Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadis - Kissalar - 5.Cilt

KISSALAR BAHSİ......217

Yaratılışın Başlaması ve Onunla İlgili Önemli Meseleler......226

TAHRİC

 

KISSALAR BAHSİ

9158- Suheyb radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Sizden öncekiler içinde bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz iyice yaşlanınca krala dedi ki; 'Ben artık yaşlan­dım. Bana bir çocuk gönder de ona sihir öğ­reteyim. 'O da sihir öğrenmesi için, ona bir çocuk gönderdi. (Çocuğun) yolu üzerinde ge­lip giderken uğradığı ve yanında oturup bir şeyler sorduğu bir rahip vardı.

Sihirbaza her gidişinde rahibe uğrar, bu sebeple sihirbaz da çocuğu döverdi. Rahibe uğradığına ise ona sihirbazı şikayet ederdi. Rahip ona dedi ki: 'Sihirbazdan korktuğun za­man: 'Beni ailem alıkoydu' de! Ailenden çekin­diğin zaman ise: 'Beni sihirbaz alıkoydu' de!'

O bu minval üzereyken aniden büyük bir canavar çıkıp insanları yollarından alıkoydu. Bunun üzerine içinden dedi ki: 'Bu gün sihir­bazın ilmi mi, yoksa rahibin ilmi mi daha üs­tündür, öğreneceğim.' Sonra eline bir taş alıp şöyle niyet etti: 'Allahım! Eğer rahibin işi, sa­na sihirbazın işinden daha sevimli ise, bu taş­la bu canavarı Öldüreyim de halk rahatça ge­çip yoluna devam etsin.' Ondan sonra elinde­ki taşı hayvana attı ve hayvan öldü, halk da oradan serbestçe geçti. Gelip durumu rahibe anlatınca, rahip ona: 'işte şimdi senin halin benimkinden daha üstün oldu. Ancak (ilerde) başına'bir iş gelecek, o zaman sakın benden kimseye sözetme!' dedi.

Nihayet çocuk körleri ve sedef hastalarını iyileştirmeye, insanların bütün hastalıklarını tedavi etmeye başladı. Kralın kör olan arka­daşı bunu duyunca, hemen çocuğun yanına birçok hediyelerle gelip: 'Sen beni iyilesürir-sen, bu hediyeleri ve daha birçok şeyleri sana veririm.' dedi. Çocuk şu cevabı verdi: 'Benim

elimde bir şey yok, insanları ancak Allah şifa verip iyileştirir. Eğer sen Allah'a iman eder­sen, ben de Allah'a senin için dua eder, seni iyileştirir.' Bunun üzerine adam Allah'a iman etti. Çocuk dua etti, Allah da ona şifa ihsan etti ve adamın gözleri akçıldı. Kralın arkadaşı iyleştikten sonra kralın yanına varınca, kral şaşırdı ve sordu: 'Söyle bakalım, gözün nasıl iyileşti?' Adam şu cevabı verdi: 'Beni Rabbim iyileştirdi.'

'Senin benden başka Rabbin mi vardır?' dedi.

Adam: 'Evet benim de senin de Rabbin Al­lah'tır' diye cevap verince, adamı hapsetti ve işkenceye başladı ve: 'Seni iyileştiren çocu­ğun nenle olduğunu söylemedikçe ben de sana işkenceden vazgeçmem" dedi. Bunun üzerine adam çocuğun yerini gösterdi, gidip hemen çocuğu yakalattı ve huzuruna getirtip sordu:

'Ey çocuk! Sihir yapmakta o kadar ileri gitmişsin ki körleri iyileştiriyor, diğer hasta­lan da tedavi ediyorsun.' Çocuk: 'Şifa benden değil, Allah'tandır' deyince onu da yakalattı ve işkence etmeye başladı. Nihayet o da rahi­bin nerede olduğunu söylemek mecburiyetin­de kaldı. Gidip rahibi de yakaladılar Kralın huzuruna getirdiler. Rahibe: 'Haydi dininden vazgeç!' dedi.

Rahip buna yanaşmadı. Hemen bîr teste­re alıp rahibin başından başlayarak biçip iki­ye ayırdı. Sonra çocuk getirildi ve ona da: 'Haydi dininden vazgeç!' denildi. Vazgeçme­yince, onu adamlarından bazılarına teslim edip şöyle dedi:

'Haydi bunu alın, falan dağa iletin, dağın tepesine çıkınca, kendisine dininden vaz geç­mesini teklif edin, geçerse ne âlâ, geçmezse oradan aşağıya yuvarlayıp atın!' Tam atacak­ları sırada Allah'a şöyle yalvardı: 'Allahtm,

beni bu adamların elinden kurtar!' Allah du­asını kabul etti, dağda çok büyük bir deprem oldu, hepsi aşağıya yuvarlandılar. Çocuk kur­tuldu ve yürüyerek kralın yanına geldi. Kral ona sordu:

'Arkadaşlarıma ne oldu?'

'Allah beni onların elinden kurtardı' de­yince bu defa onu başka bir gruba verip: 'Haydi bunu alıp denizin ortasına götürün, dininden vazgeçerse, ne âlâ, geçmezse onu hemen denize atın!' Onu alıp götürdüler, di­ninden dönmesini teklif ettiler, fakat çocuk dönmedi. Bunun üzerine denize atmak istedi­ler. Fakat çocuk yine Allah'a: 'Allahım beni bunların elinden kurtar!' diye yalvardı. He­men gemileri battı. Hepsi boğuldu, kendisi ise kurtulup yine kralın yanına geldi.

Kral sordu: 'Ne oldu seni götürenlere?'

'Allah beni onlardan kurtardı, hepsi deniz­de boğuldular' dedi ve şunu sözlerine ekledi:

'Sana söylediğimi yapmadıkça, sen beni asla öldüremezsin.'

'Nedir o?' diye sordu.

"İnsanları bir yerde topla, beni bir kütüğe bağla! Sonra sadağımdan bir ok çıkar yaya koyup: 'Bu çocuğun Rabbi olan Allah'ın adıyla' de! Sonra at!' Kral da onun dediğini yaptı. Attığı oku çocuğun şakaklarına isabet ettirdi, çocuk şakağına elini koydu ve öldü. Bunun üzerine oradaki halk hep bir ağızla şöyle haykırdılar:

'Biz, bu çocuğun Rabbine inandık; çocu­ğun Rabbine inandık.' Kral dönüp geldiğinde ona denildi ki: İşte korktuğun basına geldi. İnsanlar hep birden çocuğun Rabbine iman ettiler. Şimdi ne olacak?'

