Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

VASİYETLER KİTABI - Darimi - Vasiyetler

VASİYETLER KİTABI3

1. Vasiyeti Müstehab Gören Kimse. 3

2. Vasiyetin Fazileti3

3. Vasiyet Etmeyenler4

4. Vasiyette Müstehab Görülen Şehadet Getirmeler Ve Sözler4

5. Az Malda Vasiyetin (Gerekmeyeceği) Görüşünde Olanlar5

6. Malının Üçte Birinden Çoğunu Vasiyet Eden Kimse Hakkında. 6

7. Üçte Biri Vasiyet Etme. 7

8. Üçte Birden Az Vasiyet Etme. 7

9. Vâsi İçin Caiz Olan Şeylerle, Caiz Olmayan Şeyler8

10. Malın Yarısı Bir Adama, Üçte Biri Diğerine Vasiyet Edildiğinde?. 9

11. Vasiyetten Vazgeçme. 10

12. İtham Edilen Vasi Hakkında. 10

13. Hastanın Vasiyeti11

14. Mirasçılara, Mirasın Üçte Birinden Geri Veren Kimse Hakkında. 11

15. Mirasçıların İçinden İki Kişi Şahidlik Ettiğinde?. 12

16. Vasiyette Hazır Mal (Ayn) İle Hazır Olmayan Mal (Deyn) Türünden Olan Şeyler12

17. Vasiyeti Müstehab Gören İle Mekruh Gören Kimseler12

18. Vasiyetlerden İlk Önce Yerine Getirilecekler12

19. Falanın Çocuklarına Malından Bir Pay Vasiyet Eden Kimse Hakkında. 13

20. İnsan, Mirasçılarının Bazılarına Sadaka Verdiğinde(?)14

21. “Kefen, Malın Tamamından Alınır!” Görüşünde Olan Kimse. 14

22. Bir Kimse Bir Kimseyi Gıyabında Vâsi Tayin Ettiğinde(?)15

23. Ölüye Vasiyet15

24. Köleye Vasiyet16

25. Ölümü Esnasında Malını Dağıtmaktan Hoşlanmayan Kimse. 16

26. Adam, Mirasçılarından Bazısının Payının Benzerini Vasiyet Ederse?. 16

27. Kölesinin Ücretini Vasiyet Eden Adam Hakkında. 17

28. Mirasçıya Vasiyet17

29. Zengine Vasiyet18

30. İnsan, "Falana, O Ölmüş Olursa Filana" Şeklinde Vasiyet Ederse?. 18

31. Akrabası Dışındakilere Vasiyet Eden Adam Hakkında. 19

32. Bir Kimse, "İki Kölenin Biri Hürdür" Deyip de Sonra (Hangisinin Olduğunu) Açıklamadan Öldüğünde (Ne Yapılır?)19

33. Bir Kimse, Hastalığında Âzâd Etmeyi Vasiyet Edip de Sonra İyileştiğinde Ne Olur?. 19

34. Bir Kimse, Ölümü Esnasında Başka Hiçbir Malı Olmadığı Halde Kölesini Âzâd Ettiğinde?. 20

35. Müdebber, (Mirasın) Üçte Birinden (Âzâd Olur)20

36. "Sana Okunmadıkça Hiçbir Vasiyete Şahidlik Etme!" Diyen Kimse. 21

37. Ümmü'l-Veledlerine Vasiyet Eden Kimse. 21

38. Çocuğun Vasiyeti21

39. "(Çocuğun Vasiyeti) Caiz Olmaz!" Diyenler23

40. Bir Kimse, Kaçak Bir Kölesinin Âzâd Olmasını Vasiyet Ettiği Zaman (Ne Olur?)23

41. Kadınlara Vasiyet23

42. Zımmilere Vasiyet23

43. Vakıf Hakkında. 24

44. Kendisine Vasiyet Edilen, Vasiyet Edenden Önce Öldüğünde Ne Yapılır?. 24

45. Bir Kimse Allah Yolunda Bir Şey Vasiyet Ettiğinde?. 25


VASİYETLER KİTABI

 

1. Vasiyeti Müstehab Gören Kimse

 

3179. “Bize Muhammed b. Ubeyd rivayet edip (dedi ki), bize Ubeydullah, Nafi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki,”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Vasiyet edecek bir şeyi olduğu halde vasiyeti yanında yazılı olmaksızın iki gece geçirmesi, müslüman bir kişinin hakkı değildir!"[1]

 

Açıklama

 

Vasiyet (vasıyyet); bir kimsenin, yokluğunda bir şeyi yapmasını başka birine ısmarlaması demektir. Şer'i ıstılahta ise, "ölüm son­rasına bağlı hususi tavsiye" manasına gelir. Ortak ıstılahi manası bu şekilde belirtilebilecek olan vasiyet, farklı şekillerde tarif edilmiştir. Mesela Hanefi âlimlerin tarifi; "bir kimsenin sahip olduğu bir malı veya onun menfaatim, ölümünden sonraya bağlı olarak bir şahsın mülkiyetine vermesidir" şeklindedir.

Vasiyet, Kur'an ve Sünnetle meşru kılınmıştır. Hatta müslümanlığın ilk yıllarında ana-baba ile yakınlara vasiyet etmenin farz olduğu, sonraları miras ayetleriyle bu farzlığın kaldırıldığı nak­ledilmektedir. Yine de kişinin kendi mirasçısına vasiyet etmesi, diğer mirasçıların iznine bağlı olmak şartıyla caiz görülmüş; mirasçısı ol­mayan yakınlarına ve diğer yerlere vasiyeti ise müstehab (mendub) sayılmıştır. Ancak, hayattayken malında istediği gibi tasarruf ede­bilen insanın, bu malında ölümünden sonrasına bağlı olarak ya­pacağı tasarruflarına bazı sınırlamalar ve şartlar getirilmiştir. Bun­ların bir kısmı ilerideki bölümlerde görülecektir.

Vasiyetin meşru kılınması ile kişiye, malını ölümünden sonra da kısmen kullanma ve bu yolla, ölümden sonraya bağlı olarak hayır yapma imkânı verilmiştir. Yukarıdaki hadis de vasiyet yapmaya teş­vik etmektedir. Bazı âlimler, bu arada Zahiri Mezhebi âlimleri, bu hadisin, vasiyetin vacib olduğunu gösterdiğini söylemişlerdir. Ancak âlimlerin çoğu bu hadisten vasiyete teşvik manası çıkarmışlardır.[2]

 

3180. “Bize Affân rivayet edip (dedi ki), bize Ebu'l-Eşheb ri­vayet edip (dedi ki), bize el-Hasan rivayet edip şöyle dedi:”

"Mü'min, karnını tıka-basa doldurarak yemez. Onun vasiyeti de hep koltuğunun altındadır!"[3]

 

2. Vasiyetin Fazileti

 

3181. “Bize Abdullah haber verip (dedi ki), bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Davud b. Ebi Hind'den, (O da) el-Kasım b. Ömer'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

Sümâme b. Hazn bana;

"Baban ne yaptı?" diye sordu. Ben;

"Öldü" dedim. O da sözüne şöyle devam etti:

"Peki, va­siyet etti mi? Çünkü önceleri denirdi ki; kişi vasiyet ettiğinde, bu va­siyeti onun, (hayatta iken) gereği gibi vermediği zekâtlarını ta­mamlayıcı olur."[4]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:

“(Süleyman'dan) başkası, (seneddeki el-Kasım b. Ömer yerine) el-Kasım b. Amr demiştir.”[5]

3182. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd rivayet edip (dedi ki), bize Davud b, Ebi Hind, eş-Şa'bi'den rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

"Kim bir vasiyet yapar da zulüm ve haksızlık etmezse, ona, bunu sağlığında tasadduk etmiş gibi sevab verilir."[6]

3183. “Bize Sehl b. Hammâd haber verip  (dedi ki), bize Şu'be, Ebû Yunûs'tan, (O da) Kazala'dan (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Herim b. Hayyan'a

"vasiyet et" denilmiş de O;

"size Nahl Sûresinin son ayetlerine (uymayı) vasiyet ederim" kar­şılığını vermiş. İbn Hayyân, ardından "Rabb'inin yoluna hik­metle... çağır" ayetinden, "(Çünkü Allah)... iyilik edenlerle (beraberdir)"[7] ayetine kadar okumuş.[8]

 

3. Vasiyet Etmeyenler

 

3184. “Bize Muhammed b. Yusuf, Malik b. Miğvel'den, (O da) Talha b. Musarrif el-Yâmî'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

Ben Abdullah b. Ebi Evfa'ya;

"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) vasiyet etmiş miydi?" diye sordum, O

"Hayır" karşılığını verdi. Dedim ki:

"Öyleyse, vasiyet etme insanlara nasıl farz kılındı -veya onlar vasiyet etmekle nasıl emrolundular?-" Bunun üzerine O; "(Hz. Peygamber) Allah'ın Kitab'ını vasiyet etmişti" dedi.

Hüzeyl b. Şurahbil ise şöyle demiş:

"(Eğer Hz. Ali vasiyet edilen kişi olsaydı), Hz. Ebû Bekir, Rasulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vasiyet ettiği kimseye başkan olma külfetine girer miydi? Hz. Ebû Bekir arzu etmiştir ki, (Halife olacak kimse hakkında) Rasulullah'tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelen bir vasiyet bulsaydı da, buna tereddütsüz uysaydı!"[9]

 

Açıklama

 

İbn Ebi Evfa, önce, Talha'nın, Halifenin vasiyet yoluyla belirlenip belirlenmediğini sorduğunu sanmış ve "hayır" cevabı vermiştir. Ni­tekim sahih haberler ve tarihi gerçekler de bunu göstermektedir. Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hususta bir vasiyeti ol­saydı, O'na bağlılıkları bilinen Sahabiler ve bu arada, cesareti, yi­ğitliği ve samimiyeti meşhur olan Hz. Ali (Radıyallahu Anh), bu vasiyeti mutlaka yerine getirir veya en azından, yerine getirmeye teşebbüs ederlerdi. Böyle birşey olmamıştır. İbn Ebi Evfa, Talha'nın ikinci so­rusundan, O'nun Halifelik meselesini sormadığım anlayınca, Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) en büyük vasiyetini zik­retmekle yetinmiştir. Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) en büyük vasiyeti Kur'an-ı Kerim'dir. O şöyle buyurmuştu:

"Size ger­çekten öyle birşey bıraktım ki, eğer ona sarılırsanız asla sa­pıtmazsınız: Allah'ın Kitab'ını!"[10] Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bundan başka vasiyetlerinin olduğunu belirten haberler de vardır. Bunların bir kısmına göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Sünnet'ine sarılmayı, yanında bulunan azıcık altının hayır yoluna harcanmasını, Arab Yarımadasında iki farklı din mensubu bırakılmamasını, Usâme'nin komutasındaki ordunun gönderilmesini, namaza dikkat edilmesini, kölelere iyi muamele yapılmasını, ni­nelerden kaçınılmasını, cemaatten ayrılmamasını ve itaat etmeyi vasiyet etmişti.[11]

 

3185. “Bize Yezid haber verip (dedi ki), bize Hemmâm, Katâde'den haber verdi ki;” O,

"(Birinize ölüm belirtileri gel­diğinde) eğer bir "hayır" bırakıyorsa, vasiyet (farz kılındı)”[12]ayeti hakkında şöyle dedi:

"Bu "hayır", mal demektir. (Vasiyet et­meyi farz kılan malın da) bin ve daha fazla dirhem olduğu söy­lenirdi."[13]

 

4. Vasiyette Müstehab Görülen Şehadet Getirmeler Ve Sözler

 

3186. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize İbn Avn, Muhammed b. Sîrîn'den haber verdi ki;” O şöyle vasiyet etmiş:

