ALIŞVERİŞ KİTABI - Darimi - Alisveris
ALIŞVERİŞ KİTABI
1. "Helal Bellidir, Haramda Bellidir!" Hadisi Hakkında
2. "Seni Şüpheye Düşüren Şeyleri Bırak, Şüpheye Düşürmeyen Şeylere Bak!" Hadisi
3. Cahiliyye Döneminde Olan Faiz (Riba) Hakkında
4. Faiz Yiyenle Yedirene Lanet Okumak Hakkında
5. Faiz Yeme Hususunda Sert Davranma Hakkında
6. Çalışıp Kazanmak Ve Kişinin Eliyle İş Yapması Hakkında
7. Ticaretle Uğraşan Kimseler Hakkında
8. Doğru Tacir Hakkında
9. İyilikseverlik Hakkında
10. Aldatma Yasağı Hakkında
11. Sözünde Durmama Hakkında
12. İhtikâr Yasağı Hakkında
13. Müslümanların (Malları) İçin Fiyat Belirleme Yasağı Hakkında
14. Kolaylık Gösterme Hakkında
15. "Satıcı İle Alıcı Birbirlerinden Ayrılmadıkları Sürece Muhayyerdirler" Hadisi Hakkında
16. Birbirlerinden Alışveriş Yapan İki Kimse Uyuşmazlığa Düştüklerinde (Ne Yapılır)?
17. "(Din) Kardeşinin Alışverişi Üzerine Alışverişe Girmek Yok!"
18. Muhayyerlik Ve Uhde Hakkında
19. (Sütlü Görünsünler Diye Birkaç Gün Sağılmayıp Sütleri Memelerinde) Biriktirilmiş Olan Hayvanlar
20. Bey-i Ğarer (Aldatma Tehlikesi Olan Alışveriş) Yasağı Hakkında
21. Meyveleri, (Yenilmeye) Elverişlilikleri Ortaya Çıkmadan Satma Yasağı Hakkında
22. Âfet Hakkında
23. Muhâkala Ve Muzâbene Hakkında
24. "Arıyye"ler Hakkında
25. Yiyeceği Teslim Almadan Önce Satma Yasağı
26. Bir Satışta İki Şart Koşma Yasağı Hakkında
27. Bir Köleyi Malı Varken Satan Kimse Hakkında
28. Munâbeze Ve Mulâmese'yi Yasaklama Hakkında
29. Taş (Atma) Alışverişi Hakkında
30. Hayvanı Hayvan Karşılığında Satma Yasağı Hakkında
31. Hayvan Ödünç Almaya Müsaade Hakkında
32. Satılık Malları Yolda Karşıla(yıp Satın Al)ma Yasağı
33. "(Din) Kardeşinin Alışverişi Üzerine Alışverişe Girmek Yok!"
34. Köpeğin Bedelini (Alma) Yasağı Hakkında
35. Şarap Alım-Satımının Yasaklanması Hakkında
36. Velâ'yı Satma Yasağı Hakkında
37. Hürriyetine Kavuşması Sahibinin Ölümüne Bağlanılmış Kölenin ("Mudebber'in) Satılması Hakkında
38. Sahiplerinden Çocukları Olan Kadın Kölelerin (Ümmü'l-Veled) Satılması Hakkında
39. Medine'nin "Sa" Ve "Müdd"ü Hakkında
40. Yiyeceği, Misli Misline Olması Dışında Satma Yasağı Hakkında
41. Altını Altın İle Gümüşü Gümüş İle Biri Diğerinden Fazla Olarak Değiş-Tokuş Etme ("Sarf") Yasağı Hakkında
42. Faiz Sadece Veresiyede Olur
43. Gümüş (Hesabı) Altından Alma Hususunda Müsaade
44. Rehin Hakkında
45. Para Peşin Mal Veresiye Şeklindeki Alışveriş ("Selef") Hakkında
46. (Borcu) Güzelce Ödeme Hakkında
47. Tartıda (Terazinin Kefesini) Ağır Getirme
48. "Zenginin, Borcunu Geciktirmesi Zulümdür!" Hadisi Hakkında
49. Darda Olana Süre Tanıma Hakkında
50. Darda Olana Süre Tanıyan Kimse Hakkında
51. Eşyasını İflas Eden Kimsenin Yanında Bulan Kimse Hakkında
52. Borç Hususunda Sert Davranılması İle İlgili Hadisler
53. Borcu Olduğu Halde Ölen Kimseye (Cenaze) Namazı Kılmak Hakkında
54. (Borçlu Olarak Ölenin) Cenaze Namazını Kılmaya Müsaade Hakkında
55. "Borçluya Yardım Edilir!" Hadisi Hakkında
56. "İğreti Alınan Şey ("Ariyet" Sahibine) Ulaştırılır! Hadisi Hakkında
57. Emanetin Yerine Ulaştırılması Ve Hainlik Yapmaktan Sakınılması Hakkında
58. Kim Bir Şey Kırarsa, Bu (Şeyin) Benzerini (Ödemesi) Gerekir
59. Buluntu ("Lukata") Hakkında.
60. Hacının Buluntu Eşyasını (Alma) Yasağı Hakkında
61. Yitik Hakkında
62. Müslüman Bir Kişinin Malını (Yalan) Yeminiyle Kendine Alan Kimse Hakkında
63. Yalan Yemin Hakkında
64. Kim (Haksız Olarak Başkasının) Bir Karış Yerini Alırsa?
65. Kim Ölü Bir Yeri (Bayındır Hale Getirerek) Canlandırırsa, Bu (Yer) Onundur!
66. Devlet Başkanının (Özel Kullanımlara) Ayırdığı (Arazi, Maden Vb.) Şeyler Hakkında
67. Ağaç Dikmenin Fazileti Hakkında
68. Koruluk Hakkında
69. Suyun Satılması Yasağı Hakkında
70. Verilmemesi Helal Olmayan Şey Hakkında.
71. "Muhakkak ki, Hz. Peygamber Hayber (Ahalisi) İle İş Sözleşmesi Yapmıştı"
72. "Muhabere"nin Yasaklanması Hakkında
73. (Çıkacak Ürünün) Üçte Biri, Dörtte Biri Karşılığında Muzâraa Sözleşmesi Yapmanın Yasaklanması Hakkında
74. Araziyi İki Seneliğine Satmanın Yasaklanması Hakkında
75. Arazinin Altın Ve Gümüş Karşılığında Kiraya Verilmesine İzin Hakkında
76. (Ürünün) Miktarını Tahminle Belirlemek Hakkında
77. Cariyenin Kazancının Yasaklanması Hakkında
78. Kan Alıcının Kazancının Yasaklanması Hakkında
79. Kan Alıcının Kazancına İzin Verilmesi Hakkında
80. Döl Hayvanının Dişiyi Aşmasından (Ücret Alma) Yasağı Hakkında
81. Bir Ev Satıp da Bedelini Benzeri Bir Şeye Yatırmayan Kimse Hakkında
82. Kuyunun Harîmi Hakkında
83. Şuf'a Hakkında
ALIŞVERİŞ KİTABI
1. "Helal Bellidir, Haramda Bellidir!" Hadisi Hakkında
2534. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Zekeriyya, eş-Şa'bi'den, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Ben en-Nu'man b. Beşir'i işittim, şöyle diyordu:”
“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:”
"Helâl bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında ise, halktan birçok kimsenin, (helâl mı, haram mı olduğunu) bilmediği şüpheli şeyler vardır. Artık kim şüpheli şeylerden sakınırsa, o dinini ve ırzını kurtarmış olur. Kim de şüpheli şeylerin içine düşerse, haramın içine düşmüş olur. Tıpkı, (içine girilmesi yasaklanmış) bir koruluğun çevresinde hayvan otlatan çoban gibi!... Bu (çobanın, hayvanlarıyla, yasaklanmış koruluğun) içine girmesi muhtemeldir. Muhakkak ki, her hükümdarın, (içine girilmesini yasaklamış olduğu) bir koruluğu vardır. Şüphe yok ki, Allah'ın koruluğu da yasakladığı şeylerdir. İyi bilin ki, vücudda bir et parçası vardır. O iyi olduğunda bütün vücud iyi olur. O bozuk olduğunda bütün vücud bozulmuş olur. İyi bilin ki, bu (et parçası) kalbdir!"[1]
2. "Seni Şüpheye Düşüren Şeyleri Bırak, Şüpheye Düşürmeyen Şeylere Bak!" Hadisi
2535. “Bize Saîd b. Âmir haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Yezid b. Ebi Meryem'den, (O da) Ebu'l-Havra1 es-Sa'di'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”
Ben el-Hasan b. Ali'ye,
"Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aklında ne kalmış?" dedim, O da şöyle cevap verdi:
“Bir adam Ona, ne olduğunu bilmediğim bir mesele sormuştu da O şöyle buyurmuştu:”
"Sen, seni şüpheye düşüren şeyleri bırak, şüpheye düşürmeyen şeylere bak!"[2]
2536. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, ez-Zehrani Abdusselam'dan, (O) Eyyûb b. Abdillah b. Mikrez el-Fihri'den, (O da) Vâbısa b. Ma'bed el-Esedi'den (naklen) rivayet etti ki,” Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Vâbısa'ya;
"Sen sevab ve günahı sormaya mı geldin?" buyurmuştu. (Vâbısa) sözüne devamla dedi ki, ben de;
"Evet!" demiştim. (Vâbısa) sözüne şöyle devam etti: Bunun üzerine O, parmaklarını birleştirip onlarla göğsüne vurmuş ve üç defa;
"Sen fetvayı kendinden iste, sen fetvayı kalbinden iste, Ey Vâbısa!" buyurmuş, (sonra da sözüne şöyle devam etmişti):
"İyi ve sevap, canın kendisiyle sükûn, kalbin kendisiyle huzur bulduğu şeydir. Kötü ve günah ise, insanlar sana fetva verseler de, onlar sana (farklı) açıklamada bulunsalar da, insanın içine oturan, insanın gönlünde gidip gelen şeydir!"[3]
3. Cahiliyye Döneminde Olan Faiz (Riba) Hakkında
2537. “Bize Haccâc b. Minhâl rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme rivayet edip (dedi ki), bize Ali b. Zeyd, Ebu Hurre er-Rekaşi'den, (O da) amcasından (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Ben "teşrik günleri"nin orta gününde Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesinin yularını tutuyor, halkı Ondan mene diyordum. Derken O, (yapmakta olduğu konuşmasında) şöyle buyurmuştu:
"İyi bilin ki, cahiliyye dönemindeki her faiz kesinlikle kaldırılmıştır! Dikkat edin! Şüphesiz Allah hükmetmiştir ki, kaldırılacak ilk faiz de Abbas b. Abdilmuttalib'in faizidir. Anaparalarınız sizindir. (Böylece) ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz!"[4]
Açıklama
Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bu konuşmasını Veda Haccı'nda (Hicri 10. yıl) "teşrik günleri"nin orta günüde yapmış olduğu anlaşılmaktadır. "Teşrik günleri" ise, en meşhur görüşe göre, kurban bayramının 2., 3. ve 4. günleridir. Bu durumda söz konusu konuşma kurban bayramının 3. gününde yapılmış demektir. Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ve Ahmed b. Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) de, bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan edip hacda kurban bayramının 3. günü Mina'da bir hutbe okumanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Hanefilerle Malik'e (Rahmetullahi Aleyh) göre ise yukarıdaki Hadiste, sorulan sorulara cevap mahiyetinde bir konuşma söz konusudur. Dolayısıyla hacda bayramın 3. günü hutbe yoktur. Onlar, ilgili diğer haberlere dayanarak hacda bayramın 2. günü hutbe okumanın müstehab olduğunu söylemişlerdir ki, "teşrik günleri" ile "teşrik tekbiri"nin[5] getirildiği günler anlaşılırsa, yukarıdaki Hadiste söz-konusu edilen konuşma da, birçok âlime göre bayramın 2. gününe tesadüf eder.
Bu Hadiste kaldırıldığı belirtilen "cahiliyye faizi"nin en yaygın uygulaması şöyle idi: Faizli bir borcun verilme müddeti gelip de borçlu borcunu veremediğinde, borç müddetinin uzatılmasına mukabil faiz artırılırdı. Bu durumda faiz ekseriya ikiye katlayarak artırılırdı ki, kısa zamanda faiz anaparanın birkaç katma çıkardı. Cahiliyye döneminde daha başka faizli muameleler de yapılırdı ki, bunların hepsi yasaklanmıştır. Gerçekte faizin ("riba"nın) her çeşidi haram kılınmıştır. Yukarıdaki Hadiste "cahiliyye faizi"nin zikredilmesi, o zaman o tür faizli muamelelerin yapılmakta olması sebebiyledir.
Haksız ve karşılıksız kazanç yollarından biri olan faiz, önceki ilahi dinlerde ve dinimizde haram kılınmıştır. Onun haram kılınışının birçok hikmeti arasında şu hususlar zikredilmektedir: Faiz, başkasının malını karşılıksız olarak almak demektir; faizle uğraşmak insanı, halka faydalı bir sanatla, bir işle uğraşmaktan alıkor; faiz toplumun fertleri arasında karşılıklı sevgi ve yardımlaşma bağlarının kesilmesine, düşmanlıkların doğmasına sebep olur... Böylece toplumun ahlaki, iktisadi ve içtimai düzeni bozulur. Burada hatırlatmalıyız ki, ilahi emir ve yasakların, bu arada faiz yasağının birçok hikmeti bulunmakla beraber, müslüman, yani "ilahi irade"ye teslim olan insan onlara, sadece Allah'ın (Celle Celaluhu) emir ve yasakları oldukları için uymak durumundadır.