Hemen yol başlarında hendekler kazdırttı, hendekler içinde ateşler yaktırdı ve: 'Her kim ki dininden dönmezse buraya atın!' emrini verdi. Dediğini yaptılar. Derken kucağında çocuğu olan bir kadın getirildi. Ona da bu teklifi yaptıklarında çocuk konuştu: 'Anneci­ğim, sakın yapma! Sabret, tahammül göster, zira sen hak üzeresin'." [Müslim]

9159- Tirmizî'nin rivayeti: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ikindi namazını kıldıktan sonra hems ederdi -Bazılarına göre hems, konuşuyormuş gibi dudaklarını oynatmaktır- Kendisine denildi ki: 'Sen ikindiyi kıldıktan sonra dudaklarını kımıldattın, neden?'

'Peygamberlerden birine ümmeti(nin) çok(luğu) beğendirildi. 'Bunların işini kim gö­recek?' dedi. Hemen Allah ona şunu vahyetti: 'O halde ben onları kendilerini cezalandır­mamla, başlarına düşmanı musallat kılmam arasında serbest bırakıyorum.' Derken onlar cezalandırılmayı tercih ettiler ve onlara ölümü musallat kılıp, bir günde yetmişbin kişi öldü.'

Bu hadisi anlattığı zaman onunla birlikte başka bir hadis de anlatır ve şöyle derdi: 'Kâ­hini bulunan bir kral vardı. 'Bana anlayışlı bir çocuk bulun da bu ilmimi kendisine öğre­teyim. Çünkü ben ölmekten korkuyorum'." Benzeri rivayet.

Ayrıca onda şöyle geçmektedir: "Allah buyuruyor ki: 'Hendekleri kazanlara (Ashâb-ı uhdüd) lanet edildi. Aziz ve Hamîd'dir"e ka­dar. (Burûc, 4-8) ■

Sözkonusu olayda geçen çocuk defnedil­di. Hz. Ömer'in zamanında öldürüldüğü gün­de olduğu haliyle parmağı şakağında olarak (mezardan) çıkarıldığı da anlatılır.

9160- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Beşikte ancak üç kişi konuşmuştur: (Bunlardan ikisi) İsâ bin Meryem ve Cü-reyc'in arkadaşıdır.

Cüreyc, ibadete düşkün bir adamdı, kendi­sine bir manastır edinmişti. Namaz kılarken annesi gelip şöyle seslendi:

'Ey CüreycV (Kendi kendisine) dedi ki: 'Ey Rabbim! Annem mi, namazım mı?' Nama­zına devam etti, annesi de oradan çekip gitti. Ertesi gün namaz kılarken yine annesi gelip: 'Ey CüreycV diye seslendi. Yine: 'Ey Rabbim, annem mi namazım mı?' Yine namaza yöneldi, annesi söyle dua etti: 'Allahım! Kötü kadınla­rın yüzlerini görünceye kadar onu öldürme!'

israil oğulları, aralarında Cüreyc ile onun ibadetini konuşuyorlardı. Çok güzel bir fahişe kadın vardı. Bu kadın dedi ki: 'isterse­niz ben bunu yoldan çıkartırım." Gitti önüne geçti ve kendisini ona sundu, fakat ona dönüp bakmadı bile.

Bunun üzerine kadın onun manastırında barınan bir çobana gitti ve onunla yattı, ha­mile kaldı, çocuk doğunca, onun Cüreyc'den olduğunu iddia etti. Halk hemen geldiler ve onu manastırından çıkardılar; manastırı yak­tılar ve onu dövmeye başladılar.

'Ne oldu, nedir benim suçum?' diye so­runca: 'Sen bu kadınla zina ettin, bu çocuk da sendenmis' dediler.

'Peki nerde çocuk?' diye sordu; hemen çocuğu getirdiler. Bunun üzerine: 'Bırakın beni de namazımı kılayım' dedi. Sonra gelip Çocuğun karnına dürterek sordu: 'Doğru söyle baban kimdir?' Çocuk: 'Babam falan çobandır' dedi.

Bunun üzerine halk Cüreyc'i öpmeğe ve ona dokunarak tebenüken ellerini bedenleri­ne sürmeye başladılar ve: 'Senin manastırını altından yapacağız dediler. Fakat o söyle de­di: 'Hayır onu tekrar eskiden olduğu gibi ker­piçten yapın!' dedi.

(Üçüncüsü:) Bir kadın çocuğunu emzirir­ken son derece yakışıklı bir adam, şahlanmış güzel bir at üstünde oradan geçti. Annesi: "Al­lahım, benim bu oğlumu da bunun gibi eyle!" diye dua edince, çocuk memeyi bırakıp adama bakarak şöyle dedi: 'Allahım, beni bu adam gibi yapma!' Sonra tekrar dönüp emmeye baş-

ladı. -Râvi Ebû Hureyre dedi ki:- 'Parmağı ağzında emiyonnuş gibi çocuğun emişini anla­tan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i sanki şu anda görür gibiyim. '-

(Resûlullah devamla) dedi ki: 'Sonra o anne bir cariyenin yanından geçti. Beraberin­de bir kalabalık vardı. 'Sen zina ettin, hırsız­lık yaptın' diyerek onu dövüyorlardı. O da: 'Allah bana yeter, ne güzel vekildir O!' diyor­du. Kadın o anda şöyle dua etti: 'Allahım! Oğlumu bunun gibi yapma!' Çocuk yine me­meyi terk edip şöyle dua etti: 'Allahtm, beni de onun gibi yap!'"