"Muhammed b. Ebi Amra'nın oğullarına ve ev halkına yapmış olduğu vasiyetinin zikri -veya "bu, onun yapmış olduğu vasiyetin zik­ridir"-: Siz eğer (gerçekten) inanan kimseler iseniz, Allah'a (karşı gel­mekten) sakının, aranızı düzeltin, Allah'a ve Rasûl'üne itaat edin."[14] O onlara, Hz. İbrahim'in oğullarına tavsiye ettiği, Hz. Yakûb'un da aynısını yaptığı şu şeyleri de vasiyet etmiştir: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizin için bu dini seçti. O halde siz sadece müslümanlar olarak ölün!"...[15] O onlara; ensarın dostları ve din kardeşleri olmayı bı­rakmamalarını, iffetin ve doğruluğun zina ve yalandan daha iyi ve daha kalıcı olduğunu da vasiyet etmiştir. (O, geriye bıraktığı şeyler hakkında da); "bu hastalığımda bu vasiyetimi değiştirmemden önce bana bir musibet gelirse..." (deyip), sonra da isteklerini zikrederek (vasiyet etmiştir.)"[16]

3187. “Bize Ahmed b. Abdillah haber verip (dedi ki), bize Ebû Bekir rivayet edip (dedi ki), bize Hişam b. Hassan, İbn Sîrîn'den, (O da) Enes'ten rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

Önceleri şu şekilde vasiyet ederlerdi:

"Bu falan oğlu falanın yaptığı vasiyettir ki; o, tek olan, hiçbir ortağı bulunmayan Allah'tan başka ilah ol­madığına, Muhammed'in de Onun kulu ve elçisi olduğuna, (Kı­yamet) saatinin, hiç şüphe yok, mutlaka geleceğine ve Allah'ın, ka­birlerde olan kimseleri dirilteceğine şehadet eder.[17] O, kendisinden sonraya bıraktığı yakınlarına, eğer (gerçekten) inanan kimseler ise­ler, Allah'a (karşı gelmekten) sakınmalarını, aralarını dü­zeltmelerini, Allah'a ve Rasûl'üne itaat etmelerini de vasiyet et­miştir. O, onlara Hz. İbrahim'in oğullarına tavsiye ettiği, Hz. Yakûb'un da aynısını yaptığı şu şeyleri de vasiyet etmiştir: "Oğul­larım, şüphesiz Allah sizin için bu dini seçti. O halde siz sadece müs­lümanlar olarak ölün!"[18] O, bu ağrısından kendisine bir musibet ge­lirse, vasiyet etmiştir ki, istekleri şöyle şöyledir...[19]

3188. “Bize el-Hakem İbnul-Mübarek rivayet edip (dedi ki), bize el-Vehd, Hafs b. Gaylân'dan, (O da) Mekhûl’den (naklen) haber verdi ki,” O vasiyet ettiğinde şöyle demişti:

"Biz şuna şahidlik ediyoruz, sen de ona şahidlik et ki; tek olan, hiçbir ortağı bu­lunmayan Allah'tan başka ilah yoktur; Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. O, Allah'a inanır, kötülük ve azgınlık önderini ("tağut'u) inkar eder. O, inşaallah bu şekilde yaşar, ölür ve diriltilir! O, Allah'ın kendisine rızık olarak verdiği, kendisinin de geriye bıraktığı şeyler hakkında ise, "şöyle şöyle iken kendisine bir musibet gelirse bu va­siyetteki şeylerden hiçbir şey değiştirmezse..." şeklinde vasiyet et­miştir.[20]

3189. “Bize el-Hakem rivayet edip (dedi ki), bize el-Velid ri­vayet edip dedi ki, bana İbn Sevban, babasından, (O da) Mekbûl'den (naklen) haber verdi ki;” O,

"Bu (yani bir önceki ha­berde geçen vasiyet), Ebu'd-Derdâ'nm vasiyetidir" dedi.[21]

3190. “Bize Ca'fer b. Avn rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Hayyan, et-Teymi'den, (O da) babasından rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Er-Rebi1 b. Huseym şöyle bir vasiyet yazmıştı:

"Bismillahirrahmanirrahim! Bu, er-Rebi' b. Huseym'in yaptığı vasiyettir. Ben buna Allah'ı şahid tutuyorum. Şahid olarak, iyi kullarına mükâfaat ve sevab verici olan Allah yeter. İşte ben gerçekten Rab olarak Allah'a, din olarak müslümanhğa, Peygamber olarak Muhammed'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) razı oldum. Ben gerçekten ken­dime ve bana itaat edenlere; ibadet edenlerle beraber Allah'a ibadet etmeyi, hamd edenlerle beraber O'nu hamd etmeyi ve müslümanların cemaatinin iyiliğini istemeyi emrederim!"[22]

 

5. Az Malda Vasiyetin (Gerekmeyeceği) Görüşünde Olanlar

 

3191. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Hişam'dan, (O da) babasından (naklen) ri­vayet etti ki;”

Hz. Ali (bir gün) bir hastanın yanına girmiş. Derken oradakiler hastaya vasiyet etmeden söz etmişler de, Hz. Ali şöyle demiş:

"Allah; "...Eğer bir hayır (mal) bırakıyorsa..."[23] bu­yurmuştur. Ben bunun "hayır (mal)" bıraktığı görüşünde değilim."

Hammâd sözüne şöyle devam etti: Sonra öğrendim ki O, yedi yüz dirhemden çok mal bırakmıştı.[24]

3192. “Bize Muhammed b. Künâse rivayet edip (dedi ki), bize Hişam, babasından rivayet etti ki;” O şöyle demiş: Hz. Ali (bir gün) kendi kabilesinden bir adamın yanına hasta ziyareti için girmiş. Der­ken hasta,

"Vasiyet edeyim mi?" diye sormuş. O da şöyle cevap ver­miş:

"Hayır! Sen (fazla) mal bırakmadın. Binaenaleyh, (bu) malını ço­cuğuna bırak!"[25]

 

Açıklama

 

Vasiyet etmenin, ne miktar mal bırakan kimseye meşru kılındığı hususunda farklı içtihadlar vardır. Katâde (Rahmetullahi Aleyh) ve Zühri (Rahmetullahi Aleyh), kişinin bırakacağı mal az olsun çok olsun, vasiyet etmenin meşru olduğu içtihadında bulunmuşlardır. Şafii âlimlere göre de vasiyet, malın azlığı-çokluğu ayırımı yapılmaksızın, mendubdur. Bazı âlimler ise vasiyetin, "çok mal" bırakan kimse hak­kında meşru kılındığını söylemişlerdir. Bu âlimler de "çok mal'ın miktarı hususunda farklı görüşler açıklamışlardır. Bu görüşlerden çıkan sonuca göre, malın azlığı ve çokluğu şahıslara ve duruma göre değişebilir bir husustur. Meselâ geriye kalabalık ev halkı bırakan kimse, vasiyet etmenin kendisine meşru olabilmesi için, böyle ol­mayan kimseden daha çok mal bırakmalıdır.[26]

 

6. Malının Üçte Birinden Çoğunu Vasiyet Eden Kimse Hakkında

 

3193. “Bize Ebû Zeyd rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be, Mansur'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki,” O'na; mi­rasçıları hazır ve (yapılan vasiyeti) kabul eder halde iken (malının üçte birinden çok) vasiyet eden adamın (bu vasiyetinin hükmü) hak­kında soruldu da O;

"Caiz olmaz" karşılığını verdi.[27]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî);

"Yani (adam öldükten) sonra mi­rasçıları vasiyeti kabul etmediklerinde (caiz, geçerli, makbul olmaz)" demiştir.[28]

3194. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip şöyle dedi:”

Ben el-Hakem ile Hammâd'a, murislerinin, yaptığı vasiyete o ha­yatta iken icazet veren, (yani onu kabul edip geçerli sayan), ölünce de icazet vermeyen yakınların durumunu sordum da, onlar;

"(O zaman bu vasiyet) caiz olmaz" karşılığını verdiler.[29]

3195. “Bize Yezid b. Hârûn, Davud b. Ebi Hind'den, (O) Amir'den, (O da) Şureyh'ten (naklen) haber verdi ki;” O, (ma­lının) üçte birinden çoğunu vasiyet eden adam hakkında şöyle dedi:

"Mirasçıları (bu vasiyete) icazet verirlerse biz de icazet veririz. Va­risler,

"İcazet verdik" deseler de, (murislerini) defnetme işini bi­tirdiklerinde (bu vasiyeti geçerli sayıp saymama hususunda) mu­hayyerdirler. "[30]

3196. “Bize Ebû Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize İbn Avn, el-Kasım'dan (naklen) rivayet etti ki;”

Bir adam, (malının) üçte bi­rinden çoğunu vasiyet etmek için mirasçılarından izin istemiş, onlar da ona izin vermişler, sonra (adam) ölünce bundan vazgeçmişler. Bu durum Abdullah'a sorulmuş da O, şöyle cevap vermiş: "Bu zorakilik (yani istemeyerek izin verme) caiz olmaz!"[31]

3197. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hanımâd b. Zeyd, Hişam'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) ri­vayet etti ki;”

O, üçte birden çok vasiyet edip de mirasçılarının (buna) razı olduğu adam hakkında;

"Bu (vasiyet) caizdir" dedi.[32]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki: ("Bu caizdir" sözünün ma­nası),

"Biz onu caiz kılarız, yani hayatta iken (caiz kılarız)" demektir.[33]

 

Açıklama

 

Vasiyet, esas olarak mirasın üçte birini aşamaz. Ancak, mi­rasçıların kabul etmesi veya ölenin hiçbir mirasçısının bulunmaması durumlarında üçte birden fazla da vasiyet edilebileceğine dair içtihadlar vardır. Şöyle ki; âlimlerin cumhuruna göre mirasçıların kabul etmesi halinde üçte birden fazla da vasiyet edilebilir.

Bununla beraber, yine âlimlerin cumhuruna göre, muris ha­yattayken onun üçte birden fazla yaptığı vasiyeti kabul eden mi­rasçılar, o ölünce bundan vazgeçebilirler. Bu durumda vasiyetin sa­dece üçte biri yerine getirilir.

İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ise bu hususta şöyle bir ayırım yap­mıştır: Mirasçılar murisin üçte birden fazla vasiyetini o sıhhatli iken kabul etmişlerse, ölümünden sonra bundan vazgeçebilirler; ama o ölüm hastalığındayken kabul etmişlerse artık ondan vazgeçemezler. Hanefî âlimelere göre üçte birden fazla vasiyet, ölenin hiçbir mi­rasçısı bulunmadığında da caizdir.[34]

 

7. Üçte Biri Vasiyet Etme

 

3198. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî rivayet edip (dedi ki), bize Hemmâm rivayet edip (dedi ki), bize Katâde, Yunus b. Cübeyr'den, (O) Muhammed b. Sa'd'dan, (O da) babasından (nak­len) rivayet etti ki;”

Hz. Peygamber (Saltallahu Aleyhi ve Sellem) (bir-gün) Mekke'de iken O'nun yanına girmişti. O'nun (yani Muhammed'in babası Sa'd b. Ebi Vakkas'ın) da sadece bir kızı var­mış. (Sa'd demiş ki), o zaman ben kendisine; "Gerçek şu ki, benim sa­dece tek bir kızım var. Bu sebeple bütün malımı vasiyet edeyim mi?" demiştim de, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);

"Hayır!" buyurmuştu. Ben;

"Öyleyse yarısını vasiyet edeyim mi?" demiştim. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O'na (yani Sa'd'a yine);

"Hayır!" buyurmuştu. (Sa'd);

"O halde üçte birini vasiyet edeyim mi?" demiş ve sözüne şöyle devam etmişti: Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:

"Üçte bir (yeter). Üçte bir de çok­tur!"[35]

3199. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Muhammemd b. İshak, ez-Zühri'den, (O) Âmir b. Sa'd'dan, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Veda Haccı'ndayken hastalanmıştım. Ni­hayet hastalığım ağırlaşıp da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hasta ziyareti için yanıma girdiğinde şöyle demiştim:

"Ya Rasulullah, ben (öümümün) yaklaştığını zannediyorum. Çok mal sahibiyim. Bana da sadece bir kızım mirasçı olacak. Bunun için bütün malımı sadaka olarak vereyim mi?" O;

"Hayır!" buyurmuştu. Ben;

"Peki ya­rısını?" demiştim. O yine;

"Hayır!" buyurmuştu. Ben;

"O halde üçte bi­rini?" diye sormuştum. O zaman O şöyle buyurmuştu:

