükme gir­mez.

2.  Alacaklının zengin birisine havale edilmesi hali: Burada zengin bir kimseye yapılan havaleyi kabul etmenin vacip yada müstehab olduğuna delalet vardır.

Havalenin sahih olabilmesi için; borcun belli olması, borcunu başkasının zimmetine akta­ran kişinin ve alacaklının akıllı, kendisine havale edilen borcu kabul eden kimsenin hem akıllı ve hem de ergenlik çağma girmiş olması gibi şartlar yer almaktadır, (ç)

[101] Buhârî, Havale 1; Müslim, Müsâkât 33 (1564)

[102] Buhârî, Şufa 1, Büyü' 96; Müslim, Müsâkât 133, 134, 135 (1608); Ebu Dâvud, İcâre 73 (3513, 3514); Tirmizî, Ahkâm 32 (1369), 33 (1370); Nesâî, BüyÛ' 80, 107, 108, 109; İbn Mâce, Şufa 3 (2499); Ahmed b. Hanbel, 3/372, 399

[103] şufa" ke|jmesj; çift yapmak, ilave etmek anlamına gelmektedir.Terim olarak ise; satılmış olan bir akarı belli şartlar dahilinde müşteri veya bayiin rızasına bakılmaksızın satış fiyatı üzerinden üçüncü bir şahsın cebren temellük etmesine denir.

Üçüncü şahsın şufa hakkına sahip olabilmek İçin sarılmış bulunan akarı cebren temellük etmesi içi bazı sebepler vardır. Bu sebepler olmadığı zaman, şufa hakkı da söz konusu değildir. Şuf anın sebeplerini sayarken kuvvetli sebepten zayıf sebebe doğru bir sıra izle­necektir:

1. Satılmış olan akarın kendisinde ortak olmak.

2. Satılmış olan akarın haklarında ortak olmak.

3. Bitişik komşuluk.

Şufa hakkının kullanılması için, sebeplerin yanı sıra bazı şartlar daha aranır. Bu şartlar­dan birisinin eksikliği, şufa hakkının kullanılmasına engel teşkil eder. Söz konusu şartla şunlardır:

1. Satılan akarın mülk olması,

2. Satılanın akar olması,

3. Üçüncü şahsa şufa hakkını tanıyan kimsenin kendi mülkünün de akar olması,

4. Satılan akarın, başkasına mali bir bedel karşılığında intikal etmesi,

5.  Üçüncü şahsın, şufa hakkını tanıyan kimse üzerindeki mülkiyet hakkının satılan akarın satış anından onun cebren temellük edilmesi anma kadar devam etmesi,

6.  Satılan akarın, eski sahibinin mülkiyetinden hiçbir hakkı tanımayacak şekilde çıkmış olması,

7. Satılmış olan akar, şufa hakkına sahip olan kimseye ait olmaması,

8.  Üçüncü şahsın, satılan akarın başkasına intikaline razı olmaması, Bu konuda daha geniş bilgi için b.k.z: Doç. Dr. Orhan Çeker, Fıkıh Dersleri 1, Seha Neşr. İstanbul 1994, s. 191-211 (ç)

[104] Müslim, Müsâkât 134 (1608)

[105] Müslim, Müsâkât 135 (1608)

[106] Ebu Dâvud, İcâre 73 (3514)

[107] Tirmi2î, Büyü' 71 (1312)

[108] Ebu Dâvud, Icâre 73 {3518}; Tirmizî, Ahkâm 32 (1369)

[109] Tirmizî, Ahkâm 33 (1370)

[110] Nesâî, Büyü'107

[111] Nesâî, Büyü' 109

[112] Selem" kelimesi sözlükte; vermek ve teslim etmek anlamına gelmektedir. Terim olarak İse; para peşin malı' veresiye olmak şartıyla yapılan akiddir. Yani peşin parayla mal satın almaktır.

Selemin sahih olarak meydana gelmesi için riayet edilmesi gerekli bazı şartlar vardır. Bu şartlar şunlardır:

1.  Para peşin olarak hemen akid meclisinde ödenmelidir,

2.  Para, belli olmalıdır.

3.  Mal, belli olmalıdır,

4.  Malın teslim zamanı belli olmalıdır.

5.  Malın, eğer teslimi bir masraf ve zorluk gerektiriyorsa, teslim yeri de tespit edilmelidir,

6.  Mal, mislî bir mal olmalıdır,

7.  Malın, teslim edilebilir olması şarttır,

8.  Mal, ta'yin ile teaayün eden şeylerden olmalıdır,

9.  Mal, deyn (=zimmette bulunan) olmalıdır. Bu konuda daha geniş bilgi için b.k.z: Doç. Dr. Orhan Çeker, Fıkıh Dersleri 1, Seha Neşr. İstanbul 1994, s. 177-185 (ç)

[113] Buhârî, Selem 1, 2, 7; Müslim, Müsâkât 127, 128 (1604); Ebu Dâvud, İcâre 55 (3463); Tirmizî, Büyü' 70 (1311); Nesâî, Büyü' 63; İbn Mâce, Ticarât 59 (2280); Ahmed b. Hanbel, 1/282

[114] Buhârî, Selem 1, 2, 7; Müslim, Müsâkât 127, 128 (1604)

[115] Tirmizî, Büyü'70 (1311)

[116] Ebu Dâvud, İcâre 55 (3463}

[117] Buhârî, Selem 2, 7

[118] Nesâî, Büyü1 63

[119] Buhârî, Büyü' 61, Selem 8, Menakıb 26; Müslim, Büyü' 5, 6 (1514); Ebu Dâuud, Büyü' 24 (3380, 3381}; Tirmizî, Büyü' 16 (1229); Nesâî, Büyü' 67; İbn Mâce, Ticarât 24 (2197); Ahmed b. Hanbel, 2/108,144

[120] Buhârî, Büyü'61

[121] Buhârî, Selem 8

[122] Habelul-Habele; cahiliye halkının uyguladığı bir alışveriş şekli idi. Kişinin, deve etini,

deve doğuruncaya kadar, sonra da karnındaki doğuruncaya kadar bir vadeyle satmasıdır. Habelu'l-habelenin, bizzat ravi tarafından yapılan tefsiri, Buhârî'deki ve Müslim ile Ebuı Dâvud'daki rivayetler arasında biraz farklılıklar göstermiştir. Buna göre birisinde, "hayva­nın karnındaki yavrusunun hamile olması", ötekisinde İse "o yavrunun da doğurması" denilmiştir.

