Hadis - 5. Sayfa - Kutsihadisler
Bir Kimsenin "Ben Filandan Hayırlıyım" Demesinin Doğru Olmayacağı Hakkındaki Hadis
Bir Kulun "Ben Yunusu'bnu Metta’dan Daha Üstünüm' Demesi Yaraşmaz' Hadisi
"Kim Zor Durumda Olanın Borcunu Bekletirse" Hadisi
•Fenalıktan Alıkoymak1 İle İlgili Hadis
Allah İçin Birbirlerini Sevenler1 İle İlgili Hadis
Yüce Allah'ın "Hastalandım Beni Ziyaret Etmedin" Diye Buyurması İle İlgili Hadis
Yüce Allah'ın "Ey Kullarım Ben Zulmü Kendi Nefsime Haram Kıldım". Diye Buyurması İle İlgili Hadis
"Kibriya Benim Ridamdık, Azamet İse İzarımdır"Hadisi
'Musa Aleyhisselam'ın Hızır Aueyhisselâm'la Buluşma İsteği' İle İlgili Rivayetler:
İntihar Etmenin Cezası Cehennemdir
Kimse Allah'ın Fazlından Müstağni Kalamaz
Eşlem Kabilesini Allah Selamete Kavuşturdu
Radıyallahü Anka'nın Üstünlüğü Ve Onun Cennette Bir Ev Île Müjdelenmesiyle İlgili Rivayetler
"Üç Kişi Vardır Ki, Onları Allah Sever" Hadisi.
Nezrin, Cimriyi Malını Vermeye Zorlaması Ve Allah'ın Kazasının Geri Çevrilmeyeceği Hakkında Gelen Rivayetler
Bir Kimsenin "Ben Filandan Hayırlıyım" Demesinin Doğru Olmayacağı Hakkındaki Hadis
233. Buharı Rahmetullahi Aleyh, nezir hadisini C.8,s.l25-te, Kitabu'l-Kader'in 'Nezrin Kulu Kadere İlkası' başlıklı babda rivayet etmiştir
Ebu Nu'aym'ın Sufyan'dan, onun Mansur'dan onun da Abdul-lahi'bnu Mürre'den rivayetine göre Abdullah ibnu Ömer Radıyallahü Anh şöyle söylemiştir:
"Resulullah Aleyhisselâm nazirden nehyetti ve: "O bir şeyi geri çevirmez, onunla cimriden hak alınır" buyurdu"[1]
234. Yine Buharı şöyle bir rivayete yer vermiştir:
Bişru'bnu Muhammed Abdullah'tan, o Ma'mer'den, o Hemmamu'bnu Munebbih'ten, o da Ebu Hur&yre Radıyallakü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
"Nezir Ademoğluna bir şey sağlamaz. Benim takdir etmediğim vuku bulmaz. Ancak ona kaderde olan gelir. Onu kendisi için mukadder kılmışımdır. Ancak nezirle cimriden malını çıkarırım, (sadaka vermeyen cimrinin malından bu yolla sadaka hakkını çıkarırım)."[2]
235. Bu hadisi İbnu Mace de şu lafızla rivayet etmiştir:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
"Nezir Ademoğluna kendisi için takdir olunandan fazla bir şey sağlamaz. Ancak onun için kader galabe eder ve kendisi için takdir olunan verilir. Nezir ile de cimrinin malndan gereken çıkarılır. Kendisi için daha Önce kolaylaştırılmamış olan o halde kolaylaş-tırılır. Allahü Teala: İnfak et, Ben de sana vereyim, buyurdu."[3]
233-235. Hadîslerin Şerhi
Birinci hadisin kudsî hadis olduğunu gösterecek herhangi bir delil ve işaret yoktur. O normal bir hadisi nebevidir. Aynı hadisi Müslim, Ebu Davud, Nesâî ve tbnu Mace de rivayet etmiştir,
Müslim'in rivayetinde şöyle deniliyor: "Nezirde bulunmayın, nezir kaderden bir şey değiştirmez. "Buradaki anlam şudur: Allah'ın hakkınızda mukadder kıldığını bertaraf etmek niyetiyle yahut Allah'ın sizin için mukadder kılmadığı bir şeye kavuşacağınız ümidiyle nezirde bulunmayın.
"Onunla cimriden hak alınır". Yani cimri bir kimse kendine ulaşacak bir karşılık olmaksızın sadaka vermezken, nezirde bulunur, nezrettiği şey de kendisi için takdir olana denk gelebilir ve böylece onun vermek istemediği şey ondan alınır.
"Hak alınır" sözü nezredilenin yerine getirilmesinin vacib olduğuna delalet etmektedir.
Nehyedilen nezir ise, kaderde olanı değiştireceğine inanılan nezirdir. Niceleri böyle inanmaktadır. Nezir ile bir çok dileğin yerine geldiğini görünce bu şekilde inanmaktadırlar.
Ama kişi. zararı da faydayı da verenin Allah olduğuna, kaderde olanı da hiçbir şeyin değiştirmeyeceğine, nezrin ancak bir vesile teşkil edebileceğine inanarak nezirde bulunursa, yasak bir iş yapmış olmaz. Bilakis bu bir taattır ve nezredileni yerine getirmeyi gerektirir.
ikinci hadis ise, zahiren hadis-i kudsîdir. Çünkü hadiste "Nezir Ademoğluna bir şey sağlamaz, benim takdir etmediğim vuku bulmaz" diye buyuruluyor. Fiiller kimin hakkında takdir olunmuş ise ona nisbet edilir. Gerçekte, yaratan Allah'tan başkası değildir.[4]
Bir Kulun "Ben Yunusu'bnu Metta’dan Daha Üstünüm' Demesi Yaraşmaz' Hadisi
236. Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh Kitabu't-Tev-hid'in 'Peygamber Aleyhisselâm'uı Zikri ve Rabb'inden Rivayeti11 başlıklı babında C.9,s.l57 rivayet etmiştir:
Hafsu'bnu Ömer Şu'be'den, o da Katade'den rivayet etmiştir. Ayrıca Halife, Yezidu'bnu Zurey'den, o Sa'îd'den, o da Katade'den; Katade ise Ebu'l-Aliye'den, o Abdullah ibni Abbas Radıyallahü Anh'ten, o da Peygamber Aleyhisselâm'ın, Rabb'inden rivayetle şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
"Bir kulun 'O, Yunusu'bnu Metta'dan daha üstündür', demesi yaraşmaz. Peygamber Aleyhisselâm bu şekilde babasının adını a-narak Metta oğlu Yunus diye söyledi" [5]
237. Bu hadîsi Müslim Sahih'inde 'Musa Aleyhisse-lâm'in Üstünlükleri" başlıklı babda rivayet etmiştir:
Ebu Bekru'bnu Ebi Şeybe, Muhammedu'bnu Musenna'dan ve Muhammedu'bnu Beşşar'dan bu ikisi Muhammedu'bnu Cafer'den, o Şu'be'den, o Sa'd ibni İbrahim'den, o Hamidu'bnu Abdur-rahman'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:
"Allahü Teala buyurdu ki: Bir kulun, Benim için (İbnu Müsenna burada benîm için kelimesinin geçmediğini, sadece 'bir kulun1 dendiğini bildirmiştir): Benim Yunusu'bnu Metta'dan daha üstün olduğumu söylemesi yaraşmaz".[6]
238. Bu hadisi İbnu Ebi Şeybe de Muhammedu'bnu Ca fer'den o Şu'be'den (sonraki raviler yukarıda geçtiği gibi) rivayet etmiştir:
Muhammedu'bnu Musenna ve îbnu Beşşar (aşağıdaki metin Muhammed ibnu Musenna'nın rivayet ettiği metindir) Muham medu'bnu Cafer'den rivayet etmişlerdir, o Şu'be'den, o Katade'den o Ebu'l-Âliye'den, o Peygamber Aleyhisselâm'ın amcasının oğlu îbnu Abbas Radıyallahü Anh'den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Bir kulun 'Ben Yunusu'bnu Metta'dan daha üstünüm' demesi yaraşmaz", Bu şekilde babasının adını anarak bildirdi. [7]
236 - 238. Hadislerin Şerhi
Bu hadisin metnine göre, "bir kimsenin, benim Yunusu'bnu Metta'dan daha hayırlı olduğumu söylemesi yaraşmaz" veya "Ben Yunusu"bnu Mettadan daha üstünüm, demesi yaraşmaz" anlamı çıkar. Birinci durumda Resulullah Aleyhisselâm kendini kastetmiş olmaktadır. Bu durumda, Resulullah bu hadisi, tevazu için veya kendisinin diğer bütün Peygamberlerden üstün olduğunun bildirilmesinden önce söylemiş olabilir.
Hadisin rivayetlerinin çoğunda, "Resulullah Aleyhisselâm Allahü Teala'mn şöyle buyurduğunu bildirdi" veya "Resulullah Aleyhisselâm, Rabb'inden rivayetle bildirdi ki" ifadesi bulunmaktadır. Sefası diyor ki, 'Rivayetlerin çoğunda "Resulullah Aleyhisselâm Rabb'inden rivayetle bildirdi ki" ifadesi bulunmaktadır. Eğer Mahfuz ise bu Resulullah Aleyhisselâm'dan başkasmdandır'.[8]
Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi'nden hadisin açıklaması:
Alimler diyorlar ki: Bu hadisin açıklaması iki türlüdür. Birincisi: Resulullah Aleyhisselâm bu hadisi, kendisinin Yunu-su'bnu Metta'dan hayırlı olduğunu bilmesinden önce söylemiş, bu kendisine bildirilince de "Ben bütün Ademoğlunun efendisiyim" demiştir. İkincisi: Cahillerin Yunus Aleyhisselâm'm mertebesinin düştüğüne dair herhangi bir iddiaya kapılmalarının önüne geçmek için böyle söylemiştir. Alimler diyorlar ki: Yunus Aleyhisselâm'm başından geçen hâdise, Onun Peygamberlik mertebesinden bir zerre ağırlığınca bir düşüklüğe sebep olmamıştır. Kur'an-ı Kerim'de onun başından geçen hâdiseden sözedildiği için Peygamber Aleyhisselâm da bilhassa onu anmıştır.
Ayrıca cümledeki zamir Peygamber Aleyhisselâm için de olabilir, bizzat sözü söyleyen için de olabilir. Zamirin bizzat söyleyen için olması halinde hadisin anlamının, Resulullah Aleyhisselâmm, bir kimsenin ibadet ve ilimde üstün dereceler kazanması halinde, kendisini Yunus Aleyhisselâm'dan üstün görmeye kal kısmamasını istemesi, olmaktadır. Çünkü insan ne kadar üstün dereceler kazansa da Peygamberlik derecesine ulaşamaz. "Bir kulun: Ben Yunusu'bnu Metta'dan daha üstünüm, demesi yaraşmaz" ifadesi de bu manayı kuvvetlendiriyor. En doğrusunu ise ancak Allah bilir.
İyiliğe Teşvik Ve Kötülükten Alıkoymak Hakkındaki Rivayetler Zor Durumda Olan Birindeki Alacağını Geciktirmenin Fazileti İle İlgllt Hadîs
239. Bu hadisi Müslim, "Kitabu'l-Musakat ve'1-Muza-raa'da rivayet etmiştir. (Kastallanî'nin Hamişine göre C.6,s.435).
Ahmedu'bnu Abdullahi'bni Yûnus Zuheyr'den, o Mansur'dan, o Rib'iyyi'bni Hiraş'tan, o Huzeyfe Radıyallahü Anh'den Resulul-lah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
"Sizden önce gelenlerden bir adamın ruhu ile melekler karşılaştılar. Ona: iyilik adına bir iş işlemedin mi? diye sordular. O da: Hayır, dedi. Onlar: İyi düşün bakalım, dediler. O da: insanlara borç verirdim ve adamlarıma zor durumda olanının vereceğini geciktirin, durumu iyi olanın vereceğini de bırakın, derdim, diye cevap verdi. Yüca Allah da : Onu bırakın, diye buyurdu.[9]
240. Müslim'in Rib'iyyi'bni Hiraş'dan gelen bir başka rivayetinde şöyle denilmektedir:
"Huzeyfe ile Ebu Mes'ud biraraya geldiler. Huzeyfe şöyle söyledi: Bir adam Rabbi Azze ve Celle'nin huzuruna çıkarıldı. Ona: Ne işledin? diye sordu. Adam: Hayır adına bir iş işlemedim, ancak ben mülk sahibi bir adamdım, insanlar benim bu mülkümden is-" terlerdi. Geri verirken de imkanları ölçüsünde verebileceklerini kabul eder, zorlanarak vereceklerini bırakırdım, dedi. Yüce Allah:
Kulumu bırakm,buyurdu.Bunun üzerine EbuMes'ud Radıyallahü Anh: Ben de Resulullah Aleyhisselâm'dan böyle duydum diye söyledi.[10]
241. Müslim'in üçüncü bir rivayetine göre yine Rib'iy-yu'bnu Hiraş Huzeyfe Radıyallahü Anh'in şöyle söylediğini bildirmiştir:
"Yüce Allah kullarından hayatında kendisine mal mülk verdiği bir kulunu huzuruna çıkarır. Ona: Dünyada ne işledin? diye sorar. Huzeyfe Yüce Allah'ın: "O günde kimse Allah'tan bir söz gizle-meyez" diye buyurduğunu bildirerek şöyle devam etti: Adam: Ey Rabbim bana malını verdin, ben de insanlarla alış-veriş ederdim. Benim bir adetim vardı, ödenmesi mümkün olan için kolaylık gösterir, zor olanı ise bekletirdim, diye söyledi. Yüce Allah: Kulumu bırakın, diye buyurdu.[11]
Ukbetu'bnu Amir el-Cuhennî ve Ebu Mes'ud el-Ensarî Radıyallahü Anhuma da: Biz de bu hadisi Resulullah Aleyhisselâm'dan aynen böyle duyduk demişlerdir.
