Namazın Mescitte Cemaatle Tekrarlanması - 1.Cilt - 2. Sayfa
Namazın Mescitte Cemaatle Tekrarlanması
Kamet Getirildikten Sonra İmamlık için Çekişmekten Men
Namazlarda Okunacak Kırâât Miktarı
İmamlarda Bulunması Gereken Özellikler
Namaz'da Kıraat Ve Kıraati Kısa Kesmenin Sebebi
Namaz İçinde Ve Dışında Tilavet Secdesi Ve Tilavet Secdesi Olarak Rüku Yapmanın Caiz Oluşu
Mescide Gece Yürüyerek Gitmenin Fazileti
Sürekli Mescitlerde Bulunmanın Fazileti
Mescitler İnşa Etmek Ve Genişletmek
Farzı Tam Yapmak Nafileden Sayılır
Nafile Namazların Evlerde Kılınmasına Dair Emir
Binek Üzerinde Nafile Namaz Kılmak
Yüksek Sesle Kur'ân Okumanın Mekruh Oluşu
İbadet İçin Aşın Meşakkat Ve Sıkıntıya Girmenin Yasaklanması
Beş Vakit Namazın Düzenli Sünnetleri (Revâtib) Ve Bunlara Devam Edilmesi
Cumanın Fazileti Ve Duanın Kabul Olunması Umulan Saat
Cuma Günü Gusletmek ve Cuma Namazına Yürüyerek Gitmek
Cuma Namazı için Süslenmenin Emredilmesi
Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Hutbesi
İmam Hutbe Verirken Tahiyyetü'l-Mescid Namazı Kılmak
Cumadan Geri Kalanların Azarlanması
Cuma Günü İnsanların Omuzlarına Basarak İlerlemekten Men
Cuma Namazının Bir Rekatına Yetişen Cumaya Yetişmiştir
Cuma'dan Sonra Namaz Kılanlar Ve Bunu Mekruh Görenler
Yolculuk Esnasında Namazların Kısaltılması ve İki Namazın Cemi Hakkında Varit Olan Rivayetler
Ölüm Döşeğindeki Kimse İle İlgili Haller
Cenazeyi Taşımak Ve Cenazeyle Beraber Yürümek
Cenaze Namazında İmamın/Devlet Başkanının Önceliği
Cenazenin Peşinden Taşınması Yasaklanan Şeyler
Bebek Ve Veled-İ Zina/Zina Çocuğu İçin Cenaze Namazı
Ölülere Sövülmesinin Yasaklanması ve Onların Güzel Sözlerle Anılmasına Teşvik
Mescitte Cenaze Namazı Kılınmasını Mekruh Görenler
Cenaze Namazı, Defin İşlemi Sırasında Hazır Bulunma, Kabre Toprak Atma Ve Kabri Kazmanın Fazileti
Namazın Mescitte Cemaatle Tekrarlanması
426. el-Ca'd Ebû Osman demiştir ki: Benî Salebe oğullan mescidinde Ene b. Mâlik yanımıza uğradı ve: "Namazı kıldınız mı?" diye sordu. "Evet" dedik. Sabah namazıydı. Sonra bir adama emir verdi. O da ezan okuyup kamet getirdi. Sonra arkadaşlarına namazSaldırdı. {Ebû Ya'lâ) [1]
Kamet Getirildikten Sonra İmamlık için Çekişmekten Men
427. İshâk demiştir ki: Bize Abdürrezzâk bildirdi. Dedi ki: Babamın bir âlimden şu sözünü naklettiğini bahsettiğini işittim: "Namaz için kamet getirildikten sonra bir topluluk imamlık için birbirleriyle çekiştiler. Bu ona: "Öne geç!", o buna: "Öne geç!" deyip durdular. Sonunda hepsi birlikte yerin dibine geçirildiler.!"
Namazlarda Okunacak Kırâât Miktarı
428. Ubâde b. es-Sâmit'in naklettiğine göre Resûlullah (sdlallahualeyhiveselkm) yolculuk sırasında yatsı namazında Tîn sûresini okumuştur. (İshâk)
Senedinde iki yerde kopukluk vardır. Fakat Sahttite Berâ b. Âzİb'den nakledilen bir şahidi vardır.
