Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadis - Cazalar - 3.Cilt

HUDUD (HADLER=ŞERİ CEZALAR) BAHSİ

Şer'i cezaların uygulanmasının teşviki, mümkün olduğunca önlenmesi, affedilmesi için aracılık yapılması ve bunun dışındaki ta'zir cezası......29

Öldürmenin günahı, öldürmeyi mubah kılan hususlar ve intihar eden......32

Taammüden öldürülmekte kısas, hata ile öldürme, çocukla baba arasındaki cinayetlerde, cemaatle tek bir adam arasındaki cinayetlerde, hür ile köle, müslümanla kâfir arasındaki kısas......37

Cinnet ve sarhoşluk halindeki cinayetler, ağır bir şeyle tedavi esnasında işlenen cinayetleri, zehirleme olayları, zina edenin öldürülüşü ve akraba cinayetlerindeki hükümler ve bir ceza gerektirmeyen hususlar......40

Öldürmenin dışındaki kısas, affetmek, kasâme, (kısasta) öldürmeyi iyi ve güzel yapmak......42

Bedenin tümünde, organlarında, yaralamalarda, cenin ve ilgili şeylerdeki diyetler......49

Dinden dönmenin ve Peygamber'e (s.a.v.) sövmenin cezası......59

Hürün, kölenin, icbar edilenin, akıl hastasının ve mahremle yapılan zinanın cezası......63

Kitab ehline HvaLada, hayvanla yapılan temasta uygulanacak şer'i ceza ve iftira alana doğruluğunu ispat edemediği takdirde uygulanacak olan şer'i ceza......72

Hırsızlığın şer'i cezası ve şer'i cezası olmayan hırsızlık......76

Şarap içmenin şer'İ cezası......82

TAHRİC

 

ŞER'Î CEZALARIN UYGULANMASININ TEŞVİKİ, MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÖNLENMESİ, AFFEDİLMESİ İÇİN ARACILIK YAPILMASI VE BUNUN DIŞINDAKİ TA'ZİR CEZASI

5179- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Yeryüzünde uygulanan bir §er'î ceza, yeryüzünde bulunanlar için, kendilerine otuz sabah yağmur yağdırılmasından daha hayır­lıdır."

[Nesâî.]

5180- Diğer rivayet: "Kırk gece."

5181-  en-Nu'mân bin Beşîr radiyallalıu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah'ın yasakladığı sınırlan çiğneme-yip, onlara riayet edenler ile çiğneyenler, bir gemide kur'a çekip de kimisine geminin Üstü, kimisine de altı düşen kimseler gibidirler. Alt katta bulunanlar susadıklarında üst kattakilere gidip: 'Geminin bizim hissemize düşen yerin­den bir delik açıp da su alsak ve sizi rahatsız etmesek' derler.

Eğer onlara izin verirlerse hepsi birden batıp boğulurlar, ama mâni olurlarsa, hepsi birden kurtulurlar." [Buhârî ve Tirmizî.]

5182-  Zeyd bin Eşlem radiyallahu anh'­dan:

"Bir adam zina yaptığını itiraf etti; Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kam­çılamak için bir kamçı istedi. Kırık ve küçük bir kamçı getirildi. 'Biraz daha büyük olsun' dedi. Bu defa henüz meyvesi devşirilmemİş büyük bir çubuk getirildi. 'Bundan küçük ol­sun' dedi. Bu defa kendisiyle ala binilip kulla­nılmış gayet yumuşak bir kamçı getirildi. Em­retti ve o yumuşak kamçı ile şer'î cezayı uy­guladı. Sonra şöyle buyurdu:

'Ey İnsanlar! Allah'ın yasaklarından ka­çınma zamanınız geldi değil mi? Bu kirli iş­lerden birine her kim bulaşırsa, Allah'ın setri ile setredip (kimseye söylemesin), çünkü kim yaptığını açığa vurup da ifşa ederse (ya da itiraf ederse) biz ona Allah'ın Kitâb'ını uygu­larız ." [Mâlik.]

5183- Âişe radiyallalıu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallabu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Gücünüz yettiğince müsi umanlardan ser' t cezaları önleyin. Eğer muteber çıkış yo­lu (Özrü) varsa serbest bırakın. Çünkü İdare­cinin affetmekte yanılması, ceza vermekte ya­nılmasından daha iyidir."

Tirmizî: "Mevkuf olarak ta rivayet olun­muştur ki bu, daha sahihtir" dedi.

5184- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:) "Şer'î cezalar hariç, saygınlığı olan kişi­lerin ufak tefek yanılgılarına bakmayın." [Ebû Dûvud ve Nesâî]

5185- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'-dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Aranızda işlediğiniz suçlarda hirbirleri-nizi affedin, zira haddi gerektiren herhangi bir suç bana aksederse cezasının uygulanma­sı VÛCİp olur." |Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5186-  Yezîd bin Nuaym'dan, o da baba­sından:

"Mâiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve seliem'e gelerek dört kere zina etliğini itiraf etti. Ondan sonra Resûlullah (s.a.v.) emretti, recmediidİ. Daha sonra Hezzâl'a ded: ki: 'Sen eğer elbiseni (Mâiz' in) üzerine örtüp bu olayı gizleseyclin senin için daha iyi olurdu'."

İbnü'i-Münkedir dedi ki:

'"Mâiz'e, Peygamber sallallahu aleyhi ve seliem'e gelip durumunu bildirmesini, Hezzâl emretmişti." [Mâlik.]

5187- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim şefaat edip de Allah'ın verdiği ceza­lardan birisinin uygulanmasını imlerse, Al­lah'la zıtlasmış olur. Kim bile bile batıl bir davada çekişirse, ondan kendini çekinceye dek Allah'ın gazabında olur. Kim mü'nünde olmayan bir şey söyleyip ona iftira atarsa, söylediğini geri alıncaya kadar, Allah onu ce­hennemliklerin düştüğü İrin çukuruna koyar." |Ebû Dâvud l

5188-  Zübeyr bin el-Avvâm radiyallahu anh'dan:

"O, bir hırsız yakalayıp onu sultana götür­mekle olan bir adamla karşılaştı. Zübeyr ada­mı salıvermesi için aracı olmak istedi.

'Olmaz, ben sultana teslim edeyim de sen sonra ne yaparsan yap!1 deyince, Zübeyr şöy­le dedi: 'Şefaat (aracılık) henüz sultana ulaş­madan önce olur. Sultana ulaştıktan sonra, şe­faat edene de edilene de lanet olunur'."

| Malik]

5189-   Safvân bin Ümeyye radiyallahu anh'dan:

Ona: "Hicret etmeyen helak olur" denildi. Bunun üzerine SalVân, Medine'ye geldi, mes-cidde hırkasını yastık yapıp uyudu. Hırsız ge­lip başının altından hırkasını çaldı. Safvan hırsızı yakalayıp derhal Peygamber sallallahu aleyhi ve seliem'e götürdü. Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem elinin kesilmesini emre­dince, Safvân şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü! Ben bunu isteme­miştim. Hırkam ona sadaka olsun."

"Bunu bana gelmeden önce yapsaydın ol­maz mıydı?" buyurdu. |Mâlik.|

Ebû Dâvud ve Nesâî de benzerini rivayet ettiler. Dedi ki: " Nihayet Peygamber sallalla-lıu aleyhi ve sellem onun elini kesti."

5190-  Hânı bin Dinar radİyallahu anh'-dan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah'ın koyduğu cezaların dışında hiç kimseye on kamçıdan fazla celde vurulmaz." (Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.]

5191-  Ayrıca Buhârî ve Tirmizî'nin Al­lah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den duyan bir .sahâbi kanalıyla şöyle bir rivayeti daha vardır:

"Allah' in koyduğu cezalardan biri olması hariç, on vuruştan (kamçıdan) fazla ceza uy­gulanması sözkonusu olamaz."

5192- Ali radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim bir şer'î cezayı gerektirecek bir suç isleyip de bunun haddi ona dünyada uygula­nırsa, Allah' m adaleti ona âhirette tekrar bir ceza vermeye müsaade etmez. Kim şer' t ceza­yı gerektiren bir suç işleyip de Allah onu ör­tüp affederse Allah, affettiği şeyi tekrar yü­rürlüğe sokmaktan daha kerimdir." [Tirmizî]

 

ÖLDÜRMENİN GÜNAHI, ÖLDÜRMEYİ MUBAH KILAN HUSUSLAR VE İNTİHAR EDEN

5193- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Haram kan irtikâp etmedikçe (adam öl-dürmedikçe) mümin, daima dininin genişli­ğinde (müsamahasında) olur." [Buhârî]

5194- Ebû'd-Derdâ radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Her günahı Allah mağfiret edebilir. An­cak müşrik olarak ölen veya taammüden bir mü'min öldüreni bağışlamaz." [Ebû DâvudJ

5195--Ubâde radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim bir mümini gönülden isteyerek öl­dürürse Allah onun tevbesini kabul etmez."

[İkisi de Ebû Davud'a ;iittir.|

5196- Bureyde radiyalîahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Mümini Öldürmek, Allah katında, dün­yanın yıkılmasından daha büyük (günah)tır."

[Nesâî.]

5197- Ebû Hureyre ve Ebû Saîd radiyalla­hu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Eğer gök ehli ile yer ehli ortaklaşa bir mü'mini öldürseler, Allah hepsini ateşte yü­züstü süründürür." [Tirmizî]

5198- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "İman, ihanete engeldir. Mü'mİn ihanet etmez. [Ebû Davud]

5199- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim haksız yere öldürülürse, Âdem'in ilk oğlu onun kanının günahını katmerli olarak yüklenir. Çünkü öldürme işini ilk icad eden odur." [Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî.j

5200- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kıyamet gününde kişi bir adamın elin­den tutup huzura gelecek ve şöyle diyecek: 'Ya Rabbi, bu adam beni öldürdü.'

Allah soracak: 'Onu niçin öldürdün?'

'Onu senin şanın yüce olsun (dinin yücelsin) diye öldürdüm" diyecek.

'Benim şanım yücedir (haklı olarak öldür­müşsün)" buyuracak.

Kişi bir adamın elinden tutup (huzura) ge­lecek ve şöyle diyecek:

'Ya Rabbi, bu adam beni öldürdü."

Allah: "Neden onu öldürdün?" diye so­runca şu cevabı verecek:

'Falan kimsenin yücelmesi için."

Allah: "izzet filânın değil" diye cevap ve­recek, katil dönüp günahı ile başbaşa kala­caktır." [Nesâî]

5201- el-Mikdâd bin el-Esved radiyallahu anh'dan:

O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e dedi ki: "Kâfirlerden bir adama rastla­yıp çarpışırsak, o ellerimden birine darbe in­dirip keser de, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınırsa ve 'Ben müslüman oldum' derse, ne dersin ey Allah'ın Resulü, onu öldürebilir mi­yim?" Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Onu öldürme.'" buyurdu.

"Ey Allah'ın Resulü! Ama o benim elimi kesti ve ondan sonra müslüman olduğunu söyledi" deyince, yine "Öldürme! Çünkü sen onu öldürürsen, o adam sen onu öldürmeden önceki durumunda olur. Sen de o adamın de­diği kelimeyi söylemeden önceki durumunda

olursun." |Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.|

5202- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;)

"Haksız yere bir adam öldürülürken hiç­biriniz o yerde durmasın. Çünkü lanet, orada durup da öldürülen kimseyi savunmayan kişi­nin üstüne iner. Haksız yere bir adam dövülürken, biriniz orada durmasın. Çünkü lanet orada durup da dövülen kimseyi savunmayan kişinin üstüne iner." [Taberânî, Mu' cemıı' İ-Kebtr'fie leyyin bir scnedle.]

52Ü3- Furât bin Hayyân radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onun öldürülmesini emretti. Çünkü o Ebû Süfyân'm casusu idi. Aynı zamanda da En-sâr'dan bîr adamın dostu ve müttefiki idi. En-sâr'dan halka şeklinde oturmuş olan bir guru­bun yanından geçti ve 'Ben nıüslümanım' de­di. Ensâr'dan bir adam dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! O ben müslümanım diyor.' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem buyurdu: 'İçinizden bir takım adamlar vardır ki, onları biz imanlarına havale ederiz, işte Furât bin Hayyân da onlardan biridir'."

[Ebû Davudi

5204- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu:)

"Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına benim de onun Resulü olduğuma şehâdet eden müslüman kişinin şu üç durum dışında kanı helâl olmaz. Bunlar: Zina eden evli kişi, haksız yere adam öldüren kişinin) kısasen Öl­dürülmesi, dinini terkederek cemaatten (İslâm toplumundan) ayrılan kişi."

[Mâlik hariç, altı hadis imamı.]

5205- Sahabeden bir adamdan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e katil ile ona öldürmeyi emreden kimse hak­kında soruldu. Şöyle buyurdu: 'Cehennem ateşi yetmiş parçaya ayrıldı. Öldürmeyi emre­den için altmış dokuz ve öldüren İçin bir par­ça vardır'." [Ahmed]

5206- Ebû'd-Derdâ radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Öldürenle öldürülen kıyamet gününde getirilir. Öldürülen şöyle der:

'Ey Rabbim, bu adama sor beni neden öl­dürmüş.' O da cevap verir:

'Ey Rabbim, şu kimse onu öldürmemi em­retti.' Ondan sonra hepsinin elinden tutulup Cehenneme atılır'."|Taberânî, Mu'ce.mu'l-Kebîr]

5207- Muhânk radiyallahu anh'dan:

Bİr adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi: "Adam gelip malı­mı almak istiyor (ne yapayım)?'' Şöyle buyur­du:

"Ona Allah'ı hatırlat."

"Peki Allah'ı hatırlamazsa?"

"Ona karşı çevrendeki müslümanlardan yardım talep et!"

"Eğer çevremdeki müslümanlardan kimse yok ise?"

"Ona karşı sultandan yardım iste!"

"Eğer sultan benden uzakta İse?"

"O zaman malın için onunla savaş, öldü-rülürsen ûhiret şehitlerinden olursun, öldü-rülmezsen malını savunup kurtarmış olur­sun." |Ncsâî.|

5208- Cündeb radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Sihirbaza uygulanacak had cezası boy­nunu kılıçla vurmaktır." [Tirmizî]

5209- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim bir dağdan atlamak suretiyle canına kıyarsa, cehennem ateşinde de ebediyyen dağdan yuvarlanıp duracaktır. Kim kendini zehirleyerek canına kıyarsa, cehennemde de eline bir zehir verilip orada ebediyen kendisi­ni zehirleyip duracaktır. Kim kendini bir de­mir parçasıyla Öldürüp intihar ederse, ebedi olarak elindeki demiri cehennemde de karnı­na saplayıp duracaktır."  [Malik hariç, altı hadis imamı.]

5210- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim kendini asarsa, cehennemde de ken­dini asacak; kim kendini bir aletle öldürürse, cehennemde de kendini aletle yaralayacaktır." | Buhârî]

5211 - el-Hasanu'I-Basri radiyallahu anh'dan: "Bize Cündeb bin Abdülah bu mescidde ri­vayet etti; ondan işittiğimiz hiçbir hadisi unut­madık; Cundeb'in Peygamber'e karşı yalan söyliyeceği hususunda hiçbir ihtimal vermeyiz. Bu bakımdan en ufak bir endişemiz de yoktur. Dedi ki: 'Bir adamın yarası vardı; (acısı­na dayanamayarak) kendisini öldürdü. Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurdu: Kulum kendisini öldürmekte benden evvel davrandı. Onun için cenneti ona yasak ettim'."

5212- Diğer rivayet: "Sizden Öncekilerden bir adamda bir yara çıktı. Yara kendisine acı verince, sadağından bir ok çıkartıp yarayı deşti, kan dinmedi ve kan kaybından öldü. Rabbiniz şöyle buyurdu: 'Ben ona cenneti ya­sak ettim'." Hasan sonra elini mescide uzatıp "Evet vallahi bu hadisi bana Cündeb Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem'den İşte bu mescidde nakletti."  [Buhârî ile Müslim.]

5213- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

müşriklerle karşılaşıp da iki ordu kıyasıya sa­vaşa başlayınca, ashabından bir adam fedaka-râne savaştı, can siperine kılıç salladı. Halta onun bu durumu karşısında ashâb 'Falan kim­senin verdiği hizmeti hiçbirimiz veremedik; onun kadar güzel hiç birimiz cihad edemedi' dediler. Bunu duyan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 'O, cehennem ehlindendir' buyurdu."

5214-  Diğer rivayette şöyle geçmekledir: "O cehennem ehlinden olduktan sonra hangi­miz   cennet   ehli   olabilir   ki?"   dediler. Ashâbdan biri: "Bunu ben merak ettim, savaş alanında onu takip edip, ondan hiç ayrılmaya­cağım" dedi ve onu lakibe koyuldu. Nerde durdu ise, o da orada durdu, nerede hızlandı ise o da hızlandı.

Derken adam yaralandı, yarasının acısına dayanamadı, kılıcının kesicin tarafını karnına

koydu, üzerinde bütün gücüyle abanarak ca­nına kıydı. Onu takip edip bu vaziyetini gören salıabi Resûlullah'a (s.a.v.) giderek kendini şöyle demekten alamadı:

"Şehâdet ederim ki, sen Allah'ın Resulü­sün."

"Resûlullah'a (s.a.v.): Ne o, bir şey mi ol­du?" diye sorunca, şöyle şöyle cevap verdi: Az önce hani 'cehennem ehlindendir' dediğin ve insanların bu sözüne şaşırdıkları adam var ya, işte ben onun akıbetini size haber getir­mek için ardından çıktım ve onu İzledim. Ağır şekilde yaralandı, acısına dayanamadı, kılıcı­nın sap tarafını yere koyup keskin uç tarafını göğsüne dayadı; vargücüyle üzerine abanıp kendisini öldürdü." Bunun üzerine Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ki§i insanlara göre görünür de, cennet ehlinin ameli gibi amel eder. Oysa o, cehen­nem ehlindendir."

5215- Benzeri bir rivayet daha vardır on­da şöyle geçer:

"Ameller ancak sonlara bağlıdır, ya da sonlarına göredir." [Buhârîile Müslim.J

5216- Câbir radiyallahu anh'dan: Tufeyl bin Amr ed-Devsî Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü! Şöyle muhkem bir kale ile muhafızların yanma gitmek ister mi­sin?" —Câbir diyor ki: Cahiliyetle Devs'e ait bir kale vardı.— Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buna razı olmadı, çünkü kendisine yapılacak muhafızlığı Ensâr'a ayırmıştı. Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye hicret edince Tufeyl b. Amr da onun yanına hicret etti. Onunla birlikte kavminden bir zât da hicret etti. Fakat Medine'de rahatsızlandı-

lar. O adam şiddetli bir sancıya yakalandı ve makası alıp parmaklarını kesti. Elleri şişti, kan dinmedi ve öldü. Onu Tufeyl bin Amr rüyasın­da çok güzel bir şekilde gördü. Ancak elleri sarılı idi. Dedi ki: "Rabbin sana ne yaptı?"

"Peygamberime hicret ettiğim için beni bağışladı."

"Peki neden ellerin sanlı?"

Bana: "Senin bozduğun uzvu biz düzelt­meyiz" denildi.

Hemen Tufeyl bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlattı. Peygamber sallalla­hu aleyhi ve sellem da onun için şöyle dua el­ti: "Allahım! O iki eli için de onu bağışla!" [Müsüm]

5217- Câbir bin Semure radiyallahu anh'-dan:

Bİr adam hastalandı, bir süre sonra onun için feryâd-ı figan yükselmeye başladı. Onun komşusu Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem'e gelerek: "Filan adam öldü" dedi. "Ne biliyorsun?" diye sordu. "Ben bunu duydum" deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem: "O ölmedi" buyurdu.

Adam geri döndü, yine evinde feryâd-ı figanlar yükseldi. Adam tekrar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip: "Adam öl­dü" dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem yine: "O adam ölmedi" dedi. Döndü, yi­ne bir çığlık sesi duydu. Hanımı: "Haydi git Peygamber'e haber ver!" dedi.

Adam, "Allahım ona (hastaya) lanet et!" dedi. Adamın yanma gittiği zaman onun bir makasla kendi canına kıydığını gördü, hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gitti ve adamın öldüğünü söyleyince, Peygamber

sallallahu aleyhi ve sellem sordu: "Ne biliyor­sun?" "Kendini yanında bulunan bir makasla öldürdüğünü gördüm" dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyur­du: "Sen hakikaten Öyle yaparken gördün mü?"

"Evet."

"Öyleyse ben onun namazım kılmam" bu­yurdu. |Ebû Dâvıtd]

 

TAAMMÜDEN ÖLDÜRMEKTE KISAS, HATA İLE ÖLDÜRME, ÇOCUKLA BABA ARASINDAKİ CİNAYETLERDE, CEMAATLE TEK BİR ADAM ARASINDAKİ CİNAYETLERDE, HÜR İLE KÖLE, MÜSLÜMANLA KÂFİR ARASINDA KISAS

 

5218-  Ebû Şurayh el-Huzâî radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kimin bir yakını öldürülür ya da el ve ayağı kesilerek zarar verilirse, o kimse üç şey arasında serbesttir: Ya kısas ister, yahut affe­der, ya da diyet alır. Dördüncü bir şey isterse elinden tutun (ona engel olun). 'Kim bundan sonra tecavüze kalkışırsa onun için elîm bir azap vardır'." (Bakara 179) [Ebû Dâvudj

5219- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "İsrâiloğullannda kısas vardı, diyet yoktu.

Allah bu ümmete kolaylık vererek şöyle bu­yurdu: 'Öldürülen kimseler karşılığında sizin üzerinize kısas yazılmıştır...' (Bakara, 178)

(İlgili âyette geçen) 'afv' kelimesine ge­lince: Taammüden meydana gelen cinayetler­de maktulün velisinin diyeli kabul etmesidir. (Âyette geçen) 'Artık taraflar hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir.' lafzı şu demektir: Mak­tulün velîsi katilden güzellikle diyeti istemeli, katil de o diyeti güzellikle ödemelidir. (Âyette geçen) 'Bu, Rahbiniz tarafından sizin için bir hafifletme ve rahmettir'den şu anlaşılmaktadır: Yani sizden önceki milletler­de diyet yoktu, kısas vardı, onlara böyle diyet imkânı verilmemişti." |Buhârî ile Nesâî]

5220- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Bir kimse müphem şekilde birbirlerine taş atılması neticesinde veya kamçılanarak ya. da sopa ile dövülerek öldürülürse bu, hatâen öldürmeye girer, diyeti de hata diyeti olur. Kim kasten öldürürse kısası hak etmiştir. Kim onu (kısası) önlemeye çalışırsa, Allah'ın la­neti ve gazabı onun üzerine olur. (Allah) onun ne tevbesini ne de fidyesini kabul eder."

|Ebû Dâvuc! ve Nesaî.]

5221- Vâil bin Hucr radiyallahu anh'dan: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem ile otururken bir adam kayışla bağladığı başka birini Önüne kalarak getirdi ve "Ey Al­lah'ın Resulü, bu benim kardeşimi öldürdü." dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sordu: "Onu öldürdün mü?" Getiren adam dedi ki: "Eğer itiraf etmezse delil getirtece­ğim." Adam: "Evet onu öldürdüm" dedi.

"Onu nasıl öldürdün?"

"Beraberce ağacın yapraklarını döküyor­duk; bana sövdü ve beni kızdırdı; ben de bal­tayı başına indirdim ve böylece onu Öldür­düm."

"Canını kurtarmak için diyet olarak ona verecek bir şeyin var mıdır."

"Bu elbisemle bu baltadan başka hiçbir şeyim yoktur."

"Yakınların ona vermen için sana bir şey satın alamazlar mı? (fidyeni ödemezler mi?")

"Ben kavmimin nczdiııde bundan daha az kıymetliyim" dedi.

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem ona (getiren adama) kayışını attı. Ve: "Al adamını, ne yaparsan yap" dedi,

Adam onunla (katille) ayrılınca, Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Eğer onu öldürürse o da onun gibi olur." Adam bunu duydu ve geri döndü.

'Onu öldürürse o da onun gibi olur' dedi­ğini duydum. Onu ben ancak senin emrinle aldım" deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onun, senin ve arkadaşının günahını yüklenerek dönmesini istemez misin?"

"Evet Ey Allah'ın Nebîsi!" dedi.

"İşte bu da öyledir" buyurdu. Bunun üzerine adam onun kayışını attı ve onu serbest bıraktı.

5222-  Diğer rivayet: Sordu: "Onu nasıl öldürdün?" "Başına bir balla ile vurdum, an­cak onu öldürmeyi kastetmemiştim" dedi.

[Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî.J

5223- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in

zamanında bir adam öldürüldü, dava Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem'e aksetti. Resûlullah (s.a.v.) Katili hemen alıp maktulün velîsine teslim etti. Katil dedi ki:

'Ey Allah'ın Resulü! Ben onu öldürmek istememiştim.' Bunun üzerine Peygamber (maktulün velîsine dönerek) şöyle buyurdu: 'Eğer bu adam doğru söylüyorsa ve sen buna rağmen onu öldürürsen cehenneme girersin.'

Bunun üzerine velî, kayışla bağlı olan ka­tili serbest bıraktı. O da kayışı sürükleyerek çıktı ve o adama ondan sonra 'Kayışlı adam' adi takıldı." |Sünen ashabı]

5224- Surâka bin Mâlik radiyallahu anh'­dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem babasını öldüren oğluna kısas uygularken ya­nında bulundum. Fakat oğlunu öldüren baba­sına kısas uyguladığına şahit olmadım."

[Tirmizî]

5225- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Bir köle kandırılarak bir yere götürülüp

Öldürüldü. Ömer şöyle dedi: 'Onun öldürül­mesine tüm San'â ahalisi iştirak etmiş olsay­dı, kısas olarak hepsini öldürürdüm'." |Buhari]

5226-  Mâlik, İbnü'l-Müseyyeb radiyalla­hu anh'dan:

"Ömer, müştereken öldürdükleri bir adam yüzünden, cemaatten beş ya da yedi kişiyi öl­dürttü ve şöyle dedi: 'Eğer San'â ahalisinin hepsi cinayete iştirak etseydi lümünü öldürür­düm'."

5227- Semure radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem

buyurdu:)

"Kim kölesini öldürürse biz de onu öldü­rürüz, kim kölesinin azalarını keserse biz de onun aynı azasını keseriz." |Sünen ashabı]

5228- Diğer rivayet: "Kim kölesinin hayakırını hadım ederse; biz de onun hayalarını hadım ederiz."

5229-  Diğer rivayet: "Sonra el-Hasanu'l-Basrî bu hadisi unutmuş olacak ki şöyle de­meğe başladı: 'Hür, köleyi öldürdüğü için (kı­sas olarak) öldürülmez'."

5230- Ebû Cuhayfe radİyallahu anlı'dan: Ali'ye dedim ki: "Ey Mü'minlerin emîri!

Sizde Allah'ın Kitâb'ında olmayan yani yazı­lı bir şey var mıdır?"

"Daneyi yaralan, İnsana can veren Allah'a yemin ederim ki Allah'ın, kişiye Kur'ân'da olanı anlamak üzere ihsan etliği anlayıştan başka bir şey bilmiyorum; bir de bu sahifede olanları biliyorum" dedi.

"Ne var o sahifede?" diye sorulunca: "On­da şunlar vardır: Diyetle ilgili hükümler: esiri azat etme(ye yardımcı) olmak, bir de mü'mi­nin kâfire karşı olarak (kısasen) öldürülme-mesi." diye cevap verdi. [Buhârî, Tirmizîve Nesâîf

5231-  Kays bin Ubâde radİyallahu anh'-dan:

Ben ve Eşler, Ali'nin yanına gittik,- dedik ki: "Allah Resulü diğer insanlara söylemediği bir şeyi sana (özel olarak) söyledi mi?"

