Namaz - 05 Namaz3 - Namaz Layiki
133 - Namazın (Rek'at Sayısın) Da Şek Edip Doğruyu Taharri Eden (Araştıran) Hakkında Gelen Hadîsler Babı
134 - (Dört Rek'atu Namazda) Sehven İkinci Veya Üçüncü Rek Atten Selâm Veren Hakkındaki Bâb
135 - Sehiv Secdelerinin Selâmdan Önce Olduğu Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
136 - Sehiv Secdelerini Selâmdan Sonra Yapan Hakkında Gelen (Hadisler) Bâbı
Sehiv Secdesinin Selâmdan Önce Veya Sonra Yapılacağına Dâir Âlimlerin Görüşleri
137 - Namaz Üzerine Bina Etmek Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
138 - Namaz İçinde Apdesti Bozulan Kimsenin Nasıl Ayrılıp Gideceği Hakkında Gelen (Hadis) Babı
139 - Hastanın Namazı Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
140 - Nafile Namazı Oturarak Kılmak Hakkında Bir Bâb
141 - Oturarak Namaz Kılanın Sevabı, Ayakta Namaz Kılanın Sevabının Yarısı Kadardır Babı
143 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemjtin, Ümmetinden Bir Adamın Arkasında Namaz Kılması
144 - İmam, Kendisine Uyulsun, Diye İmam Edilir (Hükmü) Hakkında Gelen Hadîsler Babı
145 - Sabah Farzındaki Kunût Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
Sabah Namazında Kunut Okunup Okunmıyacağı Hususundaki Dört Mezhebin Görüşü
146 - Namazda Yılan Ve Akrebi Öldürmek Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
147 - Sabah Namazından Sonra Ve İkindi Namazından Sonra Namaz Kılmaktan Nehiy Babı
Bu İki Vakitte Nafile Kılmak Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri
148 - Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Saatlar Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
149 - Mekke'de Her Vaklt Namaz Kılınabileceği Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
150 - (Farz) Namazı (İhtiyar) Vaktinden Tehir Ettikleri Zaman Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
151 - (Savaşta) Tehlike Zamanında Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
152 - Küsûf (Güneş Ve Ay Tutulması) Namazi Hakkında Gelen Hadisler Babı
153 - İstiska (Yağmur Dileme) Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Babı
154 - İstiskadaki Duâ Hakkında Gelen Hadisler Babı
155 - İki Bayram Namazı Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
156 - İki Bayram Namazında İmamın Kaç Tekbir Alacağı Hususunda Gelen Hadîsler Babı
157 - İki Bayram Namaz1ndaki Kıraat Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
158 - İki Bayramdaki Hutbe Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
159 - Bayram Namazından Sonra Hutbeyi (Dinlemek İçin) Beklemek Hakkında Gelen (Hadîs) Babı
160 - Bayram Namazından Önce Ve Sonra Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
161 - Bayram Namazına Yürüyerek Çıkmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
163 - Bayram Günü Taklis (Def Çalmak Ve Nagme İle Söz Soylemek) Hakkında Gelen Hadîsler Babı
164 - Bayram Günü Harbeyi (Kısa Mızrakı Sütre Yapmak) Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
165 - Kadınların Bayramlarda Namaza Çıkmaları Hakkında Gelen Hadîsler Babı
Kadınların Bayram Namazına Gitmeleri Hakkında Âlimlerin Görüşleri
166 - Bir Günde İki Bayram (Bayram Ve Cuma) Toplandığı Zaman Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
167 - Yağmur Olduğu Zaman Bayram Namazını Mescidde Kılmak Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
168 - Bayram Günü Silâh Taşımak Hakkında Gelen (Hadîs) Babı
169 - Her İki Bayramda Boy Abdestı Almak Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
170 - Her İki Bayram Namazı Vakti Hakkındaki Bâb
Bayram Namazının En Faziletli Vakti
171 - Gece Namazını İki (Şer) Rek'at Kılmak Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
172 - Gece Ve Gündüz (Nafile) Namazın İkişer İkişer (Rekat) Kılınması Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
Gece Ve Gündüz Nafilelerinin Kaçar Rek'atından Sonra Selâm Verileceği Hususunda Âlimlerin Görüşleri
173 - Ramazan Ayı Kıyam (= Teravihle İhyası) Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
174 - Gece İbâdetine Kalkmak Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
175 - Eşini Geceleyin (Namaz İçin) Uyandıran Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
176 - Kur Anı Güzel Sesle Okumak Hakkında Bir Bâb
Nağme Ve Musikî Makamla Kur'an Okumak
177 - Gece Hizbine Uyanmayan Hakkında Gelen Hadîsler Babı
178 - Kur'an'ın Kaç Günde Hatmedilmesinin Müstahab Olduğu Hakkında Bir Bâb
179 - Gece Namazındaki Kıraat Hakkında Gelen Hadisler Babı
180 - Adam Gece Namazına Kalktığı Zaman (Okuyacağı) Duâ Hakkında Gelen Hadisler Babı
18l - Geceleyin Kaç Bek'at Namaz Kılınacağı Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
182 - Gecenin Hangi Saatlerinin Efdal Olduğu Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
183 - Yeterli Olduğu Umulan Gece İbâdeti Hakkında Gelen Hadisler Babı
184 - Namazda Uykusu Gelen Adam Hakkında Gelen Hadîsler Babı
185 - Akşam Ve Yatsı Arasında Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
186 - Nafileyi Evde Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
187 - Duhâ (Kuşluk) Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Babı
188 - İstihare Namazı Hakkında Gelen Hadisler Babı
189 - Hacet Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Babı
190 - Teşbih Namazı Hakkında Gelen Hadisler Babı
191 - Şaban Ayının Onbf.Şinci Gecesi Hakkında Gelen Hadisler Babı
192 - Şükür Namazı Ve Secdesi Hakkında Gelen Hadisler Babı
193 - Namazın Günahlara Keffâret Olduğuna Dâir Gelen Habisler Babı
194 - Beş Vakit Namazın Farziyeti Ve Bunları Muhafaza (= Devam) Etmek Hakkında Gelen Hadisler Babı
196 - Kudüs'teki Mescîd-İ Aksâ'da Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
197 - Küba Mescidinde Kılınan Namaz Hakkında Gelen Hadisler Babı
199 - Mescid-İ Nebeviye Minber Konulma Babı
201 - Çok Secde Etmek Hakkında Gelen Hadisler Babı
Bu Bâbtaki Hadîslerden Çıkarılan Fıkıh Hükümleri
202 - Kulun İlk Hesaba Çekileceği Şey Namazdır, Hakkında Gelen Hadîsler Babı
203 - Farz Namazın Kılındığı Yerde Nafile Namazın Kılınması Hakkında Gelen Hadîsler Bâb
204 - Mescidde Muayyen Bir Yeri Yurt Eüınip Dâima Orada Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
205 - Ayakkabının Namazda Çıkarılacağı Zaman Nereye Konulacağı Hakkında Gelen Hadisler Babı
133 - Namazın (Rek'at Sayısın) Da Şek Edip Doğruyu Taharri Eden (Araştıran) Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1211) Abdullah bin .Mes'ud (Radıyattâhü anhyden: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) (bize) bir namaz kıldırdı. Fazla mı kıldı, eksik mi kıldı bilemJyeceğim. Efendimiz, namazdan sonra (durumu bize) sordu. Biz O'na (durumu) anlattık. Bunun üzerine Efendimiz bacağını büktü ve kıble'ye dönerek iki secde etti. Sonra selâm verdi. Selâmdan sonra yüzünü bize çevirerek :
«Eğer namaz hakkında yeni bir şey olsaydı ben size onu haber verirdim. Ben de ancak bir insanım sizin gibi unuturum. Bunun için ben unuttuğum zaman bana hatırlatınız. Ve hanginiz namaz (rek'at-lerin)da şek ederse doğruya en yakın olanı taharri etsin (araştırsın) de namazını onun üzerine tamamlasın. Selâm versin ve iki defa secde etsin» buyurdu." [1]
İzahı
Bu hadîsi Buharı, Müslim, Nesâî ve Ahmed de az lâfız farkıyla rivayet etmişlerdir.
Kılınan namazın öğle namazı olduğu. Abdullah (Radı-yallâhü anhJ'tan olan başka rivayetlerde belirtilmiştir. Nitekim müellifin 1205 nolu hadisinde belirtilmiştir.
Peygamber (Sallallahü Aleyhive Seilem) in kıldırdığı namazda fazlalık mı, noksanlık mı olduğu hususunda burada bir tereddüt kaydedilmişse de diğer rivayetlerde fazlalık olduğu belirtilmiştir. Müellifin yukarıda numarasını yazdığım hadîsinde fazlalık olduğu kesinlikle belirtilmiştir.
Bu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) duruma muttali' olunca sehiv secdesi yapıp selâm verdikten sonra sahâbilere hitaben: «Eğer namaz hakkında...» buyurmuştur.
1203 nolu hadiste ise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)'in önce hitabede bulunduğu, sonra sehiv secdesi yaptığı belirtilmiştir. Buradaki rivayetin âlimlerce tercih edildiğine dâir gerekli bilgiyi orada vermiştik. Burada tekrarlamaya gerek görmüyorum.
Hanefi âlimleri bu hadisi delil göstererek: Rek'at sayısında şek eden kişi, eşit olan ihtimallerden hangisinin doğru olduğu hususunda gereken taharri (araştırma) yi yapar ye kuvvetli gördüğü ihtimâle namazını bina ederek tamamlar, demişlerdir.
El-Menhel yazarı bu konuda şöyle der:
"Taharri etmekten maksad, doğruya en yakın olan ihtimâli araştırıp sekten kurtulmaktır. Eğer araştırma sonunda durum aydınlığa kavuşursa ona göre hareket eder. Eğer tereddüdü aynen devam ederse, kesin olan az rek'at sayısını esas tutarak namazını tamamlar.
Taharri ile kasdedilen mânâ hususunda ihtilâf vardır: Bâzıları: Taharri zann-ı galip ve kuvvetli ihtimâli tutmaktır, demişlerdir. M ü s 1 i m ' in yaptığı rivayetlerin zahiri buna uyar.
El-Fetih'te beyan edildiğine göre Ebû Hanife: Eğer şek ilk defa vuku bulursa kişi zann-ı galibe göre namazını tamamlar. Zann-ı galibi yoksa, yâni iki tarafı eşitse, kesin olan rek'at sayısına göre namazını tamamlar, demiştir.
Ş â f i i 1 e r : Taharri, rek'at sayısı hakkındaki zann-ı galibi tutmak değil, kesin olan az rek'at sayısını tutmaktır. Çünkü müslü-manm boynunda kesin borç durumunda olan namaz, ancak kesin bilgi ile ikmâl edilmekle onun zimmetinden çıkar, demişlerdir.
îbn-i Hibbân ise "Taharri" ile kesin bilgiye bina etmenin ayrı ayrı şeyler olduğunu şöyle beyan etmiştir: 'Bina etmek, meselâ : Üç rek'at mı dört rek'at mı diye şek edilmesi hâline mahsustur. Bu takdirde kişi şekki atıp kesin bildiği rek'at sayısına bina etmek zorundadır. Taharri ise, kişinin namazdan ne kıldığım bilmemesi, hâline aittir. Bu takdirde gerekli araştırmayı yapar ve namazını zann-ı galibe bina eder. Şu halde taharri ile, kesin bilgiye bina etmek, tamamen ayrı şeylerdir.
Taharri ve kesin bilgiye bina etmenin aynı şey olduğunu söyliyen Şafii, Dâvûd velbn-i Hazm'ın kavli nakledildikten sonra Nevevi' nin şöyle dediği beyan ediliyor:
'Cumhur: Taharri bir şeyi kasdetmektir, demiştir. Hadisin: cümlesinin mânâsı:
«Doğru olanı kasdetsin ve ona göre amel etsin* demektir. Doğruyu kasdetmek, kesin bildiğine bina etmektir. O da az olan rek'at sayısıdır,' demiştir.
En-Neyl yazarı: Bence 'Az rekat sayısına bina etmek,' 'Kesin bilgiye bina etmek,' ve 'Doğruyu araştırmak' emrini veren hadîsler arasında bir ihtilâf yoktur. (Bilindiği gibi 1209 nolu Abdurrah-m â n (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi, az rek'at sayısına bina etmeyi; 1210 nolu E b û S a i d (Radıyallâhü anh)'in hadîsi, kesin bildiğine bina etmeyi ve 1211 nolu Abdullah (Radıyallâhü. anh)'in hadisi, doğruya en yakın olanı taharri etmeyi emrediyorlar.) Çünkü lügatte taharri, doğruya en uygun olanı demektir. Rek'at sayısında şek belirdiği zaman Peygamber (Saljallahü Aleyhi ve Sellem) tahar-rî'yi, kesin bildiğine bina etmeyi ve az rek'at sayısına bina etmeyi emretmiştir. Lügat manâsıyla taharri etmek neticesinde şek çemberinden çıkmak mümkün ise; ki bu da ancak yakinen bilmekle mümkündür. Şüphesiz taharri, az rek'at sayısına bina etmeye tercih edilir. Çünkü az rek'ate bina etmenin câizliği, gerçeğin hatırlanmaması şartına bağlıdır: Taharri neticesinde gerçek olanı hatırlanınca mes'e-le hallolmuş olur. Araştırma neticesinde doğrusu hatırlanmazsa, lügat manâsıyla taharri gerçekleşmemiş olur. Ancak az rek'at sayısına bina edilince lügat manâsıyla taharri de gerçekleşmiş olur. Şu halde hadisler arasında bir ihtilâf yoktur.' demiştir.
Merhum müellifimizin, taharri ile ilgili hadîsi, ayrı bâbta rivayet etmesi taharriyi H a n e f î' ler gibi zann~ı gâlib mânâsına aldığına bir işaret sayılabilir. Keza müellifin rivayet ettiği taharri hadîsindeki: "Doğruya en yakın olanı taharri etsin» cümlesinin zahiri de bu mânâya uygun görülür. Fakat Müslim' deki cümle böyle değildir. Ordaki cümle :
«Doğruyu taharri etsin.» diye geçer. Müellifin bundan sonraki hadîsinde geçen cümle ise Müslim' inkinin aynısıdır.
1212) Abdullah bin Mes'ud (Radtyallâkü ü«A)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur t
«Biriniz namaz rek'atleri sayısında şek ettiği zaman doğruyu taharri etsin, sonra iki secde etsin.»
Tan afisi; Asıl olan budur. Bunu reddetmeye kimsenin gücü yetmez, demiştir." [2]
İzahı
N e s â i de bu hadisi rivayet etmiştir. Hadisin râvisi yine A b -dullah bin Mes'ud (Radıyallâhü anh)'dır. Bir önceki hadîse göre kısadır. Ancak yukarıda belirttiğim gibi bir önceki hadiste; «...doğruya en yakın olanı taharri etsin.» buyurulmuştur. Burada ise; -...doğru olanı taharri etsin.» buyurulmuştur. [3]
134 - (Dört Rek'atu Namazda) Sehven İkinci Veya Üçüncü Rek Atten Selâm Veren Hakkındaki Bâb
1213) (Abdullah) bin Ömer (Radtyattâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir :
Resul ullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (öğle veya ikindi namazında) iki rek'attefn sonra) unutarak selâm verdi. Zülyedeyn denilen bir adam. Efendimize:
— Yâ Resûlallah! Namaz kısaldı mı, yoksa unuttun mu? diye sordu. Efendimiz:
— «Ne namaz kısaldı, ne de ben unuttum.» buyurdu. Zülyedeyn: Efendimize t
— O halde (arzedeyim) : Sen İki rekat namaz kıldın!, dedi. Efendimiz, (bu kere orada bulunanlara) :
— «Zülyedeynin dediği gibi midir?» diye sordu. (Sahâbiler:)
— Evet diye cevap verdiler. Bunun üzeıine Peygamber (Sallal-lâhü Aleyhi ve Sellem) öne geçerek iki rek'at (daha) kıldırdı. Sonra sehvin iki secdesini etti."
1214) İbn-i Şîrîn (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre; Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh) şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) bize öğle ve ikindi namazlarından birisini iki rek'at olarak kıldırıp selâm verdi. Sonra mescidin içinde bulunan ve (hutbe okunurken) dayandığı hurma kütüğüne doğru kalkıp ona dayandı. Cemaatın acele edenleri: Namaz kısaldı dedikleri halde mescidden çıktılar. Cemâatin içinde Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ile Ömer (Radıyallâhü anh) de vardı. Bu iki zât. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e birşey söylemekten çekindiler. Cemâat arasında Zûlyedeyn ismi verilen elleri uzun bir adam da bulunuyordu. Bu adam:
— Yâ Resûlallah! Namaz kısaldı mı? Yoksa sen unuttun mu diye sordu. Bunun Üzerine Efendimiz:
— «Namaz kısalmadı, ben de unutmadım» diye cevap buyurdu. Zûlyedeyn (Radıyallâhü anh) :
— Şüphesiz sen ancak iki rek'at kıldın, dedi. (Bu defa) Efendimiz :
— «Zülyedeyn'in dediği gibi midir?» diye (oradakilere) sordu. (Onlar:)
— Evet, dediler, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) demiştir ki i Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza kalktı. İki rek'at daha kıldı, sonra selâm verdi, sonra iki secde etti, sonra selâm verdi." [4]
İzahı
1 b n-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsini E b ü D â -v û d da rivayet etmiştir.
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini T i r m i z i dışındaki diğer Kütüb-i Sitte sahipleri. Mâlik, Dârekutni ve İbn-i Hibbân rivayet etmişlerdir.
Kıldırılan namazın öğle namazı mı, ikindi namazı mı olduğu hususundaki tereddüt îbn-i Şirin (Radıyallâhü anh)'e aittir. Nitekim B u h â r î' nin bir rivayetinde îb n - i S î r i n (Radıyallâhü anh) : Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), hangi namaz olduğunu ismen bana söylemişti, lâkin ben unuttum, demiştir. Bâzı rivayetlerde ikindi namazı olduğu zannı vardır.
El-Fetih yazarı: 'Bu husustaki ihtilâfın râvilerden ileri geldiği açıktır. Olayın iki defa vuku bulduğu yolunda yapılan yorum, uzaktır. N e s â î' nin bir rivayetine göre tereddüt, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den gelmedir. Öyle anlaşılıyor ki Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhî olayı anlatırken bazen tereddüt etmiştir. Bir başka zaman rivayet ederken zannı gâlib ile öğle namazı olduğunu, diğer bir zaman ikindi namazı olduğunu ifâde ederken kesin konuşmuştur. Bu şek, İ b n - i S i r î n (Radıyallâhü anh)'e de intikal etmiştir. Tereddüdün sebebi şu olabilir: Olayda bulunan şer'i hükümlere gereken önem verildiği için hangi namaz olduğu üzerinde durulmamıştır. Çünkü şer'i hükümlerin değeri bakımından Öğle namazı ile ikindi namazı arasında bir fark yoktur. El-H ırbak kıssası hakkındaki 1mr â n (Radıyallâhü anh)'in (1215 nolu) hadisinde olayın ikindi namazında vuku bulduğu hususunda ittifak vardır. Eğer Zü 1 y e d e y n (Radıyallâhü anh) kıssası ile E 1 - H ı r -bak kıssasının aynı olay olduğunu ve bu iki ismin aynı zâta âit olduğunu söylersek olayın ikindi namazında meydana geldiği rivayeti tercih edilir,' demiştir. İ m r a n (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinin zahirine göre olay ayrıdır. Çünkü üç rek'atten sonra selâm verilmiştir. Oranın izahına müracaat.
El-Menhel yazarı Zülyedey n (Radıyallâhü anh) in adının el-Hırbâ k olduğunu söyliyerek âlimlerin ekserisinin bu görüşte olduğunu beyân etmiştir. Tıybî ise: Zülyedeyn (Radıyallâhü anh) 'in lâkabı e 1 - H ı r b â k ' tır, adı ise Ümeyr'-dir, demiştir.
Aşiyy t Öğle zamanı ile Güneş'in batış zamanı arasındaki süredir. Bâzıları öğle ile ertesi günü sabahına kadar geçen süreye denildiğini söylemişlerdir.
Seraân: Namaz bittikten sonra cemaattan acele ederek mescid-den ilk çıkanlardır.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olay günü dört rek'at-li farzın ikinci rek'atinden sonra selâm vermiş, sonra mescidin kıble yönünde bulunan hurma kütüğüne dayanarak ayakta durmuştur. Mescidde minber yapılıncaya kadar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu ağaca dayanarak hutbe okurdu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in o esnada kızgın olduğu bâzı rivayetlerde belirtilmiştir. El-Menhel yazarı: Müslümanların bir işinden dolayı kızgın olduğu muhtemeldir, demiştir.
E b û Bekir (Radıyallâhü anh) ve Ömer (Radıyallâhü anh), efendimizin mübarek yüzündeki kızgınlığı sezdikleri için sonsuz saygı ve ta'zimleri nedeniyle namazdaki durumla ilgili bir şey söylemekten çekinmişler. Fakat Zülyedeyn (Radıyallâhü anh)'in ilme düşkünlüğü kendisine galebe çalarak soru sormuştur.
Zülyedeyn kelimesinin lügat mânâsı 'iki el şahabı' demektir. Buradaki rivayette belirtildiği gibi kollarının uzunluğu dolayısıyla Ona bu lâkabın efendimiz tarafından verildiği el-Menhel'de söylenmiştir. Muhtemelen hayırseverliği ve cömertliği nedeniyle ona bu lâkap verilmiştir. K u r t u b i böyle demiştir. İbn-i Kuteybe ise: O her iki eliyle ayni işleri yapabildiği için ona böyle denilmiştir, der.
Peygamber (Sallallahü Aleyh ve Sellem) namazı dört rekat olarak kıldırdığına inandığı için soruya cevap olarak : «Namaz kısal-madı, ben de unutmadım» buyurmuştur. Peygamberlerin bir şeyi unutup unutmıyacağı hususundaki gerekli izah 129. bâbta verilmişti.
Zülyedeyn {Radıyallâhü anh). Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e iki rek'at kıldırdığını bildirince efendimiz durumu cemaata sormuş, cemâat da Zülyedeyn (Radıyallâhü anh)'i doğrulamıştır.
Şöyle bir soru hatıra gelebilir. Zülyedeyn (Radıyallâhü anh) ve arkadaşları namaz içindeyken nasıl konuşmuşlardır? Buna şöyle cevap verilir: Onlar, namazda olduklarını kesinlikle bilmiyorlardı. Çünkü rek'at sayısının bir ilâhî emirle dörtten ikiye inmesini mümkün görüyorlardı. Bunun içindir ki: Namaz kısaldı mı? şeklinde soru sorulmuştur.
N e v e v î : 'Sahâbilerin söz konusu konuşması, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'le bir konuşmadır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile konuşma bizce ve başkalarınca namazı bozmaz', demiştir.
Sahâbilerin Zü 1 y e d e y n (Radıyallâhü anh)'i doğrulaması üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tekrar namaza durarak kalan iki rek'ati de kılmıştır. Ancak Ebû Davud'un bir rivayetinden anlaşıldığına göre sırf cemâatin sözüyle namaza durmamış, ancak Allah Teâlâ kendisine iki rek'atten selâm verdiğini hatırlatınca namaza durmuştur.
Hadîs, namazdaki eksiklik dolayısıyla yapılacak sehiv secdesinin selâmdan sonra olduğuna hükmedenler için delildir. Bundan önceki İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsi de buna delildir.
Sehiv secdesinin selâmdan önce mi selâmdan sonra mı yapılacağı hususundaki âlimlerin görüşlerini 136. bâbta nakledeceğiz.
1215) İmrân bin el-Husayn (RadtyaUâhü anhyden; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (birgün) ikindi farzının Üç rek'atinde selâm verdi. Sonra kalkıp evine girdikten sonra elleri uzun bir adam olan el-Hırbâk ayağa kalkarak:
Yâ Resûlallah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)! namaz kısaldı mı? diye seslendi. Bunun üzerine Efendimiz hiddetli ve izarını[5] sürükleyerek hemen çıkıverdi de (ne olduğunu) sordu. (Durum) anlatılınca, efendimiz, terk etmiş olduğu o rek'atı kıldı. Sonra selâm verdi. Sonra İki secde etti. Sonra selâm verdi." [6]
İzahı
Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizi ve Ah-m e d de bunu rivayet etmişlerdir.
El-Hırbâk, Namaz kısaldı mı' diye seslenince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) izarını normal giymek için bile beklemeden derhal dışarı çıktığından izarını sürüklemiştir.
El-Menhel yazarı şöyle der:
"Bu hadîs. Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in ikindi namazının üç rek'atmı kıldıktan sonra selâm verdiğini açıkça bildirir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ve İbn-i Ömer (Ra~ dıyallâhü anh)'den rivayet edilen mezkûr hadislere göre ise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in öğle veya ikindi namazının iki rek'atını kıldırınca selâm vermiştir. Hadisler arasında bir ihtilâf yoktur. Çünkü olayın müteaddit olduğu açıktır. Şöyle ki E b ü Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde selâmın iki rek nten vuku bulduğu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ru cazından çıkınca mesciddeki hurma kütüğüne dayanarak ayakta durduğu bildirilmiştir. İmrân (Radıyallâhü anh)'in hadisinde ise selâmın üç rek'atten vuku bulduğu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namazdan çıkınca evine girdiği bildirilmiştir. 1 b n - i H u -z e y m e ve ona tâbi olanlar, olayın iki olduğuna taraftar olmuşlardır.
Bâzıları ise olayın bir olduğunu söylemişlerdir. El-Fetih yazarı; 'Benim nazarımda kuvvetli olan görüş budur. Çünkü e1 - A1âi, bâzı üstadlanndan naklettiğine göre bunlar 1 m r a n' in hadîsini şöyle yorumlamışlardır:
= «İkindinin üç rekatının başında selâm vermiştir." Fakat e 1 - A 1 â i bu yorumu uzak görmüştür...',, El-Fetih yazarı bu yoruma taraftar ise de hadisin son kısmı buna mânidir. Çünkü hadisin sonunda. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in dönüp terkettiği bir rek'atı kıldığı açıkça bildirilmiştir. Eğer bu yorum sıhhatli olsaydı, Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in dönüp iki rekat kılması gerekirdi. Hadisin sonunu böyle yorumlamak mümkün değildir kanısındayım.
Bu hadîs de sehiv secdesinin selâmdan sonra yapılmasına hükmeden âlimler için bir delildir. [7]
135 - Sehiv Secdelerinin Selâmdan Önce Olduğu Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1216) Ebû Hüreyre (RadtyaUâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Şüphesiz, şeytan birinize namaz esnasında gelerek, kendisi İle kalbi arasına girer (—namazım karıştırır.) Hattâ (biriniz) fazla veya noksan kıldığını bilemez. Artık bu hâl olacağı zaman selâm vermeden-önce iki secde ediversin. Sonra selâm versin.»
1217) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Şüphesiz şeytan âdemoğlu ile kalbi arasına girer. (Maksadından uzaklaştırır.) Artık, kaç rekat kıldığını bilemez. Bu hâl adamın başına geleceği zaman selâm vermeden önce iki secde etsin. [8]
İzahı
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Kütüb-i Sitte sahiplen bir birine yakın lâfızlarla ve müteaddit senedlerle rivayet etmişlerdir.
Müslim ve Ebû Davud'un rivayetlerinde:
= «oturarak» kaydı vardır. Yâni selâmdan önce oturduğu yerde iki secde etsin.
Hadîsin zahirine göre, fazla veya eksik rek'at kıldığında şek eden kimse sehiv secdesinden başka bir şey yapmakla mükellef değildir. E n e s (Radıyallâhü anh) ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den bu hüküm rivayet edilmiştir. Hasan-ı Basrî ve seleften bir cemâatin kavli de budur. Fakat cumhur böyle dememiştir. Bundan önceki bâblarda izah edildiği gibi cumhurun bir kısmı: Şek edilince, rek'at sayısının az olduğu ihtimal esas tutularak, namaz ikmal edilir, demişlerdir. Bir kısmı da : Kuvvetli ihtimal ve zann-ı galip esas alınarak namaz ikmal edilir, demiştir.
Bu ve benzerî hadîslerin mücmel olduğunu söyleyen cumhur bunların yukarda geçen hadîslere göre yorumlanması icap eder, demişlerdir. Yâni zann-ı galip veya az rek'at sayısı esas alınarak namaz ikmal edilmekle beraber sehiv secdesi yapılır. Maksat budur, denilecek.
Bâzı âlimler: Sehiv secdesinin selâmdan önce yapılmasına, bâzıları da selâmdan sonra edileceğine hükmetmişlerdir. Bu ihtilâfı ve tafsilâtı bundan sonraki bâb'a bırakıyoruz. [9]
136 - Sehiv Secdelerini Selâmdan Sonra Yapan Hakkında Gelen (Hadisler) Bâbı
1218) Alkame (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre: (Abdullah) bin Mes'ud (Radıyallâhü anh), sehiv secdelerini selâmdan sonra yapmış ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in öyle yaptığını anlatmıştır."
1219) Sevbân (Radtyallâhü anh)'ûen rivayet edildiğine göre kendisi : Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Şöyle buyurdu, demiştir:
«Her sehiv için selâmdan sonra iki secde vardır.»" [10]
İzahı
îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Müslim, Tirmizi ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Müs1 i m ' in î b n-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'den rivayeti şöyledir:
"...Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sehiv secdelerini selâm ve kelâm (= konuşma) dan sonra etti."
Se vbân (Radıyallâhü anhî'ın hadîsini Ebû Dâ v û d , Dârekutnî ve Tahavî de rivayet etmişlerdir. Bu hadîsin zahirine göre namazda yapılan her sehiv için iki secde yapılır. 1 b n-i E b î Leylâ bununla hükmetmiştir. Buna göre meselâ : 4 sehiv yapılırsa 4 defa sehiv secdesi yapılır. Toplam 8 secde olur.
Bâzıları: Sehiv çeşidi ayni olduğunda iki secde yeter, sehiv çeşidi müteaddit ise her çeşit için iki secde yapılır, demişlerdir.
Cumhür'a göre sehiv sayısı ve nevileri ne kadar olursa olsun, hepsi için iki secde yapılır. El-Mühezzeb yazarı: Çünkü eğer her sehiv için ayrı ayrı sehiv secdesi icap etseydi, sehiv yapıldığında hemen secde edilecekti. Secdenin, namazın sonuna bırakılması, namazdaki bütün sehivlerin toplatıldığına delâlet eder, demiştir.
Cumhur, S e v b â n <Radıyallâhü anh)'ın hadisini zayıf görmüştü. Çünkü senedindeki râvî îsmâil bin Ayyaş aleyhinde konuşulmuştur. Beyhaki: 'Bu hadîsi yalnız îsmâil bin Ayyaş rivayet etmiştir. E 1 -1 r a k î, bu hadîsin muz-tarib olduğunu söylemiş, Zehebi de el-Esrem'in bu hadîsin mensûh olduğunu söylediğini nakletmiştir,' der.
El-Menhel yazarı yukardaki nakilleri verdikten sonra şöyle der:
"Hadîs, sahih olduğu takdirde de yorumu şudur: 'Tüm sehiv için iki secde yeter.'
Beyhaki' nin  i ş e {Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet ettiği: = İki secde, fazlalık ve eksikliğin tümünden bedel kâfidir.»
Sübülü's-Selâm'da: 'Hadîs, sehiv secdesini gerektiren haller sayısınca secde edilmesinin gerekliliğine delâlet etmez. Bilâkis, hadis, namazında sehiv yapan herkes için umumidir. Yâni kim namazda ne gibi bir sehiv yaparsa, onun için iki secde meşrudur. Sehiv secdesi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sehiv yaptığı yerlere veya sehiv nevine mahsûs değildir. Kişi başka bir nevi sehiv yapsa veya namazın başka yerinde yapsa yine sehiv secdesi etmesi meşrudur. Hadisi böyle yorumlamak, zahirine göre mânâlandırmak-tan evlâdır. Çünkü böyle yorumlanınca Zülyedeyn (Radıyallâhü anh)'ın hadîsine uygun olur.' demiştir
E v z â î : Eğer namazdaki sehivler yalnız namazdaki fazlalıklara âit ise veya yalnız noksanlıklarla ilgili ise iki secde yeter. Şayet bir sehiv fazlalıkla, diğeri de noksanlıkla ilgili ise dört secde gerekir, demiştir. Fakat bu ayırıma delâlet eden delil yoktur. [11]
Sehiv Secdesinin Selâmdan Önce Veya Sonra Yapılacağına Dâir Âlimlerin Görüşleri
1. Hanefî âlimlerine ve Sevri' ye göre sehiv secdesi selâmdan sonra yapılır. Ali, Sa'd bin Ebİ Vakkas, Ammâ-r bin Yâsir, îbn-i Mes'ud, İmrân bin Husayn, Enes ve Muğire bin Şube (Radıyallâhü anhüm) böyle hükmeden Sahâbilerin bir kısmıdır. Bu hükme katılan tabiilerin bir kısmı Ebû Seleme bin Abdirrahman, Hasan-ı Basri, Nahai, Ömer bin Abdilaziz, Abdurrahman bin Ebi Leylâ ve Sâib (Radıyal-lâhü anhüm)'dür.
Bu gruptaki âlimlerin delilleri 1211,1213, 1214, 1215 ve 1218 nolu hadîslerdir. Bunlara göre sehiv hâli ister namazdaki bir fazlalıkla ilgili olsun; ister eksiklikle ilgili olsun hüküm budur.
2. Şafii' nin cedid kavline göre, sehiv nevi ister noksanlık, ister fazlalıkla ilgili olsun sehiv secdesi selâmdan önce edilir. As-hab-ı kiram'dan Ebû Hüreyre, Ebû Saîd-i Hudri, îbn-i Abbâs, Abdurrahman bin Avf ve Muâviye (Radıyallâhü anhüm)'ün kavli budur. Zühri, Mek -hûl, Evzâî, Leys bin Sa'd ve îbn-i Ebî Zi'b (Radıyallâhü anhüm) da bu hükme,katılmışlardır.Tirmizî : Medine-i Münevvere Fıkıhçılarının ekserisi böyle hükmetmiştir, der.
Bu grubun delilleri ise 1207, 1208, 1209, 1210, 1216 ve 1217 nolu hadislerdir.
3. Mâlik, Ebû Sevr, el-Müzenî ve başka bâzı âlimlere göre eğer sehiv hâli bir noksanlıkla ilgili ise selâmdan önce secde edilir. Şayet bir fazlalık hâli için ise selâmdan sonra secde edilir. Şafiî mezhebinin böyle bir kavli de vardır. Fazlalık hâlinde secdenin selâmdan sonra yapılmasının delili 1211 nolu ve benzeri hadîslerdir. Noksanlık için secdenin selâmdan önce yapılmasının delili de 1206 nolu ve benzeri hadîslerdir. Namazda hem noksanlık hem fazlalıkla ilgili sehiv olunca noksanlık hâli ağırlık kazanarak secdenin selâmdan önce yapılacağına Mâlik hükmetmiştir.
İbn-i Abdil Berr: 'Mâlik'in kavline göre hükmedilince tüm hadislerin işlerliği sağlanmış olur. Bütün hadîsleri istimal etmek bir kısmının diğer bir kısımla mensuh olduğunu iddia etmekten evlâdır. Fazlalık ve noksanlık hallerinin arasındaki fark görüş açısından açıktır. Çünkü noksanlık dolayısıyla edilecek secde, eksikliğin onarımıdır. Namazdan çıkıldıktan sonra tamir etmek muhaldir. Fazlalık dolayısıyla edilecek secde ise şeytanı kızdırmak ve çatlatmak içindir. Bunun namazdan sonraya bırakılması uygundur. tbnü'l-Arabi demiş ki M â 1 i k' in kavli daha isabetlidir, diye malûmat vermiştir."
4. Âhmed ve Şafiî' nin arkadaşlarından Süleyman bin Dâvûd: Sehiv secdesi hakkında vârid olan her hadîs, vâ-rid olduğu sehiv hâlinde tatbik edilir. Hakkında hadîs vârid olmayan sehiv halleri için yapılacak secde ise selâmdan önce edilir, demişlerdir.
5. Bâzı âlimler de: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin selâmdan önce de, selâmdan sonra da sehiv secdesi ettiği sabittir. Bunun için kişi serbesttir. Dilerse selâmdan önce, isterse selâmdan sonra secde edebilir, demişlerdir. îbn-i Şeybe, Ali bin Eb î Ta1ib (Radıyallâhü anh) 'm böyle dediğini rivayet etmiştir. Râfii de Şafiî' den böyle bir kavil nakletmiştir.
Kadı Iyâz ve Şafii' nin arkadaşlarından bir cemâat: Fazlalık veya noksanlık için selâmdan önce veya selâmdan sonra sehiv secdesinin yapılabileceği hususunda âlimler arasında bir ihtilâf yoktur. İhtilâf, efdal olanın hangisi olduğu hakkındadır, demiştir.
Sehiv secdesini gerektiren hallerle ilgili dört mezhebin görüşünü anlamak için fıkıh kitablarına müracaat edilmesi tavsiye olunur. Ben şunu belirtmekle yetiniyorum:
Namazdaki her noksanlık veya her fazlalık sehiv secdesiyle ona-rılmaz. Bu durumların bir kısmı namazı bozar, bir kısmı bozmadığı gibi sehiv secdesini de gerektirmez. [12] '
137 - Namaz Üzerine Bina Etmek [13] Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1220) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) <bir defa) namaza geldi. İftitah tekbirini aldıktan sonra cemaata (vaziyetlerini bozmadan yerlerinde beklemeleri için mübarek elile) işaret etti. Bunun üzerine cemâat durum bekledi. O, da gidip boy abdestini aldıktan sonra (mübarek) başından su damladığı halde (gelip) cemaata namaz kıldırdı. Namazdan dönüp gidince cemaata :
«Ben (evden) yanınıza cünüp olarak geldim ve namaza girinceye kadar (durumu) hatırlamadım.» buyurdu.Zevâid'de: Ravi Üsâme bin Zeyd, zayıf olduğundan bunun senedi zayıftır. Dârekutnl de, suneninde bunu Üsâme bin Zeyd yoluyla rivayet etmiştir, denilmiştir. [14]
İzahı
Hadîsin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'a âit olan kısmı Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiştir. Ebû Davud'un Ebû Bekrete (Radıyallâhü anh)'dan olan bir rivayetinde Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'in namazdan sonra şöyle buyurduğu kaydedilmiştir. £> <^5 ^ı\j j£j \j\ Ul = «Ben ancak bir insanım ve ben cünüp idim.»
Dârekutni ve Beyhaki' nin rivayetinde ise müellifin rivayetinde olduğu gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e âit olan kısım mevcuttur.
Müellifin rivayeti ile Dârekutni1 nin rivayeti, Ebû Davud'un, Ebû Bekrete (Radıyallâhü anh) ile A t â' bin Yesâr (Radıyallâhü anh)'dan olan rivayeti, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaza girdikten sonra durumu hatırladığına delâlet ederler.
Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi' nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) dan olan rivayetlerine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza durup tekbir alması beklendiği sırada ve henüz namaza girmeden durumu hatırlamıştır. Ben bunlardan Buhâri' nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anlı)'den olan rivayetini nakledeyim :
= «Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den ı Şöyle demiştir t Namaz için ikâmet edildi. Saflar ayakta dizildi. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) evinden çıkarak yanımıza geldi ve namaz kıldıracağı yer (= mihrab) da ayakta durunca cünüp olduğunu hatırladı. Bunun üzerine bize: «Yerinizden ayrılmayınız!» buyurduktan sonra dönüp boyabdestini aldı, sonra (mübarek) basından su damladığı halde (evinden) yanımıza çıkageldi. Sonra Allâhü ekber' diyerek bize namaz kıldırdı."
M ü s 1 i m ' in rivayetinde bu nokta ile ilgili cümle şöyledir:
= «Nihayet Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), namaz kılacağı yer (mihrab) da tekbir almadan Önce ayakta durduğu sıra (cünüp olduğunu) hatırladı ve hemen döndü de bize: «Yerinizden ayrılmayınız!» buyurdu.
Hülâsa bâzı rivayetlerde efendimizin henüz namaza başlamadan, bir kısım rivayetlerde de namaza başladıktan sonra cünüplük hâlini hatırladığı bildirilmiştir.
M ü s 1 i m ' in şerhinde Nevevi: Hadisin :
= «tekbir almadan önce...» kaydı, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in henüz namaza girmediği ve tekbir almadığı sırada durumu hatırladığını... sarâhatan ifâde eder. Buhâri1 nin bir rivâ-
yetindeki: "ve biz O'nun tekbir almasını beklediğimiz zaman..." ifâdesi de bunu açıkça belirtiyor. Ebû Dâvûd1 un rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaza başladıktan sonra anılan durumu hatırladığı belirtilmiştir. Artık Ebû D â v û d ' un rivâyetindeki; "namaza girmişti"
cümlesi 'namaza girmeğe hazırlanmıştı* diye yorum yapmak suretiyle rivayetler arasında görülen ihtilâf kaldırılır. Bu yorum muhtemeldir. Fakat en kuvvetli ihtimal olayların ayrı olmasıdır. Hadîs, Peygamberlerin ibâdet ederken unutma geçirmelerinin câizliğine delalet eder, demiştir.
Müellifin rivayeti, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ' in tekbir aldıktan sonra durumu hatırladığına delâlet eder. Hadisler arasındaki ihtilâfı gidermek için yorum yapanlar buradaki:
=i "sonra tekbir aldı." cümlesini: "Sonra tekbir almak istedi.» diye te'vil etmişlerdir.
Hadisin : "Sonra cemaata (yerlerinden ayrılmamaları için) işaret etti." cümlesi yerine Buhâri: «Bize: Yerinizden ayrılmayınız!- buyurdu. Ebû Dâvûd'un rivayetinde: "Yerinizden ayrılmayınız! (anlamını ifâde etmek için) eliyle işaret buyurdu." denilmiştir.
Hadisin: "Sonra cemaata namaz kıldırdı." cümlesi iki şekilde yorumlanabilir:
Birinci yorum : 'Guslettikten sonra geldiğinde yeniden tekbir almadan, namaza, kalındığı yerden itibaren devam etti."
Şu yorum, babın başlığına uygun olan yorumdur. Çünkü; babın başlığındaki: 'Namaz üzerine bina etmek' ifâdesine, dip not olarak verdiğim mânâ bu yorumla gerçekleşir, Müellifin bu yoruma taraftarlığı babın başlığında kullandığı bu ifâdeden anlaşılır, denilebilir.
İkinci yorum : 'Guslettikten sonra geldiğinde yeniden tekbir alarak cemaata namaz kıldırdı.' Bu yorumagöre hadîsin, namaza bina etmekle ilgisi yoktur.
İbn-i Hibbân ikinci yorumu tutarak..- Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in boy abdesti almak için gitmesi ve dönünceye kadar cemâatin imamsız olarak o vaziyette ayakta durması mahaldır, demiştir. [15]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1. Hadîsin zahirine göre, imamın unutarak abdestsiz namaz kıldırdığının anlaşılması ile cemâatin namazı bozulmaz. Böyle hükmeden Mâlik, Şafiî, Evzâî, Sevri ve Ahmed bu hadîsin mezkûr rivayetlerini delîl göstermişlerdir. E1-Esrem, Ebû Sevr, îshak, Hasan-ı Basrî, îbrâhim Nahai ve Said bin Cübeyr'in böyle söyledikleri nakledilmiştir. (Radıyallâhü anhüm).
El Menhel yazarı yukardaki grubun görüşünü naklettikten sonra sözlerine devamla şöyle der :
"Bu gruba dâhil olanlar : Çünkü, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ilk tekbiri alınca sahâbîler de tekbir alarak namaza girdiler ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gidip guslettikten sonra gelinceye kadar onlar namazlarında durdular, namazlarını bozmadılar, demişlerdir.
H a t t â b î de bu görüşü benimseyerek konu hakkındaki hadisin şerhinde: 'İmam, cünüp olarak sehven namaz kıldırdığı ve cemâat durumu bilmediği zaman cemâatin namazı sahihtir. Bilâhare durumu öğrenince o namazı tekrar kılmaları gerekmez. İmam ise namazı tekrar kılmak zorundadır. Hadîsten çıkarılan hüküm budur. Çünkü hadîsin lafzından anlaşılan durum şudur: Sahâbîler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber namaza başlamışlar, sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gusledip gelinceye kadar onların durmasını istemiş, sonra onların namazını ikmal ettirmiştir. Namazın başlangıç parçası sahîh sayılmasaydU Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gusledip geldikten sonra kıldırdığı parçanın ilk parça üzerine bina edilmesi sahîh. olur muydu?
Ömer (Radıyallâhü anh) 'in kavli de budur. Arkadaşlarından bu konuda ona muhalefet eden kimse bilinmiyor.
Hadis, abdestsizlik hâlinde namaza bina etmek caizdir, diyenler için delildir,' demiştir.
EI-Ayni, Hattâbî' nin yukardaki sözünü reddederek özetle şöyle demiştir: 'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in gusülden sonra tekrar tekbir alarak cemaata namaz kıldırdığı zahir
olanıdır. Nitekim İbn-i Hibbân: cümlesini şöyle yorumlamıştır: "Yâni yeni bir tekbir alarak onlara namaz kıldırdı. Bâzılarının sandığı gibi, evvelce almış olduğu tekbiri esas tutarak kaldığı yerden namazı tamamlamadı, mânâsı kasdedilmemiştir. Üstelik M ü s 1 i m' in rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in henüz tekbir almamış iken durumu hatırladığı belirtilmiştir. Diğer taraftan namazın bir parçası sahîh olunca... sözünü de kabul etmiyoruz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaza başlamış olduğunu kabul etsek bile, imamlıktan çekilirken başkasını yerine geçirmemesi ve yerinin boş kalması ile namaz bozulmuş olur. Namazın ilk parçası bozulunca o bozuk parça üzerinde tesis edilecek parça da bozulur. Hak, budur ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yeni bir tekbirle onlara namaz kıldırmıştır. Ömer (Radıyallâhü anh)'in arkadaşlarından kimsenin muhalif olmadığı sözü de sıhhatli değildir. Çünkü Dârekutnî 'nin bir rivayetine göre;
"Ali bin Ebi Tâlib (Radıyallâhü anh), cünüp iken sehven cemaata namaz kıldırmış sonra tekrar kılmış ve cemaata da tekrar kılmalarını emretmiştir."
Ebû Hanîfe, Şa'bi ve Hammâd bin Ebi Süleyman ise imamın abdestsiz olduğu anlaşılmakla cemâatin namazı bozulur, demişlerdir. Bunların delilleri ise şunlardır:
Ahmed'in Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den mer-fû olarak rivayet ettiği: "İmam zâmındır.» Hadîsi.
Dârekutni'nin Saîd bin el-Müseyyeb1 den rivayet ettiği : :
= "Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüp olarak (sehven cemaata) namaz kıldırmış, sonra tekrar kılmış, cemâat da tekrar kılmışlardır." hadisi ve A 1 i (Radıyallâhü anh)'ın yukardaki hadîsidir.
Zahir olan, ilk grubun kavlidir. Çünkü Dârekutni: S a i d (Radıyallâhü anhî'in hadîsi mürseldir, râvisi E b û C â -bir e 1 - B e y a z i' nin hadisleri metruktür, A 1 i (Radıyallâhü anhJ'nin hadîsini rivayet eden Amr bin Hâlid'in hadîsleri de metruktür.
«İmam zâmındır» hadisinden maksat, cemâat imama uymuş iken, namazı ifsad etmeyen cemâatin hareketlerini imam yüklenmiştir. Bundan, imamın namazı bozulunca cemâatin namazı da bozulur mânâsı çıkmaz, demiştir."
El-Menhel yazarı görüldüğü gibi ilk görüşü tercih etmiştir.
2 - Şer'i hükümlerin tesisine vesile olmak üzere Peygamberlerin ibâdette sehiv etmeleri hikmetlere bina'en caizdir.
3 - Vakit müsait ise cemaatın imamı beklemeleri meşrudur
4 - Cünüp kişi, guslünü derhal yapmayıp geciktirebilir. (Namazı kaçırmaya sebebiyet verirse tehiri yasaktır.)
5 - Cünüplüğünü unutarak mescide giren kimse durumu hatırlayınca teyemmüm etmeden derhal çıkmalıdır.
1221) Âişe (Radıyallâhü anhâ)\ian rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Namaz içinde iken bulantısız kusma, burun kanaması, bulantı-)ı kusma ve mezi çıkması hallerinden birisi kimin basma gelirse hemen dönüp abdest alsın. Sonra (gelip) namazının üzerine bina etsin (kalan kısmını tamamlasın) ve bu esnada hiç konuşmasın.»
Not: Zevâid'de : Bunun senedinde bulunan İsmail bin Ayyaş, bunu hicazlı (îbn-i CÜreyc)den rivayet etmiştir. Hicazlüardan olan rivayeti zayıftır, diye bilgi verilmiştir. [16]
İzahı
Notta belirtildiği gibi bu hadîs zevâid nevindendir. Dârekut-n i de bunu rivayet etmiştir.
Hadîste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım :
Ruâf: Burun kanaması ve burundan gelen kan'dır.
Kalas ve Kals: Sindi şöyle tarif etmiştir: 'Karından ağıza gelen ağız dolusu veya daha az kusmuktur. Ağıza geldikten sonra geri gitmedikçe ona Kay' denmez. Eğer geri dönerse ona Kay' denir.
A h t e r î: Kalas ve Kals ağızdan çıkan kusmuktur. Şöyle tarif edenler de vardır: Boğazdan ağıza gelen ağız dolusu veya daha az kusmuktur. Buna Kay' denmez. Şayet geri dönerse o zaman Kay' denir. Bir de Kay' ile eş anlamlıdır diyenler vardır, demiştir.
Ahteri: Kay' kelimesini de kusmuk diye mânâlandırmıştır.
Hanefî fıkıh kitablarından Fethü'l-Kadîr'de :
Kals: Bulantı halinde kusmaktır. Kay': Bulantısız kusmaktır. Kalas kelimesi kals diye okunabilir. Hadiste bu kelime ve Kay" keli meşinin her ikisi de zikredildiği için bunlara ayrı ayrı mânâ vermek
daha uygundur.
Hülâsa i Yinilen ve içilen maddeler ve benzerleri mideden ağıza çıktığı zaman ağız dolusu olsun olmasın, dışarı atılsın, mideye geri gitsin ve buna ne isim verilirse verilsin, bu hadise göre abdest bozulmuş olur.
Mezî i Az şehvet hâlinde görülen ince, beyaz bir sudur.
Hadis, kusmuk, burun kanaması ve mezînin çıkması ile abdestin bozulduğuna ve namaz esnasında başına bu hâl gelen bir kimsenin hiç konuşmadan gidip abdest aldıktan sonra gelip namazından eksik kalan kısmını tamamlayabileceğine delâlet eder.
Gerek burun kanaması veya kusmakla abdestin bozulup bozulmaması meselesi ve gerekse namaz esnasında abdesti bozulan veya abdestli olmadığını hatırlayan kimsenin abdest alıp namazının kalan kısmım kılması meselesi âlimler arasında ihtilâf konusu olduğundan bu hususu kısaca belirtmek isterim.
Ebû Davud'un süneninin 'Kan'dan dolayı abdest almak' bâbındaki C â b i r (Radıyallâhü anhJ'm hadîsi bahsinde el-Menhel yazarı şöyle der:
1 - Ebû Hanîfe, Sevrî, Evzâî, Ahmed, İs-ha k ve başka âlimler: Bedenden çıkan kan nerden çıkarsa çıksın abdesti bozar, demişlerdir.
Ha1lâbî : 'Fıkıhçılann ekserisinin kavli budur. Bunların delili Dârekutni ve İbn-i Mâceh'in Âişe (Radıyallâhü anh)'dan rivayet ettikleri[17] hadistir. İkinci delil Buhâ-rî'nin Âişe (Radıyallâhü anhâJ'dan rivayet ettiği şu hadîstir: ( H a 11 â b İ bunun metnini zikretmiştir[18]. El-Ayni: Bu hadis bizim arkadaşlarımızın gösterdikleri en kuvvetli ve en sahîh hadîstir, demiştir. Üçüncü delil, Dârekutni' nin T e m î m - i Darı (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet ettiği;
«Her akıcı kan'dan dolayı abdest almak vardır.» hadîsidir, 'demiştir.
Ön ve arka yollardan başka vücudun her hangi bir yerinden çıkan kanla abdestin bozulduğuna hükmedenler arasında şu zâtlar bulunur : Hulefâ-i Râşidîn, denildiğine göre cennetle müjdelenmiş olan diğer altı sahâbî, İbn-i Mes'ud, İbn-i A b -bâs, Sevbân, Ebü'd-Derdâ, Zeyd bin Sabit, Ebû Musa el-Eş'arî ve İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhüm).
Şafii, kendi müsnedinde İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhVden şöyle dediğini rivayet etmiştir:
= «Burun kanaması, mezînin çıkması ve kusmak hallerinden birisi (namaz içinde) kimin başına gelirse, gidip abdest alır, sonra gelir ve namazının eksiğini tamamlar.»
2 - Ön ve arka yollardan başka vücûdun her hangi bir yerinden çıkan kanla abdestin bozulmadığına hükmedenler arasında îbn-i Ömer, İbn-i Abbâs, Ibn-i Evfâ, Câbir, Ebû Hüreyre, Âişe, lbnü'l- Mü seyyeb, Salim bin Abdillah bin Ömer, Atâ, Mekhûl, Rabîa, Mâlik, Ebû Sevr, Dâvûd, Şafiî ve arkadaşları (Radıyallâhü anhüm), bulunur. Sahâbîlerin ve tabiîlerin ekserisinin kavli budur.
Bu grubun delillerinden birisi Buhârî, Ebû Dâvûd ve başkalarının rivayet ettikleri Câbir (Radıyallâhü anhJ'ın bir hadîsidir. (Hadîs uzundur. el-Menhel bunu şerh ve izah da etmiştir. Bu hadîste Ensar-ı kiramdan bir zât namaz içinde- iken düşman tarafından ard arda atılan üç okla yaralanmış ve kanlar akmış, buna rağmen namazını ikmal etmiştir, diye bilgi vardır.)
(kinci delîl Dârekutni' nin rivayet ettiği E n e s (Radıyallâhü anh)'ın şu mealdeki hadîsidir :
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hacâmet yapmış, sonra abdest almadan ve yalnız hacâmet yerlerini yıkayarak namaz kılmıştır."
Üçüncü delil, M â 1 i k ' in el-Muvatta'da rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:
"Abdullah bin Abbas (Radıyallâhü anhümâ) burun kanamasını geçirirdi, (namaz esnasında bu hal olurdu) kendisi namazdan ayrılıp kanı yıkardı. Sonra dönüp namazının eksiğini tamamlardı." (El-Menhel yazarı tarafların başka delillerini ve her grubun diğer grubun delillerine vâki itirazları ile verilen cevapları izah etmiştir.)"
Kusmaya gelince bu husustaki ihtilâfı el-Menhel müellifi şöyle özetler :
"Kanla ilgili yukarda anlatılan ihtilâf Kay' ve Kalas hakkında da mevcuttur. $öyle ki.
1. Hanefî âlimlerine göre bunlar ağız dolusu olursa abdest bozulur, yoksa bozulmaz.
2. Mâliki ve Safi i ler : Bunlar az olsun, çok olsun abdesti bozmaz, demişlerdir.
3. Hanbeliler: Kay'ın çoğu abdesti bozar, azı bozmaz. Kalas'ın ne azı ne çoğu bozar, demişlerdir."
Mezinin çıkmasıyla abdestin bozulduğu hususunda âlimler arasında ihtilâf yoktur.
Namaz esnasında abdesti bozulan veya abdestsiz olduğunu hatırlayan bir kimsenin namazdan ayrılarak konuşmadan gidip abdest aldıktan sonra hemen geldiğinde namazın kalan kısmını kılması hususundaki âlimlerin görüşlerine gelince;
1. Mâliki, Şafii ve Hanbeli mezheblerine göre namaz esnasında abdesti bozulan veya abdestsiz olduğunu anlıyan kimsenin namazı bozulmuş olur. Abdest aldıktan sonra o namazı yeniden kılmak zorundadır. Önceden kısmen kıldığı namazın kalan kısmını kılmakla yetinmesi caiz değildir. Bunların delili T i r m i z i, Ebû Dâvûd, Nesâi ve başkalarının rivayet ettikleri A 1 i bin Talk (Radıyallâhü anh)'in şu mealdeki hadîsidir: Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurmuş ki: «Biriniz namazda yelleneceği zaman namazdan çıksın. Abdest alsın ve namazı yeniden kılsın.» Bu grubtaki âlimler 1221 nolu  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'-nin hadîsini zayıf saymışlardır. Zayıflığın sebebi, yukarda anlatılmıştır.
2. Hanefî âlimlerine göre söz konusu adamın abdest aldıktan sonra namazının sadece kalan kısmını kılmakla yetinmesi caizdir. Ki buna; namaz üzerine bina etmek deniliyor. Fakat efdal olanı, yeniden namaz kılmasıdır. Bunların delili, Â i ş e (Radıyallâhü anhâJ'nin mezkûr hadisidir. Hadîsin senedinin zayıflığına sebep olduğu söylenen İsmail bin Ayyaş'in îbn-i Muin ve başkaları tarafından sıka sayıldığı savunulmuştur. Bu gruptaki âlimler Dârekutnî' nin İbn-i A b b â s (Radıyallâhü anh) 'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadisi de delîl göstermişlerdir:
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazdayken burnu kanadığı zaman abdest alırdı, sonra namazının kalan kısmını kılardı." îbn-i Ebî Şeybe de bunun benzerini Ömer, Ebû Bekir, Alî, İbn-i Mes'ud, îbn-i Ömer ve Selmân-i Fârisi (Radıyallâhü anhüm) gibi sahâbîlerden mevkuf olarak; keza tabiîlerden Alkame, Tâvûs, Salim bin Abdillah, Said bin Cübeyr. Şâ'bî, İbrahim Nahai, Ata', Mekhûl ve Saîd bin el-Mü-s e y y e b (Radıyallâhü anhüm) üzerinde mevkuf olarak rivayet etmiştir.
Bu grubun âlimleri, Alî bin Talk (Radıyallâhü anh)'in hadîsini şöyle yorumlamışlardır: Bu hadis, namaz içinde kasden ab-destini bozan kimse hakkındadır. [19]
138 - Namaz İçinde Apdesti Bozulan Kimsenin Nasıl Ayrılıp Gideceği Hakkında Gelen (Hadis) Babı
1222) Aîşe (Radıyallâhü anhâ)\\ım rivayet edildiğine jföre: Peygamber (Sa/laJlahü Aleyhi ve Sellem) $üyle buyurmuştur:
«Biriniz namaz kılarken abdesti bozulunca elile burnunu tutsun sonra ayrılıp gitsin.»
... Senedi ile Âişe (Radıyallâhü anhâ) bunun mislini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den rivayet etmiştir."
Not: Zevâİd'de şöyle denilmiştir : Bunun ilk isnadı sahih ve ricali sikalardır. İkinci sened zayıftır. Çünkü râvi Ömer bin Kays'ın zayıflığında ittifak etmişlerdir.
Müellif zevâid türünden olan bu hadisi iki senedle rivayet etmiştir. Birinci senedin sahih ve râvilerinin sıka oldukları, fakat ikinci senedin râvilerinden Ömer bin Kays'ın zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir.
Namaz İçinde abdesti bozulan kimsenin elini burnunun üstüne koyup böylece namazdan ayrılması mendupluk için emredilmiştir. Ta ki görenler, adamın burnu-nun kanadığını sansınlar. Başka tür abdestinin bozulduğunu anlamasınlar. Açıklanması iyi sayılmayan şeylerin yalan olmayan bir şekilde örtülmesinin mendup-luğ-u bu hadisten anlaşılır. [20]
139 - Hastanın Namazı Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1223) İmrân bin Husayn (Radıyallâhü anhydan: Şöyle demiştir :
Ben nâsûr hastalığına mübtelâ idim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e namazı (nasıl kılacağımı) sordum. Buyurdu ki:
«Ayakta kıl. gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan yatarak ki!.-"
1224) Vâil bin Hiicr (RadıyaHâhü anh)\\et\, Şöyle demiştir:
Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i hastalığında oturduğu yerde sağ yana eğilmiş vaziyette namaz kılarken gördüm.Bunun senedindeki râvi Câbir el-Ca'fî'nin itham edilmiş bir kimse olduğu Zevâid'de belirtilmiştir. [21]
İzahı
î m r â n (Radıyallâhü anh)'in hadîsi Müslim' den başka Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivâvet edilmiştir.
Vâil (Radıyallâhü anh) in hadisi Zevâid türündendir.
İmrân (Radıyallâhü anhl'ın hadîsinde geçen "Nâsûr" kelimesi, iki üç çeşit hastalığın ismidir. Burada Jy~,U diye geçmiştir. Bu kelime ile yâni S harfi ince olan kelime eş anlamlıdır. Kamus tercemesinde şöyle deniliyor: Nâsûr, şişen ve içi iltihapla dolup devamlı akıntı yapan damara denir. Bir de göz pınarlarında beliren bir hastalıktır ki gözler devamlı sulanır. Mak'ad çevresinde ve diş etlerinde çıkan ve devamlı kanayan apseye de nâsûr denilir. Mak'ad çevresinde görüldüğünde deşilen bir yara hâlini alır ondan devamlı cerahat akar. Bazen yarada bir kaç delik açılır. Bu yara bazen mesane çevresinde de görülebilir.
Burada kasdedilen mânâ, mak'ad çevresinde görülen hastalıktır. B u h â r i' de bu kelime yerine "Bâsûr" ve bir rivayetinde "Bevâsir" kelimeleri geçer. Bevâsîr, bâsûr'un çoğuludur.
Pâsûr veya nâsûr hastalığı nedeniyle rahat namaz kılamayan İmrân (Radıyallâhü anh), nasıl namaz kılacağını Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sormuş, O da tercemede geçen şekilde cevap buyurmuştur.
Hadîsin zahirine göre ayakta durmaya gücü yeten kimse, oturarak namaz kılamaz. Ayakta zorluk dahi çekse gücü yettikçe oturamaz. Kadı I y â z' in anlattığına göre Şafii böyle hükmetmiştir. Fakat dört mezhep âlimleri, hadisteki "İstitâa (güç yetmesi)" kelimesini daha geniş anlamda yorumlayarak şöyle demişlerdir. Ayakta durduğunda çetin zorluk çeken veya hastalığı artacak olan yahut geç iyileşecek olan veyahut yeni bir hastalığa tutulacak olan kimse, güçsüz sayılır. Yâni namazını oturarak kılabilir. Vapur ve benzerinde ayakta durduğunda başı dönecek olan kimse de güçsüz sayılır. Oturarak namaz kılabilir.
Nevevi : 'Gaziler mevzilerde ayakta namaz kıldıkları takdirde düşman tarafından görülecek ve bir sakınca arzedecek şekilde ise, oturarak namaz kılarlar. Bilâhare o namazı tekrar kılacaklar. Çünkü bu durumlar ender görülür,' demiştir.
Batma tehlikesi de güçsüzlük olarak kabul edilir. Nitekim Dârekutnî' nin rivayetine göre î b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:
Gemide ben nasıl namaz kılayım? diye sormuş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Boğulmadan korkmadıkça ayakta namaz kıl» buyurmuştur.
Ayakta durması yukarıda anlatıldığı gibi sakıncalı olan ve şer'an güçsüz sayılan kişi, oturarak namaz kılarken nasıl oturursa olur. Ebû Hanife, Züfer ve el-Müzeni iftiraş şeklinde oturmayı efdal görmüşlerdir.
İftiraş; sağ ayağı kıbleye doğru dikmek ve sol ayağı yere yatırıp üzerine oturmaktır.
Mâlik, Ahmed, Ebû Yûsuf, Muhammed. S e v r i ve İ s h a k ile Şafiî' den bir rivayete göre bağdaş kurarak oturmak daha efdaldır. Oturmaya şer'an gücü yetmeyen kişi yan yatarak kılar. Dârekutni' nin rivayetinde :
«Sağ yan üzerinde...» buyurulmuştur. Bu duruma göre sağ yan üzerinde veya sol yan üzerinde yatmak caizdir. El-Menhel yazarı, yatarak namaz kılmak hususunda âlimlerin görüşlerini şöyle nak-letmiştir:
l - Hanefî âlimlerine göre oturarak kılamayan kişi, sırt üstü veya yan yatarak namaz kılar. Sırt üstü yatmak daha efdaldır. Sırt üstü yatıldığında ayaklar kıbleye gelecek durumda olur. Kişinin namazda yapacağı işaretler, K â ' b e ile gök arasındaki istikâmete doğru olmuş olur. Fakat kıbleye doğru yan yatan kişinin işaretleri, ayaklarının istikâmetine yöneliktir. Yatarak namaz kılan kişi, rüku' ile secdeye veya bunlardan birisine gücü yeterse, gücü nisbe-tinde bitoterı yapar. Gücü yetmezse eğilmekle ve işaretle kılar. Secde için yapacağı işaret, rüku'a nisbeten daha fazla olmalıdır.
Şâfiîler, Mâlikîler ve Hanbeliler.- Oturarak namaz kılamayan kişi, sağ yana ve kıbleye doğru yatarak kılar. Sağ yana yatması mümkün iken sol yana yatması caizdir. Eğer yan yata-nıazsa ayaklan kıbleye gelecek şekilde sırtüstü yatarak kılar, demişlerdir .Ş â f i î 1 e r' e göre yan yatabilen kimsenin, sırtüstü yatarak kılacağı namaz sahih değildir. Fakat Mâlik i ler1 le Han-b e 1 î 1 e r' e göre mekruhtur. [22]
140 - Nafile Namazı Oturarak Kılmak Hakkında Bir Bâb
1225) Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek ruhunu kabzeden (Allah) a yemin ederim ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), vefatına doğru kıldığı namazların ekserisini oturarak kılardı. Ve kendisince en sevimli amel, az bile olsa kulun devamlı işlediği sâlih amel idi."
1226) Aişe (Radıyallâhü anhâ)'r\an; .Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (nafileyi kıldığında) oturarak kıraat ederdi. Rüku' etmek istediği zaman, kalkarak bir insanın kırk âyet kadar okuyacağı bir süre ayakta dururdu, (sonra rüku' ederdi.)"
1227) Âişe (Radıyallâhü a»hâ)'dar\: Şöyle demiştir: Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i yaşlanıncaya kadar gece namazının tümünü ayakta kılarken gördüm. Başka durumda kıldığım hiç görmedim. O, yaşlandıktan sonra oturarak kılmaya başladı. Kırâatmdan kırk âyet veya otuz âyet kalınca kalkar, onu ayakta okurdu. Sonra rüku' ederdi.İsnadının sahih ve ricalinin sıka olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. [23]
İzahı
Ümmü Seleme (Radıyallâhü anh)'nin hadisini Nesâi re rivayet etmiştir. Bu hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ömrünün sonuna doğru nafile namazının ekserisini oturarak kıldığına ve en makbul, sevimli amelin devamlı işlenen iyi amel olduğuna delâlet eder.
Tirmizide H z. Hafsa (Radtyallâhü anhâ)'dan yapılan bir rivayette .
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, vefatından bir yıl öncesine kadar nafile namazlarında oturduğunu hiç görmedim. Vefat yılı, nafile namazlarında otururdu" denilmiştir.
 i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin ilk hadîsini Nesâi, ikinci hadîsini de T i r m i z i hâriç Kütüb-i Sitte sâhibleri rivayet etmişlerdir. Zevâid müellifi ve Sindi1 nin bunu neden zevâid türünden saydıklarını anhyamadım. Buhâri' nin  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'den olan rivayeti meâlen şöyledir:
"Âişe (Radıyallâhü anhâ) : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yaslanıncaya kadar gece namazını oturarak kıldığını görmemiş, Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) yaşlandıktan sonra ise, kıraati oturarak yapardı. Rüku etmek istediği zaman kalkıp otuz-kîrk âyet kadar okuduktan sonra rüku' ederdi, demiştir." E b û D â v û d ' un rivayetinde A i ş e (Radıyallâhü anhâ) meâlen şöyle demiştir:
'Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in gece namazının kıraatini oturarak yaptığını hiç görmedim. Nihayet yaşlanınca artık gece namazında oturup kıraat ederdi. Kırâatından kırk veya otuz âyet kalınca kalkar onu ayakta okurdu, sonra rüku' ederdi.
Hadisteki ( ümlesi, Ebû Davud'un rivayetinde olarak geçer. Bu h â r i' de ise olarak geçer. Bütün rivayetlerden kasdedilen mânâ "...sonra rüku' ederdi." demektir.
Âişe (Radıyallâhü anhâ) nin iki hadisi bir rek'atın bir kısmını ayakta, bir kısmını da oturarak kılmanın câizliğine delâlet eder. Mâlik,Ebû Hanîfe, Şafii ve âlimlerin çoğu böyle demislerdir. Önce oturup sonr# kalkmak ile bunun arasında bir fark yoktur.
Bu bâbtaki hadisler, nafile namazların oturarak da kılınabileceğine delâlet ederler.
1228) Abdullah bin Şakîk el-Ukaylî (Radıyallâhü ank)'den: Şöyle demiştir :
Ben Âîşe (Radıyallâhü anhâ)'ya Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazının durumunu sordum. Âişe (Radıyallâhü anhâ) dedi ki: O, uzun bir gece ayakta, başka bir uzun gece oturarak (gece namazı) kılardı. Ayakta okuduğu zaman ayakta rüku' ederdi. Ve oturarak okuduğu zaman oturarak rüku' ederdi." [24]
İzahı
Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de bunu rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde: "ayakta okuduğu zaman" cümlesi yerine :ayakta namaz kıldığı zaman" cümlesi vardır. Keza : "oturarak okuduğu zaman"
cümlesi yerinde; "oturarak namaz kıldığı" cümlesi bulunur. Bu cümlelerdeki lafız farkı neticeyi değiştirmez.
El-Menhel yazarı şöyle der: Hanefî ve Mâliki mezhebinin bâzı âlimleri bu hadisi delil göstererek : Nafile namazına ayakta başlıyan kişi, ayakta rüku' etmeye ve oturarak başlıyan kimse, oturarak rüku' etmeye mecburdur. Başka şekilde yapması caiz değildir, demişlerse de; bundan önceki hadisler, bu görüşü reddeder.
Hadîsler arasında bir ihtilâf yoktur. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuvvet durumuna göre hadislerde geçen bütün şekilleri uygulamıştır.
İbn-i Huzeyme: Bence hadîsler arasında bir ihtilâf yoktur. Çünkü Abd i 11 ah bin Şakik (Radıyallâhü anh)'in rivayeti, kıraatin tümünü ayakta veya tümünü oturarak yaptığı zamana yorumlanır  işe (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsi de kıraatin bir kısmının ayakta yapıldığı zamana yorumlanır. [25]
141 - Oturarak Namaz Kılanın Sevabı, Ayakta Namaz Kılanın Sevabının Yarısı Kadardır Babı
1229) Abdullah bin Amr (Radtyallâhü anhümâ)\\nx\ rivayet edildiğine göre :
Kendisi (bir gün) oturarak namaz kılarken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun yanından geçmiş, sonra :
«Oturarak kılınan namaz, ayakta kılınan namazın yarısı kadardır.» buyurmuştur." [26]
İzahı
Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de bunun benzerini rivayet etmişlerdir.
Hadisten kastedilen mânâ şudur: Kişinin oturarak kıldığı namazın sevabı, onun ayakta kıldığı namazın sevabının yarısı kadardır.
El-Menhel yazan şöyle der : Bu hadis, cumhura göre ayakta durabildiği halde oturarak nafile kılan kimseye aittir.
Ayakta duramadığından dolayı oturarak nafile kılanın sevabı, ayakta kılanın sevabı gibidir. Ondan eksik değildir.
Hadîs, farz namaza âit değildir. Çünkü ayakta durulabilirken oturarak kılınan farz bâtıldır. Ve böyle yapan kişi, günah işlemiş olur.
Nevevi : Ayakta durmaya muktedirken farz namazı oturarak kılmanın mübahlığını iddia eden kişi, mürted olur. Zira, böyle adam faiz gibi haram olan bir şeyi helâl gören kimse gibi olur, demiştir.