429. Ali b. Yahya b. Halîâd, amcasından şöyle dediğini nakletmiştir; Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ilk iki rekatta Fatiha sûresi ile başka bir sûre, son iki rekatta ise sadece Fatiha sûresini okurdu. (İshâk)
Hadiste zayıflık vardır. [2]
430. Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından olan Abdullah b. Abd [3] es-Sümâlî [4] ile yine Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından olan Haccac b. Amir es-Sümâlî'den nakledildiğine göre bunlar, Ömer b. el-Hattâb'm arkasında sabah namazını kılmışlar ve Hz. Ömer "İza's-semâu inşakkat (İnşikâk)" sûresini okumuş ve (namaz içinde) secde yapmış. (Müsedded) [5]
43l. Abdullah b. Sa'lebe demiştir ki: Hz. Ömer'in arkasında sabah ainazını kıldım. Namazda Hac sûresini okudu ve iki kere secde yaptı. "Sabah namazı mı?" diye sordum; "Sabah namazı" dedi. (Müsedded) [6]
432. Ebû Eyyûb'un naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazında "Tebâreke'1-lezi biyedihi'l-rrıülk" (Mülk) sûresini okumuştur. (el-Hâris) [7]
433. İbn Abbâs der ki: Resûlullah (sallallahu aleylıi vesellem) bana sabah ıamazında "Vel-leyli iza yağşâ" ve "Veş-şemsi ve-duhâhâ" surelerini okumamı emretti. (ei-Hâris): [8]
434. Amr b. Abese'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazında "Kul eûzu birabbi'l-felak" ve "Kul eûzu birabbi'n-nas" sûrelerini okumuştur. Ayrıca Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseüem): "Felah, cehennemdir'1 buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [9]
Evlerde Cemaat Yapmak
435. îbrâhîm b. Ubeyd b. Rifâ'a anlatmaktadır: Mekke'de Câbir b. Abdullah'ın yanma girdim. Oturarak arkadaşlarına namaz kıldırdığını gördüm.... Hadisin devamında şu cümleler geçmiştir: "Bizler evlerimizde namaz için çağrı yapar, ailelerimiz için cemaat oluştururduk." (Abd b. Humeyd)
İmamlarda Bulunması Gereken Özellikler
436. Enes b. Mâlik'in naklettiğine göre Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem): "Halkın imamı, onları Allah'a götüren elçileridir. Bu yüzden en faziletli olanınızı öne geçiriniz. " (el-Hâris) [10]
437. Ebû Salih der ki: Muâz, Hz. Peygamber'le (salkllahu aleyhi vesellem) beraber sabah namazını kılar, sonra gidip kendi kavmine imamlık yapardı.
Hadis mürseldir.[11] (el-Hâlis)
438. Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir demiştir ki: Kasım b. Muhaymire'yi şöyle derken işittim: Selman'ı kavmi kendilerine namaz kıldırması için öne geçirdi. Kabul etmeyince tutup ileri ittiler. Namazı kıldırdıktan sonra: "Hepiniz bundan memnun kaldınız mit" diye sordu. "Evet" dediler. Bunua üzerine "Allah'a hamdolsun. Zira Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Şu üç kişinin namazı kabul olunmaz; kocasından izinsiz olarak evinden çıkan kadın, kaçak köle, kendisini istemeyen cemaata imamlık yapan kişi." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [12]
439. Müsedded demiştir ki: Bize Hafs'm Haccâc'dan naklen bildirdiğine göre Hz. Ali, teyemmümlünün abdestliye imamlık yapmasını hoş görmezdi. (Müsedded)
440. Sa'd b. İbrahim'in babasından naklettiğine göre Muâviye onlara bir entari içinde imamhk yapmıştır. (Müsedded)
441. Ebu'l-Ahvas ve Damre'nin naklettiklerine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Ebû Ubeyde! Benden sonra kimse oturduğu yerde imamlık yapmasın" buyurmuştur. (el-Hâris)
Namaz'da Kıraat Ve Kıraati Kısa Kesmenin Sebebi
442. Enes der ki: ResûluUah (sallalialıu aleyhi vesellem) bir şahsı arayıp bulamadığı zaman..... Hadisin devamı şöyledir: Adam: "Ya Resûlallah! Ben sana uğradım. Sen akşam namazını kılıyordun. Seninle birlikte akşam namazını kıldım. Sen namazda şu sûreyi (Kâria'yı) okuyordun" dedi. (Ebû Ya'lâ)
443. Ebû Mâlik'in naklettiğine göre ResûluUah (sallaüahu aleyhiveseüem) öğle ve ikindi namazlarının dört rekatında da kıraatte bulunurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [13]
443b. Ebû Hureyre demiştir ki: "Farz namazda Fatiha'yı okuyan için, o yeterlidir. Ama onun üzerine başka sûre de okursa, bu benim için daha güzeldir" (Müsedded)