"Hayır; ancak bunda (sahifede) olanları bana özel olarak söylemiştir" dedi, kılıcının kabzasından bir sahife (yazı) çıkardı. Baktık ki içinde şu yazılıydı: "Mü'minlerin kanları eşittir. Onlar kendilerinden olmayanlara kar­şı bir tek güçtür. Rütbece en aşağı olanları bi­le onların zimmetine koşar. (Yani verdikleri sözü onların namına yerine getirir.) Dikkat edin; kâfire karşı mümin (kısasen) öldürül­mez. Verdiği süre içerisinde muâhid (zimmet ehli) de öldürülmez. Kim bir bid'at uy durursa vebali onadır; kim de bid'atçıyı himaye eder, kollarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insan­ların laneti onun üzerine olsun."

[Ebû Dâvuıi ve Nesai]

5232-  Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Müslümanların kanları (kısas ve diyet hususunda) eşittir. Onların (kâfirlere verebi­lecekleri) teminâtı mertebece en düşü olan ve­rebilir. (Savaşta) müslümanların en uzak olanları (düşmana ve ganimete yakın olanla­rı) diğer müslümanlara (ganimet hisselerini) verir. Onlar düşmanlarına karşı tek bir el gi­bidir. Güçlüleri güçsüzlerine ve harbe iştirak edenleri geride oturanlarına ganimetten hisse verirler. Bir mil'nün bir kâfire karşılık öldürülmez, muâhid (zımmî) de anlaşma süresi içinde (kâfire karşılık) öldürülmez."

|Ebû Davud]

 

CİNNET VE SARHOŞLUK HALİNDEKİ CİNAYETLER, AĞIR BİR ŞEYLE, TEDAVİ ESNASINDA İŞLENEN, CİNAYETLERİ, ZEHİRLEME OLAYLARI, ZİNA EDENİN ÖLDÜRÜLÜŞÜ VE AKRABA CİNAYETLERİNDEKİ HÜKÜMLER VE BİR CEZA GEREKTİRMEYEN HUSUSLAR

5233-  Yahya bin Said radiyallahu anh'-daıı:

"Mervan, Muâviye'ye, adam öldüren bir delinin kendisine getirildiğini, ona ne yapma­sı gerektiğini bildirmesi İçin bir meklup yaz­dı. Muâviye ona şu cevabı yazdı; 'Ona bir şey (ceza) uygulama! Kısasdan onu muaf tut. Çünkü deliye kısas uygulanmaz'." [Muvattâ.]

5234- Mâlik radiyallahu anh'dan: Kendisine şu haber ulaşmış:

Mervan, Muâviye'ye, kendisine adam öl­düren bîr sarhoşun getirildiğini ona nasıl dav­ranması gerektiğini bildirmesi için bir mektup yazmış. Muâviye'nin cevabı: 'Kısas uygula­yarak onu öldür!'"

5235- Enes radiyallahu anh'dan:

"Bir yahudi, gümüş takıları için bir cari­yeyi başını taşla ezerek öldürdü. Daha canı çıkmadan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirildi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona sordu: 'Seni falan kim­se mi öldürdü?' Başı ile işaret ederek: 'Ha­yır' dedi.

İkincisinde yine "Hayır" diyerek işaret et­ti. Üçüncü kez ise 'Evet' diyerek işaret etti. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun katilini iki taş ile öldürttü."

5236-  Diğer rivayet: "Yahudilerden bir adam bîr cariyeyi bilezikleri için başını taşla ezerek öldürdü. Sonra ağzı geniş, sığ bir ku­yuya attı. Yakalanıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirildi. Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem ölünceye kadar onun taşlanmasını emretti. Can verinceye dek onu taş yağmuruna tuttular."

[Mâlik hariç, allı hadis imamı]

5237-  Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kendinde tıp bilgisi olmadığı halde ta­biplik yapan kimse (sebep olacağı sonuçlan) tazmin etmek zorundadır." |Ebü Dâvud ve Nesâî.l

5238- Abdülazîz b. Ömer b. Abdilazîz'den dedi ki:

"Bana babama gelen heyetlerden birisi Al­lah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöy­le buyurduğunu haber verdi:

'Hangi hekim, daha önceden tabiplik tec­rübesi görülmeyen bir hususta tedavi yapar da, hastanın bir organına zarar verirse, onun tazminatını ödemeye mecbur olur'."

Abdülazîz dedi kî: "Ödemeye mecbur olduğu husus, ilâcın hastada aksi tesir yap­ması değildir. (Mesela) damarı kesmesi, bir yerini yarması ve dağlayıp yakmasıdır."

|Ebû Davudi

5239- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Yahudilerden bir kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e (kızartılmış) zehirli bir koyun hediye etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu yaptığına karşılık kadına dokunmadı (ceza vermedi)."

[İkisi Ebû Davud'a ait.]

5240- İbnü'I-Müseyyeb radiyallahu anh'dan: "Şam ehlinden bir adam, bir adamı karısıy­la yakaladı, onu öldürdü yahut her ikisini de öldürdü. Muâviye bu olayda nasıl hüküm vere­ceğini bilemedi, hemen Ebû Musa'dan, Ali'ye bir mekuip yazarak bunu sormasını istedi.

Ebû Mûsâ da Ali'ye sordu, Ali şöyle ce­vap verdi: 'Bu benim toprağımda gerçekleşen bir olay değildir. Mutlaka bana işin esasını söyleyeceksin' dedi.

Ebû Musa dedi ki: 'Bunu bana sana sor­mam için Muâviye yazdı."

Ali şu cevabı verdi: 'Ben Ebû Hasan'im. Eğer dört şahit getirmezse, ipi (kısas yapmak üzere öldürülenin velilerine) verilir.' |Mâlik.]

5241-   Sa'lebe bin Zehdem radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hutbe okurken, Ensâr'dan birtakım insanlar gelip şöyle dediler: 'Ey Allah'ın Resulü! Bun­lar Sa'lebe bin Yerbû'un oğullandır, Cahili-yette (bunların aileleri) falan adamı öldürmüş­lerdi. ' Bunun üzerine Hz. Peygamber yükses sesle: 'Dikkat edin, bir kimse başkasının cina­yetinden sorumlu olmaz buyurdu." [Nesâî.]

5242- Ebû Rimse radiyallahu anh'dan: "Babamla beraber Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim. Dedi ki: 'Bu bera­berindeki adam kimdir?' 'Oğlumdur, berabe­rimde bulunduruyorum." Şöyle buyurdu:

'Ne sen onun cinayetiyle sorumlu tutulur­sun ne de o senin cinayetinden sorumlu olur'." [Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5243- Ebû Hureyre'den radiyallahu anh: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Hayvanın meydana getirdiği zarara di­yet gerekmez. Birinin açtığı kuyuya (birisinin düşmesinden dolayı) bir şey (diyet) gerekmez. (Bir kimsenin açtığı madene birinin düşüp öl­mesinden) diyet gerekmez. (Yeraltından çıka­rılan) hazinelerin beşte birini (devlete) öde­mek gereklidir."

5244- Diğer rivayette: "Bir kimsenin açtı­ğı kuyuya düşüp yaralanması sebebiyle o kim­seye bir şey gerekmez. Madende biri ölse (sa­hibine) bir şey gerekmez. Bir kimsenin hayva­nı bir zarar meydana getirirse ona da diyet gerekmez. Definede beşte bir vardır."

[Altı hadis imamı.]

5245-  Ebû Davud'un bir rivayeti: "Hay­vanın tepmesinden meydana gelen Ölümden, hayvan sahibine  bir şey  (tazminat)  gerek­mez." Ebû Dâvud dedi ki: "Bir kimse hayva­na binerken arkasından duran birisini teperse (ve ölümüne sebep olursa hayvanın) sahibine bir şey gerekmez."

5246- Ebû Davud'un başka rivayeti: "Ate­şin yaktığı hederdir."

 

ÖLDÜRÜLMENİN DIŞINDAKİ KISAS, AFFETMEK, KASÂME, (KISASTA) ÖLDÜRMEYİ İYİ VE GÜZEL YAPMAK

 

5247- İmrân bin Husayn radiyallahu anh"-dan:

"Bir adam bir adamın elini ısırdı; elini çc-kİnce ısıranın iki ön dişleri sökülüp düştü. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in huzumnda muhakeme gördüler. Şöyle buyurdu: 'Biriniz kardeşinin elini boğa ısırır gibi mi ısırıyor? Bunun diyeti yoktur'."

5248- Diğer rivayet: Allah Resulü sallalla­hu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Bana ne emrediyorsun? Elini senin ağzı­na koymasını söyliyeyim de onu boğa gibi diş-leyesin öyle mi? Haydi ver elini ısırsın, sonra

çek!" [Buhürî, Müslim, Tirmi/Î ve Nesâî]

5249-  Enes bin Mâlik radiyallahu anh'-dan:

"Enes'in halası Rubey, bir cariyenin öndi-şini kırdı. Ondan affetmesini istediler, kabui etmediler. Diyet teklif ettiler, yine kabui et­mediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e geldiler; kısastan başka hiçbir şeye razı olmadılar. Bunun üzerine Peygamber sallalla­hu aleyhi ve sellem kısası (yani onun da ön dişinin kırılmasını) emretti. Enes bin en-Nadr dedi ki; 'Ey Allah'ın Resulü! Rubey'in ön di­şi mi kırılacaktır? Seni Hak ile gönderene ye­min ederim ki onun ön dişi kırılmayacaktır.' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

'Ey Enes! Kısas Allah' in Kitâb'ıdır (emri­dir).' Bunun üzerine kız tarafı razı olup affet­tiler. Bunun üzerine Allah Resulü sallallalıu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu:

'Kulların içinde öyle kimse vardır ki, Al­lah'a karşı yemin ederse, Allah onun dediğini doğru çıkararak yemininde sadık kılar (yemi­nini bozdurmaz)."

5250- Diğer rivayet: Rubey'in kız kardeşi Üınmü Harise, bir insanı yaraladı. Davaları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e ak-selti. Aİlah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem: 'Kısas gerekir' buyurdu. Ümmü'r-Rubey' de­di ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Fülana kısas mı uygulanacaktır?' Vallahi onda kısas uygulan­maz.'

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Sübhunallah! Ey Ümmü'r-Rubey'! Kısas Al­lah'ın farzıdır' buyurdu. Ümmü'r-Rubey: 'Vallahi onda asla kısas uygulanmaz' dedi ve bunda ısrar etli. Nihayet öbür taraf kısastan vazgeçti.

Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kullar için­de öyleleri vardır ki Allah'ın adıyla yemin et­tiği zaman mutlaka Allah onun duasını kabul eder de yemininde sadık kılar (ve yeminini bozdurmaz)'."

[Bulıârî, Müslim, Ebû Dâvucl ve Nesâî.]

5251- îmrân bin Husayn radiyallahu anh'-dan:

"Fakir birinin oğlu, zenginlerden bilinin oğlunun kulağını kopardı. Fakir olan çocuğun ailesi Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e gelip şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü! Biz fakir insanlarız diyel olarak (ne verebili­riz ki?)' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şuç işleyen çocuğu diyet ver­mekle sorumlu tutmadı." [Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5252- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Bir adam Cahiliye döneminde yaşamış olan bir atamıza sövdü. Abbâs ona bir tokat attı.

Kavmi gelip: 'Ona nasıl tokat altı İse biz de ona tokat atacağız' dediler ve silahlarını kuşandılar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu duyunca minbere çıkıp şöyle hi­tap etli: 'Ey Cemaat! Yeryüzünde Allah'ın ka­tında gayet kerim olan kimi tanırsınız?"

'Seni' dediler.

'Abbâs bendendir, ben de ondanım. Ölülerimize sövmeyin zira dirilerimizi üzersiniz." Bunun üzerine öbür taraf gelip: 'Ey Allah'ın Resulü! Senin öfkenden biz Allah'a sığınırız. Ne olur bağışlanmamızı Allah'tan niyaz et!'diye yalvardılar." [Nesâî.]

5253- Abdullah bin Cübeyr el-Huzâî radi­yallahu anh'dan:

"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın kamına bir çubuk ya da misvak ile dürttü.

Adam 'Karnımı acıttın. Kısas istiyorum' dedi. Hemen çubuğu onun eline verip: 'Hay­di vur, intikamım al!' dedi. Adam hemen eği­lip onun mübarek kamını öptü. Sonra şöyle dedi: 'Bilhassa affediyorum ki, bana belki kı­yamette şefaat edersin'."

[Taberânî, Mu'ce.mu'I-Kebîr'dz.]

5254- Enes radiyallahu anh'dan:

"Ne zaman kısas talebiyle Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem'e bir dava aksetti ise mutlaka affedilmesini emretmiştir (aksini ha­yatımda) hiç görmedim." |Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5255-  Ebû's-Sefer Saîd bin Ahmed radi­yallahu anh'dan:

"Kureyş'ten bir adam Ensârdan bir ada­mın dişini kırdı. Bunun üzerine adam Muâvi-ye'yi dişi kırana karşı kışkırtmak istedi ve şöy­le dedi: 'Ey Mü'minlerin Emîri! Bu adam be­nim dişimi kırdı.' Bunun üzerine Muâviye ona:

'Seni biz razı ederiz, korkma!' dedi. Adam Muâviye'ye ısrar etli. Bunun üzerine Muâvi­ye: 'Sen bilirsin, hasmına istediğini yap' dedi. Ebû'd-Derdâ da orada oturuyordu. Dedi ki: 'Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'in şöyle buyurduğunu duydum:

'Herhangi bir adamın bedenine başka bir adam bir zarar verirse, zarar gören de onu affederse, Allah onun bir derecesini artırır, ondan bir de günahı düşürür.' Ensâr'lı olan adam bunun üzerine şöyle dedi: 'Sen bunu gerçeklen Allah Resulünden sallallahu aleyhi ve sellem duydun mu?'

'Bunu kulaklarımla duydum, bu kalbimle ezberledim' deyince, 'Öyleyse dişi ona bıra­kıyorum, ondan bir şey almıyorum' dedi. Bunun üzerine Muâviye de: 'Ben seni bom­boş çevirmem.' dedi ve ona bir miktar mal ve­rilmesini cmretli." [Tirmizî]

5256- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allalı Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Öldürülenin velileri kısasdan vazgeçip diyet talep etmelidirler. Yakınlık derecesine göre, kadın dahi olsa (aralarından) biri affe­derse, kısas düşer, diyet almaları gerekir."

[Ebû Dâvud farklı bir lafız fakat aynı anlamla ve "yakınlık derecesine göre kadın dahi olsa (aralarından) biri" Nesâî.J

5257-   Ümmü Seleme radiyallahu  an­hâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim de su hususlardan biri bulunursa Allah onu âhirette hurilerle evlendirir:

Kendinde gizli ve can çekici bir emanet olup da Allah korkusundan onu yerine teslim eden. Katilini bağışlayan. Her namazın ar­dından 'Kul huvallahu ehad'i okuyan."

[Taberânî, Mu' cemu' I-Kebîr'de zayıf bir senedle]

5258- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Cahiliyette İlk kasâmet olayı, biz Hâşimo-

ğullarında cereyan etmiştir:

Hâşim oğullarından bîr adamı, Kureyş'in bir başka koluna mensup bir adam işçi olarak tuttu. Amr develeri İçinde onunla (Hidâş'Ia) beraber gitti. Hâşimoğullanndan başka bir adam yanından geçti. Çuvallarının ağzı açıl­mıştı. 'Ne olur bana ipleri ver de bu çuvalla­rın ağızlarını bağlayayım da develer ürküp kaçmasınlar' dedi. O da ona ipleri verdi ve çuvallarının ağzını bağladı. Bir yerde konak­ladıklarında develer bağlandı, ancak bir tane­si bağlanmadı. Adam, (bu deveye ne oluyor, niçin bağlı değil?' diye sordu. İşçisi: 'ipi yok' deyince, adam: 'İp nerede' diye sorarak ona bir sopa İle vurdu ve işçi cansız yere düştü. Oradan Yemenlilerden biri geçti. İşçi Yemen-li'ye: "Mevsimde (hacda) bulunacak mısın?" diye sordu.

"Bazen bulunurum bazen bulunmam."

Yaralı: "Zaman içinde de olsa benim me­sajımı onlara İletir misin?"

"Evet."

"Hac mevsiminde bulunduğun zaman, 'Ey Kureyşliler!' diye seslen. Onlar sana cevap verdiklerinde bu defa: 'Ey Hâşimîler' diye seslen; onlar da cevap verdiklerinde; 'Ey Ebû Talip!' diye seslen ve: falanın beni bir ip yü-

zünden öldürdüğünü onlara bildir." Daha son­ra yaralı işçi öldü. Nihayet onu ücretle tutan adam (Mekke'ye) dönünce, ona Ebû Talip geldi ve sordu: "Ne oldu bizim arkadaşımı­za?" Adam: "Hastalandı, ona iyi baktım ama kurtulamadı, Öldü ve onu defnettim." diye ce­vap verdi. Ebû Talip: "O senin bu alâkanı ha-ketmişti" demekle yelindi. Epey bir zaman geçtikten sonra ölen işçinin kendi hakkında haber vermesini tavsiye ettiği adam hac mev­siminde geldi. "Ey Kureyş!" diye seslendi. "İşte Kureyş bizleriz!" diye cevap geldi. Son­ra: "Ey Hâşimoğulları!" diye seslendi. "İşte buradayız" diye cevap geldi. Sonra "Hani Ebû Talip nerdedir?" diye sordu; "İşte Ebû Talip budur" denildi.

Şöyle dedi: "Filan adam, falan kimsenin kendisini bir ip yüzünden öldürdüğünü sana ulaştırmamı söyledi." diye olayı haber verdi. Hemen Ebû Talip ona(öldürene) gelip şöyle dedi:

"Şimdi üç şeyden birini seç. İstersen yüz deveyi (diyet olarak) ver. Çünkü arkadaşımızı

sen Öldürdün. İstersen öldürmediğine dair kavminden elli kişi yemin etsin. Bunları kabul etmezsen, ona mukabil seni Öldüreceğiz."

Hemen kavmine gitti ve durumunu haber verdi. Onlar da: "Biz yemin ederiz" dediler. Derken Hâşimîlerden olup, katilin kabilesin­den birisiyle evli ve öldüreni doğuran (annesi) gelip: "Ey Ebû Talip! Bu oğluma karşılık onlardan elli kişiden birini cezalan­dırmanı istiyorum. Onun yemini ile yetinme. Çünkü çoğu zaman yeminlerle yetinilir." dedi. Ebû Talip kadının dediğini yaptı. Der­ken onlardan bir adam geldi. Dedi ki: "Ey Ebû Tâlİp! Sen yüz devenin karşılığında elli kişinin yemin etmesini istiyorsun. Bu durum­da onlardan birine iki deve düşer. İşte iki de­vem, benim hesabıma kabul et; yeminlerle yetinildiği yerde benim yeminimle yetinme." Ebû Talip o iki deveyi kabul etti. Kalan kırk sekiz kişi de gelip yemin ettiler. İbn Abbâs dedi ki: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, aradan bir sene geçmeden, kırk se-

kiz kişiden hiçbir kımıldayan göz kalmadı (hepsi helak oldular)." |Buhârîve Nesâî.l

5259- Sahabeden birtakım insanlardan: "Cahiliye devrinde kasâmet vardı. Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kabul edip ikrar etti (ve uyguladı). Hayber yahudile-rine karşı, öldürülen bir Ensâr'lı davasında Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem kasâ-meyi (yemin ettirmeyi) uygulayıp davayı hal­letmiştir." fMüslim ve Nesâî.j

5260-   Sehl bin ebî Hasme radiyallahu anh'dan:

"Abdullah bin Sehl ile Muhayyise bin Mes'ûd Hayber'e gittiler. O zaman barış za­manı idi. Bir ara iş için birbirlerinden ayrıldı­lar. Bilâhare Muhayyisa geldiğinde Abdullah bin Sehl'i, kana bulanmış ve ölmüş olarak buldu. Onu orada defnetti. Sonra Medine'ye geldi. Bunun üzerine, Abdurrahman bin Sehl ve Mes'ûd'un oğullan Muhayyisa ile Huvay-yisa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gittiler. Abdurrahman konuşmaya başlayınca: 'Önce büyük konuşsun, büyük konuşsun!' bu­yurdu. Çünkü o, kavmin en küçüğü idi. Bu­nun üzerine sustu ve Peygamber saİlallahu aleyhi ve sellem onlara yemin teklif edip: 'Ye­min edip katilinizin ya da arkadaşınızın diye­tinde hak iddia edebilir misiniz?'

'Biz orada değildik, nasıl yemin edelim? Ne orada bulunduk ve ne de gördük' dediler.

'Yahudiler elli kişilik yeminle sizi temize çıkarsınlar mı?' buyurunca,

'Biz kâfir olan bir kavimden nasıl yemin alabiliriz?' dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bizzat kendisi onun diyetini verdi."

"Zekât develerinden yüz deve vererek onun diyetini ödedi." de onun rivayetlerindendir.

5261-  Başka bir rivayet: "Sehl bin Ebî Hasme, kavminin büyüklerinden birtakım ki­şilerden nakletti:

"Abdullah bin Sehl öldürüldü, bir pınara ya da bahçe kuyusuna alıldı." Yukardakinin benzeri..

Ayrıca onda şöyle geçer: "Hayber'de bu­lunan Muhayyisa konuşmaya gitti. Allah Re­sulü sallallahu aleyhi ve sellem: 'Önce büyük,

büyük konuşsun!' buyurdu. Çünkü o yaşça kü­çüktü. Bunun üzerine Önce Huvayyisa (ağa-beyisi) konuştu, sonra Muhayyİsa konuşlu.

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ya arkadaşınızın diyetini ve­rirler, yahut da onlara karşı savaş açılacak­tır.' Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, bu hususla onlara (yahudilere) bir meklub yazdırıp durumu bildirdi. Onların cevabı: 'Vallahi! Biz onu öldürmedik.'

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem Huvayyisa, Muhayyİsa ve Ab-durrahman'a yemin teklif edip şöyle buyurdu: 'Yemin edip arkadaşınızın kanım isteyebilir misiniz?'

'Hayır'

'Öyleyse yahudîler yemin etsinler'

'Onlar müsliiman değildirler" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bizzat kendisi onun diyetini verdi. Onlara tam yüz tane kırmızı deve gönder­di. Avlularına develer girince, Sehl şöyle dedi:

'O farzlardan bir farz (zekât develerinden bir deve) beni ahırda tekmeledi.'

5262- Başka bir rivayet: "Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Sizden elli kişi onlardan (Hayber yahudilerinden) bi­risinin katil olduğuna yemin edip o şahıs (zanlı) tamamiyie size teslim edilsin mi?"

5263-  Başka rivayet: Abdurrahman bin Büceyd'den: "Vallahi Sehl b. Ebî Hasme ha­diste yanılgıya kapılmıştır.

Zira Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel­lem, yahudilere şöyle yazdı: 'Aranızda bir kimse ölü bulundu; haydi onun diyetini Öde­yin!' Buna karşılık onlar bir mektupla elli ki­şi onu öldürmediklerine ve katili hakkında da herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarına dair yemin ederek cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yüz deve alarak onun diyetini kendisi ödedi."

[Allı hadis imamı.|

5264- Râiv bin Hadîc radiyallahu anh'dan: "Ensâr'dan bir adam Hayber'de sabahle­yin öldürülmüş olarak bulundu. Velîleri Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gidip du­rumu bildirdiler. Şöyle buyurdu: 'Arkadaşını­zı onların (yahudilerin) öldürdüğüne dair iki şahidiniz var mıdır?'

'Orada müslümanlardan kimse yoktur, on­ların hepsi yahudidir. Yahudiler bundan daha büyük suçlara cüret ederler.' 'Peki öyleyse on­lardan (yahudilerden) elti kişi seçin ve onlara yemin ettireyim!' buyurdu. (Yalan yere yemin sderler diye ölünün velîleri) Bunu kabul etme­diler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem diyetini bizzat kendisi verdi."

[Ebû Davud]

5265- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

"Muhayyisa'nın Hayber'in kapılarında Öl­dürülmüş olarak bulundu. Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem dedi ki: 'Onu öldürene karşı iki tane şahit bul, ben de ona ceremesi­ni ödeteyim.' Dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! İki şahidi ben nereden bulayım?' Onların (Ya­hudilerin) kapılarında öldürülmüş olarak bu­lundu. 'Öyleyse onlardan elli kişiye yemin — kasâme—ettir'.' buyurdu.

'Ey Allah'ın Resulü! Tanımadığım insan­lara ben nasıl yemin ettirebilirim?' dedi.

'Onlardan elli kişiye -kasâme- yemini yaptır!'

'Ey Allah'ın Resulü! Onlar yahudidir, ben onlara nasıl yemin ettireyim?'

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem onun diyetini onlara taksim etti, yarısını da onlara yardım olarak kendisi ver­di." [Nesâî.]

5266- Ebû Kılâbe radiyallahu anh'dan: Ömer bin Abdilazîz bir gün insanlar için tahtını çıkardı; sonra içeriye halkın girmeleri­ne izin verdi. Girdiler ve onlara sordu: "Kasâme yemini hakkında ne dersiniz?" "Kasâme ile alınan kısas haktır. Halifeler kasâme ile kısas yapmışlardır." dediler. Sonra dönüp bana dedi ki; "Ey Ebû Kılâbe! Peki ka­sâme hakkında sen ne dersin?" Sonra beni (yani Ebû Kilâbe'yi) insanlara karşısına dikti. Dedim ki:

"Ey Mü'minlerin Emîri! Yanında kuman­danlar ve arapların ileri gelenleri vardır. Eğer onlardan elli kişi, Dımaşk'ta evli bir insanın

görmedikleri halde, zina ettiklerine şahit olur­larsa, sen kalkar da onları recm eder misin?"

"Hayır" dedi. Sonra dedim ki:

"Onlardan elli kişi Hımıs'ta, görmedikleri halde bir adamın hırsızlık yaptıklarına şahitlik yaparlarsa elini keser misin?" "Hayır" dedi.

Ondan sonra şöyle dedim: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu üç sebepten başka bir nedenle hiçbir adamı öldürmemiş­tir: Haksız yere ortada hiçbir sebep yok iken adam öldüreni. Evli olduğu halde başka ka­dınla zina yapanı. İslâm dininden dönüp Allah ve O'mın Resulüne savaş açanı."

Dedim ki: "Bu, benzeri işlerde uygulan­mak üzere Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem tarafından konulmuş bir kanun olmuş­tur, Ensâr'dan bir topluluk Resûlullah sallalla­hu aleyhi ve sellem'in yanma girip konuşlular. Onlardan bir adam Hayber'e doğru yola çıktı ve bilinmeyen biri tarafından öldürüldü. Onu kanlar içinde buldular. Hemen Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem'e dönüp durumu ha­ber verdiler." Resûlullah (s.a.v.):

"Onu kimin Öldürdüğünü zannedersi-mz?"diye sordu.

"Yahudiler" dediler. Yahudileri çağırdı ve: "Bunu siz mi öldürdünüz?" diye sordu.

"Hayır" dediler.

Bu defa Hz. Peygamber ashaba "Peki içi­nizden elli kişinin, onu öldürmediklerine dair yemin etmelerine razı mısınız?" diye sordu.

Onlar: "(Yahudiler) hepimizi öldürmekte hiçbir sakınca görmezler; sonra bizden yemin etmemizi isterler" dediler.

"İçinizden elli kişinin yemini ile diyet hak edebilir misiniz?"

