Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

HAC MENASIKI KİTABI - Darimi

HAC MENASIKI KİTABI4

1. Kim Hac Yapmak İsterse Acele Etsin!4

2. Hac Yapmamış Olarak Ölen Kimse. 4

3. Hz. Peygamber'in, Bir Kere Hac Yapmış Olması Hakkında. 4

4. Haccın Farzlığı (Vaciblîği) Nasıldır?. 5

5. Hacda Mikâtlar5

6. İhramda Yıkanmak. 6

7. Hac Ve Umrenin Fazileti Hakkında. 6

8. Hangi Hac Daha Faziletlidir?. 7

9. İhramlının Giyeceği Elbiseler7

10. İhrama Girme Esnasında Güzel Koku. 8

11. Nîfaslı Ve Hayızlı Kadınlar Hac Yapmak İsteyip de Mikâta Vardıklarında (Ne Yaparlar?)9

12. Hangi Vakitte İhrama Girmek Müstehabdır?. 9

13. Telbiye Hakkında. 9

14. Telbiyede Sesi Yükseltmek Hakkında. 9

15. Hacda Şart Koşmak. 10

16. Sadece Hac Yapmak (İfrâd-ı Hac) Hakkında. 10

17. Kıran (Haccı) Hakkında. 11

18. Temettu’ (Haccı) Hakkında. 12

19. İhramlının, İhramında İken Öldürebileceği Şeyler13

20. İhramlının Kan Aldırması ("Hacamat"ı)13

21. İhramlının Evlendirmesi Veya Evlendirilmesi13

22. İhramlının, Kendisi Avlamadığında Av Etinden Yemesi Hakkında. 14

23. Hayatta Olan Birinin Yerine Haccetmek Hakkında. 16

24. Ölmüş Birinin Yerine Haccetmek. 16

25. Hacer-i (Esved'i) İstilâm Hakkında. 17

26. Hacer-i (Esved'in) İstilâmındaki Fazilet18

27. Üç (Şavtta) Remel Yapan, Dört (Şavtta) Yürüyen Kimse. 18

28. Remel (Yapılan Tavafta) Iztıba’ Yapmak. 19

29. Hacc-ı Kıran Yapanın Tavafı19

30. Binit Devesi Üzerinde Tavaf Etmek. 19

31. Hac Yapmakta Olan Kadın Hayız Olduğunda Ne Yapar?. 19

32. Tavaf Esnasında Konuşmak. 20

33. Makam-ı (İbrahim'in) Arkasında Namaz Kılmak. 20

34. Haccın Sünnete (Uygun Yapılışı) Hakkında. 21

35. İhramlı Kimse Öldüğünde Ona Ne Yapılacağı23

36. Tavafta Ve Safa İle Merve Arasındaki Sa'yda (Allah'ı) Anmak. 23

37. Haccı Bozmak (Fesih) Hakkında. 24

38. Hac Aylarında Umre Yapan Kimseler24

39. Hz. Peygamber Kaç Umre Yaptı?. 24

40. Ramazan Ayında Yapılan Umrenin Fazileti25

41. Umrede İhrama Girme Yer Ve Zamanları: "Mikâtlar"25

42. Hacer-i (Esved'i) Öpmek Hakkında. 26

43. Kabe'nin İçinde Namaz Kılmak. 26

44. Hicr, Kabe'dendir26

45. Muhassab'da Konaklamak Hakkında. 27

46. Mina'da, Arafat'a Gidilinceye Kadar Kaç Vakit Namaz Kılınır?. 27

47. Mina'da Namazların Kısaltılması28

48. Minadan Arafat'a Gidilirken Nasıl Hareket Edilir?. 28

49. Arafat'ta Durmak: "Vakfe"29

50. Arafat'ın Hepsi Vakfe Yeridir29

51. Arafat'tan Akın Akın Dönme Esnasında Nasıl Gidilir?. 30

52. Müzdelife'de İki Namazı Birleştirmek. 30

53. Müzdelife'den Geceleyin Ayrılma (Nefr) Hususunda Kolaylık. 31

54. Hac Ne İle Tamam Olur?. 31

55. Müzdelife'den Ayrılma Vakti32

56. Muhassir Vadisinde (Binek Hayvanlarının) Hızlanması32

57. (Hac Yapması) Düşman Tarafından Engel Olunan Kimse Hakkında. 32

58. Akabe Cemre'sinin Hangi Vakitte Atılacağı Hakkında. 34

59. (Cemreleri) Fiske Taşı Gibi Taşlarla Atmak Hakkında. 34

60. Cemreleri (Taşları), Binek Üzerinden Atmak Hakkında. 35

61. (Taşları) Vadinin İçinden Atmak Ve Her Taş (Atmada) Tekbir Getirmek. 35

62. Sığır, Kurbanlık Devenin Yerine Geçer35

63. "Kadınların, (Saçlarını) Tıraş Etmeleri Gerekmez" Diyen Kimseler35

64. Tıraş Etmenin Kısaltmaya Üstünlüğü. 36

65. Hac İbadetlerinde Bir Şeyi Bir Şeyden Öne Alan Kimseler Hakkında. 36

66. Mekke'de Kurban Edilmek Üzere Gönderilen Deve Veya Sığır Telef Olacağı Zaman Sünnete (Uygun Olarak Yapılacak Şey)36

67. "Harem'de Kesilecek Kurbanlarda Koyun Yeterli Olur" Diyen Kimseler37

68. Kurbanlık Hayvana Bir Belirti Koymanın Nasıl Yapılacağı Hakkında. 37

69. Bedene'ye Binilmesi Hakkında. 37

70. Mekke'de Kurban Edilmek Üzere Gönderilen Develerin Ayakta Oldukları Halde Boğazlanmaları Hakkında  38

71. (Hac) Mevsiminin Hutbesi Hakkında. 38

72. Kurban Bayramının Birinci Günündeki Hutbe Hakkında. 39

73. Kadın Ziyaret (Tavafından) Sonra Hayız Olabilir?. 39

74. Kabe'yi Hiçbir Çıplak Tavaf Etmeyecek. 39

75. (Hacı) Kâbe’ye Veda Ettiğinde Ellerini Kaldırmaz. 40

76. Müslümanın (Canının) Haramlığı Hakkında. 40

77. Safa İle Merve Arasında Say Etmek Hakkında. 40

78. Kıran (Haccı) Hakkında. 41

79. Namaz Vaktinin Dışında Tavaf Yapmak. 41

80. Kabe'ye Gündüz Girmek Hakkında. 41

81. (Hacı) Mekke'ye Hangi Yoldan Girer?. 41

82. (Hac Yapacak Olan) Kimse Ne Zaman Yüksek Sesle Telbiye Getirmeye (Başlar?)42

83. İhramlı, Gözlerinden Rahatsız Olduğunda Ne Yapar?. 42

84. Kişi Tavaftan Sonra Nerede Namaz Kılar?. 42

85. Veda Tavafı Hakkında. 42

86. Beldesinde Mukîm Olduğu Halde Hedy'ini (Mekke'ye) Gönderen Kimse Hakkında. 43

87. Mina'da Bina Yapmanın Mekruhluğu. 43

88. Mekke'ye Ne Hac, Ne de Umre İhramı Olmaksızın Girmek Hakkında. 43

89. Kasaba, Kurbanlardan Hiçbir Şey Verilmez. 43

90. Sırtlan (Avlamanın) Cezası Hakkında. 44

91. Mina Gecelerinde Bir Sebepten Dolayı Mekke'de Geceleyen Kimse Hakkında. 44


HAC MENASIKI
[1] KİTABI

 

1. Kim Hac Yapmak İsterse Acele Etsin!

 

1791. “Bize Abdullah b. Saîd rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Muaviye rivayet edip (dedi ki), bize el-Hasan b. Amr el-Fukaymi, Mihran Ebu Safvan'dan, (O da) ibn Abbas'tan (nak­len) rivayet etti ki, O şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:”

"Kim hac yapmak isterse, acele etsin!"[2]

 

Açıklama

 

Hacc, dinimizin mühim esaslarından büyük bir ibadettir. Esas iti­bariyle muayyen zamanda usûlüne uygun olarak Mekke-i Mükerreme'de bulunan Kabe'yi ve sair mübarek yerleri ziyaret et­mekten ibarettir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in (Aleyhisselam), insanları hac yapmaya davet etmekle de emrolunduğu bil­dirilmektedir.[3] O zaman başlayan bu ibadet, İslamiyet'in doğuşuna kadar uygulanmıştır. Ancak bu uzun zaman içinde müşrikler hac ibadetine bazı batıl unsurlar katmışlardı. Bununla beraber, az sa­yıda olan Hanifler hac ibadetini aslına uygun bir şekilde ya­pıyorlardı. Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de, Pey­gamberliğinden önce ve Medine'ye hicret edinceye kadar Peygamberliği esnasında Hanif dinine göre haccı ifa ettiği nakledilir. Müslümanlıkta hacca gelince, en meşhur görüşe göre, daha önce Sünnet (nafile) olan hacc, Hicri 9. yılda farz kılınmıştı. Haccın hicri 6. yılda farz kılındığını söyleyenler de vardır.

Haccın pek büyük sevabı ve birçok hikmeti vardır. Bu hikmetleri arasında; müslümanların, şartlarını taşıyan her müslümanın öm­ründe bir defa katılmak zorunda olduğu yıllık bir toplantısı oluşunu; dünyanın dört bir tarafında yaşayan müslümanları bir araya ge­tirerek görüşmelerine, tanışmalarına, birbirlerinden maddeten ve manen istifade etmelerine, bu şekilde karşılıklı etkileşime imkan ha­zırlayarak, benzer özelliklere sahip ortak bir kültürün oluşmasına ve bütün bunlarla İslam aleminin itikadi, ameli, siyasi ve iktisadi bir­liğinin oluşup kuvvetlenmesine katkıda bulunmasını; Kabe'nin ve sair mukaddes yerlerin ziyaret adilmesiyle ilahi-semavi geleneğin sürdürülmesini; ihramları içinde çeşitli renk, dil ve ırktan insanların bir araya gelmesiyle bir nevi, yoğun ve yüce duygularla dolu mahşer halinin yaşanmasını zikredebiliriz.

Hac müslümana, bazı şartların kendisinde var olmasıyla farz olur. Yukarıdaki Hadis, haccı müslümana farz kılan söz konusu şartların bulunmasıyla haccm, geciktirilmeden hemen ifa edilmesi gerektiğini göstermektedir. Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh), Malik (Rahmetullahi Aleyh), Ahmed b. Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) ve bazı Şafii âlimler bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişler ve şartların ta­hakkukunda haccın hemen yapılması gerektiğini, aksi halde gü­nahkâr olunacağını söylemişlerdir. Şafiilere göre ise, hac, şartlar ta­hakkuk ettiğinde hemen yapılmayabilir. Onlar yukarıdaki Hadisin, ravilerinden Mihran sebebiyle zayıf olduğunu, sahih olduğu kabul edilirse, ondaki enirin mendubluk ifade edeceğini söylemişlerdir.[4]

 

2. Hac Yapmamış Olarak Ölen Kimse

 

1792. “Bize Yezid b. Hârûn, Serik'ten, (O) Leys'ten, (O) Abdurrahman b. Sabit1 ten, (O da) Ebu Umâme'den (naklen) haber verdi ki, O şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:”

"Kimi hac yapmaktan; ortaya çıkan, galib gelen bir ih­tiyaç veya zalim bir hükümdar, yahut engelleyici bir hastalık menetmez de o, hac yapmamış olarak ölürse, ister yahudi olarak, isterse hıristiyan olarak ölsün!"[5]

 

3. Hz. Peygamber'in, Bir Kere Hac Yapmış Olması Hakkında

 

1793. “Bize Mücahid b. Musa haber verip (dedi ki), bize Yahya b. Adem rivayet edip (dedi ki), bize Zuheyr, Ebu İshak'tan, O'nun şöyle dediğini rivayet etti: Zeyd b. Erkam'ı şöyle derken işittim:”

"Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (Me­dine'ye) hicretinden sonra bir kere hac yaptı." (Zuheyr) dedi ki; Ebu İshak, şöyle de dedi: "(Hz. Peygamber) hicretinden önce bir kere hac yapmıştı."[6]

1794. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî haber verip (dedi ki), bize Hemmâm rivayet edip (dedi ki), bize Katâde rivayet edip (dedi ki),” Enes'e;

“Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kaç hac yapmıştı?" diye sordum, (O) şöyle cevap verdi:

"Bir kez hac ve dört umre yapmıştı: Birinci umresi, müşriklerin O'nu Kabe'den menettikleri (umre); ikinci umresi, O'nunla anlaşma yapıp da geri dö­nünce ertesi yıl (yapmış olduğu umre); (üçüncü) umresi, de Huneyn ganimetini taksim edince Cirâne (Ci'irrâne)'den (yapmış olduğu umre); (dördüncü) umresi, haccıyla birlikte (yapmış olduğu um­redir)."[7]

 

Açıklama

 

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Medine'ye hicretten ve hac farz kılındıktan sonra bir kere hac yapmıştı. Bu hac için hicri 10. yıl, Zilkade ayının 25'inde, cumartesi günü, öğle namazını müteakib Medine'den çıkılmış, Zilhicce ayının 4. günü sabahı Mekke'ye va­rılmış ve haccın ifasından sonra aynı ayın 14. günü çarşamba sabahı Mekke'den yola çıkılmıştı. Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hicretten önceki haclarına gelince, bu konuda; Hz. Peygamberin hic­retten önce Hanif dinine göre her sene hac yaptığı, on kere hac yap­tığı, iki kere veya bir kere[8] hac yaptığı şeklinde farklı rivayetler vardır.

Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yapmak üzere çıktığı umreleri ise dört tanedir. Bunlardan birincisi, Hicri 6. yılın Zilka'de ayında yapılmak istenmiş, ancak, Mekke'deki müşriklerin en­gellemeleri sonucu ifa edilememişti. Bunun üzerine, ertesi yıl ya­pılması için müşriklerle anlaşma (Hudeybiye Anlaşması) yapılarak geri dönülmüş ve ertesi yıl aynı ayda "kaza veya eda umresi" yapılmıştı. Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hicretten sonra fiilen ifa ettiği 2. umresi, Hicri 8. yılın yine Zilka'de ayında vuku bul­muştu. Şöyle ki; Huneyn Savaşında (H. 8. yılın 6 Şevvali) düşman mağlup edilip birçok ganimet elde edildikten sonra, içine düşmanın bir kısmının sığındığı Taif Kalesi bir müddet muhasara edilmiş, ancak bir netice alınmayacağı 

anlaşılınca kuşatma kaldırılmıştı. Bunun üzerine, Mekke ile Taif arasında, Mekke'ye 10 km. uzaklıkta bir yer olan Ci'irrâne'de (Ci'râne) toplanılmış olan Huneyn Savaşı ga­nimetleri taksim edilmiş,  ardından da, bu yerde 

ihrama girilip Mekke'ye gidilmiş ve umre yapılmıştı. Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) son umresi ise H. 10. yılda, Veda Haccı'nda hacla be­raber (hacc-ı kıran) yaptığı umredir.[9]

 

4. Haccın Farzlığı (Vaciblîği) Nasıldır?

 

1795. “Bize Muhammed b. Kesir rivayet edip (dedi ki), bize Süleyman b. Kesir, ez-Zühri'den, (O) (Ebu) Sinan'dan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

Rasulullah (Sallallahu Akyhi ve Sellem);

"Üzerinize hac farz kılındı" buyurmuştu da;

"Ya Rasulullah! Her yıl mı?" diye sorulmuştu. O da şöyle buyurmuştu:

"Hayır. Bunu (yani her yıl farz olduğunu) söyleseydim, (her yıl) farz (vacib) olurdu. (Ama) hac (ömürde) bir kere (farzdır). Daha fazlası ise, nafiledir!"[10]

 1796. “Bize Ubeydullah b. Musa, Serik'ten, (O) Simâk'tan, (O) Ikrime'den, (O da) Ibn Abbas'tan (naklen), onun (yani bir önceki Hadisin) benzerini haber verdi.”[11]

 

5. Hacda Mikâtlar

 

1797. “Bize Ahmed b. Abdillah b. Yunus haber verip (dedi ki), bize Malik, Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medineliler için Zul-Huleyfe'yi, Şam'lılar için el-Cuhfe'yi ve Necd'liler için Karn’ı mikât tayin etti." (Nafi’) dedi ki; İbn Ömer (sözüne de­vamla) şöyle dedi:

"Bu üçüne gelince, ben onları Rasulullah'tan (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) (bizzat) duymuştum. Diğer taraftan bana ulaştı ki; O, Yemenliler için Yelemlem'i mikât tayin etmiş.”[12]

1798. “Bize Ahmed b. Abdillah haber verip (dedi ki), bize Malik, Abdullah b. Dinar'dan, (O da) İbn Ömer'den (naklen), onun (yani bir önceki Hadisin) aynısını rivayet etti.”[13]

1799. “Bize Müslim b. İbrahim rivayet edip (dedi ki), bize Vuheyb rivayet edip (dedi ki), bize İbn Tavus, babasından, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Medineliler için Zu'1-Huleyfe'yi, Şam'hlar için el-Cuhfe'yi, Necd'liler için Karnu'l-Menâzil'i, Yemen'liler için Yelemlem'i mikât tayin etmişti. Bu (yerler), hac ve umre yapmak is­teyen ora ahalisi ile başka (yerler)den oralara gelen herkes içindir. Bu (yerlerin) berisinde olanların (mikâtı) ise, (hacca gitmeye) baş­ladığı yerdendir; hatta Mekke'lilerin (mikâtı) Mekke'dendir.[14]

 

Açıklama

 

"Mikât" (çoğulu: "Mevâkit"), hac veya umre yapacakların ihrama girecekleri yer ve zaman demektir. Mekke'ye muhtelif yerlerden gi­deceklerin ihrama girecekleri yerler, geldikleri yöne göre farklı yer­lerdir. Bu yerler tarafından Mekke'ye gidecekler, asıl memleketleri başka cihetlerde de olsa, oralardan ihrama girerler. Yukarıdaki Ha­dislerde dört tarafın mikâtı zikredilmiştir. Diğer Hadislerde Irak'lıların mikâtının ise Zatu Irk veya el-Akik olduğu açıklanmıştır.[15]

 

6. İhramda Yıkanmak

 

1800. “Bize Muhammed b. Yusuf rivayet edip (dedi ki), bize İbn Uyeyne, Zeyd b. Eslem'den, (O) İbrahim b. Abdillah b. Huneyn'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

“El-Misver b. Mahrame ile İbn Abbas, ihramlının başını yı­kaması konusunda şüpheye düştüler. Bunun için beni; "Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihramlı olduğu halde başını yıkarken nasıl gördün?" (diye sormak üzere) Ebu Eyyûb el-Ensari'ye gönderdiler. Ben de Ebû Eyyûb'a, bir kuyunun iki çıkrık direği arasında, üzerine bir bez örtmüş olduğu halde (yıkanıyorken) vardım ve selâm verdim. O hemen bezi kendisine doğru çekti. O zaman ben dedim ki,

"Beni sana yeğenin İbn Abbâs, "Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ba­şını yıkarken nasıl gördün?" (diye sormak üzere) gönderdi!" Bunun üzerine O, ellerini başının üzerinde, ileri-geri çekerek yürüttü.”[16]

1801. “Bize Abdullah b. Ebi Ziyâd haber verip (dedi ki), bize Abdullah b. Ya'kub el-Medeni, İbn Ebiz-Zinâd'dan, (O) babasından, (O) Harice b. Zeyd b. Sabit'ten, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki;”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüksek sesle telbiye getirmek (yani ihrama girmek) için soyundu ve gusül yaptı.[17]

 

7. Hac Ve Umrenin Fazileti Hakkında

 

1802. “Bize Ubeydullah b. Musa, Süfyân'dan, (O) Sümeyy'den, (O) Ebu Salih'ten, (O da) Ebu Hüreyre'den (naklen) haber verdi ki, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurdu:”

"Günah karıştırılmamış "makbul" bir haccın karşılığı ancak Cennet'tir. İki umre ise, aralarındaki günahları örter, affettirir.”[18]

1803. “Bize Ebu 1-Velid et-Tayâlisî haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bana Mansur rivayet edip dedi ki; ben Ebu Hazim'i, Ebu Hüreyre'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet ederken işittim ki, O (yani Hz. Peygamber) şöyle buyurmuş:”

"Kim Kabe'yi hacceder (zi­yaret eder) de çirkin söz söylemez, günah iş işlemez ve (başkalarını) korkutmazsa,[19] annesinin doğurduğu (gündeki) gibi (günahsız ola­rak) geri döner."[20]

 

8. Hangi Hac Daha Faziletlidir?

 

1804. “Bize Muhammed İbnu'l-Alâ' rivayet edip (dedi ki), bize Muhammed b. İsmail b. Ebi Fudeyk, ed-Dahhâk b. Osman'dan, (O) Muhammed ibnu'l-Munkedir'den, (O) Abdurrahman b. Yerbû'dan, (O da) Hz. Ebû Bekr'den (naklen) ri­vayet etti ki, O şöyle dedi:”

Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem),

"Hangi hac (ameli) daha faziletlidir?" diye soruldu. O da;

"el-Acc ve es-Secc!" buyurdu.[21]

"El-Acc", "Telbiye getirmek" demektir. "Es-Secc" ise, "Kan akıtmak" manasına gelir.[22]

 

Açıklama

 

"Telbiye", "Lebbeyk demek" manasına gelir. "Lebbeyk" ise, "ben daima senin emrine itaat ve icabete hazırım; yönelişim hep senin tarafınadır; muhabbetim daima sanadır; samimi ibadetim hep sanadır" demektir. Bir hac ıstılahı olarak "telbiye" denince "Lebbeyk" ile baş­layan şu cümleleri söylemek kastedilir: "Lebbeyk, Allahumme Leb­beyk! Lebbeyke Lâ Şerike Leke Lebbeyk! İnne'l-Hamde ve'n-Ni'mete Leke ve'1-Mülk! Lâ Şerike Lek!" İhrama girerken ve ondan sonraki hac müddeti esnasında, bilhassa, iniş-çıkış, arkadaşlarla karşılaşış gibi hal değişikliklerinde telbiye okumak Sünneftir. Mâlikiler telbiye okumanın aslen vâcib olduğunu söylemişlerdir. Hanefilere göre ise ihrama girerken telbiye veya onun yerini tutacak bir şey yapılmazsa ihram sahih olmaz.

Yukarıdaki Hadiste geçen "kan akıtmak"tan maksat, "hedy" de­nilen kurban kesmektir. Tîbî, Hadiste zikredilen iki hac fili ile bütün hac fiillerinin kastedildiğini söylemiştir: "Telbiye okuyarak ihrama girilir ve hac başlar. "Hedy'in kesilmesi ile de, hacc-ı temettü ve hacc-ı kıran yapan kimse ihramdan çıkar." Böylece ilk ve son fiil söy­lenmekle yetinilmiştir. Buna göre Hadisin manası, "En faziletli hac; rükün, şart, vacib, Sünnet ve diğer bütün fiilleri yapılmış olan hac­dır" demek olur.[23]

 

9. İhramlının Giyeceği Elbiseler

 

1805. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Yahya -ki O, İbn Saîd'dir-, Ömer b. Nâfı'den, (O) babasından, (O da) ibn Ömer'den (naklen) haber verdi ki;”

Bir adam Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);

"İhrama girdiğimizde hangi el­biseleri giyelim? Diye sormuştu da, (Hz. Peygamber) şöyle bu­yurmuştu:

"Ne gömlek, ne iç donu (şalvar), ne sarık, ne bornoz (başlığı kendisine bitişik cübbe, elbise), ne de mest giymeyin. Şu kadar var ki, pabuçları olmayan bir kimse olursa, o mest giysin ve on­ların (boyunlarını, üst taraflarını keserek) topuklardan aşağı yapsın. Elbiselerden, kendisine ne ala çehre, ne de za'ferân (boyası) sürünmüş olan hiçbir şey de giymeyin!"[24]

1806. “Bize Ebu Asım, İbn Cüreyc'den, (O) Amr b. Dinar'dan, (O da) Ebu'ş-Şa'sâ'dan (naklen) haber verdi (ki, O şöyle demiş:) Bana ibn Abbas haber verdi ki; O, Hz. Peygamber'i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyururken işitmiş:”

"Kim izâr (peştemal) bulamazsa şalvar giysin. Kim de pabuç bulamazsa mest giysin!" (Ebu'ş-Şa'sâ sözüne devamla) şöyle dedi: (O zaman) ben dedim ki -veya denildi ki-,

"O, (mestlerin boyunlarını, topuk altında kalacak şekilde) kesecek mi?"