444. Hanzala es-Sedusî dedi ki: İkrime'ye "Ben zaman zaman akşam namazında "Kul euzu birabbi'l-felak" ve Kul eûzu birabbi'n-nas" sûrelerini okuyorum ve bazı insanlar bundan dolayı beni kınıyorlar" dedim. Sübhânallah! Onları oku! Zira onlar Kurân'dandır" dedi. (Müsedded)
445. Hayyân el-Bârikî dedi ki: İbn Ömer'e denildi ki -veya ona bir zat dedi ki-: "Ben falan kimsenin arkasında namaz kılıyorum ve o, namazı uzatıyor." İbn Ömer: "Kuşkusuz Resûlullah'm (sallaUahualeyhiveselkm) namazının iki rekatı falan kimsenin namazının bir rekatından daha kısa idi [14] veya "Falan kimsenin namazı gibi" veya "falan kimsenin namazının bir rekatı kadardı" diye cevap verdi. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [15]
446. Osman b. Ebi'l-Âs şöyle demiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Kur'ân'dan "Sebbihi'sme rabbike'1-a'lâ ellezî halaka" ve benzeri sûreleri okumam için bana belirli bir zaman tayin etti. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
447. Ebû Saîd'in naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazını onlara kıldırmış ve namazda Kur'ân'm en kısa iki sûresini okumuştur. Namazı kıldıktan sonra Ebû Saîd el-Hudrî -veya Muâz-kendisine: "Ya Resûlallah! Öyle bir namaz kıldın ki, daha evvel hiç öyle namaz kıldığını görmedim!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Arkamda kadınlar safındaki çocuk ağlamasını işitmedin mi? Annesinin onunla ilgilenmesini sağlamak istedim" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [16]
448. Sükeyn'in babası Abdülazîz demiştir ki: Enes'in yanma gidip: "Bana Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) namazını anlat!" dedim. O da ev halkına imam oldu, onlara öğle ve ikindi namazlarını kıldırdı. (Namazlarda) Gizli kıraatte [17]bulunarak Mürselât, Nâziât, Amme yetesâelûn vb. sûreleri okudu. (Ebû Yala)
Âmin Demek
449. Mücâhid'den nakledildiğine göre bir Yahudi, cemaatin tam "âmin" dediği bir sırada bir mescidin yanında geçti ve: "Size âmîni öğretene yemin ederim ki, siz gerçekten hak yoldasınız" dedi. (Müsedded)
450. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bana üç hususiyet verilmiştir. (Birincisi) Saflarda namaz kılmak. Bana selâm hasleti verilmiştir ki, bu cennet halkının selamlaşma şeklidir. Bana "âmîn" sözü verilmiştir. Sizden önce bu söz kimseye verilmemişti. Sadece Allah onu Harun'a vermiştir. Şöyle ki Mûsâ dua eder, Hârûn da "âmin" derdi. " (el-Hâris) [18]
451. Ümmü'l-Husayn'ın naklettiğine göre o Hz. Peygamber'in (sallaUahu aleyhi vesellem) arkasında namaz kılmış. Onu "Mâliki yevmi'd-din" âyetini okurken işitmiş ve "Ve-la'd-dâllîn" kelimesini okuyunca, kadınlar safrnda onun işiteceği bir sesle "âmîn" demiş. [19] (İshâk)
Namazda Kıraatin İmama Da, Memuma Da Farz/Vacip Oluşu Ve Özellikle Birinci Rekatta Mesbûktan Kıraatin Kalktığı Görüşünde Olanlar
452. Ebû Hureyre demiştir ki: "Cemaate rükuda yetişirse o rekata itibar edilmez." (Müsedded)
453. Abdullah b. Yezîd'in bildirdiğine göre Resûlullah (sailallahualeyhi veseOem) akşam namazında Ve't-tîn ve'z-zeytûn (Tîn) sûresini okumuştur. (İbn Ebî Ömer [20] ve Abd b. Humeyd)
Kunût Duaları
454. Aişe'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazında rükudan önce kunût okur ve derdi ki: "Size kunût okutuyorum ki, Rabbinize dua edip dileklerinizi ileteniniz. " (el-Hârİs) Hadiste zayıflık vardır.
455. Abdullah (b. Mes'ûd) bir gün Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanında geceledi ve Resûlullah rükudan önce kunût okudu. (Abdullah emiştir ki) Ertesi gece annemi gönderdim. Bana, yine aynısını yaptığını bildirdi. (İbn Ebî Ömer)
456. Ahmed b. Menî demiştir ki: Bize Yezîd, Ebân b. Ebî Ayyâş'tan. bildirdi..... Hadisi şu ifadelerle nakletmiştir: Vitir namazında nasıl kunût okuduğuna bakmak için bir gün Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanında geceledim. Rükudan önce kunût okudu. Sonra annem Ümmü Abd'i gönderdim. Gönderirken de: "Hanımlarının yanında gecele ve vitir namazında nasıl kunût okuduğuna bakıver" diye tembihledim. Bana, O'nun rükudan önce kunût okuduğunu söyledi.
Senedinde metruk biri vardır.!