Onlar: "Biz yemin etmeyiz" dediler. Bu­nun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem diyeti bizzat kendisi verdi.

Dedim ki: Cahiliye devrinde Hüzeyl kabi­lesi kendilerinin yeminli bir dostlarından ay­rıldılar ve: "Sen bizden, biz de senden deği­liz" dediler. O ayrılan kimse Yemen'den bir ev halkına (hırsızlık maksadıyla) Bathâ deni­len vadide geceleyin hücum elti. Onlardan bir adam bunun farkına varınca, kılıç atıp onu öl­dürdü. Hüzeyl kabilesi gelip hemen Ye-men'liyİ yakaladı. Hac mevsiminde Ömer'in huzuruna götürdüler ve şöyle dediler: "Bu

adam arkadaşımızı öldürdü." Katil şöyle dedi: "O, hırsızlık yapmış, ayrıca kavmi de onu kovmuş." Ömer dedi ki: "Hüzeyl'den elli kişi ondan ayrılmadıklarına dair yemin edecek." Onlardan kırkdokuz kişi yalan yere yemin el­tiler. "Onlardan bir adam da Şam'dan geldi; yemin etmesini teklif eltiler. Ancak adam ye­minine karşı bin dirhem fidye verdi ve yemin etmedi.

Onun yerine başka birisini koydular. Katil zanlısını maktulün kardeşine teslim etliler. Elini ötekinin eline bağlayıp gittiler. Yemin eden elli kişi de onlarla beraber gitti. Nahle mevkiine varınca yağmura yakalandılar ve bir mağaraya sığındılar. Mağara onların üzerine çöktü ve yemin eden elli kişinin hepsi öldü. Elleri birbirine bağlı iki arkadaş kaçarken bü­yük bir taş, arkalarından geldi ve maktulün kardeşinin ayağını kırdı. Bir sene yaşadıktan sonra o da öldü."

Ebû Kilâbe dedi ki: "Abdü'l-Melik bin Mervân da kasâme usulüyle bir adama kısas uyguladı, sonra pişman oldu. Yemin eden elli kişiyi divan defterinden sildirip Şam'a sür­dü." [Buhârî daha uzun bir metin(e.|

5267- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kasâme yolu İle, Liyyetü'l-Bahre adlı mevki­in kenarında yer alan Bahretu'r-Ruâ'da mes­kûn Nadr b. Mâlik oğulları kabilesinden bîr adamı öldürttü ve şöyle dedi: 'Katil de maktul de onlardandır'." |Ebû Davudi

5268- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: "İki köy arasında bir maktul bulundu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o iki köyün arasını maktulün bulunduğu yerden öl­çülmesini emretti. Köylerin bir tanesi maktu­lün bulunduğu yere ötekinden bir karış daha /akın bulundu. —Sanki şu anda Peygamber iallallahu aleyhi ve sellem'in karışını görür gibiyim— Sonra daha yakın olan yerin halkı-ıı ondan sorumlu tuttu."

[Ahmed ve Bezzâr zayıf bir isnadla.]

5269-  Şeddâd bin Evs radiyallahu anh'-lan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem myurdu:)

"Allah her şeye iyi muamele yapılmasını ı'arz etmiştir; onun için öldürdüğünüz zaman jile en iyi şekilde Öldürün."

(Daha önce) kurbanlar bölümünde geç­iliştir.

5270- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem

nıyurdu:)

"İnsanları öldürmede en merhametlisi ihl-i imandır." [Ebû Dâvud]

 

BEDENİN TÜMÜNDE, ORGANLARINDA, YARALAMALARDA, CENİN VE İLGİLİ ŞEYLERDEKİ DİYETLER

 

5271- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yanlışlıkla öldürülen kişinin diyetinde şu hük­mü verdi:

"Otuzu bint mahâd (iki yaşına girmiş dişi deve), otuzu bint lehûn (üç yaşına girmiş dişi deve), otuzu hıkka (dört yaşına girmiş dişi de­ve) ve onu da erkek ibn lebûn (üç yaşına gir­miş deve) olmak üzere yüz devedir."

[Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5272-  Tirmizî'nin rivayeti: "Taammüden adam Öldüren, maktulün velîlerine verilir. İs­terlerse onu öldürürler, isterlerse diyet alırlar ki bu; otuz hıkka (dört yaşma girmiş dişi de­ve), otuz ceze'a (beş yaşına girmiş dişi deve), kırk tane de hüfe (yüklü deve)'dir. Bu miktar-

ların üzerinde anlaşma yaparlarsa o onların­dır. Bu hüküm, diyeti ağırlaştırmak içindir."

5273- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem

buyurdu:)

"Hata olarak öldürülenin diyeti, yirmi hıkka,(<iöTi yaşma girmiş dişi deve) yirmi ce-ze'«,(beş yaşına girmiş dişi deve) yirmi bint mahâd,(beş yaşına girmiş dişi deve) yirmi bint lebûn,(üç yaşına girmiş dişi deve) yirmi de be-nû mahâd (iki yaşına girmiş dişi deve) dır."

1 Sünen ashâbıl

5274- Ali radiyallahu anh'dan: "Taammüde (kasde) benzeyen cinayetler-

deki diyet üç(çeşit)tür. Otuzüçü hıkka, otuzü-çü ceze'a, otuz dördü seniyye bâzîl (altı ile dokuz yaş arasında hamile) develerdir."

5275- Diğer rivayet: "Hata olarak öldürü­lenin diyeti dörttür (çeşittir): Yirmi beş hıkka, yirmi beş ceze'a, yirmi beş bint lebûn, yirmi beş bint mahâd (olarak yüz devedir)." [Ebu Davud]

5276- Mücâhid radiyallahu anh'dan: "Ömer, şibh-i amd (taammüde benzer ci­nayetlerde) diyeti: Otuz hıkka, otuz ceze'a, kırk lnlfe(yüklü), seniyye ile azı dişini yarmış sekiz ya da dokuz yaşındaki deve arası takdir edip vermiştir." [Ebû Davudi

5277- Ebû İyâd radiyallahu anh'dan: "Osman ile Zeyd bin Sabit ağır diyeti,

kırk ceze'a hılfe (beş yaşında hepsi hamile), otuz hıkka (dört yaşında dişi deve), otuz bint lebûn (üç yaşında dişi deve), yirmi benû le­bûn (Üç yaşında erkek deve), yirmi bint ma­hâd (iki yaşında dişi deve) olarak takdir eder­lerdi." [Ebû Dâvud]

5278- Sahabeden bir adamdan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Dikkat edin; kamçı, sopa, taşla öldürü­lenin hata cinayetlerinde kırk tanesi altı ile dokuz yas arası hamile olmak üzere yüz deve ağır diyet vardır."

5279- Diğer rivayet: "Kırkı, karınlarında yavruları bulunan develer olmak üzere yüz devedir." [Nesâî]

5280- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kadının diyeti, diyetin üçte birine ula­şıncaya kadar, erkeğin diyeti gibidir."

|İkisi de Nesâî'ye aittir.]

5281- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, mükâteb kölede, azal olduğu mükâtebe mikta­rını hür diyeti, geride kalan henüz ödemediği miktarı da köle diyeti olarak takdir buyurdu."

5282-  Diğer rivayet: "Mükâteb bir şer'î cezaya çarptırılırsa yahut bir mala vâris olur­sa, ne kadar azat olmuşsa o kadar vâris olabi­lir." |Siinen ashabı]

5283- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Muâhidin (anlaşma gereği İslâm yur­dunda bulunan, zımmînin) diyeti, hür kişinin diyetinin yarısıdır." lEbû Dâvud]

5284- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,

Benû Âmir'den iki kişinin diyetini müslü-manların diyeti miktarına göre Ödedi. (Ölen) bu iki kişi ile Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in arasında anlaşma vardı." [Tirmizî]

5285- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Zimmet ehlinin (zimmîlerin) diyeti, müs-lümanların diyetinin yarısıdır; zimmet ehli yahudi ve hıristiyanlardır." |Nesâî.|

5286- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yerinde sabit kalarak kör olan göz hakkında diyetin üçte biri ile hükmetti." |Ebû Dâvud]

5287- Zeyd bin Sabit radiyallahu anh'dan: "O, yerinde kalan ve fakat görmesi yok olan gözün diyetinin yüz dinar olduğuna hük­metti." [Mâlik.]

5288- İsmet radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu  aleyhi ve sel-

lem'e gözü çıkartılmış bir adam geldi. Ona: 'Sana kim vurdu?' diye sordu. "Falanoğulla-rının tek gözlü olan kişisi' dedi. Ona haber saldı; gelince ona sordu: 'Bunun gözünü sen mi çıkardın?'

'Evet' dedi. Bunun üzerine: 'Gözü çıkartı­lıp tamamen gözsüz bırakılmaz diyerek diyet vermesine hükmetti.

|Taberânî, Mu'cemıı'I-Kebfr'de zayıf'bir senedie.J

5289-   İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'dan:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Dişlerin diyeti, beşer deve­dir." [Ebû Dâvud ve Nesâî.|

5290-  İbnü'I-Müseyyeb radiyallahu anh'­dan, dedi ki:

"Ömer, azı dişlerde birer deve ile hükmet­ti. Muâviye ise herbir azı dişte beş deve tak­dir etli. Böylece Ömer'in hükmüne göre diyet noks anlaşıyor; Muâviye 'ninkine göre ise ço­ğalıyor. Eğer ben olsaydım; ikişer deve takdir ederdim, böylece diyetler eşit olurdu."

[Mâlik. |

5291- Rezîn'in rivayeti: "Ben olsaydım üç deveye bir de üçte bir eklerdim; işte bu diyet (böylece) eşit olurdu."

5292- Ebû Musa radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Parmaklar eşittirler. O parmağın herbi-rine on deve diyet verilir." |Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5293-  Onun (Tİrmizî'nin) İbn Abbâs'tan yaptığı rivayette şöyle buyurulur.

"El ve ayak parmaklan eşittir. Her par­mağa on deve diyet olarak verilir."

5294- Abdullah bin Ebî Bekr bin Muham-med bin Amr bin Hazm'dan, o da babasından:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Yemen ahalisine İçinde ferâiz, sünnetler ve diyetler ile ilgili bahisler bulunan bir mektup yazıp, Amr bin Hazm ile gönderdi. O mektup Yemen ehline okundu. İşte (bir) nüshası:

'Peygamber Muhammed'den, Şurahbîl bin Abd-i Kelâl ve Nuaym bin Abd-i Kelûl, Zû Ram, Muâfir ve Hemedân'a...'

O mektupta şunlar vardı: 'Haksız yere bir mu mini öldüren kimse, öldürdüğü ispatlandı­ğı takdirde maktulün velilerine verilir; kısas yapdır. Ancak maktulün velileri diyete razı olurlarsa başka. Öldürülen insanda diyet ola­rak yüz deve diyet verilir. Burun tam kesildi­ğinde diyet verilir. Dilde, iki dudakta, iki yu­murtada (hayalarda), tenasül uzvunda, belde, iki gözde tam diyet verilir. Tek ayakta yarım diyet, damağa bitişen yerde diyetin üçte bir, karın içine geçmiş olan yarada üçte biri diyet lazım gelir. Kemiğe dayanan yarada onbeş deve diyet lazım gelir. El-ayak parmaklarının herbirinde onar deve diyet verilir. Dişte beş deve, kemiğe ulaşan yarada beş deve İcap eder. Kadını öldüren adam da kısas olarak öl­dürülür. Altın sahipleri için bin dinar (altın) diyet lazım gelir'."

5295-  Diğer rivayet: "Tek gözde diyetin yarısı, tek elde diyetin yarısı verilir."

|Mâlik ve Nesâî.]

5296- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hata olarak Öldürülen kimsenin diyetini köy halkının üzerine dörtyüz dinar ya da onun de­ğerinde gümüş olarak takdir buyurdu. Bunu diyet develerinin parasına göre takdir ederdi. Develer pahahlandığmda dinar ve gümüşün değerini yükseltirdi. Ucuzladiğında altın ve gümüşün miktarını azaltırdı. Onun zamanında yüz devenin kıymeti dörtyüz dinar ile sekiz-yüz dinar arasında cereyan etti. Gümüşten de karşılığı sekizbin dirhem kadardı.

Sığır yetiştirmekle iştigal edenlere, ikiyüz sığır olarak takdir ederken, koyunla iştigal edenlere de iki bin koyun takdir etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bu­yurdu; 'Diyet, akrabalık derecelerine göre, maktulün vârisleri arasında bir miras olarak taksim edilir. Artan en yakın erkek akrabaya verilir.' Burun tam olarak kesildiğinde tam di­yet; bumun sadece yumuşağı kesildiği zaman, yarım diyet olarak hükmetti. Devamını bun­dan önce geçen hadisteki gibi zikretti."

Sonra dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kadının diyetinin kendisin­den ancak asıl vârislerinden arttığı takdirde miras alabilen erkek akrabalarının arasında paylaştırılacağına hükmellİ. Kadın öldürüldü­ğü zaman diyeti vârisleri arasında taksim edi­lir. Vârisler, diyete razı olmadıkları takdirde katillerini kısas olarak Öldürebilirler."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; "Yakınını öldüren katile miras yoktur. Şayet öldürülenin vârisi yoksa, insanların ona en yakın olanları (asabesi) ona vâris olurlar. Hiçbir surette akrabasını öldüren kişi, Öldürdüğüne vâris olamaz."

[Ebû Dâvud]

5297-  Nesâî benzerini rivayet elti; onda şöyle geçmektedir:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu­na hükmetmiştir: "Diyet maktulün vârisleri arasında paylaştırılır. Kur'ân'da emredilen sıraya göre. Artanı en yakın erkek akrabaya verilir.

Öldürülen kadının diyeti ancak asıl vârislerinden arttığı takdirde miras alabilen kadın öldürülürse, diyeti vârislerinin olur. Diyete razı olmazlarsa katili öldürme hakları vardır."

|Ebû Dâvud ve Nesâî.l

5298- Amr bin Şuayb'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yerinde kalan ancak kör olan gözde normal diyetin üçte birine hükmetti. Çolak el kesildi­ği takdirde lam diyetin üçle birine hükmetti. Siyahlaşmış diş söküldüğü takdirde yine di­yetin üçte birine hükmetti."

| Nesâî.]

5299- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Hüzeyl'den iki kadın kavga etti; biri di­ğerine bir taş atıp hem onu, hem de karnın­daki cenini öldürdü. Davaları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e aksetti. Cenini için, bir erkek köle veya cariye diyetine hükmetli. Ölen kadının diyetinin de Öldürenin ailesi üzerine yüklenmesine hükmetti."

5300- Diğer rivayetle şu ek yer almakta­dır: Mirasına çocukları ve onlarla beraber olanlar (Ölen kadının akrabaları) vâris oldu­lar. Hamel bin en-Nâbiğa el-Hüzelî dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü!  Yemeyen, içmeyen, doğduğunda ses vermeyen bir ceninin cere­mesini nasıl öderim; bu tür davranışlar insan­ları bezdirir." Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bu adam, seci' yaptı­ğı (kelimeleri şiirsel bir şekilde sıraladığı) için kâhinlerin kardeşlerindendir."

5301- Diğer rivayet: "Peygamber sallalla-hu aleyhi ve sellem, Benû Lahyân'dan bir ka­dından ölü olarak düşen cenini hakkında, bir köle veya cariye diyetine hükmetti. Sonra hakkında gurre ile hükmedilen kadın öldü. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, ka­dının mirasının oğullarına ve kocasına veril-

mesine, diyetinin de öldüren kadının erkek akrabalarına yüklenmesine hükmetti."

[Altı hadis imaım.j

5302-   Onlar, Mâlik hariç, Muğîre bin Şu'be'den benzerini rivayet eltiler, Ayrıca on­da şöyle geçmektedir: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, öldürülen kadının diyetini öldüren kadının erkek akrabalarına yükledi. Karnındaki için de gurre üe hükmetti."

5303-  Diğer rivayet; "Anne kamında öl­dürülen çocuk için bir gurre ile hükmetti. Bu­nun ödenmesini de öldüren kadının ailesi (di­yetini ödemeye mecbur yakınları) üzerine yükledi."

[Ebû Dâvud]

5304-   Nesâî, Hamel bin en-Nâbiğa'dan

benzerini rivayet etti; ayrıca onda şöyie geç­mektedir: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem, onun cenininde bir gurreyi emrederken, öbür kadının da öldürülmesine hükmetti."

5305- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ölen cenin için, bir köle, ya da bir cariye, ya da bir at ya da bir katır gurresine hükmetti." | Ebû Dâvud]

5306- Câbir radiyallahu anh'dan: "Hüzeyl'den iki kadın çatıştılar; biri diğe­rini öldürdü, her ikisinin de çocukları ve ko­caları vardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maktûlenîn diyetini katilin akrabaları­na yükledi. Koca ile çocuklarını diyet yüklen­mekten beri kıldı; çünkü koca ile çocuklar Hüzeyl kabilesinden değillerdi. Bunun üzeri­ne maktûİenin erkek yakınları: 'Öyleyse onun mirası bize düşer" dediler. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:'/fay ir, mirası ko­cası ile çocuğuna düşer' buyurdu."

|Ebû Dâvud]

5307- Atâ bin Ebî Rebâh radiyallahu anh'­dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, diyet gerektiğinde deve sahiplerine yüz deve, sığır sahiplerine ikiyüz sığır, koyun sahipleri-

ne iki bin koyun, elbisecilerc ikİyüz lakım el­bise hükmedip takdir etli. Buğday sahiplerine bir şey takdir etti ama Muhammed bin İshâk bu miktarı hatırlayamiyor." [Ebû Davud]

5308- İbn Amrbin el-Âs radiyallahu anh'-dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında tam diyetin kıymeti sekizyüz di­nar yahut sekiz bin dirhem idi. Kitab ehlinin diyeti, müslümanlarınkinin yansı idi. Ömer halife oluncaya kadar bu böyle idi. Ömer, hi­lâfet makamına geçince, kalkıp şöyle hitap et­ti: 'Develer artık pahahlaşti.' Böylece Ömer altın sahiplerine bin dinar, gümüş sahiplerine onikibin dirhem, sığır sahiplerine ikiyüz sığır, koyun sahiplerine iki bin koyun, elbisecilere yüz takım elbise olarak takdir etti. Zimmet ehlinin diyetine ilişmedi; olduğu şekilde bı­raktı, yükseltmedi." |Ebû Dâvudj

5309- Mâlik radiyallahu anh'dan:

Ona benzeri bir rivayet ulaşmış, ancak on­da şöyle geçmektedir; "Altın ehli Şam'hlar ile Mısır'hlardır. Gümüş ehli ise, Iraklılardır."

5310-  Ziyâd bin Sa'd bin Dumeyre es-Sülemî radiyallahu anh'dan, o da babasın­dan, o da dedesinden:

"Bunların ikisi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Huneyn'de bulunmuş­lardı. Muhallem bin Cessâme, müslüman ol­duktan sonra Eşca'a'dan bir adamı Öldürdü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in di­yetle hükmettiği ilk dava bu olmuştur. Uyeyne, EşcaTnin öldürülmesi hususunda ileri geri konuştu. Çünkü o Gatafân'dandı.

el-Akra' bin Habis ise Muhallem'i savun­du. Çünkü o Hindef'tendi. Derken münakaşa büyüdü, yüksek seslerle münakaşa etmeye başladılar. Aralarında husûmet arttı, birbirle­rine hakaret dolu sözler söylediler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem Uyeyne'ye: 'Ey Uyeyne! Diyeti kabul et­miyor musunuz?' diye sordu.

Uyeyne: 'Hayır; Vallahi harp ve hüzün sebebiyle kendi hanımlarıma verilen üzüntü ve kederi onun hanımlarına da tattırana dek

kabul etmem' diye cevap verdi. Sonra sesler yükseldi, gürültüler aitti. Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem yine sordu: "Ey Uyey­ne siz diyeti kabul etmiyor musunuz?' O da aynı biraz önceki gibi cevap verdi. Bunun üzerine Leysoğuli arından Mükeytil adında bir adam, üzerinde silah, elinde deriden bir kalkan olduğu halde ayağa kalktı ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü! İslâm'ın bu ilk döneminde bu cinayeti işleyen kimseye şun­dan başka misal bulamadım: Bir koyun sürü­sü su içmeye indi. Öndekilere taş atıldı, sürü­nün arkasındakiler korkusundan kaçtı. Bu­gün sünnetini koy hükmünü icra el, yarın is­tersen değiştir.'

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem şöyle buyurdu: 'Size simdi peşin elli deve verelim (hemen) Medine'ye döndü­ğümüzde elli deve daha veririz.' Bu olay Pey-gamber'in seferlerinin birinde cereyan edi­yordu. Muhallem uzun boylu ve esmer bir adamdı. Bir tarafla oturuyordu. Onlar böyle

konuşup dururlarken yerinden kalkıp hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hu­zuruna gelip oturdu, iki gözü iki çeşme ağlı­yordu, dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Size ula­şan cinayeti ben işledim. Allah'a şu anda tev-be ediyorum. Ne olur benim için Allah'tan mağfiret dile.'

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ona şöyle dedi: 'Daha islâm'ın başında sen onu silahınla vurup Öldürdün mü?.' Sonra yüksek sesle: 'Allahım! Muhallem'i bağışla­ma!' buyurdu."

5311- Diğer rivayette şu ilave yer almak­tadır: "Muhallem hırkasının bir tarafı ile göz yaşlarını silerek ayağa kalktı."

İbn İshâk dedi ki: "Kavmi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in, daha sonra, onun için Allah'tan mağfiret dilediğini iddia ediyorlardı."

|Ebû Dâvud]

5312- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem

buyurdu:)

"Diyeti aldıktan sonra katili öldüren kişi­yi kesinlikle affetmem." |İkisi Ebû Davud'a aitlir.l

5313- Arar bin Şuayb radiyallahu anh'dan: "MüdlicoğuHarından   Katâde   adlı   bir

adam oğluna kılıç attı, ayağına isabet elti, ya­rasındaki kan dinmedi ve kan kaybından oğlu öldü. Surâka bin Cu'şum Ömer'e gelip duru­mu anlattı. Ömer dedi ki: 'Kudeyd kuyusunun yanında bana 120 deve hazırla, ben oraya ge­leceğim.' Nihayet Ömer oraya gelince, o de­velerden otuz hıkka (dört yaşında dişi deve), otuz ceze'a (beş yaşına girmiş dişi deve), kırk da hılfe (hamile deve) aldı ve sordu: 'Maktu­lün kardeşi nerededir?'

'Buradayım' diye seslendi. Ömer ona: 'Haydi sen bunları al! Çünkü Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem: 'Katile ne diyetten, ne de mirastan bir şey yoktur' buyurmuştur."

5314-   Süleyman  bin  Yesâr radiyallahu anh'dan:

"Hacılardan birinin azat etliği başıboş bir adam (köle) vardı. O, Âizoğullarından bir adamla oynuyordu. Başıboş adam Âizî'nin oğlunu öldürdü. Babası Ömer'e oğlunun di­yetini istemek için geldi.

Ömer: 'Onun diyeti yoktur1 dedi. Âizî dedi ki: 'Ya benim oğlum onu Öldürseydi?'

Ömer: 'Bu takdirde siz diyetini öderdiniz' deyince, Âizî'nin cevabı şu oldu: 'Şu halde, tehlikeli bir yılan gibidir, bırakıldığında yer yu-tar,(yani ondan hesap sorulmaz) vurulduğunda (yani onun hesabı sorulduğunda) saldırır.'

5315- Irak bin Mâlik ve Süleyman bin Ye­sâr radiyallahu anhumâ'dan:

"Sa'd bin Leys oğullarından bir adam, atı­nı ileriye sürüp Cüheyne'den bir adamın par­mağını çiğnedi, parmaktan akan kan dinmedi­ği için adam öldü.

Ömer davalılara: 'Bundan ölmediğine da­ir, siz Allah'a karşı elli kişi olarak yemin eder misiniz?' deyince, razı olmadılar. Ötekilere (maktulün velilerine) 'Peki siz yemin eder misiniz?' diye sordu, onlar da yeminden imti­na ettiler."

Bunun üzerine yürürlükle câri olan diyetin yarısının verilmesine hükmetti.

Mâlik dedi ki: Oysa amel ve uygulama böyle değildi. |Mâlik.]

5316- Cerîr bin Abdillah ıadiyallahu anh'-dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hus'am kabilesine karşı bir müfreze gönder­di. O kabileden bazı kimseler (müslümanlann saldırısından kurtulmak için) secde ederek korunmaya çalıştılar. Ancak bu durum onları öldürmeyi (daha da) hızlandırdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu duyunca ya­rım diyet ödenmesine hükmetti ve şöyle dedi: 'Müşriklerin arasında ikamet eden her müs-lümandan ben beriyim.'

'Neden ey Allah'ın Resulü?" dediler. Şöy­le buyurdu: '(Müslümanlarla müşriklerin) Atehleri birbirini görmesin, (birbirinin ateşini görmeyecek kadar uzakta dursunlar)'."

[Tirmizî ve Ebû Dâvud]

Her ikisi de aynca şöyle dediler: "Bu hadi­si bir cemaat, Cerîr'i. zikretmeden rivayet etti.

Nesâî de İsmail'den, o da Kays'tan, bunu Cerîr'i zikretmeden mürsel olarak rivayet etmiştir.

5317- Aişe radiyallahu anhâ'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,

Ebû Cehm bin Huzeyfe'yi bir adamdan zekât almak İçin gönderdi. Adam zekâtı hususunda onunla tartışmaya başlayınca, Ebû Cehm ona vurup başını yardı. Hemen Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem'e geldiler ve: 'Kısas uy­gula! ' dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Size şu kadar, bu ka­dar diyet verelim.' Onlar kabul etmediler. Da­ha da artırarak: 'Size §u kadar, bu kadar diyet' dedi. Yine razı olmadılar. Ondan sonra daha da artırarak: 'Peki size su kadar, bu kadar di­yet verelim' dedi; bu sefer razı oldular.

'Ben aksama insanlara hitap edip, sizin razı olup kabul ettiğinizi söyliyeceğim. Olur mu?' deyince, 'Evet'dediler.

Akşam olunca şöyle hitab elti: "Bu Leysî-ler bana gelip kısas istediler, ben bunun yeri-

ne onlara su kadar diyet verdim, kabul ettiler, siz de razı mısınız?'

'Hayır. Razı değiliz' dediler. Muhacirler hemen onlara hücuma kalkıştılar; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: 'Bırakın onları!' dedi. Bıraktılar. Sonra onları çağırdı. Diyeti biraz daha artırarak: 'Nasıl şimdi, razı oldunuz mu?' diye sordu.