Faizin haram kılınışı tedrici bir şekilde olmuştur. Şöyle ki:
Önce Mekke'de inen bir ayette[6] faizin Allah Azze ve Celle katında hiçbir sevap kazandırmayacağı bildirilerek faydasızlığına işaret edilmiş, daha sonra Medine'de inen bir ayetle,[7] faizin vaktiyle yahudilere yasaklanmış olduğu haber verilerek müslümanlıkta da haram kılınacağına kıyas yoluyla işaret edilmiş, ardından açık bir ifadeyle "kat kat" alınan faiz haram kılınmış[8] ve nihayet, konuyla ilgili olarak inen en son ayette[9] faiz tamamen yasaklanmıştı. Faizin bu şekilde tedrici olarak haram kılmışının bir hikmeti, her halde, onun toplumdaki etki alanının genişliği idi. Bu etki alanının daralması ve toplumun faizsiz yaşayacak bir hale gelmesi zamanla mümkün olmuştu. Allahu a'lem.[10]
4. Faiz Yiyenle Yedirene Lanet Okumak Hakkında
2538. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Süfyan, Ebu Kays'tan, (O) Huzeyl'den, (O da) Abdullah'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) faiz yiyenle yedirene lanet okumuştu.[11]
5. Faiz Yeme Hususunda Sert Davranma Hakkında
2539. “Bize Ahmed b. Abdillah b. Yunus rivayet edip (dedi ki), bize İbn Ebi Zi'b, Saîd el-Makburi'den, (O da) Ebu Hü-reyre'den (naklen) rivayet etti ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Andolsun ki, mutlaka bir zaman gelecek, kişi malı hangi yolla, helâl bir yolla mı, haram bir yolla mı aldığına aldırış etmeyecektir!"[12]
6. Çalışıp Kazanmak Ve Kişinin Eliyle İş YapmasıHakkında
2540. “Bize Kabîsa haber verip (dedi ki), bize Süfyan, Mansur'dan, (O) İbrahim'den, (O) Umare b. Umeyr'den, (O) halasından, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Şüphe yok ki, kişinin en haklı olarak yediği şey, kazancının en temizinden olan şeydir. Şüphesiz çocuğu da onun kazancının en temizindendir!"[13]
7. Ticaretle Uğraşan Kimseler Hakkında
2541. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Süfyan, Abdullah'tan -ki O, İbn Osman b. Huseym'dir-, (O) İsmail b. Rifâa'dan, (O) babasından, (O da) dedesinden (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bir gün) el-Baki'a doğru çıkmıştı da (alış-veriş yapan tüccarı görünce); "Ey tüccar topluluğu!" buyurmuştu. Nihayet onlar başlarım çevirip bakınca da sözüne şöyle devam etmişti: "Ticaretle uğraşan kimseler ("tüccar") Kıyamet günü günahkârlar ("fuccâr") olarak haşredileceklerdir. Ancak Allah'tan korkanlar, yeminlerinde ve sair sözlerinde doğru söyleyenler hariç!"[14]
Ebu Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:
"Ebu Nuaym, (seneddeki İsmail b. Rifâa'nın yerine) (İsmail b.) Ubeydillah b. Rifâa derdi. Halbuki O ancak İsmail b. Ubeyd b. Rifâa'dır."[15]
8. Doğru Tacir Hakkında
2542. “Bize Kabisa haber verip (dedi ki), bize Süfyan, Ebu Hamza'dan, (O) el-Hasan'dan, (O) Ebu Saîd'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Satlallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) haber verdi ki,” O şöyle buyurmuş:
"Doğru, güvenilir tacir; Peygamberler, sıddikler ve şehidlerle beraber olacaktır!"[16]
Abdullah (ed-Dârimî);
"el-Hasan'ın Ebu Saîd'den (Hadis) işitmiş olup olmadığına dair hiçbir bilgim yoktur" demiştir. O şöyle de demiştir:
"(Seneddeki) bu Ebu Hamza, İbrahim'in talebe-arkadaşıdır ve O, Meyimin el-A’Ver'dir."[17]
9. İyilikseverlik Hakkında
2543. “Bize Ya'lâ b. Ubeyd rivayet edip (dedi ki), bize İsmail b. Kays, Cerir b. Abdillah'tan rivayet etti ki,” O şöyle demiş:
"Ben Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)', namazı dosdoğru (ve devamlı) kılmak, zekatı vermek ve her müslümanın iyiliğini istemek üzere biat etmiştim!"[18]
10. Aldatma Yasağı Hakkında
2544. “Bize Muhammed ibnu's-Salt rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Âkil Yahya ibnu'l-Mutevekkil rivayet edip dedi ki, bana el-Kasım b. Abdillah, Salim'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki;”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bir-gün) Medine pazarında bir yiyeceğe rastlamıştı da güzelliği hoşuna gitmişti. Bu sebeple Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elini içine sokmuş, ancak (içinden) dıştaki gibi olmayan bir şey çıkarmıştı. Bunun üzerine O, yiyecek sahibine hoşnutsuzluğunu ifade etmiş, sonra şöyle buyurmuştu:
"Müslümanlar arasında aldatma yoktur! Bizi aldatan, bizden değildir!"[19]
11. Sözünde Durmama Hakkında
2545. “Bize Saîd ibnu'r-Rebi' rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be, Süleyman'dan, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Ben Ebu Vâil'i, Abdullah'tan, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen rivayet ederken) işittim ki,” O şöyle buyurmuş:
"Sözünde durmayan herkesin Kıyamet günü bir sancağı olacak ve "bu, falanın vefasızlığının (alâmetidir)" denilecek."[20]
12. İhtikâr Yasağı Hakkında
2546. “Bize Ahmed b. Halid rivayet edip (dedi ki), bize Muhammed b. İshak, Muhammed b. İbrahim'den, (O) Saîd ibnu'l-Müseyyeb'den, (O da) Ma'mer b. Abdillah b. Nafi b. Nadle el-Adevi'den (naklen) rivayet etti ki O şöyle dedi:
“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki defa;
"Ancak günahkâr kimse ihtikâr yapar!" buyururken işitmiştim.”[21]
Açıklama
İhtikâr, bir yiyeceği veya herhangi bir şeyi, fiyatının artmasını bekleyerek satmamak demektir. Bu hareket, toplum fertlerinin zararınadır. Hadis-i şerif ihtikârın günah olduğunu, kınandığım ve ona sadece günaha alışmış olan bir kimsenin cüret edebileceğini göstermektedir. Bununla beraber, hangi malları zikredilen şekilde satmamanın ihtikâr sayılacağı ve ihtikârın hükmü hakkında farklı görüşler vardır. Şafii âlimlerle İmam Ahmed'e (Rahmetullahi Aleyh) göre, haram olan ihtikâr sadece yiyeceklerde olur. İmam Mâlik (Rahmetullahi Aleyh) ise, yukarıdaki Hadisin umumi ifadesine dayanarak her türlü "ihtikârın" haram olduğunu söylemiştir. Hanefi âlimlerden İmam Muhammed'e (Rahmetullahi Aleyh) göre de ihtikâr sadece yiyeceklerde cereyan ederken, İmam Ebu Yusuf a (Rahmetullahi Aleyh) göre satılmaması umumun zararına olan her şeyde olur. Diğer Hanefi âlimlere göre ihtikârın hükmü ise, mahiyetine, derecesine ve sahibinin niyetine göre değişir ve bazen haram, bazen mekruh olur.[22]
2547. “Bize Muhammed b. Yusuf, İsrail'den, (O) Ali b Sahm'den, (O) Ali b. Zeyd b. Cud'an'dan, (O) Saîd İbnu'l-Müseyyeb'den, (O) Hz. Ömer'den, (O da) Hz. Peygamberden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) haber verdi ki,” O şöyle buyurmuş:
"(Satmak için bir yerden mal) getiren rızıklanır, ihtikâr eden ise lanetlenir!"[23]
13. Müslümanların (Malları) İçin Fiyat Belirleme Yasağı Hakkında
2548. “Bize Amr b. Avn, Asım'dan haber verdi (ki, O şöyle âemiş): Bize Hammâd b. Seleme, Humeyd, Sabit ve Katâde'den, (onlar da) Enes'ten (naklen) haber verdiler ki,” O şöyle dedi:
Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında fiyatlar artmıştı da halk;
"Ya Rasulullah, fiyatlar arttı. Bu sebeple sen bizim için fiyat belirle!" demişlerdi. O zaman Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:
"Şüphe yok ki, yaratan, dürüp yayan, (daraltıp genişleten, pahalılığı-ucuzluğu meydana getiren), rızık veren ve fiyat belirleyen Allah'tır! Ben ise Rabb'ime, sizden hiç kimsenin, kendisine bir kan veya bir mal (meselesi) sebebiyle yapmış olduğum bir haksızlıktan dolayı peşime düşmemiş olduğu bir halde kavuşmayı ümid ederim!"[24]
Açıklama
Bu Hadis ve benzerleri, ticaret mallarının fiyatının devlet başkanı veya ilgili devlet görevlileri tarafından belirlenmesinin caiz olmadığını, bunun bir haksızlık olacağını göstermektedir. Âlimlerin cumhuru bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. İmam Mâlik (Rahmetullahi Aleyh) ise, devlet başkanının fiyat belirlemesinin caiz olduğunu söylemiştir. Bu Hadise göre, fiyat belirlemenin caiz olmadığında fiyatların normal oluşu ile yüksek oluşu arasında fark yoktur. Ancak Şafiilerin bir görüşüne göre pahalılık halinde fiyat belirlemek caizdir. Hanefi âlimler de, ilgililerin uyanlarına rağmen fiyatların yüksek tutulması ve müslümanların haklarını başka bir yolla korumanın mümkün olmaması halinde fiyatlara sınırlama getirilebileceğini söylemişlerdir.[25]
14. Kolaylık Gösterme Hakkında
2549. “Bize Ahnıed b. Yûnus rivayet edip (dedi ki), bize Zuheyr rivayet edip (dedi ki), bize Mansur ibnu'l-Mu'temir, Rib'iy b. Hıraş'tan rivayet etti ki, Huzeyfe onlara rivayet edip şöyle demiş:”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:
"Melekler sizden öncekilerden bir adamın ruhunu almışlar ve
"herhangi bir iyilik işlemiş miydin?" demişler. O da;
"hayır" demiş. Onlar;
"hatırlamaya çalış" demişler. O zaman O şöyle demiş:
“Ben insanlarla borç verip alırdım da genç adamlarıma, darda olana süre tanımalarını, zengin olandan (borcu alırken bazı noksanlarına) göz yummalarını emrederdim!" (Hz. Peygamber, sözüne devamla) şöyle buyurmuş: "(Bunun üzerine) Allah, (meleklerine);
"Siz de onun (kusurlarına) göz yumun!" buyurmuş. "[26]
15. "Satıcı İle Alıcı Birbirlerinden Ayrılmadıkları Sürece Muhayyerdirler" Hadisi Hakkında
2550. “Bize Sâid b. Amir, Saîd'den, (O) Katâde'den, (O) Salih Ebu'l-Halil'den, (O) Abdullah ibnu'l-Haris'ten, (O da) Hakim b. Hizam'dan (naklen) haber verdi ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Satıcı ile alıcı birbirlerinden ayrılmadıkları sürece (yaptıkları alışveriş işlemini bozmakta) muhayyerdirler. Onlar eğer doğru söyler ve (gerekli) açıklamalarda bulunurlarsa, alışverişleri bereketlendirilir. Eğer yalan söyler ve (eşya ile paranın kusurları gibi, açıklanması gereken şeyleri) gizlerlerse, alışverişlerinin bereketi yok edilir."[27]
2551. “Bize Ebu'l-Velid haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Katâde'den (naklen) kendi senediyle, onun, (yani bir önceki Hadisin) aynısını rivayet etti.”[28]
Açıklama
Bu Hadis-i şerif, satıcı ile alıcıdan her birinin, "birbirlerinden ayrılmadıkları" sürece yaptıkları alışveriş işlemim bozma hakkına sahip olduğunu göstermektedir. Bu hakka, "hıyâr-ı meclis" denmektedir. Alimlerin cumhuru bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerse de, "birbirlerinden ayrılma" ifadesi ile ne kastedildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ile Ahmed'e göre bununla, satıcı ile alıcının şahsen birbirlerinden ayrılmaları kastedilmiştir ki, buna göre satıcı ile alıcıdan her biri, alışverişin yapıldığı yerden ayrılmadıkları sürece alışveriş işlemini bozabilirler. Bu ifadeyi Hanefiler ise, "sözle ayrılma" olarak anlamışlardır. Bu durumda satıcı "sattım", alıcı "satın aldım" deyince alışveriş kesinleşmiş olur. Bazı Hanefi âlimler ise bu Hadisin, "hıyâr-ı meclis" şartı belirtilmiş olan alışverişler hakkında olduğunu söylemişlerdir. Malikiler de "hıyâr-ı meclis "in olmadığı görüşündedirler. Onlara göre, haber-i vâhid olan yukarıdaki Hadis, mütevatir hükmünde olan "Medinelilerin ameli"ne aykırı olduğu için delil alınmaya elverişli değildir veya o, mensuhtur.[29]
16. Birbirlerinden Alışveriş Yapan İki Kimse Uyuşmazlığa Düştüklerinde (Ne Yapılır)?
2552. “Bize Osman b. Muhammed haber verip (dedi ki), bize Huşeym rivayet edip (dedi ki), bize ibn Ebi Leyla, el-Kasım b. Abdirrahman'dan, (O) babasından, (O da) Abdullah'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işitim:”
"Satıcı ile alıcı, satılan şey aynen mevcut ve aralarında bir delil yok iken uyuşmazlığa düştüklerinde söz, satıcının dediğidir veya onlar alışverişi birbirlerine geri çevirirler!"[30]
Açıklama
Bu Hadisin zahiri, satıcı ile alıcı bir anlaşmazlığa düştüklerinde, satılan şey aynen mevcutsa ve bir delil de yoksa mutlak olarak satıcının sözüne bakılacağım veya alışveriş işleminin bozulacağını göstermektedir. Ancak bu Hadisin birçok rivayeti arasında lafız farklılıkları ve bu konuyu ilgilendiren başka Hadisler vardır. Diğer taraftan, uyuşmazlık durumları da çeşitlidir. Bu sebeple bu Hadis ve ilgili diğer Hadislerden farklı hükümler çıkarılmıştır ki, bunları bu Hadisin geniş şerhlerinde ve fıkıh kitaplarında bulmak mümkündür.[31]
17. "(Din) Kardeşinin Alışverişi Üzerine Alışverişe Girmek Yok!"
2553. “Bize Muhammed b. Abdillah er-Rekaşi haber verip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey' rivayet edip (dedi ki), bize Muhammed -ki O, İbn İshak'tır-, Yezid b. Ebi Habib'den, (O) Abdurrahman b. Şimase'den, (O da) Ukbe b. Âmir'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:”
"Allah'a ve Ahiret gününe inanan hiçbir kimseye, (din) kardeşinin alışverişi üzerine, o (alışveriş işlemini) bitirmedikçe, alışverişe girmesi helâl olmaz."[32]
18. Muhayyerlik Ve Uhde Hakkında
2554. “Bize Muhsin b. İbrahim rivayet edip (dedi ki), bize Ebân b. Yezid rivayet edip (dedi ki), bize Katâde, el-Hasan'dan, (O da) Ukbe b. Âmir'den (naklen) rivayet etti ki,”
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:
"Köle (satışının) uhdesi üç gündür."[33]
2555. “Bize Yezid b. Harun, Hemmâm'dan, (O) Katâde'den, (O) el-Hasan'dan, (O da) Ukbe b. Âmir'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle demiş:
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Köle (satışının) uhdesi üç gündür. "[34]
Sonra Katâde bunu şöyle açıklamış:
"Eğer (alıcı kölede) üç gün içinde bir kusur bulursa, bir delile (gerek) olmaksızın onu geri verebilir. Onu (yani kusuru) üç günden sonra bulursa, (köleyi) ancak bir delille geri verebilir."[35]
Açıklama
Muhayyerlik (hıyar), "yapılan alışveriş işlemini geçerli veya geçersiz kılmada serbestlik" demektir. Alışverişte asıl olan, satıcının "sattım", alıcının "satın aldım" demesiyle alışveriş işleminin kesinleşmesidir. Ancak bazı durumlarda -ki bunlar âlimlere göre biraz farklılık gösterirler-, yapılan alışveriş işlemi bozulabilir. Bunlardan biri olan "hıyâr-ı meclis" daha Önce (bkz. 15. Bab) geçmişti. Bu babda, başlıktaki "uhde" kelimesinden anlaşıldığına göre, "hıyâr-ı ayb" denilen muhayyerlik söz konusudur. "Hıyâr-ı ayb" ise, alışveriş işleminden sonra malda bir kusurun görülmesiyle işlemi geçerli veya geçersiz sayma serbestliği demektir. Buna göre müşteri bir malı satın aldıktan sonra onda bir kusur görürse, onu geri verip parasını alabilir. "Hıyâr-ı ayb"m süresi, nasıl uygulanacağı gibi meselelerde âlimlerin farklı açıklamaları vardır. "Uhde" de "hıyâr-ı ayb"a benzer bir konudur ki, satılan malın kusursuz olma sorumluluğunun, satış işleminden sonra bir müddet daha satıcının üstünde ("uhde"sinde, taahhüdünde, kefaletinde) olması demektir. Yukarıdaki Hadis, köle satımında kölenin kusursuz olmasının sorumluluğunun, satış işleminden sonra üç gün daha satıcının üstünde olduğunu göstermektedir. Malikiler bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. İmam Mâlik (Rahmetullahi Aleyh) de "uhde"yi kabul etmiştir. Fakat O bu görüşünde, yukarıdaki Hadise değil, Medinelilerin örfüne dayanmıştır. Diğer taraftan İmam Malik'e (Rahmetullahi Aleyh) göre "uhde", veresiye olmayan ve bir süre bekletilmek için satın alınan her şeyin satışında cereyan eder.[36]
19. (Sütlü Görünsünler Diye Birkaç Gün Sağılmayıp Sütleri Memelerinde) Biriktirilmiş OlanHayvanlar
2556. “Bize Muhammed ibnu'l-Minhâl rivayet edip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey1 rivayet edip (dedi ki), bize Hişam -ki O, Hassan'dır-, Muhammed b. Sîrîn'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim sütü memesinde tutulmuş bir koyun veya sütü memesinde tutulmuş bir sağmal deve satın alırsa, o üç gün muhayyerdir. Eğer onu (sağdıktan sonra) geri verirse, onunla beraber, buğday dışında bir sa' yiyecek verir."[37]
Açıklama
Alimlerin cumhuru bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. Hanefi âlimlerin çoğu ise bu Hadisle "hüküm" vermemiş ve onun, konuyla ilgili diğer Hadislere ve temel kaidelere aykırılığı gibi bazı sebeplerden dolayı, delil alınmaya elverişli olmadığını söylemişlerdir. Bazı Hanefi alimlere göre ise bu Hadis, söz konusu durumda "diyaneten" ve fertler arası iyi ilişkilerin devamı açısından ne yapılacağını göstermekte, kazai bir hüküm ifade etmemektedir.[38]