Ayakta .duramadığı için oturarak farz kılan veya oturamadığı için yatarak farz kılan kişinin sevabı, ayakta kılanın sevabı gibidir, ondan hiç bir şey eksilmez. Nitekim Buhâri, Ebû Musa (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak meâlen şu hadisi rivayet etmiştir :
-Kul, hastalandığı veya sefere çıktığı zaman o kul sıhhatli iken veya evinde iken yaptığı amellerin sevabını sefer ve hastalık hâlinde de alır.»
M â 1 i k ' e göre hadîs, ayakta duramadığı için oturarak farz veya nafileyi kılan hakkındadır.
1230) Enes bin Mâlik {Radtyallâhü ank)'âen; Şöyle demiştir:
ResuluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün evden) çıktı da bir kaç kişinin oturarak namaz kıldıklarını gördü. Bunun üzerine :
(Sevab bakımından) oturarak kılınan namaz, ayakta kılınan namazın yarısıdır» buyurdu."
Not: İsnadının sahih olduğu ZevAid'de bildirilmiştir.
1231) İmrân bin Husayn (Radtyallâkü an/r/den rivayet edildiğine göre:
Kendisi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe oturarak namaz kılan adamın durumunu sormuş; bunun üzerine efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Kim ayakta namaz kılarsa efdal olanı odur. Kim oturarak namaz kılarsa ona ayakta namaz kılanın sevabının yarısı vardır. Ve kim yatarak namaz kılarsa onun sevabı, oturarak namaz kılanın sevabının yarısı kadardır.» buyurdu. [27]
İzahı
Bu hadisi Müslim' den başka Kütüb-i Sitte sahibleri rivayet etmişlerdir.
Bâzıları bu hadîsi nafile namaza yorumlamışlardır. Yâni nafile namaz, bir özür olmaksızın oturarak veya yatarak kılınabilirse de sevap bakımından hadiste belirtildiği gibi kat kat farklıdır.
Hattabi : 'Ben bu hadisi ayakta durmaya muktedir olanın kılacağı nafileye yorumlamıştım. Fakat hadîsin:
= «Kim yatarak namaz kılarsa...» cümlesi bu yorumu bozar. Çünkü yatarak nafile kılmak yoktur. Âlimlerin buna fetva veren kimseyi bilmiyorum. Eğer bu kayıt râviler tarafından ilâve edilmemiş ise, yâni efendimize âit ise oturabilen kişinin yatarak nafile kılmasının câizliğine delâlet eder. Bence bu hadîs farz namaz kılana aittir. Yâni ayakta durmakta zorluk çekecek, ama bununla beraber ayakta durabilecek bir kimse, ayakta durmaya tahammül ederse, hadiste belirtildiği gibi sevabı kat kat fazladır,' demiştir.
E 1 - î r â k i: Yatarak nafile kılmanın câizliğini Ş â fi i ler ve M â 1 i k i' ler söylemişlerdir. Mesele her iki mezhebte ihtilâflıdır. H a t t â b i' nin Alimlerden kimse böyle söylememiştir, sözü, bu mezheblerdeki görüşle reddedilir, demiştir.
Yukarıda görüldüğü gibi hadisin ikinci yorum şekli, bunun farz namaza âit olmasıdır. Yâni farz namazı oturarak kılmaya şer'an mezun sayılan bir kimsenin zorluklara katlanarak ve olanca gücünü kullanarak ayakta kılması daha efdaldır. Bu kişi, oturarak kılmaya mezun ise, oturarak kıldığı takdirde alacağı sevab, yukarıda B u -h â r i' den mealini naklettiğim hadis gereğince sağlıklı adamın ayakta kılacağı namazın sevabı kadardır. Ondan eksik değildir. Bununla beraber hasta hâline rağmen zorluklara katlanarak ayakta kıldığı namazın sevabı, sağlıklı bir adamın ayakta kıldığı namazın sevabından çok üstündür. Dolayısıyla bu hastanın oturarak kıldığı takdirde kazanacağı sevabtan üstün olmuş olur.
Güçlükle oturarak kılabilen kimse yatarak kılmaya mezun olmasına rağmen zorluklara katlanıp oturarak kılan kişi için de durum aynıdır. [28]
142 - (Son) Hastalığında Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellemkin Namaz Kılışı Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1232) Aişe (Radtyallâkü anhâ)'âun; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), vefat ettiği hastalığa tutulduğu zaman (Ebû Muâviye demiştir ki: Hastalığı ağırlaştığı zaman) Bilâl (Radıyallâhü anh), O'na namaz vaktinin geldiğini haber vermek üzere geldi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Ebû Bekir'e emrimi iletiniz. Cemaata namaz kıldırsın» buyurdu. Biz:
— Yâ Resûlallah! Ebû Bekir cidden yufka yüreklidir. Senin yerine geçtiği vakit ağlar ve bu yüzden (sesini cemaata) işittiremez. Bu nedenle Ömer'e emretsen de o namaz kıldırsa, diye ricada bulunduk. (Efendimiz bu sözümüzden) sonra :
— Ebû Bekir'e emrimi iletiniz. Cemaata namaz kıldırsın. Ha-kîkatan siz, Yûsuf (Peygamber)'in günündeki kadınlarsınız» buyurdu." Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki: Bunun üzerine biz Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) a emr-i nebevî'yi ilettik. Kendisi de (bu emir üzerine) cemaata namaz kıldırdı. (Ebû Bekir namaza başlayınca) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendinde bir hafiflik hissetti de iki adam arasında ve onlara dayanarak namaza gitti. Ayakları yerde sürünüyordu. Ebû Pekir (Radıyallâhü anh), O'nun geldiğini hissedince geri çekilmeye davrandı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona:
— «Yerinden ayrılma» diye işaret etti. Râvi demiştir ki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ileriye geldi. Nihayet O'na yardım eden adamlar, onu Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) in yanına oturttular. Artık Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e uyuyordu, cemâat da Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in namazına uyuyorlardı."
1233) Aîşe (Radıyallâhü unAâ)'dan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (son) hastalığında cemaata namaz kıldırmak için Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'a emretti. Artık Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) cemaata namaz kıldırıyordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hafiflik hissederek (evden mescide) çıktı. O anda Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) cemaata namaz kıldırıyordu. Ebû Bekir {Radıyallâhü anh) O'nu görünce geri çekilmek istedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona:
«Olduğun gibi dur.» diye işaret etti. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) in yanında, onun hizasında oturdu. Artık Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namazına, cemâat da Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in namazına uyarak kılıyorlardı."
1234) Salim bin Ubeyrf (Radıyallâhü anh)'öen; Şöyle demiştir : Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (son) hastalığında bayıldı. Sonra ayılınca:
Namaz vakti geldi mi?» diye sordu.
— Evet, dediler. O:
— «Bilâl'a emrimi iletin, ezan okusun, Ebü Bekir'e de emrimi iletin, cemaata namaz kıldırsın» buyurdu. Sonra (yine) bayıldı. Daha sonra ayıldı ve :
— «Namaz vakti geldi mi?» diye sordu.
— Evet, dediler. O:
— «Bilâl'a emredin ezan okusun. Ebü Bekir'e de emredin cemaata namaz kıldırsın.» buyurduktan sonra tekrar bayıldı. Sonra ayılınca s
— «Namaz vakti geldi mi?» diye sorri"
— Evet, dediler. O :
— «Bilâl'a emredin ezan okusun..Ebû Bekir'e de emredin cemaata namaz kıldırsın.» buyurdu. Bunun üzerine A işe (Radıyallâhü anhâ) . Gerçekten babam yufka yürekli bir adamdır. O makam (senin mihrabın) da namaza duracağı zaman ağlıyacak, (cemaata kıraat sesini) işittiremiyecektir. Keşke başkasına emretsen, diye ricada bulundu. Sonra, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (yine) bayıldı. Piraz sonra ayıldı ve:
— «Bilâl'a emredin ezan okusun. Ebü Bekir'e emredin cemaata namaz kıldırsın. Gerçekten siz Yûsuf (Peygamber) un günündeki kadınlarsınız.» buyurdu. Râvi demiştir ki ı Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in emri Bilâl (Radıyallâhü anh)'a iletildi, o ezan okudu. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'a da iletildi. O da cemaata namaz kıldırdı. Sonra Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hafiflik duydu ve :
— «Benim için koltuğuma girip mescide götürecek adama bakıverin* buyurdu. Bunun üzerine Berîre (Radıyallâhü anhâ) ve bir adam geldiler. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara dayanarak gitti. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) Onu görünce gerilemek istedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona işaret ederek:
— «Yerinde dur!» demek istedi. Sonra Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ileri geldi. Nihayet Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in yanı başında oturdu ve Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) namazını bitirinceye kadar, ( oturduğu yerde durdu. Sonra Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat etti.
Ebû Abdillah (yâni Müellifimiz) : Bu hadîs, garibtir. Nasr bin AH*den başkası bunu tahdis etmemiş, demiştir."
Not : Bu hadîsin İsnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirilmiştir.
1235) Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anhiİtnâ)'dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında Âişe (Radıyallâhü anhâ)'mn odasında idi. Bu esnada:
— «Bana Alî'yi çağırın» buyurdu. Âişe (Radıyallâhü anhâ) :
— Yâ Resûlallah! Sana Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'ı çağıralım (mı) dedi. O:
— «Onu çağırın» buyurdu. Hafsa (Radıyallâhü anhâ) :
— Yâ Resûlallah! Sana Ömer (Radıyallâhü anh)'ı çağıralım (mı) dedi.
O:
— Onu çağırın- buyurdu. Ümmü'1-Fadl (Radıyallâhü anhâ) :
— Yâ Resûlallah! Sana Abbâs (Radıyallâhü anh)ı çağıralım (mı) dedi. O:
— «Evet» buyurdu.
Bu zâtlar (Onun yanında) toplanınca Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mübarek başını kaldırıp baktı da bir şey söylemedi. Biraz sonra Ömer (Radıyallâhü anh) :
— Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanından kalkıp gidiniz, dedi. Bilâhere namaz vaktinin geldiğini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bildirmek üzere Bilâl (Radıyallâhü anh) geldi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Cemaata namaz kıldırması için Ebû Bekir'e emrediniz.» buyurdu. Bunun üzerine Âişe (Radıyallâhü anhâ) :
— Yâ Resûlallah! Gerçekten Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), yufka yürekli, kırâattan tutuklu bir adamdır. Seni (namazda) göremi-yeceği zaman ağlıyacak, cemâat da ağlıyacak. Cemaata namaz kıldırması için keşke Ömer (Radıyallâhü anh) a emretsen, dedi. Sonra Ebû Bekir (Radıyalâhü anh) çıkıp cemaata namaz kıldırdı. Resûlullah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) kendisinde bir hafiflik hissederek iki adam arasında ve onlara dayanarak çıkıp (mescide) gitti. Onun ayakları yerde sürünüyordu. Cemâat Onu görünce Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'ı teşbihle ikaz ettiler. Ebü Bekir (Radıyallâhü anh) da geri çekilmek için davrandı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona işaret ederek :
— «Yerinde dur!» demek istedi. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ileriye gelip Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl'ın sağ tarafında oturdu. Ebü Bekir (Radıyallâhü anh) ayakta durdu. Ebü Bekir (Radıyailâhü anh) Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Selleml'e uyuyordu. Cemaat da.Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) in namazına uyuyordu. İbn-i Abbas t Radıyallâhü anh) ; Resûlullah (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellrim), Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in ulaştığı yerden kırâata başladı, demiştir. Râvî Vekî: Sünnet böyledir, demiştir.
Râvi demiştir ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hastalığında vefat etmiştir."
Not : Zevaid'de şöyle denmiştir : Bunun İsnadı sahih, ricali da sıka zâtlardır. Ancak şu var ki; Râvi Ebû Ishak. Ömrünün sonunda rivayetleri karıştırmıştı ve tedlisçi idi. Bunu da an'ane ile rivayet etmiştir. Buhârî de : Biz Ebû îshak'ın Erkam bin Şurahbil'den hadîs işittiğine dâir bir şey hatırlamıyoruz, demiştir. [29]
İzahı
Bu bâbta rivayet edilen Âişe (Radıyallâhü anhâJ'nin hadisini Buhâri, Müslim, Nesâİ ve Tirmizİ müteaddit senedlerle ve muhtelif lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Son iki hadîs ise notlarda işaret edildiği gibi Zevâid türündendir.
Bütün rivayetlerden anlaşılan mânâ şudur:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) son hastalığında Âişe (Radıyallâhü anhâî'nin odasında yatmış, hastalığı ağırlaşınca cemaata namaz kıldırmak için Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) i tâyin etmiştir. Âişe (Radıyallâhü anhâ) buna taraftar olmamış ve bu görevin Ömer (Radıyallâhü anh)'a verilmesini teklif etmiştir. Gerekçe olarak da Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in yufka yürekli oluşu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yerinde namaz kıldırması hâlinde ağlıyacağı, okumaktan tutulacağı ve cemaata sesini duyuramıyacağı gösterilmiştir. Bâzı rivayetlere göre H z. Hafsa CRadıyallâhü anhâ) da bu hususta  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'yi desteklemiştir. A i ş e (Radı'yallâhü anhâ)'-nin isteksizliğinin sebebi, kendisi tarafından şöyle açıklanmıştır : Peygamber (SallalJahü Aleyhi ve Sellem)'in bu emrine taraftar olmamamın sebebi şudur: Onun hayatında makamına geçecek bir kimsenin halk tarafından sevilebileceğini düşünemezdim. Zanmmca kim Onun makamında durursa halk Onu uğursuz sayacak ve sevmiye-cektir. Bu nedenle bu. işin babama verilmesine taraftar olmadım.'  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin bunu arzulamamasının ikinci sebebi şuydu : E b û Bekir (Radıyallâhü anh)'in hilâfete liyâkatini herkes biliyordu. Bu nedenle E b û Bekir (Radıyallâhü anh)'in namaz kıldırmasının Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in vefatının yaklaşması için bir alâmet sayılması ve böyle bir durumdan hoşlanmamasıydı.
 i ş e (Radıyallâhü anhâ) ve arkadaşlarının, Yûsuf (Aley-hisselâmJ'un devrindeki kadınlara benzetilmesinin sebebi şudur:
Bilindiği gibi Züleyha, Mısır kadınlarına ziyafet çekerek son derece ikramda bulunmuştu. Fakat gayesi onlara ziyafet vermek değildi. Asıl gayesi, bu ziyafet vesilesiyle onlara Yûsuf (Aleyhisselâm)'u göstermek ve beslediği aşk ateşi bakımından mazur sayılmasının gerekliliğini ispat etmekti. Züleyha asıl maksadını gizlemişti. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) de Ebû Bek i r (Radıyallâhü anh)'in namaz kıldırmasını istememesinin asıl sebebini gizlemiş başka sebepler göstermiştir. Maksada ulaşmak için fazla İsrarda bulunmak hususunda da Züleyha'ya benzemiş-tir, Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ve arkadaşlarının Yûsuf (Aley-hisselâm)'un devrindeki kadınlara benzetilmesine âit hadîs metnindeki cümlenin şerhinde Ne v e v î şöyle der: Yâni: Siz kadınlar istediğiniz bir şeyi İsrarla istemek dileğinize kavuşmak için peşine düşmek ve ona aşırı derece eğilmek hususunda o günkü kadınlara benziyorsunuz. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin başvurusu bir rica, danışma ve yararlı olduğuna kanâat getirdiği hususa işaret mahiyetindedir. Bu anlamda ülü'I-emre başvurmanın câizliği hadîsten anlaşılıyor. Bu tür müracaat, uygun ifâde ile olmalıdır.
Esîf: Hadîste geçen bu kelime, çok üzgün, yufka yürekli ve çabuk ağlayan demektir.
Hasîr t Tutuklu demektir. Yufka yürekliliğinden ve üzüntüsünden okuyamıyacak duruma düşen kimse için bu kelime kullanılabilir.
Muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in son hastalığında E b û Bekir (Radi-yallâhü anh) üç gün ve toplam oniki vakit kıldırmıştır. Bu süre zarfında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir defa veya iki defa mescide çıktığı hususunda muhtelif rivayetler vardır. 1 b n - i Hacer'in $âfii' den olan rivayetine göre bir defa olmuştur. Müslim ve Dârekutnî' nin rivayetlerine göre iki defa olmuştur. Bâzı rivayetlere göre bir defa yatsı namazında, ikinci defa öğle namazında olmuştur.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in koluna girip Onu mescide götürenlerle ilgili rivayetler de muhteliftir. Bâzı rivayetlere göre götüren zatlar, A b b â s (Radıyallâhü anh) ile A Iİ (Radı-yallâhü anh)'dir. Bâzı rivayetlere göre A 1 î (Radıyallâhü anh) veFadl bin Abbâs (Radıyallâhü anh), diğer bir kısım rivayete göre Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anh) ile F a d 1 bin Abbâs (Radıyallâhü anh). Diğer bir kısım rivayetlerde  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin cariyesi B e r i r e (Radıyallâhü anhâ) ile N ü v e b e (Radıyallâhü anhâ)'dir.
N e v e v î bu rivayetlerin birleştirilmesi yolunda şöyle demiştir :
Rivayetlerde isimleri geçen bu zâtlardan cariyeler oda içinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yardım ederek oda kapısına kadar gitmesini sağlamışlar, ondan sonra erkek zâtlar nöbet-leşerek Onun koluna girmişlerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bayılmasıyla ilgili cümle peygamberlerin bayılmasının câizliğine delâlet ediyor. Çünkü bayılmak da bir hastalıktır. Peygamberlerin hastalanması caizdir.
Müellifin rivayetlerinin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescide gidip E b û Bekir (Radıyallâhü anh)'in yanına oturunca E b û Bekir (Radıyallâhü anh) Ona uymuş ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemaata namaz kıldırmıştır. Hattâ 1235 nolu hadiste belirtildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza girince E b û Bekir (Radıyallâhü anh)'in okuduğu süreyi bıraktığı yerden okumaya devam etmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturduğu yerden namaz kıldırdığı ve cemaata sesini duyuramadığı için E b û B e -k i r (Radıyallâhü anh) mübelliğlik yapmış oluyor. Şu halde cemâatin kendi namazlarında £bu Bekir (Radıyallâhü anh)'in namazına uymaUunadan maksat, namazlardaki harefceUarde onu görüp örnek almalarıdır. Yoksa zannedildiği gibi onların E b û B e -k i r (Radıyallâhü anh)'e uymaları değildir. Çünkü E b û B e -k i r (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e uyunca cemâatten olmuş olur. Cemâatin bir kısmının bir kısma uyması caiz değildir. Yâni imamın arkasında kılan bir kimseyi imam yapmak caiz değildir. Fakat bâzı rivayetlerde E b û Bekir (Radıyallâhü anh)'in cemaata namaz kıldırdığı ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, E b ü Bekir (Radıyallâhü anh) "m arkasındaki safta durduğu bildirilmiştir.
Tirmizi' nin bir rivayetinde  i ş e (Radıyallâhü anh) meâlen :
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) son hastalığında Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in arkasında oturarak namaz kıldı.' demiştir. E n e s (Radıyallâhü anh)'den rivayet olunan diğer bir rivayette meâlen: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) son hastalığında üzerindeki elbiseye sarınmış olduğu halde Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in arkasında oturarak namaz kıldı" demiştir.
Hulâsa bâzı rivayetlere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturduğu yerde imam olarak, diğer bir kısım rivayetlere göre Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'e uyarak namaz kılmıştır. Bütün rivayetler sahih olduğuna göre öyle anlaşılıyor ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) son hastalığında iki defa mescide çıkmış, bir defasında imam, diğerinde memum olmuştur. [30]
Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler
1. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yürüyemeyecek derecede hasta olduğu halde iki zâtın yardımıyla mescide çıkması cemaatla namaz kılmanın faziletinin büyüklüğüne delâlet vardır.
2. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) sahâbîlerin en efdalıdır.
3. Ebü Bekir (Radıyallâhü anh)'in imamlıktan geri çekilmek istemesi, büyüklere karşı saygılı olmanın gerekliliğine delâlet eder.
4. Ağlamak namazı bozmaz.Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir (Radıyallâhü anhi'in yufka yürekli olup çabuk ağladığını bildiği halde onu imamlığa geçirmiştir. Namazın ağlamakla bozulup bozulmadığı hususunda ihtilâf vardır. Şöyle ki;
Hanefî fıkıhçılarına göre, cenneti ve cehennemi hatırlayarak sesle ağlayanın namazı bozulmaz. Fakat başına gelen bir musîbet veya hastalığın verdiği ıztırap nedeniyle sesle ağlayanın namazı bozulur. Mâlik ve Ahmed'in de böyle dedikleri rivayet olunmuştur.
Şafii mezhebine göre sesle ağlamak veya inlemekle ağızdan iki harf çıkarsa namaz bozulur, yoksa bozulmaz. Ağlamak ve inlemek ister dünya hayatı ile ilgili olsun ister âhiretle ilgili olsun fark etmez.
5. Şa'bi bu hadislerin zahirine bakarak cemâatin bir kısmının, bir kısmına uymasının câizliğini söylemiştir. Ancak yukarda anlattığım gibi mezkûr hadîsler, buna delâlet etmez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelip namaza başlayınca O, imam olmuş, Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) mübelliğlik yapmıştır. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturarak namaz kıldırdığı ve hastalık nedenile sesini cemaata duyuracak durumda olmadığı için Ebû Bekir (Radıyallahü anh) O'nun tekbirlerini ve hareketlerini cemaata duyurmak görevini yapmıştır. Cemâat, namazım Ebû Bekir'in namazına uydurmuştur.
6. İmamın tekbirlerini cemaata duyurmak caizdir. Yâni mübelliğlik yapmak meşrudur.
7. Ayakta duranın, oturarak namaz kılana uyması caizdir. Bu hususta gerekli izah bundan sonra gelen ikinci bâbta anlatılacaktır.
8. îmamın, cemaattan birisini yerine geçirmesi caizdir.
9. Peygamberlerin bayılması caizdir. Çünkü bayılmak da bir hastalıktır. Peygamberlerin hastalanması çeşitli belâlara mübtelâ olması caizdir. Ancak delilik, nefret ettirici veya tebliğ görevini geciktirici hastalıklar caiz değildir. [31]
143 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemjtin, Ümmetinden Bir Adamın Arkasında Namaz Kılması
Hakkında Gelen (Hadîs) Babı
1236) Muğîre bin Şu'be (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir: (Tebuk savaşı yolculuğunda bir gün sabah namazı vaktinde) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (sahâbilerden) geride kalmıştı. Sonra ikimiz, kafileye yetiştik. O esnada Abdurranman bin Avf (Radıyallâhü anh), cemaata (sabah farzından) bir rek'at kıldırmış idi. Abdurrahman (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in geldiğini hissedince geri çekilmeye davrandı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazı tamamlaması için ona işaret buyurdu. (Namazdan sonra) efendimiz, Abdurrahman'a:
İyi ettin, böyle yap!» buyurdu." [32]
İzahı
Müslim bu hadisi Mesti ve İstihlaf bâblarında daha uzun metinler hâlinde rivayet etmiştir.
Olayın T e b û k seferinde vuku bulduğunu belirten M ü s -1 i m ' in istihlaf bâbındaki rivayette M u ğ î r e (Radıyalâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ' in ayak yoluna gidişini ve sonra abdest alışını anlatarak bunun bitiminde şöyle der .-
= "Muğire demiştir ki: Ben O'nunla beraber geldim. Nihayet kafileyi Abdurrahman bin Avf (Radıyal)âhü anh)'ı imamlığa geçirmiş olup naraai kıldırırken bulduk. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (sabah namazının) iki rekatinden birisine yetişti ve bu rek'ati cemaatla berabsr kıldı. Abdurrahman (Radıyallâhü anh) selâm verince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), namazını tamamlamak üzere kalktı. Bu durum müslümanları telaşlandırdı. Bunun için de çok teşbih etmeye başladılar. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), namazını bitirince onlara döndü ve: «İyi ettiniz» veya «isabet ettiniz» buyurdu. Namazı (ilk) vaktinde kıldıklarından dolayı onlara gıbta ediyordu.
Muğire (Radıyallâhü anh) demiştir ki •. (Biz cemaata yetiştiğimizde) Ben Abdurrahman'ı geri çekmek istedim. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Bırak onu- buyurdu."
M ü s 1 i m ' in "Mesh" bahsindeki rivayetinde metnin son kısmı şöyledir:
= "Abdurrahman; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in geldiğini hissedince geri çekilmeye başladı. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Onlara namaz kıldırmaya devam et» diye işaret buyurdu. Abdurrahman namazın sonunda selâm verince, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayağa kalktı. Ben de kalktım. Ve biz yetişemediğimiz rek'ati kıldık."
N e v e v i : "Bu hadiste bir çok ilmî mes'eleler vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1. Üstün olanın kendisinden dûn olana namazda uyması caizdir.
2. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ümmetinden birisinin arkasında namaz kılması caizdir.
3. Namazı ilk vakitte kılmak efdaldır. Çünkü bu olayda sanabil er Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i beklemeden ilk vaktin faziletini kazanmak için vaktin başında namaz kılmışlar. Efendimiz de onları tasvip etmiştir.
4. imam geciktiği takdirde onun iyi huylu olduğuna güvenen cemâat, başkasını imamlığa geçirebilir. Ama imam bundan eziyet duyar, veya bir nahoş durum doğar ise cemâatin birisini imamlığa geçirmesi caiz değildir. Bu takdirde ayrı ayrı olarak herkes kendi başına namazını kılar, sonra cemâat durumu olursa, namazı tekrarlamak müstehabtır." [33]
144 - İmam, Kendisine Uyulsun, Diye İmam Edilir (Hükmü) Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1237) Âişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir: ftesülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (bir ara) hastalandı ve ashabından bir grup Onu ziyaret etmek üzere yanına girdiler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturduğu yerde namaza başladı. Ziyaretçiler de ayakta Ona uydular. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturun diye onlara işaret etti. Namazdan çıkınca buyurdu ki:
«İmam, kendisine uyulsun diye imam edilir. Artık o, rüku'a vardığı zaman siz de varınız (başını rüku'dan) kaldırdığı zaman siz de (başınızı) kaldırınız. Ve oturarak namaz kıldığı zaman siz de oturarak namaz kılınız.-1
1238) Enes bin Mâlik (Radıynllâkü atık) den; Şöyle demiştir;
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) attan düştü ve vücûdunun sağ tarafı berelendi. Biz Onu ziyaret etmek üzere yanına girdik. Bu arada namaz vakti geldi. Bize oturarak namaz kıldırdı. Biz de oturarak arkasında namaz kıldık. Namazı bitince:
-İmam, kendisine uyulsun diye imam edilir. Şu halde o, tekbir aldığı zaman tekbir alınız, rükü'a vardığı zaman rükû'a varınız:
dediği zaman: deyiniz. Secde ettiği zaman secde ediniz ve oturarak namaz kıldığı zaman hepiniz oturarak namaz kılınız.» buyurdu." [34]
İzahı
 i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini Buhârî, Müslim, Tirmizi, Ebü Dâvûd ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.
El-Menhel yazarı: "Bu hadiste söz konusu edilen hastalığın (bundan sonra gelen) Enes (Radıyallâhü anh)'in hadisinde bildirilen attan düşme hastalığı olması muhtemeldir. Hadiste anlatılan namazın farz namaz olduğu anlaşılıyor. Çünkü Ebû Dâvûd ve başkalarının rivayet ettiği Câbir (Radıyallâhü anhî'in uzunca bir hadisinde şöyle denilmiştir :
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün Medine'de atlı olarak giderken bir hurma ağacının gövdesine çarpıp attan düştü ve ayağı yerinden çıktı. Biz Onu ziyaret etmek üzere yanına vardık. O sırada oturarak nafile kılıyordu. Biz arkasında ayakta durarak Ona uyduk. Bize bir şey söylemedi. Sonra bir daha Onu ziyaret etmek üzere yanına vardık. Biraz sonra oturarak farz namaza başladı. Biz de ayakta Ona uyduk. Fakat bize işaret etti, biz de oturduk.1,, demiştir.
El-Menhel'in bahsettiği Câbir (Radıyallâhü anhJ'in hadisi 1240 numarada gelecek. Fakat biraz kısadır.
Enes (Radıyallâhü anh)'in hadisini Kütüb-i Sitte sahihleri, Mâlik ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste söz konusu edilen namaz, farz namazıdır.
Hadîsin : "Biz oturarak Onun arkasında namaz kıldık." cümlesinin şerhinde el-Menhel yazan : Yâni cemâat
Onun arkasında ayakta durduktan ve oturmaları için işaret buyu-rulduktan sonra, demek istenmiştir.-Nitekim  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsinde bu durum belirtilmiştir. Bunun içindir ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîste :
«İmam kendisine uyulsun diye imam edilir... İmam oturarak namaz kıldığı zaman hepiniz oturarak kılınız» diye beyanda bulunmuştur.
Bâzı rivayetlerde: «ayakta namaz kıldığı zaman ayakta namaz kılınız- cümlesi de varchr. Bundan sonra gelen Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ve C â b i r (Radıyallâhü anh)'m hadislerinde de bu cümle mevcuttur. îmam ayakta namaz kıldırırken arkasında namaz kılanın ayakta durması mecburiyeti, buna muktedir olması şartına bağlıdır. Ayakta duramadığı takdirde oturarak veya kolayına gelecek şekilde durabilir.
Hadîsin zahirine göre iftitah tekbirinde rükû'a ve secdeye varışlarda cemâat, imamla beraber değil, onu takip etmekle mükelleftir.
îmam; dediği zaman cemâatin;diyeceğine dâir cümlesi; imamın ilk cümleyi, cemaatın da yalnız ikinci cümleyi söyleyeceğini hükme bağlamıştır. Ebû Hanîfe, M â 1 î k i 1 e r ve bir rivayete göre A h m e d böyle demişlerdir. Şafii ve Hanbeji âlimlerine göre imamla cemâat, her iki cümleyi söylemelidir.
Bu iki hadîs, cemâatin imama uymak mecburiyetinde olduğuna delâlet eder. Hattâ imam bir özür dolayısıyla oturarak namaz kılarsa, hiç bir özrü olmasa dahi uyanların da oturarak namaz kılmaları gerekir. Bâzı âlimler böyle hükmetmişlerdir. El-Menhel yazarı bu konuda özetle şöyle diyor .
"Jshak, Evzâî, İbnü'l-Münzir ve Zahiriye mezhebi mensupları: tmam namazı oturarak kılarken ayakta ona uymak caiz değildir, demişlerdir, tbn-i H a z m : Biz bununla hükmederiz. Ancak imamın yanında namaza durup mübelliğlik yapan kişi muhayyerdir. Selefin cumhuru bizim gibi hükmetmiştir. Câbir, Üseyd bin Hudayr ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhüml'den de bu hüküm rivayet edilmiştir. Sahâbi-lerden onlara muhalefet eden bir kimse bilinmemektedir... demiştir. Hanbeliler de: Oturarak namaz kıldırsın imam, tâyin edilmiş imam veya devlet reisi olduğu takdirde oturarak namaz kıldığında, özürü olmayan kimselerin bile oturarak arkasında namaz kılmaları caizdir, demişlerdir.
Hanefîler, Şâfiîler, Sevri ve başkaları: Ayakta duramadığından dolayı oturarak namaz kılanın arkasında ayakta namaz kılmak caizdir ve özrü olmayan cemâatin ayakta durması mecburîdir, demişlerdir. Bunların delilleri  i ş e (Radıyallâhü an-hâî'nin (1232-1233 nolu) hadîsleridir. Bu bâbta rivayet edilen hadislere gelince; bunların,  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin mezkûr hadîsleriyle mensuh olduğunu söylemişlerdir.
Ahmed bin Hanbel mensuhluk meselesini kabul et-miyerek hadîslerin hükümlerinin ayrı ayrı durumlara âit olduğunu söylemiş ve böylece hadislerin arasını bulmuştur. Ona göre bu bâb-taki hadîsler, görevli imamın bir hastalık nedeniyle oturarak kıldırmaya başladığı namaza aittir. Bu durumda cemâat oturarak ona uyarlar.
İkinci durum : Görevli imam ayakta namaza başladığı zaman cemâatin ayakta ona uyması gerekir. Namaz esnasında imamın oturarak devam etmesini gerektiren bir özür olsun olmasın netice değişmez. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsinde söz konusu durum böyledir. Çünkü bu hadîste belirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in son hastalığında Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ayakta namaz kıldırmaya başlamış, namaz esnasında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelip oturarak namazın kalan kısmını kıldırmaya başlamış, cemâat ayakta Onu takip etmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), cemâatin oturması için işaret etmemiş ve ayakta kılmalarına karşı susmakla bunu meşru kılmıştır.
M âli kil ere göre ayakta durabilen kimsenin ayakta duramayan kimseye iktidası sahih değildir. Yâni mazeret dolayısıyla oturarak namaz kılan kimseye ayakta durabilen kimse ne ayakta ne de oturarak uyamaz.
1239) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü atth)'den rivayet edildiğine göre kendisi; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir;
«İmam kendisine uyulsun diye imam edilir. Şu halde o iftitah tekbiri aldığı zaman tekbir alınız, rükû'a vardığı zaman rükû'a varınız, dediği zaman; deyiniz. Eğer ayakta namaz kılarsa, siz de ayakta kılınız ve eğer oturarak namaz kılarsa siz de oturarak kılınız.»"
1240) Câbir (Radtyallâhü a»*)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hastalandı. Biz Onun arkasında (farz) namaza durduk. Kendisi oturarak kılıyordu. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) de tekbir alarak Onun tekbirini cemaata duyuruyordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize baktı da bizi ayakta gördü. Bunun üzerine bize işaret buyurdu. Biz de oturduk ve oturarak namazımızı Onun namazına bağlıyarak kıldık. O selâm verince ı
«Neredeyse siz İranlıların ve Romalıların yaptığını yapacaksınız. Kralları otururken onlar kralları huzurunda ayakta dururlar. Sakın siz öyle yapmayınız, imamlarınıza uyunuz. Eğer imam ayakta kılarsa siz de ayakta kılınız ve eğer oturarak kılarsa siz de oturarak kılınız.» buyurdu." [35]
İzahı
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) nin hadisini Ebû Dâ-v û d, Nesâi ve A h m e d de daha uzun metinler hâlinde rivayet etmişlerdir. Müslim de bunun benzerini rivayet etmiştir.
Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadisini Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Ebû Davud'un rivayetinde bu hastalığın, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in attan düşmesi ve bir hurma ağacı gövdesine çarpması neticesinde ayağının bilek mafsalından çıkması hastalığı olduğu belirtilmiştir.
İmam ayakta veya oturarak namaz kıldırırken cemâatin nasıl durmasının gerektiği hususundaki âlimlerin görüşlerini yukarda beyan ettiğim için oraya müracaat tavsiye olunur. [36]
145 - Sabah Farzındaki Kunût Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1241) "... Ebû Mâlik el-Eşcâî Said bin Tarık [37] (Radtyallâhü an-hümâ)'dan; Şöyle demiştir:
Ben babam (Tarık)'a:
Ey babam! Şüphesiz sen Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebü Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallâhü anhüm) (arkasında) ve beş yıl kadar burada Küfede Alî (Radıyallâhü anh) arkasında namaz kıldın. Bu zâtlar sabah namazında Kunût (duasını) okurlar (mı) di? dedim. Babam:
Ey oğulcuğum! Muhdestir (= sonradan icad edilmiştir.) dedi." [38]
İzahı
T i r m i z i, Nesâî ye Ahmed de bunu rivayet etmişlerdir. N e s â i 'nin rivayetinde Târik (Radıyallâhü anh)'ın cevabı meâlen şöyledir:
"Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in arkasında namaz kıldım. Kunût okumadı, Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) arkasında namaz kıldım Kunût duası okumadı, Ömer (Radıyallâhü anh)'m arkasında namaz kıldım. Kunût okumadı, Osman (Radıyallâhü anh) in arkasında namaz kıldım Kunût okumadı. Ali (Radıyallâhü anh) 'm arkasında namaz kıldım. Kunut okumadı. Ey oğulcuğum şüphesiz sabah namazında Kunût okumak bir bidattir.
T i r m i z i, müellifin rivayetinin mislini zikrettikten sonra: Bu hadis, hasen - sahihtir. İlim ehlinin ekserisinin uygulaması buna göredir. Süfyan-i Sevrî demiş ki: 'Eğer kişi Kunût okusa güzel olur, ok um asa yine güzel olur. S ü f y â n okumamayı seçmiştir. lbnü'1-Mü bârek sabah namazında Kunût okumamak görüşündedir, demiştir.
T i r m i z î' nin şerhi Tuhfe'de: "Bu hadis, Kunût'un meşru olmadığına delâlet eder. Âlimlerin ekserisi bu görüştedirler. Bunlar, bir musibet başa geldiğinde Kunût okumanın meşruluğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Tercihe şayan görüş Kunût'un musîbetİ3r zamanına mahsus olması ve böyle hallerde yajnız sabah namazında değil her namazda okunmasıdır. E 1 -1 r â k î bu kavli E b ü Bekir, Ömer, Osman ve Ali (Radıyallâhü anhüm) '-den hikâye etmiş ve: 'Bu zâtlardan Kunût'un okunması sahih rivayetle sabit olmuştur. Bir şeyin olduğu ve olmadığı yolunda rivayetlerde çelişki olduğu zaman o şeyin olduğu rivayetine öncelik verilir, demiştir.' diye bilgi vermiştir."
Musibet zamanında Kunût okunur, diyen âlimlere göre bu hadîs, musibet olmadan Kunût okumanın meşru olmadığını beyan eder.
1242) Ümmü Seleme (Radtyallâhü anhâ)'âan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sabah namazında Kunût okumaktan menedildi (veya Kunût okumayı menetti.)"
Not : Zevâid'de şöyle denmiştir: Bu hadisin isnadı zayıftır. Seneddeki râvi-lerden Muhammed bin Ya'lâ, Anbese bin Abdirrahman ve Abdullah bin Nâfi'in zayıf olduklarını, keza Nâfi'in Ümmü Seleme (R.A.)'den hadis işittiğinin sahih ol-madiğim Dârekutni söylemiştir. [39]
İzahı
Zevâid türünden olan bu hadîsi Beyhakî ve Dârekut-n i de rivayet etmişlerdir.
Hadîsteki : fiili "Nühiye" okunursa mânâsı: "Menedildi"; bu
fiil "Nehâ" okunursa mânâsı "Menetti" olur. Zahir olan ilk okunuştur. Buna göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Kunût okumaktan menedilmesi ile şu olayın kasdedildiği S i n d î' de belirtilmiştir.
Gelen rivayetlere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kunüt duasında bâzı müşriklere beddua ederdi. Bunun üzerine:
âyeti indi.'
B u h â r î' nin rivayetine göre î b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}, (Uhud savaşında yaralanıp dişi kırılınca) sabah namazının son rek"atında rükıt'dan başını kaldırıp; dedikten sonra Allahım!
Filana, filana ve filana lanet et! diye beddua ettiğini işittim. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) :
= «Allah'ın o müşriklerin tövbelerini kabul etmesi veya onları tftzip etmesi işiyle senin bir ilişkin yoktur. Çünkü onlar zâlimlerdir.» âyetini indirdi.[40]
Buhâri1 nin hadîsinde filan, filan, diye aleyhlerinde beddua edildiği haber verilen üç müşrikin Safvân bin Ümeyye, Süheyl bin Amr ve Haris bin Hişâm oldukları Buhâri' nin bir rivayetinde açıklanmıştır. Bunların üçü de sonradan M e k k e fethinde müslümanlığı kabul etmişlerdir B uh â-r i ' nin bir rivayetine göre; E n e s (Radıyallâhü anh) şöylo demiştir :
"Uhud günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in başı yarıldı. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
-Peygamberini yaralayan bir kavim nasıl iflah olur.» buyurdu. Bunun üzerine : «^ y*i\ & dU ^^-J âyeti indi.
Sindi' nin beyân ettiği yoruma göre Ümmü Seleme :Radıyallâhü anhâ)'nın kasdettiği mânâ: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in Kunut duasında müşriklere beddua etmesi men edildi. >
Hadîsteki: fiili "Nehâ" diye okunduğunda hadisin mânâsı: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazında Ku-nût okumayı yasaklamıştır." demek olur ve hadis sabah namazında Kunût okunmaz diyenler için bir delil olur. Ancak senedinin zayıflığı yukarda belirtilmiştir.
1243) Enes bin Mâlik (Radıyaiiâhü aitti )'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sabah namazında bir ay Kunût (duasını) okuyup (onda) Arap topluluklarından bir topluluğa beddua ediyordu. Sonra bıraktı." [41]
İzahı
Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed ve Bey-haki de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayetinde Enes (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir : "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , bir ay Kunût okudu sonra terketti"
El-Mcnhel yazarı şöyle der:
"Farz namazlarda bir ara okunmuş olan Kunût'un sonradan nes-hedildiğini söyliyen Hanefi âlimleri bu hadîsi de delil göstermislerdir. Lâkin Kunût'un neshedildiğine delâlet etmez. Çünkü hadiste anılan ayda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Arap topluluklarından bir topluluk aleyhinde beddua etmiş, sonra beddua etmeyi terketmiştir. Hadîsten kasdedilen mânâ Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in müşriklere beddua etmeyi bırakmasıdır. Yoksa, Kunut okumayı tamamen bırakması değildir."
Bu duruma göre hadîsin : cümlesinin mânâsı: "Sonra beddua etmeyi bıraktı." demektir.
Hâkim ve Dârekutni' nin müteaddit yollarla yaptıkları rivayetlere göre Enes (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir ay Kunut okuyup müşriklere beddua etti. Sonra bıraktı. Sabah namazında ise dünyadan ayrılıncaya kadar Kunut okumaya devam etti."
Sabah namazında Kunut okunmaz diyen Hanefi âlimleri buraya mealini aldığım ve Hakim ile Dârekutni' nin rivayet ettikleri hadîsin senedlerinin zayıf olduğunu söylemişler ve
babımızda geçen yukardaki hadîsin : cümlesini zahir olan mânâsına göre kabul etmişlerdir. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sonradan Kunut okumayı terketti.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in farz namazlarda Kunut okuması ile ilgili olarak Enes (Radıyallâhü anh)'den müteaddit ve muhtelif rivayetler mevcuttur. Bâzı rivayetlere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar sabah namazında Kunut okumaya devam etmiş, diğer bâzı rivayetlere göre yalnız bir ay Kunut okumuştur. Bu nedenle Hafız, et-Telhîs'-de: Enes (Radıyallâhü anh) den Kunut'la ilgili yapılan rivayetler muhteliftir. Bunları delil göstermemek gerekir, demiştir.
EI-Hediy yazarı ise: Enes (Radıyallâhü anh) den rivayet edilen hadislerin tümü sahihtir. Aralarında ihtilâf yoktur. Kunut'un bir ay okunduğuna dâir rivayetlerden maksat, bâzı müşriklere yapılan bedduanın bir ay sürdüğü ve sonra terkedildiğini belirtmektir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dünyadan ayrılıncaya kadar Kunut'a devam ettiğine dâir rivayetler ise rüku'dan kalkınca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hamd, sena, zikir ve duada bulunduğunu ifâde ederler demiştir.
Hadiste geçen "Hayy" kelimesi topluluk ve cemâat demektir. Bunun çoğulu "Ahyâ',,dır.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir ay süre ile aleyhlerinde beddua ettiği Arap topluluğunun kimler olduğu ve bedduaya sebep olan olay B u h â r i' nin yine E n e s (Radıyallâhü anhî'den rivayet ettiği şu mealdeki hadîsten anlaşılıyor:
"(Beni Süleym kabilesinin birer kolu olan) Ri1!, Zekvân ve Usayya, kendi düşmanlarına karşı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den yardım istediler. Peygamber tSallallahü Aleyhi ve Sel-lem de, 'zamanlarının okuyucuları' diye adlandırdığımız yetmiş kişilik Ensârîleri onların yardımına gönderdi. Bu sahâbîler, gündüz odun toplayıp rızıklarım temin ederler, geceleyin de ibâdetle meşgul olurlardı. Bu zatlar gidip nihayet Mauna kuyusunun yanına varınca, yardıma çağıran mezkûr müşrikler bunları hâince katledip büyük zulüm ettiler. Acı haberi duyan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) bir ay süre ile sabah namazında Ri'l, Zekvân, Usayya ve Benî Lehyan tooluluklarına beddua etti. Enes (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Biz (şehid edilen) bu sahâbîler hakkında inen;
«Bizim Rabbımıza kavuştuğumuzu, Onun bizden razı olduğunu ve bizi memnun ettiğini bizden kavmimize tebliğ ediniz.» âyeti okuduk. Sonra bu âyet neshedildi. Kunut duasının okunmasına başlamaya bu olay sebep oldu." [42]
Sabah Namazında Kunut Okunup Okunmıyacağı Hususundaki Dört Mezhebin Görüşü
Bu hususta geniş izahat 1117 ve 1120 nolu bâblarda verilmiştir. Burada özetle şunu ifâde edeyim :
1. Ebû Hani f e, Ahmed ve diğer bâzı âlimlere göre sabah namazında Kunut yoktur.
2. Ş â f i i' ye göre sabah namazının ikinci rekatında rüku'-dan sonra Kunut okumak sünnettir.
3. Mâlike göre rüku'dan önce Kunut okunur.
Bu zâtların hepsinin delilleri malumdur. Hadîs kitablarının şerhlerinde uzun uzadıya anlatılmıştır.
Müslümanların başına bir musibet geldiğinde, ilim ehlinin ekse-risince bütün vakit namazlarında Kunut okumak meşrudur. Musibet olmadığında öğle, ikindi, akşam ve yatsı farzlarında Kunut okunmaması hususunda ittifak vardır. Musibet yokken sabah namazında Kunut okunup okunmıyacağı hususundaki ihtilâf ise yukarda zikredilmiştir.
1244) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)\\en: Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazın (m ikinci rükuun)dan başını kaldırınca:
-Allahım! El-Velîd bin el-Velîd'i, Seleme bin Hişâm'ı, Ayyaş bin Ebî Rabîa'yı ve Mekke'de bulunan zayıf mü'minleri kurtar. Allah'ım! Mudar kabilesine şiddetli baskı yap (= helak et, azap ver.) Yûsuf (Aleyhisselâm)'ın kıtlık seneleri gibi onların başına kıtlık yıllarını getirmekle tazip et.» diye duâ etti." [43]
İzahı
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Beyh aJk i de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde, mezkûr Kunut ve bedduanın yatsı namazında okunduğu belirtilmiştir. M ü s 1 i m ' in rivayetinde yatsı veya sabah namazı kaydı yoktur. Yâni oradaki rivayette: 'Namaz kelimesi umumi olarak geçmektedir. Kurtuluşları için duâ edilen zâtlardan :
El-Velîd bin el-Velid (Radıyallâhü anh), H a 1 i d bin e 1 - V e 1İ d (Radıyallâhü anh)'in kardeşidir. Bedir savaşında müşriklerden yana savaşa katılmış ve esir edilmişti. Dört bin dirhem vermekle serbest bırakılmıştı. Bunun akabinde müslü-manlığı kabul edince kendisine: Fidye ödemeden önce müslüman olsaydın daha iyi olmaz mıydı? denilmiş, kendisi de : Esirlikten kurtulmak için müslümanhğı kabul ettiğimi sanacaktınız da ondan dolayı,diye cevap vermiştir. Müşrikler kendisini M e k k e ' de yakalayıp hapsetmişlerdi. Hadîste isimleri geçen diğer iki zatla sözleşip Mek-k e ' den kaçmayı başarmışlar, Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) de onların kaçtıklarına muttali olunca kurtuluşları için duâ etmiştir. N i s â b u r î' nin Câbir (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayının 15. günü duâ etmeye başlamıştır.
Seleme bin Hişanı (Radıyallâhü anh), E b û C e h i 1' in kardeşidir. îlk müslümanlardan olup Habeşi stan'a hicret edenlerdendir. M e k k e ' ye döndükten sonra E b û C e -h i T onu M e d î n e * ye gitmekten menedip ona işkence etmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun kurtuluşu için duâ ederdi. Bedir savaşından sonra iki arkadaşıyla birlikte kaçmayı başarmıştı. M û t e savaşında bulunmuş ve Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar, Medine' den ayrılmamıştır. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) devrinde Şam dolaylarında Bizanslılarla yapılan savaşlara katılmış ve nihayet Ömer (Radıyallâhü anh) devrinde Şam dolaylarında sürdürülen savaşta, hicretin 14. yılı Muharrem ayında şehid olmuştur.
Ayyaş bin Ebi Rabîa Amr bin el-Mugîre el-Mahzumi (Radıyallâhü anh) de Mekke müşriklerinden çok işkence ve eziyet gören ilk mü si umanlardandır. Habeşistan'a hicret etmiş zatlardandır. Bir kaç hadîsi vardır. Enes ve Abdurrahman bin Sabit (Radıyallâhü anhümâ) kendisinden rivayette bulunmuşlardır. Y e r m u k veya Y e m â -m e savaşında şehîd olmuştur.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) M e k k e' de bulunan zayıf mü'minler için de duâ etmiştir. Çünkü Mekke müşrikleri nüfuzlu oimayan bâzı mü'minlerin M e d i n e' ye göç etmelerine imkân vermemiş ve insanlık dışı zulüm ile işkence yapmayı reva görmüşlerdir. A m m a r , babası Y a s i r , anası S ü -meyye ve Bilâl-i Habeşi (Radıyallâhü anhüm), Mek-k e müşriklerinin mezâlimine uğrayanlardandırlar. Bunlara ve arkadaşlarına yapılan işkenceleri anlatmak cildleri doldurur.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu hadiste beddua ettiği bildirilen Mu dar ise bir müşrik kabilenin adıdır. Dedeleri M u d a r ismi ile tanınırdı. K u r e y ş müşrikleri anılan M u -d a r'ın torunlarıdır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke' nin müşrik Kureyşlerine beddua ederdi. Çünkü işkencelerin ekserisi onlardan geliyordu.
Hadîste geçen "Vat'at" kelimesinin lügat mânâsı ayakla basmaktır. Burada helak ve tazip etmek mânâsı kasdedilmiştir.
"Sinin" kelimesi "Sene"nin çoğuludur. Sene: Yıl, Sinin de yıllar demektir. Senenin asıl mânâsı kıtlıktır. Yûsuf (Aleyhisse-
lamTun seneleri ile; «Sonra o bolluk yılların ardından yedi şiddetli kıtlıkla dolu yıl gelir ki [44]
âyetinde geçen yedi kıtlık yılları kasdedilmiştir. KastaUni: Bu yıllara Yûsuf (Aleyhisselâm)'un yılları demenin sebebi Y û -s u f (Aleyhisselâm)'un bu süre boyunca halkın işleri ve ihtiyaçları ile meşgul olmasıdır, demiştir. Söz konusu kıtlık yılları ile ilgili geniş malûmat için tefsir kitablafina müracaat edilmesi tavsiye olunur.
Efendimizin, Mekke müşriklerinin başına böyle kıtlığın gelmesi için yaptığı beddua kabul olmuştur. Nitekim B u h â r İ, lbn-i M e s ' û d (Radıyallâhü anh) 'den şunu rivayet etmiştir:
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Mekke müşriklerinin İslâmiyet'e sırt çevirdiklerini görünce.
"Allah'ım! Yûsuf'un yedi (kıtlık) yılı gibi bunların başına yedi (kıtlık) yılı gönder." diye beddua etti. Bunun üzerine Kureyş*i öyle bir kıtlık yakaladı ki her türlü bitkiyi götürdü. Hattâ öyle (bir durum) oldu ki halk derileri, murdar hayvan etlerini ve İaşeleri yemeye başladılar. Açlıktan gözleri kararmış olan halk semâya baktıkları zaman duman görürlerdi..."
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurtuluşları için duâ buyurduğu zatlar da kurtularak salimen M e d i n e' ye vardılar. Nitekim Ebû Davud'un rivayetinde bu hadîsin sonunda şu ilâve vardır:
"Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh), demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün sabah namazında bu zatların kurtuluşu için duâ etmedi. Ben bunu O'na anlattım bunun üzerine bana buyurdu ki t «Sen onları görmüyor musun? Onlar geldiler.»" [45]
146 - Namazda Yılan Ve Akrebi Öldürmek Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1245) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şu siyah iki hayvanı, akrep ve yılanı namazda öldürmeyi emretmiştir." [46]
İzahı
Tirmizi, Ebû Dâvûd, Ne.saİ, Hâkim, Ahmed ve îbn-i Hibbân da bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Hadiste siyah sıfatı zikredilmiş ise de hüküm umumidir. Yâni rengi ne olursa olsun yılan ve akrebi öldürmek meşrudur. Araplar genellikle yılana "siyah hayvan" dedikleri ve akreb de bununla birlikte zikredildiği için veyahut Medine Akrebinin rengi siyaha kaçtığı için "siyah" sıfatı zikredilmiştir.
Hadis, namazda yılan ve akrebi öldürmenin mekruhluk olmaksızın câizliğine delâlet eder. Öldürmek işi bir vuruşta olsun, fazla hareketle olsun farketmez. M â 1 i k î 1 e r bununla hükmetmiştir. Ancak onlara göre bu hayvanlar namaz kılana eziyet edecek durumda ise öldürülür. Aksi takdirde bunları namazda öldürmek mekruhtur. Hasan'in Ebû Hanîfe1 den olan rivayeti de budur.
Hanefî âlimlerine göre bu hayvanları namazda öldürmek caizdir. Bunda kerahet yoktur. Öldürmek için az hareket ile çok hareket arasında bir fark yoktur.
Ş â f i i 1 e r' e göre bunları öldürmek için fazla harekete ihtiyaç olursa namaz bozulur. Az hareketle öldürülürse bir sakınca yoktur.
Hanbeliler'in sözlerinin zahirine göre bu hayvanları öldürmek hususunda az hareket ile, çok hareket arasında fark yoktur.
El-Menhel yazarı: Çok zarar veren ve öldürülmesi mubah olan diğer hayvanlar, yılan ve akreb hükmündedir, demiştir.
1246) Aişe (Radtyallâhü an/ta/dan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} namaz kılarken Onu akrep soktu. Bunun üzerine ı
«Allah akrebe lanet etsin. Namaza duranı ve başkasını bırakmaz. Onu harem (mıntıkasın) da ve hill (harem dışındaki yer) de öldürünüz.» buyurdu."
Not : Zevâid'de- şöyle denilmiştir : Bunun isnadında el-Hakem bin Abdülme-ült bulunur. Bu, zayıf bir râvidir. Fakat bu râvi tek başına kalmıyor. Çünkü tbn-i Huzeyme kendi sahihinde bu hadisi sırayla: Muhammed bin Beşş&r'dan, (O da) Muhammed bin Ca'fer'den, (O da) ŞuTre'den, (O da) Katâde'den bunun mislini rivayet etmiştir, Tirmizi de bunu Ebû Hüreyre (R.A.)'den rivayet ederek : Bu hadis hasendir. Bu bâbta îbn-i Abbas <R.A.) ve Ebû Râfi' (R.A.)'den de rivayet vardır, demiştir.
1247) Râfi' (Radtyallâhü a«A/den rivayet edildiğine göre : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazdayken bir akrebi öldürmüştür.Bunun senedindeki rtvi Mendel'in zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. [47]
147 - Sabah Namazından Sonra Ve İkindi Namazından Sonra Namaz Kılmaktan Nehiy Babı
1248) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü atık /den; Şöyle demiştir:
Şüphesiz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), iki namazdan menetti. Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmaktan (men etti.)
1249) Ebû Saîd-i Hudri (Radtyaliâhü anh)yâen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Salallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«İkindi namazından sonra güneş batmcaya kadar hiç bir namaz olmaz ve sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar hiç bir namaz olmaz.
1250) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyaliâhü anhümâydan; Şöyle demiştir :
İçlerinde Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh)'ın bulunduğu merdi (= Güvenilir, doğru ve çok dindar) bir çok adam —ki bence en merdisi Ömer (Radıyallâhü anh)'dır. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğuna benim yanımda şahadet ettiler (= Bana bildirdiler) :
«Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar hiç bir namaz olmaz ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar hiç bir namaz olmaz.»" [48]
İzahı
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ve Ebû S a î d (Radıyallâhü anh)'m hadislerini Buhârî ve Müslim de rivayet etmişlerdir, tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadisini de Buhârî, Müslim, Tirmizi, Ebü Dâvûd, Tahavî ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir.
Bu hadisler, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmayı yasaklamışlardır.
İslâm âlimleri bu iki vakitte kaza namazlarının kılınmasının câ-izliğinde ittifak etmişlerdir. Delilleri de Buhârî, Müslim ve Ebû D â v û d' un da rivayet ettikleri 696 nolu E n e s (Radıyallâhü anh)'in hadisi ve 10. bâbta geçen diğer hadîslerdir. Oradaki hadîsler, unutularak veya uykuda kalınarak vaktinde kılına-mayan namazların hatırlandığı veya uykudan kalkıldığı zaman kaza edilmesini emrederler.
Şu halde bu hadîsler nafile namazlar hakkındadır.
Hadîslerde "Namaz olmaz" denmiştir. Bundan maksat, bu vakitlerde nafile namaz kılmayı menetmektir. Bu yasaklama mekruhluk içindir. Çünkü Kays bin Amr (Radıyallâhü anh) sabah namazından sonra iki rek'at namaz kılarken onu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) görmüş ve : «Sabah namazının farzı iki rek'attır.» buyurmuş, bunun üzerine Kays (Radıyallâhü anh) kıldığı namazın sabah sünneti olduğunu arz edince efendimiz sükût etmiştir. (1154 nolu hadîs) [49]
Bu İki Vakitte Nafile Kılmak Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri
1. Ebû Hanîfe ve arkadaşları: Bu hadîsleri delîl göstererek bu vakitlerde her türlü nafile kılmak mekruhtur. Abdest namazı ve"Tahiyyetü'l-Mescid" namazı gibi bir sebebe dayalı nafilelerle böyle bir sebebe dayalı olmayan nafile arasında bir fark yoktur, demişlerdir.
Mâlik, Hasan-ı Basrî, Saîd bin el-Müsey-yeb ve Alâ bin Ziyâd da böyle demişlerdir.
Alî bin Ebî Tâlib, îbn-i Mes'ûd, Ebû Hüreyre, Zeyd bin Sabit, İbn-i Ömer ve İbn-i Amr (Radıyallâhü anhümî'ın dâhil olduğu ashab'tan bir cemâat da böyle demiştir.
2. Şafiî: Abdest almak, camiye girmek gibi bir sebebe dayalı olarak kılınan abdest namazı ve "Tahiyyetü'l-Mescid" namazı gibi nafileler kılınır demiştir. Delili de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in öğle namazının son sünnetini ikindi namazından sonra kılmasıdır. 1159 nolu hadîs buna aittir.
Cumhur, Şafiî' nin gösterdiği delili kabul etmiyerek bu delil, Peygamber (Sallallahü aleyhi ve Sellem)'e mahsus bir hüküm ifâde eder, demiştin.
3. Hanbeliler'e göre bu vakitlerde her çeşit nafile kılmak haramdır. Sebebe dayalı olanla olmayan arasında fark yoktur Yalnız tavaf sünneti müstesnadır. Çünkü tavaf sünnetinin her zaman kılınabileceği 1254 nolu hadisle bildirilmiştir.
İ b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh)'ın hadisinde geçen "Merdi" kelimesi 'Rıza1 kökünden isnvi mefuldur. Yâni 'kendisinden râzi olunmuş kişi' demektir. Tercemede parentez içi ifâdeyle belirttiğim gibi burada kasdedilen mânâ : 'Emniyeti, dürüstlüğü ve dindarlığı ile her yönden itimada şayan' demektir.
Hadisin: cümlesinin mânâsı adamlar benim yanımda söylediler, bildirdiler."
Yoksa sanıldığı Kibı. hukum vermeye esas tutulan şâhidlik mânâsı kasdedilmemiştir. [50]
148 - Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Saatlar Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1251) Amr bin Abese[51] (Radıyallâhü amaden; şöyle demiştir • Bentbırgün) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak: Allah katında başka saattan daha sevimli (makbul) bir saat var mı? diye sordum. Buyurdu ki:
-Evet. Gecenin tam ortası (en makbul saattir.) Artık (o zaman dan) şafak sökimceye kadar sen dilediğin kadar nafile kıl. Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, bir de (doğduktan sonra) kalkan gibi olduğu müddetçe ve parlayıncaya kadar namaz kılmaktan vazgeç. Sonra direk kendi gölgesi üzerine kalkıncaya kadar {= güneş gök ortasına varıncaya kadar olan süre içinde) dilediğin kadar nafile kıl. Sonra güneş semânın ortasından sapıncaya kadar namaz kılmaktan vazgeç. Çünkü cehennem gündüzün tam ortasında tutuşturulur. Bundan sonra ikindi namazını kılıncaya kadar dilediğin nafileleri kıl. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmaktan vazgeç. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasında batar ve şeytanın iki boynuzu ortasında doğar.»" [52]
İzahı
Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed, Ta-havi ve Beyhaki de bunu uzun ve kısa metinler hâlinde rivayet etmişlerdir.
Hadis, gece yarısından şafak sökünceye kadar olan zamanın nafile namaz ve şâir ibâdetler için en makbul zaman olduğuna delâlet eder. Allah katında çok sevimli ve daha makbul olmaktan maksat bu süre içinde yapılan ibâdetin Allah katında kabule daha şayan olmasıdır.
Hadiste : Yeni doğan güneş kalkana benzetilmiştir. Çünkü o esnada harareti yoktur, ışığı yayılmamış ve bakılabilir, durumdadır.
Hadîsin: -Direk kendi gölgesi üzerine kalkınca...» cümlesinden maksat gündüzün tam ortasıdır. Bilindiği gibi güneş doğduğu zaman her cismin gölgesi uzundur. Güneş yükseldikçe gölge kısalır ve istiva zamanı yâni güneş semânın tam ortasına vardığında gölgelerin kısalması son haddini bulmuş olur. Yere dikilen bir direğin gölgesine dikkat edilirse gölgesi kısala kısala istiva zamanı direğin gölgesi çok az olur. Mekke ve Medine ile bunların dolaylarında yılın en uzun günlerinde yaz mevsiminin başında yere dikilen direğin gölgesi istiva zamanında kalmıyor ve o anda direk sanki gölgesinin üzerine kalkmış olur. Hadîsin : -Direk gölgesi üzerine kalkıncaya kadar cümlesi bunu ifâde eder. Ve maksat, güneşin semânın ortasına geldiği anı ifâde etmektir ki bu ana "İstiva" zamanı denir.
Hadîsin : «Çünkü cehennem gündüzün tam ortasında tutuşturulur» ve: «Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasında batar ve iki boynuzu arasında doğar» cümlelerine gelince bu hususta Ha 11 â -b î şöyle der :
"Bir şeyin haram kılınması veya bir şeyden menetmek için neden olarak zikredilmiş olan bâzı hususlar var ki bunların anlamlarını, gözlem ve duygu yolu ile idrak etmek mümkün değildir. Meselâ cehennemin, gündüzün tam ortasında tutuşturulması ve güneşin şeytanın boynuzları arasında doğması ve batması bu vakitlerde namaz kılmanın yasaklanması için neden gösterilmiştir. Biz kısır aklımızla ve duygu organlarımızla bunu idrak etmekten âciziz. Hâl böyle olunca yapılacak şey bunlara îman etmek, verilen malûmatı aynen kabul etmek ve bunların hüküm kısmına yönelmektir."
El-Menhel yazan : "Güneşe tapanlar güneş doğarken ve batarken ona secde ederler. Şeytan da bu durumu bildiği için güneş doğarken ve batarken başını ufukta güneşin hizasına getiriyor ki güneşe tapanlar secde ederken ona da secde etmiş olsunlar. Şeytanın boynuzlarından maksat başının iki tarafıdır. Şeytan ve askerleri bu sırada çok aktif davrandıkları için mü'minlerin namazlarını karıştırıp bozmaya hazırdırlar. O esnada putlara tapınılıyor. Bu nedenle o sırada namaz kılmak yasaklanmıştır.
Güneş semânın ortasına geldiği vakit, güneşe tapanlar ona secde ederler. Şeytan kendisine de secde edilsin diye güneşe yaklaşır. Kâfirler o sırada yaptıkları batıl secdelerle ilâhî azaba bir kat daha müstahak olmakla cehennemi tutuşturmuş olurlar. O müşriklere ben-zemesinler, diye mü'minler o saatta namaz kılmaktan menedilmiş-tir."
Hadîs şu vakitlerde nafile namaz kılmayı menetmiştir:
1. Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar.
2. İkindi namazından sonra güneş batmcaya kadar.
3. Güneş doğarken ve bir mızrak boyu yükselinceye kadar.
4. Güneş semânın ortasına vardığı zaman ki buna 'İstiva' zamanı denir.
5. Güneş batarken.
Bu beş vakitten ilk ikisinin başlangıcı kişinin namaz kılmasına bağlıdır. Yâni fecirden sonra ne zaman sabah namazını kılarsa, namazdan sonra yasak vakit başlamış olur. Keza ikindi vakti girdikten sonra ne zaman ikindi namazını kılarsa bundan sonra yasak vakit başlamış olur.
Bu iki vakitte namaz kılmakla ilgili âlimJerin görüşlerini bundan önceki bâbta izah ettim.
Diğer üç vakit ise bağımsız ve sabittir. Bu üç vakitte namaz kılmakla ilgili âlimlerin görüşlerini el-Menhel yazarı şöyle anlatır:
1. Ebû Hanife ve arkadaşları: Bu vakitlerde hiç bir, namaz kılınamaz. Ne farz, ne vacip, ne sünnet, ne de edâ olarak ne de kaza olarak kılınır. Kılınacak olsa bile fasittir, bâtıldır. Yalnız şu namazlar bundan müstesnadır, demişlerdir.
Günün ikindi namazı, cenaze namazı, tilâvet secdesi, bir de Ebû Yûsuf'a göre Cuma günü İstiva zamanı kılınacak nafile namaz.
(El-Menhel yazarı, istisna edilen namazlara âit delilleri zikretmiştir. Oraya müracaat edilsin.)
2. Şafiî mezhebine mensup âlimler: Bu vakitlerde bir sebebe dayalı olmayan nafile namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir sebebe dayanan nafile namaz ve farz namaz kıhnabilir. Ancak günün sabah namazını güneş doğacağı zamana ve ikindi namazını güneşin batacağı zamana bile bile tehir etmek caiz .değildir, demişlerdir.
3. Hanbelîler'e göre, bu üç vakitte hiç bir nafile kılınamaz, kılınacak olsa bile bâtıldır, sebebe bağlı olan nafile ile bağlı olmayan nafile arasında bir fark yoktur. Yalnız Cuma günü istiva zamanı "Tahiyyetü'l-Mescid" namazı kıhnabilir. Bunlara göre cesedin bozulması tehlikesi olmadıkça bu üç vakitte cenaze namazını kılmak haramdır. Böyle bir zaruret olunca kıhnabilir. Bu vakitlerde, kazaya kalmış olan farz namazları kaza etmek kerâhetsiz olarak caizdir.
4. Mâ likil er'e göre, güneş doğarken ve batarken bir sebebe dayalı olanlar dâhil her türlü nafile namaz kılmak haramdır. Keza bozulma tehlikesi olmadıkça cenaze namazını kılmak da haramdır. Fakat farz namazların edası da kazası da yapılabilir.
İstiva zamanına gelince bu vakitte her tür namaz kılınabilir. Z e r k â n î, el-Muvatt.a' şerhinde şöyle der:. Cumhur ve üç mezheb imamları» istiva zamanında naıt ez kılmanın mekruhluğuna Malik ise bu hadîsi (yâni>1253 nolu Abdu1lah es-Sunabihi’nin hadisini rivayet etmesine rağmen istiva zamanında namaz kılmakta kerahet yoktur, demiştir.
1252) Ebû Müreyre (Radıyallâhii ıınh)\\cw. Şıiyle demiştir : Safvân bin el-Muattal (RadryalJâhü anh), EesûlulJah (Sallalla hu Aleyhi ve Sellem) C :
— Yâ Resûlallah! Senin bildiğin ve benîm bilmediğim bir şeyi sana sormak istiyorum, dedi. Efendimiz t
— Nedir o?» buyurdu. Safvân (Radıyallâhü anh) :
— Gece ve gündüz saatlarından namaz kılmanın mekruh olduğu bir saat var mıdır? diye sordu. Efendimiz :
— «Evet. Sabah namazını kıldığın zaman artık güneş doğuncaya kadar namaz kılmayı bırak. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu ile beraber doğar. Doğduktan sonra güneş senin başın üzerinde mızrak gibi dik duruncaya kadar (geçen süre içinde) namaz kıl. Çünkü bu sırada kılınan namazda melekler hazır bulunur ve o namaz makbuldür. Güneş senin başın üzerinde mızrak gibi (dik) olunca namaz kılmayı bırak. Çünkü o saat Öyle bir saattir ki, onda cehennem tutuşturulur ve onda cehennem kapıları açılır. Güneş senin sağ başından sapıncaya kadar (devam eder). Güneş sapınca sen ikindi namazını kılana kadar kılınan namaz makbuldür. Ve melekler onda hazır bulunurlar. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar na m az kılmayı bırak» buyurdu."
Not : Bunun isnadının hasen olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.
1253) Ebû Abdillah es-Sunâbihî (Kati t yallah it anh)\Wx\ rivayet edildiğine »<ire : Resûlullah (Saltali ahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir.
«Şüphesiz güneş, şeytanın iki boynuzu arasında doğar." (Yahut buyurdu ki:
«Şeytanın iki boynuzu güneşle beraber doğar.») Güneş yükselince şeytan ondan ayrılır. Güneş semânın ortasında olunca şeytan güneşle beraber olur. Güneş batıya yönelince (yahut buyurdu ki : «ayrılınca») şeytan güneşten ayrılır. Güneş guruba yaklaşınca şeytan onunla beraber olur. Güneş batım a şeytan ondan ayrılır. Bunun için bu üç saatta namaz kılmayınız.İsnadının mürsel ve ricalinin sıka <»!duyu Zevâid'de bildirilmiştir. [53]
İzahı
Ebü Abdillah (Radıyallâhü anh)'in hadîsi, güneş doğarken, batarken ve semânın ortasında olduğu 2-amanlarda namaz kılmanın yasak olduğuna delâlet eder. Bunda geçen : 'Şeytan boynuz larının güneşle beraberliği' ile ilgili bilgi yukarıda verilmiştir. Ancak notta işaret edildiği gibi hadis mürseldir. Çünkü E b û Abdillah es-Sünâbihî (Radyallahü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve S el J em) 'i görmemiş, vefatından üç gece sonra Medine'ye varmıştır. Bu zâtın adı Abdurrahman bin U s e y 1 e' dir. H i c âz' hlar kendisinden rivayet etmişlerdir. Kendisi Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl ve Ömer (Radı-yallâhü anhJ'den rivayet etmiş, kendisinden de Süveyd bin Gufle ve îbn-i Muhayrîz rivayette bulunmuştur. î b n-i S a' d Onu sıka saymıştır. İbn-i Zehebî' nin dediğine göre Abdülmelik'in hilâfeti devrinde vefat etmiştir.[54]
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'nin hadîsi de mezkûr üç vakitle beraber bir de sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar olan vakitlerde namaz kılmayı yasaklar. [55]
149 - Mekke'de Her Vaklt Namaz Kılınabileceği Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1254) Cübeyr bin Mut'im (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Ey Abdi Menâf oğulları! Gece ve gündüzün herhangi bir saa-tında bu beyti (Kâ'be'yi) tavaf eden ve namaz kılan hiç kimseye mâni olmayınız.»" [56]
İzahı
Hadis, gece ve gündüzün her saatmda K â ' h raeŞrûluğuna delâlet eder. Bundan önce mekruh olduğu bildirilen vakitlerde de Kâ 'be ' nin tavaf edilebileceği hususunda âlimler müttefiktir. Delil de bu hadîstir.
Hadîste geçen namaza gelince; bununla tavaf namazının kasde-dilmiş olması muhtemeldir. Tavafla birlikte zikredilmesi bu ihtimali kuvvetlendirir. Bütün namazların kasdedilmesi ihtimali de vardır.
Şafii âlimler ve A h m e d bu ve benzerî Ebû Z e r r (Radıyallâhü anhl'ın hadîsini delil göstererek mekruh vakitler dâhil gece ve gündüzün her saatında tavaf namazının kılınabildiğine hükmetmişlerdir. Diğer namazlar da aynı delil gereğince Mekk e ' de her zaman kıhnabilir, Mekke için mekruh vakitler söz konusu değildir, demişler.