'Evet' dediler. 'Ben insanlara hitap edip sizin kabul ettiğinizi söyliyeceğim, tamam mı?' diye sordu; 'Evet' dediler. İnsanlara hi­tap etti, onların huzurlarında: 'Kabul ettiniz mi?' diye sordu ve onlar da 'Evet' dediler."

|Ebû Dâvud ve Nesâî.|

5318- Hilâl bin Sirâc bin Mecâ'a'dan, o da babasından, o da dedesinden:

"O (yani Mecâ'a), Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e, Zühloğğullan kabilesine mensup olan Sedûsoğu 1ların m Öldürdüğü kar­deşinin diyetini istemek için geldi. Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

'Ben eğer bir müşrik için diyet verseydim kardeşin için de verirdim; mamafih sana diyet yerine bir bedel vereceğim' dedi. Onun için Zühl oğullarına müşriklerinden gelecek olan ilk humustan verilmek üzere yüz deve (senet) yazdı. Mecâ'a, (bu yüz deveden) bir kısmını aidi. Sonra Zühloğulları inüslüman oldular. (Mecâ'a) Ebû Bekr'den bunu (geri kalan de­veleri) istedi ve ona Allah Resulü'nün mektu­bunu gelirdi. Bunun üzerine, Ebû Beki- ona, Yemâme'den gelecek zekâttan, dörl bini buğ­day, dörl bini arpa, dört bini hurma olmak üzere on İki bin sâ' takdir etti. Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem'in yazdırdığı yazı (borç senedi) şöyle idi:

'Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Peygam­ber Muhammed' den Süleymoğultarından Me-câ 'a bin Mürâre'ye verilmiş bir senettir. Buna göre öldürülen kardeşine bedel olarak Zühlo-ğullannın müşriklerinden ilk gelecek olan hu­mustan yüz deve verdim'." [Ebû Dâvud]

5319- Câbir radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, her kabileye bir diyet ve müslüman olan köleyi azat eden kimsenin İzni olmadan artık onun velisi olamayacağım yazdı. Hiçbir azat­lıya da, asıl azat edenin İzni olmadan, kendini azat edenden başka bir müslümanı mevlâ İtti­haz etmesi helâl olmaz." [Nesâî.l

5320-  İbn Şihâb (ez-Zührî) radiyallahu anh'dan:

"(Diyeti üstlenmekte) sünnet (tatbikat) şöy­ledir: Gönül rızası ile olması hariç Âkile (kati­lin yakınları) kasten öldürmelerde istemedikçe diyeti yüklenmez. Keza âkilcye az veya çok kölenin parasından da hiçbir şey yüklenmez. Bu onun malından faydalanana aittir. Çünkü kölenin bedeli ne miktarda olursa olsun mal olarak tasarruf edene aittir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 'Ne kasten, ne sulhun ve ne de itiraf ile âkile di­yeli yüklenmez. Cinayet diyetini, kölenin kıy­metini de istemedikçe yüklenmez'." | Re/.înJ

5321- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallailahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"öldürme olaylarında (sulh için diyet olarak) verdiğim bir dirhem, başka olaylarda-kî yüz dirhemden yeğdir"

[Tuberânî, Mu'ıem\i' I-Evsaf'ta içinde meçhul bir râ-vinin olduğu .setıedle.j

5322- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'­dan:

Bir adam bir adamın ayağına vurdu. Vuru­lan adam şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü kısas uygula!" "Yaran iyileşinceye kadar acele etme!" "Olmaz kısas hakkımı şimdi alacaksın" diye ısrar etli. Ona vurandan kısas hakkını al­dı. Üzerinde kısas uygulanan adam iyileşti, kısas isteyen ise topal kaldı. Bunun üzerine hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem'e gelip "Ey Allah'ın Resulü! Ben topal kaldım, Öbürü iyileşti" diye şikayette bulu­nunca, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

'Yaran iyileşinceye kadar sabret, acele et­me!' diye ben sana emretmedim mi? Sen beni dinlemeyip âsi geldin; bu yüzden Allah seni

uzaklaştırdı ve yaran iyileşmedi ve böylece (opal kaldın." Ondan sonra Peygamber sallal-lahü aleyhi ve sellem, kesin olarak şöyle bu­yurdu: "Yaralanan kişi, yarası iyileşmedikçe karşı taraftan kısas istemesin!" [AiımedJ

5323- Haneş bin el-Mu'Lemir radiyallahu anh'dan:

"Yemen'de kuyu kazdılar, içine bir arslan düştü, seyretmeğe koyuldular. Derken bir adam düşerken, başka birine yapıştı, o da baş­ka birine yapıştı. Derken tam dört kişi oldular, hep beraber kuyuya düştüler. Arslan onları parçaladı. Nihayet bir adam mızrak atıp arsla-nı öldürdü.

İnsanlar ilk düşene, 'Arkadaşlarımızı sen öldürdün; diyetlerini sen vereceksin' dediler. Onun da arkadaşları geldi, tartışmaya başladı­lar, nerdeyse birbirlerini öldüreceklerdi. O hal üzereyken Ali geldi ve durumu ona bildirdi­ler; problemi çözümlemesini istediler. Ali şöyle dedi:

'Ben aıanızda bir hüküm vereceğim; razı olan hoşnutluğunun karşılığını mutlaka bulur, olmayanın hakkı kalmaz, davayı Allah Resu­lüne iletir.' 'Evet'"dediler. Şöyle hüküm ver­di: 'Çukuru kazanlardan dörtte bir diyet, üçte bir diyet, yarım diyet, tam diyet olarak (para­lar) toplayın,

Birincisine dörtte bir diyet verin, çünkü üstünde üç kişi ölmüştür. İkincisine üçte bir diyet verin, çünkü onun üstünde iki kişi öl­müştür. Üçüncüsüne yarım diyet verin çünkü üstünde bir kişi Ölmüştür. Diğerine tam diyet verin. Eğer kabul ederseniz işte aranızdaki hüküm budur: etmezseniz Allah Resulü sal-lallahu aleyhi ve sellem'e varıncaya kadar si­zin hiçbir hakkınız yoktur.'

Ertesi sene Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldiler. Başlarına gelenleri anlat­tılar.

Makâm-ı İbrahim'de otururken: 'Inşaal-lah ben sizin davanızı halledeceğim' dedi. Derken bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi:

'Ali, aramızdaki davayı halletti.'

'Nasıl halletti?' diye sorunca; nasıl hallet­tiğini anlattılar. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Davanızın halli onun yaptığı gibidir'."

[Bezzar]

 

DİNDEN DÖNMENİN VE PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'E SÖVMENİN CEZASI

 

5324- Zeyd bin Eşlem radiyallahu anh'-dan miirsel olarak: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim dinini değiştirirse, boynunu vu­run!"

Mâlik. Hadisin yorumunda Mâlik şöyle dedi: Bu hüküm, İslâm'dan başkasına dönen kimse hakkındadu'. Zındıklar ve benzerleri gi­bi. Onlar tevbeye davet edilmeden öldürülür­ler. Çünkü onların tevbeleri anlaşılmaz. Zira onlar küfrü gizlerler; İslâm'ı ilân ederler. Kü­fürleri tesbil edildikten sonra tevbeleri isten­meden öldürülürler.

Bize göre durum daha değişiktir. İs­lâm'dan çıkıp mürted olan kişiye tevbe teklif edilir. Tevbe edip tekrar İslâm'a dönerlerse ne âlâ, aksi halde öldürülürler.

Dedi ki: Peygamber'in "Kim dinini değiş­tirirse öldürün" sözünün manası: Kim İs­lam'dan çıkıp başka dini kabul edersedir; yoksa İslâm'dan gayrı bir dinden çıkıp başka dine giren, demek değildir. Yahudilikten Hı­ristiyanlığa, ya da Mecusiliğe geçenler gibi. Zimmîlerden her kim başka dine girerse, ne tevbesi istenir ve ne de öldürülür.

5325-  Abdurrahman bin Muhammed bin Abdillah bin Abdi'1-Kârîradiyallahu anh'dan, o da babasından:

"Yemen'den Ebû Musa'nın memuru Ömer'e geldi. Ömer ona insanlar hakkında sormaya başladı ve dedi ki: 'Sizde garip bir haber var mıdır?'

'Evet; Bir adam müslüman olduktan son­ra tekrar kâfir oldu' dedi.

'Peki ona ne yaptınız?'

'Yakalayıp boynunu vurduk.'

'Onu üç gün hapsedip, her gün bir ekmek vererek, onun tekrar tevbe edip İslâm'a dön­mesini teklif elseydiniz olmaz mıydı? Belki tevbe edip Allah'ın emrine dönerdi. Allahım! Ben bu hâdisede ne bulundum; ne de emret­tim; duyunca da hoşnut olmadım1 dedi."

[Mâlik.)

5326- İkrime radiyallahu anh'dan: Ali'ye zındıklar (İslâm'dan dönenler) ge­tirildi; onları ateşe atıp yaktı. İbn Abbâs bunu duyunca şöyle dedi: 'Ben olsaydım, yakmaz­dım. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bunu yasaklamış ve şöyle buyurmuş­tur: 'Allah'ın azap ettiği şeyle azap etmeyin!" (Ali şu cevabı verdi:) 'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem:'Kim dinini değiştirse onu öldürün!" buyurduğu için onları öldürdüm."

|Buhârî ve sünen ashabı-]

Tirmizî şunu ekledi: Ali bunu duyunca: "İbn Abbâs doğru söylemiştir" dedi.

5327-   Harise bin Mudrib radiyallahu anlı'dan:

"Abdullah b. Mes'ûd, Kûfe'ye geldi ve şöyle dedi: 'Benimle araplar arasında hiçbir kin yoktur. Hanîfeoğullarmın mescidine uğra­dım, onların Müseyleme'ye iman ettiklerini gördüm.' Abdullah onlara haber gönderip ge­tirtti. Olları tevbeye davet etti. İbnü'n-Nev-vâha'dan başka hepsi tevbe ettiler. Abdullah ona şöyle dedi: 'Allah Resulü sallallahu aley­hi ve sellem'in sana şöyle dediğini duydum: 'Eğer sen elçi olmasaydın, boynunu vurur­dum. İşte sen bugün elçi değilsin."

Ondan sonra, o zaman Küfe valisi olan Karaza bin Kâ'b'a emretti. O da onun boynu­nu vurdu. Hem de çarşı içinde. Sonra şöyle dedi.

'Kim İbnü'n-Nevvâha'yı öldürülmüş ola­rak görmek isterse, çarşıda öldürülmüştür.'

[Ebû Dâvud]

5328-  İbn Muğayyir es-Sa'dî radiyallahu anh'dan:

"Seher vaktinde atımı aramaya çıktım, Benû Hanîfe mescidlerinden birine uğradım. Müseyleme'nin Allah Resulü olduğuna şeha-det getirdiklerini duydum, hemen gelip duru­mu Abdullah'a (yani İbn Mes'ûd'a) bildir­dim. Onlara zabıta gönderip yakalattı ve ge­tirtti. Nihayet tevbe ettiler ve sözlerinden rü-cû ettiler. Bunun üzerine onları serbest bırak­tı. Sonra onlardan Abdullah bin en-Nevvâha adında bir adam geldi. Hemen onun boynunu vurdurdu. Ona dediler ki: 'Hepsini bıraktın, bu adamın boynunu vurdun, sebep ne ola ki?' Şu cevabı verdi:

'Ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel­lem'in yanında otururken bu, bir adamla bera­ber Müseyleme'nin yanından temsilci (elçi) olarak gelmişlerdi. Onlara Allah Resulü sal­lallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: 'Benim Allah Resulü olduğuma sehadet eder misiniz?' Onlar şu cevabı verdiler: 'Sen Mü­seyleme'nin Allah Resulü olduğuna şehadet eder misin?'

'Ben Allah'a ve peygamberlerine iman et­tim. Eğer ben temsilci olarak gelenleri öldür-

seydim, şu anda ilcinizi de öldürürdüm' buyur­du. İşte ben bunun için bu adamı öldürdüm dedi ve sonra emretti onların mescidleri yıkıl­dı." [Dârimî]

5329- Enes radiyallahu anh'dan: "Ukl ve Ureyne'den birtakım insanlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geüp İslâm'ı kabul ettiklerini söylediler ve: 'Ey Al­lah'ın Resulü! Biz süt sağan bir kavimiz, zİra-atle meşgul kasabalılardan değiliz.' dediler ve de Medine'de kalmak İstemediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onlara bir çobanın otlattığı develerin yanma gitmelerini, onların sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini emret­ti. Yola revan olup gittiler, Harre mevkiine va­rınca İslâm'dan dönüp mÜrted oldular ve Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem'in çobanı­nı öldürdüler, Develeri de önlerine katıp gitti­ler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bunu duyunca, peşlerinden adam gönderdi. Yakalanıp getirildiler. Emir buyurdu, onların

gözlerini oydular, ellerini kestiler, Harre'nîn bir yerine attılar, ölünceye dek de orada öyle­ce bırakıldılar."

Katâde dedi ki: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ondan sonra sadakaya (ze­kâta) teşvik ettiği ve organları kesmekten ııehyettiği haeri bize ulaştı."

5330- Onun rivayetlerindendir:

Katâde dedi ki: Bana İbn Sirîn: "Bu vak'a şer'î cezalar hakkındaki âyetler nazil olmadan önce idi" dedi.

5331-   Rivayetlerinden birisi de şudur: "Onların elleri ve ayakları kesildi, gözleri çı­kartıldı.  Harre'ye  atıldılar,  taşları ısırmaya

başladılar."

5332- Başka rivayette: Selâm dedi ki: Ba­na ulaşan habere göre Haccâc, Enes'e:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in verdiği cezaların en şiddetlisini bana anlat!" dedi. O da ona bu olayı anlattı, bunu Hasan duyunca şöyle dedi: "Ona (Haccâc'a) bu ola­yı anlatmamasını çok isterdim."

5333- Başka bir rivayetinde: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onların gözlerini, çobanın gözünü oydukları için oydurdu."

5334-  Başka bir rivayetinde Ebû Kılâbe dedi ki: "Bunlar, hem hırsızlık yapmışlar, hem Öldürmüşler, hem de iman ettikten sonra kâfir olmuşlardı. Allah ve onun elçisine karşı harp ilan etmişlerdi (onun için bu cezaya çarptırıldılar)."

5335- "Çiviler (getirilmesini) emretti, ateş­te kızartılıp gözlerine mil çekildi. Ayrıca elleri ve ayaklan kesildi. (Kanlan aksın diye de) On­ları dağlamadı." | Mâlik hariç, altı hadis imamıi

5336- Ebû'z-Zinâd radiyallahu anlı'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

hırsızlık yapanların ellerini kesip gözlerini

ateşle dağladığı zaman Allah Teâlâ onu azar­ladı ve şu âyeti inzal buyurdu: "Allah ve Re­sulüne savaş açanların cezası..." (Mâide, 33) [Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5337- Behz bin Hakîm bin Muâviye'den, o da babasından, o da dedesinden radiyallahu anh:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Müslümanlığı kabul ettikten sonra müş­rik olan kimsenin, tekrar müşrikleri bırakıp müslümanlara katılıncaya kadar, Allah hiçbir amelini kabul etmez." [İbn

5338- AH radiyallahu anh'dan:

"Bir Yahudi kadını durmadan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e sövüyor ve aley­hinde edepsiz sözler söylüyordu. Bunun üze­rine bir adam onu boğdu, kadın öldü. Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem onun kanı­nı heder etti (yani kısas gerekmediğini bildir­di)." lEbûDâvud]

5339- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: Kör bir adamın bir cariyesi vardı. Bu cari­ye durmadan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in aleyhinde konuşup sövüyordu. Âmâ ise ona engel olmaya çalışıyordu, fakal kadın bîr türlü bundan vazgeçmiyor, onu dinlemiyor­du. Bunun üzerine bir kısa kılıç alıp, onu cari­yenin karnına dayadı ve üzerine abanarak onu öldürdü. (Hamile olduğu için) kadının ayakla­rı arasına bir çocuk düştü ve yer kana bulandı.

Sabah olunca bu durum, Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem'e anlatıldı. İnsanları top­layıp şöyle dedi: 'Bana itaat etmesi gerektiğin­de görevini yapan kimseyi Allah aşkına arıyo­rum. Kİm yapmış ise ortaya çıksın.' Hemen âmâ ayağa kalkıp insanları yara yara, düşe kal­ka Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanma gelip önüne oturdu ve şöyle dedi:

'Ey Allah'ın Resulü! Bu işi yapan benim. Durmadan sana sövüyordu, seni kötülüyordu; menetmeye çalıştım, vazgeçmedi. Azarladım gene de devam etti. Benim ondan inci gibi iki oğlum vardır. Benim eşim idi. Dün baktım ge­ne seni kötülemeye ve sana sövmeye başla­yınca, dayanamadım kısa ve keskin bir kılıç alıp onun karnına dayadım ve üzerine abanıp onu öldürdüm.'

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem şöyle buyurdu: 'Dikkat edin ve şahit olun! Onun (cariyenin) kanı hederdir (kısas gerekmez)'." [Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5340-   Ebû Berze el-Eslemî radiyallahu anh'dan:

Bir gün Ebû Bekr'in yanındaydım. Bir adama çok kızdı. Dedim ki:

"Ey Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel­lem'in halifesi! Müsaade et de onun boynunu vurayım!"

Ebû Berze dedi ki: Benim bu sözüm onun öfkesini giderdi. İçeriye girdi ve beni çağırttı, yanma varınca, şöyle dedi: "Biraz önce bana ne demiştin?"

"Müsaade et de boynunu vurayım" demiş­tim.

"Sana emretseydim, yapacak miydin?"

"Evet" dedim.

"Hayır, vallahi, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra herhangi bir insa­nın böyle bir şeyi emretme hakkı yoktur" de­di. | Ebû Dâvud ve Nesâî]

 

HÜRÜN, KÖLENİN, İCBAR EDİLENİN, AKIL HASTASININ VE MAHREMLE YAPILAN ZİNANIN CEZASI

 

5341- Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki; "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem recmetti, Ebû Bekr recmetti ve ben de recm ettim. Eğer Allah'ın Kitâb'ına ilave etmeyi kerih görmeseydim, bunu ben mushafa yazar­dım. Çünkü ben şundan korkuyorum: Öyle bir zaman gelecek ki bunu Allah'ın Kİlâb'ın-da bulamadıkları için, bazı insanlar inkâr ede­ceklerdir." [TİrmizîJ

5342-  Mâlik: "Erkeklerden ve kadınlar­dan evli olanlar zina yaptıkları zaman, (suçla­rı) şahitlerle ya da gebelik veya itirafla sabit olduğu zaman, onlara recmi uygulamak Allah KMb'ında haktır."

[Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud da aynısını rivaycl dinişlerdir.]

5343- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan, dedi ki:

"Kadınlarınızdan fuhuş işleyenlere (dört şahit) getirin; (şayet şahitlik ederlerse onları ölüm gelinceye ya da Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun)." (Nİsâ, 15). Allah bu âyette erkeği kadından sonra zikret­miştir. Ve daha sonra her ikisini biraraya geti­rerek "içinizden zina eden iki kişiye (eza edin, tevbe edip duzelirler.se onları bırakın)" (Nisa, 16) âyetleri (Nur sûresinin 2. âyeli olan) cel-de âyeti ile neshedildi. Allah Teâlâ (işte bu âyette) şöyle buyurdu: "Zina eden kadınla, zi­na eden erkekten herbirine yüz değnek vuru­nuz." [Ebû Dâvud]

5344-   Ubâde bin es-Samît radiyallahu anh'dan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Benden alın, benden alın, Allah onlar için bir yol (çare) kılmıştır.

Bekâr bekârla (zina ettiği zaman) yüz değ­nek ve bir sene de sürgün cezasına çarptırılır­lar. Evli evli ile zina ettiği zaman, yüz değnek ve recm (taşlanma) cezasına çarptırılırlar."

[Ebû Dâvud, Tİrmizîve aynı lafızla Müslim.j

5345- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "(Zina cezası olarak) Peygamber sallalla­hu aleyhi ve sellem dövdü ve sürgün etti. Ebû Bekr dövdü ve sürgün etli. Ömer de dövdü ve sürgün etti." [Tirmizî]

5346- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: "Eşlem kabilesinden Mâiz bin Mâlik adın­da bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip 'Ben bir zina ettim, üzerime şer'î cezayı uygula!' dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu birkaç kere geri çevirdi, sonra onun kav­mine sordu:

Onlar da: 'Aslında onda bir delilik hali görmüyoruz. İyi adamdır. Fakat bir suç işle­miş ille de kendisine şer'î ceza uygulanıp kendini aklamak istiyor.' Nihayet adam yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dö­nüp geldi; bunun üzerine Peygamber sallalla­hu aleyhi ve sellem onun recm edilmesini bi-

ze emretti. Biz de onu alıp Bakî' el-öarkad'a ilettik. Onu ne bağladık ve ne de ona bir çukur kazdık. Ona kemikler, kura-sıkı balçıklar ve çanak çömlek kırıkları attık. Acının şiddetin­den hızla kaçmaya başladı. Biz de arkasından koştuk. Nihayet Harre'nin kenarına vardı, önümüze dikildi. Onu Harre'nin iri taşlan ile taşladık; nihayet cansız yere düştü.

Sonra Allah Reshulü sallallahu aleyhi ve sellem akşam ayağa kalkıp şöyle hitab buyurdu:

'Acaba biz Allah yolunda gazaya gittikçe çoluk çocuğumuz arasında, teke melemesi gi­bi şehvetli sesi olan bir adam kalacak mı? He­le bunu yapan bir adam bana getirilmeye gör­sün! Onu başkalarına İbret olacak bir ceza ile cezalandırmam benim üzerine vacip olur.' Da­ha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem onun için ne mağfiret diledi, ne de ona sövdü. |Müslim ve EbG Dâvud-1

5347- Onun (Ebû Davud'un) diğer rivaye­ti: "Ona söverek giderlerken (sövmeyin deyip) onları sövmekten alıkoydu. Onun için Al­lah'tan mağfiret dilediklerinde onları bundan da alıkoyup şöyle buyurdu: O günah irtikâp

iş bir adamdır, bırakın Allah ona yeter'."

5348- Müslim, Bureyde'den:

"Ona bir çukur kazıldı; sonra emir buyu-ruldu recmedildi.

Daha sonra Ğamid kabilesine mensup bir kaduı gelip şöyle dedi:

'Ey Allah'ın Resulü! Ben zina yaptım. Be­ni temizle!' Onu geri çevirdi, ertesi gün gelip şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü! Beni neden geri çeviriyorsun? Kim bilir belki beni Mâiz'i reddettiğin gibi reddedip geri çevireceksin. Ama ben gebeyim.'

'Öyleyse şimdi git de doğurduğun zaman gelirsin' buyurdu.

Kadın geri gitti. Aradan epey zaman geç­tikten sonra doğurdu, çocuğunu bir beze sarıp getirdi ve 'İşte doğurdum' dedi.

'Haydi git, emzir, onu sütten kestiğin za­man gelirsin' buyurdu.

Gitti, emzirdi, aradan hayli zaman geçti, onu sütten kesti, eline bir ekmek parçası verip getirdi ve: 'İşte ey Allah'ın Peygamberi! Onu sütten kestim, yemek yiyecek hale geldi' dedi. Bunun üzerine çocuğunu alıp müslümanlar-

dan bir adama verdi. Sonra göğsüne kadar çu­kur kazılmasını ve recm edilmesini emretti. Hâlid b. el-Velîd gelip bir taş attı, sıçrayan kan yüzüne gelince, kadına sövdü. Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem bunu duydu ve şöyle buyurdu: 'Yavaş ol Hâlid! Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o öyle bir tevbe etti kî, hilekâr Öşürcü bu tevbeyi yapsa Allah onu bile affeder.' Sonra emretti, namazı kılınıp defnedildi."

5349- Diğer rivayet: "Mâiz taşlandıktan sonra onun hakkında insanlar iki ayrı görüşe sahip oldular:

Bir kısmı: "O helak oldu; günahları onu çepeçevre sarmıştır." Diğer kısmı ise şöyle dediler: "Mâiz'in tevbesinden daha üstün bir tevbe yoktur. Çünkü o, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip elini onun eline koy­du ve "Beni taşlarla öldür!" demiştir." İki ya da üç gün bu şekilde bekledikten sonra Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem onların ya-

nına selam verip oturdu. Daha sonra buyur­du: "Mâiz için mağfiret dileyin!"

"Allah onu bağışlasın!" dediler.

"Tabii o, öyle bir teybe etti ki; eğer tüm ümmet arasında tevbesi taksim edilecek ol­saydı hepsine yeterdi" buyurdu.

Sonra Ezd kabilesinin Gâmid kolundan bir kadın geldi. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resu­lü! Beni temizle!" Yukardaki metnin benze­rini zikretti. Ayrıca orada şöyle geçmektedir:

"Haydi git karnındakini doğurduktan sonra gel!" Bunun üzerine doğuruncaya dek Ensârdan bir adam onun geçimini üzerine aldı. Sonra adam Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem'e gelip "Kadın doğurdu" dedi.

"Şimdi onu recm etmiyelim, çünkü bı­raktığı çocuğu kim emzirecektir" deyince, Ensâr'dan bir adam kalkıp: "Ey Allah'ın Nebîsi! Onun emzirme işi ve masrafı bana aittir" deyince, kadını recm etli (rdi)."

5350- Buharî, Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmİzî Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:

Eşlem kabilesinden olan bir adam Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip, kendi aleyhinde dört kere, kendisine haram olan bir kadınla cinsî ilişkide bulunduğunu itiraf edip şehadette bulundu. Her seferinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüz çeviriyordu. Nihayet beşincisinde: 'Sen onunla gerçekten temasta bulundun mu?" diye sordu. 'Evet' deyince, Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem: 'Senin uzvun oıiun-kinin içinde iyice kayboldu mu?' diye sordu.

'Evet.'

'Milin sürmedanlıkta, kovanın kuyuda kaybolup battığı gibi mi?'

'Evet.'

'Zina nedir bilir misin?'

'Evet onunla ben haram ilişki kurdum, tıpkı kişi kendi eşi ile helâl ilişki kurduğu gibi.'

'Bu sözünle neyi kastediyorsun?'

'Ben senden, beni temizleyip arındırma­nı (şer'î ceza uygulanmasını) istiyorum' de­di. Ondan sonra Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem, onun recm edilmesini emretti ve taşlanarak öldürüldü.

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem iki adamın aralarında şöyle konuştuklarını duydu: 'Allah kendisini örttüğü halde bile bile kendisini tehlikeye koyup köpek taşla­nır gibi taşlandı.' Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onların bu sözüne hiç ses çıkartmadı. Biraz yürüdükten sonra bir eşek leşine rastladı ve: 'Nerede o falan falan!' di­ye seslendi. 'Buradayız ey Allah'ın Resu­lü!'dediler. Şöyle buyurdu: 'Haydi bakalım şu leşi yiyiniz!'

'Ey Allah'ın Nebîsi! Bundan kim yer ki?' dediklerinde, şöyle buyurdu:

'Az önce kardeşinizin ırzına sataşmanız, bu leşi yemekten daha kötü, daha çirkin ve İğrençtir

Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki şimdi o cennet nehirleri içinde dalıp dalıp çıkmaktadır'."

5351- Ebû Dâvud, Nuaym bin Hez-zâl'dan, de ki:

"Mâiz babamın himayesinde bir yetim idi, bir cariye ile İlişki kurdu. Bunun üzerine

babam ona dedi ki: 'Haydi Peygamber sallalla-hu aleyhi ve sellcm'e git, anlat belki senin için Allah'tan mağfiret diler.' Adam, böylece ken­disi için bir çıkış yolu olur, diye düşünüp umul etmişti. "Önceki metnin benzerini zikretti.

Ayrıca onda şöyle geçmektedir: "Taşların acısını duyunca, gömüldüğü yerden çıktı, ka­çarken kimse ona erişemedi. Abdullah bin Enîs ona yetişti. Fakat arkadaşlarıyla birlikte onu tutup getirmekten aciz kaldılar. Onun için devenin ayak kemiğini eline alıp atü ve onu öldürdü. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip bu durumu anlattı. Şöyle buyurdu: 'Bıraksaydiniz olmaz mıydı; kim bi­lir belki îevbe ederdi de Allah onun tevbesini kabul edip bağışlardı'."

5352- Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî, İbn Abbâs radiyallahu anh'dan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Senin hakkında duyduğum, doğru mu­dur?"

"Benim hakkımda ne duydun ki?"

"Falan ailenin cariyesiyle cinsî ilişki kur­muşsun."