Habelu'l-habelenin satışından maksadın ne olduğunda da alimler ihtilaf etmişlerdir. Bu konuda alimler iki gruba ayrılmışlardır:

1. Satıcının, "Bu malı sana şu deve karnındakini doğurup sonra da o yavru doğuruncaya kadar bir vadeyle sattım" demesidir. İmam Şafiî ile İmam Mâlik, bu görüştedir.

2.  Bir kimsenin, devesinin karnındaki yavrunun doğuracağı yavruyu satmasıdır. Yani "şu devenin  karnındaki yavrudan doğacak olan yavruyu sana sattım" demesidir.  imam Ahmed, İshak b. Rahuyeh ve İbnü'l-Hümam'ın ifadesine göre, Hanefiler bu görüştedir.

Her iki açıklamaya göre de bu sahş caiz değildir. Çünkü birinci izaha göre vade belirsiz­dir, ikinci izaha göre ise olmayan bir şeyin satışı söz konusudur. Ayrıca işin içerisinde garar da girmektedir, (ç)

[123] Müslim, Büyü' 5 (1514); Ebu Dâvud, Büyü' 24 (3380); Tirmizî, Büyü116 (1229) 

[124] Ebu Dâvud, Büyü1 24 (3381); Buhârî, Büyü' 61, Selem 8; Müslim, Büyü16 (1514) 

[125] Nesâî, Büyü1 67

[126] Hadis, söz konusu dört şeyin, hem kendilerinin ve hem de satılmaları karşılığında alınan paranın haram olduğunu çok açık bir şekilde bildirmektedir. Domuz ve leşin haram olu­şu, Bakara: 2/173'de; içki ve putlar ise Maİde: 2/90'da geçmektedir. Hadiste geçen Ölü hayvan etinin satışı batıldır. Domuz ve şarabın, para karşılığı değil de başka bir mal karşılığında satışı fasiddir. Para karşılığında satılması ise batıldır. Şarap veya domuz, herhangi bir mal karşılığında satıldığında, mal karşılık konuşulan şarap veya do­muz verilemez. O malın kıymeti para olarak verilir. Çünkü Hanefilere göre; bir Müslü­man, bir zimminin şarabını yada domuzunu telef etse bunların kıymetini öder. Zira bun­lar, her ne kadar bizim İçin mal değilse de zimmilere göre maldır. Dolayısıyla bu telef et­me, kıymeti olan bir malı telef etmek olur.

Domuzun kendisini olduğu gibi, kılını da satmak caiz değİldir.Kılmıp kullanılıp kullanıl­mayacağı konusunda alimler arasında ihtilaf vardır. Yalnız Hanefiler, bazı iş dallarında domuzun kılının kullanılabileceğini söylemişlerdir.

Hanefilere göre, hayvan gübresinin satışı caizdir. İnsan pisliğinin satışı, ise caiz değildir. Ancak insan pisliği, başka bir şeyle karışık olursa satılabilir, (ç)

[127] En'âm: 6/146'da geçtiğine göre, yüce Allah, Yahudilere; sığır ve koyunun sırtlarında, ba­ğırsaklarında yada kemiklerinde ki yağlar hariç bu tür hayvanların iç yağınıyemeyi haram etmişti. Onlar ise ölmüş hayvanın iç yağını yeme yerine o yağı eritip satmak suretiyle pa­rasını yediler. Böylece iç yağını yeme yerine parasını yemeyi tercih etmişlerdi. İslam hukukuna göre; Müslümanlar, yenilmesi helal olan hayvanları kesmek suretiyle ye­meleri helaldir. Yalnız yüksek yerden düşme, boğulma, başı koparılma, başka bir hay­vanın boynuzu yada tekmesiyle, yırtıcı hayvan tarafından parçalanma şeklinde yada ken­di kendine ölmüş herhangi bir hayvan veya gayri meşru bir şekilde öldürülen bir hayvan "meyte" (=leş} hükmündedir. Böyle bir hayvan temiz değildir. Eti de yenilmez. Çünkü ölmüş hayvandan faydalanma yasağı, genel olduğu için, hiçbir şekilde bu tür hayvan­lardan yararlan ıhmayacağına hükmedilmişler. Sadece Ölmüş hayvanın tabaklanmış derisi kullanılabilinir. Leşin haram olması ile ilgili olarak Bakara: 2/173, Mâide: 5/3, En'âm:  6/145, Nahl: 16/115 ayeüerine bakılabilinir. (ç)

[128] Buhârî, Buyu' 112, Meğazi 50; Müslim, Müsâkât 71 (1581); Ebu Dâvud, İcâre 64 (3486); Tirmizî, Büyü1 61 (1297); Nesâî, Büyü1 93; İbn Mâce, Ticârât 11 (2167); Ahmed b. Hanbel, 3/324

[129] Buhârî, Büyü1 42, 43; Müslim, Büyü' 43^6 (1531); Ebu Dâvud, Büyü1 51 (3454); Tir-mizî, Büyü' 26 (1245); Nesâî, Büyü' 8; İbn Mâce, Ticarât 17 (2181); Ahmed b. Hanbel, 1/56

[130] Buhârî, Büyü' 42

[131] Hadis, alıcı ve satıcının birbirlerinden ayrılmadıkları müddetçe, yaptıkları akdi fesh ede­bileceklerine delalet etmektedir. Bazı alimler, bu muhayyerliğe, meclis muhayyerliğe, ba­zıları da kabul muhayyerliği demektedir. Bu .ayrı isimlendirmeye sebep, konunun hük­mündeki farklı görüşlerdir.