20. Bey-i Ğarer (Aldatma Tehlikesi Olan Alışveriş)Yasağı Hakkında
2557. “Bize Muhammed b. İsa haber verip (dedi ki), bize Yahya el-Kettân, Ubeydullah'tan, (O) Ebu'z-Zinâd'dan, (O) el-A'rec'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki;”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "bey-i ğarer"i yasakladı.[39]
Açıklama
"Bey-i ğarer", bilinmeyen veya elde edilmesi güç yahut imkansız olan bir şeyin alışverişi demektir. Bu alışverişin akıbeti bilinmez ve O, büyük oranda aldanma tehlikesi taşır. Bu tür alışverişi yasaklayan bu Hadis, alışveriş konusunun temel Hadislerinden biri olup, birçok meseleyi kapsamaktadır. Bununla beraber bu Hadisin genel yasak hükmünden, malûm olmayan yahut cüz'i aldanma tehlikesi ihtiva eden bazı zaruri alışveriş durumları hariçtir.[40]
21. Meyveleri, (Yenilmeye) Elverişlilikleri Ortaya Çıkmadan Satma Yasağı Hakkında
2558. “Bize Halid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nafî'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) meyveleri, (yenilmeye) elverişlilikleri ortaya çıkmadan satmayı yasakladı. O (bundan) satıcıyı da, alıcıyı da menetti."[41]
22. Âfet Hakkında
2559. “Bize Osman b. Ömer haber verip (dedi ki), bize İbn Cüreyc, Ebu'z-Zübeyr'den, (O da) Câbir'den, (naklen) rivayet etti ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim bir meyve satın alır da, ona bir âfet isabet ederse, o (satıcı) artık bu (kimseden) hiçbir şey almasın! Sen (din) kardeşinin malını haksız olarak ne diye alacaksın?"[42]
Açıklama
Bu Hadis, ağacında iken satılıp da bir âfete maruz kalarak yok olan meyvelerin zararının satıcıya ait olduğunu göstermektedir. İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ise bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiş ve söz konusu durumda zararı satıcının çekmesinin gerektiğini söylemiştir. İmam Mâlik (Rahmetullahi Aleyh) ise; zarar ürünün üçte birinden az ise bunu müşterinin çekeceğini, üçte bir veya daha fazla ise satıcının çekeceğini söylemiştir. Hanefilerle İmam Şafii'ye (Rahmetullahi Aleyh) göre ise söz konusu durumda zarar müşteriye aittir. Çünkü meyvelerin satış işlemi bitmiştir. Ondan sonraki zararları müşteri çeker. Bu görüşte olan âlimlere göre yukarıdaki Hadis ya söz konusu durumda yapılması hoş görülen hareketi göstermekte veya meyve bahçesinin alıcıya tam teslimi sayılmayan haldeki hükmünü, yahut olgunlaşmadan satılan meyvelerin hükmünü ifade etmektedir.[43]
23. Muhâkala Ve Muzâbene Hakkında
2560. “Bize Amr b. Avn haber verip (dedi ki), bize Halid b. Abdillah, Muhammed b. Amr'dan haber verdi ki... (ha’) (Dârimî şöyle dedi): Bize Musedded de rivayet edip (dedi ki), bize Yahya, Muhammed b. Amr'dan, (O) Ebu Seleme'den, (O da) Ebu Saîd'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) muhâkala ve muzâbeneyi yasakladı."[44]
Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:
"Muhâkala; (tarlada olan) ekini, (anbarda olan) buğday karşılığında satmak demektir. (Alimler), İbnu'l-Museyyeb'in de böyle söylediğini nakletmişlerdir."[45]
Açıklama
"Muhâkala", tarlada başağındaki taze buğdayın, harman edilmiş safî buğday karşılığında; "muzâbene" ise ağacın üzerindeki hurmanın kuru hurma karşılığına alışverişidir. Bu durumlarda başağındaki taze buğday ile ağacı üzerindeki taze hurmanın miktarları tahminen tespit edilir ki; bu, çoğu zaman aldanmalara ve dolayısıyla münakaşa ve düşmanlıklara sebep olur. Bunun için bu alışveriş çeşitleri yasaklanmıştır. Alimlerin cumhuruna göre, taze buğday başağından ayrıldıktan, taze hurma ağacından koparıldıktan sonra da kurularıyla değiş-tokuş yapılamazlar. İmam Ebu Hanife'ye (Rahmetullahi Aleyh) göre ise bu son durumda, birbirlerinin misli olmak şartıyla taze buğday ile eski ve kuru buğday, taze hurma ile kuru hurma değiş-tokuş edilebilirler. Muzâbene, ağaçlarda hurmalar olgunlaştığında ailelerine taze hurma yedirmek için ne hurma ağaçları, ne de paralan olan, buna mukabil bir miktar kuru hurmaları bulunan fakir kimselerin ihtiyaçlarından dolayı yapılıyordu. Yani bunda bir çeşit zaruret vardı. Bunun için muzâbene yasaklandığında bazı fakir Sahabiler Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başvurup durumlarını anlatmışlar, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de, hurma miktarı 5 "vesk"i (yaklaşık bir tonu)[46] geçmemek kaydıyla, "anyye'lerin alışverişine müsaade etmişti. "Arıyye" ise, bir izaha göre, sahibi tarafından ihtiyaç sahibine ayrılmış hurma ağacıdır. Bu ağacın hurmalarının, kuruduklarında ne kadar olacakları tahmin edilir ve onlar, ağaç üzerinde, o kadar kuru hurma karşılığında ihtiyaç sahibine satılır.[47]
24. "Arıyye"ler Hakkında
2561. “Bize Muhammed b. Yusuf, el-Evzai'den, (O) İbn Şihâb'dan, (O) Salim'den, (O) İbn Ömer'den, (O da) Zeyd b. Sabit'ten (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "arıyye"nin yaş hurma ile kuru hurma karşılığında satılmasına müsaade etmiş, bundan başkasına izin vermemişti."[48]
25. Yiyeceği Teslim Almadan Önce Satma Yasağı
2562. “Bize Halid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nafî'den, (O) İbn Ömer'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle buyurdu:
"Kim bir yiyecek satın alırsa onu, teslim alıncaya kadar satmasın!"[49]
Açıklama
Bu Hadis, satın alınan bir yiyeceğin, alıcı tarafından tamamen teslim alınmasından önce satılmasının caiz olmadığını göstermektedir. Bu konudaki diğer bazı Hadisler, bütün ticaret eşyasının da bu hükme tabi olduğunu gösterir. Şafii, Muhammed ve Züfer (Rahmetullahi Aleyhim ecmain); bu Hadislerin zahirine uygun görüş beyan etmişler ve cinsi ne olursa olsun, satın alman bir şeyin tamamen teslim alınmadan önce alıcısı tarafından başka birine satılmasının caiz olmadığını söylemişlerdir. Malik'e (Rahmetullahi Aleyh) göre ise yiyecek dışındaki şeyler, tamamen teslim alınmadan önce satılabilirler. Ahmed (Rahmetuîlahi Aleyh) ise ölçüye, tartıya ve sayıya giren şeylerin dışındakilerin, Ebu Hanife ile Ebu Yusuf (Rahmetuîlahi Aleyhim ecmain) da gayrimenkullerin teslim alınmadan önce satılmalarının caiz olduğu görüşündedirler.[50]
26. Bir Satışta İki Şart Koşma Yasağı Hakkında
2563. “Bize Yezid b. Harun, Hüseyn el-Muallim'den, (O) Amr b. Şuayb'dan, (O) babasından, (O da) dedesinden (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ödünç verme ("selef şartı) ile (birlikte yapılan) satışı, bir satışta iki şartı ve (sorumluluğu) üstlenilmeyen şeyin kazancını yasakladı."[51]
Açıklama
"Selefin bir manası "ödünç verme=karz"dır. Bu Hadiste geçen "selef ile birlikte satış"ın şu iki şekilde olabileceği söylenmiştir:
a) Satıcının alıcıya; "şu kumaşı sana, bana on lira ödünç vermen şartıyla on liraya sattım" demesi şeklindeki satışı,
b) Satıcının birine bir miktar ödünç vermesi yanında ona bir şeyi kıymetinden pahalıya satması şeklindeki satış. Bu tür satışlar yasaklanmıştır. Çünkü burada ödünç verme ödünç verene maddi bir yarar sağlamaktadır ki, bu faiz demektir.
Hadiste geçen "bir satışta iki şart" hususu da iki şekilde anlaşılmıştır:
a) Bir malı peşin olunca bir fiyata; veresiye olunca başka bir fiyata satış. Buna, bir manasıyla, "bir satışta iki satış" da denir. Bu satış şekli yasaklanmıştır. Çünkü malın fiyatı meçhul kalmaktadır. Ancak böyle bir alışverişte satıcı ile alıcı peşin veya veresiye fiyatlardan birinde anlaşıp ayrılırlarsa, alışverişleri sahih olur.
b) Bir malı iki şart koşarak, söz gelimi bir kumaşı, dikimi ve onarımı satıcının üzerinde olmak şartlarıyla satış. Bu Hadis bir satışta böyle iki şart koşmanın caiz olmadığını göstermektedir. İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiş ve bir şart koşmanın caiz olduğunu, iki şart koşmanın caiz olmadığını söylemiştir. Alimlerin cumhuruna göre ise bir şartla iki şart arasında fark yoktur. Ayrıca onlara göre alışverişlerde koşulan şartların hepsi yasaklanmamıştır.
Hadisin son parçası, zarar ve ziyanı üstlenilmemiş, yani tamamen teslim alınmamış bir şeyi satmakla kazanç elde etmeyi yasaklamaktadır ki, bu mesele daha önce 2562. Hadiste geçmişti.[52]
27. Bir Köleyi Malı Varken Satan Kimse Hakkında
2564. “Bize Abdullah b. Mesleme, İbn Ebi Zi'b'den, (O) İbn Şihâb'dan, (O) Salim'den, (O da) babasından (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim bir köleyi, malını (onunla beraber olmayı) şart koşmayarak satın alırsa, ona (kölenin malından) hiçbir şey yoktur"[53]
28. Munâbeze Ve Mulâmese'yi Yasaklama Hakkında
2565. “Bize Amr b. Avn haber verip (dedi ki), bize Süfyan, ez-Zühri'den, (O) Atâ' b. Yezid'den, (O da) Ebu Saîd el-Hudri'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki çeşit alışveriş ile iki çeşit giyinişi, yani (iştimal-i sammâ’ ve ihtibâl) ile munâbeze ve mulâmese'yi yasakladı."[54]
Abdullah (ed-Dârimî);
"Munâbeze şudur: (Alışveriş için malı) bu şuna atar, şu da buna atar!" demiştir. O sözünün devamında şöyle demiştir:
"Bu, cahiliyye döneminde idi."[55]
Açıklama
Cahiliye döneminin iki alışveriş şekli olan mulâmese ve munâbezenin nasıl yapıldıklarına dair farklı açıklamalar vardır. Bu farklı açıklamalar bu alışveriş şekillerinin yasaklanmasıyla unutulup gitmelerinden veya birkaç şekilde yapılmış olmalarından kaynaklanmış olmalıdır. Mulâmese alışverişi; iki kişinin birbirine; "malıma dokunursan veya ben malına dokunursam, şu fiyatla alışveriş işlemi bitmiş olsun" demesi suretiyle veya dürülü bir malı açmayıp üstünden dokunmak suretiyle yapılan alışverişler gibi alışveriş şekilleridir. Bu alışveriş şekillerinin hemen hemen hepsinde işlem, mala dokunmakla sona ererdi. Munâbeze alışverişi de muhtelif şekillerde açıklanmıştır. Bunlardan birine göre bu çeşit alışveriş, iki kişinin, mallarım, onlara ve razı olup olmadıklarına bakmaksızın birbirlerine atmaları suretiyle yapılıp biten bir alışveriş idi. Bu alışverişler, görüldüğü gibi, şansa bağlı ve alıcı ile satıcıdan birinin aldanma ihtimali büyük olan muameleler idiler. Ticari hayatı büyük ölçüde zanna, aldatmaya ve kumara dayalı olan cahiliyye döneminin bu ve benzeri kazanç yolları yasaklanmıştır.
İki giyiniş şekline gelince; bunlardan "iştimâl-ı samma'", bir kumaşa, sadece baş dışarıda, kollar ve ayaklar içerde kalacak şekilde sarılıp tamamen bürünmekten veya bir parça kumaşa, bazı avret yerleri açıkta kalacak şekilde sarılıp bürünmekten ibarettir. Bunlardan birinci giyiniş şeklinde, bilhassa namazda hareket serbestliği yoktur, ikincisinde ise örtülmesi gereken avret yerleri açıkta kalmaktadır. Bu sebeplerle iştimâl-i samma’ yasaklanmıştır. "İhtibâ" ise, uyluklar üzerine oturulup ayaklar dikilerek bir kumaşa sarılıp bürünmektir. Bunda da, farkında olmadan avret yerlerinin açılma tehlikesi vardır. Bu şekilde bu giyiniş şekli de yasaklanmıştır.[56]
29. Taş (Atma) Alışverişi Hakkında
2566. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ukbe b. Halid rivayet edip (dedi ki), bize Abdullah, Ebu'z-Zinâd'dan, (O) el-A'rec'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "bey'-i ğarer"i ve taş (atma) alışverişini yasakladı."[57]
Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:
"(Satıcı) taş attığı zaman alışveriş kesinleşirdi."[58]
Açıklama
Cahiliye döneminin alışveriş şekillerinden biri olan "taş (atma) alışverişi"nin üç şeklinden bahsedilir:
a) "Atacağım taş şu kumaşlardan hangisinin üzerine düşerse onu sana sattım" veya "şu arazinin, atacığım taşın varacağı yere kadarki kısmını sana sattım" şekillerindeki satış,
b) "Sana bu malı, şu taşı atıncaya kadar muhayyer olman şartıyla sattım" şeklindeki satış,
c) "Şu kumaşa taş attığımda o sana şu fiyata satılmıştır" şeklindeki satış.[59]
30. Hayvanı Hayvan Karşılığında Satma YasağıHakkında
2567. “Bize Saîd b. Âmir ile Ca'fer b. Avn, Saîd'den, (O) Katâde'den, (O) el-Hasan'dan, (O da) Semûre b. Cundeb'den (naklen) haber verdiler ki,” O şöyle demiş:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayvanı hayvan karşılığında veresiye olarak satmayı yasakladı."[60]
(Rivayetinin sonunda Saîd);
"sonra el-Hasan bu Hadisi unuttu" (dedi), Ca'fer ise;
"Sonra el-Hasan bu Hadisi unuttu!" demedi.[61]
Açıklama
Bu Hadis, hayvanın hayvan karşılığında veresiye olarak satışının caiz olmadığını göstermektedir. Hanefi âlimlerle İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. İmam Mâlik (Rahmetullahi Aleyh) de, hayvanların cinsleri bir olduğunda bunun caiz olmadığını, farklı olduğunda caiz olduğunu söylemiştir. İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ise, bu Hadisin sabit olmadığını, sabit olması halinde manasının başka olduğunu söyleyerek hayvanın hayvan karşılığında veresiye olarak satışının caiz olduğunu söylemiştir. O ve O'nun görüşünde olanlar, hayvanın hayvan karşılığında veresiye satışının caiz olduğunu gösteren bazı Hadislere dayanmaktadırlar ki, bunun caiz olmadığını söyleyenlere göre bu Hadisler mensuhtur. Bir hayvanın veresiye olarak bir veya birkaç hayvan karşılığında satışının caiz olmamasının sebebi, hayvanların vasıflarının, dolayısıyla fiyatlarının birbirlerinden farklı ("kıyemi") oluşları, bu sebeple de vasıflarını tespit edip onlara uyanları vermenin güçlüğü; yani "zimmette vacib olmaya elverişsizlikleri" şeklinde izah edilir. Diğer taraftan bir hayvanın peşin olarak bir veya birkaç hayvan karşılığında alışverişinin caiz olduğu hususunda ihtilâf yoktur.[62]
31. Hayvan Ödünç Almaya Müsaade Hakkında
2568. “Bize el-Hakem ibnu'l-Mübarek, kendisine kıraat yoluyla Malik'ten, (O) Zeyd b. Eslem'den, (O) Atâ’ b. Yesâr'dan, (O da) Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) azadlısı Ebu Râfî'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bir defasında) genç bir deve ödünç almıştı. Derken (Medine'ye) zekat develerinden bir miktar deve gelmişti." Ebu Râfi' sözünün devamında şöyle dedi:
"Bunun üzerine O bana, (ödünç veren) adama genç devesini ödememi emretmişti. Ben de (gelen develere bakmış ve)
"Bu develer içinde seçkin ve yedi yaşına girmiş bir deveden başka (ona verebileceğimiz bir deve) bulamadım?" demiştim. O zaman Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:
"Bunu ona ver! Çünkü insanların en hayırlısı, borcunu en güzel ödeyenleridir!"[63]
Abdullah (ed-Dârimî);
"Bu (Hadis), hayvanı hayvan karşılığında (veresiye satmanın caiz olduğunu) söyleyenlerin görüşünü kuvvetlendirir!" demiştir.[64]
Açıklama
Bu Hadis hayvanların hayvan karşılığında ödünç alınıp verileceğini göstermektedir. Âlimlerin cumhuru bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiştir. Hanefi âlimler ise, yukarıda 2567. numara ile geçen Hadise dayanarak hayvanın hayvan karşılığında ödünç alınıp verilmesinin caiz olmadığını söylemişlerdir. Çünkü veresiye alınıp satılamayan şeyler, ödünç de alınıp verilemez. Onlar bu Hadise, onun mensuh olduğu veya devenin belli bir paraya satın alındığı, sonra bu para yerine bir deve verildiği, ravinin bunları "deve ödünç alıp verme" olarak ifade ettiği gibi izahlar getirmeye çalışmışlardır.[65]
32. Satılık Malları Yolda Karşıla(yıp Satın Al)ma Yasağı
2569. “Bize Muhammed ibnu'l-Minhâl haber verip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey1 rivayet edip (dedi ki), bize Hişam b. Hassan, Muhammed'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selleni) şöyle buyurdu:
"Ticaret eşyasını yolda karşılayıp (satın almayın!) Kim (ticaret eşyasını yolda) karşılayıp ondan bir şey satın alırsa, o (satıcı) pazara girdiğinde (alışverişi bozup bozmamakta) muhayyerdir."[66]
33. "(Din) Kardeşinin Alışverişi Üzerine Alışverişe Girmek Yok!"