-Burada ilgili hadiste değişik ifadeler kul­lanılmıştın- (Çocuk dedi ki:) 'Yakışıklı bir adam geçtiğinde: 'Allahım! Oğlumu onun gi­bi kıl!' dedin. Ben ise: 'Allahım, beni onun gi-bî kılma!' dedim. Yanımızdan dövülen bir ca­riye geçti. 'Sen zina ettin, hırsızlık yaptın!' di­yerek dövüyorlardı. Dedin ki: 'Allahım oğlu­mu onun gibi yapma!' Ben de: 'Allahım beni onun gibi yap!' dedim. (Çocuk) dedi ki: "O

atlı adam zalim ve zorba bir adamdı. Onun için 'Allahım, beni onun gibi yapma!" dedim. Zina etmediği halde cariyeyi 'Zina ettin'; çal­madığı halde 'çaldın' diyerek dövüyorlardı. Onun için : 'Allahım, beni onun gibi yap!' de­dim." [Buharı ile Müslim.]

9161- İbn Ömer radiyallahu anh'dan; (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Sizden önceki milletlerden üç kişi yola çıktılar. (Gecelemek için) bir mağaraya sığın­dılar ve içeriye girdiler. Dağdan büyük bîr ka­ya yuvarlanıp mağaranın ağzını kapattı, içle­rinden biri dedi ki: 'Sizi bu mağaradan ancak yapmış olduğunuz İyi amelleriniz kurtarabi­lir.' Bunun üzerine aralarından bir tanesi şöy­le dua etti: 'Allahım! Benim yaşlı ana-babam vardı. Onlara gözüm gibi bakardım. Bir gün ot (ya da odun) aramak için uzaklaşmıştım. Uyuyuncaya kadar onlara' geri dönemedim (geciktim). Onlar için süt sağdım, yanlarına

vardığımda uyumuşlardı. Onlardan önce ne aileme ve ne de çocuklarıma sütü vermek is­temedim 'Belki uyanırlar da sütlerini içiri­rim' diye. Elimde süt kabıyla uyanmalarını bekledim. Fakat sabaha kadar uyanmadılar. Onları uyandırmaya da kıyamadım. -Bazı râ-viler şunu da eklediler:- Çocuklar ayağımın altında dolaşıyorlardı. Sonra uyandılar ve sütlerini içtiler. Allahım! Eğer ben bunu senin rızan için yapmışsam, ne olur bu kayayı bura­dan gider de dışarıya çıkalım.' Mağara kapı­sındaki kaya biraz çekildi ve gök yüzü biraz­cık görünüverdi. Fakat tabii ki dışarıya çıka­cak kadar değildi."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu­yurdu ki: "Diğeri şöyle dua etti: 'Allahım! Benim amcamın bîr kızı vardı, ona âşık ol­muştum. Onunla cinsî ilişki kurmak istedim, fakat razı olmadı. Derken bir ara büyük bir kıtlık oldu. O müşkül duruma düşmüştü. Bana geldi; 'Benimle yatmaya razı olursan sana yüzyirmi dinar veririm' dedim. Razı oldu ve ben söz konusu parayı ona verdim. Yatırıp tam ilişki kuracakken, dedi ki: 'Sen Allah'ın mührünü gayr-ı meşru olarak açamazsın. Bu sana helâl değildir.' Hemen kalkıp verdiğim, parayı da kendisine bırakarak ondan uzaklaş­tım. Oysa ben onu'çok seviyordum. Ey Alla­hım! Eğer ben bunu senin rıza-i şerifin için yapmışsam, ne olur mağaranın ağzındaki bu kayayı gideriver!' Kaya biraz daha uzaklaştı. Fakat yine dışarıya çıkacak kadar değildi."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu­yurdu ki: "Üçüncüsü şöyle dua etti: 'Allahım! Birçok işçi tuttum, hepsinin ücretlerini ver­dim. Yalnız içlerinden biri verdiğim ücreti al­madan terkedip gitti. Onun ücretini sermaye yaptım, çoğaldıkça çoğaldı. Derken hayli müddet sonra adam çıkageldi ve: "Ey Al­lah'ın kulu! Haydi benim ücretimi ver!' dedi. Ben de: 'Şu gördüğün develer, sığırlar, koyun­lar ve köleler hep senin ücretinin ürünüdürler, haydi al onları!' dedim.

'Ey Allah'ın kulu benimle alay etme!' dedi.

'Hayır alay etmiyorum. Hepsini al götür.1' dedim ve adam onlardan hiçbir tane bırakma-yasıya hepsini önüne katıp götürdü. Ey Alla-hım! Eğer ben bunu senin rıza-İ şerifin için yapmışsam kayanın artan kısmını da çekiver de bizi kurtar!' Hemen kaya mağaranın kapı­sından tamamen çekildi ve hepsi çıkıp kurtul­dular ve evlerine doğru neşe içinde yürüdü­ler." [Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.]

9162- İbn Ömer radİyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallalıu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Sizden önce yaşayanlar arasında 'el-KifV adında bir adam vardı. Hiçbir şey yap­maktan çekinmezdi. Muhtaç olduğunu bildiği bir kadına geldi ve ona çok para verdi. Onun­la, yatmak istediğinde, kadın titremeye ve ağ­lamaya başladı.

'Neden ağlıyorsun?' diye sordu.

'Ben bu işi hayatımda hiç yapmadım, ihti­yacım olduğu için bu duruma düştüm' deyin­ce, adam kendini şöyle demekten alamadı:

'Sen Allah korkusuyla böyle davranıyor­sun ha!? Öyleyse ben neden Allah'tan kork-mayayım? Verdiklerim senin olsun, haydi git! Serbestsin. Ben de bundan sonra vallahi Al­lah'a âsi gelmiyeceğim.'

Adam o gece öldü. Kapısına 'Allah el-Kifl'i bağışlamıştır' diye yazıldı.

Halk bunu görünce şaşırıp kaldılar. Bu­nun üzerine Allah, peygamberlerine vahyedip onun durumu bildirdi." |Rezîn. Tirmizî de bunu başka bir lafız ile nakletmişim]

9163-  Rabîa kabilesinden bir adam olan el-Hâris bin Yezîd el-Bekrî'den:

"Medine'ye geldim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanma girdim. Mescid ce­maatle doluydu. Siyah sancaklar dalgalanı-

yordu. Bilâl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in önünde kılıcım kuşanmış duruyor­du. Dedim ki:

'Ne var, insanlar neden buraya böyle top­lanmış?' Dediler ki:

'Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Amr bin el-Âs'ı Rabîa'ya doğru gönderecek.'

Dedim ki: 'Âd'in elçisi gibi olmaktan Al­lah'a sığınırım.' Allah Resulü sallallahu aley­hi ve sellem sordu:

'Ad'in elçisi ne demektir?'