a. Alıcı ve satıcı akdi yaptıkları meclisten bedenen ayrılmadıkça taraflardan birisi akdi bozmak yetkisine sahiptir. Buna göre taraflar arasında icab (alım veya satım teklifi) ve kabul (=yapılan teklifi kabul) tamamlanmış, yani alışveriş yapılmışsa, taraflar o mecliste bulundukları müddetçe, birisi: "Ben bu akdi bozuyorum, almaktan tada satmaktan vaz­geçtim" diyebilir. Buna meclis muhayyerliği denilir, meclis dağıfırsa, artık akid kesinleşmiştir.

b. Alıcı veya satıcı, fiyatta anlaşıp: "aldım ve sattım" diyerek akdi kesinleştirdikten sonra artık tarafların hiçbirisinin akdi bozma yetkisi yoktur, Bu konudaki hadislerde söz konusu edilen muhayyerlikten maksat; kabul muhayyerliğidir. Meclisten maksat; söz meclisidir. Bu görüşe göre, alışverişte bulunacak olan taraflardan birisi icabda bulunsa, alışverişle ilgili söz devam ettiği müddetçe bu İcabı kabul edip etmemekte serbesttir, (ç)

[132] Buhârî, Büyü'43

[133] Buhârî, Büyü' 44; Müslim, Büyü' 43 (1531)

[134] Buhârî, Büyü' 45; Müslim, Büyü1 44 (1531)

[135] Müslim, Büyü1 46 (1531)

[136] Buhârî, BüyÛ1 47

[137] Müslim, Büyü'45 (1531)

[138] Tirmizî, Büyü1 26 (1245)

[139] Tirmizî, BüyÛ'26 (1245)

[140] Buhârî, Büyü1 82, 87; Müslim, Büyü149, 51-52 (1534), 50 (1535); Ebu Dâvud, Büyü' 22 (3367); Tirmizî, Büyü1 15 (1226, 1227); Nesâî, Büyü1 28, 40; İbn Mâce, Ticârât 32 (2214); Ahmed b. Hanbei, 2/61

[141] Buhârî, Büyü1 82

[142] Meyvenin olgunlaşmasından maksadın ne olduğu hususunda değişik görüşler ileri sürül­müştür:

1.  Meyvenin kızarmaya veya sararmaya başlaması, yani olgunlaşmaya başlamasıdır. Bu Şâfiîlerin görüşüdür.

2.  Afetten ve bozulmaktan zarar görmez duruma gelmesidir. Bundan maksat; çürüme, dökülme ve hastalanma vaktini geçirmesidir. Bu, Hanefilerin görüşüdür.

3.  Meyvelerin işe yarar hale gelmesi. Bundan maksat; meyvenin, örneğin hayvan yemi olacak duruma gelmesi değil, istenilen kıvama gelmesidir. Bu da, Kastallanî'nin görüşü­dür.

Bu hadiste konu edilen satış, şüphesiz ağacın dalındaki meyveyle İlgilidir.

Diğer üç mezhebin görüşünün aksine Hanefılere göre; henüz olgunlaşmanın meydana çıkmadığı meyveyi sarmak caizdir. Çünkü Hanefılere göre mutlak olan akid, meyvenin hemen toplanmasını gerektirir. Bu da, henüz olgunlaşmanın meydana çıkmadığı meyveyi hemen toplamak şartıyla satmak gibidir, (ç)

[143] Müslim, Büyü1 49 (1534)

[144] Buhârî, Zekat 58

[145] Müslim, Büyü' 50 (1535); Ebu Dâvud, Büyü1 22 (3368); Tirmizî, Büyü115 (1126); Nesaı, Büyü' 40

[146] Müslim, BüyÛ'51 (1534)

[147] Müslim, Büyü' 51 (1534); Nesâî, Büyü' 28

[148] Buhârî, Büyü' 75, 91; Müslim, Büyü' 72-76 (1542); Ebu Dâvud, Büyü' 18 (3361); Tirmizî, Büyü' 63 (1300); Nesâî, Büyü' 33; İbn Mâce, Ticârât 54 (2265J; Ahmed b. Hanbel, 2/5, 7, 16,63, 64, 123

[149] Muzâbene: Olgunlaşmamış yada yeni meyvenin daha ağacında İken satın alınmasına denir.

Bu konuda gelen hadisler; meyveyi, olgunlaşmadan satmanın yasak olduğunu göster­mektedir. Olgunlaşmaktan kasıt; sarı renkli meyvelerin sararması, kırmızı olanların kızar­ması, hububat ve sebzelerin ise faydalanır hale gelmesidir.

İmamı A'zam'a göre; ağaçta meyve göründükten sonra olgunlaşmaktan satmak caizdir. Ağaç üzerindeki meyveler, şu şartlara göre satılabilir:

a.  Meyvenin olgunlaşacağı ortaya çıkmalıdır. Soğuk vurması, dolu vurması gibi afetler atlatılmış, normal şartlarda ağaçtaki meyvelerin olgunlaşacağı kanaati hasıl olmuşsa artık meyve hasat edilmeden, miktarı tahmin yoluyla tespit edilerek satılabilir.

b.  Satış muamelesi, faize giren şartlarla olmamalıdır. Yani yaş hurma karşılığında kuru hurma değiştirmek gibi.

Bu çeşit bir alım-satımda aldatma ve aldanma durumları, açık ve nettir. Resulullah (s.a.v)'de, kişinin, alım-satımda aldatan yada aldanan kişi olmaması için bu tür bir alışve­rişi yasaklamıştır.