"Üçte bir (yeter). Üçte bir de çoktur! Doğrusu senin, mirasçılarını zengin bir halde bırakman, onları, insanlara el açıp dilenen fakirler olarak bı­rakmandan daha iyidir. Ayrıca senin, hanımının ağzına koyacağın şeye varıncaya kadar, hayır yolunda yapacağın her harcamadan do­layı Allah sana mutlaka sevab verecektir!"[36]

 

8. Üçte Birden Az Vasiyet Etme

 

3200. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, İshak b. Suveyd'den, (O da) el-Alâ b. Ziyad'dan (naklen) rivayet etti ki,”

Babası Ziyad b. Matar vasiyet etmiş ve "vasiyetim, (daha faziletli oluşundan,) Basralıların fakihlerinin ittifak ettiği (miktardır!)" demişti. (El-Alâ demiş ki),

“Ben de (bunu onlara) sormuştum da onlar, beşte bir üzerinde ittifak et­mişlerdi.”[37]

3201. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, İshak b. Suveyd'den, (O da) el-Alâ b. Ziyad'dan (naklen) rivayet etti ki;”

Bir adam Hz. Ömer İbnu'l-Hattab'a;

"Doğrusu benim mirasçım "kelâle"dir, (yani babasız ço­cuksuz biridir). Binaenaleyh, (malımın) yarısını vasiyet edeyim mi?" diye sormuş. O;

"Hayır" cevabını vermiş. Adam;

"Peki üçte birini?" demiş. O;

"Hayır" cevabını vermiş. Adam;

"O halde dörtte birini?" demiş. O;

"Hayır" cevabını vermiş. Adam;

"Peki, beşte birini?" demiş. O;

"Hayır" cevabını vermiş. Adam sonunda onda bire ulaşmış da Hz. Ömer;

"Onda biri vasiyet et" karşılığı vermiş.[38]

3202. “Bize Yala rivayet edip (dedi ki), bize İsmail, Âmir'den rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

"Öncekiler beşte biri, altıda biri va­siyet ederlerdi. Üçte bir ise söz dinlemezin varabileceği son yerdir!"[39]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:

"Söz dinlemez" kelimesi ile "gemi azıya almış, binicisini artık dinlemeyen at" kastedilir.[40]

3203. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Humeyd'den, (O da) Bukeyr'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Ben Humeyd b. Abdirrahman'a va­siyette bulunmuştum da, O şöyle demişti:

"Çocuğu olduğu halde (ma­lının) üçte birini vasiyet eden bir adamın vasiyetini kabul edecek de­ğilim!"[41]

3204. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Hişam'dan, (O) Muhammed b. Sîrîn'den, (O da) Şureyh'ten (naklen) haber verdi ki;” O şöyle demiş:

"Üçte biri (vasiyet etme) meşakkattir, son sınırdır; ama caizdir!"[42]

3205. “Bize Ubeydullah, İsrail'den, (O) Mansûr'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş: "Onlara al­tıda biri (vasiyet etmek), üçte biri (vasiyet etmekten) daha sevimli gelirdi."[43]

 

9. Vâsi İçin Caiz Olan Şeylerle, Caiz Olmayan Şeyler

 

3206. “Bize Ebu'l Velid rivayet edip (dedi ki), bize Şerîk, Muğîre'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

"Vâsi, kendisine vasiyet edilen şey hususunda emin­dir."[44]

3207. “Bize Muhammed İbnu'l-Mübarek rivayet edip (dedi ki), bize Yahya b. Hamza, İbn Vehb'den, (O da) Mekhûl'dan (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Vâsinin emri, kendisine satın alma dışında her şeyde geçerlidir. O, bir satış yaptığında ise satış muamelesi bozulmaz."

Bu, Yahya b. Hamza'nın da görüşüdür.[45]

3208. “Bize Muhammed İbnu'l-Mübarek rivayet edip (dedi ki), bize el-Velid, el-Evzaî'den, (O da) Yahya b. Ebi Kesir'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

"Vâsi her şeyde emindir, köle âzâd etme hariç! Çünkü onun, velâ hakkını sürdürmesi ge­rekir."[46]

3209. “Bize Ubeydullah, İsrail'den, (O) Mansur'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki;” O, yetimin malı hakkında (şöyle dedi):

"Mal erkeğe vasiyet edildiğinde vâsi onunla iş yapar, (onu çalıştırabilir)."[47]

3210. “Bize Muhammed İbnu's-Salt rivayet edip (dedi ki), bize Musa b. Muhammed, İsmail'den, (O da)  el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Yetimin vâsisi yetim için şuf’a sebebiyle alım yapabilir. (Kendisi için şufa hakkının doğduğu hadisede) hazır bulunmayan kimse de (hazır veya haberdar olunca), şuf’asına dayanarak (alım yapabilir)."[48]

 

Açıklama

 

Şufa hakkı, satılan bir kâbil-i taksim gayr-i menkûlü (bölüştürülebilir taşınmaz malı) veya o hükümdeki bir malı, ortaklık gibi bir sebeple öncelikle alabilme hakkı demektir. Sünnetle sabit olan bu hakla; ortakların bazı muhtemel zarar ve hoşnutsuzlukları ile istemeyecekleri kimselerle ortak olma durumuna gelmeleri ön­lenmek istenmiştir. Şufa hakkını vâsi de, vâsisi olduğu kimse adına kullanabilir.[49]

 

3211. “Bize Muhammed İbnu'l-Mübarek haber verip (dedi ki), bize Yahya b. Hamza, İbn İkrime’den, (O da) Dımeşk ahalisinden olan bir ihtiyardan (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş;

Ben Ömer b. Abdilaziz'in yanındaydım. Süleyman b. Hubeyb ve Ebu Kılabe de oradaydılar. Derken bir genç gelip;

"Şu şu yerdeki arazımızı vâsi, biz çocuk iken size satmış" dedi. Bunun üzerine (Ömer b. Abdilaziz) Süleyman b. Hubeyb'e dönüp;

“Ne dersin?” diye sordu. (İhtiyar sözüne devamla) demiş ki; (Süleyman) sözü eğip büktü, (doğru dürüst cevap veremedi). Sonra Ebû Rdâbe'ye dönüp;

"Ne der­sin? " diye sordu. O;

"Gence arazisini geri ver" karşılığını verdi. (Ömer);

"O zaman malımız mahvolur" dedi. O da;

"Onu sen mahvettin" dedi.[50]

 

Açıklama

 

Bir kimsenin mallarında veya çocuklarının işlerinde tasarrufta bulunmak üzere tayin edilen şahsa "vâsi" denir. Vâsi, kendisini tayin eden kimsenin vekili hükmündedir ve onun gibi tasarruflarda bulunur. Bununla beraber, vâsinin tasarrufları hakkında; kendisini vâsi tayin eden kimse ile vâsisi olduğu kimsenin ve yapılacak iş­lemin durumuna göre farklı içtihadlar vardır. Yukarıdaki haberlerde bunların bir kısmı görülmüştür. Vâsinin alım-satımla ilgili ta­sarrufları hakkında bazı içtihadlar da şöyledir: Hanefi âlimlere göre hakimin tayin ettiği vâsi, yetimin malını kendisi için asla satın ala­maz, kendi malını da yetim için asla satamaz. Babanın tayin ettiği vâsi ise, çocuğun akar kabilinden olmayan bir malın bazı şartlarda kendisi için alabilir, kendi malını da yine bazı şartlarda çocuk için satabilir. İmam Muhammed (Rahmetullahi Aleyh) ile İmam Ebû Yusuf a (Rahmetullahi Aleyh) göre, bu satıp alma da caiz değildir. Malikilere göre de vâsi, yetimin malını değer kıymetiyle kendisine satm alabilir. İmam Şafii'ye (Rahmetullahi Aleyh) göre ise vâsi, yetimin malını asla satın alamaz. İmam Ahmed'den (Rahmetullahi Aleyh) de böyle bir görüş nakledilmiştir.[51]

 

10. Malın Yarısı Bir Adama, Üçte Biri Diğerine Vasiyet Edildiğinde?

 

3212. “Bize İbrahim b. Musa, Muhammed b. Abdillah'tan, (O) Eş'as'tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) haber verdi ki;”

O, ma­lının yarısını bir adama, malının üçte birini diğerine vasiyet eden kimse hakkında şöyle demiş:

"Onlar bu (vasiyete) üçte birde ka­tılırlar; şu, yan oranında, şu, üçte bir oranında!"[52]

 

Açıklama

 

Terîkenin üçte birinden fazla miktarda yapılan vasiyetin yerine getirilmesi mirasçıların iznine bağlıdır. Mirasçılar buna izin ver­mediğinde, eğer vasiyet edilen kimse tek kişi ise, o sadece üçte bir pay alır. Eğer vasiyet edilenler birden çok sayıda iseler, bu durumda; Ebû Hanife'ye (Rahmetullahi Aleyh) göre üçte bir pay bu kimselere eşit olarak dağıtılır; Malik, Şafii, Muhammed ve Ebû Yusuf a (Rahmetullahi Aleyhim ecmain) göre ise üçte bir pay bu kimselere, kendilerine vasiyet edilen miktar oranında dağıtılır. Yukarıdaki haberden, Hasan Basri'nin (Rahmetullahi Aleyh) de bu içtihadda bulunduğu an­laşılmaktadır. Buna göre yukarıdaki meselede terîkenin üçte biri beşe ayrılır ve kendisine mirasın yarısı vasiyet edilen şahsa üç pay, kendisine üçte bir vasiyet edilen şahsa ise iki pay verilir.[53]

 

11. Vasiyetten Vazgeçme

 

3213. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî rivayet edip (dedi ki), bize Zaide, eş-Şeybani'den, (O da) eş-Şa'bi'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Vasiyet sahibi vasiyetinden, köle âzâdı dışında, di­lediği şeyi değiştirebilir."[54]

3214. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî rivayet edip (dedi ki), bize Hemmâm rivayet edip (dedi ki), bize Katâde, Amr b. Şuayb'dan, (O da) Abdullah b. Ebi Rebia'dan (naklen) rivayet etti ki;” Hz. Ömer İbnu'l-Hattab şöyle demiş:

"İnsan, vasiyetinde di­lediği şeyi yeniden ortaya koyabilirler. Vasiyetin dayanağı, onun so­nucudur!"[55]

3215. “Bize Sehl b. Hammâd rivayet edip  (dedi ki), bize Hemmâm rivayet edip şöyle dedi: Bana Katâde rivayet edip şöyle dedi: Bana Amr b. Dinar rivayet etti ki,”

Babası, hastalığında bazı kölelerini azad etmeyi uygun görmüş. (Amr sözüne devamla) şöyle dedi: Sonra

(babam ölünce) onlar beni Abdulmelik b. Mervan'a dava ettiler de O, sonrakilerin âzâdını geçerli, öncekilerin âzâdını geçersiz kıldı.[56]

3216. “Bize Sehl b. Hammâd rivayet edip (dedi ki), bize Hemmâm, Amr b. Şuayb'dan, (O) Abdullah b. Ebi Rebia'dan, (O da) eş-Şerid b. Suveyd'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi: Hz. Ömer demiş ki:

"İnsan, vasiyetinde dilediği şeyi yeniden or­taya koyabilir. Vasiyetin dayanağı, onun sonudur."[57]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî) şöyle dedi:

“Hemmâm, Amr'dan hadis işitmemiştir. Aralarında Katâde vardır.”[58]

3217. “Bize Saîd İbnu'l-Muğîre rivayet edip (dedi ki), İbnu'l-Mübarek şöyle demiş: Bize Ma'mer, ez-Zühri'den rivayet etti ki;”

O, bir vasiyette bulunan, sonra başka bir vasiyet yapan kimse hakkında şöyle demiş:

"İkisi de onun malında geçerlidir."[59]

3218. “Bize Saîd, İbnul-Mübarek'ten, (O) Ma'mer'den, (O da) Katâde'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle demiş: Hz. Ömer İbnu'l-Hattab demiş ki;

"Vasiyetin dayanağı, onun sonudur."[60]

 

12. İtham Edilen Vasi Hakkında

 

3219. “Bize Muhammed İbnu'l-Mübarek haber verip (dedi ki), bize el-Velid, el-Evzai'den, (O da) Yahya'dan (naklen) ri­vayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Hakim vâsiyi itham ettiğinden onu vasilik görevinden uzaklaştırmaz, fakat onunla beraber başkasını vekil kılar."