457. Saîd b. Zeyd'in naklettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) kunût okumuş ve kunûtunda: "Allahım, Allah'a ve Resulüne isyan eden Ri'i, Zekvan, Azl ve Usayye kabilelerini sana havale [21] ediyorum" diye (bed)dua etmiştir. (Ahmed b. Menî) [22]
458. Abdullah şöyle demiştir: Peygamber (salIaUahualeyhi vesdlem) yalnız bir ay kunût okudu. Ne daha önce, ne de sonra kunût okumadı. (EbÛ Bekir b. Ebî Şeybe) Senedinde zayıflık vardır. [23]
Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bize Bişr b. el-Velîd, Serik'ten bildirdi.... Hadisi şu ifadelerle nakletti: Bir ay kunût okuyarak Usayye ve Zekvan kabilelerine beddua etti. Onlara üstün gelince, kunût okumayı bıraktı.[24] (Ebû Ya'lâ)
460. İmrân b. Hudayr der ki: Ebû Miclez'e sabah namazında kunût okunması soruldu. O da şöyle anlattı: Resûlullah (sallaUahu aleyhivesellem) bir zâtı falan oğullarına göndererek: "Bak bakalım Müslüman olmuşlar mı? Eğer Müslüman olmuşlarsa, falan oğullarına geç!" buyurdu. Onların yanına varınca kendilerine bunu sordu. Derken bir adam içeri girip silahını kuşandı. Sonra Allah Resûlü'nün elçisinin yanına çıktı ve onu hançerleyerek yere serdi. O zaman Resûlullah'm (sallaUahu aleyhi vesellem) elçisi: "Allahım! Ben senin elçinin elçisiyim. Sen de senin elçine benim elçim ol! Ona benden selâm söyle!" diye niyaz etti. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ve aleykümü's-selâm (sancı da selâm olsun)" diyerek onun selâmını aldı. Yanındakiler: "Ey Allah'ın Resulü, biz kimseyi görmedik!" diye şaşkınlıklarını bildirdiler. O da: •'Falan şahıs öldürüldü. (Ölürken) bana selâm gönderdi" buyurdu. Bu olaydan sonra bir ay boyunca sabah namazının akabinde kıyamda iken: "Allahtm! pal?lerine isyan eden Usayye oğulların?, Zekvan oğullarını sana havale ediyorum" diye beddua etti. Sonra bunu terk etti. Bir daha da kunût okumadı. (ei-Hâris) [25]
461. Ebû Miclez demiştir ki: İbn Ömer [26] ve İbn Abbâs'a: "Yaşlılık sizi kunût okumaktan alıkoyuyor, öyle değil mi?" dedim. "Biz arkadaşlarımızdan buriu öğrenmedik" dediler. (Ahmed b. Menî) [27]
Teşehhüt Duası
462. Âsim b. Küleyb, babasından, o da dedesinden nakletmiştir; Bir gün Mescid'e girdiğimde Resûlullah (saDallahu aleyhi vesellem), namazda sağ elini sağ dizi üzerine koymuş, işaret parmağıyla işaret ederek: "Ey kalpleri dilediği yöne çeviren (Allahım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!" diye dua ediyordu. (Ebû Ya'lâ)'
Özür Sahibinin Namazı
463. İbn Ömer'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Secde yapmaya gücü yeten secde etsin. Gücü yetmeyen de (yerden) yüzüne bir şey kaldırmasın. Secdesini rüku şeklinde, rükusıınu da ima ile yapsın" buyurmuştur. (Ahmed b. Menî) Senedinde iki zayıf ravi vardır:
464. Câbir b. Abdullah şöyle nakletmiştir: Resûlullah (sallaîlahu aleyhi vesellem), benimle birlikte bir hastayı ziyaret etti. Hastanın namaz kılarken yastık üzerine secde ettiğini görünce onu bundan menetti ve: "Yere secde edebilirsen, secde et! Yoksa bir şekilde ima edip secdede rükudakinden daha fazla eğil!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) Senedinde zayıflık vardır. [28]
465. Enes b. Mâlik'in naklettiğine göre Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) yerde oturarak farz namazı kılmış, tespih sırasında yere oturarak bir şekilde ima etmiş.[29] (Ebû Ya'lâ)
Namaz İçinde Ve Dışında Tilavet Secdesi Ve Tilavet Secdesi Olarak Rüku Yapmanın Caiz Oluşu
466. Ebû İshâk demiştir ki: el-Esved'i, Abdullah'tan (yani İbn jvles'ûd'dan), onun sonunda secde âyeti bulunan sûre hakkında şöyle dediğini naklederken işittim: "Oku ve secde et! Sonra kalk, oku ve rüku yap! İstersen A'raf, Necm, İkra bi'smi Rabbik vb. sûrelerde sadece rüku yap!" (İshâk) [30]
467. Ebû Hureyre'nin iki zattan naklettiğine göre ki, ikisi de Ebû Hureyre'den daha üstündür, onlardan biri "İza's-semâü inşakkat" veya "İkra bismi rabbik" sûrelerini okuduğunda secde eder, diğeri secde etmezdi. Secde eden, secde etmeyenden daha üstündü. Eğer bu Ömer değilse, o Ömer'den daha üstündür. (Müsedded) [31]
468. Yine Ebû Hureyre demiştir ki: Ömer b. el-Hattâb, Necm sûresini okudu ve secde etti. Sonra ayağa kalkıp başka sûre okudu. (Müsedded) [32]
469. Ibn Abbâs: "Secde sadece oturup onu dinleyene gerekir" demiştir. {Müsedded) [33]
470. Abdurrahman b. Avf'ın bildirdiğine göre Peygamber (sallalbhu aleyhi vesdlem) "İza's-semâu inşakkat" sûresi için on kere secde etti. {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [34]
471. Hz. Ömer: "Mufassal sûrelerde secde (âyeti) yoktur" demiştir. (Müsedded) [35]