Kişi de, alım gücünün oluşabilmesi, temel hakkı olan adaletin uygulanmasıyla daha rahat bir alışveriş yapabilme imkanına sahip olacaktır. Burada kişi, koruma altına alınmaktadır. Böylece aldatılmaktan kurtulmuş olacaktır. Çünkü İslam dini, kişilerin; hem dünyalarını ve hem de ahiretlerini ilgilendirmektedir. Müslüman bir kişi, bu tür bir halde insanı aldat­tığı takdirde, dünyada bunun hesabını vermediğinde ahirette mutlaka bunun hesabının vereceğini bilmektedir. Bu şuur ve bilinçle hareket eden kişi, hem dünyasını ve hem de ahiretini koruyabilmek için iyi dürüst davranmak zorundadır, (ç) 

[150] Buhârî, Büyü1 91; Müslim, Büyü1 76 (1542) 

[151] Müslim, Büyûr 75 (1542)

[152] Müslim, BüyÛ'74 (1542)

[153] Muhâkale: Başağından ayrılmamış buğdayın tahminî olarak o kadar miktardaki buğday karşılığında satılmasına denir, (ç)

[154] Tirmizî, Büyü'63 (1300)

[155] Ebu Dâvud, Büyü' 18 (3361)

[156] Ariyye: Bu kelimenin anlamı üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin içerisinde §u iki sonuç ortaya çıkmaktadır:

1.  Bir kimsenin, sahip olduğu yada-kendisine iareten verilen bir ağacın dalındaki hurmayı tahmin ettirerek o kadar kuru hurma karşılığında bir başkasına sarmasıdır. Bu, Şâfiîlerin görüşüdür.

2.  Bir kimsenin, bahçesindeki bir yada daha fazla ağacın hurmasını bir başkasına hibe ettikten sonra, verdiği adamın bahçesine girmesini istemeyerek, ağacın üstündeki hurma­yı tahmin edip o kadar hurmayı karsıdakine vererek ağacı tekrar almasıdır. Bu da, Hane-filerin görüşüdür, (ç)

[157] Buhârî, Şirb 17; Müslim, Büyü' 81-86 (1536); Ebu Dâvud, Büyü' 22 (3373), 23 (3375); Tinnizî, Büyü' 55 (1290), 72 (1313); Nesâî, Büyü' 39; İbn Mâce, Ticârât 54 (2266); Ahmed b. Hanbel, 3/313, 360, 394

[158] Müslim, Büyü' 53 (1536)

[159] Müslim, Büyü'82 (1536)

[160] Muhabere: Mahsulün üçte yada dörtte biri karşılığında toprağı kiralamaya denir, (ç)

[161] Müslim, Büyü'83 (1536)

[162] İşkâh: Hattâbîye göre; meyvenin tem olarak kızarması yada sararması değil, kızarma yada sararmaya başladığı devirdir. Artık bu devrede meyve sulanmaya başlamıştır. Yeni-lebilecek bir hale gelmiştir, (ç)

[163] Müslim, Büyü1 84 (1536); Buhârî, Büyü1 85

[164] Muâveme: Bir ağacın meyvesini, daha meyveler çıkmadan önce, iki-üç yada daha çok seneliğine satmaktır. Bu satış batıldır, (ç)

[165] İstisnah satış: Akid esnasında satılık malın meçhul bir miktarını pazarlıktan hariç bırakıp satmamaya denir. Örneğin, "Şua ağaçları satbm, fakat bazısı müstesna" sözü gibi. istisna edilen miktar belli olmadığı için bu satış sahih değildir, (ç)

[166] Müslim, Büyü185 (1536)

[167] Bey'u's-Sinîn: Bahçe sahibinin, bahçesindeki bir yada daha fazla ağacın yada ağaçların tümünün bir-iki yada daha fazla sene zarfında vereceği meyveyi önceden satmasıdır. Bu satış şekline, "Bey'u'l-Muâveme" denilir. Bu satışta, henüz meyve ortada olmadığı gibi, ile­ride olacağı yada ne kadar olacağı da belli değildir.Bu nedenle de bu satış, olmayan bir şeyin satışıdır. Dolayısıyla da bu satış türü, batıldır.

[168] Müslim, Büyü'86 (1536)

[169] Sunyâ: Dünya vezninde istisnadan İsimdir. Satışta, miktarı belli olmayan bir şeyin istisna edilmesi manasında kullanılmıştır. Eğer İstisna edilen şeyin miktan biliniyor İse, satış caiz­dir. Örneğin, sattığı ağaçlardan birini yada evlerden birini yada arazinin belirli bir parça­sını istisna ederse, bu istisna, alimlerin İttifakıyla caizdir, (ç)

[170] Tirmizî, Büyü' 55 (1290)

[171] Tirmizî, Büyü1 72 (1313)

[172] Hadisin metninde geçen "Câiha"; hayvan ve meyveleri helak eden, onların kökünü kazı­yan afettir. Burada o afetin sebep olduğu zarar kast edilmektedir.

Görüldüğü Hz. Peygamber {s.a.v), dalında iken satılan bir meyve daha koparılmadan bir afete maruz kalırsa, bu afetin verdiği zararı, satıcının karşılamasını emretmektedir, (ç)

[173] Ebu Dâvud, Büyü' 23 (3374}

[174] Ebu Dâvud, Büyü1 23 (3375)

[175] Ebu Dâvud, BüyÛ1 33 (3404}

[176] Ebu Dâvud, Büyü1 33 (3404}

[177] Ebu Dâvud, Büyü' 33 (3405); Nesâî, Büyü1 74

[178] Buhârî, Salat 59, Vekalet 8, Büyü1 34; Müslim, Salatu'I-Musafirin 71 (715), Müsâkât 109-117 (715); Rada' 54 (715), 55-58 (715), İmaret 181-185 (715); Ebu Dâuud, İcâre 69 (3505); Tirmizî, Büyü' 30 (1253); Nesâî, Büyü1 77; İbn Mâce, Nikâh 7 (1860); Ahmed b. Hanbel, 3/308, 314

[179] Buhârî, Vekalet 8

[180] İmam Ahmed, bu hadisi delil getirerek istediği zaman satıcı binebilmek şartıyla hayvan satmanın caiz olduğunu söylemiştir. Yine Ibn Ebi Leyla ile İmam Ahmed'in ikinci bir gö­rüşüne göre; böyle bir akid caiz, fakat şart batıldır.