242. Müslim'in dördüncü rivayetinde de ebu Mes'ud el-Ensarî Radıyallahü Anh'a ulaşan bir senedle şöyle bildirilmiştir:
"Resulullah Aieyhisselâm buyurdu ki, Sizden öncekilerden bir adam hesaba çekildi, herhangi bir iyiliğine rastlanılmadı. Ancak o insanlarla ilişkilerde bulunur, onlara kolaylık gösterirdi, adamlarına da zor durumda olanların vereceklerinden vazgeçmelerini söylerdi. Yüce Allah onun hakkında: îşe (yani zor durumda olan bir kimseye müsamaha göstermeye) Biz daha layıkız, onu bırakınız, diye buyurdu".[12]
243. Yine Müslim, ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den şöyle rivayette bulunmuştur:
"Resulullah Aieyhisselâm buyurdu ki, bir adam insanlara borç verir ve kölesine, 'zor durumda birine gidersen ona müsamaha göster, borcunu bırak, olur ki Allahü Teala da bizi bağışlar' derdi. Adam Allah'ın huzuruna çıktığında, Yüce Allah onu bağışladı.[13]
Müslim, bir başka senedle de, yine Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den bu hadisi rivayet ediyor.
244. Bu hadisi Nesâî de, Sünen'inde "Güzel Muamele ve Alacaklarını İstemede Kolaylık Gösterme" babında rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın rivayetine göre Resulullah Aieyhisselâm şöyle buyurmuştur:
"Bir adam vardı, hiçbir iyilik yapmamıştı. Sadece insanlara borç verir ve gönderdiği adamına, durumu iyi olanın vereceğini al, zor durumda olanınkini bırak, derdi. Olur ki Allahü Teala'da bizi bağışlar, diye söylerdi. Öldüğünde Yüce Allah Ona: Hiçbir iyilik yaptın mı? diye sordu. Adam: Hayır, ama benim bir kölem vardı, bir de insanlara borç verirdim, onu borç almaya gönderdiğimde "durumu iyi olanın borcunu al, zor durumda olanınkini bırak, olur ki Allahü Teala da bizi bağışlar" derdim, diye cevap verdi. Yüce Allah da : Ben de seni bağışladım, diye buyurdu.[14]
239 ■ 244. Hadislerin Şerhi
Nevevî'nin Müslim Şerhi, "Zor Durumda Olanın Borcunun Bekletilmesi" başlıklı babdan hadisin açıklaması:
Bu hadisler zor durumda olanın borcunun bekletilmesinin sevab olduğunu göstermektedir. Bu da, ya borcun tamamını bekletmekle veya az ya da çok bir kısmını bekletmekle olur.
Aynı şekilde ister zor durumda olsun, ister durumu iyi olsun, borcu alırken müsamahakar davranmanın sevab olduğu da anlaşılmaktadır, iyiliklerden hiçbir şey küçük görülemez. Olur ki, bu iyilik mutluluk ve rahmete vesile olur.
Hadis aynı zamanda, kölelerin vekil tayin edilmesinin ve tasarruf için görevlendirilmesinin caiz olduğunu gösteriyor. Bu hüküm "Bizden öncekilerin şeriatı bizim için de şeriattır (yani bizim şariatımız da neshedilmiş değilse) diyenlere göredir".
245. Müslim, "Zor Durumda Olanın Borcunu Bekletmek ve Borç Alırken Bazriarınınkini Bırakmak" başlıklı babda bu manada bir hadis rivayet etmiştir. Bu hadisin Kudsî Hadis olduğunu gösterecek herhangi bir yönü olmamakla birlikte konuyla ilgisi dolayısıyla burada zikrediyoruz. Hadis şöyledir:
Muhammed ibnu Musenna, Muhammedu'bnu Cafer'den, o Şubeden, o Abdülmelik ibni Umeyr'den, o Rib'iyyu'bnu Hiraş'dan, o da Huzeyfe Radıyallakü Anh'den Resulullah Aleyhis-selâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Adamın biri öldü ve cennete girdi, ona: Sen ne iş yapardın? diye soruldu. O da: Ben insanlarla alış veriş yapardım, zor durumda olanın vereceğini bekletirdim. Çok sıkışanların borcunu da bırakırdım,, diye cevap verdi. Onun da günahları bağışlandı.[15]
(Metinde aynen böyle geçmektedir. Ancak hadisin tümünden anlaşıldığına göre "Sen ne iş yapardın?" sorusu adama cennete girmeden önce hesaba çekilmesi esnasında sorulmuştur. Yani hadisin manası şöyle anlaşılmalıdır: 'Adamın biri öldü ve cennete jirdi Cennete girmesinin sebebi ise şu idi. Hesaba çekilmesi esnasında ona, "Sen ne iş yapardın?" diye soruldu...'-Mütercim).
Ebu Mes'ud Radıyallahü Anh, bu hadisi 'ben de Resulullah Aleyhisselâm'dan duydum1 demiştir.
"Kim Zor Durumda Olanın Borcunu Bekletirse" Hadisi
. 246. Buharı, Kitabu'1-Büyü "Zor Durumda Olanın Borcunu Bekleten" başlıklı babda, C.4,s.2rde bu konuyla ilgili bir hadise yer vermektedir. Bu rivayetin hadis-i kudsî olduğunu gösterecek açık bir ifade yoktur. Ancak hadis-i kudsî obuası da muhtemeldir, orada şöyle deniliyor.
Ahmedu'bnu Yunus Zuheyr'den, o Mansur'dan, o Rib'iyyu'bnu Hiraş'dan, o da Huzeyfe Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhis-selâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Melekler Sizden öncekilerden bir adamın ruhuyla buluştular. Ona: Hayır adına herhangi bir şey yaptın mı? diye sordular. O da: Adamlarıma zor durumda olanların vereceklerini bekletmelerini veya tamamen bırakmalarını söylerdim, diye cevap verdi. Melekler de onu bıraktılar. Yani Allahü Teala'nın kendilerine böyle emretmesi dolayısıyla onu bıraktılar. Doğrusunu ise Allahü Teala bilir.[16]
247. Ebu Malik'in Rib'iyy'den rivayetine göre, adam cevabında:
"Biraz sıkıntıda olanın işini kolaylaştırır, çok zor durumda olanın vereceğini ise bekletirdim, diye söylemiştir." [17]
Ebu Avane'nin Abdulmelik'ten onun da Rib'iyv'den rivayetine göre ise: "Sıkınuda olanın borcunu bekletir, çok zor durumda olanınkini ise bırakırdım", demiştir.
248. Buharı Rahmetullahi Aleyh daha sonra : "Zor Durumda Olanın Borcunu Bekletenin Fazileti" başlıklı babda şöyle diyor:
Hişam îbnu Ammar Yahya'bnu Harazadan, o ez-Zebidî'den, o
ez-Zuhrî'den, o Ubeydullahi'bnu Abdullah'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivvayet etmiştir:
"Bir tüccar vardı, insanlara borç verirdi, zor durumda olanı gördüğünde adamlarına, onu bırakın olur ki Allahü Teala'da bizi bağışlar, derdi. Allahü Teala da onu bağışladı.[18]
249. Yine Buharî, Benî İsrail ile ilgili babda Huzeyfe Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Sizden öncekilerden bir adama, canını almak üzere melek geldi. Adama: Hayır namına bir iş yaptın mı? diye soruldu. Adam: Bilmiyorum, dedi. "îyi düşün" diye hatırlatıldı. Adam bu sefer: Bir şey bilmiyorum, ama ben dünyada insanlarla alış veriş yapardım* onlara kolaylık gösterirdim, biraz sıkıntı içinde olanların vereceğini bekletirdim, çok zor durumda olanın vereceğini ise bırakırdım, diye söyledi. Allahü Teala da onu cennetine koydu.[19]
245 - 249. Hadislerin Şerhi
Kastallanî'nin şerhinde geçen rivayetlerle ilgili açıklamalar:
Yüce Allah, zor durumda olan kimse karşısında sabırlı olunmasını emrederek "Borçlu darda ise eli genişleyene kadar ona mühlet verin" diye buyurdu. Cahiliye zamanındaki âdetleri yasakladı. Onlar» borcun zamanı geldiğinde borçluya: 'Ta borcunu ödersin ya da faizini artırırsın" derlerdi.
Hak sahibi borçlunun darda olduğunu bilirse, borcunu istemesi helal olmaz. Eğer ki, darda olduğu hakim indinde kesinlik kazanmamış olsa bile.el-Kurafî ve başkaları bildirdiler ki, darda olanın borcunu bağışlama bekletmekten daha faziletlidir. Darda olanın borcunun bekletilmesi vacib, bağışlanması ise müstehab olmakla birlikte, bu durum "farz nafileden üstündür" hükmünden müstesna tutulmuştur. Dolayısıyla darda olanın borcunun bağışlanması bekletmekten daha faziletlidir. İmam Ahmed bin Hanbel Rahmetullahi Aleyh'in rivayet ettiği şu hadis de darda olanın borcunu bekletmenin fazileti hakkındadır: "Kim darda olan birinin borcunu bekletirse, her gün için ona sadaka yazılır". Bekleten alacaklı, her gün yeni bir karşılık elde etmektedir.
•Fenalıktan Alıkoymak1 İle İlgili Hadis
250. Bu hadisi Müslim, Kastallanî'nin Hamişine göre C.9,s.458'de "Fenalıktan Alıkoymak" başlıklı babda rivayet
etmiştir;
Kuteybetu'bnu Sa'îd Malik ibnu Enes'den (kendisine okunması ve onun da bu hadisin kendinden olduğunu tasdik etmesi demek olan kıraat usulüyle) rivayet etmiştir. Malik ibnu Enes ise Sehl'den, o babasından, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır ve Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmayan herkesin günahları affedilir. Ancak kendisiyle kardeşi arasında bir husumet, düşmanlık olan adamın günahları affedilmez, onlar hakkında: bu ikisini barışmcaya kadar bekletin, bu ikisini banşıncaya kadar bekletin, bu ikisini banşıncaya kadar bekletin, denilir[20]
251. Bu hadisi Müslim Başka bir yoldan da rivayet etmiştir. Ancak orada:
Ubeyde Radıyallahii Anh'den rivayet edilmekte ve :
"Birbirine küserek, birbirlerini terkeden iki kişi" diye geçmektedir.
Kuteybe Radıyallahü Anh'de:
"Birbirine küserek, birbirlerini terkeden iki kişi" diye zikretmiştir. [21]
252. Yine Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den merfu olarak rivayet edildiğine göre şöyle söylenmiştir:
"Ameller pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Yüce Allah,
kendisine ortak koşmayan her kişiyi bağışlar. Ancak kendisiyle kardeşi arasında bir husumet bulunan adamın günahını bağışlamaz. "Bu ikisini banşıncaya kadar bekletin" diye söylenir.[22]
253. Bir başka rivayette de Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini bildirmiştir.
"İnsanlann amelleri her cuma Öncesinde (yani her hafta) iki kere arzedilir: Pazartesi ve perşembe günleri. îman sahibi her kul bağışlanır. Ancak kendisiyle kardeşi arasında bir husumet bulunan kimse bağışlanmaz. "Bu ikisini üzerlerine düşeni yerine getirinceyei kadar bekletin" denilir.[23]
254. İmam Malik Rahmetullahi Aleyh bu hadisi el-Muvat> ta'da iki ayrı rivayet halinde vermiştir. Birinci rivayeti Müslim'in ikinci rivayetinin aynısıdır. [24]
255. ikinci rivayeti ise Müslim'in yukarıda verilen birinci rivayetinin aynısıdır. Ancak orada
"Bu ikisini banşmcaya kadar bekletin" sözü tekrar edilmemekte sadece bir kere geçmektedir.[25]
256. Bu hadisi Ebu Davud Raknıetullahi Aleyh Sünen'inde C.4,s.218'de "Müslüman Kardeşini Terkeden" başlıklı babda vermiştir.