"Hayır" cevabını verdi.[25]

1807. “Bize Hâlid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nâfi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen rivayet etti ki, O şöyle dedi: Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihramhnın giyeceği şeyler sorulmuştu da, (Rasûlullah) şöyle buyurmuştu:”

"O; ne gömlek, ne sarık, ne iç donu (şalvar), ne bornoz (başlığı kendisine bağlı cübbe, el­bise), ne de mest giymesin. Şu kadar var ki, o, pabuç bulamazsa, mest giysin ve onları, topuklardan aşağıda kessin!"[26]

 

Açıklama

 

"İhram", bir kimsenin hac veya umre için, helal olan bazı şeyleri kendisine haram kılması yahut hac veya umreye niyet etmesi de­mektir. "İhram" yapana "muhrim: ihramh" denir. İhramlı erkeğin di­kişli elbise giymesi ve başını örtmesi haramdır. Aynı şekilde, kadın olsun-erkek olsun, ihramhnın güzel koku sürünmesi de haramdır. İhramlının, topuklarını örten ayakkabı giymesi de caiz değildir. Bu se­beple pabuç (ayak terliği) bulamayan kimse ayakkabısını, topuktan aşağı gelecek şekilde keser. Bu son hususta İmam Ahmed'in (Rahmetullahi Aleyh) görüşü farklıdır. O, 1806 numara ile geçen İbn Abbas'ın (Radıyallahu Anh) rivayetine dayanarak, pabuç bulamayan ih­ramlının, mestlerini topuktan aşağıda kesmeden giymesinde hiçbir mahzur olmadığını söylemiştir. İhramlı, böylece "dünya ziynetleri ile zevkleri"nden uzaklaşır, bütün varlığını Ahiret hayatına yöneltir, adetâ bir mahşer halini yaşayarak, sonunda Allah Azze ve Celle'ye döneceğini düşünür ve yaptıklarının muhasebesini yapar.[27]

 

10. İhrama Girme Esnasında Güzel Koku

 

1808. “Bize Haccâc b. Minhâl haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Hişâm b. Urve'den, (O) babasından, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

“Ben, Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihrama girmesinden önce en güzel kokuyu sürerdim.[28] (Hişâm, sözüne devamla) şöyle dedi: Urve de bize şöyle derdi:

"İhrama girmenizden önce ve kurban kesme günü (yevm-i nahr) "ifâda tavafı" yapmanızdan önce güzel koku sürünün!"[29]

 

Açıklama

 

Yevm-i nahr", Zilhicce ayının onuncu, yani kurban bayramının bi­rinci günüdür. Bu ayın on bir ve on ikinci günleri de kurban günü ol­duğundan, hepsine birden "eyyâm-ı nahr" denir. "İfâda tavan" ise, haccın rükünlerinden biri olan tavaftır. Buna "ziyaret tavâfi" da denir. Bu tavaf yapılmazsa hac bâtıl olur. İfâda tavâfi, Hanefilere ve Malikilere göre yevm-i nahr'den itibaren, Şâfiilere ve Hanbelilere göre ise yevm-i nahrın gece yansından itibaren yapılabilir. Akabe cemresinin atılması ve saçların tıraş edilmesi yahut kısaltılması ile bu tavaftan önce cinsi münasebet dışındaki ihram yasakları sona erer ki, buna "tehallül-i evvel" denir. Bu sebeple ihramlı kimse artık güzel koku sürünebilir.[30]

 

1809. “Bize Abdullah b. Salih rivayet edip (dedi ki), bana el-Leys, Hişâm'dan, (O) Osman b. Urve'den, (O) Urve'den, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

"Andolsun ki, ben Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihrama girmesi esnasında bulduğum en güzel kokuyu sürerdim."[31]

1810. “Bize Yezid b. Hârûn ve Ca'fer b. Avn haber verip de­diler ki, bize Yahya b. Saîd rivayet etti ki, Abdurrahman İbnu'l-Kasım, kendisine, babasından (naklen) haber vermiş ki, O şöyle demiş:”

Hz. Aişe'yi -Allah O'ndan razı olsun!-, şöyle derken işittim:

"Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihrama girmesi es­nasında, güzel koku sürmüştüm. O"na, Mina'da, (Mekke'ye inip) ifâda tavâfinı yapmasından önce de güzel koku sürmüştüm."[32]

 

11. Nîfaslı Ve Hayızlı Kadınlar Hac Yapmak İsteyip de Mikâta Vardıklarında (Ne Yaparlar?)

 

1811. “Bana Osman b. Muhammed rivayet edip (dedi ki), bize Abde, Ubeydullah b. Ömer'den, (O) Abdurrahman İbnu'l-Kasım'dan, (O) babasından, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) ri­vayet etti ki, O şöyle dedi:” "(Hz. Ebû Bekr'in hanımı) Esma', (hacca giderlerken) eş-Şecere'de[33] Muhammed b. Ebi Bekri doğurmuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebû Bekr'e em­retmişti ki, Esmâ'ya gusül yapmasını ve telbiye getirmesini (yani ihram yapıp hacca başlamasını söylesin)."[34]

1812. “Bize Osman b. Muhammed haber verip (dedi ki), bize Cerir, Yahya b. Saîd'den, (O) Cafer b. Muhammed'den, (O) ba­basından, (O da) Câbir'den (naklen) rivayet etti ki; (O), Esma' bint. Umeys'in, Zu'1-Huleyfe'de çocuk doğurması ile ilgili haberde (şöyle demiş):”

"Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebû Bekr'e emretmişti ki, O'na (yani Esmâ'ya) gusül yapmasını ve telbiye getirmesini (yani ihram yapıp hacca başlamasını) em­retsin."[35]

 

12. Hangi Vakitte İhrama Girmek Müstehabdır?

 

1813. “Bize Amr b. Avn haber verip (dedi ki), bize Ab-dusselâm b. Harb, Husayf tan, (O) Saîd b. Cübeyr'den, (O da) İbn Abbas'tan -Allah O'ndan razı olsun!- (naklen) haber verdi ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), namazın ardından ih­rama girmişti.[36]

1814. “Bize İshak haber verip dedi ki, bize en-Nadr -ki O, İbn Şumeyl'dir- haber verip (dedi ki), bize Eş'as, el-Hasan'dan, (O da) Enes b. Mâlik'ten (naklen) haber verdi ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), namazın ardından ihrama girip telbiye ge­tirmişti.[37]

 

13. Telbiye Hakkında

 

1815. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Yahya -yani İbn Saîd-, Nâfi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), telbiye ge­tirdiğinde şöyle derdi:” "Lebbeyk, Allahumme lebbeyk! Lebbeyk, la şe­rike leke lebbeyk! İnne'l-hamde, ve'n-ni'mete, leke ve'l-mülk! Lâ şerike lek!" (= Emrine amadeyim, Allah'ım, enirin başüstüne! Yönelişim, sevgim ve tâat-u ibadetim yalnız sanadır! Emrine amadeyim, senin hiçbir ortağın yoktur, emrin başüstüne! Hiç şüphe yok ki, hamd ve nimet senindir, mülk de! Senin hiçbir ortağın yoktur!)

Yahya (sözüne devamla) şöyle dedi: Nafi, şunu da bildirdi ki, İbn Ömer, (telbiye getirirken) şu cümleleri de ilave ederdi:

"Lebbeyk, ve'r-rağbau ileyke ve'1-amel! Lebbeyk, lebbeyk!" (= Emrine amadeyim, bütün samimi dua ve niyazlar sanadır, ameller de! Em­rine amadeyim, emrin başüstüne!)"[38]

 

14. Telbiyede Sesi Yükseltmek Hakkında

 

1816. “Bize Hâlid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Abdullah b. Ebi Bekrden, (O) Hallâd İbnu's-Sâib'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi: Rasulullah (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:”

"Bana Cebrail gelip şöyle dedi: Ashabına -veya beraberinde olan kimselere-, telbiye ve ihlâlde[39] ses­lerini yükseltmelerini emret"[40]

1817. “Bize Osman b. Muhammed rivayet edip (dedi ki), bize İbn Uyeyne, Abdullah b. Ebi Bekr'den (naklen), kendi senediyle onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini rivayet etti.”[41]

 

15. Hacda Şart Koşmak

 

1818. “Bize Ebu'n-Numân haber verip (dedi ki), bize Sabit b. Yezid rivayet edip (dedi ki), bize Hilâl b. Habbab rivayet edip dedi ki,”

“(Ben Saîd b. Cübeyr'e, şart koşarak haccedecek adamın du­rumunu sordum da O;

"Şart koşma, halk arasında dolaşan (asılsız bir şeydir!)" dedi. Ben de bu sözünü) İkrime'ye anlattım. O da bana İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki, Dubâa bintu'z-Zübeyr b. Abdilmuttalib, Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelip şöyle demiş:

"Ya Rasulullah, hakikat ben hac yapmak istiyorum (ama has­tayım. Haccımı tamamlayamayacağımdan endişeliyim). Bi­naenaleyh, nasıl demeliyim?" (Hz. Peygamber de) şöyle buyurmuş:

"Şöyle deyin: "Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, lebbeyk! İhramdan çıkış yerim, (hastalığım sebebiyle) senin beni alıkoyacağın yerdir!" Zira is­tisna ettiğin şey, Rabb'ine karşı senin hakkındır!"[42]

 

Açıklama

 

Düşman veya hastalık gibi bir engelin, hac veya umre niyetiyle ih­rama giren bir kimseyi, bunların icaplarını tamamlamaktan me­netmesine "ihsar", bu şekilde engel olunan kimseye de "muhsar" denir. Muhsarın,   ihramdan  

çıkması için, ayrıntıları fıkıh ki­taplarında anlatılan kurbanı kesmesi vacibdir. Hanefilere göre muh­sar, bu kurbanı Mekke'ye gönderip orada kesildikten sonra ihramdan çıkabilir. Yukarıdaki Hadis, hacca niyet eden bir kimsenin bu ni­yetinde, şayet haccını tamamlamaya mani bir durum ortaya çıkarsa, orada ihramdan çıkacağını şart koşması halinde bunun geçerli ola­cağını, yani bir engel çıktığında kurban kesmeden ihramdan çı­kacağını göstermektedir. Şâfiilerle Hanbeliler, bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. Hanefilerle Malikiler ise, hac veya umreye niyette böyle bir şartın geçersiz olduğunu söylemişlerdir. On­lara göre, yukarıdaki Hadiste geçen müsaade, Dubâa'ya hastır.[43]

 

16. Sadece Hac Yapmak (İfrâd-ı Hac) Hakkında

 

1819. “Bize Halid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Malik, Abdurrahman İbnu'l-Kasım'dan, (O) babasından, (O da) Hz. Aişe'den -Yüce Allah O'ndan razı olsun!- (naklen) rivayet etti ki,”

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda Haccı'nda) sadece hac (ifrâd-ı hac) yapmıştı.[44]

 

Açıklama

 

Hac ve umre yapmak isteyen bir kimse, bunlar için üç şekilde ihram yapabilir: Bir şekle göre, mikâtta sadece hac yapmaya niyet edilir ki, böyle niyet eden kimse, haccını yapıp ihramdan çıktıktan sonra, dilerse umre için yemden ihram yapıp umresini ifa eder. Bu şekilde yapılan hacca "ifrâd-ı hac" denir. Hac ve umrenin diğer bir şekli, "temettü haccı"dır ki, bunda, mikâtta umre yapmaya niyet edilir. Mekke'ye gidilip umre yapıldıktan sonra ihramdan çıkılır. Sonra tekrar ihram yapılıp hac ibadeti ifa edilir. Hac ve umrenin üçüncü bir şekli ise, mikâtta umre ve hac yapmaya birlikte niyet ede­rek ihram yapmak şeklinde olandır ki, bunda umre yapılınca ih­ramdan çıkıhnayıp hac da ifa edilir, sonra ihramdan çıkılır. Bu hacca da "kıran haccı" denir.

Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), farz olarak yaptığı tek hac olan "Veda Haccı"nı, bu hac şekillerinden hangisiyle yaptığı hak­kında farklı rivayetler vardır. Yukarıdaki haberde Hz. Aişe (Radıyallahu Anha), Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "İfrâd-1 hac" yaptığını bildirmektedir. Fakat yine Hz, Aişe'den (Radıyallahu Anha) ve diğer bazı Sahabilerden, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "temettü" veya "kıran haccı' yaptığı da nakledilmektedir. Bazı âlimler, bu haberlerden birini tercih yoluna gitmişlerdir. Ancak bu haberleri, şu şekilde anlamakla, onlardan birini tercihe mahal kalmaz: Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mikatta "İfrâd-l hacc'a niyet etmişti. Sahabe de aynı şekilde ihram yapmışlardı. Sonra yolda Vadi'1-Akik denilen yerde, Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), vahiyle "hac içinde umre", yani "kıran haccı" yap­ması emredilmiş, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ifrad-ı haccını, kıran haccma çevirmişti. Bu şekilde, yani Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıran haccma, Sahabe-i Kiram da ifrâd-ı hacca niyetli olarak Mekke'ye varılmıştı.

Cahiliye Arapları, Hz. İbrahim'den (Aleyhisselam) beri gelen hac iba­detine bazı batıl uygulama ve inançlar katmışlardı. Bunlardan biri, hac aylan olan Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on gü­nünde umre yapılamayacağı inancı idi. İşte Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye varınca bu batıl inancı yıkmak için, be­raberinde kurbanlık getirmeyenlerin, hac niyetlerini umreye çevirip umre icablarını yaparak ihramdan çıkmalarını emretmişti. Hz. Pey­gamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), beraberinde kurbanlık getirmiş ol­duğu için umre yapıp ihramdan çıkamamış, böylece, daha önce ken­disine vahiyle bildirildiği gibi umre ve haccı tek ihramla, yani "kıran haccı" olarak yapmıştı. Sahabe-i Kiram'm çoğu ise, beraberlerinde kurbanlık getirmemiş oldukları için "temettü1 haccı" ifa etmişlerdi. Sahabe-i Kiram'm kelimeyi kullanışında "temettü" kelimesi, "kıran haccı'nı da içine aldığı için, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) "temettü haccı" yaptığını belirten rivayetlerde de O'nun "kıran haccı" yaptığı anlatılmak istenmiştir.

Binaenaleyh, yukarıdaki Hz. Aişe (Radıyallahu Anha) Hadisini de, "Hz. Peygamber, başta ifrad-ı hac yapmaya niyet etmişti" şeklinde anlamak gerekir.[45] Allahu a'lem.[46]

 

17. Kıran (Haccı) Hakkında

 

1820. “Bize Süleyman b. Harb haber verip (dedi ki), bize Ebu Hilâl haber verip (dedi ki), bize Kata de, Mutarrif ten, O'nun şöyle dediğini rivayet etti:” İmran b. Husayn (bana) şöyle demişti:

"Doğrusu ben sana bir haber nakledeceğim. Belki Allah (Celle Celaluhu), daha sonra seni ondan faydalandırır: Gerçekten vakıa şu ki, (önceleri) bana (melekler tarafından) selam verilirdi. Derken İbn Ziyad bana tavsiyede bulunmuş, ben de dağlama yapmıştım. Bunun üzerine dağlama yerlerinin izi yok oluncaya kadar (meleklerin selâmı) benden kesilmişti. Şunu da bil ki, "mut'a" (haccı) Allah'ın Kitabında helâldir. Ne bir Peygamber onu yasaklamıştır, ne de hak­kında (yasaklayıcı) bir hüküm inmiştir. (Sadece) bir adam (bu konuda), kendisine sonradan beliren şeyi (şahsi) görüşü olarak söy­lemiştir."[47]

 

Açıklama

 

"Kıran haccı", umre ve hacca birlikte niyet edip de, umre yap­tıktan sonra ihramdan çıkmayarak aynı ihramla yapılan hac, yani tek ihramla yapılan umre ve hacdır. Bu hacca, ilk dönemlerde "mut’a=temettü’ haccı" da denmekteydi. Dârimî'nin (Rahmetullahi Aleyh) yukarıdaki Hadise koyduğu başlıktan anlaşıldığına göre; İmran'ın (Rahmetullahi Aleyh) sözünde geçen "mut'a"dan da "kıran haccı" kastedildiğini anlamıştır. Dârimî'nin (Rahmetullahi Aleyh) bu de­ğerlendirmesini 1929. Hadiste de görmekteyiz.

"Mut'a" haccının meşruluğuna dair İmran'ın (Rahmetullahi Aleyh) işa­ret ettiği ayetin meali şöyledir: "Kim hacca kadar umreden fay­dalanırsa, (onun) kolayına gelen bir kurban kesmesi ge­rekir."[48] Bu ayette "haccın feshi"nin veya "temettü haccı'nın, yahut "kıran haccı"nın sözkonusu olduğuna dair farklı görüşler var­dır. Nitekim "mut'a haccı" ifadesi de bu üç manadan her biri için kullanılmıştır. "Haccın feshi"; ifrad veya kıran haccma niyet edil­dikten sonra, bu niyetin umre niyetine çevrilip umre yapılarak ih­ramdan çıkılması demektir. "Temettü haccı" ise, meşhur olan ma­nasıyla, hac aylarında önce umreye niyet edip, onu yaptıktan sonra ihramdan çıkma, sonra hacca niyet edip hac yapma demektir. Dârimî'ye (Rahmetullahi Aleyh) göre, mezkur ayette de "kıran haccı" söz konusu olmalıdır.

"Mut'a"ya "kıran haccı" manası verilirse, İmran'ın (Rahmetullahi Aleyh) "bir adam" diye bahsettiği kimse, halkı "kıran haccı" yap­maktan menettiği rivayet edilen[49] Hz. Osman (Radıyallahu anh) olmalıdır. El-Kirmani (Rahmetullahi Aleyh) de İmran’ın (Rahmetullahi Anh) ima ettiği adamın Hz. Osman (Rahmetullahi Anh) olduğunu söylemiştir[50] Ancak en makbul görüşe göre, söz konusu "adam", Hz. Ömer'dir (Radıyallahu Anh). Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) de, halkl "mut'a hacci"ndan menediyordu. Fakat kaydetmek gerekir ki, pek çok âlim Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) İle Hz. Osman'ın (Radıyallahu Anh) menettikleri "mut'a"nın, "haccın feshi" manasına olduğunu, kesin ifa­delerle söylemişlerdir. "Mut'a"nın bu manaya da kullanıldığına yu­karıda işaret edilmişti. Dârimî (Rahmetullahi Aleyh), Hz. Ömer'le (Radıyallahu Anh) ilgili haberi bundan sonraki babda "Temettü"' başlığı altında zikrettiğine göre, acaba O, "muta"yı "kıran haccı" ma­nasına; "temettu"yu da "haccın feshi", veya meşhur manasıyla "te­mettü' haccı" manasına mı almıştı, bilemiyoruz.

İlgili rivayetlerden, Hz. Ömer'le (Radıyallahu Anh) Hz. Osman'ın (Radıyallahu Anh), "mut'a haccı'ndan menederken hangi hac şeklini me-nettikleri kesin olarak anlaşılamamaktadır. Ancak onlar büyük ih­timalle bunu, halkı, daha faziletli gördükleri "ifrâd hacci'na yönlendirmek için yapıyorlardı ve "mut'a haccı'nı yasaklamaları "tenzihi" bir yasaklamaydı. Bununla beraber onların, "mut'a"dan "haccın feshi"ni kastettikleri kabul edilirse, onların "haccın feshi"nin sadece Veda Haccı'nda tanınmış bir ruhsat olduğu gö­rüşüne sahip oldukları, bu sebeple ondan menettikleri söylenebilir. Nitekim âlimlerin cumhuru da, "haccın feshi"nin Veda Hacci'na mahsus bir ruhsat olduğu görüşündedir. Sadece İmam Ahmed'le (Rah­metullahi Aleyh) bazı âlimler bunun herkes için caiz olduğunu söy­lemişlerdir.[51]

 

18. Temettu’ (Haccı) Hakkında

 

1821. “Bize Ahmed b. Hâlid haber verip (dedi ki), bize Muhammed b. İshak, ez-Zühri'den, (O da) Muhammed b. Abdillah b. Nevfel'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

Muaviye'nin hac yaptığı sene, O'nu, Sa'd b. Mâlike;

"Hacca kadar umreden fay­dalanma (temettü’) hakkında görüşün nasıldır?" diye sorarken işit­tim. O;

"Güzel bir ibadet!" cevabını vermişti. Bunun üzerine (Muaviye);

"Ömer ondan men'ediyordu. O halde sen, Ömer'den daha hayırlısın?" demişti de O, şöyle karşılık vermişti: "Ömer benden daha hayırlıdır. Ama muhakkak ki bunu Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yapmıştı. O da Ömer'den daha hayırlıdır!"[52]

 

Açıklama

 

Veda Haccı'nda Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hangi hac şeklini uyguladığı hakkında farklı rivayetler vardır. Bunlardan bazısına göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "ifrâd haccı", bazısına göre " temettü' haccı", bazısına göre ise "kıran haca" yap­mıştı. Bu farklı rivayetler şöyle yorumlanmaktadır: Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başta ifrâd haccına niyet etmiş, sonra kıran haccı yapmıştı. Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "temettü" haccı yaptığını belirten rivayetler ise, "O'nun, bunu Ashabına em­rettiği için öyle denmiştir", şeklinde izah edilmiştir. Biz burada, bu ihtilâfların ortaya çıkmasında kelimelerin, bu arada "temettu"nun farklı manalarda kullanılışının da rol oynamış olabileceği kanaatini belirtelim.[53]

 

1822. “Bize Sehl b. Hammâd rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bize Kays b. Müslim, Tarık'tan, (O da) Ebu Musa'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

“(Yemen'deki görevimi bitirip geri dönmüş ve) Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) yanına, hac yaptığında devesini el-Batha denilen yere çöktürmüş iken gelmiştim. O zaman (Hz. Peygamber) bana;

"Hacca niyet ettin mi?" buyurmuş, ben de,

"Evet" demiştim. (Sonra);

"Nasıl telbiye ge­tirerek (ihrama girdin?)" buyurmuş, ben de; 

"Lebbeyk! Hz. Peygamber'in telbiye getirip (ihrama girişi) gibi, (diyerek) telbiye getirip (ihrama girdim)" demiştim. Bunun üzerine;

"İyi yaptın! (Peki, be­raberinde kurbanlık getirdin mi?" buyurmuş, ben;

"Hayır, getirmedim" deyince de, şöyle buyurmuştu):

"Git, Kabe'yi tavaf et, Safa ile Merve arasında sa'y yap. Sonra ihramdan çık." Ben de (gidip) Kabe'yi tavaf etmiş, Safa ile Merve arasında sa'y yapmış, sonra Kaysoğulları'nın kadınlarından, (mahremim olan) bir kadının yanına gel­miştim. O da, bit var mı yok mu diye başımı incelemeye koyulmuştu. Ondan sonra ben halka, bu şekilde (yapabileceklerine dair) fetva ver­meye başlamıştım. Derken (Hz. Ömer'in Halifeliği esnasında) bir adam;

"Ey Abdullah b. Kays, bazı fetvalarında acele etme! Çünkü sen, (hac) ibadetinde, Emiru'l-Mü'mininin senden sonra ne ortaya çı­kardığını bilmiyorsun!" demişti. Bunun üzerine ben (halka hitaben);

"Ey insanlar! Kime (hac konusunda) bir fetva verdiysek, o acele et­mesin. Çünkü Emiru'l-Mü'minin yanınıza gelecektir. Artık O'na uyarsınız", demiş ve (Emiru'1-Mü'minin Hz. Ömer) gelince, yanına gidip bu (meseleyi) O'na zikretmiştim. O da şöyle karşılık vermişti:

"Eğer Allah'ın Kitâb'ını kabul edersek, şüphe yok ki Allah'ın Kitâb'ı, (başlanılmış olan hac ve umrenin) tamamlatılmasını emrediyor.[54] Rasulullah'ın Sünnet'ini kabul edersek, muhakkak ki Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kurban, (kurban kesme) yeri (olan Mina'ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çıkmamıştı."[55]

 

19. İhramlının, İhramında İken Öldürebileceği Şeyler

 

1823. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Yahya, Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki, Hz.Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:”

"Beş (hayvan) var ki, öldürülmelerinde hiçbir günah yoktur: Karga, fare, çaylak, akrep ve ısırıcı, yırtıcı köpek."[56]

1824. “Bize İshak haber verip (dedi ki), bize Abdurrezzak haber verip (dedi ki), bize Ma'mer, ez-Zühri'den, (O) Urve'den, (O da) Hz. Aişe'den -Allah O'ndan razı olsun!- (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

"Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beş kötü (hayvanın), yani çaylak, karga, fare, akrep ve ısırıcı, yırtıcı kö­peklerin "hıll'de ve "harem'de öldürülmesini emretti."[57]

Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:

"(Bu Hadisin ravilerinden çoğu) "ısı­rıcı, yırtıcı köpek", bazıları ise; "siyah (köpek)" demişlerdir."[58]

1825. “Bize Abdurrezzâk haber verip (şöyle dedi): Ar­kadaşlarımızdan biri dedi ki, Ma'mer bunu (yani bir önceki Hadisi) ez-Zühri'den, (O) Salim'den, (O da) babasından ve (yine ez-Zühri'den, (O) Urve'den, (O da) Hz. Aişe'den -Allah Ondan razı olsun!-, (Sâlim'in babası ile Hz. Aişe de) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) zikrederdi.”[59]

 

20. İhramlının Kan Aldırması ("Hacamat"ı)

 

1826. “Bize Muhammed b. Yûsuf, Süfyân'dan, (O) Abdullah b. Osman'dan, (O) Saîd b. Cübeyr'den, (O da) İbn Abbâs'tan (naklen) haber verdi ki, O şöyle dedi:”

"Rasûlullah, ihramlı iken kan aldırmıştı."[60]

1827. “Bize Mervân b. Muhammed rivayet edip (dedi ki), bize Süleyman b. Bilâl rivayet edip (dedi ki), bize Alkame b. Ebi Alkame, Abdurrahman el-A'rec'den, (O da) Abdullah b. Buhayne'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

"Rasûlullah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Lahyu Cemel'de[61] ihrâmlı iken kan al­dırmıştı."[62]

1828. “Bize İshâk rivayet edip (dedi ki), bize Süfyan, Amr'dan, (O) Atâ ve Tâvûs'tan, (onlar da) İbn Abbâs'tan (nak­len) rivayet ettiler ki,” Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihranılı iken kan aldırmıştı.[63]

İshak dedi ki, Sufyan bir defa "Atâ'dan (naklen)", bir defa "Tâvûs'tan (naklen)" demiş, bir defa da onları birlikte söylemiştir.[64]

 

21. İhramlının Evlendirmesi Veya Evlendirilmesi

 

1829. “Bize Hâşim İbnu'l-Kasım rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be, Amr. b. Dinar'dan, (O) Cabir b. Zeyd'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:”

"Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihramlı iken evlenmişti."[65]

1830. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Eyyub'dan, (O) Nâfi'den, (O da) Nubeyh b. Vehb'den (naklen) rivayet etti ki,”

Kureyş'li bir adam, Ebân b. Osman'ı, (hac) mevsimi emiri iken, (oğlunun evlenme törenine) ça­ğırmıştı. Bunun üzerine O şöyle demişti:

"Hayır, (bu caiz değil). Ben bu (adamın) câhil ve kaba bir Irak'h olduğunu zannediyorum! Mu­hakkak ki ihramlı ne evlenebilir, ne de evlendirebilir. Bize bunu Osman, Rasulullah'tan (Saiîallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) haber ver­mişti."[66]

Ebû Muhammed (ed-Dârimi'ye);

"Bu (Hadisin zahirinin delâlet et­tiği) görüşü kabulleniyor musun?" diye soruldu, O da;

"Evet" cevabını verdi.[67]

1831. “Bize Amr. b. Asım rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Habib İbnu'ş-Şehid'den, (O) Meymûn b. Mihrân'dan, (O da) Yezid İbnu'l-Esamm'dan (naklen) rivayet etti ki, Hz. Meymûne şöyle dedi:”

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) benimle, Mekke'den dönmesinden sonra Şerif denilen yerde, iki­miz de "helal" (ihramdan çıkmış) iken evlenmişti."[68]

1832. “Bize Ebü Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Matar el-Verrak'tan, (O) Rebia b. Ebi Abdirrahman'dan, (O) Süleyman b. Yesâr'dan, (O da) Ebû Râfi'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: "Rasullullah (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem) Meymûne ile "helal" (ihramdan çıkmış) iken ev­lenmiş, O'nunla, "helal" (ihramdan çıkmış) iken gerdeğe girmişti. (Evlenmelerinde) aralarında ben elçi olmuştum."[69]

 

Açıklama

 

Bu bölümde zikredilen Hadislerden birincisi (1829. Hadis) ihramlının nikâh akdi yapabileceğini gösterirken, ikincisi ihramlınm kendisinin evlenemeyeceği gibi, başkasını da, velisi veya vekili ola­rak evlendirenıeyeceğini göstermektedir. Bu bölümdeki üçüncü ve dördüncü Hadisler ise, birinci Hadise muarız olmakla beraber, ikinci Hadise uygun düşmektedirler. Hanefiler birinci Hadise dayanarak ihramlınm nikâh akdi yapmasının caiz olduğunu söylemişlerdir. On­lara göre 1830. Hadiste ya nikâh akdi değil cima' soz konusudur, yahut ondaki nehiy, "tenzihi nehiy"dir. Son iki Hadis ise, birinci Ha­dise muhalif olmaları ve bazı ravileri yüzünden zayıftırlar. Maliki, Şafii ve Hanbelilere göre ise, ihramlınm evlenmesi de, evlendirmesi de haramdır, onun yapacağı nikâh akdi batıldır. İbn Abbas'ın (Radıyallahu Anh) 1829. haberi de, bu görüşte olan âlimlerin bazısına göre, sahih olan diğer Hadislere muhalefetinden dolayı zayıf, diğer ba­zılarına göre ise, sadece Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) has bir durumu bildiren bir Hadistir.

Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Meymûne (Radıyallahu Anha) ile evlenmesi hakkında farklı haberler vardır. Yu­karıdaki 1831. Hadis, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O'nunla, ihramdan    çıkmış oldukları halde, Mekke'nin kuzeybatısmda bir yer olan Şerifte nikâh akdi yapmış olduğunu göstermektedir. Buna göre bu nikâh akdi, Hicri 7. yılın Zilkade ayında yapılmış olan umreden dönüşte icra edilmiş olmalıdır. Diğer bir gö­rüşe göre bu nikâh akdi, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Me­dine'de ve bu umre için henüz ihrama girmemiş iken yapılmış, sonra bu umreden dönüşte, ihramdan çıkmış olarak Şerifte gerdeğe gi­rilmişti. Üçüncü bir görüşe göre ise Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mezkur umre için Mekke'ye giderken Şerifte ihramlı olarak nikâh akdi yapmış, dönüşte de ihramdan çıkmış olarak yine Şerifte gerdeğe girmişti.[70]

 

22. İhramlının, Kendisi Avlamadığında Av Etinden Yemesi Hakkında

 

1833. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Hişam ed-Destüvâî, Yahya'dan, (O da) Abdullah b. Ebi Katâde'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

“Babam, Hudeybiye yılında (H. 6. yıl) Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber gitmişti de, arkadaşları ihrama girmiş; (babam) Ebû Katâde ihrama gir­memişti. Derken O, yabani bir eşeğe yetişip onu yaralamış (ve kesip pişirerek) etinden yemişti. (Babam, sonrasını şöyle anlatmıştı:)” O zaman;

"Ya Rasûlullah! Ben yabani bir eşeğe yetişip onu yaraladım (ve kesip etini pişirdim)" demiştim. Bunun üzerine (Hz. Peygamber de) oradaki topluluğa, ihramlı oldukları halde,

"yiyin!" bu­yurmuştu.[71]

1834. “Bize Ebu'1-Veüd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Osman b. Abdillah b. Mevheb'den, (O) Abdullah b. Ebi Katâde'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Bir ara biz; onlar (yani Sahabe) ihramlı, Ebû Katâde (yani ken­disi) ihramsız olduğu halde yürüyüp gidiyorduk. Ansızın (yabani) bir eşek gördüm ve hemen bir ata binip ona yetiştim. (Onu yaralayarak yakalayıp kestim ve pişirdim). Onlar da, ihramlı oldukları halde, onun etinden yediler. Ben (önce) yemedim. Sonra onlar, Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelip O'na (bu durumu) sordular. O zaman O;

"Siz (ona hayvanı) işaret ettiniz mi? Siz öldürdünüz mü?" buyurdu; -veya "Siz vurdunuz mu?" buyurdu-. Onlar; "Hayır!" de­diler. Bunun üzerine O;

"Öyleyse yiyin!" buyurdu.[72]

1835. “Bize Muhammed b. İsa haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Salih b. Keysan'darı, (O) Ubeydullah b. Ab­dilllah'tan, (O) İbn Abbas'tan, (O da) es-Sa'b b. Cessame'den (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygambere (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yabani eşek eti getirilmişti de O, onu geri çevirmiş ve "Gerçekten biz ihramlıyız. Av eti yiyemeyiz!" buyurmuştu.[73]

1836. “Bize Ebu Asım, İbn Cüreyc'den, (O) İbnu'l-Munkedir'den, (O) Muâz b. Abdirrahman b. Osman et-Teymi'den, (O da) babasından (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

“Biz Talha b. Ubeydillah'la beraber bir yolculukta idik. Derken, (arkadaşları) ihramh, kendisi uyumakta iken O'na (avlanmış) bazı kuşlar hediye edildi. Bunun üzerine kimimiz (o kuş etlerinden) yedi, kimimiz (yemekten) kaçındı. Bu esnada Talha uyandı ve O'na (bu du­rumu) haber verdiler. O da, (kuş etlerinden) yiyenleri isabetli buldu ve

"Biz bunu, (yani av etini) Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber yemiştik" dedi.[74]

1837. “Bize Muhammed b. Yusuf haber verip (dedi ki), bize İbn Uyeyne, ez-Zühri'den, (O) Ubeydullah b. Abdillah'tan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti (ki,” O şöyle dedi:)

“Bana es-Sa'b b. Cessâme rivayet edip dedi ki; ben el-Ebva' veya Veddan'da iken Rasulullah bana uğradı, ben de kendisine yabani eşek eti hediye ettim. Fakat O, onu bana geri çevirdi. Sonra yüzümdeki hoş­nutsuzluğu görünce de şöyle buyurdu:”

"Hakikat şu ki, biz (hediyeni) sana geri çevirmek istemezdik. Fakat bizler ihramlıyız."[75]

 

Açıklama

 

İhramlının (muhrimin), deniz av hayvanı değil de kara av hayvanı avlaması ve bir ihramlının avladığı avın etinden yemesi haramdır. Yüce Allah (Celle Celaluhu) şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Siz ih­ramda iken avı öldürmeyin... Kara avı ise, ihramda bu­lunduğunuz müddetçe size haram edildi."[76] İhramlı olmayan bi­rinin avladığı hayvanın etinden ihramlının yemesi meselesine gelince, yukarıdaki 1834. Hadis, ihramlının av hayvanını gös­termeksizin veya avlamaya yardımı olmaksızın, ihramsız birinin avladığı avın etinden ihramhnın yiyebileceğini göstermektedir. Hanefiler bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiş ve ihramlı için avlanmış olsa da, ihramsız biri tarafından avlanan avın etinden ih­ramhnın yiyebileceğini söylemişlerdir. Ancak ihramlı, avm ya­kalanmasında ihramsız avcıya yardım etmemiş olmalıdır. Maliki, Şafii ve Hanbeliler ise, ihramsız birinin avladığı avın etinden ih­ramhnın yiyebilmesi için, ihramhnın avlanmaya yardım etmemiş ol­masının yanında, avın ihramlı için avlanmamış olmasının da ge­rektiğini söylemişlerdir. Onlara göre av şayet ihramlı için avlanılmış ise, ihramlı ondan yiyemez. Bu görüşlere sahip olan fakihler, yu­karıda geçen es-Sa'b'ın (Rahmetullahi Aleyh) rivayetinde, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ihramlı iken avın etinden yememesinin iki sebepten kaynaklanmış olabileceğini ifade etmişlerdir:

Ya tutulan av, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için tutulmuş idi. Veya avın tutulmasına ihramlı biri yardım etmiş idi. Bu sebeplerden biri veya ikisinden dolayı Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o av etinden yememişti.[77]

 

23. Hayatta Olan Birinin Yerine Haccetmek Hakkında

 

1838. “Bize Muhammed b. Abdillah er-Rekaşi haber verip (dedi ki), bize Vuheyb, Ma'mer'den, (O) ez-Zühri'den, (O) Sü­leyman b. Yesâr'dan, (O) İbn Abbâs'tan, (O da) el-Fadl b. Abbâs'tan (naklen) rivayet etti ki,”

O (yani el-Fadl); Veda Haccı'nda Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) terkisinde idi. (Derken) Has'am'lı bir kadın gelip şöyle dedi:

"Muhakkak ki Allah'ın, hac hakkında kullarına kıldığı farzı, babama, ihtiyar ve yaşlı iken ulaştı. O, deveye binemiyor, haccım da yapmamış. Binaenaleyh onun yerine ben hac yapayım mı?" (Hz. Peygamber de);

"Evet" buyurdu.[78]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî'ye);

"Bu (Hadisin zahirinin delâlet et­tiği) görüşü kabullenir misin?" diye soruldu, O da;

"Evet" buyurdu.[79]

1839. “Bize Ebû Asım, İbn Cüreyc'den, (O) İbn Şihâb'dan, (O) Süleyman b. Yesâr'dan, (O) İbn Abbas'tan, (O da) el-Fadl'dan -ki O, Abbas'ın oğludur - (naklen) haber verdi ki,”

Bir kadın Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sorup şöyle dedi:

"Hakikaten babam ihtiyardır. Deveye binemiyor. Kendisine de Allah'ın (hac) fa­rizası ulaşmış. (Ne buyurursunuz?)" Rasulullah (Sailallahu Aleyhi ve Sel­lem) de;

"Onun yerine sen hac yap" buyurdu.[80]

1840. “Bize Muhammed b. Yusuf rivayet edip (dedi ki), bize el-Evzaî rivayet edip (dedi ki), bana Süleyman b. Yesâr, Ibn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,”

Has'am'lı bir kadın Veda Haccı'nda, el-Fadl b. Abbas Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) terkisinde iken, Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fetva sorup şöyle dedi:

"Ya Rasulullah! Muhakkak ki Allah'ın, (hac hakkında) kullarına kıldığı farzı, babama, ihtiyar ve yaşlı iken ulaştı. O, deveye (bile) binemiyor. Bu sebeple, onun yerine hac yapmam, (onun hac borcunu) öder mi?" Rasulullah (Sailallahu Aleyhi ve Sellem);

"Evet!" bu­yurdu.[81]

1841. “Bize Muhammed b. Yusuf rivayet edip (dedi ki), bize îbn Uyeyne, ez-Zühri'den, (O) Süleyman b. Yesâr'dan, (O) İbn Abbas'tan, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen),  el-Evzaî'nin (bir önceki) rivayetinin benzerini rivayet etti.”[82]

1842. “Bize Musedded rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Yahya b. Ebi İshâk'tan, (O da) Süleyman b. Yesâr'dan (naklen) haber verdi (ki, O şöyle dedi:) Bana el-Fadl b. Abbâs veya Ubeydullah İbnu'l-Abbas rivayet etti ki, bir adam şöyle dedi:

"Ya Rasulullah! Gerçekten babam -veya "annem"- ihtiyar ve yaşlıdır. Onu ben yüklensem, (sırtımda) duramaz. Onu (bir bineğin üzerine) bağlasam, öldürmekten korkarım. (Bu durumda onun haccı için ne yapmamı emredersiniz?)" (Bunun üzerine Hz. Peygamber) şöyle buyurdu:

"Ne dersin, şayet babanın -veya "annenin"- borcu olsa, onu öder misin?" (Adam),

"Evet" dedi. (Hz. Peygamber de;)

"O halde babanın "-veya "annenin"- yerine hac yap!" buyurdu.[83]

 

24. Ölmüş Birinin Yerine Haccetmek

 

1843. “Bize Muhammed b. Humeyd rivayet edip (dedi ki), bize Cerîr, Mansûr'dan, (O) Mücahid'den, (O) Zübeyroğullarının bir azadlısı olan Yusuf ibnu'z-Zübeyr'den, (O da) Abdullah İbnu'z-Zübeyr'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Has'am'lı bir adam, Rasûlullah'a gelip şöyle demişti:

"Mu­hakkak ki müslümanlık babama; o deveye binemez, yaşlı ve ihtiyar biri iken ulaştı. Hac da üzerine farzdır. Bu sebeple onun yerine hac yapayım mı?" (Hz. Peygamber;)

"Sen onun en büyük çocuğu musun?" buyurmuştu. O da;

"Evet" demişti. (O zaman Hz. Peygamber) şöyle buyurmuştu:

"Ne dersin, şayet babanın bir borcu olsaydı da sen onu adeseydin, bu onun yerine geçer, (onu borçtan kurtarır) mıydı?" (Adam)

"Evet" demişti. (Bunun üzerine Hz. Peygamber de);

"O halde onun yerine hac yap!" buyurmuştu.[84]

1844. “Bize Ebû Salih b. Abdillah haber verip (dedi ki), bize Abdulaziz -ki O, Ibn Abdissamed'dir-, Mansûr'dan, (O) Mücahid'den, (O) İbnu'z-Zübeyr'in azadlısından -ki O'na, Yusuf ibnu'z Zübeyr veya ez-Zübeyr b. Yusuf denir-, (O da) Şevde bint Zem'a'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Bir adam Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelip şöyle dedi:

"Ha­kikaten babam ihtiyar ve yaşlıdır, hac yapamaz. (Ne yapmamı em­redersiniz?)" (Hz. Peygamber de) şöyle buyurdu:

"Ne dersin, şayet ba­banın bir borcu olsaydı da, sen onu ödeseydin, ondan kabul edilir miydi?" (Adam)

"Evet" dedi. (Bunun üzerine Hz. Peygamber de;)

"Allah daha merhametlidir. Babanın yerine hac yap!" buyurdu.[85]

 

25. Hacer-i (Esved'i) İstilâm Hakkında

 

1845. “Bize Müsedded rivayet edip (dedi ki), bize Yahya, Ubeydullah'tan, (O) Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu iki rükn'ü istilâm ettiğini gördüğünden beri, onları istilâm etmeyi ne darbkta, ne genişlikte (hiç) terketmedim."

(Ubeydullah dedi ki,) Nafie;

"İbn Ömer, bu iki rükün arasında (remel yapmayıp) yürür müydü?" dedim. Şöyle karşılık verdi:

"O sa­dece istilâmının daha kolay olması için yürürdü."[86]

 

Açıklama

 

Mekke-i Mükerreme'de bulunan Kabe, "Allah'ın Evi'dir. Ya­ratıkların hiçbirine benzemeyen, zaman ve mekândan münezzeh olan Allah Azze ve Celle'nin "Ev"i, yeryüzünde Allah'ı (Celle Celaluhu) temsil eden bir yapı, bir semboldür. Mü'min namazında Kabe'ye yö­neldiğinde, bu binaya değil, onun sahibi olan ve onun temsil ettiği Allah Azze ve Celle'ye ibadet etmekte, yönelişinin ve teslimiyetinin sadece O'na olduğunu ifade etmektedir.

Kabe, Hz. İbrahim (Aleyhisselam) taralından inşaa edildiğinde, onun kuzey tarafi bugünkü yapısından 3 m. kadar daha geniş idi. Yani şimdi "Hicr-i İsmail" denilen yerin bir kısmı aslında Kabe'ye dahil bulunuyordu. Kureyşliler cahiliye döneminde, bir sel sonucu yıkılan Kabe'yi yeniden inşaa ettiklerinde, üç tarafını Hz. İbrahim'in attığı temeller üzerine kurmuşlar, ancak, maddi imkansızlıklar sebebiyle kuzey tarafinı, asli temelden biraz içerde bina etmişlerdi. Bundan do­layı hacılar Kabe'yi tavaf ederlerken, tavaflarını Hicr-i İsmail'in dı­şından dolaşarak yaparlar.

Kabe'nin dört köşesinden her birine "rükn" denmektedir. Bun­lardan Kabe'nin güneydoğu köşesinde "Hacer-i Esved: Siyah Taş" bulunmaktadır ki, bu köşeye "rükn-i haceri" denir. Kabe'nin gü­neybatı köşesine "rükn-i yemâni", kuzeydoğu köşesine "rükn-i ırâkî", kuzeybatı köşesine ise "rükn-i şâmi" denir. "Rükn-i haceri" ile "rükn-i yemâni"nin ikisine birlikte "rüknân-ı yemâniyyân"; "rükn-i ıraki" ile "rükn-i şâmi"nin ikisine birden de "rüknân-ı şâmiyyân" denmektedir. Bu köşelerden, Hz. İbrahim'in (Aleykisselam) attığı temeller üzerinde olan "yemaniyyan" köşeleri "istilâm" edilir. "İstilam" kelimesi, "dokunmak", "selamlamak", "anlaşmak" gibi ma­nalara gelir. Bu rükünlerin istilamından ise, bunların elle do­kunularak veya dokunma mümkün olmazsa uzaktan elle se-lamlamlarak ziyaret edilmeleri kastedilir. Bu ziyaret esnasında, mümkün olursa, Hacer-i Esved öpülür. Malik (Rahmetullahi Aleyh) ve Ahmed'den (Rahmetullahi Aleyh), "rükn-i yemani"nin de öpüleceği nakledilmiştir. Yukarıdaki Hadis, bu iki rüknün istilamının meşru ve Sünnet olduğunu göstermektedir. Mü'min, "Allah'ın Evi'nin, asli te­meller üzerinde olan bu iki rüknünü istilam etmekle, Allah'a (Celle Celaluhu) karşı saygısını ve bağlılığını ifade etmekte, O'nunla olan ezeli antlaşmasını tazelemektedir. Bu istilâm esnasında Hacer-i Esved'in öpülmesinin sembolik manasını açıklamak açısından, "Hacer-i Esved'in, Allah'ın (Celle Celaluhu) yeryüzünde sağ eli" olduğunu ifade eden Hadisler[87] dikkat çekicidir.[88]

 

26. Hacer-i (Esved'in) İstilâmındaki Fazilet

 

1846. “Bize Haccâc b. Minhâl ve Süleyman b. Harb rivayet edip dediler ki, bize Hammâd b. Seleme rivayet edip (dedi ki), bize Abdullah b. Osman b. Hüseyin, Saîd b. Cübeyr'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sûllem) şöyle buyurdu:”

"Andolsun ki, Allah Hacer-i (Esved'i) Kı­yamet Günü, kendileriyle göreceği iki gözü ve kendisiyle konuşacağı bir dili olduğu halde, kendisini hakkıyla istilâm edenleri kesin olarak bildirmek üzere muhakkak diriltecektir!"[89]

Süleyman (rivayetinde); "...kendisini istilâm edenlere (tanıklık etmek üzere...)" demiştir.[90]

 

27. Üç (Şavtta) Remel Yapan, Dört (Şavtta) Yürüyen Kimse

 

1847. “Bize Ahmed b. Abdillah haber verip (dedi ki), bize Malik b. Enes, Ca'fer b. Muhammed'den, (O) babasından, (O da) Câbir'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hacer-i (Esved'den) Hacer-i (Esved'e) kadar üç şavtta remel yapmıştı."[91]

1848. “Bize Abdullah b. Saîd rivayet edip (dedi ki), bize Ukbe b. Halid, Ubeydullah'tan, O Nafî'den, O da ibn Ömer'den rivayet etti ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Kabe'yi ilk defa tavaf ettiğinde üç (tavafta) remel yapar, dört (tavafta) yürürdü. Safa ile Merve arasında gidip glediğinde ise, (bu iki tepenin orta ye­rindeki) "Batn-ı Mesil"de[92] koşardı. (Ubeydullah şöyle demiştir:)

“Bunun üzerine Nâfi'e; "Abdullah (İbn Ömer), Rükn-i Yemâni'ye ulaş­tığı zaman (remel yapmayı bırakıp) yürür müydü?" dedim. O da şöyle cevap verdi:

"Hayır. Ancak bu Rüku'de sıkıştırılır idiyse, (remel yap­mayı bırakırdı). Çünkü O, kendisini istilam etmedikçe bu (Rükn'ü) terk etmezdi."[93]

1849. “Bize Abdullah b. Ömer b. Ebân rivayet edip (dedi ki), bize Abdullah İbnu'l-Mubarek rivayet edip (dedi ki), bize Ubeydullah b. Ömer, Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selkm), Hacer-i (Esved'den) Hacer-i (Esved'e) kadar üç (tavafta) remel yapmış, dört (tavafta) ise yürümüştü."[94]

 

Açıklama

 

Kabe'nin etrafında dolaşmaya “tavaf”, Kabe'nin etrafını tam bir dolanmaya da "şavt" denir. Kabe'yi tavaf etmeye Hacer-i Esved kö­şesinin Rükn-i Yemani tarafından başlanır ve Hacer-i Esved istilâm edilip mümkünse öpülerek sağa doğru tavaf sürdürülür. İlk üç do­lanmada (şavtta) adımlar kısaltılarak, omuzlar silkelenerek çalımlı bir şekilde süratlice yürünür ki, bu şekilde süratlice yürümeye "remel" denir. Kendisinden sonra Safa ile Merve arasında sa'y yapılacak olan her tavafin ilk üç şavtmda remel yapmak, erkekler için Sünnettir. İslâm tarihinde ilk remel, Hicri 7. yılın Zilkade ayında ifa edilen umrede, müşriklere müslümanların güçlü olduklarını gös­termek maksadıyla yapılmıştı. Bunun için de, Kabe'nin Rükn-i Haceri ile Rükn-i Yemâni arasının dışındaki üç tarafı dolaşıhrken remel yapılmıştı. Zira müslümanlar bu iki rükün arasında, Kabe'nin ku­zeyinde bulunan müşrikler tarafindan görülmüyorlardı. Daha sonra ilk üç şavtta, Kabe'nin dört bir tarafında da remel yapmak Sünnet olmuştur. Çünkü Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Veda Haccı'nda böyle yapmıştı. Kabe'nin etrafında yedi tam dolanım (şavt) yapılır ki, son dört şavtta alışılmış olan şekilde yürünür. Istılahta ise, yedi şavta “bir tavaf” denir.