Hanefiler ile İmam Şafiî'ye göre ise; böyle bir akid, fasiddir. Bu konuda mesafenin hiçbir önemi yoktur. Resulullah (s.a.v), Cabir'e, devenin kıymetini vermek İstemiş, fakat gerçek satışı kast etmemiştir. Bir de, buradaki şartın akide dahil olmayıp önce yapılması ihtimali vardır. Bu ise akde zarar vermez. Şart, akide dahil olursa o zaman akid fasid olur. Hz. Peygamber (s.a.v), satın aldığı deveyi Medine'ye kadar Câbir'e iareten vermiştir. Bu, devenin satışı esnasında şartın bulunmadığını gösterir.

Hadisin, satışta şart varmış gibi rivayet edilmesine sebep; Hz. Peygamber (s.a.v)'in, deve­yi iare olarak vermeyi vaat etmesidir. Hz. Peygamber {s.a.vj'in, vaadine muhalefeti düşü­nülemeyeceği için, sanki o şart yerine geçmiştir. Üstelik Câbir'in, bu deve satma olayı dü­şünüldüğünde, Hz. Peygamber (s.a.v)'in alışverişte gözetilecek şartlara riayet etmediği gö­rülür. Örneğin, malın teslim ve tesellümü gerçekleştirilmemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v)'in, bu muameleden maksadı; Câbir'in devesini satın almak değil, ona yardımcı olmak, ona menfaat sağlamaktır. Çünkü Câbir'in babası Abdullah, Uhud savaşında şehid olmuştu. Geriye ise küçük çocuklar bırakmıştı. Bunun için de, deve alışverişini, bu maksada kalkan etmişti. Bu sebeple de işi pek sıkı tutmamıştır. Medine'ye varınca, hem deveyi ve hem de parayı verince: "Sen, deveni alıp götürmek için mi alışveriş yaptığımı zannediyorsun?" bu­yurması bunu gösterir, (ç)

[181] Hadis, bakire ile evlenmeye teşvik etmek ve onun faziletini bildirmekle birlikte evlenecek kişilerde denkliğin önemini vurgulamaktadır, (ç)

[182] Buhârî Cihad 113; Müslim, Müsâkât 110 (715)

[183] Ben, senin deveni al.c.

[184] Buhârî, Şurût 4; Müslim, Müsâkât 109 (715)

[185] Buhârî, Şurût 4

[186] Buhârî, Şurût 4

[187] Buhârî, Şurût 4

[188] Buhârî, Şurût 4

[189] Buhârî, Şurût 4

[190] Buhârî, Şurût 4

[191] Buhârî, Şurût 4

[192] Buhârî, Şurût 4

[193] Buhârî, Şurût 4

[194] Buhârî, Şurût 4

[195] Buhârî, Şurût 4

[196] Buhârî, Şurût 4

[197] Câbir'in devesinin bedeli hakkındaki çeşitli ihtilaflar mevcuttur. Kadı İyâz (ö. 544/1149)'a göre, bu ihtilafların sebebi; hadisin mana itibariyle rivayet edilmiş olmasıdır. Bu rivayetler arasında Hz, Peygamber {s.a.v) zamanında yürürlükte olan iktisadî vaziyete göre, en ma'kul olan rivayet, Buhârî'nin; "Bir ukiyye" olduğu ile ilgili rivayetidir. Çünkü devenin zekat nisabı, 5 deve idi. Gümüşün nisabı ise, 200 dirhem olduğuna göre, bir de­venin, Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde ortalama kıymetinin 40 dirhem olduğu anlaşılır. Buhârî'nin de rivayet ettiği gibi, bu rivayet, daha sahihtir.

Ismaİiî de der ki: "Ravilerin fiyat miktarı hususundaki ihtilafları hadise zarar vermez. Çün­kü hadisin siyakından maksat; Hz. Peygamber (s.a.v}',n kerem ve tevazu'unu, sahabi-lerine karşı gösterdiği, şefaki ve duasının bereketini açıklamaktır. Bununla birlikte bazı ra-vilerin, fiyat hakkındaki vehminden hadisin aslını çürütmek lazım gelmez." Aynî (ö. 855/1451)'de konu ile ilgili çeşitli rivayetlerin arasını şöyle bulamaktadır: "Hadis­te ukiyye, mutlak olarak zikredilmiş, fakat bir rivayette: "Bir ukiyye altın" denilerek bun­dan maksadın ne olduğu bÜdirilm iştir. Başka bir rivayette ise, "beş ukiyye gümüşe sattım" denilmiştir. Şu halde satış altınla olmuş, ödeme gümüşle yapılmış demektir. Ravi de, hadisi, bir defa satış anındaki fiyatla, başka defa ödeme zamanındaki fiyatla rivayet etmiştir. İki yüz dirhem rivayeti, beş ukiyyeye uygundur. Çünkü bir ukiyye, kırk dirhem gümüştür. Dört dinar da, ukiyyeye uygundur. O zamanın dirhem ve dinarlan muhtelif idi. İhtimal bir ukiyye altın, dört dinar ederdi. İki ukiyye rivayetine gelince: Bun­ların biri hayvanın kıymeti, diğeri de Resulullah (s.a.v)'in sonradan ihsan tf'^ği ukiyye olabilir. Nitekim bazı rivayetlerde: "Bana bir ukiyye de fazla verdi" denilmiş

[198] Buhârî, Şurût 4

[199] Câbir'in, bir rivayet göre, yedi, diğer bir rivayete göre İse dokuz kız kardeşi vardır, (ç)

[200] Hadis; Câbir'in, kız kardeşlerinin istifadesi için bakire ile evlenmekten vazgeçmesinin bir fazilet olduğuna delildir, (ç)

[201] Seferden dönüşte iki rekat namaz kılmak, müstehabtır. (ç)

[202] Bir şeyi satın alırken yada borç öderken, tartıyı ağır basacak derecede doldurmak müste-habtır. (ç)

[203] Buhârî, Buyu134; Müslim, Radâ' 57 (715)

[204] Buhârî, Nikâh 10; Müslim, Rada' 57 (715)

[205] Hadisin bazı rivayetlerinden; Câbir kıssasının Tebuk seferinde geçtiği anlaşılıyor. Ravilerin bir çoğu, bu yönü kapalı bırakmıştır.