Hanefîler ve Mâliki ler : Mekke, diğer şehirler gibidir. Mekruh vakitlerde orada da namaz kılınmaz, demişlerdir. Bu grubtaki âlimler, mekruh vakitlere ait hadîslerdeki umumîliği tutarak, onları bu hadîse tercih etmişlerdir.
El-Menhel yazarı ilk grubun görüşüne taraftar çıkarak hadîslerin arasını bulmak mümkündür. Bu bâbtaki hadîs ve benzerleri, mekruh vakitlere âit hadîsleri hususileştirmiş, denilebilir, diyor. [57]
150 - (Farz) Namazı (İhtiyar) Vaktinden Tehir Ettikleri Zaman Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1255) Abdullah bin Mes'ûd (Radıyallâhü unh)\\en rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu, demiştir:
Namazı vaktinden sonra kılan cemaatlara yetişmeniz umulur. Eğer onlara yetişirseniz, bildiğiniz vakitte evlerinizde namazınızı kılınız. Sonra onlarla (tekrar) kılınız ve onlarla kıldığınızı nafile yapınız.»"
1256) Kbû /er (Hadıyatlâhü antr)'t\en rivayet edildiğine #üre; Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur ;
«Sen namazını vaktinde kıl. Eğer imam, cemaata vaktinde namaz kıldırırken sen ona yetişirsen namazını onlarla beraber kıl. Bu durumda sen (vaktinde ve cemaatla) namazını kılmış olursun. Eğer böyle olmazsa, (yâni imam vaktinden sonra cemaata kıldıracaksa, sen vaktinde namazını kıl. Sonra onlarla da kıl.) artık onlarla (tekrar) kıldığın namaz senin için nafiledir.»"
1257) U'bade bin es-Niimit (Radıydtlâhİİ anh)\Wn rivayet edildiğine güre; Peygamber (Saİlallahii Aleyhi ve Seilem), şöyle buyurmuştur:
«Bâzı işlerle meşgul olup namazı vaktinden geciktiren bir takım emirler olacaktır. (Siz namazınızı vaktinde kılınız ve) onlarla bera ber kıldığınız namazınızı nafile yapınız.»" [58]
İzahı
1 b n-i M e s' û d (Radıyallâhü anhJ'ın hadîsinin benzerini Buharı, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Bey-h a k i de rivayet etmişlerdir.
Ebû Zer (Radıyallahü anh)'ın hadisini Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, No«âi ve Bey haki de rivayet etmişlerdir. Buradaki metin kısa olduğu için parentez içi ifâdelerle kasdedilen mânâyı anlatmaya çalıştım. Ebû Dâvûd'un rivayetinde efendimiz'e ait metin şöyledir:
— Sen namazını vaktinde kıl. Sonra onlarla beraber kılmaya yetişirsen (tekrar) kıl. Çünkü onlarla kıldığın, senin için bir nafiledir.»
U b âd e (Radıyalîâhü anh)'m hadîsinin benzerini Ebû Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayetinde efendimizin buyruğundan itibaren metin meâlen şöyledir:
«Şüphesiz benden sonra başınızda öyle emirler olacak ki bâzı şeylerle meşguliyetleri yüzünden namazı vaktinde kılmıyacaklar ve nihayet namaz vakti çıkmış olacaktır. O zaman siz namazınızı vaktinde kılınız.»
Bir adam: Yâ Resûlallah onlarla beraber (tekrar) kılayım mı? diye sordu. Efendimiz:
«Evet. Eğer dilersen.» buyurdu.
Bu bâbtaki hadîslerde geçen.- "Namaz vaktinden" maksat ihtiyar vaktidir. Sıhhat vakti değildir. Yâni namazı geciktirmektir. Tamamen vakti çıkıncaya kadar kılmamak ve kazaya bırakmak değildir. 'Namaz* Kitabının birinci babında 5 vakit namazın fazilet vakti, ihtiyar vakti ve sıhhat vaktinin bulunduğu ve en makbulünün fa-zîlet vaktinde, hiç olmazsa ihtiyar vaktinde namaz kılmanın ve daha sonraya bırakmamanın önemi anlatılmıştır.
N e v e v î : 'Bu hadîslerde geçen tehirden maksat, namazı büsbütün vaktinden çıkarmak değil, ihtiyar vaktinden sonraya bırakmaktır. Çünkü mütekaddimîn ve müteahhirîn emirlerden nakledilmiş olan durum, bâzı emirlerin namazı ihtiyar vaktinden sonraya bırakmalarıdır. Hiç bir emîrin namazı, vaktinden çıkardığı yâni kazaya bıraktığı naklolunmamıştır. Şu halde bu hadîsleri vuku bulmuş olan duruma uygun yorumlamak gerekir,' demiştir.
El-Ayni; bu yoruma itiraz ederek: Fâsık halîfelerin ve zâlim sultanların değil, namazı kazaya bırakmak, büsbütün namazı terkettikleri bir gerçektir, demiştir.
Bence N e v e v î' nin yorumu uygundur. Çünkü hadîslerde, bâzı emirlerin namazı vaktinden çıkararak kıldıracakları bildiriliyor ve ferdlerin evlerinde vaktinde namaz kıldıktan sonra onlarla berâber tekrar kılmaları uygun görülüyor. Demek ki hadislerde durumları anlatılan emirler namazı büsbütün bırakanlar değil, geciktirenlerdir- Namazları tamamen vaktinden çıkararak bunları cemaatla beraber ve kaza durumunda kılmayı itiyad hâline getirmiş olan emirler bilinmediğine göre tehirden maksat, ihtiyar vaktinden çıkarmak olmalıdır
İmam namazları ihtiyar vaktinden çıkardığı takdirde ferdlerin ihtiyar vaktinde namaz kılmaları ve sonra cemaatla tekrar o namazı kılmajarının hikmeti vaktin faziletini kazanmak, cemaata muhalefet etmemek, Ülü'1-emre karşı gelmemek ve müslümanlar arasında bulunması gerekli birliği zedelememektir.
Hadisler, ilk namazın farz yerine geçtiğini ve ikinci kez kılınan namazın nafile hükmünde olduğunu açıkça belirtirler. Cumhurun kavli de budur.
Mâ1ik î I e r ' in meşhur kavline göre kişi, hangisini kabul buyuracağını Allah Teâlâ'ya bırakarak ikinci defa namaza durur.
Hadislerdeki hüküm umumidir. Yâni sabah ve ikindi namazı da bu hükme dâhildir. Sabah ve ikindi namazlarından sonra namaz kılmanın memnuluğuna ait 147. bâbtaki hadisler, bu-bâbtaki hadîslerle hususileştirilmiştir. Yâni bu hüküm müstesnadır.
Hanefiler, sabah ve ikindi namazı tekrar kılınamaz. 147. bâbtaki hadîsler, tekrar kılmaya mânidir, demişlerdir. Onlara göre akşam farzı tekrar kılındığında imam selâm verince kişi bir rek'at daha ekler. Çünkü tek rek'ath nafile yoktur.
Mâlikiler ve Hanbelîler de: Üç rek'atlı nafile olmadığını ve kılınan ikinci namazın nafile olması ihtimalini gerekçe göstererek akşam namazı ikinci kez kılınmaz, demişlerdir[59]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1. İmam, namazı müstehab vaktinden tehir ettiği zaman, kişilerin fazilet veya ihtiyar vaktinde münferiden namazlarını kılmaları ve cemâat faziletini kazanmak için ikinci kez imamla beraber kılmaları matlûbtur.
2. Günah olmayan hususlarda Ülü'1-emre itaat etmek matlûbtur. Özellikle tefrika ve fitne çıkacak işlerden kaçınmalı
3. Namazlarda fazilet vaktine ve cemaata önem verilmelidir.
4. Namazı ihtiyar vaktinden geciktirmek fenadır.
5. Hadîsler efendimizin mucizesini ihtiva eder. Çünkü Emevİ1er devrinden bu zamana kadar geçen sürede bâzı meşguliyetler dolayısıyla namazları ihtiyar vaktinden çıkaran nice emirlere rastlanmıştır[60]
151 - (Savaşta) Tehlike Zamanında Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
Salâtü'1-Havf: Korku namazı diye adlandırılan savaş esnasında namaz kılmak demektir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'tarafından muhtelif şekillerde kılınmıştır. Bunlar incelendiğinde düşman saldırısına karşı gerekli tedbir alınmak suretiyle en ihtiyatlı bir tarzda kılındığı görülür. Tehlike dolayısıyla namaz kılınırken ameli kesir denilen ve normal zamanlarda yapılması namazı bozan hareketler meşru kılınmıştır. Salât-ı Hafv, Nisa sûresinin 101. ve 102. âyetleriyle sabit olduğu gibi bu bâbta bir kısmı rivayet edilen sahih hadîslerle sabittir. Bu namaz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanına mahsus değildir. Çünkü ondan sonra da sahâbîler tarafından kılınmıştır. Bu bâbta bâzı şekilleri rivayet edilmiştir. Hepsi caizdir. Her imam bâzı şekilleri tercih etmiştir. Hadislerin terce-me ve izahına geçmeden önce memleketimizde mensubu bulunan Hanefi ve Şafii mezheblerine göre seçilmiş olan şekilleri kısaca anlatmak yararlı olur.
1. Hanefi mezhebine göre düşman kıble yönünde olsun olmasın şöyle kılınır :
İmam cemâati iki gruba ayırarak bir grubu düşmana karşı nöbet beklemekle görevlendirir. Diğer grupla namaza durur. Namaza duran grup, iki rek'atli namazın bir rek'atini, üç ve dört rek'atli namazların iki rek'atini imamla beraber kıldıktan sonra namaza ara vererek gidip düşmana karşı duracak ve düşmana karşı bekliyen grup, gelip kendilerini bekliyen imama uyacaklar. İmam, bunlarla beraber kalan namazı kılıp, kendi namazı bitince imam selâm verecek ve düşmana karşı gidip duracak. İlk grup gelip kalan rek'at-leri kırâatsız olarak kılıp namazını tamamlıyacak ve selâm verecek. Bunlar tekrar nöbete geçtikten sonra ikinci grup gelip namazını tamamlıyacak ve selâm verecektir. İkinci grup mesbûkî durumunda olduğu için kalan rek'atleri kılarken kıraat yapacaktır.
Şiddetli korku hâlinde herkes süvari olarak ve kendi kendine namaz kılacaktır. Bu takdirde yaya yürümekle namaz bozulur.
Hanefi âlimleri bu şekli 1258 nolu İ bn-i Ömer (Ra-dıyallâhü anhJ'in hadisinden ve bunun benzeri olan İbn i M e s'-u d (Radıyallâhü anhJ'un hadîsinden almışlardır.
2. Şafiî mezhebine göre düşman Kıble tarafında ise bütün cemâat iki saf hâlinde ve yüzleri düşmana dönük olduğu halde K ı b 1 e ' ye doğru imamla beraber namaza başlıyacaklar, birlikte birinci rek'atin rükûunu yapıp doğrulduktan sonra imam ve ilk saf secde edecekler, ikinci saf ayakta bekliyecek. İmam ve ilk saf ikinci rek'ata kalkınca ikinci saftakiler secdeye varıp kalkacaklar. İkinci rek'ata başlanınca ilk saf geriliyecek ve ikinci saf ilerli-yerek birinci safın yerini alacak. Sonra birlikte ikinci rekatın rü-kûuna varıp kalkacaklar. Daha sonra imamın arkasına geçmiş olanlar, imamla beraber secdelerini yaptıktan sonra oturunca hâlen ikinci safta olanlar secdelerini yapıp teşehhüdde imama yetişecekler ve böylece namaz bitirilecek. Bu şekil 1260 nolu hadîs ve benzerlerine dayanmıştır.
Düşman kıble yönünden başka bir yönde ise namaz iki şekilde kıhnabilir:
a — imam cemâati iki gruba ayırarak her gruba birer defa tam namaz kıldıracak. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in Batn-ı Nahil'deki kıldırışı böyledir.
b — İmam bir grupla bir rek'at kıldıktan sonra ikinci rek'ata kalkınca bu grup imamdan ayrılarak herkes kendi kendine, kalan rek'atleri kılıp selâm verir ve düşmana karşı nöbete geçer. İmam ayakta ikinci grubu bekler. Nöbeti birinci gruba devreden ikinci grup, gelip imama uyacaklar ve imam bunlara bir rek'at kıldıracak ve oturacak; cemâat, oturmadan ikinci rek'ata kalkıp bunu kıldıktan sonra onları bekliyen imama teşehhüdde yetişecekler ve birlikte selâm verecekler.
Mâlik, Ahmed ve Dâvüd da bu şekli tercih etmişlerdir.
Tehlike büyük olduğu takdirde herkes mümkün olduğu şekilde yaya veya binici olarak namaz kılacaktır.
1258) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü atı/tHtıtâ)'(\un rivayet edil-diğine göre :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) salât-ı havf hakkında şöyle buyurdu, demiştir:
-İmam bir grubla namaza başlar, birlikte bir secde (rekat) ki Iarlar. Bir grup da namaza duranlar ile düşman arasında bulunur. Sonra emirle beraber bir rek'at kılmış olanlar gidip düşmana karşı (bekliyen ve) henüz namaz kılmamış olanların yerinde bulunacak. Bu defa namaz kılmamış olan grup gelip emirleri ile beraber bir secde (rek'at) kılacaklar. Sonra emir, kendi namazını bitirmiş olarak çıkıp gidecek ve her grup kendi kendine kalan bir rek'ati kılacaktır. Eğer daha şiddetli bir korku varsa herkes kendi kendine yaya veya binici olarak namaz kılacaktır.»
Râvi demiştir ki: Secde ile rek'at kastediyor." [61]
İzahı
Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ne-sâi, Tahavî ve Beyhaki de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Ebû Hanîfe, Onun arkadaşları, E v z a i ve Mâl i-kiler' den E ş h e b bu şekli seçmişlerdir. ElMenhel yazarının beyânına göre bu şekilde namaz kılınırken imam selâm verdikten şuura ikinci grubun düşmana karşı durmak üzere gitmesi ve birinci grubun geri dönerek kalan namazı eski yerlerinde kılması H a-n e f i' lerce m«g£u$$piv Şayet geri dönmeyip oldukları yerde namazını tamamlarsa caizdir. İkinci grubun da daha sonra eski yerlerine dönüp orada namazını tamamlaması menduptur.
İbnü'l-Hümâm, Fethül-Kadîr'de bu hadîsi ve İ b n - i M e s'u d (Radıyallâhü anhl'un hadîsini zikrettikten sonra: 'Bu hadîslerin Ebü Hanife' nin seçtiği kılış tarzının tamamına delâlet etmediği açıktır. Ebû Hanife' nin görüşüne eksiksiz delâlet eden hadis, İ b n-i A b b â s (Radıyallâhü anh)'den rivayet olunan hadistir.' demiştir.
1259) Sehl bin Ebî Hasme (Radıyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre; salât-ı havf hakkında şöyle demiştir :
İmam kıble'ye doğru namaza durur. Cemaattan bir grup da onunla beraber durur. Diğer grup düşmana karşı ve yüzleri namaz kılanlara dönük olarak bekler. İmam, namaza duranlara bir rekat kıldırdıktan sonra bunlar kendi kendilerine rüku' eder, secdelerini aynı yerde yapıp (namazlarını bitirdikten) sonra düşmana karşı bekliyenlerin yerine giderler ve oradakiler gelir. İmam gelenlere bir rekat kıldırır ve birlikte iki secde ederler. Artık namaz imam için iki ıek'at olmuş olur, gelenler için de bir rekat olmuş olur. Sonra bunlar bir rek'at daha kılar ve secdelerini yaparlar.
Muhammed bin Beşşâr demiştir ki -. Ben bu hadisi Yahya bin Saîd el-Kattân'a sordum. Yahya bana Şu'be'den (rivayet etti.) O da Abdurrahman bin el-Kâsım'dan (rivayet etti), O da babasından (rivayet etti), O da Salih bin Havvât'tan (rivayet etti), O da Sehl bin Ebi Hasme'den (rivayet etti.), O da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den Yahya bin Saîd (el-Ensâri)'in hadîsinin mislini rivayet etti.
Muhammed bin Beşşâr demiştir ki: Yahya bin Saîd el Kattan bana dedi ki: Şube'nin hadîsini Yahya bin Said el-Ensâri'nin hadîsinin yanına yazıver.1 Een Şu'be'nin hadîsini hıfzetmiş değilim. Lâkin Yahya'nın hadîsinin mislidir." [62]
İzahı
Sehl (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizı, Beyhakî, Dâre-kutnî ve Tahavi benzer lafızlarla ve çeşitli senedlerle rivayet etmişlerdir.
Müellifimiz Yahya bin Saîd el-Kattân1 dan son ra birisi Yahya bin Saîd el-Ensârî' den, diğeri Ş u ' b e ' den olmak üzere senedlerde az değişiklikle rivayet etmiştir. Birincisi Sehl' den mevkuf olarak, ikincisi merfu' olarak rivayet edilmiştir. Ancak ikincide hadîs metni rivayet olunmamıştır. Ebû Dâvûd da birisi Yahya bin Said el-Ensârî' den, diğeri Yezid bin Numân' dan oimak üzere iki tarîkle rivayet etmiştir. Orada Y a h y â'dan yapılan rivayette : 'İmam teşehhüde oturunca ikinci grubu beklemeden selâm verir, ikinci grup da namazını tamamladıktan sonra selâm verir,' denilmiştir. Y e z i d ' in rivayetinde : 'İmam, oturarak ikinci grubu bekler. İkinci grup kalkıp ikinci rek'atini kıldıktan sonra imam bunlarla selâm verir,' denilmiştir.
Müellifin rivayetinde bu hususta bir serâhat yoktur. Fakat ifâde tarzı, imamın ikinci grubu beklememesine daha uygundur. Müellifin rivayeti, Yahya yoluyla olduğu için, Yahya' dan olan Ebû Dâvûd' daki rivayete uygun olarak yorumlanması terci-he şayandır. Ebû Dâvûd'un rivayetine göre Mâlik, Ye-z İ d ' in rivayetini daha sevimli görmüştür. El-Menhel'in naklen beyânına göre Mâlik, Yahya' nın rivayetini de beğenmiştir. Hulâsa iki şekilde olabilir. İmam isterse teşehhüdde ikinci grubu bekler, beraber selâm verirler. Dilerse onları beklemeden selâm verir. Cumhur ve Şafii, S e h 1' in hadislerini, düşmanın K ı b 1 e ' den başka bir yönde olduğu duruma yorumlamışlardır.
Şafii, Mâlik ve Ahmed, Sehl'in hadîsinde tarif edilen kılış tarzını seçmişlerdir. Bu kılış tarzına "Zatür-Rikaa" kılışı denilmiştir. Çünkü Peygamber CSalIallahü Aleyhi ve Sellem J bu savaşta böyle kıldırmıştır.
l260) Câbir bin AbdilJah (Radtyaltâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ashabına salât-ı Havf'ı kıldırdı. Bütün cemaatla birlikte rüku' ettikten sonra Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve Onun arkasındaki saf secde ettiler. Diğerleri ayaktaydılar. Efendimiz ikinci rekata kalkınca bekliyenler kendi kendilerine iki secde yaptılar. Sonra ön saf geriliyerek ikinci safın yerinde durdu ve ikinci saftaki!er ilerliyerek ön saffın yerinde durdular. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hepsiyle rüku, etti. Daha sonra Resûlullah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) ve Onun arkasındaki saf secde ettiler. Başlarını secdeden kaldırınca diğerleri de secde ettiler. Cemâatin tümü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber rüku' etmiş o!du. Ve her grup bir rek'atin secdelerini kendi kendilerine yapmış oldular. Düşman Kıble yönündeydi.Câbir <R.A.)'in bu hadisinin isnadının sahih olduğu Zevâid'üe bildirilmiştir. [63]
İzahı
Bu hadis Zevâid türündendir. Ebû Dâvûd, Ahmed, Nesâi, İbn-i Hibbân ve el-Hâkim bunun benzerini Ebû Ayyaş ez-Zürekî (Radıyallâhü anhi'den, daha uzun bir metin hâlinde rivayet etmişlerdir. Ebû D â v û d'un rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Usfan ve Benî Süleym savaşlarında böyle kıldırdığı belirtilmiştir.
Düşman kıble yönündeyken böyle kılış tarzını Şafii, S ü f -yân-ı Sevri, Mâlik ve Ahmed uygun görmüşlerdir. Şafii hadiste anlatıldığı gibi safların yer değiştirmesinin efdal olduğunu söylemiştir. Safların yer değiştirmemesi de caizdir.
Bu kılış tarzını, babın başında Şafii mezhebine göre kılış şekillerini anlatırken açıklamıştık. [64]
152 - Küsûf (Güneş Ve Ay Tutulması) Namazi Hakkında Gelen Hadisler Babı
1261) Ebû Mes'ud (el-Ensârî) (Radtyatlâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sattattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Şüphesiz, güneş ve ay hiç bir insanın ölümünden dolayı tutulmaz. Tutulduğunu gördüğünüz zamnn hemen kalkıp namaz kılınız.'
1262) Numan bin Beşir (Raıityallâhu anh)\ien; Şöyle demiştir:
Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken güneş tutuldu. Efendimiz (evinden) endişeli ve ridasmi sürükliye sürükliye mescide geldi. Güneş açılıncaya kadar devamlı namaz kıldı. Sonra şöyle buyurdu :
«Bâzı insanlar, güneş ve aym ancak büyük bir adamın öiümü dolayısıyla tutulduğunu sanırlar. Halbuki öyle değildir. Şüphesiz güneş ve ay ne kimsenin ölümü ne de kimsenin hayatı için tutulur. Allah, yaratıklarından bir şeye baktığı zaman o şey Ona karşı huşu eder.»" [65]
İzahı
Ebû Mes'ûd (RadıyaJlâhü anh)'un hadisini B u h â r î ve Müslim de rivayet etmişlerdir.
N û m a n (Radıyallâhü anhJ'ın hadisinin birer benzerini Ebû Dâvûd, Nesâi, Tahavî, Hâkim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.
Küsûf : Ay ve güneşin tutulması demektir.
Husuf da bu mânâda kullanılır. Bazılarınca güneşin tutulmasına küsûf, ayın tutulmasına husuf denilir. Bilindiği gibi güneşin tutulmasının sebebi ayın yer ile güneşin arasına girmesidir. Ayın tutulmasına sebebi de yerin Ay ile Güneş arasına girmesidir. Güneş ve Ay tutulması dolayısıyla hadîslerde beyan edilen özel namazın kılınması sünnet ve icmâ1 ile meşru kılınmıştır.
Müslim, Ebû Dâvûd ve başkalarının rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in îb-râhim isimli oğlu vefat ettiği gün güneş tutulmuş-, halk, İbra-h i m ' in ölümü dolayısıyla güneşin tutulduğunu söylemiş, bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) küsûf namazım kıldırmış ve namazdan sonra Güneş ve Ay'ın herhangi bir insanın ölümü dolayısıyla tutuhmyacağını bildirmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in oğlu İbrahim, hicretin sekizinci yılı Zilhicce ayında Hazret-i Mâriye-i Kıbtiyye' den doğmuş ve hicretin onuncu yılı onsekiz aylık iken vefat etmiştir.
N u m â n (Radıyallâhü anhJ'ın hadisinde, güneş tutulunca Peygamber (Sllalahü Aleyhi ve Sellem) ' in endişeli olarak evden çıkıp mescide geldiği belirtilmiştir. Buhâri ve Müslim'in Ebû Musa (Radıyallâhü anhl'dan yaptıkları bir rivayette Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in, kıyamet kopması endişesiyle kalkıp mescide geldiği belirtilmiştir. El-Menhel yazan; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, geçmiş ümmetlerin başına gelmiş olan azab-ların bir benzerinin, o günkü insanların başına gelmesi endişesini duyduğu veyahut bu gibi olaylar karşısında ümmetin endişe duymasını öğretmek için bu halde geldiğini ifâde etmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ridâsım sürükliye sürükliye gelmesinin sebebi, acele etmesidir.
N û m a n (Radıyallâhü anh)"ın hadisinde güneş açılıncaya kadar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılmakla meşgul olduğu ifâde edilmiştir. Ebû Dâvûd'un rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namazı ikişer rek'at kıldığı ve her iki rek'attan sonra, güneşin açılıp açılmadığını sorduğu kaydedilmiştir.
Hadîsin «Allah yaratıklarından bir şeye baktığı zaman o şey Ona karşı huşu eder.» anlamını ifâde eden cümle, Ebû Dâvûd'un rivayetinde yoktur. Tahavi' nin rivayetinde vardır. N e s â i' -nin Kabisa e I - H i 1 â 1 i' den yaptığı rivayette de bu ziyâde vardır.
İbnü'l-Kayyım, Miftahü's-Saâde adlı eserinde : 'Bu cümlenin bâzı ravilere âit olması muhtemeldir. Çünkü küsûf hadîsini ondan fazla sahâbi rivayet etmiş, hiç birisinin rivayetinde bu cümle bulunmamıştır.' demiştir. Kadı ; ' S ü b k i , Gazali' nin bu cümleyi râvilere mal etmesine karşı çıkmiÇtır. Bu ziyâde Nesâi ve başka kitaolarda rivayet olunmuştur. Bu cümle, güneş ve ay'ın tutulması için filozofların gösterdikleri sebeple çelişki arzetmez. Çünkü herşeyi bilen ve gücü herşeye yeten Allah Teâlâ'mn Güneş ve Ay'ın tutulması için maddi sebep gerçekleştiğinde bunlara tecellî etmesi ve bu ilâhi emre Güneş ve Ay'ın boyun eğmesi normaldir. Hâl böyle olunca tutulmanın gerçek sebebi ilâhî tecellidir. Filozofların anlattıkları sebep maddî sebeptir,' demiştir.
Kâinatı elinde tutan ve Güneş, Ay ve yer küresi gibi var-lıklan bir intizâm ve hesap dâhilinde seyrettiren Allah Teâlâ'mn emir ve iradesiyle yerin Ay ile Güneş arasına girdiğini, keza Ay'ın yer ile Güneş arasına girdiğini Allah'a inanan hiç kimse inkâr etmez. Güneş ve ay açık iken olup biten ışık, ısı ve bilûmum olaylar ilâhî tecellinin çerçevesi içinde olduğu gibi, Güneş ve Ay'ın tutulması ve bununla ilgi'i sonuçlar, ilâhî tecellinin dâiresi dışında mı ki bu cümlenin, mezkûr olayların maddi sebeplerine ters düştüğü hatıra gelebilsin.
1263) Âişe (Radıyallâhü anhâyönn; Şöyle demiştir
ResûJuUah CSallallahü Aleyhi wfeH.ni) hayattayken güne, tutuldü. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescide çıkarak namaza durdu ve tekbir aldı. Cemâat da Onun arkasında saf oldular. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıraatini uzun tuttu. Sonra tekbir alıp uzun bir rüku' yaptı. Sonra başını kaldırıp;
dedi. Sonra ayakta durdu .ve uzun
kıraat yaptı. Bu kıraati ilk kıtaatından biraz az idi. Sonra tekbir alıp uzun bir rüku' yaptı. Bu rüku' ilk rüku'dan biraz kısa idi. Sonra (başını kaldırıp; dedi. Sonra son rekatta bunun mislini yaptı. Böylece dört rüku' ve dört secdeyi tamamladı. Ve henüz namazdan çıkıp gitmeden Önce güneş açıldı. Namazdan sonra kalkıp halka hutbe okudu. (Hutbede) Allah'a lâyık olduğu sözlerle hamd-ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu :
«Şüphesiz güneş ve ay, (azameti ilâhiye'ye delâlet eden) Allah'ın âyetlerinden iki âyettir. Hiç bir kimsenin ölümü veya hayâtı dolayısıyla tutulmazlar. Siz, bunları tutulmuş iken gördüğünüz zaman namaza sığınınız.» [66]
İzahı
Buhârî, Müslim, Tirmizi, Ebü D â v û d , . N e-s â î de bunu rivayet etmişlerdir. Buhârî ve Müslim'in rivayetlerinde hutbe buradakinden daha uzundur. Ebû D â v û d -un rivayetinde hutbe ile ilgili kısım yoktur.
Bu hadîse göre Küsûf namazı iki rek'attir. Her rek'atta iki kıyam ve iki rüku' bulunur. Kıyam ve rüku'lar uzun tutulur. İkinci rüku" ve ikinci kıyam, birincisinden nisbeten kısa olur.
Küsüf namazının her rek'atında üç, dört ve beş rüku' bulunduğuna dâir rivayetler de vardır. Şu halde muhtelif şekillerde kılına-bilir. Rivayetlerin değişik olması nedeniyle, namazın keyfiyeti hususunda Fıkıhçılar çeşitli görüşler beyan etmişlerdir. Şöyle ki:
1 - Hanefîler, Sevrî ve Nahai; Küsüf namazı şâir nafileler gibi iki rek'attir, demişlerdir,
2 - Mâlik, Şafiî, Ahmed ve Fıkıhçıların cumhû runa göre küsûf namazı iki rek'at olup her rek'atta iki rüku' bulu
nur.
t bnü'l-Münzir tbn-i H u z e y m e , Hattâbî ve N ev e v î: Küsûf namazının keyfiyeti hakkında sâbıt olan
şekillerin hepsiyle amel etmek caizdir. Bu ihtilâf, mubah bir ihtilâftır, demişlerdir.
Hadîs, küsûf namazının cemaatla kılınmasının meşruluğuna delâlet eder. Hanefî âlimlerine göre küsüf namazı, Cuma namazını kıldıran imamın arkasında cemaatla kılınır. Bu mümkün olmazsa herkes kendi kendine kılar. Diğer üç mezhebe göre cemaatla ki-hnabildiği gibi, münferiden (tek başına) da kılınabilir.
Yukarıdaki izah, güneşin tutulması namazına aittir. Ay tutulması namazına gelince :
l -Hanef ilor'e göre bu namaz, şâir nafileler gibi iki rek'attır. Cemaatla değil, münferiden kılınır. Çünkü Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) hayattayken defalarca ay tutulmuş, fakat bunun için cemaatla namaz kıldığı rivayet olunmamıştır,
2 - Mâli k i 1 er'a göre de durum aynıdır.
3 - $ â f i î 1 e r ' e ve HanbelMer'e göre bu namaz, güneş tutulması namazı gibidir.
Hadiste : -Güneş ve Ay tutulduğu zaman namaza sığınınız.» buyurulmuştur. Yâni namaza koşunuz, bu olayın defi için namazdan yardım dileyiniz. İnsanların başına gelen belâ ve musibetlerin defi için namaz ve onun benzeri olan duâ ve istiğfar yapmak suretiyle Allah'a sığınmanın meşruluğu ve bu gibi ibâdetlerin başa gelen âfetlerin defi için yararlı olduğu hükmü bu cümleden çıkarılabilir.
Küsûf namazının kılınmasına dair hu ve benzeri hadîslerde mevcut emir, cumhurca mendubkık için yorumlanmıştır
Küsûf namazından sonra hutbe okumaya gelince; Bu hususla Fi kılıcıların görüşleri şöylediı :
1 - Ebu Hani i'e, Mâlik, Ebü Yûsuf ve bir rivayete göre a h m e d : Küsûf namazında hutbe okumak yoktur. Bu ve benzeri hadislerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) küsûf namazı kılmayı emretmiş, fakat hutbe okumayı emretmemiş-tir. Eğer hutbe okumak meşru olsaydı bunu da emrederdi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hutbe okuduğu, bu hadîslerin zahirinden anlaşılıyor ise de; buyurduğu konuşma hutbe niyetiyle değil, halkın yanlış anlamalarını tashih etmek içindir, demişlerdir.
2 - ŞâfiiIer Küsûf namazından sonra iki hutbenin okun ması müstahabtır, diyerek bu bâbla rivâye! olunan hadisleri delil göstermişlerdir.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in küsüf namazından sonra irad buyurduğu hutbenin az bir kısmı burada rivayet edilmiştir. Buhâri ve Müslim'de nisbeten uzunca bir hutbe rivayet olunmuştur. Diğer hadîs kitablarında daha uzun metin mevcuttur. İstiyenler oralara müracaat edebilirler. Hutbenin bir parçası da 1265 nohı hadiste
1264) Semûre bin Cündüb (Radıyailahıt tmlt)'den; Şüyle demişür :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (güneş tutulması nedeni ile) bize küsûf namazını kıldırdı. Namazda O'nun sesini işitmedik." [67]
İzahı
Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed ve Bey haki de bunu rivayet etmişlerdir. Bunların rivayeti çok uzundur namazın kılınış şekli tarif edilmiş ve Ebû Dâvûd ile Nesâî' nin rivayetinde namazdan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hutbe okuduğu da belirtilmiştir
Semûre (Radıyallâhü anh)'in : "Namazda Onun sesini işitmedik." sözünden maksadı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu namazda kıraati gizli yaptığını ifâde etmektir. Bu itibarla Küsûf namazında kıraatin gizli olduğuna delildir. Ebû Hâni f e , Mâlik, Ş â M i âlimleri ve Fıkıhçıların cumhuru bununla hükmetmişlerdir. Ebû Yûsuf, M u h a m m e d ve- Ahmed bu namazda açıklan okumaya hükmetmişlerdir
1265) Ebû Bekir (Radtyallâhü anh)'\n kızı Esma (Radtyallâkü an-hiimâ)'dan ; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bize Küsûf namazını kıldırdı, namaza durdu. Ayakta duruşu uzattı. Sonra rüku' etti rü-kû'u da uzattı. (Rüku'dan başını) kaldırıp doğruldu, ayaktaki duruşu uzattı. Sonra rüku1 etti. Rükuu (yine) uzattı. (Rüku'dan başım) kaldırdı. Secde etti. Secdeyi (de) uzattı. (Secdeden başını) kaldırıp (tekrar) secde etti. Secdeyi (yine) uzattı. Sonra başını kaldırıp ayağa kalktı. Kıyamı uzun tuttu. Rükua vardı. Bunu da uzun tuttu. (Rüku'' dan başını) kaldırdı. Kıyamı (yine) uzattı. (Tekrar) rüku'a vardı,
Rükuu (yine) uzattı. Sonra (bağını) kaldırdı ve secdeye gitti. Secdeyi^ttı (Secdeden başın.) kaldırdı. Sonra (tekrar) uzun secde yaptı. Sonra (namazı tamamlayıp) döndükten sonra şöyle buyurdu.
-Cennet bana o kadar yaklaştı ki ona cür'et etseydim size onun salkımlarından bir tanesini getirirdim. Cehennem ateşi de bana o kadar yaklaştı ki: Ey Rabbim! Ben de bunlar arasındayım' demeyi başladım.»
Nâfi demiştir ki: Zannımca îbn-i Ebî Müleyke : Peygamber (Sal lallahü Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu, demiştir:
-Ve (cehennemde) bir kedinin tırmalayıp durduğu bir kadın gördüm. 'Buna ne oluyor?' diye sordum. Dediler ki: Bu kadın bu kediyi ölünceye kadar hapsetti. Ne ona yiyecek verdi, ne de yerin haşaratından bir şey yesin diye salıverdi.»" [68]
İzahı
Buharı, Müslim ve Ahmed de bunu rivayet etmişlerdir. Bu da  i ş e (Radıyallâhü anhâ) ' nın hadîsi gibi küsüf namazının iki rek'at olduğuna, her rek'atta uzun tutulan iki kıyam ve iki rüku bulunduğuna, bu namazın cemaatla kılınmasının meşruluğuna delâlet eder. Ayrıca bu namazdaki secdelerin uzun tutulduğunu ve kadınların da bu namazın cemaatına katılmasının meşruluğunu ifâde eder.
Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in küsûf namazından sonra irad buyurduğu hutbenin bir parçasını ihtiva eder. Bu parçada cennet ve cehennemin efendimize çok yaklaştığı ifâde bu-yurulmuştur. Hafız İbn-i Hacer: Cennet ve Cehennemin yaklaşmasına âit bu fıkra âlimlerce iki şekilde yorumlanmıştır :
Birinci ihtimal: Efendimizle Cennet ve Cehennem arasındaki perdeler kaldırılmış, aradaki mesafe öyle katlanmış ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buraları çok yakından görüp seyretmiş ve isteseydi elini uzatıp Cennet meyvelerinden koparıp halka verebilirdi.
İkinci ihtimal -. Cennet ve cehennem Allah'ın emri ile duvara yansıtılmış ve efendimiz aynaya bakar gibi duvara aksettirilmiş olan cennet ve cehennem şekline baktığında oraların ahvalini seyretmiştir.
Efendimizin • «Ben de bunlar arasındayım» cümlesinin mânâsı şu olabilir. Ben insanlar arasında bulunduğum müddetçe azap görmemelerine dâir bir ilâhî vaît vardır.
= «Sen onlar arasında iken Allah onları tâzib edecek değildir.» Âyeti bu vâit hakkındadır. Efendimiz Cehennemi çok yakından seyredince bu ilâhi vadi dile getirerek şefkatini izhar etmiş olur.
Üçüncü ihtimal: Efendimiz cehennemi çok yakından müşahede edince ilâhî haşyet dolayısıyla «Ey Rabbim! Ben de onlarla beraber miyim?» diyerek Allah'ın rahmetine sığınmıştır.
Ehl-i sünnet mezhebine göre cennet ve cehennem hâlen mevcuttur. Buraların efendimize gösterilmesi Allah'ın kudretindedir. Zaman ve mekân mefhûmunun kaldırılması ile bir anda cennet ve cehennemin Habîb-i A'zama seyrettirilmiş olmasının akıldan uzak hiç bir yönü yoktur. [69]
153 - İstiska (Yağmur Dileme) Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Babı
İstiska s Kuraklık olduğunda, istiğfar etmek, namaz kılmak ve duâ etmek suretiyle Allah Teâlâ'dan hayırlı ve bereketli yağmur dilemektir. İstiska kitab, sünnet ve icmâ' ile sabittir.
1266) İshak bin Abdilluh bin Kinâne[70] (Radıyallâhü anh)'den: Şöyle demiştir :
İstiska'daki namazı (n durumunu) (Abdullah) bin Abbas (Radı-yallâhü anhümâ)'ya sormam için emirlerden birisi benî ona gönderdi, (îshak gidip tbn-i Abbas (Radıyallâhü anhümâ)'ya sorunca) ibn-i Abbas (Radıyallâhü anhümâ: O emîrin şahsen bana sormasına ne engel var? dedikten sonra şöyle dedi: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (istiska namazına) mütevazı, önemsiz giyimli, huşu içinde, yavaş yavaş yürüyerek ve boyun eğerek çıktı. Bayramda kıldırdığı gibi iki rek'at namaz kıldırdı. Ve şu (bayram ve Cumadaki) hutbeniz gibi hutbe okumadı." [71]
İzahı
Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizi, Ahmed, Hâkim, Dârekutnî, İbn-i Hibbân ve Beyhakî de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. İshak'ı İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'a gönderen zâtın Medine emiri el-Velîd bin Utbe, râvi O s m a n ' in dediğine göre e 1 -Velîd bin Ukbe olduğu Ebû Dâvûd'un rivayetinde belirtilmiştir.[72]
Hadîs, istiska namazının iki rek'at olduğuna ve bayram namazına benzediğine delâlet eder. Ş â f i î 1 e r, bunu delil göstererek, istiska namazının bayram namazı gibi olduğuna ve bayram namazında olduğu gibi bunun ilk rek'atında yedi ve ikinci rek'atında beş tekbir alınmasına hükmetmişlerdir. $ â f i î 1 e r' in ikinci delili Hâkim ve Dârekutnî' nin Muhammed bin Abdi 1 a z i z târiki ile yine İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'-den rivayet ettikleri bir hadîstir. Hadîste ilk rek'atta yedi ve ikinci rek'atta beş tekbir alındığı tasrih edilmiştir.
Mâlik, Ahmed, İshak, Ebû Sevr ve Cumhur: İstiska namazında zevâid tekbirlerinin bulunmadığına hükmetmişlerdir. Bunlara göre, istiska namazı, rek'at sayısı, açıktan okumak ve hutbeden önce kılınması bakımından bayram namazına benzetilmiştir. Dârekutnî ve Hâkim'in hadisi ise râvi Muhammed bin Abdilaziz'in zayıflığı nedeni ile delil olamaz.
İstiska hutbesinin diğer hutbeler gibi olmamasından maksat, bunun Cuma ve bayram hutbelerine benzememesidir. Çünkü bu hutbenin hemen hemen tümü duâ, istiğfar, tazarru ve yakarıştan ibaretti.
îstiska namazının meşruluğuna ve iki rek'at olduğuna Mâlik, Şafiî, Ahmed, Muhammed, bir rivayete göre Ebû Y ü su f, Selef ve halefin cumhuru hükmetmişlerdir. Bunlara göre istiska namazı sünnettir.
Ebû Hanife: İstiska namazı cemaatla kılınmaz. Bu namaz sünnet değil mendubtur. Kişilerin tek başına kılmaları caizdir, istiska namazı dua ve istiğfardan ibarettir, demiştir.
1267) Abbâd bin Temini "in amca;.. (Abdullah bin Zeyd bin Asım)[73] (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre :
Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in istiska için musallaya[74] çıktığını, orada Kıbleye dönüp ri d asını çevirdiğini
ve iki rek'at namaz kıldırdığını müşahede etmiştir.
... Abbâd bin Temîm'in amcasından bunun misli Peygamber (Sallallahü I/- vhi vf Sellenı)\\en rivayet edilmiştir. Süfyân'ın el-3Ies'ûdî'den rivayet ettiğine göre' el-Mes'ûdî:
Ben, Ebû Bekir bin Muhammed bin Amr (Radıyallâhü anh) e: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ridâsının yukarı tarafını mı aşağıya indirdi, yoksa ridâsının sağ yanını mı sol cepkenine aldı? diye sordum. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) : Hayır. Sağ yanını sol cepkenine aldı, diye cevap verdi, demiştir." [75]
İzahı
Kütüb-i Sitte sâhiblerinin hepsi, A h m c d , Dârekutni ve Bey h a k î de bunu benzer lafızlarla rivayet etmiştir.
Ebû Davud'un rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in musallaya çıktığında cemaata iki rek'at namaz kıldırdığı, bu namazda açıktan okuduğu, ridâsını tahvil ettiği, ellerini kaldırın duâ ettiği, yağmur dilediği ve K ı b 1 e ' ye döndüğü ifâde edilmiştir.
İstiska namazında imamın açıktan okumasının müstahablığı hususunda İbn-i Battal, âlimlerin icmâını nakletmiştir.
Hadisin; cümlesi iki şekilde yorumlanabilir. Birisi:
'Etek tarafını tutup omuza atmak ve ridânın yaka kısmını aşağıya salıvermektir. Diğeri: Ridânın sağ yanını sol cepkeni ve sol tarafını sağ cepkeni üzerine getirmek suretiyle çevirmektir. Hadisin terce meşinde belirtildiği gibi râvi el-Mes'ûdî bu cümleyle kaste dilen mânâyı râvi Ebû Bekir'e sormuş ve ikinci mânânın kastedildiği şeklinde cevap almıştır.
Bâzı rivayetlerde bu cümle verine; cümlesi vardır
Bunun mânâsı 'Ridâsını tahvil etti'dir. Ridânın tahvili de iki şekilde yorumlanabilir. Ebû Davud'un bir rivayetinde; "Ridâsını tahvil etti" cümlesinden sonra : "Sağ yanını sol cepkeni ve sol yanını sağ cepkeni üzerine attı." diye açıklayıcı bir cümle bulunuyor.
Ebû Dâvûd, Tahâvî ve Beyhaki' nin diğer bir rivayetlerinde Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) :
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), üstünde siyah bir hamişe olduğu halde istiskaya çıktı. Hamîsanın etek tarafını tutup yukarıya yâni omuzun a atmak istedi. Bu zor olunca mübarek cepkeni üzerine çevirdi" demiştir.
Ridâ tahvilinin keyfiyeti hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. M â 1 i k i' ler ile Hanbeli' lere göre ridânın tahvili, sağ tarafı sola ve sol tarafı sağa almak suretiyle çevirmektir. Ridâ yuvarlak olduğu takdirde böyle tahvil edilmesine Şafiî' ler de hükmetmiştir. Şayet dört köşeli ise böyle çevirmekle beraber, ridânın eteğini omuz tarafına ve omuz tarafını etek tarafına çevirmeyi Şafiî' ler meşru görmüşlerdir. Hanef iler' den Muhammed ise, imamın ridâsının etek tarafını omuzlara almasına ve omuz tarafını aşağıya sarkıtmasına hükmetmiş, cemâatin ridâ tahvilini meşru görmemiştir. Ridâ, kaftan olduğu takdirde ters çeviril-melidtr, demiştir.
İstiska namazında ridâyı tahvil etmenin hikmeti, bu değişikliği hayra yorumlayarak Allah Teâlâ'nm kuraklık ve kıtlık hâlini de bereketli yağmur ve bolluk hâline tahvil ve tebdil etmesini ummaktır. Hadis, duâ için Ki ble'ye dönüldüğü zaman ridânın tahvil edileceğine delâlet eder.
1268) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü a»A/den; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün istiskaya çıktı. Bize ezansız ve ikametsiz olarak iki rek'at namaz kıldırdı. Sonra bize hutbe okudu. Ellerini kaldırarak ve yüzünü Kıbleye döndürerek Allah'a duâ etti. Ridâsını çevirdi, sağ yanı sol cepkeni ve sol yanı sağ cepkeni üzerine aldı.Bunun isnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları, Zevâid'de bildirilmiştir. [76]
İzahı
Zevâid türünden olan bu hadîs de istiska namazının iki rek'at olduğuna, hutbenin namazdan sonra okunduğuna, kible'ye dönülerek ve ridâ tahvil edilip Allah'a duâ edilmesinin meşruluğuna delâlet eder. Ayrıca bu namaz için ezan ve ikametin meşru olmadığını ifâde eder. Bu hadis, duanın namazdan sonra yapıldığına delâlet eder. Ebû Davud'un İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) den rivayet ettiği 1266 nolu hadîsin benzerinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in duayı namazdan önce ettiğini ifâde ediyor.
Müellifin rivâyetindeki; kelimesini 'boyun eğerek' diye terceme ettim. Bu kelime; yalvararak, tazarru' ve niyazda bulunarak anlamını da ifâde ediyor. Bu şekilde terceme edilebilir ve bu takdirde İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in buradaki rivayeti de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in duayı namazdan önce yaptığına delâlet eder. El-Menhel yazarının dediği gibi, bu rivayetler arasında bir ihtilâf söz konusu değildir. Çünkü efendimizin bazen böyle, bazen öyle etmiş olması muhtemeldir. Yahut atıf edatı olarak kullanılmış olan 'Sümme' ve 'Fe1 harfleri tertip ve sıralamayı ifâde etmez.
Şöyle de denilebilir: Hem namazdan önce hem namazdan sonra duâ edilmiş olabilir. Bâzı rivayetler birisini diğer rivayetler de öbürünü ifâde etmiştir. [77]
154 - İstiskadaki Duâ Hakkında Gelen Hadisler Babı
1269) Şürahbîl bin es-Sımt (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre kendisi Ka'b (Radtyaliâhü anh ya.:
Yâ Ka'b bin Mürre! Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'-den bize hadîs rivayet et. Ve (yanlış sözden) sakın, demiş; Ka'b (Ra-dıyallâhü anh) şöyle demiştir: Bir adam. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resûlallah! Allah Teâlâ'dan istiska et. (Yağmur dile) dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ellerini kaldırarak i
= "Allahım! Bize âkibeti hayırlı, bol, umumî, âcil, geç kalmayan, yararlı ve zararsız bir yağmur ver.» diye duâ etti.
Râvi demiştir ki: İkinci Cuma namazını kılmadan evvel bol bol yağmurla ihya edildiler. Râvi demiştir ki: Sahâbîler, (tekrar) O'na gelerek (bu defa) yağmurun fazlalığından şikâyetçi oldular ve: Yâ Resûlallah! evler yıkıldı, dediler. Bunun üzerine Efendimiz:
«Allahım! Etrafımıza (yağsın). Üzerimize değil» diye duâ etti. Râvi demiştir ki: Bu duâ üzerine bulut parçalanıp şehrin sağına ve soluna çekildi."
1270) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)Y\ar\; Şöyle demiştir:
Bir arabi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek-Ya Resûlallah! Sana öyle bir kavmin yanından geliyorum ki- kuraklık dolayısıyla çobanları hayvan gütmeye gitmez ve erkek develerinden hiç birisi kuyruğunu kaldırıp indiremez, dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hemen minbere çıka rak Allah'a hamd ettikten sonra;
= «Allah'ım! Eize can kurtaran, âkibeti hayırlı, umumi.bol, sırsıklam eden, âcil ve gecikmesiz bir yağmur ver.» diye duâ etti. Sonra minberden indi. Etraftan gelen herkes : (Bol yağmur ile) ihya edildik, dedi."
Not : İsnadının sahih ve ricalinin sıka olduğu Zevâİd'de bildirilmiştir.
1271) Ebû Hüreyre (Radtyaltâkü anhyâen; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yağmur için duâ etti. Ellerini öyle kaldırdı ki; Ben Onun koltuk altlarının beyazını gördüm. (Veya bu beyazlık görüldü.)
Râvi Mu'temir, bunun istiskada olduğunu sanırım, demiştir."
1272) (Abdullah) İbn-i Ömer (Rad'yallâhü anhütnâ)'<\an; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'de minber üze rinde yağmur duasını okurken ve henüz minberden inmeden Medine'deki bütün oluklar gürül gürül akarken ben mübarek yüzüne baka baka şâirin; sözünü defalarca hatırlamışımdır. Bu söz Ebû Talibe aittir." [78]
İzahı
K a'b (Radıyallâhü anh) in hadisinin benzerini B u h â r i ve Ebû Dâvüd, Enes (Radıyallâhü anh) 'den rivayet etmişlerdir. Buhar î ve Ebû Davud'un rivayetine göre:
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir Cuma günü minber üzerinde hutbe okurken, bir adam ayakta dikilerek:
Yâ Resûlallah! Hayvanlar helak oldu. Allah'a duâ et. Bize yağmur versin, dedi. Bunun üzerine efendimiz ellerini kaldırarak yağmur için duâ etti. Hava o esnada tamamen açıktı. Aniden bir rüzgâr esti ve bulut görüldü. Biraz sonra toplanan buluttan bardaktan bo-şanırcasına bol bol yağmur yağmaya başladı. Bir hafta yağmur kesilmedi. Ertesi Cuma namazında yine Efendimiz hutbe okumak için ayağa kalkınca, bir adam ayağa kalkarak: Yâ Resûlallah evler yıkıldı. Yağmurun kesilmesi için Allah'a duâ et, dedi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tebessüm ettikten sonra;
«Etrafımıza (yağsın). Üzerimize değil.» buyurdu. Buluta baktım. Medine şehrinin etrafında halka hâline geldi.'
O rivayetlerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yaptığı duanın metni, burada olduğu gibi zikredilmemiştir. Buhâri'-nin rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in;
«Allah'ım bize yağmur ver, Allah'ım bize yağmur ver, Allah'ım bize yağmur ver.- diye duâ ettiği ifâde edilmiş ve yağmurun kesilmesi için yaptığı duâ, buradakinin aynisidir.
îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadisi zevâid türündendir. Bu hadisteki duanın benzerini Ebû Dâvûd, Hâkim ve Beyhakî, Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anh)'-den rivayet etmişlerdir.
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsinin benzerini Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd, Enes (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişlerdir.
Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Buhâri de rivayet etmiştir.
İ b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh) ve İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsleri, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yağmur talebi için minber üzerinde duâ ettiğine delâlet ediyorlar. Buhâri ve Ebû Dâvûd'un Enes {Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri hadîs ise Cuma hutbesinde yağmur duasının meşruluğuna delâlet eder.
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsi de yağmur için duâ ederken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ellerini koltuk altlarının beyazı görülünceye kadar kaldırdığına delildir.
Bu bâbtaki hadîsler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in duasının derhal kabul olunduğunu ifâde ediyorlar.
Yağmur talebi için istiskanın bir kaç türlü olabildiği, bu konuda rivayet olunan hadislerden anlaşılıyor. El-Menhel yazarı, bu çeşitleri şöyle sıralıyor :
îstiskanın en azı yağmur için duâ etmektir. Ortancası farz namazların arkasında yağmur için duâ etmektir. En mükemmeli, is-tiska niyetiyle iki rek'at namaz kılmak, iki hutbe okumak ve duâ etmektir. Hutbeler namazdan önce veya sonra olabilir. Çünkü her iki şeklin meşruluğuna delâlet eden sahîh rivayetler mevcuttur. M â ~ likîler, Şâfiiler, Hanbelîler ve âlimlerin cumhuru önce namaz, sonra hutbe okumayı tercih etmiştir.
Buhâri ve Ebû Dâvûd'un Enes (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yağmur duasında ellerini kaldırırken avuçlarının içini yere döndürmüştür. Bunun hikmeti, kuraklık ve sıkıntının bol yağmur ve genişliğe çevrilmesidir.
İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) in hadisinde anılan Ebû T â 1 i b ' in beyti, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında söylediği 110 beyitlik bir medhiyyedendir. K a s t a 1 â n i' nin Bey haki' den naklen beyânına gör* Beyhakî, Enes (Radıyallâhü anh)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir a'rabî. Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) 'e gelerek: Yâ Hesûlallah! Allah'a yemin ederim ki bizim ne inildiyebîlecek bir devemiz kaldı, ne de bağırabilecek çocuğumuz, dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kalkıp ridâsını sürükliyo sürükliye minbere çıktı, ve Allah'tan yardım diledi... (bol bol yağmur gelmeye başlayınca) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Eğer Ebû Tâlib hayatta olsaydı çok sevinirdi. Onun şiirini kim okuyabilir?» buyurdu. Bunun üzerine Alî (Radıyallâhü anh) ayağa kalkıp:
Yâ Resûlallah! Bana öyle geliyor ki Sen onun şu sözünü kastediyorsun, dedi ve mezkûr beyti arkasındaki üç beyitle birlikte söyledi."
Bu beyit Ebû Tâlib tarafından Peygamberimiz üzerinde medhiye olarak yazılmış çok değerli bir kasidedendir. Ebû Tâlib bu kasideyi Mekke müşriklerinin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e amansız husûmet besledikleri ve inanan bir avuç müslü-manı Onun çevresinden uzaklaştırmak için insanlık dışı hareketleri reva gördükleri günlerde kaleme almıştır. Bu beytin mânâsı şöyledir: 'O efendi beyazdır. Mübarek yüzü suyu hürmetine yağmur dilenir. Yetimlere yardımcı ve sığınaktır. Fakir dul kadınlar için güven kaynağıdır.'
Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Ebû Tâlib, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in istiskaya çıktığı zamana yetişmemişken Onun mübarek yüzü suyu hürmetine yağmur dileneceğini nereden bilmişti? Bilindiği gibi istiska, hicretten sonra meşru kılınmıştır. Ebû Tâlib ise hicretten önce M e k k e' de ölmüştür. Bu sorunun cevâbı şöyledir : İbn-i Asâkîr'in Celhe-me bin Arfata1 dan tahriç ettiğine göre C e 1 h e m e şöyle söylemiştir :
Mekke halkı kuraklık ve sıkıntı çektiği esnada ben Mekke'ye vardım. Kureyş, Ebû Talibe baş vurarak:
Yâ Ebâ Tâlib! Mekke çok kuru kaldı. Çoluk çocuklar perişan vaziyette. Gel de yağmur duasında bulun, dediler. Ebû Tâlîb yağmur duasına çıktı. Beraberinde güneş gibi nurlu, gencecik bir oğlan çocuğu vardı. (Peygamber Efendimizi kastediyor.) Bu nurlu çocuğun çevresinde bir kaç çocuk daha vardı. Ebû Tâlib bu çocuğun kolundan tutup Kâ'be'nin yanma vardı ve Onun sırtını Kâ'be'ye dayadı. Çocuk duâ etmeye başladı. O esnada hava tamamen açık idi.
Birden bire şurada burada bulutlar görülmeye başladı ve sırsıklam edici yağmur yağdı. Mekke dereleri sularla taştı. Ebü Tâlib, bunun hakkında mezkûr beyti söyledi.
î b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) bu hadîste diyor ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} M e d i n e ' de minber üzerinde yağmur duasını edip henüz minberden inmeden bütün oluklar yağmurla dolup taşarken defalarca şâirin bu beytini yâd ede durdum. [79]
155 - İki Bayram Namazı Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1273) (Abdullah) bin Abbâs (RadtyaUâhü anhiimâyd&n; Şöyle demiştir :
Ben şahadet ederim ki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) bayram namazını hutbeden önce kıldırdı. Sonra hutbe okudu. Sonra (hutbede) sesini kadınlara duyuramadığını bildiğinden onlara yakın bir yere gidip onlara vaaz ve nasihat etti, sadaka vermelerini emretti. Bilâl (Radıyallâhü anh) da (sadaka için elbisesinin eteğini) elleri ile şöyle tutup açtı. Artık her kadın küpesini, yüzüğünü ve neyi varsa (Bilâl'ın eteğine) atmaya başladı." [80]
İzahı
Müslim ve Ebû Dâvûd da bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Ayrıca Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â î bunun benzerini Câbir bin Abdi 1 lah (Radıyallâhü anh)'dan rivayet etmişlerdir. Câbir (Radıyallâhü anh)'in rivayeti meâlen şöyledir:
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ramazan bayramı günü önce bayram namazını kıldırdı. Sonra cemaata hutbe okudu. Allah'ın Peygamberi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hutbeyi bitirince yerinden ayrıldı ve kadınların yakınına vardı. Efendimiz Bilâl'ın koluna dayanarak, Bilâl da eteğini (sadaka için) açmış olduğu halde, efendimiz kadınlara vaaz buyurdu. Kadınlar da Bilâl'ın açtığı elbisenin içine sadaka atarlardı. Râvi demiştir ki artık kadın yüzüğünü atıyor ve tüm kadınlar bir şeyler atıyorlar da, atıyorlardı."
tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) ve C â b i r (Radıyal-lâhü anh)'den yapılan bâzı rivayetlerde, "Fıtır günü" yâni Ramazan bayramı günü kaydı mevcuttur. Bayram namazının hutbeden önce kılınmasına dâir bâzı hadîslerde bu kayıt yoktur. Bu bâbta rivayet edilen diğer hadîslerde böyle bir kayıt yoktur.
Bu konuda rivayet edilen hadisler bayram namazının hutbeden önce kılınmasına delâlel ederler.
Kadı Iy âz : Bütün âlimler ve tüm fetva imamları bu hususta müttefiktirler. Aralarında her hangi bir ihtilâf yoktur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in tatbikatı ve ondan sonra Hulefâ-i Râşidinin uygulaması böyledir, demiştir
E 1 - I r a k i da : Bayram namazının hutbeden Önce kılınması tüm âlimlerin kavlidir, demiştir.
Namazdan önce hutbe okunduğu takdirde, Şafii ve H a n -b e 1 î mezheblerine göre okunan hutbe muteber sayılmaz, namazdan sonra tekrar okunması sünnet lir Hanefî mezhebine göre mekruh olmakla beraber muteberdir. Mâliki mezhebine göre muteberdir. Namazdan sonra tekrar okunması sünnettir.
Hadis, kadınların bayram namazına gitmelerinin meşruluğuna ve kadın cemâatin erkek cemaattan tamamen ayrı oturmalarının gerekliliğine delâlet eder. Çünkü kadın cemâat, Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) den uzak oturduklarından dolayı hutbeyi işi-temedikleri için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SelJem) hutbeden sonra onların yakınına gitmiş ve onlara nasihatte bulunarak sadaka vermelerini emretmiştir.
Kadınların verdiği sadakanın fılır sadakası olmayıp normal bir bağış olduğu M ü s 1 i m ' in îbn-i C ü r ey c tariki ile A 1 â ' -dan olan bir rivayetinden anlaşılıyor. Şöyle ki ibn i Cüreyc:
Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emrettiği sadaka fıtır sadakası mı? diye Atâ'ya sordum. Ata : Hayır. O gün için kadınların yapacağı bir teberru, diye cevap verdi." demiştir.
Bilâl (Radıyallâhü anh) kadınların yaptıkları bağışları teslim almış, sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu fakirlere dağıtmıştır. Nitekim Ebû Davud'un îbn-i Abbas (Radıyallâhü anh)'dan olan bir rivayetinde:
"Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadınların yaptıkları bağışları müslümanların fakirlerine taksim etti." denilir
Hadîste geçen "Hurs" veya "Hırs" kelimesi kulağa takılan halka biçiminde altın veya gümüşten mamul küpedir.
Hadîs, kadının, kocasından izin almadan kendi malından sadaka çıkarmasının meşruluğuna delâlet eder.
îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhl'ın burada : "Ben şehâdet ederim..." sözünden maksadı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in böyle yaptığını gözleri ile görüp bunu bizzat müşahede ettiğini ve kesin bilgiye dayalı haber verdiğini ifâde etmektir. Yoksa her hangi bir konu lehinde veya aleyhinde şahitlik etmek mânâsı kastedilmemiştir.
1274) (Abdullah) bin Abbâs (Uadtyaltâhü anhümâ) dan; Şöyle demiştir :Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bayram günü bayram namazını ezans<z ve ikametsiz olarak kıldırdı." [81]
İzahı
Ebû Dâvûd da bunu rivayet, etmiştir. Oradaki rivayette Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in da bayram namazını ezansız ve ikâmetsiz kıldırdığı belirtilmiştir. Ayrıca Ömer (Radıyallâ-hü anh) veya Osman (Radıyallâhü anh)'in böyle yaptığı rivayet olunmuştur. Ancak râvi Yahya el-Kattan, Ömer'in mi, Osman' in mı? zikredildiği hususunda tereddüt etmiştir.
Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve başkalarının rivayet ettikleri Câbir bin Semûre (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ezansız ve ikametsiz bayram namazını kıldırdığına C â b i r' in defalarca şahit olduğu ifâde edilmiştir.
Tüm âlimler, bu hadîsleri ve benzerlerini delil göstererek bayram namazında ezan ve ikametin meşru olmadığına hükmetmişlerdir.
1275) Ebû Saûi(-i Hudrî) (Kadıyaltâhü anh)'den; Şöyle demiştir: (Medine valisi) Mervân[82] bayram günü minberi (musallaya) çıkartarak bayram namazından önce (minber üzerinde) hutbe okumaya başladı. Eir adam ayağa kalkarak :
Yâ Mervân! Sen sünnete muhalefet ettin. Bayram günü minberi (mescidden musallaya) çıkarttın. Halbuki minber çıkarılmazdı. Namazdan Önce hutbeye başladın. Halbuki hutbe (namazdan) önce .okunmazdı, dedi. Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radıyallâhü anh) :
Bu adam kendisine düşen görevi ifâ etti, (çünkü) ben Resûlııl-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim buyurdu ki:
«Kim bir münkeri görüp onu elile değiştirmeye muktedir ise, eli-le değiştirsin. Eğer buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin. Dili ile değiş tire mezse kalbi ile değiştirsin.Kalb ile değiştirmek İman 'meyvesin) in en zayıfıdır.»" [83]
İzahı
Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd ve Bey haki de bunu rivayet etmişlerdir.
167. bâbta gelecek olan 1313 nolu hadîsin izahında belirteceğim gibi hava yağışlı olmadığı zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve Hülafâ-i Râşidîn bayram namazını müsait bir meydanda kıldmrlardı ve 158. bâbta açıklanacağı üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bayram hutbesini minber üzerinde okumazdı. Medîne valisi Mervân bayram hutbesi için mesciddeki minberi, bayram namazının kılınacağı meydana çıkarttırmış ve bayram hutbesini okumak İçin minbere çıkmış. Bir de hutbeyi namazdan önce okumaya başlamış, bunun üzerine cemaattan bir zât valinin bu hareketine karşı çıkarak iki noktada sünnete muhalefet ettiğini cemâatin huzurunda söylemiştir. Burada 'Sünnet'ten maksat, Resûlullah (Sallallahü Aleyhive Sellem)'dan sabit olan yoldur.
El-Menhel yazarının nakline göre valiye itiraz eden zâtın I m â -re bin Ruayba olduğu söylenmiştir.
Hadîsin zahirine göre bayram hutbesini namazdan önce okuyan ilk şahıs Mervân' dır. Bâzıları Osman (Radıyallâhü anh)'in da böyle yaptığını söylemiş ise de e 1 - A y n î' nin dediği gibi bu rivayet subût bulmamıştır. Bâzıları da bunu ilk yapanın Muâviye (Radıyallâhü anh) olduğunu söylemiştir. Şafiî' nin rivayetine göre Abdullah bin Yezîd el-Hıtmî:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallâhü anhüm) önce bayram namazını kıldırırlar di, ondan sonra hutbe okurlardı. Muâviye (Radıyallâhü anh) iş başına geçince hutbeyi öne aldı, demiştir.
Ebû S a i d t Radıyallâhü anh) : "Bu adam kendisine düşen görevi yaptı." demekle valiye itiraz eden zâtın, mükellef bulunduğu marufu emretmek ve münkeri nehiy etmek vecîbesini yerine getirdiğini ifâde etmiştir.
"Münker" Şer'an kötü sayılan şeydir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den sabit olan yola aykırı düşen her fiil, hareket ve söz münkerinin kapsamına girer. Böyle bir münkere karşı çıkmaya da "İnkâr" denir.
Kadı I y â z : Cemaatın huzurunda adamın valiye itiraz etmesi ve E b û S a î d ' in valinin hareketini münker sayması, hutbenin namazdan sonraya bırakılmasının Sünnet-i seniyye'ye ve H u -1 e f â - i R â ş. i d î n ' in tatbikatına uygunluğuna delâlet eder, demiştir.
Münker bir şeyi değiştirmeye âit hadîsteki emir âlimlerin icmâı ile vâciblik içindir. Bu vücûp farz-ı kifâye nevindendir. Yâni bu görevi bâzı kimseler îfa ettiği takdirde diğerlerinden sorumluluk kalkar. Hiç kimse yapmazsa toplumun tümü sorumluluk altında kalır.
Namaz, oruç, zekât gibi farziyeti herkesçe bilinen mârufu emretmek ve içki, kumar, zina gibi haramlığı herkesçe malum olan mün-keri değiştirmek hizmeti yalnız din âlimlerine münhasır değildir. Bütün müslümanlar bu konuda sorumluluk taşır. Fakat farziyeti veya yasaklığı yalnız din âlimlerince bilinebilen ince meselelerde mârufu emretmek ve münkeri değiştirmek görevi ilim ehline aittir. Avam tabakası bundan sorumlu değildir.
Bir münkeri elile değiştirmeye muktedir olmayan, meselâ; elile müdâhale etmesi hâlinde daha büyük bir fitnenin doğmasından korkan kimse, diliyle değiştirsin. Şayet diliyle karşı çıkmak ve ikazda bulunmak daha fena bir duruma sebebiyet verecekse, artık kalble değiştirsin. Yâni kalben o münkerden nefret etsin ve giderilmesi için Allah'a duâ etsin.
Hadîsin; cümlesinin zahir mânâsı; "Münkerden kalben nefret etmekle yetinmek imanın en zayıf mertebesidir."
Bu mânâ kastedilmemiştir. Çünkü; elile ve dilile münkeri değiştirmeye muktedir olmayan bir kimse yalnız kalben nefret etmekle mükelleftir. Gücünün yetmediği bir şeyle mükellef değildir. Dolayısıyla bundan dolayı îmanı en zayıf mertebeye düşmüş, denmez.
Mezkûr cümle muhtelif şekillerde yorumlanmıştır.
Sindi' nin beyânına göre; bâzı âlimler, cümledeki 'iman* kelimesini 'Amel1 mânâsına yorumlamıştır. Yâni münkerden yalnız kalben nefret duymak münkerle mücâdele etmek bakımından en zayıf olan ameldir.
Bâzıları da: Münkerden kalben nefret etmek îman meziyetlerinin en zayıfıdır.' diye yorum yapmışlardır.
El-Menhel yazarı da: Münkerden kalben nefret duymak îman meyvesi bakımından diğerlerinden zayıftır, diye yorum yapmıştır.
Münkeri el ile değiştirmek îmanın en kuvvetli meyvesidir. Dil ile değiştirmek îmanın mutedil bir semeresidir. Kalben nefret etmek ise en küçük ve az bir semeredir.
Kadı Iy âz: Hadîs, münkerin değiştirilmesi keyfiyeti için bir esastır. Artık münkeri değiştirmeye çalışan mü'min elinden gelen her çareye baş vurmak durumundadır. Münkeri elile değiştirmek, kumar, saz, caz âletlerini kırmak, içkileri dökmek, gaspedilmiş olan malları gaspedenlerden tahsil etmek veya bunların îfâsı için emir ve talimat vermekle gerçekleşir. Eğer böyle yapmaktan daha büyük bir fitnenin doğacağından korkarsa mü'min, o münkeri dili ile değiştirsin. Bu da nasihat etmek, gerektiğinde tehdit etmek, korkutmak ve hayra davet etmekle hâsıl olur. Münkeri sözle değiştirmenin daha büyük bir fitneye sebebiyet vereceğinden korkan kişi artık kalben nefret etmekle yetinir. Hadîsten kastedilen mânâ budur. Bâzıları, şartlar ne olursa olsun münkeri değiştirmek gerekir. Bu uğurda ölmek ve büyük zararları göze almak, gerekir, demişler ise de bu görüş hadîsten kastedilen mânâya aykırıdır, demiştir.
1276) Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ondan sonra Ebû Bekir ve ondan sonra Ömer (Radıyallâhü anhümâ) bayram namazını hutbeden önce kıldırırlardı." [84]
İzahı
Ebû Dâvûd' dan başka Kütüb-i Sitte'nin diğer yazarları bunu rivayet etmişlerdir. Bu da bayram namazının hutbeden önce kılınmasının meşruluğuna delâlet eder. T i r m i z i bu hadîsi rivayet ettikten sonra : Sahâbîlerin ve onlardan sonra gelen âlimlerin ameli böyledir. Her iki bayramda önce namaz kılınır. Sonra hutbe okunur. Hutbeyi namazdan önce okuyan ilk şahsın M e r v â n bin el Hu kem olduğu söylenir, demiştir[85]
156 - İki Bayram Namazında İmamın Kaç Tekbir Alacağı Hususunda Gelen Hadîsler Babı
1277) Resûlulah (Sallallahiı Aleyhi ve Sellem )'ln müezzini Sa'd cl-k;u;ı/ ( Raılıyalldlni tinh)'dt%w, Şiiylc «IcmMir :
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki bayramda (namazın) ilk rekatında kırâattan önce yedi ve son rek'atta kırâattan önce beş (defa) tekbir alırdı."
Not : Zevâid'de Abdurrahman bin İshak bin Ammar'ın hadîsinin senedi zayıftır. Çünkü Abdurrahman bin Sa'd zayıftır Babasının hâli de bilinmiyor, denmistir.
1278) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs (Radı-vallâhii art küm)'dan: Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bayram namazında (ilk rek'atta) yedi ve (son rek'atta) beş (defa) tekbir aldı."
1279) Kesîr'in dedesi (Amr hin Av!" cl-Mü/cni[86] (Radtvaltâhii ankümâ)'t\a.n : Şöyle demiştir :
Resülullah (Sallallahü Aleyhive Sellem), iki bayramda ilk rek'atta (kırâattan önce) yedi ve son rekatta (kırâalran önce) beş (de fa) tekbir aldı."
1280) Âişe (Radtyallâhü anhâyfan; Şöyle demiştir:
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), fıtır ve kurban bayramları namazında rükua âit iki tekbirden başka (ilk rek'atta) yedi ve (son rek'atta) beş (defa) tekbir aldı." [87]
İzahı
Sa'd (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi zevâid türündendir. B e y -hakî de rivayet etmiştir. Hadisin senedi zayıf ise de diğer hadîsler, bunun hükmünü teyid ederler.
Abdurrahman bin Amr (Radıyallâhü anh)'m hadisini Ebü Dâvüd, Dârekutni ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Ebû Davud'un rivâyetindeki metin şöyledir :
= Abdullah bin Amr bin el-As (Radtyallâkü anhümâ)'âan rivayet edildiğine göre Allah'ın nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Fitır bayram'ı namazında tekbir, ilk rek'atta yedi ve son rek'at-ta beş (defa) dır. (Her iki rek'attaki) kıraat (bunlardaki) tekbirlerden sonradır.»