"Evet" dedi. Dört kere (kendi aleyhinde) şahitlik yaptı. Bunun üzerine Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem recrn edilmesini em­retti ve recm edildi.

5353-  Sünen ashabı, Câbir'den: "Recme-dilmesi için emretti, recmedilmeye başlanıp da taş acıtınca kaçtı, yetişildi ve ölene dek taşlandı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem onun hakkında hayır konuşlu; lâkin cena­ze namazını kılmadı."

5354- Diğer rivayet: Câbir dedi ki: "Ben bu hadisi en iyi bilirim, çünkü recmedenler arasın-daydım. Ne zaman ki onu çıkardık ve taşlama­ya koyulduk, taşın şiddetli dokunuşunu hisse­dince, şöyle çığlık attı: 'Ey Kavmini! Beni Al­lah Resulüne iletin! Beni kavmim öldürüyor, beni kandırdılar, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in beni öldürmeyeceğini bana bildir­mişlerdi.' Hiç aldırmadan taşlamaya devam et­tik, nihayet cansız yere düştü ve öldü. Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem'e dönüp durumu kendisine bildirdiğimizde şöyle buyurdu: 'Onu bırakıp Resûlullah'in nezdinde zinadan tevbe

etmesi için bana getirseydiniz olmaz mıydı?' Yoksa recmi terketmek için değil."

5355- Câbir radiyallahu anh'dan:

"Bir adam bir kadınla zina etti. Allah Re­sulü sallallahu aleyhi ve sellem erkeğe yüz değnek vurulmasını emretti, sonra onun ev­lenmiş olduğu kendisine bildirilince, recm edilmesini emretti, taşlandı." [Ebû Dâvud]

5356- Hâlid bin el-Leclâc'dan, o da baba­sından:

"Biz çarşı ve pazarda çalışan çocuklar idik. Bir kadın yanında bir çocuk ile oradan geçti. İnsanlar ona doğru koştular; ben de ay­nı tarafa koştum. Kadın doğruca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gitti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona sordu: 'Bu ço­cuğun bahası kimdir?' Kadın ses çıkartmadı. Derken bir delikanlı şöyle dedi: 'O benim oğ-lumdur, ey Allah'ın Resulü! Haydi beni temiz­le!' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem onun recm edilmesini emretti.

Sonra yaşlı bir adam gelip o recm edilen delikanlıyı sordu, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip dedik ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Bu adam bugün recm edilen o pis adamı soruyor.'

'Ona pis demeyin! Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki şimdi o cennet­tedir'."

5357-  Diğer rivayette:  "Allah katında o, miskten daha hoş kokuludur."

[İkisİ de Ebû Davud'a aittir.)

5358- Ebû Hureyre ve Zeyd bin Hâlid el-Cuhenî radiyallahu anhumâ'dan:

"Bir Bedevi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi: 'Allah aşkına and veriyorum; bize Allah'ın Kitâb'ı ile hükmet-miyecek misin?' Ondan daha fakih olan hasmı şöyle dedi: 'Evet, aramızda Allah'ın Kitâb'ı ile hükmet ve bana müsâde buyur anlatayım!'

'Konuş bakalım!' dedi. Adam şöyle söyle­di: 'Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi.

Onun karısı ile zina yaptı, duydum ki oğluma recm uygulanacakmış. Bu yüzden hemen fidye olarak bu adama yüz koyun bir de cariye ver­dim. Sonra ilim ehline sorduğumda, oğlumun cezasının sadece yüz değnek ve bir yıl sürgün olduğunu söylediler. Onun karısının da recm edileceğini bildirdiler.' Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bunun üzerine şöyle buyurdu:

'Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ikinizin arasında Allah'ın Kitâb'ı ile hükmedeceğim. Verdiğin cariye ve koyun­lar sana geri verilecektir. Oğluna yüz değnek ve bir yıl da sürgün cezası uygulanacaktır.' Sonra Enis'e şöyle dedi:

'Ey Enîs! Haydi bu adamın hanımına git, eğer zinayı itiraf ederse, recm et!' Sabahleyin ona gitti, kadın da itiraf etti ve o da onu recm

etti." [Altlı hadis imamı.]

5359- Mâlik radiyallalıu anh'dan: "Bize ulaştığına göre, Osman'a evliliğinin

altıncı ayında doğurmuş olan bir kadın getiril­miş ve onun recm edilmesini emretmiş. Ali ona şöyle demiş: 'Onun recmi gerekmez. Çünkü Allah: 'Onu (karnında) taşıması ve onu (sütten) ayırmasının süresi) otuz aydır' (Ahkâf, 15) buyurmuştur. Yine şöyle buyur­muştur: 'Emzirmeyi tamamlamak isteyen kişi için, annelere iki tam yıl çocuklarını emzirir-ler.' (Bakara, 233) Onun için gebelik süresi (bu âyetlere göre) altı ay da olabilir. Bu ne­denle ona recm cezası yoktur. Bunun üzerine Osman cezadan vazgeçilmesini emretti; fakat o çoktan recm edilmişti."

5360- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: "Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve

sellem'in yanında ismini de verdiği bir kadın­la cinsî ilişki kurduğunu ikrar etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kadına haber saldı ve kadın geldi. Ona bunu sorunca, kadın zina ettiğini inkâr etti.

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem, adamın sırtına yüz değnek vur­durdu, kadını bıraktı (vurdurmadı)."

[Ebû Dâvud]

5361- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Bekr bin Leys'den bir adam, Peygamber

sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip bir kadınla

zina ettiğini dört kere itiraf etti; bekâr olduğu için ona yüz değnek vurdurdu. Sonra kadın­dan bu hususta delil istedi. Kadın dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Vallahi bu adam yalan söy­lüyor.' Bunun üzerine iftira ettiği için adama seksen değnek daha iftira cezası uyguladı."

|İkİsi de Ebû Davud'a aittir.]

5362- Ebû Hureyrc radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem

buyurdu:)

"Birinizin cariyesi zina yaparsa Allah'ın Kiîâb'ına uygun olarak ona yüz değnek vur­sun. Kadın üç kere aynı şeyi yaparsa aynı ce­zayı uygulatan. Ondan sonra tekrar yaparsa, kıldan yapılmış bir ip karşılığında bile olsa onu satsın."

5363- Diğer rivayet: "Bîrinizin cariyesi zi­na yaparsa onu sözle azarlamasın, ona değ­nek cezası uygulanın. Üç defa aynı şeyi yapar­sa aynı cezayı uygulasın dördüncü kez yapar­sa ona şer'î cezayı uygulasın ve bir kıl topuzu ya da kıl ipi karşılığında olsa bile satsın."

5364-  Diğer rivayet: "Cariye zina edip de ispatlanırsa ona şer'îcezayı uygulasın, onu kı­namasın. Sonra yine zina ederse, kıldan bir ip karşılığı olsa bile onu .safsın." |Altı hadis imamı.]

5365- Ali radiyallahu anh'dan:

"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel­lem'in ailesinin bir cariyesi yoldan çıktı (zina elü). Ali'ye:

'Ey Alî git, ona sert cezayı uygula!' dedi.

Gittim baktım ki daha (nifas) kanı kesil­memiş, akıyor. Geri döndüğümde bana sordu: 'Şer'î cezayı uyguladın mı?' Dedim ki: 'Var­dım, baktım ki kanı kesilmemiş akıyor, onun için uygulamadım/

'Kanı iyice kesilinceye dek bırak! Sonra kesilince uygula! Eliniz altında bulunan köle ve cariyelerinize (zinayaptıklarında) şer'îce­zayı uygulayın!' buyurdu."

5366-  Diğer rivayet: "Doğuruncaya ka­dar ona vurma!"  |Ebû Dâvud. Müslim ve Tİrmi-zî'nin de benzeri rivayetleri bulunmaktadır.]

5367- Abdullah bin Ayyaş'dan:

"Ömer, bana devletin esir aldığı cariyelere (zina yaptıkları zaman) şer'î cezayı uygulamamı emretti. Ben ve Kureyş'len bir grup, zina ettiklerinde onlara ellişer değnek vuruyorduk." [Mâlik]

5368- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, kölenin şer'î cezasını, hürünkinin yansıyla; mesela bekâr olarak zina, iftira, şarap içme cezasında olduğu gibi (bu tür hadlerde hep yarısıyla) hükmetti." |Re/în|

5369- Safiyye bini Ebî Ubeyd'den: "Beşle bir ganimet kölelerinden tasarrufu

Hz. Ömer'e ait olan bir erkek köle, yine beş­te bir ganimet payından olan bir dişi köle ile cinsel ilişki kurdu. Erkek, o cariyenin kızlık zarını giderene kadar onu zorladı. Bunun üze­rine Hz. Ömer, o erkek köleye zina yapma ce­zası olan haddi (deyneklemeyi) uyguladı ve o bölgeden altı ay süreyle sürgün etti. Ancak er­kek tarafından zorlandığı için o cariyeye dey-nek cezası uygulamadı." [BuhSrî]

5370- Vâil bin Hucr radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında bir kadın namaza gitmek üzere dı­şarı çıktı. Yolda ona bir adam rastladı, üzerine çullandı ve ırzına geçti. Kadın bağırınca, adam kaçıp gitti. Kadın Muhacirlerden bir grup insanlara raslladı ve 'Falan adam bana böyle yaptı' dedi. Koşup iddia ettiği adamı yakaladılar ve getirdiler. 'Bu mu yaptı?' diye sorduklarında: 'Evet' dedi. Bunun üzerine adamı alıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'c ilettiler, Onun recm edilmesini em­rettiğinde, esas bu İşi yapan adanı ayağa kalk­tı ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Bu işi ben yaptım' dedi. Bunun üzerine kadına: 'Haydi sen gide­bilirsin. Allah seni bağışladı' dedi. Adama da güzel söz söyledi; esas o işi yapan için ise: 'Haydi bunu recmedin!' buyurdu.

Sonra o adam için şöyle buyurdu: 'O Öyte bir tevbe etli ki, eğer Medine halkı bu îevbeyi yapsaydı hepsinden bu tevbe kabul edilirdi'."

[Tirmizî ve Ebû Dâvud]

5371- Abdü'l-Kerîm radiyallahu anh'dan: "Ali ve İbn Mes'ûd'un, zorla ırzına geçilen

kız hakkında, kanlarmdan birine verdiği meh-ri vermesine; dulda da mislinin mehri gibi me-hir verilmesine hükmettiklerini duydum."

|Taberânî, Mu'cemu '1-Kebîr'dcmun kufi' bir senedJe.J

5372- Diğer rivayet: "Zorla ırzına geçilen cariyeye eğer kız ise değerinin onda bîri, dul ise değerinin onda birinin yansı verilir" de­diler.

5373- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Hz. Ömer'e zina eden deli bir kadın geti­rildi; pek çok kimseler ile onun hakkında da istişare etli. Sonra onun recmedilmesini em­retti. Derken Ali rastladı ve: 'Nedir bunun (kadının) durumu?' diye sordu. 'Falanoğulla-rının deli kadınıdır. Zina etmiş de Ömer recm edilmesini emretmiş' dediler.

'Geri gönderin onu, cezayı uygulamayın!' dedi. Sonra gelip Ömer'e şöyle dedi:

'Ey Mü'minlerin emîri! Sen şu üç kişiden kalemin kaldırıldığını bilmiyor musun: İyile­şinceye dek deliden; uyamneaya kadar uyu­yan kimseden; akıl baliğ oluncaya kadar kü­çük çocuktan.'

'Evet" deyince; 'Öyleyse nedir bu kadının hali?'

'Hiçbir şey' dedi.

'Haydi kadını salıver!'dedi. Ömer de 'Af-lalıu Ekber!' diyerek onu yolladı." [Ebû D3vud|

5374- Diğer rivayet: "Hatırlamıyor musun Allah Resulü: 'Kalem kaldırılmıştır' buyur­du." Ve benzerini nakletti.

5375-  Ebû Ümâme b. Sehi radiyallahu anh'dan, o da Ensâr'dan olan bir sahâbîden:

"Onlardan bir adam hastalandı; zayıfladı bir deri bir kemik kaldı. Derken yanına birinin cariyesi girdi. Ona karşı heyecanlandı ve onunla cinsî ilişkide bulundu.

Sonra kavminden birtakım adamlar ziya­retine geldiler. Durumu onlara bildirdi ve 'Al­lah Resulüne sorun bakalım ne yapmam ge­rektiğini söylesin' dedi.

Gidip durumu Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem'e anlattılar. Dediler ki: 'Onun ka-

dar zayıf bir adam görmedik; bir deri bir ke­mik kalmış; onu sırtlayıp sana getirecek olur­sak kemikleri dağılır.' Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yüz tane ince dal alıp tek bir bağ yapıp onunla adama bir kere vurmalarını emretti." [Ebû Davudi

5376-  Nesâî'nin de zina yapan bir kötü-rüm hakkında benzeri bir rivayeti vardır.

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ona hurma sapı ile vurdu. Felçli olduğu için ona merhamet ederek canını acıtmadı."

5377-  Habîb bin Salim radiyallahu anh'-dan:

"Abdurrahman bin Huneyn adında bir adam, karısının cariyesiyle cinsî temasta bu­lundu. Davası, Küfe emiri olan Nu'mân bin Beşîr'e aksetti.

Şöyle dedi: 'Sana bir çözüm yolu bulaca­ğım. Eğer cariyesiyle ilişki kurmana müsaade etmiş, helâl kılmışsa, sana yüz deyııek vura­cağım. Yok eğer helâl kılmadı ise seni taşla recmedeceğim.' İnceleme sonunda hanımının müsaade etmiş olduğu meydana çıkınca Nu'mân ona yüz sopa vurdurdu."

[Tirmizî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.|

5378- Nesâî'nin rivayeti: Nu'mân dedi ki: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ka­rısının cariyesi ile cinsî temasta bulunan adam hakkında şöyle buyurdu: 'Eğer karısı ona bu­nu helâl etmişse yüz değnek vurun, eğer helâl etmemişse recm edin'."

5379-  Seleme bin el-Muhabbik radiyalla­hu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, karısının cariyesiyle cinsî ilişki kuran adam hakkında şu hükmü verdi: Eğer adam bunu zorla yapmışsa cariye hür olur ve ayrıca cari­yenin sahibesi olan kendi hanımına kıymeti olarak bir misli ödenir. Eeer carive kendi iste-

ğiyle yapmış ise, o kadın onun (adamın) olur ve sahibesi olan kendi hanımına onun bedeli­ni vermeye mecbur olur."

5380- Diğer rivayet: "Cariye ve cariyenin bir misli erkeğin malından alınır, cariyenin sahibesi olan kadına verilir."

|Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5381-  Hamza bin Amr el-Eslemî radiyal­lahu anh'dan:

"Ömer onu zekât tahsiline gönderdi. Ora­da bir adam hanımının cariyesiyle cinsel te­masta bulundu. Bunun üzerine Hamza adam­dan kefil (durumunu bildiren zabıt) alıp Ömer'in yanma gitti.

Ömer bu adama daha evvelce bekâr oldu­ğu zaman suçunu da itiraf ettiği için yüz değ­nek vurmuş idi. O adam zina ettiğini söyleyen topluluğu tasdik edip, suçunu itiraf etti. Hz. Ömer, onu cahillikle Özürlü saydı (ve ondan recm cezasını kaldırdı)." [Buhârî]

5382- el-Berâ radiyallahu anh'dan:

"Bir gün kaybolan devemi ararken, bir kaç atlı ellerinde sancak, Bedevilerden birinin evine girip boynunu vurdular. Suçunu sorun­ca, inen Nisa sûresinin içindeki 'Babalarını­zın nikahladıkları kadınları nikâh etmeyin' âyetini (Nisa, 22) bilip okuduğu halde, baba­sının karısıyla cinsî ilişki kurmuş' diye cevap verdiler."

5383-  Diğer rivayet: "Dayım Ebû Bürde beraberinde bir sancak bulunduğu halde bana uğradı.

'Böyle nereye gidiyorsun?' diye sordum; şu cevabı verdi: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beni babasının karısıyla cinsel iliş­ki kuran bir adama gönderdi, başını uçurup kendisine getirmemi emretti'."

5384- Diğer rivayette, "Dayımın" yerinde "Amcam" diye geçmektedir.

O rivayette ayrıca şöyle kaydedilmiştir: "Boynunu vurup malını almak için."

[Sünen ashabı]

5385- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim mahremiyle (nikâhı haram olan ya­kın akrabası ile) cinsî ilişkide bulunursa (ya da şöyle dedi); kim mahremi ile evlenirse onu öldürün," [Rezînl

5386- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Mahremi ile cinsî ilişkide bulunan cen­nete girmez." [TaberSnî, Mu'cemu'l-Kebtr'dû.)

5387- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Sizden biriniz döverken, yüze vurmaktan kaçınsın!" |Ebû DâvudJ

Derim ki: Cihad bölümünde Buhârî ile Müslim bunu şu lafızla rivayet ettiler: "Biri­niz kardeşiyle çarpıştığı zaman, yüze (vur­maktan) uzak dursun." Böylece doğru olan hadisi üç imamın da rivayet etmiş olmasıdır.

5388- Amr bin Meymûn radiyallahu anlı'-dan, dedi ki:

"Cahiliye döneminde zina eden bir may­munun başına üşüşüp onu recin eden birtakım maymunlar gördüm; ben de onlarla beraber onu recmettim."

Bu hadis, Buhârî'nin İbn Mes'ûd ed-Dı-maşkî ihtisarında yer almıştır.

Humeydî diyor ki: "Bu rivayeti araştırdık nüshaların birinde 'Eyyâm-ı CahiJiyet' bölü­münde bulduk. Herhalde bu, Buhârî'nin kita­bına sonradan sokulan hadislerdendir.

el-Humeydî diyor ki: "Bu hadis, Buhâ­rî'nin et-Tarihu'l-Kebîr adlı eserinde 'zina eden' kelimesi olmadan vârid olmuştur. Eğer bu ilave ibare sahih ise, bunu Buhârî sırf, Amr bin Meymûn'un cahiliyette kapıldığı zannı nazarı İtibara almadan cahiliye devrini idrak ettiğini belirtmek için zikretmiştir."

 

KİTAB EHLİNE, LIVATADA, HAYVANLA YAPILAN TEMASTA UYGULANACAK ŞER'Î CEZA VE İFTİRA ATANA DOĞRULUĞUNU İSBAT EDEMEDİĞİ TAKDİRDE UYGULANACAK OLAN ŞER'Î CEZA

 

5389- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Yahudiler Peygamber sallallahu aleyhi

ve sellem'e gelip kendilerinden bir erkekle bir kadının zina ettiklerini söylediler. Onlara sor­du:

Recm hakkında siz Tevrat'ta ne görüyor­sunuz?'

'Onları teşhir ederiz; dayak atarız'."

5390-  Diğer rivayette: "Yüzlerini siyaha boyarız; rezil ederiz" dediler. Şöyle buyurdu: "Eğer doğru söylüyorsanız getirin ve okuyun Tevrat'ı!" |Buhârîile Müslim-l

5391- Diğer rivayet: "Yüzlerini siyaha bo­yarız, kendilerini (eşek) üzerine bindirir, yüz­lerini birbirlerine ters döndürerek sokak so­kak dolaştırırız. Bunun üzerine Abdullah bin Selâm şöyle dedi: 'Yalan söylediniz. Tevrat'ta recm vardır. Tevrat'ı getirin bakalım.1 Getirip yaydılar, açıp baktılar. Bir tanesi elini recm âyetinin üstüne koyup kapattı, bîr önceki âyetle bir sonraki âyeti okudu.

Abdullah bin Selâm ona: 'Kaldır elini!' diye seslendi. Kaldırdı ve recm âyeti göründü, bunun üzerine 'Abdullah bin Selâm doğru söyledi, Tevrat'ta recm ayeti vardır, ey Mu-hammcd!' demekten başka söyliyecek bir şey bulamadılar.

Ondan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onların recm edilmesini emretti. Adam, taşın kadına değmemesi için üzerine abanıp onu koruyordu."

5392-  Diğer rivayet: "Yahudilerden bir grup gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'i Kuff vadisine davet eltiler. Onların ders okudukları eve geldi. Dediler ki:

'Ey Ebû'l-Kâsım! İçimizden bir adam bir kadınla zina etli. Aralarında hükmet.' Pey-

gamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bir min­der koydular. Üzerine oturup 'Bana Tevrat' ı getirin!' dedi. Altından minderi çekti, Tevrat'ı onun üstüne koydu ve şöyle dedi: 'Sana da iman ettim, seni indirene de iman ettim.' On­dan sonra: 'Haydi en. bilgininizi getirin!' de­di." Yukardakinin benzerini zikretti.

[Nesâî hariç, altı hadis imamı.|

5393- Ebû Dâvud, Ebû Hureyrc radiyalla­hu anh'dan:

"Yahudilerden bir adam, bir kadınla zina etti. Biri öbürüne dedi ki: 'Haydi şu yeni gön­derilen peygambere gidelim. Çünkü onun di­ni zor değildir, kolay ve hafiftir. Eğer bize recmin dışında bir yol gösterirse, kabul ederiz ve yarın kıyametle onu delil gösteririz, 'Bize bu fetvayı veren senin peygamberlerinden bir peygamberdir' deriz.1 Hemen Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem'e geldiler ve: 'Ey Ebû'l-Kasım! Zina eden adamla kadın hak­kında ne dersin?' diye sordular."

Ders yaptıkları eve gelip kapısında durun-caya kadar onlarla konuşmadı.

Sonra kapının yanında durarak 'Tevrat'ı Musa'ya gönderen Allah aşkına doğru söyle­yin, siz bu hususta Tevrat'ta ne buluyorsunuz? Zina eden evli. insanlar hakkında o ne diyor?' deyince, 'Yüzü kömürle boyanır, lecbîye edi­lir, sonra da sopa vurulur' dediler.—lecbiye: Zina eden erkekle kadın ters yüz bir eşeğe bindirilir, sokak sokak dolaştırılıp teşhir edi­lir, demektir.— Onlardan bir genç ses çıkar­madı, sustu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce andını daha da şiddetlen­dirdi. Bunun üzerine genç şöyle dedi: 'Aila-hım, zor durumda kaldık! Eğer bize sorarsan, evet biz Tevrat'ta recm cezasını görüyoruz.* Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Öy­leyse daha önce neden tevile kalkışıp ruhsat tarafına yöneldiniz?" diye sorunca, şu cevabı verdi: 'Krallarımızdan birinin yakını zina etti. Onu recmetmedi. Sonra normal vatandaş zina ettiğinde, ona recm uygulamak isteyince, ta-

raftarları ayağa kalktılar, evvelâ sen kendi ak­rabanı recm edeceksin; sonra bizim adamımı­zı dediler. Bunun üzerine böyle bir cezalan­dırma yolu bulup, aralarında anlaştılar ve taş­lama cezasını kaldırdılar.'

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu: 'Ben size Tevrat'ta bulunan hükme göre muamele ederim.' Hemen emir verdi; erkek de kadın da recmedüdiler."

Zühri der ki: Bize ulaştığına göre şu âyet onlar hakkında inmiştir: "Tevrat'ı biz indir­dik, orada hidayet ve nur vardır. Allah'a tes­lim olan peygamberler onunla amel ederler." (M aide, 44). İşte Allah'ın Resulü de o pey­gamberlerdendir.

5394- Ebû Dâvud, Câbir'den:

"Yahudiler, içlerinden zina eden bir erkek­le bîr kadını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirdiler. Şöyle buyurdu: 'içinizden bana en bilgili iki adamı getirin.' Sûriyâ'nın iki oğlunu getirdiler. Onlara yemin verdirip: 'Tevrat'ta bu iki kişinin irtikâp ettikleri suç hakkında ne buluyorsunuz?' diye sordu.

Dediler ki: 'Tevrat'ta şunu buluyoruz: Eğer dört kişi, onun zekerini kadının fercinin içinde, tıpkı milin sürmedanlık içine girip çık­tığı gibi, gördüklerine şahitlik yaparlarsa her ikisi de recm edilirler.'

'Peki neden o ikisini recm etmiyorsunuz öyleyse?' diye buyumnea:

'Gücümüz, kuvvetimiz gitti, zâııüeri Öl­dürmek suretiyle sayımızın azalmasını isle­medik' dediler. Bunun üzerine Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem şahitleri çağırdı. Dört kişi gelip erkeğin zekerini kadının fercinin içinde tıpkı milin sürmedanlığın içine girip çıktığı gibi, gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların recmedilmelerini emretti."

5395- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Lut kavminin o çirkin işini yapanları görürseniz, hem yapanı, hem de yaptıranı öldürün." [İTirmizî ve Ebû Dâvud. |

5396- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Ali böyle yapa» iki kişiyi ateşle yaktı,

Ebû Beki- ise üzerlerine duvar yıktırdı," İRezînl

5397- İbn Abbâs ve Ebû Hureyre radiyal­lahu anh'dan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Lüt kavminin o çirkin işini yapan mel'undur." [İkisi de Rezîn'e aittir.J

5398- Osman radiyallahu anh'dan: "Kureyş'ten bü' oğlan köle ile ilişki kuran bir adam getirildi. Osman sordu:

'Bu adam evli midir?'

'Bir kadınla evlendi, fakat onunla henüz zifafa girmedi' dediler. Ali Osman'a şöyle de­di: 'Eğer zifafa girseydi ona recm uygulanır­dı, girmediği (bekâr olduğu) için ona kamçı­lanma cezasını uygulayın!"

Ebû Eyyûb dedi ki: "Ben tanıklık ederim ki, Ebû'l-Hasan'ın (Hz, Ali'nin) söylediği bu hükmü ben Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den duydum. Bunun üzerine Osman, o adama tam ıkiyüz kamçı vurulmasını emretti."

5399- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Ümmetim hakkında en korktuğum şey, Lût kavminin o (iğrenç) amelidir." |Tirmizî|

5400- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu:)

"Bir erkekle temas kuran ya da kadına dübüründen ulaşan adamın yüzüne Allah ke­sinlikle bakmaz." [İkisi de Tirmİ/.î'ye aittir.|

5401- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim hayvanla cinsî ilişki kurarsa onu ve onunla beraber hayvanı da öldürün!"

İbn Abbâs'a: "Neden hayvan öldürülsün ki?" denildi. Şöyle dedi:

"Bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den bir şey duymadım; tahminimce hayvana bu fiil yapıldığı halde etinin yenme­sini ve ondan yaraiianılmasını hoş görmedi."

[Tirmizî ve Ebû Dâvud]

5402- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Hayvanla temas edene şer'î ceza yoktur." [İkisi de Timıizî ile Ebû Davud'a aittir.)

5403- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Benim suçsuz olduğumu belirten âyetler

inince. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem minbere çıkıp durumu hatırlattı ve ilgili âyet­leri okudu, sonra indi, İftira eden o iki erkek­le bir kadını çağırtıp üzerlerinde (seksen değ­nek) olan kazif cezasını uygulattı."

5404- Diğer rivayet: "Bunlar (cezayı alan­lar) Hassan bin Sabit, Mistah bin Üsâse ve Hamne bİnt Çalış idiler." |Ebû Dâvud]

5405- Ebû'z-Zinâd radiyallalıu anh'daıı: "Ömer b. Abdilaziz radiyallahu anh, bir if­tira yüzünden bir köleye seksen değnek vurdu.

Bu hususu Abdullah bin Âmir'e sorunca, şöyle dedi: Ömer bin el-Hattâb'a, Osman'a ve

diğer halifelere eriştim; hiçbirinin köleye kırk değnekten fazla ceza uyguladıklarını görme­dim." [Mâlik.]

5406- Amre bint Abdurrahman radiyalla­hu anhâ'dan:

"Ömer'in zamanında iki adam birbirlerine sövdü; biri diğerine hitaben şöyle dedi: 'Val­lahi babam zina eden değildir, annem de fahi­şe değildir.'