2570. “Bize Halid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Bazınız bazınızın alışverişi üzerine alışverişe girmesin! Ticaret eşyasını, pazarlara indirilinceye kadar karşılamayın! Fiyatları yükseltmek için alıcı gibi görünüp müşteri kızıştırmayın!"[67]
34. Köpeğin Bedelini (Alma) Yasağı Hakkında
2571. “Bize Muhammed b. Yusuf haber verip (dedi ki), bize İbn Uyeyne rivayet edip (dedi ki), bana ez-Zühri, Ebu Bekr b. Abdirrahman'dan, (O da) Ebu Mes'ud'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) köpeğin bedelini, zinakânn (zina) kazancını ve falcının tatlı, (meşakkatsiz ücretini) yasakladı."[68]
Abdullah (ed-Dârimî);
"Falcının tatlı (ücreti), falcılığından dolayı verilen şeydir" demiştir.[69]
Açıklama
Bu Hadis köpek alım-satımının caiz olmadığını göstermektedir. Şafii, Ahmet ve bir rivayete göre Mâlik (Rahmetullahi Aleyhim ecmain), bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan ederek köpek satışından alınan paranın haram olduğunu söylemişlerdir. Hanefilerle Malikilere göre ise, beslenilmeleri caiz olan köpeklerin alım-satımı da caizdir. Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) ise, sadece kuduz ("akur") köpeğin alım-satımının caiz olmadığını söylemiştir. Bu durumda yukarıdaki Hadis ya mutlak olmayıp ilgili diğer nasslarla mukayyeddir, veya Tahavi'nin (Rahmetullahi Aleyh) dediği gibi, her çeşidiyle köpek bulundurmanın yasaklandığı, hatta öldürülmelerinin emredildiği ilk dönemlerde buyrulmuştu. Sonra bazı köpeklerden yararlanmaya izin verilince bunun mutlak hükmü de kaldırılmıştı.[70]
35. Şarap Alım-Satımının Yasaklanması Hakkında
2572. “Bize Ya'lâ haber verip (dedi ki), bize el-A'meş, Müslim'den, (O) Mesrûk'tan, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Bakara Sûresinin sonundaki faiz ile ilgili ayet indiğinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Mescid'e) çıkıp onları cemaate okumuş, ardından şarap ticaretinin haram olduğunu açıklamıştı."[71]
2573. “Bize İshak b. İbrahim haber verip (dedi ki), bize Cerir, Mansur'dan, (O) Ebu'd-Duhâ'dan, (O) Mesrûk'tan, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Bakara Sûresinin sonlarındaki ayetler indiğinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Mescid'e) çıkıp onları cemaate okumuş, ardından şarap ticaretini yasaklamıştı.[72]
Açıklama
Şarabın haram kılınışı, faizin haram kılmışından uzun bir müddet önce olmuştu. Buna rağmen Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), faizi kesin olarak haram kılan Bakara Süresindeki ayetler indiğinde Mescid'e çıkıp onları cemaate okuduktan sonra şarap ticaretinin haram olduğunu bildirmesinde iki ihtimal vardır:
Ya daha önce şarabın içilmesi haram kılınmış, ticaretinin haram kılınması faizin kesin haram kılınmasıyla beraber olmuştu yahut şarabın hem içilmesi, hem ticareti daha önce birlikte haram kılınmıştı. Bununla beraber Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), faiz hakkındaki son ayetler indiğinde, şarap ticaretinin haramlığı hükmünü; onu pekiştirmek, hatırlatmak veya duymamış olan varsa duyurmak gibi bir sebepten dolayı gördüğü lüzum üzerine cemaate tekrar bildirmişti.
Şarabın haram kılınışı da, faizin haram kılmışı gibi birden olmamış, basamak basamak olmuştu. Şöyle ki, şarapla ilgili olarak Mekke-i Mükerreme'de inen ilk ayette onun "güzel bir nzık" olmadığına yumuşak bir ifadeyle işaret buyurulmuştu.[73] Medine-i Münevvere'de H. 4. yılın Şevval ayında indiği belirtilen bir ayette şarapta insanlar için bazı faydalar bulunmakla beraber "büyük günah" bulunduğu da açıklanmıştı.[74] Bundan bir müddet sonra inen bir ayetle sarhoş iken namaz kılınması yasaklanmış[75] ve nihayet Hicri 5. ve 6. yılda şarabı tamamen haram kılan ayet inmişti.[76]
2574. “Bize Ahmed b. Halid haber verip (dedi ki), bize Muhammed -ki O, İbn İshak'tır-, Abdurrahman b. Ebi Yezid'den, (O) el-Ka'ka’ b. Hakim'den, (O da) Abdurrahman b. Vale'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: İbn Abbas'a, murdar hayvan ölülerinin derilerini sormuştum da O şöyle cevap vermişti: (Onlar hakkında) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Tabaklanmaları, onları temizleyicidir!" O'na zımmîlere şarap satmayı da sormuş ve şöyle demiştim:
"Doğrusu bizim üzümlerimiz var. Biz onlardan şu (bildiğiniz) şarapları yapıyoruz. İşte bunları zımmîlere satabilir miyiz?" İbn Abbas şöyle karşılık vermişti: Sakif veya Devs (kabilesinden) bir adam Veda Haccı'nda Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kırba şarap hediye etmişti de Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona;
"Ey falanın babası, sen bilmiyor musun ki, Allah bunu haram kılmıştır!" buyurmuştu. O da;
"Hayır, vallahi (ben onu bilmiyordum!)" demişti. (Hz. Peygamber de);
"O halde şüphe yok ki, Allah bunu haram kılmıştır!" buyurmuştu. Bunun üzerine (adam) hizmetçisine dönüp; "Bunu el-Hazvere'ye götür de sat" demişti. O zaman Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);
"Ey falanın babası, sen bilmiyor musun ki, içilmesi haram kılınan şeyin satılması da haramdır!" buyurmuştu. (İbn Abbas, sözüne devamla) şöyle demişti: Sonra emretmişti de (şarap kırbası) vadiye boşaltılmıştı.[77]
36. Velâ'yı Satma Yasağı Hakkında
2575. “Bize Halici b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Abdullah b. Dinar'dan, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) velâ'yı satmayı da, bağışlamayı da yasakladı."[78]
Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:
"Bu (velâ'nın satılması ile bağışlanması) işi, bu (Hadise) göredir; o ne satılır, ne bağışlanır."[79]
Açıklama
"Velâ"', bir kimsenin, hürriyetine kavuşturduğu kölesinin mirasçısı olma hakkı demektir. Bu Hadis, bu hakkın başkasına satılamayacağını, bağışlanamayacağını göstermektedir. Bunun izahı şöyle yapılmaktadır: Velâ1, neseb gibidir. Anne ile baba, çocuğun doğmasına sebep oldukları gibi, köleyi âzâd eden kimse de onu, adeta yokluk demek olan hürriyetsizlikten kurtarıp hürriyete, yeni bir hayata kavuşturmaktadır. Bu sebeple, nesebin başkasına intikali mümkün olmadığı gibi, velâ'nın satışı veya bağışlanması da caiz değildir.[80]
37. Hürriyetine Kavuşması Sahibinin ÖlümüneBağlanılmış Kölenin ("Mudebber'in)Satılması Hakkında
2576. “Bize Hâşim ibnu'l-Kasım haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Amr b. Dinar'dan, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Ben Câbir b. Abdillah el-Ensâri'yi, şöyle derken işittim:”
"Bizden bir adam bir kölesini, kendi ölümünün ardından geçerli olmak üzere âzâd etmişti." Câbir sözünün devamında şöyle dedi:
"Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu istetip satmıştı." Câbir sözüne şöyle devam etti:
"Bu köle ancak önceki sene ölmüştü."[81]
Abdullah ed-Dârimî'ye;
"Bu Hadisin zahirinin delâlet ettiği görüşü kabulleniyor musun?" denildi de O;
"Bir topluluk kabulleniyor" cevabını verdi.[82]
38. Sahiplerinden Çocukları Olan Kadın Kölelerin (Ümmü'l-Veled) Satılması Hakkında
2577. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Şerîk, Hüseyn b. Abdillah b. Ubeydillah b. Abbas'tan, (O) İkrime'den, (O) İbn Abbas'tan, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle buyurdu:
"Bir erkeğin cariyesi ondan çocuk sahibi olunca, o (cariye) onun (ölümünün) ardından -veya (ölümünden) sonra- hürriyetine kavuşturulur."[83]
39. Medine'nin "Sa" Ve "Müdd"ü Hakkında
2578. “Bize Ebu Muhammed el-Hanefi el-Medeni haber verip (dedi ki), bize Mâlik, İshak b. Abdillah b. Ebi Talha'dan, (O da) Enes b. Malik'ten (naklen) rivayet etti ki;”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allah'ım, onlara ölçeklerinde bereket ver, onlara salarında ve müdd'lerinde bereket ver!"
O, ("onlara...." sözüyle) Medine (ahalisini) kastediyordu.[84]
40. Yiyeceği, Misli Misline Olması Dışında Satma Yasağı Hakkında
2579. “Bize Osman b. Ömer haber verip (dedi ki), bize İsrail, Ebu İshak'tan, (O) Mesrûk'tan, (O da) Bilal'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Yanımda Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir müdd hurması vardı. Derken iki sa1 karşılığında bir sa' olmak üzere ondan daha iyisini bulmuştum da ondan satın alıp Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) getirmiştim. O zaman O;
"Bu sana nereden (geldi), ya Bilal?" buyurmuştu. Ben de;
"iki sa’ karşılığında bir sa1 olmak üzere satın aldım!" demiştim. Bunun üzerine O şöyle buyurmuştu:
"Onu geri ver. Bize de hurmamızı iade et!"[85]
2580. “Bize Abdullah b. Mesleme haber verip (dedi ki), bize Süleyman -ki O, İbn Bilal'dir-, Abdulmecid b. Süheyl b. Abdirrahman'dan rivayet etti ki; O, Saîd ibnu'l-Müseyyeb'i rivayet ederken işitmiş ki, Ebu Saîd el-Hudri ile Ebu Hüreyre kendisine rivayet etmişler ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Adiyyoğulları'ndan falan Ensari'yi memur olarak gönderip onu Hayber'de vergi toplamakla görevlendirmişti. Derken O, "cenib" cinsi -İbn Mesleme; "iyi (cins), demek istiyor" demiştir-, hurmalar getirmişti de Rasulullah (Sailallahu Aleyhi ve Sellem) O'na;
"Hayber'in bütün hurmaları böyle midir?" buyurmuştu. O;
"hayır vallahi, ya Rasulullah! Doğrusu biz gerçekten iki sa' adi hurmaya karşılık (iyi cinsten) bir sa' satın alıyoruz!" cevabını vermişti. O zaman Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:
"(Böyle) yapmayın! Fakat misli misline (satın alın). Yahut bu (adi hurmaları) satın ve değeriyle bu (iyi hurmalardan) satın alın. Tartı (ile alınıp satılan diğer mallar veya yiyecekler de böyledir!"[86]
Açıklama
Bu Hadisler hurmanın ancak eşit ölçekteki bir hurma ile değiş-tokuşunun caiz olduğunu göstermektedir. Değiş-tokuşta bir tarafın fazla olması halinde bu fazlalığa "riba'1-fadl = fazlalık faizi" denilmektedir ki, bu haramdır. İlgili diğer Hadislerde buğday, arpa ve tuzda da hükmün bu şekilde olduğu görülmektedir. Âlimler söz-konusu Hadislerin zahirine uygun görüş beyan etmede ittifak etmişlerse de, hurma, buğday, arpa ve tuzun dışındaki mallarda "riba'l-fadl'ın olup olmayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilafın sebebi ise, onların, bu dört malda "riba'l-fadl'ın haram kılmışının illeti hakkındaki farklı görüşleridir. Şöyle ki, Ebu Hanife'ye (Rahmetullahi Aleyh) göre buradaki illet, malın cinsi ile "ölçülür" veya "tartılır" olmasıdır. Binaenaleyh, O'na göre bu dört mal dışında olup da "ölçülür" veya "tartılır" olan aynı cins şeyler de ancak misli misline değiş-tokuş edilebilirler. Mâlik (Rahmetullahi Aleyh) ise bu meselede illetin, "ihtiyaç ânında yemek için saklanılmaya elverişlilik" olduğunu söylemiştir. Şafii'nin (Rahmetullahi Aleyh) son görüşüyle Ahmed'e (Rahmetullahi Aleyh) göre ise buradaki illet, söz konusu şeyin "yenilir" olmasıdır. Bu durumda bu âlimlere göre, altın ve gümüş hariç, "yenilir" olmayan aynı cins şeylerin, biri diğerinden fazla olarak, değiş-tokuşları caizdir. Bu söylenenler, söz konusu dört malın peşin olarak değiş-tokuşları hakkındadır. Bu dört mal ile altın ve gümüş aynı cinsten iki şeyin birinin diğeriyle, miktarları eşit de olsa, veresiye olarak değiş-tokuşlarına "ribâ'n-nesi'e = veresiye faizi" denir ki, bu caiz değildir. Alimlerin, diğer mallarda "ribâ'n-nesi'e" olup olmayacağı konusunda da farklı görüşleri vardır.[87]
41. Altını Altın İle Gümüşü Gümüş İleBiri Diğerinden Fazla Olarak Değiş-Tokuş Etme("Sarf"[88]) Yasağı Hakkında
2581. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Muhammed b. İshak, ez-Zühri'den, (O) Malik b. Evs ibni'l-Hadesan en-Nasri'den, (O da) Hz. Ömer'den -Allah Ondan razı olsun!- (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
“Ben Rasulullahı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:”
"Altın altın ile "sen al, sen de al" şeklinde; gümüş gümüş ile "sen al, sen de al" şeklinde; hurma hurma ile "sen al, sen de al" şeklinde; buğday buğday ile "sen al, sen de al" şeklinde; arpa arpa ile "sen al, sen de al" şeklinde (yani peşin olarak), aralarında fazlalık olmaksızın (değiş tokuş edilirler)."[89]
2582. “Bize Amr b. Avn haber verip (dedi ki), bize Halid, Halid el-Hazza'dan, (O) Ebu Kılâbe'den, (O da) Ebu'l-Eş'as es-San'ani'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Bazı insanlar Muaviye'nin komutanlığı esnasında kalkmış, altın ve gümüş kapları, maaşların (verileceği zamana) kadar (veresiye) satıyorlardı. Bunun üzerine Ubâde ibnu's-Samit kalkıp şöyle demişti:
"Şüphe yok ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) altının altın karşılığında, gümüşün gümüş karşılığında, buğdayın buğday karşılığında, hurmanın hurma karşılığında, arpanın arpa karşılığında ve tuzun tuz karşılığında satışını, misli misline -dengi dengine- olmaları hariç, yasaklamıştı. Artık kim fazla verir ve fazla alırsa, faiz yapmış olur."[90]
42. Faiz Sadece Veresiyede Olur
2583. “Bize Ebu Asım, İbn Cerir'den, (O) Ubeydullah b. Ebi Yezid'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle demiş:
Bana Usâme b. Zeyd bildirdi ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Faiz ancak borçla olur!"[91]
Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:
"Bunun manası şudur: Bir dirhemi iki dirhem karşılığında (alıp satmak veresiye ise faiz olur, peşin ise olmaz)."[92]
Açıklama
Bu hadisin zahiri, faizin sadece borç muamelelerinde cereyan ettiğini göstermektedir. Bundan, daha önce bahsi geçen "ribe'l-fadl’ın haram olmadığı anlaşılır. İbn Abbas'ın önceleri bu hadisin zahirine uygun görüş beyan ettiği, daha sonra, "ribe'l-fadl"ın haramlığını belirten hadisleri duyduğunda bu görüşünden döndüğü nakledilir. Bütün âlimler de bu hadisle amel etmemişlerdir. Onlardan bazısına göre bu hadis, Medine döneminin ilk yıllarında geçerli idi, sonra hükmü kaldırılmıştı. Bu hadisin manasının; "asıl kaçınılması gereken, azabının şiddetli olduğu belirtilen, en tehlikeli olan faiz, borç muamelelerindekidir" şeklinde olduğunu söyleyenler de vardır. İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ise bu hadisi şöyle izah etmektedir: "Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) muhtemelen ayrı cinsten iki şeyin birbirleriyle, biri diğerinden fazla olarak peşin alışverişleri
sorulmuştu da, Hz. Peygamber, "(Bu durumda) faiz ancak borçta olur!" buyurmuştu. Sonra râvî sadece Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözünü nakletmiş, hangi konuda söylendiğini bildirmemişti. Hattabi de bu hadise böyle bir izah getirir.[93]
43. Gümüş (Hesabı) Altından Alma HususundaMüsaade
2584. “Bize Ebu'l-Velid haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Simâk b. Harb'den, (O) Saîd b. Cübeyr'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
“Ben Baki'de deve satardım da (onları) altın paralar ("dinar'lar) karşılığında satar, gümüş paralar ("dirhemler) alırdım; gümüş paralar karşılığında satar, altın paralar alırdım.” (Belki O, ("... alırdım" yerine) "hakkımı alırdım" demiştir!. Sonra (bir gün) dedim ki:
"Ya Rasulullah, yavaş olun, size (bir şey) soracağım. Doğrusu ben Baki'de deve satıyorum. (Onları) altın paralar karşılığında satıyor, gümüş paralar alıyorum; gümüş paralar karşılığında satıyor, altın paralar alıyorum. (Buna ne buyurursunuz?)" O da şöyle buyurdu:
"(Müşteri ile) birbirinizden, aranızda (henüz kabzedilmemiş) bir şey var iken ayrılmadığınız sürece, günün fiyatını almanda hiçbir mahzur yoktur!"[94]
44. Rehin Hakkında
2585. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Hişam, İkrime'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), zırhı yahudi bir adamın yanında otuz sa' (ölçek) arpaya karşılık rehin iken vefat etmişti."[95]
Açıklama
Rehin ("rehn"), borca karşılık bir malı güvence olarak tutmak demektir. Borca karşılık güvence olarak tutulan mala da "rehin" denir. Bu hadis rehin yapmanın caiz olduğunu göstermektedir. Bu hadisten ayrıca, yapılması haram olmayan hususlarda kâfirlerle iş yapmanın ve zimmilere silah rehine vermenin caiz olduğu hükümleri de çıkartılmıştır. Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sahabileri bırakıp bir Yahudiyle iş yapmasının hikmetine gelince, bunun; zımmilerle iş yapmanın caizliğini göstermek için, veya o esnada Sahabilerde ihtiyaç fazlası yiyecek bulunmadığı için, yahut Sahabiler alacağı malın bedelini kendisinden almazlar diye düşünüp onlara zorluk vermemek için olduğu söylenir ki, birinci husus herhalde daha kuvvetle muhtemeldir. Bu da dışa açık bir ekonomiyi ifade eder.
Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rehin verdiği zırhı demirden yapılmıştı ve "Zatu'l-Fudûl" ismini taşıyordu. Söz konusu Yahudi ise Ebu'ş-Şahm isimli biriydi ve Evs Kabilesinin Zaferoğulları kolunun bir antlaşmalısı idi.[96]
45. Para Peşin Mal Veresiye Şeklindeki Alışveriş ("Selef") Hakkında
2586. “Bize Muhammed b. Yusuf haber verip (dedi ki), bize Süfyan, İbn Ebi Necih'ten, (O) Abdullah b. Kesir'den, (O) Ebu'l-Minhâl’dan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'ye, (Medineliler) meyvelerde iki-üç yıllığına "selef alışverişi yaparlarken gelmiş. Derken Rasulullah (Sallallaku Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:
"Meyvelerde "selef alışverişini belli ölçek ve belli tartıyla yapın!"
Süfyan bu (hadisi) bir müddet;
"(Meyvelerde "selef alışverişini belli ölçek ve belli tartıyla), belli bir süreye kadar (yapın!)" şeklinde zikrediyordu. Sonra Abbad b. Kesir O'nu şüpheye düşürmüştü.[97]
46. (Borcu) Güzelce Ödeme Hakkında
2587. “Bize Saîd ibnu'r-Rebi1 rivayet edip (dedi ki), bize Şu*be, Muharrib'den rivayet etti ki,” O şöyle demiş: “Cabir'de işittim ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O'na (borcu olan) gümüş paraları (Bilal'e) tarttırmış ve (terazide) onların (kefesini) ağır getirmişti.”[98]
47. Tartıda (Terazinin Kefesini) Ağır Getirme
2588. “Bize Muhammed b. Yusuf, Süfyan'dan, (O) Simâk b. Harb'den, (O da) Suveyd b. Kays’tan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
“Ben ve Mahreme el-Abdi, Bahreyn'den Mekke'ye giyim eşyası getirmiştik. Derken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yürüyerek bize gelmiş ve bizimle birkaç iç donunun pazarlığını yapmıştı. -Veya, "bizden birkaç iç donu satın almıştı"-. Orada da (gümüş veya altın paraları) ücretle tartan bir tartıcı vardı. O zaman O, bu tartıcıya;
"Tart ve (terazinin kefesini) ağır getir!" buyurmuştu. Sonra yürüyerek gidince;
"Bu, Allah'ın elçisidir!" (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) demişlerdi.”[99]
48. "Zenginin, Borcunu Geciktirmesi Zulümdür!" Hadisi Hakkında
2589. “Bize Halid b. Mahled rivayet edip (dedi ki), bize Malik, Ebu'z-Zinâd'dan, (O) el-A'rec'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Zenginin, borcunu geciktirmesi zulümdür! Biriniz (alacağı için) zengin birine gönderildiğinde ("havale" edildiğinde), o (ona) gitsin!"[100]
Açıklama
Bu hadisteki "zengin"den maksat, fakir de olsa, borcunu ödemeye gücü yeten kimsedir. Böyle bir kimsenin, ödemesi gereken borcunu zamanında ödemeyip geciktirmesi caiz değildir, haramdır. Bu sebeple, yani "zengin" borcunu geciktirmeyeceği için, bir borçlu borcunu ödemesi için alacaklısını bir zengine gönderirse, alacaklı kimse bunu kabul etsin ve alacağını kendisine havale edildiği kimseden gidip alsın. Bu şekilde bir şahsın üzerindeki bir borcu başka bir şahsın üzerine nakletmeye "havale" denir. Bu hadis bunun meşru olduğunu göstermektedir. Bununla bu iş halledilmiş, bir borcun Ödenmesi kolaylaşmış olur. Hanbeliler bu hadisteki "...gitsin!" emrine bakarak, alacaklı kimsenin "havale"yi kabul etmesinin vacib olduğunu söylemişlerdir. Alimlerin cumhuruna göre ise, bu emir tavsiye mahiyetinde olup, mübahlık veya mendubluk ifade eder. Fıkıh kitaplarında "havale'nin nasıl yapılacağı ve şartlarına dair ayrıntılı açıklamalar vardır.[101]
49. Darda Olana Süre Tanıma Hakkında
2590. “Bize Osman b. Ömer rivayet edip (dedi ki), bize Yunus, ez-Zühri'den, (O) Ubeydullah b. Ka'b'dan, (O da) babasından (naklen) haber verdi ki;”
O, Mescid'de İbn Ebi Had-red'den bir alacağını istemişti de (tartışmış ve) sesleri yükselmişti. Nihayet bu (sesleri) Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), evinde iken işitmiş ve yanlarına çıkıp;
"Ya Ka'b!" diye seslenmişti. O;
"Buyur, ya Rasulullah!" demiş, (Hz. Peygamber) de;
"Borcundan (şunu) düş!" buyurmuş, eliyle de ona (borcun) yarısını işaret etmişti. O;
"Yaptım gitti!" demiş, (Hz. Peygamber de İbn Ebi Hadred'e);
"Kalk, bunu öde!" buyurmuştu.[102]
50. Darda Olana Süre Tanıyan Kimse Hakkında
2591. “Bize Alımed b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Zaide, Abdulmelik b. Umeyr'den, (O) Rib'iyy'den, (O da) Ebu'l-Yeser'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:”
"Kim darda olan birine (borcunu ödemede) süre tanırsa veya (borcunun tamamını veya bir kısmını) bağışlarsa, Allah da onu, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmayacağı (mahşer) gününde kendi gölgesinde gölgelendirir!"
(Rib’iyy) sözüne devamla) dedi ki:
“Sonra (Ebu'l-Yeser, alacaklarını yazmış olduğu) sahifeye tükürüp (borçlusunun borcunu sildi) ve borçlusuna; "Git, artık bu (borcun) senin olsun!" dedi ve bildirdi ki, o darda imiş.”[103]
2592. “Bize Affân b. Müslim rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Ca'fer el-Hatmi, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi'den, (O da) Ebu Katâde'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:”
"Kim borçlusunu, (borcunu ödeme süresini uzatarak) ferahlandırırsa, veya ondan (borcunun bir kısmını veya tamamını) silerse, o, Kıyamet günü Arş'in gölgesinde olur!"[104]
51. Eşyasını İflas Eden Kimsenin Yanında Bulan Kimse Hakkında
2593. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Yahya rivayet etti ki, Ebu Bekre b. Muhammed kendisine haber vermiş ki; O, Ömer b. Abdulaziz'i rivayet ederken işitmiş ki; O, Ebu Bekr b. Abdirrahman ibni'l-Haris'ten duymuş ki; O, Ebu Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş:”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu:
"Kim malına aynen, iflas etmiş bir insanın yanında -veya "iflas etmiş bir adamın yanında"- erişirse, o buna (malını almaya) başkasından daha müstehaktır!"[105]
Açıklama
Bu hadis; bir kimsenin, veresiye mal satmış olduğu borçlusu iflas ettiğinde ona satmış olduğu malı onun yanında aynen bulması halinde, bu malı ondan geri almaya onun diğer alacaklılarından daha müstehak olduğunu göstermektedir. Alimlerin cumhuru bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. Hanefîler ise söz konusu durumda bütün alacaklıların eşit olduğunu söylemişlerdir. Çünkü mal satılınca onun mülkiyeti tamamen müşterinin üzerine geçer. Bu durumda satıcının kendi malı diye bir şey kalmaz. Onlar yukarıdaki hadisi birkaç şekilde yorumlamaya çalışmışlardır. Bu meyanda Keşmirî bu hadisin "kazai" bir hüküm ifade etmediğini, söz konusu durumda "diyaneten" yapılması uygun olan şeyi gösterdiğini söylemiştir.[106]
52. Borç Hususunda Sert Davranılması İle İlgiliHadisler
2594. “Bize Muhammed b. Yusuf, Süfyan'dan, (O) Sa'd b. İbrahim'den, (O) Ömer b. Ebi Seleme'den, (O) babasından, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"(Ölen) müminin ruhu, üzerinde borç olduğu sürece askıda bırakılır!"[107]
Açıklama
Borcunu ödemeden ölen mü'minin ruhunun "askıda bırakılması", onun asıl değerli yerine gitmesinden alıkonulması veya borcunun varisleri tarafından ödenip ödenmeyeceğine bakılması için kurtuluş yahut helak hükmünün verilmemesi şekillerinde anlaşılmıştır. Ayrıca, ölünün mirasçılarını onun borcunu ödemeye teşvik eden bu hadisin, borcunu ödeyecek malı olduğu halde onu ödemeden ölen kimse hakkında olduğu söylenmiştir. Borcunu ödeme azminde olduğu halde onu ödeyecek bir şey bulamadan ölen veya borcunu ödeyecek malı ile beraber onu ödeme arzusu olduğu halde ödeyemeden ölen kimselere gelince, bunların borcunu onların yerine Allah Azze ve Celle'nin ödeyeceğini gösteren hadisler vardır. Bununla beraber, ilgili hadisler gösteriyor ki, bir kul hakkı olan borcun sorumluluğu ağırdır. Öyle ki, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), borçlu olarak ölen mü'minlerin cenaze namazlarını ilk zamanlarda kendisinin kıldırmadığı, daha sonra İslam Devleti zenginleştiğinde ise, ölen borçlunun borcunu devlet hazinesinden ödettikten sonra onun cenaze namazını kıldırdığı nakledilmektedir. Aşağıdaki iki bölüm bu, önceki ve sonraki uygulamayla ilgilidir.[108]
2595. “Bize Muhammed b. Abdillah er-Rekaşi haber verip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey' rivayet edip (dedi ki), bize Saîd, Katâde'den, (O da) Salim b. Ebi'l-Ca'd'dan (naklen) rivayet etti ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kimin ruhu cesedinden, o, şu üç şeyden; (yani) gurur, hainlik ve borçtan uzak olduğu halde ayrılırsa, o Cennet'e girer!"[109]
53. Borcu Olduğu Halde Ölen Kimseye (Cenaze) Namazı Kılmak Hakkında
2596. “Bize Saîd b. Âmir ile Ebu'l-Velid, Şu'be'den, (O) Osman b. Abdillah b Mevheb'den, (O) Abdullah b. Ebi Katâde'den, (O da) babasından (naklen) haber verdi ki;”
Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (cenaze) namazını kılması için bir erkek (cenazesi) getirilmişti de O; "Arkadaşınızın (cenaze) namazını siz kılın. Çünkü onun borcu var!" buyurmuştu. Ebu Katade;
"Bu (borç) benim üzerime olsun, ya Rasulullah!" demiş, (Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de); "Sözünü yerine getireceksin!" buyurmuş, O da;
"Sözümü yerine getireceğim!" demiş; o zaman (Hz. Peygamber) onun cenaze namazını kılmıştı.[110]
54. (Borçlu Olarak Ölenin) Cenaze Namazını Kılmaya Müsaade Hakkında
2597. “Bize Ubeydullah b. Musa, Süfyan'dan, (O) Ebu'z-Zinâd'dan, (O) el-A'rec'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Canım elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, yeryüzünde hiçbir mümin yoktur ki, ben ona insanların en yakını olmayayım! Binaenaleyh, kim (ölür de geriye) bir borç veya bakıma muhtaç kimseler bırakırsa, ben bu (adam) için çağırılayım. Çünkü ben onun velisiyim. Kim de geriye bir mal bırakırsa, bu (mal), kim olursa olsun, akrobasinindir. "[111]
Abdullah (ed-Dârimî); "daya" kelimesinin "bakıma muhtaç kimseler", "ıyal" kelimesinin de "bir adamın bakmakla yükümlü olduğu kimseler" manasına olduğunu söyler. O; "...ben bu (adam) için çağrılayım" sözünün, "...beni onun için çağırın da onun yerine (borcunu) ödeyeyim, işlerini göreyim" manasına olduğunu da söylemiştir.[112]
55. "Borçluya Yardım Edilir!" Hadisi Hakkında
2598. “Bize İbrahim ibnu'l-Münzir el-Hızami haber verip (dedi ki), bize Muhammed b. İsmail b. Ebi Fudeyk rivayet edip (dedi ki), bize Eslemlilerin mevlasi Saîd b. Süfyan, Ca'fer b. Muhammed'den, (O) babasından, (O da) Abdullah b. Ca'fer'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Şüphe yok ki, Allah, borcu Allah'ın kerih gördüğü şeylerde olmadığı sürece, borcunu ödeyinceye kadar borçluyla beraberdir."