Bu, el-Evzai'nin de görüşüdür.[61]

 

Açıklama

 

Vâsi tayin edilebilmek için; müslüman, akıl-bâliğ, güvenilir, be­cerikli olma gibi bazı vasıflar aranır. Bu vasıfları taşıyan biri vâsi tayin edilince, o, kendisini bu işe tayin eden kimsenin yerine geçmiş olur ve artık hakim onu, bu vasıfları taşıdığı sürece bu görevden ala­maz Vâsi bu vasıflardan birini veya birkaçını kaybettiğinde, mesela hainliği veya işleri görmekten acizliği ortaya çıktığında hakim onu, duruma göre, tamamen veya kısmen görevden uzaklaştırır; yahut ya­nına başka birini daha vâsi olarak verir. Şüphesiz bu konunun, fıkıh kitaplarında geniş olarak ele alman ayrıntıları vardır. Bu arada Ha­nefi âlimlerin, vasileri; "vâsiyy-i muhtar" ve "vâsiyy-i mansub"[62] diye ikiye ayırdıklarını, hakimin, vâsiyy-i mensubu, sözkonusu vasıfları taşısa da, bir maslahattan dolayı görevden alabileceğini kaydedelim.[63]

 

13. Hastanın Vasiyeti

 

3220. “Bize Ebu'l-Velid rivayet edip (dedi ki), bize Şerîk, eş-Şeybani'den, (O da) Amir'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Hastanın alım satımı, nikâhı caizdir ve bunlar, (onun ölmesi halinde) malının üçte birinden (geçerli olur)."[64]

3221. “Bize Ebu'l-Velid rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Mutarrif ten, (O da) el-Haris el-Ukli'den (naklen) ri­vayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Hastanın, hastalığında yaptığı alım-satımlar,  hakça bir değerle  onun malının  üçte birinden  (geçerli olur).”[65]

3222. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Yahya'dan -ki O, İbn Saîd'dir-, rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Yakınlarımızdan bir kadın hamile iken (bir şeyler) vermişti de, bunun hükmü el-Kasım'a sorulmuş, O da;

"O, malının bütününden (geçerli olur)" cevabını vermişti. Biz ise şu görüşü be­nimsiyoruz: Hamile kadına doğum sancısı vurunca artık verdiği şey­ler malının üçte birinden (muteber olur).[66]

3223. “Bize Ahmed b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Şihâb, Amr'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;” O, kölesine;

"Ben falanın evine girersem kölem hür olsun" diyen, sonra da hasta iken o eve giren, (ardında da ölen) adam hakkında şöyle dedi: Köle mirasın üçte birinden (itibar edilerek) âzâd olur. Şayet (adam o eve) sağlığında girse, (kölesi) malının üçte birinden (geçerli olarak) âzâd olur.[67]

 

Açıklama

 

Kendisinde ekseriya ölüm korkusu olan bir hastalığa (ölümcül hastalığa) yakalanan kimsenin sözlü tasaarruflarına engel olunup, onlara bazı özel hükümler uygulanır. Bu cümleden olarak, ölümcül hastanın teberruları ve bir mah, mirasçısı olmayan kimseye değer fi­yatından noksana satıp teslim etmesi mirasının üçte birinden geçerli olur. Bu hastanın değer fiyatıyla alım-satımı ise sahihtir.

Ölümcül hastanın kendi mirasçısına satışı ise, diğer mi­rasçılarının iznine bağlı olarak caiz olur. Ölümcül hastalık halinde yapılan vasiyet ve köle âzâdı da malın üçte birinden geçerlidir. Bu halde yapılan nikâh da muteberdir. Bu görüşler Hanefi âlimlere ait­tir.

İmam Malik'e (Rahmetullahi Aleyh) göre ise, ölümcül hastanın yaptığı nikâh, duhûlünden önce de, sonra da bozulabilir. Ona göre ölümcül hasta olan kadının evlenmesi de caiz değildir. Şafii âlimlere göre ise, ölüm korkusu ağır basan bir hastalığa tutulmuş kimsenin bağışları vasiyet hükmündedir. Bu kimse evlenebilir, ölünce eşi kendisine mi­rasçı olur. Hanbeli âlimlere göre de ölümcül hastanın teberruları ve değer fiyatından noksana satışları mirasının üçte birinden caiz olur.

Burada Hanefi âlimlere göre, doğum yapmakta olan kadının da "Ölümcül hasta" hükmünde olduğunu kaydedelim. Ölümcül hastaya bu özel hükümlerin uygulanması, onun, içinde bulunduğu durumun etkisiyle yapabileceği ölçüsüz tasarruflarına kısmen mani olmak ve böylece ilgili tarafları zarardan korumak içindir.[68]

 

14. Mirasçılara, Mirasın Üçte Birinden Geri VerenKimse Hakkında

 

3224. “Bize Mervan b. Muhammed rivayet edip (dedi ki), bize Yahya b. Hamza rivayet edip (dedi ki), bize en-Nu'man İbnu'l-Munzir, Mekhûl'den rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Mi­rasçılar çok muhtaç olduklarında ben onlara mirasın üçte birinden (bir şeyler) geri verilmesinde bir mahzur görmem!

Yahya, sözüne devamla dedi ki: Sonra ben bu sözü el-Evzai'ye zik­rettim de, bu O'nun hoşuna gitti.[69]

 

15. Mirasçıların İçinden İki Kişi Şahidlik Ettiğinde?

 

3225. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hu-.şeym rivayet edip (dedi ki), bize Yunus, el-Hasan'dan rivayet etti ki…[70] (HA: (Huşeym dedi ki), bize Muğîre de İbrahim'den haber verdi ki)”

Onlar (yani el"Hasan ile İbrahim) şöyle dediler:

“Mirasçılardan iki kişi şahidlik ettiğinde (bu şahidlik), hepsinin aley­hine olarak geçerli olur. Bir kişi şahidlik ettiğinde ise (bu), onun pa­yında hissesi oranında (muteber olur)."[71]

3226. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hu­şeym rivayet edip (dedi ki), bize Mutarrif rivayet etti ki; O, eş-Şa'bi'yi şöyle derken işitmiş:”

"Mirasçılardan bir kişi şahidlik et­tiğinde (bu), onun payında hissesi oranında (muteber olur)." O daha sonra; "Hissesinin tamamında (muteber olur)!" demiş.[72]

 

16. Vasiyette Hazır Mal (Ayn) İle Hazır Olmayan Mal (Deyn) Türünden Olan Şeyler

 

3227. “Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Şihâb Abdurabbih b. Nâfî, el-A'meş'ten, (O da) İb­rahim'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

"İnsan (mi­rasının) üçte birini, dörtte birini vasiyet ettiğinde bu, o an hazır olan mal ile hazır olmayan malda (muteber olur). Elli veya altmış (dir­hemden) yüz (dirheme) kadar vasiyet ettiğinde ise, bu, (malının) üçte birine ulaşmadıkça, o an hazır olan malda (muteber olur)."[73]

 

Açıklama

 

Vasiyet edilen şey ("mûsa bih") muayyen bir şey olduğunda, onun vasiyet ânında mevcut olması şarttır. Mûsa bih malın tamamında şayi bulunan, yani malın üçte biri veya bir koyun gibi gayr-i mu­ayyen olan bir şey ise, onun vasiyet ânında değil, vasiyet edenin ölümü ânında mevcut olması şarttır. Meselâ, bir kimse hiç malı ol­madığı halde; "malımın üçte birini Ahmed'e vasiyet ettim" dese, daha sonra da mal kazansa, öldüğünde malının üçte biri Ahmed'in hakkı olur. Bu görüş Hanefî âlimlere aittir. Yukarıdaki haberden İb­rahim'in de bu görüşte olduğu anlaşılmaktadır.[74]

 

17. Vasiyeti Müstehab Gören İle Mekruh Gören Kimseler

 

3228. “Bize Mervan b. Muhammed haber verip (dedi ki), bize Süleyman b. Bilal rivayet edip (dedi ki), bize Ca'fer b. Mu­hammed, Yezid b. Abdillah b. Kuseyt'ten rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Kişi malının üçte birine daha bir hak sahibidir. Onu hangi maldan isterse verebilir!"[75]

3229. “Bize Abdussamed b. Abdulvaris rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be rivayet edip (dedi ki), bize Ebû İshak, Ebû Habibe'den rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

Ben Ebu'd-Derda'ya, Allah yolunda (harcanmak üzere) dirhemler koyan adamın durumunu sor­dum da, Ebu'd-Derda şöyle dedi:

"Ölümüne yakın sadaka veren veya köle âzâd eden kimsenin durumu, doyduktan sonra hediye veren kimse gibidir!"[76]

 

18. Vasiyetlerden İlk Önce Yerine Getirilecekler

 

3230. “Bize el-Muallâ b. Esed rivayet edip (dedi ki), bize Vuheyb, Yunûs'tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;”

O, içlerinde köle âzâdı da olan bazı şeyler vasiyet edip de (vasiyeti) üçte bir miktarı aşan kimse hakkında şöyle dedi:

"(Vasiyetlerin ye­rine getirilmesine) köle âzâdı ile başlanır."[77]

3231. “Bize el-Muallâ b. Esed rivayet edip (dedi ki), bize Vu-heyb, Eyyûb'dan, (O da) Muhammed'den (naklen) rivayet etti ki;”

O, "(Mirasın üçte biri, aralarında) payları oranında (dağıtılır)" dedi.[78]

3232. “Bize el-Huseyn b. Bişr rivayet edip (dedi ki), bize el-Muâfâ, Osman İbnu'l-Esved'den, (O da) Atâ'dan (naklen) ri­vayet etti ki;” O şöyle dedi:

"Kim vasiyette bulunur veya köle âzâd eder de vasiyetinde paylar paydadan (yani üçte birden) fazla olursa, bu fazlalık hem azadlık sahiplerinin, hem vasiyet sahiplerinin pay­larına girer, (onları belli oranlarda azaltır)."[79]

Atâ' sözünün devamında şöyle demiş:

“Doğrusu Medine'nin âlimleri bize üstün geldiler. Onlar önce köle âzâdı ile başlarlar!”[80]

3233. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd rivayet edip şöyle dedi:”

Amr b. Dinar, köle âzâdı ve başka şeyler vasiyet edip de malının üçte bir miktarını aşan kimse hakkında; "(malının üçte biri, vasiyet ettiği kimseler arasında) payları oranında (dağıtılır)" dedi.[81]

3234. “Bize Süleyman b. Harb rivayet etti. (O dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Kesir b. Şinzir'den, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;”

O, üçte birden fazla vasiyet eden ve va­siyetleri arasında köle âzâdı da bulunan adam hakkında şöyle dedi: "(Vasiyetin yerine getirilmesine) köle âzâdı ile başlanır!"[82]

3235. “Bize Ubeydullah, İsrail'den, (O) Mansûr'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki; O şöyle dedi: "(Mirasın bölüştürülmesine) vasiyetten önce köle âzâdı ile başlanır!"[83]

 

Açıklama

 

Mirasın üçte birinden fazla miktarda yapılan vasiyetler ancak mi­rasçıların izniyle yerine getirilebilir. Diğer taraftan, ölümcül has­tanın bazı tasarrufları, bu arada köle âzâdı da mirasın üçte birinde muteber olur. Bu durumda mirasçılar üçte birden fazla vasiyetlerin yerine getirilmesine izin vermezlerse ne olacaktır? O zaman, ken­disine vasiyet edilen kişi (mûsa leh) tek ise, o sadece üçte bir mik­tarında vasiyet alacaktır. Mûsa leh birden çok ise, o zaman da, Ha­nefi âlimlere göre şu usûl uygulanır:

Mirasın üçte biri, kul hakları ve Allah hakları ile ilgili vasiyetlere ait olmak üzere iki kısma ayrılır ve her bir kısımdaki vasiyetler kendi içlerinde ehemmiyet sıralarına göre yerine getirilirler. Sadece Allah haklarıyla ilgili birden çok vasiyet varsa, o durumda da va­siyetler, en kuvvetlilerinden başlayarak üçte bir miktar doluncaya kadar yerine getirilirler. Sadece kul haklan ile ilgili vasiyetlerin bu­lunması durumuna gelince; eğer vasiyet eden kimse vasiyetlerin ye­rine getirilmesinde bir önceliğe riayetten bahsetmemişse, mirasın üçte biri mûsa lehlere payları oranında bölüştürülür. Bundan sadece köle âzâdı ve değer fiyatından noksana yapılan satışlar müstesnadır. Bu tür vasiyet ve durumlar varsa, önce onlar nazar-ı itibara alınır. Köle âzâdı da değer fiyatından noksana yapılan satıştan önce göz önüne alınır.

İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ise, mirasın üçte biri vasiyetlerin yerine getirilmesine yetmediğinde, eğer vasiyetlerin hepsi aynı derecede vacip iseler, her bir mûsa leh'e üçte birlik miktardan vasiyeti oranında pay verileceğini söylemiştir. O'na göre, eğer vasiyetler ara­sında ehemmiyet farkı var ise, onlar en ehemmiyetlisinden baş­lanarak üçte birlik miktar bitinceye kadar yerine getirilirler.[84]

 

19.Falanın Çocuklarına Malından Bir Pay Vasiyet Eden Kimse Hakkında

 

3236. “Bize el-Muallâ b. Esed haber verip dedi ki, bize Vuheyb, Yunûs'tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;”

O, falanın çocuklarına vasiyette bulunan adam hakkında şöyle dedi:

"Bu çocukların zengini, fakiri, erkeği, kadını eşittir."[85]

3237. “Bize Ahmed b' Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Ebu Şihab, Amrdan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki:” O şöyle dedi: 

"Falanın çocuklarına vasiyet edildiğinde bunda ek ve kadın eşittir"[86]

3238. “Bize Ebû Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Zaide b. Musa el-Hemdânî rivayet edip (dedi ki), bana Seyyar b. Ebi Küreb rivayet etti ki;”

Sabit, Şureyh'e gelmiş ve O'na, malından bir pay vasiyet edenin durumunu sormuş, O da şöyle cevap vermiş: "Miras hesap edilir ve payları neye ulaşırsa, kendisine vasiyet edilen kimseye bu payların biri gibi bir pay verilir."[87]

 

20. İnsan, Mirasçılarının Bazılarına Sadaka Verdiğinde(?)

 

3239. “Bize Mervan b. Muhammed haber verip (dedi ki), bize Saîd, Mekhûl'den rivayet etti ki;” O şöyle demiş: İnsan, sağlığında mirasçılarının bazısına malının yarısından fazlasını sadaka olarak verdiğinde bu, (ölümünde) üçte bire indirilir. Yarısını verdiğinde ise bu onun için caiz olur!

Saîd sözüne devamla demiş ki: Dımeşk ahalisinin kadıları bu­nunla hükmederlerdi.[88]

 

21. “Kefen, Malın Tamamından Alınır!” Görüşünde Olan Kimse

 

3240. “Bize Abdullah b. Muhammed b. Ebi Şeybe rivayet edip (dedi ki), bize Hafs, İsmail b. Ebi Halid'den, (O) el-Hakem'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

“Kefen malın tamamından (alınır).”[89]

3241. “Bize İbrahim b. Musa, Muazdan, (O) Eş'as'tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;”

O, ölüp de geriye iki bin dirhem değerinde mal ile onun kadar veya ondan daha çok borç bırakan adam hakkında şöyle dedi:

“(Ölü), borcu verilmeyerek bu maldan ke­fenlenir!”[90]

3242. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, İb­rahim'den işiten kimseden rivayet etti ki;” O şöyle demiş:

“(Terîkeden), önce kefen alınır, sonra borçlar ödenir, sonra da va­siyetler yerine getirilir.”[91]

3243. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Firas'tan, (O da) eş-Şa'bi'den (naklen) rivayet etti ki;”

O, ölen kadın hakkında şöyle dedi:

“O, kendi malından kefenlenir, kocaya hiç­bir şey gerekmez!”[92]

3244. “Bize Saîd İbnu'l-Muğîre, İbnul-Mübarekten, (O) İbn Cüreyc'den, (O da) Atâ'dan (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

“Kefene saçılan güzel koku ile kefen, malın tamamından (alı­nır)!”[93]

3245. “Bize Muhammed b. Uyeyne, Ali b. Mushir'den, (O) İs­mail'den, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;” O şöyle dedi:

Kefen orta maldan (yapılır) ve (ölü), hayatında giymekte olduğu şeylere uygun bir şekilde kefenlenir. Sonra (mirastan) borç, ardından da üçte bir çıkarılır![94]

 

Açıklama

 

Ölünün geriye bıraktığı mallarda, yani "terîke'de sırasıyla hangi işlemlerin yapılacağı hususundaki içtihadlar ana hatlarıyla şöyledir: Hanefi âlimlere göre, terîkede sırasıyla kefenleme ve defin mas­raflarının karşılanması, borçların Ödenmesi, kalan malın üçte bi­rinden vasiyetlerin yerine getirilmesi ve geriye kalan malın mi­rasçılara dağıtılması işlemi yapılır. Maliki ve Şafii âlimlere göre ise, terîkeden önce "ayn borçları", yani terîke arasında bulunan, ancak başkalarının hakkı ile alâkalı olan belirli, müşahhas şeyler hak sa­hiplerine Ödenir. Bu hususta Hanefî âlimler de aynı görüştedirler. Fakat onlar, ölünün bıraktığı şeyler arasında bulunan bu tür şeyleri baştan "terîke'den saymamakta, onların sahiplerine verilmesinden sonra geriye kalan şeylere "terîke" demektedirler. Buna şu örneği ve­rebiliriz: Bir ölünün hayattayken satıp bedelini aldığı halde teslim etmediği bir mal, ölünün kefenlenmesi ve deminde bu mala ihtiyaç duyulsa da, müşteriye öncelikle teslim edilir. Ayn borcunun öden­mesinden sonra terîkede yapılacak işlemlerde Maliki ve Şafii âlimler de Hanefi âlimlerin mezkûr sıralamasına uyulması gerektiği gö­rüşündedirler. Hanbeli âlimlere gelince; onlar, ayn borçlarının da ke­fenlenme ve defin masraflarının karşılanmasından sonra ödeneceği görüşündedirler. Hanefi Mezhebine göre kadının kefenlenme ve defin masrafları, kadın zengin olsa da, kocasına aittir. Bununla beraber, yine Hanefi âlimlerden olan İmam Muhammed'in (Rahmetullahi Aleyh) içtihadı, kadının bu masraflarının kocasına ait olmayacağı şek­lindedir. Çünkü kadın Ölünce kocası ile arasındaki eşlilik durumu ke­silmiş olur.[95]

 

22. Bir Kimse Bir Kimseyi Gıyabında Vâsi Tayin Ettiğinde(?)

 

3246. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Huşeym rivayet edip (dedi ki), bize Mansur, el-Hasan'dan ri­vayet etti ki,” O şöyle dermiş:

"Bir kimse bir kimseyi gıyabında vâsi tayin ettiğinde, (vâsi tayin edilen kimse vâsi tayin edenin) vasiyetini kabul etsin. Eğer (vâsi tayin edilen kimse vasiyet sırasında) hazır olursa, o (vasiyeti kabul edip etmemede) muhayyerdir. Dilerse kabul eder, dilerse (kabul etmez), bırakır!"[96]

3247. “Bize Salih b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan rivayet etti ki,” O şöyle demiş:

Ben el-Hasan ile Muhammed'e, birisini vâsi tayin eden adamın du­rumunu sordum da, onlar şöyle cevap verdiler: "(Vâsi tayin edilen kimse vasiliği) kabul etmekte muhayyer olur!"[97]

3248. “Bize Muhammed b. Saîd rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Bekir, Hişam'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle demiş:

“Bir kimse bir kimseyi gıyabında vâsi tayin et­tiğinde, o kimse bunu kabul edince artık onun için (bunu) geri çevirme hakkı olmaz!"[98]

3249. “Bize el-Vazzah b. Yahya rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Bekir, Hişam'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle demiş:

"Bir kimse bir kimseyi vâsi tayin eder de bu kimseye, gıyabda iken, (vâsi tayin edenin vasiyetlerinden) bir vasiyetin (yerine getirilmesi) teklif edilir, o da kabul ederse, artık onun vazgeçme hakkı olmaz."

Vasilik, vâsi tayin edenin (mûsinin) îcâbı, yani gerekli sözü söy­lemesi, vâsi tayin edilenin ("mûsa ileyh"in) de kabul etmesi ile mey­dana gelen bir sözleşmedir. Vasilik, bir tasarruf izni olduğu için, mûsi hayattayken onu kabul veya reddetmek mümkündür. O, bir çeşit vasiyet olduğu için de onun kabulü, mûsinin ölümünden son­raya da bırakılabilir. Vâsi tayin edilen kimse bunu kabul edince "vâsi" olmuş olur. İmam Şafii (Rahmetullahi Meyh) ile İmam Ahmed'e (Rahmetullahi Aleyh) göre o, bu kabulden sonra mûsinin huzurunda da, gıyabında da, mûsi hayattayken de, öldükten sonra da vasilikten vaz­geçebilir. İmam Ebû Hanife (Rahmetullahi Aleyh) ise, vasiliği kabul eden kimsenin, bunu, mûsi öldükten sonra veya haber vermeksizin mûsinin gıyabında reddetmesinin caiz olmayacağı içtihadında bu­lunmuştur. Çünkü bu durumda mûsi aldatılmış ve icabında başka bi­rini vâsi tayin etme imkânından mahrum bırakılmış olur.[99]

 

23. Ölüye Vasiyet

 

3250. “Bize Ca'fer b. Avn, Saîd'den, (O) Ebû Ma'şer'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Bir adam bir insana gıyabında, (ölü olduğunu) bilmeyerek vasiyet eder de sonra onun ölü olduğu ortaya çıkarsa, bu (vasiyet) geri döner!"[100]

 

Açıklama

 

Muayyen bir kimseye yapılan vasiyetin, onun tarafından kabul edilmesi gerekir. Bu sebeple âlimlerin cumhuru, ölüye vasiyetin sahih olmayacağını söylemişlerdir. İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ise, vasiyet edilen kimsenin ölü olduğu bilinirse, o zaman ona yapılan vasiyetin caiz olacağı içtihadında bulunmuştur. Bu durumda

Vasiyet edilen şey, ölünün mirasçılarına intikal eder.[101]

 

24. Köleye Vasiyet

 

3251. “Bize Muhammed b. İsa rivayet edip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey' rivayet edip (dedi ki), bize Yunus, el-Ha s an'dan rivayet etti ki,” O şöyle demiş:

"Kişi kölesine malının üçte birini, malının dörtte birini, malının beşte birini vasiyet ettiğinde, o da (yani kölesi de) malından (sayılır). Bu sebeple bu (vasiyete) âzâd olmak da girer!"[102]

 

25. Ölümü Esnasında Malını Dağıtmaktan Hoşlanmayan Kimse

 

3252. “Bize Ya'lâ, İsmail'den, (O da) Kays'tan (naklen) ri­vayet etti ki,” O şöyle demiş:

“Önceleri şöyle denirdi: Hakikaten bazı insanlar hayatlarında mallarının bereketinden mahrum edilirler. Onlar ölüm esnasında olduklarında da bu (mahrumiyetin) benzeriyle azıklanırlar!”[103]

3253. “Bize Ahmed b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Zübeyd rivayet edip (dedi ki), bize Husayn, İbrahim et-Teymi'den, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: Abdullah şöyle demişti:

"İki acı şey: Hayatta sıkılık yapmak, ölüm esnasında saçıp savurmak!"[104]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî de) dedi ki: Şöyle denir:

"Bir acı ha­yatta, bir acı ölüm esnasında!"[105]

 

26. Adam, Mirasçılarından Bazısının Payının Benzerini Vasiyet Ederse?

 

3254. “Bize Ubeydullah, İsrail'den, (O) Mansûr'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi: "Adam baş­kasına oğlunun payının benzerini vasiyet ettiğinde, ona, (payı oğlunkinden) az olsun diye (oğulun) payının benzeri tam olarak ve­rilmez!"[106]

3255. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Davud b. Ebi Hind'den, (O da) eş-Şabi'den (naklen) rivayet etti ki;”