Amr bin Avf (Radiyallâhü anh) 'in hadisini Tirmizi - de rivayet etmiştir. T i r m i z i' nin rivayetinde :
= «Kırâattan önce» kaydı mevcuttur. Yâni namazın her iki rek'a-tında tekbirlerin kırâattan önce alındığı tasrih edilmiştir.
 i ş e (Radıyallâhü anhâ) ' nin hadîsini Ebû Dâvûd ve B e y h a k î de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayetinde yedi tekbirin ilk rek'atta ve beş tekbirin ikinci rek'atta alındığı belirtilmiştir.
Bu bâbtaki hadîsler, fıtır bayramı yâni Ramazan bayramı olsun, Kurban bayramı olsun her ikisinde kılınacak bayram namazının ilk rek'atında yedi ve son rek'atında beş defa tekbir alınacağına ve her iki rek'atta tekbirlerin kırâattan önce alınacağına delâlet ederler.
Bu husustaki âlimlerin görüşleri:
Ramazan ve Kurban bayramı namazlarında ilk rek'atta yedi ve son rek'atta beş tekbir alınacağına hükmeden âlimlerin başında Ömer, Alî, Ebû Hüreyre, Ebû Saîd-i Hudrî, Câbir, îbn-i Ömer, îbn-i Abbâs, Âişe ve Medine' nin "Fukahâ-i Seb'ası (yedi fıkıhçısı) (Radıyallâhü anhüm) gelir. Ömer bin Abdi 1-aziz, Zühri, Mekhûl, Mâlik, Evzâi, Şafii, Ahraed, Ishak ve el-Müzenî gibi tabiîler ve onlardan sonra gelenlerin kavli de budur. Bunlardan Mâlik, Ahmed ve e l-.M ü z e n i'ye göre ilk rek'atta alınacak yedi tekbir'e iftitah tekbiri dâhildir. Şafiî, Evzâî ve İshak'a göre dâhil değildir.
Yine Mâlik, Şafiî ve Ahmed'e göre her iki rek'-ata göre tekbirler kırâattan önce alınır. E 1 -1 r â k i' nin dediği ne göre sahâbîlerin ve tabiîlerin ekserisinin kavli budur.
Hanefi âlimlere göre bayram namazlarında zevâid tekbirleri her rek'atta üçtür* îlk rek'atta kırâattan önce ve iftitah tekbirinden sonra alınır. İkinci rek'atta ise kırâattan sonra üç tekbir alınır. Sonra rüku' için her zaman olduğu gibi tekbir alınır. Sahâbilerclen İbn-i Mes'ud, Ebû Musa el-Eş'ârî ve Ebû Mes'ûd el-Ensârî ile tabiîlerden S e v r i (Radıyallâhü anhüm)'ün kavli de budur. [88]
Zevâid Tekbirlerinin Hükmü
Cumhura göre bu tekbirleri almak sünnettir. Hanefiler'e göre vâcibtir, bilerek terkeden kişi günah işlemiş olur.
Geniş malûmat için fıkıh kitablarına baş vurmak gerekir. [89]
157 - İki Bayram Namaz1ndaki Kıraat Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1281) Numan bin Beşîr (Radıyallâhü an*)'den: Şöyle demiştir: Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} her iki bayram namazinda (Fâtiha'dan sonra) sûrelerini okurdu."
1282) Ubeydullah bin Abdillah (RadtyaUâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre :
Ömer (Radıyallâhü anh) bir bayram günü (namaza) çıkmış ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu gibi günlerde (Fatihadan sonra) ne okuduğunu Ebû Vakıd el-Leysî (Radıyallâhü anh) a (adam) göndererek sordurmuş ve Ebû Vakıd: (Efendimiz),ve; sûrelerini (okurdu) diye cevap vermiştir.
1283) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan: Şöyle de-ir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), lıer iki bayram namazında (Fâtiha'dan sonra); sûrelerini okurdu." [90]
İzahı
Nûman (Radıyallâhü anh)'m hadisini Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir.
N û m a n (Radıyallâhü anh) ve İ b n - i A b b A s m«H, yallâhü anh),n hadîslerine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bayram namazlarında Fâtiha'dan sonra ilk rek'atta el-A'lâ sûresini ve ikinci rek'atta el-Câşîye sûresini okurdu. Ubeydul-1 a h (Radıyallâhü anh)'ın hadîsine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ilk rek'atta Kaı sûresini ve ikinci rek'atta el-Ka-mer sûresini okurdu. Bu hadîste Ö m o r (Radıyallâhü anh)'in Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in hangi sûreleri okuduğunu Ebû Vâkıd (Radıyallâhü anh)'a sorduğu bildirilmiştir. Ömer (Radıyallâhü anh) gibi bir zâtın bundan haberdar olması gerektiği halde bunu sordurmasının sebebi kendisinin bir şüpheye düşmüş olması ve bu şüpheyi gidermek için sordurduğu muhtemeldir. Yahut Ebû Vakıd (Radıyallâhü anh)'ın bunu bilip bilmediğini anlamak için sordurmuş olabilir. Yahut cemâatin bunu duymasını ve öğrenmesini istemiş olabilir.
Hadîslerden anlaşılıyor ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen bayram namazında el-A'la ve el-Ğâşiye sûrelerini bazen de Kaf ve el-Kamer sürelerini okurdu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bayram namazlarında bu sûrelerin tamamını okuduğu el-Menhel'de belirtilmiştir.
Beyhakî ve Nevevî, Ubeydullah ın Hz. Ömer (Radıyallâhü anh)'i görmediğini söylediklerine göre hadîs münkatı1-dır. Lâkin Müslim ve Bey haki" nin rivayetine göre Ubeydullah bu olayı I\ b û Vâkıd (Radıyallâhü anh)'-den rivayet etmişitir. beydullah'ınEbû Vâkıd (Radıyal-lâhü anh) zamanına veriştiği sabittir. Bu sebeple hadis muttasıldır. [91]
158 - İki Bayramdaki Hutbe Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1284) Ebû Kâhil (el-Ah(ncsi) (Raılıyuilâhü anhyfan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i bir deve üstünde hutbe okurken ve devesinin yularını t ir habeşi tutmuş olarak gördüm."
1285) Ebû Kâhil (el-Ahmesî) (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir :
Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i bir güzel deve üstünde hutbe okurken ve devesinin yularını bir habeşî tutmuş olarak gördüm."
1286) Nubayt (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi hacca gitmiş ve :
Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i devesi üzerinde hutbe okurken gördüm demiştir."
1287) Müezzin Sa'd (Radıyallâhü atık)'den; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hutbede yer yer tekbir getirirdi. İki bayram hutbesinde çok tekbir getirirdi."
Not: Râvî Abdurrahman bin Sa'd'm zayıflığı ve babasının hâlinin bilinmemesi nedeniyle bu senedin zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir.
1288) Ebû Saîd-i el-Hudrî (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bayram günü (musallaya) çıkardı cemaata iki rek'at bayram namazı kıldırıp selâm verdikten sonra ayakta durup cemaata yüzünü döndürürdü. Cemâat da oturmuş vaziyette olurdu Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Sadaka veriniz sadaka veriniz» buyururdu. En çok sadaka verenler kadınlardı. Bunlar küpelerini, yüzüklerini ve neleri varsa (verirlerdi.) Sonra Efendimiz savaş için asker göndermek istese veya başka bir iş varsa cemaata anlatırdı bir emri yoksa dönüp giderdi."
1289) Câbir (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fıtır veya Kurban bayramı günü (musallaya) çıkarak ayakta hutbe okudu. Sonra biraz oturduktan sonra (tekrar) ayağa kalktı (İkinci hutbeyi okudu.)"
Not: Zevâid'de şöyle denmiştir: Nesâi. Câbir (R.A.)'in bu hadisini küçük
süneninde rivayet etmiştir. Yalnız orada :veya Kurban bayramı günü» kaydı yoktur. İbn-i Mâceh'in süneninde bulunan İsmail bin Müslim'in zayıflığı hususunda âlimler ittifak etmişlerdir. Bâvi Ebû Bahr da zayıftır. [92]
İzahı
Müellifin iki senedle rivayet, ettiği E b û K â h i 1 (Radıyallâhü anh) in hadîsini N e s â i de rivayet etmiştir.[93]
Hadis, bayram hutbelerini deve üstünde okumanın meşruluğu na delâlet eder. Devenin yularını tutan Habeşi'nin Bilâl (Ra dıyallâhü anh) olduğu S i n d i ' de beyan edilmiştir. Bir maslahat için büyüklerin binek hayvanının yularını tutmanın meşruluğu bu hadîsten anlaşılır. Buna benzer hizmetler de böyledir.
N u b a y t (Radıyallâhü anh)[94] in hadisini E b û Dâ-v û d , A h m e d ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. E b û D â v û d ' un rivayeti şöyledir :
= ... «Nubayt (Radıyallâhü anh) den rivayet edildiğine göre kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i Arafe'de Vakfe'de iken kırmızı bir" deve üstünde hutbe okurken gördüm.» demiştir.
Nubayt (Radıyallâhü anh) Veda haccında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'e refakat etmiş ve bu hac seferinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) arefe günü Arafat'ta deve üstünde hutbe okurken Nubayt (Radıyallâhü anh) orada bulunmuştur. Ebû Dâvûd ve Ahmedin rivayetlerinde belirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Arefe günü Arafat'ta okuduğu hutbeyi deve üstünde irad buyurmuştur. Bu hutbe bayramdan bir gün önce olduğuna göre, bu hadîsin bu bâbta zikredilmesinin gereği görülmüyor. Ancak müellifin rivayetinde hutbenin okunduğu yer ve zaman belirtilmemiştir. Efendimizin veda hac-cında bayram günü Mina'da hutbe okuduğu sabittir. Bu hutbe kastedilirse, hadîsin bu baba uygunluğu açıktır.
S ad (Radıyallâhü anh) in hadisi zevâid türündendir. Bu hadîsten anlaşılıyor ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bay ram hutbelerinde bol bol tekbir alırdı. Hadîsin zahirine göre diğer hutbeler de tekbirsiz değildir. Sindi böyle demiştir. Fakat hadîsin ikinci cümlesi birinci cümlenin beyanı olabilir. Bu takdirde hadîsin iki cümlesinde geçen hutbe ile bayram hutbesi kastedilmiş
olur. Hadîsteki; sözu ile hutbenin başı, esnası, orta lan ve sonu kastedilmiştir. Hadisin yorumu şöyle olur:
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bayram hutbesinin başında, ortasında, muhtelif yerlerinde ve sonlarında tekbir alırdı. Bayramlardaki hutbelerde çok tekbir alırdı."
Hadîs, bayram hutbesinde bol bol tekbir almanın meşruluğuna delâlet eder.
Ebû S a i d {Radıyallâhü anh)'in hadîsini Buharı, Müslim ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Bu hadisin delâlet ettiği hükümler şunlardır.
1. Bayram namazını musallada kılmak sünnettir. Ancak yağış gibi bir mazeret olduğunda camide kılınması meşrudur. 167. bâbta bu noktaya değinilecek.
2. Bayram namazı iki rek attır. .Cemaatla kılınması meşrudur.
3. Bayram hutbesi, namazdan sonra okunur. Hatip ayakları üzerinde durarak ve cemaata dönük olarak hutbe okur. Cemâat ise oturduğu yerde hutbeyi dinler
4. Hatip hutbesinde cemâati hayrata ve sadaka vermeye teşvik eder.
5. Kadınlar kocalarından izin almadan kendi mallarından sadaka verebilirler.
6. İmam, hutbeden sonra cemâati ilgilendiren konularda konuş
ma yapabilir.
C â b ı r (Radıyallâhü anhlııı hadisini Nesâi de rivayet etmiştir. Yalnız oradaki rivayette : sözü yoktur. Ora-
daki rivayetin meali şöyledir:
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (musallaya) çıkarak ayakta hutbe okudu. Sonra biniz oturduktan sonra ayağa kalktı (tekrar hutbe okudu.)"
Bu hadîs de bayram hutbesinde hatibin ayakları üzere durması nın meşruluğuna delâlet eder. Ayrıca iki hutbe arasında kısa bir olu ruşla fasıla vermesinin meşruluğuna delâlet ndnr. [95]
159 - Bayram Namazından Sonra Hutbeyi (Dinlemek İçin) Beklemek Hakkında Gelen (Hadîs) Babı
1290) Abdullah bin es-Sâib[96] (Radıyallâhü a»*;'den: Şöyle demiştir :
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhive Sellem) ile beraber bayram namazında hazır bulundum. O( bize bayram namazım kıldırdıktan sonra:
«Namazı bitirdik. Artık hutbe (yi dinlemek) için oturmak isteyen otursun. Gitmek isteyen gitsin.» buyurdu." [97]
İzahı
Ebû Dâvûd, Nesâi, Dârekutni, Hâkim ve Beyhakİ de bunu rivayet etmişlerdir.
El-Menhel yazarı şöyle der:
"Hadîs, bayram hutbesinin vacip olmadığına delâlet eder. Çünkü eğer vacip olsaydı, onu dinlemek için beklemek de vacip olacaktı. Bütün imamlar, hutbenin vacip olmadığına hükmetmişlerdir.
Hutbeyi dinlemenin vacip olmaması, hutbeyi okumanın vacip olmamasını gerektirmez, denilemez. Çünkü hutbe cemaata yapılan bir konuşmadır. Bu konuşmayı dinlemek vacip olmayınca konuşmanın kendisi de vacip olmaz.[98]
160 - Bayram Namazından Önce Ve Sonra Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1291) (Abdullah) bin Abbas (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (musallaya) çıkarak cemaata bayram namazını kıldırdı. Bayram namazından önce ve sonra namaz kılmadı."
1292) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As) (Radıyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hiç bir bayram günü bayram namazından önce ve sonra namaz kılmamıtir.Bunun senedinin sahih ve ricalinin sikalar olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.
1293) Kbû Saîd-i Hudrî (Rudıyul/âhü anh)'den; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Se.llallahü Aleyhive Sellem) bayram namazından önce hiç namaz kılmazdı. Bayram namazından sonra evine dönünce iki rekat namaz kılardı.İsnadının sahih ve ricalinin sikalar olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [99]
İzahı
İbni Abbas (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Kütüb-i Sitte yazarları, Ahmed, Hâkim, Dârekutnî ve Beyha-k i de rivayet etmişlerdir. Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anh) ve Eb û S a t d (Radıyallâhü anh)'in hadîsleri Zevâid türündendir.
Bu hadîsler, bayram namazına bağlı sünnetlerin bulunmadığına delâlet ederler. Bu hususta âlimler müttefiktirler
Bayram namazından önce veya sonra nafile namaz kılmanın hükmü hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır.
Ashab-ı kiram ve tabiîlerden bir cemâat, bayram namazından önce ve sonra nafile kılmayı mekruh saymışlardır. İbni A fota â s (Radıyallâhü anh) ve İbni Ömer (Radıyallâhü anh) böyle hükmedenlerdendirler
Ashab ve tabiilerden diğer bir cemâat, bayram namazından önce ve sonra nafile kılmanın câizliğine hükmetmişlerdir. E n e s , Büreyde bin el-Husayb ve Raf i' bin Hadic bu cemaattandır.
Bir cemâat da bayram namazından sonra nafile kılmayı caiz görmüştür. Ebû Mes'ûd el-Bedri, A İkame, Nahai, S e v r i ve Rey ehli böyle diyenlerdendirler.
El-Menhel yazarı bu arada her gruba dâhil bir çok sahâbî ve tabiînin ismini zikrettikten sonra mezheblere mensup âlimlerin görüşlerini anlatır. Görüşlerin özetleri şöyledir
1. Hanofiler'e göre musallada bayram namazından önce ve sonra namaz kılmak mekruhtur. Bayram namazından önce evde kılmak da böyledir. Fakat bayram namazından sonra eve dönülünce kılmak mekruh değildir. Delil de î b n - i Mâ c e h ' in rivayet ettiği Ebû S a î d (Radıyallâhü anh)'in 1293 nolu hadîsidir.
E 1 - H a k i m de bu hadisi rivayet etmiş ve sahîh saymıştır. E 1 -Hafız, el-Fetih'te bu hadîsin hasen olduğunu söylemiştir.
2. Ş â f i i 1 e r' e göre bayram namazından önce ve sonra nafile kılmak bu hadîsler gereğince imam için mekruhtur. Fakat cemâat için mekruh değildir.
3. Mâliki ler'e göre musallada nafile kılmak mekruhtur. Delil de bu hadîslerdir. Fakat yağmur gibi bir mazeret dolayısıyla bayram namazı camide kılındığı zaman bayram namazından önce ve sonra nafile kılmak caizdir. Cemâat için hüküm budur. Fakat imam için camide de olsa nafile kılmak mekruhtur.
4. Hanbelîler'e göre de nafile kılmak mekruhtur. Nafile kılmanın mekruhluğuna hükmedenler bu bâbta rivayet
edilen hadîsleri ve benzerlerini delil göstermişlerdir. Caizdir diyenler ise bu hadîslerde bir yasaklama yoktur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve sellem)'in kılmamış olması bunun mekruhluğunu gerektirmez, demişlerdir. [100]
161 - Bayram Namazına Yürüyerek Çıkmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1294) Sa'd (el-Karaz) (Radıyallâhü anA/den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bayram namazına (musallaya) yürüyerek çıkar ve yürüyerek dönerdi.Râvi Abdurrahman'ın zayıflığı ve babasının hâlinin meçhul olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.
1295) Abdullah bin Ömer (Radıyaltâhü anhümöJVlaıı: Şöyle demiştir :
ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bayram namazına (musallaya) yürüyerek çıkar ve yürüyerek dönerdi.Bunun senedindeki Abdurrahman bin Abdillah el Ömeri'nin zayıflığı kJ'de bildirilmişi îr
1296) Ali bin Ebi Talip (Radıynllâhii anh) den; şöyle demiştir:
Bayram namazına yürüyerek gitmek sünnettendir."
1297) Ebû Râfi (Radıyallâhü anh)\\en; Şüyle demiştir : Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bayram namazına yürüyerek gelirdi.Bunun râvilerinden Mendel ve Muhammed bin UbeydullalVın zayıflığı nedeniyle senedinin zayıflığı ve bu senedin gelecek bâbta (1300 nolu hadiste) gele ceği Zevâid'de belirtilmiştir. [101]
İzahı
Bu bâbtaki hadisler Zevâid türündendir. Yalnız A 1 i (Radı yallâhü anh) in hadisini T i r m i z i de rivayet etmiştir.
T i r m i z i, Ali (Radıyallâhü anh)'in hadisini rivayet ettikten sonra hadisin hasen olduğunu, ilim ehlinin ekserisinin uygulamasının böyle olduğunu ve âlimlerin bir meşru mazeret olmadık ça bayram namazına yürüyerek gitmekten hoşlandıklarını söylemiştir.
Tuhfetü'l-Ahvezî müellifi de: 'Ali (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi merfû hükmündedir. Hadis, bayram namazına yürüyerek gitmenin sünnet olduğuna delildir. Seneddeki râvi e 1 - H a r İ s - i Av a r' m zayıflığı nedeni ile hadis zayıf ise de bu konuda bir kaç tane zayıf hadis rivayet edilmiştir. Bunlar birbirini takviye ederler.
Hanefiler, Şafiî, Süfyân-ı Sevrî, Ahmed ve diğerleri bayram namazına yaya gitmenin müstahablığına hükmetmişlerdir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhJ'ın merfû olarak rivayet ettiği ve sahih olduğuna ititfak edilmiş olan:-Namaza gelmek istediğiniz zaman yürüyerek geliniz» hadisi de bu görüş için kuvvetli delildir. Hûfı/.-ı I r a k i : Bu hadis umumidir. Cemaatla kılınması meşru olan vakit namazları, Cuma, bayram, küsuf ve istiska namazları nın tümüne şâmildir. Sahâbilerden Ömer (Radıyallâhü anh) ve A 1 i (Radıyallâhü anh), tabiilerden İbrahim Nahaİ ve Ömer bin Abdilaziz ve imamlardan Süfyan. Şafii, Ahmed ve başkaları böylo hükmedenlerdendirler. Bayram namazından dönüşte de yürümek müstahabtır...' demiştir. [102]
162 - Bayram Günü Bayram Namazına Bir Yoldan Gitmek Ve Başka Bir Yoldan Dönmek Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1298) Sa'd (el-Karaz) (Radıya/lâhii atıh)'âen; Şöyle demiştir:
Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her iki bayram (da namaz için musallayla çıktığı zaman (gidişte) Saîd bin Ebi'l-As (Radı-yallâhü anh)'ın evinin yanından sonra çadırlarda ikamet edenlerin bulunduğu yoldan giderdi. Bayram namazından sonra başka bir yoldan, Benî Zurayk yolundan dönerek Ammar bin Yâsir (Radıyallâhü anhJ'in ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhVnin evlerinin yanından el-Belâta çıkardı."
Not : Zevâid'de belirtildiği gibi râvi Abdurrahman ve babasının zayıflığı nedeniyle bu isnad zayıftır.
1299) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine sure :
Kendisi bayram namazına bir yoldan giderdi ve başka bir yoldan dönerdi ve RcsüJııUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yaparlardı, derdi."
1300) Ebû Râfi (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir :
Peygamber (Salİallahü Aleyhi ve Sellem) bayram namazına yürüyerek giderdi ve geldiği yoldan başka bir yoldan dönerdi.Bunun senedinde bulunan Mendel ve Muhammed bin Ubeydullah'm zayıflığı nedeniyle bu isnadın zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir. Bu isnad 1297 nolu hadiste de geçmiştir.
1301) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Peygamber (Salİallahü Aleyhi ve Sellem) bayram namazına çıktığı zaman geldiği yoldan başka bir yoldan dönerdi." [103]
İzahı
S a' d (Radıyallâhü anh) ve Ebû R â f i (Radıyallâhü anh)'in hadîsleri zevâid türündendir.
S a' d (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinde geçen "Fesâtît" kelimesi "Fustâf'ın çoğuludur. Kıldan mamul çadırlardır. "Belât" evde veya evin dışında döşenen taşlardır. Bir de Medi ne'de bir semtin adıdır.
îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Ebû D â -vûd, Hâkim ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir.
Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Tirmizi, Âhmed, Dâremî ve îbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. B u h â r i de bunun benzerini C â b i r (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir.
Bu bâbta rivayet edilen hadisler imam olsun cemâat olsun bayram namazına giden herkesin bir yoldan gitmesi ve başka bir yoldan dönmesinin müstahabhğına delâlet ederler.Yolu değiştirmenin hikmeti her iki yolun ve buralarda bulunan insanlar ile cinlerin namaza giden kişi lehinde şâhidlik etmesi, cemâatin uğraması ile değişik yolların bereketlenmesi ve İslâm alâmetleri ve haşmetinin teşhir edilmesidir. [104]
163 - Bayram Günü Taklis (Def Çalmak Ve Nagme İle Söz Soylemek) Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1302) Amir (Radtyallâhü arih)'<\çn rivayet edildiğine göre Iyâz el-Eşarî[105] (Radıyallâhü anh) el-Enbar[106] da bir bayram günü hazır bulunmuş ve (oranın halkına) :
Resulullah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) yanında taklis yapıldığı gibi niçin sizlerin taklis yaptığınızı görmüyorum? demiştir."
Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun senedindeki rical sikalardır. Iyâz el-Eş'ari'nin İbn-İ Mâceh yanında bundan başka hadisi yoktur. Kütüb-i Sitte sa-hiblerinden İbn-i Mâceh müstesna hiç birisi Iyaz'ın rivayetini tahriç etmemiştir.
1303) Kays hin Sari[107] (RadtyaUâhii tmh)'t\c\\. Şöyle demiştir : Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem), hayatta iken ne oldu ise ben muhakkak hepsini gördüm. Yalnız bir şey görmedim. (O da şudur:) Fıtır (bayramı) günü O'na taklis yapılırdı.Kays,'ın bu hadisinin senedinin sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirilmiştir. [108]
İzahı
Bu bâbtaki hadisler zevâid türündendir.
Taklîs : Def çalgısı eşliğinde ııagnıu ile .söz söylemektir. Sindi bu hususta şöyle der :
"Taklîs : Def çalmak ve tağanni etmektir. (Nağme ile söz söylemektir.) Emir şehre girdiği zaman Onun önünde oynayan kişiye mu-kallis, taklis de çeşitli oyunlarla emiri karşılamaktır, diyenler vardır.
S u y û t i ' nin söylediğine göre hadîs râvilerinden Yûsuf bin A d i y y : Taklis, cariyelerle çocukların yol ağzında oturup def çalarak eğlenmeleridir, demiştir.
Ferah ve sevinçlerini açıklamak üzere bâzılarının Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem})'in huzurunda def çalarak şiir söyledikleri ve Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Selleml'in bunu menet-medfgi anlaşılıyor. Nitekim, Efendimizin huzurunda def çalmayı adayan câriye adağını yerine getirmiş, Efendimiz de bunu reddetmemiştir  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin yanında şiir söyleyen iki câ-riyeyf de Efendimiz durdurmamıştır."
Müslim1 in Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den rivayeti şöy ledir-
"Ensar'ın cariyelerinden ikisi, Buâs (savaşı) günü ile ilgili ola ıak Ensar'ın söylemiş oldukları şiirleri benim yanımda tağanni ederken (= nağme ile söylerken) Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) odama giriverdi. Bu iki câriye şarkıcı değillerdi. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in odasında şeytan müz-mûru mu[109] diye azarladı. Bu durum bir bayram gününde oldu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Yâ Ebâ Bekir! Her kavmin bir bayramı vardır. Bu (gün) de bizim bayramımızdır.» buyurdu.[110]
Hadisler bayram günü def çalmanın mübahlığına delâlet eder ler. N e v e v i: Bayram, sünnet düğünü ve evlenme gibi neş'e ve sevinç günlerinde def çalmanın mübahlığı Peygamber tSallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in mezkûr hadîsindeki: tju^lj^ = «Bu, bizim bayramımızdır,» buyruğundan anlaşılır. Def.- Dâire şeklinde olup bir yüzü kapalı olan ve genellikle dervişlerin çaldığı bir âlettir. Davuldan farklı yönü, davulun iki tarafının da deri ile kaplı oluşu, defin yalnız bir tarafının deri ile kaplı oluşudur. Def bazen pullu bazen pulsuz olur.
Tagannî; yâni nağme ile şiir söylemeye gelince, içki, kumar, ve fuhuş gibi kötülüklere teşvik edici veya şehveti uyandırıcı nitelikte olduğu takdirde mubah değildir. Söylenmesi ve dinlenmesi yasaktır. Ahlâk bozucu olmayan ve bir fitneye sebebiyet vermeyen tagannî mubahtır.
El-Fıkıh Ala'l-Mezâhıb adlı eserin "Kitabü'l-Hazar ve'1-Libaha"
bölümünde def ve benzeri eğlence âletlerini çalmak ve tagannî ile şiir ve benzeri söz söylemek hakkındaki âlimlerin görüşleri nakledilmiştir. Orada verilen bilgilerin bir kısmını özetliyerek buraya aktarmayı uygun buldum. Şöyle ki:
Hanefi âlimleri demişler ki: Haram olan tagannî, hayatta olan muayyen bir kadının güzelliklerini, içkilere teşvik edici özelliklerini anlatan veya kişileri tahkir edici sözler gibi söylenmesi mubah olmayan cümlelerle yapılan tağannidir. Suların, denizlerin, dağların, çiçeklerin ve benzeri şeylerin güzelliklerini ve özelliklerini anlatan ve söylenmesi mubah olan başka konular hakkındaki sözlerle tağanni etmek caizdir.
Şu halde, tağannî'nin mekruhluğu ve onu dinlemenin günah sayıldığı yolunda Ebû Hanife' den nakledilen fetva, haram olan tağanni nevine aittir. Zar, satranç ve benzeri âletlerle oynamak,tanbur, kanun, zurna, borazan ve benzerî âletleri çalmak Hanefî âlimlerince tahrimen mekruh sayılmıştır. Bâzıları haram saymışlardır.
(Hanefi âlimlerinden e 1 - H a s a n , evlenme düğününde pulsuz def çalmayı mubah saymıştır. Diğer Hanefi âlimleri düğünde def çalmaya âit rivayetleri, düğünü ilân etmekten kinayedir, diye yorum yapmışlardır. Hanefî âlimlerinin delillerinden
birisi; «Âdem oğlunun her çeşit oyun ve eğlencesi haramdır.» hadisidir. Bir rivayette bu hadisin sonunda şu ilâve vardır :
= «Ancak kişinin, esile oynaşması, atını eğitmesi ve ok atışı yarışması haram değildir.»
Şafii âlimleri: Fitne ve harama yol açmayan ve söylenmesi haram olmayan sözleri teğannî ile söylemek ve evlenmek, çocukları sünnet etme ve bayram gibi sevinç günlerinde def çalmak mubahtır, demişlerdir.
Mâliki âlimlerinin kavli de Ş â f i i 1 e r' in kavline benzer.
H a n b e 1 i âlimleri her türlü çalgıyı yasak görmüşlerdir. Ta-ğannîyi de yukarda belirtilen şartlar dâiresinde mubah saymışlardır.
Âlimler, Kur'an-ı Kerim'i tağannî ile okurken harfleri tebdil edecek, harfler ilâve edecek veya buna benzer hallere yol açacak şekildeki tağanniyi haram saymışlardır.Geniş malumat için fıkıh kitablanna müracaat etmek gerekir. [111]
164 - Bayram Günü Harbeyi (Kısa Mızrakı Sütre Yapmak) Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1304) (Abdullah) lıin Ömer (Huthyullâhü ■nıhn»tâ)\\an; Şöyle demişi ir :
ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bayram günü sabahleyin musallaya giderdi anaza (kısa mızrak) da Onun önünde götürülürdü. O, musallaya vardığı zaman (götürülen) anaza (kısa mızrak) Onun önüne dikilirdi. Anaza (kısa mızrak)ye doğru bayram namazına dururdu. Böyle yapmanın sebebi şudur .• Musalla boş bir meydan idi. Onda sütre yapılacak hiç bir şey yoktu."
1305) (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü <mhumâ)\\ar\: Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem), (açık yerde) bayram günü (namazı) veya başka bir namaz kıldığı zaman Onun Önüne harbe (kısa mızrak) dikilirdi. Harbeye doğru namaza dururdu. Ce mâat da O'nun arkasında bulunurdu.
(Râvi) Nâfi demiştir ki = Bunun içindir ki emirler de harbeyi itti haz etmişlerdir."
1306) Eııes İtin Mâlik (KadtyaUâhü anh)d?n\ Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir harbe'yi sütre edinerek musallada bayram namazını kıldırdı."
Not : Zevâid'de denildiğine göre el- Mizzi. el-Etrâf ta bu hadisin Nesâİ tarafından rivayet edildiğini söylemiştir. Fakat bizim rivayetimizde bu yoktur. İbn-i Mâceh'in senedi sahih olup râvileri sıka zâtlardır. [112]
İzahı
İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadisini Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın ilk hadisinin; kısmı hâriç diğeri B u h a r i' de mevcuttur. Bu kısım İbn-i H u-zeyme ve el-İsmaili' nin rivayetlerinde de vardır.
Harbe ve Anaza: Ucuna yassı demir takılı kısa mızraktır.
Musalla açık bir meydan olduğu ve orada sütre yapılacak bir duvar ve benzeri bir şey bulunmadığı için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bayram namazını kıldırmak üzere musallaya çıktığı zaman beraberinde bir harbe götürülürdü. Namaza duracağı zaman harbe O'nun önünde yere dikilirdi. Efendimiz için sütre olurdu. İmamın sütresi cemâat için de yeterlidir. Bu sebeple cemâat da süt-resiz olarak efendimizin arkasında namaza dururlardı.
Hadisin sonundaki ;Bunun içindir ki emirler de harbeyi ittihaz etmişlerdir' bö/ü hadisten değil, râvi N â f i' in sözüdür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ittihaz ettiği harbe, bir rivayete göre N e a ş î tarafından hediye edilen harbedir. Diğer bir rivayete göre U h u d savaşında Z ü b e y r (Radıyallâhü anh) tarafından öldürülen bir müşrike ait olan harbedir. [113]
Hadisten Çıkarılan Fıkıh Hükümleri
1. Nama/ için sütre ittilıy/ı meşrudur. Bu 1'on uda gem^ malumat 940-943 nolu hadîsler bahsinde verilmiştir.
2. Zararları defetmek için gerekli silâhı bulundurmak, bilhassa yolculukta taşımak meşrudur. [114]
165 - Kadınların Bayramlarda Namaza Çıkmaları Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1307) Ümmü Atiyye[115] (Radıyallâhü ankâ)'dan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kadınları Fıtır (Ramazan bayramı) ve Kurban (bayramı) günlerinde (bayram namazına) çıkarmamızı emretti. Râvi dedi ki Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anhâ) şöyle demiştir: Biz: Kadınlardan cilbabı (örtüsü) olmayan ne edecek? diye sorduk. Buyurdu ki:
«Onun kadın (din) kardeşi kendi cilbabından ona giydirsin.»"
1308) Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anhâ)'6an rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Atik (yetişkin) kadınları ve örtülü kadınları (evden) çıkarınız. Bayram (namazın) da ve müslümanların davetinde bulunsunlar. Hayız (ay başı âdeti) hâlindeki kadınlar cemâatin (bayram namazı kıldıkları) musallasından uzak dursunlar.»" [116]
İzahı
Kütüb-i Sitte sahipleri Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anh) ' in hadisini benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. Bu hadîste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım :
Fıtır günü : Ramazan bayramıdır. Bu gün münâsebetiyle fıtır sadakası çıkarıldığı için bu isim verilmiştir.
Nahr günü : Kurban bayramı günüdür. Nahr kelimesinin lügat mânâsı boğazlamaktır. Bu gün münâsebetiyle kurban kesildiği için bu isim verilmiştir.
Cilbab: Bu kelime çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Tuhfetü'1-Ah-vezî yazarı şöyle der .-
"El-Cezeri, 'Cilbab: îzar ve ridadır. (Yâni belden aşağı ve belden yukarı giyilen iki parçadan ibaret bir kat elbisedir. Bu katlık eski Arap kıyafetine göredir.)
Bâzıları: Cilbab, çarşaftır, demiştir. Bâzıları: Cilbab, kadmın başını ve belden yukarı vücudunu örten elbisedir, demiştir. Cilbab'ın çoğulu Celâbib'dir, demiştir.'
Kamus sahibi: Cilbab kadının çarşaf altında giydiği geniş gömlek ve benzeri elbisedir. Yahut elbiseyi örtmek için üstte giydiği çarşaf ve baş örtüsü gibi bir şeydir, elemiştir.
Avâtık : Âtık'ın çoğuludur. Atık : Erginlik çağına varmak üzere olan veya erginlik çağına yeni varan kadındır. Bâzıları: Atık, evli genç kadındır, elemiştir. Başka tür tarif edenler de vardır.
Hudûr s Hıdrın çoğuludur Hıdr, örtü demektir. Başka mânâları var ise de burada bu mânâ kasdedilmiştir.
Hüyyad : Haiti'm çoğuludur. Hâid, ay başı âdeti hâlindeki kadındır. Bazen bu âdeti görme çağına gelmiş olan kadın anlamında kullanılır. Yâni temizlik hâlinde de ona bu kelime kullanılır.
Hadîsin mânâsı:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadınların örtülü olarak bayram namazı için musallaya ve müslümanların davetlerine çıkmalarını emretmiştir. Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anhâ) cilbabı olmayan kadının durumunu sormuş, efendimiz, o kadının arkadaşı olan başka kadının kendi cilbabından ona giydirmesini emretmiştir. Buna âit:cümlesi iki tür mânâlandınlabilir :
Birincisi: Başka kadının onu da kendi cilbabımn altına geçirerek beraberce bir cilbabın altında örtünmeleridir.
İkincisi s Birden fazla cilbabı olan başka kadın bir cilbabını emaneten o kadına giydirsin. E bu Dâvûd' un;
«Onun kadın arkadaşı elbisesinin bir kısmını ona giydirir.» rivayeti birinci mânâyı teyid eder. İ bn-i H u z e y m e ' nin rivâyetindeki :
Onun cilbablarından bir tanesini...» ifâdesi ikinci mânâyı teyid eder.
Hadis, hayız âdeti hâlindeki kadınların musallaya yaklaşmamalarını emretmiştir. Bunun hikmeti, musallanın kanla kirletilmesini önlemek ve cemâati kan kokusu eziyetinden korumaktır. Bu emir cumhura göre mendubluk içindir. Çünkü musalla mescid hükmünde değildir. Yâni hayızlı kadının mescide girmesi haram ise de musallaya girmesi haram değildir. Zayıf bir kavle göre emir vücûb içindir.
Hadis bütün kadınların bayram namazını kılmak ü/ero m usa I laya gitmelerinin meşruluğuna delâlet eder. Bu hususta bakire, dul, genç, yaşlı ve evli kadınlar arasında bir fark yoktur. Tabii, kadınla r in musallaya gitmelerinde bir sarkıntılık ve benzeri bir sakıncanın bulunmaması şarttır. Aksi takdirde gitmeleri meşru değildir. [117]
Kadınların Bayram Namazına Gitmeleri Hakkında Âlimlerin Görüşleri
El Menli* I ya/iıı i bu konuda özetle şöyle der:
Sevri, I b n ıi " 1 M û b â r e k ve H a n e f i 1 e r ' den E b û Y ü s u i kadınların namaz için evden çıkmaları mekruhtur. demişlerdir M â I i k ' ten bir rivayet de böyledir. Yahya bin S a i d ve N a ha i' nin de böyle söyledikleri naklolunmuştur Hanefi1er ' den İ b n ü" I H u m a m : Yaslı kadınlar bay ram namazına çıkarlar sene kadınlar çıkmaz, demiştir El-Mİrkut ta : Bu kavil, mutedildir. Ancak şu kayıtları eklemek gerekir Yaslı ka dınlar. şehvet çekici durumunda olmayarak, süs elbisesini giymemin olacak, eşinin müsaadesini almış olacak, bir kötülük endişesi olmayacak, ziynet eşyasını üstünde bulundurmayacak, güzel, koku sürün meyecek, aç il mı yacak, İslâmî hükümlere göre iyice örtünmüş olacak ve buna benzer tedbirleri almış olacaktır. Ebû Hanîfe demiştir ki : Kadınlar evlerinde oturmalı, namaza çıkmamalıdır,' diye malumat vardır.
Safiler: Genç kadınların ve güzel kadınların namaza çıkmaları mekruhtur. Çünkü onlar için bir fitne korkusu vardır. Fakat diğer kadınların çıkmaları müstahabtır. Süs takınmayan yaşlı kadınların vakit namazlarına gitmelerini, bilhassa bayram namazına çık malarını müstahab görüyorum, demiştir.
M â 1 i k î 1 e r' in görüşü Ş â f i î 1 e r ' in görüşüne yakındır. Ancak onlar yaşlı kadınların gitmelerini müstahab değil, caiz gör müşlerdir.
Hanbeliler: Güzel koku sürünmeden, ziynet ve şühret elbisesini giymeden kadınların namaza çıkmalarında bir beis yoktur, demişlerdir. Onların sözlerinin zahirine göre yaşlı kadınla genç ka din arasında bir fark yoktur.
En-Neyl'de: Kadı lyaz'in dediğine göre Ebû Bekir, Ömer, Ali ve İ bn-i Ömer (Radıyallâhü an hüm) ;
"Kadınların bayram namazına çıkmaları onların üzerinde bulunan bir haktır, demişlerdir11 denilmiş En-Neyl yazan daha sonra Kadınların bayram namazına çıkmaları kayıtsız şartsız mekruhtur, demek tutarsız görüşlerle sahih hadisleri reddetmek olur. Genç kadınları ayırmak da hadislerin sarahatına aykırıdır, demiştir.
El Menhel yazan, en-Neyl'in kavlini naklettikten sonra : Kadınların bu devirde çıkmalarında ve erkeklerle toplanmalarında bulunan sakıncalar açıktır, der"[118]
Bayram Namazının Hükmü
1. Hanefi âlimlerinin en sahih kavline göre. Cuma nama/ı kendilerine farz olanlara bayram namazı vâcibtir.
2. H a n b e 1 i I e re göro bayram namazı erkeklere faiz ı kıfayedir.
C u m h u r' a göre sünnet i müekkededir. El-Menhel'de her grubun delilleri zikredilmiştir:
1309) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle de-
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her iki bayramda kızlarım ve hanımlarım (bayram namazına) çıkarırdı."
Not : Seneddeki râvilerden Haccâc bin Ertat'ın tedlisçiliği nedeniyle bu h« d!sm uyıfhgı Zevâid'de belirtilmiştir, Taberâni de bu hadisi rivayetedir[119]
166 - Bir Günde İki Bayram (Bayram Ve Cuma) Toplandığı Zaman Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1310) İyas bin Ebî Ramla eş-Şâmî (152) (Radtyallâhü ««A/den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :
Bir adam (benim bulunduğum bir mecliste) Zeyd bin Erkam (Ra
nıyaJlahü anh)'a :
Bir günde (toplanan iki bayramı - bayram ve Cuma'yı) Kesti lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in beraberinde geçirdin mi? diye sordu. Zeyd (Radıyallâhü anh) :
Evet, diye cevap verdi. Adam :
Peki efendimiz (o gün) ne yapardı? diye sordu. Zeyd iRadıytü lâhü anh) dedi ki :
Efendimiz, bayram namazını kıldırdı. Sonra Cuma namazı hakkında ruhsat vererek buyurdu ki:
«Cuma namazını kılmak isteyen kılsın.»" [120]
İzahı
Ahmed, Ebû Davûd, Nesâi, Hâkim, îbn-i Buzeyme, Zohebî, Beyhakî ve İbnü'1-Me dini de bunu rivayet etmişlerdir. Râvilerden I y â z ' in adaleti hususundaki ihtilâfı dip notunda belirttim. Bâzı rivayetlerde mânâyı etkilemeyen az lafız farkı vardır.
İki bayramdan maksat, parantez, içi ifâde ile belirttiğim fibi Cuma ve bayramdır. Yâni Ramazan veya Kurban bayramının ilk gü nü Cuma'ya rastladığında hem bayram namazı hem Cuma namazı mı kılınacak? yoksa yalnız bayram namazı kılınacak da Cuma na mazı kılmrmyacak mı? soru bu husustadır.
Zeyd (Radıyallâhü anh)'a soru soran zâtın M u â v i y o bin Ebi Süfyan (Radıyallâhü anh) olduğu Ebû D â-v û d ' un rivayetinde belirtilmiştir.
Cuma'ya bayram denmiştir. Çünkü B e y h a k i' nin Ebû H ü r e y r e (Radıyalâhü anh)'den rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cuma gününün Allah tarafından mü'minlere bayram kılındığını beyan buyurmuştur.
Hadîs, bayram namazında bulunanların o günkü Cuma nama zina gitmemelerinin câizliğine delâlet eder.
El-Menhel yazarı bu hususta âlimlerin görüşlerini izah etmiştir. Özeti şudur :
1 - Hanbeliler Bayram namazını cemaatla kılanlar ü günkü Cuma namazını kılmıyabilirler. Ancak imam Cuma'yı kılmak zorundadır. Çü/ıkü (1311 nolu) hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :*ve biz in9aallah Cuma'yı kılıcılarız.» buyurmuştur, derler.
2 - Mâl i ki le r' den iki rivayet vardır. Bir rivayete göre bayram namazı ile yetinilir. İkinci rivayete göre Cuma namazı sakıt olmaz Kılınması gerekir. Bu rivayet mezhebin meşhur kavlidir.
3 - Ebû Hanîfe'ye göre Cuma namazını kılmak gerekir.
4 - Şâfiîler'e göre şehir halkı Cuma'yı kılmak zorundadırlar. Bayram namazı Cuma namazı yerine geçmez. Fakat şehre yakın köyde oturup şehirde okunan ezan sesini duyanlar, sair Cuma'lara gitmekle mükellef oldukları halde o günkü Cuma namazına gitmekle mükellef değillerdir. Mezhebin meşhur kavli budur. Buna göre Cuma namazına gitmeye mecbur olmayanlar o günkü öğle namazını kılmakla mükelleftirler. Osman (Radıyallâhü anh) ve Ömer bin A b d i 1 a z i z ' in kavli de böyledir."
Ebû Dâvûd ve Nesâî' nin Ata bin Ebi Ra-b â h (Radıyallâhü anh)'dan rivayet ettikleri bir hadîse göre A t â (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:
"(Abdullah) bin Zübeyir [Radıyallâhü anh), bize Cuma gününe rastlayan bir bayram namazını gündüzün evvelinde kıldırdı. Sonra biz Cuma namazına gittik. Fakat İbn-i Zübeyr Cuma namazına gelmedi. Biz de namazımızı (cemaatla değil) tek tek kıldık. İbn-i Ab-bâs (Radıyallâhü anhümâ) o sırada Tâifteydi. Oradan dönünce biz olan durumu kendisine anlattık. Dedi ki: İbn-i Zübeyr (Radıyallâhü anhümâ) sünnete (yâni Efendimizden sabit olan yola) uygun yapmıştır.
Şu halde bayram günü Cuma'ya rastladığı zaman bayram namazında cemaata katılanlar o günkü Cuma namazını kılmakla mükellef değildir, diyen âlimlere göre o günkü Cuma'ya gitmeyenler öğle namazını kılacaklardır.
1311) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü ankümd)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.) şöyle buyurdu, demiştir :
«Sizin bu gününüzde iki bayram toplanmıştır. Artık kim dilerse onun bayram namazı Cuma namazı yerinde de kâfidir. Biz inşa-allah Cuma namazını da kılıcılarız.»
"... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir ve bunun mislini zikretmiştir.Bunun isnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de belirtilmiştir. Ebû Dâvûd kendi süneninde bu hadisi Muhammed bin el-Musaffa'dan bu senedle rivayet etmiştir. [121]
İzahı
Müellif bu hadîsi iki senedle rivayet etmiştir. Birisi t b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh i a, dıgeu Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'a ulaşır. İkisi de merfûdur. Ebû Davud'un /Mu-hammmed bin el-Musaffâ' dan rivayeti E b ü Hüreyre (Radıyallâhü anh) a yine merfû olarak ulaşır.
Hâkim ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.
Bu hadîs de bundan önceki hadîsi teyid eder. Buna ilâveten, bayram namazını kılanların o günkü Cuma namazını da kılmalarının daha iyi olduğuna delâlet eder. Çünkü burada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o günkü Cuma namazını isteğe bağlamakla beraber kendilerinin Cuma'yı kıldıracaklarını bildiriyor. Şu halde kılmamak ruhsattır. Kılmak azimettir. Azimetle amel etmek efdaldır.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hayatta iken iki bayram (bir günde) toplandı. (= bayram, Cuma gününe rastladı). Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), cemaata bayram namazım kıldırdıktan sonra buyurdu ki:
(Bu günkü) Cuma namazına gelmek isteyen gelsin. Gelmeme yi isleyen gelmesin.R:ıvilerden Cübâre ve Mendel zayıf oldukları için senedin zayıflığı bildirilmeli. [122]
167 - Yağmur Olduğu Zaman Bayram Namazını Mescidde Kılmak Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1313) Kluı Hürcyre (RadtyaUâhü anhyûen. Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hayatta iken bir bayram günü halk yağmurdan ıslandı. Bu sebeple efendimiz onlara bayram namazını Mescid'de kıldırdı," [123]
İzahı
Ebü Dâvûd, Beyhaki ve Hâkim de bunu rivayet etmişlerdir. Hadîsteki Mescid ile Mescid-i Nebevi kasdedilmiştir.
Hadis, havanın yağışlı. olması gibi bir mazeret bulunduğu zaman bayram namazının mescidde kılınmasının câizliğine delâlet eder. Bir özür olmayınca açık bir meydanda kılmak sünnettir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Şellem) devamlı surette bayram namazlarını şehrin dışında musallada kıldırmıştır. O'ndan sonra H u lafâ-i Râşidîn de böyle yapmışlardır. Ebû Han îf e, Mâlik, Şafiî ler1 den bir cemâat, Hanbeliler ve Cumhur'un kavli budur. Bunların delillerinden birisi de Beyha-k î' nin Abdullah bin Âmir (Radıyallâhü anh)'den olan şu rivayetidir :
"Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anlı) devrinde bîr bayram günü Medine'deki halk yağmurdan ıslandı ve musallaya gitmekten imtina ettiler. Ömer (Radıyallâhü anlı) cemâati mescidde topladı, onlara bayram namazını kıldırdı. Sonra minbere çıkarak : Ey Omâat 1 Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cemâati musallaya çıkartarak orada onlara bayram namazım kıldırırdı. Çünkü musalla daha kolay ve geniştir. Mescid de cemâati almazdı. Yağış olunca mescîd daha elverişlidir, dedi."
Ş â f i i 1 e r' in bir kısmı, mescid cemâati alabilir genişlikte olursa, bayram namazını mescidde kılmak efdaldır, demişlerdir. Yağış gibi zaruret olmasa da hüküm budur. Çünkü M e k k e' de imamlar hep mescidde kıla gelmişlerdir. Mescid daha şerefli ve daha temizdir, demişlerdir. Bunlara göre mescid cemâati almazsa bayram namazını musallada kılmak efdal olur.
El-Menhel yazarı: "Bu ayrıntıya âit hiç bir delil yoktur. Şev-kani demiştir ki: 'Mescidin cemâati alması ve almaması mücer-red bir tahmindir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in dâima bayram namazlarını musallada kıldırdığını İtiraf etmeye rağmen buna uymayıp bir tahminin peşine düşmek isabetli değildir."
Kuvvetli olan ilk görüştür. Çünkü delilleri kuvvetlidir.
Musalla'nın Mescidden efdal olması hükmünden Mekke'-deki Mescid-i Haram müstesnadır. Çünkü âlimler Mescid-i Haram'da kılmanın efdal oluşu hususunda ittifak halindedirler.
Şafii: Bize şu haber ulaşmıştır : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ve Kurban bayramlarında bayram namazını musallada kıldırırdı. O'ndan sonra gelenler ve M e d i n e ' nin tüm halkı da böyle yapa gelmişlerdir. Diğer şehirlerde de aynı şey ye-pılagelmiştir. Yalnız Mekke halkı müstesna. Çünkü Seleften hiç bir kimsenin Mekke' lilere bayram namazım musallada kıldırdığına dâir hiç bir haber bize ulaşmamıştır, der.
El-Fetih yazarı der ki: Şafii: Bunun sebebi Mekke Mescidinin çok geniş ve Mekke etrafının dar oluşudur, demiştir." [124]
168 - Bayram Günü Silâh Taşımak Hakkında Gelen (Hadîs) Babı
1314) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anhüntâ)'dan; Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (mü'minlere) düşman karşısında olmadıkları müddetçe İslâm memleketlerinde bayramlarda silâh taşımayı yasaklamıştır.Bunun isnadındaki râvi Nail bin Necîh ve İsmail bin Ziyâd'm zayıf oldukları Zevâid'de bildirilmiştir. [125]
İzahı
Bu hadîs zevâid türündendir. Zevâid yazarı bunun iki râvisinin zayıf olduğunu söylemiştir. Ancak bu hususta Sindi şöyle der:
"Buharı kendi sahihinde zikrettiğine göre Hasan e1 Bâsri
= 'Müminler silâh taşımaktan menedilmişlerdir. Düşmandan korktukları zaman müstesna.' demiştir. Ve İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) da Haccâc'a:
'Sen silâhı öyle bir gün taşımışsın ki o gün silâh taşınmazdı.' demiştir.
Buhâri' nin şerhinde e 1 - A y n i' nin zikrettiğine göre Abdürrazzâk mürsel bir isnadla şöyle rivayette bulunmuştur :
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi müminlerin bayram günü silâhla çıkmalarını yasaklamıştır."
Sindi yukardaki nakilleri yaptıktan sonra: Bu, gösteriyor ki mezkûr hadisin isnadı zayıf ise de bir aslı vardır, demiştir."
Buhâri' nin 'Bayramda ve harem'de silâh taşımanın mek-ruhluğu' babında şârih e 1 - A y n i şöyle demiştir :
"Bayram günü silâh taşımanın mekruhluğu, silâhı iftihar için taşıyan ve cemaata eziyet etmekten emin olmayan kimseler hakkındadır. Şeyhimiz de böyle demiştir. Kimseye eziyet etmiyeceğine güvenen ve iftihar vesilesi yapmayıp cihâd'a hazırlanmak için idman ve eğitim maksadıyla taşıyan hakkında değildir. Çünkü 'Bayram günü hirab ve darak' babında rivayet olunan hadîsler bayram günü mızraklar ve kalkanlarla oynamanın meşruluğuna delâlet ederler.164. bâbta rivayet edilen hadisler de bayram namazında mız-rakı sütre etmenin meşruluğuna delâlet ederler." [126]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1. İslâm memleketinde bayram günlerinde başkalarını rahatsız edecek tarzda veya böbürlenmek niyetiyle silâh taşımak yasaktır.
2. Düşman karşısında olunduğu takdirde silâh taşımak bayram gününde de meşrudur. [127]
169 - Her İki Bayramda Boy Abdestı Almak Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1315) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâU'dan: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fıtır bayramı günü ve kurban bayramı günü boy abdesti alırdı.Bunun senedindeki râvilerden Cübâre ve Haccâc bin Temîm'in zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir.
1316) EI-Fakîh bin Sa'd — ki sahâbİHk şerefine mazhar olmuştu — (Radıyallâhü anh)[128] şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fıtır bayramı günü, kurban bayramı günü ve arefe günü boy abdesti alırdı. (Râvi demiştir ki) el-Fâkih de bugünlerde boy abdesti almayı ev halkına emrederdi." Not : Bunun senedindeki râvi Yûsuf bin Hâlid hakkında, İbn-i Mûin'in : 'O, kezzab'tir, habistir, zındıktır' dediği Zevâid'de bildirilmiştir.
Sindi de : 'Ben derim ki, Yûsuf'u tekzib edenler çoktur. Ibn-i Hİbban'ın dediğine göre hadis uydururdu,' demiştir. [129]
İzahı
Bu bâbta rivayet olunan iki hadîsin Zevâid türünden olduğu ve senedlerinin zayıflığı notta belirtilmiştir.
Hadisler Ramazan bayramı ve Kurban bayramı günlerinde gusletmenin meşruluğuna delâlet ederler. İkinci hadîs Arafe yâni Kurban bayramından bir önceki günde gusletmenin meşruluğuna delâlet eder.
El-Fıkh Ale'l-Mezahib'te beyân edildiğine göre her iki bayram günü gusletmek Hanefi, Şafii, Mâlik ve Hanbelî mezheblerine göre sünnettir. Ayrıntılı bilgi için oraya müracâat edilebilir. [130]
170 - Her İki Bayram Namazı Vakti Hakkındaki Bâb
1317) Abdullah bin lîüsr (Ruıhyallâhu <ıtıhümö)'âan rivayet edildiğine göre :
Kendisi Ramazan veya Kurban bayramı günü cemaatla beraber (musallaya) çıkmış da, imamın gecikmesine karşı çıkarak: Biz (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bu saatta şüphesiz bayram namazından çıkmış olurduk. O saat, nafilenin kılınabileceği (ilk) vakittir, demiştir." [131]
İzahı
Ebû Dâvüd, Hâkim, Tabarâni ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir.
Olayın Ramazan veya Kurban bayramında olduğu hususundaki tereddüt râviye aittir.
Sahâbi olan Abdullah bin Büsr (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra bir bayram günü namaz için musallaya çıkmış, imam bayram namazını ilk vaktinden tehir etmiş, bunun üzerine Abdullah (Radıyallâhü anh) imamın bu hareketine karşı çıkmıştır.
Hadisin : cümlesi Abdullah (Radıyallâhü anh)'in sözundendir. Bu cümledeki 'Teşbih' kelimesi ile nafile namaz veya kuşluk namazı kasdedilmiştir. Bilindiği gibi güneş doğarken nafile namaz kılınmaz. Güneş bir mızrak boyu kadar yükselince nafile kılınabilir. Bu vakit nafilenin kılınabileceği ilk vakittir. Abdullah (Badıyallâhü anh) 'in işaret ettiği saat nafilenin kilınabileceği ilk vakittir. Yâni bayram namazının ilk vakti, nafile namazının ilk vaktidir.cümlesi Abdullah (Radıyallâhü anh)'ın râvisi Yezid bin Humeyr (Radıyallâhü anhJ'a âit olabilir. Yâni Abdullah (Radıyallâhü anhJ'ın işaret ettiği saat nafilenin kılınabileceği ilk saattir.
Bayram namazının ilk vaktinin, güneş doğduktan sonra nafile namazının kılınabileceği ilk vakit olduğu hususunda icmâ vardır.
El-Bahır yazarı: Bayram namazının ilk vakti güneşin etrafa yayıldığı zamandır. Güneşin semânın ortasına çıkacağı zamana kadar bayram namazı kılınabilir. Bayram namazı vakti hakkında her hangi bir ihtilâfı bilmiyorum, demiştir. [132]
Bayram Namazının En Faziletli Vakti
Kurban bayramı namazını, güneşin bir mızrak boyu kadar çıktığı vakitte kılmak efdaldır. Bunun erken kılınmasının hikmeti şudur: Kurban bayramı günü bir şey yemeden bayram namazına çıkmak efdaldır. Fazla gecikme nedeniyle, bâzı kimselerin acıkmaktan dolayı rahatsız olmaları muhtemeldir. Erken kılınırsa herkes zamanın da evine döner, kurban kesecek olanlar kurbanlarını keserek ondan yerler. Kesmeyenler de kahvaltı ederler.
Ramazan bayramı namazı ise; güneş iki mızrak boyu kadar yükselince kılınmalıdır. Efdal olanı budur. Bu gecikmenin hikmeti ise, Ramazan bayramı günü namaza çıkmadan önce bir şey yemek sünnettir. Acıkmadan mütevellit eziyet duymak söz konusu değildir. Fitresini vermemiş olanlara namazdan önce fitre çıkarmaları için bir fırsat ve imkân vermektir.
Hanefi, Şafiî ve Mâliki mezheblerinin kavli budur. Bunların bir delili e 1 - H â f i z ' m et-Telhîs'te zikrettiği ve Amr bin Hazm'ın Cündüb (Radıyallâhü anh) 'ten rivayet ettiği şu hadistir:
= ... -Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize fıtır günü, güneş iki mızrak boyu kadar yüksek iken ve kurban bayramı günü güneş bir mızrak boyu kadar yükselmişken namaz kildırırdı.»
M â 1 i k İ 1 e r' e göre her iki bayram namazı için en efdal vakit güneşin bir mızrak boyu kadar yükseldiği vakittir. [133]
171 - Gece Namazını İki (Şer) Rek'at Kılmak Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1318) (Abdullah) bin Ömer (Radtyalâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin namazı ikişer ikişer (rekat) kılardı."
1319) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü a«A«wd)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Gece namazı ikişer ikişer (rek'at)dır.»"
Abdullah bin Büsr (R.A. )'ın Hâl Tercemesi
Abdullah bin Büsr bin Ebi Büsr el-Mâzinl Ebû Büsr sahâbl oğlu sahâbl'dir. Hadîslerinden birer tMiesini Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir. Râvîleri,, Ye-zid bin Humayr, Muhammed bin Ziyâd el-İlhani ve Ebü'z-Zâhiriyye'dir. Başka râ-vileri de vardır. Hicretin 88. yılı vefat etmiştir. 96. yılı vefat ettiğini söyleyenler de vardır. Şam'da vefat eden son sahâbî'dir. (Hulâsa, Sah. 292)
1320) İbn-i Ömer (Radıvolâkü anhiimâ)'dan; Şöyle demiştir:
Gece namazı(nın kaçar rekatından selâm verileceği) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKe soruldu. O buyurdu ki:
«(Kişi,) ikişer ikişer (rekat) kılar. Şafakın doğmasından korkacağı zaman bir rek'at vitir kılar (veya bir rekatla o gece namazını îekleştirir.)
1321) (Abdullah) bin Abbâs (Raâıyailâhü ankümâ)'dan: Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), geceleyin namazı ikişer rek'at kılardı." [134]
İzahı
Gece namazının ikişer rek'at. olarak kılınması hakkında müteaddit senedlerle rivayet edilen İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhl'ıa hadîsi benzer lafızlarla Kütüb-i Sitte'nin tümünde rivayet olunmuştur. İlk hadîs ayni senedle müellifin 'Bir rek'atla vitir kılmak1 babında 1174 numara ile geçmiştir. Oradaki metnin sonunda; f*Sji jiHJ — «ve bir rek'at vitir kılar» ziyâdesi vardır. Geniş izah için oraya müracaat edilebilir.
İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın 1319 nolu hadîsi Kütüb-i Sitte'nin tümünde rivayet edilmiştir.
Bu bâbta ve bundan sonraki bâbta rivayet olunan hadislerde geçen : (^ta = "ikişer rek'at" kelimesi te'kit için iki defa tekrarlanmıştır. Bunun mânâsı her iki rek'atın sonunda selâm vermektir. Çünkü Müslim ve Ahmed'in Ukbe bin Haris tarikiyle İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'dan olan rivayetlerinde :
= "İkişer ikişer sözü ile ne kastedildiği İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'ya sorulmuş?" O da:
Her iki rek'atın sonunda selâm verirsin" diye cevap vermiştir, deniliyor.
1320 nolu İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini B u -hârî, Müslim, Mâlik, Ebû Dâvûd, Nesâî ve T a h a v î de rivayet etmişlerdir. T i rm izi de bunun benzerini el-Leys târiki ile İbn i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir.
İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhl'ın hadîsini Nesâî de rivayet etmiştir.
Bu bâbtaki hadîsler geceleyin kılınan nafile namazında her iki rek'atın sonunda selâm vermenin sünnet olduğuna delâlet eder.
El-Menhel yazarının beyânına göre el-Hâf iz şöyle demiştir: 'Cumhur, bu hadîslerdeki : ^^° y~* ifâdesini her iki rek'atın sonun-
da selâm vermek şeklinde yorumlamış ve böyle kılmanın efdal olduğu beyan edilmiş, demiştir. (Yâni bu hadîsler, gece namazının her iki rek'atından sonra selâm vermenin daha efdal olduğunu beyan etmiş olur.)
Hadîsler, her iki rek'atın sonunda selâm vermenin daha kolay ve hafif olduğunu bildirerek böyle de kılınabileceğini beyan için olabilir.
Mâlik, Şâfıi, A h in e d , Ebü Yûsuf ve Mu-h a m m e d bu hadîsleri ve benzerlerini delil göstererek gece namazının her iki rek'atından sonra selâm 'efdal olduğuna hükmetmişlerdir. Bundan sonra gelen bâbta âlimlerin görüşleri ayrıntılı olarak bildirilecektir. [135]
172 - Gece Ve Gündüz (Nafile) Namazın İkişer İkişer (Rekat) Kılınması Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
1322) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : -Gece ve gündüz (nafile) namazı ikişer ikişer (rek'at)dır.»" [136]
İzahı
Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, îbn-i Hibban, îbn-i Huzeyme ve Dârekutni de bunu rivayet etmişlerdir.
Bu hadise göre gündüz nafilelerinde de gece nafileleri gibi iki şer rek'atin sonunda selâm vermek daha efdaldır. Ancak bunu İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet eden N â f i ' Abdullah bin Dinar ve bir cemâatin rivayetinde; jl^Jlj = «ve gündüz...» kaydı yoktur. Yalnız Ali e 1-E z d i ' nin İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den olan rivayetinde bu ziyâde vardır. Bu konuda İbn-i Abdi'1-Berr şöyle der:
*ve gündüz...» kaydını Alî e 1-E z d î' den başka hiç kimse îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmemiştir. Üstelik bu kayda itiraz etmişlerdir. Yahya bin Muin bunu zayıf sayarak: Nâfi Abdullah bin Dinar ve bir cemâat bu hadîsi; kaydı olmaksızın İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişler, demiştir. N e s â i de : Bu hadîsin senedi güzeldir. Fakat İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in arkadaşlarından bir cemâat e 1 - E z d i' ye muhalefet ederek;
jlfjlj ziyâdesini zikretmemişlerdir, der.
İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibbân ve el-Hâkim bunu sahih görmüşlerdir. B e y h a k î de : 'Bu hadîs sahihtir, A 1 î e 1 E z d i' yi Müslim hüccet saymıştır. Sika râvinin ziyâdesi makbuldür. Buharı' den bu hadîsin durumu sorulunca : Bu hadîs sahihtir, diye cevap vererek e 1 - E z d î' nin tarikiyle bunu rivayet etmiş ve: Bu hadîs Muhammed bin Şîrîn târikiyle de İ h, n-i Ömer (Radıyallâhü anhJ'den merfu' olarak rivayet edilmiş, bunun senedindeki râvüerin tümü sika zâtlardır, demiştir.' der."
Hadîsin başka senedleri ve şâhidleri vardır. El-Hâf iz bunların bir kısmını et-Telhîs'te zikretmiştir. [137]
Gece Ve Gündüz Nafilelerinin Kaçar Rek'atından Sonra Selâm Verileceği Hususunda Âlimlerin Görüşleri
1. Hanefîler' den Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre gece namazında her iki rek'atin sonunda ve gündüz nafilelerinin her dört rek'atından sonra selâm vermek efdaldır.
2. Ebû Hanife ' ye göre gece ve gündüz nafilelerinin her dört rek'atından sonra selâm vermek daha efdaldır.
Ebû Hanîfe' nin -delillerinden birisi Müslim 'in M u â z (Radıyallâhü anh) 'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:
"Muâza (Radıyallâhü anh) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazını kaç rek'at kılardı? diye sormuş. Âişe (Radıyallâhü anhâ) :
Dört rek'at kılardı ve Allah'ın dilediği kadar fazlalaştırırdı, diye cevap vermiştir."
Diğer bir delili de Ebû Dâvûd'un Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir :
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazı hakkında Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya soru sorulmuş, kendisi şöyls cm-inp vermiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını cemaatla kıldıktan sonra aile efradının yanına dönerdi. Dört iâk'aı (nafile) kıldıktan sonra yatağına girerdi."
Hanefî âlimleri bu bâbta rivayet edilen İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsine yukarıda anlatılan gerekçe ile cevap yermişlerdir.
3. Şafii ve Ahmed'e göre tüm nafilelerde her iki rek'atin sonunda selâm vermek efdaldır. Bunların delillerinden birisi îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in buradaki hadîsidir. Buhâri; "Nafile namaz ikişer rek'attır" babında şöyle der :
"Ammâr, Ebû Zerr, Enes, Câbir bin Zeyd, İkrime ve Zühri' nin tüm nafilelerde her iki rek'atm sonunda selâm vermenin efdal olduğunu söyledikleri zikredilmiştir. Yahya bin Saîd el-Ensâri demiştir ki: Memleketimizde benim yetiştiğim bütün fıkıhçılar gündüz nafilelerinde her iki rek'atten sonra selâm verirlerdi."
4. Mâliki mezhebine göre bütün nafilelerde her iki rek'attan sonra selâm vermek matlubtur. Dört rek'atın sonunda selâm ver mek ise mekruhtur. El-Menhel yazarı âlimlerin görüşlerine mesned olan riolMleri "Gündüz namazı" babında zikretmiştir.
1323) Ûmmü Hanİ' binti Ebî Talih[138] (KadtyaUâhü anhâ)'<\an: Şöyle demiştir :
lU'sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ (Mekke'nin) fetih günü kuşluk nafilesini sekiz rek'at kıldı. Her iki rek'attan (sonra) selâm verdi." [139]
İzahı
Ebû Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Mekke fethi hicretin 8. yılı Ramazan ayında olmuştur. Sübhatüddüha: Kuşluk namazı demektir.
Hadîs, kuşluk namazının sekiz rek'at olduğuna, bunu kılmanın ve her iki rekatın sonunda selâm vermenin müstehablığına delâlet eder. Hadîs gündüz nafilelerinin her iki rek'atinden sonra selâm ver menin efdal olduğunu söyleyenler için bir delildir.
Bâzıları Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in fetih günü kıldığı namazın fetih namazı olduğunu söylemişler ise de, bu hadis bunu reddeder. Çünkü kılınan namazın kuşluk namazı olduğu burada tasrih edilmiştir.
1324) Ebû Saîd (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
-(Nafilede) Her iki rek'atte selâm vermek vardır.»"
Râvi Ebû Süfyân es-Sa'dî'nin rivayetinin zayıflığı üzerinde âlimlerin-ittifak ettiklerini îbn-i Abdi'l-Berr'in söylediği Zevâid'de bildirilmiştir.
1325) El-Muttalib yâni İbn-i Ebî Vedâa[140] (RadıyaUâhii anh)'-den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
Bu duruma göre İbn-i Mâceh'in kastettiği râvi sahâbî olan el-Muttalib bin Rabia (R.A.)'dır.
-Gece namazı ikişer ikişer rek'attır. Sen her iki rek'atta teşeh-hüd okursun. Fakr-u zaruratını yalvararak açıklarsın, yoksulluğunu zilletle dile getirirsin. (Namazdan sonra) duâ ederken ellerini kaldırırsın ve Allahım bana mağfiret eyle, dersin. Kim bunu yapmazsa onun namazı (ecir ve fazilet bakımından) noksandır.»" [141]
İzahı
Ahmed, Tirmizî, Ebû Dâvûd. Dârekutni ve B e y h a k i de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Hadisteki : ifâdesinin mânâsının, İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) tarafından açıklandığına göre her İki rek'atın sonunda selâm yermek olduğu 1321 nolu hadîsin izahında anlatılmıştır. Bu duruma göre bu hadîs de gece namazında efdal olanın her iki rek'attan sonra selâm vermek olduğunu beyan etmiş olur.
El-Menhel yazarının beyanına göre maksad her iki rekatta te-şehhüdü okumak olabilir. Bu takdirde; cümlesi; ifâdesinin açıklaması olmuş olur.
Bu hadiste geçen bâzı fiilleri açıklayalım :fiilleri muzâri fiilleridir. Muzâraat harfi olan; «Te» hafifletmek için atılmıştır. Bunların aslı ve mânâsı şöyledir :teşehhüd okursun "fakirliğini açıklarsın."
Bu fiil bazı rivayetlerde ; diye geçer.
Bunun masdarı olan "Bü's" şiddetli ihtiyaç ve fakirliktir. Fakirliği dile getirmektir. Kamusta "Tebaüs" fakirliği göstermektir. Huşu ve yalvarmak anlamında da kullanılır. Burada bu mânâ kasdedilmiştir.
"zilletini ve haklrliğini açıklarsın. "Duâ ederken ellerini kaldırırsın."
"noksanlıktır." Burada noksandır, mânâsı kasdedilmiş-tir. Yâni o namaz hususuz ve tavâzusuz kılındığı takdirde sahih olmakla beraber sevap ve fazilet yönünden noksan sayılır. [142]
173 - Ramazan Ayı Kıyam (= Teravihle İhyası) Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı
Kıyam: Ramazan gecelerini ibâdetle ihya etmek veya teravih namazını kılmak demektir. Bu bâbta rivayet edilen hadîslerde geçen bu kelime ve bundan türeme fiillerin sözlük mânâsı kalkmak, ayakta durmak ve düzelmek gibi işlerdir. Burada kastedilen mânâya gelince, âlimlerin çoğu bunu teravih namazını kılmak anlamında yorumlamışlardır. Bâzıları da bunu Ramazan gecelerini ibâdet ve taat-la ihya etmek mânâsına yorumlamışlardır.
E1 - H â f ı z , el-Fetih'te: " N e v e v i, kıyamı teravih namazını kılmakla yorumlamıştır. N e v e v i' nin maksadı, teravih namazını kılmakla Ramazan kıyamı ve bunun için vâdedilen sevabın hâsıl olduğunu ifâde etmektir. N e v e v İ , Ramazan kıyamının teravih namazından başka ibâdetlerle oluşamıyacağını söylemek istememiştir. Böyle bir maksadı yoktur. Fakat e 1 - K i r m a n i, bunu garipsiyerek demiş ki: 'Âlimler, Ramazan kıyamı ile teravih namazının kastedildiği hususunda ittifak etmişlerdir,' diye bilgi verir."
Hadislerdeki kıyam kelimesi kayıtsız olarak geçtiğine göre bu kelimeyi mutlak mânâya yorumlamak yâni Ramazan gecelerini ibâdet ve taatla ihya etmek diye açıklamak daha uygundur, diyenler vardır. El-Menhel yazarı da buna taraftardır.