Kabe'nin doğu tarafında, biraz ileride iki tepecik olan Safa ile Merve arasında gidip-gelmeye "sa'y" denir. Bu sa'y Hanefilere göre vacib, Malik, Şafii ve Ahmed'e (Rahmetullahi Aleyhim ecmain) göre haccın, onsuz sahih olmayacağı bir rüknüdür. Safa ile Merve arasındaki bu gidip-gelme, Hz. İsmail'in (Aleyhisselam) annesi Hacer'in, su aramak için bu iki tepecik arasında yedi defa gidip gelmesinin bir hatırasıdır. Hacer o zaman, bu tepeciklerin arasındaki vadiye indiğinde orayı ko­şarak geçermiş ki, hacılar da hâlâ aynı yerde koşarlar. "Allah'ın Evi" Kabe'nin kapısına bakan bu iki tepecik arasında gidip-gelmenin ve orta yerlerinde koşmanın sembolik bir manası da şöyle açık­lanabilir: Kul, Allah Azze ve Celle'nin Evi'nin etrafinda dolandıktan sonra, O'na saygı ve ihtiyaçlarını sunmak üzere kapısının önünde beklerken, ilahi huzura kabul edilmenin dayanılmaz arzu ve heyecanı içinde, sağa-sola gidip gelmekte, bu arada zaman zaman he­yecanı artarak adımlarını hızlandırmaktadır. Bu anlayışa uygun ola­rak eskiden Safa ve Merve tepeciklerine, Kabe görülünceye kadar çıkılırdı. Ancak şimdi, araya Kabe'nin görülmesini engelleyen du­varlar yapıldığı için bu mümkün olmamaktadır.[95]

 

28. Remel (Yapılan Tavafta) Iztıba’ Yapmak

 

1850. “Bize Muhammed b. Yusuf haber verip (dedi ki), bize Süfyan, İbn Cüreyc'den, (O) Abdulhamid'den -ki O, İbn Cübeyr'dir-, (O) İbn Ya'lâ'dan, (O) babasından, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,”

(Hz. Peygamber) ıztıba' yapmış olarak tavaf etmişti.[96]

 

Açıklama

 

Iztıba', örtünün "ihramın" ortasını sağ koltuğun altından geçirip örtünün iki ucunu sol omuzun üzerinden atmaya denir ki, böylece sağ omuz açıkta kalmış olur. Umre tavan ile kendisinde remel ya­pılan hac tavafında ıztıba' yapmak Sünnettir. Kendisinde remel ya­pılan hac tavafı da, Hanefi'lere göre, kendisinden sonra say yapılan "tavaf-ı kudüm" veya "tavaf-ı ifâda"dır. Malik, Şafii ve Ahmed (Rahmetullahi Aleyhim ecmain) ise, remelin sadece "tavaf-ı kudûm"de meşru olduğunu söylemişlerdir. Binaenaleyh, bu tavaflarda ıztıba' yapmak Sünnettir. Şafiilerin diğer bir görüşü de şöyledir: Remel, ken­disinden sonra sa'y yapılan tavafta olur. Bu sebeple, "tavaf-ı kudûm"den sonra sa'y yapılmamışsa, "tavaf-ı ifâda"da ıztıba1 ve remel yapılır, ardından da sa'y edilir. Şu halde bunların dışındaki ta­vaflarda ıztıba' yapılmayacağı gibi, sözkonusu tavafların bitiminde de ıztıba1 terk edilir ve sağ omuz örtülür.

"Tavâf-ı kudüm", Mekke-i Mükerreme'ye ilk varıldığı zaman ya­pılan tavaf, "tavaf-ı ifâda" -ki buna "tavaf-ı ziyaret" de denilir,-Arafât'tan inildikten sonra yapılan ve haccın bir rüknü olan tavaftır. Bir de, hac menâsikinin sonuncusu olan ve Mina'dan Mekke'ye inil­diğinde yapılan tavaf vardır ki, buna "tavaf-ı sader" veya "tavaf-ı veda" denir.[97]

 

29. Hacc-ı Kıran Yapanın Tavafı

 

1851. “Bize Saîd b. Mansûr haber verip (dedi ki), bize Abdulaziz b. Muhammed, Ubeydullah b. Ömer'den, (O) Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:”

"Kim hac ile umre için telbiye getirip (ihrama girerse), ona bu ikisi  (yani hac ve umre) için bir tavaf yapmak kafi gelir. (Ama) o, bu iki­sinin ihramından (tamamen) çıkmadıkça, ihramdan çıkmaz."[98]

 

30. Binit Devesi Üzerinde Tavaf Etmek

 

1852. “Bize Amr b. Avn, Halid b. Abdillah'tan, (O) Halid el-Hazza'dan, (O) İkrime'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) haber verdi ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Kabe'yi bir deve üzerinde tavaf etmişti. O, (Hacer-i Esved) köşesine her gel­diğinde, ona elindeki bir şeyle işaret etmiş ve tekbir getirmişti.[99]

 

31. Hac Yapmakta Olan Kadın Hayız Olduğunda Ne Yapar?

 

1853. “Bize Halid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Malik, Abdurrahman İbnu'l-Kasım'dan, (O) babasından, (O da) Hz. Aişe'den -Allah O'ndan razı olsun!- (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

“Mekke'ye hayızlı iken gelmiştim. Safa ile Merve arasında da sa'y yapmamıştım. Bunun üzerine bu derdimi Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) söylemiştim de O, şöyle buyurmuştu:

"Sen, hac yapanın yaptığı şeylerin (hepsini) yap. Şu kadar var ki, Kabe'yi tavaf etme!"[100]

 

32. Tavaf Esnasında Konuşmak

 

1854. “Bize el-Humeydi haber verip (dedi ki), bize el-Fudayl b. Iyâd, Atâ İbnu's-Saîb'den, (O) Tâvûs'tan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kabe'yi tavaf etmek, namaz kıl­maktır. Ancak Allah, onun (tavafı) esnasında konuşmayı helâl kıl­mıştır. Yine de, onun (tavafı) esnasında konuşan kimse, sadece hayırlı şeyleri konuşsun!"[101]

1855. “Bize Ali b. Saîd, Musa b. A'yen'den, (O) Atâ İbnu's-Saîb'den, (O) Tâvûs'tan, (O) İbn Abbas'tan, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini haber verdi.”[102]

 

33. Makam-ı (İbrahim'in) Arkasında Namaz Kılmak

 

1856. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Humeyd, Enes'ten rivayet etti ki,” O şöyle demiş: Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki;

"Üç şeyde Rabb'imin (vahyine, inişinden önce) uygun görüş söyledim. (Bunlardan biri şudur:)

"Ya Rasulullah", demiştim, "İb­rahim'in Makamı'ndan kendine bir namazgah edinsen..." Bunun üze­rine Allah; "Siz de 'İbrahim'in Makamı'ndan kendinize bir na­mazgah edinin!"[103] (mealindeki âyeti) indirmişti."[104]

 

Açıklama

 

Mezkûr âyette geçen "ibrahim'in Makamı" hakkında bazı müfessirler farklı görüşler serdetmişlerse de, bunların en makbul ve meşhuru şudur: "İbrahim'in Makamı, Kabe'nin kapı tarafının biraz ilerisinde, Hz. İbrahim'in (Aleyhisselam), Kabe'yi inşa ederken üzerine çıktığı, oturduğu nakledilen bir taştır. Sahih rivayetlere göre bu taş, Hz. İbrahim'den (Aleyhisselam) Hz. Ömer'e (Radıyallahu Anh) kadar Kabe'ye bitişik bulunuyordu. Hz. Ömer (Radıyallahu Anh), tavaf eden­lerin sıkışmamaları ve bu taşın önünde namaz kılanların, na­mazlarını rahatça kılabilmeleri için onu asıl yerinden alıp bugünkü yerine koymuş, üzerine de, ilk olarak küçük bir yapı yapmıştı. Bu taş el'ân, aynı yerde küçük bir yapı içinde bulunmaktadır. Kabe'nin tavânndan (yedi şavt'tan) sonra iki rekat namaz kılmak Hanefî'lere ve Malikilere göre vacib, Şafiilere ve Hanbelilere göre müekked Sün­nettir. Bu iki rekat "tavaf namazını Makam-ı İbrahim'in arkasında kılmak ise, Hanefilere göre müstehab, Şafiilere göre daha faziletlidir.

Hz. Ömer'in (Radıyallahu Anh) serdettiği bazı görüşlerine uygun va­hiylerin inmesi, "Muvafakât-ı Ömer" olarak bilinir. Hz. Ömer (Radıyallahu Anh), yukarıdaki haberde bunların üçüne işaret etmektedir. Bu haberin mufassal rivayetlerinde söz konusu üç "muvafakat'ın di­ğerlerinin "hıcab=örtünme"[105] ile Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hanımlarını boşaması halinde Allah'ın (Celle Celaluhu) O'na, onlardan daha hayırlılarını verebileceği[106] hakkında olduğu açık­lanmaktadır. Bu haberin bazı rivayetlerine göre ise, üçüncü "mu­vafakat", Bedir esirleri ile ilgili[107] idi. Yukarıdaki haberde Hz. Ömer'in (Radıyaîlahu Anh) üç "muvafakaf'mdan bahsetmesi, O'nun, bunlardan başka "muvafakat'larının olmadığı manasına gelmez. Ni­tekim Onun 15 kadar meseleye, bu meyanda münafıkların cenaze namazının kılınmaması ile şarabın haram kılınmasına dair görüşlerine uygun vahiylerin geldiği rivayet edilmektedir.[108]

 

34. Haccın Sünnete (Uygun Yapılışı) Hakkında

 

1857. “Bize İsmail b. Ebân haber verip (dedi ki), bize Hatim b. İsmail b. Ebân, Ca'fer b. Muhammed'den, (O) babasından, (O da) Câbir b. Abdillah'tan (naklen) rivayet etti.” Cafer'in ba­bası dedi ki:

“(Bir gün) Câbir b. Abdillah'ın yanına girdik de O, (âmâ olduğu için, yanına giren) toplulukta (bulunanların kim olduklarını) sordu, nihayet (sıra) bana geldi. Ben de;

"Ben, Ali'nin oğlu Hü­seyin'in oğlu Ali'nin oğlu Muhammed'im" dedim. Bunun üzerine elini (gömleğimin) üst düğmesiyle alt düğmesine uzattı (ve onları açtı), sonra ağzını göğsümün ortasına koydu -ki, ben o zaman genç bir delikanlıydım- ve

"Hoş geldin yeğenim, dilediğini sor!" dedi. Ben de O'na (bazı şeyler) sordum. O, (o vakit) âmâ idi. Derken namaz vakti geldi ve dokuma (bir örtüye) bürünerek kalktı. Bu (örtüyü) omuzlarına her koyduğunda, küçüklüğünden dolayı, etrafı (omuz­larından aşağı) düşüyordu. Halbuki kaftanı (ridâsı) yanıbaşmda, çatma elbise askılığının üzerinde idi. Neyse, (bize) namazı kıldırdı. Ardından ben;

"Bana, Rasûlullah'ın haccından haber verin" dedim. O da, eliyle işaret edip dokuz (parmağını) yumdu ve şöyle dedi:

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Medine'de) dokuz sene, haccetmeksizin kaldı. Sonra onuncu yılda, hac sebebiyle insanlara ilan ettirdi ki, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bu yıl) hac yapacaktır. Bunun üzerine Medine'ye çok kimse geldi. Onların hepsi Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uymanın ve O'nun yaptığı gibi yapmanın peşindeydi. Neyse, biz O'nunla yola çıktık. Nihayet Zu'l-Huleyfe'ye[109] geldik. (Orada) (Hz. Ebu Bekr'in hanımı) Esma' bint Umeys, Muhanımed b. Ebi Bekri doğurdu ve Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);

"Nasıl (ihram) yapacağım?" diye (bir haberci) gön­derdi. (Hz. Peygamber) de;

"(Temizlik için) gusül yap, kan akıntı ye­rine bir bez bağla ve ihrama gir" buyurdu. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (orada bir gece kalıp) mescidinde (ikindi -iki rekat olarak- akşam, yatsı -iki rekat olarak- ve sabah) namazlarını kıldırdı. Sonra el-Kasva' (denilen devesine) bindi. Devesi O'nu el-Beydâ' mevkiine[110] çıkardığında, gözümün görebildiğince (Hz. Peygamber'in) önündeki binekli ve yayalara, aynı şekilde sağındakilere, aynı şekilde solundakilere ve aynı şekilde arkasındakilere baktım. (O zaman) Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda idi. Kur'an O'na iniyor, yorumunu da O biliyordu. (Binaenaleyh, hac amellerini, O'nun yap­tığı gibi yapıyorduk).

Sonra O, yüksek sesle, Tevhid'i (ihtiva eden şu cümleleri, telbiyeyi) söyleyip ihrama girdi.

"Lebbeyk, Allahumme lebbeyk! Leb­beyk, lâ şerike leke lebbeyk! İnne'l-hamde, ve'n-ni'mete, leke ve'l-mülk! Lâ şerike lek!" (= Emrine amadeyim, Allah'ım, emrin ha-şüstüne! Yönelişim, sevgim, tâat-u ibadetim yalnız sanadır. Emrineamadeyim, senin hiçbir ortağın yoktur, emrin başüstüne! Hiç şüphe yok ki, hamd ve nimet senindir, mülk de! Senin hiçbir ortağın yok­tur!) İnsanlar ise, yüksek sesle söylemekte oldukları telbiyeyi söy­leyip ihrama girdiler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onların (telbiyelerinde ilave ettikleri) hiçbir şeyi yadırgamadı. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (yolculuğu boyunca aynı) telbiyeyi söyledi, (onu hiç değiştirmedi).

Nihayet O'nunla beraber Kabe'ye geldiğimizde, -Câbir (bu arada) şöyle dedi:

“Biz (eskiden) sadece hacca niyet ederdik. (Hacla beraber) Umre yapmayı (veya hac aylarında umre yapmayı) bilmezdik.” O Hacer-i Esved'i istilâm etti, sonra (kudüm tavafının ilk) üç (şavtında) remel yaptı, (sonraki) dört (şavtında âdeti üzere) yürüdü. Ardından Makam-ı İbrahim'in (arkasına) yaklaşıp namaz kıldı ve

"Siz de İb­rahim'in makam'ından kendinize bir namazgah edinin!"[111] Meâlindeki âyeti) okudu. O, (bu namazında) Makâm-ı (İbrahim'i) kendisiyle Kabe arasında bırakmıştı. (Hadisin râvisi Ca'fer, rivayetinin burasında şöyle 

demiştir:)  

"Babam şöyle derdi. Bilmiyorum O, bunu Câbir'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) mi söyledi, yoksa (onlardan naklen) değil mi? 'Babam) dedi ki,  (Hz. Peygamber) bu iki rekât namazda  "Kul Kuve'llahu Ehad" ile "Kul Yâ Eyyühe'l-Kâfîrûn" (Sûrelerini) okudu. Hz. Peygamber) sonra Hacer-i Esved'in yanma dönüp onu istilâm etti. Sonra da (Mescid-i Haram'ın Safa) kapısından Safa (tepesine) doğru çıktı.  Safa (tepesine) gelince;

"Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın alâmetlerindendir"[112] (mealindeki ayeti) okudu (ve) "Allah'ın başladığı ile başlarım!" (diyerek, Safa ile Merve arasındaki aye) Safâ'dan başladı. Bunun üzerine, Kabe'yi görünceye kadar[113] Safa tepesinin) üzerine çıktı, Allah'ı birleyip tekbir getirdi ve şöyle dedi: 

"Lâ ilahe illallahu Vahdehu lâ şerike leh! Lehu'l-mülk ve lehü'l-hamd, yuhyi ve yumitu ve hüve alâ külli şey'in Kadir! La ilahe illallahu Vahdeh, enceze va'deh ve nasara abdeh ve hezeme'l-ahzâbe Vahdeh!" (= Yalnız Allah'tan başka, hiçbir ilah yoktur, O'nun hiçbir ortağı yoktur! Mülk O'nundur, hamd da O'nun! O diriltir ve öldürür. O'nun gücü her şeye yeter. Yalnız Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, (Peygamberine) verdiği sözü tam olarak yerine getirmiştir, kuluna yardım etmiş ve (Hendek savaşında veya her yerde düşman) grup­larını tek başına yenmiştir!) (Hz. Peygamber), müteakiben bunlar arasında dua etti ve bu (sözlerinin) aynısını üç defa söyledi.

Ardından Merve'ye doğru indi. Ayakları, (Safa ile Merve ara­sındaki) vadinin içine vardığı zaman, -Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî dedi ki,

"Yani yürüyüşünü hızlandırdı"-, (vadiden) yukarı çık­tığımızda (âdeti üzere) yürüdü ve Merve'ye geldiğimizde Merve'nin üzerinde, Safa'nın üzerinde yaptığı gibi yaptı (yani Kabe'yi görecek kadar yukarısına çıktı, zikir ve dua etti). Nihayet Merve'de sa'yın so­nuna gelince şöyle buyurmuştu:

"Şüphe yok ki, ben, yapmış olduğum bu (hac) işime yeniden başlasaydım, kurbanlık (hedy) getirmez ve onu umre yapardım. Artık sizden kimin beraberinde kurbanlık yoksa o (hac niyetini bozup) ihramdan çıksın ve onu (yani haccını) umreye çe­virsin!" O zaman Surâka b. Mâlik b. Cu'şum kalktı ve

"Ya Rasûlullah, (haccı umreye çevirebilmek ve hac aylarında umre ya­pabilmek) bu yıla mı hastır, yoksa ebediyyen mi (böyle ya­pılabilecektir?)" diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) (bir elinin) parmaklarını diğerlerine kenetleyip şöyle buyurdu:

"Umre hac (aylarına) böyle girmiştir -(Bunu) iki kere (bu­yurdu)-. Hayır, bilakis (bu hüküm) sonsuza dek (geçerlidir!) Hayır, bi­lakis (bu hüküm) sonsuza dek (geçerlidir!)"

(O sırada) Ali, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için (satın almış olduğu) develerle Yemen'den geldi ve (hanımı) Fatma'yı, ih­ramdan çıkıp boyalı giysiler giymiş ve sürme çekmiş olan kimseler arasında buldu. Ali, O'na bu (durumunu) yadırgadı da O;

"Gerçekten (bunu) bana babam emretti!" dedi. Ali, sonraları (Halife iken Kûfe'de, bu olay hakkında) şöyle derdi: "(O zaman) ben kendisini, yaptığı şey­lerden dolayı Fatıma aleyhine kışkırtmak, (yani Fatıma'nın, ayıp­lanmasını gerektirecek işlerini anlatmak) ve O'nun anlatıp da benim O'na yadırgamış olduğum şeyler hususunda Rasûlullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fetva sormak üzere Rasûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gittim. (Ben, Fatıma'nm söylediklerini nakledince Hz. Pey­gamber) de şöyle buyurdu:

"Doğru söylemiş. Sen, hac için ihrama girdiğin zaman ne yaptın?" Ben;

"Allah'ım! Muhakkak ki ben Rasûlünün ihrama girdiği (niyetle) ihrama giriyorum!" dediğimi (naklettim). O da; "Öyle ise benim beraberimde kurbanlık var. Bu se­beple sen ihramdan çıkma!" buyurdu."

(Bu Hadisi anlatan) Câbir, sözüne şöyle devam etti: Neyse, Ali'nin Yemen'den getirdiği kurbanlıklarla Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) getirdiklerinin toplamı yüz deve oldu. (Hz. Ali, Yemen'den 37 deve getirmişti). Neticede, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberinde kurbanlık bulunan kimselerden başka insanların hepsi (umre yaparak) ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar.

Sonra Terviye günü[114] gelince, (Hz. Peygamber insanları) Mina'ya yöneltti. Biz de hac için yüksek sesle telbiye getirip ihrama girdik. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bineğine bindi (ve yola ko­yulduk). Mina'da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıl­dırdı. (Sabah namazından) sonra biraz bekledi. Nihayet güneş do­ğunca, kendisi için Nemire mevkiinde[115] kıl bir çadır kurulmasını emretti. Ardından Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bineğine bindi ve (Mina'dan Arafat'a doğru) yola koyuldu. Kureyşliler O'nun, Kureyşlilerin cahiliye döneminde Müzdelife'de yaptıkları gibi, Meş'ar-i Haram'ın[116] yanında duracağından, ("Vakfe" yapacağından) hiç şüphe etmiyorlardı. Ama Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ara­fat'ın (yakınına) gelinceye kadar yoluna devam etti ve çadırını Nemire'de kurulmuş buldu. Oraya konakladı. Nihayet O, yani güneş (batıya) meyledip (öğlenin vakti girince), Kasvâ (denilen devesinin) palanının vurulmasını emretti.   (Devesinin palanı vurulup hazırlanınca ona bindi ve Ürene isimli)  vadinin[117] ortasına geldi. (Orada) halka bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu:

"Şüphe yok ki, kanlarınız ve mallarınız; bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu (arefe) gününüze hürmet edilişi, (bundan do­layı da bu günde birbirinizin kanına ve malına sataşmayısınız) gibi, birbirinize haramdır. Şunu iyi bilin ki, cahiliye işlerinden her şey ayaklarımın altındadır, (onların geçerliliği kaldırılmıştır). Cahiliye döneminin kan dâvaları da kaldırılmıştır. Kaldırılan ilk kan davası ise, bizim kan davamız, yani (amcamın oğlu) Rebîa ibnu'l-Hâris'in kan davasıdır. (Rabia'nuı oğlu, Benû Sa'd kabilesinde süt çocuğu ola­rak bulunuyordu da Hüzeyliler onu öldürmüşlerdi.) Cahiliye dö­neminin faizi de kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz ise Abbâs b. Abdulmuttalib'in (alacağı olan) faizdir. Artık onun tamamı kaldırılmıştır. Ayrıca kadınlar hakkında da Allah'tan korkup (onlara iyi muamelede bulunun). Çünkü siz onları ancak Allah'ın (verdiği) güvence ile aldınız, namuslarını da Allah'ın sözü ile helâl edindiniz. Muhakkak ki sizin onlar üzerinde, evlerinize hoşlanmadığınız hiç kimseyi ayak bastırmamaları hakkınız vardır. Şayet onlar bunu ya­parlarsa, onları, incitmeksizin (hafifçe) dövün. Onların da sizin üze­rinizde, meşru örfe uygun olarak yiyeceklerini ve giyeceklerini (sağ­lamanız) hakları vardır. Size (Kıyamet gününde) benden sorulacaktır. O zaman siz ne diyeceksiniz?"

(Sahâbe-i kiram) şöyle cevap verdiler:

"Tanıklık edeceğiz ki, sen (Allah'ın sana, bize ulaştırmak üzere indirdiği şeyleri) ulaştırdın, (onun elçiliği emanetini) yerine getirdin ve (insanlara) doğru yolu gösterdin!" Bunun üzerine (Hz. Peygamber) şehadet parmağı ile işa­ret edip onu insanlara çevirerek göğe kaldırdı (ve şöyle buyurdu):

"Allah'ım şahid ol! Allah'ım şâhid ol! Allah'ım şâhid ol!"