İbn İshak, Vehb b. Keysân rivayetine kesinlikle katılıp bu rivayete göre bu olay, Zâtu'r-Rikâ' gazvesinde geçmektedir. Vakidî'de, bu rivayeti nakletmiştir. Tahâvî'nin rivayeti de bunu doğrulamaktadır. Çünkü olayın Mekke yolundan Medine'ye dönerken rneydana geldiğini gösterir. Halbuki Tebuk yolu, Mekke yoluyla birleşmez. Mekke İle birleşen yol, Zâtu'r-Rİkâ' yoludur. Süheylîde bu görüşe katılmıştır, (ç)

[206] Müslim, Müsakât 111 (715}

[207] oâbjr'jn babası Abdullah, Uhud savaşında şehid olmuştu, (ç)

[208] Müslim, Rada' 58 (715) 2071  

[209] Müslim, Müsâkât 112 (715}

[210] Müslim, Müsâkât 113 (715)

[211] Buhârî, Cihad 49; Müslim, Müsâkât 114 (715)

[212] Sırâr: Medine'nin doğu tarafında üç mil uzaklıktaki bir yerin adıdır, (ç)

[213] Tirmizî, Büyü1 30 (1253)

[214] Ebu Dâvud, İcâre 69 (3505)

[215] Ebu Dâvud, İcâre 69 (3505)

[216] Bağ veya bahçe bir taraftan, bakım ve işçiliği diğer taraftan ve çıkacak meyve aralarında anlaştıkları orana göre bölüşülmek üzere kurulan bir ortaklıktır. Buna "Muame­le" de denilir. İmam Mâlik, Sevrî, İmam Şafiî, İmam Ahmed, Zahiriler ve cumhuru ulema­ya göre müsakat caizdir. Ebu Hanîfe'ye göre ise, hem müzaraa ve hem de müsakat caiz değildir, (ç

[217] Müzâraa: İki kişinin, tarla bir taraftan, emek artışı karşı taraftan olmak üzere ve çıkan skin, aralarında anlaştıkları bir oranda ortak olmak üzere yaptıkları ziraî ortaklıktır. Hanefiler arasında, müzarâanın hükmü ile ilgili İhtilaf, müsakatın hükmü hakkında da geçerlidir. Yani müzârâayı caiz görenler, müsakatı da caiz görürler. Müzârâayı caiz gör­meyenler, müsakatı da caiz görmezler.

Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v)'in Hayber halkına, çıkan meyvenin yarısı karşılığında muamele etmesi müsakat, ekinin yansı karşılığında muamelesi ise müzaraadır. (ç

[218] Vesk: deve, katır ve merkebin yükü demektir. Bir vesk, 60 sa'dır. Bir sa' ise, 1040 dirhem olup örfi dirhem esas alındığında, 3,334 kg'dır. Vesk İle ilgili açıklama için 121 nolu hadi­se bakabilirsiniz, (ç)

[219] Hadis; Hz. Peygamber (s.a.v)'in, Hayber arazisi, ganimet malı olarak, emekleri karşılığın­da yarısını Hayberlilere ve yarısı kendisine ait olmak üzere, bu anlaşmanın, kendi haya­tında ve kendisinden sonra devam etmesi şeklinde, bu icare akdinin iki taraftan birinin ölümü üzerine fesh olunmayacağına delildir, (ç)

[220] Buhârî, İcâre 22, Muzarâa 8, 9, 11; Müslim, Müsâkât 1-6 (1551); Ebu Dâvud, Büyü1 34 (3408, 3409); Tirmizî, Ahkâm 41 (1383); Nesâî, Eymân 46 (=Muzâraa 3); İbn Mâce, RuhÛn 14 (2467); Ahmed b. Hanbel, 2/17, 22, 37,149, 157

[221] Hayber: Medine ile Şam arasında Medine'ye 9 konak mesafede bulunan yeşjllikli bir yerdir. Burası, hicretin 7. yılında feth edilmiştir, (ç)

[222] Buhârî, İcâre 22, Muzarâa 11

[223] Hz. Peygamber (s.a.v), Hayber'i feth ettikten sonra arazilerini ganimet olarak almıştı. Hayberliler, kendilerinin tarım alanında usta olduklarını söyleyerek arazilerin bakım ve iş­lenmesine talip oldular. Çıkacak mahsulün yansı Resulullah (s.a.v)'e, yarısı da Hayber-ülere ait olacaktı. Ayrıca bahçe ve tarlaların bakımı için gerekli olan aletler, Hayberliler ta­rafından sağlanacaktı.

Hadis; bahçenin bakımı için gerekli olan çapa, traktör gibi afetler, İşçi tarafında olmak üzere yapılan müsakatm caiz olduğuna delildir, (ç)

[224] Müslim, Müsâkât4 (1551)

[225] Müslim, Müsâkât 5 (1551)

[226] Tarlanın kiraya verilmesi konusunda genel olarak üç görüş vardır:

1.  Bazı alimlere göre, ne karşılığında olursa olsun tarlayı kiraya vermek caiz değildir. Ibn Hazm bu görüştedir.

2.  Ebu Hanîfe, Şâfıî ve bir çok alime göre; karşılığı ne olursa olsun araziyi kiraya vermek caizdir. Fakat araziden çıkacak mahsulün bir kısmı karşılığında araziyi kiralamayı caiz görmezler.