Üç oğlu olan ve şayet dört tane olurlarsa onların birinin payının benzerini bir adama vasiyet eden kimse hakkında eş-Şa'bi şöyle dedi:

"Ona (yani vasiyet edilen adama) beşte bir pay verilir."[107]

3256. “Bize Muhammed b. İsa rivayet edip (dedi ki), bize Yezid b. Zurey’ rivayet edip (dedi ki), bize Davud b. Ebi Hind rivayet edip şöyle dedi:

Biz Âmir'e, geriye iki oğul bırakan ve şayet üç tane olurlarsa, onların birinin payının benzerini vasiyet eden adamın durumunu sorduk da, O şöyle cevap verdi:

"O, dörtte biri vasiyet etmiş!"[108]

3257. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Muğîre'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki;”

O, mirasçılarından bazısının payının benzerini vasiyet eden adam hakkında şöyle dedi:

"Bu (vasiyet), üçte birden az da olsa caiz olmaz!"[109]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî);

"Bu (görüş) güzeldir" dedi.[110]

 

Açıklama

 

Bir kimse mirasçılarından herhangi birinin payı kadarını, bu mi­rasçısını belirlemeksizin vasiyet ettiğinde, vasiyet, mirasçılardan en az pay alanın payı kadarıyla yerine getirilir. Bu da mirasçıların pay­larına eklenir. Vasiyet eden kimse belirli bir mirasçısının payının benzerini ("misl'ini) vasiyet ettiğinde ise, vasiyet, o mirasçının payı kadarıyla yerine getirilir. Bu durumda da vasiyet edilen pay, mi­rasçıların paylarına eklenerek dağıtım yapılır. Meselâ, iki oğlu olan biri bir oğlunun payının mislini birine vasiyet etse, miras, üç oğul üzerinden taksim edilir ve kendisine vasiyet edilen kimseye üçte bir pay verilir. Bu konuda âlimlerin cumhurunun, bu arada Hanefî, Şafii ve Hanbelilerin görüşü böyledir. Ancak bu durumlarda vasiyet edilen miktar mirasın üçte birini aşıyorsa, fazla miktar için mirasçıların izni gerekir; aksi halde vasiyet, üçte bir kadar yerine getirilir. İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ise söz konusu durumlarda vasiyetin mirasın aslından çıkarılacağını, geri kalanın mirasçılara taksim edileceğini söylemiştir. Bu meselenin, fıkıh kitaplarında genişçe ele alman başka hükümleri de vardır.[111]

 

27. Kölesinin Ücretini Vasiyet Eden Adam Hakkında

 

3258. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Ebu's-Sefer'den, (O da) eş-Şa'bi'den (naklen) haber verdi ki;”

O, ücreti altı dirhem olan kölesinin ücretinde bir dirhem vasiyet eden adam hakkında şöyle dedi:

"(Kölenin) altıda biri (kölenin) kendisinindir!"[112]

 

28. Mirasçıya Vasiyet

 

3259. “Bize Kabîsa rivayet edip şöyle dedi:”

“Ben Süfyân'ı bir ko­nuşma yaparken işitmiştim. O, (bir kimse) bir mirasçısına veya mi­rasçısı olmayan birine yüz dirhem (vereceği) olduğunu ikrar ettiğinde (ne olacağı hakkında) şöyle demişti:”

"Ben bu iki (ikrarı da) tamamen hükümsüz kılma görüşündeyim!"[113]

3260. “Bize Müslim rivayet edip (dedi ki), bize Katâde, İbn Sîrîn'den, (O da) Şureyh'ten (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Mirasçıya hiçbir ikrar caiz olmaz!"[114]

(Katâde) demiş ki: El-Hasan ise şöyle dedi:

"İnsan için caiz olan şeylerin en haklısı, ölümü esnasında, yani âhiret günlerinin ilk günü ile dünya günlerinin son gününde (yaptığı şeydir!)"[115]

3261. “Bize Amr b. Avn rivayet edip (dedi ki), bize Halid, Halid'den, (O da) Ebû Kılâbe'den (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

"Mirasçıya vasiyet caiz olmaz!"[116]

3262. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Humeyd'den (naklen) rivayet etti ki;” Ebû Sabit diye künyelenen bir adam, karışma ölümü esnasında, mihrinden dolayı kendisine dört yüz dirhem borcu olduğunu ikrar etmiş, el-Hasan da bu (ikrarı) geçerli saymış.[117]

3263. “Bize Müslim b. İbrahim rivayet edip (dedi ki), bize Hişam ed-Destuvâî rivayet edip (dedi ki), bize Katâde, Şehr b. Havşeb'den, (O) Abdurrahman b. Ganm'dan, (O da) Amr b. Hârice'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

“Ben, Hz. Pey­gamber(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (hutbe irad buyururken, O'nun) de­vesinin altındaydım. Devesi geviş getiriyor, devesinin salyası da omuzlarımın arasında depreniyordu. (Bir ara) O'nu şöyle buyururken işitmiştim:”

"Şunu iyi bilin ki, şüphesiz Allah her hak sahibine hak­kını vermiştir. Bu sebeple, mirasçıya vasiyet caiz olmaz!"[118]

3264. “Bize Yezid b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Hemmâm, Katâde'den haber verdi ki, “O şöyle demiş: (Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Birinize ölüm (belirtileri) geldiğinde, eğer bir (mal) bırakıyorsa, ana-babaya ve yakınlarına vasiyet et­mesi (farz kılındı).”[119] Bununla (Allah, mal bırakan kimseye) anasına-babasına ve yakınlarına vasiyet etmeyi emretti. Ardından daha sonra Nisa Sûresinde (bu emri) neshetti ve ana-babaya belli bir pay ayırdı, her mirasçıya da mirastan payını ulaştırdı.[120] (Dolayısıyla) onlara vasiyet etmek yoktur. Böylece vasiyet, mirasçı olmayan ya­kınlarla diğerlerine ait hale dönmüştür.[121]

3265. “Bize Muhammed b. Yusuf rivayet edip (dedi ki), bize Verka, İbn Ebi Necih'ten, (O) Atadan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

(İlk zamanlar kişi öl­düğünde) malı, çocuğunun olurdu. Ana-baba ve yakınlara ise vasiyet yapılırdı. Sonra Allah bundan istediğini neshetti ve erkeğe iki dişinin payı kadarım hükmetti; ana-babaya, onlardan her birine (durumlarına göre) altıda bir ve üçte bir hükmetti; kadına (durumuna göre) sekizde bir ile dörtte bir, kocaya ise (yine durumuna göre) ya­rıyı ve dörtte bir hükmetti.[122]

3266. “Bize Ahmed b. İsmail rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Tumeyle, el-Hüseyn b. Vâkıd'den, (O) Yezid'den, (O da) İkrime ile el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki,”

Onlar; "...Eğer bir mal bırakıyorsa, ana babaya ve akrabalara vasiyet etme (farz kılındı.)”[123] ayeti hakkında şöyle dediler:

“İşte bu şekilde vasiyet etme vardı. Nihayet bunu miras ayeti[124] neshetti.”[125]

 

Açıklama

 

İslamiyet'in başlarında ana-baba ile yakınlara vasiyet etmek vacib idi. Böylece o zaman, insanın kendi mirasçısına vasiyet etmesi hük­mü bulunmaktaydı. Sonraları Nisa Sûresinin 11. ayeti olan miras ayetiyle veya amel edilme bakımından mütevatir (mütevatiru'1-amel) olup, mirasçıya vasiyeti yasaklayan hadislerle bu hüküm kaldırılmış ve mirasçılardan birine yapılan vasiyet, bu vasiyetin miktarı ne olur­sa olsun,  diğer mirasçıların iznine bağlanmıştır.  Onlar izin ver­medikçe vasiyet sahih olmaz. Bunun bir hikmeti, mirasçılar arasında kırgınlıkların, hoşnutsuzlukların meydana gelmesine yol açmamak olmalıdır. Hanefi âlimlere göre, ölümcül hastanın mirasçılarından bi­rine kedi elinde bulunan ve ona sahip olduğu açıkça belli olan bir ayn veya deyn ikrarı da, diğer mirasçılarının iznine bağlı olur. Onlar izin verirlerse bu ikrar geçerli, aksi halde geçersiz olur. Hanbelilere göre de, ölümcül hastalıkta mirasçıya yapılan ikrar, delil veya diğer mi­rasçıların izni olmadıkça kabul olunmaz. Bununla beraber bir va­risine vereceği olan kimse, ikrarı kabul edilmese de, onu ikrar et­melidir. Şafiilerin mezhebde asıl olan görüşlerine göre ise, ölümcül hastalıkta mirasçıya ayn veya deyn ikrarı sahihtir. Çünkü insan o halde haksızlık yapmaktan uzak bulunur.[126]

 

29. Zengine Vasiyet

 

3267. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Humeyd'den, (O da) el-Hasan'dan (nak­len) rivayet etti ki,”

Ona; zengin bir kardeşi var iken vasiyet eden bir adamın bu (zengin kardeşine) vasiyet edip edemeyeceği soruldu da, O şöyle cevap verdi:

"Evet, yirmi bin (dirhem) sahibi olsa da (ona vasiyet edilebilir)." O, sonra sözüne şöyle devam etti: "Yüz bin (dir­hem) sahibi olsa da!... Çünkü zenginliği, onu bir haktan mahrum etmez!"[127]

 

30. İnsan, "Falana, O Ölmüş Olursa Filana" Şeklinde Vasiyet Ederse?

 

3268. “Bize Affan rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Se­leme rivayet edip (dedi ki), bize Katâde, el-Hasan ile Saîd İbnu'l-Müseyyeb'den rivayet etti ki,” Onlar;

"Kılıcım falanın olsun. Eğer falan ölmüş olursa, filanın olsun. Filan da ölmüş olursa, kılıç bana (yani kendi mirasçılarına) geri dönsün" diyen adam hakkında şöyle dediler:

"O, (yani kılıç) ilk adama ait olur!"

Humeyd b. Abdirrahman ise şöyle demiş:

"(Adamın vasiyeti) de­diği gibi yerine getirilir!"[128]

3269. “Bize Affan rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Se­leme rivayet edip (dedi ki), bize Hişam b. Urve rivayet etti ki,”

Urve; bir kimseye bağışta bulunup da;

"O senin olsun, sen öldüğünde falanın olsun, falan öldüğünde filanın olsun, filan öldüğünde ise o bana geri dönsün" diyen adam hakkında şöyle demiş:

"(Adamın va­siyeti), kendilerine vasiyet edilenler yüz kişi de olsalar, dediği gibi yerine getirilir."[129]

 

31. Akrabası Dışındakilere Vasiyet Eden Adam Hakkında

 

3270. “Bize Müslim b. İbrahim rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd rivayet edip (dedi ki), bize Şeybe b. Hişam er-Rasibi ile Kesir b. Ma'dan rivayet edip şöyle dediler:”

Biz Salim b. Abdillah'a, akrabasından başkasına vasiyet eden adamın durumunu sorduk da O;

"Bu (vasiyet), onun vasiyet ettiği yere (ait olur!)" diye cevap verdi.[130] O zaman biz,

"Doğrusu el-Hasan; "(bu vasiyet adamın) en yakınına iade edilir" diyor"[131] dedik de, O bunu yadırgadı ve ağır bir söz söyledi.[132]

3271. “Bize Ahmed b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Şihâb, Amr'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

İnsan akrabasına vasiyet ettiğinde bu (vasiyet), on­ların doğum bakımından en yakınma ait olur. Bunda erkek ile dişi birdir.[133]

 

Açıklama

 

Herhangi birini belirtmeksizin genel bir ifadeyle akrabaya yapılan vasiyetler hakkındaki bazı görüşler şöyledir: İmam Ebû Hanife'ye göre, bir kimse; "akrabama/yakınlarıma şunu vasiyet ettim" diyerek bir vasiyette bulunduğunda, vasiyet ettiği şey, onun ana-babası, ço­cukları ve diğer mirasçıları dışındaki en yakın iki mahrem ak­rabasına verilir. Bu vasiyet; "yakınıma şunu vasiyet ettim" şeklinde tekil bir kelimeyle yapıldığında ise, vasiyet edilen şey, vasiyet ede­nin en yakını olan tek şahsa verilir. Malikiler ise, "akraba"sına va­siyette bulunan kimsenin vasiyet ettiği şeyin, baba yönünden mi­rasçısı olmayan akrabası varsa sadece onlara, baba yönünden olan yakınları mirasçısı iseler ana yönünden mirasçısı olmayan ak­rabasına verileceğini söylemişlerdir. Şafîilere göre ise, bu şekildeki bir vasiyette vasiyet edilen şey, vasiyet edenin baba veya ana tarafından en yakın dedesinin çocuklarından, kendisine mirasçı ol­mayanlara verilir.[134]