Sonra Bilâl tek ezan okudu, bir kamet getirdi, (Hz. Peygamber) de öğleyi kıldırdı. Sonra (Bilâl tekrar) kamet getirdi, (Hz. Peygamber) de ikindiyi kıldırdı. O, bu ikisinin arasında (başka) bir namaz kıldırmamıştı. (Hz. Peygamber) sonra bineğine binip (Arafat'a gitti ve orada) vakfeye durdu. (Vakfesinde) devesi Kasvâ'nın karnını (Rah­met Tepesi'nin eteğindeki) kayacıklara doğru -(Râvi) İsmail "ağaç­çıklara doğru" demiştir- çevirdi, yayaların yolunu ise önünden ge­çirdi. Sonra kıbleye döndü ve güneş batıp sarılığı yok oluncaya kadar, yani güneş yuvarlağı batmcaya kadar vakfe yaptı. Sonra Usâme'yi terkisine bindirdi. Ardından (devesi) Kasvâ'nın yularını, başı, palanın başının iç yüzüne değecek kadar, kendisine çekerek ve sağ eliyle (hızlı gidenlere),

"Sakin olun! Sakin olun!" işareti yaparak yola çıktı. (Hz. Peygamber) her tepeye geldiğinde, (devesinin yu­larını, oraya rahatça çıkması için) biraz sarkıtıyordu. Nihayet Müzdelife'ye geldi ve orada akşam ile yatsıyı tek ezan ve iki kametle kıl­dırdı. Sonra yan üstü yattı. Fecr doğduğunda sabah namazını tek ezan ve tek kametle kıldırdı.

Ardından Kasvâ'ya bindi ve (gidip) Meş'ar-ı Haram tepesinin üze­rinde durdu. (Orada) Kıbleye yönelip, ortalık iyice aydmlanıncaya kadar Allah'a dua etti, tekbir, tehlil ve Tevhid getirdi, (yani :

"Allahu Ekber; Lâ ilahe illallah; Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamd, yuhyi ve yumit ve huve ala külli şey'in kadir" dedi). Sonra güneş doğmadan önce, terkisine el-Fadl b. Abbas'ı alarak yola çıktı. (El-Fadl), güzel saçlı, beyaz tenli, güzel çehreli bir kimse idi. Hz. Peygamber (Sallaltahu Aleyhi ve Sellem) yola çıkınca, çabuk çabuk giden kadınlara rastladı. El-Fadl da onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elini alıp el-Fadl'm yüzüne koydu. O zaman el-Fadl başını diğer tarafa çevirdi. Bu sefer Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elini diğer tarafa koydu. Nihayet (Hz. Peygamber) Muhassir vadisine gelince (devesini) biraz hareketlendirdi. Sonra, seni Büyük Cemre'ye (yani Akabe Cemresi'ne) çıkaran orta yola girdi.

Yanında ağaç bulunan Cemre'ye (yani Akabe Cemresi'ne) gel­diğinde, küçük fiske taşları gibi olan (taşlardan), her bir taşta tekbir getirerek yedi taş attı. Ayrıca (Hz. Peygamber bu taşlan) vadinin alt tarafından atmıştı. O, sonra kurban kesme yerine gitti ve eliyle 63 deve kesti. Sonra (bıçağı) Ali'ye verdi. O da, geri kalan (37) deveyi kesti. (Böylece) onu kendi kurbanlıklarına ortak etti. Sonra her kur­bandan bir parça (alınmasını) ve bunların bir tencereye konulup pi­şirilmesini emretti. (Emri hemen yerine getirildi. Hz. Peygamber ile Hz. Ali) de etlerinden yediler, et suyundan içtiler. (Hz. Peygamber) sonra bineğine binip süratle Kabe'ye doğru gitti.

Kabe'ye varıp (ifâda tavafını yaptı). Ardından öğle namazını Mekke'de kılıp, (hacılara) zemzem (kuyusundan) su çıkarırlarken Ab-dulmuttaliboğulannın yanına geldi ve şöyle buyurdu: "-(Su) çekin, Abdulmuttaliboğulları! Şayet insanlar (ben zemzem suyu çekip ha­cılara dağıttığımda bunu hac ibadetlerinden zannedip hacılara zemzem) suyu dağıtma görevinizi elinizden zorla almayacak olsalardı, ben de sizinle beraber (su) çekerdim!" Onlar da O'na bir kova (zem­zem) verdiler. O da (ondan) içti.[118]

1858. “Bize Muhammed b. Saîd el-Isbehâni haber verip (dedi ki), bize Hatim b. İsmail, Ca'fer'den, (O) babasından, (O da) Câbir'den (naklen), bunu (yani bir önceki Hadisi) haber verdi.”[119]

 

35. İhramlı Kimse Öldüğünde Ona Ne Yapılacağı

 

1859. “Bize Süleyman b. Harb haber verip (dedi ki), bize Hammâd -ki O, İbn Zeyd'dir-, Eyyûb'dan, (O) Saîd b. Cübeyr'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Bir ara bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile be­raber Arafat'ta Vakfe yapıyordu. Derken ansızın devesinden düştü (de, devesi onun boynunu kırdı) -veya (Hadisin râvisi); "(Devesi) onu hemen olduğu yerde öldürdü" demiştir-. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Onu su ve sidr ağacı (yaprağıyla) yıkayın, iki bezle kefenleyin, (ancak) ona ne güzel kokular sürün, ne de onun başını örtün. Çünkü yüce Allah onu Kıyamet Günü, telbiye getirirken diriltecektir!"[120]

 

36. Tavafta Ve Safa İle Merve Arasındaki Sa'yda (Allah'ı) Anmak

 

1860. “Bize Ebû Asım, Ubeydullah b. Ebi Ziyâd'dan, (O) el-Kasım'dan, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

"Kabe'yi tavaf etme, (şeytanlara) çakıl taşları atma ve Safa ile Merve arasında sa'yetme (vecibeleri) ancak Allah'ın anılmasını devam ettirmek için konulmuştur!"

Ebû Asım demiştir ki,

"(Ubeydullah) bu (Hadisi bazan Hz. Peygamber'e) nisbet ederdi."[121]

1861. “Bize Ebû Nuaym ve Muhammed b. Yusuf, Süfyan'dan, (O) Ubedullah b. Ebi Ziyâd'dan, (O) el-Kasım'dan, (O) Hz. Aişe'den, (O da) Hz. Peygamber'den (naklen); bunun (yani bir önceki Hadisin) benzerini haber verdiler.”[122]

 

37. Haccı Bozmak (Fesih) Hakkında

 

1862. “Bize Nuaym b. Hammâd haber verip (dedi ki), bize Abdulaziz b. Muhammed, Rebia b. Ebi Abdirrahman'dan, (O) el-Hâris b. Bilâl İbni'l-Hâris'ten, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: "Ya Rasûlullah", demiştim, "haccı bozup (umre yapmak) sadece bizim için mi (meşru kılınmıştır), yoksa bizden sonrakiler için de (meşru mudur?)" Şöyle buyurmuştu:

"Hayır, sadece bizim için (meşru kılınmıştır)."[123]

 

Açıklama

 

Bu Hadis, hac niyetiyle ihrama girdikten sonra, hac niyetini bozup umre yapmanın ve ardından ihramdan çıkmanın, sadece Veda Haccı'nda Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber bu­lunanlara meşru kılındığını göstermektedir. Veda Haccı'nda bunun meşru kılınmasının hikmeti şöyle izah edilir: Cahiliye döneminde hac aylarında umre yapmanın yasak olduğuna inanılıyordu. Bu yan­lış inancı yok etmek için veda haccında, hac yapmaya niyet edip de yanlarında kurbanlık getirmeyenlerin hac niyetlerini bozup umre yapmaları ve ardından ihramdan çıkmaları emredilmişti. Böylece hac aylarında umre yapmanın caiz olduğu fiilen gösterilmiş oldu. Hac aylarında umre yapmanın caizliği konusunda ihtilâf yoksa da, hac için yapılan niyetin bozulup umre yapılmasının caiz olup ol­madığı konusunda ihtilâf vardır. Hanefiler ile İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ve İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh), yukarıdaki Hadisle il­gili diğer naslara dayanarak bunun sadece Veda Haccı'ndakilere meşru kılındığını, ondan sonrakiler için bunun caiz olmadığını söy­lemiştir. İmam Ahmed'e (Rakmetullahi Aleyh) göre ise, haccın "fesh"i herkes için caizdir. O ve O'nun görüşünde olanlar, yukarıdaki Hadisin zayıf olduğunu, dolayısıyle delil olamayacağını söylemişlerdir.[124]

 

38. Hac Aylarında Umre Yapan Kimseler

 

1863. “Bize Sehl b. Hammâd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, el-Hakem'den, (O) Mücahid'den, (O) İbn Abbas'tan, (O da) Hz. Peygamber'den (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle buyurdu: "Bu, kendisinden faydalandığımız bir um­redir. Binaenaleyh, kimin beraberinde kurbanlık yoksa o ihramdan tamamen çıksın. Artık umre, Kıyamet Gününe kadar hac (aylarına) girmiştir."[125]

1864. “Bize Ca'fer b. Avn haber verip (dedi ki), bize Abdulaziz b. Ömer b. Abdilaziz, Rebi1 b. Sebre'den (naklen) ri­vayet etti ki, babası kendisine anlatmış ki,”

Onlar (yani Sahabiler) Hz. Peygamber ile birlikte yol almışlar, nihayet Usfân'a[126] varmışlar. O zaman, Mudlicoğullarından Mâlik b. Suraka veya Suraka b. Malik isimli bir adam Ona;

"Bize (haccın hükümlerini) bugün doğmuş (yani o konuda hiçbir şey bilmeyen) bir topluluğa açıklanacak şekilde (net ve tam olarak) açıklayın" demiş. (Hz. Pey­gamber de) şöyle buyurmuş:

"Muhakkak ki Allah sizin için bu haccınıza umre sokmuştur. Binaenaleyh (Mekke'ye) geldiğinizde, yan­larında kurbanlık olanlar hariç, kim Kabe'yi tavaf eder, Safa ile Merve arasında sa'y yaparsa, ihramdan çıkmış olur."[127]

 

39. Hz. Peygamber Kaç Umre Yaptı?

 

1865. “Bize Şihâb b. Abbâd haber verip (dedi ki), bize Davud b. Abdirrahman, Amr. b. Dinar'dan, (O) Ikrime'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dört umre yapmıştı: (Hicri 6. yılın Zilkade ayında teşebbüs ettiği, ancak yapamadığı) Hudeybiye Umresi; ertesi yıl (Zilkade ayın­da yaptığı) Kaza Umresi -veya (ravi), "Kısas (Umresi)" demiştir. (Bu kelimelerin hangisinin söylendiğinde) Şihâb b. Abbâd şüpheye düş­müştür-; üçüncüsü (Hicri 8. yıhn Zilkade ayında) Cirâne (veya Ci'irrâne mevkiinden gidip yaptığı umre); dördüncüsü ise (Hicri 10. yılda, Veda) Haccı'yla beraber (yaptığı umre).[128]

 

40. Ramazan Ayında Yapılan Umrenin Fazileti

 

1866. “Bize Ebu Asım, İbn Cüreyc'den, (O) Atâ'dan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) haber verdi ki,” Rasulullah (Sallallahu Aley­hi ve Sellem), bir kadına şöyle buyurdu:

"Ramazan'da umre yap. Çünkü Ramazanda yapılan bir umre, bir hacca denktir."[129]

1867. “Bize Ahmed b. Halid haber verip (dedi ki), bize Muhammed b. İshak, Huzeyme Kabilesinin Esed boyundan olan İsa b. Ma'kıl b. Ebi Ma'kıl el-Esedi'den rivayet etti (ki, O şöyle demiş):”

Bana Yusuf b. Abdillah b. Selam, ninesi Ümmü Ma'kıl'dan rivayet etti ki, O şöyle demiş: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Ramazanda yapılan bir umre, bir hacca denktir."[130]

 

41. Umrede İhrama Girme Yer Ve Zamanları: "Mikâtlar"

 

1868. “Bize Muhammed b. Yezid el-Bezzar haber verip (dedi ki), bize Yahya b. Zekeriyya rivayet edip (dedi ki), bize İbn Cureyc rivayet edip (dedi ki), bana Muzahim b. Ebi Muz ahi m, Abdulaziz b. Abdillah'tan, (O da) Muharriş el-Kabi'den (nak­len) haber verdi ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Hicri 8. yılın Zilkade ayında) Cirâne'den[131]çıktı. Nihayet umre yapmak ni­yetiyle ihrama girdi ve Mekke'ye geceleyin girip umresini yaptı. Sonra gecesinin sonunda (Mekke'den çıkıp Cirâne'ye geldi) ve Cirâne'de gecelemiş olarak sabahladı.[132]

1869. “Bize Sadaka İbnu'l Fadl rivayet edip (dedi ki), bize Uyeyne, Amr b. Evs'ten rivayet etti ki, O şöyle diyormuş: Bana Abdurrahman b. Ebi Bekr, şöyle diyerek haber verdi:”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana, Hz. Aişe'yi bineğimin ter­kisine ahp da O'na, Ten'im'den[133] (ihrama girdirerek) umre yap­tırmamı emretmişti.[134]

Süfyan demiştir ki, bu (Hadisin) senedi gibi (senedler) Şu'be'nin hoşuna giderdi.[135]

1870. “Bize Ahmed b. Yunus rivayet edip (dedi ki), bize Davud el-Attar, İbn Hüseyin'den, (O) Yusuf b. Mahek'ten, (O) Hafsa bint Abdirrahman b. Ebi Bekr es-Sıddik'ten, (O da) ba­basından (naklen) rivayet etti ki, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Abdurrahman b. Ebi Bekr'e şöyle buyurmuştu:”

"Kız-kardeşini (yani Aişe'yi) bineğinin terkisine al ve O'na Ten'im'den umre yaptır. O, taşlık tepeden inince O'na emret de ihrama girsin. Çünkü (buradan yapılan umre) kabule şayan bir umredir."[136]

 

Açıklama

 

"Umre", Kabe'yi tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa'y yapmak ve saçları kısaltmak yahut tıraş etmekten ibaret bir ibadettir. Umre Hanefilere ve Malikilere göre Sünnet-i Müekkede, Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ve Ahmed b. Hanbel'in (Rahmetullahi Aleyh) meşhur görüşlerine göre farzdır. Umre yapmanın muayyen bir zamanı yoktur. Ancak umre için ihrama girmenin belli yerleri vardır. Bu yerler hac ihramı için tesbit edilen ve "mikât" denilen yerlerdir. Bu yerlerin dahilinde bulunan kimselerin ihrama giriş yeri ise "harem" bölgesinin dışıdır. "Harem" bölgesinin dahilinde bulunan kimse de, umre için ihrama girmek istediğinde "harem"in dışına çıkıp ihram yapar.[137]

 

42. Hacer-i (Esved'i) Öpmek Hakkında

 

1871. “Bize Musedded haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Eyyub'dan, (O) Nafi'den, (O da) îbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” Hz. Ömer (Hacer-i Esved'i öptüğünde) şöyle demişti:

"Muhakkak ki ben seni öpüyorum. Ve yine muhakkak ki ben senin bir taş olduğunu da biliyorum. Fakat ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seni öperken görmüştüm."[138]

1872. “Bize Ebu Asım, Ca'fer b. Abdillah b. Osman'dan, O'nun şöyle dediğini haber verdi:”

“Ben Muhammed b. Abbâd b. Ca'fer'i, Hacer-i Esved'i istilâm eder (selâmlar), sonra öpüp başını üzerine koyarken gördüm de, O'na;

"Nedir bu (yaptığın?)" dedim. O da şöyle karşılık verdi:

"Dayın Abdullah b. Abbas'ı, bunu yaparken görmüştüm." O sonra şöyle demişti:

"Ömer'in bunu yaptığını gör­müştüm. O sonra şöyle demişti:

“Şüphesiz ben biliyorum ki, sen bir taşsın. Fakat ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu ya­parken görmüştüm!"[139]

 

43. Kabe'nin İçinde Namaz Kılmak

 

1873. “Bize Haccâc b. Minhâl rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Eyyub'dan, (O) Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Mekke'nin fethinde) Mekke'ye, terkisinde Usâme b. Zeyd olduğu halde girmiş ve devesini Kabe'nin dibine çö­kertmişti... Sonra ibn Ömer sözüne şöyle devam etti: İnsanlar da (O'na doğru) yönelmişlerdi. Derken Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Bilal ve Usâme (Kabe'nin içine) girmişler (ve Kabe'nin ka­pısı kapatılmıştı. Onlar içerde bir müddet kalmışlar, sonra kapı açıl­mış, ben de hemen içeriye girmiştim). O zaman kapının arkasından Bilal'e;

"Rasulullah nerede namaz kıldı?" demiştim de O;

"İki direğin arasında!" cevabını vermişti.[140]

1874. “Bize Ahmed b. Abdillah b. Yunus haber verip (dedi ki), bize Leys, İbn Şihâb'dan, (O) Salim'den, (O da) Ab­dullah'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Usâme b. Zeyd, Bilal ve Osman b. Talha el-Hacebi Kabe'nin içine girmişlerdi..." (Ravi) daha sonra onun, (yani bir önceki hadisin) benzerini zikretti.[141]

 

44. Hicr, Kabe'dendir

 

1875. “Bana Ferve b. Ebi'l-Mağra' rivayet edip (dedi ki), bize Ali b. Mushir, Hişam b. Urve'den, (O) babasından, (O da) Hz. Aişeden (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurmuştu:

"Senin kavminin za­manı küfür (dönemine) yakın olmasaydı, Kabe'yi yıkar, sonra onu İb­rahim'in temeli üzerine bina ederdim. Çünkü Kureyş (onu, yıkıldığında yeniden) bina ettiklerinde (maddi imkânsızlıkları se­bebiyle) tamamen asli temelleri üzerine bina etmekten) aciz kal­mışlardı. Ayrıca ben ona, (ön kapısının karşısında) bir arka kapı ya­pardım.”[142]

1876. “Bize Muhammed b. İsa haber verip (dedi ki), bize Ebul-Ahvas, el-Eşas b. Suleym'den, (O) el-Esved'den, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)

"Bu duvar (yani Hicr-i İsmail'in duvarı) Kabe'den midir?" diye sordum.

"Evet" buyurdu.

"Öyleyse", dedim, "onlar ne diye onu Kabe'ye katmamışlar?" Şöyle buyurdu:

"Doğrusu (bunu yapmaktan, helâl) para ve malzeme (eksikliği) alı­koymuştu!"

"Peki, kapısı neden yüksek?" dedim. Buyurdu ki,

"Ka­bilen bunu, dilediklerini içeri sokmaları, dilediklerine engel olmaları için yapmışlardı. Kabilenin zamanı, cahiliye dönemine yakın ol­masaydı, bu sebeple de ben, kalplerinin (bunu) yadırgayacağından endişe etmeseydim, ciddi olarak Hicr-i (İsmail'e) yönelir ve onu Kabe'ye katar, (Kabe'nin) kapısını da yer seviyesine indirirdim."[143]

 

Açıklama

 

Kabe, Hz. İbrahim (Aleyhisselam) tarafından yapıldıktan sonra, tarih içinde bir kaç defa yıkılıp yapılmış, bazı

tamirler görmüştür. Kabe'nin ilk yapılışından sonraki beşinci yıkılıp yapılışı, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bi'setinden beş sene öncesine, (hic­retten 18 yıl önceye) rastlar. Bu tarihte Kureyş'liler, sel suları ile yı­kılmış olan Kabe'yi sadece meşru yollarla kazanılmış şeylerle bina etmeyi kararlaştırmış ve bu karara uygun olarak, Kâbe'nin üç ta­rafını, asli temelleri üzerine yükseltmişler, ancak Kabe'nin kuzey tarafını, helâl malzeme yetmediğinden, asli temelin biraz içerisinden yapmak zorunda kalmışlardı. Kabe'nin bu tarafında yarım daire şek­linde bir duvarla çevrilmiş bir boşluk vardır. "Hıcr-i İsmail" denilen bu yerin 3 m. ( 6 zira) kadar kısmının Kabe'nin asli temellerinin için­de kaldığında ihtilâf yoksa da, geri kalan kısmının asli temeller için­de olup olmadığında ihtilâf edilmiştir. Hıcr'in bu kısmı Kabe'nin asli temelleri içinde kaldığından, Kabe tavaf edilirken Hıcr'in dışından dolaşılır. Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hıcr'i Kabe'ye katma, Kabe'nin kapısını yer seviyesine indirme ve Kabe'ye arkadan ikinci bir kapı yapma şeklindeki arzusunu Abdullah İbnu'z Zübeyr (Radıyallahu Anh) H. 64-65 tarihinde gerçekleştirmişti. Ancak Ab­dullah'ın (Radıyallahu Anh) şehid edilmesinden sonra Haccâc, Ab-dülmelik b. Mervan'ın emriyle Kabe'yi Hz. Peygamber (Sallallahu Aley­hi ue Sellem) zamanındaki şekline çevirtmiştir. Abdullah İbnu'z-Zübeyr (Radıyallahu Anh), Kabe'yi eski halinden biraz daha yükseltmişti. Ancak Haccac bu ilave yüksekliği değiştirmemiştir.[144]

Yukarıdaki Hadisten, fertlerde zihniyet gelişiminin zamanla ger­çekleştiği; yöneticilerin, yapacakları işlerde kamuoyunu, en azından belli ölçüler dahilinde, nazar-ı dikkate almaları gerektiği de an­laşılmaktadır.[145]

 

45. Muhassab'da Konaklamak Hakkında

 

1877. Bize Muhammed b. Ahmed haber verip (dedi ki), bize Süfyân b. Uyeyne, Amr'dan, (O da) Ata’dan (naklen) rivayet etti (ki, O şöyle dedi):” İbn Abbâs'ı, şöyle derken işittim:

"Muhassab'da konaklamak, birşey değildir. O sadece, Rasûlullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (geride kalanların kavuşması ve topluca git­meleri için) inmiş olduğu bir yerdir."[146]

Ebû Muhammed (ed-Dârimi) dedi ki:

"Tahsib (Muhassab), Mekke'de bir yerdir. O Bathâ'da da bir yerdir."[147]

 

Açıklama

 

Muhassab, Mekke-i Mükerreme ile Mina arasında bir dere yo­ludur ki, bir ucu Bathâ'ya çıkar. Günümüzde Mekke binalarıMuhassab'a varmış bulunmaktadır. Hacıların, hac ibadetlerini bi­tirdiklerinde, Mina'dan Mekke'ye dönüşleri esnasında Muhassab'da bir müddet konaklamaları Hanefilere göre Sünnet, diğer âlimlere göre ise müstehabdır. Kureyş ve Beni Kinane müşrikleri, bi'setin 7. yılında Haşimoğulları ve Muttaliboğullan ile Rasûlullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerine teslim edinceye kadar evlenmeme, alış­veriş yapmama hususunda burada, Muhassab'da antlaşma yap­mışlardı. Hacılar burada konaklamakla, Hz. Peygamberle (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) diğer müslümanların İslâm uğrunda yaşadıkları bu çi­leli dönemin acı hatırasını yâdeder, kâfirlerin hile ve düzenlerini baş­larına geçirip müslümanları bu durumdan kurtaran yüce Allah'a (Celle Celaluhu) hamd-ü senada bulunurlar.[148]

 

46. Mina'da, Arafat'a Gidilinceye Kadar Kaç Vakit Namaz Kılınır?

 

1878. “Bize el-Esved b. Amir haber verip (dedi ki), bize Ebû Kudeyne -ki O, Yahya İbnu'l-Muhelleb'dir-, el-A'meş'ten, (O) el-Hakem'den, (O) Miksem'den, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: "Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mina'da beş (vakit) namaz kıldı."[149]

1879. “Bize Muhammed b. Ahmed ile Ahmed b. Muhammed b. Hanbel, İshak b. Yûsuf tan rivayet ettiler (ki, O şöyle demiş): Bize Süfyân es-Sevri, Abdulaziz b. Rufey'den, O'nun şöyle dediğini rivayet etti:”

Enes b. Mâlik'e;

"Bana, Rasûlullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aklında kalan birşey anlat! O, terviye günü (yani arefeden önceki gün) öğle namazını nerede kılmıştı?" diye sor­dum.