472. Huzeyme [36] uyuyan kimsenin gördüğü gibi rüyasında Hz. peygamber'in (saDallahu aleyhi vesdlem) alnına secde ettiğini gördü. Bunun üzerine Allah Resulü (saUallahu aleyhi veseUem) onun için yere uzandı ve: "Rüyanı gerçekledir!" buyurdu. O da Hz. Peygamber'in alnına secde etti. (el-Hâris)
473. Ebû Saîd diyor ki: Uyuyan bir kimsenin gördüğü gibi rüyamda kendimi sanki bir ağacın altında gördüm. Sanki ağaç Sâd suresini okuyordu. Secde âyetine gelince secde etti ve secdesinde: "Allahım! Buna mukabil benim bir günahımı bağışla. Allahım! Buna mukabil benden bir günah eksilt. Ona mukabil bende şükretme duygusu yarat ve kulun Dâvud'dan secdesini kabul buyurduğun gibi benden bunu kabul buyur" diye dua etti. Hemen Allah Resulü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) gidip bunu kendisine haber verdim. "Sen de secde ettin mi, ey Ebû Saîd?" buyurdu. Ben "Hayır" deyince: "Sen secde etmeye ağaçtan daha layıksın" buyurdu. Sonra Sâd sûresini okudu. Secde âyetine gelince (secde etti), secdesinde ağacın okuduğu dua gibi dua okudu. (Ebû Ya'lâ) [37]
Selâm Vermek
474. Abdullah b. Zeyd'in naklettiğine göre Peygamber (saüalhhu aleyhi veselîem): "Namazın anahtarı ahdest, girişi tekbir, çıkışı da selâmdır" buyurmuştur. (el-Hârİs)
475. Atâ b. Yesâr'm bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem), (namazdan çıkış için) sağ tarafına bir kere selâm vermiştir. (el-Hârİs)
476. İbn Abbâs'dan nakledildiğine göre o, kıble cihetine bir kere selâm vermiştir.[38] (el-Hâris)
477. Bize Abdurrahman b. Abdülaziz'in bildirdiğine göre o Zührî'den şöyle dediğini işitmiş: Ben, Kabîsa b. Züeyb'in kıble cihetine doğru bir kere selâm verdiğini gördüm. Bunu Abdullah b. Mevhib'e anlattım. Dedi ki: Ben bunu Kabîsa'ya sordum. O da: "Ben, Zeyd b. Sâbit'i kıble cihetine doğru bir kere selâm verirken gördüm" dedi.[39] (el-Hâris)
478. Ebû Razın, Hz. Ali'nin [40] sağ ve taraflarına selâm verip kalktığını letmiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
479. Berâ'nm naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi veselîem) "Esselâınü aleykum ve rahmetullah (Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun)" diyerek sağ ve sol taraflarına selâm verirdi. Selâm verirken (arkadan) şakağının beyazı görünürdü.[41] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
480. Saîd b. Atâ b. Ebî Mervân el-Eslemî, babasından, o da dedesinden naklen şöyle dediğini nakletmiştir: "Hz. Ömer'in arkasında, Hz. Ali'nin arkasında ve Ebû Zer'in arkasında namaz kıldım. Hepsinin de sağ ve sol taraflarına selâm verdiklerini gördüm." (el-Hâris)
481. Ukbe b. Âmir şöyle nakletmiştir: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) sağ ve sol taraflarına selâm vererek "Esselâmü aleykum ve rahmetullah, Esselâmü aleykum ve rahmetullah" derken gördüm. (el-Hâris)
Namaz Sonrasında Okunacak Dua
482. Sıla b. Züfer demiştir ki: İbn Ömer'in namaz sonrasında şu duayı okuduğunu işittim: "Allahım! Sen selâmsın. Selâm sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi, senin şanın ne yücedir!" Sonra Abdullah b. Amr'm yanında namaz kıldım. Onun da aynı duayı okuduğunu işittim. Kendisine: "Ben, İbn Ömer'in de senin okuduğun duayı okuduğunu işittim" deyince Abdullah b. Amr: "Ben, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi veseîlem) bunları namaz akabinde okuduğunu işittim" diye karşılık verdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [42]
483. Amr b. Murra demiştir ki: Bir adam Abdullah b. Ömer'in yanında namaz kıldı, (Abdullah) Namazını bitirince oturup dua etti.. Sonra Abdullah b. Amr'm yanında namaz kıldı. O da aynı duayı okudu. Bunun üzerine zikri geçen zat ona: "Ben, bu duayı kardeşin Abdullah b. Ömer'den de işittim" dedi. (Müsedded) [43]
484. Câbir b. Semure der ki: Ben, Resûlullah'ı (salbllahu aleyhi vesellem) namazda parmağıyla işaret ederken gördüm. Selâm verdiğinde ise şöyle dua ettiğini işittim: "Allahım! Senden bildiğim ve bilmediğim bütün hayırları diler, bildiğim ve bilmediğim bütün serlerden sana sığınırım." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî)
485. Harise b. Mudarrib demiştir ki: Ammar bir sene emirimizdi. Bu süre zarfında bize kıldırdığı her namazda kesinlikle: "Esselâmu aleykum ve rahmetullah, Esselâmu aleykum ve rahmetullah" diye sağ ve sol yanma selâm verdi. (Müsedded)
Mescide Gece Yürüyerek Gitmenin Fazileti
486. Ebu'd-Derdâ'nm naklettiğine göre Peygamber (saüaflahu aleyhi vesellem): "Gece karanlığında mescide yürüyen kimse, kıyamet günü (elinde) bir nurla/ışıkla Allah'la buluşur" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
Mâce'nin nüshalarından iradesi geçmiştir.