Âlimlerin çoğu Ramazan kıyamını teravih namazını kılmak şeklinde yorumladıkları için hadîsleri terceme ederken kıyamı, teravih namazını kılmak diye terceme etmek mümkündür. Ancak bu kelimenin. Ramazan gecelerini ibâdetle ihya etmek diye yorumlanabileceğini hatırdan çıkarmayı hatırlatmak isterim.
1326) Ebû Hüreyre (Radıyailâhü anh)âen rivayet edildiğine güre: Resûlullah (SallaÜakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
-Kim inanarak ve sırf Allah rızasını dileyerek Ramazan orucunu tutar ve gecesini teravihle (veya başka ibâdetle) ihya ederse, onun geçmiş günahı bağışlanır.»" [143]
İzahı
Mâlik. Kütüb-i Sitte sâhibleri ve B e y h a k i bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Hadisin; kelimesi: "Allah ve Resulüne inanarak" veya "Ramazan orucunun hak oluşuna ve bu ibâdeti îfa etmek sonucunda kazanılacak sevaba âit ilâhî müjdeye inanarak" diye yorumlanmıştır. Her iki mânâ muhtemeldir.
Hadisin; kelimesi :
"Her çeşit riya ve gösterişten uzak ve tam bir İhlâsla Allah'ın rızasını dileyerek" diye yorumlanmıştır.
Hadîsin : "... Ramazan orucunu tutar..." cümlesinden maksat Ramazan ayı boyunca oruç tutmaktır. Özürsüz olarak Ramazanın bir gününü bile oruçsuz geçiren kimse için mezkûr sevab yoktur. Özre binaen oruç tutamayıp, tutamadığı günleri kaza eden veya şer'î hükümler çerçevesinde fidyesini ödeyen kimse ise mezkûr sevabı kazanır. Tıpkı ayakta duramadığı için oturarak namaz kılan gibi. Çünkü buna ayakta namaz kılanın sevabı vardır.
Hadisin zahirine göre, îman ve ihlâsla Ramazan orucunu tutup gecelerini ibâdetle ihya edenin geçmiş küçük, büyük tüm günahları bağışlanır. El-Menhel yazarının beyânına göre İbnü'l-Münzir böyle hükmetmiştir. Fakat Nevevî, Müslim'in şerhinde : 'Fıkıhçılarca bilinen meşhur görüş bu hükmün küçük günahlara mahsus olup büyük günahlara şümullü olmamasıdır. Bâzılarına göre eğer küçük günah yoksa büyük günahların cezası hafifletilir', demiştir.
Ramazan gecelerini ihya etmekten maksat, gecenin tamamını ibâdetle geçirmek değildir. Gaye gecenin bir kısmını ibâdetle geçirmektir. Nitekim kıyamı teravihle yorumlayanların görüşüne göre teravih namazını kılan kimse geceyi ihya etmiş sayılır.
1327) Ebû Xerr(-ı Gıfarî) (Radıyallâhü anh)"den: Şöyle demiştir: Biz ResûluUah (Salla'lahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber bir Ramazan (ayı boyunca) oruç tuttuk. (Ramazan ayından) yedi gece kalıncaya kadar hiç bir gecesinde bize teravih kıldırmadı (veya) geceyi ihya ettirmedi. (Ay sonundan başına doğru) yedinci gece olunca yaklaşık olarak gecenin üçte birisi geçinceye kadar bize teravih kıldırdı. (Veya gecenin o kısmını ihya ettirdi.) Sonra o geceyi takip eden (sondan) altıncı gece oldu. (Ama) onda teravih kıldırmadı. Nihayet (sondan) beşinci gece oldu. (Ondan) yaklaşık gecenin yarısı geçinceye kadar bize teravih kıldırdı. Ben:
Yâ Hesûlallah! Bu gecemizin kalan yarısını da ihya etmemizi buyurmanızı temenni ediyoruz, dedim. Buyurdular ki:
"Şüphesiz, imam namazdan dönünceye kadar onunla beraber (yatsı farzını ve) teravihi kılan kimsenin bu ibâdeti bir geceyi (tamamen) ihya etmeye denk olur."
Sonra o geceyi izleyen (sondan) dördüncü gece oldu da teravih kıldırmadı. Nihayet, onu takip eden (sondan) üçüncü gece oldu. O, (muhterem) eşlerini ve yakınlarını topladı. Cemâat da toplandı. Ebû Zerr (Radıyallâhü anh) demiştir ki efendimiz o gece, bize kıldırdığı teravihi o kadar uzattı ki biz sahur yemeğini kaçıracağımızdan kork-tuk. Denilmiş ki: Felah nedir? Ebû Zerr (Radıyallâhü anh) : Felah, sahur yemeğini yemektir, diye cevap vermiştir. Ebû Zerr (Radıyallâhü anh) demiştir ki; O geceden sonra efendimiz Ramazan ayının kalan iki gecesinde bize teravih namazından hiç bir şey kıldırmadı." [144]
İzahı
Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi, Tahavi, Hâkim ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Tirmizi ve Ha-k i m bunun sahih olduğunu da belirtmişlerdir.
Hadisteki 'Kıyam1 kelimesini teravih namazını kılmak anlamında terceme ettim. Bir önceki hadisin izahında belirttiğim gibi bu kelimeyi 'Geceyi ibâdetle ihya etmek' anlamında yorumlamak mümkündür.
Araplar günleri hesablarken ay sonunu esas alırlar. Onun içindir ki Ebü Zerr (Radıyallâhü anh) Ramazan ayının son yedi gecesini ilkine yedinci, ikincisine altıncı, üçüncüsüne beşinci... demiştir.
Arabi ayların bazen 29, bazen 30 gün olduğu bilinmektedir. 28 veya 31 olması ihtimâli yoktur. Çünkü Arabi aylar gök ayının yenilenmesi esâsına bağlıdır. Şu halde her ayın 29 günü doldurması kesindir. 30. gün şüphelidir. Şüpheli günü hesaba katmamak gerektiği için Ebü Zerr (Radıyallâhü anh)'in dediği yedinci gece Ramazanın yirmi üçüncü gecesi, altıncı gere Ramazanın yirmi dördüncü gecesi, beşinci gece, Ramazanın 25. gecesi, üçüncü gece, Ramazanın yirmi yedinci gecesi ve kalan geceler Ramazan'ın yirmi sekiz ve yirmi dokuzuncu gecesi olmuş olur.
Hâl böyle olunca bu hadis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in Ramazan ayının yalnız yirmi üç, yirmi beş ve yirmi yedinci gecelerinde teravih namazını kıldırdığına veya bu geceleri cemaata ihya ettirdiğine, ibâdeti Ramazan'ın 23. gecesi, gecenin üçte birisine, 25. gecesi gecenin yarısına ve 27. gecesi şafaka yakın bir zamana kadar uzattığına delâlet eder.
Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) muhterem eşlerini ve yakınlarını da teravih namazı için toplamıştır. Büyük bir cemaata teravih kıldırmıştır.
Ebü Zerr (Radıyallâhü anh) yirmi beşinci gecenin tamâmını ihya etmek arzusunu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e arzetmiş, efendimiz de yatsı ve teravih namazlarını imamla beraber kılan bir kimsenin sevabının o gecenin tümünü ihya edenin sevabına denk olduğunu müjdelemiştir.
Hadisin : cümlesinin mânâsı budur. Yalnız yatsı namazını imamla beraber kılanın sevabı ise yarım gecenin ihyâsına denk olur. Çünkü Müslim, Mâlik, Ti r-mizi ve Ebü Davud'un Osman bin Affân (Ra-dıyallâhü anh)'dan merfû olarak rivayet ettikleri bir hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
= «Kim yatsı namazını cemaatla kılsa gecenin yarısını ibâdetle ihya etmiş gibi olur. Kim yatsı ve sabah namazlarını cemaatla kılsa bir geceyi ibâdetle ihya etmiş gibi olur.»
Felah: Kurtuluş, mutluluk, zafere kavuşmak, devamlı kalmak ve sahur yemeğini yemek gibi müteaddit mânâlara gelir. Burada son mânânın kastedildiği E b û Z e r r (Radıyallâhü anh) tarafından ifâde edilmiştir. Bu kelimenin mânâsını soran zâtın hadis râvisi Cüb e y r (Radıyallâhü anh) olduğu Ebû Davud'un rivayetinde tasrih edilmiştir.
Suhür: Sahur yemeğini yemektir.
Sahur: Sahur vaktinde yenen yemekler ve içilen içeceklerdir.
El-Menhel yazan şöyle der :
"Teravih namazının camide cemaatla kılınmasının evde kılınmasından efdal olduğuna hükmeden cumhur bu hadisi delil göstermiştir. Bu hadîs Nesâi ve Tabarânİ1 nin Zeyd bin Sâ-b i t (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri :
-Farz namaz hâriç, en faziletli namaz adamın kendi evinde kıldığı namazdır.» hadisinin hükmünü husûsileştirmiştir. Yâni teravih namazı da farz namaz gibi bu hadisten istisna edilmiştir.
Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in teravih na mazını aralıklı üç gece kıldırdığını ifâde eder.
Cumhurun bir delili de Ömer (Radıyallâhü anh)'ın, diğer sahâbilerin ve onlardan sonra gelenlerin teravih namazını camilerde ve cemaatla kılmalarıdır.
Mâlik, Ebû Yûsuf, Şâfiiler'in bir kısmı ve diğer bâzı âlimler Z e y d (Radıyallâhü anh) 'in yukardaki hadisini delil göstererek teravih namazını evde tek başına kılmanın efdal olduğuna hükmetmişlerdir. Tahavi bu kavli î b n - i Ömer, İbrahim Nahaî, İshak bin Süveyd, Urve, Saîd bin Cübeyr, Kasım, Salim, Nâfi ve başkalarından naklederek : Bu zâtların hepsi Ramazan ayında evde kılmayı imamla kılmaya tercih etmişlerdir. Doğrusu da budur, demiştir. Cumhur ise, yukarıda da anlattığım gibi Z e y d (Radıyallâhü anh)'m hadisini bayram namazı gibi cemaatla kılınması meşru kılınan sünnetlerden başka nafilelere tahsis etmiştir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in teravih namazını Me s c i d-i N e b e v i' de cemaatla kıldığı sabittir. [145]
Teravih Namazı Kaç Rekattır ?
Teravih namazının rek'at sayısı hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır. El-Menhel yazarı bu ihtilâfı ve her grubun delillerin zikretmiştir.
Hanefî, Şafiî, Hanbelî âlimleri, meşhur kavline göre Mâlik, Dâvûd ve bir çok âlim teravih namazının yirmi rek'at olduğuna hükmetmişlerdir. Her iki rek'atın sonunda selâm verilmeli ye her dört rek'attan sonra kısa bir istirahat oturuşu yapılmalıdır, istirahatlar nedeni ile teravih ismi verilmiştir. Çünkü TerâulF kelimesi 'Tervîha'nın çoğuludur, Tervîha: Asıl mânâsı : rahatlamaktır. Sonra teravih namazının dört rek'atına bu isim verilmiştir. Çühkü bunun arkasında istirahat için biraz oturulur.
Bu grubun delillerinden birisi Beyhakî1 nin sahih bir is-nad ile es-Sâib bin Yezid (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu haberdir: "Sahâbîler, Ömer, Osman ve Ali (Radıyallâhü anhüm) devirlerinde teravih namazını yirmi rek'at olarak kılarlardı."
T i r m i z i de: Âlimlerin ekserisi, teravih namazının yirmi rek'at olduğuna dâir Ömer (Radıyallâhü anh), A 1 i (Radı-yallâhü anh) ve başka sahâbîlerden rivayetler üzerinde karar kılmışlardır, demiştir.
Teravih namazının 8, 10, 16, 24, 34, 36 ve 40 rek'at olduğuna dâir görüşler de vardır.
İbn-i Abdi'l-Berr: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den teravih namazının rek'at sayısı hakkında bir tahdid vâ-rid olmamıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) zamanında ve Ömer (Radıyallâhü anh)'m devrinin ilk zamanlarında 8 ve 10 rek'at kılındığına dâir rivayetle amel etmek efdaldır. Bundan sonra efdal olanı Ö m er (Ra-dıyallâhü anh), Osman (Radıyallâhü anh ve Ali (Radıyallâhü anh) in zamanlarında uygulanan yirmi rek'at olarak kılmaktır, Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) H u 1 e f â - i R â -ş i d i n ' in sünnetine sıkı sarılmayı emretmiştir, der.
Teravih namazı, yatsı namazı ile şafak'a yakın zaman arasındaki süre içinde kılınır. Cumhura göre en efdalı yatsının son sünnetinden sonra ve vitirden önce kılınmasıdır. Hanefiler'e göre te-râvih'in vakti yatsı namazı ile vitir namazı arasıdır.
Teravih namazı diğer namazlardan farksız olduğu için namazın sünnetlerini ve adabını ihlâl edici bir hızla kılınmamalıdır. Bunu acele bitirmeye maalesef bâzı imamlar ve bir kısım cemâat âdeta yarışırlar. Hattâ bazen tâdil-i erkân bile terkediliyor ki namazın ifsadına kadar gidilmiş olur. Allah cümlemize şuur ihsan eylesin.
1328) En-Xadr bin Şeyban [146] (Radıyallâhü ank)'den ; Şöyle demiştir:
Ben Abdurrahman (bin AvIVin oğlu Ebû Seleme (Radıyallâhü anhümâ)'ya rastladım ve:
Ramazan ayı hakkında babandan dinlediğin bir hadisi bana zikret, dedim. Ebû Seleme (Radıyallâhü anh) : Peki. Babam bana anlattığına göre Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayını anlatarak şöyle buyurmuştur:
«(Ramazan ayı) Öyle bir aydır ki Allah Teâlâ, onun orucunu üzerinize farz kıldı. Ben de onun kıyamım gecelerini teravih (veya başka ibâdetle ihya etmeyi) sünnet kıldım. Artık kim inanarak ve sırf Allah rızâsını diliyerek orucunu tutar ve gecelerini teravih (veya başka ibâdet) le ihya ederse, anası kendisini doğurduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur.»" [147]
İzahı
N e s â i de bunu rivayet etmiştir.Hadis, Ramazan orucunun faziletini ve gecelerini ibâdetle ihya etmenin sünnet olduğunu, orucunu tutup gecelerini ihya edenin günahlardan temizleneceğini ve anasından yeniden doğan çocuk gibi günahsız hâle geleceğini hükme bağlamıştır.
Hadisin bir kısmı 1326 nolu hadise benzediği için bununla ilgili açıklayıcı bilgi edinmek istiyenler oraya müracaat etsinler. [148]
174 - Gece İbâdetine Kalkmak Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
Ebû Seleme (R.A.)ın Hâl Tercemesi
Ebû Seleme bin Abdirrahman bin Avf ez-Zühri el-Medeni büyük bir âlimdir. Amr bin Ali, onun adı yoktur, demiş ise de et-Tehzîb'te adının Abdullah olduğunu söyleyenler vardır. Bâzıları isminin İsmail olduğunu söylemiştir. Bâzıları da adı ile künyesi birdir, demişler, diye bilgi verilmiştir. Ebû Seleme <R.A.) babasından, Üsâme bin Zeyd (R.A.)'den Ebü Eyyub-ı Ensâri (R.A.)'den ve bir cemaattan rivayette bulunmuştur. Kendisinden de oğlu Ömer. ürve. el-A'rac, Satıl. Zührİ ve bir cemâat rivayet etmiştir, İbn-i Sa'd O. sıka, fıkıhçı ve hadisleri çok İdi. El-Hâkim Ebû-Abdillah onun fukaha-i Şeb'adan birisi olduğunu nakletmiştir, der. Hicretin 94. yılı vefat etmiştir. El-Fellâs'ın dediğine göre 104. yılı vefat etmiştir. (Hulasa : 451)
1329) Ehû Hüreyre (Radıyallâhü ank)Wen rivayet edildiğine göre; .Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«(Sizden birisi uyuyunca) şeytan geceleyin onun ensesine üç düğümlü bir ip bağlar. O kimse uyanıp Allah'ı anarsa bir düğüm çözümlenir. Kalkıp abdest aldığı zaman bir düğüm (daha) çözülür. Namaza durduğu zaman bütün düğümler çözümlenir. Artık (gece namazına kalkan) o kimse, düğümü çözük, hafif, gönlü hoş ve hayra ulaşmış olarak sabahlar. Eğer (Allah'ı anmayı, abdest almayı ve namaz kılmayı) yapmazsa, uyuşuk, gönlü habis ve hiç bir hayra ulaşmadığı bir halde sabahlar.»" [149]
İzahı
Mâlik, Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd ve Ne-s â i de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Kâfiye: Bir şeyin kâfiyesi onun sonu demektir. Bu nedenle şiirin sonuna kâfiye denilir. Burada başın kâfiyesi ile boyunun arkası yâni ense kastedilmiştir. Uyuyan adamın ensesine şeytanın düğümlü ip bağlaması hakiki veya mecazı olabilir. El-Menhel yazarı hadîsin zahirini, hakîki mânâya daha yakın görmüştür. Sihirbaz kadınların ipleri düğümlemeleri ve üzerinde bir şeyler söyleyerek üfürmeleri malumdur. Şeytanın da ekserisi kadın olan sihirbazlar gibi ipleri düğümleyip bağlaması mümkündür.
Bu bağlama işi mecazi olabilir. Yani sihirbaz büyülediği kimseyi etki altında tuttuğu gibi şeytan da uyuyan kişiyi âdeta büyüle-mişcesine ibâdetten ve Allah'ın anmaktan alıkoymak ister.
En-Nihâye yazarı : Maksat, şeytanın uyuyan kişinin uykusunu ağırlaştırması ve uzatmasıdır. Artık sanki onu bağlamış ve üç düğümle düğüm lemistir, der.
Şeytandan maksat İblis olabilir. Bâzıları bunu uzak görerek: İblis milyonlarca insanın ensesine ip bağlamayı yetiştiremez, demişler ise de bunun garipsenmemesi gerekir. Çünkü Cenâb-ı Hak'ın îblis'e bu gücü vermesi mümkündür.
Bâzıları da şeytandan maksat îblis'in avanesi olan şeytanlardır. Artık bu işi herhangi bir şeytan veya her kişiye musallat olan belirli şeytan yapar.
Bu hadis Buharı1 nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den merfü olarak rivayet ettiği şu hadis'e ters düşmez:
= «Sen akşam yatağına gireceğin zaman Âyetü'l-Kürsî olan; âyetini sonuna kadar oku. Çünkü bunu okursan Allah tarafından bir muhafız (melek) senin başında devamlı bekler ve sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz.» Çünkü bu bâb-taki hadîsi mânevi düğümlemeye ve Buhârî1 deki hadisi maddi yaklaşmaya yorumlamak veya bunun tersine yorum yapmak mümkündür. Yahut her iki hadîs de maddî yaklaşma ve düğümlemeye veya ikisi de mânevi alanda yorumlanır; Bu takdirde Buhâri'-deki hadîs burdaki hadisi husûsîleştirir. Yâni yatağa girerken Âye-tü'1-Kürsi'yi okuyanlar bu bâbtaki hadîsin hükmünden müstesnadır. Şeytan onların ensesine düğümlü ip bağlayamaz.
Hadîs, kişi, uyandığında Allah'ı anarsa ipin bir düğümünün çözümleneceğini bildirmiştir. Allah'ı anmak zikrin her çeşidi ile gerçekleşir. Ku r a n okumak, Hadis okumak, dini ilimle meşgul olmak da buna dâhildir. .
Cünüp adamın uyandığı zaman boy abdesti almadan yalnız ab-dest alması ile düğüm çözülür mü?
Bâzıları hadîsin umumîliğine bakarak : Evet, demişlerdir. Bâzıları da: Hayır, demişlerdir. Bunlar derler ki: Uyananların büyük çoğunluğu cünüp olmayıp yapacağı iş abdest almak olduğu için hadis abdest almaktan bahsetmiştir. Cünüp ise ancak boy abdesti aldığı zaman düğüm çözümlenir.
Hadîsteki zem, namaza kalkmaya niyetli olmayan kimseye mahsustur. Çünkü kalkmaya niyetli olup uyanmayan veya kalkmayı îti-yad edindiği halde her nasılsa uyanamayan kimsenin kalkmışcasına sevap kazandığı ve onun uykusunun kendisi için Allah tarafından verilmiş bir sadaka olduğu Mâlik, Ebû Dâvûd, Nesâi ve B e y h a k i' nin rivayet ettikleri  iş e (Radıyallâhü an-hâ) 'nin merfû hadîsi ile sabittir. [150]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1. Gece uykudan uyanınca Allah'ı anmak, abdest alıp namaz kılmak sünnettir.
2. Bunu yapandan şeytan uzak durur ve bunu yapmak, bol ecir, mutluluk ve gönül hoşluğuna vesile olur.
1330) Abdullah (bin Mes'ud) (Radtyallâhü)'den; Şöyle demiştir: Sabaha kadar uyuyan ve (namaza kalkmayan bir adamın bu hâli) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlatıldı. Efendimiz: «Bu adamın kulaklarına şeytan işemiştir.» buyurdu." [151]
İzahı
Buhârî, Müslim ve Nesâî de bunu rivayet etmiş-lerdir. Buhâri' deki metinde :«o adam na-maza kalkmadı.» cümlesi, vardır ve; «kulaklarına ifâdesi yerine kulağına- ifâdesi bulunur.
Müellif hadîsi, bu bâbta rivayet ettiğine göre adam gece namazına kalkmıyormuş ve onun bu hâli Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeÜemJ'e şikâyet edilmiştir. Fakat sünnet olan gece namazına kalkmamak yüzünden bu azarlamanın buyurulması hikmeti açık değildir. Bu nedenle Sindi: Bu adamın yatsı namazını kılmadan uyuduğu ve sabaha kadar uyuyakaldığı muhtemeldir. Bu takdirde farz namazı kaçırdığı için bu azarlamanın yapıldığı anlaşılır.
Süfyân-ı Sevri: Bizce bu adam farz namazı kılmayıp uyuya kalmıştır, der.
«Bunun kulaklarına şeytan işemiştir» cümlesinin açıklaması hususunda H a t t â b î şöyle demiştir. Bu cümle benzetmek içindir. Adamın uykusunun ağırlığı ve bu hâlinin namaz kılmaktan gaflet etmesine sebebiyet vermesi yönünden, kulağına işenip işitme duygusu bozulan kimse gibidir'
T a h a v i de: Bu hâl, şeytanın bu adam üzerindeki tahakküm derecesini ve onun da şeytana olan itaatini ifâde eden bir benzetme cümlesinin anlamıdır, demiştir.
Tı y b î de : Şeytan bu gafil adamın kulağını bâtıl şeylerle doldurmuş ve kulağında hak sözü işitmeye mâni bir sağırlık vermiştir, der
Ku r t u b i şeytanın işemesini hakiki mânâsına hamletmekte bir beis yok, demişte.
1331) Abdullah bin Aııır (bin el-As) (Radtyallâhü anhiimâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu. demiştir :
-(Yâ Abdullah!) Sen falan adam gibi olma. O gece namazına kalkardı. Sonra gece namazına kalkmayı bıraktı.»"[152]
İzahı
Buhâri. Müslim ve Nesâi de bunu rivayet etmişlerdir.
Hadiste "Falan adam" diye kinaye yoluyla anılan şahsın kim olduğu bilinmemektedir. Muhtemelen bir râvi, o şahsın adını kesin bilmediği veya unuttuğu için bu ifâdeyi kullanmıştır. Yahut Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adamın kusurunu gizlemek maksadıyla ismini zikretmemiştir.
Bâzı âlimlere göre şöyle de olabilir: Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anh) evvelce gece namazına kalkmayı itiyad hâline getirdiği halde bilâhare bunu terketmiş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de durumu bildiği için kinaye yolu ile onu uyarmıştır. Yâni onu kastetmiştir.
Hadîs, gece namazına teşvik edicidir. Aynı zamanda şunu da belirtir : Gece namazına devam eden bir kimse sonradan bu güzel alışkanlığı bırakmamalıdır.
Sindi de: "Hadîs şunu ifâde eder: Gece namazına uzun süreyi ayırmak, bazen tümünü terketmeye yol açar. Bu sebeple gece namazına normal bir zamanı ayırmak daha uygundur. Nitekim falan adam gece namazına fazla vakit ayırıyordu. Sonra bunu tamamen bıraktı. Sen onun gibi olma. Normal bir süreyi ayır ki bunu sürdüresin.
Bu hadis üzerine Abdullah (Radıyallâhü anh) vefat edinceye kadar gece namazına devam etmiştir." der.
1332) Câbir bin AbdiUah (RadıyaUâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«Dâvûd (Aleyhisselâm) m oğlu Süleyman (Aleyhisselâm) in anası Süleyman (Aleyhisselâm)'a s Ey oğulcuğum! Gece çok uyuma. Çünkü geceleyin çok uyumak adamı kıyamet günü fakir bırakır.»''
Not: Seneddeki râvi SÜneyd bin Davud'un ve onun şeyhi Yûsuf bin Mu-hammed'in zayıf oldukları Zevâid'de bildirilmiştir. Suyûtî : İbnü'l-Cevzi bu hadisi mevzu hadisler arasında zikretmiş ve râvi Yûsuf bin Muhammed bin el-Münke-dir'in hadîsleri terkedildiği için böyle yaptığını söylediğini nakletmiştir.
Sindi : 'Ben derim ki : Ebû Zur'a Yûsuf'un hadîslerini iyi görmüş, İbn-i Adi de onun hadisinde beis olmadığını umduğunu söylemiş,' demiştir
1333) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhiimâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :
«Kim gece çok namaz kılarsa gündüz onun yüzü güzel (nurlu) olur.»" [153]
İzahı
Bu hadîsin zevâid türünden olduğuna dâir bir bilgiye rastlamadım. Bununla beraber müellifin süneninden başka Kütüb-i Sitte'nin her hangi birisinde bulamadım. Bu nedenle zevâid türünden olması kuvvetle muhtemeldir.
Sindi hadîsin mânâsı ve sıhhati konusunda şöyle der: "Hadîsin mânâsı şudur: Gece namazına devam eden ve bunu bol yapanın yüzünde ibâdet nuru ve kabul belirtisi görülür. Mânevi bir güzellik belirgin olarak müşâhade edilir. Hadîsin mânâsı Fetih sûresinin son âyetindekj :«Onlar, yüzlerindeki secde izi ile
tanınırlar.[154] nazm-i celîle uygundur. Müslümanlardan çok kimse, gece namazına devam edenleri yüzlerindeki nurla tanır. Hulâsa, hadisin mânâsı mezkûr âyete uygunluğu ve teheccüd namazına devam edenlerin yüzünde belirgin olarak bulunan nurun müşahede edilmesi ile sabittir. Lâkin hadîs hafızları bu hadîsin bu metinle sabit olmadığını söylemişlerdir.
E1-Hâk i m : 'Râvi Sabit bin Musa, Kadı Serik bin Abdillah'in yanına girmiş. Şerik bu sırada bir hadîsin metnini senedi ile beraber zikretmek üzere :söylüyormuş. Hadîsin senedini bitirmiş, sıra hadîsin metnini söylemeye geldiği anda Şerîk, Sabit'in yüzüne bakmış, yüzünün teheccüd namazı nedeni ile nurlu olduğunu belirtmek üzere;
"Gece çok namaZ klIanm yüzü gündüz güzel ve nurlu olur." demiş. Sabit ise bu sözün hadîs olduğunu zannetmiştir, demiştir.
Beyhaki de, Muhammed bin Abdirrahman bin Kâmil' den tahriç ettiğine göre Muhammed şöyle demiştir:
Ben Muhammed bin Abdillah bin Nümeyr'e: — Sabit bin Musa hakkında ne dersiniz? dedim. Kendisi :
— Sabit, faziletli, sâlih ve ibâdetle tanınmış bir hadîs şeyhidir, diye cevap verdi. Ben :
— Bu hadîsine ne dersiniz? dedim. Kendisi :
— Bu hadis, S â b i t' in bir galatıdır. Fakat bundan başka galat olması sanılan hiç bir hadîsi yoktur. Hadîs imamları bu hadîsin bile bile değil, yanılma sonucu mevzu bir hadîs olduğu yolunda ittifak etmiş gibidirler. Yalnız e I - K u d a î, Müsnedü'ş-Şihâb'-ta bunlara muhalif kalmak hadîsin Sabit olduğu temayülünü göstermiştir, diye cevap verdi."
1334) Abdullah [155] bin Selâm (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhive Sellem), (hicrette) Medine'ye geldiği zaman halk hızla O'na gittiler ve : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geldi, denildi. Ben de O'na bakmak için halk arasında geldim. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yüzüne dikkat-la baktığım zaman O'nun yüzünün yalancı yüzü olmadığını bildim < = böyle tanıdım.) İlk sözü şu oldu i
-Ey insanlar! Selamlaşmayı yaygmlaştırınız, yemek yediriniz, geceleyin halk uyumuşken siz namaz kılınız. (Böyle yaparsanız) selâmla cennete girersiniz.»" [156]
İzahı
Tirmizİ ve Hâkim de bunu rivayet ederek Buharı ve Müslim şartı üzerine sahih olduğunu söylemişlerdir.
Abdullah bin Selâm (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i görür görmez mübarek yüzünün bir yalancı yüzü olmadığını sezmiştir. İbâdetine düşkün ve gece namazına devam eden mü'minlerin yüzleri nurlu olur da Fahr-ı Kâinat efendimizin büyüklüğü, yüceliği, üstün risâlet nuru O'nun mübarek yüzünden fışkırmaz mı? Ne mutlu o nurlu yüzü görmek şerefine mazhar olmuş olan Ashab-ı Kiram'a. Ey Yüce Allah! Bizlere de ölümden sonra o mübarek yüzü görmek nimetini ve şefaatini nasip eyle.
Hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), mü'minlerin selamlaşmayı yaygınlaştırmasını, yemek yedirmesini (bilhassa fakirleri kollamasını) ve gece namazına kalkmasını emretmiş ve bunları yapanların, selâmlanarak cennete gireceklerini müjdelemiştir.
Hadisin : = «Selâmla cennete girersiniz.cümlesinden maksat melekler tarafından selâmlanarak veya birbiçj-nizle selâmlaşarak veyahut selâmetle cennete girersiniz. .
Sindi bu hadîsin Furkan sûresinin 63, ö4. 67 ve 75 nci rine uygun olduğunu şöyle anlatır:
H;ıtlisin; -Selamlaşmayı yuygınlaştırınız. "ve câhiller onlara takıldıkla
rı zaman selâmetle derler.[157] âyetine işarettir. Hadisin : «ve onlar kt mallarını harcadıkları /.a
man ne israf ne de darlık e do ı ler. Eunun arasında mutedil bir, hal de bulunmuş olurlar.[158] âyetine işarettir. Hadisin : «ve gece namazını kılınız...» cümlesi : «ve onlarki secde edici ve ayakta ibâdet edici olarak Rabları irin gecelerler.[159] âyetine işarettir. Hadisin : «Selâmla cennete girersiniz...» cümlesi; .— "^te onlar, sabırlarına karşılık, yüksek köşklerle mükâfatlanacaklar ve orada bir sağlık ve selâmet duâsıyla karşılanacaklardır.[160]âyetine işarettir. [161]
175 - Eşini Geceleyin (Namaz İçin) Uyandıran Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1335) Ebû Saîd(-i Hudrî) ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhümâ)'datı rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Geceleyin adam uyandığı, eşini uyandırdığı ve ikisi iki rek'at namaz kıldıkları zaman : 'Ve Allah'ı çok anan erkeklerden ve kadınlardan' (sayılırlar. Onlar arasında) yazılırlar.-"
1336) Ebû Hüreyre (Radjyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Geceleyin (uykudan) kalkıp namaz kılan, eşini de uyandırıp namaz kılmasına vesile olan adama Allah rahmet eder (veya rahmet eylesin.) Eğer eşi kalkmamazlık ederse yüzüne su serpsin. Geceleyin (uykudan) kalkıp namaz kılan ve eşini uyandırıp namaz kılmasına vesile olan kadına da Allah rahmet eylesin (veya rahmet eder.) Eğer eşi kalkmamazhk ederse yüzüne su serpsin.»" [162]
İzahı
İlk hadisi, Ebû Dâvûd, Nesâi,1 îbn-i Hibbân ve e 1 - H â k i m de rivayet etmişlerdir.
Hadis, bir adamın uyanıp eşini de uyandırması ve ikisinin ikişer rek'at namaz kılması hâlinde ikisinin de hadîste anılan âyetle övülen zümreye dâhil olacaklarını bildirir. Kadın uyanıp eşini uyan-dırırsa veya ikisi de kendiliğinden uyanırlarsa yahut bir başkası ikisini uyandırırsa hüküm aynıdır. Yâni erkeğin, eşini uyandırması şart değildir. Gaye eşlerin gece namazına kalkmalarıdır. Genellikle erkekler, eşlerini gece namazına kaldırdıkları için hadisteki ifâde böyle buyurulmuştur.
Hadîs, gece namazına kalkan eşlerin asgarî ikişer rek'at namaz kılmaları hâlinde Ahzab süresinin 35. âyetinde övülen mü'minler zümresine girmiş olacaklarını müjdeliyor. Mezkûr âyette mü'minlerin övgüye lâyık meziyetleri sıralanıyor ve sonunda:
= ... «ve Allah Teâlâ'yı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlar için Allah Teâlâ bir mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.» buyuruluyor.
El-Menhel yazarı: Âllarfı zikretmekten maksat belirli bir zikir değil umumi mânâdaki zikirdir. Teşbih, hamd, kelime-i tevhîd, istiğfar, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKe salât ve selâm getirmek, Allah Teâlâ'nın yaratıklarında tefekkür etmek, Kur'an, hadîs ve fıkıh okumak şâir dinî ilimlerle meşgul olmak bu anlama dâhildir. Zikrin çokluğu şahıslara göre değişir. Günlük olarak avam tabakası için zikrin asgarisi 300, tasavvuf ehli için en az 12.000 defa zikretmektir. Arifler için ise Allah'tan başka şeylerin onların kalbini meşgul etmemesidir. [163]
Hadîsin Fıkıh Yönü
Hadîs gece ibâdetine, hayır işlerinde yardımlaşmaya ve Allah Teâlâ'yı bol bol zikretmeyi teşvik eder.
İkinci hadîsi Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn-i Hibbân, Hâkim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.
Hadîs, gece namazına kalkan ve eşini uyandırıp onun da namaz kılmasına vesile olan erkek ve kadının ilâhî rahmete müstahak olduğunu müjdeler. Hadîs, duâ mâhiyetinde olabilir. Yâni böyle yapana Allah rahmet eylesin.
Hadîs, eşin gevşeklik etmesi hâlinde yüzüne su serpilmesini tav siye eder. Çünkü su serpilmesi kalkmaya yardımcı olur.
Evden birisinin ev halkını gece namazına kaldırması teşviki hadisten çıkarılabilir. Nitekim E b ü Davud'un ilk hadis rivayetinde; «karısını» ifâdesi yerine;«ev halkını ifâdesi vardır. [164]
İkinci Hadîsin Fıkıh Yönü
1. ölülere rahmet okunduğu gibi dirilere de rahmet okumak meşrudur.
2. Gece namazına kalkmak ve başkasını kaldırmak ilâhi rahmete mazhar olmaya vesile olur. Gece namazına önce kişi kalkmalı ondan sonra başkasını teşvik etmelidir.
3. Uyuyan kimseyi nafile namaz için uyandırmak meşrudur.
4. Hayır yapmada gevşeklik edeni tahrik ve teşvik etmek meşrudur. [165]
176 - Kur Anı Güzel Sesle Okumak Hakkında Bir Bâb
1337) Abdurrahman bin es-Sâib[166] (Radtyallâhü ankümâ)'ûan; Şöyle demiştir :
Sa'd bin Ebî Vakkas (Radıyallâhü anh) gözü kapanmış iken bize (misafir olarak) geldi. Ben (yanına varıp) selâm verdim. 'Sen kimsin? diye sordu. Ben (kim olduğumu) ona söyledim. Bunun üzerine ı Merhaba kardeşimin oğlu! Kur'an-ı güzel sesle okur olduğunu haber aldım. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim, dedi.
-Şüphesiz bu (yüce) Kur'an, tesirli olarak inmiştir. Artık onu okuduğunuz zaman ağlayınız. Ağlamanız gelmezse ağlamaya çalışınız. Onu okurken sesinizi güzelleştirmeye gayret ediniz. Kim Kur'an'ı güzel sesle okumaya gayret etmezse bizden değildir.Bunun senedinde bulunan ve adı İsmail bin Râfi' olan Ebû Râfi'in zayıf ve terkedilmiş bir kişi olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [167]
İzahı
Zevâid türünden sayılan bu hadîsin Peygamber (Sallallahü^ Aleyhi ve Sellem)'e âit metnin son kısmı olan; cümlesinin bir benzeri olan: hadisini Ebû Dâvûd ve Tahâvi rivayet etmişlerdir.
Hazan ve Hüzün: Üzülmek, üzmek ve üzüntü gibi değişik mânâlara gelir. Burada kastedilen mânâ kalbi mahzun eden ve gözü
yaşartan, demektir. Hadîsin; cümlesinden kastedilen mânâ şu olmuş olur. Kur'an, kalbi mahzun eden ve gözü yaşartan bir özellikle inmiştir. Mânâsını düşünerek ve huşu içinde okuyan kimseye etki yaparak kalbini mahzun eder ve okuyucusunu ağlatır.
Tagannî: Nağme ile söz söylemektir. Burada tağanni ile kastedilen mânâ, nağme ile Kur'an okumak değildir. Buradaki tağanni ile neyin kastedildiği hususunda âlimlerin söylediklerini el-Menhel'den naklen bilginize sunacağım: El-Menhel yazarı "Kıraat-ta tertU'in müstehabhğı" babında mezkûr hadîsin açıklamasını yaparken şöyle der:
"Hadîsin mânâsı şudur: 'Kur'an'ı ağır ağır ve tecvid kaideleri ıe uygun fj'iarak ve sisini güzelleştirerek okumak gerekir. Böyle yapmayan kimse bizim mükemmel yolumuzun mensuplarından değildir.'
Tağannî'den maksat sesi güzelleştirmek ve Kur'an'ı ağır ağır okumaktır ki buna tertîl denir.
Bâzıları.- Tertil, Kur'an'daki harflerin mahreçlerine ve tecvid kaidelerine riâyet etmektir, demişlerdir.
Bir kısım âlimler.- Tağannî'den maksat Kur'an'ı açıktan ve yüksek sesle okumaktır, demişlerdir.
Tağanninin, Allah'ın azametini düşünerek ve korku duygusuyla okumak, Kur'an okumakla kederleri dağıtmak olduğu da naklolun-muştur.
Bir kısmı da tağannîyi istiğna anlamında yorumlamışlardır. Yâni Kur'an dünya menfaatına âlet edilmemelidir. Okuyucu tok gözlü ve müstağni davranmalıdır.
İb n ü'l-Ce vzi' nin nakline göre Şafii: Tağannî tesirli ve göniün hüzün duyacağı tarzda okumaktır, demiştir.
Tağannî başka şekillerde de yorumlanmıştır. En yakın ve münâsibi, harfleri ihlâl etmemek şartıyla güzel sesle okumak yorumudur.
Turbeşti, Tağannfnin müstağni olmak anlamıyla yorumlanmasını tercih ederek: 'Hadisin mânâsı; Tağanni etmeyen kişi, bizim sünnetimizin ehlinden ve işimizde bize uyanlardan değildir demektir. Bu ise bir tehdit mâhiyetini taşır. Halbuki Ümmet-i Muham-mediyye arasında ittifak vardır ki Kur'an okuyucusu sesini güzelleş-tirmese bile sevap kazanır. Şu-halde sevap kazanmasına rağmen nasıl tehdide mâruz kalır?' demiştir.
Tahavî de Turbeştı" nin görüşünü tercih etmiştir.
EI-Fetih yazan : 'Kur'an okunurken sesi güzelleştirmek ve sesi güzel olanı tercih etmek hususunda bir ihtilâf yoktur. Delillerinden çıkarılan sonuç şudur: Kur'an'ı güzel sesle okumak matlubtur. Eğer okuyucunun sesi güzel değil ise gücü nisbetinde sesini güzelleştirmeye çalışmalıdır, der.
Hadîs, Kur'an-ı Kerîm okurken sesi güzelleştirmenin meşruluğuna delâlet eder. E 1 - H â f ı z ' in dediği gibi bu hususta âlimler müttefiktir. [168]
Nağme Ve Musikî Makamla Kur'an Okumak
1. Mâlik ve âlimlerin ekserisine göre nağme ve mûsiki makamlarla Kur'an okumak mekruhtur. Çünkü Kur'an'ı huşu içinde mânâsını düşünerek ve kalbi mahzun edecek gözleri yaşartacak şekilde okumak gerekir.
2. Ebû Hanîfe ve seleften bir cemâat hadîslerin zahirine hükmederek nağme ile okumak caizdir, demişlerdir. Bunlar derler ki, nağme ile okumak daha çok kalbi mahzun eder, dikkatla dinlemeye sebep olur.
El-Fetih yazarı şöyle der:
<w"ur'an'ın nağme ile okunmasının câizliği hususunda selef âlimleri arasında ihtilâf vardır. Mâ1iki1er' den Abdülvahhab, böyle okumanın haramlığına Mâ1ik' in hükmettiğini nakletmiş-tir. Ta bari, Mâverdi ve Hanbeliler' den İ b n - i Hamdan bu kavli bir ilim cemaatından nakletmiştir.
M â 1 i k î 1 e r' den, İbn-i Battal, Iyâz ve Kur-tubî, Şâfiîler' den Gazâlî ve Mâverdî, Hanefi 1 e r' den e z - Z a h î r e sahibi gibi bir cemâatin bunun mek-ruhluğuna hükmettikleri naklolunmuştur. Hanbeliler1 den bir kısım âlimler de böyle hükmetmişlerdir.
İbn-i Battal, bunun câizliğini Sahâbilerden ve tabiilerden bir cemaattan nakletmiştir. Şafiî' nin kesin kavli de budur. Tahavi de Hanefîler' den bu kavli nakletmiştir.
Yukarda anılan ihtilâf, nağme ile okunurken harflerin, mahreçlerinden çıkarılmasına riâyet edilmek şartına bağlıdır. Çünkü Kur'-an'm tek bir harfi tağannî yüzünden ihlâl edilirse bunun haramhği hususunda âlimler ittifak halindedirler.
Nevevi,et-Tibyân'da: Uzatma nedeni ile kıraat sınırı aşılmadıkça Kur'an'ın okunuşunda sesin güzelleştirilmesinin müstahab-lığına âlimler ittifakla hükmetmişlerdir. Bu sınır aşılırsa, hattâ tek bir harf fazla veya noksan okunursa o okuyuş haramdır.
Tağanni ile okumaya gelince, Şafiî bir yerde mekruh olduğunu, başka bir yerde bunda beis olmadığım söylemiştir. Şafii'-nin arkadaşları demişler ki, Şafiî' nin bu iki fetvası arasında ihtilâf yoktur. Çünkü bu fetvalar ayrı ayrı hallere aittir. Şöyle ki; tağanni yüzünden kıraat sınırı aşılırsa haramdır, asılmazsa haram değildir. Nitekim Mâverdi' nin Şafiî' den olan rivayetine göre tağannî ile okunduğu zaman bâzı harflerin mahreçlerinden başka bir yerden çıkmasına sebep olursa haram olur. Hanbeliler'-den İ bn-i Hamdan da bu kavli nakletmiştir.'
El-Menhel yazarı yukardaki nakilleri daha ayrıntılı naklettikten sonra şöyle der:
Hulâsa yukarda verilen malûmattan şu sonuç alınıyor: Zamanımızın okuyucularının ekserisinin yaptığı gibi kıraat kaideleri ve tec-vid usulü dışına çıkılarak okumak haramdır. Bunda âlimlerin ittifakı vardır. Harflerin mahreçlerine riâyet edilmeden fazla uzatma ve nağmelerle harfleri ziyâde veya noksan yaparak Kur'an okumak ve böyle okuyuşu dinlemek haramdır." [169]
Hadisin Fıkıh Yönü
1. Kur'an-ı Kerim'i kalbi mahzun edici ve gözleri yaşartıcı bir eda ve seda ile okumalı.
2. Kur'an-ı Kerim'i okurken ağlamalı, ağlamak gelmediği takdirde, gelmesi için kişi kendini zorlamalıdır.
3. Kuranı okurken sesi güzelleştirmelidir. Ancak kıraat usûlünü ve âdabını ihlâl edici tağannî ile okumamalı.
1338) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem)'m zevcesi Âişe (Ra-dtvallâkii- anhâ) 'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bir gece yatsıdan sonra (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gitmekte) geciktim. Sonra gittim. Bana :
— «Nerede idin?» diye sordu. Ben :
— Senin ashabından bir adamın Kur'an okuyuşunu dinliyordum. Onun okuyuşunun ve sesinin mislini hiç kimseden işitmedim, dedim. Aişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki, bunun üzerine efendimiz o sa-hâbîyi dinlemek için kalktı. Ben de Onunla beraber kalktım. (Gidip onu dinledikten) sonra Efendimiz bana dönerek şöyle buyurdu:
Bu, Sâiim mevlâ Ebî Huzeyfe'dir. Allah'a hamd olsun ki bunun mislini benim ümmetimde kılmıştır.Bunun senedinin sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirilmiştir. [170]
İzahı
Hadîs, zevâid türündendir. Kadının, erkeğin Kur'an okuyuşunu dinlemesinin caiz olduğuna delâlet eder. (Ancak fitne tehlikesi varsa caiz olmadığı malûmdur.)
Hadîs Kur'an'ı güzel sesle okumanın övgüye lâyık bir meziyet olduğuna ve Salim (Radıyallâhü anhJ'ın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in takdirine mazhar olduğuna delâlet eder.
Salim (R.A.)'ın Hâl Tercemesi
Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe bin Utbe bin Rabia bin Abdi Şems (R.A.) aslen İranlıdır. Salim bin Makıl olarak da anılır. Bedir ehlinden olup kadir ve kıymeti büyük olan meşhur bir sahâbidir. Sabıkin-i Evvelindendir. Yâni ilk müslümanlar-dandır. Ensâr-ı Kiram'dan bir kadının azadlısıdır. Ebû Huzeyfe'nin mevlâsı yâni azadlısı değildir. Ebû Huzeyfe (R.A.) onu evlâd aldığı, sonra evlâd edinme yasaklandığı için ona mevlâ Ebi Huzeyfe denmiş. Ebû Huzeyfe oğlu denmemiştir. Seçkin ve büyük sahâbilerdendir. Ebû Huzeyfe onu evlâd edindiği İçin Kureyşlten, aslen İranlı olüuğu için acemden, hicret şerefine mazhar olduğu için muhacirlerden, ve Ensâr'dan bir kadının mevlâsı olduğu için Ensâr'dan sayılırdı.
Kurrâ'dan sayılır. Çünkü Buhâri ile Müslim Abdullah bin Amr bin el-As (R.A.)'dan Peygamber (S.A.V.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir : =«Kur'an-ı (şu) dört kişiden alınız (= onlardan öğreniniz), ibn-i Mes'ud, Salim Mevlâ Ebî Huzeyfe, Übeyy bin Ka'b ve Muâz bin Cebel (R.A.)'den.»
Salim Ebû Bekir (R.A.) devrinde vuku bulan Yemâme savaşında şehid olmuştur. (El-Menhel: Cild 4, Sah. 306)
1339) Câbir (Radıyallâkü anh)'âen rivayet edildiğine göre: Resûlul-]ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellent), şöyle buyurdu, demiştir :
«Kur'an okurken sesini işittiğiniz zaman Allah'tan korktuğu kanısına vardığınız adam şüphesiz Kur'an'ı en güzel sesle okuyanlardandır.Râvi İbrahim bin ismail'in ve kendisinden rivayet eden Abdullah'ın zayıflığı sebebi ile senedin zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir. [171]
İzahı
Bu hadîs de zevâid türündendir. Hadîsten kastedilen mânâ şudur : Kur'an'ı okurken sesi güzelleştirmekten gaye okuyuşun gönüllere korku vermesidir. Kur'an okurken ilâhî korku duyduğunu zannettiğiniz kimse şer'an matlub olan güzel okuyuşu gerçekleştirmiş sayılır.
1340) Fadâla bin Ubeyd (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Sesi güzel cariyenin sesini efendisi nasıl iyice dinliyorsa güzel sesle Kuranı açıktan okuyan adamın sesini Allah Teâlâ daha iyi dinler.İsnadının hasert olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. [172]
İzahı
Bu hadîs de zevâid türündendir.
Kayna: Câriye demektir. Sıhah'ta: Kayna, şarkıcı olsun, olmasın câriye demektir. Bâzıları nağme ile söyleyen cariyeye mahsustur, demişler ise de böyle değildir, denmiştir.
Sindi, Kaynâ'mn güzel sesle söyleyen yâni şarkıcı câriye anlamına alınmasına taraftar olmuş ve bu hadîs de şarkıcı câriye anlamını teyid eder, demiştir.
El-Müncid yazarı: Kayna, şarkıcı câriyedir, demiştir.
Hadîs, câriye sahibinin, hararetle ve zevkle cariyesinin sesini dinlemesini Örnek vermiştir. Cariyenin sesi güzel olmazsa efendisi ondan hoşlanmaz ve dinlemez. Fakat sesi güzel olan câriye anlamı alınırsa örnek oluşu açık olur.
Hulâsa kastedilen mânâ şudur: Adam şarkıcı cariyesinin sesinden nasıl hoşlanıyor ve şarkı okuyuşu makbule geçiyorsa Kur'an'ı güzel sesle okuyan mü'min açıktan Kur'an okuduğu zaman Allah Teâlâ o câriye sahibinden daha hoşlanır ve onun makbulüne geçer. Tabiî Allah'ın dinlemesi ve hoşlanması hakiki mânâda değildir. Bundan maksat Allah katında makbul olması ve bol mükâfatla karşılanmasıdır.
1341) Kim Hüreyre (Radıyallâhü atıh)\iex\; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescide girdi ve bir adamın Kuran okuduğunu işitti. Bunun üzerine:
-Bu (okuyucu) kimdir?» diye sordu. Abdullah bin Kays (Radı-yallâhü anh)'dir denildi. Efendimiz:
-Gerçekten bu adama Dâvûd (Aleyhisselâm)'ın nağmelerinden bir nağme verilmiştir.» buyurdu."
Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : Ben derim ki bu hadîsin aslı Buhâri ve Müslim'de Ebü Musa (R.A.)'ın hadisindendir. Müslim'de ayrıca Büreyre (R.AJ'ın îıadisindendir. Nesâî'de ise Âişe (R.AJ'ın hadisindendir. Ebü Hüreyre (R.AJ'ın hadisindeki isnadın ricali sıka zatlardır. [173]
İzahı
Mizmar : Mûsikî âletidir. Zurna ve ney gibi üflenen ve ses veren âlet kısmıdır. Güzel ses mânâsında kullanılır. Burada kastedilen mâ nâ güzel ses, eclâ ve sedadır. Hadisteki 'Âl-i Dâvûd' tâbirinden mak sat, Dâvûd (AleyhisselâmJ'ın bizzat kendisidir. Onun yakın lan değildir. Çünkü kendisinin güzel sesi meşhurdur. Yakınlarının da güzel sesli oluşları meşhur değildir.
Buharı" nin rivayeti şöyledir :
1342) Berâ bin Azib (Radtyaîlâhü an Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
-Sesini güzelleştirmek suretiyle Kur'an (okuyuşunu) süsleyiniz.»" [174]
İzahı
Ebû Dâvûd, Nesâi, Dâremi ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir. Hadîsin zahirine göre mânâ şöyledir: Kur'-an'ı seslerinizle süsleyiniz. Bundan maksat ise Kur'an-ı Kerîm'i süslemek değil, sesi güzelleştirmek suretiyle okuyuşu süslemektir. Çünkü güzel söz güzel sesle okunduğu zaman daha etkili olur. Nitekim e 1 - Hâkim' in merfü olarak Berâ (Radıyallâhü anhj'den yaptığı bir rivayet şöyledir:
= «Kur'an'ı (güzel) seslerinizle güzelleştiriniz. Çünkü güzel ses Kur'an'm güzelliğini artırır.»
El-Menhel yazan bu hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der:
"Bâzıları bu hadîsin ters çevrilmiş olduğu görüşünü beyan etmişlerdir. Bunlara göre hadîsin aslı:
ij = «Kur'an'Ia sesinizi güzelleştiriniz.» sebep de
Kur'an'ı Kerim'in sesle güzelleştirilmesi değil, sesin Kur'an-ı Kerîmle güzelleştirilmesinin uygunluğudur.
H a t t â b i şöyle der: 'Hadîs imamlarından böyle yorum yapanlar vardır. Onlara göre hadîs ters çevrilmiştir. Bu çeviri Arap dilinde mevcuttur. Meselâ Araplar : Deveyi suya arzettim derler. Maksatları ise suyu deveye sunmaktır.. $ u'b e ' den rivayet edildiğine göre: Eyyûb beni bu hadîsi; şeklinde rivayet etmekten menetmiştir, demiştir. Hadîsi: şeklinde rivayet ederek doğrusu budur, diyenlerden birisi de Ta1h â ' dır. Doğrusu budur.
H a t t â b î, daha sonra hadîsin; şeklinde olan rivayeti senedi ile beraber zikretmiştir.
Hadîsi zahirine göre bırakmak daha iyidir. Çünkü H â k i m ' in rivayet ettiği B e r â (Radıyallâhü anhJ'ın merfû hadisinde yukarda da işaret ettiğim gibi güzel ses Kur'an güzelliğini arttırır. Bundan önceki hadis de bunu teyîd eder. [175]
177 - Gece Hizbine Uyanmayan Hakkında Gelen Hadîsler Babı
Hizb: Kişinin âdet edindiği kıraat veya namaz yahut zikirdir.
1343) Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Salhllahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
* (Gece) hizbini veya bir kısmını yapmadan uyuyakalıp bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında (ki vakitte) okuyan kimse için geceleyin okumuş gibi (sevap) yazılır.»"
1344) Ebird-Derdâ (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi,ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Geceleyin kalkıp (nafile) namaz kılmak niyeti ile yatağına giren ve sabah (namazı zamanın) a kadar uyuyakalan kimse için niyet ettiği namazdn sevabı) yazılır ve onun uykusu, Rabbı tarafın dan kendisine (verilen) bir bağış olur.-" [176]
İzahı
Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Ahmed, Müslim, Ebû Dâvüd, Tirmizi ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. NesâI de merfü ve mevkuf olarak rivayet etmiştir.Ti rmizi hadisin hasen - sahih, Nevevi de sahih olduğunu söylemişlerdir
Geceleyin âdet edindiği hizbinin tamâmını veya bir kısmını oku-yamayıp uyuyakalan bir kimse okumadığı hizbinin tamâmını veya kalan kısmını sabah namazı ile Öğle namazı arasındaki süre içinde okuyan kimsenin geceleyin okumuşcasına sevap kazandığı müjdeleniyor. Bu sevap Allah Teâlâ'nın bir ikramıdır. Tabiî bu ikram, uykusu ağır bastığı veya kalkmasına engel olan bir özürün doğması nedeni ile hizbini okuyamayan ve yatağına girdiğinde kalkmaya niyetli ulana mahsustur.
Hadis, gece hizbini itiyat etmenin ve uyuyakalmak veya başka bir mazeret dolayısıyla hizbini kaçıran bir kimsenin bunu kaza etmesinin meşruluğuna delâlet eder. Bu hususta imamlar ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki :
l. Ebû Hanif e ve Ebû Yûsuf'a göre gece namazını veya ratip nafileleri kaçıran kimsenin bunu sabah namazı (gü neş doğup bir mızraH boyu kadar yükseldikten sonraki vakit) ile öğle vakti arasındaki süre içinde kaza etmesi müstahabtır. Bunların delili bu hadistir.
2. Şafii, Hanefîler' den Muhammed ve bir rivayete göre Ahmed bin Hanbel bunu gündüz kaza etmenin müstahab olduğunu söylemişlerdir. Bunların delili M ü s-1 i m ' in  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet ettiği şu mealde ki hadistir :
"Bir ağrı veya başka nedenle Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gece namazını kılamadığı zaman gündüz on iki rek'at nafile kılardı."
Bu hadîste gündüz kelimesi mutlaktır. Yâni öğle vaktinden önce veya sonra kaydı koşulmamıştır
3. Mâlik ilere göre uykunun ağır basması #ibi bir nedenle gece namazını kaçıran kimse sabah namazından Önce hatırlarsa hemen kılar. Sonra namazını kılar. Sabah namazından sonra hatırlarsa veya daha önce hatırladığı halde sabah namazından önce kılmazsa, sabah namazından sonra kaza etmez.
Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anhj'ın hadîsini N e s â i ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Ayrıca Mâlik, Ebû D â -vûd, Nesâi ve Beyhaki, Âişe (Radıyallâhü anhâ) '-dan merfü olarak ve şu metinle rivayet etmişlerdir.
= «Geceleyin namaz kılmak âdeti bulunan ve uyuyakalıp bunu kaçıran her kişi için o namazın sevabı vardır. Ve onun uykusu ona bir sadaka olmuş olur.»
Yâni gece namazını itiyat edinen ve uykunun ağır basması yüzünden bunu kaçıran kimse sonra kaza etmezse o namazın sevabını almış olur. Ancak her hayır en az on kat arttırıldığı halde bu katlama sevabını alamaz. Şayet sonradan kaza ederse bu artıştan da yararlanmış olur. Onun uykusu da Allah tarafından ona verilen bir bağış olmuş olur.
Hadis gece namazına kalkmaya ve buna niyetlenmeye teşvik eder. Bir hayra niyetlenip bir dünya meşguliyeti engeli olmaksızın başka bir mazeret dolayısıyla bu hayrı gerçekleştiremeyen kimsenin onu gerçekleştirmiş gibi sevap kazandığı sonucu da hadîsten çıkarılır. [177]
178 - Kur'an'ın Kaç Günde Hatmedilmesinin Müstahab Olduğu Hakkında Bir Bâb
1345) Evs bin Huzeyfe[178] (Kadıya!tâhü a>th)\\vı\\ Şöyle demiştir: Biz, Sakîf hey'eti içinde (Medine'ye) Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldik. Hey'et el-Ahlaf'ı Muğîre bin Su'be
(Radıyallâhü anh)'a misafir etti. Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de Benî Mâlik'i kendisine âit bir çadıra yerleştirdi. Resûluliah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), artık her gece yatsı namazından sonra yanımıza gelir ve ayakları üzerinde dikilerek bizimle konuşurdu.
(Ayakta yorulduğu için) sırayla ayaklarını dinlendirirdi. (= Vücûdunun ağırlığını bir ayağına verir, biraz sonra diğer ayağına verirdi.) Konuşmasının ekserisi, kavmi olan Kureyş'ten başına gelen şeylere aitti ve şöyle buyururdu :
«Bizim hicretten önceki hâlimiz ile hicretten sonraki hâlimiz bir değildir. Biz hicretten önce zayıftık, hakarete mâruz kalırdık. Biz Medine'ye çıktıktan sonra bizimle onlar (Mekke müşrikleri) arasında savaş (her iki taraf için mukadder olan) nasibleri cereyan ediyordu. Biz onlara galebe çalıyoruz, onlar bize galebe çalıyorlardı.»
Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve Selem), bir gece yanımıza mutat vaktinden sonra geldi. Ben : Yâ Resûlallah! Bu gece bize gelmekte geciktiniz, dedim. O ;
«Kur'an'dan hizbimi (vaktinde okumadığımı hatırlamakla) hemen okumam işi çıkıverdi. Ben de onu tamamlamadan çıkmaktan hoşlanmadım,- buyurdu.
Evs (Radıyallâ.hü anh) demiştir ki: Ben Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ashabına: Siz Kur'an'ı ne şekilde hiziblere ayırıyorsunuz? diye sordum. Dediler ki: Üç, beş, yedi, dokuz, onbir ve onüç (sûreyi birer hizib), el-Mufassai [179] da bir hizib (yapıyoruz.)" [180]
İzahı
Ahmed, Ebû Dâvûd ve başkaları da bunu rivayet etmişlerdir
Hadisteki bâzı kelimeleri açıklayalım :
Sakîf i T â i f' te bir kabilenin adıdır. S a k i f kabilesi aslında bu kabilenin babası olan Kays bin M ünebbi h bin Be k r' in lâkabıdır.
Ahlâf : Sakif kabilesinden bir cemâattir. Kelime olarak 'Halif'in çoğuludur. 'Halif ise muahede eden demektir. Bu cemâat kendi arasında yardımlaşma ahdini yaptıkları için onlara bu isim verilmiştir.
Üsdü'I-Gâbe'de : Sakif iki kabileden oluşmuştur, Bunlar elAhlaf ve Beni Mâlik kabileleridir, demiştir.
Sakif kabilesi ilk zamanlarda müslüman olmamıştı. Hattâ Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in meşhur T â i f seferinden sonra müslümanJiğı kabul eden bu kabilenin sevilen ve sa yılan siması Urve bin Mes'ud (Radıyallâhü anh) müs-lümanhğı kabul etti diye kabilesi tarafından şehid edilmişti. Nihâ yet son zamanlarda bu kabile de müslümanlığı kabul ederek bu konuda 5 kişilik bir hey'eti M e d i n e ' ye gönderdi. Hey'et T e -bük savaşını müteakip Ramazan ayı içinde M e d i n e ' ye geldi. Heyette e 1 - A h 1 â f kolundan iki ve Beni Mâlik kolundan üç kişi bulunuyordu. Hadîste işaret edildiği gibi e 1 - A h -1 â f koluna mensup olanlar el-Muğire bin Şube (Radıyallâhü anh) a misafir oldular. Çünkü e 1 - M u ğ î r e (Radıyallâhü anh) onlardan idi. Beni Mâlik koluna mensup olanlar da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e misafir oldular. Onlar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e âit bir çadıra yerleştirildiler. Çadır ^ Mefici'd-i Nebevi de kuruldu.
Hey'et, bir süre daha putlara tapmak ve namazdan muaf tutulmak gibi bir takım yersiz tekliflerde bulundular. Bu teklifler reddedilince putlarının kendileri tarafından değil, gönderilecek görevliler eliyle kırdırılması teklifinde bulundular. Bu teklif olumlu karşıla nınca hey'et müslüman oldu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ye Sel lem) Osman bin E bi'l-As (Radıyallâhü anh)'ı onlara emir olarak gönderdi. Ayrıca Ebü Süfyan bin Harb (Radıyallâhü anh) ve el-Muğîre bin Şu'be (Radıyallâhü anh) 'ı putları kırmak için onlarla beraber gönderdi- Putlar te mizlendi ve İslâmiyet yerleşti.
Evs (Radıyallâhü anh) demiştir ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her gece yatsı namazından sonra yanımıza gelir ve ayakta bize konuşma yapardı. Ayaklan üzerinde durduğu için istirahat etmek amacıyla vücûdunun ağırlığını bir ayağına verir, ona dayanır. Biraz sonra diğer ayağına ağırlık verirdi. Konuşmasında ekseriyetle K u r e y ş müşriklerinin M e k k e ' de yaptıkları eziyetlerden bahsederdi. Müslümanların Mekke devrinde zayıf ve hakaretlere, zulüme mâruz bırakıldıklarını, hicretten sonra durumun değiştiğini ve bu dönemde yapılan savaşlar da bazen galip, bazen mağlûp olduklarını anlatırdı.cümlesinde geçen "Sicâl" kelimesi "Secl'ın çoğuludur.
Seci: Kovadır. Aslında kuyudan su çekmek işinde kullanılan kovadır. Kuyudan su almak isteyen iki kişi nöbetleşerek kova ile su çekerler. Seci nöbetleşme ile kuyudan su çekmekte kullanılan koya olduğu için bilâhere, gah yenen, gâh yenilen anlamında kullanılmıştır. Burada da son mânâda kullanılmıştır. Yâni gâh yenmek ve gâh yenilmek durumları anlamında kullanılmıştır. Ben bu mânâyı* ifâde etmek için 'Sical' kelimesini 'Nasîbler1 diye terceme ettim. Zâten bu kelimeden sonra gelen cümle bunun bir açıklaması mahiyetindedir.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gece mûtad vaktinden sonra hey'ete uğrayınca râvi Evs (Radıyallâhü anh) gecikmenin hikmetini anlamak istemiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de unutma nedeniyle zamanında okumadığı hizbini hatırlayınca bunu okumadan çıkıp gelmekten hoşlanmadığı için okuyup geldiğini ve bundan dolayı, geciktiğini anlatmak istemiştir. -
Râvi Evs (Radıyallâhü anh) Sahâbîlerin Kur'an-ı Kerîm'i kaç hizbe ayırdıklarını yâni günlük olarak ne kadarını okumayı itiyad ettiklerini öğrenmek istemiş. Bu soruyu sahâbilere sormuş ve hadiste işaret edilen cevâbı almıştır.
Cevâbın izahı şudur:
Sahâbiler, Kur'an-ı Kerîmi yedi hizbe ayırmışlardır. Her gün veya gece bir hizbini okumayı îtiyad edinmişlerdir.
Birinci hizib. Bakara, Âli İmrân ve Nisa sûreleridir. Fatiha kısa olduğu için sayılmamıştır.
İkinci hizib, beş sûredir. Birincisi Mâide, sonuncusu Tevbe süresidir.
Üçüncü hizib. Yûnus sûresinden Nahıl sûresine kadar olan yedi sûredir.
Dördüncü hizib, İsrâ sûresinden Furkan süresine kadar olan dokuz sûredir.
Beşinci hizib, Şuarâ sûresinden Yasin süresine kadar olan onbir süredir.
Altıncı hizib, Saffât sûresinden Hucurât sûresine kadar olan on-üç sûredir.
Yedinci hizib, el-Mufassal bölümüdür ki bu bölüm Kâf sûresinden başlar ve Kur'an'ın sonuna kadar devam eder. [181]
Hadisin Fıkıh Yönü
1. Dini öğrenmek için yolculuk etmek ve başka memleketlere gitmek mp^rûHıır-
2. Misafir olmak ve misafir ağırlamak meşrudur.
3. İhtiyaç hâlinde yatsı namazından sonra konuşmak caizdir.
4. Kur'an'ın bir bölümüne hizib demek caizdir.
5. İtiyad edilen hizib zamanında okunmadığı takdirde ilk fırsatta okunmalıdır.
1346) Abdullah bin Anır (bin el-As) (Radıyallâhü anhümâ)'d$n ; ŞÖy-le demiştir :
Ben Kuranı hıfzettim. Ve tamâmını bir gecede okudum. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), buyurdu ki:
-Senin üzerinden uzun zamanın geçmesi ile (her gece Kur'an'ın tamâmını okumak âdetinden) usanmandan korkarım. Bunun için sen ayda bir hatim indir.» Ben ; Yâ Hesûlallah!
Beni serbest bırak ki gücümden ve gençliğimden yararlanayım, dedim. Buyurdu ki:
«O halde, on günde bir hatim indir.» Ben (yine) : Beni serbest bırak ki kuvvetimden ve gençliğimden yararlanayım dedim. Buyurdu ki:
«O halde yedi günde hatmet.» Ben (tekrar) :
Beni serbest bırak ki gücümden ve gençliğimden faydalanayım, dedim. (Bundan) imtina etti." [182]
İzahı
Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd da bunun ben-zerini rivayet etmişlerdir. Sindi hadisir
— "Kur'an'ın tümünü bir gecede Okudum11 cümlesini: Yâni Kuranın tamâmını bir gece namazında okumayı âdet edindim.' şeklinde yorumlamıştır.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Abdullah (Radıyallâhü anh)'a: Senin yaşlanıp zayıflayınca bu âdeti sürdüremi-yeceğinden ve usanacağından yâni yorulacağından endişe duyarım, demek istemiştir. Ve ayda bir hatim indirmeyi âdet edinmesini arzu-lamıştır. Nihayet yedi günde bir hatim indirmesini uygun bulmuştur. S i n d î' nin yorumuna göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Abdullah (Radıyallâhü anh) 'in her gece namazda Kur'an'ın yedide bir: bölümünü okumasını uygun bulmuştur.
Bu hadis de bundan önceki hadîs gibi Kur'an'ın yedi hizbe ayrılmasının uygunluğunu hükme bağlamıştır.
Gece namazında hıfzı olanların bu hizbi okumasının müstahab-lığı da bu hadîslerden çıkarılır.
Bu hadîs yedi geceden daha az bir sürede Kur'an'ı hatme müsaadesinin Abdullah (Radıyallâhü anh)'a verilmediğine delâlet eder
1347) Abdullah bin Amr (bin el-As) (Radıyallâhü anfıümâ)'da.n; Şöyle demiştir :
«Üç geceden daha az bir sürede Kur'an'ın tamamını okuyan, onu anlamamıştır.»" [183]
İzahı
Tirmizi ve Ebû Dâvûd da bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd1 un nvâyetindeki metin şöyledir: -Kur'an'ın tamâmını üç günden daha az bir zamanda okuyan onu anhyamaz.»
El Mcnhel yazarı şöyle der:
Yâni Kur'an'ın tamâmını üç geceden az bir zaman içinde oku yan kimse mânâsını aniıyamaz. Çünkü bu takdirde adam hızlı okur ve bütün önemi Kuran in lafızları tam ve usûlüne uygun okumaya verir. Artık mânâsını düşünmeye zaman bulamaz.
Hadis, Kuranın üç geceden daha kısa bir zaman zarfında hat medilmemesinin müstahablığına delâlet eder.'
Sindi de : 'Üç geceden daha az bir zaman içinde Kur'an'ın tamamını okuyan bir kimse, Kur'an okumaktan asıl gaye olan mânâsını ve hükümlerini anlamak imkânını bulamaz. Hadis bu durumu haber verir. Hadîsin bir beddua olarak buyurulmuş olması da muhtemeldir. Yâni üç geceden az bir zamanda Kur'an'ın tamamını okuyan kimse onun mânâsını anlamasın.
Her iki yoruma göre hadisin zahiri üç geceden kısa bir süre içinde Kur'an'ı hatmetmenin mekruhluğunu ifâde eder. Bu durum umumî değildir. Fazla meşguliyeti olanlar bundan müstesnadır,' der.
N e v e v i de şöyle der:
Abdu11ah" in ilk hadisi Kuran'ın hadiste anlatılan mertebelere göre okunmasının mendubluğuna delâlet eder. Artık herkes kendi durumuna göre, acele etmemek ve usanma endişesini duymayacak şekilde bir mertebesini seçer. Hadis ibâdette iktisad yolunu gösterir ve Kur'an'ı okurken mânâsını düşünmeye işarettir. Selef-i Salihin'in günlük okudukları Kur'an miktarı, durumları, vazifeleri ve anlayışları itibarı ile muhtelifti. Bâzıları ayda, bir kısmı yirmi günde, başka bir grup on günde bir hatim indirirdi. Selefin ekserisi bir haftada hatmederdi. Üç gecede hatmedenleri de çoktu. Bir günde, hattâ bir gecede hatim indirmeyi itiyad edinenleri de çoktur. Hattâ günde üç hatim indirenlerin bulunduğu da bize ulaşmıştır. En uygun olanı şudur: Kişi kendisinin durumunu dikkate alarak devamlı surette yapabileceği miktarı âdet edinmeli ve bunu kaçırmamaya çalışmalıdır. Bu miktarı ne kadar fazla tutarsa daha iyidir. Fakat genel veya özel çalışma ve hizmetleri bulunanlar, fazla hizib tuttukları takdirde, diğer hizmetleri aksiyacaksa, onlar hizmetlerinin aksama-masını gözönünde bulundurmak suretiyle günlük hiziblerini ayarlamalıdırlar.
1348) Âişe (Radıyallâhü anhâ)>6an; Şöyle demiştir:
Ben Allah'ın nebisi (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in bir gecede sabaha kadar Kuranın hepsini okuduğunu bilmiyorum." [184]
179 - Gece Namazındaki Kıraat Hakkında Gelen Hadisler Babı
1349) Ümmü Hânı1 bint Ebî Tâlib (Radtyallâkü anfıâ)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :
Ben evimin damında iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in gece (namazmdaki) okuyuşunu işitiyordum.Bunun isnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları. Tirmizi'nin Şemâil'de NesâTnin de Sünen-i Kübrâsında bu hadisi rivayet ettikleri Zevâid'de bildirilmiştir!