Ebu Hanîfe, arazinin vereceği ürünün miktarı ve hatta meyvenin çıkıp çıkmayacağı belli olmadığı için bu muameleyi meçhul bir ücret karşılığında yapılan kiralama olarak gör­mektedir.

İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf, bu tür uygulamanın caiz olduğunu belirtmiş­lerdir. Bunlara göre, bu tür bir uygulama, mudarabeye benzer. Çünkü her ikisi de elde edilecek kazançta ortak olmak üzere, sermaye bir taraftan ve emek karşı taraftan olarak kurulan bîr ortaklıktır. Mudarabede, elde edilecek kazanç beİli olmadığı halde caizdir. İmam Mâlik'e göre ise; arazinin, yiyecek maddesi karşılığında kiralanması caiz değil, yiye­cek maddesi dışında bir şey karşılığında kiralanması caizdir.

3. Tarlanın belirli bir yerinden çıkacak olan mahsul, tarla sahibinin ve geri kalan ise emek sahibinin olmak üzere yapılan bir ziraî ortaklık caizdir. Bunlarla ilgili geniş hükümler İçin fıkıh kitaplarına bakılabilir, (ç)

[227] Ebu Dâvud, Büyü1 34 (3408);

[228] Buhârî, Büyü' 65; Müslim, Büyü1 23-28 (1524); Ebu Dâvud, İcâre 46 (3443, 3444, 3445); Tirmizî, Büyü' 29 (1251, 1252); Nesâî, Büyü1 14; İbn Mâce, Ticârât 42 (2239); Ahmed b. Hanbel, 2/410, 420

Müşteriyi aldatmak için hayvanın sütünü memesinde biriktirmek caiz değildir. İmam Mâ­lik, imam Şâfıİ, İmam

[229] Ahmed; bu hadisi delil getirerek: "Bir kimse sütü memesinde birikti­rilmiş bir hayvan satın alır da sağdıktan sonra onu beğenmezse, dilediği takdirde hayvanı sahibine verir, onunla birlikte bir sa1 da kuru hurma verir" demişlerdir.

İmam A'zam Ebu Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre ise: "Müşteri sütü biriktirilmiş hay­vanı, "hiyâr-ı ayb" denilen "kusur muhayyerliği" ile sahibine iade edemez. Ancak noksan­lığı ödetir. Çünkü burada iadeye engel olan ayrı bir fazlalık vardır" demişlerdir. Noksanlığı ödetme hususunda Ebu Hanîfe'den İki görüş nakledilmiştir. Birinci görüşe göre, satıcıya hayvanın parasını noksan eder. ikinci görüşe göre ise satıcıdan bir şey İste­yemez. Çünkü sütün memede toplanması bir kusur değildir.

Hanefilere göre, bu hadis, İslam'ın ilk yıllarında geçerli olup daha sonra bu hüküm nesh edilmiştir. Bununla ilgili olarak 186 nolu hadise bakabilirsiniz, (ç) 

[230] Buhârî, Büyü'64 

[231] Buhârî, Büyü165

[232] Müslim, Büyü1 23 (1524)

[233] Müslim, Büyü 24 (1524)

[234] Müslim, Büyü'25 (1524)

[235] Müslim, Büyü'26 (1524)

[236] Buhârî, BüyÛ' 64; Müslim, Büyü' 11 (1515)

[237] Nesâî, Büyü' 14

[238] Nesâî, Büyü' 13

[239] Hadis, hüküm itibariyle İki konuyu kapsamaktadır:

1.  Elinde malı olan bir köle satıldığı takdirde, mal satıcıya aittir. Ama müşteri pazarlık ederken malı da birlikte satın almayı şart koşmuşsa o zaman mal müşterinin olur.

Bu, alimlerin ihtilaf ettiği konulardandır.

2.  Dahnda meyve olan aşılanmış bir hurma ağacı satılırsa, ağaçtaki hurma satıcıya aittir. Ama müşteri hurmanın kendisi için olmasını şart koşmuşsa hurma müşterinin olmuş olur. Hanefilere göre; ağaç ister aşılı olsun, ister aşısız olsun, meyve ağacın satışına girmez. Satıcıya aittir. Müşteri meyvenin kendisine ait olmasını şart koşmuşsa müşterinin olur. Hanefİler, bu konuda "Kim içerisinde hurma ağacı olan bir araziyi satın alırsa, mey­ve satıcıya aittir. Müşteri meyveyi kendisi için şart koşarsa başka" (Zeylaî, Nasbu-Râye) hadisine ve ekine kıyas ederîer. (ç)

[240] Buhârî, Büyü' 90, 92, Şirb (=Müsakat) 17; Müslim, Büyü1 77-80 (1543); Ebu Dâvud, İcare 42 (3433, 3434}; Tirmizî, Büyü' 25 (1244); Nesâî, Büyü1 75; İbn Mâce, Ticârât 31 (2210); Ahmed b. Hanbel, 2/6, 63

[241] Ebu Dâvud, İcare 42 (3434}; Tirmizî, Büyü' 25 (1244)

[242] Nesâî, Büyü1 76

[243] Nesâî, Büyü1 75

[244] Buhârî, Muzâraa 6, 12; Müslim, Büyü1 106-112 (1547), 115-117 (1547); Ebu Dâvud, Büyü1 30 (3392, 3393), 31 (3395, 3397, 3398, 3399, 3400, 3401, 3402}; Tirmizî, Ah­kâm 42 (1384); Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2); İbn Mâce, Ruhun 9 (2458); Ahmed b. Hanbel, 3/465

[245] Buhârî, Muzâraa 6

[246] Müslim, Büyü' 109 (1547)

[247] Bu hadis; arazinin belirli kısımlarından çıkacak mahsul tarla sahibinin, geri kalandan çıka­cak mahsul de kiracının olmak şartıyla tarla kiralamanın caiz olmadığına delalet etmekte­dir. Böyle bir anlaşmanın caiz olmayış sebebi şudur:

Tarla sahibi için şart koşulan kısmın mahsul verip geri kalan kısımdan hiçbir şeyin çık­maması mümkün olduğu gibi, aksi de mümkündür. Bu ise garardır. Dolayısıyla bu şekil­deki bir ziraî ortaklık yada kiralama, Resuluüah (s.a.v) tarafından yasaklanmıştır. Alimler arasında bu tür uygulamanın caiz olmayışı konusunda görüş ayrılığı yoktur. Bilindiği gibi, alimlerin hükmünde ihtilaf ettiği müzaraa şekli; çıkan mahsul, aralarında belirtilen oranda paylaşılmak üzere kurulan ortaklıktır.