 

32. Bir Kimse, "İki Kölenin Biri Hürdür" Deyip deSonra (Hangisinin Olduğunu) AçıklamadanÖldüğünde (Ne Yapılır?)

 

3272. “Bize Ahmed b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Bekir, Mutarrif ten, (O da) eş-Şa'bi'den (naklen) rivayet etti ki;” O,

"İki kölenin biri hürdür" deyip de sonra (hangisi ol­duğunu) açıklamadan ölen adam hakkında şöyle dedi: "Mirasçıları onun yerindedir. Onlardan hangisini (âzâd etmek kendileri için) daha iyiyse onu âzâd ederler."[135]

 

33. Bir Kimse, Hastalığında Âzâd Etmeyi Vasiyet Edip de Sonra İyileştiğinde Ne Olur?

 

3273. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Yunûs'tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki,”

Bir adam hastalığında; "eğer bana bir şey olursa, (yani ölürsem)..." demeyerek;

"Şu falanın olsun, şu filanın olsun, falan kölem de hürdür" demiş, sonra iyileşmiş. (El-Hasan) dedi ki:

"(Adamın kölesi bu sözle hür olmuş olmaz), o köledir!"[136]

 

Açıklama

 

Vasiyetin bir şarta bağlanması veya bir kayıtla kayıtlanması ca­izdir. Bu sebeple; "eğer bu hastalıktan ölürsem şunu vasiyet ettim" diyerek yapılan bir vasiyet, bu hastalıktan kurtulma halinde hü­kümsüz kalır. Hanefi ve Maliki âlimlerin görüşü böyledir. Hasan Basri'den (Rakmetullahi Aleyh) gelen haberlerden, onun da bu görüşte olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıdaki haberde de O, vasiyet eden has­tanın, sözle "ben bu hastalıktan ölürsem..." dememiş olduğu halde, hastalığı sebebiyle niyetinin öyle olduğunu kabul ederek vasiyetinin geçersiz olduğuna hükmetmiştir.[137]

 

34. Bir Kimse, Ölümü Esnasında Başka Hiçbir Malı Olmadığı Halde Kölesini Âzâd Ettiğinde?

 

3274. “Bize Ahmed b. Abdillah rivayet edip (dedi ki), bize Ebû Bekir, Mutarrif ten, (O da) eş-Şa'bi'den (naklen) rivayet etti ki;”

O, ölümü esnasında başka hiçbir malı olmadığı halde ve borcu da var iken kölesini âzâd eden adam hakkında şöyle dedi:

"(Köle), alacaklılar için kendi bedelini (kazanıp ödemek) hususunda çalışır."[138]

3275. “Bize Ebu’l-Velid rivayet edip (dedi ki), bize Hemmam rivayet edip (dedi ki), bize Katade, el-Hasan'dan (nak­len) rivayet etti ki,”

Bir adam yedi yüz dirheme bir köle satın alınmış. Sonra kölenin bedelini ödemediği, geriye de hiçbir şey bırakmadığı halde onu azad etmiş. O zaman Hz. Ali şöyle demiş:

“Bu köle bedelini (kazanıp ödemek)için çalışır.”[139]

 

35. Müdebber, (Mirasın) Üçte Birinden (Âzâd Olur)

 

3276. “Bize Mansûr b. Seleme, Serik'ten, (O) el-Eş'as'tan, (O) NafVden, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki;” O,

"Müdebber, (mirasın) üçte birinden (âzâd olur)" dedi.[140]

3277. “Bize Mansûr b. Seleme, Serik'ten, (O) Mansûr'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Müdebber, (mirasın) üçte birinden (âzâd olur).[141]

3278. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Kesir'den, (O da) el-Hasan'dan (naklen) ri­vayet etti ki,” O şöyle dedi:

"(Sahibi tarafından ölümünden) sonraya bağlı olarak âzâd edilen köle, (mirasın) üçte birinden (âzâd olur!)"[142]

3279. “Bize Süleyman b. Harb rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Humeyd'den, (O da) el-Hasan'dan (nak­len) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"(Sahibi tarafından ölümünden) sonraya bağlı olarak âzâd edilen kadın köle ile çocuğu, (mirasın) üçte birinden (âzâd olur)."[143]

3280. “Bize Ebu'l-Velid rivayet edip (dedi ki), bize Şu'be ri­vayet edip dedi ki, bana Mansûr, İbrahim'den haber verdi ki,” O şöyle demiş:

"(Sahibi tarafından ölümünden) sonraya bağlı olarak âzâd edilen köle, (mirasın) üçte birinden (âzâd olur!)"[144]

3281. “Bize Ebu'n-Nu'man rivayet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Ebû Abdillah et-Tüsteri ile Ebû Haşim'den, (onlar da) İbrahim'den (naklen) rivayet ettiler ki,” O şöyle dedi:

"Müdebber, malın bütününden (âzâd olur)!"[145]

3282. “Bize el-Hakem İbnu'l-Mübarek haber verip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'den, (O da) Saîd b. Cübeyr'den (nak­len) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

"(Sahibi tarafından ölümünden) sonraya bağlı olarak âzâd edilen köle, malın bütününden (âzâd olur!)"[146]

(Dârimî'nin bu kitabını O'ndan rivayet eden İsa b. Ömer) dedi ki: Ebû Muhammed'e;

"Bu iki görüşten (yani müdebberin üçte birinden veya malın tamamından âzâd olması görüşlerinden) hangisini be­nimsiyorsun?" diye soruldu, O da;

"Üçte birden (âzâd olması gö­rüşünü)" dedi.[147]

 

Açıklama

 

Sahibinin; "ben ölünce sen hürsün" demesiyle hürriyete ka­vuşması sahibinin ölümüne bağlanmış olan köleye "müdebber", kö­leyi bu şekilde âzâd etmeye de "tedbir" denilir. Birkaç şekilde yapılabilen tedbir ile köle bazı haklar elde etmiş olur. Meselâ mutlak tedbir ile müdebber kılınan köleyi sahibi artık satamaz. Tedbir hu­susunda çocuklar analarına tabi olurlar. Bunun için bir kadın müdebberin ("müdebbere"nin), sahibinden olmayarak doğuracağı ço­cuklar da müdebber olurlar. Bu söylenenler, Hanefi ve Maliki âlimlerin görüşleridir. Bu konuda diğer âlimlerin farklı görüşleri var­dır. Alimlerin cumhuruna göre müdebber köle, sahibi ölünce onun mirasının üçte birinden âzâd olur. Yani müdebberin bedeli, mirasın üçte biri içinde mütalâa edilir. Eğer bedel mirasın üçte biri kadar veya ondan az ise, müdebber hemen hürriyetine kavuşur. Bedel üçte birden fazla ise, fazla miktarı müdebberin çalışıp kazanması ve mi­rasçılara vermesi gerekir. Müdebberin, sahibinin bütün malından âzâd olacağını söyleyen âlimler de vardır. Zahiri âlimlerle Abdullah b. Mes'ûd, İbrahim Nehai, Saîd b. Cübeyr ve Hammâd bu görüşte olan âlimlerdendirler.[148]

 

36. "Sana Okunmadıkça Hiçbir Vasiyete Şahidlik Etme!" Diyen Kimse

 

3283. “Bize Saîd İbnu'l-Muğîre haber verip (dedi ki), bize Mahled, Hişam'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Ne sana okunmadıkça hiçbir vasiyete şahidlik et, ne tanımadığın kimseye şahidlik et!"[149]

 

37. Ümmü'l-Veledlerine Vasiyet Eden Kimse

 

3284. “Bize Süleyman b. Harb haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Humeyd'den, (O da) el-Hasan'dan (nak­len) rivayet etti ki;”

Hz. Ömer İbnu'l-Hattab, ümmü’1-veledlerinden (yani kendisinden çocuk doğuran cariyelerinden) her bir kadına dört bin (dirhem) vasiyet etmiş.[150]

 

38. Çocuğun Vasiyeti

 

3285. “Bize Yahya b. Hassan rivayet edip (dedi ki), bize İbn Ebi'z.Zinâd, babasından, (O da) Ömer b. Abdilaziz'den (naklen) haber verdi ki;”

O, on üç yaşındakinin vasiyetini geçerli kıldı.[151]

3286. “Bize Ebû Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Züheyr, Ebû İshak'tan rivayet etti ki,” O şöyle demiş:

Şu oymaktan yedi ya­şındaki bir çocuk vasiyet etmişti de, Şureyh şöyle demişti:

"Çocuk, vasiyetinde isabet ettiğinde, o geçerli olur!"[152]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:

"(Bu görüş) hoşuma gidiyor. Ama kadılar (onu) geçerli kılmazlar!"[153]

3287. “Bize Ca'fer b. Avn rivayet edip (dedi ki), bize Yunus haber verip (dedi ki), bize Ebû İshak b. İsmail rivayet etti ki;”

O, Abbas b. İsmail b. Mersed'in, Hire ahalisinden olan sütannesine yaptığı vasiyeti, Abbas çocuk (sahibi) olduğu halde, Şureyh'in geçerli kıldığına şahid olmuş.[154]

3288. “Bize Ca'fer b. Avn rivayet edip (dedi ki), bize Yunus haber verip (dedi ki), bize Ebû İshak rivayet edip şöyle dedi:”

Şureyh; "çocuk kuyuya (düşmekten) sakındığı vakit onun vasiyeti caiz olur" dedi.[155]

3289. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Ebû ishak'tan (naklen) rivayet etti ki,”

Onların kabilesinden Mersed isimli bir çocuğun damarı yarıldığında, (ölmeden önce) Hire aha­lisinden olan bir sütannesine kırk dirhem vasiyet etmişti de, Şureyh bunu geçerli kılmış ve şöyle demişti:

"Kim hakka isabet ederse, biz onun (vasiyetini) geçerli kılarız!"[156]

3290. “Bize Yezid b. Hârûn rivayet edip (dedi ki), bize Yahya haber verdi ki, Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm ken­disine haber vermiş ki,”

Medine'de bir çocuğa, mirasçıları Şam'da iken ölüm belirtileri gelmiş, onlar da Hz. Ömer'e onun ölmekte olduğunu söylemişler ve ondan, (çocuğa) vasiyet etmesini (emretmesini) istemişler. Hz. Ömer de ona vasiyet etmesini emretmiş de o Cuşem Kuyusu denilen bir kuyuyu vasiyet etmiş. Sahipleri de bu (Kuyuyu) otuz bin (dirheme) satmışlar.

Ebû Bekir söylemiş ki, bu çocuk on veya on iki yaşındaymış.[157]

3291. “Bize Yezid, Hişam ed-Destuvâi’den, (O) Hammâd'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivayet etti ki, O şöyle demiş”:

Ço­cuğun kendi malında üçte bir ve daha aşağı (miktardaki) vasiyeti caiz olur. Velisi onu bundan ancak, yoksulluğa düşer korkusuyla sağlık halinde menedebilir. Ölüm esnasındakine gelince, velinin onu bundan menetme hakkı yoktur.[158]

3292. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Halid el-Hazza ile Eyyûb'dan, (onlar) İbn Sîrîn'den, (O da) Abdullah b. Utbe'den (naklen) rivayet etti ki,”

O'na, vasiyette bulunup da halkın küçük olduğunu söyledikleri biri hakkında gelinmiş, O da şöyle demiş:

"Kim hakka isabet ederse, (yani yerinde bir vasiyet ya­parsa), biz onun (vasiyetini) geçerli kılarız!"[159]

3293. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Yahya b. Saîd'den, (O da) Ebû Bekir'den (naklen) haber verdi ki;”

Süleym el-Gassani on veya on iki yaşındayken ölmüş ve (ölmeden önce) değeri otuz bin (dirhem) olan bir kuyusunu vasiyet etmiş. Hz. Ömer İbnu'l-Hattab da bu (vasiyeti) geçerli kılmış.[160]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî) dedi ki:

Bazı âlimler (ölen çocuğun ismi olarak Süleym yerine) Amr b. Süleym, derler.[161]

3294. “Bize Kabîsa rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, O'nun iki oğlundan, yani Ebubekir'in iki oğlu Abdullah ile Muhammed'den, (onlar da) babalarından, bunun, (yani bir önceki haberin) aynısını rivayet ettiler.”