Abdullah b. Ca'fer hazinedarına dermiş ki:
"Git de bana borçla
(bir şeyler) al! Çünkü ben, Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
duyduğum bu şeyden sonra, Allah benimle olmaksızın bir
56. "İğreti Alınan Şey ("Ariyet" Sahibine) Ulaştırılır!Hadisi Hakkında
2599. “Bize Muhammed ibnu'l-Minhâl haber verip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey' rivayet edip (dedi ki), bize Saîd b. Ebi Arûbe, Katâde'den, (O) el-Hasan'dan, (O da) Semûre b. Cundeb'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Elin aldığı şeyin (sorumluluğu), onu sahibine ulaştırıncaya kadar el (sahibinin) üzerindedir.”[114]
Açıklama
"Ariyet", iğreti olarak verilen şeydir. Bunun Şer'i bir tarifi, "menfaati, bir kimseye bedava olarak, geçici bir süreyle hemen verilen şey" şeklinde yapılmıştır. Ariyetin mezheplerde farklı tarifleri ve farklı hükümleri vardır. Yukarıdaki hadis, emaret veya ariyet gibi bir şekilde alınan malın sahibine iade edilmesinin vacib olduğunu, bu malın sorumluluğunun da, sahibine geri verilinceye kadar alan kimsenin üzerinde bulunduğunu göstermektedir. Ancak bu hadiste, söz konusu sorumluluğun, malın "korunması" ile mi, yoksa meydana gelecek zarar-ziyanın ödenmesi ("tazmin") ile mi ilgili olduğu sarih değildir. Şafiilerle Hanbeliler buna ve ilgili diğer hadislere dayanarak, "ariyet" olarak alınan bir malda, alanın yanında bir zârar-ziyan meydana geldiğinde alanın bu zarar-ziyanı ödemesi gerektiğini söylemişlerdir. Hanefilerle Malikilere göre ise, bu durumda ariyet olarak alanın bir kusuru olmaksızın meydana gelen zarar-ziyanı, ariyet alanın ödemesi gerekmez. Buna göre yukarıdaki hadiste Şafiilerle Hanbeliler "tazmin" sorumluluğu, Hanefilerle Malikiler "koruma" sorumluluğu takdir etmiş olmaktadırlar.[115]
57. Emanetin Yerine Ulaştırılması Ve Hainlik Yapmaktan Sakınılması Hakkında
2600. “Bize Muhammed ibnu'l-Alâ' haber verip (dedi ki), bize Talk b. Ğannam, Serik'ten, Kays ise Ebu Hasin'den, (onlar) Ebu Salih'ten, (O) Ebu Hüreyre'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle buyurdu:
"Emaneti, (onu) sana güvenip (bırakan) kimseye ulaştır ve sana hainlik yapana sen hainlik yapma!"[116]
58. Kim Bir Şey Kırarsa, Bu (Şeyin) Benzerini (Ödemesi) Gerekir
2601. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Humeyd, Enes'ten rivayet etti ki,” O şöyle demiş:
Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hanımlarından biri (Hz. Peygamber'e), O, hanımlarından (diğer) birinin evindeyken, bir çanak içinde tirit hediye etmişti de (bu diğer hanımı) çanağa vurmuş ve (çanak) kırılmıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Haydi yiyin! Anneniz kıskandı!" buyurarak tiriti alıp küçük bir çanağa aktarmaya başlamıştı. Ardından (çanağı kıran hanımı) sağlam bir çanak getirinceye kadar beklemiş ve (çanak gelince) onu alıp kırılan çanağın sahibi hanıma vermişti.[117]
Abdullah (ed-Dârimî);
"Biz bu (hadisin zahirinin delâlet ettiği) görüşü benimsiyoruz!" demiştir.[118]
Açıklama
Bu hadis, "kıyemî" denilen ve pazarlarda benzeri ("misl"i) bulunmayan, bulunsa da fiyatları birbirinden farklı olan malların, zarar ve ziyana uğramaları halinde benzerleri ile ödenmeleri ("tazmin" edilmeleri) gerektiğini göstermektedir. Hanefi âlimlerle İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) bu hadisi delil getirerek kıyemî malın misliyle tazmin edilmesi gerektiğini, kıyemî malın kıymetiyle ancak misli bulunmadığında tazmin edilebileceğini söylemişlerdir.
Yukarıdaki hadiste geçen olayda çanağı kıranın Hz. Aişe (Radıyallahu Anha), çanağı getirenin de Hz. Zeyneb bint Cahş (Radıyallahu Anha) olduğu nakledilir. Hz. Aişe'nin Hz. Hafsa, Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Safiyye (Radıyallahu Anha ecmain) ile de benzer olayları olduğunu gösteren rivayetler vardır.[119]
59. Buluntu ("Lukata") Hakkında
2602. “Bize Muhammed ibnu'1-Alâ' haber verip (dedi ki), bize Ebu Usâme, el-Velid b. Kesir1 den, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Bana Amr b. Şuayb, Süfyan b. Abdillah b. Rebia es-Sakafi'nin oğulları Amr ile Asım'dan (naklen) rivayet etti ki,”
Süfyan b. Abdillah, bir heybe bulmuş ve Ömer ibnu'l-Hattab'a getirmiş. O da;
"Bunu bir yıl duyur. Eğer (sahibini) bulursan ne âlâ, (onu sahibine verirsin). Aksi halde bu senin olur!" demiş. (Bunun üzerine Süfyan heybeyi bir yıl duyurmuş) ama (sahibini) bulamamış. Sonra ertesi yıl hac mevsiminde bu (heybeyle) birlikte tekrar ona rastlamış ve (heybeden) söz etmiş. O zaman Ömer,
"O artık senindir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize bunu emretmişti!" demiş. (Süfyan); "Benim buna ihtiyacım yok!" karşılığını vermiş. O zaman Ömer onu alıp devlet hazinesine ("Beytu'l-Mal"e) koymuş![120]
Açıklama
Bir yerde bulunan ve sahibi bilinmeyen şeye "buluntu=lukâta" denir. Bu hadis, uzun müddet beklemeye dayanıklı bir buluntunun bir yıl müddetle ilân edilmesi gerektiğini, bu müddet sonunda sahibi çıkmayan buluntunun, bulan kimseye kalacağım göstermektedir. Âlimlerin cumhuru bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. Hanefiler ise, ilgili diğer hadislere de dayanarak, bulan kimsenin zengin olması halinde, ilân müddeti sonunda sahibi bulunmayan lukataya ancak devlet başkanının izniyle sahip olunabileceğini, aksi halde buluntunun hayır yoluna harcanacağını söylemişlerdir.[121]
60. Hacının Buluntu Eşyasını (Alma) YasağıHakkında
2603. “Bize Basra ahalisinden olan Muaz b. Hani' haber verip (dedi ki), bize Harb b. Şeddat rivayet edip (dedi ki), bana Yahya b. Ebi Kesir rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Seleme rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Hüreyre rivayet etti ki;”
Mekke'nin fethedildiği yıl Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayağa kalkıp şöyle buyurmuştu:
"Şüphesiz Allah fil (sahiplerinin) Mekke'ye girmesine engel olmuştu. Ama O, onların üzerine Allah'ın elçisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile mü'minleri sataştırmıştır. Şunu iyi bilin ki, bu (Mekke'ye sataşma), benden önce hiç kimseye helâl olmamıştı. Benden sonra da hiç kimseye helâl olmayacaktır. Şunu da iyi bilin ki; bu (Mekke'ye sataşma) şu ânımda (artık bana da) haramdır. Onun ne dikeni kopardır, ne ağacı kesilir, ne de düşmüş eşyası alınır. (Mekke'de düşmüş bir eşyayı almak) sadece (onun sahibini) arayacak olan kimse için (caiz olur)!"[122]
61. Yitik Hakkında
2604. “Bize Saîd b. Amir, Şu'be'den, (O) Halid el-Hazzadan, (O) Yezid b. Abdillah ibni'ş-Şihhir'den, (O) Ebu Müslim'den, (O da) el-Carud'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Müslümanın yitiği, ateş alevidir!"[123]
2605. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize el-Cüreyri, Ebu'l-Alâ'dan, (O) Ebu Müslim el-Cermi'den, (O da) el-Carud'dan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Müslümanın yitiği, ateş alevidir! Müslümanın yitiği, ateş alevidir! Müslümanın yitiği ateş alevidir, ona yaklaşmayın!" (El-Carud, devamında) dedi ki, o zaman bir adam;
"Ya Rasulullah, biz buluntu buluyoruz, (onu ne yapalım?)" diye sordu, O da şöyle buyurdu:
"Onu ilân et, gizleme, saklama! Sahibi gelirse ona geri ver! Eğer gelmezse, o Allah'ın malıdır, onu dilediğine verir!"[124]
62. Müslüman Bir Kişinin Malını (Yalan) Yeminiyle Kendine Alan Kimse Hakkında
2606. “Bize Ahmed b. Ya'kub el-Kûfî, İsmail b. Ca'fer'den, (O) el-Alâ'dan, O Ma'bed b. Ka'b es-Selemi'den, (O) kardeşi Abdullah b. Ka'b'dan, (O da) Ebu Umâme'den (naklen) haber verdi ki;”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim müslüman bir kişinin hakkını (yalan) yeminiyle kendine alırsa, Allah ona (Cehennem) ateşini vacib kılar, Cennet'i haram eder!" Bunun üzerine bir adam O'na;
"Az bir şey de mi olsa, ya Rasulullah?" diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);
"Bir misvak ağacı dalı da olsa!" buyurdu.[125]
2607. Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ebu Usâme, el-Velid b. Kesir'den, (O da) Muhammed b. Ka'b b. Malik'ten (naklen) rivayet etti ki; O, Abdullah b. Ka'b'ı rivayet ederken işitmiş ki, Ebu Umâme el-Harisi kendisine rivayet etmiş ki; O, Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (şöyle buyururken) işitmiş... (Ebu Usâme) sonra onun, (yani bir önceki hadisin) benzerini zikretti.[126]
63. Yalan Yemin Hakkında
2608. “Bize Ebu'l-Velid ile Haccac haber verip dediler ki, bize Şu'be rivayet edip dedi ki, bana Ali b. Müdrik rivayet edip dedi ki; ben Ebu Zur'a'yı, Hareşe ibnu'l-Hürr'den, (O'nun da) Ebu Zerr'den (nakliyle) rivayet ederken işittim ki, O (yani Ebu Zerr) şöyle demiş:”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Üç kimse vardır ki, Allah Kıyamet günü onlara ne hitap edecek, ne bakacak, ne de onları temize çıkaracaktır! Onlara acı verici bir azab da vardır!" Ben hemen dedim ki:
"Bunlar kimdir? Bunlar zarara uğramışlardır, bunlar perişan olmuşlardır!" O, bu (sözünü) tekrar etti. Ben (yine); "Bunlar kimdir, ya Rasulullah?" dedim. Şöyle buyurdu:
"(Elbisesini kibirle topuklarından) aşağı sarkıtan kimse, yaptığı iyiliği başa kakan kimse ve yalan yeminle ticaret malına talebi artıran kimse!"[127]
Açıklama
Bu hadiste sözkonusu edilen üç tip insanın vasıflan büyüklenme, başkasını küçük görme ve bencilliktir. Allah da Rıyamet'te onlara, küçümseme, onlardan tarafa bakmama ve yardım etmeme şeklinde, dünyadaki vasıflarına uygun bir ceza verecektir. Onlar üstelik elim bir azab da çekeceklerdir. Çünkü bu halleriyle müslümanlığın, ferdi ve içtimai huzuru ve mutluluğu sağlayan güzel ahlâk esaslarına aykırı davranmış olmalarının yanında, yalan yere yemin ile haksız kazanç da elde etmiş olmaktadırlar.
64. Kim (Haksız Olarak Başkasının) Bir Karış Yerini Alırsa?
2609. “Bize el-Hakem b. Nafi1, Şuayb'dan, (O da) ez-Zühri'den (naklen) haber verdi (ki, O şöyle demiş): Bize Talha b. Abdillah b. Avf rivayet etti ki, Abdurrahman b. Sehl kendisine haber vermiş ki, Saîd b. Zeyd şöyle demiş:”
“Ben Rasulullah'ı (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: “
"Kim (başkasının) yerinden haksız olarak bir karış yer alırsa, bu yer yedi katıyla tasma gibi onun boynuna geçirilir!"[128]
65. Kim Ölü Bir Yeri (Bayındır Hale Getirerek) Canlandırırsa, Bu (Yer) Onundur!
2610. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ebu Usâme, Hişam b. Urve'den, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Bana Ubeydullah b. Abdirrahman b. Rafı' haber verdi ki, Cabir b. Abdillah kendisine haber vermiş ki;”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:
"Kim ölü bir yeri (bayındır hale getirerek) canlandırırsa, bu (yerde) ona sevap vardır. Rızık peşinde olan canlılar ("afiyet") ondan ne yerlerse, ona bundan da sadaka (sevabı) vardır!"[129]
Ebu Muhammed (ed-Dârimî); "rızık peşinde olan canlılar = afiyet; kuşlar ve diğerleridir" demiştir.[130]
Açıklama
Ölü yer ("arz-ı meyyite"), imar edilmemiş, harap haldeki sahipsiz yerdir. Böyle bir yerin canlandırılması da, oranın ma'mur ve bayındır hale getirilmesi demektir. Ölü bir yeri bayındır hale getirmek ise, yerine göre ekmek, dikmek, sulamak, nadas etmek veya üzerine bina yapmak şekliyle olur. Böylece ölü bir yeri bayındır hale getiren kimse oranın sahibi olur.
Ölü bir yerin bayındır hale getirilmesinin devletin iznine bağlı olup olmadığı konusunda ise âlimlerin farklı görüşleri vardır. Âlimlerin cumhuruna göre bunda devletin izni şart değildir. Nitekim yukarıdaki hadisin bab başlığında işaret edilen rivayetinin zahiri de bunu göstermektedir. İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh), köy veya şehre yakın yelerdeki ölü bir araziyi ihya için devletin izninin gerekli olduğunu, uzak yerlerdekilerde ise gerekli olmadığını söylemiştir. İmam Ebu Hanife'ye göre ise, köy veya şehre ister uzak olsun ister yakın, bütün ölü yerlerin bayındır hale getirilmesi devletin iznine bağlıdır. Bu sebeple ölü bir yeri devletin izni olmadan imar eden kimse, oranın mülkiyetine sahip olmaz. Bu durumda da, bu görüşteki âlimlere göre yukarıdaki hadisin hükmü, ilgili diğer nasslarla sınırlandırılmış olmaktadır.[131]
66. Devlet Başkanının (Özel Kullanımlara) Ayırdığı (Arazi, Maden Vb.) Şeyler Hakkında
2611. “Bize Abdullah ibnu'z-Zübeyr el-Humeydi haber verip (dedi ki), bize el-Ferec b. Saîd b. Alkâme b. Saîd b. Ebyaz b. Hammal es-Sebai el-Me'ribi rivayet edip (dedi ki), bana büyük amcam Sabit b. Saîd b. Ebyaz rivayet etti ki, babası Saîd b. Ebyaz kendisine rivayet etmişti ki, Ebyaz b. Hammal O'na rivayet etmiş ki;”
O, Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Me'rib'deki, "Seza tuzlası" isimli tuzlayı kendisine tahsis etmesini istemiş, O da (bunu) O'na tahsis etmiş. Sonra el-Akra' b. Habi et-Temimi şöyle demiş:
"Ya Nebiyyullah! Ben gerçekten cahiliye döneminde bu tuzlaya gitmiştim. O, suyu olmayan bir yerdir.[132] Kim giderse ondan alır. O, hiç kesilmeyen pınar suyu gibidir!" Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) el-Ebyaz'dan, kendisine tuzla tahsisi hakkındaki sözleşmeyi bozmasını istemiş. (Ebyaz sözüne şöyle devam etmiş): O zaman ben;
"Onu benden sadaka kabul buyurman şartıyla bu sözleşmeyi bozdum" dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de;
"O, senden bir sadakadır ve hiç kesilmeyen pınar suyu gibidir. Kim giderse ondan alır!" buyurdu. (Ebyaz, sözünün devamında) şöyle demiş: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bu (tuzla) sözleşmesini bozduğunda onun yerine ona bir arazi ile el-Curf daki, yani Curfu Murad'daki hurma ağaçlarını tahsis etmiş.
El-Ferec dedi ki:
"Bu (tuzla hâlâ) böyledir. Kim giderse ondan alır!"[133]
Açıklama
Devlet başkanının, sahipsiz bir yerin, bir madenin aslının mülkiyetini veya kullanma hakkını bir kimseye tahsis etmesine "iktâ’", bu şekilde bir kimseye tahsis edilen şeye de "katî'a" denir. Bu hadis iktâ'ın meşru olduğunu, ancak, yer yüzeyinde olup zahmetsiz çıkarılma durumunda bulunan madenlerin iktâ'ının caiz olmadığını göstermektedir. Çünkü Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); tuzun, pınar suyu gibi meşakkatsiz, kolayca çıkarılabilecek durumda olduğunu öğrenince iktâ'ı geri almıştı. Bu hadis, bir hakimin, hüküm verdikten sonra, gerçeğin verdiği hükmün aksine olduğunu gördüğünde, bu hükmünü değiştirmesi gerektiğini de göstermektedir.