Yine bu hadis; araziden çıkacak mahsulün belirli bir miktarı ma! sahibine, kalanın da kiracıya ait olmak üzere tarla kiralamanın caiz olmadığını da ifade etmektedir. Çünkjü araziden sadece mal sahibi için şart koşulan miktarın çıkıp başka bir şeyin çıkmaması mümkündür. Hanelilere göre bir anlaşma, caiz değildir.

Görüldüğü üzere yasaklanmış olan Muzâraa; hisse ma'lum olan değil de, meçhul olandır. Arapların Muzâraada bazı fasid şartlar koşmak, ark ve kanal kenarların da kini mal sahibi için ayırmak gibi bir takım adetleri vardı. Oysa Muzâraa, bir ortaklıktır. Ortaklıkta da, ta­rafların hisselerinin belli olması gerekir.

Hattabî (ö. 388/998)'de, meşhur manasıyla bilenen Muzâraanın caiz olduğunu, yasak­lanan Muzâraanın ise fasid şartlar koşulan Muzâraa olduğunu belirtmektedir, (ç) 

[248] Müslim, Büyü1116 (1547)

[249] Muhabere İle ilgili açıklama için 198 nolu hadise bakabilirsiniz (ç)

[250] Müslim, Büyü1 106, 107 (1547)

[251] Müslim, Büyü' 108 (1547)

[252] Zahire Had: Araziyi, zahire karşılığında kiraya vermektir (ç)

[253] Müslim, Büyü'113 (1548)

[254] Müslim, Büyü'113 (1548)

[255] Arazi kiracılığının caİ2 olup olmadığı yada ne ölçüde caiz olduğu meselesi, öteden beri islam hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur. Arazinin parayla yada gıda madde­si karşılığında kiralanmasını caiz görmeyenler olduğu gibi, kalkacak mahsulün belli bir oranı karşılığında kiralanmasını (=ziraî ortekçılık) caiz görmeyip birinci usulü tavsiye edenler de vardır.

Bu tartışmalarını temelinde; arazi sahibini veya kiracıyı mağdur etmeme, beklenmedik bir zararla karşı karşıya bırakmama düşüncesi yatar. Bu konudaki yasağı da, o devirde yay­gın olan; "tarlanın bir kısmını kiracıya, daha verimli diğer kısmını da arazi sahibine ayıra­rak veya mahsulden belirli bir miktarı şart koşarak araziyi kiralama"nın yasaklandığı şek­linde yorumlamak gerekir.

Bu sebeple, arazi kiralanırken veya ortakçılık anlaşması yapılırken tarafların hak ve borç­larının işleride bir çekişmeye yol açmayacak tarzda önceden ayrıntılı şekilde belirlenmesi bu konudaki dinî ilkelerin, Hz. Peygamber (s.a.v)'in emirlerinin gereği olduğu gibi, helal kazancın, kul hakkı ihlal etmemenin de tabii bir yoludur. B.k.z: Komisyon, İlmihal, T.D.V., İstanbul 1999, 2/380 (ç) 

[256] Müslim, Büyü'113 (1548)

[257] Tirmizî, Ahkâm 42 (1384}

[258] Müslim, Büyü1116 (1547); Ebu Dâvud, Büyü' 31 (3392)

[259] Ebu Dâvud, Büyü' 31 (3395}

[260] Ebu Râfi', Râfi' b. Hadîc'in amcaları olan Zuhayr yada Muzhir'den birisidir, (ç)

[261] Ebu Dâuud, Büyûr 31 (3397)

[262] Ebu Davud'a göre; Useyd b. Zuhayr, Râfi' b. Hadîc'in kardeşinin oğludur, (ç)

[263] 2128   Ebu Dâvud, Büyü' 31 (3398)

[264] Ebu Dâvud, Büyü131 (3399) 

[265] Muhâkale ve muzâbene ile ilgili açıklama için 198 nolu hadise bakabilirsiniz, (ç)

[266] Ebu Dâvud, Büyü' 31 (3400)

[267] Ebu Dâvud, Büyü' 31 (3400)

[268] Görüldüğü gibi, hadisin rivayetleri arasında oldukça önemli farklılıklar var. Hz. Peygam­ber (s.a.v)'in Muzâraayı yasakladığına dair haberi; bazı rivayetlere göre Râfı'nin amcaları, Râfrye söylemişler, bazılarına göre ise bizzat Râfi' duymuştur. Bu rivayete göre ise ortakçı Çiftçi, bizzat Râfı'nin kendisidir. Ayrıca olayın sunuluşu da rivayetler arasında oldukça farklıdır. Bu durumu göz önüne alan alimler, hadisin muzdarib olduğunu söylemektedir­ler, (ç)

[269] ibu Davud, Büyü' 31 (3402)

[270] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)

[271] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)

[272] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)

[273] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

[274] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

[275] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

[276] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

 

[277] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

[278] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

[279] Nesâî, Eymân 45 (-Muzâraa 2)

[280] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[281] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[282] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[283] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[284] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[285] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[286] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[287] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[288] Nesâî, Eymân 45 {=Muzâraa 2)

[289] Belât: Medine'de bir yerin adıdır. Mescit ile çarşının arasına düşer. Bu kelime, aslında, yere döşenen bir çeşit taşın adıdır, (ç)

[290] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)

[291] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)

[292] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)

[293] Nesâî, Eymân 45 (=Muzâraa 2)