'Bunu iyi bilmiş birisine düştün. Âd, sıkın­tı ve kıtlıkla karşılaştığında, Kayl'ı su getir­mek için gönderdi. O da Bekr bin Muâviye'ye gidip konakladı. Bekr ona şarap içirdi, iki ka­dına emredip şarkı söyletti. Sonra Mühre dağ­larına doğru çıkıp hareket etti ve dedi ki:

'Allahım! Tedavi etmek için bir hastaya gelmedim, fidyesini ödemek için bir esire de gelmedim. Kuluna nasıl yağmur vereceksen ver! Verdiği şaraba teşekkür olsun için, Bekr bin Muâviye'ye de onunla beraber vereceğin

yağmurdan ver!' Derken gökte kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere üç tane bulut belirdi. Ona: 'Haydi bunların birini seç!' denildi. On­lardan siyah olanı seçti. Ona denildi ki: 'Âd kavminden tek kişiyi bırakmayıp helak ede­cek bu bulutu toz duman olarak al!' Allah Re­sulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'O sadece onlara bu yüzüğün halkası kadar bir şey (rüzgâr) göndermişti.' Sonra: 'Ad mil­letinin başından geçende de ibret vardır. On­ların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toz eden kuru bir rüzgâr gönderdik' mealin­deki âyetleri (Zâriyât, 41-2) okudu." [Tirmizî.j

9164- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Isrâiloğullarında, sedef hastası, dazlak ve kör olan üç kişiyi Allah imtihan etmek iste­di. Allah onlara bir melek gönderdi. Önce se­def hastalığı olana geldi ve sordu:

'Arzun nedir?'

'Güzel bir renk ve güzel bir cilt. İnsanla­rın tiksindiği bu halim gitsin' dedi. Hemen ona elini sürdü ve hastalığı gitti, kendisine güzel bir renk ve cilt verildi. İnsanların tiksi­neceği hali bertaraf edildi.

Ondan sonra sordu:

'En çok sevdiğin mal nedir?'

'Deve ya da sığır' dedi. -Râvi İshak se­def hastası ya da dazlak olanlardan hangisi­nin deve, hangisinin de sığır dediğine tered­düt etmiştir. -

Hemen (melek) ona on deve verdi ve 'Al­lah bunları sana mübarek etsin!' dedi.

Ondan sonra dazlağa gelip sordu:

'En çok istediğin şey nedir?'

'Güzel bir saç. Çünkü ben insanları tik­sindiren şeklimin değişmesini istiyorum' dedi. Melek hemen elini (başına) sürdü, güzel bir saçı oldu.

'Peki en çok sevdiğin mal nedir?'

'Sığır' deyince, ona gebe bir inek verildi ve: 'Allah bunu sana mübarek kılsın!' dedi.

Sonra köre geldi ve sordu:

'En çok istediğin şey nedir?'

'Körlüğüm gitsin, her şeyi rahatça göre­yim, istediğim budur' deyince, hemen onun gözüne elini sürdü, gözü açıldı. Her şeyi gör­meye başladı. Sonra sordu: 'Peki en çok iste­diğin mal nedir?'

'Koyun' dedi. Ona da (doğurgan) bir ko­yun verdi. Verdikleri bu hayvanlar doğurdu, birinin bir vadi dolusu devesi, ötekinin bir va­di dolusu sığırı ve üçüncüsünün de bir vadi dolusu koyunu oldu.

Sonra kılık değiştirip alaca hastalığı ola­na gelip şöyle dedi:

'Ben yoksul bir adamım. Yolda kaldım, Al­lah'tan ve senin yardımından başka beni yeri­me ulaştıracak bir şeyim kalmadı' dedi. 'Sana

güzel cildi, güzel rengi ve mal olarak devele­ri verenin hürmeti için bana bir deve ver de yoluma devam edip evime varayım' deyince: 'Onlarda pek çoklarının hakları vardı' diye cevap verdi. Melek: 'Ben seni tanır gibiyim. Hani sen herkesin kendisinden tiksindiği ala­ca hastası değil miydin? Fakirdin de Allah sa­na mal vermişti.'

'Hayır, bu mallar bana atalarımdan inti­kal etti' dedi.

Melek: 'Eğer yalan .söylüyorsan Allah se­ni eski haline çevirsin!' dedi ve ondan ayrılıp, dazlak kılığında o dazlağın yanma gitti. Onunla da aynı şeyleri karşılıklı konuştular, melek ona da: 'Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski şekline çevirsin.1' dedi. Ondan sonra köre geldi ve dedi ki: 'Ben fakir biriyim. Yol­da kaldım. Senin körlüğünü gideren, tiksintiyi bertaraf eden ve sana bu kadar koyunları ve­ren hürmeti için ne olur bana bir koyun ver de yoluma devam edeyim, ülkeme varayım' de­yince, körün cevabı şu oldu:

'Ben bir kör idim, Allah bana gözümü ge­ri verdi. Bu koyunlardan istediğini al, istedi­ğini bırak! Vallahi Allah için aldıktan sonra ben bugün hiçbir şeye aldırmam, seni de sı­kıntıya sokmam' dedi. Bunun üzerine melek: 'Sen malını tut! Benim ihtiyacım yoktur. Siz sadece imtihan olundunuz. Allah senden razı oldu; diğer iki arkadaşına da gazap etti'."

|Buhârî ile Müslim.]

9165- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallalıu aleyhi ve sellem, İsrâiloğullarından bir adamdan söz etti. O adam, bilinden bin dinar ödünç istedi. Adam ona:

'Şahitler getir de tanıklık etsinler' dedi. Ötekisi de: 'Şahit olarak Allah yeter' dedi.

'Peki bana bir kefil getir!'

'Kefilim Allah'tır, kefil olarak O yeter'

deyince, adam: 'Doğru söyledin' dedi ve bin dinarı belirli bir süreye kadar ona verdi. Deni­ze açıldı, başka bir ülkeye gitti. İşini bitirince borcunu ödemek amacıyla geri dönmek için gemi aradı, ancak bulamadı. Bunun üzerine bir kütüğü oydu, parayı ve yazdığı bir mektu­bu onu da İçine yerleştirip üstünü kapattı. Sonra besmele çektilen sonra kütüğü denize salıverdi ve Allah'a şöyle yalvardı:

'Allahım, iyi biliyorsun ki, ben Mandan bin dinar istedim, benden kefil istedi. Ben: 'Kefil olarak Allah yeter' dedim, kabul etli. Sonra şahit İstedi ben de ona: 'Şahit olarak Allah yeter' dedim; bunu da kabul etti. Ona borcumu ödemek için, bir gemi aradım, bula­madım. Ben bunu sana emanet ediyorum (ye­rine ulaştır).'