Hadiste geçen Me'rib ve Curf, Yemen'de iki yerdir.[134]
2612. “Bize Muhammedi b. Beşşar haber verip (dedi ki), bize Gunder rivayet edip (dedi ki), bize Simâk b. Harb, Alkâme b. Vaü'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O'na bir yer tahsis etmişti. (Alkâme'nin babası Vail, sözünün devamında) şöyle dedi: O zaman Muaviye'yi benimle göndermiş ve
"O (yeri) buna ver!" buyurmuştu.[135]
Yahya ise şöyle dedi: Bize Muhammed b. Beşşar rivayet edip (dedi ki), bize Ğunder bu hadisi rivayet etti.[136]
67. Ağaç Dikmenin Fazileti Hakkında
2613. “Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Abdulvahid b. Ziyad rivayet edip (dedi ki), bize Süleyman el-A'meş rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Süfyan rivayet edip dedi ki; ben Cabir b. Abdillah'ı şöyle derken işittim: Bana Zeyd b. Harise'nin hanımı Ümmü Mübeşşir rivayet edip şöyle dedi:”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana ait bir bostanda yanıma girmişti. Derken O şöyle buyurmuştu:
"Ya Ümmü Mübeşşir, bu (bostandaki ağaçları) bir müslüman mı, yoksa bir kâfir mi dikti?" Ben;
"Bir müslüman..." demiştim. O zaman O şöyle buyurmuştu:
"Hiçbir müslüman yoktur ki, bir ağaç diksin ve onun meyvesinden bir insan veya bir hayvan, yahut bir kuş yesin de, ona (bundan dolayı) sadaka (sevabı verilmiş) olmasın!"[137]
68. Koruluk Hakkında
2614. “Bize Abdullah ibnu'z-Zübeyr haber verip (dedi ki), bize el-Ferec b. Saîd rivayet edip dedi ki, bana amcam Sabit b. Saîd, babası Saîd'den, (O da) dedesi Ebyaz b. Hammal'dan (naklen) haber verdi ki;”
O, Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) misvak ağaçlarının (şahsi) koruluk (yapmanın hükmünü) sormuş da, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);
"Misvak ağaçlarında (şahsi) koruluk (caiz değildir!)" buyurmuş. Bu sefer (Ebyaz);
"(Ya, ölü bir arazi iken imar ettiğim) çevrintimdeki misvak ağaçlarını?" demiş, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (yine);
"Misvak ağaçlarında (şahsi) koruluk (caiz değildir!)" buyurmuş.[138]
Ferec demiş ki: (İbn) Ebyaz, "çevrintim" sözüyle, içinde ekin bulunan, etrafI çevrilmiş araziyi kastediyor.[139]
Açıklama
Bu hadisin zahiri, sahipsiz misvak ağaçlarının şahsi bir koruluk haline getirilmesinin caiz olmadığını göstermektedir. Ancak yine Ebyaz'dan gelen bir rivayetten,[140] bu yasağın, meskun yerlere yakın olan misvak ağaçları hakkında olduğu anlaşılmaktadır. Bu yasağın sebebi de hayvanlarının yiyeceğini sağlamak gibi hususlarda halkın, yakınlarındaki bu misvak ağaçlarına olan ihtiyaçlarıdır. Diğer taraftan, anlaşıldığına göre, Ebyaz'ın imar ettiği arazideki misvak ağaçları imardan önce orada mevcuttu. Bu sebeple O, araziyi imar edince oraya sahip olmuş, fakat misvak ağaçlarına sahip olamamıştı.[141]
69. Suyun Satılması Yasağı Hakkında
2615. “Bize Muhammed b. Yusuf rivayet edip (dedi ki), bize İbn Uyeyne, Amr b. Dinar'dan, (O da) Ebu'l-Minhal'dan (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”
Ben İyas b. Abd el-Muzeni'yi –ki O, Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ashabındandı-, işittim, şöyle dedi:
"Suyu satmayın. Çünkü ben Hz. Peygamber'i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), suyu satmaktan menederken işitmiştim!"[142]
Amr b. Dinar;
"Hangi suyun (satışının yasaklandığını) bilmiyorum" demiştir. (Süfyan ise) şöyle demiştir:
"(Amr, bu sözüyle) "akarsuyun (satışının) mı, yoksa bir yerden çekilen suyun (satışının mı yasaklandığını) bilmiyorum" demek istiyor."[143]
Açıklama
Bu hadisin diğer rivayetlerinde "ihtiyaç fazlası suyun satılması'nın yasaklandığı bildirilmektedir. Hadisin zahiri manasına göre bu yasakta, suyun sahipli veya sahipsiz bir yerde olması, içmek için veya başka bir şey için olması, hayvanlar için yahut ziraat için olması arasında bir fark yoktur. Ancak âlimler, ilgili diğer delillere dayanarak, kaplarda vb. şeylerde koruma altına alınmış ("muhrez") suların bu hadisin umumi hükmünün dışında bulunduğunu ve satışlarının caiz olduğunu söylemişlerdir.[144]
70. Verilmemesi Helal Olmayan Şey Hakkında
2616. “Bize Osman b. Ömer rivayet edip (dedi ki), bize Kehmes, Fezare kabilesinden bir adam olan Seyyar'dan, (O) babasından, (O) Buheyse'den, (O) babasından, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,”
O, Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelmiş ve izin isteyip O'nun (mübarek vücuduyla) iç gömleğinin arasına girmiş. -Osman demiştir ki,
"Ve O'na sarılmış"-. Sonra; "(başkasına) vermemezlik edilmesi helâl olmayan şey nedir?" demiş, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de;
"Tuz ve su!" buyurmuş. O tekrar;
"(Bunlardan başka) vermemezlik edilmesi helâl olmayan şey nedir?" demiş, bu defa (Hz. Peygamber);
"(Hangisi olursa olsun), hayır yapman senin için iyidir!" buyurmuş. O yine;
"(Başka) vermemezlik edilmesi helâl olmayan şey nedir?" demiş, (Hz. Peygamber de);
"(Hangisi olursa olsun), hayır yapman senin için iyidir!" buyurmuş ve sonunda (tekrar) tuz ve suyu (vermemezlik etmenin helâl olmayacağını) bildirmiş.[145]
Abdullah (ed-Dârimî'ye);
"Bu (hadisin zahirinin delâlet ettiği) görüşü benimsiyor musun?" denilmiş, O da başıyla
("Evet" diye) işaret etmişti.[146]
Açıklama
Bu hadis su ile tuzun bir kimseden men olunmasının helâl olmadığını göstermektedir. Ancak ilgili diğer hadislere göre bu hadisin umumi hükmü; "sahibinin ihtiyacından fazla olan su ve tuz" ile sınırlıdır. Diğer taraftan âlimlerin cumhuruna göre bu hadisin hükmü, kaplarda vb. şeylerde koruma altına alınmamış ("muhrez" olmayan) bütün suları içine aldığı halde, Maliki âlimler bu hadisin sahipsiz yerlerdeki sular hakkında olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bir kimsenin, mülkiyetindeki kuyuda bulunan ihtiyaç fazlası suyu, zaruri durumlar dışında başkasına vermesi vacib değildir.
Bu hadis, ihtiyaç fazlası tuzu vermemezlik etmenin de helâl olmadığını göstermektedir. Bazı âlimler burada kastedilenin, sahipsiz tuzlada bulunan tuz olduğunu söylemişlerdir.
"(Hangisi olursa olsun) iyilik yapmak, senin için iyidir!" cümlesi, isteyen ihtiyaç sahiplerine su ve tuz vermek gibi her türlü iyilik yapmaya gayret etmenin gerektiğini ifade etmektedir.
Rivayet edilir ki, isminin Umeyr olduğu söylenen mezkur Sahabi, kendisinden bir şey istendiğinde onu, az da olsa, vermemezlik etmezmiş. Bu Sahabinin Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tekrar tekrar aynı soruyu sorması ise, ilgi duyduğu konuda daha fazla bilgi almak ve Hz. Peygamberle (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konuşma zevkini daha çok tatmak içindi. O'nun, Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek bedenine sarılması da, sevgisinin ve Cehennem ateşinden kurtulma arzusunun bir tezahürüydü.[147]
71. "Muhakkak ki, Hz. Peygamber Hayber (Ahalisi) İle İş Sözleşmesi Yapmıştı"
2617. “Bize Musedded rivayet edip (dedi ki), bana Yahya, Ubeydullah'tan rivayet etti (ki, O şöyle demiş): Bana Nafî', Abdullah'tan (naklen) rivayet etti ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber (ahalisi) ile, oradan çıkacak hurma veya ekinin yarısı karşılığında iş sözleşmesi yapmıştı.[148]
Açıklama
Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hayber'in fethinden (Muharrem, 7) sonra oranın ahalisiyle nasıl bir iş sözleşmesi yaptığı konusunda iki görüşün olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan birine göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onlarla ekin ortaklığı ("muzâraa") ile meyve ortaklığı ("musâkat") yapmıştı. "Muzâraa", bir tarafın araziyi vermesi, diğer tarafın sulama ve diğer bakım işlerini yapması, çıkacak ürünün de belirli miktarlarda paylaşılması şeklinde iki tarafın yaptığı ortaklıktır. "Musâkat" ise, ağaç veya ağaç sayılan bitkilerin bir tarafa ait olması, diğer tarafın da bakım işlerini yapması şeklinde yapılan benzeri ortaklığa denir. Buna göre bu hadis muzâraa ve musâkatın caiz olduğunu göstermektedir. İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ile Hanefi âlimlerden İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed (Rahmetullahi Aleyhim ecmain), bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir.
Diğer görüşe göre, Hz. Peygamber, Hayberlilerle sadece musâkat ortaklığı yapmıştı. Nitekim "musâkat'a, bu hadiste geçen "iş sözleşmesi = muamele" ismi de verilmektedir.[149] Bu durumda bu hadis, sadece musâkatın caiz olduğunu gösterir ve muzâraanın fasid, musâkatın caiz olduğu görüşünde olan İmam Şafii ile İmam Malik'in (Rahmetullahi Aleyhim ecmain) delillerinden biri olur. Bununla beraber, hemen kaydedelim ki, İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh), musâkata bağlı olmak şartıyla muzâraanın da caiz olduğunu söylemiştir. Yani O'na göre hurma ağaçları arasında boş bir arazi bulunur da ağaçları sulamak ancak bu araziyi sulamakla mümkün olursa, bu arazide muzâraa caiz olur.[150]
72. "Muhabere"nin Yasaklanması Hakkında
2618. “Bize Ebu'l-Hasan, Zekeriyya b. İshak'tan haber verdi (ki, O şöyle demiş): Bize Ebu'z-Zübeyr rivayet etti ki, O, Cabir'i şöyle derken işitmiş:”
“Biz, Rasululullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi "muhabere"den menetmesinden önce iki veya üç seneliğine, (çıkacak ürünün) üçte birine, yarısına ve bir miktar samana karşılık "muhabere" yapardık.” Derken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurmuştu:
"Kimin bir arazisi varsa onu sürüp eksin. Şayet sürüp ekmesinden hoşlanmazsa, onu (din) kardeşine iğreti versin. (Din) kardeşine iğreti vermesinden de hoşlanmazsa, onu (öylece) bıraksın!"[151]
Açıklama
"Muhabere", birçok âlime göre "muzâraa" manasınadır. Bazı âlimler, bu arada Şafiiler, "muhabere" ile "muzâraa" arasında fark görmüş ve muzâraayı, "tohumu tarla sahibinin verdiği ekin ortaklığı"; muhabereyi de "tohumu emek sahibinin verdiği ekin ortaklığı" şeklinde açıklamışlardır. Dârimî (Rahmetullahi Aleyh) ise, başlık altında zikrettiği hadisten anlaşıldığına göre, yasaklanmış olan "muhabere"den, aldanmadan sebep olacak şartlar taşıyan "muzâraa"yı anlamaktadır. Çünkü Câbir (Radıyallahu Anh), uygulamış oldukları muhabere şekillerini açıklarken; "...bir miktar saman karşılığında" yapılan ekin ortaklığından bahsetmektedir. Bu şekilde oranı belli olmayan paylar karşılığında yapılan ekin ortaklıklarında aldanmalar ve dolayısıyla tartışmalar, huzursuzluklar olur. Bunun için aldanmalara sebep olacak şartlar taşıyan muzâraa çeşitleri yasaklanmıştır.[152]
73. (Çıkacak Ürünün) Üçte Biri, Dörtte BiriKarşılığında Muzâraa Sözleşmesi YapmanınYasaklanması Hakkında
2619. “Bize Muhammed b. Uyeyne, Ali b. Mushir'den, (O) Ebu İshak eş-Şeybani'den, (O da) Abdullah ibnu's-Saib'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
Abdullah b. Muğaffel'e, muzâraanın (hükmünü) sordum da, O şöyle cevap verdi: Bana Sabit ibnu'd-Dahhak el-Ensari haber verdi ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) muzâraayı yasakladı.[153]
(Bu "Sünen" kitabını Dârimî’den rivayet eden İsa b. Ömer), Abdullah (ed-Dârimî'ye);
"Sen bu (hadisin zahirinin delâlet ettiği) görüşü benimsiyor musun?" demiş, O da;
"Hayır, ben önceki (yani 2618. hadisin zahirinin delâlet ettiği) görüşü benimsiyorum" karşılığını vermiş.[154]
Açıklama
Bu hadis muzâraanın caiz olmadığını göstermektedir. Ebu Hanife, Şafii ve Malik (Rahmetullahi Aleyhim ecmain), bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. Bu görüşte olan âlimlere göre yukarıda 2617. hadiste anlatılan Hayberlilerle yapılmış iş sözleşmesi de muzâraanın caiz olduğunu göstermemektedir. Çünkü onlara göre Hayber, barış yoluyla fethedilmiş ve arazisinin mülkiyetleri sahiplerine bırakılmıştır. Bu sebeple Hayberliler, arazilerinden çıkan ürünün belirli miktarını "cizye" olarak veriyorlardı. Buna karşılık söz konusu hadisi muzâraanın caizliğine delil getirenler ise şöyle demişledir: Hayber'in büyük kısmı zorla fethedilmiş ve oranın arazisinin çoğu ganimet olarak hak sahiplerine dağıtılmıştı. Böyle olmasaydı, yani Hayber arazisi Hayberlilerin mülkiyetinde bırakılmış olsaydı, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh), onları oradan sürmezdi. İlgili diğer hadislere de dayanarak muzâraanın caiz olduğunu söyleyenler yukarıdaki hadisle benzeri hadislerin ya benzeri bir hüküm ifade ettiklerini veya ortakların, arazinin belirli yerlerinden çıkacak ürünleri almaları, alınacak payların oranlarının belli olmaması gibi, aldanmaya sebep olacak şartlar taşıyan muzâraa sözleşmesi hakkında olduklarım beyan etmişlerdir.[155]
74. Araziyi İki Seneliğine Satmanın YasaklanmasıHakkında
2620. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Züheyr, Ebu'z-Zübeyr'den, (O da) Câbir'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), boş arazinin iki veya üç seneliğine satılmasını yasakladı.[156]
Açıklama
Bu hadis, araziyi kiraya vermenin mutlak olarak caiz olmadığını göstermektedir. Zahiri âlimlerle Tâvûs ve Hasan Basri, bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. Alimlerin cumhuru ise, kiraya verme şekilleri hakkında farklı görüşleri olmakla beraber, araziyi kiraya vermenin caiz olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bu hadisle, arazi kiraya vermenin caiz olmadığını belirten diğer hadisler şöyle yorumlanır: Bu hadisler ya tenzihi kerahet ve araziyi iğreti vermeye teşvik manası taşırlar; veya sulak yerlerdeki bitkilere, arazinin belirli bir yerinden çıkacak olan ürüne karşılık kiraya vermek gibi, aldanmaya sebep olabilecek şartlar ihtiva eden kiralamalar hakkındadırlar.[157]
75. Arazinin Altın Ve Gümüş Karşılığında Kiraya Verilmesine İzin Hakkında