Şu kadar var ki, onlardan biri

"(Sü­leym) on üç yaşındayken (öldü...)" demiş, diğeri;

"Rüyalanmadan önce (öldü...)" demiştir.

Ebu Muhammed ed-Dârimî dedi ki:

"...O'nun iki oğlundan..." sö­züyle, Ebubekirin iki oğlunu kastediyor.[162]

 

39. "(Çocuğun Vasiyeti) Caiz Olmaz!" Diyenler

 

3295. “Bize Nasr b. Ali rivayet edip (dedi ki), bize Abdula'lâ, Ma'mer'den, (O da) ez-Zühri'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dermiş: 

"Onun -yani rüyalanmasından önceki çocuğun- va­siyeti, önemsiz olanı hariç, hiç caiz değildir!"[163]

3296. “Bize Amr b. Avn rivayet edip (dedi ki), bize Hüseyni, Yusuf tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:

"Çocuğun, rüyalanıncaya kadar, ne talâkı, ne vasiyeti, ne ba­ğışı, ne sadakası, ne de köle âzâdı caiz olur!"[164]

3297. “Bize Saîd İbnu'l-Muğîre, Hafs b. Ğıyâs'tan, (O) Haccac'dan, (O) Atâ'dan, (O da) İbn Abbas'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Çocuğun ne talâkı, ne köle âzâdı, ne vasiyeti, ne satın alışı, ne satışı, ne de hiçbir şeyi caiz olmaz!"[165]

3298.” Bize Ebu'l-Velid rivayet edip (dedi ki), bize Hemmâm, Katâde'den, (O da) Humeyd b. Abdirranman el-Hımyeri'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

"Talâk da, vasiyet de ancak aklım kullanabilende caiz olur, neşveli (yani sarhoş) hariç. Çünkü onun talâkı geçerli olur, sırtına da (içki içme cezası) vurulur!"[166]

 

Açıklama

 

Ergenlik çağına gelmemiş çocuğun yapacağı vasiyetin caiz olup ol­mayacağı hususunda başlıca iki içtihad vardır:

Maliki ve Hanbeli âlimlere göre mümeyyiz çocuğun vasiyeti sa­hihtir. Hanefi ve Şafiilere göre ise, vasiyet edenin âkil ve baliğ ol­ması şarttır. Bu sebeple baliğ olmayan çocuğun vasiyeti sahih de­ğildir. İmam Şafii, âkil olan çocuğun, Allah'a yakınlığa vesile olacak işler türünden yapacağı vasiyetlerin sahih olacağını söylemiştir.

Hanelilere göre de, mümeyyiz çocuğun sadece kefenlenmesi ile gö­mülmesi hususundaki vasiyeti sahihtir.[167]

 

40. Bir Kimse, Kaçak Bir Kölesinin Âzâd Olmasını Vasiyet Ettiği Zaman (Ne Olur?)

 

3299. “Bize Anar b. Avn, Halid b, Abdillah'tan, (O da) Yahya b. Ebi İshak'tan (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Ben el-Kasım b. Abdirrahman ile Muaviye b. Kurre'ye; vasiyetinde,

"Bana ait olan her köle hürdür" demiş olan ve kaçak bir kölesi bulunan ada­mın durumunu sordum da, onlar;

"O (kaçak köle de) hür olur" ce­vabını verdiler. El-Hasan, İyâs ve Bekr b. Abdillah ise;

"O, hiç de hür olmaz" dediler.[168]

 

41. Kadınlara Vasiyet

 

3300. “Bize Abdullah b. Seleme rivayet edip (dedi ki), bize Ubeydullah el-Omeri, Nâfiden, (O da) İbn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki;”

Hz. Ömer, mü'minlerin annesi Hz. Hafsa'ya vasiyet etmişti.[169]

 

42. Zımmilere Vasiyet

 

3301. “Bize Ebû Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Süfyân, Leys'ten, (O) Nâfi'den, (O da) Ibn Ömer'den (naklen) rivayet etti ki;”

Hz. Hafsa yahûdi bir akrabasına vasiyet etmişti.[170]

3302. “Bize Ebû Nuaym rivayet edip (dedi ki), bize Züheyr, Ebû İshak'tan rivayet etti ki,” O şöyle demiş:

Şu oymaktan ken­disine Abbas b. Mersed denilen yedi yaşındaki bir çocuk, Hire aha­lisinden olan yahûdi bir sütannesine kırk bin dirhem vasiyet etmişti de, Şureyh şöyle demişti:

"Çocuk vasiyetinde isabet ederse, (yani yerinde bir vasiyet yaparsa), o geçerli olur. Bu da ancak bir hak sa­hibine vasiyet etmiştir!"[171]

Ebû Muhammed (ed-Dârimî)  dedi ki, “ben bu görüşü be­nimsiyorum.”[172]

 

43. Vakıf Hakkında

 

3303. “Bize Abdullah b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Ebû Usâme, Hişam'dan, (O da) babasından (naklen) rivayet etti ki;”

ez-Zübeyr, satılmamak ve miras kılınmamak üzere evlerini oğul­larına sadaka (vakıf) kılmış. (O vasiyet de etmiş) ki, kızlarından boşanılanın (bu evlerde), zarar vermeksizin, zarara da uğratılmaksızın oturma hakkı vardır. Şayet bu (kızı, yeniden evlenip) koca sebebiyle ihtiyaçsız hale gelirse, artık onun (oturma) hakkı olmaz![173]

 

Açıklama

 

Vakıf, bir malın, aslının bir şahsın mülkiyetine geçmesini ebediyyen yasaklayarak ondan elde edilecek yararlan bir hayır yoluna ait kılmak demektir. Böylece sürekli bir hayır kaynağı meydana getirilmiş olur ki, onunla, esas olarak, Allah'ın rızasını kazanmak, ya­kınlığına nail olmak, dünyada da güzel bir hatıra bırakmak kas­tedilir. Bu niyetlerle vakıf yapmak Hz. Peygamberin Sünnet'iyle meşru kılınmıştır.

Rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Uhud sa­vaşında müslümanların safinda çarpışırken öldürülen Yahudi Muhayrik'in kendisine vasiyet edip bıraktığı, Medine'deki yedi hurma bahçesini vakfetmişti. Buna göre İslam tarihinde gerçekleştirilen ilk vakıf, Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu vakfı olmalıdır. Hz. Ömer'in (Radıyallahu Anh) de, muhtemelen hicri 7. yılda Hayber'deki Semğ isimli bir yeri, Hz. Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) tavsiyesi üzerine vakfettiği rivayet edilmektedir. İslam tarihinde ilk vakfın, Hz. Ömer'in (Radıyallahu Anh) bu vakfı olduğunu söyleyenler de vardır. Bu görüşte olanlar, Muhayri'nin bahçeleri ile ilgili haberi ya duymamışlardır yahut duymuş ama sıhhatli bulmamışlardır.

Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç vakfının daha ol­duğunu bildiren bir haber de vardır. Bu habere göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); Medine yakınındaki Nadiroğulları arazisini bazı resmi ihtiyaçlar için, Medine ile Hayber arasındaki Fedek ara­zisini yolcular için, Hayber arazisinin üçte ikisini müslümanlar, üçte birini kendi aile efradının ihtiyaçları ile bundan bir şey artması ha­linde, fakir muhacirler için vakfetmişti.

Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu Sünneti ile iyiliğe, yardıma, fedakârlığa, dayanışmaya teşvik eden ayet ve hadisler sa­yesinde vakıf yapma Sahabe-i Kiram arasında çok yaygın bir hal al­mıştır. Öyle ki, Câbir, maddi gücü olduğunu bildiği her muhacir ve ensarinin vakıf yaptığını bildirir.

Vakıf müessesi insanlık tarihinde çok eski bir uygulamaya sa­hiptir. İslam öncesi bazı din mensupları arasında vakıf veya vakıf benzeri uygulamaların varlığı bilinmektedir. Hz. İbrahim'in (Aleyhisselam) yaptığı bazı vakıfların, "Halilurrahman Vakıfları" adıyla asırlar boyu süregeldiği nakledilir. Vakfın tarihi ile ilgili haberler gösteriyor ki, bu medeni müessese, diğer bütün medeni müesseseler gibi, din kaynaklıdır.[174]

 

44. Kendisine Vasiyet Edilen, Vasiyet Edenden Önce Öldüğünde Ne Yapılır?

 

3304. “Bize el-Hakem İbnu'l-Mübarek rivayet edip (dedi ki), bize el-Velid, Hafs'dan, (O da) Mekhûl'den (naklen) haber verdi ki;”

O, bir adamın, birine Allah uğrunda birkaç dinar vasiyet etmesi, sonra kendisine vasiyet edilen kimsenin ("mûsa leh'in), va­siyet edenden ("musî"den) önce ölmesi meselesi hakkında şöyle dedi:

"Bu (vasiyet), mûsa leh'in (cenazesinin) ailesinin yanından çı­karılmasından önce onun mirasçıları için geçerli olur!" O, sözüne şöyle devam etti: (Bu vasiyet, cenazenin ailesinin yanından çı­karılmasından sonra yapılmışsa) o, onu Allah yolunda yerine ge­tirmek üzere, ölen mûsinin velilerine kalır![175]

3305. “Bize Muhammed b. Uyeyne, Ali b. Mushir'den, (O) Eş'as'tan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivayet etti ki;”

O, bir adamın, birine vasiyette bulunması, sonra mûsa leh'in, musî'den önce ölmesi meselesi hakkında şöyle dedi:

"Bu (vasiyet), mûsa leh'in mirasçıları için geçerlidir!"[176]

3306. “Bize Muhammed b. Uyeyne, Ali b. Mushir'den, (O) Eş'as'tan, (O da) Ebû İshak es-Sebiî'den (naklen) rivayet etti ki,” O şöyle dedi:

Bana rivayet edildi ki, Hz. Ali bunu (yani bir önceki haberde geçen şekildeki vasiyeti), el-Hasan'm görüşü gibi geçerli kı­lardı.[177]

 

Açıklama

 

Alimlerin cumhuruna göre mûsa leh, mûsîden önce vefat ettiğinde vasiyet batıl olur. Hz. Ali'nin (Radıyallahu Anh), cumhurun görüşünde olduğu da rivayet edilmektedir.[178]

 

45. Bir Kimse Allah Yolunda Bir Şey Vasiyet Ettiğinde?

 

3307. “Bize el-Hakem İbnu'l-Mübarek rivayet edip (dedi ki), bize Abdulaziz -ki O, İbn Muhammed'dir-, Musa'dan -ki O, İbn Ukbe'dir-, (O da) Nafi'den (naklen) haber verdi ki,”

Bir adam İbn Ömer'e gelip şöyle dedi:

“Bir adam beni vâsi tayin etti ve Allah yolunda (kullanılması için) bir deve vasiyet etti. Bu (günler) ise savaşa çıkılan zaman değildir. Şimdi ben onu hac için binek vereyim mi?" İbn Ömer de şu cevabı verdi:

"Hac ve umre, Allah yolunda demektir!"[179]

3308. “Bize Ubeydullah b. Musa, Musa b. Ubeyde'den, (O da) Vâkıd b. Muhammed b. Zeyd b. Abdillah b. Ömer'den (naklen) haber verdi ki,”

Bir adam malını Allah yoluna vasiyet etmiş de, (adamın) vâsisi bunun durumunu Hz. Ömer'e sormuş. O da;

"Onu Allah'ın işçilerine ver" cevabını vermiş. (Vâsi);

"Peki Allah'ın işçileri kimlerdir?" demiş. O da;

"Allah'ın Evi (Kabe'yi) hacceden kimse" kar­şılığını vermiş.[180]