Senedindeki Meklıûl ile sahabî arasında kopukluk vardır. [44]
487. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Resûlullah (salbllabu aleyhi vesellem) bize geldi..... Ravinin zikrettiği uzun hadiste şu ifadeler yer almıştır: "Kim mescitlerden bir mescide yürüyerek giderse, attığı her adıma karşılık kendisine on hasene/sevap verilir, ondan on seyyle/kötülük silinir ve mertebesi on derece yükseltilir. " (el-Hârİs)
Uydurma bir hadistir.!
488. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre ResûluUah (saMlahu aleyhi vesellem): "Her hangi bir Müslüman abdest alıp abdestini eksiksiz, yaparak bir farz namazı kılmak üzere Allah'ın evlerinden bir eve yürürse, attığı her adıma karşılık ona bir hasene yazdır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [45]
489. Enes b. Mâlik der ki: Namaz için kamet getirildi. Resûlullah (sallallahu «t-yhi vesellem), evden çıkıp benimle beraber Mescid'e doğru yürüdü. Derken adımlarını kısa atmaya başladı ve: "Bunu sadece namaza giderken adımlarımın sayısı artsın diye böyle yaptım" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [46] Ben derim ki: Dahhâk [47] hafızası zayıf biridir. Bu konuda mahfuz olan rivayet, Zeyd b. Sâbit'e ait mevkuf rivayettir.
490. Enes demiştir ki: Mescid'e gitmek üzere evden çıktım. Yolda Yezîd b. Sâbit'e rastladım. Elini omzuma koyarak bana dayandı. Ben, delikanlı adımlarıyla adımlayınca Zeyd: "Adımlarını kısa at! Zira ResûluUah (sallailahu aleyhi vesellem): Kim mescide yürüyerek giderse, attığı her adıma karşılık kendisine on hasene/sevap verilir buyurdu" dedi.[48] (el-Hâris) Senedinde zayıf biri (Ebân) vardır.
491. Ebû Bekir b. Ebî Meryem'in, Yahya el-Gassânî'den bildirdiğine göre Resûlullah {salkUahu aleyhi vesellem): "Mescide yürüyerek gitmen ve mescitten ayrılıp ailenin yanına gitmen sevap bakımından eşittir" buyurmuştur.[49] (Müsedded)
"Rabbim bana en güzel surette geldi. diye başlayan Ebû Umâme ve Sevbân hadisleri, daha evvel Abdesti Tam Almaya dair kısımda detayıyla geçmişti.[50] Orada cemaatle namazlara yaya gitmek ve namazı beklemek gibi amellerinden bahsedilmiştir.
492. Abdullah (b. Mes'ûd)'un naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Her kim ahdest alır da mescitlerden bir mescide giderse, attığı her adıma karşılık Allah onun İçin bir hasene/ecir yazar, ondan bir günah siler ve mertebesini bir derece artırır" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [51]
Sürekli Mescitlerde Bulunmanın Fazileti
493. Ebû Hureyre mevkuf olarak nakletmiştir: "Her kim mescitleri yurt edinir de kendisini oralardan hastalık veya başka bir mazeret alıkoyduktan sonra tekrar oralara dönerse, muhakkak Allah onu sevinçle karşılar...." (Müsedded)
Sahih mevkâjtai. Aynı hadisi İbn Ebî Zi'b ise Saîd'den daha kısa olarak nakletmiştir.
494. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Allah'ın mescitlerini imar edenler, Allah 'in altesidirler [52] buyurmuştur. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî, Abd b. Humeyd, Ebû Ya'lâve Bezzâr) [53]
495. Enes merfû olarak şöyle nakletmiştir: "Muhakkak ki Allah, kıyamet günü: Benim komşuların nerededir diye nida edecek. Melekler: Ey Rabbimiz, sana kim komşu olabilir kl? diyecekler. Bunun üzerine: Mescİtleri imar edenler nerededir? buyuracak." (el-Hâris) [54]
Mescitler İnşa Etmek Ve Genişletmek
496. îbn Ebû Katâde [55] el-Ensârî, babasından nakletmiştir: Biz, mescit yaparken Allah Resulü (saMlahu aleyhi vesellem) yanımıza geldi ve: "Onu geniş yapınız, ki, dolduruş iniz" buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlİsî) [56]
497. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Hz. Ömer şöyle demiştir: "Eğer ben Allah Resûlü'nü (saMahu aleyhi vesellem) Kıble cihetini genişletmek istiyorum diye buyururken işitmeseydim, onu (Mescid-i Nebevî'yi) büyültmezdim.[57] (Ebû Ya'lâ)
498. Başka bir rivayette şu ilave yer almıştır: "Ve minber ile mihrap arasını büyülttü." (Ebû Ya'lâ)
499. Amr b. Meymûn, Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından Muhakkak ki mescitler Allah 'in yeryüzündeki evleridir" sözünü nakletmiştir. (Müsedded} [58]