2621. “Bize İshak b. İbrahim haber verip (dedi ki), bize Yezid b. Harun rivayet edip (dedi ki), bize İbrahim b. Sa'd, Muhammed b. İkrime b. Abdirrahman ibni'l-Haris b. Hişam'dan, (O) Muhammed b. Abdirrahman b. Ebi Lebibe'den, (O) Saîd ibnu'l-Museyyeb'den, (O da) Sa'd b. Ebi Vakkas'tan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi: Biz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında arazileri su kanallarının etrafındaki ekinlere, bunlardan su sebebiyle (kendiliğinden) bitenlere karşılık kiraya verirdik. Derken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize bunu yasaklamış ve onları altın ve gümüş karşılığında kiraya vermemize izin vermişti -veya (Sa'd); "...bize ... ruhsat vermişti" demiştir-.[158]
Açıklama
Bu hadis, arazinin altın ve gümüş (para) karşılığında kiraya verilmesinin caiz olduğunu göstermektedir. Rebia bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiş ve arazinin sadece altın ve gümüş karşılığında kiraya verilmesinin caiz olduğunu söylemiştir. Alimlerin cumhuru da bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiştir. Ancak onlar, kira bedeli olabilecek şeylerde bazı farklı görüşlere sahip iseler de, miktarları veya vasıflan belli olan diğer bazı şeylerin karşılığında da arazi kiralanmasının caiz olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bu hadiste ne malum, ne de tazmin edilebilir olmayan ("mazmun") şeyler karşılığında yapılan arazi kiralamaları yasaklanmakta, malum ve mazmun[159] şeyler karşılığında yapılanlara müsaade edilmektedir.[160]
76.(Ürünün) Miktarını Tahminle BelirlemekHakkında
2622. “Bize Haşim ibnu'l-Kasım rivayet edip (dedi ki), bize Şube, Hubeyb b. Abdirrahman'dan, (O da) Ab dur rahman b. Mes'ud b. Niyar el-Ensari'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi: Sehl b. Ebi Hasme toplantı yerimize gelip rivayet etti ki,”
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"(Ürün) miktarını tahminle belirlediğinizde (bir kısmını) alın, (bir kısmını) bırakın, yani üçte birini bırakın. Şayet üçte birini bırakmazsanız, dörtte birini bırakın!"[161]
Açıklama
Bu hadis, ürün miktarını tahmin yoluyla belirlemenin meşru olduğunu göstermektedir. Bu iş, ürün yenilmeye elverişli hale geldiğinde yapılmakta ve ürünün, kuruduğunda ne kadar olacağı tahmin edilmektedir. Hadisin muzâraa ve musâkatla ilgili bablardan sonra zikredilmesinden, onun bu muameleler hakkında olduğu düşünülebilir. Nitekim bazı Maliki âlimler, ihtiyaç halinde musâkatta ürün miktarının tahminle belirlenmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Bunun dışında, âlimlerin cumhuru bu muamelelerde bu usûlün caiz olmadığını söylemişlerdir. Şu halde bu hadis; zekâta, cizyeye, haraca tabî ve miktarı tahmin yoluyla belirlenebilecek ürünlerde bu vergilerin miktarını belirleme hakkında olmalıdır. Hadisin burada zikredilmesi de, herhalde, muzâraa ve musâkatta zekât ve miktarım belirlemenin bir usûlüne işaret etmek içindir. Buna göre görevli memur, ürünler yenmeye elverişli hale gelince, gidip tahmini ürün miktarını belirler, sonra hasadı müteakib ürün sahibinden tahminine göre zekatı, cizyeyi, haracı tahsil eder. Eğer mal sahibi yapılan tahminden az ürün çıktığını iddia ederse, onun sözüne itibar edilir. Bu hadis, tahmini miktar belirleme işinde üçte birin veya dörtte birin bırakılmasını emretmektedir. Bu husus, iki şekilde anlaşılmıştır:
a) Duruma göre ürünün üçte biri veya dörtte biri baştan ayrılır. Geri kalanın miktarı tahmin edilir;
b) Veya bütün ürünün tahmini miktarı belirlendikten sonra, ondan alınacak zekât vs. miktarının üçte biri veya dörtte biri mal sahibine bırakılır. Bununla mal sahibinin mağdur olmaması istenmiştir. Çünkü o, ürün taze iken ondan çoluk çocuğuna yedirir, komşusuna, akrabasına, muhtaçlara verir. Bu arada üründen kurdun-kuşun yediği olur, yere düşen, çürüyen olur... Alimlerin çoğu bu ve ilgili diğer hadislerin zahirine uygun görüş beyan etmiş ve ürün miktarını tahminle belirmenin caiz olduğunu söylemişlerdir. Ancak yukarıdaki hadis, bu caizliğin, miktarı tahminle belirlenebilecek bütün ürünlerde geçerli olduğunu göstermesine rağmen, Hanbelilerle İmam Şafii ve İmam Malik (Rahmetullahi Aleyhim ecmain), diğer hadislere dayanarak bunun sadece yaş üzüm ve yaş hurmada caiz olduğunu belirtmişlerdir. Hanefi âlimlere göre ise, zekât ve benzeri hususlarda ürün miktarını tahminle belirlemek caiz değildir. Onlara göre bunun caizliğini gösteren hadisler ya mensuhturlar veya mükelleflerin zekât ve vergi kaçırmasını önlemeye matufturlar. Burada kaydedelim ki, yukarıdaki hadis, ravilerinden Abdurrahman b. Mes'ud'un meçhûllüğü sebebiyle zayıftır. Bu hadisi O'ndan başka hiç kimse de rivayet etmemiştir.[162] Bununla beraber Hakim, bu hadisin sahih bir "şahid"i olduğunu söylemiştir.[163]
77. Cariyenin Kazancının Yasaklanması Hakkında
2623. “Bize Sehl b. Hammâd rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bize Muhammad b. Cuhâde, Ebu Hazim'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cariyelerin (zina gibi haram yollardan) kazanç elde etmelerini yasakladı."[164]
78. Kan Alıcının Kazancının Yasaklanması Hakkında
2624. “Bize Vehb b. Cerir haber verip (dedi ki), bize Hişam, Yahya'dan, (O da) İbrahim b. Abdillah b. Karız'dan (naklen) rivayet etti ki, es-Saib b. Yezid kendisine rivayet etmiş ki, Rafı' b. Hadic O'na rivayet etmiş ki,” Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:
"Kan alıcının ("hacamatçı"nın) kazancı pistir, zinakârın (zina) kazancı pistir, köpeğin (satılmasından alınan) bedel pistir!"[165]
Açıklama
"Pis"; aşağılığından, değersizliğinden, kötülüğünden dolayı kendisinden hoşlanılmayan şeydir. Allah Teala'nın ve Rasulü'nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hoşlanmadığı şeye de "pis" denmiştir ki, bu, "pis" görülen şeyin haram veya mekruh olduğunu gösterir. Bu hadiste "pis" oldukları açıklanan üç kazancın hükmü de haram ile mekruh arasında değişmektedir. Zinakârın zinadan elde ettiği kazancın haranı olduğunda ihtilâf yoktur. Köpeğin alım-satımından elde edilen kazancın durumu hakkında 2571. hadiste kısa bir "Açıklama" geçmişti. "Hacamatçı" denilen kan alıcının bu işten elde ettiği kazanca gelince; âlimlerin cumhuru, bu hadise ve ilgili diğer hadislere dayanarak onun mekruh olduğunu söylemişlerdir.
Bunun hikmeti, her halde, kan alıcılık mesleğinin madden pis sayılan, nahoş işlerinin olmasıdır. Bu işin bizatihi kötülüğü sebebiyle, kazancının mekruhluğu söz konusu olmamalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), 2625. hadiste görüleceği gibi, kan aldırtmış ve kan alana ücret vermiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kan aldırmayı bir tedavi usûlü olarak da övmüştür.[166] Şu halde Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bu hadisiyle, sanki bu işte pis şeylerle uğraşılacağı için onunla para kazanmanın zor olduğunu, dolayısıyla onun tavsiyeye şayan bir iş olmadığını açıklamak istemiştir. Allahu a'lem!
İbnü'l-Cevzi (Rahmetullahi Aleyh) ise, Hacamatçının kazancının mekruhluğunun hikmetini bu işte ihtiyaç halinde müslümanın müslümana yardım etmesinin vacib olduğu, dolayısıyla bu iş için müslümandan ücret almanın uygun olmayacağı şeklinde izah etmiştir.[167]
İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ile bazı âlimler ise, bu hadise ve ilgili diğer hadislere dayanarak, hür bir kimsenin hacamatçılığı meslek edinmesinin mekruh, bu işten elde edeceği kazancı kendisi için harcamasının da haram olduğunu söylemişledir. Bu âlimlere göre, hacamattan elde edilen kazancın hayvanlar için harcanması ise caizdir. Bunlar, kölelerin hacamatçılık yapmasını da caiz görmüşledir.
Hanefi âlimlerden Tahavi (Rahmetullahi Aleyh) gibi, hacamatçılığın önce haram olduğunu, sonra mubah kılındığını söyleyen âlimler de vardır.[168]
79. Kan Alıcının Kazancına İzin Verilmesi Hakkında
2625. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Hu-meyd et-Tavil, Enes b. Malik'ten (naklen) haber verdi ki,”
Ebu Taybe Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kan almış, O da ona iki sa1 yiyecek (hurma verilmesini) emretmişti.[169]
80. Döl Hayvanının Dişiyi Aşmasından (Ücret Alma) Yasağı Hakkında
2626. “Bize Muhammed b. İsa haber verip (dedi ki), bize İbn Fudayl, el-A'meş'ten, (O) Ebu Hazim'den, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), döl hayvanının dişiyi aşmasından bedel (almayı) yasakladı.[170]
2627. “Bize Müslim b. İbrahim haber verip (dedi ki), bize el-Kasım ibnu'1-Fadl rivayet edip (dedi ki), bize babam, el-Mehri'den, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Ebu Hüreyre dedi ki,”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), döl hayvanının dişiyi aşmasının (veya menisinin) bedeli ile zinakâr kadının (zina) ücretini yasakladı.[171]
Açıklama
Bu hadis, döl hayvanının dişisini aşmasından ücret almanın, diğer bir ifadeyle döl hayvanını kiralamanın, nutfesini alıp-satmanın yasak olduğunu göstermektedir. Âlimlerin cumhuru bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiş ve bunların haram olduğunu söylemişlerdir. Çünkü hayvanın nutfesi ne mutekavvim bir maldır,[172] ne de malum ve teslimi mümkün bir şeydir. Şafiiler ile Hanbelilerin bir görüşüne göre ise, döl hayvanını belli bir süre için kiralamak caizdir. Bu durumda yukarıdaki hadis, döl hayvanının kiralanmasını, belli olmayan süreler için yasaklamış olur. Döl hayvanının iğreti olarak verilmesinin caiz olduğunda ihtilâf yoktur. Bir hadis-i şerifte döl hayvanını iğreti vermek teşvik edilmektedir. Döl hayvanını iğreti olarak alanın, hayvan sahibine, önceden belirlenmemiş olan bir hediye vermesi de caizdir.[173]
81. Bir Ev Satıp da Bedelini Benzeri Bir Şeye Yatırmayan Kimse Hakkında
2628. “Bize Nuaym haber verip (dedi ki), bize İsmail -ki O, İbrahim b. Muhacir'dir-, rivayet edip dedi ki, ben Abdulmelik b. Umeyr'i şöyle derken işittim: Ben Amr b. Hureys'i, kardeşi Saîd b. Hureys'ten -ki O'nun Sahabiliği vardır-, (naklen rivayet ederken) işittim ki, O şöyle demiş:”
“Ben Rasulullah'ı (Sallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:”
"Sizden kim bir ev veya tarla, bağ, bahçe gibi taşınmaz bir mal ("akar") satarsa, (bedelini) benzeri bir şeye yatırması hariç, (bu satışın) ona mübarek kılınmaması lâyıktır!"[174]
Açıklama
Bu hadis; ev, tarla gibi taşınmaz bir malın satılmasının, bedeli ile benzeri bir mülk alınmayacaksa, mekruh olduğunu göstermektedir. Sââti, bunun sebebini, taşınmaz malların faydalarının çok olması, çalınma tehlikesi ve taşınır malların maruz kalabildiği diğer bazı tehlikelere maruz kalmaması şeklinde açıklamaktadır.[175] Buna göre, "bu hadiste sağlam bir yatırımın satılıp bedelinin heba edilmemesi tavsiye ediliyor" denebilir. Allahu a'lem! Halkımız arasında da ev, tarla, bağ-bahçenin satılması hoş karşılanmamaktadır. Birçok kanaat ve âdeti bir ayet veya bir hadise dayanan halkımızın bu kanaati de muhtemelen yukarıdaki hadise dayanmaktadır.[176]
82. Kuyunun Harîmi Hakkında
2629. “Bize İshak b. İbrahim haber verip (dedi ki), bize Ar'ara ibnu'l-Birind eş-Şamî haber verip (dedi ki), bize İsmail b. Müslim, el-Hasan'dan, (O) Abdullah b. Muğaffel'den, (O da! Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle buyurdu:
"Kim bir kuyu kazarsa, hayvanlarının yatacak yeri olması için onun kırk arşın etrafında hiç kimsenin kuyu kazma hakkı yoktur!"[177]
Açıklama
"Harîm", bir şeyin çevresinde bulunan yer demektir ki, bu yer o şey için yararlanma alanıdır ve bu yerin kullanma hak ve yetkisi c şeyin sahibine aittir. Bu hadis bir kuyunun etrafındaki 40 arşınlık[178] yerin o kuyunun harîmi olduğunu göstermektedir. Binaenaleyh kuyunun etrafındaki bu kadar yerin kullanma hak ve yetkisi kuyunun sahibine aittir. Hanefî âlimlerle İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh), bu hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ise, ilgili başka bir hadise dayanarak kuyunun harîminin 25 arşın olduğunu söylemiştir. İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ile bir rivayete göre İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ise;
"Kuyuların harîminde örfe bakılır ve harimin alanı, toprağın sertlik ve yumuşaklığına göre değişebilir" demişlerdir. Bu âlimlerin bu konuda farklı görüş serdetmelerinin sebebi, anlaşıldığına göre, ilgili hadisleri sahih veya zayıf kabul etmelerinden kaynaklanmıştır. Ayrıca kaydedelim ki, kuyuların harîmi hakkında bu söylenenler, sahipsiz arazide açılan kuyular hakkındadır. Sahipli arazide açılan kuyularda harîm meselesi yoktur; çünkü her arazi sahibi mülkünü dilediği gibi kullanabilir.[179]
83. Şuf'a Hakkında
2630. “Bize Ya'lâ haber verip (dedi ki), bize Abdulmelik, Atâ'dan, (O) Cabir'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki;”
O (şufa muamelesi yapılacak şeylerin) yolunun bir olması durumunda, şufa hakkında şöyle buyurdu:
"(Şufa) sahibi hazır bulunmuyor olsa da, ondan dolayı o beklenir!"[180]
2631. “Bize Muhammed ibnu'1-Alâ' haber verip (dedi ki), bize Abdullah b. İdris, İbn Cureyc'den, (O) Ebu'z-Zübeyr'den, (O da) Cabir'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mesken veya bahçe olsun, taksim edilmemiş olan her ortaklıkta şuf a (hakkı olacağı) hükmünü verdi:
"(Bir kimseye), ortağına bildirmedikçe (payını) satması helâl olmaz. Eğer (ortağı) isterse (payını satın) alır, isterse bırakır. Şayet (payını) satar da ortağına bildirmezse, (ortağı onu almaya) daha çok hak sahibidir!"[181]
Ebu muhammed (ed-Dârimî'ye);
"Bu (hadisin zahirinin delâlet ettiği) görüşü benimsiyor musun?" denildi, O da;
"Evet" karşılığını verdi.[182]
Açıklama
"Şuf a", lügatta "ekleme, çift yapma, yardım etme" gibi manalara gelir. Şer'i ıstılahta ise, "satılık bir malı, komşuluk veya ortaklık sebebiyle öncelikle alabilme hakkı" demektir. Yukarıdaki hadis bunun meşru olduğunu göstermektedir.
Âlimler de, bu hadislerin zahirine uygun olarak şufanın meşruluğunda ihtilâf etmemişlerdir. Bunu sadece Ebu Bekr el-Esamm'ın kabul etmediği nakledilir.
Diğer taraftan âlimler, ilgili delillere dayanarak hangi mallarda ve hangi durumlarda şuf a hakkının olacağına dair farklı görüşler serdetmişlerdir. Bunlar hadislerin geniş şerhleriyle, fıkıh kitaplarında ayrıntılarıyla ele alınmıştır.[183]
İslami Okul Okulların En Önemlisi