1350) Ebû Zer(r-ı Gıfârî) (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gece) sabah oluncaya kadar namazda bir âyeti tekrarladı. Âyet de şudur i
«Eğer Sen onları tazip edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Ve eğer onları mağfiret eylersen şüphesiz Sen azizsin, hakimsin.[185]
Not: Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricali sikalardır. Ne-sâi, Sünen-İ Kübrâsında, Ahmed, Müsnedinde, tbn-i Huzeyme, Sahihinde; Hakim de kendi sahihinde bunu rivayet etmişlerdir. Hakim, bunun sahih olduğunu da söylemiştir. [186]
İzahı
Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ) 'nin hadisinde geçen 'Arîş'in asıl mânâsı gölgelik ve çardaktır. Ümmü Hâni (Radıyallâhü anh)'ın evi çardak biçiminde olduğu için bu kelime kullanılmıştır. Gaye evin damıdır.
Sindi: Hadisin gece namazındaki kıraat durumuna delil olabilmesi için hadîsteki gece okuyuşundan gece namazı içindeki Kur'an okuyuşunun kastedilmesi gerekir. Açık ve akla ilk gelen mânâ da budur. Bunun içindir ki; müellif bunu bu bâbta rivayet etmiştir. Bununla beraber hadîsteki kırâatla, namaz dışındaki Kur'an okuyuşu veya namaz içindeki Kur'an'dan başka şeylerin okuyuşu kastedilmiş olabilir.
Hadîsteki kıraati gece namazmdaki Kur'an ok-ıyuşuna yorumladığımızda, gece namazında açıktan okumanın meşruluğuna hadîs delil olmuş olur.
Ebü Z e r r (Radıyallâhü anh)'ın hadisinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir gece namazında aynı âyeti sabaha kadar tekrarladığı belirtiliyor. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in tekrarladığı âyeti Sahâbiler duyduğuna göre, gece namazmdaki kıraatin başkası tarafından işitilecek ses tonu ile okunmasının meşruluğuna hadîs delil olur.
S i n d î bu hadîsin açıklaması ile ilgili olarak özetle şöyle der: "Hadîste anılan âyeti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazında tekrar tekrar okuduğu Ahmed'in rivayetinden açıkça anlaşılıyor. Çünkü oradaki rivayette Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mezkûr âyeti rükû ve secdelerde de tekrarladığı ifâde edilmiştir. Bu rivayet sahih ise rükû ve secde de Kur'an okumanın menedilmesinden önceki zamana yorumlanır. Yahut bu âyet duâ niyeti ile rükû ve secdede okunmuştur, diye yorum yapılır. A h -med'in. rivayetinde şu ilâve vardır:
'Ebû Zerr (Radıyallâhü anh), demiştir ki: Sabah olunca ben: Yâ Resûlallahî Sabaha girinceye kadar sen bu âyeti tekrarladın. Rükû ve secdelerde de okudun, dedim. Buyurdu ki;
«Ümmetime şefaat etmek için Rabbim (Azze ve CelleJ'den dilekte bulundum. Rabbim şefaat etmemi kabul buyurdu. Şefaatim Allah'a ortak koşmayan herkese İnşaallah yetişecektir.' Suyutî bu bilgiyi kendi haşiyesinde vermiştir.»
1351) Huzeyfe (Radıyallâhü anh)'den: Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gece nafilesini kıldı. (Namazdaki) kırâatında bir rahmet âyeti geçtiği zaman (rahmet) diler, bir azap âyeti geçtiği zaman (azab'tan Allah'a) sığınır ve Allah Teâlânın noksanlıklardan pâk olduğundan bahsedilen bir âyet geçtiği zaman teşbih ederdi.1'
1352) Ebû Leylâ (Radıyallâhü anhyden Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Ale"yhi ve Sellem) geceleyin nafile namaz kılarken ben O'nun yanında namaz kıldım. O, kırâatında bir azab
âyetini okudu. Âyetin bitiminde:
«Cehennem ateşinden Allah'a sığınırım. Cehennemliklerin vay hâline.» buyurdu."
1353) Katâde (Radıyallâhü unh)\\en; Şöyle demiştir:
Ben. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in okuyuşunu Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'a sordum. Dedi ki:
O, (uzatmaya elverişli harfleri okurken) sesini uzatırdı."
1354) (Judayf bin el-Hâris (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Ben Âişe (Radıyallâhü anhâl'nın yanına giderek: Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (gece namazında) Kur'an'ı açık mı
gizli mi okurdu? diye sordum. Dedi ki:
Bazen açık, bazen gizli okurdu. Ben :
Allahü Ekber. Bu dîne genişlik bahşeden Allah Teâlâ'ya hamd olsun, dedim." [187]
İzahı
Huzeyfe (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Müslim uzun bir metin hâlinde rivayet etmiştir. Oradaki rivayette "gece namazı" kaydı mevcuttur. Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazında Kur'an'ı açıktan okuduğuna delâlet eder. Ayrıca rahmet-i İlâhiden bahseden bir âyet okunduğu zaman Allah'tan rahmet dilemenin, ilâhî azabtan bahseden bir âyet okunduğu zaman azabtan Allah'a sığınmanın ve Allah Teâlânın noksanlıklardan pâk olduğundan bahseden bir âyet okunduğu zaman Allah'ı teşbih etmenin müstahablığına delâlet eder.
Nevevi; Hadîs, bunların her okuyucu için müstahab oldu ğuna delâlet eder. Yâni ister namazda, ister namaz dışında okunsun. Bizim mezhebimize göre imam, imama uyan ve kendi kendine namaz kılanın bunları okumalarının müstahablığıdır.
E b û Leylâ (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi de gece namazında Kur'an'm açık sesle okunmasının meşruluğuna delâlet eder. Keza azabtan bahsedilen bir âyet okunduğu zaman Allah'a sığınmanın meşruluğu hükmü de bu hadîsten çıkarılır.
Bu hadîste geçen 'Veyl' kelimesi.- 'Helak olmak, azap, cehennem'in bir deresi, yazıklar olsun, vay hâline' gibi değişik mânâlara gelir. Burada, mezkûr mânâların hepsi düşünülebilir.
K a t â d e (Radıyallâhü anhVın hadîsini Buhâri, T i r-mizi, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Sindi şöyle der:
'Med : Sesi uzatmaktır. Kasır ise sesi kısaltmaktır. Med gizli ve açık tüm namazlardaki kıraatta meşru olduğu için bu hadîs, gece namazında kıraatin açıktan olduğuna delîl olmaz. Evet, hatıra ilk gelen şey açık sesle uzatmaktır. Buna bakılırsa hadîs delîl olmuş olur ve dolayısıyla gece namazında açıktan okunduğuna delîl olur. Bunu bütün namazlar için düşünmek yanlıştır. Çünkü gündüz na-mazlarındaki kıraat gizli olduğu halde bunda da med yapmak meş rûdur.
Müellif bu hadîsi burada zikrettiğine göre böyle yorum yapmış kanısındayım.
El-Menhel yazarı da.- 'Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uzatmaya elverişli harfleri uzatırdı. Arkasında 'Elif veya 'Vav' yahut 'Ya' bulunan 'Nühîhâ' kelimesinde olduğu gibi harfler uzatılır. (Bilindiği gibi eliften önceki harfin harekesi üstün, vav'dan önceki harfin harekesi ötre ve Yâ'dan önceki harfin harekesi esre olduğu takdirde med durumu olur.) Med'din çeşitleri bulunur. Bunun tafsilâtı kıraat ilmine âit kitablardadır.
Kıraattaki med'din hikmeti, okunan âyetlerin mânâsını düşünmeye, tefekkür etmeye ve nasîhatlanmaya fırsat vermektir.' der.
Bu hadîs de daha önceki hadîslerden çıkarılan açıktan okuma hükmünden başka kıraatta usulü dâiresinde med yapmanın meşruluğuna delâlet eder.
 i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini T i r m i z i de rivayet etmiştir. Bu hadis de gece namazında açık sesle ve gizli olarak Kur'an okumanın meşruluğuna delâlet eder.
El-Menhel yazarının naklen beyânına göre T ı y b î şöyle demiştir :
'Gece namazında açık sesle ve gizli olarak Kur'an okumanın faziletine âit eserler gelmiştir. Bâzı eserlere göre gizli okumak faziletlidir. Diğer bâzı eserlere göre açıktan okumak faziletlidir. Bu iki tür eserlerin arasını bulup cemetmek için şöyle denir: Gösteriş ve riyadan korkanlar için gizli, korkmayanlar için açıktan okumak ef-daldır. Ancak açıktan okuyanın namaz kılan veya uyuyan veya başka durumda olan her hangi bir kimseye eziyet etmemesi şarttır. Bu şart dâiresinde açık sesle okumanın efdal olmasının hikmeti, şudur : Açıktan okununca, okuyucunun kalbi uyanır, derlenip toparlanır, uykusu kaçar, başkasının dinlemesine, zevk almasına, bir şeyler öğrenmesine ve ibâdete teşvik edilmesine yardımcı olmuş olur. Artık bu mülâhazalar olunca açık sesle okumak efdal olur. [188]
180 - Adam Gece Namazına Kalktığı Zaman (Okuyacağı) Duâ Hakkında Gelen Hadisler Babı
1355) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anJtümâ)\\nn; Süvle demiştir :
Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin namaza kalktığı zaman şöyle dua ederdi:
«Allahım! Hamd Senin içindir. Sen göklerin, yerin ve bunlarda kilerin nurusun. (Bunları aydınlatırsın.) Hamd senin içindir Sen göklerin yerin ve bunlardakiierin yöneticisisin. Hamd Sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve bunlardakiierin sahibisin. Hamd Sana mahsustur. Sen haksin. Senin vadin haktır. Seni görmek haktır. Sözün haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır. Kıyamet günü haktır. Peygamber haktır. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haktır. AUahım! Sana itaat ettim. Sana inandım. Sana tevekkül ettim. Sana yöneldim. Senin kuvvetine dayanarak (düşmanlarla) mücadele ettim. Aramızda yalnız seni hakem kıldım. Artık evvelce iş-ledıgım ve sonra işliyeceğimi sandığım, gizli yaptığım ve açıktan iş-ledıgım günahlarımı bağışla. (Âhiret hayatında beni) Öne alan (dünya hayatında peygamberliğimi) sonraya bırakan ancak sensin' Senden başka ibâdete lâyik ilâh yoktur. Ancak Sen varsın Günahtan yuz çevirmek ve ibâdete kuvvet ancak Senin yardımınladır.»" [189]
İzahı
EbûDâvûd hâriç Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir Mânâyı etkilemeyen az lafız değişikliği bâzı rivayetlerde vardır.
Müellif bu hadîsi iki senedle rivayet etmiştir.
T i r m i z î' nin şerhi Tuhfe yazarı şöyle der:
"El-Hâfız: 'Hadîsin ifâde tarzına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gece namazına başlarken bu duayı okurdu Ibn-i Huzeyme bu ifâde tarzını delil göstererek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazı için niyet edip iftitah tekbirini aldıktan hemen sonra bu duayı okuduğunu söylemiştir.' der.
Hadîsin: «Sen göklerin, yerin... nurusun.» cümlesinin mânâsı: 'Sen bunların aydınlatıcısısın. Ve nurlarının yaratıcısısın.' î b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh) : Bu cümlenin mânâsı; 'Sen bunlardaki halkı hidâyete erdirensin' şeklindedir, demiştir. Bâzıları nur kelimesini münevver kelimesine yorumlamışlardır. Bu yoruma göre cümlenin mânâsı şöyle olur: 'Sen buralarda her tür eksiklik ve kusurdan münevversin, paksın.' Bâzıları da : Nur kelimesi övgü için kullanılır. Nitekim falan kişi şehrin nurudur ve zamanın güneşidir, denilir. Ebü'l-Âl iye de nur kelimesini münevvir, yâni süsle-yici mânâsına yorumlayarak : Yâni; Sen gökleri güneş, ay ve yıldız larla süsleyicisin. Yeri ele Peygamberler, âlimler ve velîlerle süsleyi-cisin' demiştir. İbn-i Battal da şöyle demiştir: Yâni bun lardakiler, ancak senin nurunla hidâyete ererler.
Hadîsin; «Sen göklerin, yerin... yöneticisisin» mealindeki cümlesinde geçen "Kayyâm" kelimesi yerine bâzı rivayetlerde "Kayyım" diğer bâzı rivayetlerde "Kayyum" kelimesi bulunur. Hepsi Allah Tea-lâ'nın sıfatlarındandır. Mânâları da tüm yaratıkların işlerini düzenleyen ve âlemi bütün nurlarıyla yöneten demektir. "Kayyum" Allah'ın isimlerindendir. Mânâsı, bizatihi var olan, varlığında hiç bir şeye muhtaç olmıyan demektir. Her şey O'nunla var olur. O'nsuz her han gi bir şeyin var olması ve var olanların varlıklarını sürdürmesi düşünülemez.
Hadîsin «Sen haksin.» cümlesindeki hak kelimesinden maksat Allah Teâlâ'nın varlığının sabit ve gerçek olmasıdır.Kurtubİ : Hak vasfı, gerçek manâsıyla, ancak Allah'a mahsustur. Çünkü varlığı hiç bir şeye dayanmaz. Ezeli ve ebedîdir. Ondan başka böyle bir varlığa sahip olan hiç bir şey yoktur, demiştir.
İbnü't-Tîn: Bu cümlenin mânâsı şöyle olabilir : Hakikî ilâh ancak sensin. Senden başka tapınılan ilâhlar hak değildir, bâtıldır, demiştir.
Hadîsin «Seni görmek haktır.» mealindeki cümlesinde geçen "Lı-kaa" kelimesi, Allah Teâlâ'yı görmek veya öldükten sonra dirilmek mânâsında yorumlanabilir. Bâzıları bunu ölmek ile yorumlamış ise de N e v e v î reddetmiştir.
Dirilmek veya Allah Teâlâ'yı âhirette görmek mânâsını ifâde eden bu cümle ve bundan sonra gelen bütün cümlelerin mâhiyetleri, hadisin : -Senin va'dın haktır.» cümlesinin şümulüne girer. Ancak önemine binâen bu gerçekler bir bir dile getirilmiştir.
Hadîsin -Senin kuvvetine...» cümlesinin mânâsı: Senin bana verdiğin delile ve kuvvete dayanarak inkarcılarla ve kâfirlerle mücâdele ettim. İnatçı düşmanları delillerle susturdum ve kılıçla cezalan dırdım
Hadisin -Aramızda yalnız...- cümlesinin mânası şudur: Hakkı inkâr eden herkesi Senin hükmüne döndürdüm Benimle böylelcı ı arasında Seni hakem kıldım. İnkarcılar putları, kâhinleri, taptıkla rı ateşi, şeytanları hakem edegeldiler. Ben Senden başka hiç bir hu kem tanımadım.
Hadîsin sonunda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah Teâlâ'dan geçmiş ve gelecek, açık ve gizli tüm günahlar için mağfiret dilemiştir.
Nevevi: bu hususta şöyle der ; 'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) günahsız olduğu halde mağfiret dilemesinin hikmeti. Onun tevazuu, gönül alçaklığı, Allah'ı yüceltmesi ve Allah'tan kork-masıdır. Bir de mağfiret dileme usûlünü ümmetine öğretmesi ve örnek olmasıdır. Bu ve benzeri hadisler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazında zikir, duâ ve inanılması gerekli esaslara inandığını itiraf etmek mahiyetindeki sözlere devam ettiğini ifâde ederler.
Hadîsin sonunda; cümlesi bâzı rivayetlerde yoktur. Bu cümleyi şöyle yorumlamak da mümkündür: Hikmetli ta sarruf ve tam kuvvet, ancak Allah ile kâimdir.
1356) Asım bin Hümeyd (bin Abdirrahman bin Avf) (Radtyallâhü antıuma) dan; Şöyle demiştir :
Ben Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ne ile gece namazına başlardı? diye sordum. Dedi ki:
Sen bana öyle bir şey sordun ki; senden önce hiç kimse bana onu sormamıştır. O on defa tekbir alırdı. On defa hamd ederdi. On defa teşbih ederdi, on defa istiğfar ederdi ve şöyle derdi >
«Allah'ım! Bana mağfiret eyle. Beni hidâyette dâim eyle, beni rızıklandır ve bana afiyet ver.» ve kıyamet günündeki durdurul usun sıkıntısından Allah'a sığınırdı." [190]
İzahı
E b û D â vû d ve N e s â i de bunu rivayet etmişlerdir. N e s â î' nin rivâyetindeki duanın sonunda sığınmayı ifâde eden duâ cümlesi vardır. O cümle şöyledir:
= «Kıyamet günündeki durduruluşun sıkıntısından Allah'a sığınırım.»
Sindi; Hadiste alındığı haber verilen on tekbir, iftitah tekbiri ile beraber veya sonra alınırdı. Namaza başlamadan önce Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mezkûr tekbirleri alması ihtimâli uzaktır, demiştir.
Hadis, gece namazında tekbir, hamd, teşbih ve istiğfarın onar defa yapılmasının ve hadîste geçen duanın yapılmasının meşruluğuna delâlet eder.
1357) Ebû Seleme bin Abdirrahman (bin Avf) (Radtynllâhü anhii-mâ)'&dn rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'ya Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gece namazına kalktığı zaman namaza ne ile başlardı? diye sordum. Dedi ki: O, (namaza başlayınca) şu duayı okudu :
«Allah'ım! Cibrâil, Mikâil ve İsrafil'in Rabbi! Göklerin ve yerin yaratıcısı, gizli ve aşikâr her şeyin âlimi! Kullarının ihtilâfa düştükleri din konusunda onlar arasında Sen hükmedersin. İhtilâf konusu edilen hakka irâdenle beni hidâyet eyle. Şüphesiz sen dosdoğru yola hidâyet edersin.»
Râvi Abdirrahman bin Ömer demiştir ki: Cebrail kelimesini hem-zeli olarak hıfzediniz. Çünkü Peygamber (Sall&llahü Aleyhi ve Sellem) den böyle rivayet olunmuştur." [191]
İzahı
Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve t bn-i H i b b â n da bu hadîsi rivayet etmişlerdir.
El-Menhel yazarı bu hadîsin açıklamasında şöyle der : Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin kalkıp namaza başladığı zaman iftitah tekbirinden sonra bu duayı okurdu. Hadîs, ifti-tah tekbirinden sonra bu duanın okunmasının meşruluğuna delâlet eder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu gibi duaları ümmetine duâ etmek usûlünü öğretmek içindir. Aynı zamanda O'nun üstün tevazu ve eşsiz takvasını yansıtır. Bu rivayet ile bundan Önceki rivayetler arasında bir ihtilâf söz konusu değildir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen bu duayı, bazen de bundan önceki rivayetlerde geçen duaları okurdu.
Bu hadîste melekleıden üçünün isminin anılmasının hikmeti onların yüceltilmesi ve şereflendirilmesidir. Çünkü onların işleri, onlarla düzenlenir. Zira Cebrail semavi kitabları Peygamberlere indirmek ve vahiy ile görevli idi. Şer'î hükümleri öğretirdi. M i -kail, canlıların nzıkları, bitkiler, yağmurlar ve tabîat olaylarını düzenlemekle görevli idi. İ s r,.â fil de Levh-i Mahfuz ile görevli olup Sûr'a üfler.
Müellifin rivayetinde Cibrâil olarak geçen bu kelime yerine Ebû Dâvûd'un' rivayetinde Cibril kelimesi geçer. Cibril, Cibrâîl ve Cebrail kelimelerinin hepsi, aynı meleğin isimleridir. [192]
18l - Geceleyin Kaç Bek'at Namaz Kılınacağı Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1358) Aişe (Radıyallâhü anhâ)\\w. Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazından boşaldığı zaman ile şafağın sökeceği zaman arasındaki süre içinde on-bir rek'at namaz kılardı. Bunun her iki rek'atının sonunda selam verirdi. Ve sonundaki bir rekatı tek kılardı. Bütün rek'atlerdekı secdeleri öyle uzatırdı ki henüz başını secdeden kaldırmamış iken biriniz elli âyet okuyabilirdi. Müezzin sabah namazının ezanını bitirince kalkar, hafif iki rek'at kılardı.İsnadının sabin ve ricalinin sıka olduğu Zevâid'de bildirilmiştir. Müslim bu hadîsin bir parçasını rivayet etmiştir. [193]
İzahı
Müellif bu hadisi Ebû Bekir b. Ebi Şeybe ve Ab-d u r r a h m a n bin İbrahim'den iki senedle rivayet ede-rek hadis metninin Ebû Bekir bin Ebî Şeybe'ye ula şan senede âit olduğunu belirtmiştir.
Zevâid yazarı, bunu zevâid türünden saymış ise de Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî' nin de bunu birbirine yakın lafızlarla rivayet ettikleri el-Menhel'de belirtilmiştir. Bu itibarla hadîs zevâid türünden sayılmamalıdır.
Ebû Dâvûd'un rivayeti buradaki rivayete çok benzer ve aynı mânâyı ifâde eder. Oradaki rivayette şu ilâve de vardır:
Sonra Müezzin ona gelinceye kadar sağ yanı üzerinde uzanırdı.»
Hadis, vitir namazının bir rek'at olarak kılınabileceğine delâlet eder. Ve vitrin en az rek'at sayısının üç olduğuna hükmedenler aleyhinde bir delildir.
Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazının secdelerini bir kimsenin elli âyet okuyacağı süre kadar uzattığını ifâde ediyor.
Hadisin; ifâdesinden maksat, fecirden önce okunan ilk ezan değil, fecirden sonra okunan ikinci ezandır. Buna ilk ezan denmesi, ikâmeti ezan gibi hesaplamak itibariyledir. Yâni ikâmet ikinci ezan gibi düşünülünce fecirden sonra okunan ezan, birinci ezan olmuş olur. Çünkü sabah farzından önce kılınması meşru olan iki rek'at sünnet, fecirden önce kılınamaz. Fecirden sonra kılınması mecburîdir.
Hadîs, gece namazına kalkmanın ve bunun secdelerini uzatmanın müstahablığına, vitir namazının bir rek'at olarak kılınmasının meşruluğuna ve sabah sünnetini hafif tutmanın müstahablığına delâlet eder.
1359) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin on üç rek'at namaz kılardı."
1360) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'6an; Şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin dokuz rek'at namaz kılardı." [194]
İzahı
Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin ilk hadîsinin benzerini Bu h â -r i, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. İkinci hadisini ise Tirmizî ve N e s â İ rivayet etmişlerdir.
"Âişe (Radıyallâhü anhâl'nin bâzı rivayetlerinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in geceleyin yedi rek'at, diğer bâzı rivayetlerinde onbir rek'at kıldığı belirtiliyor. El Menhel yazarı "Gece namazı bahsi"nde bu rivayetlerin arasını bulmak konusunda N e -v e v i' nin M ü s 1 i m ' in şerhinde şöyle dediğini nakleder:
"Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin hadisindeki ihtilâfa gelince, bu ihtilâfın kendisine ait olduğu söylenmiş; bâzıları da ihtilâfın kendi-sine değil, râvilere âit olduğunu söylemişlerdir. Artık gece namazının onbir rek'at olduğuna dâir rivayetinin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in çoğu zamandaki tatbikatını diğer rivayetlerinin ise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in zaman zaman yaptığı tatbikatını bildirdiği muhtemeldir. Yâni muhtemelen şöyle olmuştur : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ekseriyetle onbir rek'at kılardı. Bazen diğer rivayetlerde haber verildiği gibi kılardı. Rivayetlerin hepsi göz önüne alınınca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gece namazını âzami onbeş rek'at kılmıştır. Bunun iki rek'ati sabah sünnetidir. Ve en az yedi rek'at kılmıştır. Bu değişiklik zamanın genişliği ve darlığı veya hastalık, uykusuzluk gibi çeşitli mazeretlerin bulunup bulunmamasından ileri gelmiş olabilir.
Şöyle de söylenebilir: Âişe (Radıyallâhü anhâ) bâzı rivayetlerde gece namazının başlangıcında kılınanhafif iki rek'ati hesaba katmış, diğer bâzı rivayetlerde katmamıştır. Keza sabah sünnetini bâzı rivayetlerde hesaba katmış, diğer bâzı rivayetlerde katmamıştır. Veyahut bâzı rivayetlerde bu dört rek'ati dikkate almış, diğer bir kısım rivayetlerde dikkate almamıştır.
K â d i I y â z : Gece namazının belirli bir sınırla çevrili olmadığı, isteğe binâen az veya çok kılınabileceği ve ne kadar çok kılı-nırsa sevabının o nisbette fazla olacağı hususunda âlimler arasında bir ihtilâf yoktur. Görülen ihtilâf, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in bizzat kıldığı rek'at sayısı ve tatbikatına yöneliktir, demiştir."
1361) Amîr eş-Şa'bî (Radtyallâhü ank)'âen: Şöyle demiştir:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in gece namazını Abdullah bin Abbas ve Abdullah bin Ömer (Radıyalâhü anhüm)'a sordum. Dediler ki: On üç rek'at kılardı. Bundan sekiz rek'at kılardı. Sonra üç rek'atı vitir olarak kılardı ve iki rek'ati fecirden sonra kılardı."
1362) Zeyd bin Hâlid el-Cühenî (Radtyallâhü anhyden: Şöylemistir :
Ben bu gece ResûlulJah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in namazını dikkatle izliyeceğim, dedim. Ve O'nun evinin eşiğinin veya çadırının bir kenarını kendime yastık edindim. Geceleyin Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kalktı. Hafif tuttuğu iki rek'at kıldı. Sonra uzun tuttuğu hem de çok uzun tuttuğu iki rek'at kıldı. Daha sonra iki rek'at kıldı. Bunlar daha önceki rek'atlerden biraz kısaydı. Sonra iki rek'at daha kıldı. Bunlar da bir önceki rek'atlerden biraz kısaydı. Sonra iki rek'at kıldı. Bunlar da kendilerinden önceki iki rek'atten biraz kısaydı. Sonra iki rekat daha kıldı. Daha sonra bir rek'ati tek olarak kıldı. İşte hepsi onüç rek'attir. [195]
İzahı
Âm ir eş-Şa'bî (Radıyallâhü anhl'nin hadîsi gece namazının onbir rek'at olduğuna delâlet eder. Bunun sekiz rek'atinin önce kılındığı ve daha sonra üç rek'at vitir kılındığı ifâde ediliyor. Hadîsin zahirine göre bu üç rek'at aralıksız ve bir selâmla kılınmıştır. Vitir namazının üç rek'at olduğunu ve arasında selâm verilmeden kılındığını söyleyenler için hadis delil sayılabilir.
Zeyd (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Mâlik, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâi ve Bey haki de rivayet etmişlerdir. Bu hadis, gece namazının onüç rek'at olduğuna ve vitrin tek rek'at olarak kılınabileceğine delâlet eder.
El-Menhel yazarının dediği gibi Zeyd (Radıyallâhü anh) gündüz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in gece namazını gozetliyeceğini söylemiş ve akşam olunca izlemeye başlamış ve daha sonra müşahedesini belirtmiştir.
Zeyd (Radıyallâhü anh)'in gözetlemesinin, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in müsaadesi ile olduğu ve bu işin bir yolculukta vuku' bulduğu el-Menhel'de ifâde edilmiştir.
Fustat Kıldan yapılmış çadırdır. Atebe : Kapının eşiğidir.
1363) (Abdullah) İbn-İ Abbâs (Radıyallâhü atıhü mâ )'<\an rivayet edildiğine göre kendisi teyzesi olan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'in muhterem eşlerinden Meymune (Radıyallâhü anhâ)'nın odasında bir gece yatmış ve şovle demiştir :
Ben yastığın genişliği istikâmetinde uzandım. Resülullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) ve eşi, yastığın uzunluğu istikâmetinde uzandılar. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyudu. Gece yarısı veya biraz önce yahut biraz sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyandı ve elini yüzüne sürerek uykuyu kaçırdıktan sonra Al-i İmrân sûresinin sonundaki on âyeti okudu. Sonra asılı olan bir su kırbasına doğru giderek ondan güzelce abdest aldı ve namaz kılmaya başladı. Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) demiştir ki:
Ben de kalktım ve Onun yaptığının mislini yaptım. Sonra gidip Onun (sol) tarafında namaza durdum. Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sağ elini başıma koydu ve sağ kulağımı tutup bükmeye başladı. İki rekat namaz kıldı, §$&ra iki rek'at kıldı, sonra iki rek'at kıldı, sonra iki rek'at kıldı, sonra iki rek'at kıldı, sonra iki rek'at kıldı sonra tek rek'at olarak vitir kıldı. Sonra müezzin Ona gelinceye kadar uzandı. (Müezzin gelince) hafif iki rek'at kılarak sabah namazına çıktı." [196]
İzahı
Bu hadîsi Mâlik ve Kütüb-i Sitte sahipleri ile B e y h a k i de rivayet etmişlerdir.
EI-Menhel yazarı bu hadisin şerhinde şöyle der:
"Abbâs (Radıyallâhü anh), oğlu Abdullah (Radıyallâhü anh)'ı bir iş için yatsı namazından sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına göndermişti. Abdullah (Radıyallâhü anh) götürdüğü işi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e intikal ettirince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona:
-Oğulcuğum! Bu gece bizim yanımızda yat- buyurmuş ve kendisi de onun yanında yatmıştır. Muhammed bin Nasr bunu İ b n-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'dan rivayet etmiştir, Hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in okuduğu haber verilen Al-i İmrân sûresinin sonundaki on âyetinin başlangıcının; âyeti olduğu Muhammed bin N a s r' in rivayetinde belirtilmiştir.
Uyku eserinin defi için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elini yüzüne sürmüştür.
î b n-i Abbâs (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e uymak için O'nun sağında durması gerekirken solunda namaza durduğu için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in onu sağ tarafına geçirdiği rivayetlerin çoğunda belirtilmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) imamın sağında durmanın gerekliliğini ihtar etmek ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışına dikkati çekmek için İ b n-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in kulağım bükmüştür.
Hadisin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her iki rek'atın sonunda selâm vermiş ve son rek'atı tek kılmıştır. Kıldığı rek'atların toplamı onüçtür. Müezzin geldikten sonra iki rek'at sabah sünnetini kılmıştır. Bu da hesaplanınca kıldığı rek'at sayısı on-beşi bulmuş olur.
Zeyd bin Hâlid (Radıyallâhü anh) 'in ve İ b n - i A b -b â s (Radıyallâhü anh)'in mezkûr hadîsleri Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gece namazı olarak onüç rek'at kıldığına delâlet ederler. [197]
Hadisin Fıkıh Yönü
1. Gece namazını onüç rekat olarak kılmak müstehabtır.
2. Her iki rek'atin sonunda selâm vermek müstehabtır.
3. Vitir namazı tek rekat olarak kıJınabîlir.
4. Gece namazından sonra sağ yanı üzerinde uzanmak müste-habtır.
5. Sabah sünnetini hafif tutmak müstehabtır.
6. Abdest almadan ezbere Kur'an okumak caizdir.
7. Uykudan uyanınca elleri yüze sürmek müstehabtır.
8. Vitir namazını gecenin son kısmına bırakmak müstehabtır. Tabi bu hüküm uyanacağına güvenenlere mahsustur.
9. Namaz vaktini bildirmek için müezzin tutmak müstehabtır.
10. Namaz için ikamet edileceği zamanın müezzin tarafından imama bildirilmesi meşrudur.
11. Sabah sünnetini evde kılmak müstehabtır. [198]
182 - Gecenin Hangi Saatlerinin Efdal Olduğu Hakkında Gelen (Hadisler) Babı
1364) Amr bin Abese (Radtyalldhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Ben Resûlullah (SalJallahü Aleyhi ve SellemVe gelerek: «Yâ Resûlallah! Kim seninle beraber müslüman oldu? diye sordum. Buyurdu ki;
«Bir hür ve bir köle.» Ben: Allah katında bir saattan daha makbul başka bir saat var mıdır? diye sordum. Buyurdu ki: «Evet. En makbul vakit, gecenin son yarısıdır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Râvi Abdurrahman bin el-Beylemâni'nin sahâbîlerden sirf ve Yezid bin Talak müstesna herhangi bir zattan hadis işittiğinin bilinmediği söylenmiştir, İbn-i Hibbân : O, mürselleri rivayet eder, demiştir.
1365) Aişe (Radtyallâhii ımhû)\\-AY\; Şiiyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gecenin evvelinde uyurdu ve sonunu ibâdetle ihya ederdi."
Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricali sıka zâtlardır. Ebû îshak, son zamanlarında senedleri karıştırmış ise de İsrail bu hâlinden önce kendisinden rivayet etmiştir. Buharı ve Müslim de bir tarîkten Onun rivayetlerini almışlardır.
1366) Ebû Hüreyre (RadtyaUâkü atıkyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi vt Stilon) şüyle buy urdu. demiştir :
«Gecenin (üçte ikisi geçip) üçte birisi kalınca her gece Rabbimİz Tebâreke ve Teâlâ keyfiyeti bizce meçhul bir durumda (birinci göğe) inerek şafak sökünceye kadar buyurur ki:
Kim benden bir şey istiyor ki ben ona vereyim? Kim bana duâ ediyor ki onun duasına icabet edeyim? Kim benden mağfiret diliyor ki ona mağfiret edeyim?»
Bunun içindir ki sahâbîler gece sonunda namaz kılmayı, gecenin evvelinden daha çok severlerdi." [199]
Hadîslerin İzahı
Amr (Radıyaliâhü anh)'ın hadîsi zevâid türündendir. Müslümanlığı ilk kabul eden hür ile Ebû Bekir (Radıyaliâhü anh) kasdedılmiş, Köle'den maksat da Bilâl-i Habeşî (Radıyaliâhü anh) 'dır.
Hadîsin: «Gecenin tam ortası...» mealindeki ifâdesinden maksadın gecenin son yarısı olduğu Sin d î' de belirtildiği için tercemede buna işaret edilmiştir. Şu halde hadîs, en faziletli olan gecenin son yarısının başlangıcı olan gecenin ortasını bildirmiştir.
Bu hadisteki : -Allah'a en yakın saat...» tâbirinden maksad, sevabı en çok ve en makbul zamandır. Çünkü Allah Teâlâ'ya maddî anlamda yakınlık ve uzaklık söz konusu değildir.
 i ş e (Radıyaliâhü anhâJ'nin hadîsi zevâid türünden sayılmıştır. Halbuki Kütüb-i Sitte'nin tümünde  i ş e (Radıyaliâhü anhâJ'nin buna benzer hadisi vardır. B u h â r i ' deki A i ş e (Radıyaliâhü anhâJ'nin hadîsi şöyledir:
Âişe (Radıyaliâhü anhâJ'dan Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in gece namazı keyfiyeti sorulmuş ve kendisi şöyle cevap vermiştir :
Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gecenin evvelinde uyurdu, sonunda da kalkıp namaz kılardı. Sonra yatağına dönerdi. Müezzin sabah ezanını okuyunca (yatağından) sıçrardı. Şayet kendisinin bir ihtiyacı olursa guslederdi. Yoksa abdest (alıp (namaza) çıkardı."
Ebû Hüreyre (Radıyaliâhü anh)'in hadîsi Kütüb-i Sitte'nin tümünde rivayet edilmiştir.
Bu hadiste Allah Teâlâ'nın her gece dünyaya en yakın olan birinci göğe indiği bildirilmiştir. Mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ'nın inişinden maksadın ne olduğu hususunda Alimler arasında ihtilâf vardır. El-Menhel yazan bu hususta geniş izahat vermiş olup, özetle şöyle demiştir
"Bu hadis, müteşâbih sıfatlara âit hadîslerdendir. Bu gibi hadislerin yorumu hakkında selef ve halef âlimlerinin meşhur iki görüşü vardır.
Müctehid dört imamın, Zührî, Evzâî, lbnü'1-Mü-bârek, Mekhûl, Süfyân-ı Sevrî, İbn-i Uyey-ne, el-Leys bin Sa'd ve iki Hammâd'ın dâhil bulunduğu selefin cumhuru, bu gibi hadîslerin yorumu hakkında şöyle demişlerdir
Allah Teâlâ'nın sıfatlarına âit olup, zahirine göre Allah Teâlâ'nın başka şeylere benzetildiği görülen hadîslerin yorumunda açık ve selâmetti yol. bu hadîsleri zahirine göre bırakıp icmâlen buna inanmak ve Allah Teâlâ'yı benzetmekten ve keyfiyetten tenzih etmektir. Çünkü:
"Hic bir şey O'na benzemez. O,işiticidir. görücüdür[200] âyeti, Allah Teâlâ'nın hiç bir şeye. benzemediğini bildirmiştir. Bu mezheb, bizim de benimsediğimiz en sâ-Hm mezhebtir
Halefin cumhuruna gelince; Onlar müteşâbih âyetleri ve hadîsleri Allah Teâlâ'nın şanına lâyık bir takım yorumlarla yorumlamışlardır. Çünkü Allah Teâlâ'nın cisim olmak, hareket etmek, durmak, yön taşımak, inmek, bir yerde durmak ve benzeri durumlardan münezzeh ve pâk olduğu kafi delillerle sabittir. Bunlar bu hadisteki inişi Allah'ın bizzat inişi değil, görevli meleğinin inişi olarak yorumlarlar. Arap dilinde bu tür ifâdeler kullanılır Meselâ devlet başkanının emriyle görevli memurları bir şey yaptıkları zaman : Devlet başkanı yaptı denilir.
Şöyle de yorumlanmıştır: Allah'ın inişiyle Onun kullarına yönelmesi hepsine rahmet etmesi ve tümüne ikramda bulunup dualarını ve mazeretlerini kabul buyurması kastedilmiştir.
Aynî' nin B u h â r î' nin şerhinde naklen beyan ettiğine göre bâzı âlimler: Allah'ın inişiyle Onun tenezzül buyurması kastedilmiş, demişlerdir. Yâni Allah'ın azametine bakılırsa hakir ve fakir olan Kulların yakarış ve yalvarışlarına iltifat etmemesi beklenir. Lâkin Allah lütfunu esirgemeyip tenezzülen kullarına iyilik eder. Müslim'in İmamı Mâlik' ten olan rivâyetindeki: «Rabbimiz tenezzül buyurur» ifâdesi bu yorumu te1yid eder. Çünkü tenezzül, mânevi nüzul anlamına gelir. Hattâ ilk akla gelen mânâ budur.
Ebû Bekir bin F ü r e k' in bâzı güvenilir râvilertien nakline göre hadîsteki fiil, JJ^> olarak zaptedilmiştir. Fiil böyle okununca cümlenin mânâsı:
«Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ birinci göğe melek indirir.» şeklinde olur.
El-Menhel yazarı, yukarıdaki ma'lumatı verdikten sonra şöyle der :
Bu konuda uymaya ve kabule şayan en selâmetli yorum selef mezhebinin yorumudur. B e y h a k î bu konudaki mezhebleri naklettikten sonra : En selâmetli mezhep, keyfiyetinden bahsetmeden ve kastedilen mânâyı araştırmadan buna inanmaktır. Ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından bir açıklayıcı bilgi sabit olursa ona dönülür. Nitekim âlimler, bu tür hadislerin belirli bir şekilde yorumlanmasının zorunlu olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Şu halde en salim yol, bunun ilmini Allah'a havale etmektir, demiştir.
El-Menhel yazarı daha sonra bu konudaki mezheblerin görüşlerini açıklayıcı mâhiyetteki N e v e v i' nin M ü s 1 i m ' in şer-hindeki beyânını nakleder. Bu beyan, yukardaki açıklamanın bir benleri olduğu için bunu aktarmaya gerek görmüyorum.
El-Mirkat şerhinin yazarı, N e v e v i ' nin mezkûr beyânını zikrettikten sonra şöyle der :
"Nevev i ' nin bu beyanı ile Ebü İshak-ı Şirâzi, lmâmü'l-Haremeyrı, Gaz âlî ve başka bir çok imamın beyânından anlaşılıyor ki bu hususta selef mezhebi ile halef mezhebi mensupları Kitap ve Sünnet'te vârid olan müteşâbih cümlelerin zahirine göre mânâlandırılmamasi hususunda ittifak halindedirler. Allah hakkında Kitap ve Sünnette vârid olan gelmek, inmek, el, yüz, öfke, acımak, arş'ta uturnıak, gökte olmak gibi sözlerin zahirî mâ nâşının, Allah hakkında aklen imkânsız olduğu kafidir. Bunların zahiri mânâlarına inanan kimselerin İslâm'dan çıktığı hususunda icmâ' vardır. Bu sözleri zahirî mânâya hamletmek mümkün olmayınca selef ve halef âlimleri, bunları te'vil etmek zorunda kalmışlardır. Selef ve halef âlimleri, bu hususta müttefik olmakla beraber, yorumlama şeklinde ihtilâf etmişlerdir.
Selef âlimlerinin ekserisinin mezhebine göre bu sözleri, zahirî mânâsından döndürmek zorunludur. Ama bunları hiç bir mânâ ile yorumlamamak ve Allah Teâlâ'nın şanına lâyık kemal sıfatlarının hâiz olduğuna ve her tür noksanlıklardan nezih ve pâk olduğuna itikâd edilir. Bu görüş, icmali bir yorum mâhiyetini arzeder.
Halef âlimlerinin ekserisi ise bu sözleri Allah'ın şanına lâyık bir şekilde yorumlamak yolunu tutmuşlardır. Bu yol, tafsili bir yorum mâhiyetini arzeder..." [201]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1 - Gece namazına kalkmaya teşvik vardır.
2 - Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ibâdet etmek daha faziletlidir.
3 - Gece ibâdetine kalkıldığında duâ etmek, dileklerde bulunmak ve istiğfar etmek arzulanır.
1367) Rıfâa [202] el-Cühenî (Radıyallâhü anh)\ien rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Allah Teâlâ, gecenin yarısı veya üçte ikisi gidinceye kadar talepte bulunmaz. Bu sürenin bitiminden fecir doğuncaya kadar şöyle buyurur:
Sakın benim kullarım benden başkasından bir istekte bulunmasınlar. Kim bana duâ ederse Ona icabet ederim. Kim benden bir hacet isterse ona veririm. Kim günâhının mağfiretini benden dilerse ona mağfiret ederim.-"
Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki Muhammed bin Mus'ab zayıftır. Salih bin Muhammed : Onun Evzâi'den olan bütün hadisleri matlubtur, demiştir. [203]
183 - Yeterli Olduğu Umulan Gece İbâdeti Hakkında Gelen Hadisler Babı
l368) Ebû Mes'ud (l'kbe bin Amr el-Ensârî el-liedrî) ( Radıyaltâhu iinh)'(U-n rivayet edildiğine «öre. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sc/lem) şöyle Uı\ unlu. demiştir :
«Bakara süresinin son iki âyetini bir gecede kim okursa bu âyetler ona kâfidir.-
Râvi Hafs'ın kendi rivayetinde dediğine göre, râvi Abdurrahman şöyle demiştir: Ben bilâhere Ebü Mes'ud (Radıyallâhü anh)'a (Kabe'yi) tavaf ederken rastladım da bana bu hadîsi anlattı."
1369) Ebû Mes'ud (Ukbe bin Amr el-Ensârî el-Bedrî) (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :
«Kim bir gecede Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti okursa, o âyetler ona kâfidir.»" [204]
İzahı
Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi Ebü Mes'ud (Radıyallâhü anhJ'un bu hadisini rivayet etmişlerdir.
M ü s 1 i m " in rivayetinde Abdurrahman bin Yezidin şöyle dediği belirtilmiştir:
"Ben Kabe'nin yanında Ebû Mes'ud (Radıyallâhü anhl'a rastladım. Ve Ona; Bakara süresindeki iki âyet hakkında senden bana bir hadis ulaştı, dedim. Dedi ki: Evet. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bakara sûresinin sonunda iki âyet (var)dır ki, kim onları geceleyin okursa bu âyetler ona kâfidir.» buyurmuştur."
Bu âyetler «Amene'r-Resûlü...»den başlar, sûrenin sonuna kadar devam eder.
EI-Menhel yazarının nakline göre Kur'an okuma sevabı hakkındaki Alî bin Saîd el-Askeri' nin Ukbe bin Amr' den bir senedle rivayet ettiğine göre Ukbe şöyle demiştir : Kim bu iki âyeti yatsıdan sonra okursa ona yeter. Bu âyetler «Âmene'r-Resülü...*den sûrenin sonuna kadardır.
Mezkûr iki âyetin okuyucusuna kâfi gelmesinden maksad, o kişinin gece ibâdeti sevabına kavuşmuş olmasıdır. Nitekim el-Menhel'-de rivayet edildiğine göre İbn-i Adiyy'in Ibn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhVden olan rivayetine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;
«Kim bu iki âyeti yatsıdan sonra okursa onun için gece namazı yerine kâfidir.» buyurmuştur.
Bâzıları: Mezkûr iki âyetin kâfi gelmesinden maksat, okuyucusunun şeytan şerrinden korunmasıdır, demişlerdir. Ytne el-Menhel'in naklettiği Tabarânİ' nin Şeddâd bin Evs (Radıyal-lâhü anhJ'den olan bir rivayetinde Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
«Bakara sûresinin sonundaki iki âyet üç gece hangi evde okunursa şeytan o eve yaklaşamaz.» buyurmuştur. Bu hadîs bu yorumu te~ yid eder.
Bâzıları mezkûr iki âyetin okuyucusunu bütün kötülüklerden koruduğu; bir kısım âlimler de itikatla ilgili kötülüklerden koruduğu yolunda yorum yapmışlardır. Başka bir grup, mezkûr âyetlerin, okuyucusunu insanların ve cinlerin şerrinden koruduğu şeklinde yorum yapmışlardır Bâzıları da: Okunan bu iki âyetin sevabı o kadar çoktur ki, okuyucusuna kâfidir. Başka bir sevap istemeye ihtiyaç bırakmaz diye te'vil etmişlerdir.
Yukarıda anlatılan mânâların hepsini kastetmeye bir mâni yoktur.
Mezkûr iki âyette îman ve itikadın büyük esasları ve sahâbîlerin övülmesi vardır. Bunun yanında son âyette yedi duâ cümlesi bulu-nur.M ü s 1 i m ' in bir rivayetine göre Bakara sûresi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından okunduğu zaman her duâ kelimesini okudukça Allah Teâlâ tarafından : «Duanı kabul ettim.» buyurulmuştur.
Bu iki âyetin fazileti hakkında vârid olan hadislerden birisi H â -kim ve Beyhaki' nin E b û Z e r r (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Allah Teâlâ Bakara sûresini arşın altındaki hazinesinden bana verdiği iki âyetle tamamladı. Artık bu iki âyeti Öğreniniz ve eşleriniz ile çocuklarınıza öğretiniz. Çünkü bu iki âyet, hem namaz, hem Kur'an, hem duadır." [205]
184 - Namazda Uykusu Gelen Adam Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1370) Âişe (Radıyalâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Biriniz (namazda) uykusu geldiği zaman (namaza ara verip) kendisinden uyku hâli gidinceye kadar uyusun. Çünkü uykusu geldiği halde namaz kıldığı zaman ne söylediğini bilemez. İstiğfar etmek isterken kendisine sövmesi umulur.»" [206]
İzahı
Mâlik ve Kütüb-i Sitte sahipleri tarafından rivayet edilen bu hadisin hasen - sahîh olduğunu T i r m i z i söylemiştir.
Nuâs: Uyuklama mânâsına geldiği gibi ağır uyku mânâsına da gelir. Burada her iki mânâ muhtemeldir.
El-Menhel yazarı şöyle der :
"Nuâs ile hafif uyku mânâsı kastedildiği takdirde hadîsteki «...uyusun» emri müstehablık için olur. Hafif uyku gelmesi hâlinde namaza ara vermek sevap olur. Etevam etmek ise mekruh sayılır. Şayet Nuâs ile ağır uyku kastedilrrtfs fse «...uyusun.» emri vücup için olur. Hadisin bundan sonraki bölümünde gösterilen «Çünkü uykusu geldiği halde...» şeklindeki sebep, bu mânâyı te'yid eder. Bu takdirde, yâni ağır uyku geldiği 'zaman namaza ara vermek vâcibtir ve namaza devam etmek haramdır.
Namaza ara vermekten maksad, namazı bozmak değil, sırası gelince selâm vermek suretiyle ara vermektir.
Hadîsin: «İstiğfar etmek isterken...» cümlesinden maksad, uyku geldiği halde namaza devam eden kişinin, istiğfar edeceği yerde, kendi aleyhinde söz söylemesinden ve duâ yerine beddua etmesinden korkulmasıdır. Nitekim N e s â î' nin rivayetinde şöyle denilmiştir: Meselâ adam; diyeceği yerde diyebilir.
Bu takdirde mağfiret dileyeceği yerde nefsinin zelil ve hakir olması için beddua etmiş olur.
Kişinin kendi aleyhinde veya aile fertleri aleyhinde beddua etmesi yasaktır. Nitekim Câbir (Radıyallâhü anhJ'den Sünen-i Ebû Dâvûd'da rivayet olunan bir hadîste Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) meâlen şöyle buyurmuştur:
Nefisleriniz aleyhinde beddua etmeyiniz. Evlâdınız aleyhinde beddua etmeyiniz. Hizmetçiniz aleyhinde beddua etmeyiniz. Mallarınız aleyhinde beddua etmeyiniz. Çünkü yapacağınız beddua, Allah Teâlâ'nın dilekleri kabul ettiği saate denk gelebilir.» [207]
Hadisin Fıkıh Yönü
1 - Namaz kılarken uykusu gelen kimsenin uykusu gidinceye kadar namaza ara vermesi müstehabtır. Bu mir, gece ve gündüz kılınan farz ve nafile tüm namazlara şümullüdür. Ancak farz namazın vaktinin çıkması endişesinin bulunmaması şartına bağlıdır. Farzın kaçırılması tehlikesi varsa her halde farzın hemen kılınması gereklidir.
Mâlik ve bir cemâat, bu hadisi nafile namaza tahsis etmiş-lerdir. Çünkü ekseriyetle uyku gelmesi geceye mahsûstur.
2 - İbâdetin gönül huzuruyla ve huşu içinde yapılması istenir. Çünkü uykusu gelenin gönül huzuruyla ve huşu içinde ibâdete devamı güçtür.
3 - Uyku geldiği halde namaz kılmak mekruhtur.
4 - İbâdette ihtiyatı elden bırakmamalıdır.
5 - Kişi, kendi aleyhinde beddua etmekten kaçınmalıdır.
1371) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü a«A)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) mescide girmiş de İki sütün arasına gerilmiş bir ip görmüş ve:
-Bu ip nedir?» diye sormuş. (Orada bulunanlar) demişler ki: Bu ip, (Efendimizin muhterem zevcelerinden) Zeynep (Radıyallâhü an hâ)ya aittir. Burada namaz kılar. Ayakta yorulduğu zaman bu ipe tutunur. Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«İpi çözünüz, ipi çözünüz. Biriniz hafif ve kuvvetli olduğu müddetçe namaz kılsın. Yorulunca otursun.» buyurmuştur." [208]
İzahı
T i r m i z î hâriç diğer Kütüb-i Sitte sahipleri bunu rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde görülen az lafız farkı mânâyı etkilemez.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Zeynep (Radıyallâhü anhâ) mescidde namaz kılarken kıyamını uzatması nedeniyle yorulunca, yorgunluğunun gitmesi ve dinlenmek için iki sütun arasında gerdiği ipe tutunurdu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) duruma muttali olunca, hadisteki emri buyurmuştur.
El-Menhel yazarı, hadisteki emri şoyte yorumlamıştır: Yâni kişi rahatlıkla ayakta namaz kılabildiği müddetçe ayakta kılsın. Yorulunca oturarak namaz kılsın. Emir böyle yorumlanınca ayakta namaza duran kimsenin oruldugu zaman namazın kalan kısmını oturarak kılabileceği hukmu hadisten çıkarılır.
Bu emirden rnaksad, namaz kılmaktan dolayı yorulan kimsenin namaza ara vererek uiurup dinlenmesi olabilir. Bu ihtimal uzaktır. [209]
Hadisin Fıkıh Yönü
1 - İbâdette aşırılık yapmayıp mutedil davranmalı.
2 - Namaza kuvvetli, neşeli olarak durmalı ve gevşeklik ve yorgunluk belirdiği zaman, bu durum geçinceye kadar namaza ara verilmeli.
3 - Münker olan şeyleri gidermek meşrudur.
4 - Kadınların nafile namazları mescidde kılmaları caizdir. Çünkü Zeynep (Radıyallâhü anhâ) ve Ebû Dâvûd'un bir rivayetinde belirtildiği gibi kız kardeşi Hamne (Radıyallâhü anhâ} Mescidi Nebevi'de nafile kılarlardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna karşı çıkmamıştır. Tabiî bir fitne tehlikesinin olmaması gereklidir.
5 - Namaz esnasında ipe tutunmak mekruhtur. Cumhur böyle hükmetmiştir. Nafile namazda kıyamın uzatılması nedeniyle asâya dayanmanın mübahlığında ihtilâf yoktur. Yalnız Ibn-i S i -r i n bunu mekruh saymıştır. Farz namazda ise bir özür olmaksızın asaya dayanmak cumhurca menedilmiştir.
1372) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurdu demiştir :
«Biriniz gece namazına kalktığı zaman (uyku basması nedeniyle okuduğu) Kur'an onun dilinden anlaşılmaz olup ne dediğini bilmez ise (namaza ara verip) yatsın.»" [210]
İzahı
Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.
Uykunun ağır basması nedeniyle, gece namazı kılınırken okunan Kur'an-ı Kerim âyetleri rahatlıkla okunamayıp acemice okunacak durum belirince namaza ara verilmesi ve uyku hâli zail oluncaya kadar uzanıp uyuma emri verilmiştir. Tâ ki uyku sersemliği yüzünden Allah'ın kelâmı yanlış okunmasın.
Namaz dışındaki benzer hâlin hükmü aynıdır. Yâni namaz hâricinde Kur'an okurken uykusu gelen ve dili ağırlaşıp ne okuduğuna anlamaz durumuna düşen kişi Kur'an okumaya ara verip uykusunu almalıdır. [211]
185 - Akşam Ve Yatsı Arasında Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1373) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet edildiğine göre; Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :
-Akşam ile yatsı namazları arasında yirmi rek'at (nafile) kılan kimse için Allah Teâlâ cennette bir ev yaptırır.»"
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki Yâkub bin el-Veüd'in zayıflığı hususunda âlimler ittifak etmişlerdir. İmam Ahmed : O, büyük kezzablar-dandır. Hadis uydururdu, demiştir.
1374) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Akşam namazından sonra altı rekat (nafile) kılan ve aralarında fena söz söylemeyen kimse için bu namaz, on iki yıllık ibâdete denk tutulur. [212]
İzahı
1374 nolu Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadisi 113. bâbta 1167 nolu olarak geçmiştir. Bu namazla' ilgili gerekli malûmat orada verilmiştir. İsteyenler oraya, müracaat edebilirler. [213]
186 - Nafileyi Evde Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1375) Asım bin Anır[214] (Radıyaliâhü anh) den ; Şöyle demiştir :
Irak halkından bir nefer[215] halife Ömer (RadıyaJIâhü anh) in yanına çıkmak üzere (Medine'ye) geldiler. Onun huzuruna varınca Ömer (Radıyaliâhü anh) onlara =
Kimlerdensiniz? diye sordu. Irak halkindanız, dediler. Ömer (Radıyaliâhü anh) :
Küfe emirinin izniyle ni geldiniz? diye sordu. Onlar: Evet, dediler. Râvî demiştir ki ı
Gelenler, adamın kendi evinde (nafile) namaz kılmasının hükmünü sordular. Ömer (Radıyaliâhü anh) dedi ki:
Ben (bunu) Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemTe sordum. Buyurdu ki:
-Adamın (nafile) namazı kendi evinde kılmasına gelince; bu bir nurdur. Artık evlerinizi nurlandırımz.»
Ömer bin el-Hattâb (Radıyaliâhü anh) in mevlâsı Umeyr (Radıyaliâhü anh)[216] Ömer bin el-Hattâb (Radıyaliâhü anhl'den (tah-dis etmiştir.) O da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bunun mislini (tahdis) etmiştir.
Not: Müellif bu hadîsi iki yoldan zikretmiştir : Zevâid'de şöyle denmiştir : Bu iki yolun dönüm noktası râvi Âsim bin Amr'dır. O ise zayıftır. El-Ukayli Onu zayıf râviler arasında zikretmiştir. Buhâri de : Onun hadisi sabit değildir, demiştir.
1376) Ebû Said-i Hudri (Radtyaüâhü an/r/den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Biriniz farz namazını (bir mescidde) kıldığı zaman namazından bir payını evine versin. Çünkü Allah Teâiâ onun evde kılacağı namazdan onun evine bir hayır verir.»"
Not: Ricalinin sıka oldukları Zevaıd'de bildirilmiştir.
1377) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'da.w rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUaltahii Aleyhi ve Sellenı) şöyle buyurdu, demiştir : «Evlerinizi kabirler yapmayınız.»" [217]
İzahı
Asım bin Amr (Radıyallâhü anh) in ve U m e y r (Ra-dıyallâhü anh)'in hadîsleri Zevâid türündendir.
Ebû Said-i Hudrî (Radıyallâhü anh)'in hadîsi de Zevâid türündendir. Ancak Müslim bu hadîsi C â b i r (Ra-dıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir. Müs1im ' in rivayetinde;ilâvesi vardır. Tercemede bu ilâveyi parentez içi ifâdeyle İşaret ettim. Bu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) farzını mescidde kılanın sünnetini evinde kılması ve evinin namaz sayesinde hayra kavuşmasını tavsiye eylemiştir.
İbni Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Buhâri,
Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî de rivayet etmişlerdir.
Ahmed bin Hanbel'in Âişe (Radıyallâhü anhâ) '-den rivayet ettiği bir hadiste de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Evlerinizde (nafile) kılınız. Evlerinizi üzerinize kabirler yapmayınız.»
Tirmizî' nin şerhi Tuhfe yazarı hadîsi şöyle yorumlar "Yâni ölüler gibi olmayınız. Onlar evlerinde namaz kılmazlar. Onların evleri kabirlerdir. Hadîsi şöyle yorumlayanlar da olmuştur: Evinde namaz kılmıyan kimse, kendisini ölüye, evini de kabre benzetmiş olur. M ü s 1 i m ' in rivayet ettiği:.
«İçinde Allah'ın anıldığı ev ile içinde Allah'ın anıl madiği ev, diri ve ölüye benzerler.» mealindeki hadîs bu yorumu te'yid eder.
Bâzıları: Hadisin mânâsı :" 'Ölülerinizi evlerinizde gömmeyiniz.' demektir, diye yorum yapmışlar ise de Hattâbî: Bu yorum hiçbir şey değildir Çünkü Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturduğu evine defnedilmiştir." Peygamberlerin, öldükleri yerlere gömüldükleri rivayetleri de vardır, demiştir.
1378) Abdullah bin Sa'd (Radıyalldhü anh y den\ Şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e; Evimdeki namaz mı mesciddeki namaz mı daha efdaldır? diye sordum. Buyurdu ki:
«Evime bakmıyor musun? Mescide ne kadar yakındır. Şüphesiz evimde namaz kılmam, mescidde namaz kılmamdan bana daha sevimlidir. Farz namaz bundan müstesnadır.İsnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de •bildirilmiştir. [218]
İzahı
Zevâid türünden olan bu hadîs de farz namazların mescidde nafile namazın da evde kılınmasının efdal olduğuna delâlet eder. Bayram namazları ve teravih gibi cemaatla kılınması meşru olan sünnetlerin dQ farz namazlar gibi mescidlerde kılınması efdaldır. Bunlara âit bâblarda gerekli açıklama yapılmıştır. [219]
187 - Duhâ (Kuşluk) Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1379) Abdullah bin el-Hâris[220] (Radıyallâhü anhümâ)'dan; Şöy-•mİıjtir :
Osman bin Affân (Radıyallâhü anh) zamanında halk çok veya tam iken ben kuşluk namazını soruşturdum. O'nun yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu namazı kıldığını haber veren Ümmü Hânı (Radıyallâhü anhâ)dan başka hiç bir kimseyi bulamadım. Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in kuşluk namazını sekiz rek'at olarak kıldığını bana haber verdi." [221]
İzahı
Müslim de bu hadîsi rivayet etmiştir. Bunun bir benzerini Ebû Dâvûd ve Tirmizî, İbn-i Ebİ Leylâ (Radıyallâhü anh)'dan rivayet etmişlerdir. O rivayette Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in Mekke' nin fetih günü onun evinde gusledip sekiz rek'at kıldığını ve ondan sonra bunu kıldığını kimsenin görmediğini söylemiştir.
Ebû Dâvûd'un başka bir rivayetinde Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ) şöyle demiştir :
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fetih günü kuşluk namazını sekiz rek'at olarak kıldı ve her iki rek'atin sonunda selâm verdi."
Ebû Dâvûd'un bu rivayeti. Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve SellemJ'in Fetih günü kıldığı namazın kuşluk namazı olduğunu açıkça bildirir ve Fetih namazı olduğunu söyliyenleri reddeder. E 1 -H â f ı z " in el-Fetih'te zikrettiği ve Ibn-i Abdi'1-Berr (Radıyallâhü anh)'in rivayet ettiği Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ)'nin :
"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye geldi de sekiz rek'at namaz kıldı. Ben : Ne namazıdır? diye sordum. Buyurdu ki: «Kuşluk namazıdır.»' mealindeki hadisi de bunu teyid eder.
Müellifin hadisi, kuşluk namazının seki/ rekat olarak kılınmasının meşruluğuna delâlet eder.
1380) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'det\. Şöyle demiştir: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu ki :
-Kim oniki rek'at kuşluk namazı kılarsa Allah Teâla onun için Cennet'te altından bir köşk yaptırır.»" [222]
İzahı
T i r m i z i de bunu rivayet etmiştir :
Kuşluk namazının en çok rek'at sayısı bu hadiste bildirilmiştir. Sindi: Yâni; kim kuşluk namazını oniki rek'at olarak devamlı kılarsa Allah ona Cennet'te bir köşk yaptırır. Kuşluk namazını bir defa bile oniki rek'at olarak kılana bu mükâfatın verilmesi mânâsı kastedilmiş olabilir. Çünkü Allah'ın keremi sonsuzdur, demiştir.
1381) Muâza el-Adevivye [223] (Radıyallâhü anh aydım. Şöyle demiştir :
Ben. Âişe (Radıyallâhü anhâi'ya: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazını kılar mıydı? diye sordum. Dedi ki:
Evet, dört rek'at olarak (kılardı) ve Allah'ın dilediği kadar fazlalaştırırdı.'[224]
İzahı
Ahmed, Müslim ve Hâkim de bunu rivayet etmişlerdir. Tirmizî de Şemailde Nesâ î ise Süneni Kübrâ'sın-da bunu rivayet etmişlerdir.
Sindi şöyle demiştir :  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin maksadı. Peygamber (Sallallahü .Aleyhi ve Sellem)'in zaman zaman kuşluk namazı kıldığını ifâde etmektir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kuşluk namazı kılmadığı da kendisinden rivayet edilmiştir. O rivayeti de şöyle yorumlamak gerekir. Yâni devamlı kılmamıştır. Böylece  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'dan olan farklı iki rivayetin arası bulunmuş olur. Şöyle de denilebilir:  i ş e (Radıyallâhü anhâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in kuşluk namazı kıldığını görmemiş, sonra başkasının haber vermesiyle mümkün olmuştur.
Nev'evî de M ü s 1 i m ' İn şerhinde ez cümle şöyle der : "Hulâsa, kuşluk namazı Sünnet-i Müekkede'dir. En az iki rek'at en mükemmeli sekiz rek'attir. Dört veya altı rek'at da kılınabilir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu kıldığına ve kılmadığına dâir  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'dan olan rivayetlerin arasını bulmaya gelince; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen kılardı. Farz kılınması endişesiyle bazen terkederdi.  i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nin :
"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yalnız bir seferden dönüşünde kılardı, diğer zamanlarda kılmazdı" mealindeki hadîsi, şâir zamanlarda kendisinin görmediğine yorumlanır. Nitekim bir rivayetinde :
"Ben görmedim» demiştir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuşluk zamanı çoğu zaman Onun yanında olmazdı. Yola giderdi, mescidde olurdu veya başka yerde bulunurdu. Eşlerinin yanında bulunduğu günlerden de ancak dokuz günden bir gün  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin yanında olurdu..."
1382) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Kim kuşluk namazının çiftine (iki rek'atine) devam ederse günahları deniz köpüğü kadar bile olsa bağışlanır. [225]
İzahı
Tirmizî de bunu rivayet etmiştir. Hadîs, kuşluk namazının iki rek'atine devam etmenin faziletini belirtiyor. Hadîsteki muhafazadan maksat, bu iki rek'ati her gün kılmaktır. Sindi' nin beyânına göre bundan yâni muhafazadan maksat, bu iki rek'ati hak-kiyle ve lâyıki veçhiyle kılmak olabilir. Bir defa olsun böyle kılanın mezkûr mükâfata kavuşması umulur.
«...Deniz köpüğü kadar...» ifâdesinin kullanılmasına gelince; Tuhfe yazarının beyânına göre deniz köpüğü halk arasında çoklukla meşhur olduğu için, günahların çokluğunu ifâde etmek amacıyla bu tâbir kullanılmıştır.
Kuşluk namazı vakti, güneşin bir mızrak boyu kadar yükselmesiyle başlar. Ve güneş gök ortasına varıncaya kadar devam eder.
Kuşluk namazının rek'at sayısına gelince; en az iki ve en çok oniki rek'at olduğu yukarıda belirtilmiştir.
Cumhûr'a göre kuşluk namazı sünnettir. Bu namazda Fâtiha'dan sonra birinci rek'atte "Eş-Şems" sûresini ve ikinci rek'atte "Ed-Duhâ" sûresini okumak müstehabtır. [226]
188 - İstihare Namazı Hakkında Gelen Hadisler Babı
1383) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhüntâ)'dan; Şciyle demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize Kur'an'dan sûre öğretir gibi istihare (keyfiyet ve duasını) öğreterek buyururdu ki:
-Sizden birisi bir işi yapmak istediği zaman farz değil (istihare niyetiyle nafile olarak) iki rek'at namaz kılsın. Namazdan sonra şöyle duâ etsin :
Allah'ım! Hakkımda hayırlısını Sen bildiğin için ben hayırlısına irşad edilmemi senden isterim ve gücünden yardım diliyerek hayırlısına gücümün yetmesini senden dilerim. Senin büyük fazl (ve ke-rem)ından isterim. Çünkü Sen (her şeye) kadirsin. Ben hiç bir şeye kadir değilim. Sen (her şeyi) bilirsin. Ben (bir şey) bilmem. Sen (herkese) gizli olan herşeyi çok bilicisin. Allah'ım! İstediğim bu iş (burada yapmak istediği şeyi belirtir) Senin ilminde benim için dînime, hayatıma ve âhiretime hayır ise (yahut şimdiki ve gelecekteki işlerim bakımından hayırlı ise) bunu bana mukadder kıl. (Buna gücümü yetiştir.) Bunu bana müyesser kıl. Ve bu işi bana mübarek eyle. Ve eğer senin ilminde (birinci defa söylediğinin mislini burada söyler) şer ise bu işi benden, beni (ve kalbimi) de bu işten çevir ve hayır nerede ise o hayrı bana mukadder eyle! Sonra nefsimi bu hay-re razı kıl.»" [227]
İzahı
Kütüb-i Sitte sâhibleri ve B e y h a k i de bunu rivayet etmişlerdir.
İstihare : Yapılmak istenen işlerde Allah Teâlâ'dan hayır dilemektir. Yâni yapılmak istenen işin yapılmasından veya yapılmamasından hangisi hayırlı ise onu yapmaya muvaffak olmayı ve gönlün ona yatışmasını dilemektir.
Hadîsin "...bize istihare öğreterek..." cümlesinden maksat şudur : Mubah işler hakkında nasıl istihare edileceği ve ne duâ okunacağı öğretilirdi. Haram ve mekruh işlerin terkedilmesinin hayırlı olduğu bilindiği için bunlar hakkında istihare edilmez. Keza belirli zamanda yapılması gerekli farz veya vâcib veya müstehab olan işler için de istihare edilmez. Çünkü bunların yapılması mutlaka hayırdır. Ancak müstehablardan geniş zaman içinde yapılabilenin şu veya bu zamanda yapılabilmesi için istihare edilebilir.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kur'an sûresini öğretmeye önem verdiği gibi istihareyi öğretmeye önem vermiştir. Çünkü namazda okumak için Kur'an'ı bilmeye genel ihtiyaç bulunduğu gibi istihareyi öğrenmeye de genel ihtiyaç vardır. İstihare-, yolculuk etmek, ticaret ve evlenmek gibi mühim işler için yapılır. Yemek ve içmek gibi günlük mes'eleler için yapılmaz.
Hadiste farz olmayan iki rek'atın kılınması emredilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki istihare niyetiyle iki rek'at kılınır. Bir rek'atla istihare namazı olmadığı gibi iki rek'atten fazla namazla da olmaz. Bâzıları: İkiden fazla rek'atlarla da olur, demişlerdir.
Hadîsin zahirine göre farzın dışında herhangi belirli bir sünnet kılınırken istihareye de niyet edilirse bununla yetinilebilir.Nevevi, bu görüşü benimseyerek : Fâtiha'dân sonra birinci rek'atta Kâ-firün sûresi, ikinci rek'atta İhlâs sûresi okunur, demiştir. Bâzıları ise : Birinci rek'atta :[228] âyetleri, ikinci rek'atta da:[229]âyeti okunur, demişlerdir.
El-Fetih yazarı: En mükemmeli Kâfirûn sûresi ile ilk âyetleri birinci rek'atta ve İhlâs sûresi ile son âyeti ikinci rek'atta okumaktır, demiştir.
Bâzı âlimler : İstihare namazı, başka bir nafile ile yerine getirilemez. İstihare niyetiyle kılınacak müstakil namaz ile gerçekleşir, demişlerdir.
Hadisteki duanın açıklaması hakkında eI~Menhel yazarı özetle şöyle der:
Yâni: "Allah'ım! Sen hangi işte yarar
olduğunu bildiğin ve ben bilmediğim için Sen beni en yararlı işe yönelt." Şöyle de denilebilir: "Allah'ım! Şümullü ilmin hakkı için en yararlısına beni yönelt."
Yâni : "Senin kudretinden yardım dileyerek en hayırlısına muktedir olmamı dilerim." Şöyle de denilebilir: "Sen kadir olduğun için hayırlısını bana mukadder ve müyesser eylemem di lerim."
Hadisin: «...büyük fazl (ve kerem)ından isterim.» cümlesi Allah'ın verdiği ikramların herhangi bir kimse tarafından hak edildiği için değil, Allah'ın fazl ve keremiyle olduğuna işaret eder.
Hadîsin : cümlesinin zahiri mânâsına göre yorum yapılmamalıdır. Çünkü ilk anda hatıra gelen mânâ : "Allah'ım! Şu işin bana hayırlı olduğunu bilirsen..." şeklindedir. Bu tür mânâ; Allah'ın ilminin kesinliğine ters düşer. Kastedilen mânâ ise: "Allah'ım! Senin sonsuz ilminde bu iş bana hayırlı ise..." şeklindedir. Tercemede buna işaret etmek istedim. Şu halde cümledeki şüphe, Allah'ın ilmine ait değil, yapılmak istenen işin hayırlı olup olmamasındadır.
Kişi duâ ederken burada yapmak istediği şeyi dile getirecektir.
Hadîsteki 'Maaş' kelimesinin tercemede "hayat" olarak yorum-ladım. Bu kelime ile, ticâret gibi geçim vesilesi olan şeyler de kastedilmiş olabilir.
Hadîsteki "Akîbef'ten maksad, Âhirettir cümlesi: "Bunu bana mukadder eyle." veya "Buna gücümü yetiştir" diye yorumlanabilir. cümlesinin mânâsı: Birinci defa söylediğinin mislini söyler, demektir. Yâni şöyle duâ edecek:
«Allah'ım! Senin ilminde bu iş benim için dinim, hayatım ve âhi-retim bakımından şer ise...»
cümlesindeki tereddüt mânâsını ifâde eden "Ev" kelimesi, râvinin şüphesini ifâde eder. Yâni : Yâ;
buyurulmuş veya; buyurulmuştur.