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Her pazartesi ve perşembe günleri cennetin kapıları açılır. Bu I iki günde Allahü Teala'ya herhangibir şeyi ortak koşmayan her Ikulun günahı bağışlanır. Ancak kendisiyle kardeşi arasında bir
husumet bulunan kimse müstesna tutulur. Bunlar hakkında
(yani Yüce Allah tarafından) : Bu ikisini barışıncaya kadar bekletin, diye buyurulur[26]
Ebu Davud diyor ki 'eğer terk, yani o kimseden uzaklaşma Allah için olmuşsa o buna dahil değildir'.
257. Buharı Rahmetullahi Aleyh bir kimsenin Müslüman kardeşini küsmek dolayısıyla terketmesine dair hadisleri, Kastallanî'nin Hamiş'ine göre C.9,s.52'de Kitabu'l-Edeb'in "Arkadaşı Terkin Zemmi" başlıklı babda rivayet etmiştir:
Oradaki rivayetlerin birine göre Ebu Eyyûb el-Ensarî Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini bildirmiştir:
"Bir adamın kardeşini üç günden fazla terketmesi helal olmaz. Bu ikisi buluşurlar, biri yüzünü bir tarafa çevirir, öbürü de diğer tarafa. Bu ikisi içinde hayırlı olan önce selam'verendir. [27]
258. Yine Buharî, Peygamber Aleyhisselâm'ın hanımı Hazreti Aişe Radıyallahü Anha'nın anadan kardeşi (yani
Ümmü Ruman bintu Amir el-Kinaniye'nin oğlu) Avfu'bnu MalikiToni Tufeyl (yani İbnul-Haris) Radıyallahü Anlı'e ulaşan bir senedle rivayet etmiştir ki:
"Hazreti Aişe Radıyallahü Anha'ya kendisinin bir alış verişinden veya bir hediyesinden dolayı Abdullah ibnu'z-Zubeyr'in: Ya o bu işten vazgeçer veya onu bundan alıkoyacağım, dediği bildirildi. Hazreti Aişe Radıyallahü Anha: "O, gerçekten böyle söyledi mi?" diye sordu. "Evet" dediler. Bunun üzerine Aişe Radıyallahü Anha: Allah'a- andolsu ki, bir daha katiyen Îbnu'z-Zübeyr'le konuşmaya-cağım, diye söyledi. Hazreti Aişe'nin terki uzun sürünce Îbnu'z-Zübeyr birisini araya sokarak arabuluculuk etmesini istedi. Hazreti Aişe Radıyallahü Anha: Vallahi, onun hakkında kimsenin arabuluculuğunu kabul etmem ve andımı da bozmam, dedi. Bu iş iyice uzayınca Îbnu'z-Zübeyr, Benu Zuhre kabilesinden el-Misveru'bnu Mahzeme ile Abdurrahman ibnu'l-Esvedi'bni Abdi Yeğus'a giderek onlara: Allah için sizden rica ediyorum, beni Aişe'nin yanına götürün, onun benimle ilişkiyi kesmek için andetmesi helal olmaz, dedi. el-Misver ve Abdurrahman onu ridalarının arkasına gizleyerek önüne düştüler. Aişe Radıyallahü Anha'nın yanına girmek üzere izin istediler. "Allah'ın selâmı, rahmeti ve berekâtı üzerine olsun, girebilir miyiz?" dediler. Aişe Radıyallahü Anha: Giriniz, dedi. onlar: Hepimiz mi? diye sordular. Aişe Radıyallahü Anha: Evet, hepiniz giriniz, dedi. Bunu söylerken Îbnu'z-Zübeyr'in de beraberlerinde olduğunu bilmiyordu, içeri girdiklerinde İbnu'z-Zübeyr örtüye büründü, Aişe Radıyallahü Anha'yı kucakladı (Hazreti Aişe Radıyallahü Anha, Abdullah ibnu'z-Zübeyr Radıyallahü Anh'ın teyzesidir. Çünkü Abdullah Radıyallahü Anh'ın anası esma Radıyallahü Anha Hazreti Ebu Bekri's-Sıddık Radıyallahü Anh'ın kızıdır. -
Mütercim-) ve ağlayarak yalvarmaya başladı. Misver ve Abdurrahman Radıyallahü Anhuma da onu kabul etmedikçe ve kendisiyle konuşmadıkça katiyen razı olmayacakları üzere kendisinden ricada bulunmaya başladılar. Bu sırada Resulullah Aleyhisselâm'm da; yaptığı işten menettiğini, bir kimsenin Müslüman kardeşini üç geceden fazla terketmesinin helal olmayacağını bildirdiğini kendisine hatırlattılar, iyice yalvarıp yakarmaları üzerine, Hazreti Aişe Radıyallahü Anha ağlamaya başladı ve: Ben andettim ve andım pek kuvvetlidir, diye hatırlattı. Ancak onlar Ibnu'z-Zübeyr'le konuşmadıkça kendisini bırakmadılar. O da bu andından (nezrinden) dolayı kırk köle azad etti. Ondan sonra da her ne zaman bu andını hatırlasa, gözyaşlarmdan başörtüsü ıslanıncaya kadar ağlardı.[28]
250-258. Hadislerin Şerhi
Kastallanî Rahmetullahi Aleyh diyor ki:
Nezrin yemin hükmünde olup olmadığı hakkında ihtilaf edilmiştir. Mesala bir kimse: "Eğer filanca ile konuşursam Allah için bir köle azad etmek benim üzerime borç olsun" derse onun bu nezri yemin hükmündedir. Çünkü bununla kendi nefsini bir işden ohkoymayı kasdetmiştir. Eğer o işi yaparsa yemin keffareti gerekir. Selefin çoğu ve Şafii Rahmetullahi Aleyh bu görüştedir ve buna nezru'l-Lucâc adı verilir.
Malikîler derler ki: Nezir, köle azad etmek gibi Allah'a itaat yönü olan bir şeyle olursa tahakkuk eder. Bu durumda, Hazreti Aişe Radıyallahü Anka'nın, Ibnu Zübeyr hakkındaki küskünlüğe götüren nezri, haram veya mekruh olan bir fiile yolaçmaktadır.
Bu hâdise şöyle izah edilmiştir: Aişe Radıyallahü Anha, îbnu Zübeyr'in "ya da onu bundan alıkoyacağım" demekle büyük bir hata işlediğini gördü. Çünkü bu ifadede kendini küçümseme ve kendini tasarruftan alıkoymaya varan bir aşırılık anlamı bulunmaktadır. Üstelik Hazreti Aişe'nin Mü'minlerin annesi ve îbnu'z-Zübeyr'in de teysezi olması dolayısıyla bu aşırılık daha da şiddet kazanmaktadır. Bütün bunlardan dolayı Hazreti Aişe Radıyallahü Anha ondan sadır olan bu hareketin bir nevi isyankarlık olduğuna kanaat etmiş ve Resulullah Aleyhisselâm'm Müslümanları,
Ka'bu'bnu Malik ve iki arkadaşıyla konuşmaktan menetmesini mesned edinerek Ibnu'z-Zübeyr'le ilişkiyi kesmeye nezretmiştir.
Nevevî'nin Sahih'î Müslim Şerhinden bu hadisin şerhi:
"Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır".
Kadı Rahmetullahi Aleyh el-Bacî'nin şöyle söylediğini bildirir: Cennetin kapılarının açılmasının anlamı, af ve mağfiretin, derecelerin yükseltilmesinin çok olması ve bolca sevab verilmesidir.
el-Kadî Rahmetullahi Aleyh diyor ki: bu ifade zahiri anlamda da olabilir. Kapıların açılması buna alamettir.
Bir "Not
257 ve 258 nolu hadislerin tamamı kudsî hadisler cümlesinden sayılmamaktadır.
Bu iki hadis, üç geceden fazla bir Müslümana dargın durmanın haram olduğunun ve bunun ise; dargınlığın ve konuşmayı kesmenin Allah için değil başka bir şey için olması halinde gerçekleştiğinin bildirilmesi için zikredilmiştir. Hazreti Aişe Radıyallahü Anha'nın îbnu Zübeyr'e karşı yaptığı ise, Allah Teala içindi. îbnu Zübeyr, Mü'minlerin annesine karşı gösterilmesi gereken hürmeti, üstelik annesi Esma binti Ebi Bekri's-Sıddık Radıyallahü Anha'nın kızkardeşi olmasına rağmen, göstermediği için bu muameleyi yapmıştır.
Allah İçin Birbirlerini Sevenler1 İle İlgili Hadis
259. Bu Hadisi Müslim, Kastallanî'nin Hamişine göre C.9,s.460!da, Kitabu'l-Fedaü'in "Allah için Sevmenin Fazileti" başlıklı babında rivayet etmiştir.
Kuteybetu'bnu Sa'ld, Maliku'bnu Enes'den kıraat yolu ile, o Ab-dullahi'bnu Abdurrahman ibni Ma'tner'den, o ebu'l-Hubab'dan, o Sa'ldu'bnu Yesar'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Re-sulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Yüce Allah kıyamet gününde: Benim rızam için birbirlerini sevenler nerededirler? Bugün onları, Benim gölgemden başka gölgenin bulunmadığı günde, kendi gölgemde gölgelendireceğim, diye buyur.[29]
260. Yine İmam Müslim, 'Allah İçin Sevmenin Fazileti' babında şöyle bir rivayete yer vermiştir.,
Abdu'L-A'lâ ibnu Hamfnad, Hammadu'bnu Seleme'den, o Sa-bit'ten, o Ebu Rafi'den, o Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den, o da Resulullah Aleyhisselâm'dan rivayet etmiştir ki,
"Bir adam başka bir köyde bulunan bir kardeşim ziyarete gitti. Yüce Allah onun geçeceği yola bir melek gönderdi. Melek adama: Nereye gidiyorsun? diye sordu. Adam: Şu köydeki kardeşimi ziyaret etmek istiyorum? dedi. Melek: Onun sana yaptığı bir iyilikten dolayı kendisine minnet borcunu mu yerine getirmek istiyorsun? diye sordu. Adam: Hayır, ama ben onu Allah içn sevdim, diye cevap verdi. Bunun üzerine melek: Ben, senin onu Allah için sevdiğin gibi Allah'ın da seni sevdiğini bildirmek üzere Yüce Allah tarafından sana gönderilmiş bir elçisiyim, diye buyurdu.[30]
26L Allah .için birbirlerini sevenlerle ilgili olarak, Müslim'in yukarıda verdiğimiz birinci hadisini Tm^m Malik de el-Muvatta'da rivayet etmiştir.
Ancak Müslim'de geçen "bi celâli" ibaresi yerine Muvatta'da "H celâli" kelimesi geçmektedir. Diğer kısımlar Müslim'dekinin aynısıdır. [31]
262. İmam Malik, bu konuda Muaz ibnu Cebel'den rivayet edilen bir başka hadise de yer veriyor. Bu rivayete göre Muazu'bnu Cebel Resulullah Aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
"Yüce Allah Tebareke ve Teala buyurdu ki, Benim rızam için birbirlerini sevenleri, Benim için birbirlerini ziyaret edenleri, benim rızam için birbirlerine iyilikte ve ihsanda bulunanları Benim de sevmem gerektir[32]
263. Bu hadisin Muvatta'da güzel bir hikayesi vardır ki o da şöyledir:
Malik'in Ebu Hazimi'bnu Dinar'dan rivayetine göre Ebu îdris el-Haulanî şöyle söylemiştir.
"Dımeşk camiine girdim, baktım içerde parlak dişleri olan bir genç var, etrafında da birtakım insanlar toplanmış (Bir rivayette beraberinde yirmi sahabî vardı, bir başka rivayette de otuz şahabı vardı diye geçmektedir). Ona isnad ettikleri ve onun sözünden çıkardıkları bir meselede ihtilafa düşmüşlerdi. Onun kim olduğunu sordum. Bu Muazu'bnu Cebel'dir, dediler. Ertesi gün olunca erkenden gittim. Baktım o benden daha erken gelmiş. Gittiğimde kendisi namaz kılıyordu. Namazını bitirinceye kadar bekledim. Sonra önüne vardım, selam verdim, ve: Allah'a yemin olsun ki, ben seni Allah için seviyorum, dedim. "Allah'a yemin eder misin?" dedi. "Allah'a yemin ederim" dedim. Tekrar "Allah'a yemin olsun mu?" dedi. Ben: "Allah'a yemin olsun" dedim. Yine "Allah'a yemin olsun mu?" dedi. Ben: "Allah'a yemin olsun" dedim. Bunun üzerine ridamm eteğinden tutup beni kendine doğru çekti ve: "Müjdeler olsun, ben Resulullah Aleyhisselâm1 in şöyle buyurduğunu duydum: Allah Tebareke ve Teala buyurdu ki, Benim için birbirlerini ziyaret eden, Benim için birbirlerine iyilik ve ihsanda bulunanlara sevgim vacib oldu, diye rivayette bulundu". (Muvatta’dan)-[33]
Teberanî buna: "Benim için birbirlerine karşı doğru olanlar" şeklinde bir ibare eklemiştir.
ez-Zerkanî'nin kitabında da bu hadisin sahih olduğu belirtilmektedir. Hakim en-Neysaburî de, hadisin Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu belirtiyor.