Ömer bu hususta (arkadaşlarına) danıştı. Biri şöyle dedi:

'O(bu sözlerle) annesini ve babasını öv­müştür.' Diğeri ise şu cevabı verdi:

'Anne ve babasını Övecek bundan başka söz bulabilirdi.' Bunun üzerine Ömer ona seksen değnek vurarak iftira cezasını 'onun sırtında' uygulamış." |İkisi de Mâlik'e aitiir]

5407- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahıı aleyhi ve sellem

buyurdu:)

"Bir adam, Öbürüne: 'Ey Yahudi!' derse, ona yirmi kamçı vurun! Eğer 'Ey Muhannes (kadınlasmış),' derse ona da o kadar vurun! Kim bildiği halde, mahremi ile cinsî ilişkide bulunursa onu öldürün!" [Tirmizî]

 

HIRSIZLIĞIN ŞER'I CEZASI VE ŞER'Î CEZASI OLMAYAN HIRSIZLIK

 

5408- Aişe radiyallahu anhâ'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in

zamanında, hırsızın eli, türs veya cehafe denilen kalkanın değerinden daha düşük bir eşya için kesilmezdi. Kalkan ise. türs veya ha-cel'e diye iki çeşitti."

5409-  Diğer rivayet: "El, ancak kalkanın değeri kadar bir mal çalındığı zaman kesilir ki, kalkanın değeri, çeyrek dinardır,"

|Altı hadis İmamı.|

5410- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, fiyatı üç dirhem olan kalkanı çalan hırsızın elini kestirmiştir."

jİkisi de altı hadis imamına aitlir.j

5411 - Amre bini Abdirrahman radiyallahu anhâ'dan:

"Osman'ın zamanında bir hırsız bir ağaç kavunu çaldı.

Osman onun ne kadar para yapacağını sordu. Bir dinarın on iki dirhem olacağını he­saplayarak, onun fiyatının üç dirhem olduğu­nu söylediler. Bunun üzerine Osman, o hırsı­zın elini kesti." [Mâlik.]

5412- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah hırsıza lanet eylesin! Bir yumurta­yı çakır da eli kesilir; ipi çalar da eU kesilir."

el-A'meş der ki: "Buradaki yumurtadan muradın demir topağı olduğunu, bazı iplerin de üç ve daha fazla dirhem ettiği görüşündey­diler." IBuhârî. Müslim ve Nesâî.]

5413-  Ebû Ümeyyc el-Mahzûmî radiyal­lahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bir hırsız getirildi, yanında çaldığı eşya bulu­namadı, fakat suçunu itiraf etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sordu:

'Sen çaldın mı?'

'Evet" dedi. Ona aynı soruyu iki ya da üç kere tekrarladı, her seferinde itiraf etti. Ondan sonra emretti, eli kesildi, sonra huzura çağırıl­dı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: 'Allah'a tevbe et, günahının bağışlanma­sını dile!' dedi. Adam da: 'Allah'a tevbe edi­yor ve mağfiret diliyorum' dedi. Bunun üzeri­ne Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de üç kere: 'Allahım, onun tevbesİni kabul et!' diye dua etti."

[Nesâî ve aynı lafızla Ebû Dâvud.]

5414- Âişe radiyallahu anhâ'dan: "Hırsızlık yapan Mahzumî bir kadının du­rumu Kureyş'i oldukça üzdü.

Dediler ki: 'Bu hususta Allah Resulü sal­lallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşacak?'

"Buna Usâme'den başkası cesarel ede­mez. Çünkü onu pek seviyor' dediler.

Üsâme konuyu ona açıp konuşunca, Rcsû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: (Benimle) 'Al­lah'ın cezalarından bir ceza hususunda mı konuşuyorsun'/' Sonra kalkıp şöyle hitap etti:

'Sizden öncekilerin helak olmalarının se­bebi şu idi: Onlardan üst düzeyde biri hırsızlık yaptığı zaman onu serbest bırakırlardı, güç­süzleri hırsızlık ettiğinde hemen şer'î cezayı uygulayıp elini keserlerdi. Allah'a yemin ede­rim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı onun da elini mutlaka keserdim''."

5415-  Diğer rivayet: "Fetih gazvesinde hırsızlık yapan kadının durumu Kureyş'i son derece üzdü."

5416-   Başka rivayet: Affedilmesi için Üsâme onunla konuştu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellcm'in yüzünün rengi birden attı. Ve şöyle buyurdu: 'Allahın cezalarından biri hakkında şefaat mı ediyorsun?'

Bunun üzerine Üsâme: 'Ey Allah'ın Resû-lü! Benim için bağışlanma dile!'dedi.

Bu rivayette ayrıca şöyle geçiyor: 'Sonra emretti, o kadının eli kesildi.'

Âişe dedi ki: Ondan sonra kadın tevbe etti, durumu düzeldi ve evlendi. Ondan sonra gelirdi ve işini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e iletirdim ve işi görülürdü."

5417-  Diğer rivayet: "Bir kadın birtakım insanların bilgisi dahilinde bir seneye kadar bir bilezik Ödünç aldı. Kadın sonra o bileziği sattı. Yakalanıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirildi. O da onun elinin derhal kesilmesini emretti."

5418-  Diğer rivayet: "Mahzumî olan ka­dın kullanmak için Ödünç eşya aldı, sonra al­dığını inkâr etti. Bu sebeple Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem, onun elinin kesilme­sini emretti." [Mâlik hariç, ulu hadis imamıl

5419- İbnAmr bin el-Âs radıyallahu anh'-dan;

"Muzeyne'den bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi:

'Ey Allah'ın Resulü! Dağda yayılan dava­rı çalan hırsız hakkında ne dersin?'

Şöyle buyurdu: 'Çaldığını ve bir o kadar da bedelini öder; ayrıca cezaya da çarptırılır. Otlaklarda yayılmakta olan hayvanlarda çal­ma olaylarında hiçbir şekilde el kesme Lazım gelmez. Ağıldan çalınıp da değeri, kalkan pa­rasına ulaşırsa olursa eli kesilir. Kalkanın de­ğerine ulaşmazsa bedelinin iki mislini öder, ayrıca te'dib dayağı atılır.'

Dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü, ağaçtaki meyvenin çalınması hakkında ne dersin?'

Şöyle buyurdu: 'O, kopardığını ve onunla beraber bir misli bedelini öder ve ayrıca ce­zalanır.

Ağaçtaki meyvede el kesme yoktur. Şayet sergi yerine konduktan sonra çalıntrsa, bede­li bir kalkan değerine ulaşırsa o zaman el ke­silir. Ulaşmazsa iki misli bedeli ödettirilir. Te'dib için de ceza verilir'." [Sünen ashabı]

5420- Râfi' bin Hadîc radiyallahu anh'dan: "O, hurma fidanı çalan bir kölenin elini kesmek isteyen Medine emîri Mervan'a şöyle dedi: 'Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'in şöyle buyurduğunu duydum: 'Ağaçta­ki meyve ve hurma çiçeğini çalmaktan dolayı (el) kesmek yoktur." Bunun üzerine Mervan kölenin serbest bırakılmasını ve sırtına da bir­kaç kamçı vurulmasını emretti." [Mâlik ve siinen ashabı.]

5421- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Hâinin, kapkaççının (yağmacının) ve yankesicinin eli kesilmez." [Tirmizî ve Nesâî.]

5422-   Abbâd bin Şurahbîl radiyallahu anh'dan:

"Bir kıtlık senesinde açlıkla karşı karşıya kaldım, Medine bostanlarından birine girdim, bir başak ufalayıp yedim, birazını da kucağı­ma aldım. Sahibi gelip beni yakaladı ve döv­dü. Elbisemi de alıp doğru Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem'e götürdü. Ona olayı anlatınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem adama şöyle buyurdu: 'Cahilse öğretme­din, açsa doyurmadın ya da acıkmışsa doyur­madın.' Ona emretti; elbisemi geri verdi, üste­lik bir ya da yarım vaşak buğday verdi."

|Ebû Dâvııd ve Nesâî.]

5423- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kimse, kimsenin izni olmadan hayvanım sağmasın. Sizden biriniz dolabının kilidinin parçalanmasını, yiyeceklerinin dağılmasını ister mi?

İşte hayvanlarının mememeleri de sahip­lerine onların yiyeceklerini depoluyor. Onun için hiç kimse, kimsenin hayvanını, izni olma­dan asla ve kesinlikle sağmasın!"

[Buhârî, Müslim, Mtıvatlâ ve Ebû Dâvucl.]

5424- Semure radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;)

"Biriniz bir koyun ve deve gibi hayvan sürüsüne geldiği zaman, eğer sahibi yanında ise, sağmak için izin istesin, izin verirse sağıp içsin. Eğer orada kimse yoksa, üç kere seslen­sin. Eğer cevap gelirse, izin istesin; cevap gelmezse ihtiyacı kadar sağıp içsin, yanında alıkoyup götürmek için fazla sağmasın." [Ebû Dâvud ve Tirmizîj

5425- Râfi bin Amr radiyallahu anh'dan: "Bir Ensârlmın hurma ağacına hurma dü­şürmek için taş atıyordum. Beni yakalayıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e ilet­tiler, bana sordu:  'Ey Râfi'.' Onların hurma ağaçlarını neden taşlıyorsun?'

'Açlıktan ey Allah'ın Resulü' deyince Şöyle buyurdu:

'Taslama, yere düşenleri ye! Allah seni doyursun ve (suya) kandırsın'."

5426-  Diğer rivayetle:  "Allahıfn! Onun karnını doyur!" diye geçmektedir. |Her ikisi de Ebû Davud'a aittir.]

5427- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim bir bostana girerse yesin, kucağına doldurmasın!" [Tirmizî]

5428- İbn Ömer radiyallahu anh'dan: "Bir adam Ömer'e kölesini getirip: 'Ey

Ömer! Bunun elini kes! Çünkü o eşimin ayna­sını çaldı.'dedi. Ömer şöyle cevap verdi:

Onun eli kesilmez; çünkü o sizin hizmet-çinizdir, malınızı almıştır (başkasının malını değil)." [Mâlik.]

5429- Câbir radiyallahu anh'dan:

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e bir hırsız getirdiler; "Onu öldürün" buyurdu.

"Ey Allah'ın Resulü! O sadece çaldı" de­diler. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Onun elini kesin!" Eli kesildi.

Sonra aynı hırsız ikinci kez getirildi, "Onu öldürün!" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! O sadece çaldı" dediler." Öyleyse onun ayağım kesin!" buyurdu.

Sol ayağı kesildi. Üçüncü defa gelirdiler: "Onu öldürün" dedi.

"Ey Allah'ın Resulü! O sadece çaldı" de­diler. "Öyleyse elini kesin!" buyurdu ve sol elini kestiler.

Aynı hırsızı dördüncü kez getirdiler. "Onu öldürün!" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! O sadece çaldı," dediler. Öyleyse öbür ayağını kesin" buyurdu; hemen sağ ayağını kestiler.

Beşinci defa getirdiler. "Onu öldürün!" buyurdu, götürüp onu öldürdük, sonra onu sü­rükleyerek bir kuyuya attık, üzerine de taşlar atarak üstünü kapattık." Ebû Dâvud. Nesâi de benzerini rivayet edip "isnadı münkerâk" dedi.

5430- el-Kâsım bin Muhammed radiyalla­hu anh'dan:

"Yemen ahalisinden bir adamın eli ve aya­ğı kesildi. Medine'ye gelip: Ebû Beki''e: 'Ye­men valisi bana zulmedip elimi ayağımı kes­ti.' diye şikayet etti ve Ebû Bekir'e misafir oldu. Bu adam gece namazı da kılıyordu. (Bunu görünce) Ebû Bekir: 'Yemin ederim ki senin gecen hırsızın gecesi gibi değil.' dedi. O gece Ebû Bekir'in karısı Esma bint Umeys'in bilezikleri kaldığı evin bir köşesine (sırf onu denemek için) kondu ve bilezik kayboldu.

Gece namazını da ihmal etmeyen bu adam onlarla beraber bileziği ararken ' Allahım! Sa­lih bir adamın mütevazi evindeki kişiyi sana havale ediyorum —kendini kastediyor—" Sonra bilezikler bir kuyumcuda bulundu. Ku­yumcu bunları eli ayağı kesilmiş bir adamın saltığını söyleyince, derhal onu sorguya çekti­ler. O suçunu kabul edip itiraf etti ya da şahit­le isbat edildi. Bunun üzerine Ebû Bekr em­retti; sol tarafı da kesildi. Ebû Bckr bunun üzerine şöyle dedi: 'Bana onun kendi nefsine bedduası, hırsızlıktan daha zor ve ağır geldi'."

5431- Yahya bin Abdirrahman radiyallahu anh'dan:

"Hâtib'in köleleri, Müzeyne'den bir ada-

mm devesini çalarak boğazladılar. Dava Ömer'e İntikal edince, Kesîr bin es-Salt'a on­ların ellerini kesmesini emretti. Sonra Ömer (bu kararından vazgeçerek) şöyle dedi: 'Sanı­rım onları aç bırakıyorsun,' Hz. Ömer devam­la 'Vallahi sana allından kalkamayacağın bir şekilde ödettireceğim.' dedi. Sonra Müzey-ne'den olan adama dedi ki:

'Deven ne kadar yapar'?' Adam dedi ki: 'Vallahi ben dÖrtyüz dirhemden az kıymet bi­çecektim.' Ömer (hatibe hitaben) şöyle dedi: 'Ona sekizyüz dirhem ver!1"

5432- Nâfi' radiyallahu anh'dan:

"İbn Ömer'in kölesi kaçak iken hırsızlık yaptı, eli kesilmek üzere Medine valisi olan Saîd İbni'1-Âs'a gönderildi.

Saîd dedi ki: 'Kaçak kölenin eli kesil­mez.' İbn Ömer şöyle dedi:

'Bunu Allah Kitabının hangi yerinde bul­dun?' Sonra İbn Ömer emrelli ve onun eli ke­sildi. Ömer bin Abdi'1-azîz de böyle hüküm verdi." [Mâlik.|

5433- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Köle çaldığı zaman bir neş (yirmi dir­hem) karşılığında dahi olsa onu satın!"

|Ebû Dâvud ve Nesâî.]

5434- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Humus (beşte bir) kölelerinden biri hu­mus (beşte bir) malından çaldı. Davası Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem'e iletildi, onun elini kesmedi. Şöyle buyurdu: 'Onlar Allah' in malıdır. Birbirlerini çaldılar'."

|İbn Mâce zayıf bil senedle.]

5435-   Ezher bin Abdillah radiyallahu anh'dan:

"Kelâ kabilesinden birtakım insanların

malları çalındı. Dokumacılardan birtakım in­sanları ilham eltiler. Onları alarak Nu'mân bin Beşîr'e getirdiler. Nu'mân onları birkaç gün hapsetti. Sonra serbest bıraktı. Dediler ki: 'Onları döğmeden ve azarlamadan serbest bı­raktın!' Şu cevabı verdi:

'İsterseniz onları döveyim, eğer malınız çıkarsa ne âlâ, çıkmazsa sırtınıza onlara vur­duğum kamçı sayısınca vururum.' Dediler ki: 'Bu senin hükmün müdür?'

'Bu Allah ve Resulünün hükmüdür' dedi."

|Ebû Dâvud ve Nesâî.] .

5436- Ebû Zer radiyallahu anh'dan:

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem beni çağırdı; "Buyur!" dedim. Şöyle buyurdu:

"İnsanlar kitleler halinde ölüp ev (yani mezar) köle karşılığında temin edilince halin nice olur?"

"Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedim.

"işte o zaman her zamankinden daha çok sabretmelisin."

Hammâd der ki: '"Nebbâşın (kefen soyu-cunun) eli kesilir; çünkü o ölünün evi olan kabre girmiştir' diyenler Allah Resulünün az önce geçen hadisini delil göstermişlerdir."

5437- Abdurrahman bin Avf radiyallahu anh'dan:

(Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Üzerinde şer'î ceza uygulanan hırsız ar­tık çaldığım ödemez." [Nesâî]

5438- Üseyd bin Hudayr radiyallahu anh'­dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çalman malını itham edilen (mesela hırsızın sattığı) bir adamın elinde bulan şahıs hakkın­da şöyle hüküm vermiştir: Mal sahibi isterse onu (adamın hırsıza ödediği) bedel karşılığın­da adamdan satın alır, isterse hırsızın peşine düşüp onun yakasına yapışır. Ebû Bekr İle Ömer de böyle hüküm verdiler."

[İkisi de Nesâî'ye aittir.]

5439- Fadâle radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e

bir hırsız getirildi, eli kesildi; sonra emretti de kesilen eli boynuna asıldı." [Sünen ashabı]

5440-  Büsr bin Ertâte radiyallahu anh'­dan:

(Allah Resulü sallaJlahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Seferde (vaki olan hırsızlıklarda) eller kesilmez." [İkisi de sünen ashabına aittir.}

5441- eş-Şa'bî radiyallahu anh'dan:

"İki adam bir adamın hırsızlık yaptığına dair tanıklık ettiler. Ali onun elini kesti. Son­ra başka birini getirip 'Esas hırsız budur. Öte­kinde biz yanılmışız' dediler. Ali bunun üzeri­ne onlann şahitliğini reddetti ve birincisinin diyetini onlara ödetti, ayrıca şöyle dedi: 'Eğer bunu kasten yaptığınızı bilsem, ikinizin de elini keserdim'." [Buharı bir bâb başlığında]

 

ŞARAP İÇMENİN ŞER'Î CEZASI

 

5442- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

şarap (içki) içeni hurma çubuğu ve ayakkabılarla dövmüştür. Ebû Bekr ise kırk celde İle cezalandırmıştır."

5443- Başka bir rivayette: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e şarap içen bir adam getirildi, onun sırtına kırk defa hurma çubuğu vurdu. Ebu Bekr de aynısını yaptı; Ömer halife olunca, bu mese­leyi insanlar ile görüştü; Abdurrahman bin Avf dedi ki:

Şer'î cezaların en hafifi seksen sopadır. Bunun üzerine Ömer bunu emredip uygula­dı." [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî.]

5444-  Mâlik, Sevr bin Zeyd'den: "Ömer, şarabın şer'î cezası hususunda istişare etti. Ali şöyle dedi: 'Ona seksen sopa vurmanı uygun görüyorum; çünkü kişi İçtiği zaman sarhoş olur, sarhoş olduğu zaman saçmalar, saçmala­dığı zaman ise iftira eder (iftiranın cezası sek­sen kamçıdır).' Bunun üzerine Ömer ona sek­sen sopa vurdu."

5445- Abdurrahman bin Ezher radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem'e, Huneyn'de iken şarap içen adam ge­tirildi. Yüzüne bir avuç toprak attı, sonra as­habına emretti, pabuçları ve ellerine geçir­dikleri şeylerle onu, (tâ ki Peygamber) onla­ra 'Yeter artık bırakın!' deyinceye kadar dövdüler.

Sonra Ebû Bekr şarapta kırk sopa vurdu, Ömer de halifeliğinin başlangıcında kırk sopa vurdu. Hilâfetinin sonlarına doğru ise seksen sopa vurdu.

Osman ise her iki haddi (cezayı yani hem kırk, hem de seksen) uyguladı. Muâviye ise seksende karar kıldı." |Ebû Dâvud|

5446- Muâviye radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim şarap içerse, kamçılayın, dördüncü seferinde ise öldürün."

|Ebû Dâvud ve aynı lafızla Tirmizî. |

5447- Kabîsa radiyallahu anh'dan: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kim şarap içerse, ona sopa vurun. Tek­rar içerse, tekrar sopa vurun, tekrar içerse tekrar vurun! Üçüncüsünde ya da dördüncü­sünde tekrar içerse Öldürün." Şarap içen bir adam getirildi. Ona sopa vurdurdu, aynı adam tekrar getirildi, tekrar vurdurdu, tekrar getiril­di tekrar vurdurdu.

Tekrar getirildi tekrar sopa vurdurdu. Böylece ruhsat olsun diye öldürmeyi kaldırdı.

|Ebû Dâvud]

5448- es-Sâib bin Yezîd radiyallahu anh'dan:

"Ömer dedi ki: 'Falan kimse şarap koku­yor. —Oğullarından birini kastediyor— Talâ (sarhoş yapacak dereceye gelmeyen üzüm su­yu) içtiğini iddia ediyor. Şimdi soracağım, eğer bu sarhoş yapıyorsa onu kamçılayaca­ğım.' Sordu; sarhoş yaptığını söylediler. Bu­nun üzerine onu kamçıladı. Hem de tam ola­rak." [Mâlik.]

5449- Ncsâî, Utbc bin Farkad'dan: "Ömer'in içtiği hurma suyu sirke haline

dönüşmüştü. Bunu rivayetin sıhhatine bir ön­ce geçen es-Sâib hadisi delâlet etmektedir: 'Filandan bir koku hissettim'."

5450- Huseyn bin el—Münzir radiyallahu anh'dan:

"Osman'ın yanında hazır bulundum. Ya­nına Velîd getirildi. İki rekat sabah namazı kılmıştı. (Sarhoş olduğu için:) 'Daha da kıla­yım mı?1 dedi. İki adam onun (sarhoşluğu) hakkında şahitlik yaptı. (O iki şahitten biri

Humrân'dı.) Bir tanesi içki içtiğini söylerken, ötekisi de içtiğini kusarken onu gördüğünü söyledi. Osman: 'Tam anlamıyla içmeseydi onu kusmazdı' dedi.

(Osman) Ali'ye hitaben: 'Ey Ali, kalk onu kamçıla!' dedi. Ali de: 'Ey Hasan! Haydi sen kalk da onu kamçıla!' dedi. Bunun üzerine Hasan: 'Hilâfetin serinlik, afiyet ve iyilikleri­ne nail olan, onun sıcaklık, şiddet ve zorluk­larına da katlanmalıdır' şeklinde bir mesel söyledi. Sonra: 'Ey Abdullah bin Ca'fer! Kalk şuna şer'î cezayı sen uygula!' dedi. Kalktı ve ona kamçı vurmaya başladı. Ali de bir yandan sayıyordu. Kırka varınca: 'Bırak yeter!' dedi. Sonra şöyle dedi:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekr (bu gibi durumlarda) kırk kamçı vurdu. Ömer ise seksen kamçı vurdu. Bunla­rın hepsi sünnettir. Bu (kırk) benim için daha uygundur." [Müslim ve Ebû Dâvud.]

5451- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,

şarap içmede (miktarı belli) kesin bir ceza ta­yin etmedi. (İbn Abbâs) dedi ki: Bir adam iç­ti, sarhoş oldu ve yolda yalpalanmaya başladı. Onu alıp Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem'e götürmek istediler. Abbâs'ın evinin hi­zasına gelince, ellerinden kurtulup Abbâs'ın evine girdi. Oradan ayrılmadı. Bunu Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem'e anlattıkların­da güldü ve: 'Bunu (kaçma işini) yaptı mı?' diye sordu ve hakkında hiçbir şey emretme­di." |Ebû Dâvud]

5452- Ali radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Had vurdutluğum (kamçılattığım) kim­selerden biri ölecek olsa ben, içimde üzüntü duymam. Ancak sarhoşa had vurduğum da ölürse onun üzüntüsünü hissederim. Zira o (sarhoş)  ölecek  olursa  (yakınlarına)  diyet ödemem gerekir. Zira Allah'ın Resulü sallal­lahu aleyhi ve sellem, içkinin haddi hususun­da (kamçılamanın kesin miktarım) sünnet kıl-mamiştir." [Buharı, Müslim ve Ebû Dâvud.|

5453- İbn Şihâb (ez-Zührî)'den:

Ona, içki içen kölenin şer'î cezasını (had­dini) sordular. Şöyle dedi: "Bana ulaşan habe­re göre, içkide köle, hürün cezasının yansına çarptırılır. Ömer, Osman ve İbn Ömer, kölele­re içki içtiklerinde hüre uyguladıkları cezanın yansını uygularlardı." {Mâlik.}

5454- İbnü'I-Müseyyeb radiyallahu anh'-dan:

"Ömer, Rabîa bin Ümeyye'yi içki içtiği İçin Hayber'e sürdü; o da Bizans kralı Herak-lius'a katılıp hiristiyan oldu. Ondan sonra Ömer şöyle dedi: 'Artık bir daha hiçbir müs-lümanı sünnem'." [Nesâî.1

5455- Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellern'in zamanında bir adamın ismi Abdullah, lâkabı Hımâr İdi. Bazen Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem'i güldürürdü. İçki içtiği için Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem ona kamçı cezasını uygulamıştı. Bir keresinde yine içmiş ve sarhoş olarak getirilmiş idt. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem emretti, kamçılan­dı. Bunun üzerine cemaatten bir adam:

'Allahım! Ona lanet et, amma da çok içi­yor ve cezalandırılıyor bu adam!' deyince, Al-!ah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Onu lanetleme! Bu adam hakkında bildiğim tek şey onun Allah ve Resulünü sev­miş olmasıdır'." |Buhârî|

5456- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e şarap içen bir adam getirildi. Şöyle buyurdu: 'Onu dövün!' Kimimiz onu ellerimizle, ki­mimiz pabuçlanmizla, kimimiz de elbisesi ile dövdü. Sonra: 'Onu ayıplayınız!' dedi. Ona dönüp: 'Allah'tan sakınmadın mı? Allah'tan korkmadm mı? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'den utanmadın mı?' dedik. O adam salıverilince oradakilerden biri: 'Allah seni rezil ve rüsvay elsin!' deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: 'Öyle demeyin! Ona karşı şeytana yardımcı olmayın. Lâkin şöyle deyin: Allahım ona acı, onun tevbesini kabul et!' [Buhârîve aynı lafızla Ebû Dâvud]

5457- Nu'mâıı bin Beşîr radiyallahu anh'­dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Kim şer'î cezayı (haddi) gerektirmeyen hususlarda şer'î cezayı uygularsa, o, haddi aşıp ileri gidenlerdendir."

[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'ât zayıf bit senedle.]

 

TAHRİC

==========================================

5179-5180-Bu hadisi Ahmed (II, 362, 402), Nesâî (kat'us-sârik 7, VIII, 73-4) ve İbn Mâce (no. 2583), Cerîr b. Yezîd an Ebî Zür'a b. Amr b. Cerîr an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc ettiler.

Cerîr b. Yezîd zayıf bir râvidir.

5181-Bu hadisi Buhârî (şirket 6, III, 111, lafız buraya ait; şehâdât 31, III, 164) ve Tirmizî (no. 2173), el-A'meş ani'ş-Şa'bî ani'n-Nu'mân asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5182-Mâlik (hudûd no. 12, s. 825), bunu doğrudan Zeyd'den ahzetmiştir. Mürseldir.

5183-Bu hadisi Tirmizî (no. 1424), Yezîd b. e. Ziyâd ani'z-Zührî an Urve an Âişe senedi ile tahrîc etti.

5184-Bu hadisi Şâfiî (Ümm VI, 132), Ebû Dâvud (no. 4375), İbn Hibbân (no. 94) ve Beyhakî (VIII, 334), Muh. b. e. Bekr. b. Amr b. Hazm an Amre an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5185-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4376), Dârekutnî (III, 113), el-Hâkim (IV, 383) ve Beyhakî (VIII, 331), İbn Cüreyc an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

İsnâdı hasendir.

5186-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4377), Müsedded an Yahya an Süfyân an Zeyd b. Eslem an Yezîd b. Nuaym an ebîhî senedi ile;

Mâlik (hudûd no. 3, s. 821), an Yahyâ b. Saîd an Saîd b. el-Müseyyeb senedi ile tahrîc ettiler.