"Ev" kelimesinin muhayyerlik için olması muhtemeldir. Yâni duâ eden kişi isterse o şekilde söyler, isterse diğer şekilde söyler.
= «Dünya hayatımdaki dinim ve dünyam ile ilgili işlerim» demektir.
-Gelecekteki dünya hayatımdaki dinim ve dünyam, ahiretimle ilgili işlerim* demektir.
İstihare yapan kişinin namaz ve namazı takiben okuyacağı duadan sonra ne yapacağı hadiste zikredilmemiştir. Nevevî: Kişi istihare ettikten sonra gönlü hangi tarafa meylederse onu yapmalı ve istihareden önceki temayülüne dayanmamalıdır. Bilâkis kendi ihtiyarini bırakmalıdır. Böylelikle gerçek mânâda hayırlısını Allatılan dilemiş olur, demiştir.
İstihareye rağmen bir temayül ve gönül yatışması görülmezse bazılarınca üç defa, bazılarınca da yedi defa istihare tekrarlanmalıdır. EI-Menhel yazarı bu görüşlerin delilleri olan hadisleri zikretmiştir. [230]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetine dünyaları ve dinleri hakkında yararlı olan şeyleri öğretmiştir.
2 - Önemli işler için istihare yapmak meşrudur.
Câbir bin Abdillah <R.A.)'ın Hâl Tercemesi
Câbir bin Abdillah el-Ensâri es-Selemî Ebû Abdillah'tir. İkinci Akabe görüşmesine katılan Ensâr'dandır. Bizzat Peygamber (S.A.V.)'den ilim almış, Medine'nin Müftîlerindendir. Annesi bint-i Akabe'dir. Bedir savaşma katıldığı ihtilaflıdır. Fakat Hendek ve Bîat-i Rıdvan'da bulunduğu kesindir. Ayrıca ondokuz gazada bulunmuştur. Çok hadîs rivayet eden altı sahâbîdendir. 1540 hadîsi vardır. Buhârl ve Müslim 58 hadîsini ittifakla, 28 hadisini Buhârî, 126 hadîsini Müslim münferiden rivayet etmişlerdir. Râvilerinin başında Saîd bin Minâ, Ebû Zübeyr, Ebû Süfyân, Talha bin Nâfi', Hasan-i Basrl ve Muhammed bin Münkedir gelir. Yüz yıl kadar yaşamış olup, hicretin 78. yılı 94 yaşında vefat etmiştir. Medine'de en son vefat eden sahâbidir.
Sahâbîler arasında Câbir bin Abdillah isminde iki zât daha vardır. Birisi Cabirbin Abdillah bin Rabâh. diğeri de Câbir bin Abdillah Râbisi'dir. (Hulâsa : 50 ve Tezkiretü'l-Huffaz : C. 1. Sah. 37) [231]
189 - Hacet Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1384) Abdullah bin Ebi Evfâ[232] el-Eslemî (Radtyallâhü anh)'den; ŞÖyie demiştir :
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanımıza çıkıp gelerek buyurdu ki:
«Her hangi bir kimsenin Allah katında bir haceti veya Allah'ın mahlûkatından bir kimsenin yanında ihtiyacı olursa; abdest alıp iki rek'at namaz kılsın. Sonra şöyle duâ etsin: 'Halim ve Kerim olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Büyük arşın Rabbî olan Allah Teâlâ'yı teşbih ve tenzih ederim. Âlemlerin Rabbı olan Allah'a hamdolsun.
Allah'ım! Şüphesiz ben Senin rahmetine vesile olan sebepleri, mağfiretini gerektiren hasletleri, her hayrin ganimetini ve her günahtan selâmette olmayı senden dilerim.
(Allah'ım!) Her günahımı bağışlamanı, her kederimi gidermeni ve rızâna uygun her hacetimi yerine getirmeni Senden isterim! Sonra dünya ve âhiretle ilgili dileğini Allah'tan iste. Çünkü şüphesiz O dilek takdir edilir.»"
Not: Bu hadisi Tirmizi de tahriç ederek garib olduğunu söylemiştir. Hadisin isnadı söz götürür. Çünkü râvi Pâid bin Abdirrahman, hadîste zayıftır. Pâid, Ebü'l-Varkâ'dır. [233]
İzahı
Tirmizi bunu rivayet etmiş, yalnız duanın sonundaki fıkrayı rivayet etmemiştir. Bir de hacet namazı kıldıktan sonra hadisteki duaya başlamadan önce kişinin Allah'a sena ve Peygamberine salavât getirilmesi ilâvesi vardır.
Halim : Suç işleyeni cezalandırmakta acele etmeyen ve cezayı geciktiren elemektir.
Kerim : Kulun istihkakı olmaksızın ve minnet etmeden ikram eden demektir.
«Rahmetine vesile olan sebepler...»İbnü'1-Me1ik'in de diğine göre ilâhi rahmete vesile olan fiiller, sözler ve vasıflardır.
T ı y b i ise; Hadisteki "Mucibât" kelimesi, "Mucibe"nin çoğuludur. "Mucibe" Sahibini cennetlik eden kelimedir, demiştir.
Azâîm î "Azîmef'in çoğuludur.Tıybî'nin dediğine göre azimetlerden maksat, ilâhi mağfirete kavuşmayı pekiştiren amellerdir.
Birr ; Â1iyyü'1 - K â r î tarafından tâat ve ibâdet olarak yorumlanmıştır.
Hadîs, günahlardan masum olmayı dilemenin câizliğine delâlet eder. Bâzıları: Günahlardan masum olmak Peygamberlere ve melek lere mahsus olduğu için bunu istemek caiz değildir, demişler ise bu söz reddedilmiştir. Çünkü Peygamberler ve meleklerin günahsız olmaları vâcibtir. Başkalarının günahsız olması caizdir. Caiz olan bir şeyi istemek caizdir. Şu var ki Peygamberlere karşı saygısızlık yapmamak için günahlardan masum olmayı değil, günahlardan korunmayı dilemek uygundur.
1385) Osman bin Huneyf[234] (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle de-
Gözü kör veya çok az gören bir adam, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellernTe gelerek: Benim için Allah'a duâ et, bana afiyet versin. (Gözümü sıhhata kavuştursun.) diye dilekte bulundu. Efendimiz :
Dilersen bu hastalığın mükâfatını kendin için âhirete bırakırsın. Bu daha hayırlıdır. Ve eğer dilersen ben duâ ederim.» buyurdu.
Adam t Duâ et, dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli e m) adama güzelce abdest almasını, iki rekat namaz kılmasını ve şu duâ İle duâ etmesini emretti:
«Allah'ım! Şüphesiz ben Senden isterim ve rahmet Peygamberi olan Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Sana yönelirim.
Yâ Muhammedi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu ihtiyacımın yerine getirilmesi için Senin yardımınla Rabbime yöneldim. Allah'ım! Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i benim hakkımda şefaatçikıl.»
Râvi Ebû İshak demiştir ki: Bu hadîs sahihtir.Tirmizi bu hadisi dualara ait bâblarda rivayet ederek bunun hasen -sahih garib olduğunu ve yalnız râvi Ebû Ca'fer tarîki ile bildiklerini söylemiştir. [235]
İzahı
Tirmizi ve Nesâi de bunu rivayet etmişlerdir. Tirmizi' nin rivayetinde adam, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den duâ isteyince şöyle buyurulmuştur:
Dilersen duâ ederim, dilersen sabredersin. Sabretmek senin için daha hayırlıdır.»
Tuhfe yazarı şöyle der: Duâ istiyen kişi, yâ âmâ idi veya az görüyordu. Göz hastalığından şifâ bulması için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den duâ dilemiştir.Tıybi: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama:
«Dilersen duâ ederim» buyurmuş, adam da onun duâ etmesini istemiş, sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), adamın duâ etmesini emretmiştir. Bana öyle geliyor ki; adamın duâ edilmesini sabretmeye tercih etmesi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hoşuna gitmemiştir. Nitekim adamla konuşurken :
«Sabretmek senin için daha hayırlıdır» demiştir. Mamafih Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ona tavsiye ettiği duada zât-ı Nebevisini şefaatçi kılması ve duanın kabulü yolunda zâtını vesile kılması, yapılacak duaya Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in iştirak ettiği mânâsı anlaşılır, demiştir.
Duanın mânâsı: Allah'ım! Ben dileğimi Senden isterim. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Peygamljer'i vâsıta kılarak Sana yönelirim. Ey Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)! Ben Allah katında şefaat etmeni dilerim. Tâ ki Senin şefaatin la ihtiyacım yerine getirilsin. Allah'ım! Peygam-ber'i benim hakkımda şefaatçi kıl.
Nesâi' nin rivayetinde, hadîsin sonunda şu ilâve vardır:
-Allah, o adamın gözünü açmış olduğu halde adam dönüp gitti.»
El-Hâki m de bu hadîsi, Mesâi' deki ilâveyle birlikte rivayet etmiştir. Taberâni de bunu rivayet etmiş ve bu rivayetin başında şu kıssayı anlatmıştır :
"Bir adam, bir iş için defalarca halîfe Osman bin Af fan (Radı-yallâhü anh)'ın yanına gidip gelmiş, buna rağmen işi görülmemişti. Adam bir gün Osman bin Huneyf (Radıyallâhü anh)'e rastlamış ve derdini dökmüştür. Osman bin Huneyf (Radıyallâhü anh) Ona: İb-riki getir, abdest al sonra camiye gidip orada iki rekat namaz kıldıktan sonra şöyle duâ et: (Hadîsimizdeki duayı zikretmiş) Bu duayı yaptığın zaman işini dile getir. Sonra bana uğra ki, ben de seninle geleyim, demiş. Adam da gidip Onun dediklerini yapmış, sonra halîfenin kapısına varmış. Kapıcı hemen gelip elinden tutarak halife'-nin yanına çağırmış. Halîfe onu yanına ve minder üzerine oturtmuş ve:
Hacetin nedir? diye sormuş. Adam da işini söylemiş. Halîfe derhal onun dileğini yerine getirmiş, sonra ona :
Bu saate kadar ihtiyacını niye bana anlatmadın? Ne işin olursa bize gel, demiş. Adam halife'nin yanından çıktıktan sonra Osman bin Huneyf (Radıyallâhü anh) a rastalmış ona duâ etmiş ve:
Seninle görüşünceye kadar işim olmuyordu demiştir. Osman bin Huneyf (Radıyallâhü anh) da :
Vallahi senin işin hakkında ben halîfe ile konuşmadım. Lâkin Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Âmâ bir adam O'na gelerek gözünden şikâyet etti..."
Taberânî bu hadisi zikrettikten sonra sahih olduğunu söylemiştir.
İbn-i Teymîye "Ettevessül Vel Vesile" adlı risalesinde de bu hadîsi zikrettikten sonra aynen şunları söyler: Bu hadîsi B e y h a k i ve başkaları,-"Nübüvvet'in delilleri" bahsinde rivayet etmişlerdir.
-Tuhfe» yazarı yukardaki bilgil&ri verdikten sonra şöyle der: Eş-Şeyh Abdü'1-Gâni, Miftâhü'I-Hane adlı kitabında şöyle demiştir: Üstadımız e s - S i n d î kendi risalesinde şöyle der:
Bu hadis Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken Ondan şefaat dilemenin ve Onu vâsıta kılmanın câizliğine delâlet eder: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra da Ondan şefaat dilemek ve Onu vâsıta kılmak caizdir. Çünkü Taberânî, el-Kebîr'de Osman bin Huneyf (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiğine göre bir adam bir ihtiyaç için defalarca halife Osman bin Affân (Radıyallâhü anh)'a gidip gelmiş... ve mezkûr hadîsi zikretmiştir.
Şeyh Abdü'1-Cani daha sonra şöyle der : Mezkûr üstadımız bu konuda tafsilâtlı bir risale yazmıştır. İsteyen oraya müracaat etsin.
.Şevkâni de Tuhfetü'z-Zâkirînde : Her şeyi veren ve vermeyen, dilediği olan dilemediği olmayanın Allah Teâlâ olduğuna itikad etmek kaydıyla Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i kendisiyle Allah arasında vâsıta kılmanın câizliğine bu hadîs delâlet eder. Peygamberlerle tevessül etmek için Osman bin Huneyf (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi bir örnektir. Sâlihlerle tevessül etmeye gelince; Sahih hadisle sabit olmuştur ki kuraklık dolayısıyla saha biler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in amcası A b b â s (Radıyallâhü anh)'a tevessül ederek yağmur duasını yapmışlar. Yâni duâ ederlerken:
"Yâ Rabb! Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in amcası Abbâs (Radıyallâhü anh) in hatırı için bize yağmur ihsan eyle", demişlerdir.
B u h â r i' de ve diğer hadis kitablarında rivayet edildiği gibi Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh) yağmur duasını yaparken şöyle demiştir:
"Allah'ım! Başımıza kuraklık geldiği zaman biz Nebimize tevessül ederdik. Sen bize yağmur verirdin. Biz Peygamberimizin amcasıyla sana tevessül ediyoruz bize yağmur ver!" Bu duadan sonra Allah yağmur vermişti. Hazret-i Ömer (Radıyallâhü anh) böyle duâ ederken hiç bir sahâbî buna karşı çıkmamıştı. Böylece bu konuda sahâbîlerin icmâı oluşmuştu. Geniş bilgi için Tirmizİ1 nin 'Dualar bâblarından müteferrik hadîsler böltimü'nde rivayet edilen bu hadisin şerhine ait Tuhfetü'I-Ahvezî yazarının verdiği bilgiye müracaat edilebilir. [236]
190 - Teşbih Namazı Hakkında Gelen Hadisler Babı
1386) Ebû Râfi' (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre, Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Abbâs (Radıyallâhü anh) 'a şöyle buyurmuştur.
«Ey Amcam! Sana. bir hediye vermiyeyim mi? Sana yararlı mmıyayim mı? Sana karşı üzerime düşeni yapmıyayun mı?. Abbâs (Radıyallâhü anh) :
— Buyur yâ Resûlallah! dedi. Efendimiz:
— «Dört rek'at (nafile) namaz kıl. Her rek'atta Fatihayı ve bir sûre oku. Kıraat bitince rüküa gitmeden önce onbeş defa;
Sübhanallahi velhamdülülâhi ve lâilâhe illâllahü vallahü ekber, deyiver. Sonra rükû et (Rükû teşbihinden sonra) bunu on defa söyle. Sonra (rükûdan) başını kaldır. Doğrulunca bunu on defa söyle. Sonra secde et. (Secdedeki teşbihten) sonra bunu on defa söyle. Sonra (başını) secdeden kaldır. (Bu oturuş teşbihinden sonra) da on defa söyle. Sonra secde et. (Yine ondaki teşbihten) sonra bunu on defa oku. Sonra başını kaldır ve ayağa kalkmadan önce (oturduğun yerde) bunu on defa söyle. İşte her rek'atta yetmiş beş defa olmuş olur. Bu zikir, dört rek'atte üçyüz defadır. Eğer artık günahların kum yığınları misli olmuş olsa Allah senin için onları bağışlar.» buyurdu. Abbâs (Radıyallâhü anh) .
— Bir kimsenin gücü bunu bir günde söylemeye yetmezse? diye sordu. Efendimiz:
— «Bunu bir Cuma'da (bir haftada) söyle. Eğer (Bir haftada) yapmaya gücün yetmezse bunu bir ayda söyle» buyurdu. Ve nihayet:
— «Bunu bir yılda söyle» buyurdu."
Not : Sindi : Bu hadîs hakkında hadis hafızlan konuşmuştur. Sıhhatli olan söz bu hadisin sabit olup halkın bununla amel etmesinin uygunluğudur. Âlimler bu hususta geniş bilgi vermişlerdir. Ben bunun bir parçasını yazdığım Sünen-i Ebû Dâvûd haşiyesinde ve Nevevi'nin el-Ezkâr adlı kitabının haşiyesinde zikretmişim dir, demiştir.
1387) Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahn Aleyhi ve Sellem) Abbâs bin Abdi'l-Muttalib (RadtyaUâhü ank)'a şöyle buyurmuştur:
-Ey Abbâs! Ey Amcam! On haslet (on çeşit günahın keffaretinH sana vermiyeyim mi? Sana ikram etmiyeyim mi? Sana bildirmiye-yim mi? Sen onu (o keffareti) işlediğin zaman Cenabı Allah senin için günahını bağışlar. Günahının'evvelini, âhirini, eskisini, yenisini, hatâsını, kasıtlısını, küçüğünü, büyüğünü, gizlisini, açığını. (Bu günahlar) on haslet (çeşit)tir. (Bu on hasletin keffareti) dört rek'at namaz kılınandır. Her rek'atte Fatiha ve bir sûre okursun. İlk rek'at-te kıraati bitirince sen henüz ayakta iken onbeş defa;zikrini okursun. Sonra rükû edersin. Sen rükû1 hâlinde iken (bunu) on defa söylersin. Sonra rü-kû*dan başını kaldırırsın. Bunu on defa söylersin. Sonra secde için eğilirsin. Secde hâlinde iken bunu on defa söylersin. Sonra secdeden başını kaldırırsın. Bunu on defa söylersin. Sonra secde edersin, bunu on defa söylersin. Sonra başını secdeden kaldırırsın ve bunu on defa söylersin. İşte bunların toplamı her rek'atte yetmiş beş defadır. (Bunu) dört rek'atte yaparsın. Eğer her gün bir defa bu namazı kılmaya gücün yeterse yap. Eğer gücün yetmezse her Cuma'da (her haftada) bir defa yap. Eğer hjunu yapamazsan her ayda bir defa yap. Eğer bunu da yapamazsan ömründe bir defa yap.-" [237]
İzahı
Ebû Dâvûd, Beyhaki, îbn-i H u z e y m e , Ta-berânî, Hâkim, Ihn-i Hibbân ve Tirmizî de bunu rivayet etmişlerdir. Bâzıları bu hadisi îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'dan, bâzıları da Ebû R a f i' (Radıyallâhü anh)'-den rivayet etmişlerdir. Meselâ Tirmizî, Ebû Râ fi' (Radıyallâhü anh) 'den, Ebû Dâvûd ise îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'dan rivayet etmişlerdir.
Hadîsin baş kısmındaki "Elâ" kelimesi bundan sonra söylenecek söze dikkati çekmek için kullanılan uyarma edatıdır, istifham ve olumsuzluk edatlarından mürekkeb olabilir. Bu edatın yanında gelen "Uutîke, Emnehuke, Ahbûke" fiilleri aynı mânâyı ifâde ederler. Te'kid için mükerrer gelmişlerdir.
Hadisteki «... on haslet...»ten maksad, on çeşit günahtır ki, bunlar hadiste sıralanmıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Abbâs (Radıyallâhü anh)'a bu günahları değil, bunlara kefaret olacak teşbih namazını öğretmek ve bir hediye olarak vermek istemiştir. Bu mânânın tamamlanması için on hasletin başında bir mu-
zaf takdir edilir. Bunun asli; Hadisteki "Zâlike" ism-i işareti, takdir edilen, "Mükeffir" kelimesine işarettir.
«Allah senin için günahını mağfiret eder.» cümlesi iki şekilde yo rumlanabilir: Yâni Allah senin günahını meleklerden gizler ve dolayısıyla melekler onu yazamazlar. Yahut günahın yazıldıktan sonra Allah onu siler.
Hadiste sıralanan on çeşit günahın hepsi birdir. Bâzı bakımlardan dolayı çeşitlenmiş olur.
Hadiste hatâ olarak işlenen kusur günah sayılmıştır. Halbuki T a b e r â n î' nin Sevbân (Radıyallâhü anh) 'dan ve Müellifin Ebû Zerr (Radıyalâhü anh) 'den, Hâkim'in îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'dan merfu' olarak rivayet ettikleri hadîslere göre müslümanların unutarak veya zorlanarak, yahut hatâ olarak işledikleri günahlar bağışlanmaya tâbidir. Bu durumda neden bu hadiste hatâ da günah cümlesinden sayılmıştır? diye bir soru hatıra gelebilir. Buna cevaben denilir ki; Günahtan maksad, cezayı ge-rektirmese dahi, sevabı noksan eden şeydir. Şöyle de denilebilir : Maksat, hatâ olarak işlenen kusur dolayısıyla doğan zararların bağış-lanmasıdır. Zararların bağışlanması ise karşı tarafı razı etmekle gerçekleşebilir. Cenab-ı Allah dilerse hatâ işleyen ve dolayısıyla başkasının zarara uğramasına sebebiyet vereni bağışlar ve zarara uğrayan tarafı, hazînesinden yapacağı ikramla memnun eder.
Hadîsteki hasletten maksat, onar defa okunan mezkûr zikir olabilir. Ayakta onbeş defa okunuyor ise de rüku', i'tidal, secdeler, iki secde arası ve secdelerden sonraki hallerde onar defa okunduğu için buna on haslet denilmiş olabilir.
Teşbih namazında Fâtiha'dan sonra her hangi bir sûre okunabilir. Bâzıları: Dört rek'atte Zilzâi, Âdiyât, Asr ve İhlâs sûreleri okunmalıdır. Bazen de Tekâsür, Asr, Kâfirûn ve İhlâs sûreleri okunmalıdır, demişlerdir. Başka sûrelerin okunmasını tercih edenler de vardır.
Bu bâbta rivayet edilen iki hadîse göre ayaktaki teşbih, kıraat-tan önce değil sonradır. Fıkıhçıların cumhurunun kavli de budur. T i r m i z i ' nin Ebû Veheb' den rivayet ettiğine göre kendisi Abdullah bin el-Mübârek'e teşbih namazının keyfiyetini sormuş, İ bnü'l-M übâre k de özetle şöyle tarif etmiştir ; 'İftitah tekbirinden sonra Sübhâneke duasını okursun. Sonra onbeş defa Sübhanellahi... teşbihini okursun. Sonra Euzü ve besmeleyi çekerek Fatiha ve bir süreyi okursun. Sonra on defa Süb-hânellahi... duasını okursun. Sonra rükûa gidensin ve on defa okursun..."
Hulâsa İbnü'l-M übârek'in rivayetine göre kırâattan önce onbeş ve kırâattan sonra on defa teşbih okunur. Rüku', i'tidâl, secdeler ve secdeler arasında da onar defa okunur. İkinci secdeden sonra okunmaz. Toplam yetmişbeş olur.
El-Mirkât sahibi S ü b k î' nin şöyle dediğini nakletmiştir: İbnü'l-M ü bâre k'in yüceliği, ona muhalefet etmeye mânidir. Ama ben, İ b n-i A b b â s (Radıyallâhü anh)'ın hadîsin-deki usûle göre teşbih namazını kılmayı severim. İkinci secdeden sonra on defa teşbih okumakla secde ile kıyamın arasına fasıla vermek engel teşkil etmez. Çünkü teşbih namazında istirahat oturuşu meşrudur. İbâdete düşkün mü'min, bir defa İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'m hadîsiyle. diğer bir defa Îbnü'l-Mübâre k'in hadîsiyle amel etmelidir.
E 1 - M ü n z i r İ de: : Râvilerin cumhuru İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) ve Ebû R â f i' (Radıyallâhü anh)'in hadîs-lerindeki tarif üzerinde ittifak etmişlerdir. Bununla amel etmek evlâdır. Çünkü İbn ü'l-M übârek'in rivayetinin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e ulaşması sabit değildir, demiştir.
Bu teşbihler, rüku', i'tidâl, secde ve secdeler arasındaki oturuşta okunması müstehab olan teşbih v° benzerî zikirlerden sonra okunur.
Teşbih namazım kılan kişi bir yerde sehvedip teşbihleri eksik ya par da diğer bir rükünde hatırlarsa, hatırladığı yerde eksiğini tamam lar. Teşbih namazında sehiv secdesini gerektiren bir hâl zuhur eder se yapacağı sehiv secdesinde bu teşbihleri tekrarlamaz. Sair zaman larda okunması müstehab olan teşbihi okumakla yetinir.
Teşbih namazına âit hadis sahihtir, sabittir, bununla amel etmeli uygundur. îbn-i Huzeyme, Hâkim ve Askalâni' nin dâhil bulunduğu bir cemâat, hadîsin hasen olduğunu söylemişlerdir, îbn ü'1-Cevzi bunu mevzu' hadisler arasında zikretmekle iyi etmemiştir. Askalâni Onu tenkid etmiştir. Dârekutnî de: Nafile namazların fazileti hakkında vârid olan hadîslerin en sahihi teşbih namazının faziletine âit hadistir. î b -nü'1-Mübârek de teşbih namazı: Matlubtur, her zaman iti-yâd edinilmesi ve ondan gafil olunmaması müstehabtır, demiştir.
İbn-i Abbâs, İbn-i Amr bin el-As, Ebû Raf i', Fadl bin Abbâs, Abbâs, îbn-i Ömer, Ali bin Ebî Tâlib, kardeşi Ca'fer ve Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhümJ gibi bir çok sahâbi tesbîh namazını Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den rivayet etmişlerdir. [238]
191 - Şaban Ayının Onbf.Şinci Gecesi Hakkında Gelen Hadisler Babı
1388) Ali bin Kbî Tâlib (Radıyallâhü atıfıf'âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaîlaUahii Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibâdete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü {onbeşinci günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: Benden mağfiret dileyen yok mu? ona mağfiret edeyim. Benden rı-zık isteyen yok mu? onu rızıklandırayim (bir belâ ile) mübtelâ olan yok mu? ona afiyet vereyim (belâdan kurtarayım.) Şöyle olan yok mu? böyle olan yok mu? buyurur.»"
Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : İsnadı zayıftır. Çünkü n'ıvi İbn-i Ebî Sebre zayıtfır Adı Ebû Bekir bin Abdillah bin Muhammed bin el- Besre'dir. Ahmed bin Hanbel ve Ibn-i Muin : O. mevzu badis rivayet eder, demişlerdir.
1389) Aişe (Rudıyallâhii an ha)'dan: Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir gece (Şa'ban'ın onbeşinci gecesi) odamdan ayrıldığının farkına vardım. Hemen Onu aramaya çıktım. Baktım ki Bakıyy'dedir. Başını semâya kaldırmıştır. Bana:
«Yâ Aişe! Allah ve Resulünün sana zulüm etmelerinden mi korkmuş idin?» buyurdu.
Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki: Bende bu (korku ve kötü zan) yoktur. Lâkin senin bâzı hanımlarının yanına gittiğini zan ettim, dedi. Bunun üzerine O buyurdu ki:
-Şüphesiz Allah Teâlâ Şaban ayının onbeşinci gecesi dünyay; en yakın olan semâya (keyfiyeti bizce meçhul bir şekilde) iner. Vı (Beni) Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok gü nahları (veya günah sahiplerini) bağışlar.»" [239]
İzahı
A 1 i (Radıyallâhü anh)"ın hadisi Zevâid türündendir. Â ı ş e (Radıyallâhü anh)'nin hadisini Tirmizi ve Beyhani rivayet etmişlerdir.
Bu hadîslerde geçen «Allah Teâlâ en yakın olan semâya iner.»
cümlesindeki inişle ilgili gerekli bilgi 1366 nolu Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadîsine âit İzahta geçti.
Şa'ban ayının onbeşinci gecesine "Beraat gecesi" denilir. Bu gecenin ibâdetle geçirilmesinin fazileti bu hadîsJerden anlaşılıyor
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hanımları yanında nöbetleşe yattığı bilinmektedir. Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya âit bir gece; ki Şa'ban ayının onbeşinci gecesi olduğu hadîsten anlaşılıyor. Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) odadan ayrılarak Bâkiü'I-Garkad[240] adlı semte giderek orada ibâdet ve duâ ile vaktini meşgul etmiştir. Âişe (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) odasında bulamayınca başka hanımlarının yanına gittiğini zanetnıiştir. Ancak bu gidişin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e mubah olduğu kanısında olduğundan dolayı, bu zan kötü bir zan ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i zulüm etmekle ithamı gerektirmez. Yâni Âişe (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in başka hanımlarına gitmesinin bir zulüm ve haksızlık olduğu kanaatinde değildi. Bu sebeple Âişe (Radıyallâhü anhâ) tahmin ve zanmnın, kötü zan olduğunu sanmıyordu. Onun için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e verdiği cevapta Allah ve Resulünün zulüm etmelerinden korkusu olmadığını ifâde etmek istemiş ve mubah olarak başka hanımlarda gitme zannmı taşıdığını söylemiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e isnad edilecek haksızlığın Allah'a da isnad edilmiş sayıldığı hadîsten anlaşılıyor. Çünkü Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Allah'ın izni olmadıkça bir şey yapamaz.
 i ş e (Radıyallâhü anhâ> Kemâl-i aklıyla en güzel cevabı vermiştir. Çünkü beslediği zannı gizlemiş olsaydı, hâşâ Ondan yalan söylemiş olacaktı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in sorusuna; Evet! diye cevap verseydi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e haksızlık isnad etmiş olacaktı. Fakat öyle yapmayıp ayrıntılı cevap vermiştir. Kıskançlığını belirtmiş olmakla beraber, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in başka hanımlarının yanına gitmesinin Allah tarafından mubah kılındığı kanısını açıklamıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve bellem) ise  i ş e (Radıyallâhü anhât'nin nöbetinde başka hanımlarının yanına gitmesinin haksızlık olduğunu ve bu haksızlığı yapmadığını bildirmiştir.
Koyunculukla meşhur olan Beni K e 1 b kabilesinin koyunlarının kıl sayısından daha çok günahların bağışlandığı veya kıl sayısı kadar günahkâr insanların bağışlandığı bildirilmiştir. Tuhfe yazarının e 1 - E b h e r i ' den naklen beyan ettiği yoruma göre maksat, mezkûr koyunların üzerindeki kıllar sayısından daha çok günahların o gece bağışlanmasıdır. Kıllar kadar günahkâr insanların bağışlanması değildir. Aliyyü-l'Kaari" nin dediğine göre B e y h a k i de böyle rivayet etmiştir.
El Mirkât ta beyân edildiğine göre râvi Rezin bu hadisin bitiminde :
«Cehennem ateşine müstahak olanlardan* ilâvesini rivayet etmiştir. Bu rivayete göre ise kastedilen mânâ, anılan koyunların kıllarından daha çok cehennemlik olan mü'minlerin bağışlanmasıdır.
1390) Ebû Musa t'1-Kş'âri (Radıyallâhü anh)\\v\\ rivâytM edildiğine göre. Kesûlııllah (SuHultahü Aleyhi ve Srlh-nı) ^öyle buyurdu, demiştir:
«Şüphesiz Allah Teâlâ Şa'ban ayının onbeşinci gecesi (kullarına rahmetle) bakar ve herkese mağfiret eder. Yalnız Ona şirk koşana veya müşahine mağfiret etmez.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Senedi zayıftır, çünkü râvi Abdullah ijin Lâhia zayıftır. El-Velid bin Müslim de tedlisçidir. Sindi de : tbn-i Arzab Ebû Musa ile görüşmemiştir. El-Münziri, kendi rızasıyla bu durumu bildirmiştir. [241]
İzahı
Zevâid türünden olan bu hadisi müellif iki senedle rivayet etmiştir. Ancak notta zayıflığı belirtilen İ b n-i L a h i a her İki se-nedde de mevcuttur.
Taberânî ve tbn-i Hibbân, bu hadisin benzerini Muâz bin Cebel (Radıyallâhü anh)den ve B e z z â r ile Beyhaki, Ebü Bekr-i Sıddil (Radıyallâhü anh) 'den merfu" olarak rivayet etmişlerdir.
Hadisteki: "Müşâhin" kelimesi, çeşitli mânâlarda yorumlanmıştır. Nihâye'de : Müşâhin, düşmanlık eden, kin ve husûmet besliyen-dir, denilmiştir. Sindi' nin beyânına göre Ev zâi: Müşâ-hin'den maksad, İslâm cemaatından ayrılan bid'at sahibidir, demiştir.
T ı y b i ; Müşâhin kelimesiyle müslümanlar arasında düşmanlık, kin ve husûmetin sokulmasının zem edilmesi kastedilmiş olabilir. Din için başkalarından nefret duymak, onlara buğz etmek meşrudur. Bencillik yaparak kin ve husûmet beslemek ise kötüdür, demiştir.
Şa'ban ayının onbeşinci gecesinin faziletine âit başka hadîsler de rivayet edilmiştir. Tuhfe yazarı, bunları senedleriyle bera be. rivayet etmiştir. Bu konuda vârid olan hadislerin senedleri, ge nellikle zayıf olmakla beraber, bunların toplamı, bu gecenin fazile tinin bir aslı olduğuna delâlet eder. Bu geceyi kısmen de olsa çeşitl ibâdet, zikir ve duâ ile geçirmekte behemehal fayda vardır.
Şa'ban ayının çoğunun Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) tarafından oruçla geçirildiği vârid olmuştur. Hattâ bazen tamamının oruçla geçirildiği rivayeti vardır. Bu sebeple Şa'ban'in onbeşinci gününün oruçla geçirilmesine âit Ali (Radıyallâhü anh)'in hadîsi zayıf ise de bununla amel etmekte bir mahzur yoktur. [242]
192 - Şükür Namazı Ve Secdesi Hakkında Gelen Hadisler Babı
1391) Abdullah bin Ebî Evfâ (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Cehil'in başınin kesilmesi) ile müjdelendiği gün iki rek'at (şükür olarak) namaz kıldı."
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir; Bunun senedindeki Şa'sâ'nın aleyhinde veya lehinde konuşanı görmedim, diğer râvi Seleme bin Recâ ise; İbn-i Muin onu gevşek görmüş, İbn-i Adiyy : O. Mütaba ile te'yid edilmeyen hadisler rivayet etmiş, demiştir. Nesâl onu zayıf görmüştür. Dârekutni : O sikalardan ayrılarak münferiden bâzı hadisler rivayet etmiş, demiştir. Ebû Zür'a ise : O, çok sâdıktır, demiş; Ebû Hatim : Onun hadislerinde beis yok demiştir. îbn-i Hibbân da onu sikalardan saymıştır.
1392) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anfi)\\en\ Şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) büyük bir ihtiyacın görüldüğü ile müjdelendi. Bunun üzerine hemen secdeye kapandı.Bunun isnadında zayıf olan İbn-i Lahia'nın bulunduğu Zevâid'de bildirilmiştir.
1393) Kab bin Mâlik[243] (Radtyattâhü anh)\\e\\ rivayet edildiğine göre :
Allah Teâlâ Onun tevbesini kabul edince (şükür olarak) secdeye kapandı.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadis mevkuftur. Lâkin isnadı sahih ve ricali sıka zâtlardır. Ebû Bekir (R.A.) ve Ali (R.A.)'dan da bunun misli rivayet edilmiştir.
1394) Ebû Bekrete (RadtyaUâhü anh ) "dan Şöyle demiştir :
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kendisini sevindiren veya onunla sevindiği önemli bir şey Ona gelince Allah Tebâreke ve Teâlâ'ya şükür olarak secdeye kapanırdı." [244]
İzahı
Abdullah bin Ebi Evfâ (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi Zevâid türündendir.
Müslümanlara çok eziyet etmekle meşhur olan azgın Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden sayılan Ebû Cehil, Bedir savaşında katledilmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in Is'âm'a çok zarar veren bu kâfirin öldürülmesi üzerine iki rek'at şükür namazı kıldığı bu hadîste bildirilmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şükür namazı kılmış olması, şükür secdesinin meşruluğuna mâni değildir. Çünkü şükür secdesinin meşruluğu, bundan sonra gelen hadislerin zahirinden anlaşılıyor.
Enes bin Mâlik {Radıyallâhü anh)'in hadîsi de Zevâid türündendir. Bu hadisteki "Hacet" kelimesi ile görülmesi gerekli büyük bir ihtiyaç kastedilmiştir. Ehlinin ma'lumu olduğu üzere bu kelimedeki nekirelik, ta'zim içindir. Çünkü hergün sayısız ihtiyaç görülür. Her ihtiyacın görülmesi dolayısıyla şükür secdesinin yetiştiri-lemiyeceği ma'lumdur.
Ka'b (Radıyallâhü anh)'ın hadisi de Zevâid türündendir. Özürsüz olarak Tebük savaşma katılmaması ve sonradan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeilemJ'e doğrusunu söylemesi neticesinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve'Sellem)'in emriyle müslümanlar kendisiyle ve onun durumunda olan iki arkadaşıyla münâsebetleri kesmişler, aradan iki aya yakın bir süre geçtikten sonra inen Tevbe sûresinin 118. âyetiyle bu üç zâtın tevbelerinin kabul buyurulduğu müjdelenmiştir. K a' b (Radıyallâhü anh) durumu öğrenince şükür secdesine kapanmıştır.
Ebû Bekrete {Radıyallâhü anh) 'nin hadisini E bû D â -vûd ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. T i r m i z î hadisin hasen - garib olduğunu ve ilim ehlinin çoğunun bu hadîsle amel ederek şükür secdesinin meşruluğu görüşünde olduklarını belirtmiştir.
Tuhfe yazarı şöyle der:
"Şevkâni, en-Neyl'de şükür secdesine âit hadisleri zikrettikten sonra : Bu hadisler, şükür secdesinin meşruluğuna delâlet ederler. Şafiî ve Ahmed bununla hükmetmişlerdir. Mâlik ve bir rivayete göre Ebû Hanîfe: Şükür secdesi mekruhtur. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe nimetler ardarda geldiği halde şükür secdesi ettiği sabit olmamıştır, demişler.
Ebü Han if e' den diğer bir rivayete göre şükür secdesini mubah saymıştır. Müellifin bu tariklerden zikrettiği ve bizim de zikrettiğimiz hadislerin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e vârrei olmasına rağmen bu iki imamın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lemJ'den şükür secdesinin vârid olmasını inkâr etmeleri garibsenir. Şükür secdesinin sübutünü te'yid eden delillerden birisi de Sâd süresindeki secde hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in:
Bu secde bizim için şükür, Dâvûd (Aley-hisselâm) için Tevbe (secdesi)dir.» hadîsidir, demiştir.
Sindi' nin beyânına göre Hanefi âlimlerinden İmam Muhammed Şeybanî de şükür secdesinin meşruluğuna hükmedenlerdendir.
El-Fıkh Ala'I-Mezâhibi'l-Erbaa adlı kitabta şükür secdesi hakkında şöyle denilmiştir:
Şükür secdesi, tilâvet secdesi gibi bir secdedir. Bir nimetin görülmesi veya bir belânın defedilmesi hâiinde yapılır. Şükür secdesi ancak namazın dışında yapılır. Namaz içinde yapılmasıyla namaz bozulur. Namazda yapılan rüku' ve secdeye varılırken bunun zımnında şükür secdesine de niyetlenirse; ; apılan rüku' ve secde kâfi gelmez. Şafii ve Hanbeli âlimleri şükür secdesinin meşruluğunda ittifak etmişlerdir.
Hanefi âlimleri : Fetva verilen kavle göre; şükür secdesi müstehabtır. Namazın rüku' vey secdesinin zımnında buna niyet edilirse kâfidir. Namazdan sonra şükür secdesini yapmak mekruhtur. Çünkü avam tabakası bunun sünnet veya vâcib olduğunu zannedebilirler, demişlerdir.
Mâliki' ler; Şükür secdesi mekruhtur. Bir nimetin doğması veya bir belânın gitmesi zamanında iki rek'at şükür namazı kılmak müstehabtır, demişlerdir. [245]
193 - Namazın Günahlara Keffâret Olduğuna Dâir Gelen Habisler Babı
1395) Alî bin Ebl Tâlib (Radtyallâhü a>th)'âen; Şöyle demiştir:
Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bir hadis işittiğim zaman, Allah dilediği kadar beni o hadîsten yararlandırırdı. Ve başkası ondan bana hadîs rivayet ettiği zaman râviye yemin teklif ederdim. Yemin ettiği zaman onu tasdik ederdim. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) da bana bir hadîs rivayet etti. Ebü Bekir (Radı-yallâhü anh) doğru söyledi. Dedi ki: Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bir günah işleyen hiç bir adam yoktur ki, günah işledikten sonra abdest alır, abdestini güzelce alır, sonra iki rek'at namaz kılar (Mîs'ar demiştir ki: Sonra namaz kılar) Ve günahının mağfiretini Allah'tan diler de Allah Ona mağfiret etmez.» buyurdu.Sindi Tirmizi'nin de bunu rivayet ederek hasen olduğunu söylediğini nakletmiştir. [246]
İzahı
Tirmizi, Ebü Dâvûd ve Nesâî de bunu rivayet etmişlerdir.
'A1î (Radıyallâhü anh) bizzat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittiği her hadîsle amel etmek suretiyle din ve dünya işlerinde âzami derecede yararlanmaya çalıştığını beyan etmiştir. Başkası Peygamber (SaJlallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir hadîsini rivayet ettiği zaman rivayetin fazlasıyla tevsiki ve ihtiyat için râviye yemin teklif ederdi. Aslında bütün sahâbîler sıka zâtlardır. Yeminsiz rivayetleri de muteberdir.
Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) bu hadisi A 1 i (Radıyallâhü anh)'a rivayet etmiş, A 1 i (Radıyallâhü anh) ona yemin teklif etmeyerek doğru söylediğine inandığını ifâde etmiştir. Zâten Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) doğruluktaki sebatı dolayısıyla Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'a (Sıddîk) lâkabım vermiştir.
Buharı ' nin beyânına göre A 1 i (Radıyallâhü anh); As-hâb'tan Ömer, Mikdad, Ammâr ve Fâtıma (Ra-diyallâhü anhüm)'den yeminsiz rivayetlerde bulunduğunu söylemiştir.
Hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem Teâit olan metne gelince; Bundaki: «...abdestini güzelce alır...» ifâdesi, abdestin adâb ve sünnetlerine riâyet etmek suretiyle alınmasına teşvik mahiyetindedir. Hadis, beşer olarak günah işleyen bir kimsenin hemen pişmanlık duyarak güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılması ve içtenlikle Allah'tan mağfiret dilemesi hâlinde günahının bağışlanacağını müjdeliyor. Bununla küçük günahların kastedildiği gelecek hadislerin izahından anlaşılıyor.
Hadisi râvi Osman' dan S ü f y a n ve M i s ' a r rivayet etmiştir. Süfyan'ra rivayetinde : «. . sonra iki rek'at namaz kılar.» ifâdesi bulunur. Mis'ar ' in rivayetinde «... iki rek'at...» kaydı yok, sadece: «sonra namaz kılar...» ifâdesi vardır.«... iki rek'at...» kaydı bulunan rivayette iki rekat nafile namazın, kastedildiği ihtimâli kuvvetlidir. Yâni bununla farz namazın kas-tedilmemesi ihtimâli kuvvetlidir. Fakat diğer rivayete göre namazla farz namaz veya nafile namaz kastedilmiş olabilir. Bu bâbtaki diğer hadislerde geçen namaz ifâdesi ile farz namaz kastedildiğine göre buradaki namazla farz namazın kastedilmesi muhtemeldir.
1396) Asım bin Süfyân es-Sakafî (Radıyullâhü anh) rivayet edildiğine göre :
Selâsil savaşına katılmak istemişler ise de savaşı kaçırmışlar da nöbet tutmuşlar (veya savaşın faziletini elde etmek için çokça zühd ve tâatla meşgul olmuşlar.) Sonra Muâviye (Radıyallâhü anh)'ın yanına dönmüşler. Bu esnada Muâviye (Radıyallâhü anh) in yanında Ebû Eyyûb ve-Ukbe bin Âmir (el-Cüheni) (Radıyallâhü anhümâ) bu-lunuyorlarmiş. Âsim (Radıyallâhü anh) :
Ey Ebâ Eyyûb! Bu yıl savaşı kaçırdık. Bize haber verildiğine göre dört mescidde namaz kılanın günahı bağışlanır, demiş. Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh) :
Ey kardeşimin oğlu! Bundan daha kolayını sana göstereyim mi? Şüphesiz ben, Resûlutlah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i şöyle buyururken işittim :
-Kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu gibi (farz) namazları kılarsa, onun geçmişteki günah ameli bağışlanır.» Böyle midir yâ Ukbe? diye karşılık vermiştir. Ukbe (Radıyallâhü anh) da :
Evet (diyerek Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh)'ı doğrulamıştır.» '[247]
İzahı
Ahmed, Nesâi ve İbn-i Hibbân da bunu rivayet etmişlerdir.
Müellifin zikrettiği senedde Süfyân bin Abdillah'ın Asım bin Süfyân" dan rivayet ettiğinin sanıldığı belirtilmektedir. Sünenin Miftâhü'1-Hâce hâşiyeli nüshasının derkenar notunda : Doğrusu Süfyân bin Abdirrahman bin Âsim bin Süfyân bunu dedesinden yâni Âsim bin Süfyân' dan tahdîs etmiştir, denilmiştir.
Nesâi' nin zikrettiği senedde de Süfyân bin Abdirrahman'in Âsim bin Süfyân' dan rivayet ettiği sabittir. N e s â î' deki sened durumu, buradaki haşiyenin verdiği bilgiyi te'yid eder. Hadisteki "Murâbata" kökünden alınma "Râbetû" fiilinin hakiki mânâsı, nefis ve cesedi tâata bağlamaktır. Bu fiilden "Rıbât" mânâsı, yâni düşmana karşı önemli mevkilerde nöbet tutmak mânâsı kastedilmiş olabilir. İbâdet ve tâatlar, şeytanların yollarına set çekerek nefsi şehvetlerden menettikleri için, âdeta nöbet bekliyen askerlere benzerler. Nefis ve şeytanın düşmanlığı ma'lum-dur. Hattâ onlarla savaşmaya büyük cihad ismi verilmiştir. Bu husustaki hadîs meşhurdur.
Hadisteki dört mescidden maksad, herhangi mescidler olabilir. Sindi' nin dediği gibi bununla Mekke' deki M e s c i d - i Haram" in, Medine' deki Mescid-i Nebevi' nin, Kudüs' teki Mescid-i Aksa' nin ve Küba Mescidinin kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Âsim (Radıyallâhü anh), Muâviye (Radıyallâhü anh) 'in yanında gördüğü Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh) ve Ukbe (Radıyallâhü anh)'ye savaşı kaçırmadan dolayı duyduğu üzüntüyü ve kusuru ifâde ederek, bu kusurun bağışlanmasına bir çâre olarak dört mescidde namaz kılmayı düşündüğünü belirtmek istemiş, Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh) daha kolayını bildirerek Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'dan bizzat işittiği hadisi rivayet etmiş ve Ukbe (Radıyallâhü anh)'in tasdikini istemiş, Ukbe (Radıyallâhü anh) de onu doğrulamıştır.
Hadisteki namaz ile farz namazın kastedilmesi muhtemeldir. Bâzı âlimler, bununla farz namazın kastedildiğini bildirmişlerdir.
Hadisin «...emrolunduğu gibi...» tabiriyle, vücub için olan emir kastedilmiş olabilir. Böyle yorumlanınca abdest ve namazın farzla-rıyla yetinen kimse, hadîsteki mükâfatı almış olur. Bu tâbirle men-dupluk için olan emir kastedilmiş olabilir. Bu takdirde hadisteki mükâfat, alınacak abdest ve kılınacak namazın farzları yanında sünnet ve âdabına riâyet etmeye bağlanmış olur.Bağışlandığı haber verilen geçmiş günahla, küçük günahlar kastedilmiştir.
1397) Osman bin Affân (Radtyallâhü atıh)'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir.:
Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den işittim. Buyurdu ki :
-Söyleyiver, sizden birisinin evinin yakınında akar bir nehir bulunur da ev sahibi her gün beş defa o suda yıkanırsa vücûdunun kirinden ne kalır?» Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in muhatabı : Adamın kirinden hiç bir şey kalmaz, dedi. Bunun üzerine Efendimiz :
«Şüphesiz suyun kiri giderdiği gibi namaz günahları giderir.» buyurdu."
Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Osman bin Affân (R.A.)'m hadîsinin ri-câlı sıka zâtlardır. Tirmizî ve Nesâi. bu hadîsi Ebü Hüreyre (R.A.Vden rivayet etmişlerdir
1398) Abdullah bin Mes'ûd (Radıyalâhü an!ı)'(\en: Şöyle demiştir:
- Bir adam, bir kadına uygunsuz dokunmuş, yâni zinadan noksan bir şey yapmış, artık yaptığının nereye ulaştığını bilemiyeceğim. Ancak zina olmadığını biliyorum. Adam, bilâhere Peygamber (Sallallahi Aleyh ive Sellem)'e gelerek başından geçeni anlatmış, bunun üzene Allah Sübhânehu ve Teâlâ :etini indirmiş, o adam : Yâ Resûlallah! Bu yalnız benim için mi? ye sormuş; Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Ümmetimden bunu tutan herkes içindir.» buyurmuştur." [248]
İzahı
Osman (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Tirmi-I ve Nesâî, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den ri-iyet etmişlerdir.
Finâ : Evin yakını demektir.
Deren : Kirdir.
Hadîs, günde beş defa temiz suyla yıkanan bir kimsenin vücû-j üzerinde kir kalmadığı gibi beş vakit namaz kılanın üzerinde mâ-3vî kir mesabesinde olan günahların kalmadığını ve namazın su gi-mânevî kiri giderdiğini bildiriyor.
Sindi: Âlimler, hadîsteki günahları küçük günahlarla yo-ımlamışlardır. Ancak hadîsin zahiri bu yoruma pek uygun düşmez, ünkü namaz, temizleyicilik bakımından suya benzetilmiştir. Su, her ırlü kiri giderir. Gideremiyeceğİ bir şey kalacak olsa dahi büyük 5 çok kirin değil, az ve küçük kirin kalması düşünülür. Bu duruma ire büyük günahların kalışı ve küçük günahların gidişi, benzetme akımından akla yatkın görülmüyor. Ancak şöyle düşünülebilir: Kü-ik günahlar, vücûdun dış kısmını manen kirletir. Nitekim abdest ahırken küçük günahların abdest uzuvlarından döküldüğü, vârid olan adislerden anlaşılıyor. Büyük günahlar böyle değildir. Çünkü büyük ananlar, insanın,içini de kirletir. Nitekim bir hadîste:
«Kul, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hâsıl olur.»
jyurulmuştur. Bu hadîsin benzerleri vardır.[249] âyeti de bu mealdedir.
En şiddetli büyük günahların ciddî tevbe ile giderilmesinin müm-künlüğü bilinmektedir. Ciddî tevbe, kalbin pişmanlık duymasıyla hâsıl olur. Vücûdu yıkamak yalnız dıştaki kiri giderir. İç kiri gi-dermez. Namaz yıkamaya benzetildiği için onun gibidir. Dıştaki mânevi kiri giderir. İçe nüfuz eden Kiri, yâni büyük günahları gider-mez.
İ b n - i M e s ' ü d (Radıyallâhü anh)'un hadisini B u h â r İ ve T i r m i z i de rivayet etmiştir. Oradaki rivayette bir adamın yabancı bir kadını öpmek suçunu işlediği, sonra başına geleni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bildirdiği ve bunun üzerine anılan âyetin indiği belirtilmektedir.
Öpülen kadının Ensâr'a mensup olduğu bilinmekle beraber, adı meçhul kalmıştır. Onu öpen adamın kimliği hususunda ihtilâf olmuştur. En sahih kavle göre Ebii'l-Yeser, Ka'b bin Amr bin Abbâd e 1 - E n s â r i es-Selemî' dir. Akabe ve Be d i r' de bulunan sahâbîlerdendir. Bedir savaşında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in amcası A b b â s {Radıyallâhü anh)'ı esir eden odur. Bedir ehlinin en son yaşıyanı olup, hicretin 55. yılı vefat etmiştir. Abbâs (Radıyalâhü anh)'a : Avucunda ezebileceğin Ebü'l-Yeser (Radıyallâhü anh)'e nasıl esir oldun? diye sorulmuş, kendisi : Karşıma gelir gelmez koca Handeme dağı gibi oldu, cevâbını vermiştir.
A 1 i (Radıyallâhü anh)'den şöyle bir rivayet vardır: Ensâr'dan birisi Abbâs (Radıyallâhü anh)'ı esir olarak getirdi. Abbâs (Radıyallâhü anh) Allah'a yemin ederim ki beni esir eden bu değildir. Beni esir eden alabacak bir ata binmiş, güzel yüzlü, başının yan tarafları taz bir kimsedir ki, onu içinizde görmüyorum, deyince Ensârî : Vallahi ben esir ettim Yâ Resûlallah, dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ensâri'ye :
-Sus! Yemin ederim ki, Allah seni bir melekle te'yid etmiştir.»
buyurdu.
Hadîste belirtilen suçu işleyen zât, gizli işlemesine rağmen Allah'a karşı beslediği korku vepışmanlık nedeniyle behemehal gerekli cezaya çarptırılmasını ve Allah'ın huzuruna ak bir yüzle çıkmasını şiddetle arzuladığı için gizli olan bu hâlini Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e arzetmiştir. T İ r m i z i' nin rivayetinde, adam başından geçeni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e arzedince. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
«Allah yolunda savaşmaya giden bir müslümanın karısına böyle mi bakarsın?» buyurmuş. Ebü'l-Yeser {Radıyallâhü anh) bunun üzerine kendisini Cehennemlik olmuş zannıyla : Ah bu saate kadar keşke îman etmemiş olsaydım diye temennide bulunmuş ve biraz sonra Hûd sûresinin 114. âyeti inmiştir. Âyet, hadisin terce-mesi esnasında zikredilmiştir. Meali şöyledir :
«Ve namazı gündüzün iki tarafından ve geceden de gündüze yakın saatlerde dosdoğru kıl. Şüphe yok ki güzellikler, kötülükleri giderir. Bu, güzelce düşünenler için iyi bir öğüttür.»
Bu âyette emredilen namazların Farz namazlar olduğunda ittifak vardır. Gündüzün iki tarafından maksat gündüzün ilk yarısı ile son yarısıdır. İlk yarısına sabah, son yarısına öğle ve ikindi namazları girer. İ bn-i Ab b â s (Radıyallâhü anh)'a göre akşam namazı da girer. Gecenin gündüze yakın zamanlarındaki farz namazlar ise akşam ile yatsı namazlarıdır.
Hadisin sonundaki; cümlesi yerine B u h â r i' de :-Bütün ümmetimin hepsi içindir» cümlesi vardır. B u h â r i ' nin bir başka rivayetinde :«Ümmetimden bununla amel edenler içindir. ifâdesi var Bu rivayetin mânâsı bir birine yakındır. [250]
194 - Beş Vakit Namazın Farziyeti Ve Bunları Muhafaza (= Devam) Etmek Hakkında Gelen Hadisler Babı
1399) Enes bin Mâlik (Rüdıyallâhii an/ı)'(\en rivayet edildiğine göre. Resûlullah (Sallallahü Alcvhî ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir :
- (Mi'râc olayında) Allah Teâlâ, ümmetime elli namazı farz etti. Ben bu (teklifi) farziyeti yüklenerek döndüm. (Dönüşümde) Musa (AleyhisselâmTa rastladım. Musa (Aleyhisselâm) :
Senin Rabb'in Senin ümmetine neyi farzetti? diye sordu. Ben : -'Bana (ve ümmetime) elli namazı farz etti' dedim. Musa (Aleyhis-selâm) dedi ki:
Rabb'ine dön (de azaltılması için şefaat et.) Çünkü, Senin ümmetinin buna takati yetmez, dedi. Bunun üzerine Rabb'ime müracaat ettim de bunun bir şartım (= kısmını) indirdi. Ben Musa (Aleyhisselâm)'in yanına dönerek durumdan Ona haber verdim. Dedi ki:
Rabb'ine müracaat et. Çünkü Senin ümmetin buna takat getiremez. Ben de Rabb'ime müracaat ettim. (AUah Teâlâ) :
Onlar beştir, yine onlar ellidir. Benim katımda kaza hükmü değiştirilemez.' buyurdu. Sonra Musa (Aleyhisselâm) a döndüm. Tek rar Rabb'ime dönmemi söyledi. Ben :
(Artık) Rabb'imden utanır oldum.» dedim.»" [251]
İzahı
Bu hadisi Buhâri, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir.
Beş vakit namazın farziyeti Mi'raç gecesi olmuştur. Allah Teâlâ her gün elli vakit nama/ı farz etmiş. Hadîste işaret edildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dönüşünde Musa (Aleyhisselâm) ile mülakatı neticesinde bu sayının azaltılması için Allah Teâ-lâ'ya defalarca müracaat etmiştir. Müellifin rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in iki defa müracaat ettiği belirtilmiştir.
T i r m i z î' nin rivayetinde : İsrâ gecesi elli vakit namazın farz kılındığı, sonra beşe ininceye kadar eksiltildiği ve beş vakit namaz kılmakla elli vaktin sevabının verileceği belirtilmiştir. Tuhfe yazarı, e İH â fi z ' in : Ben Miraç gecesi namazın hafifletilmesine dâir rivayetleri tahkik ettim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in her müracaatında beşer namazın indirildiğine dâir Sabit (Radı-yallâhü anh)'in rivayetini sağlam gördüm. Sabit (Radıyallâhü anhl'in rivâyetindeki bu ilâve, güvenilir bir ilâvedir. Diğer ilâveleri ona hamletmek gerekir, dediğini nakletmiştir.
El-Hâf ız'ın beyânına göre Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Allah'a müracaatı iki değil dokuz defa tekrarlanmıştır.
M ü s 1 i m ' in rivayeti de e 1 - H â f ı z ' in dediğini te'yid eder. Çünkü o rivayette Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her müracaatında beş namazın indirildiğini açıkça bildirmiştir.
El-Menhel yazarı "Cünüblükten gusül bâbı'nda el Fetihten naklen şöyle der:
Bâzı âlimler, Musa (Aleyhisselâm)'ın Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhive Sellem)'i defalarca Allah'a döndürmesinin hikmeti hakkında şöyle demişlerdir : Musa (Aleyhisselâm), Alîah Teâlâ'-yı görmek istedi. Bundan menedildi. Allah Teâlâ'yı görmek şerefinin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e verildiğini öğrenince, Allah'ı gören Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i defalarca görmek istedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her müracaatında Allah'ı görüyor, Musa (Aleyhisselâm) da Allah'ı göreni görüyor.
El-Menhel yazarı daha sonra şöyle diyor : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in defalarca Allah'a müracaatı, Allah'ın günlük namaz sayısı hakkındaki ilk emrinin ve bunu ta'kib eden mürâcaat-lardaki emrinin değişmez emir türünden olmadığına delâlet eder. Son emrin değişmez emir türünden olduğu Allah tarafından Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bildirilmiştir.
Sindi: 'Son emir, beş vakit namaz sayısının artık indirilemi-yeceği hakkında olmayıp, kılınacak beş namazın elli namaza denk tutulduğuna aittir. Çünkü eğer bu sayının değişmiyeceğine âit olmuş olsaydı, Musa (Aleyhisselâm), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i tekrar müracaat etmeye teşvik ederken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
-Artık ben Rabb'imden utanır oldum- demiyecekti. Bu sayının artık değişmiyeceginin Allah tarafından emredildiğini söyiiyecekti' demiştir.
Hadisin ; cümlesi Kâaf sûresinin 29. âyetinde
geçen : na/m-ı celil'e işaret gibidir.
Hadisle geçen Şatr kelimesi,"Yarım" mânâsına geldiği gibi, yarımdan -a/, veya çok miktara da denilir,
1400) Abdullah İbn-i Abbâs (Rathyatlûhü anhümâ) dan ; Şöyle demiştir: Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mi'rac gecesi elli namazla emredildi. Sonra bunu beş namaz etmesi için Rabb'inize müracaat etti.Zevâid'de şöyle denilmiştir: İbn-i Mâceh bu hadisi İbn-i Abbâs (R.A.i'den rivayet etmiştir. Doğrusu Ebû Davud'un rivayetinde olduğu gibi, bunu Ibn-i Ömer (R.A.)'den rivayet etmektir. Îbn-İ Abbâs <R.A.)'ın hadisine âit sened çok zayıftır. Çünkü râvi Abdullah bin Usm ve Ebü'l-Velid et-Tayâlisî, hıfz ve sağlamlık ehlinin derecesinden aşağıdır.
1401) Ubâde bin es-Sâmit (Ho<hyallâkü anh)\\er\ rivayet edildiğine göre :
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den işittim. Şöyle buyurdu, demiştir:
-Allah Teâlâ, kullarına beş namazı farzetmiştir. Kim bunların hakkını hafife tutmakla bunlardan en ufak bir şeyi noksan bırakmadan hakkıyla edâ ederse, şüphesiz Allah Teâlâ kıyamet günü (azap vermeden) Onu Cennet'e dâhil etmesine dâir va'dini yerine getiricidir. Kim bunların hakkını hafife tutarak bunlardan bir şey noksan bırakarak kılarsa Onun için Allah katında bir va'd yoktur. Dilerse Onu ta'zib eder, dilerse bağışlar.-" [252]
İzahı
Ahmed, Mâlik, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Ibn-i H i b b â n de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Hadis, hergün beş namazın farz olduğuna delâlet eder. Vitrin vacip olmadığını söyliyenler bunu delil göstermişler ise de bu onlar için pek delil olmaz. Çünkü vitir namazının farz olmadığı bu hadisten anlaşılır. Vitrin vacip olduğunu söyliyenler de farz olmadığını
söylerler.
Hadisin «... bunların hakkını hafife tutarak...» kaydı, yamlarak veya unutarak noksan kılanı bu hükümden çıkarır. Hadisin «Onu Cennet'e dâhil etmesine...» ifâdesinden maksad, azap vermeden Cennet'e sokmaktır. Çünkü netice itibariyle her mü'min Cennet'e girer. Namazın farziyetini kabullenmekle beraber kılmıyan mü'min de sonunda Cennetliktir. Şu halde burada kastedilen mânâ, azap görmeden Cennet'e girmektir. Hadîsten şu neticeyi çıkarmak mümkündür. Beş vakit namaza sımsıkı sarılarak noksansız devam eden mü'min, sâlih amellere Allah'ın inâyetiyle muvaffak olur. Kötülüklerden korunur ve böylece azap görmeden Cennet'le mükâfatlandırılır.
Hadisteki istihfaftan namazın hakkını hakir görmek ve küçümsemek kastedilmemiştir. Çünkü namazı ve hakkını hakir görmek maazallah insanı küfre götürür. İstihfaftan maksad, pek önem vermemektir.
Allah Teâlâ noksansız olarak beş namaza vaktinde devam eden için bu va'adde bulunmuştur. Hadîs, Allah'ın bu va'dini âhirette yerine getireceğini hükme bağlamıştır.
1402) Enes bin Mâlik (Radtyaltâhü anh)'den: Şöyle demiştir: Biz bir gün mescidde oturmuş iken bir adam devesine binmiş mazallah insanı küfre götürür. İstihfaftan maksad, pek önem vermemektir.
Allah Teâlâ noksansız olarak beş namaza vaktinde devam eden için bu va'adde bulunmuştur. Hadis, Allah'ın bu va'dini âhirette yerine getireceğini hükme bağlamıştır.
1402) Enes bin Mâlik (Radtyallâhii anh) den : Şöyle demiştir: Biz bir gün mescidde oturmuş iken bir adam devesine binmiş olarak geldi. Devesini mescidin bir tarafında çökerterek ayağını bağladıktan sonra mescidde oturanlara:
— Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hanginizdir? dedi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescidde oturanlar arasında yaslanmış vaziyette idi. Enes (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Oradakiler :
— Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yaslanan bu beyaz adamdır, dediler. Adam Ona:
— Ey Abdülmuttalibin oğlu! (diye) hitâb etti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Seni dinliyorum.» mealinde bir cevap buyurdu. Adam O'na:
— Yâ Muhammed (Sallallahü Aleyhive Sellem)! Ben sana (bir şeyler) sormak istiyorum ve soru sormakta şiddetli davranacağım. Bana kızma, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— -Sormak istediğini sor» buyurdu. Adam O'na:
— Senin Rabb'in ve senden öncekilerin Rabb'inin hakkı için sana soruyorum. Allah mı seni bütün insanlara Peygamber olarak gönderdi? diye sordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— -Allah'ım! (Sen şahitsin) Evet» buyurdu. Adam:
— Allah hakkı için sana soruyorum. Allah mı sana hergün ve gecede beş namazı kılmanı emretti? diye sordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) :
— -Allah'ım! Evet» buyurdu. Adam :
— Peki, Allah hakkı için sana soruyorum. Allah mı senenin bu ayım (= Ramazana) oruçla geçirmeni emretti? diye sordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Allah'ım! Evet» buyurdu. Adam :
— Peki, Allah adıyla sana soruyorum. Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize taksim etmeni Allah mı sana emretti? diye sordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Allah'ım! Evet.» buyurdu. Bundan sonra adam :
— Senin getirdiğin dine inandım ve ben arkamdaki kavmimin elçisiyim. Ben Beni Sa'd bin Bekr'in kardeşi Dımâm bin Sa'lebe'yim, dedi." [253]
İzahı
Buhâri ve Müslim de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Hadisin metni uzun olduğu için Buharı ve Müslim'deki benzer rivayetlerden bahsetmek konuyu uzatır.
M ü s 1 i m ' in rivayetinde E n e s (Radıyallâhü anh) hadisin baş kısmında meâlen şöyle demiştir:
Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir şey sormaktan menedilmiştik. (Enes (Radıyallâhü anh) bu sözüyle Mâide sûresinin 101. âyetindeki yasaklamayı kastetmiştir. Âyetle sorulması yasak kılınan şeyler, ihtiyaç duyulmayan, gereksiz sorulardır.) Bu sebeple bedevilerden aklı başında bîr adamın gelip soru sormasını ve bizim de dinleyici olarak faydalanmamızı arzuluyorduk. Bir gün bedevilerden bir adam gelerek...
M ü s 1 i m ' in rivayetinin sonunda adam, hac farziyetini sormuş ve bunun cevâbını aldıktan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:
Seni hak din ile gönderen Allah'a yemin ederim ki bu farzlardan ne fazla yaparım, ne de bunları eksiltirim, diyerek dönüp gitmiş; Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
-Yemin olsun. Eğer doğru söylediyse mutlaka Cennet'e girer*buyurmuştur.
Bu hadisin ihtiva ettiği ilmi mes'eleler çoktur. Bunların bir kısmına göz atalım :
1 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmeti arasında büyük bir tevazu' ile ve onlardan farksız bir kıyafetle bulunurdu. Ashâb arasında oturmuş iken gelen yabancılar, makam, mevki ve kıyafet farklılığı ile Onu ayird edemezlerdi.
2 - Adam çetin soru sormak istediğini ve hoşgörü ile karşılanmasını istemiş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) büyük bir müsamaha ile karşılayarak rahatça soru sorması imkânım bahsetmiştir.
3 - Adam soru yöneltirken âdeta Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yemin yöneltir gibi olmuş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de buna uyarak her cevabın doğruluğuna Allah'ı şâhid göstermiştir.
4 - Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bütün insanlara gönderildiğini,
5 - Hergün ve gece beş namazın farz olduğunu,
6 - Ramazan ayı orucunun farz olduğuna,
7 - Zekâtın farz olduğunu hükme bağlamıştır.
Nevevî, Müslim'in şerhinde Şeyh Ebû Amr bin S a 1 â h ' in şöyle dediğini nakletmiştir : Taklidi îmana sahip avam tabakasının mü'min sayılıp, tereddütsüz olarak İslâmiyet'e inanmalarının kâfi olduğuna dâir İslâm âlimlerinin mezhebinin sıh-hatma bu hadîs delâlet eder. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bu soruları soran D ı m â m (Radıyallâhü anh) aldığı cevapları doğrulamış, bunların derinliğine inmemiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de Onun böyle itikâd etmesinin yeterli sa-yılmıyacağını bildirmemiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}'in sükutu bunun kifayetine delildir. Eğer bu kadarı kâfi gelmeseydi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona: Benim mucizelerimi görmek suretiyle ve kesin delillerle itikâd sahibi olman gerekir şeklinde cevap verecekti.
N e v e v İ bu arada : Haber-i Vâhid ile amel etmenin meşruluğu bu hadisten çıkarılıyor, demiştir.
1403) Ebû Katâde bin Rib'[254] (Radtyallâhü anft)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi vr Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
«Allah (Azze ve Celle) buyurdu ki: Ben senin ümmetine beş namazı farz ettim ve bunlara vakitlerinde devam edip sımsıkı sarılanları Cennet'e dâhil etmemi kendi katımda va'dettim. Bunları vaktinde kılmaya devam etmiyenler için benim yanımda hiçbir va'd yoktur.Râvi Dubâre ve Düveyd'den dolayı isnadına itiraz olabileceği Zevâid'de bildirilmiştir. [255]
İzahı
Ebü Dâvûd da bunu rivayet etmiştir. Zevâid yazarının bunu Zevâid türünden saymasının sebebini bilemedim.
El-Menhel yazarının dediği gibi hadisin mânâsı şudur: Allah Teâlâ Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe ve Onun ümmetine hergün ve gece beş namazı farzetmiş ve bunları zamanında sıhhatli bir şekilde kılmaya devam eden mü'minleri azaba sokmadan Cennet'e kavuşturacağını va'detmiş, namaza devam etmiyen-ler için Cennet'e azapsız kavuşturma va'di yoktur. Namazı kaçıran veya kılmıyan mü'minleri dilerse affeder, dilerse cezalandırır. [256]
Hadîsin Fıkıh Yönü
1 - Beş vakitle emredilen namazlar farzdır.
2 - Bunlara devam edenler Cennet'e müstehak olur.
3 - Bunlara devam etmiyenler için büyük tehlike vardır. [257]
195 - (Mekke'deki) Mescid-İ Harâm'da Ve (Medine'deki) Mescid-İ Nebevî'de Kılınan Namazın Fazileti Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1404) Ebû Hüreyre (Rad.yallâhü anh)'<\en rivayet edildiğine göre, Kesulullah (Sallallahü Aleyhi ve Setlern) şöyle buyurdu, demiştir :
«Benim (Medine'deki) bu mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke'deki) Mescidi Haram müstesna, başka mescidlerde kılınan bin namazdan (sevap bakımından) hayırlıdır.-"
1405) Abdullah bin Ömer (Radiyalfâhü anhümâ)\\an. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve ScUcm)"\\\ şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
-Benim (Medine'deki) bu mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke'deki) Mescidi Haram müstesna başka mescidlerde kılınan bin namazdan (sevab bakımından) hayırlıdır.-" [258]
İzahı
Müellif, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsini iki senedle rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd hâriç, Kütüb-i Sitte'nin diğerlerinde de Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in mezkûr hadisi rivayet edilmiştir.
İb n-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Mü s 1 i m ve N e s â i de rivayet etmişlerdir.
Her iki hadisin mânâsı aynıdır.
Hadîslere göre, Medine' deki Meseid-i Nebevi'de kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hâriç, diğer mescidlerde kılınan bir namazdan fazilet bakımından hayırlıdır.
Tuhfe yazan, bu hadisin şerhinde şöyle der:
"Nevevi; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Mescidinde namaz kılmaya düşkün olan kimse. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanındaki mescid semtinde namaz kılmalıdır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den sonra ilâve edilen kısımda değil. Çünkü faziletin bin kat artışı. Onun Mescidi hakkında vârid olmuştur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu mânâyı : «...bu mescidimde...- buyruğuyla te'yid etmiştir. Fakat M e k-k e mescidi böyle değildir. Çünkü Mescidi Haram tâbiri, tüm Mekke "y i kapsar. Hattâ sahih kavle göre bütün Harem mıntıkasını kapsar,' demiştir. Hafız, el-Fetih'te N e v evi' nin bu kavlini anlatmış ve bu görüşe katılıp katılmadığı hususunda sükut etmiştir. Ben derim ki, Aliyyel-Kaâri' el-Mirkât'ta ' S ü b k i ve başkaları, N e v e v î' nin mezkûr görüşüne katılmışlardır. İbn-i Teymiye ve Muhibb-î Taberi bu görüşe karşı çıkarak bâzı eserleri delîl göstermişlerdir. Ez cümle şöyle demişlerdir: İmâm Mâlik'e bu husus sorulmuş ve faziletin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanındaki mescid semtine münhasır olmadığını savunarak : Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisinden sonra olacak şeylerden haber vermiş, yer onun için durulmuştur. Kendisinden sonra meydana gelecek şeyleri bildirmiştir. Eğer Mescid-i Nebevfye yapılan ilâveye bu fazi-Jet şümullü olmasaydı Hulefâ-i Râşidin bunca sahâbıle-rin huzurunda ilâve yapmayı caiz görmiyeceklerdi. Halbuki hiç kimse, yapılan ilâveye karşı çıkmamış, demiştir. Diğer taraftan M e d i -n e târihinde Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Mescid-i Nebevi'ye ilâve işi bitince şöyle söylemiştir: 'Eğer mescid cebâneye kadar, bir rivayete göre Zülhüleyfeye kadar uzasaydı hepsi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in mescidi olurdu.'