Ibnu Abdi'1-Berr de: Bu hadisin isnadı sahihtir, demiştir. "Benim için birbirlerine iyilik ve ihsan edenler" ibaresinin manası : Canlarını ve mallarını Benim yolumda feda edenler, şeklindedir.
264. Bu hadisi Tirmizî Rahmetullahi Aleyh "Allah İçin Sevgi1 babında Muazu'bnu Cebel Radıyallahü Anh'den rivayet ediyor. Oradaki rivayetin metni şöyledir:
Muazu'bnu Cebel der ki, Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Benim rızam için birbirlerini sevenlerin nurdan minberleri (kürsüleri) olacaktır. Peygamberler ve şehidler onlara gıpta edeceklerdir.[34]
Tirmizî bu hadisin hasen, sahih olduğunu belirtiyor. C2,&63. 259-264. Hadislerin Şerhi
Bu hadis Allahü Teala hakkında "Allah diyor ki" demenin caiz olduğunu göstermektedir. Doğru olan da budur ve âimlerin hemen hepsi de bu görüş üzeredirler. Ancak daha önce Kitabu'l-Imân'da da açıkladığımız üzere Seleften bazıları böyle denilmesini uygun görmeyerek Allahü Teala hakkında ancak "Allah dedi ki" diye söylenilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Ancak daha önce de belirttiğimiz üzere Allahü Teala hakkında "Allah diyor ki" ifadesini kullanmanın caiz olduğu Kur'an-ı Kerim'in ifadesinden de anlaşılmaktadır. Yüce Allah: "Allah doğru olanı söyler ve doğru yola iletir" diye buyuruyor. Ayrıca bu mevzuda bir çok hadis rivayet edilmiştir.
"Benim celalim (rızam) için birbirlerini sevenler" yani dünyalık için değil, Benim yüceliğime hürmet ve Bana itaat için birbirlerini sevenler.
"Hiçbir gölgenin olmadığı günde Benim gölgemde gölgelendiririm" ibaresinin açıklamasında el-Kadî Rahmetullahi Aleyh şöyle diyor: İbarenin zahirî anlamından anlaşıldığına göre, o kişi, günün sıcağından, güneşinden, kargaşasından ve insanların nefeslerinin oluşturduğu havadan korunmak üzere gölgeye alınacaktır. Çoğunluğun görüşü de budur.
îsa ibni Dinar da diyor ki: Bunun anlamı, Yüce Allah'ın o kimseyi hoşlanmayacağı durumlardan koruması, ona ihsanda bulunması, kendi örtü ve korumasına almasıdır. "Sultan yeryüzünde Allah'ın gölgesidir" sözü ile kastedilen anlam da budur.
Ayrıca burada gölgeden kastedilenin, rahatlık ve nimet olabileceği de söylenmiştir. Araplar arasında "filanca gölgede bir hayat sürüyor" denildiğinde, onun rahat bir hayat sürdüğü kastedilir.
îkinci hadisin şerhinde (260) Nevevî şunları söylüyor:
Âlimler diyorlar ki, Allahü Teala'mn kulunu sevmesi, ona rahmetini ulaştırması, ondan razı olması, onun için hayır dilemesi ve seven birinin yaptığı iyiliği ona ulaştırmasıdır.
Kullar hakkında sevginin aslı, kalbin sevilen şeye meyletmesi-dir. Allahü Teala ise bundan münezzehtir.
,I}u hadis Alah için sevmenin üstünlüğünü ve bu sevginin Allan fm da kulu sevmesi neticesine götürdüğünü bildiriyor. Hadis aynı zamanda, salih kimseleri ve arkadaşları ziyaret etmenin faziletli, çok sevab bir iş olduğunu ortaya koyuyor.
Hadisten anlaşıldığına göre insanların, melekleri görmeleri mümkündür. Yani melekleri insan suretinde görebilirler.
"Benim için birbirlerini sevenleri, Benim de sevmem gerekti", yani dünya için olan bir maksatla değil de, Allahü Teala'ya itaat, iyilik ve takva yolunda yardımlaşma gayeleriyle birbirlerini seven-, leri Allah da sever. Ayrıca bu amaçla olan sevgi, ulaşıldıktan sonra, sevginin sona ermesine yolaçacak olan dünyalık bir gaye için olan sevgi gibi değildir. Çünkü Allahü Teala hiç ölmeyen, daima diri olduğundan. O'nun rızası için olan sevgi de devamlıdır. Dünyevî gayelerle olan sevgiler koparlar. Hatta bu tür gayelerle birbirlerine yakın dost olanlar kıyamet gününde birbirlerinin düşmanı olacaklardır. Nitekim Yüce Allah ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "O günde, takva sahipleri hariç, yakın dostlar birbirlerine düşman olacaklardır".
"Benim rızam için birlikte oturanlar" sözüyle gerek zikir için, gerek Kur'an okumak veya ilim öğrenmek, va'z dinlemek, irşad hizmetinde bulunmak, ferde ve cemeate yararı olacak dünyevî konular üzerinde nasihatleşmek üzere biraraya gelen ve bununla yalnız Allah'ın rızasını arayanlar kastedilmektedir.
."Benim rızam için birbirlerine iyilikte bulunanlar" denilirken kastedilenler, Allah rızası için canlarıyla, mallarıyla ihsanda bulunanlar, canlarıyla, mallarıyla birbirlerine yardım edenlerdir.
Tebaranî'nin ilavesindeki "birbirlerine karşı doğru olma" durumuna gelince: Bu Allah için olan samimi sevgi ve dostluğun gereklerindendir. Eğer her türlü hile, aldatmaca ikiyüzlülük ve yağcılıktan uzak, doğruluk üzere oturmuş bir sevgi olmazsa bu, gerçek manada Allah için bir sevgi olamaz.
"Allah için birbirlerini sevenlere nurdan minberlerin verilmesi" kıyamet gününde, mahşerde, insanların son derece izdiham içinde, şiddetli sıcak altında ve sıkıntılı olduğu zamanda olacaktır. Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "O en büyük korku (mahşer gününün korkusu) onları asla tasalandırmaz".
Peygamberlerin onlara gıpta etmesi ise, onların derece itibariyle Peygamberlerden ve şehidlerden üstün olduğunu göstermez. Bunların dereceleri onlarınkinden daha üstündür ve bunlarda başka kimsede bulunmayan üstünlükler vardır.
Allahü Teala bize de, kendi rızası için sevmeyi nasib etsin ve en çok sevdiği kulu Efendimiz Muhammed Aleyhisselâm'm şefeatine kavuştursun. [35]
Yüce Allah'ın "Hastalandım Beni Ziyaret Etmedin" Diye Buyurması İle İlgili Hadis
265. Bu hadisi İmam Müslim Rahmetullahi Aleyh C.9,s.463'de, (Kastallanî'nin Hamişine göre), Kitabu'1-Birr ve's-Sıla ve'1-Edeb'in "Hasta Ziyaretinin Fazileti" başlıklı babda rivayet etmiştir.
Muhammedu'bnu Hatimi'bni Meymun, Behz'den, o Ebu Rafi'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'tan Resulullak Alay-hisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah Azze ve Celle kıyamet gününde: Ey Ademoğlu, Ben hastalandım, Beni ziyaret etmedin, diye buyurur. Kul: Ey Rabbim, ben sem nasıl ziyaret ederim ki, sen bütün alemlerin Rabbisin, der. Yüce Allah: Bilmez misin ki, filanca kulum hasta oldu ama sen onu ziyaret etmedin, bilmez misin ki, eğer sen onu ziyaret etmiş olsaydın, Beni onun yanında bulurdun, diye buyurur. Ve yine buyurur: Ey Ademoğlu, Ben senden yiyecek istedim, ama sen Bana yiyecek vermedin! Kul: Ey Rabbim, ben sana nasıl yiyecek veririm ki, Sen bütün alemlerin Rabbisin, der. Yüce Alllah: Bilmez misin ki, filanca kulum senden su istedi de, sen ona su vermedin, oysa sen ona su vermiş olsaydın, o verdiğini Benim katımda bulurdun, diye buyurur.[36]
265. Hadisin Şerhi
Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi'nde:
Hadisi şerifte bildirildiği üzere, Yüce Allah'ın kulunu kastederek "hastalandım, Beni ziyaret etmedin" diye buyurmasının, gerçekte kulun şeref ve üstünlüğünü göstermek için olduğu âlimlerimiz tarafından ifade edilmektedir. Ayrıca bununla kulun Allah'a yakınlığı da bildirilmiş olmaktadır.
"Beni onun yanında bulurdun" denilirken "Benim sevabımı onun yanında bulurdun; ihsanımı, rahmetimi onun yanında bulurdun" manası kastedilmektedir. Hadisin devamında "eğer sen ona yiyecek vermiş olsaydın, o verdiğini Benim katımda bulurdun" denmesi de bu manayı kuvvetlendirmektedir. Yani bu verdiğin şeylerin sevab ve karşılığım Allah katında bulurdun, denilmektedir.
En doğrusunu bilen Allah'tır.
Bu hadis aynı zamanda, hasta ziyaretinin, ihtiyaç içinde olana yiyecek vermenin, su içirmenin faziletini bildiriyor. Şüphesiz bütün bu işler ahlaki üstünlüklerdendir, islam da bu ahlaki üstünlüklere çağırmaktadır. Nitekim Peygamberimiz Aleyhisse-lâm da, bu ahlaki üstünlükleri tamamlamak üzere gönderilmiştir.
Müslim, ilgili bölümde bu hadisten önce hasta ziyaretinin fazileti ile ilgili olarak başka hadisler de rivayet ediyor. Onlardan birinde "kim hasta ziyaret ederse dönünceye kadar cennet meyvelerinden toplamaya devam eder" denilmektedir. Nevevî diyor ki: Bu, kişinin cennete girmesi ve meyvelerinden toplaması ile te'vil olunmaktadır.
Sa'îd der ki: Ebu İdris el-Havelanî bu hadisi rivayet ederken iki dizi üzerine oturdu.
Yüce Allah'ın "Ey Kullarım Ben Zulmü Kendi Nefsime Haram Kıldım". Diye Buyurması İle İlgili Hadis
266. Hadisi, İmam Müslim, Kastallanî'nin Hamişine göre C.lO.s.8 ve sonrasında "Zulmün Haram Kılınması" babında rivayet ediyor:
Abdullahi'bnu Abdurrahmani'bni Behrami'd-Dârimî, Mer-van'dan -yani îbnu Muhammed ed-Dımeşkt den, o Sa'ld'bnû Abdülaziz'den, o Rebi'a ibnu Yezid'den, o, Ebu îdris el, Hevlâni'den, o da Ebu Zer Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın Yüce Allah'ın şöyle buyurduğunu bildirdiğini rivayet etmiştir:
"Ey kullarım, Ben kendi zatıma zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım, ey kullarım birbirinize zulmetmeyin, Benim doğru yola eriştirdikleri m dışında hepiniz yanlış yoldasınız. Benim sizi doğru yola eriştirmemi isteyiniz ki, Ben de sizi doğru yola eriştireyim. Ey kullarım, Benim kendilerine nimet verdiklerimin dışında hepiniz açsınız, Benden rızık isteyiniz ki, Ben de sizi rızıklandırayım. Ey kullarım, Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyiniz ki, sizi giydireyim. Ey kullarım, siz gece ve gündüz hata işlersiniz, Ben de bütün hatalarınızı bağışlarım. Benim sizi bağışlamamı dile'yiniz ki, Ben de
sizi bağışlayayım. Ey kullarım, siz Bana zarar verecek herhangi bir fenalık yapamazsınız. Aynı şekilde Bana fayda sağlayacak bir iyilik de yapamazsınız. Ey kullarım, eğer sizin baştan sona hepiniz, insanlarınız, cinleriniz, içinizden en takva sahibi kulun hali üzere olsanız, bu Benim mülkümden birşey artırmaz. Ey kullarım, eğer siz baştan sona hepiniz, insanlarınız ve cinleriniz, içinizden en fena kalpli kulun hali üzere olsanız bu durum, Benim mülkümden bir şey eksiltmez. Ey kullarım, eğer sizin baştan sona. hepiniz, insanlarınız ve cinleriniz, bir hal üzere olup Benden dilekte bulunsalar, Ben de hepinizin dilediğini versem, bunun Benim mülkümden eksilteceği, bir iğnenin denize sokulup çıkarılması halinde alacağı sudan fazla değildir. Ey kullarım, yaptıklarınızı sizin hesabınıza kaydediyorum, sonra bunların karşılıklarını size vereceğim. Kim bir iyilik bulursa, Allah'a hamdetsin, kim de bir fenalık bulursa nefsinden başkasını kınamasın[37]
267. Bir Başka Rivayette:
Resulullah Aleyhisselâm Rabbinden rivayetle buyurdu ki:
"Ben zulmü kendi nefsime haram kıldım, aynı şekilde kullarıma da haram kıldım, birbirlerine zulmetmesinler...." deniliyor, ve sonra hadisin devamı bildiriliyor. [38]
Ancak başta zikrettiğimiz Ebu Idris rivayeti buradakinden daha kapsamlıdır.