5187-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 3597-8), Umâre b. Gaziyye an Yahyâ b. Râşid an İbn Ömer ile Matar el-Verrâk an Nâfi' an İbn Ömer tarikleriyle tahrîc etti.

5188-Bu mevkûfu Mâlik (hudûd no. 29, s. 835), an Rabî'a b. e. Abdirrahman ani'z-Zübeyr senedi ile tahrîc etti.

5189-Lafız Mâlik'e aittir. O bunu (hudûd no. 28, s. 834-5), ani'z-Zührî an Safvân b. Abdillah b. Safvân an Safvân b. Umeyye senedi ile tahrîc etti.

Ayrıca Ebû Dâvud (no. 4394), Nesâî (kat'us-sârik 5, VIII, 69) ve İbn Mâce (no. 2595), Simâk b. Harb an Humeyd b. uhti Safvân an Safvân b. Umeyye asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5190-Bu hadisi Buhârî (hudûd 42/3, VIII, 32), Müslim (hudûd no. 40, s. 1332-3), Ebû Dâvud (no. 4491-2), Tirmizî (no. 1463) ve İbn Mâce (no. 2601), Bukeyr b. Abdillah b. el-Eşacc an Süleymân b. Yesâr an Abdirrahman b. Câbir b. Abdillah an Hânî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5191-Bu rivayeti Buhârî (hudûd 42/2, VIII, 32), Amr b. Alî an Fudayl b. Sül. an Müslim b. e. Meryem an Abdirrahman b. Câbir ammen semia'n-Nebî senedi ile tahrîc etti.

5192-Bu hadisi Tirmizî (no. 2628), Ah. b. Abdillah el-Hemdânî an Haccâc b. Muh. an Yûnus b. e. ëshâk an Ebî İshâk an Ebî Cuhayfa an Alî senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi.

5193-Bu hadisi Buhârî (diyât 1/2, VIII, 35), İbnü'l-Medînî an İshâk b. Saîd b. Amr b. Saîd b. el-Âs an ebîhî an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.

5194-5195-Bu iki hadisi de Ebû Dâvud (no. 4270), Mü'emmel b. el-Fadl an Muh. Şuayb an Hâlid b. Dehkân an Abdillah b. e. Zekeriyyâ an Ümmi'd-Derdâ an Ebî'd-Derdâ ile Hânî b. Küls‍m an Mahmûd b. er-Rebî' an Ubâde b. es-Sâmit senedi ile tahrîc etti.

İlk rivayeti İbn Hibbân ve Hâkim de Sahîh'lerinde (Tergîb III, 395) ve ikinci rivayeti Diyâü'l-Makdisî Muhtâre'sinde tahrîc edip "râvileri güvenilir kimselerdir" dedi. (Feyd VI, 194).

5196-Bu hadisi Nesâî (tahrîmu'd-dem 2/5, VII, 83), el-Hasan b. İshâk an Hâlid b. Hudâş an Hâtim b. İsmaîl an Beşîr b. el-Muhâcir an Abdillah b. Büreyde an ebîhî senedi ile tahrîc etti.

5197-Bu hadisi Tirmizî (no. 1398), el-Hüseyn b. Hureys ani'l-Fadl b. Mûsâ ani'l-Hüseyn b. Vâkıd an Yezîd er-Rakkâşî an Ebî'l-Hakem el-Becelî an Ebî Saîd ve Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında garîb hükmü verdi.

5198-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2769), Muh. b. Huzâbe an İshâk b. Mansûr an Esbât el-Hemedânî ani's-Süddî an ebîhî an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

5199-Bu hadisi Buhârî (diyât 2/1, VIII, 35; i'tisâm 15, VIII, 151), Müslim (kasâme no. 27, s. 1303-4), Tirmizî (no. 2675) ve Nesâî (tahrîmu'd-dem 1, VII, 82), el-A'meş an Abdillah b. Murre an Mesr‍k an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5200-Bu hadisi Nesâî (tahrîmu'd-dem 2, VII, 82), İbr. b. el-Müstemir an Amr b. Âsım an Mu'temir an ebîhî ani'l-A'meş an Şakîk an Amr b. Şurahbîl an İbn Mes'ûd senedi ile tahrîc ettiler.

Râvileri güvenilir kimselerdir.

5201-Bu hadisi Buhârî (diyât 1/5, VIII, 35), Müslim (îmân no. 155, s. 95) ve Ebû Dâvud (no. 2644), Leys ani'z-Zührî an Atâ b. Yezîd an Ubeydillah b. Adî b. el-Hîyâr ani'l-Mikdâd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5202-Râvilerinden Esed b. Mûsâ, el-Ezdî'ye göre hâli mechûldür. Diğer râvi Mendel, hakkında ihtilaf olan bir râvidir. ...teki râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma‘ VI, 284).

5203-Bu hadisi Buhârî (diyât 6, VIII, 38), Müslim (kasâme 25-6, s. 1302-3), Ebû Dâvud (no. 4352), Tirmizî (no. 1402) ve Nesâî (tahrîmu'd-dem 5, VII, 90-1; kasâme 5, VIII, 13), el-A'meş an Abdillah b. Murre an Mesr‍k an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5205-Bu hadisi Ahmed (V, 362), Ya'lâ b. Ubeyd an Muh. b. Yezîd b. e. Habîb an Mersed b. Abdillah an raculin senedi ile tahrîc etti.

5206-Heysemî'ye göre râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma‘ VII, 299).

5207-Bu hadisi Nesâî (tahrîmu'd-dem 21, VII, 113), Ebû'l-Ahvas an Simâk b. Harb an Kâbûs b. Muhârik an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5208-Bu hadisi Tirmizî (no. 1466), Ah. b. Menî' an Ebî Muâviye an İsmaîl b. Müslim ani'l-Hasan an Cündeb senedi ile tahrîc etti.

Tirmizî, sahîh olanın Cündeb'in sözü olarak gelen olduğunu söylemiştir.

5209-Bu hadisi Buhârî (tıbb 56, VII, 32), Müslim (îmân no. 175, s. 103-4), Tirmizî (no. 2044-5), Ebû Dâvud (no. 3872) ve Nesâî (cenâiz 68, IV, 66-7), el-A'meş an Ebî Sâlih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5210-Bu hadisi Buhârî (cenâiz 84/2, II, 100), Ebû'l-Yemân an Şuayb an Ebî'z-Zinâd ani'l-A'rec an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

5211-5212-Bu hadisi Ahmed (IV, 312), Buhârî (enbiyâ 50, IV, 146), Müslim (îmân no. 180-1, s. 107), Ebû Ya'lâ (no. 1527), Taberânî (M. el-Kebîr no. 1664), İbn Hibbân (no. 5956-7) ve Beyhakî (VIII, 24), el-Hasan el-Basrî an Cündeb asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5213-5215-Bu hadisi Buhârî (cihâd 76, III, 226; mağâzî 38, V, 74, 76) ve Müslim (îmân no. 179, s. 106), Ebû Hâzım an Sehl b. Sa'd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5216-Bu hadisi Müslim (îmân no. 184, s. 108-9), Süleymân b. Harb an Hammâd b. Zeyd an Haccâc es-Savvâf an Ebî'z-Zübeyr an Câbir senedi ile tahrîc etti.

5217-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 3185), İbn Nufeyl an Züheyr an Simâk an Câbir b. Semure senedi ile tahrîc etti.

5218-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4496) ve İbn Mâce (no. 2623), Muh. b. İshâk ani'l-Hâris b. Fudayl an Süfyân b. ebî'l-Avcâ' an Ebî Şurayh asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5219-Bu hadisi Buhârî (diyât 8/2, VIII, 39) ve Nesâî (kasâme 27, VII, 36-7), İbn Uyeyne an Amr b. Dînâr an Mücâhid an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5220-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4539-40, 4591) ve Nesâî (kasâme 29, VIII, 40), Amr b. Dînâr an Tâvus an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5221-5222-Bu hadisi Müslim (kasâme 32-3, s. 1307-8), Ebû Dâvud (no. 4499-4500) ve Nesâî (kasâme 5, VIII, 13-18), Alkame b. Vâil an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5223-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4498), Tirmizî (no. 1407), Nesâî (kasâme 5, VIII, 13) ve İbn Mâce (no. 2690), el-A'meş an Ebî Sâlih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre isnâdı sahîhtir.

5224-Bu hadisi Tirmizî (no. 1399), Alî b. Hucr an İsmaîl b. Ayyâş ani'l-Müsennâ b. es-Sabbâh an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî an Surâka senedi ile tahrîc etti ve isnâdının Müsennâ sebebiyle sahîh olmadığını söyledi.

5225-Bu mevkûfu Buhârî (diyât 21, VIII, 42), Muh. b. Beşşâr an Yahyâ b. Saîd an Ubeydillah an Nâfi' an İbn Ömer senediyle tahrîc etti.

5226-Mâlik (uk‍l no. 13, s. 871), an Yahyâ b. Saîd an İbni'l-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti.

5227-5228-5229-Lafızlar Ebû Dâvud'a aittir. Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4515-8), Tirmizî (no. 1414) ve Nesâî (kasâme 9, VIII, 21), Katâde ani'l-Hasan an Semure asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî "hasen garîb" hükmü vermiştir.

5230-Bu hadisi Buhârî (ilm 39, I, 36; cihâd 171/2, IV, 30; diyât 31, VIII, 47), Tirmizî (no. 1412) ve Nesâî (kasâme 12, VIII, 237, Mutarrif ani'ş-Şa'bî an Ebî Cuhayfe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5231-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4530) ve Nesâî (kasâme 9, VIII, 19-20), Yahyâ b. Saîd an Saîd b. e. Ar‍be an Katâde ani'l-Hasan an Kays b. Ubâde senedi ile tahrîc etti.

5232-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4531) ve İbn Mâce (no. 2685), Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî senedi ile tahrîc etti.

5233-Mâlik (uk‍l no. 3, s. 851), bunu doğrudan Yahyâ'dan ahzetmiştir.

5234-Muvattâ, uk‍l 15/2, s. 872.

5235-Bu hadisi Ahmed (III, 171, 203), Buhârî (talâk 24, VI, 175; diyât 5, 8, VIII, 37-8), Müslim (kasâme 15, s. 1299), Ebû Dâvud (no. 4529), Nesâî (kasâme 11, VIII, 35), İbn Mâce (no. 2666), Tahâvî (Şerhu meânî'l-âsâr III, 179), İbn Hibbân (no. 5960), Dârekutnî (III, 168) ve Beyhakî (VIII, 42), Şu'be an Hişâm b. Zeyd an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5236-Bu rivayeti Abdürrezzâk (no. 10171, 18233, 18525), Ahmed (III, 163), Müslim (kasâme no. 16, s. 1299), Ebû Dâvud (no. 4528), Nesâî (tahrîmu'd-dem 9, VII, 100), Ebû Ya'lâ (no. 2818), Tahâvî (Şerhu Meânî'l-âsâr III, 181) ve Dârekutnî (III, 169), Ma'mer an Eyyûb an Ebî Kılâbe an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5237-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4586), Nesâî (kasâme 38, VIII, 52-3) ve İbn Mâce (no. 3466), İbn Cüreyc an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

İsnâdı hasendir.

5238-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4587), Muh. b. el-Alâ an Hafs an Abdilazîz senedi ile tahrîc etti.

5239-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4509), Abbâd b. el-Avvâm an Süfyân b. Hüseyn ani'z-Zührî an Saîd ve Ebî Seleme an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

5240-Bu mevkûfu Mâlik (akdiye no. 18, s. 737), an Yahyâ b. Saîd an İbni'l-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti.

5241-Bu hadisi Nesâî (kasâme 41/2-3, VIII, 53-4), es-Sevrî an Eş'as b. ebî'ş-Şa'sâ ani'l-Esved b. Hilâl an Sa'lebe asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5242-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4495) ve Nesâî (kasâme 39/1, VIII, 53), İyâd b. Lakît an Ebî Rimse asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5243-5244-Bu hadisi Mâlik (uk‍l 12, s. 868-9), Buhârî (zekât 66, II, 137; diyât 28, VIII, 46-7), Müslim (hudûd 45, s. 1334-5), Ebû Dâvud (no. 4593), Tirmizî (no. 642, 1377), Nesâî (zekât 28, V, 44-5), İbn Mâce (no. 2509), İbnu'l-Cârûd (s. 364), İbn Huzeyme (no. 2326), İbn Hibbân (no. 5973-5), Dârekutnî (III, 151) ve Beyhakî (IV, 155; VIII, 110, 342-3), ez-Zührî an Ebî Seleme ve Saîd b. el-Müseyyeb an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5245-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 4592), Osmân b. e. Şeybe an Muh. b. Yezîd an Süfyân b. Hüseyn ani'z-Zührî an Saîd b. el-Müseyyeb an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

5246-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4594), Ma'mer an Hemmâm b. Münebbih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5247-5248-Bu hadisi Buhârî (diyât 18/1, VIII, 41), Müslim (kasâme no. 18-20, s. 1300-1), Tirmizî (no. 1416) ve Nesâî (kasâme 17, VIII, 28-9), Katâde an Zürâre b. Evfâ an İmrân asl-ı senedi ile; Müslim ise ikinci lafzı (no. 21), Ah. b. Osmân an Kureyş b. Enes an İbn Avn an Muh. b. Sîrîn an İmrân senedi ile tahrîc ettiler.

5249-Bu rivayeti Buhârî (diyât 19, VIII, 41; sulh 8, VIII, 169; tefsîr Bakara 23, V, 154; tefsîr Mâide 6, V, 188), Ebû Dâvud (no. 4595) ve Nesâî (kasâme 17/1-2, VIII, 27-8), Humeyd et-Tavîl an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5250-Bu rivayeti Müslim (kasâme no. 24, s. 1301) ve Nesâî (kasâme 16/3, VIII, 26-7), Hammâd b. Seleme an Sâbit an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5251-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4590) ve Nesâî (kasâme 16, VIII, 25-6), Muâz b. Hişâm an ebîhî an Katâde an Ebî Nadre an İmrân asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5252-Bu hadisi Nesâî (kasâme 22, VIII, 33), Ah. b. Sül. an Ubeydillah an İsrâîl an Abdila'lâ an Saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.

5253-Heysemî'ye göre râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma‘ VI, 289).

5254-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4497), Nesâî (kasâme 28-9, VIII, 37-8) ve İbn Mâce (no. 2692), Abdullah b. Bekr el-Müzenî an Atâ b. Meymûne an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

İsnâdı hakkında Münzirî "bir beisi yoktur" demiştir (Neyl VII, 32).

5255-Bu hadisi Tirmizî (no. 1393), Ah. b. Muh. an İbni'l-Mübârek an Yûnus b. e. İshâk an Ebî's-Sefer senedi ile tahrîc etti ve isnâdının garâbetine hükmetti.

5256-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4538) ve Nesâî (kasâme 30-31, VIII, 38-39), el-Evzâî an Husayn an Ebî Seleme an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5257-Heysemî diyor ki: "İsnâdında tanımadığım râvileri vardır" (Mecma‘ VI, 302).

5258-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 27, IV, 236-7) ve Nesâî (kasâme 1, VIII, 2-4), Katan Ebû'l-Heysem an Ebî Yezîd el-Medenî an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5259-Bu hadisi Nesâî (kasâme 2/1-2, VIII, 4-5) ve Müslim (kasâme no. 7-8, s. 1295), ez-Zührî an Ebî Seleme ve Sül. b. Yesâr an nâsin mine's-sahâbe asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5260-5263-Bu hadisi Mâlik (kasâme 2, s. 878), Buhârî (sulh 7/3, III, 169; cizye 12, IV, 67-8; edeb 89/1, VII, 106), Müslim (kasâme (1-4, s. 1291-3), Ebû Dâvud (no. 4520), Tirmizî (no. 1422) ve Nesâî (kasâme 4/1-6, 5/1, VIII, 7-11), Yahyâ b. Saîd an Beşîr b. Yesâr an Sehl b. e. Hasme ve Râfi' b. Hadîc asl-ı senedi ile (Müslim kasâme no. 2, 5260 nolu hadisin lafzı);

Mâlik (kasâme 1, s. 877-8), Buhârî (ahkâm 38, VIII, 119-20), Müslim (kasâme no. 6, s. 1294), Ebû Dâvud (no. 4521; 5259 nolu hadisin lafzı) ve Nesâî (kasâme 3/1-2, VIII, 5-7), Mâlik an Ebî Leylâ b. Abdillah b. Abdirrahman b. Sehl an Sehl b. e. Hasme asl-ı senedi ile;

Buhârî (diyât 22/1, VIII, 42), Müslim (kasâme 5, s. 1294), Ebû Dâvud (no. 4523) ve Nesâî (kasâme 5/2, VIII, 12), Saîd b. Ubeyd an Beşîr b. Yesâr an Sehl b. e. Hasme asl-ı senedi ile;

Ebû Dâvud (no. 4525), Muh. b. İshâk an Muh. b. İbr. b. el-Hâris an Abdirrahman b. Büceyd tarikiyle (5261) nolu hadisin lafzı) tahrîc ettiler.

5264-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4524), el-Hasan b. Alî b. Râşid an Hüşeym an Ebî Hayyân et-Teymî an Abâye b. Rifâ'a an Râfi' b. Hadîc senedi ile tahrîc etti.

5265-Bu hadisi Nesâî (kasâme 4/3, VIII, 12), Muh. b. Ma'mer an Ravh b. Ubâde an Ubeydillah b. el-Ahnes an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî senedi ile tahrîc etti.

5266-Bu hadisi Buhârî (diyât 22/2, VIII, 43-4), Kuteybe an Ebî Bişr İsm. b. İbr. el-Esedî ani'l-Haccâc b. e. Osmân an Ebî Recâ min âli Ebî Kılâbe an Ebî Kılâbe senediyle tahrîc etti.

5267-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4522), el-Velîd an Ebî Amr an Amr b. Şuayb senedi ile tahrîc etti.

5268-Bu hadisi Ahmed (III, 39, 89), Ebû İsrâîl İsmaîl el-Melâî an Atiyye b. Saîd el-Avfî an Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc etti.

Atiyye sebebiyle isnâdı zayıftır.

5269-Bu hadisi Müslim (sayd no. 57, s. 1548), Ebû Dâvud (no. 2815), Tirmizî (no. 1409), Nesâî (dahâyâ 27, VII, 229-30) ve İbn Mâce (no. 3170), Ebû Kılâbe an Ebî'l-Eş'as es-San'ânî an Şeddâd b. Evs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5270-Bu hadisi Ahmed (I, 393), Ebû Dâvud (no. 2666) ve İbn Mâce (no. 2681), Hüşeym an Muğîre an Şibâk an İbrâhîm an Hüney b. Nüveyre an Alkame an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5271-5272-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4541), Tirmizî (no. 1387), Nesâî (kasâme 30, VIII, 43) ve İbn Mâce (no. 2630), Muh. b. Râşid an Süleymân b. Mûsâ an Amr b. Şuayb asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre isnâdı "hasen garîb"tir.

5273-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4545), Tirmizî (no. 1386) ve Nesâî (kasâme 32, VIII, 43-4), el-Haccâc b. Artât an Zeyd b. Cübeyr an Hışf b. Mâlik et-Tâ'î an İbn Mes'ûd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Bu hadisin isnâdı zayıftır. İbn Mes'ûd'dan başka tariklerden onun sözü olarak gelmiştir.

5274-5275-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4551, 4553), Ebû İshâk an Âsım b. Damre an Ali asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5276-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4550), en-Nüfeylî an Süfyân an İbn e. Necîh an Mücâhid senedi ile tahrîc ettiler.

5277-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4554), Muh. b. el-Müsennâ an Muh. b. Abdillah an Saîd b. e. Ar‍be an Katâde an Abdirrabbih an Ebî İyâd an Osmân ve Zeyd senedi ile tahrîc etti.

5278-5279-Bu hadisi Nesâî (kasâme 34/2-6, VIII, 41-2), Hâlid el-Hazzâ' ani'l-Kâsım b. Rabî'a an Ya'k‍b b. Evs an raculin asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5280-Bu hadisi Nesâî (kasâme 37, VIII, 44-5), ësâ b. Yûnus an Damre an İsmaîl b. Ayyâş an İbn Cüreyc an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî senedi ile tahrîc etti.

5281-5282-Bu hadisin ilk lafzı Nesâî'ye ikincisi ise Ebû Dâvud'a aittir. Bunu Ebû Dâvud (no. 4581-2), Tirmizî (no. 1259) ve Nesâî (kasâme 36, VIII, 45-6), İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5283-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4583), Yezîd b. Hâlid b. Mevheb an ësâ b. Yûnus an Muh. b. İshâk an Amr b. Şuayb senedi ile tahrîc etti.

5284-Bu hadisi Tirmizî (no. 1404), Ebû Kureyb an Yahyâ b. Âdem an Ebî Bekr b. Ayyâş an Ebî Sa'd an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "garîb" hükmü verdi.

5285-Bu hadisi Nesâî (kasâme 37/2, VIII, 45), Amr b. Alî an İbn Mehdî an Muh. b. Râşid an Sül. b. Mûsâ an Amr b. Şuayb senedi ile tahrîc etti.

5286-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4567) ve Nesâî (kasâme 42, VIII, 55), el-Heysem b. Humeyd ani'l-Alâ' b. el-Hâris an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5287-Bu mevkûfu Mâlik (uk‍l 6, bâb 7, s. 857), an Yahyâ b. Saîd an Süleymân senedi ile tahrîc etti.

5288-Heysemî'ye göre râvilerinden el-Fadl b. el-Muhtâr zayıftır (Neyl VI, 295).

5289-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4563) ve Nesâî (kasâme 43, VIII, 55-6), Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5290-Bunu Mâlik (uk‍l no. 7, s. 861), an Yahyâ b. Saîd an Saîd b. el-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti.

5292-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4556-7) ve Nesâî (kasâme 44/1-3, VIII, 56), Mesr‍k b. Evs an Ebî Mûsâ asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5293-Bu rivayeti Tirmizî (no. 1391), Ebû Ammâr ani'l-Fadl b. Mûsâ ani'l-Hüseyn b. Vâkıd an Yezîd b. Amr en-Nahvî an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen sahîh garîb" hükmü verdi.

5294-5295-Bu hadisi Mâlik (uk‍l no. 1, s. 849) ve Nesâî (kasâme 47/3, VIII, 60), Mâlik an Abdillah b. ebî Bekr asl-ı senedi ile;

Ayrıca yine Nesâî yakın lafızlarla (47/1-2) ez-Zührî an Ebî Bekr b. Muh. b. Amr b. Hazm an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5296-5297-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4564) ve Nesâî (kasâme 34/9, VIII, 42-3), Muh. b. Râşid an Sül. b. Mûsâ an Amr b. Şuayb asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5298-Bu hadisi Nesâî (kasâme 43, VIII, 55), Ah. b. İbr. an İbn Âiz ani'l-Heysem b. Humeyd ani'l-Alâ' b. el-Hâris an Amr b. Şuayb senedi ile tahrîc ettiler.

Daha önce zikri geçmiştir. Ebû Dâvud'da (no. 4563) da yer almıştır.

5299-5301-Bu hadisi Mâlik (uk‍l no. 5, s. 855), Tayâlisî (no. 2346), Abdürrezzâk (no. 18338), Şâfiî (Ümm VI, 93), Ahmed (II, 236, 274), Dârimî (II, 197), Buhârî (tıb 46, VII, 27; diyât 25, VIII, 46), Müslim (kasâme 34-6, s. 1309), Ebû Dâvud (no. 4576), Tirmizî (no. 1410); Nesâî (kasâme 40/5-7, VIII, 47-9), İbn Hibbân (no. 5985, 5988) ve Beyhakî (VIII, 70, 112, 113), ez-Zührî an Ebî Seleme (ve Saîd b. el-Müseyyeb) an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Her üçü de Müslim'e ait (kasâme no. 36, 35) lafızlardır.

5302-5303-Bu rivayetleri Müslim (kasâme no. 37-8, s. 1310-1), Ebû Dâvud (no. 4568), Tirmizî (no. 1411) ve Nesâî (kasâme 40/9, 41/1-4, VIII, 49-51), Mansûr an İbrâhîm en-Nehaî an Ubeyd b. Nudayle ani'l-Muğîre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5304-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4572), Nesâî (kasâme 11, VIII, 21-2; 40-4, VIII, 47) ve İbn Mâce (no. 2641), Amr b. Dînâr an Tâvus an İbn Abbâs an Hamel asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5305-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4579) ve Tirmizî (no. 1410), Muh. b. Amr an Ebî Seleme an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî, isnâdı hakkında "hasen sahîh" hükmü vermiştir. Ancak Ebû Dâvud'dan farklı olarak "at veya katır" kelimeleri metninde yer almamıştır.

5306-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4575) ve İbn Mâce (no. 2648), Abdülvâhid b. Ziyâd an Mücâlid ani'ş-Şa'bî an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5307-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4543), Mûsâ b. İsm. an Hammâd an Muh. b. İshâk an Atâ senediyle tahrîc etti.

Akabinde Ebû Tümeyle an Muh. b. İshâk kanalıyla an Atâ an Câbir tarikiyle "müsned" olarak sevketmiştir.

5308-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4542), Yahyâ b. Hakîm an Abdirrahman b. Osmân ani'l-Hüseyn el-Muallim an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî senedi ile tahrîc etti.

5310-5311-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4503), Muh. b Ca'fer b. ez-Zübeyr an Ziyâd b. Dumayre ed-Damrî asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5312-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4507), Mûsâ b. İsm. an Hammâd an Matar el-Verrâk ani'l-Hasan an Câbir senedi ile tahrîc etti.

5313-Bu mevkûfu Mâlik (uk‍l no. 10, s. 867), an Yahyâ b. Saîd an Amr b. Şuayb senedi ile tahrîc etti.

5314-Bu mevkûfu Mâlik (uk‍l no. 16, s. 876), an Ebî'z-Zinâd an Sül. b. Yesâr senedi ile tahrîc etti.

5315-Bu mevkûfu da Mâlik (uk‍l 4, s. 851), ani'z-Zührî an Irâk ve Süleymân senedi ile tahrîc etti.

5316-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2645), Tirmizî (no. 1604-5), Taberânî (no. 2264-5) ve Beyhakî (VIII, 131), İsmaîl b. e. Hâlid an Kays b. e. Hâzım an Cerîr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Nesâî ise (kasâme 27, VIII, 36), Muh. b. el-Alâ an Ebî Hâlid an İsmaîl an Kays senedi ile mürsel olarak tahrîc etti.

Tirmizî'ye göre mürsel rivayet daha sahîhtir.

5317-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4534), Nesâî (kasâme 26, VIII, 35) ve İbn Mâce (no. 2638), Ma'mer ani'z-Zührî an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5318-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2990), Muh. b. ësâ an Anbese b. Abdilvâhid ani'd-Duhayl b. İyâs b. Nûh b. Müccâ'a an Hilâl b. Sirâc b. Müccâ'a an ebîhî an ceddihî Müccâ'a senedi ile tahrîc etti.

5319-Bu hadisi Nesâî (kasâme 41, VIII, 52), el-Abbâs b. Abdilazîm ani'd-Dahhâk b. Mahled an İbn Cüreyc an Ebî'z-Zübeyr an Câbir senedi ile tahrîc etti.

5321-Râvilerinden Abdüssamed b. Abdila'lâ hakkında Zehebî "hâli bilinmemektedir" demiştir (Mecma‘ VI, 292).

5322-Bu hadisi Ahmed (II, 217), Ya'k‍b an Muh. b. İshâk an Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî senedi ile tahrîc etti.