Bunların bir deiili de Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anneden rivayet edilen Peygamber (Sallaİlahü Aleyhi ve SellemJ'in:
-Eğer bu mescid San'a'ya kadar büyütülseydi mescidim olacaktı.
mealindeki hadisidir. Bunun bir rivayeti de ş'öyledir:
«Bu mescidde ne ilâve yapılsaydı, hepsi benim mescidim olurdu.»
Yukarıdaki bilgi, îbn-i Hacer'in el-Cevherü'l-Munazzam adlı kitabından özetlenmiş' demiştir."
Tuhfe yazan, yukardaki nakilleri yaptıktan sonra : Eğer Ebû H ü r e y r e (Radıyalâhü anh)*nin yukarıdaki hadisi sahih olsaydı, aradaki ihtilâf-ı kesip atardı. Lâkin hâlinin ne olduğunu bilemiyece-ğim. Acaba delil olmaya müsait midir, değil midir? Ben Onun senedini de bulamadım, demiştir.
Hadîs, Mescid-i Harâm'daki namazın faziletini bu ölçüden hâriç tutmuştur. Mescid-i Harâm'ın-istisnâ edilmesi çeşitli mânâlara muhL temeldir. Beyan edilen ihtimalleri Tuhfe yazarı şöyle sıralamıştır.
"Bâzıları demişler ki :. İstisnanın mânâsı, muhtemelen şöyledir : Benim Mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram'da kılınan bin namazdan üstün değil, daha az sayıyla üstündür.
İkinci ihtimal : Mescid-i Haram'da kılınan namaz, benim mescidimde kılınan namazdan daha faziletlidir.
Üçüncü ihtimal : Her iki mescidde kılınan nama/ın fazileti eşittir.
Ben diyorum ki : Bu ihtimalleri sıralayan kişiler, Mescid-i Harâm'-da kılınan namazın, Mescid-i Nebevi'de kılınan namazdan efdal olduğuna delâlet eden hadîsleri her halde görmemişlerdir. Bu hadislerden birisi, Ahmed ve İbn-i Hibbân'ın Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri şu hadistir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesna diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir ve Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz bu (mescidimde) kılınan yüz namazdan efdaldır.» buyurdu.'
Diğer bir hadis, îbn-i Mâceh'in Câbir (Radıyallâhü anhl'den rivayet ettiği şu hadistir: ... (Tuhfe yazan 1406 nolu hadîsinizi kastediyor.)
Tuhfe yazarı, bu hususa âıt başka hadisleri de zikretmiştir.
1406) Câbir (Rııütyatâhü anh)\h*n rivayet edildiğine göre. Resûlullah (Satlallühu Alıv/ır vr Selhnı) §üyle duyurdu, demiştir:
-Benim (Medine'deki) bu mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke'deki) Mescidi Haram müstesna, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan (sevab bakımından) hayırlıdır. (Mekke'deki) Mescidi Haram'da kılman bir namaz, başka mescidlerde kılman yüz bin namazdan (sevap bakımından) efdaldır.Zevâid'de şöyle denilmiştir. Câbir <R.A.)'in hadisinin isnadı sahih ve ricali sıka zâtlardır. Çünkü Bezzâr, Dârekutni ve Zehebi; İsmail bin Esed'i sıka saymışlardır. Ebû Hatim de : O çok sâdıktır. İsnadın kalan rAvilerini Buhâri ve Müslim hüccet saymışlardır. [259]
İzahı
Zevâid türünden olan bu hadisi A h m e d de rivayet etmiştir. Bu hadis Mescid-i Harâm'i istisna etmenin mânâsını açıklıyor. Bun-dan önceki hadislerde mevcut istisna buna göre yorumlanır. Hulâsa şudur:
Medine' deki Mescid-i Nebevi" de kılman bir namaz, diğer mescîdlerde kılman bin namazdan hayırlıdır. Mekke'deki Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, diğer mescid-lerde kılınan yüz bin namazdan hayırlıdır. Şu halde Mescid-i Harâm'da kılınan bir namaz Mescidi N e b e v i' de kılman yüz namazdan hayırlı olur. Çünkü Mescîd-i Harâm'da kılınan namazın sevabının, Mescîd-i N e b' e v i ' de kılman namazın sc\âbının yüz katı olduğu hadisten anlaşılıyor.
Fethü'l-Bâri'de şöyle denilmiştir: 'Hadîste «Mescid-i Harâm'da kılınan bir namaz, diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan hayırlıdır.» buyurulurken bu hükümden Medine Mescidi müstesna tutulmuştur. Hadîsi böyle yorumlamak gerekir.' Çünkü M e-dîne' deki mescidin diğer mescidlerden namaz sevabı bakımından bin kat üstünlüğü bu bâbtaki hadislerle sabittir. [260]
196 - Kudüs'teki Mescîd-İ Aksâ'da Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1407) Peygamber (Salhıllahiİ tlrvhi ve Seilem)"\n mevlâsı Meymû-ne[261] (RadtyaUâhii anhâ)'tkın; Şöyle demiştir :
Ben (bir gün) : Yâ Resûlallah! Beytül-Makdis (Mescîd-i Aksa) hakkında bize fetva ver, dedim. Buyurdu ki:
-(Orası) mahşer (kıyamet günü) yeridir. Oraya varıp içinde namaz kılınız. Çünkü Onda kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bin namaz gibidir.» Ben -.
Eğer oraya kadar yolculuk etmeye gücüm yetmezse ne edeceğimi haber verir misin? diye sordum. Buyurdu ki :
«Sen Ona zeytin yağını hediye edersin, aydınlatılmasında kullanılır. Kim bunu yaparsa, oraya varmış gibi olur."
Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Ebû Dâvûd bunun bir kısmını rivayet etmiş. İbn-i Mâceh'in senedi sahih, ricali de sıka zâtlardır. Bu sened Ebû Davud'un rivayet indeki senedden daha sıhhatlidir. Çünkü Ziyâd bin Ebî Sevdete ile Mey-mûne (R.A.) arasında Osman bin Ebî Sevdete vardır îbn-i Mâceh, senedinde bunu tasrih etmiştir. Selâhüddin de el-Merasil'de bunu anlatmıştır. Ebû Davud'un senedinde ise râvi Osman bin Ebi Sevdete terkedilmiştir. [262]
İzahı
Zevâid türünden olan bu hadisin şerhinde Sindi şöyle der : Bey t ü'l-M a kd i s hakkında fetva soran M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ)'nin maksadının namazda Beytü'l-Makdis' e karşı durma hükmü neshedilerek müslümanların kıblesi Kâ'be Olunca Beytü'l-Makdis'de namaz kılmanın mü-bah olup olmadığını öğrenmek olabilir. Hattâ maksadının bu olduğu kuvvetli umulur. Hadîsin : «Orası mahşer ve menşer arzıdır» İfâde-sindeki mahşer ve menşerden maksad kıyamet günüdür. Yâni kıyamet günü onun yakınında halk toplanır. Hadisler buna delâlet eder.
Beytü'l-Makdis ve Mescid-i Aksa, Kudüs'teki meşhur mescidin isimleridir. Bu mescid'de kılınan namazın diğer mescidlerde kılınan bin namaz gibi olduğuna dâir buradaki hükümden Mescid-i Nebevi ve Meccid-i Haram müstesnadır.
Bu hadîse göre bu mescid'de kılınan namaz fazilet bakımından Mescidi Nebevi'de kılman namaz gibidir.
M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ)'nin "Oraya kadar gitmeye gücü yetmezse" şeklinde sorduğu soruya karşılık verilen cevapta, o mescidin aydınlatılmasında kullanılmak üzere zeytin yağının hediye edilmesi hâlinde oraya kadar gidilmiş gibi sevabın kazanılacağı bildirilmiştir.
Ebû Davud'un rivayetinde M e y m ü n e (Radıyallâhü anhâ)'nin :
"Beytül - Makdis hakkında bize fetva ver" sorusu üzerine Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu belirtilmiştir :
= Beytü'l-Makdis'e gidip içinde namaz kılınız. O günlerde (soru sorulduğu zaman) o memleketlerde savaş vardı. Eğer içinde namaz kılmak için oraya gidemezseniz kandilerinde yakılacak zeytin yağını gönderiniz.-
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devrinde Kudüs müşriklerin elinde idi. Orası Dar"ül-Harb olduğu İçin müslümanlar gi-remiyorlardı. Kudüs hicretin 15. yılı Ömer t â b (Radıyallâhü anhüm)'ın devrinde fethedildi. [263]
Hadisin Fıkıh Yönü
l - Mescid-i Aksa' nın fazileti belirtilerek orada kılınan namazın diğer mescidlerde kılınan bin namaz gibi faziletli olduğu bildiriliyor.
1408) Abdullah bin Aınr (Radtyallûhü anh)\W\\ rivayet edildiğine yüre, Pe> »amber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
-Dâvüd (Aleyhisselâm)'ın oğlu Süleyman (Aleyhisselâm) Beytü'l-Makdis'in binasını bitirince Allah Teâlâ'dan üç dilekte bulunmuştur:
1 - İlâhî hükme uygun bir hüküm verme kudreti.
2 - Kendisinden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ve saltanat.
3 - Yalnız namaz kılmak için Mescidi Aksâ'yi kastedip gelen kimsenin annesinden doğduğu gün gibi günahlarından çıkması.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Süleyman (Aleyhisselâm) in dilediği ilk iki şey kendisine verilmiştir. Üçüncü dileğinin de kendisine verilmiş olmasını umarım.*" Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Ebû Dâvûd hadîsin baş kısmım rivayet etmiş ve; ilâvesini rivayet etmemiş, Nesâî de Sünen-i Suğra'sında
bu hadîsi Amr bin Mansûr'dan. Ebû Misher'den, Saîd bin Abdül-Azîz'den, Rabia bin Bureyd'den, Ebû İdris el-HÜlânî'den, İbnü'd-Deylemî'den... mislini rivayet etmiştir. İbn-i Mâceh'in târikine ait sened zayıftır. Çünkü Ubeydullah bin el-Cehm'İn hâli bilinmemektedir. Ve Eyyûb bin Süveyd'in zayıflığı üzerinde ittifak vardır.
Müteahhirinin bâzı âlimleri, hadîsin zahirini tutarak : Yasin süresi cenaze üzerinde definden önce okunur, demişlerdir. Bâzıları da: Definden Önce de sonra da okunur diyerek İbn-i Adiyy'in Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadisi deli] göstermişlerdir:
«Kim babasının ve annesinin veya bunlardan birisinin kabrini Cuma günü ziyaret ederek orada Yasin süresini okursa, Allah kabir sahibini mağfiret eder.» [264]
Hadîsin Fıkıh Yönü
Hadis, Yasin sûresinin okunmasının faziletine, ölüm döşeğine düşen hastanın başında okunmasının, matlub olduğuna; ikinci yoruma göre definden önce ve sonra ölünün yanında okunmasının matlub olduğuna ve gei'ek hasta gerek ölünün okunan Yâsîn süresinden yararlandıklarına delâlet eder.
Ölünün duâ ve sadakadan da faydalandığı hususunda al imlerin ittifakı vardır. Cumhura göre kişinin yaptığı nafile ibâdetin sevabı m bir ölüye veya diriye vermesi caizdir. Yapılan ibâdet; namaz, oruç, hac, sadaka, Kuran okumak ve başka ibâdetler olabilir. İbâdeti yapan kişinin sevabından hiç bir şey noksan olmaksızın olu bundan ya rarlanır. İmam £ b ü H a n t f e ve A h m e d de bununla hükmeden âlimlerdendirler.
Cumhurun delillerinden birisi, Taberâni ve Beyha-k i' nin İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: «Sizden birisi, nafile bir sadaka vereceği zaman, sevabını baba ve annesine bağışlasın. Çünkü bu takdirde onlara sevap verilir. Kendisinin sevabından bir şey eksilmez.-
Diğer bir delil; Ahmed, Müslim, Nesâi ve İbn-i Mâceh'in Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir.-
"Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e: Babam öldü. Vasiyet de etmedi. Onun yerine benim sadaka vermem ona yarar sağlar mı? diye sordu. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Evet» buyurdu."
Allah : [265] âyetinde baba ve anneye duâ etmeyi emretmiş ve:[266]âyetinde meleklerin mü'minler için istiğfar etliklerini haber vermiştir. Keza :[267]âyeti Hameie-i Arş Meleklerinin mü'minlere istiğfar ettiklerini bildirir.
Bir kısmı yukarıya alınan deliller, başkasının amelinden yarar sağlanabildiğini kesinlikle bildirirler.
«Ve şüphesiz insan ancak çalıştığına erişir.[268] âyeti, yukarıdaki delillere aykırı değildir. Çünkü mü'miri, hayırlı bir amel işleyip sevabını bir mü'min kardeşine bağışladığı zaman, sevap bağışlanana ulaşır. Artık kendisi işlemiş gibi olur. Diğer taraftan bu âyet, bir kısmı yukarıda zikredilen deliller muvacehesinde husûsileşmiştir. İ k r i m e ' den rivayet edildiğine göre bu âyet Musa (Aleyhisselâm) ve İbrahim (Aleyhisselâm)'in kavimlerine mahsustur. Ümmet-i Muhammediye ise birbirinin amelinden yararlanır. Çünkü mezkûr deliller bunu gerektirir. Ayrıca Buharı ve Müslim'in İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'dan rivayet ettikleri bir hadîste meâlen şöyle Duyuruluyor :
"Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e: Kız kardeşim Hacc yapmayı adadı. Ve adağını yerine getirmeden öldü, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellsm) :
«Eğer kardeşinin boynunda bir borç olsaydı sen onun yerine borcunu ödiyecek miydin?» diye sordu.
Adam: Evet, diye cevap verdi. Efendimiz:
«O halde kardeşinin Allah Teâlâ'ya ait borcunu öde. O, ödenmeye daha lâyıktır.- buyurdu."
Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâceh'in rivayet ettikleri şu mealdeki hadîs de ayrı bir delildir :
«İnsan öldüğü zaman ameli kesilir. Ancak üç şeyden kesilmez : Sadaka i Câriye, yararlı ilim ve ona duâ eden sâlih bir evlât.»
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kabrini ziyaret etmenin fazileti hakkında pek çok hadîs rivayet olunmuştur. Bunların bir kaçının mealini söylemekle yetineceğim :
a - Eş-Şifâ Fi Hukûki'l-Mustafâ'da Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh)'dan rivayet edildiğine göre efendimiz.-
«Kim kabrimi ziyaret ederse, onun için şefaat etmem sabit bir hak olur.» buyurmuştur.
b - Enes bin Mâlik (Radiyallâhü anh)'den:
-Kim sevap niyetiyle Medine'de beni ziyaret ederse, o benîm komşum sayılır. Kıyamet günü ona şefaat ederim.» buyurulduğu rivayet olunmuştur.
c - Abdullah bin Ömer (Radıyalâhü anh)'dan gelen bir rivayette de :
«Kim vefatımdan sonra beni ziyaret ederse hayâtımda ziyaret etmiş gibidir.- buyurulmuştur.
d - 1bn-i Adiyy'in rivayet ettiği bir hadiste:
«Kim Kâ'be'yi ziyaret edip de beni ziyaret etmezse, bana cefâ et-mJs olur.» buyurulmuştur.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kabrini ziyaret etmenin fazileti hakkında ciltler dolusu müstakil kitablar yazılmıştır. Hac menasiki hakkında yazılan kitaplarda bu konuda yeterli bilgi vardır. Ayrıca Şevâhidü'1-Hak adlı kitap, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kabrini ziyaret, ondan yardım dilemek ve şefaati gibi önemli konular için yazılmış, tavsiyeye şayan bir kitabtır. Sa-hih-i Buharî'nin muhtasarı Tecrid-i Sarih terceme ve şerhinin Diyanet İşleri Başkanlığınca basılan nüshasının 1972 baskılı dördüncü cildinin 175. sahifesinde başhyan ve bir kaç sahife devam eden yeterli bilgi vardır. İsteklilerin oralara müracaat etmeleri tavsiyesiyle yeti-neyim. EI-Menhel yazarının verdiği ma'lumatın devamı:
2 - Hadîs, bu üç mescidin faziletine, diğerlerine üstünlüğüne ve onlarda kılınan namazın faziletine delâlet eder.
Mescid-i Harâm'a gitmeyi adayan kimseye bu adağın ifâsı gerekir. Mescid-i- Nebevi veya Mescid-i A k -s â ' ya gitmeyi adayan hakkında Şâ fi î' nin iki kavli var. Birisine göre bu adağı ifâ etmek müstehabtır. Diğer kavline göre vâcibtir. Bir çok âlim de vücübuna hükmetmiştir. Mâlik ve A h -m e d ' in kavli de budur. Ebû Hanîfe'ye göre böyle adağın yerine getirilmesi vâcib değildir.
Diğer mescidlere gitmeyi adamakla oralara gitmek vâcib olmaz. Ve adak oluşmuş sayılmaz. Mâ likiler' den Muhammed bin Mesleme hâriç, tüm âlimlerin mezhebi budur.
A h m e d' e göre bu adağı yapana yemin kefareti gerekir.
Bu üç mescidin üstünlüğünün sebebine gelince; M e s c i d - i Haram' daki K â ' b e , müslümanların kıblesidir. Hac için oraya gidilir. Mescid-i Nebevi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in mescididir. Ona ikram olsun diye Allah Teâlâ Onun mescidine özel fazilet vermiştir. Mescid-i Aksa ise, geçmiş ümmetlerin kıblesi idi. Taberâni ve Bezzâr'm tahric ettikleri Ebü'd-Derdâ' nın merfu1 bir hadîsine göre Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, diğer mescidlerde kılınan yüz bin namaza; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemTin mescidinde kılınan bir namaz, diğer mescidlerde kılınan bin namaza ve Mescid-i Aksa'da kılınan bir namaz diğer mescidlerde kılınan beşyüz namaza bedeldir. [269]
197 - Küba Mescidinde Kılınan Namaz Hakkında Gelen Hadisler Babı
1411) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellrm)"ın ashabından olan Üseyd bin Züheyr el-Ensârî (Radıvallâhü anh)den rivayet edildiğine göre. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellrm) şöyle buyurdu, demiştir:
-Küba mescidinde kılınan bir namaz bir umre gibi (faziletli)dir.-"
1449) Abdurrahman bin Ka'b bin Mâlik (Radıyalİâhü anhümâ)\\a.n; Oda babası (Ka'b bin Mâlik) (Radıyallâhü an hy dan rivayet ettiğine &öre :
Ka'b (Rad;yallâhü anh) vefat edeceği zaman yanma gelen el-Be-râ bin Ma'rur'un kızı Ümmü Bişr (Radıyallâhü anhâ) .
Ey Ebâ Abdurrahman! (Öldükten sonra) falan adama rastlarsan benden ona selâm söyle, demiş. Ka'b (Radıyallâhü anh) de:
Allah seni bağışlasın ey Ümmü Bişr! Biz (şu anda) başka şeylerle çok meşgulüz, demiş. Ümmü Bişr (Radıyallâhü anhâ) :
Ey Ebâ Abdurrahman! Sen Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lemJ'den şöyle buyururken işitmedin mi?:
«Şüphesiz mü'minlerin ruhları, yeşil kuşların içindedir. Cennetin ağaçlarından rızıklamrlar.» Ka'b (Radıyallâhü anh) :
Evet, (işittim) diye cevap verdi. Ümmü Bişr (Radıyallâhü anhâ) da : İşte bu odur, dedi." [270]
İzahı
Bu hadîsin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe âit metninin bir benzerini T i r m i z i ve A h m e d de rivayet etmişlerdir.
bindi: Benim gördüğüm müellifin sünen nüshalarının tümünde hadîsin ilk râvisi Ka'b (Radıyallâhü anh)'dır. Hadis Ka'b (Radıyallâhü anh)'m ölüm döşeğinde iken olan bir durumdan bahsettiğine göre ilk râvinin Ka'b (Radıyallâhü anh) değil, onun oğlu Abdurrahman (Radıyallâhü anh) olması zahirdir. Ve olay Abdurrahman (Radryallâhü anh) tarafından anlatılmış gibidir. Çünkü olaya şahit olan odur. Rivayet eden de odur. Halbuki ilk râvi Ka'b (Radıyallâhü anh) olunca olayı anlatan Ka'b (Radıyallâhü anh) olmuş olur. Oğlu Abdurrahman (Radıyalİâhü anh) da kendisinden rivayet etmiş olur. Bu da mümkündür.
Şöyle ki: Muhtemelen : Abdurrahman (Radıyallâhü anh), Ümmü Bişr (Radıyallâhü anhâ) ile Ka'b (Radıyallâhü anh) arasında cereyan eden konuşmada hazır bulunmamış, bilâhere gelince babası yapılan konuşmayı kendisine nakletmiştir, demiştir.
T i r m i z i' nin rivayetinde Peygamber (Sullulltthü Aleyhi vu Sellem)'e âit hadis metninin baş kısmi: «Şehitlerin ruhları yeşil kuşlardadır...» şeklindedir.
Ümmü Bişr (Radıyalİâhü anhâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in o hadisini rivayet etmekle mü'minlerin Ölümden sonra Allah katında yaşamaya devam ettiklerim ve dolayısıyla onlara selâm göndermenin mümkün olduğunu anlatmak istemiştir.
Müellifin rivayetinin zahirine göre bütün mü'minlerin ruhları, anılan durumdadır. Ka'b (Radıyallâhü anh) şehit olmadığı halde Ü mm ü Bişr (Radıyallâhü anhâJ'nin bu hadîsi ona da şümullü olduğu mânâda zikretmesi, ilâhî mağfirete mazhar olan tüm mü'minlerin ruhlarının böyle olduğuna delâlet eder. T i r m i z i' nin rivayetine bakılırsa müellifin rivâyetindeki mu'minler kelimesi, şehitler mânâsına yorumlanır.
Müslim'in İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'den olan rivayetinde :
•Şehitlerin ruhları, yeşil kuşların içlerindedir. Onlar için arşa asılı kandiller vardır. Onlar cennetten diledikeri yerlerde serbestçe dolaşırlar. Sonra o kandillere dönerler.» mealinde bir hadîs vardır.
Tuhfe yazarı el-Mirkafta şöyle demiştir: 'Ruhların tenâsuhuna ve ruhların ceset değiştirdiğine inanan bâzı kimseler, bu hadîsi delil göstermeye çalışmışlardır. Bu sapık akidede olanlara göre ruhlar güzel cesetlere girerek nîmetlenir. Ve müreffeh yaşar. Çirkin cesetlere sokulmakla ta'zib edilirler. Mükâfat ve ceza bundan ibarettir. Yâni hakikî cennet ve cehennem yoktur. Ruhlar iyi cesetlere yerleştirilmekle Cennete kavuşturulmuş olur. Çirkin cesetlere yerleştirilmekle Cehenneme sevk edilmiş olur. Bu akide bâtıldır. Çünkü şer'î Şerifin getirmiş olduğu ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, Cennet ve Cehennemin varlığı gibi dinin esaslarına ters düşer. Şerhü'1-Akâ-idin bâzı haşiyelerinde deniliyor ki: Tenasüh akidesinde olanlara göre tenasüh, ruhların âhirette değil, yaşadığımız âlem içinde bâzı bedenlerden çıkıp başka bedenlere geçmesidir. Çünkü onlar âhireti,
maz evde kılınan farz namazdan beşyüz derece üstündür. Vârid oian sahih hadislere göre Cuma namazı kılınan camiler ile kılınmayan mescidler arasında bir fark kaydı olmaksızın buralarda kılınan bir farz namaz evde kılınan namazdan yirmibeş derece üstündür. El-Menhel yazarı: Bu hadîs ile diğer hadislerin arasını bulmak şöyle demekle mümkündür.
Cemaatla kılınan bir farzın tek başına kılınan namazdan yirmibeş derece üstünlüğüne dâir hadîsler, ilk zamanlara âit idi. Sonra Cuma namazı kılınan mescidlerdeki namazın sevabı beşyüz dereceye çıkarıldı. Mescid-i Aksa ve Mescid-i Nebevi'de kılınan namazın sevabı hakkında da aynı şekilde uzlaştırıcı yorum yapılabilir, diyerek bunu açıklar.
Her ibâdetin en az on kat arttırıldığına dâir hadisin hükmü umumîdir. Evde kılınan namaz da bunun hükmüne dâhildir. Namazların farklı derecelen bu hadiste ifâde edilirken mezkur hadîs hükmü mahfuz tutulmakla beraber belirtilmemiştir. [271]
199 - Mescid-İ Nebeviye Minber Konulma Babı
1414) Übeyy hin Kâb (Radtyailûhü an/t)'(\en: Şöyle demiştir:
(Medine'deki) Mescid-i Nebevi çardak şeklinde iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mescidin kıble tarafında bulunan) bir hurma kütüğüne doğru namaz kılıyor ve o kütüğe dayanarak hutbe okuyordu. Ashâb'uıdan bir adam Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellemî'es
Cuma günü üzerinde duracağın bir şey (minber) yapmamızı arzu eder misin? Tâ ki, cemâat seni görebilsin ve hutbeni ona duyura-bilesin.diye sordu. Efendimiz:
-Evet,» buyurdu. Bunun üzerine adam onun için üç basamak yaptırdı. Minberin en yükseği odur. Minber konulmak istenince efendimizin (konuşunken) bulunduğu yere koydular. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) minbere doğru kalkmak isteyince evvelce yaslanarak hutbe okuyageldiği kütüğün yanından geçti. Kütüğü geçince; kütük, yarıhncaya kadar feryat etti. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kütüğün sesini işitince minberden indî ve kütük sesini kesinceye kadar mübarek elini ona sürdü. Sonra minbere döndü. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan sonra namaz kılmak istediği zaman kütüğe doğru namaz kılıyordu. Mescid yıkılıp değiştirilince Ubeyy bin Kâ'b (Radiyallâhü anh) bu kütüğü alıp götürdü. Ve çürüyünceye kadar onun evinde yanında idi. Sonra ağaç kurdu kütüğü yedi ve dağılmış oldu."
1415) Enes bin Mâlik (Radtyalâhü </>//>/den .Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe okurdu. O, minber ittihaz edilince minbere doğru Hadis, muhtelif şekillerde yoııui^ıimıştu'. üu konuda Tuhl'e'de şöyle denilmiştir :
Hadîs, ölümün şiddetini ifâde eder, diyenler chr.uştur. Varı i se-kerâtta duyulan ıstırabın şiddetiyle, hastanın alnı terler.
Bâzıları : Sekerâtta. hinin terlemesi hayra alârneüır, diye yorum-lü mıhlardır.
İbnü'l-Melik: Yanı mü'minin günahlardan arınması veya derecesinin yükseltilmesi için sekerâtı öyle şiddetli olur ki, alnı terler, demiştir.
T u r b e ş t i : Hadis, iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi olu mun şiddetidir. İkincisi mü'min helâl rızik talebi yolunda vû namaz, oruç gibi ibâdetlerin ifası uğrunda aJın teri döker. Tâ ki, ak bir yüzle Allah'a kavuşsun. Birinci yorum daha açıktır, demiştir.
E 1 -1 r â k i de : Hadîsin mânâsında ihtilâf edilmiştir. Bâzıîa rı sekerâtm şiddetinden dolayı alın terler demişlerdir. Bâzıları da . Mü'min sekerâtta Allah Teâlâ'dan haya ettiğinden dolayı terler. Sebebi de şudur: Mü'min günahkâr olmakla beraber sekerâtta mağfiret ve nimetle müjdelenince mahcup kalır ve bunun için alnı terle*
EKSİK
1419) El-Muğîre (bin Şu'be) (Radtyallûhü anfı)\len; Şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gece namazında ayakta o kadar durdu ki iki ayağı (veya iki baldırı) şişti. Kendisine
(Âişe (Radıyallâhü anhâ) tarafından) :
Yâ Resûlallah! Allah senin geçmiş ve gelecekteki günahlarını mağfiret etmiştir. (İbâdet hususunda niçin bu derece güçlüğe katlanıyorsun?) denildi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bu ilâhi mağfirete karşı gece ibadetiyle) :
«Şükreder bir kul olmıyayım mı?» diye cevap buyurdu." [272]
İzahı
Buhâri, Müslim, Tirmizi ve Nesâi de bunu rivayet etmişlerdir.
Buharı gece namazı bahsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ayaklarının namazda uzun süre ayakta durmasından dolayı şiştiğine dâir açtığı bâbta bunu rivayet etmiştir.
Burada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e neden namazı bu kadar uzattığını soran zâtın ismi belirtilmemiştir. Diğer rivayetlerden soru sahibinin (Âişe (Radıyallâhü anhâ) olduğunu anlıyoruz.
Peygamberlerin, bütün günahlardan masum olduğu bilinmektedir. Bâzı âlimler demişler ki : Kitab ve Sünnetle bâzı peygamberlere günah isnad edilmiştir. Meselâ Âdem (Aleyhisselâm) hakkında
Kuranı Kerîm'de: «Âdem Rabb'ine isyan etti.» buyurulmuştur. Bu ve benzeri yerlerdeki günahlardan maksad, en iyisini bırakmaktır. Bu da peygamberler için çok görülerek buna günah ismi verilmiştir. Kur'an ve Sünnet dışında peygamberlere kusur isnadı, kesinlikle haramdır.
Âişe (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ibâdete düşkünlüğünün sebebini sorarken :
"Sizin geçmiş ve gelecek tüm günahlarınız mağfiret olmuştur." sözü ile Fetih süresindeki ilâhî müjdeye[273] işaret etmek istemiştir. Nitekim bundan sonra gelen Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinde :
"Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını tamamen mağfiret eylemiştir." denilmiştir. Peygamberler her tür günahtan masumdurlar. Allah Teâlâ onları korur ve bilhassa Peygamber efendimize özel bir mükâfat olarak faraza kusur sayılabilecek bir durum olsa dahi bunun peşinen bağışlanmış sayılacağını müjdelemiştir. Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den başkası da bu soruyu sormuş olabilir. Soru sahipleri, çok ibâdet etmenin ilâhi mağfireti elde etmek için olduğunu saymışlar, mağfiret hâsıl olunca çok nafile ibâdete hacet olmadığı kanısını taşımış olabilirler. Verilen cevabta çokça ibâdetin, nimetlerin şükrünü edâ etmek için olduğu buyurulmuştur. Mü'min bu amaçla çok ibâdet etmelidir. Olan günahlar da bu vesile ile bağışlanabilir.
1420) Ebû Hüreyre (RadıyaUâhü anhyAen; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayakları (veya baldırlan) şişene kadar (geceleyin) namaz kılardı. Kendisine: Şüphesiz Allah, senin geçmiş ve gelecek günâhını mağfiret eylemiştir. (Hâl böyleyken niçin bu kadar nafile namaz kılıyorsun?) denilmiş- kendisi :
«Ben çok şükreden bir kul olmiyayım mı?» diye cevap vermiştir."
Not: Zpvâid'de şöyle denilmiştir: Ebû Hüreyre (R.A.)'in hadisinin senedi kuvvetlidir. Müslim, bu senedin bütün râvilerini hüccet saymıştır. Ebû Dâvûd hâriç Kütüb-i Sitte sâhibleri bu hadisi el-Muğıre (R.A )'den rivayet etmişlerdir. Tir mizî de Câbir tR.A.I'den rivayet etmiştir
1421) Câbır bin Abdülah (Radıyallâhü anhümâ )'dan; Şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellern)'e: Hangi nama£ ef'dal-dir? diye sorulmuş; kendisi:
«Kunutu (kıyamı) uzun olan» buyurmuştur." [274]
İzahı
Müslim, Tirmizî ve Ahmed de bunu rivayet etmişlerdir.
Âlimler, bu hadîsteki kunutu, kıyam ile yorumlamışlardır.
Bu bâbtaki hadîsler, kıraati uzun tutulan namazın kıraati kısa tutulup rek'at sayısı ve dolayısıyla rükû ve secdesi çok olan namazdan efdal olduğuna delâlet ediyorlar.
E M r â kî: Kıyamı uzun tutmanın efdâliyetine âit hadîslerin, cemaatla kılınması meşru olmıyan nafile namaza ve tek başına kılınan farz namaza âit olarak yorumlanması açıktır. Çünkü imâm farz namazlarda ve cemaatla kılınması meşru olan nafilelerde kıyamı hafif tutmakla memurdur. Ancak kendisine uyanlar, belirli kişiler olup, uzatmayı tercih etseler ve çocuk ağlaması gibi hafif tutmayı gerektiren bir mazeret p ydâ olmazsa, kıraati uzatmakta beis yoktur, demiştir.
Hanefîler ve Şâf iller, bu bâbtaki hadîsleri delil göstererek : Nafile namazlarda kıyamı uzun tutmak, çok rüku' ve secdeden efdaldir, derler.
T i r m izi: Âlimler bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre kıyamı uzun tutmak, çok rükû ve secde etmekten efdaldir. Bâzılarına göre bunun aksine çok rükû ve secde, kıyamı uzun tutmaktan efdaldir. Ahmed bin Hanbel demiştir ki: Bu hususta Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den iki hadîs rivayet olunmuştur: Yâni. hem kıyamı uzun tutmanın efdâliyeti hakkında hadîs vardır. Hem de çok rükû ve secde etmenin faziletine âit hadîs vardır. Bu sebeple bir hüküm beyan etmemiştir, t s h a k ise şöyle demiştir : Gündüz kılınan nafilede rükû ve secdenin çok yapılması efdaldir. Geceleyin kıyamı uzun tutmak efdaldir. Ancak her gece belli bir hizbi olan kimse, namazda o hizbini zâten okuyacak ve kıyamı uzun tutacak. Bunun yanında çok rükû .ve secde etmesi efdaldir, derim Çünkü bu da onun için yeni bir kazanç olmuş olur, demiştir. [275]
201 - Çok Secde Etmek Hakkında Gelen Hadisler Babı
1422) Ebû Fâtime[276] (Radıyallâhü ankâ)'den; Şöyle demiştir:
Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e: Yâ ftesûia İlahî Üzerine dosdoğru durup işliyeceğim bir ameli bana haber ver dedim. Buyurdu ki:
«Secdeye sarıl. Çünkü şüphesiz sen Allah Teâlâ'ya bir secde etmezsin ki, Allah onunla seni bir derece yükseltmesin. Ve senden bir
hatâvı onunla riıieîirmpcin ."
hatâyı onunla düşürmesin
1423) Ma'dân hin Kbî Talhâ d-Yamıırî[277] (Radiyallâhü anh)'-den ; Şöyle demiştir :
Ben, Sevbân (Radıyallâhü anh)'a rastladım. Ona dedim ki: Allah Teâlâ'nın beni yararlandıracağı umulan bir hadîsi bana anlat. Ma'dân (Radıyallâhü anhJ demiştir ki:
Sevbân (Radıyallâhü anh) sükût etti. Sonra ben dönüp söyleri?-ğimin mislini söyledim. O (yine) sustu. Üç defa tekrarladım. Ondan sonra Sevbân (Radıyallâhü anh) bana dedi ki:
Allah için secdeye sarıl (bol secde et.) Çünkü ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'den işittim. Buyurdu ki:
«Allah'a secde eden bir kul yoktur ki, Allah onu secde ile bir derece yükseltmesin. Ve o secdeyle ondan bir günahı düşürmesin.» Ma'dân (Radıyallâhü anh) demiştir ki:
Sonra Ebü'd-Derdâ' (Radıyallâhü anh) a rastladım. Ona da aynı dilekte bulundum. O da Sevbân (Radıyallâhü anh) in sözünün mislisini söyledi."
1424) Ubâde bin.es-Sâmit (Radıyallâhü <z«/r/den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyururken işitmiştir :
-Allah'a bir secde eden hiç bir kul yoktur ki, Allah ona o secde ile bir hasene yazmasın, onun bir günahını silmesin ve onu o secde ile bir derece yükseltmesin. Artık çok secde ediniz.Râvi el-Velîd bin Müslim'in tedlisciliği nedeniyle Ubâde (R.A.)'ın hadisinin zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir. [278]
İzahı
Ebû Fâtirae (Radıyallâhü anh)'nin hadîsini başkaca bir rivayet edene rastlamadım.
Sevbân (Radıyallâhü anh) in hadîsini Müslim, T i r-mizi, Ebü Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Tuhfe yazarının dediğine göre Müslim, Ahmed ve Ebû D â v û d ' un rivâyetindeki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'e âit hadis metninin başı şöyledir:
= «Çok secde etmeye devam et...»
Ş e v k â n i, en-Neyl'de : Bu hadîs, çok secde etmenin matlûb olduğuna delâlet eder. Buradaki secdeden maksat, namaz içindeki secdedir. Yâni: Bol namaz kıl ki bol secde edesin. Çok secde etmeye teşvikte bulunmanın sebebi, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) den rivayet edilen şu mealdeki hadîstir:
-Kulun Rabb'ine en yakın olduğu hâl, kulun secdede olduğu hâldir.» Nevevi böyle demiştir. Bu hadîs, secdenin kıyamdan ve namazın diğer rükünlerinden efdal olduğunu söyliyenler için delildir, demiştir.
Tirmizi ve Bağavi' nin anlattıklarına göre içlerinde Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh)'in bulunduğu bir cemâat, çok secde etmenin kıyamı uzatmaktan efdal olduğunu söylemiştir. Mâliki mezhebinde iki kavil vardır. Bir kavle göre kıyamı uzatmak efdaldir. Diğerine göre çok secde etmek efdaldir. Kıyamı uzatmanın efdâliyetine âit gerekli bilgi bundan önceki bâbta verilmiştir.
U b â d e (Radıyallâhü anh)'nin hadîsi Zevâid türündendir.
Ş e v k â n i :Bu bâbta rivayet edilen hadisler, çok secdenin kıyamı uzatmaktan efdal olduğuna delâlet etmezler. Hak olanı, kıyamı uzatmanın efdâliyetidir. Çünkü çok rükû ve secde edilmesine âit hadîslerde : «Efdaldir (= Yâni daha faziletlidir.)- ifâdesi yoktur. Sâdece fazileti belirtilmiştir. Fakat kıyamın uzatılmasına âit hadîslerde : «Efdaldir (= daha faziletlidir.)- ifâdesi kullanılmıştır, demiştir. [279]
Bu Bâbtaki Hadîslerden Çıkarılan Fıkıh Hükümleri
1 - Çok secde etmek tavsiye edilmiştir. Bu secdeden maksadın, namaz içindeki secde olduğu yukarıda belirtilmiştir.
2 - Kulun yaptığı her secdeye karşılık Allah onun mertebesini bir derece yükseltir, bir günahını siler ve ona bir hasene yazar. [280]
202 - Kulun İlk Hesaba Çekileceği Şey Namazdır, Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1425) Knes bin Hakîm ed-Dabbî[281] (Rndıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir :
Ebû Hüreyre (Hadıyallâhü anh) bana dedi kî : Sen şehrinin halkına vardığın zaman, benim Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)'den şunu buyururken işittiğimi onlara haber
ver :
«Kıyamet günü müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey, farz namazdır. Eğer farz namazı tam yapmış ise (mesele yok.). Aksi takdirde (Allah tarafından meleklere) :
Bakınız, onun nafile namazı var mı? buyurulacak. Eğer nafilesi varsa, farz namazları ondan ikmâl edilir. Sonra şâir farz ameller hakkında bunun misli işlenir,»"
1426) Temîm ed-Dârî (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :
-Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği şey (farz) namazıdır. Eğer farzı tam yapmış ise ona sevap sayılır. Şayet farzı tam yapmamış ise Allah Sübhânehü ve Teâlâ meleklerine :
Bakınız! Kulum için nafile namazdan bir şey bulur musunuz?
ikmâl ediniz . Sonra dıger ameller buna göre ele alınır (hesaplanır) »[282]
İzahı
(Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Tirmizi temim ed-Dari (Radıyallâhü anh) '-Ebû Dâvûd ve Ahmed deri-
Ebû Hüreyre de rivayet etmiştir.
Müellifin iki senedle den rivayet ettiği hadîsi vâyet etmişlerdir.
Bu hadislerde : «Kıyamet günü müslüman kul önce farz namazdan hesaba çekilecek. Farz namazı vaktinde edâ etmiş ise bu namazı onun için ecir ve sevab olur. Şayet tam olarak kılmamış ise bunun eksikleri varsa nafile namazından kapatılmaya çalışılacaktır.» buyu-rulmuştur.
Hadislerin zahirine göre kişinin kılmadığı farz namazların yeri, nafile namazlarla doldurulacak. Bu nafile farza bağlı sünnetler olabildiği gibi şâir nafileler de olabilir,
El-Irâkî, Tirmizî' nin şerhinde bu yorumu vermekle beraber, diğer iki yorumun muhtemel olduğunu belirterek : Farzlar-daki sünnetler ve sehiv secdesi ile tamiri mümkün olan mühim hususlar, namazdaki huşu1, zikirler ve dualarda görülecek noksanlıklar, nafile namazları ve onlardaki benzen şeylerle kapatılır. Veyahut farz namazların şartlarında ve rükünlerinde bir eksiklik görülürse nafilelerle tamir edilir, demiştir.
İbnü'l-Arabi: Farzların sayısında görülecek noksanlıkların nafilelerle ikmali muhtemel olduğu gibi, farz namazda bulunması gerekli huşu' bakımından görülecek noksanın nafilelerle telâfi edilmesi mânâsı da muhtemeldir. Bence birinci ihtimal daha açıktır. Çünkü hadîslerde buyuruluyor ki:
-Namazın hesabı bittikten sonra zekât v.s. amellerin muhasebesi de namaz gibi yapılacaktır.» Bilindiği gibi zekâtta ancak ödenen farz kısmı var. Bir de farzdan fazla olarak ödenen meblâğ var. Zekâtın farz bölümünde görülecek eksiklik, zekâttan ayrı olarak ödenen fazlalıkla ikmâl edileceği gibi farz namazdan fazla olarak kılınan nafileler ile eksik kalan farz namazların yeri doldurulur. Allah'ın fazl-ı geniştir, demiştir.
Hadislerde : «Namazın muhasebesinden sonra diğer farz ibâdetler namaz gibi hesap edilir» buyurulmuştur. Yâni zekât, oruç, hac gibi sair farzlarda noksanlık varsa, nafile olarak verilen sadaka, tutulan oruç ve yapılan hac ile tamir edilir. [283]
203 - Farz Namazın Kılındığı Yerde Nafile Namazın Kılınması Hakkında Gelen Hadîsler Bâb
1427) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü a«A/den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selİetn) şöyle buvurdu. demiştir :
«Sizden birisi namaz (yâni sünnet) kılacağı zaman (yerini değiştirmekten) ileri gitmekten veya geri çekilmekten veya sağına yahut soluna (çekilmekten) âciz mi kalıyor?»" [284]
İzahı
Ahmed, Ebû Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir.
Hadîsin mânâsı şudur: Biriniz farz namazı kıldığınız yeri değiştirerek nafile namazı kılmak için önce, arkaya, sağa veya sola gitmekten âciz midir?
Hadîsteki "Subhâ" nafile demektir. Hadîsteki «...yâni subhâ...» ifâdesi, bâzı râvilerin açıklamasıdır.
Hadîs, kişinin farz namazı kıldıktan sonra nafileyi kılmak istediğinde yerini değiştirmesinin meşruluğuna delâlet eder. Bu hususta imam olan ve olmayan arasında bir fark yoktur. Bunun hikmeti, secde yerlerinin çoğaltılmasıdır. Çünkü Buhâri ve Bağavî' nin dediği gibi secde yerleri, secde eden kişi için kıyamet günü şehâdet edecektir.
En-Neyl yazarı: Kişi, farz olsun, sünnet olsun her namazdan sonra kılacağı ikinci namaz için yer değiştirmelidir. Eğer yer değiştir-miyecek olsa, hiç olmazsa yanındakilerden birisiyle, usûlü dâiresinde bir konuşma yapmalıdır. Çünkü arada konuşmadan ve yer değiştirmeden iki namazı üst üste kılmak, Ebû Dâvûd, Hâkim ve Taberâni' nin el - E z r a k (Radıyallâhü anh)'dan rivayet ettikleri bir hadîsle yasaklanmıştır, demiştir. [285]
Hadisin Fıkıh Yönü
Farzdan hemen sonra aynı yerde nafileye durmak mekruh tur. Hanefîler'e göre "Allâhümme Ente's-Selâmü..." zikriyls ara vermek müstehabtır. Diğer mezheblere göre namazdan sonra okunması vârid olan istiğfar, teşbih, hamd ve tekbirle ara vermek mendubtur.
1428) El-Muğîre bin Şube (Radıyallâhü anh)\\cn rivayet edildiğine göre; Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
«İmam farz namazı kıldırdığı yerden başka bir yere geçmedikçe aynı yerde namaz kılamaz.»" [286]
İzahı
Müellifin iki senedle e 1 - M u ğ i r e (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği bu hadîsi Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd, râvi A t â ' nın e 1 - M u ğ î re (Radıyallâhü anh) 'ye ulaşmadığını söylemekle hadisin munkatı' olduğunu belirtmek istemiştir. El-Menhel'de belirtildiğine göre A t â meşhur kavle göre
Hicretin 50. yılı doğmuş, bu tarih e 1-M u ğ i r e (Radıyallâhü anh)'in vefat târihidir.
Hadis, yasak anlamında kullanılmıştır. EI-Menhel yazarı şöyle der:
"Bu hadis, imamın farzı bitirince başka yerde sünnet kılmak üzere yerini değiştirmesinin müstehabhğına delâlet eder. Fıkıh âlimleri bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:
1 - Ebû Hanife'ye göre son sünneti olan her farzdan sonra imam yerini değiştirmelidir. İkindi ve sabah gibi son sünneti olmayan namazlardan sonra yer değiştirmemelidir.
2 - Hanefîler' den İmam Muhammed'e göre tüm farzlardan sonra imam yer değiştirmelidir. Tâ ki herkes imamın boynunda sehiv secdesinin bulunmadığını iyice anlasın. El-Bedâyf de ; Rivayet edildiğine göre Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ve Ömer (Radıyallâhü anh) farz namazı bitirince kızgın taşlar üs-tündeymişler gibi hızla yerlerinden kalkarlardı, denilmiştir.
3 - Mâliki, Şafii ve Hanbeliler'e göre imamın farz kıldığı yerde sünnet kılması mekruhtur.
Yukardaki görüşler, yerin müsait olması hâline mahsûstur. Yerin sıkışıklığı gibi bir mazeret olduğu zaman imam, bulunduğu yerds sünnetini kılar. [287]
204 - Mescidde Muayyen Bir Yeri Yurt Eüınip Dâima Orada Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı
1429) Abdurrahman bin Şibl [288] (Radıyallâhü anft)'den; Şöyle demiştir :
Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üç şeyden nehiy buyurdu :
Karganın gagalaması (gibi çabuk secde etmek)ten, yırtıcı hayvanın yayılışı (gibi secdede kollan yere yaymak) tan ve devenin (su çevresinde çökmek için) belirli bir yeri yurt edinmesi gibi adamın (mescidde) namaz kıldığı yeri yurt edinmesinden." [289]
İzahı
Ebû Dâvûd, Ahmed, Nesâi, İbn-i Huzey-me, İbn-i Hibbân ve Hâkim de bunu rivayet etmişlerdir.
El-Menhel yazan, hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der: "Karganın gagalaması rükû ve secdeye varış ve kalkışında acele etmekten kinayedir. Bilindiği gibi rükû ve secdelerde rükû'dan ve birinci secdeden sonraki kalkışlarda, yâni i'tidâl ve iki secde arasındaki oturuşta asgari bir veya üç "Sübhânellâh" diyecek kadar durmak gerekir. Bu rükünlerde acele edenler, gagasıyla yerden bir şey alan karga'ya benzer.
Yırtıcı hayvanın yayılışından maksad, secdede kolları yere yaymaktır. Bilindiği gibi köpek ve başka hayvanlar yatarken kollarını yere yayarlar.
Deve, sulanmaya götürüldüğünde biraz su içtikten sonra su çevresinde muayyen bir yere çöker. Orada dinlendikten sonra tekrar su içmeye gider. Dönüşünde aynı yere çöker. Devenin çökmek için belli bir yeri seçmesi ve hep oraya çökmesi gibi kişinin mescidin muayyen bir yerini kendine tahsis edip dâima orada namaz kılması ve mescidin başka yerlerinde namaz kılmaması yasaklanmıştır. Bunun hikmeti; Böyle bir davranışın «şöhret, riyakârlık ve gösterişe yol açmasıdır."
Secdede acele etmek ve kolları yere yaymak hususları, beşinci kitabın yirmi birinci babında geçen 891 - 892 nolu hadîsler bölümünde izah edilmiştir.
1430) Yezîd bin Ebî Ubeyd (RadtyaUâhü anh)'den rivayet edildiğine Seleme bin el-Ekvâ (Radıyallâhü anh), kuşluk namazını kılma-ya gelirdi. (Mescid-i Nebevî'deki Osman bin Affân (Radıyallâhü anh) a âit) Mushaf a yakın sütünün yanına giderek ona yakın bir yerde namaz kılardı. Ben ona :
Niçin şurada namaz kılmıyorsun? diyerek mescidin bâzı taraflarını işaret ederdim. O derdi ki:
Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. (Namaz kılmak için) burayı arzulardı." [290]
İzahı
Hadis, Seleme bin el-Ekvâ (Radıyallâhü anh)'in kuşluk namazı için Hz. Osman (Radıyallâhü anh)'ın mus-hafının bulunduğu yere yakın olan sütunun bulunduğu semti seçerek orada kuşluk namazına durmayı itiyad ettiğine delâlet eder ve sebebi sorulduğunda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in orada namaz kıldığı için Ona uymak ve feyiz ve bereketini almak niyetiyle böyle yaptığı verdiği cevaptan anlaşılır.
Sindi: Bu hadîsten anlaşılıyor ki; Mescidin muayyen bir yerinde çok namaz kılmakta beis yoktur. Bilhassa büyük zâtların izlerinden feyiz almak ve onlara uymakla bereket kazancı düşüncesiyle böyle davranmakta hiç mahzur yoktur. Bir önceki hadîsteki yasaklama, mescidin muayyen bir yerini tahsis etmek hakkındadır, demiştir. [291]
205 - Ayakkabının Namazda Çıkarılacağı Zaman Nereye Konulacağı Hakkında Gelen Hadisler Babı
1431) Abdullah bin es-Sâib[292] (Radtyalâhü anhümâ)'dan: Şöyle demiştir :
Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i (Mekke) Fetih günü namaz kılarken gördüm. Ayakkabılarını sol tarafına bıraktı." [293]
İzahı
Ebü Dâvûd ve Nesâi de bunu rivayet etmişlerdir.
Hadîs, namaz kılanın ayakkabısını sol tarafına bırakabileceğine delâlet eder. Ancak sol tarafında kimsenin bulunmaması şarttır. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Çünkü bundan sonra gelecek hadiste sol tarafta bir kimse varsa ayakkabının oraya konmaması emredilmiştir.
1432) Ebû Hüreyre (Radıyailâhü anh)\]en rivayet edildiğine yöre: Resülullah (Sallallahü Alevhi ve Scllem) şövle buyurdu, demiştir :
«Ayakkabılarını ayaklarından çıkarma. Eğer çıkarırsan ayakla rının araşma koy. Onları ne sağ tarafına ne arkadaşının sağ; tarafına ne de arkana bırak ki, sen aradakilere eziyet etmiyesin.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Ebû Dâvûd bu hadîsin bir parçasını rivayet etmiştir. Bunun senedindeki Abdullah bin Saîd'in zayıflığı hususunda ittifak vardır. [294]
İzahı
Notta belirtildiği gibi Ebü Dâvûd bu hadîsin bir kısmını rivayet etmiştir. Oradaki hadîs meâlen şöyledir:
«Biriniz namaz kılmak isteyip ayakkabılarını çıkarırsa ayakkabı-larıyla kimseye eziyet etmesin. Onları ayaklarının arasına bıraksın veya onlarla namaz kılsın.» Ebû Dâvûd'un Ebû Hüreyre (Radıyailâhü anhl'den olan diğer bir hadisi de meâlen şöyledir:
* Biriniz namaz kılacağı zaman ayakkabılarını sağ tarafına bırakmasın, sol tarafına da, başkasının sağ tarafında olacaksa bırakmasın. Ancak sol tarafında kimse yoksa oraya bırakabilir. Ayakkabı larım iki ayağının arasına bıraksın.-
Hadîsin : «Ayakkabılarını ayaklarından çıkarma!» hükmü ayakkabıların temiz olması hâline mahsustur. Necis olduğu takdirde çıkarılmasının zorunluğu mûlumdur. Ayakkabı ile namaz kılma hük mü ve bu husustaki âlimlerin görüşleri beşinci kitabın 86. babında geçen 1037- 1039 nolu hadîsler bahsinde geçmiştir.
Hadîs, çıkarılan ayakkabıların kimseye eziyet vermemesi için ayakların arasına konmasını meşru görmüştür.
Sindi bu hususta şöyle der: 'İki ayak arasındaki boşluk, normal olarak ayakkabıların konmasına müsait değildir. Bu sebeple maksat; ayakkabıların iki ayağın hizasında ve kişiyle secde yeri arasındaki boşluğa konması olabilir. Yâni secde edilirken dizlerin ilerisine ve göğüs hizasına gelecek yere konması kastedilmiş olabilir. Şöyle demek de mümkündür: Asr-ı Saâdet'teki pabuçlar çok ince idi. Ayaklar arasına konması mümkündü. Hüküm bu tip ayakkabılara mah sustur."
Ayakkabıların ayaklar arasında yere konması veya göğüs hizasına konması, ayakkabıların temiz olması veya ayakkabıların üstünün temiz bir şeyle örtülmesi şartına bağlıdır. Çünkü namazın sıhhatinin şartlarından birisi de namaz kılınacak yerin temiz olmasıdır. Namaz kılan kişinin vücud veya elbisesinin bir necasete dokunma-sıyla namaz bozulur.
Hadis, kimseye eziyet olmayacaksa, yâni sol tarafta bir kimse yoksa ayakkabının o tarafa konabileceğine delâlet eder. [295]
[1] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/583-584
[2] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/584-587
[3] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/587
[4] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/587-589
[5] Belden aşağı giyilen elbisedir.
[6] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/589-592
[7] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/592-593
[8] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/593-594
[9] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/594
[10] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/595
[11] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/595-597
[12] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/597-598
[13] Namaza bina etmekten maksat şudur: Kişinin namazın bir kısmını kıldıktan sonra abdesti bozulunca veya abdestsiz olduğunu hatırlayınca gidip ab-dest aldıktan sonra gelip namazın kalan kısmmı evvelce kalmış olduğu kısım üzerine ilave edip namazını böylece tamamlamasıdır. Mesela öğlenin İki rek*atinı kıldıktan sonra mezkûr hal belirince gidip abdest aldıktan sonra gelir, namaza yeniden başlamaz da sadece .kalan iki rek'atı kılıp selam verir. Son iki rek'atı İlk iki rek'at üzerine bina etmiş olur.
[14] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/599
[15] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/599-602
[16] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/602-605
[17] Kitabımızın 1221 nolu hadisidir.
[18] Kitabımızın 624 nolu hadîsidir.
[19] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/605-608
[20] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/609
[21] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/610
[22] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/610-612
[23] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/612-613
[24] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/614-615
[25] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/615-616
[26] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/616
[27] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/616-618
[28] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/618-619
[29] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/619-625
[30] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/625-628
[31] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/628-629
[32] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/629-630
[33] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/630-631
[34] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/632-633
[35] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/633-636
[36] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/636-637
[37] Ebû Malik Sa'd bin Târik el-Eşcai el-Kufİ (R.A.) babası Tank ve Enes bin Mâlik (B.A.)'dan rivayet etmiş, kendisinden de ŞuT» ve Sevr! rivftyet etmişlerdir. Ahmed ve tbn-i Muin onu sıka saymışlardır. Hicri 140 yılı dolaylarına kadar yaşamıştır. Kütüb-i Sitte sahibleri onun rivayetlerini almışlardır. (Hulâsa: 134)
Tank bin Eşyem tbn-t Mes'ud (R.A > sahabîdir. 14 hadisi vardır. Müslim iki hadisini, diğerleri de iki hadisini almışlardır. Kendisinden de Oflu Ebû Malik (R.A.) rivayet etmiştir. (Hulasa : 178)
[38] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/637-638
[39] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/638-639
[40] Ali tmran: 128
[41] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/639-640
[42] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/640-642
[43] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/642-643
[44] Yûsuf : 48
[45] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/643-645
[46] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/646
[47] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/646-647
[48] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/5-6
[49] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/6-7
[50] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/7-8
[51] 283 nolu hadis bahsinde hal tercemesi geçmiştir.
[52] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/8-9
[53] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/9-13
[54] Hulâsa: 231
[55] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/13-14
[56] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/14
[57] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/14-15
[58] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/15-16
[59] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/16-18
[60] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/18-19
[61] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/19-21
[62] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/21-23
[63] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/23-25
[64] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/25
[65] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/25-26
[66] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/26-29
[67] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/29-31
[68] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/31-33
[69] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/33-34
[70] İshak bin Abdîllah bin el-Hâris bin Kinâne el-Âmirİ (R.A.) Peygamber (S.A.Vj'den mürsel olarak rivayette bulunmuş, ayrıca Ebû Hüreyre <R.A.) ve İbn-i Abbâs (R.A.)'den rivayette bulunmuştur. Âmir bin Sa'd ve Abdülmelik bin Ebî Bekir (R.A.)'den rivayetleri var. Kendisinden de iki oğlu Abdurrahman ile Hişâm ve Ömer bin Muhammed el-Esleml, rivayet etmişlerdir. Sıkadır. Üçüncü tabakadandır. Ebû Davûd, Nesai ve Tirmizl de rivayetlerini almışlardır. (El-Menhel : cild 7, sahife 6)
[71] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/34-35
[72] El-Velîd bin Utbe veya bin Ukbe'nin, hicretin 58. yılı Medîne emiri bulunduğu tbn-i Cerlr tarafından nakledilmiştir.
[73] Hal tercemesi 434 nolu hadîsin izahında geçmiştir.
[74] Musalla şehir ve köy dışında namaz kılmak için tahsis edilen sahadır.
[75] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/35-36
[76] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/37-38
[77] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/38-39
[78] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/39-42
[79] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/42-45
[80] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/45
[81] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/45-47
[82] Emevî halîfelerinden olan Mervân bin el-Hakem, halîfe Abdülmelik'in babasıdır. Muâviye (R.A.) halîfe iken Mervân'ı Medîne Valiliğine atamıştı. Msrvan h. 64 yılının sonlarına doğru halîfe olmuş ve 65 yılında vefat etmiştir. (Tuhfe ; C. 1. Sah. 375)
[83] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/47-49
[84] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/49-51
[85] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/51-52
[86] Kesir'in dedesidir. adı Amr bin Avf el-Müzenl'dir. Künyesi Ebû Abdil-lah'tır. Sahâbidir Bedir savaşına katılmıştır. (Tuhfetü'l-Ahvezl : Cild 1. Sah. 376)
[87] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/52-53
[88] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/53-55
[89] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/55
[90] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/55-56
[91] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/56-57
[92] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/57-59
[93] Ebû Kâhil'in isminin fcays bin Aiz olduğu vs sahâbüik şerefine maz-har olduğu müellifin beyan ettiği senedlerde belirtilmiştir. Râvisi îsmâil bin Ebi HâUd'dir.
[94] Nubayt bin Şarît bin Enes bin Mâlik el-Eşcai el-Kufi (R.A.) sahâbidir. Peygamber, Enes bin Mâlik ve Salim bin Ubeyd'den rivayetleri vardır. Kendisinden de oğlu Seleme, Nuaym bin Ebi Hİnd ve Ebû Mâlik el-Eşcai rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd, Nesâi, tbn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel : cild Tekmile 2. Sah. 52)
[95] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/60-61
[96] Hâl tercemesi 820 nolu hadis bahsinde geçmiştir.
[97] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/62
[98] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/62
[99] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/63-64
[100] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/64-65
[101] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/65-66
[102] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/66-67
[103] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/67-69
[104] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/69
[105] Iyaz bin Amr el-Eş'ârî'nin sahâbiliği ihtilaflıdır Râvileri Şa'bi ve Samk bin Harb'dır. Ebû Hatim : Iyaz tabiîdir, mürsel rivayetleri vardır. Ebû Ubeyde'yi gönnüştür. der. < Hulâsa : Sah. 301)
[106] Enbar Irak'ta bir şehirdir.
[107] Hâl Urcemesi 466 nolu hadis bahsinde geçmiştir.
[108] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/70-71
[109] Müzmûr ve mizmâr ; Düdük, ney ve kaval ve bunları çalmak, ıslık çalmak anlamlarına gelir. Zemir de güzel ses ve makamla şiir okumaktır. Burada son mânâ kastedilmiştir.
[110] Bu hadis müellifimizin 1898 noJu hadisidir. Geniş bilgi için oraya müracaat edilebilir.
[111] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/71-73
[112] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/73-75
[113] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/75
[114] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/75
[115] Hâl tercemesi 647 nolu hadis bahsinde geçmiştir.
[116] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/76
[117] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/77-78
[118] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/78-79
[119] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/79-80
[120] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/80-81
[121] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/81-83
[122] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/83-84
[123] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/84
[124] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/84-85
[125] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/86
[126] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/86-87
[127] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/87
[128] Sahâbi olan bu zâtın râvisi. torunu olan Abdurrahman bin Ukbe bin el-Fâkih'tir. İbn-i Mâceh. onun hadislerini rivayet etmiştir. (Hulasa-311)
[129] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/87-88
[130] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/88
[131] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/89
[132] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/89-90
[133] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/90-91
[134] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/91-92
[135] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/92-93
[136] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/93-94
[137] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/94-95
[138] Hâl tercemesi 465 nolu hadis bahsinde geçmiştir.
[139] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/95-96
[140] El-Muttalib'in hangi zat olduğu hususunda ihtilâf olmuştur. Çünkü birisi : el-Muttelib bin Ebl Vedâa es-Sehmİ Ebû Abdülah'tır. Bunun hadisleri vardır. Râvileri ise Ca'fer, Kesir ve Abdurrahman'dır. Diğeri de : El-Muttalib bin Rebia bin el-Hâris bin Abdilmuttalib el-Hâşimî'dir. Bu zât sahâbîdir. Râvîsi Abdullah bin el-Hâris bin Nevfel'dir. Tehzîb'te belirtildiğine göre Ibn-i Mâceh bu zâta el-Muttalib bin Ebî Vedâa demiştir. (Hulâsa : 379)
[141] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/96-98
[142] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/98
[143] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/99-100
[144] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/100-102
[145] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/102-104
[146] En-Nadr biri-Ş«ybân el-Huddâni el-Basri Ebû Seleme (R.A.)'den rivayet etmiştir. Hâvisi el-Kasitfı'djr. Buhâri : Onun hadisi sahih degîî, demiştir. (Hulâsa : Sah. 401 >
[147] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/104-106
[148] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/106
[149] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/106-107
[150] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/107-109
[151] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/109
[152] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/109-110
[153] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/111-112
[154] Fetih Sûresi: 29.cu âyet
[155] Hâl tercemesi 1095 nolu hadis bahsinde geçmiştir.
[156] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/112-114
[157] Furkan, 63.
[158] Furkan, 67.
[159] Furkan, 64.
[160] Furkan, 75.
[161] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/114-115
[162] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/116-117
[163] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/117
[164] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/117-118
[165] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/118
[166] Abdurrahman bin es-Sâîb isminde olup Sahâbîlerden rivayeti olan üç kişiden Hulâsa'da bahsedilir. Bunlardan birisinin râvisinin tbn-i Ebî Müleyke olduğu bildiriliyor. Buradaki râvisi de odur. Bu itibarla Abdurrahman bin es-Sâib bin Ebî Nehik el-Mahzumİ'nin kastedildiği kanısına vardım.
[167] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/118-119
[168] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/119-121
[169] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/121-122
[170] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/122-123
[171] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/123-124
[172] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/124-125
[173] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/125-126
[174] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/126-127
[175] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/127
[176] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/127-128
[177] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/128-129
[178] Evs bin Huzeyfe'ye Evs bin Ebi Evs es-Sakafi de elenir. Bu zâtı Evs bin Evs es-Sakafî ile karıştıranlar olmuş ise de ayrı ayrı zatlardır. Diğerinin hadisi 1087 noda geçmiştir. Buradaki Evs (R.A.) Peygamber (S.A.V.)'den ve Ali (R.A.)'den rivayet etmiştir. Kavileri de oğlu Amr, torunu Osman, Numan bin Salim ve bir cemâattir. (EI-Menhel: C. 8, Sah. 8)
[179] Kaf Sûresinden itibaren Kur'an'ın son bölümüdür.
[180] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/129-132
[181] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/132-134
[182] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/134-135
[183] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/135-136
[184] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/136-137
[185] Mâide-118
[186] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/138-139
[187] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/139-141
[188] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/141-143
[189] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/143-144
[190] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/144-147
[191] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/147-148
[192] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/148
[193] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/149
[194] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/149-151
[195] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/151-153
[196] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/153-154
[197] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/155
[198] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/156
[199] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/156-158
[200] Şûra sûresi, Ayet: 11
[201] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/158-161
[202] Rıfâa bin Arâbe el-Cühenî veya el-Cühnî el-Medenî sahâbîdir. Hadîsleri vardır. Râvisi Ata' bin Yesâr'dır. Hadislerini İbn-i Mâceh kendi Süneninde, Nesâi de «Kitâb-u Amelî Yevmin ve Leyletin» adlı kitabında rivayet etmiştir. (Hu lâsa : Sah. 118)
[203] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/161-162
[204] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/162-163
[205] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/163-164
[206] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/164-165
[207] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/165-166
[208] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/166-167
[209] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/167
[210] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/167-168
[211] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/168
[212] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/168-169
[213] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/169
[214] Âsim bin Amr veya bin Avf eJ-Bicli el-Kûfi (R.A.)'den mürsel olarak ve Ebû Ümâme'den rivayet etmiştir. Râyfjeri de ŞâTrt, Ebû İshak ve Şu^e'dir. Ebû Hâkim çok sâdık olduğunu ve Butygfî'nin zayıf râvllere it kitabında tahvil edildiğini söylemiştir. (Hulâsa : 183)
[215] Nefer, üçten az ve ondan fajd^ olmayan erkekler topluluğudur.
[216] Ibn-t Hibban onu sikalardan saymıştır.
[217] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/170-172
[218] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/172-173
[219] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/173
[220] Bin Nevfel bin Abdülmuttalip el-Hâşiml sahâbîlerin çocuklarındandır Yeni doğmuşken Peygamber <S.A.V.)'e götürülmüş, Peygamber (S.A.V.) onun damağına bir şey sürmüştür. Kendisi Ömer. Osman ve Ali (R.A.)'den rivayette bulunmuştur. Râvileri de Abdurrahman, Ubeydullah ve Süleyman adlı oğullan ile Zühri'dir. îbn-i Muin ve başkaları, onu sıka saymışlardır. îbn-i Sa'd ; O, Amman'da hicri 84 yılı ölmüş, demiştir. (Hulâsa-194
[221] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/173-174
[222] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/174-175
[223] 656 nolu hadiste dip notu olarak geçmiştir.
[224] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/175-176
[225] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/176-177
[226] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/177
[227] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/177-178
[228] Kasas, 68. âyet
[229] Ahzâb sûresi, âyet: 36
[230] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/178-181
[231] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/181
[232] Hâl tercemesi 416 nolu hadîste geçmiştir.
[233] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/182-183
[234] Osman bin Huneyf bin Vâhlb el-Ensârl el-Evsl, el-Medenl meşhur bir sahâbîdir. Halife Ömer (R.A.) zamanında Kûfe'ye arazi ölçümü görevi ile gönderilmiş ve halîfe Ali (R.A.) zamanında Cemel vak'asmdan önce Basra Valiliğine tâyin edilmiştir. Rivayet ettiği hadisleri vardır. Râvileri Ubeydullah bin Abdillah bin Utbe ve Hâni' bin Muâviye es-Sadefi'dir. Muâviye (R.A.)'ın hilâfeti zamanında vefat etmiştir. Ebû Dâvûd, Nesâl ve îbn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa: 259)
[235] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/183-185
[236] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/185-187
[237] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/188-190
[238] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/190-193
[239] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/193-195
[240] Bu semt Medine şehrinin kcıarında bir semt'tir. Burada Garkad ağacı bulunduğoı için bu ismi almıştır, peygamber (S.A.V.)'in zaman>r*dan bugüne kadar bu semt mezarlık olarak kulanıla gelmiştir.
[241] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/195-197
[242] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/197-198
[243] Ka*b (R.A.)'m hâl tercemesi ve tevbesi İle ilgili özlü bilşi 1082 sayılı hadisin izahı bahsinde geçmiştir.
[244] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/198-199
[245] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/200-201
[246] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/201-202
[247] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/202-204
[248] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/204-207
[249] Mutaffifîn, 14
[250] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/207-209
[251] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/209-210
[252] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/210-213
[253] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/213-215
[254] Hâl tercemesi 36 nolu hadiste geçmiştir.
[255] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/215-217
[256] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/218
[257] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/218
[258] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/218-219
[259] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/219-221
[260] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/222
[261] Bu hatun, Sa'd kızı Meymûne'dir. Peygamber (S.A.V.)'in hizmetçisi idi. Beytü'l-Makdis'in fazileti hakkında Peygamber (S.A.V.)'den rivayette bulunmuştur. Mezkûr rivayette bulunan kadının Sa'd kızı Meymûne değil, başka bir Meymûns olduğu söylenmiş ise de birincisi sıhhatlidir. Kendisinden rivayet edenlerin başında Ziyâd bin Ebi Sevdete. Ziyâd'm kardeşi Osman. Ebû Zeyd ed-Dabî, Hitâl bin Ebi Hilâl ve Eyyub ttin Hâlid el-Ensârİ gelir. Dört Sünen sahipleri onun rivayetlerini almışlardır
[262] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/222-223
[263] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/223-224
[264] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/224-226
[265] İsrâ : 24
[266] Şûra : 5
[267] MÜ'min : 7
[268] Necm : 39
[269] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/226-229
[270] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/229-230
[271] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/230-232
[272] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/240-242
[273] Fetih sûresinin 2. âyetindeki : «Allah senin için geçmiş ve gelecek olan günahını bağışlasın, diye...» nazm-ı celiltne işarettir.
[274] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/240-242
[275] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/242-243
[276] EI-Leysî veya ed-Devsî sahâbldir. İki hadisi var. Şam'a yerleşmiştir. Râvileri Kesir bin Murre ve Ebû Abdirrahman el-Hablî'dir. Ebû Dâyûd, Nesâî ve îbn-i Mâceh hadislerini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa-457)
[277] Ma'dân eş-Şâmi, Ömer (R.A.)'den rivayet etmiş, Râvisi Salim bin Ebî Ca'd'cUr. Hicri ve İbn-i Sa'd onu sıka saymışlardır. (Hulâsa : 383)
[278] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/243-245
[279] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/245-246
[280] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/246
[281] Enes bin Hakim ed-Dabbî el-Basrî, Ebû Hüreyre (R.A.)'den hadis rivayet etmiş, kendisinden de el-Hasan ve Alî bin Zeyd rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd ve İbn-İ Mâceh onun rivayetlerini almışlardır. (Hulâsa: Sah. 40)
[282] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/246-248
[283] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/248-249
[284] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/249
[285] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/249-250
[286] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/250
[287] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/250-251
[288] Abdurrahman bin Şibl bin Amr bin Zeyd bin Necde el-Ensâri el-Evsi'-"^-l^ Olduğunu Buhâri söylemiştir. Abdu's-Samet de onun Humus'a yerleşen sahabilerden olduğunu söylemiştir. Râvileri Yezîd bin Humeyr, Ebû Râşid el-Hib-râni, Ebu Selâm el-Esved ve Temim bin Mahmud'dur. <E1-Menhel, Cild : 5 Sah 307)
[289] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/251-252
[290] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/252-253
[291] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/253
[292] Hâl tercemesi 820 nolu hadis bahsinde geçmiştir.
[293] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/254
[294] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/254-255
[295] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/255-256
İslami Okul Okulların En Önemlisi