"Mina'da!" cevabını verdi. (Abdulaziz, sözüne devamla) dedi ki,

"Peki, nefr günü[150] ikindi namazım nerede kılmıştı?" dedim. O da;

"Abtah'da!" dedi, sonra sözüne şöyle devam etti: "Sen, emirlerinin yaptığı şeyi yap!"[151]

1880. “Bize Abdullah b. Salih haber verip (dedi ki), bana el-Leys rivayet edip dedi ki; bana Hâlid, Said b. Ebi Hilâl'den, (O) Katâde'den, (O da) Enes'ten (naklen) rivayet etti ki,”

O kendisine anlatmış ki, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda Haccı'nda, bayramın 3., Zilhicce ayının 13. günü) Mina'da öğle, ikin­di, akşam ve yatsı namazlarını kılmış ve iyice uyumuş, sonra bi­neğine binip Kabe'ye (gitmiş) ve (veda) tavafını yapmıştı.[152]

 

47. Mina'da Namazların Kısaltılması

 

1881. “Bize Muhammed İbnu's-Salt, Mansûr b. Ebi'I Esved'den, (O) Süleyman'dan, (O) İbrahim'den, (O da) Abdurrahman b. Yezid'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

Abdullah, Hz, Osman'la Mina'da namazları dört rekât olarak kıl­dığı halde, şöyle demiştir:

"Andolsun ki, ben bu yerde (dört rekattı) namazları Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile iki rekat iki rekat olarak, Ebû Bekir ile iki rekat iki rekat olarak, Ömer ile iki rekat iki rekat olarak kıl­mıştım. Sonra (namazları eda) yollarınız ayrıldı. Keşke (burada kıl­dığım) dört rekattan, kabul edilen iki rekat nasibim olsa!"[153]

1882. “Bize Muhammed b. Yûsuf, el-Evzâi'den, (O) ez-Zühri'den, (O) S âli m'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,”

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda Haccı'nda) Mina'da (dört rekatlı) namazları iki rekat olarak kılmıştı. (Mina'da dört rekatlı namazları, Halifelikleri esnasında) Hz. Ebû Bekir de, Hz. Ömer de iki rekât olarak (kılmışlardı). Hz. Osman da Halifeliğinin başında iki rekât olarak kılmıştı. Ancak O, daha sonra onları tamamlamış, (yani dört rekât olarak kılmış) idi.[154]

 

Açıklama

 

Bu Hadis, zahiri manasıyla, hacıların Mina'da, şeytan taşladıkları günlerde dört rekath namazları kısaltarak kılmaları gerektiğini gös­termektedir. İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiştir. O'na göre mina'da namazların kı­saltılmasının sebebi hac ibadetidir, yolculuk değildir. Âlimlerin cum­huru ise, Mina'da ve diğer yerlerde dört rekatlı namazları kısaltma konusunda hacıların da, namazların kısaltılmasını gerektirecek bir yolculuk yapıp yapmamalarına göre hareket etmeleri gerektiğini söy­lemişlerdir. Onlara göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Veda Haccı'nda dört rekatlı namazları, Mekke ve civarında on gün­den fazla kalmadığı için kısaltmıştı.[155]

 

48. Minadan Arafat'a Gidilirken Nasıl Hareket Edilir?

 

1883. “Bize Ubeydullah b. Musa, Süfyân'dan, (O) Yahya b. Saîd'den, (O) Abdullah b. Ebî Seleme el-Mâcişûn'dan, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

"Biz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber Mina'dan (yola) çık­mıştık da, kimimiz tekbir, kimimiz telbiye getiriyordu."[156]

1884. “Bize Ebû Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Malik ri­vayet edip (dedi ki), bana Muhammed b. Ebi Bekr es-Sakafi ri­vayet edip dedi ki;” Enes b. Mâlik'e,

"Sabahleyin Mina'dan Arafat'a giderken, telbiyeyi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile nasıl yapıyordunuz?" diye sormuştum. O da şöyle cevap vermişti:

"Telbiye ge­tiren telbiye getiriyordu, O (bunu) yadırgamıyordu. Tekbir getiren tekbir getiriyordu, O (bunu da) yadırgamıyordu."[157]

 

49. Arafat'ta Durmak: "Vakfe"

 

1885. “Bize Muhammed b. Yûsuf rivayet edip (dedi ki), bize İbn Uyeyne rivayet edip (dedi ki), bana Amr b. Dinar, Mu­hammed b. Cübeyr b. Mut'im'den rivayet etti ki,” O şöyle demiş: Cübeyr şöyle dedi:

“Bir devemi kaybetmiştim de onu aramaya çık­mıştım. Derken Rasûlullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), halkla beraber Arafat'ta dururken (vakfe yaparken) görmüş ve bunun üzerine şöyle demiştim:”

"Vallahi hiç şüphesiz bu, dinlerine sıkı sıkıya bağlı olan Kureyş'tendir. Peki, burada işi ne?"[158]

 

Açıklama

 

Arafat, Mekke-i Mükerreme'nin güneydoğusunda, Mekke'ye 24 km. kadar uzaklıkta bir vadidir. Hacda burada bir müddet durmak, hazır bulunmak farzdır, bu yapılmadan hac olmaz; yani bu, haccın bir rüknüdür. "Vukuf veya "vakfe" denilen bu "durma veya hazır bu-lunma"mn zamanı; Hanefi, Şafii ve Malikilere göre Zilhicce ayının 9. günü, yani arefe günü güneşin tam tepeden batıya dönmesinden (ze­valinden), ertesi günün fecr-i sadık'ının doğmasına kadar olan za­mandır. Hanbelilere göre ise, arefe günü fecrin doğuşundan ertesi gün fecrin doğuşuna kadar olan zamandır. Bu zamanlar arasında arafat'ta bir müddet "vukuf kâfidir. Vukuf, Arafat'ın güneyindeki Ürene Vadisi ile Nemire Mescidi dışında, Arafat'ın her tarafında ya­pılabilirse de, Sünnet olanı, bu vadinin kuzey tarafında bulunan Rahmet tepesinin yakınında, oradaki kayalıkların yanında yap­maktır.

Arafat vadisi, "Harem Bölgesi"nin dışında kalan bir yerdir. Cahiliye döneminde Kureyşlilerle, onların yolunda giden diğer bazı ka­bileler, yanlış dini kanaatlerine bağlılıklarının bir tezahürü olarak, "Biz Harem ehliyiz. Bundan dolayı biz Harem dışına çıkmayız!" di­yerek Müzdelife'de vakfe yapar, Arafat'a çıkmazlarmış. Bunun için yukarıdaki haberde Cübeyr (Radıyallaku Anh), İslamiyet'ten önce Hz. Peygamberi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Arafat'ta vakfe yaparken gö­rünce şaşırmıştı. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bi'setinden önce, Allah'ın (Celle Celaluhu) tevfikiyle, arefe günü Arafat'a gider ve sair halkla orada vakfe yapar, sonra Müzdelife'de Kureyşlilerle sa­bahlayıp orada vakfe yapardı.   İslamiyet, Kureyşlilerle onların yolundan gidenlerin bu yanlış kanaatlerini kaldırmış ve hac yapan her­kes için Arafat'ta vakfe yapmayı farz kılmıştır. Bu vakfenin bir hik­meti, dünyanın dörtbir tarafından gelen müslümanların, kefeni an­dıran beyaz ihramları içinde bir araya gelerek adetâ mahşer gününün bir numunesini yaşamaları; dilleri, renkleri ve yurtlan de­ğişik müslümanların birbirleriyle görüşmeleri, tanışmaları ve bu es­nada, konuşmacılarının yapacakları konuşmalarla meselelerini müzakere etmeleridir.[159]

 

50. Arafat'ın Hepsi Vakfe Yeridir

 

1886. “Bize Ubeydullah b. Musa, Usame b. Zeyd'den, (O) Atâ'dan, (O da) Cabir'den (naklen) rivayet etti ki,” Rasullallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Mina'da şeytana taş) atmış, sonra (halkın meselelerini dinlemek üzere) oturmuştu. Derken O'na bir adam gelip;

"Ya Rasulluİlah, doğrusu ben (kurban) kesmeden önce tıraş oldum, (ne buyurursunuz?)" demiş, (Hz. Peygamber de);

"Hiçbir mahzuru yoktur!" buyurmuştu. Sonra O'na başkası gelip;

"Ya Rasullullah, (şeytana taş) atmadan önce tavaf yaptım, (ne buyurursunuz?)" demiş, (Hz. Peygamber yine); "Hiçbir mahzuru yoktur" buyurmuştu. Böylece (o gün Hz. Peygamber'e) hiçbir şey sorulmamıştı ki, O,

"Hiç­bir mahzuru yoktur!" buyurmuş olmasın. Sonra Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:

"Arafat'ın hepsi vakfe ye­ridir. Müzdelife'nin hepsi vakfe yeridir. Mina'nın hepsi (kurban) kesme yeridir! Mekke'nin dağ aralarının hepsi yol ve kurban kesme yeridir."[160]

 

Açıklama

 

Hacda bayramın birinci (nahr) günü dört şey yapılır: Akabe Cem­resini atmak, sonra (temettü1 ve kıran haccı yapanlar için) kurban kesmek, sonra saçları kısaltmak veya kesmek, sonra ifâda (ziyaret) tavan yapmak. Bunların bu sırayla yapılması Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ve Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ile Hanefi âlimlerden Ebu Yusuf (Rah­metullahi Aleyh) ve Muhammed ibnul-Hasan'a (Rahmetullahi Aleyh) göre Sünnettir ve bunlar arasında takdim-tehir yapmanın da bir mahzuru yoktur. Yukarıdaki Hadisin zahiri manası da bunu göstermektedir. Yalnız Ahmed b. Hanbel'den (Rahmetullahi Aleyh) gelen bir görüşe göre, bu işlerin yapılış sırası yanılma veya bilgisizlikten dolayı değil de, bile bile değiştirilirse, ceza olarak kurban kesilmesi gerekir. Ma-likiler ise tıraş ile tavan, Cemre-i Akabe'yi atmadan sonraya bı­rakmanın vacib olduğunu, bu sebeple bunlardan birini bu Cemre'yi atmadan önceye almanın kurban kesme cezasını gerektirdiğini söy­lemişlerdir. Bununla beraber onlara göre Cemre'yi atmayı kur­bandan önce, kurbanı tıraştan ve kurbanla tıraşı tavaftan önce yap­mak mendubdur. Bu sebeple bunların birini diğerinden sonraya bırakmaktan dolayı birşey gerekmez. Hanefiler ise, sözkonusu işlerin zikredilen sırayla yapılmalarının vacib olduğunu, dolayısıyla onların takdim ve tehirlerinin, kurban kesme cezasını gerektirdiğini söy­lemişlerdir. Bu görüşte olan Hanefi âlimlerin bazısına göre, yu­karıdaki Hadisle benzerlerinde geçen "hiçbir mahzuru yoktur" ifa­desi, "hiçbir günahı yoktur" demektir. Bu da, sözkonusu takdim ve tehirlerden dolayı ceza gerekmeyeceği manasına gelmez. Bazı âlimlere göre yukarıdaki Hadiste sözkonusu edilen takHim-tehirler "bilgisizlik"ten veya yanılmadan dolayı yapıldığı için, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öyle buyurmuştur. İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) de, bu takdim ve tehirleri bilmeyerek veya yanılarak yapan kimseye bir şey gerekmeyeceğini söylemiştir.

Bilgisizlik=cehalet"in bir mazeret olup olmayacağı ise, farklı du­rumlar arzeden bir meseledir. Bu mesele, fikıh usûlü kitaplarının "el-Avânzu'1-Ehliyye" bölümlerinde ele alınmaktadır. Biz bu ko­nunun tafsilatını bu bölümlere havale ederek, burada, büyük âlim Muhammed Enver el-Keşmiri'nin bir tesbitini özetle nakledelim: "Ce­halet, diğer mezheblerin aksine Hanefi fıkhında neredeyse hiç ma­zeret kabul edilmemiştir. Diğerleri bunu mazeret olarak çokça, Bu-hari (Rahmetullahi Aleyh) ise çok çok nazar-ı itibara almışlardır. Hakikatte ise cehalet, ne Hanefilerin daralttığı kadar az, ne de Buhari'nin (Rahmetullahi Aleyh) genişlettiği kadar çok mazeret sayılmalıdır. Ayrıca Hanefi'ler cehaleti, fıkıh usûlü kitaplarının "el-Avârızu'l-Ehliyye" bölümlerinde bir mazeret olarak saydıkları halde, fıkıh kitapları da hemen hemen hiç zikretmemişlerdir. Halbuki, onun mazeret sayılacağı hakkında pek çok Hadis vardır. Bu sebeple mü­nasip olanı, onu fıkıhlarında kullanmaları, meselelerinde de mazeret saymalarıdır. Bilhassa bu, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dönemi ile ilgili meselelerde mazeret olarak değerlendirilmelidir."[161]

 

51. Arafat'tan Akın Akın Dönme Esnasında Nasıl Gidilir?

 

1887. “Bize Haccâc b. Minhâl rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme rivayet edip (dedi ki), bize Hişam b. Urve, babasından, (O da) Usâme b. Zeyd'den (naklen) haber verdi ki,”

O (yani Usâme), Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ter­kisinde imiş de, (Hz. Peygamber) Arafat'tan (Müzdelife'ye) dön­müştü. 0 (bu yolculuğunda bineğini) orta bir hızla sürüyordu. Geniş bir yere gelince ise (bineğini) iyice hızlandırıyordu.[162]

 

52. Müzdelife'de İki Namazı Birleştirmek

 

1888. “Bize Ebu Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Züheyr, İbrahim b. Ukbe'den rivayet etti (ki, O şöyle demiş):” Bana Küreyb haber verdi ki, O, Usâme b. Zeyd'e sorup şöyle demiş:

"Bana, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) terkisine bindiğin öğle sonrasında nasıl hareket ettiğinizi -veya "nasıl yaptığınızı"- söyler misin?" O da şöyle cevap vermiş:

"Şu insanların konaklamak için develerini çökerttikleri vadiye gel­dik ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesini (orada) çökertti, sonra (gidip) işedi -(Ravi Züheyr, rivayetinde, "işedi" yerine) "su döktü" dememiştir-. Ardından abdest suyu istedi ve çok tam ol­mayan, (yani abdest uzuvlarını birer defa yıkayarak) bir abdest aldı. Sonra ben;

"Ya Rasulullah", dedim, "namaz mı (kılacaksın?)"

"Namaz, önünde(ki Müzdelife'de kılınacaktır)" buyurdu. (Usâme) sö­züne şöyle devam etti: Peşinden (Hz. Peygamber) bineğine bindi. Ni­hayet Müzdelife'ye geldik ve akşam (namazı için ezan okutup) kamet getirtti. Sonra O ve halk, bineklerini konak yerlerine çökerttiler. Ancak (hayvanlarının yüklerini) çözmediler. Nihayet yatsı için kamet getirtip (akşam ve yatsı namazlarını birlikte) kıldırdı. Ardından halk, (hayvanlarının yüklerini) çözdüler.

(Küreyb) sözüne şöyle devam etti: (Ayrıca);

"Bana sa­bahladığınızda nasıl hareket ettiğinizi söyleseniz?" dedim, O da şöyle karşılık verdi: (Hz. Peygamber'in) terkisine el-Fadl b. Abbas bindi. Ben ise (Mina'ya) ilk önce varan Kureyşlilerin içinde yaya olarak (yola) koyuldum.”[163]

1889. “Bize Haccâc haber verip (dedi ki), bize Hammâd ri­vayet edip (dedi ki), bize Musa b. Ukbe, Küreyb b. Ebi Müslim den, (O da) Usâme'den (naklen) onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini rivayet etti.”[164]

1890. “Bize Ebul-Velid haber verip (dedi ki), bize Şu'be ri­vayet edip dedi ki, Adiyy b. Sabit bana haber verip dedi ki, Abdullah b. Yezid'i, Ebu Eyyub'dan (naklen anlatırken) işit­tim ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) akşam ile yatsı (na­mazlarım yatsı vaktinde) birleştirmişti.

O, Müzdelife'de (bir­leştirmesini) kastediyor.[165]

1891. “Bize Ubeydullah b. Abdilmecid haber verip (dedi ki), bize İbn Ebi Zi'b, İbn Şihâb'dan, (O) Salim'den, (O da) ba­basından (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife'de, bu (namazların) birinde (ezan okutmayıp) sadece kamet getirterek ve ne aralarında, ne de birisinin peşinde nafile namaz kılmayarak, (birlikte) kıldırmıştı.[166]

 

53. Müzdelife'den Geceleyin Ayrılma (Nefr) Hususunda Kolaylık

 

1892. “Bize Ebu Asım, İbn Cüreyc'den (O) Atâ'dan, (O da) İbn Şevval'den (naklen) haber verdi ki, O (yani İbn Şevval) O'na haber vermiş ki, Hz. Ümmü Habibe kendisine haber vermiş ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O'na, (yani Hz. Ümmü Habibe'ye) Müzdelife'den geceleyin ayrılmasını emretmişti.[167]

1893. “Bize Ubeydullah b. Abdilmecid haber verip (dedi ki), bize Eflah rivayet edip dedi ki, el-Kasım b. Muhammedi, Hz. Aişe'den (naklen) şöyle rivayet ederken işittim:” (Hz. Aişe) demiş ki:

"Şevde bint Zem'a; Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (O'nun Müzdelife'den) ayrılmasından önce kendisinin ayrılması için izin istemişti."

El-Kasım demiştir ki,

O (yani Hz. Şevde) "sebte" bir hanım idi. El-Kasım sözüne şöyle devam etmiştir: "Sebte", "ağır, ki­lolu" demektir.

"(Hz. Peygamber de O'na izin vermiş), O da (ge­celeyin Müzdelife'den) ayrılmıştı. (Hz. Peygamber) bizi ise beraberinde alıkoymuştu. Nihayet biz de (Müzdelife'den), O'nun ayrılmasıyla ayrılmıştık." Hz. Aişe (sözünün devamında) şöyle demiş:

"Şimdi ben de, Sevde'nin izin istemesi gibi, Rasulullah'tan izin is­temiş olsaydım da (Müzdelife'den) halktan önce aynlabilseydim, (bu) bana, kendisiyle sevinilecek (her şeyden) daha sevimli gelirdi."[168]

 

54. Hac Ne İle Tamam Olur?

 

1894. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bize Bukeyr b. Atâ rivayet edip dedi ki, Abdurrahman b. Ya'mer ed-Dili'yi» şöyle derken işit­tim:”

Hz. Peygamber'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hac sorulmuştu da O şöyle buyurmuştu:

"Hac, Arafat'ta (vakfe yapmaktan) ibarettir." -veya O, "Arafe'de (vakfe yapmaktan) ibarettir" buyurmuştu.[169] "Kim Müzdelife (yani kurban bayramı) gecesine sabah namazından önce kavuşursa, (hacca) kavuşmuş demektir." (Hz. Peygamber şöyle) de buyurmuştu:

"Mina'da (Allah'ı zikretme) günleri üç gündür. Artık kim iki günde (yani kurban bayramının 2. ve 3. günde) zikir ve iba­detlerini bitirip Mina'dan (dönmek için) acele ederse,  ona hiçbir günah yoktur. (Kurban bayramının 4. gününün gecesi Mina'da ge­celeyip) geri kalana da hiçbir günah yoktur!"[170]

1895. “Bize Ya'lâ haber verip (dedi ki), bize İsmail, Amir'den, (O da) Urve b. Mudarris'ten (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Bir adam (Müzdelife'deki) vakfe yerinde kalabalığın içinde Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelip şöyle demişti:

"Ya Rasulullah! Tayyi dağından geldim. Binek hayvanımı da yordum, ken­dimi de yordum. Vallahi, hiçbir dağ da kalmadı ki, üzerinde vakfe yapmış olmayayım! Şimdi benim haccım oldu mu?" (Hz. Peygamber de) şöyle buyurmuştu:

"Kim bizimle (Müzdelife'deki) bu (sabah) na­mazında, daha önce -gece veya gündüz- Arafat'a gelmiş olduğu halde hazır bulunursa, o, hac ibadetlerini yerine getirmiş (yani saç ve tır­naklarını kesip temizlenerek ihramdan çıkma zamanına gelmiş), onun hacı da tamam olmuş demektir!"[171]

1896. “Bize Ebu'l-Velid haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Ab­dullah b. Ebi's-Sefer'den, (O) eş-Şabi'den, (O da) Urve b. Mu-darris b. Harise b. Lam'dan (naklen) rivayet etti ki,” O;

"Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geldim..." dedi ve (devamında) onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini zikretti.[172]

 

55. Müzdelife'den Ayrılma Vakti

 

1897. “Bize Ebu Gassan Malik b. İsmail haber verip (dedi ki), bize İsrail, Ebu İshak'tan, (O) Amr b. Meymûn'dan, (O da) Hz. Ömer Ibnu'l-Hattab'dan (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:

Cahiliye dönemi insanları Müzdelife'den, güneşin doğuşundan sonra akın akın dönerler ve

"Aydınlan, Sebir dağı! Ta ki (bi­neklerimizi) seğirttirerek (gidelim!)" derlerdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise onlara muhalefet etmiş ve güneşin doğmasından önce, sabah namazını ortalık ağarınca -veya O; "Ortalık aydınlanınca" demiştir- kılanların sabah namazını (kılma zamanından) sonra (Müzdelife'den) ayrılmıştı.[173]

 

56. Muhassir Vadisinde (Binek Hayvanlarının) Hızlanması

 

1898. “Bize İshak b. İbrahim haber verip (dedi ki), bize İsa b. Yunus, İbn Cüreyc'den haber verdi ki,” O şöyle demiş:

Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi ki, İbn Abbas'ın az adlısı Ebu Ma'bed O'na, İbn Abbas'tan, (O da) el-Fadl'dan (naklen) haber vermiş ki, Hz. Peygamber' (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Arefe akşamı ve Müzdelife sabahı (halk) yola çıktığında (onlara);

"Sükûnetle, yavaş yavaş gidiniz!" buyurmuştu. Bu esnada kendisi de, devesinin (hız­lanmasına) engel oluyordu. Nihayet Muhassir vadisine girdiğinde (devesini) hızlandırmıştı.[174]

1899. “Bize Ahmed b. Abdillah haber verip (dedi ki), bize Leys, Ebu'z-Zübeyr'den (naklen), kendi senediyle onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini rivayet etti.”[175]

Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:

"El-îdâ: hızlandırmak" (fiili) develer için, "el-îcaf: yeldirmek, hızlandırmak" (fiili) atlar için kullanılır).[176]

 

57. (Hac Yapması) Düşman Tarafından Engel Olunan Kimse Hakkında

 

1900. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ebu Usâme, Ubeydillah'tan, (O da) Nafi'den (naklen) rivayet etti ki;”

Abdullah b. Abdullah ile Salim, el-Haccac'ın İbnu'z-Zübeyr'le (sa­vaşmaya) geldiği gecelerde, (İbnu'z-Zübeyr'in) öldürülmesinden önce, (babaları) İbn Ömer'le konuşup şöyle demişlerdi:

"Bu sene hac yap­maman sana zarar vermez. Biz seninle Kabe'nin arasına gi­rilmesinden, (sana engel olmalarından) endişe ediyoruz!" (İbn Ömer) de şöyle cevap vermişti:

"Biz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber umre yapmak üzere çıkmıştık da, Kureyş kâfirleri Kabe'ye (gitmemize) engel olmuşlardı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kurbanını kesmiş, başını tıraş etmiş, sonra da geri dönmüştü. Binaenaleyh, ben sizi şahid tutarım ki, ben (kendime) bir umre vacip kıldım. Artık benimle Kabe'nin arası boş bırakılırsa, tavaf ederim. Benimle onun arasına girilirse, Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ben kendisiyle iken yapmış olduğu gibi yaparım!" (İbn Ömer) sonra da Zu'1-Huleyfe'den umre niyetiyle ihrama girmişti. Ar­dından (bir müddet) yürümüş, sonra şöyle demişti: "(Böyle bir se­beple engel olunma meselesinde) o ikisinin (yani hac ile umrenin) du­rumu aynıdır. Sizi şahid tutarım ki, ben (kendime) umremle beraber bir hac vacip kıldım, (yani hacc-ı kıran yapmaya niyet ettim!)"

Nafi' sözüne şöyle devam etti: (İbn Ömer) o ikisi için bir tavaf ve bir sa'y yapmış, sonra kurban kesme günü gelip de kurban kesinceye kadar "ihram’dan çıkmamıştı. O şöyle derdi:

"Umre ile haccı bir­leştirip de ikisi için birlikte ihrama giren kimse, kurban kesme günü ihramdan, bu ikisinden (yani umre ile hacdan) birlikte çıkıncaya kadar ihramdan çıkmamış olur!"[177]

 

Açıklama

 

Başlanılmış bir hac veya umrenin bitirilmesine, düşmanın engel olması gibi zorlayıcı bir sebeple engel olmaya "ihsar", bu şekilde engel olunan kimseye de "muhsar" denir. Kur'an-ı Kerim'de de yer alan[178] "ihsar" meselesi, nkıh kitaplarında teferruatıyla ele alın­mıştır.

Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yukarıdaki Hadiste sözü edilen, umre yapmasına engel olunması hadisesi, H. 6. yılın Zil­kade ayında vukubulmuştu. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Ashabı, yapılan Hudeybiye antlaşması gereğince o sene geri dön­müş ve umresini, ertesi yılın aynı ayında yapmıştı. Haccac'ın, Ab­dullah ibnu'z-Zübeyr'le (Radıyallahu Anh) savaşması ve Abdullah b. Ömer'in (.Radıyallahu Anh) haccı Hadisesi ise H. 73 yılının Zilhicce ayın­da meydana gelmişti. Haccac bu tarihte bir orduyla gelip Mekke'yi kuşatmış ve Ebu Kubeys dağının üzerine bir mancınık kurarak Kabe'yi taş yağmuruna tutmuştu. Abdullah bin Ömer'in (Radıyallahu Anh), hac ifa edilinceye kadar taş atımını durdurmasını rica etmesi üzerine taş atımını haccın bitimine kadar durduran Haccac, hacdan sonra tekrar taş atımına başlamış, ardından Mekke'ye girip, Kabe'ye sığınmış olan Abdullah ibnu'z-Zübeyr'i (Radıyallahu Anh) öldürmüştü.[179]

 

1901. “Bize Ebu Asım, Haccac es-Savvaf tan, (O) Yayha b. Ebi Kesir'den, (O) Ikrime'den, (O) el-Haccac b. Amr el-Ensari'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) ri­vayet etti ki,” O şöyle buyurdu:

"Kimin (bir yeri) kırılırsa veya aya­ğına birşey isabet edip topal düşerse, (niyet etmiş olduğu haccın) ih­ramından çıkabilir. (Bu durumda) onun, (kaza olarak) başka bir hac yapması gerekir."[180]

Ebu Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:

"Bu (Hadisi) Muaviye b. Sellam ile Ma'mer, Yahya b. Ebi Kesir'den, (O) ikrime'den, (0) Abdullah b. Rafi'den, (O) el-Haccac b. Amr'dan, (O da) Hz. Peygamber'den (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet ettiler."[181]

 

Açıklama

 

Bu Hadisin zahiri, başlanılmış bir hac veya umre, vücudun bir ye­rinin kırılması gibi bir arıza veya hastalık    sebebiyle ta­mamlanmadan, ihramdan çıkılabileceğini göstermektedir. Hanefi'ler, bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmişlerdir. İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ise, Bakara Suresinin 196. ayetine dayanarak, hac ve 

umre tamamlanmadan önce ihramdan sadece düşmanın en­gellemesi sebebiyle çıkılabileceğini söylemiştir.  

İmam Şafii  (Rah­metullahi Aleyh) ile İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ise, hastalık se­bebiyle, başlanılan   hac veya umre tamamlanmadan ihramdan çıkmanın, ihrama girilirken bunun şart koşulmuş olmasına bağlı olduğunu, yani ancak şart koşulmuş ise çıkılabileceği görüşünü beyan etmişlerdir. Bu görüşte olanlara göre yukarıdaki Hadis de, ihrama girerken, hastalandığında ihramdan çıkılacağım şart koşan kimse hakkındadır.[182]

 

58. Akabe Cemre'sinin Hangi Vakitte Atılacağı Hakkında

 

1902. “Bize Ubeydullah b. Musa haber verip (dedi ki), bize İbn Cüreyc, Ebu'z-Zübeyr'den, (O da) Cabir'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cemreyi, kurban kesme günü kuşluk vaktinde, ondan sonraki (gün­ler) güneşin tam tepeden batıya döndüğü (zeval) esnasında at­mıştı.[183]

1903. “Bize Abdullah b. Mesleme haber verip (dedi ki), bize Malik, Abdullah b. Ebi Bekr'den, (O) Ebu’l-Beddah b. Asım'dan,  (O da)  babasından  (naklen)  rivayet etti ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) deve çobanlarının, kurban kesme günü (yani bayramın 1. günü Akabe Cemresi'ni) atmalarına, sonra ertesi gün veya ertesi günden sonraki gün iki günün (cemrelerini bir­den) atmalarına, sonra da ayrılma ("nefr") günü (son cemrelerini) at­malarına izin vermişti.[184]

Ebu Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:

"(Kaviler) arasında (bu Ha­disin senedinde), "Abdullah b. Ebi Bekr, babasından, (O da) Ebu'l-Beddah'tan (naklen)" diyenler vardır.”[185]

 

Açıklama

 

"Cemre'nin konumuzla ilgili olan manaları, "küçük çakıl taşı", "çakıl taşlarının atıldığı yer"dir. Mina ve çevresinde, şeytanın sem­bolik olarak taşlandığı üç cemre vardır: 

1) Büyük Cemre: Akabe Cemresi de denilen bu yer, Mina'nın, Mekke tarafından giriş ye­rindedir;

2) Orta Cemre: Mina'da, Büyük Cemre'nin karşısında ve ondan 117 m. uzaklıktadır;

3) Küçük Cemre: Bu da Mina'da, Orta Cemre'den 156 m. uzaklıkta ve Hayf Mescidi'nin karşısında

bulunmaktadır. Bu cemreler, bir daire duvar içine alınmışlardır. Da­irelerin ortalarında birer kaya parçası vardır. Küçük taşlar, bu kaya parçalarına değil, daire içindeki yere atılır. Bu cemrelere taş atmak, haccın vaciplerindendir. "Yevm-i Nahr: Kurban Kesme Günü" de­nilen bayramın 1. günü sadece Akabe Cemresine 7 taş atılır. Bu taş­lan güneşin doğuşu ile zeval vakti arasında atmak Sünnettir. Bay­ramın 2. ve 3. günleri sırayla küçük, orta ve büyük cemrelere yedişer (toplam 21) taş atılır. Taşlar, bu günlerde zevalden sonra atılır. Bay­ramın 3. günü cemreler atılınca Mekke'ye dönülebilir. Buna "Nefr-i Evvel; Birinci Ayrılma" denir. Bu durumda, bayramın dördüncü gü­nünün cemrelerim atmak vecibesi kalkar. Bayramın 4. gününe kalan kimse, yine zevalden sonra üç cemreye yedişer taş atar ve ondan sonra Mekke'ye döner. Buna da "Nefr-i Sani: İkinci Ayrılma" denir. Burada kurban bayramının 2., 3. ve 4. günlerine "Teşrik Günleri", "Mina Günleri" dendiğini de kaydedelim.

Bu taşlan atmanın hikmeti; dinin emirlerine uymanın yanında, iş­lenmiş olan günahlardan duyulan pişmanlığı, günahlara ve onları yapmaya teşvik eden şeytana karşı hissedilen nefret ve hoş­nutsuzluğu ifade etmektir.[186]

 

59. (Cemreleri) Fiske Taşı Gibi Taşlarla Atmak Hakkında

 

1904. “Bize Osman b. Ömer haber verip (dedi ki), bize Osman b. Murre, Ebu Seleme b. Abdirrahman'dan, (O) Abdurrahman b. Osman et-Teymi'den, (O da) babasından (nak­len) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

“Veda Haccı'nda Rasulullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) bize, cemreleri, fiske taşı gibi (taşlarla) atmamızı emretmişti.”[187]

1905. “Bize Ubeydullah b. Musa, Süfyan'dan, (O) Ebu'z-Zübeyr'den, (O da) Cabir'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara emretmişti de, (cem­releri) fiske taşı gibi (taşlarla) atmışlardı. (Hz. Peygamber) Muhassir vadisinde (devesini) hızlandırmıştı. (Daha önce Müzdelife sabahı yola çıkıldığında ise, halka);

"Sükûnet içinde olunuz, (yavaş yavaş gi­diniz!)" buyurmuştu.[188]

1906. “Bize Amr b. Avn haber verip (dedi ki), bize Halid b. Humeyd el-A'rec, Muhammed b. İbrahim'den, (O da) Abdurahman b. Muaz'dan (naklen) haber verdi ki,” (O şöyle dedi):

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize cemreleri, fiske gibi (taş­larla) atmamızı emrederdi.”[189]

Ebu Muhammed (ed-Darimi'ye);

"Abdurrahman b. Muaz'ın Sahabiliği var mıdır?" diye soruldu, O da;

"Evet" dedi.[190]

 

60. Cemreleri (Taşları), Binek Üzerinden Atmak Hakkında

 

1907. “Bize Ebu Asım, el-Muemmel ve Ebu Nuaym, Eymen b. Nabil'den, (O da) Kudâme b. Abdillah b. Ammar el-Kilabi'den (naklen) haber verdiler ki,” O şöyle demiş:

“Ben Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cemreleri, kırmızıya mail kumral bir deve üze­rinde atarken görmüştüm. Orada ne vurma, ne itme-kakma, ne "çekil, çekil!" (gibi sözler) vardı.”[191]

1908. “Bize Zekeriyya b. Abde haber verip (dedi ki), bize Ubeydullah b. Amr, Abdulkerim'den -ki O, el-Cezeri'dir-, (O) Saîd b. Cübeyr'den, (O) İbn Abbas'tan,  (O da) el-Fadl'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: “(Veda Haccı'nda) Rasulullah'ın terkisindeydim. O, cemreyi atıncaya kadar telbiye ge­tirmeye devam etmişti.”[192]

 

61. (Taşları) Vadinin İçinden Atmak Ve Her Taş (Atmada) Tekbir Getirmek

 

1909. Bize Osman b.  Ömer haber verip  (dedi ki),  bize Yunus, ez-Zühri'den (naklen) haber verdi ki;”

Rasululah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o mescide, yani Mina Mescidi'ne yakın olan Cemre'yi attığı zaman ona her bir taşta tekbir getirerek yedi taş atarmış. Sonra (bu Cemre'nin) önüne gelir ve kıbleye dönmüş bir halde ellerini kaldırarak dururmuş. O, bu duruşu uzatırmış. Ar­dından ikinci Cemre'ye gelip ona da, her bir taş attığında tekbir ge­tirerek yedi taş atar, sonra dönüp gidermiş. Sonra vadi (kenarına) yakın olan sol tarafa iner, (ayakta durup) ellerini kaldırarak dua edermiş. Sonra Akabe'nin yanındaki Cemreye gelip ona da, her bir taş attığında tekbir getirerek yedi taş atarmış. Peşinden, yanında durmayarak dönüp gidermiş.

Ez-Zühri demiştir ki;

"Ben, Salim b. Abdillah'ı, bu Hadisi, ba­basından, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet ederken işittim."

(Ez-Zühri, sözünün devamında) şöyle demiştir:

"İbn Ömer de bunu yaparmış, (yani cemreleri böylece atarmış)."[193]

 

62. Sığır, Kurbanlık Devenin Yerine Geçer

 

1910. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Abdulaziz -ki O, el-Mâcişûn'dur-, Abdurrahman'dan -ki O, İbnu'l-Kasım'dir-, (O) el-Kasım'dan, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) ri­vayet etti ki,” O şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte aklımızdan sadece hac yapmayı geçirerek yola çıkmıştık. Derken Şerif denilen yere geldiğimizde ben hayız olmuştum. Sonra kurban kesme, (yani bayramın 1.) günü olduğunda temizlenmiştim. O zaman Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni göndermiş, ben de ifada tavan yapmıştım. Sonra bir sığır eti getirilmişti. Ben;

"Nedir bu?" demiştim. Onlar da: "Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ha­nımlarının yerine sığır kurban kesti" cevabını vermişlerdi.[194]

 

63. "Kadınların, (Saçlarını) Tıraş Etmeleri Gerekmez" Diyen Kimseler

 

1911. “Bize Ali b. Abdillah el-Medini haber verip (dedi ki), bize Hişam b. Yusuf rivayet edip (dedi ki), bize İbn Cüreyc ri­vayet edip (dedi ki), bana Abdulhamid b. Cübeyr, Safiyye bint Şeybe'den haber verdi (ki, O şöyle demiş):”

“Bana Ümmü Osman bint Ebi Süfyan haber verdi ki, İbn Abbas şöyle demiş: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:”

"Kadınların (saç­larını) tıraş etmeleri gerekmez. Kadınların, (saçlarını) sadece kı­saltmaları gerekir!"[195]

 

64. Tıraş Etmenin Kısaltmaya Üstünlüğü

 

1912. “Bize Muhammed b. Yusuf haber verip (dedi ki), bize Süfyan, Abdullah'tan, (O) Nafi'den, (O) İbn Ömer'den, (O da) Hz. Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (naklen) rivayet etti ki,” O;

"Allah (saçlarını) tıraş edenlere merhamet etsin!" buyurdu.

"Kısaltanlara da!" denildi. (Hz. Peygamber yine);

 "Allah (saçlarını) tıraş edenlere merhamet etsin!" buyurdu. O, dördüncüsü (defada)

"Kısaltanlara da (merhamet etsin!)" buyurdu.[196]

 

65. Hac İbadetlerinde Bir Şeyi Bir Şeyden Öne Alan Kimseler Hakkında

 

1913. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Abdulaziz -ki O, İbn Ebi Seleme el-Mâcişûn'dur-, ez-Zühri'den, (O) İsa b. Talha'dan, (O da) Abdullah b. Amr'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

“(Veda Haccı'nda) Rasulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Akabe) Cemresi'nin yanında, kendisine (bazı şeyler) sorulurken görmüştüm.” Derken bir adam;

"Ya Rasulullah, (cemreyi) atmadan kurban kestim, (ne buyurursunuz?)" demiş, (Hz. Peygamber de);

"(Cemreni) at Hiç­bir mahzuru yoktur!" buyurmuştu. Bir diğeri;

"Ya Rasulullah, kur­ban kesmeden önce tıraş oldum, (ne buyurursunuz?)" demiş, (Hz. Peygamber yine); "Kurbanını kes. Hiçbir mahzuru yoktur!" bu­yurmuştu.

(Abdullah b. Amr, sözünün devamında) şöyle dedi:

“Böylece (o gün Hz, Peygamber'e, sırasından) ne öne alınan, ne de sonraya bırakılan hiçbir şey sorulmamıştı ki, O;

"Yap! Hiçbir muhzuru yoktur!" bu­yurmuş olmasın.”[197]

1914. “Bize Musedded haber verip (dedi ki), bize Yahya ri­vayet edip (dedi ki), bize Malik b. Enes rivayet edip (dedi ki), bize ez-Zühri, İsa b. Talha'dan, (O da) Abdullah b, Amr'dan (naklen) rivayet etti ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Veda Haccı'nda halkın (meselelerini dinlemeye) durmuş. Derken bir adam O'na;

"Ya Rasulullah", demiş, "(kurban) kesmemden önce tıraş oldum, (ne buyurursunuz?)" "(Hz. Peygamber);

"Hiçbir mahzuru yok­tur!" buyurmuş. (Başka bir adam);

"Bilmedim, (cemreyi) atmamdan önce (kurban) kestim, (ne buyurursunuz?/' demiş. (Hz. Peygamber yine); "Hiçbir mahzuru yoktur!” buyurmuş. Böylece (o gün Hz. Peygamber'e, sırasından) önceye veya sonraya alınan hiçbir şey so­rulmamış ki, O;

"Hiçbir mahzuru yoktur!" buyurmuş olmasın.[198]

Abdullah (ed-Dârimî) dedi ki:

"Ben bu (Hadisin zahirinin delalet ettiği) görüşü kabulleniyorum. Kûfeliler ise işi sıkı tutuyorlar."[199]

 

66. Mekke'de Kurban Edilmek Üzere Gönderilen Deve Veya Sığır Telef Olacağı Zaman Sünnete (Uygun Olarak Yapılacak Şey)

 

1915. “Bize Abdulvehhab b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Şuayb b. İshak, Hişam b. Urve'den, (O) babasından, (O da) Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hedy'lerinin çobanı Naciye el-Eslemi'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (kesilme yerlerine ulaşmadan) telef olacak olan hedy'leri ne yapacağımı sormuştum da, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:

"Telef olacak olan (yani telef olacağı anlaşılan) her kurbanlık deveyi kes, sonra (kurbanlık alameti olarak boynuna takılan) pabucu kanının içine at, sonra da onu halkla baş-başa bırak da (etini alıp) yesinler!"[200]

1916. “Bize Muhammed b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Hafs b. Ğıyâs, Hişam b. Urve'den, (O) babasından, (O da) Na­ciye'den (naklen) onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini rivayet etti.”[201]

 

Açıklama

 

"Hedy", Harem-i Şerife, Kabe'ye hediye edilen kurban demektir. Başka bir tarifle "hedy", Harem'de kesilmek üzere götürülen veya kendisi yahut parası oraya gönderilen kurbandır. Hz. Peygamber (Sallallaku Aleyhi ve Sellem), yukarıdaki Hadiste sözkonusu olan hedy'leri, Hz. Ebu Bekr'in (Radıyallahu Anh) "hac emiri" olduğu H. 9. yılın haccında, Medine'den göndermişti.

Yukarıdaki Hadis, hedy'in, kesilme yerine ulaşmadan telef olacağı veya oraya ulaşamayacağı anlaşıldığında onun kesileceğini, boynuna takılan kurbanlık alâmetinin kanına bulaştırılacağım ve etinin, hal­kın alması için kesilen yerde bırakılacağını göstermektedir. Hedy'in boynuna bir nişan, bu arada nişan olarak pabuç takmak müstehabdır. Nişan, sevinçle dolu bir fedakârlığı göstermenin yanında, kurbanhk hayvanın, diğerlerinden kolayca ayrılmasına yardım eder. Ayrıca başkalarının da benzeri fedakârlıklar yapmasına bir teşvik olur. Kurbanhk nişanı olarak pabuç (nalın) takılmasının hikmetine gelince; pabuç insanın kolayca yol almasını sağlayan, adetâ onun bir bineği gibidir. Kurban sahibi, kurbanın boynuna pabuç takmakla, en özel bineğini de Allah yoluna feda ettiğini anlatmak ister. Yolda ke­silen hedy'in kurbanhk alâmetinin kanma batırılması ise, görenlerin onun kurban olduğunu ve meşru bir şekilde kesildiğini anlamaları ve etinden sadece hak sahiplerinin almalarını sağlamak içindir.

Yerine ulaşmadan kesilmek zorunda kalman hedy'in etiyle alâkalı bazı görüşler de şöyledir: Hanefiler, yolda mecburen kesilen nafile hedy'in etinden ne çobanının, ne de zengin kimselerin yi­yemeyeceğini söylemişlerdir. Malikilere göre bu meselede iki durum söz konusudur. Böyle bir kurban, gönderen tarafından sadece fa­kirlerin yemesi için niyet edilerek gönderilmişse, onun etinden ne gönderen, ne çobanı, ne de zengin kimse yiyemez. Böyle bir niyet yoksa onun etinden, gönderen ve çoban dışında herkes yiyebilir. Şafiilere göre ise, böyle bir kurban hakkında, kurbanın sahibi istediği gibi hareket eder.[202]

 

67. "Harem'de Kesilecek Kurbanlarda Koyun Yeterli Olur" Diyen Kimseler

 

1917. “Bize Ya'lâ b. Ubeyd ve Ebu Nuaym haber verip de­diler ki, bize el-A'meş, İbrahim'den, (O) el-Esved'den, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir defasında, Harem'de kurban edilmek üzere koyun göndermişti."[203]

 

68. Kurbanlık Hayvana Bir Belirti Koymanın Nasıl Yapılacağı Hakkında

 

1918. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti ki,” O şöyle demiş: “Ben Ebu Hasan'ı, İbn Abbas'tan (naklen) rivayet ederken işittim ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda Haccı'na giderken) öğle na­mazını Zu'1-Huleyfe'de kılmış, sonra kurbanlık bir deve (getirilmesini) istemiş. (Getirilince) de, hörgücünün sağ tarafından bir çizik çizmiş, sonra (parmağıyla sıkıp) oradan kan çıkarmış (ve böylece onu işaretlemiş). (Hz. Peygamber) onun boynuna iki pabuç da takmış. Ardından binek devesi getirilmiş. Üstüne oturup da (deve) el-Beydan'ın üzerine çıkınca ise, hac niyetiyle telbiye getirmiş.”[204]

 

69. Bedene'ye Binilmesi Hakkında

 

1919. “Bize Ebu'n-Nadr Haşini İbnu'l-Kasım haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip dedi ki, Katâde bana haber verip dedi ki, ben Enes'i, Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) anlatırken işittim ki,”

(Hz. Peygamber) bir "bedene" süren bir adam görmüş (ve adama);

"Ona bin!" buyurmuş. (Adam);

"Şüphesiz o, be­denedir" demiş. (Hz. Peygamber tekrar),

"Ona bin!" buyurmuş. (Adam yine);

"Şüphesiz o, bedenedir" demiş. (Hz. Peygamber tekrar);

"Yazıklar olsun sana, ona bin!" buyurmuş.[205]

 

Açıklama

 

"Bedene", kurban edilmek üzere Mekke'ye götürülen veya gön­derilen deve veya sığır demektir. Bu Hadis, zaruret olsun-olmasın, mutlak olarak bedeneye binmenin caiz olduğunu göstermektedir. Kendisinden meşhur olarak gelen rivayete göre İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh), bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiştir. Hanefiler, bedeneye, zaruret olmaksızın binilemeyeceğini, İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ve Ahmed b. Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) ise, be­deneye, ihtiyaçtan dolayı binmenin caiz olduğunu söylemişlerdir. Çünkü konuyla ilgili rivayetlerin bazısında, bedenesinin arkasından giden adamın yorgunluktan bitkin halde olduğu bildirilmektedir.[206]

 

70. Mekke'de Kurban Edilmek Üzere Gönderilen Develerin Ayakta Oldukları Halde Boğazlanmaları Hakkında

 

1920. “Bize Muhammed b. Yusuf haber verip (dedi ki), bize Süfyan, Yunus b. Ubeyd'den, (O) Ziyad b. Cübeyr'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,”

O, bir adamın, bir bedeneyi, (kurban etmek için) yere çöktürdüğünü görmüş de, bunun üzerine şöyle demiş: "Onu salıver, (kalksın da), Hz. Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sünnetine uyarak, (onu, bir bacağı) bağlı, (geri kalan üçayağının üzerinde) ayakta olduğu halde (boğazla!)"[207]

 

71. (Hac) Mevsiminin Hutbesi Hakkında

 

1921. “Bize İshak b. İbrahim haber verip dedi ki, bana Ebu Kurre -ki O, Musa b. Tarık'tır-, benim kıraatim yoluyla İbn Cüreyc'den haber vermiş ki, O şöyle demiş: Bana Abdullah b. Osman b.  Huseyn, Ebu'z-Zübeyr'den,   (O da) Cabir b.  Abdullah'tan (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), el-Cirâne Umresi'nden döndüğünde Ebu Bekr'i Hac (Emiri olarak) göndermiş, biz de O'nunla beraber gelmiştik. Nihayet el-Arc denilen yere geldiğimizde (bizi) sabah namazına çağırmıştı. Sonra, (namaza başlama) tekbiri almaya yöneldiği zaman, arkasında bir deve böğürtüsü işitmiş, bunun üzerine tekbir almayı bırakıp şöyle demişti:

"Bu, Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesinin, yani el-Ced'a'nın böğürtüsü! Muhakkak ki Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hac yapma hakkındaki kanaati değişti. Belki (gelen) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'dir de, biz O'nunla namaz kılarız." Bir de ne görelim, (devenin) üzerinde Ali var. O zaman Ebu Bekr;

"(Hac) emiri misin, yoksa elçi misin?" diye sormuş, O da şu cevabı vermişti:

"Hayır. (Ben), Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), haccın durak yerlerinde insanlara okumak üzere Berâe (Tevbe) Sûresinin başından 30 küsur ayetle gönderdiği bir elçiyim!" Derken Mekke'ye gelmiştik. Sonra Terviye (gününden) bir önceki gün olunca Ebu Bekr kalkıp halka bir konuşma yapmış ve onlara hac ibadetlerinden bah­setmişti. O, (konuşmasını) bitirince Ali kalkmış ve halka, Berâe (Sûresinin baş tarafından 30 küsur ayeti) bitirinceye kadar oku­muştu. Sonra kurban bayramının birinci günü gelmiş, biz de akın akın (Mekke'ye) dönmüştük. Ebu Bekr (Mekke'ye) döndüğünde (yine) halka bir konuşma yapmış ve onlara "ifâda" (ziyaret tavaflarından), kurban kesmelerinden ve (diğer) hac ibadetlerinden bahsetmişti. O, (konuşmasını) bitirince Ali (yine) kalkmış ve halka, Berâe'nin (söz-konusu ayetlerini) sonuna kadar okumuştu. Daha sonra "Nefr-i Evvel: Birinci Ayrılma" (yani bayramın üçüncü) günü olduğunda Ebu Bekr (yine) kalkıp halka bir konuşma yapmış ve onlara, nasıl ay­rılacaklarını, (cemreleri) nasıl atacaklarını anlatmış, böylece onlara hac ibadetlerini öğretmişti. O, (konuşmasını) bitirince Ali (yine) kalk­mış ve halka, Berâe'nin (söz konusu ayetlerini) bitirinceye kadar oku­muştu.[208]