Bunu diyerek kütüğü denize attı. Sonra ül­kesine gitmek için yine gemi aramaya başla­dı. Ödünç veren adam, belki gelir borcunu öder diye çıkıp geminin gelmesini gözetleme­ye başladı. Baktı ve adamın gönderdiği içinde

para ve mektup bulunan kütüğü gördü. Onu alıp odun olarak kullanmak için evine götür­dü, yarınca içindeki parayı ve mektubu gördü. Bir müddet sonra adam da elinde bin dinarla çıkageldi ve dedi ki: 'Kusura bakma! Zamanı geçti. Gemi bulamadım, gelemedim, ancak şimdi gelebildim, al şu bin dinarını!'Alacaklı şu cevabı verdi:

'İçine para ve mektup koyup ta Allah'a emanet ettiğin borcunu taşıyan kütük geldi. Al­lah o emanetini bana iletti. Çok teşekkürler.'

Adam tekrar vermek İstediği bin dinarı da cebine koyup, Allah'a şükrederek oradan ay­rılıp gitti." JBuhârî.j

9166- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Tübba' (adlı Yemerili kral) mel'ûn mu­dur, değil midir, Uzeyr bir peygamber midir, değil midir, bilmiyorum." |Ebû Dâvud.l

9167- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"İsrâîloğulları olmasaydı et kokuşmazdı. Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına hıya­net etmezdi." [Buhârî ve Müslim. |

9168- Hemmâm bin Münebbih radiyalla­hu anh'dan:

"Ebû Hureyre bize bir çok hadisler rivayet etti; onlardan bir tanesi de şudur: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Siz­den Öncekilerden bir adam başka bir adam­dan bir akar satın almış, satın aldığı akarda bir küp altın bulmuş ve altını gidip toprağın eski sahibine vermek istemiş ve demiş ki: 'Al­tınını al, ben senden akar satın aldım, altınını değil' Satıcı şu cevabı vermiş:

'Ben sana akarı içindekilerle beraber sat­tım.' Derken anlaşamamışlar ve üçüncü bir adamın huzurunda muhakeme olmuşlar. Adam ikisinden birine sormuş:

'Senin oğlun var mıdır?'

'Evet' demiş. Ötekine sormuş: 'Senin kızın var mıdır?' O da: 'Evet' demiş. Öyleyse alın bu küp altınla bu ikisini evlendirin ve onlara harcayın ve (artanı da) tasadduk edin!'"

9169- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'­dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize sabahlara kadar İsrâiloğullanm anlatır­dı, sadece namaz için kalkardı." [Ebû Dâvud.]

9170- Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Isrâiloğullarında, iki uzun kadın arasın­da yürüyen boyu kısa bir kadın vardı. Sonra o kadın, odundan iki ayakkabı ve altından ka­paklı bir yüzük edindi. İçine de en güzel ko­kan bir misk koydu." [Müslim]

 

YARATILIŞIN BAŞLAMASI VE ONUNLA İLGİLİ ÖNEMLİ MESELELER

9171- İmrân bin Husayn radiyallahu anh'-dan:

"Yemen'den birtakım insanlar dediler ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Dinde bilgi sahibi olmak ve sana bu (yaratılış) işin(in) nasıl olduğunu ve nasıl başladığını sormak için geldik.' Şöy­le buyurdu:

'Allah vardı; ondan önce hiçbir şey yoktu. Arş' t da su üstündeydi. Ondan sonra gökleri ve yeri yarattı. Zikir'de (kader defterinde) her şe­yi yazdl'." [Buhârî ve Tirmizî daha uzun bîr metinle.]

9172-  Ebû Rezîn el-Ukaylî radiyallahu anh'dan:

Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Rabbi-miz, mahlûkatı yaratmadan önce neredeydi?" Şöyle buyurdu: "ö, altında hava, üstünde ha­va olan bir âmâdaydı. Arş'ını ise su üstünde yaratmıştır." [Tirmizî.|

Ahmed (bin Menî') dedi ki: Yezîd, (amâ) kelimesini "Allah'la beraberinde hiçbir şey olmaması" İle tefsir etti.

9173- Ömer radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aramızda doğrulup yaratılışın başlangıcından alıp cennet ehli yerlerine; cehennem ehli yer­lerine girinceye dek olan ve olacak olan her şeyi anlattı. (Bu anlatılanları) içimizden kav­rayanlar kavradı, unutanlar unuttu." |Buhârî.]

9174- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Bana Arş'ı taşıyan Allah'ın meleklerin­den bir meleği anlatma izni verildi: Kulak memesi ile omuzu arasındaki mesafe yediyüz yıllık mesafedir." [Ebû Dâvud.)

9175- Ubeyy radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah ilk olarak Kalem'i yarattı ve ona 'Haydi yaz!' dedi. O da ebede kadar olacak­ları yazdı." [Rezîn|

9176- İbn Mes'ûd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah ilk önce aklı yarattı ve ona dedi ki: 'Öne dön!'; döndü. 'Arkaya dön!' buyurdu, döndü. Sonra şöyle buyurdu: 'Senden daha çok sevdiğim bir yaratık yaratmadım. Yaratık­larım içinde seni en çok sevdiğime verece­ğim'." [İkisi de Rezîn'e ait]

9177- el-Abbâs radiyallahu anh'dan: "Bathâ'da birtakım insanlarla oturuyor­dum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de içlerinde idi. Bir bulut geçti, ona baktılar. Bu­yurdu ki: "Bunun ismi nedir biliyor musunuz?'

'Evet bu (sahab) buluttur' dediler. 'Buna müzn de denir.' 'Evet, müzn de denir' dediler. 'Anan da denilir.'

'Evet, aııân da denilir' dediler. Sonra sordu:

'Peki gökle yer arası ne kadardır biliyor musunuz?'