268. Ebu İsa et-Tirmizî Rahmetli 11 ah i Aleyh bu hadisi Ebu Zer Radıyallahü Anh'den Müslim'in verdiğinden daha değişik bir metinle rivayet etmektedir. Oradaki rivayet şöyledir:
Ebu Zer Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah hilâ buyurdu ki:
"Yüce Allah şöyle buyurur: Ey kullarım Benim doğru yola erdirdiklerim dışında hepiniz yanlış yoldasınız. Benden doğru yola eriştirmemi isteyin ki, Ben de sizi doğru yola eriştireyim. Benim zengin kıldıklarım dışında hepiniz fakirsiniz, Benden isteyin ki sizi rızıklandırayım, Benim koruduklarım dışında hepiniz günaha dalarsınız. Kim Benim günahlarını bağışlamaya gücümün yettiğini bilir de Benden bağışlama dilerse onu bağışlarım, hiç aldırış etmem. Eğer sizin baştan sona hapiniz, ölünüz - diriniz, kurunuz-yaşımz, kullarımdan en takva sahibi bir adam gibi olsalar, bu durum Benim mülkümde bir sineğin kanadından fazla bir şey arttırmaz. Aynı şekilde eğer sisin baştan sona hepiniz, ölünüz ve diriniz, yaşınız ve kurunuz, kullarımdan en fena halde olanın durumu üzere olsalar, bu da Benim mülkümden bir sineğin kana* dmdan fazla birşey eksiltmez. Yine eğer baştan sona hepiniz, diriniz ve ölünüz, yaşınız ve kurunuz, bir yerde toplansanız ve her insan bütün umduklarını Benden istese, Ben içinizden her istek sahibinin istediğini versem, bu Benim mülkümden, birinizin denizin yanından geçerken oraya bir iğne daldırıp çıkarması halinde denizden alacağı su miktanndan fazla bir şey eksiltmez. Çünkü Ben cömertim, fazilet sahibiyim. Dilediğimi yaparım, Vermem de, azad etmem de, bir söz iledir. Benim bir şey istemem halinde yaptığım, ona: "Ol" demektir, o da oluverir.[39]
Ebu İsa et-Tirmizî Rahmetullahi Aleyh bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
269. İbnu Mace de, Sünen'inde bu hadisi et-lirmizî'nin rivayetindeki metne yakın bir metinle rivayet etmiştir. Onun rivayetinde bazı kısımlar burada geçtiği yerden önce zikredilmiş, bazı kısımlar da burada geçtiği yerden sonra zikredilmiştir.
Ayrıca orada "ölünüz, diriniz, kurunuz, yaşınız kullarımdan en takva sahibi adamın hali üzere toplansalar" ibaresi ile "azab etmem söz iledir" ibaresi geçmemektedir. Bunun dışında Tirmizî'nin rivayeti ile aynıdır. [40]
266-269. Hadislerin Şerhi
Yüce Allah'ın "Ben kendi zatıma zulmü haram ettim" diye buyurması hakkında ilim adamları diyorlar ki: Bunun manası "Ben böyle birşeyden münezzeh ve uzağım" şeklindedir. Zulüm Allah için muhal olan bir şeydir. Çünkü zulüm sınırı aşmak ve başkasının mülkünde tasarrufta bulunmak anlamındadır. Allah'ın sınırı aşması nasıl düşünülebilinir ki, O'nun üstünde itaat edilmesi gereken bir şey yoktur. Bütün kainat O'nun mülkü ve O'nun hükmü altında olduğuna göre, Allahü Teala'nın başkasının mülkünde tasarrufta bulunması da düşünülemez.
Bir şeyi haram kılmanın sözlükteki asıl anlamı; yasaklamaktır. Aslen yok olan bir şey yasak edilmiş olana benzediğinden, Allahü Teala zulmü kendi hakkında haram kılınmış olarak isimlendirdi.
"Benim doğru yola eriştirdikleri m dışında hepiniz yanlış yoldasınız" sözünün anlamı hakkında el-Mazerî, Rahmetullâhi Aleyh şöyle diyor: Bu sözün zahirî anlamından anlaşıldığına göre insanlar ellerinden tutan olmadıkça sapıtmaya elverişli bir tabiat üzere yaratılmışlardır, ancak Allah'ın hidayete erdirdikleri müstesnadır. Meşhur bir hadiste: "Her çocuk fıtrat üzere doğar" denilmektedir. Bu durumda bir tenakuz ortaya çıkmaktadır. Bu meseleye şöyle cevap verilmiştir: Birinci hadisle, insanların Peygamber Aleyhisselâm gönderilmeden önceki özellikleri kastedilmiş olabilir. Yahut, eğer insanlar başıboş bırakılırsa tabiatlanndaki şehvete ve rahata düşkünlük, aldırmazlık özellikleri dolayısıyla sapıtabilirler. Bu ikinci anlam daha kuvvetli görünmektedir.
Bu aynı zamanda bizim mezhebimizin ve diğer ehli sünnet mezheplerinin "gerçek anlamda doğru yolu bulabilenin ancak Allah'ın doğru yola eriştirdiği kinişe olduğu" tarzındaki görüsüne delil teşkil etmektedir. Buna göre kişi, Allah'ın hidayet vermesiyle doğu yolu bulur ve bu da Alahü Teala'nm onun için hidayeti dilemesiyle olur.
Allahü Teala bir kısım kullarının doğru yolu bulmalarım diledi, onlar doğru yolu buldular. Diğerleri için böyle irade etmedi, eğer irade etseydi onlar da doğru yolu bulurlardı. Bu görüş mutezilenin: "Allah herkesin hidayet bulmasını diledi" tarzındaki görüşüne muhaliftir.
Allahü Teala, olmayan bir şeyi dilemekten veya dilemediği bir-şeyin O'nun mülkünde gerçekleşmesi halinden münezzehtir. Çünkü: "Allahü Teala'nın dilediği gerçekleşti; dilemediği ise gerçekleşmedi",
"Bu benim mülkümden, bir iğnenin denizden eksilttiğinden fazla bir şey eksiltmez" sözü hakkında âlimler şöyle diyorlar: Bu ifade insanların meseleyi anlaması içindir, yoksa eses itibariyle Allah'ın mülkünden bir şey eksilmez. Nitekim diğer hadisi şerifte de: "Allah'ın eli cömerttir, vermek ondan bir şey eksiltmez" deniliyor. Çünkü Allah katında olana eksiklik gelmez. Eksiklik sınırlı ve geçici olana gelir. Allah'ın vermesi kendi rahmet ve ihsanmdandır. Bu ikisi ise Allah'ın ezelî iki sıfatıdır. Bunlara asla eksiklik gelmez.
İğnenin denizden aldığı ile.örnek verilmesi ise, bu örnekle verilende eksilme hâdisesinin his s e dilemeyecek derecede olması do-layısıyladır. Amaç ise, görülen ile mukayese etmek suretiyle meselenin zihinlerde anlaşılmasını sağlamaktır. Deniz, gözle görülen şeylerin en büyüklerinden, en genişlerindendir. îğne de eyşanın en küçüklerin dendir. Üstelik iğnenin madeni, denize daldırılınca su tutmaz. En doğrusunu bilen Allah'tır.
"Vermem de, azab etmem de bir söz iledir" ifadesi "dilediğimi yaparım" ifadesini açıklamak içindir. Bu da Allahü Teala'nın dilediğini çok kısa bir anda gerçekleştirdiğini bildirmek içindir. Burada kastedilen sözün kendisi değildir. Söz burada temsili anlamdadır ve insanların zihinlerinin bunu kavrayabilmeleri için böyle
bildirilmiştir. Yani Allah'ın bir şeyi dilemesi, o şeyin, ânında olmasını gerektirir. (Nevevî Şerhi, Kastallanî'nin hamişine göre, C.lO.s.8)
"Kibriya Benim Ridamdık, Azamet İse İzarımdır"Hadisi
270- Hadisi, Müslim, Sahih'inde, Kastallanî'nin
Hamişine göre C.10,s.53'de "Kibirlenmenin Haramlığı" babında Ebu Hureyre ve Ebu Sa'îd el-Hudrî Radıyallahü Anhuma'dan rivayet etmiştir.
Bu ikisinin rivayetine göre Resulullah Aleyhisselâm buyurdu:
"izzet, yücelik Allah'ın iz'arıdır, kibriya, büyüklük de ridasıdır. (Allah buyurur ki): Kim bunlarda Benimle bir münakaşaya girerse ona azab ederim.[41]
271. Bu hadisi Ebu Davud, Sünen'inde C.4,s.50'de "Kibir Hakkındaki Rivayetler" babında veriyor:
Musa'bnu İsmail Hammadu'bnu Seleme'den, o Muhamme-du'bnu Ziyad'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resu-lullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Büyüklük Benim ridamdır, yücelik de iz'arımdır. Bunlardan birisi hakkında Benimle münakaşaya giren olursa onu cehenneme atarım[42]
272. İbnu Mace, Sünen'inde C.2,s.282'de "Kibirden Sakınmak ve Tevazu" başlıklı babda bu hadisi senediyle birlikte veriyor:
Oradaki hadis Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edilmiştir ve metni Ebu Davud'un rivayetindeki metnin aynısıdır.
Ancak Ebu Davud'un rivayetinde geçen attım anlamındaki "kazeftu" kelimesinin yerine burada "elkaytu" kelimesi kullanılıyor, yine Ebu Davud'un rivayetinde yer alan cehennem anlamındaki "en-nar" kelimesinin yerine burada "cehennem" deniliyor. [43]
273. İbnu Mace bu hadisi aynı şekilde İbnu Abbas Radıyallahü Anh'den de rivayet ediyor.
Bu rivayet Ebu Davud'da geçen rivayetin metninin aynısıdır.
Yani yukarıda zikredilen farklılıklar burada yoktur. [44]
270 - 273. Hadislerin Şerhi
Nevevî'nin Sahih'i Müslim Şerhi, C.10,s.53'den.
Hadiste anılan sıfatlarda, Allah'la münakaşaya girmenin anlamı, bu sıfatlan edinmeye kalkışmak; izzet ve yücelik taslamaktır. Bu hadisde kibirlenenlere şiddetli bir azab vaadedilmekte ve hadisi şerif kibrin, kendini büyük görmenin kesinlikle haram olduğunu bildirmektedir.
izzet ve yüceliğin Allah'ın iz'arı ve ridası olarak adlandırılması mecazî anlamdadır. Mesela Araplar bir kimse hakkında: "Zühd onun gömleği, takva da kaftanıdır" derler. Bununla o kimsenin elbisesi kastedilmez. Bu söz ile ifade edilmek istenen zühd ve takvanın, o kimsede çok bariz şekilde kendini gösteren iki özellik olduğu, bu iki özelliğin hiçbir zaman kendisinden ayrılmadığıdır. İzzet ve yüceliğe en layık olanın Allahü Teala olması ve bu iki özelliğin O'nun zatına yakışması itibariyle bu şekilde örneklendirilmiş tir. Araplar arasında meşhur olan bir söz vardır: "Filanca geniş ri-dalıdır veya bol elbiselidir" derler. Bu sözle o kimsenin, çok cömert, iyilik sahibi bir kimse olduğu kastedilir. (Nevevî Şerhinden alınan açıklama bitti).
Biz de deriz ki:
Kur'an-ı Kerim'de kibirden söz edilmiş ve kibirlenenler şiddetli azabla korkutulmuşlardır. Allahü Teala, kibiri, sahibinden iyilik ve başarıyı engelleyen bir sebeb olarak göstermiştir. Bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Yeryüzünde haksız yere büyüklük tas-layanları, ayetlerimden uzaklaştıracağım" Bir başka ayet-i kerimesinde de: "Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mudur?" diye buyuruyor. Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyuruyor: "Bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azab göreceksiniz". Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurulüyor: "Bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı bir azabla cezalandırılacaksınız". Allahü Teala'dan bizim nefislerimizi kibirden temizlemesini ve bize tevazu nimetini bahşetmesini diliyoruz. Amin.