500. İbn Ömer der ki: Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) bir adam geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! (Yeryüzünün) Hangi bölge(si) daha hayırlıdır?" diye sordu" Hz. Peygamber: "Bilmiyorum" buyurdu; ya da sustu, cevap vermedi. Adam: "Peki hangi bölgesi en kötüdür?" diye sordu. Hz. Peygamber {sallallahu aleyhi vesellem) yine: "Bilmiyorum", buyurdu; ya da sustu, cevap vermedi. Derken yanma Cebrail geldi ve ona sordu. O da: Bilmiyorum" diye karşılık verince "Öyleyse rabbine sor!" dedi. Cebrail: "Biz ona bir şey sormayız" dedi -ve öyle bir irkildi ki, neredeyse şiddetinden Muhammed'in (sallallahu aleyhi wfsellem) ruhu çıkacaktı-. Sonra Cebrail göğe yükselince aziz ve celil olan Allah: "Muhammed sana hangi yerler daha hayırlıdır?, diye sordu. Sen de Bilmiyorum diye cevap verdin" buyurdu. Cebrail: "Evet, öyle dedim" dedi. Bunun üzerine Allah: "Ona bildir ki, en hayırlı yerler mescitler; en kötü/şerli yerler ise pazarlardır" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [59]
NAFİLE NAMAZLAR BÖLÜMÜ
Farzı Tam Yapmak Nafileden Sayılır
501. Zürâre b. Ebi'l-Halâl el-Atekî demiştir ki: Enes b. Mâlik'i şöyle söylerken işittim: Ben, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem): "Günde 12 rekat (nafile) namaz kılanın tenini Allah cehenneme haram kılar" buyururken işittim. Daha sonra bunları hiç bırakmadım. (Ebü Ya'lâ) [60]
502. Yûsuf b. Abdullah demiştir ki: Ebu'd-Derdâ'yı ölüm hastalığı sırasında ziyarete gittim. Bana: "Yeğenim (Ey kardeşimin oğlu)! Seni bu ülkelere getiren sebep nedir?" diye sordu. Ben de: "Yalnız seninle benim ve babam arasındaki dostluk sebebiyle buraya geldim" dedim. O zaman Ebu'd-Derdâ dedi ki: Yalan söylemek için ne kötü zamandır bu zaman?! Ben, Allah Resûlü'nü (sailallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Kim abdest alır, sonra kalkıp rüku ve secdesini tam yaparak iki veya dört rekat farz. veya nafile namaz kılar da sonra Allah'tan bağışlanmak dilerse, mutlaka Allah onu bağışlar." (Ebû Ya'lâ) [61]
Mutlak Nafile İbadetler
503. Resûlullah'm (sailallahu aleyhi vesellem) hizmetçisinin -kadın veya erkek-bildirdiğine göre: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesdlem) ona: "Bir ihtiyacın var mı?" diye sorardı. O kadar ki bir gün hizmetçisi: "Ya Resûlallah! Benim bir ihtiyacım var" dedi. "Nedir ihtiyacın?" diye sorduğunda: "Kıyamet günü bana şefaat etmendir" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sana bunu kim öğretti?" diye sordu. O da: "Rabbim" diye cevap verdi. Bunun üzerine "Öyleyse çokça secde ederek bana yardımcı ol!" buyurdu. (Müsedded) [62]
504. Suheyb'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kişinin insanların görm-eyeceği şekilde tenhada nafile olarak kılacağı bir namaz, insanların gözleri önünde kılacağı 25 namaza denktir" buyurmuştur. (Ebû Yala) [63]
505. Hz. Peygamber'in (sallaMıu aleyhi vesellem) eşi Meymûne'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellan) buyurmuştur ki: "Yüce Allah buyurdu ki: Kiın benim bir dostuma eziyet ederse, düşmanlığımı hak etmiş olur.' Kulu/n farz kıldığım ibadetleri eda etmekle bana yaklaştığı kadar başka herhangi bir ibadetle yaklaşamaz. Nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, tâ ki, ben onu severim. Onu sevdim mî de onun yürüyen ayağı, tutan eli, konuşan dili ve akleden kalbi olurum. Benden bir şey isterse, onu kendisine veririm. Bana dua ederse, icabet ederim. Onun ruhunu almakta tereddüt ettiğim gibi hiç bir şeyi yapmakta tereddüt etmemişimdir. Çünkü o bundan hoşnut olmaz, ben de onu rahatsız etmekten hoşnut olmam. " (Ebû Ya'lâ)
Hadiste zayıflık vardır. Konu hakkında Buhârî'de Ebû Hureyre, Âişe ve Enes'ten nakledilen hadisler de vardır..
Orta Namaz
506. Sâlim'in bildirdiğine göre Abdullah (b. Ömer), orta namazın sabah namazı olduğunu düşünüyormuş. [64] (Müsedded)
Teheccüt Namazı
507. Konuyla ilgili Enes hadisi geçmişti. Orada Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) es-Sekafî'ye: "Eğer bütün gece namaz kılarsan, işte o zaman sen, sen olursun" buyurmuştur. [65]
508. Ebû Eyyûb'un naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), teheccüt namazı kılarken her iki rekat arasında secde ederdi.[66] (İshâk)
Hadiste zayıflık vardır.