'Hayır'dediler. Şöyle buyurdu: 'Araların­daki mesafe yetmişbir yahut da yetmişiki ya da yetmişüç senedir (dedi).

Üstündeki göğün (uzaklığı da) böyledir. Sonra onun üstündeki böyledir. Yedi kat göğü bu şekilde saydı. Yedinci kat göğün üstünde bir deniz vardır ki üstü ile altı arası, bir gök­le diğer gök arası kadardır. Onun üstünde, tırnakları ile sırtları arası, bir gökle diğer bir gök arası kadar olan sekiz dağ keçisi vardır. Onların üstünde ise, altı ile üstü arası, bir gökle diğer gök arası olan Arş vardır. İşte Al­lah onun üstündedir." [Tirmizî ve Ebû Davud.]

9178- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ashâbiyle beraber otururken bir bulut geldi.

Sordu:

'Bu nedir bilir misiniz?'

'Allah ve Resulü bilir' dediler.

"İşte bu anandır. Yeryüzünün sulayıcıla-rıdır. Allah bunu kendisine şükretmeyen ve dua etmeyen bir kavme sürüp getiriyor" bu­yurdu. Sonra dedi ki:

'Üstünüzde ne vardır, biliyor muşuz?"

'Allah ve O'nun Resulü bilir!" dediler.

'O, muhafaza edilmiş tavan, tutulmuş olan dalgadan ibaret olan er-Rakî'dir' buyurdu.

'Sizinle onun arasında ne kadar mesafe vardır biliyor musunuz?'

'Allah ve Resulü bilir.'

'Sizinle onun arasında beşyüz yıllık mesa­fe vardır.'

'Onun üstündekini bilir misiniz?'

'Allah ve Resulü bilir.'

'Onun üstünde iki gök vardır ki araları beşyüz yıllık mesafedir' dedi ve her iki gök arası, yerle gök arası kadar olan yedi kat gö­ğü saydı ve şöyle sordu: 'Onun üstünde ne var biliyor musunuz?'

'Allah ve Resulü bilir' dediler.

'Onun üstünde Arş vardır ki, onunla gök arasında iki gök arası kadar mesafe vardır" buyurdu. Sonra yine sordu:

'Sizin altınızda ne vardır?'

'Allah ve Resulü bilir.'

'Altınızda başka bir yer vardır ki araların­da beşyüz yıllık mesafe vardır.' Her iki yer ara­sında beşyüz yıllık mesafe olan yerleri de ye­di kat yer olarak saydı. Sonra şöyle buyurdu:

'Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki, eğer siz bir ip sarkıtırsanız, en alt­taki yerde olan Allah'a düşer.' Sonra: 'Evvel, Âhir, Zahir ve Bâtın O'dur. O her şeyi bilici­dir' mealindeki âyeti (Hadîd, 3) okudu."

[Tirmizî]

Sonra dedi ki: "O sallallahu aleyhi ve sel­lem, bu âyeti okumakla onun Allah'ın ilim, kudret ve sultanlı olduğuna işaret etmiştir."

9179-   Cübeyr bin Mut'im radiyallahu anh'dan; (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah, Arş'inin üstündedir. Arş ise gökle­rinin üstündedir." Parmaklarını kubbe gibi yaparak "işte böyle" dedi. "(Arş) üzerinde binicileri bulunan atlar gibi ses çıkarır."

[Daha uzun bir metinle Ebû Dâvud.]

9180- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah toprakları cumartesi günü yarattı. Üzerindeki dağları pazar günü yarattı. Ağaç­ları pazartesi günü yarattı. Mekruhu salı gü­nü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı. Per-şembe günü de üzerine canlıları yayıverdi. Cuma günü ikindiden sonra, ikindi ile akşam arasında tüm yaratıklardan sonra Adem'i ya­rattı." [Müslim]

9181- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Yahudiler, Peygamber sallallahu aleyhi

ve sellem'e gelip ıGÖk gürültüsü nedir, bize bildirir misin?' diye sordular. Cevap verdi: 'O, Allah'ın bulutlarla görevlendirdiği melek­lerinden bir melektir. Beraberinde ateş parça­ları vardır, onları Allah' in dilediği yere sevke-der durur.'

Teki duyduğumuz o ses nedir?' 'Emrolunduğu yere gidinceye kadar bu­lutları (başka yerlere sapmasından) alıkoyma sesidir' buyurdu. Onlar da: 'Doğru söyledin' deyip onu tasdik ettiler.

'İsrail'in (Ya'kûb Peygamberin) kendine yasak ettiği şey (yiyecek) nedir?' diye sordular.

'Ya'kûb (Aleyhisselâm) siyatikten rahatsız idi. Deve eti ve sütü dışında ona iyi gelen bir şey olmadığı için bunları kendisine yasak et­miştir' buyuranca, 'Doğru söyledin' dediler.

[Tirmizî]

9182- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah Âdem'i kendi suretinde, boyu alt­mış arşın olarak yarattı."

[Buharı ve Müslim, daha uzun bir metinle. Selâm bahsinde geçmiştir.|

9183- Enes radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah, Adem'i cennette şekillendirdiğin­de dilediği zamana kadar o haliyle bıraktı. İb­lis etrafında dolaşıp da içi boş olduğunu gö­rünce, onun bir şeye gücü yetmeyen bir yara­tık olduğunu anladı." [Müsliml

9184- Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Allah, Adem'i yeryüzünün çeşitli yerle­rinden aldığı topraktan yarattı. Onun için Âdemoğullan, kimisi kırmızı, kimisi beyaz, ki­misi siyah, kimisi de orta olarak, (çeşitli renk­lerde), kimisi uysal, kimisi hüzünlü, kimisi çir­kin, kimisi güzel olarak (çeşitli şekillerde ve huylarda) yaratılmışlardır."

[Ebû Dâvud ve Tirmizî.]

9185- Âişe radiyallahu anhâ'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Melekler nurdan yaratılmıştır. Cinler ise dumansız ateşten yaratılmıştır, Âdem ise size anlatılan şeyden yaratılmıştır." [Müslim]

9186- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem İsrâ gecesi hakkında şunları anlattı:

'Ben, dünya semasına inince, kendimi rüz­gâr, sesler ve dumanlar arasında buldum. De­dim ki: 'Ey Cibril! Bu nedir?'