'Musa Aleyhisselam'ın Hızır Aueyhisselâm'la Buluşma İsteği' İle İlgili Rivayetler:
274. Buharı, Hızır Aleyhisselâm'm Musa Aleyhisselâm ile buluşmasıyla ilgili hadisi C.4,s.l54'de vermiştir:
Aliyyu'bnu Abdillah, Süfyan'dan, o, Amru'bnu Dinar'dan, o, Sa'îdu'bnu Cubeyr'den rivayet etmiştir, Sa'îdu'bnu Cubeyr der ki:
"ibnu Abbas Radıyallahü Anh'a, Nefv el-Bikâlî, hızırla buluşan Musa'nın Beni israil'e gönderilen Musa olmadığını, Onun başka bir Musa olduğunu sanıyor, diye söyledim. Ibnu Abbas şöyle söyledi: Allah'ın düşmanı yalan söylüyor, Übeyyu'bnu Kaab'm Re-sulullah Aleyhiss elam 'dan bize rivayet ettiğine göre Musa Aleyhis-selâm bir gün Benî israil içinde bir konuşma yapmaya durdu, ona: İnsanların içinde en bilgilisi kimdir? diye soruldu. O da: Benim, dedi. Yüce Allah, asıl ilim sahibinin Hakk Teala olduğunu zikretmediği için onu azarladı ve ona: Hayır,iki denizin buluştuğu yerde benim bir kulum vardır, o senden daha bilgilidir, diye buyurdu. Musa Aleyhisselâm: Ey Rabbim, beni ona kim ulaştırabilir? diye sordu. -Hadisin ravüerinden Şüfyan der ki: Ben ona nasıl ulaşabilirim?" diye söylemiş de olabilir- Yüce Allah: Bir bahk alırsın, onu bir zenbile koyarsın, nerede balığı kaybedersen bil ki orası onun yeridir, diye buyurdu. Musa Aleyhisselâm zenbilin içine balğı koydu., Sonra adamı Yuşa'du'bnu Nün ile birlikte yola koyuldular. Bir kayaya geldiklerinde, başlarını o kayaya koyup dinlendiler... hadisin devamı hayli uzundur.[45]
275. Buharî Rahmetullahi Aleyh bu hadisi C.6,s.88'de 'Kehf Suresi'nin Tefsiri1 ile ilgili babda, Cenab'ı Hakk'ın: "Hani Musa Adamına Demişti ki..." sözü ile ilgili kısımda rivayet etmektedir:
Orada şöyle deniliyor:
"Allahü Teala kendisine vahyetti ki, Benim, iki denizin buluştuğu yerde bir kulum vardır, o senden daha bilgilidir. Musa Aleyhisselâm: Ey Rabbim, ben ona nasıl ulaşabilirim? diye sordu. Cenabı Hakk: Yanma bir balık alırsın," onu bir zenbile koyarsın, nerede o balığı kaybedersen bil ki, orası onun yeridir, diye buyurdu... hadis bu şekilde devam ediyor". [46]
276. Buharî, aynı babda bu hadisi farklı bir şekilde de rivayet etmektedir. O rivayette şöyle deniliyor:
Cenabı Allah, ilmi Allahü Taala'mn zatına nisbet etmediği için onu azarladı. Kendisine: Hayır, denildi. Musa Aleyhisselâm: Ey
Rabbim, benden daha bilgilisi nerede? diye sordu. Hakk Teala: iki denizin kavuştuğu yerde, diye buyurdu. Musa Aleyhisselâm: Ey Rabbim, bana bir işaret göster, onun yerini bu işaretle bileyim, dedi. Amr'ın rivayetine göre Hakk Teala: Balığın seni terkettiği yerdir, diye buyurdu. Ya'la'mn rivayetine göre ise Cenabı Allah: Kendisine ruh üflenecek ölü bir balık al, diye buyurdu. Musa Aleyhisselâm da balığı aldı.... hadis bu şekilde devam ediyor." [47]
Buharı, bu babda hadisi daha önce verdiğimiz metne yakın bir metinle vermektedir. En doğrusunu Allahü Teala bilir.
el-Kastallanî Rahmetullahi Aleyh C.7,s.22l'de Kehf Suresi ile ilgili bölümde: Bu hadis Kitabu'l-îlm'de geçti, müellif Rahmetullahi Aleyh bu hadisi, kitabı el-Cami'de (yani el-Cami'u's-Sahih'de) ondan fazla yerde zikretmektedir, diye kaydetmektedir.
274-27a Hadislerin Şerhi
îbnu Abbas Radıyallahü Anh'ın Nevf el-Bikâlî hakkında "Allah'ın düşmanı yalan söylüyor" demesi, ona şiddetle karşı çıkması, bunda mübalağa etmesi ve ona son derece hiddetlenmesi dolayısıyla idi. Yoksa böyle biri olduğuna inanması sebebiyle değil.
iki denizin buluştuğu yerle kastedilen, Doğudaki Fars denizi ile Rum denizinin buluştuğu yerdir.
"O senden daha bilgilidir" yani özel bir şeyde, özel bir konuda. (Kitabın metin kısmında Musa Aleyhisselâm ile Hızır Aleybisselâm arasında geçen hâdise ile ilgili hadisin baş tarafı verilip "devam hayli uzundur" denilerek kesiliyor. Ancak şerhte hadisin devamı Sahih-i Buharî'den alınarak açıklamalı şekilde veriliyor. Aşağıda hadisin devamım şerhteki açıklamalarıyla birlikte-tercüme ettik. -Mütercim-):
"Sözkonusu kayaya başlarını koyunca Musa Aleyhisselâm uykuya daldı. Bu esnada balık canlanmaya başladı. Çünkü Cenabı Allah'ın hikmet ve kudreti ile balığa hayat verildi. Zenbilden çıkarak, denize döştü. Sonra da denizin içinde yolu tutup gitti. Allahü Teala, balığın geçtiği yerde suyun akışını durdurdu, böylece su üzerinde kemer gibi bir iz kaldı. Musa Aleyhisselâm ile Hızır Aleyhisselâm in bir mucizesi olarak orası bir kemer gibi kaldı.
Uyanınca, gecenin kalan kısmında ve ertesi gün bir miktar daha yürümeye devam ettiler. Ertesi gün biraz geçince, Musa Aleyhisselâm yanındaki adamına "Şu azığımızı getir, bu yolculuğumuzdan dolayı hayli yorgun düştük" dedi.
Allah'ın emrettiği yeri geçinceye kadar Musa Aleyhisselâm kendinde yorgunluk hissetmedi. Adamı: "Gördün mü, o kayada dinlendiğimiz esnade ben balığı unutmuşum (yani balığın canlandığını, suya dalıp orada bir kemer gibi iz bıraktığını sana haber vermeyi unutmuşum) Bana onu hatırlamamı unutturan ancak şeytandır. (Akla durgunluk veren, ilahi kudretin yüceliği ile meydana gelen o hadise olunca birden sana söylemeyi unuttum). Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmiş." dedi. Şaşılacak durum, balığın gittiği yolda bir boşluk oluşmasıdır.
Musa adamına: "Bizim de istediğimiz zaten buydu" dedi. Hemen geldikleri yoldan kendi izlerini takib ederek geri döndüler. O, dinlenmiş oldukları kayaya gelince Hızır Aleyhisselâm'ı araştırmaya başladılar. Baktılar ki, bir adam elbisesine bürünmüş uyuyor. Musa Aleyhisselâm ona selam verdi. Hızır Aleyhisselâm da selâmını aldı ve: Senin ülkende selam var mıdır? diye sordu. (Bir rivayete göre de, "benim yaşadığım bu ülkede selam var mıdır?" diye sordu). Musa Aleyhisselâm: Ben Musa'yım dedi. Hızır Aleyhisselâm: Israiloğlu Musa mı? diye sordu. Musa Aleyhisselâm: Evet, dedi. Sonra: Sana öğretilenden bana hayra götüren bilgi öğretmen için geldim, diye söyledi. (Kendisine din konusunda bir bilgi öğretmesini istediğine dair herhangi bir. rivayet gelmiş
değildir. Çünkü Peygamberler Ümmetlerinin ibadet düzenini ihtiva eden dinleri hakkında yeterince bilgiye sahiptirler).
Hızır Aleyhisselâm: Ey Musa, ben Allah'ın bana öğrettiği ama senin bilmediğin bir bilgiye sahibim. Sen de, Allah'ın sana öğrettiği amaç benim bilmediğim bir bilgiye sahipsin. (Yani ben senin bildiklerinin hepsini bilmem, sen de benim bildiklerimin hepsini bilemezsin), dedi. Musa Aleyhisselâm: Ben sana uyabilir miyim? diye sordu. Hızır Aleyhisselâm: Sen benim yaptıklarıma dayanamazsın, dedi. (Çünkü Musa Aleyhisselâm kendi şeriatına aykırı bir şey gördüğü zaman, ona karşı çıkmadan duramazdı).
Sonra, Hızır Aleyhisselâm: "Bütün inceliklerini bilginle kavra-yamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin" diye söyledi. (Yani sen bir Peygamber olarak, dış görünüşü itibariyle kabul edilemeyecek, batini inceliklerini de senin bilmediğin işlerime nasıl sabredebilirsin?). Sonra Musa Aleyhisselâm: İnşallah sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işde baş kaldırmayacağım, dedi. Musa ve Hızır Aleyhisselâm deniz sahili boyunca yürüyerek birlikte yola çıktılar.(Yaniarında Yuşa da bulunuyordu). Yanlarından bir gemi geçti, gemi dekil erden kendilerini gemiye almalarını istediler. Onlar Hızır'ı tanıdıklarından berikileri ücretsiz olarak gemiye aldılar. Gemiye bindiklerinde bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve bir iki kere gagaladı. O zaman Hızır Aleyhisselâm: Ey Musa, benim ve senin ilmin Allah'ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar bir şey eksiltmiş değildir, diye söyledi.
(Burada eksiltme sözü zahirî anlamında değildir. Bu sözün anlamı şudur: Benim ve senin ilmin Allahü Teala'nm ilmine oranla bu kuşun denizden aldığı suyun bütün denize oranı gibidir. Bu da zihinlerin meseleyi kavrayabilmesi için yapılan bir benzetmedir. Esas itibariyle Allah'ın ilmi sonsuz, deniz ise sonludur.)
Birara Hızır eline balta alıp, denizin üstünde giden geminin tahtalarından bir tahtayı söktü. Musa Aleyhisselâm işin şaşkınlığını üzerinden atana kadar Hızır Aleyhisselâm tahtayı ayağıyla attı.
Musa Aleyhisselâm yapılana itiraz edecek: Sen ne yaptın? Bunlar bizi ücretsiz olarak gemilerine aldılar, sen se onu delerek içindekileri batırmaya çalışıyorsun, dedi. (Çünkü açılan delikten gemiye su dolacak, bu da içindekilerle beraber geminin batmasına yol açabilecek).
Musa Aleyhisselâm Hızır'a: Sen çok garib bir iş işledin, diye söyledi. Hızır Aleyhisselâm Musa Aleyhisselâm'm başta kabul etmiş olduğu şartı kendisine hatırlatarak: Ben sana; benim yaptıklarıma dayanamazsın dememiş miydim? diye söyledi. (Bur-daki soru onun yaptığının doğru olmadığını bildirmek içindir). Musa Aleyhisselâm Hızır Aleyhisselâm'a: Unuttuğum için bana çıkışma (bunu unutarak yaptığından dolayı özür diliyor veya şarta uymamasının unutmak dolayısıyla olduğunu bildiriyor). Gücümün yetmediği şeyden beni sorumlu tutma, dedi. (Musa Aleyhisselâm'm bu ilk itirazı unutmak sebebiyle olmuş oldu).
Gemiden inince çocuklarla oynayan bir erkek çocuğu gördüler. Hızır Aleyhisselâm onun başından tutarak şöylece bedeninden ayırdı. -Ravilerden Süfyan parmaklarıyla bir şeyi koparır gibi işaret etti-. Musa Aleyhisselâm bu sefer ona: Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Doğrusu pek kötü bir şey yaptın, dedi. Hızır Aleyhisselâm; Tekrar: Ben sana, sen benimle sabredemezsin dememiş miydim? diye hatırlattı. Musa Aleyhisselâm da: Bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın, dedi. Tekrar yola koyuldular. Sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler (Onların kendilerini misafir etmelerini istediler). Kasaba halkı bu ikisini misafir etmek istemedi. Şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan, eğilmiş halde bir duvar gördüler. Hızır Aleyhisselara onu doğrulttu. -Ravilerden Süfyan, bir şeyi yukarı doğru düzeltir gibi eliyle işaret etti.-
Musa Aleyhisselâm: Adamlara geldik, bizi misafir etmek istemediler, bize yiyecek vermediler; sen tuttun onların yıkılmak üzere olan duvarlarını doğrulttun, İsteseydin bunun karşılığında bir ücret alabilirdin, diye söyledi. Bu sefer Hızır Aleyhisselâm: "işte-bu, seninle benim ayrılmamı gerektiriyor, dayanamadığın işlerin yorumunu sana bildireceğim, diye söyledi. Yani dış görünüş itibariyle yanlış olduğunu sandığın bu işlerin, bilmediğin taraflarını ve hikmetlerini sana bildireceğim".