 

72. Kurban Bayramının Birinci Günündeki Hutbe Hakkında

 

1922. “Bize Ebu Hatim Eşhel b. Hatim haber verip (dedi ki), bize İbn Avn, Muhammed'den, (O) Abdurrahman b. Ebi Bekre'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

O gün (yani kurban bayramının birinci günü) olduğunda Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), erkek deve mi, dişi deve mi ol­duğunu bilemediğim bir devenin üzerine oturdu. Bir insan da (de­venin) hıtâmını=yularını -veya O, "zimâmmını=yularını" demişti-, tut­muştu. Derken (Hz. Peygamber);

"(Bu gün), hangi gün?" buyurdu. (Ebu Bekre) dedi ki,

"O zaman biz, O'nun, bu (güne) isminden başka bir isim vereceğini zannettiğimiz için sustuk." Bunun üzerine; "(Bu gün) yevm-i nahr, (yani kurban bayramının birinci günü) değil mi?" buyurdu. Biz;

"Evet" dedik. Sonra;

"Bu (ay), hangi aydır?" buyurdu. (Ebu Bekre) dedi ki;

"Biz (yine) O'nun, bu (aya) isminden başka bir isim vereceğini zannetiğimizden sustuk." O da;

"(Bu ay) Zilhicce değil mi?" buyurdu. Biz;

"Evet" dedik. (Hz. Peygamber, sonra);

"Bu (şehir), hangi şehirdir?" buyurdu. (Ebu Bekre) dedi ki;

"Biz (yine) O'nun, bu (şehre) isminden başka bir isim vereceğini zannederek sustuk." O da;

"(Bu şehir), Belde-i (Tayyibe-i Mekke) değil mi?" buyurdu. Biz;

"Evet" dedik. (Hz. Peygamber de) sözüne şöyle devam etti:

"İşte, muhakkak ki aranızda kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız; bu ayınızda, bu şeh­rinizde, bu gününüze hürmet edildiği gibi hürmete lâyıktırlar, (haramdırlar). Dikkat edin! Burada hazır bulunan, (duyduklarını, gör­düklerini) hazır bulunmayana ulaştırsın! Çünkü burada kazır bu­lunan kimse, belki, (duyduklarını, gördüklerini) kendisinden daha anlayışlı, daha iyi koruyucu olan kimseye ulaştırır!"[209]

 

Açıklama

 

Bu Hadisin zahiri, hacda bayramın birinci günü hutbe okumanın, haccın menâsikinden biri olarak meşru olduğunu göstermektedir. İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh), bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan etmiştir. Hanefi'lerle Malikiler ise, bugünde okunacak bir hutbe olmadığını, Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yu­karıdaki Hadiste bahsedilen hutbesini tavsiye mahiyetindeki bir ko­nuşma olarak yaptığını söylemişlerdir. Onlara göre hacda, Terviye, Arefe ve bayramın ikinci günlerinde olmak üzere üç hutbe vardır. İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) bu günlere ilaveten, bayramın birinci gününde de bir hutbe olduğunu söylemiştir. Ayrıca O'na göre, hut­belerden biri, bayramın ikinci günü değil, üçüncü günü okunur.[210]

 

73. Kadın Ziyaret (Tavafından) Sonra Hayız Olabilir?

 

1923. “Bize Ya'lâ haber verip (dedi ki), bize el-A'meş, İb­rahim'den, (O) El-Esved'den, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) ri­vayet etti ki,” O şöyle dedi:

(Hac esnasında) Safiyye hayız olmuştu. Sonra nefr-i (sani, yani bayramın 4. günü) gelip (de hâlâ temizlenemeyince), kendilerine ait bir dil ile;

"Hay boğazına acı saplanasıca! Hay kökü kesilesice!" diyerek (hayıflandı). Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);

"Sen bayramın birinci günü (zi­yaret) tavafı yapmamış mıydın?" buyurdu. O;

"Evet, (yapmıştık)" dedi. (Hz. Peygamber de);

"Öyleyse (bineğine) bin!" buyurdu.[211]

1924. “Bize Sehl b. Hammâd, Şu'be'den, (O) el-Hakem'den, (O) İbrahim'den, (O) el-Esved'den, (O da) Hz. Aişe'den (nak­len) onun, (yani bir önceki Hadisin) benzerini rivayet etti.”[212]

 

74. Kabe'yi Hiçbir Çıplak Tavaf Etmeyecek

 

1925. “Bize Muhammed b. Yezid el-Bezzar haber verip (dedi ki), bize Süfyan b. Uyeyne, Ebu Ishak'tan, (O da) Zeyd b. Yusey'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

(Hacca giderken, arkadan bize ulaştığında) Ali'ye;

"Ne ile (hangi emirlerle) gönderildin?" diye sorduk. O da şu cevabı verdi:

"(Şu) dört şeyle gön­derildim: Cennet'e sadece inanmış olan nefis girecektir; Kabe'yi hiç­bir çıplak tavaf etmeyecektir; müslümanlar ve kâfirler hacda, bu yıllarından sonra bir araya gelmeyeceklerdir. Kiminle Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) arasında (süresi belli) bir antlaşma varsa, onun antlaşması (bitiş) müddetine kadar (geçerlidir). Kimin (böyle) bir antlaşması yoksa onun (serbest) dolaşma müddeti) dört aydır. Yani bayramın birinci gününden sonra onlara Zilhicce ayından 20 gün mühlet verin ve onları dört aydan (yani Rebiulahir'in onun­dan)[213] sonra da (bulduğunuz yerde) öldürün!"[214]

 

75. (Hacı) Kâbe’ye Veda Ettiğinde Ellerini Kaldırmaz

 

1926. “Bize Ubeydullah b. Abdilmecid es-Sakafi rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bana Ebu Kaza'a haber verip (dedi ki), Muhacir'i şöyle derken işittim:”

Cabir b. Abdillah'a Kabe'ye (veda edilmesi) esnasında ellerin kaldırılması so­rulmuştu da O şöyle demişti:

"Bunu sadece yahudiler yaparlardı. Biz Rasulullah (Sattatlahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte hac yapmıştık da, bu (el kaldırma işini) yapmamıştık."[215]

 

Açıklama

 

Bu Hadisin diğer rivayetlerinde O'nun; "Kabe'nin görülmesi es­nasında ellerin kaldırılması" ile alâkalı olduğu görülmektedir. Ni­tekim O, kaynak olarak verilen kitaplarda da bu konu ile ilgili bö­lümlerde zikredilmiştir. Her halükârda bu Hadis Kabe'nin görülmesi veya ona veda edilmesi esnasında elleri kaldırmanın meşru ol­madığını,  mekruh olduğunu göstermektedir.  Hanefiler ile İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh), bu Hadisin zahirine uygun görüş beyan et­mişlerdir. Şafiiler ile İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) ise, Kabe gö­rüldüğünde elleri kaldırmanın meşruluğunu gösteren diğer bazı Ha­dislere dayanarak, bunun meşru olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre yukarıdaki Hadis, ravilerinden Muhacir'in "meçhul" biri olması sebebiyle zayıf, dolayısıyla delil olmaya elverişli değildir. Hanefiler de, Şafiilerin dayandıkları Hadislerin zayıf olduğu kanaatindedirler.[216]

 

76. Müslümanın (Canının) Haramlığı Hakkında

 

1927. “Bize Ebu'l-Velid ile Haccac haber verip dediler ki, bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bana Ali b. Müdrik haber verip dedi ki, Ebu Zur'a'yı, Cerir b. Abdillah'tan (naklen) ri­vayet ederken işittim ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Veda Haccı'nda halkın susturulmasını istemiş, sonra şöyle bu­yurmuş: "Benden sora, birbirinin boynunu vuran kâfirler haline dön­meyin (veya " birbirinin boynunu vuran kâfirler gibi olmayın!)"[217]

 

77. Safa İle Merve Arasında Say Etmek Hakkında

 

1928. “Bize Ca'fer b. Avn haber verip dedi ki, bize İsmail b. Ebi Halid rivayet edip dedi ki; ibn Ebi Evfa'yı şöyle derken işittim:”

"Rasulullah (Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem), Safa ile Merve ara­sında, biz kendisini, Mekke müşriklerinden birinin O'na bir taş ulaş­tırmasından (veya "atmasından") koruduğumuz bir halde sa'y et­mişti."[218]

 

78. Kıran (Haccı) Hakkında

 

1929. “Bize Sehl b. Hammâd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, el-Hakem'den, (O) Ali b. Hüseyin'den, (O da) Meryan ibnu'l-Hakem'den (naklen) rivayet etti ki,”

O (yani Mervan), Hz. Ali ile Hz. Osman'a Mekke ile Medine arasında tanık olmuştu. O sı­rada Hz. Osman (halkı) "mut'a" (haccından) menediyordu. Hz. Ali bunu görünce ikisi (yani hac ve umre) için birden niyet edip telbiye getirmiş ve

"Hac ve Umre'ye birlikte niyetle lebbeyk!" demişti. Bunun üzerine (Hz. Osman);

"Beni, bunu menederken görüyorsun. Sen yine onu yapıyorsun?" demiş, (Hz. Ali) de şöyle cevap vermişti: "Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sünnetini, insanlardan bi­rinin sözüyle terk edecek değilim!"[219]

1930. “Bize Yezid b. Harun haber verip (dedi ki), bize Hu­ni ey d, Enes'ten rivayet etti ki, O, Hz. Peygamber’i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);

"Umre ve hac niyetiyle Lebbeyk!" buyururken işitmişti.[220]

1931. “Bize Saîd b. Amir, Habib ibnu'ş-Şehid'den, (O) Bekr b. Abdillah'tan, (O da) Enes'ten (naklen) haber verdi ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o ikisine (yani umre ve hacca) bir­den niyet edip telbiye getirmişti. (Bekr b. Abdülah dedi ki):

“Sonra İbn Ömer'le karşılaştım ve O'na, Enes'in (bu) sözünü haber verdim de O;

"(Hz. Peygamber) sadece hacca niyet edip telbiye getirmişti!" dedi. Bunun üzerine Enes'in yanına dönüp O'na, İbn Ömer'in sözünü haber verdim.” O da şu karşılığı verdi:

"Bizi çocuktan başka bir şey saymıyorlar!"[221]

 

79. Namaz Vaktinin Dışında Tavaf Yapmak

 

1932. “Bize Âmr b. Avn rivayet edip (dedi ki), bize Süfyan b. Uyeyne, Ebu'z-Zübeyr'den, (O) Abdullah b. Babah'tan, (O da) Cübeyr b. Mut’im'den (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygamber(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:

"Abd-i Menafoğulları! Eğer size bu (devlet idaresi) işinden (bir görev) verilirse, gece veya gündüz, istediği saatte tavaf yapan veya namaz kılan hiç kimseyi (bunlardan) men etmeyin!"[222]

 

80. Kabe'ye Gündüz Girmek Hakkında

 

1933. “Bize Mussedded rivayet edip (dedi ki), bize Yahya b. Saîd rivayet edip (dedi ki), bize Ubeydullah rivayet edip (dedi ki), bana Nafî, İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda Haccı'nı yapmak üzere Mekke'ye giderken) Zu Tuva'da gecelemiş, nihayet sabah olmuş, sonra Mekke'ye girmişti. İbn Ömer de bunu (böyle) yapardı.[223]

 

81. (Hacı) Mekke'ye Hangi Yoldan Girer?

 

1934. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ukbe b. Halici, Ubeydullah'tan rivayet etti (ki,” O şöyle demiş):

“Bana Nafi', İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye, üst dağ yolundan girer, (oradan) alt dağ yolundan çıkarmış.”[224]

 

82. (Hac Yapacak Olan) Kimse Ne Zaman Yüksek Sesle Telbiye Getirmeye (Başlar?)

 

1935. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ukbe b. Halid, Ubeydullah'tan, (O) Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayağını (devesinin) üzengisine sokunca ve devesi tam doğ­rulunca Zu'1-Huleyfe Mescidi'nden yüksek sesle telbiye getirmeye (başlamıştı)."[225]

 

83. İhramlı, Gözlerinden Rahatsız Olduğunda Ne Yapar?

 

1936. “Bize Osman b. Muhammed b. Ebi Şeybe ve Muhammed b. Ahmed b. Ebi Halef haber verip dediler ki, bize Sufyan, Eyyub b. Musa'dan, (O) Nubeyh b. Vehb'den, (O) Ebân b. Osman'dan, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,”

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ihramlı hakkında şöyle buyurdu:

"(İhramlı) gözlerinden rahatsız olduğunda onlara sabır otu özsuyu süre(bili)r"[226]

 

84. Kişi Tavaftan Sonra Nerede Namaz Kılar?

 

1937. “Bize Haşim ibnu'l-Kasım haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Amr b. Dinar'dan rivayet etti ki, O şöyle demiş: Ben İbn Ömer'i, şöyle derken işittim:”

"Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda Haccında) gelip Kabeyi tavaf etmiş ve Makam-ı (İb­rahim'in) yanında iki rekât namaz kılmış, sonra da Safa'ya dön­müştü."

Şu'be demiş ki; bana Eyyub da, Amr b. Dinar'dan, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki, O;

"Sünnet olan budur!" de­miştir.[227]

 

85. Veda Tavafı Hakkında

 

1938. “Bize Muhammed b. Yusuf, İbn Uyeyne'den, (O) Sü­leyman el-Ahve'den, (O) Tâvûs'tan, (O da) İbn Abbas'tan (nak­len) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

(Eskiden) halk, (haccın sonunda hemen) etrafa dağılırlardı. Bunun için Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:

"Hiçkimse, son işi Kabe'ye (Veda Tavafı yapmak) olmadıkça sakın ayrılmasın!"[228]

1939. “Bize Müslim b. İbrahim haber verip (dedi ki), bize Vuheyb rivayet edip (dedi ki), bize İbn Tâvâs, babasından, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Hayızlı kadının, ifâda (ziyaret) tavan yaptığında, (veda tavafı yapmadan Mekke'den) ayrılmasına izin ("ruhsat") verildi."

(Tâvûs, aynı senede göre) sözüne şöyle devam etmiştir: Önceki sene İbn Ömer'i;

"(Hayızlı kadın, veda tavan yapmadan) ayrılmaz!" (derken) işitmiştim. Sonra O'nu, şöyle derken işittim:

"O ayrılır. Çünkü Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara izin ("ruhsat" vermiştir![229]

1940. “Bize Abdullah b. Salih, şöyle diyerek haber verdi: Bana el-Leys rivayet edip (dedi ki), bana Ukayl, İbn Şihâb'dan rivayet etti ki, O şöyle demiş: Bana Tâvûs el-Yemâni haber verdi ki,”

O; Abdullah b. Ömer'i, kendisine; kadınların, bayramın bi­rinci günü ifâda (ziyaret) tavafını yaptıkları halde (daha sonra) hayız olduklarında (Mekke'den) ayrılmadan önce Kabe'ye (veda) tavafi yap­malarına engel olunması (meselesi) sorulurken işitmiş de O, (buna cevap olarak) şöyle demiş:

"Muhakkak ki Aişe, (bu konuda) kadınlara tanınan bir kolaylıktan ("ruhsaf'tan) bahsederdi."

Bu (soru-cevap hadisesi), Abdullah b. Ömer'in ölümünden bir yıl önce olmuştu.[230]

 

86. Beldesinde Mukîm Olduğu Halde Hedy'ini (Mekke'ye) Gönderen Kimse Hakkında

 

1941. “Bize Ya'lâ haber verip (dedi ki), bize İsmail -yani İbn Ebi Halid-, Amir'den, (O da) Mesrûk'tan (naklen) rivayet etti ki;” O, Hz. Aişe'ye (şöyle) demiş:

"Mü'minlerin annesi! Doğrusu bazı insanlar hedy'ini bir adamla (Mekke'ye) gönderiyor ve "şu şu yere ulaştığında onun boynuna (kur­banlık alâmeti olarak) bir gerdanlık tak" diyor, (adam) bu yere ulaş­tığında da o, hacılar ihamdan çıkıncaya kadar "ihramlı" olarak ka­lıyor, (buna ne buyurursunuz?)" (Mesrûk) sözüne şöyle devam etmiş: O zaman ben O'nun, perde arkasından el çırpışını[231] duydum. Sonra şöyle dedi:

"Andolsun ki ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için, (hedy'lerine takacağı) gerdanlıklar bükerdim. Sonra o hedylerini Kabe'ye gönderirdi. (Fakat) kendisine, hacılar dönünceye kadar, adama hanımından helâl olan şeylerden hiçbiri haram olmazdı!"[232]

1942. “Bize el-Hakem b. Nafi' haber verip (dedi ki), bize Şuayb, ez-Zühri'den haber verdi ki, O şöyle demiş: Bana Urve ibnu'z-Zübeyr ile Anara bint Abdirrahman haber verdiler ki,” Hz. Aişe şöyle dedi:

"Ben Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hedylerinin (kur­banlık alâmeti olan) gerdanlıklarım bükerdim de, O, hedylerini ger­danlıkları takılmış olarak gönderir, kendisi ise Medine'de kalır ve hedy'leri (Mekke'de) kesilinceye kadar hiçbir şeyden uzak­laşmazdı."[233]

 

87. Mina'da Bina Yapmanın Mekruhluğu

 

1943. “Bize İshak haber verip (dedi ki), bize Veki rivayet edip (dedi ki), bize İsrail, İbrahim b. Muhacir'den, (O) Yusuf b. Mahek'ten, (O) kendisini hayırla yadettiği annesi Museyke'den, (O da) Hz. Aişe'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Ya Rasulullah, senin için Mina'da, seni gölgelendirecek bir bina yapalım mı?" demiştim de, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:

"Hayır. Mina, (oraya) önce varanların deve çö­kertme yeridir!"[234]

 

88. Mekke'ye Ne Hac, Ne de Umre İhramı Olmaksızın Girmek Hakkında

 

1944. “Bize Abdullah b. Halid haber verip (dedi ki), bize Malik b. Enes, îbn Şihâb'dan, (O da) Ene s b. Malik'ten (nak­len) rivayet etti ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye fetih yılı, başında miğfer olduğu halde girmişti. Sonra onu (başından) çıkardığında bir adam yanma gelip;

"Ya Rasulullah! Bakın, şu İbn Hatal! Kabe'nin örtülerine tutunmuş. (Onu ne yapalım?)" demiş, Ra­sulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de;

"Onu öldürün!" buyurmuştu.[235]

Abdullah b. Halid demiştir ki; Malik'ten kıraat yoluyla ise, O'nun şöyle dediği nakledildi: İbn Şihâb dedi ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o gün ihramlı da değilmiş.[236]

1945. “Bize İsmail b. Ebân haber verip (dedi ki), bize Muaviye b. Ammar ed-Duhni, Ebu'z-Zübeyr'den, (O da) Cabir'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'yi fethettiğinde oraya, başında siyah bir sarık var iken, ihramsız olarak girmişti.[237]

İsmail dedi ki, (Muaviye) bu (Hadisi), babasıyla birlikte olan Ebu'z-Zübeyr'den işitmişti.[238]

 

89. Kasaba, Kurbanlardan Hiçbir Şey Verilmez

 

1946. “Bize Musedded rivayet edip (dedi ki), bize Yahya, İbn Cüreyc'den rivayet etti ki,” O şöyle demiş: Bana el-Hasan b. Müslim ile Abdulkerim el-Cezeri haber verdiler ki, Mücahid onlara haber vermiş ki, Abdurrahman b. Ebi Leyla kendisine haber vermiş ki, Hz. Ali O'na haber vermiş ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine, O'nun kurbanlık develerinin ("bedene'lerinin) başında durmasını ve "bedene"lerinden, ka­saplıkları için hiçbir şey vermeyerek onların tamamını; etlerini, de­rilerini, çullarını dağıtmasını emretmişti.[239]

 

90. Sırtlan (Avlamanın) Cezası Hakkında

 

1947. “Bize Ebu Nuaym haber verip (dedi ki), bize Cerir b. Hazım rivayet edip dedi ki, Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'i, Abdurrahman b. Ebi Amir'den, (O da) Cabir'den (naklen an­latırken) işittim ki,” (Cabir) şöyle demiş: Rasulullah'a (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) sırtlan sorulmuştu da O;

"(Sırtlan) bir av hayvanıdır, îhramlı kimse onu avladığında, onun için bir koç (kurban etmesi ge­rekir)"[240] demişti.[241]

1948. “Bize Ebu Asım, İbn Cüreyc'den, (O) Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'den, (O da) Abdurrahman b. Abdillah b. Ebi Ammar'dan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

Cabir b. Abdillah'a; "sırtlan (etini) yiyebilir miyim?" diye sordum.

"Evet" dedi.

"O, av hayvanı mıdır?" dedim.

"Evet" dedi. "Bunu Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mı duydun?" dedim.

"Evet" dedi.[242]

Ebu Muhammed (ed-Darimi'ye);

"Sırtlan hakkında ne dersin, onun (etini) yer misin?" denildi. O da;

"Ben onun (etini) yemeği kerih gö­rüyorum" dedi.[243]

 

Açıklama

 

İhramlıya yasak olan şeylerden biri de avlanmadır. İhramlmın, ih­ramdan çıkıncaya kadar, "harem" dahilinde olsun, "harem" haricinde olsun, avlanması caiz değildir. İhramlı iken avlanan kimsenin bir "ceza" ödemesi gerekir. Alimler bu "ceza"nm takdiri ve yerine ge­tirilmesi hususunda, ilgili Ayet ve Hadisleri değerlendirerek farklı görüşler açıklamışlardır.

Yukarıdaki son Hadis, sırtlan etinin helâl olduğunu gös­termektedir. İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) ile İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) bu Hadise uygun görüş beyan etmişlerdir. Alimlerin cumhuru ise, ilgili diğer Hadislere dayanarak sırtlan etinin haram olduğunu söylemişlerdir.[244]

 

91. Mina Gecelerinde Bir Sebepten Dolayı Mekke'de Geceleyen Kimse Hakkında

 

1949. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ebu Usame, Ubeydullah'tan, (O) Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki;”

el-Abbas b. Abdilmuttalib, (hacılara zem­zem) suyu dağıtma işinden dolayı Mina geceleri Mekke'de gecelemesi için Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) izin istemiş, (Hz. Pey­gamber) de O'na izin vermişti.[245]

1950. “Bize Saîd ibnu'l-Muğîre, İsa b. Yunus'tan, (O da) Ubeydullah b. Ömer'den (naklen) onun, (yani bir önceki Hadisin) ben­zerini rivayet etti.”[246]

 

Açıklama

 

"Mina geceleri", kurban bayramının 2., 3. ve 4. günlerinin, yani "teşrik günleri"nin geceleridir. Bu geceleri Mina'da geçirmek gerekir ki, bu Malikilere, Şafnlere ve Hanbelilere göre vacib, Hanefilere göre Sünnet-i Müekkededir. Ancak bir özürden dolayı bu geceleri Mina dı­şında, Mekke'de geçirmek caiz olur. Malikilere göre bu geceleri Mina'da geçirmemeyi caiz kılan özürler sadece çobanlık ve hacılara zemzem dağıtma işi ("sikaye")dir. Hanefilerle Şafiilere göre ise, bun­larla beraber, malını muhafaza, hastalık gibi diğer sebeplerden do­layı da bu geceleri Mina dışında geçirmek caizdir.[247]

 


 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[20] Buhari, Hac, 4(2/141), Müslim, Hac, 438(2/983); Nesai, Hac, 4(5/85); Tirmizi, Hac, 2(3/176); İbn Mace, Menasik, 3(2/965); Müsned, 2/229, 248, 410; Musannaf, 5/4; Humeydi, 2/440., Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Darimi es-Semerkandi (Abdullah Aydınlı), Sünen-i Darimi Tercüme Ve Şerhi, Madve Yayınları, Madve Ofset, İstanbul, 1996: 4/110-111

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[129] Buhari, Umre, 4(2/200); Müslim, Hac, 221-222(2/917); Ebu Davud, Menasik, 80(2/205); Nesai, Siyam, 6(4/105); ibn Mace, Menasik, 45(2/996); Müsned, 1/308; Müstedrek, 1/484.