'Bunlar gökler ve yerin melekûtunu gör­mesinler diye Ademoğullarının gözlerini, ya­kan şeytanlardır. Eğer bu olmasaydı, akıllara durgunluk veren birçok şeyler görürlerdi'."

[Ahmed İsnadında Ebû's-Salt adlı bir râvi vardır.l

9187- Ebû Ümâme radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Güneş üzerinde altı melek görevlendiril­miştir. Bunlar her gün güneşe kar atarlar. Eğer böyle olmasaydı ışınladığı her şeyi ya­kardı'."

[Taberânî, Mu'cemu'I-Kebîr'de zayıf bir senedle.j

9188- Ebû Zer radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Yeryüzünün kesafeti heşyüz yıllıktır. En yüksek yer ile dünya semasının arası beşyüz yıllıktır. Onun (dünya semasının) kalınlığı beşyüz yıldır. Dünya semasıyla üst (normal) sema arasındaki mesafe beşyüz yıldır. Göğün kalınlığı beşyüz yıllıktır. Sonra her gök, yedin­ci kat göğe kadar böyledir. Yedinci kat gökle Arş arasındaki mesafe diğerlerinin tümü ka­dardır." [Bezzâr]

9189- Ali radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Cenâb-ı Hakk'ın yarattıkları içinde en sert ve çetin şey dağlardır. Demir dağlan yon­tar, ateş demiri yakar. Su ateşi söndürür. Yer ile gök arasında musahhar kılınan bulut su ta­şır. Rüzgâr bulutu sürer, insan eliyle rüzgâr­dan korunur. Onunla işini görür. Sarhoşluk in­sanı yener, uyku sarhoşluğu alt eder. Üzüntü uykuyu kaçırır. Şu halde Rabbin en çetin ya­ratığı üzüntü ve kederdir." [Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta]

9190- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Ona med ile cezir hakkında sordular, şöyle cevap verdi:

Denizin engin yerinde görevli bir melek vardır, ayağını koyduğu zaman taşar, kaldırdı­ğı zaman çekilir'." [Ahmed hafi bir senedle]

9191- Sahabeden bir adamdan:

"O, Ebû Bekre'ye ahalisi sadece demir ile uğraşan bir ülkeye gittiğinden söz etti. Bir eve girmiş. Güneş batarken o güne kadar duyma­dığı bir ses duymuş. Adam: 'Korktum' der­ken, ev sahibi: 'Korkma! Bu sana zarar ver­mez. Çünkü bu, şu anda şeddin yanından ay­rılan kavmin sesidir. Onu görmekten hoşlanır mısın?' deyince, 'Evet' dedim. Hemen ona gittim baktım ki yapısındaki demir kerpici ko­caman bir kaya gibi duruyor. Sanki mürekkep renginde bir buz gibiydi. Çivileri ise büyük kalasları andırıyordu.' Peygamber sallallahu aleyhi ve seîlerrTi gördüm ve bunu ona bildir­dim; bana: 'Onu anlat!' buyurdu. Ona dedim ki: 'Sanki o mürekkep renginde bir buz gibiy­di.' Şöyle buyurdu: "Seddİ gören birini kim görmek isterse, bu adama baksın!'"

[Bezzâr leyyin ve hafi bir senedle. |

9192- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'­dan, dedi ki:

"Sizden Önceki insanların içinde seksen yaşına kadar ihtilam olmamış bir adam vardı."

|Bezzâr leyyin bir senedle.l

9193- Câbir radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Ey Muâz! Ben seni ehli kitab olan bir kavme gönderiyorum. Sana gökteki yaşlıktan sorarlarsa, de ki: 'O Arş'in altındaki yılanın saly asıdır''."

[Tabernî, Mu'cemu'l-Kebir'de zayıf bir senedle.|

9194- İbn Amr bin eî-Âs radiyallahu anh'­dan, dedi ki:

"Arş, yılanla çevrilmiştir. Vahiy zincirler arasında iner." [M. el-Kebir]

9195- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'­dan, dedi ki:

"Zencilerden elbise giymeyenlerin dörtte biri, bütün insanlardan daha fazladır."

(İkisi de Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'e ait.|

 

TAHRİC

==========================================

9158-9159- Bu hadisi Müslim (zühd 72, s. 2299-2301) ve Tirmizî (3340), Sâbit el-Bünânî an Abdirrahman b. e. Leylâ an Suheyb asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9160- Bu hadisi Buhârî (amel fî's-salât 7, II, 60-1; enbiyâ 48, IV, 140) ve Müslim (birr ve's-sıla 7-8, s. 1976-8), el-A'rec, Muh. b. Sîrîn ve Ebû Râfi' an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9161- Bu hadisi Buhârî (buyû‘ 98, III, 37-8; icâre 12, III, 51; hars ve'l-müzâraa 13, III, 69-70; enbiyâ 53, IV, 147-8; edeb 5, VII, 69-70), Müslim (zikr 100, s. 2099-101) ve Ebû Dâvud (3387), Nâfi' ve Sâlim b. Abdillah an İbn Ömer asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9162- Bu hadisi Tirmizî (2496), Ubeyd b. Esbât an ebîhî ani'l-A'meş an Abdillah b. Abdillah er-Râzî an Sa'd mevlâ Talha an İbn Ömer senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen" hükmü verdi.

9163- Bu hadisi Tirmizî (3273-4), Âsım b. ebî'n-Nücûd an Ebî Vâil ani'l-Hâris b. Yezîd asl-ı senedi ile tahrîc etti.

Râvileri güvenilir kimselerdir.

9164- Bu hadisi Buhârî (enbiyâ 51, IV, 146) ve Müslim (zühd 10, s. 2275-7), Hemmâm an İshâk b. Abdillah an Abdirrahman b. e. Amre an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9165- Bu hadisi Buhârî (buyû‘ 10, III, 7, muallak olarak, metnin başı; kefâlet 1, III, 56-7, muallak olarak, metnin tamamı; istîzân 25, VII, 135, muallak), Leys b. Sa'd an Ca'fer b. Rabîa ani'l-A'rec an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

9166- Bu hadisi Ebû Dâvud (4674), Abdürrezzâk an Ma'mer an İbn e. Zi'b an Saîd b. e. Saîd an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

9167- Bu hadisi Buhârî (enbiyâ 1, IV, 103; 25, IV, 126) ve Müslim (radâ' 63, s. 1092), Ma'mer an Hemmâm an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9168- Bu hadisi Buhârî (enbiyâ 54, IV, 150), İshâk b. Nasr an Abdirrezzâk an Ma'mer an Hemmâm an Ebî Hureyre senedi ile tahrîc etti.