(Hâdisenin bundan sonraki kısmı, tercümesini yaptığımız kitapta yer almıyor. Ancak biz, hâdisenin devamını Kur'an-ı Kerim'de geçen şekliyle vermeyi uygun gördük -Mütercim).
"(Hızır dedi ki) : Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti: Onu kusurlu kılmak istedim. Çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı. Oğlana gelince, onun ana, babası Mü'min kimselerdi.Çocuğun onları azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korkmuştuk. Rabblerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik. Duvar ise; şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi kimseydi. Rabb'in onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabb'inden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarım istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte day anam adı ğın işlerin içyüzleri bunlardır".
Resulullah Aleyhisselâm buyurdu ki: Dilerdik ki Musa sabret-seydi de, Allahü Teala onların hikayelerini bize bildirseydi.
Ravi Süfyan der ki: Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu: Allah Musa'ya rahmet eylesin. Sabretmiş olsaydı Allahü Teala onların hikayelerini bize bildirirdi.
Yine Ritabu't-Tefsir'de el-Hamîd'in Süfyan'dan rivayeti ile gelen bir hadis-i şerifte Resulullah Aleyhisselâm in şöyle buyurduğu bildiriliyor: isterdik ki, Musa sabretseydi de, Allahü Teala onların hikayelerini bize bildirseydi. (Kastallanî Şerhi, C.5,s.381)
Her şeyin en doğrusunu bilen Allah'tır.
İntihar Etmenin Cezası Cehennemdir
277, Elini bıçak ile kesip de ölen adamla ilgili hadis. Bu hadisi Buharı, c.4,sll80'de "Benî İsrail'den Sözetme" başlıklı babda rivayet etmektedir:
Muhammed'in Haccac'dan, onun da Cerir'den rivayetine göre el-Hasen şöyle söylemiştir: Cundebu'bnu Abdullah bize şu mescidde rivayette bulundu. Rivayette bulunduğu günden bu yana söylediklerini unutmuş değiliz, Cundeb'in Allak Resulü Aleyhisselâm'a yalan isnad etmiş olacağı yolunda bir endişemiz de yoktur. O, Resulullah Aleyhisselâm'in şöyle buyurduğunu bildirdi:
"Sizden öncekilerde, bir adam vardı. Bir yarası çıkmıştı. O yara dolayısıyla çok acı çekti. Bunun üzerine bir bıçak aldı ve onunla elini kesti. Kanama durmadı ve adam bu yüzden öldü. Yüca Allah da: "Kulum kendi nefsinde Benim hükmüme karşı çıktı, Ben de ona cenneti haram kıldım" diye buyurdu.[48]
277. Hadisin Şerhi
"Sizden Öncekiler" denilirken kastedilen, îsrailoğullan veya başka bir topluluk olabilir. Ancak îsrailoğullan olması ihtimâli kuvvetlidir.
Hadiste sözü edilen, intihar eden adamın ebediyen cehennem azabını haketmesi, kendisini öldürmesi dolayısıyla değil, Allah'ın hükmüne karşı çıkarak küfre düşmesi dol ayı siy ladır. Yahut bu adam, esasında kâfir birisi idi, kendini de öldürünce yaptığı kötülük için küfründen dolayı çekeceği azaba ilave olarak, bu azabı haketmiş oldu.
"Kulum kendi nefsinde Benim hükmüme karşı çıktı" yani "Benim hükmüm ona ulaşmadan, o kendisini öldürdü" sözünde müşkil bir durum bulunmaktadır. Çünkü bu sözün zahirî anlamına göre öldürülen kimse, eceli gelmeden ölmektedir. Oysa her.hangi sebeple olursa olsun bir kimse, eceli gelmeden önce ölmez, ayrıca Aîlahü Teala onun anılan sebepten dolayı öleceğini bilmektedir. Allahü Teala'mn ilminde değişme olmaz.
Bu meselenin cevabında denildi ki: Allah o kimseyi kendi ilmine muttali kılmış değildir, O kimsenin kendini öldürmek suretiyle Allah'ın hükmüne karşı çıkmak istemesi, kendi irade ve arzusuyla olmuştur. O kendisini öldürme yolunu seçti, böylece âdeta Allah'ın hükmünün ona ulaşmasından önce o, kendi hakkında hüküm vermek istemiş gibi oldu. Bu karşı çıkışı ile de cezayı haketti.
Hadis cana kıymanın ne kadar büyük bir günah olduğunu bildirmektedir, însan ister kendi canına kıysın, ister bir başkasının canına kıysın. Çünkü kendi canı da; onun mülkü değildir. Bilakis onun canı Allahü Teala'mn mülküdür. Doğru olanı Allah bilir. (Kastallanî Şerhinden).
Kimse Allah'ın Fazlından Müstağni Kalamaz
278. TSyyûb Aleyhisselâm'ın Yıkanması ve Üzerine Altın Çekirge Konması1 ile ilgili hadis. Bu hadisi Buharı, C.l,s.64'te Kitabu'l-Gusl'un "Çıplak Halde Gusletmenin Durumu" başlıklı babında rivayet etmiştir:
f
îshaku'bnu Nasr Abdurrezzak'tan, ö Ma'mer'den, o Hemma-mu'bnu Münebbih'ten, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Re-sulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Eyyûb Aleyhisselâm çıplak olarak guslediyordu. Bu sırada bir altın çekirge üzerine kondu. Eyyûb'Aleyhisselâm hemen elbisesi-nebüründü. Rabbi ona: Seni gördüğün her şeyden müstağni kılmamış mıydım? diye buyurdu O da: Evet, izzetin hakkı için Öyledir, fakat senin verdiğin bereketten de müstağni kalamam, dedi.[49]
279. Buharı bu hadisi, C. 4, s. 151'de, Kitabu'l Badu'l-Halk'ın, "Eyyûb de: Başıma Bir Bela Geldi (sana sığındım)..., Diye Nida Etmişti" ayet-i kerimesi ile ilgili babında da rivayet etmiştir. Ayrıca C.9,s.l43'de Kitabu't-Tevhid'in, "Allah'ın Sözünü Değiştirmek İstiyorlar" ayet-i kerimesi ile ilgili babında da bu hadise yer vermiştir.
Ancak bu iki rivayette yukarıdaki rivayett ekin den farklı olarak, "üzerine altın çekirgeler sürüsü kondu" denilmektedir. [50]
280. Nesâî de, bu hadisi C.l,s.20rde, "Guslederken Bir Perdenin Arkasına Geçmek" başlıklı babda rivayet ediyor.
Buradaki rivayetin metni de Buharfnin Kitabu'1-Gusl'de geçen rivayetindeki metnin aynısıdır. Ancak Buharî'nin rivayetinde tekil olarak geçen bereket kelimesi, burada "berekât" şeklinde çoğul olarak geçmektedir. [51]
278 - 280. Hadislerin Şerhi
Kastallanî diyor ki: Eyyûb Aleyhisselâm'm üzerine atlayan çekirgenin altından, ama ruh sahibi bir çekirge mi yoksa, ruhu olmayıp çekirge şekli taşıyan altından bir şey mi olduğu anlaşılmıyor. Şerhu't-Takrib'de ikincisinin daha kuvvetli ihtimal olduğu belirtiliyor.
Allahü Teala'nın Eyyûb Aleyhissalâm'a nida etmesi, Musa Aleyhisselâm ile konuşması gibi konuşma veya meleklerden bir melek vasıtasıyla nidasını bildirmesi olabilir.
Kastallanî daha sonra şöyle diyor: Eyyûb Aleyhisselâm'ın bu malı, dünya sevgisi ile almış olması mümkün değildir. Ancak, onun kendi nefsi hakkında bildirdiği gibi, Rabb'inin katından bir bereket olması dolayısıyla almıştır. Öyleki O, Allahü Teala'nın yakın zamanda varettiği bir şey, yahut alışılanın üstünde bir özelliğe sahip, yeni bir nimet olması itibariyle kabule şayan görülmüştür. Bunda, Allahü Teala'ya şükür, O'nun şanının yüceliğinin ifadesi anlamı vardır. Reddinde ise nimeti inkar ve Allah'tan gelen nimeti red anlamı vardır.
Hadisten anlaşıldığına göre çıplak olarak banyo yapmak caizdir. Çünkü Allahü Teala Eyyûb Aleyhisselâm'ı, çıplak olarak banyo yapmasından dolayı azarlamadı. Allah'ın hitabı, çekirgeleri toplaması dolayısıylaydı. (Kastallanî'den açıklama bitti).
Ben derim ki: Rivayet edildiğine göre Musa Aleyhisselâm çıplak olarak yıkanıyordu, bir taş elbisesini aldı. Ona vurarak iki kere, "elbisem, elbisem ey taş" dedi. (Kastallanî Şerhi C.l,s.333)
Eşlem Kabilesini Allah Selamete Kavuşturdu
28L Bu hadisi Müslim, Kastallanî'nin Sahih-i Buharı Ve yazdığı hamişine göre Ç.9,s.407'de Kitabu'l-Fadâil'in "Gıfar ve Eşlem Kabilelerinin Üstünlükleri" başlıklı babda rivayet etmiştir:
Huseynu'nu Harb, el-Fadlu'bnu Musa'dan, o Haysemu'bnu İrak'dan, o babasından, ö da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Eşlem kabilesini Allah selamete kavuşturdu, Gıfar kabilesini de Allah mağfiret eyledi. Bunları ben söylemedim, bilakis Allah Azze ve Celle söyledi.[52]
282. Müslim, "Eslem'i Allah Selamete Kavuşturdu" hadisini, Ebu Bekre Radıyallahü Anh'a ulaşan bir senedle yukaridakinden daha uzun bir rivayetiyle de zikretmektedir. Bu rivayette, senedin Muhammedu'bnu Ya'kub'a kadar olan kısmı zikredildikten sonra şöyle deniliyor:
Muhammedu'bnu Ya'kub der ki, ben Abdurrahmani'bnu Ebi Bekre Radıyallahü Anh'dan duydum. O da babasından rivayetle bildirdi ki, el-Ekrau'bnu Habis Resulullah Aleyhisselâm'a gelerek: Eşlem, Gıfar ve Muzeyne kabilelerinden hacıları soyan hırsızlar gelip şana bey'at ettiler, diye söyledi. Resulullah Aleyhisselâm'da:
"Ne dersin, Eşlem, Gıfar ve Muzeyne kabileleri, Benî Temim, Benî Âmir, Esed ve Gatafan kabilelerinden daha üstün olurlarsa bunlar hüsrana uğrar ve kaybederler mi? diye sordu. el-Akra: Evet, dedi. Resulullah Aleyhisselâm: Nefsim elinde olana yemin ederim ki, onlar bu berikilerden daha üstündürler, diye buyurdu[53]
281 - 282. Hadislerin Şerhi
Hadisteki "Eşlem kabilesini Allah selamete kavuşturdu..." ifadesinin onlar için dua anlamı taşıdığı söylenmiştir. Ve yine bu ifadenin onların durumlarından sözedici bir ifade olduğu da bildirilmiştir.
el-Kadî, el-Meşarık'ta diyor ki: Bu söz sözlerin en güzellerin-. dendir. Birinde hoş olmayan bir şey görmeyince "onunla müsâ-leme, ettim" dersin. Bu ifâde de aynı kökten alınmıştır. Adeta Resulullah Aleyhisselâm, zikri geçen kabilelerin durumlarına uygun olanı Allah'ın vermesi için onlara dua etmiş olmaktadır.
Bunun gibi Ğıfar kabilesini de Allah mağfiret eyledi, sözü de Cenabı Allah'ın o kabileye layık olanı yapması için bir dua sözü olabilir.
Ve yine şöyle demiştir: Gıfar kabilesi için övgü olarak Ebu Zer el-Gıfarî'nin kendilerinden olması yeterlidir, ilk Müslüman olanlar arasında idi. Onun Müslüman olmasıyla ilgili olarak meşhur bir hikaye vardır Bununla ilgili hadis, Sahih-i Buharı, Kitabu'l-Menakıb'da geçmektedir. (Nevevî'nin, Şahih-i Müslim Şerhinden)
Kur'an Okumayı Kolaylaştırma Kur'an Okurken Zorlanmayıp Rahat Okumak, Gece Kur'an Okumak, Kevser Suresinin İndirilmesi, Resulullah Aleyhîsselam'a Salat Getirmenin Fazileti, Hazret! Hatice
Radıyallahü Anka'nın Üstünlüğü Ve Onun Cennette Bir Ev Île Müjdelenmesiyle İlgili Rivayetler
283. Birinci Olarak: "Allah Azze ve Celle Kur'an'ı Yedi Harf Üzere Okutmanı Emrediyor..." hadisi. Bu hadisi Nesâî, Sünen'inde "Kiır'an'la İlgili Rivayetler" babında rivayet etmiştir.