5323-Bu hadisi Bezzâr (no. 1532), Ebû Kâmil an Ebî Avâne an Simâk an Hanaş senedi ile tahrîc etti.

5324-Mâlik bunu (akdiye 15, s. 736), doğrudan Zeyd b. Eslem'den ahzetmiştir.

5325-Mâlik (akdiye 16, s. 737), doğrudan Abdurrahman'dan ahzetmiştir.

5326-Bu hadisi Tayâlisî (no. 2689), Abdürrezzâk (no. 9413, 18706), Şâfiî (Ümm I, 227), Ahmed (I, 217, 219, 282), Buhârî (cihâd 149, IV, 21; istitâbetu'l-mürtedîn 2, VIII, 50), Ebû Dâvud (no. 4351) Tirmizî (no. 1458), Nesâî (tahrîmu'd-dem 14, VII, 104), İbn Mâce (no. 2535), Ebû Ya'lâ (no. 2532), Taberânî (no. 11850), İbn Hibbân (no. 4459, 5577) ve Beyhakî (VIII, 202, 195; Iî, 71), Eyyûb es-Sahtiyânî an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Lafız Buhârî'ye aittir.

5327-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2762), Muh. b. Kesîr an Süfyân es-Sevrî an Ebî İshâk an Hârise b. Mudarrib senedi ile tahrîc etti.

5328-Bu hadisi Dârimî (II, 235), Abdullah b. Saîd an Ebî Bekr b. Ayyâş an Âsım an Ebî Vâil an İbn Muayyir senedi ile tahrîc etti.

5329-5335-Bu hadisi Abdürrezzâk (no. 17132-3), Ahmed (III, 161, 198), Buhârî (vud‍ 66, I, 63; cihâd 152, IV, 22; mağâzî 36/2, V, 71; tefsîr Mâide 5, V, 187-8; hudûd 15/1-3, VIII, 18-9), Müslim (kasâme no. 10-12, s. 1297-8), Ebû Ya'lâ (no. 2816) ve İbn Hibbân (no. 4450-3), Ebû Kılâbe an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Ayrıca Müslim (kasâme no. 9, s. 1296), Ebû Dâvud (no. 4367), Tirmizî (no. 72, 1845) ve İbn Mâce (no. 2578), Sâbit ve Humeyd ve Katâde an Enes asl-ı senedi ile;

Buhârî (mağâzî 36/1, V, 70-1 ve tıbb 6, VII, 13), Katâde an Enes senedi ile;

Müslim (kasâme no. 14, s. 1298) ve Tirmizî (no. 73), Yezîd b. Zurey' an Sül. et-Teymî an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Lafızların kaynakları: 5327: Buhârî, mağâzî 36/1; 5328: Buhârî, tıbb 6, Ebû Dâvud no. 4371; 5330: Buhârî, tıbb 5; 5331: Nesâî, tahrim-u'd-dem 9, 5332: Ebû Dâvud no. 4364; 5333: Ebû Dâvud (no. 4365).

5336-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4370) ve Nesâî (tahrimu'd-dem 9, VII, 100), İbn Vehb an Leys an İbn Aclân an Ebî'z-Zinâd asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5337-Bu hadisi İbn Mâce (no. 2536), İbn e. Şeybe an Ebî Usâme an Behz b. Hakîm an ebîhî an ceddihî senedi ile tahrîc etti.

5338-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4362), Cerîr an Muğîre ani'ş-Şa'bî an Alî asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5339-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4361) ve Nesâî (tahrîmu'd-dem 16, VII, 107-8), Abbâd b. Mûsâ an İsm. b. Ca'fer an İsrâîl an Osmân eş-Şahhâm an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc ettiler.

5340-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4363) ve Nesâî (tahrîmu'd-dem 16/2, VII, 108-9), ayrı ayrı Ebû'l-Bahterî ve Abdullah b. Mutarrif an Ebî Berze asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5341-Bu rivayeti Tirmizî (no. 1431), İbn Menî' an İshâk b. Yûnus el-Ezrak an Dâvud b. e. Hind an Saîd b. el-Müseyyeb an Ömer senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.

5342-Bu rivayeti Mâlik (hudûd no. 8, s. 823), ani'z-Zührî an Ubeydillah b. Abdillah b. Utbe an İbn Abbâs an Ömer senedi ile tahrîc ettiler.

5343-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4413), Ah. b. Muh. b. Sâbit an Alî b. el-Hüseyn an ebîhî an Yezîd en-Nahvî an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.

5344-Bu hadisi Müslim (hudûd no. 12-4, s. 1316-7), Ebû Dâvud (no. 4415), Tirmizî (no. 1434) ve İbn Mâce (no. 2550), el-Hasan an Hittân b. Abdillah an Ubâde asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5345-Bu hadisi Tirmizî (no. 1438), Abdullah b. İdrîs an Ubeydillah an Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc etti.

Tirmizî'ye göre isnâdı garîbtir.

5346-Lafız Müslim'indir. Bunu Müslim (hudûd no. 20, s. 1320-1) ve Ebû Dâvud (no. 4431), Dâvud b. e. Hind an Ebî Nadre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5347-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 4432), Müemmel b. Hişâm an İsmaîl ani'l-Cerîrî an Ebî Nadre mürsel senedi ile tahrîc etti.

5348-Bu hadisi Müslim (hudûd no. 23, s. 1323), Buşeyr b. el-Muhâcir an Abdillah b. Bureyde an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5349-Bu rivayeti Müslim (hudûd no. 22, s. 1321-3), Muh. b. el-Alâ an Yahyâ b. Ya'lâ an Gaylân b. Câmi' an Alkame b. Mersed an Sül. b. Büreyde an ebîhî senedi ile tahrîc etti.

5350-Bu hadisi Tayâlisî (no. 3473), Abdürrezzâk (no. 13340), Ebû Dâvud (no. 4428), İbnu'l-Cârûd (s. 373), İbn Hibbân (no. 4383-4) ve Dârekutnî (III, 196), Ebû'z-Zübeyr an Abdirrahman b. es-Sâmit an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti. Lafız Ebû Dâvud'a aittir.

5351-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4419), Muh. b. Sül. el-Enbârî an Vekî' an Hişâm b. Sa'd an Yezîd b. Nuaym b. Hezzâl an ebîhî senedi ile tahrîc etti.

5352-Bu rivayeti Müslim (hudûd no. 19, s. 1320), Ebû Dâvud (no. 4425) ve Tirmizî (no. 1427), Ebû Avâne an Simâk b. Harb an Saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5353-Bu hadisi Abdürrezzâk (no. 13336-7), Ahmed (III, 324), Dârimî (II, 176), Buhârî (talâk 11, VI, 169; hudûd 21-22, VIII, 21-2), Ebû Dâvud (no. 4430), Tirmizî (no. 1429), Nesâî (cenâiz 63, IV, 62-3), İbn Hibbân (no. 3083, 4423), Dârekutnî (III, 127) ve Beyhakî (VIII, 218, 225) ez-Zührî an Ebî Seleme an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5354-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 4420), Ubeydullah b. Ömer b. Meysere an Yezîd b. Zurey' an Muh. b. İshâk an Âsım b. Ömer b. Katâde an Hasan b. Muh. b. Alî b. e. Tâlib an Câbir senedi ile tahrîc etti.

5355-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4438-9), İbn Cüreyc an Ebî'z-Zübeyr an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5356-5357-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4435-6), Haremî b. Hafs an Muh. b. Abdillah b. Alâse an Abdilazîz b. Ömer b. Abdilazîz an Hâlid asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5358-Bu hadisi Mâlik (hudûd no. 6, s. 822), Abdürrezzâk (no. 1339), Dârimî (II, 177), Buhârî (eymân 3, VII, 218; haberu'l-vâhid 1, VIII, 135), Müslim (hudûd no. 25, s. 1324), Tirmizî (no. 1433), Ebû Dâvud (no. 4445), Nesâî (kudât 21, VIII, 240-1), İbn Mâce (no. 2549) ve Beyhakî (VIII, 224), ez-Zührî an Ubeydillah b. Abdillah b. Utbe an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5359-Muvattâ, hudûd no. 11, s. 825.

5360-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4466), Osmân b. e. Şeybe an Talk b. Gannâm an Abdisselâm b. Hafs an Ebî Hâzım an Sehl senedi ile tahrîc etti.

5361-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4467), İbn Fâris an Mûsâ b. Hârun an Hişâm b. Yûsuf ani'l-Kâsım b. Feyyâd an Hallâd b. Abdirrahman an İbni'l-Müseyyeb an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.

5362-5364-Bu hadisi Buhârî (buyû‘ 66, III, 26; 110/3, III, 42), Müslim (hudûd no. 30-31, s. 1328-9) ve Ebû Dâvud (no. 4470-1), Saîd b. ebî Saîd el-Makburî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile;

Tirmizî (no. 1440), Ebû Saîd el-Eşacc an Ebî Hâlid el-Ahmer ani'l-A'meş an Ebî Sâlih an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

Ayrıca aynı mânâsı ile Mâlik (hudûd no. 4, s. 826), Buhârî (ıtk 17/6, III, 125), Müslim (hudûd no. 32-33, s. 1329) ve Ebû Dâvud (no. 4469), ez-Zührî an Ubeydillah b. Abdillah b. Utbe b. Mes'ûd an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5365-5366-Bu hadisin lafzı Ebû Dâvud'a aittir. İsnâdı şöyledir: Muh. b. Kesîr an İsrâîl an Abdila'lâ an Ebî Cümeyle an Alî.

Bu hadisi yakın mânâsıyla Müslim (hudûd no. 34, s. 1330) ve Tirmizî (no. 1441), es-Süddî an Sa'd b. Ubeyde an Ebî Abdirrahman es-Sülemî an Alî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5367-Bu mevkûfu Mâlik (hudûd no. 16, s. 827), an Yahyâ b. Saîd an Sül. b. Yesâr an Abdillah b. Ayyâş b. e. Rabî'a el-Mahzûmî an Ömer senedi ile tahrîc etti.

5369-Bu hadisi Buhârî (ikrâh 6/1, VIII, 58), Leys b. Sa'd an Nâfi' an Safiyye muallak senedi ile tahrîc etti.

5370-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4379) ve Tirmizî (no. 1452), İbn Fâris ani'l-Firyâbî an İsrâîl an Simâk b. Harb an Alkame b. Vail an ebîhî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî isnâdı hakkında "hasen garîb sahîh" hükmü vermiştir.

5371-Bu mevkûfu Abdürrezzâk (no. 13668) ve Taberânî (no. 9697), Abdürrezzâk an İbn Cüreyc an Abdilkerîm asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5372-Bu mevkûfu Abdürrezzâk (no. 13657) ve Taberânî (no. 9696), yukarıda geçen asl-ı senedle tahrîc ettiler.

5373-5374-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4399)-4402), Ebû Zıbyân an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5375-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4472), Ah. b. Saîd el-Hemedânî an İbn Vehb an Yûnus ani'z-Zührî an Ebî Umâme b. Sehl b. Hanîf an ba'dı ashâbi'n-Nebî senedi ile tahrîc etti.

5376-Nesâî, bu rivayeti (âdâbu'l-kudât 23, VIII, 242), el-Hasan b. Ah. el-Kermânî an Ebî'r-Rebî' an Hammâd an Yahyâ an Ebî Umâme mürsel senediyle tahrîc etti.

5377-5378-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4458-9), Tirmizî (no. 1451), Nesâî (nikâh 70, VI, 124) ve İbn Mâce (no. 2551), Habîb b. Sâlim ani'n-Nu'mân asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre isnâdı ızdırablıdır.

5379-5380-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4460-1), Nesâî (nikâh 70, VII, 124) ve İbn Mâce (no. 2553), el-Hasan (an Kabîsa b. Hureys) an Seleme asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5381-Bu hadisi Buhârî (kefâlet 1, III, 56), Ebû'z-Zinâd an Muh. b. Amr el-Eslemî an ebîhî muallak senedi ile tahrîc etti.

5382-5384-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4457), Tirmizî (no. 1362), Nesâî (nikâh 58/1-2, VI, 110) ve İbn Mâce (no. 2607), Adî b. Sâbit ani'l-Berâ asl-ı senedi ile;

Ebû Dâvud (no. 4456), Müsedded an Hâlid b. Abdillah an Mutarrif an Ebî'l-Cehm ani'l-Berâ senedi ile tahrîc ettiler.

Lafızlar Ebû Dâvud'a aittir.

5386-Güvenilir bir râvi olan Yahyâ b. Hassân el-K‍fi dışındaki râvileri Sâhih ricâlindendir (Mecma‘ VI, 269).

5387-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4493), Ebû Kâmil an Ebî Avâne an Ömer b. e. Seleme an ebîhî an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

5388-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 27/4, IV, 238), Nuaym b. Hammâd an Hüşeym an Husayn an Amr b. Meymûn senedi ile tahrîc etti.

5389-5391-Bu hadisi Mâlik (hudûd no. 1, s. 819), Buhârî (cenâiz 61/3, II, 90; menâkıb 26, IV, 186; tefsîr Âl-i İmrân 6, V, 170; hudûd 37, VIII, 29; i'tisâm 16, VIII, 153; tevhîd 51/2, VIII, 213), Müslim (hudûd 26, s. 1326-7) ve Ebû Dâvud (no. 4446, 4449), Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Ayrıca Buhârî (hudûd 24, VIII, 22), Hâlid b. Mahled an Sül. an Abdillah b. Dînâr an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.

İkinci lafız (tevhîd 51/2) üçüncü lafız (menâkıb 26), Buhârî'ye aittir.

5392-Bu rivayeti Ebû Dâvud (no. 4449), Ah. b. Saîd el-Hemedânî an İbn Vehb an Hişâm b. Sa'd an Zeyd b. Eslem an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti.

5393-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4450), ez-Zührî an raculin min Müzeyne an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5394-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4452), Yahyâ b. Mûsâ an Ebî Usâme an Mücâlid ani'ş-Şa'bî an Câbir senedi ile tahrîc etti.

5395-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4462), Tirmizî (no. 1456) ve İbn Mâce (no. 2564), Amr b. e. Amr an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5398-Bu hadisin râvilerinden Câbir el-Cu'fî, hadisi işittiğini tasrîh etmiştir. Kendisi tedlisle maruftur. Ayrıca Heysemî, isnâdında tanımadığı bir râvinin olduğunu söylemiştir (Mecma‘ VI, 272).

5399-Bu hadisi Tirmizî (no. 1457) ve İbn Mâce (no. 2563), el-Kâsım b. Abdilvâhid an Abdillah b. Muh. b. Akîl an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre isnâdı hasen garîb'tir.

5400-Bu hadisi Tirmizî (no. 1165), Ebû Saîd el-Eşacc an Ebî Hâlid el-Ahmer ani'd-Dahhâk b. Osmân an Mahrame b. Sül. an Küreyb an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi.

5401-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4464) ve Tirmizî (no. l1455), Amr b. e. Amr an İkrime an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5402-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4665) ve Tirmizî (no. 1455/a), Âsım an Ebî Rezîn an İbn Abbâs asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî, bu rivayeti bir evvelkinden daha sahîh addetmiştir.

5403-5404-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4474-5), Muh. b. İshâk an Abdillah b. e. Bekr an Amre (an Âişe) asl-ı senedi ile tahrîc etti.

5405-Bu mevkufu Mâlik (hudûd no. 17, s. 828), doğrudan Ebû'z-Zinâd'dan ahzetmiştir.

5406-Bu mevkûfu Mâlik (hudûd no. 19, s. 829), an Ebî'r-Ricâl Muh. b. Abdirrahman b. Hârise an ümmihî Amre senedi ile tahrîc etti.

5407-Bu hadisi Tirmizî (no. 1462), Muh. b. Râfi' an İbn e. Füdeyk an İbr. b. e. Habîbe an Dâvud b. el-Husayn an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve İbrâhîm nedeniyle isnâdının zayıf olduğunu söyledi.

5408-5409-Bu hadisi Tayâlisî (no. 1582), Abdürrezzâk (no. 18961), Şâfiî (Ümm VI, 133; VI, 115; VII, 139), Ahmed (VI, 36, 163), Dârimî (II, 172), Buhârî (hudûd 13/1-2, VIII, 16-7), Müslim (hudûd no. 1, s. 1312), Ebû Dâvud (no. 4383), Tirmizî (no. 1445), Nesâî (kat'us-sârik 9/4-8, VIII, 78-9), İbn Mâce (no. 2585), İbn Hibbân (no. 4442, 4448) ve Beyhakî (VIII, 254), ez-Zührî an Amre an Âişe asl-ı senedi ile;

Mâlik (hudûd no. 24, s. 832) ve Nesâî (kat'us-sârik 9/10-14, VIII, 79), Yahyâ b. Saîd an Amre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Bu hadisin Âişe'den başka tarikleri de mevcuttur.

5410-Bu hadisi Mâlik (hudûd no. 24, s. 832), Buhârî (hudûd 13/7-9, VIII, 17-8), Müslim (hudûd no. 6, s. 1313), Ebû Dâvud (no. 4484), Tirmizî (no. 1445) ve Nesâî (kat'us-sârik 9, VIII, 77-82), Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5411-Bu hadis-i mevkûfu Mâlik (hudûd no. 23, s. 832), an Abdillah b. e. Bekr an ebîhî an Amre senediyle tahrîc etti.

5412-Bu hadisi Buhârî (13/10, VIII, 18), Müslim (hudûd no. 7, s. 1314) ve Nesâî (kat'us-sârik 1/4, VIII, 64-6), el-A'meş an Ebî Sâlih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5413-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4380) ve Nesâî (kat'us-sârik 3, VIII, 67-8), Hammâd b. Seleme an İshâk b. Abdillah b. e. Talha an Ebî'l-Münzir mevlâ Ebî Zerr an Ebî Umeyye asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5414-5418-Bu hadisi Buhârî (fadâilu'l-ashâb 18/1-2, IV, 213-4; hudûd 11-14, VIII, 16-7), Müslim (hudûd no. 8-10, s. 1315-6), Ebû Dâvud (no. 4373-4), Tirmizî (no. 1430) ve Nesâî (kat'us-sârik 6, VIII, 72-74), ez-Zührî an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

İlk lafız Ebû Dâvud'a (no. 4373), ikincisi Müslim'e (hudûd no. 9), üçüncü ve dördüncü Nesâî'ye, beşinci Ebû Dâvud'a (no. 4374) aittir.

5419-Lafız Nesâî'ye (kat'us-sârik 12/2) aittir. Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4390), Tirmizî (no. 1289) ve Nesâî (kat'us-sârik 12/1-2, VIII, 85-6), Amr b. Şuayb an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre isnâdı hasendir.

5420-Bu hadisi Mâlik (hudûd no. 32, s. 839), Ebû Dâvud (no. 4388), Tirmizî (no. 1449), Nesâî (kat'us-sârik 13, VIII, 86-7) ve İbn Mâce (no. 2593), Yahyâ b. Saîd an Muh. b. Yahyâ b. Habbân an Râfi' asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5421-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4391), Tirmizî (no. 1448), Nesâî (kat'us-sârik 13, VIII, 88) ve İbn Mâce (no. 2596), Ebû'z-Zübeyr an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre "hasen sahîh"tir.

5422-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2620-1), Nesâî (kudât 21, VIII, 240) ve İbn Mâce (no. 2298), Ebû Bişr an Abbâd b. Şurahbîl asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Hadis, bu sahâbinin rivayet ettiği tek hadistir.

5423-Bu hadisi Mâlik (istîzân no. 17, s. 971), Buhârî (lukata 8, III, 95), Müslim (lukata no. 13, s. 1352) Ebû Dâvud (no. 2623) ve İbn Mâce (no. 2302), Nâfi' an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5424-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2619) ve Tirmizî (no. 1296), Abdüla'lâ an Saîd b. e. Ar‍be an Katâde ani'l-Hasan an Semure asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî'ye göre isnâdı hasen garîb'tir.

5425-5426-Lafzın ilki Nesâî'ye, ikincisi Ebû Dâvud'a aittir. Bunu Ebû Dâvud (no. 2622) ve Tirmizî (no. 1288), ayrı ayrı senedlerle Râfi'den tahrîc ettiler.

Tirmizî, kendi isnâdı hakkında "hasen garîb" hükmü vermiştir.

5427-Bu hadisi Tirmizî (no. 1287), Muh. b. Abdilmelik b. ebî'ş-Şevârib an Yahyâ b. Süleym an Ubeydillah b. Ömer an Nâfi' an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında garîb hükmü verdi.

5428-Bu hadis-i mevkûfu Mâlik (hudûd no. 33, s. 839), ani'z-Zührî ani's-Sâib b. Yezîd an Ömer senedi ile tahrîc etti.

5429-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4410) ve Nesâî (kat'us-sârik 15, VIII, 90-1), Muh. b. Abdillah b. Ubeyd b. Akîl el-Hilâlî an ceddihî an Mus'ab b. Sâbit b. Abdillah b. ez-Zübeyr an Muh. b. el-Münkedir an Câbir asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5430-Bu mevkûfu Mâlik (hudûd no. 30, s. 835-6), an Abdirrahman b. el-Kâsım an ebîhî senedi ile tahrîc etti.

5431-Bu mevkûfu Mâlik (akdiye no. 38, s. 748), an Hişâm b. Urve an ebîhî an Yahya senediyle tahrîc etti.

5432-Mâlik (hudûd no. 26, s. 833), an Nâfi' senedi ile tahrîc etti.

5433-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4412) ve Nesâî (kat'us-sârik 16/2, VIII, 91), Ebû Avâne an Ömer b. e. Seleme an ebîhî an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Ömer, hakkında ihtilâf olan bir râvidir.

5434-Bu hadisi İbn Mâce (no. 2590), Cübâre b. el-Muğallis an Haccâc b. Temîm an Meymûn b. Mihrân an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.

Cübâre zayıf bir râvidir.

5435-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4382) ve Nesâî (kat'us-sârik 2, VIII, 66-7), Bakiyye b. el-Velîd kâle haddesenî Safvân b. Amr an Ezher asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5436-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4409) ve İbn Mâce (no. 3958), Hammâd b. Zeyd an Ebî İmrân el-Cevnî ani'l-Muşa'as b. Tarîf an Abdillah b. es-Sâmit an Ebî Zer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5437-Bu hadisi Nesâî (kat'us-sârik 18/3, VIII, 93), Amr b. Mansûr an Hassân b. Abdillah ani'l-Mufaddal b. Fadâle an Yûnus b. Yezîd an Sa'd b. İbr. ani'l-Misver b. İbr. an Abdirrahman b. Avf senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında mürseldir, sâbit değildir" hükmünü verdi.

5438-Bu hadisi Nesâî (buyû‘ 96/2, VII, 313), Amr b. Mansûr an Saîd b. Z‍eyb an Abdirrezzâk an İbn Cüreyc an İkrime b. Hâlid an Üseyd b. Hudayr senedi ile daha uzun bir metinle tahrîc etti.

5439-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4411), Tirmizî (no. 1447), Nesâî (kat'us-sârik 18/3-2, VIII, 92) ve İbn Mâce (no. 2587), el-Haccâc an Mekh‍l an Abdirrahman b. Muhayrîz an Fadâle asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî, isnâdı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi.

5440-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4408), Tirmizî (no. 1450) ve Nesâî (kat'us-sârik 16/2, VIII, 91), Hayve b. Şurayh an Ayyâş b. Abbâs (an Şüyeym b. Beytân ve Yezîd b. Subh) an Cünâde b. e. Ümeyye an Busr b. Artât asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

Tirmizî, isnâdı hakkında "garîb" hükmü verdi.

5441-Buhârî (diyât 21, VIII, 42), Mutarrif ani'ş-Şa'bî muallak senedi ile tahrîc etti.

5442-5443-Bu hadisi Buhârî ((hudûd 2, 4/2, VIII, 13-4), Müslim (hudûd no. 36, s. 1331), Ebû Dâvud (no. 4479), Tirmizî (no. 1443) ve İbn Mâce (no. 2570), Katâde an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

İkinci lafız Tirmizî'ye aittir.

5444-Mâlik (eşribe no. 2, s. 842), bunu doğrudan Sevr'den ahzetmiştir.

5445-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4487-8), Usâme b. Zeyd ani'z-Zührî an Abdirrahman b. Ezher ile Ukayl ani'z-Zührî an Abdillah b. Abdirrahman b. el-Ezher an ebîhî tarikleri ile tahrîc etti. Lafız ikincisine aittir.

5446-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4482), Tirmizî (no. 1444) ve İbn Mâce (no. 2573), Âsım b. Behdele an Zekvân Ebî Sâlih an Muâviye asl-ı senedi ile tahrîc etti.

Tirmizî, Buhârî'den bu rivayetin kendi bâbında, en sahîh rivayet olduğunu nakletti.

5447-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4485), Ah. b. Abde an Süfyân ani'z-Zührî an Kabîsa senediyle tahrîc etti.

5448-Bu mevkûfu Mâlik (eşribe no. 1, s. 842) ve Nesâî (eşribe 48/30, VIII, 326), ani's-Sâib b. Yezîd an Ömer asl-ı senedi ile ve muallak olarak Buhârî (eşribe 10, VI, 244) tahrîc ettiler.

5449-Bu hadisi Nesâî (eşribe 48/31, VIII, 326), Ebû Bekr b. Alî an Ebî Hayseme an Abdissamed an Muh. b. Hucâde an İsmaîl b. e. Hâlid an Kays b. e. Hâzım an Utbe b. Ferkad senedi ile tahrîc etti. Söz konusu Sâib hadisi bir önceki rivayettir.

5450-Bu hadisi Müslim (hudûd no. 38, s. 1331) ve Ebû Dâvud (no. 4480), Abdülazîz b. el-Muhtâr an Abdillah ed-Dânâc an Husayn b. el-Münzir senedi ile tahrîc etti.

5451-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 4476), Ebû Âsım an İbn Cüreyc an Muh. b. Alî b. Rukâne an İkrime an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.

5452-Bu hadisi Tayâlisî (s. 26), Abdürrezzâk (no. 13543, 18007), Ahmed (I, 125, 130), Buhârî (hudûd 4/4, VIII, 14), Müslim (hudûd no. 39, s. 1332), Ebû Dâvud (no. 4486), İbn Mâce (no. 2569), Ebû Ya'lâ (no. 336, 514), Dârekutnî (III, 165) ve Beyhakî (VI, 123; VIII, 321), Ebû Husayn an Umeyr b. Saîd an Alî asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

5453-Bunu Mâlik (eşribe no. 3, s. 842-3), doğrudan Zührî'den ahzetmiştir.

5454-Bu mevkufu Nesâî (eşribe 47, VIII, 319), Zekeriyyâ b. Yahyâ an Abdila'lâ b. Hammâd an Mu'temir b. Sül. an Abdirrezzâk an Ma'mer ani'z-Zührî an Saîd b. el-Müseyyeb senedi ile tahrîc etti.

5455-Bu hadisi Buhârî (hudûd 5, VIII, 14), Yahyâ b. Bukeyr an Leys an Hâlid b. Yezîd an Saîd b. e. Hilâl an Zeyd b. Eslem an ebîhî an Ömer senedi ile tahrîc etti.

5456-Bu hadisi Buhârî (hudûd 4/3, VIII, 14) ve Ebû Dâvud (no. 4477), Kuteybe an Ebî Damre Enes an Yezîd b. el-Hâd an Muh. b. İbr. an Ebî Seleme an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

5457-Heysemî diyor ki: "Râvilerinden Muh. b. el-Hüseyn el-Fâdfâd ile Mis'ar'ın dayısı el-Velîd b. Osmân'ı tanımıyorum. Diğer râvileri güvenilir kimselerdir" (Mecma‘ VI, 281).