9169- Bu hadisi Ebû Dâvud'da bulamadım. Ancak aynı metni Ahmed (IV, 444), Ebû Hilâl an Katâde an Ebî Hassân el-A'rec an İmrân b. Husayn asl-ı senedi ile tahrîc etti.

9170- Bu hadisi Müslim (elfâz mine'l-edeb 18-9, s. 1765-6), Ebû Nadre an Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc etti.

9171- Bu hadisi Buhârî (bed'ul-halk 1, IV, 72-3; mağâzî 67, V, 115; 74, V, 122; tevhîd 22, VIII, 175) ve Tirmizî (3951), Câmî' b. Şeddâd an Safvân b. Muhriz an İmrân b. Husayn asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9172- Bu hadisi Tirmizî (3109), Ah. b. Menî' an Yezîd b. Hârûn an Hammâd b. Seleme an Ya'lâ b. Atâ an Vekî' b. Hades an ammihî Ebî Rezîn senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen" hükmü verdi.

9173- Bu hadisi Buhârî (bed'ul-halk 1, IV, 73), ësâ an Rakabe b. Müslim an Târık b. Şihâb an Ömer senedi ile tahrîc etti.

9174- Bu hadisi Ebû Dâvud (4727), Ah. b. Hafs b. Abdillah an ebîhî an İbr. b. Tahmân an Mûsâ b. Ukbe an Muh. b. el-Münkedir an Câbir senedi ile tahrîc etti.

9175- Bu hadisi İbn ebî Âsım, K. es-Sünne'de (102-5) el-Velîd b. Ubâde an ebîhî an Ubeyy asl-ı senedi ile tahrîc etti. Elbânî isnâdı hakkında sahîh hükmü verdi.

9177- Bu hadisi Ebû Dâvud (4723), Muh. b. es-Sabbâh ani'l-Velîd b. e. Sevr an Simâk an Abdillah b. Umeyre ani'l-Ahnef b. Kays ani'l-Abbâs senedi ile tahrîc etti.

9178- Bu hadisi Tirmizî (3298), Yûnus b. Muh. an Şeybân b. Abdirrahman an Katâde ani'l-Hasan an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "garîb" hükmü verdi.

9179- Bu hadisi Ebû Dâvud (4726), Vehb b. Cerîr an ebîhî an Muh. b. İshâk an Ya'k‍b b. Utbe an Cübeyr b. Muh. b. Cübeyr b. Mut'im an ebîhî an ceddihî asl-ı senedi ile tahrîc etti.

9180- Bu hadisi Müslim (sıfâtu'l-münâfikîn 27, s. 2149-50), Haccâc b. Muh. an İbn Cüreyc an İsm. b. Umeyye an Eyyûb b. Hâlid an Abdillah b. Râfi' an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.

9181- Bu hadisi Tirmizî (3117), ed-Dârimî an Ebî Nuaym an Abdillah b. el-Velîd an Bükeyr b. Şihâb an Saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen garîb" hükmü verdi.

9182- Bu hadisi Buhârî (enbiyâ 1, IV, 102; istîzân 1, VII, 125) ve Müslim (cennet 28, s. 2183-4), Ma'mer an Hemmâm b. Münebbih an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

9183- Bu hadisi Müslim (birr ve's-sıla 111, s. 2016), Ebû Bekr b. e. Şeybe an Yûnus b. Muh. an Hammâd b. Seleme an Sâbit an Enes senedi ile tahrîc etti.

9184- Bu hadisi Ebû Dâvud (4693) ve Tirmizî (2955), Avf an Kasâme b. Züheyr an Ebî Mûsâ asl-ı senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "hasen sahîh" hükmü verdi.

9185- Bu hadisi Müslim (zühd 60, s. 2294), Abdürrezzâk an Ma'mer ani'z-Zührî an Urve an Âişe asl-ı senedi ile tahrîc etti.

9186- Bu hadisi Ahmed (II, 353, 363), Hammâd b. Seleme an Alî b. Zeyd an Ebî's-Salt an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîc etti.

Ebû's-Salt'ı Heysemî tanımadığını söylemiştir (Mecma‘ VIII, 131).

9187- Râvilerinden Ufeyr b. Ma'dân oldukça zayıf bir râvidir (Mecma‘ VIII, 131).

9188- Bu hadisin râvileri Sahîh ricâlindendir; ancak Humeyd b. Hilâl, Ebû Zer'den işitmemiştir (Mecma‘ VIII, 131).

9189- Râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma‘ VIII, 131).

9190- Bu hadisi Ahmed (I, 382), Mu'temir b. Sül. an Sabâh b. Eşres an İbn Abbâs ve İbr. b. Dînâr an Sâlih b. Sabâh an ebîhî an Eşres an İbn Abbâs senedleriyle tahrîc etti.

Heysemî, isnâdında durumunu bilmediği bir râvinin bulunduğunu söylemiştir (Mecma‘ VIII, 134).

9191- Râvilerinden Amr b. Mâlik'i Ebû Zür'a ve Ebû Hâtim "metrûk" ilân etmiş; tevsîk eden İbn Hibbân "hata yapar ve garîb rivayetlerde bulunurdu" demiştir. Yine Heysemî, isnâdında durumunu bilmediği bir râvînin bulunduğunu söylemiştir (Mecma‘ VIII, 134).

9192- Kezâ isnâdında Amr b. Mâlik yer almıştır. İbn Hibbân onun hakkında "hata yapardı ve garîb rivayetleri vardı" demiştir. Diğer râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma‘ VIII, 135).

9193- Râvilerinden el-Fadl b. el-Muhtâr zayıftır (Mecma‘ VIII, 135).

9194- Güvenilir bir râvi olan Kesîr b. e. Kesîr dışındaki râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma‘ VIII, 135).

9195- Güvenilir meşhûr râvi olan Abdullah b. Ah. b. Hanbel dışındaki râvileri Sahîh ricâlindendir (Mecma‘ VIII, 136).