Ubeyyu'bnu Ka'b Radıyallahü Anh'ın rivayetine göre Resulullah Aleyhisselâm Benî Gıfar gölünün kenarında idi. O sırada Cibril Aleyhisselâm geldi ve:
"Allah Azze ve Celle sana Kur'an'ı Ümmetine bir harf üzere okutmanı emrediyor" diye bildirdi. Resulullah Aleyhisselam: Allahü Teala'dan af ve mağfiret diliyorum, Ümmetim buna güç yeti-remez, dedi. Sonra ikinci kez tekrar geldi ve: Allah Azze ve Celle, Kur'an'ı Ümmetine iki harf üzere okutmam emrediyor, diye bildirdi. Resulullah Aleyhisselâm: Allah1 dan af ve mağfiret diliyorum, Ümmetim buna güç yetiremez, diye buyurdu. Sonra üçüncü kez tekrar geldi ve: Allah Azze ve Celle Ümmetine Kur'an'ı üç harf üzere okutmanı emrediyor, diye buyurdu. Resulullah Aleyhisselâm: Allah'tan affını ve mağfiretini diliyorum, Ümmetim buna güç yetiremez, diye buyurdu. Sonra dürdüncü kez tekrar geldi ve: Allah Azze ve Celle Kur'an'ı Ümmetine yedi harf üzere okutmanı emrediyor, bu yedi harften hangisine göre okurlarsa doğru okumuş olurlar, diye bildirdi.[54]
283. Hadisin Şerhi
Harf denilirken kastedilen, i'rab, yani Kur'an'm harekelenme-sinde izlenen yoldur. Resulullah Aleyhisseîâm'ın, Kur'an'm birden fazla i'rab şekli üzere okunabilir olmasını istemesi, ümmetinin zorluğa düşmemesini arzulaması dolayısıyladır.
Burada yedi harf denilirken kastedilen, bir harfe yedi okuyuşun geçerli olması değildir. Kur'an'm tümü üzerindeki farklı okuyuş şekillerinin bu sayıda olmasıdır.
Kur'an-ı Kerim'in okunuşunda izlenen yolların farklılığında şu gibi durumlar sözkonusuduf: Mana ve yazılışta fark olmaksızın sadece hareke değişik okunur: 'Buhl' ve 'Bini' gibi. Yahut anlamda, tümden bir değişme ve tamamen zıt bir anlam ortaya çıkmaksızın küçük bir farklılık olabilir. Mesela Bakara suresi, 37. ayet-i kerimesinin ilk cümlesi bir kıraatte "fe telekkâ Âdemu min Rabbihi kelimâtin" diye okunmaktadır. Bu okuyuşa göre bu cümlenin anlamı "Adem Rabbinin kendisine ilhamı ile, birtakım kelimeler, tevbe istiğfar sözleri aldı" olur. Bir başka kıraatte bu cümle "fe telekkâ Ademin Rabbihi kelimâtun" şeklinde okunmaktadır. Bu okuyuşa göre de cümlenin anlamı, "Adem'e Rabb'inden birtakım kelimeler, tevbe ve istiğfar sözleri geldi" olur. Değişiklik bazen harekede olmayıp, harfte olur ve anlamda yukarıdaki gibi ufak bir değişikliğe yolaçabilir. 'Teblû ve tetlû1 kelimelerinde olduğu gibi. Bazen anlam değişikliğine sebep olmayacak harf değişikliği de olabilir. es-Sırat kelimesinin sin ve sad ile okunuşu gibi. Harflerin öncelik ve sonralığmda değişiklik olabilir. Bazen de kelimelerin öncelik sonralığmda değişiklik olabilir: "fe yektûlûne ve yuktelûne" kelimeleri bu şekilde okununca' "öldürür ve öldürülürler" anlamı vermektedir. Bir başka kıraatte ise "fe yuktelûne ve yektûlûne" diye okunmaktadır ki bu zaman da, "öldürülür ve öldürürler" anlamına gelir. Bu değişiklik ise ibarenin tümünde bir değişikliğe sebep olmamaktadır. Bazen de harflerin sayısında ziyadelik noksanlık olabilir. "Evsâ" ve "vessâ" kelimesindeki durum gibi. Bu iki kelimenin her ikisi de aynı anlama gelmektedir. Ancak birinde elif ziyade edilmiştir. Diğerinde bu anlam şedde ile sağlanmaktadır.
Te'cvid ilminin teferruatına giren konulardaki ihtilaf ise, lafız ve manada değişikliğe yolaçan ihtilaflardan sayılmamaktadır.
Çünkü bu farklılıklar kelimenin yapısında bir değişikliğe yolaçmıyor. (Kastallanî Şerhi, c.5,s.271).
Kastallanî, C.7,s.45l'de Kur'an'm Üstünlükleri bölümünde, "Kur'an, Yedi Harf Üzere İndirilmiştir" başlıklı babda da şöyle diyor:
Diller arasındaki farklılığın zarureti ve insanların başka dilleri konuşmakta zorluğa düşmeleri sebebiyle bu, insanlara bir kolaylık olması için verilmiş ve işin başında kendileri için yol geniş tutulmuştur. Herkese kendi okuyuş üslubuyla, dillerini alıştırma yaparak, herkesin tek bir yol üzere okumasının mümkün olacağı vakte kadar, insanların kendi dil özellikleri üzere Kur'an okumalarına izin verilmiştir.
Ancak bu izin, insanların zevklerine göre okumaları için verilmiş bir izin değildir. Yani insanlar okumakta zorluk çektikleri zaman, kendi dillerindeki karşılıklarıyla denk gelen harflerle telaffuz ederler. Burada esas olan Resulullah Aleyhisselâm'dan duyulan şekildir. Nitekim Hazreti Ömer ve Hişâm Rahmetullahi Anhuma'mn "Resulullah Aleyhisselâm bana böyle okuttu" diye söylemeleri de bunu gösteriyor.
"Üç Kişi Vardır Ki, Onları Allah Sever" Hadisi.
284. Bu hadisi Nesâî Sünen'inde, C.3,s.207'de 'Yolculukta Gece Namazı Kılmanın Fazileti" babında rivayet
etmiştir:
Ebu Zer Radıyallahü Anh, Resulullah Aleyhisselâm'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
"Üç kişi vardır ki onları Allah Azze ve Celle sever: Bir topluluğa gidip onlardan, aralarındaki yakınlık hürmetine değil de, Allah rızası için talepte bulunan adama, o topluluğun bir şey vermemesi üzerine, kendilerinden gizli olarak ve yaptığı iyiliği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği şekilde, onlara ihsanda bulunan kimse. Bir de şu adam ki, bir topluluk içinde bulunur, o topluluk gece yol alır, sonra öyle bir hal olur ki, yorgunluk dolayısıyla uykuyu, karşılığında verilecek her şeye tercih ederler ve bineklerinden iner, başlarını yere koyup uyurlar, Bu adam ise kalkıp bana (yani Al-lahü Teala'ya) niyazda bulunur ve ayetlerimi okur. Bir de bir askerî grubun içinde bulunup, o grupla beraber düşmanla karşı karşıya gelen, içinde bulunduğu grup, düşman karşısında hezimete uğrayıp dağıldığı halde; kendisi kaçmayıp ölünceye veya zafer elde edinceye kadar Allah için çarpışmaya devam eden adam,[55]
284. Hadisin Şerhi
Bu hadiste, Allahü Teala'nm kendilerine olan sevgi ve merhametinin arttığını bildirdiği üç kişiden söz ediliyor. Bununla aynı zamanda bu üç kişinin ahlakıyla ahlaklanmaya teşvik ediliyor. Bu üç kişi şunlardır:
Birincisi: Yalnız Allah'ın rızasını gözeterek gizlice sadaka veren kimse, Bu adamın verdiği sadakadan yalnız Allahü Teala'nm ve sadakayı alan adamın haberi vardır. "Allahü Teala yedi sınıf insanı, kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgelendirir..." hadisi de bu anlamı te'yid etmektedir. Çünkü orada sayılanlar arasında, "sağ elinin verdiğini sol elinden gizleyecek kadar gizlice sadaka veren adam" da geçiyor. Bu ifade sadakayı çok gizlemekten kinayedir.
İkincisi: Kendisiyle beraber yoluculuk edenlerin dahi haberi olmayacak şekilde insanlardan gizli olarak gece kalkıp ibadet eden, Allah'ı zikreden, namazda veya namaz dışında Kur'an okuyan kimse. Özellikle, çok yol yürümekten dolayı yorgun bir halde iken ve arkadaşları yorgunluktan uyuyakalmışken.
Üçüncüsü: Arkadaşlarının dağılmasından sonra düşmanın üzerine atlayan ve öldürülünceye veya savaşı kazanmcaya kadar mücadeleye devam eden. Şüphesiz böyle bir hareket Müslümanların gayret ve azimetim artırır. Dağılanların yeniden cesaretlenerek, tekrar savaş alanına dönmelerine vesile olur. Bunun tersi durum ise, azimetlerini kırar ve henüz dağılmamış olanların da dağılmalarına sebep olur.
[1] Buhari: Kader: 6.
[2] Buhaari: Eyman: 26
[3] îbnu Mace: KefTarât: 15
[4] Kastallanî, C.9,s.353.
[5] Buharî: Tevhid: 50
[6] Müslim: Fedâil: 166
[7] Müslim: Fedftil: 167
[8] Kastallanî şerhi C.10,s.465.
[9] Müslim: Musakât: 26
[10] Müslim: Musakât: 27
[11] Müslim: Masakât: 29
[12] Müslim: Musakât: 30
[13] Müslim: Musakât: 31
[14] Nesâi: Büyü: 104
[15] Müslim: Musakât: 28
[16] Buharî: Büyü: 17
[17] Buharî: Büyü: 17
[18] Buharî: Büyü : 18
[19] Buharî: Enbiya: 50; Istikrâd: 5
[20] Müslim: Birr: 35
[21] Müslim: Birr: 35
[22] Müslim: Birr: 36
[23] Müslim: Birr: 36
[24] Muvatta: Hüsnü'l-Huluk: 17
[25] Muvatta: Hüsnü'1-Huluk: 18
[26] Ebu Davud: Edeb: 47
[27] Buharî: Edeb: 62
[28] Buharî: Edeb :62 _
[29] Müslim: Kitabu'l Fedâil'de 'Allah İçin Birini Sevmenin Fazileti' başlıklı bir bab bulunmamaktadır. Bu bab , Kitabu'l Birr ve's-Sıla ve'1-Adab'da geçiyor.
[30] Müslim: Birr: 38
[31] Muvatta: Şar: 12
[32] Muvatta: Şar: 12
[33] Muvaatta : Şar : 16
[34] Tirmizî: Zühd: 53
[35] Nevevî Şerhi, Kastallanî'nin hamişine göre, C.9,s.46O
[36] Müslim: Birr: 43
[37] Müslim: Birr: 55
[38] Müslim: Birr: 55
[39] Tirmizl: Kıyame: 48
[40] îbmı Mace: Zühd:30
[41] Müslim: Birr: 136
[42] Ebu Davud: Libas: 26
[43] ibnu Mace: Zühd: 16
[44] ibnu Mace: Zühd: 16
[45] Buharî: îlm: 44
[46] Buharî: Tefsir, Kehf Suresi: 2
[47] Buhatî: Tefsir, Kehf Suresi: 2; Enbiya Suresi: 27
[48] Buharî: Enbiya: 50
[49] Buharî: Gusl: 20
[50] Buharî: Tovhid: 35 (Yüce Allah'ın "Eyyûb'da Rabbinc: Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en mcrhametlisisin, dedi" mealindeki ayet-i Kerimesi ile ilgili bab, Sa-hihu'l-Buhart'de Kitabu Bedu'l-Halk'da değil, kitabu'l-Enbiya'da geçiyor. Bkz. Buharî: Enbiya: 20
[51] Nesâî: Gusi : 7
[52] Müslim: Fedailu's-Sahabe: 185 (Değişik rivayetleri için bakınız, Müslim: Fedai-lu's-Sahabe: 182-187)
[53] Müslim: Fedâilu's-Sahabe: 193
[54] Nesâî: Iflitah: 37
[55] Nesâî: Kıyamu'1-Leyl: 7
İslami Okul Okulların En Önemlisi