509. Vâsıl, aynı hadisi kendi senediyle şu ifadelerle nakletmiştir: "Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) gece iki ya da üç kez misvak kullanır, gece teheccüde kalktığında ise dört rekat namaz kılar; bu arada hiç bir şey konuşmaz, hiç bir emir vermezdi; ayrıca her iki rekatta bir selâm verirdi."
(Abd b. Humeyd).[67] Bunun ravi zinciri zayıftır.
510. Huzeyfe anlatıyor: Bir gece, Allah Resûlü'nün (sallalbhu aleyhi vesellem) namazı gibi namaz kılmak için yanına gittim. Namaza başladıktan sonra alçak veya yüksek sesle olmayıp normal bir sesle Kur'ân okudu. Kıraati güzeldi. Bize duyuracak şekilde teshil/tertil üzere okudu. Sonra bir sûre okuyacak kadar rükû yaptı. Sonra başını kaldırdı ve: "Semi'allahu liınen hamideh, Zu'l-Ceberût vel-melekût vel-kibriyâ vel-azaınet" (Allah kendisine hamdedenlerin hamdını işitir. O ceberut ve melekût sahibi, ulu ve yüce bir varlıktır) duasını okudu. Sonra bir sûre okuyacak kadar ayakta durdu. Ardından aynı süre kadar secde etti. Sonunda uzun sûreleri [68] bitirdiğinde hala gece karanlığı kalkmamıştı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
Abdülmelik [69] demiştir ki: Bu, gece nafılesidir.
511. Mücâhid demiştir ki: Ben ve Ca'de,[70] Ensar'dan sahabi olan bir zatın yanma girdik. Dedi ki: Resûlullah'm (salbllahu aleyhi vesellem) yanında Abdulmuttalib oğullarının bir azatlı cariyesinin gece ibadet edip gündüz oruç tutuğundan bahsettiler. Allah Resulü (saüaHahu aleyhi veselkm) de : "Fakat ben hem uyur, hem namaz kılarım, bazen oruç tutar, bazen tutmam..." buyurdu. (Ahmed b. Menî)
512. Ca'de demiştir ki: Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) bahsettiler. (Müsedded) [71]
Gece namazı ile ilgili Câbir hadisi Gazveler Bölümü'nün Hudeybiye gazvesi bahsinde gelecektir.
513. Muâz b. Cebel demiştir ki: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) gece amazından bahsetti de gözlerinden yaşlar boşaldı. "Yanları yataklarından klaşır [72] (yani gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklarından ayırıp kalkarlar) buyurdu. (Ebû Ya'lâ)
514. Âişe'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Bakara sûresini iki rekatta okumuştur.[73] (Ebû Ya'lâ)
515. Abdurrahman b. Osman (et-Teymî) demiştir ki: Bir gece Hz. Osman'ı Makam mevkiinde (Makam-ı İbrâhîm'de) gördüm. İleri çıkıp bir rekatta Kur'ân'ı okudu. Sonra oradan ayrıldı.
(Ahmed b. Meni ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [74] Bunun isnadı hasenâu.
516. Hz. Ali'nin naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sırasında vitir kılardı. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [75]
517. Ebu'l-Ahvas, Ebû İshak'tan benzerini rivayet etmiştir. Fakat o, rivayetinde "ilk ezan" demiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe [76] ve Müsedded)
518. Müslim b. Mihrâk'tan şöyle dediği nakledilmiştir: Hz. Âişe'ye: "Bizde öyle kimseler var ki, bir gecede Kur'ân'ı iki üç kez okuyorlar" dedim. Âişe: "Onlar onu okusalar da, onu (gerçekte) okumayan bir topluluktur. Ben bütün gece Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber kalkardım. Allah Resulü umut âyetine her rastladığında mutlaka durur, Rabbinden dilek diler ve ona ederdi. Korkutma/tehdit âyetine her rastladığında da mutlaka durur, Rabbine dua eder ve O'na sığınırdı." (Ahmed b. Menî) [77]
519. îbn Lehî'a aynı senetle naklettiği rivayetinde farklı olarak şu ifadelere yer vermiştir: "(Hz. Peygamber) Bütün gece ibadet eder, Bakara, Âl-i îmrân ve Nisa sûrelerini okurdu...." (Ebû Ya'lâ)
520. Huzeyfe b. el-Yemân anlatıyor: Yatsıdan sonra Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) rastladım ve: "Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade et de senin ibadetin gibi ibadet edeyim" dedim.... Sonra kıbleye döndü. Beni sağ yanma dikti. Sonra Fatihâtü'l-Kitâb'ı (Fatiha sûresini) okudu. Sonra Bakara sûresine başladı. Ne zaman bir rahmet âyetine rastlasa, mutlaka onu dilerdi. Ne zaman bir korku/azap âyetine rastlasa, mutlaka durup ondan (Allah'a) sığınırdı. Ne zaman bir mesele (kıssaya) rastlasa, mutlaka durup onun üzerinde tefekkür ederdi. Bu şekilde Bakara sûresini bitirdi. Sonra tekbir aldı. Rükusunda "Sübhâne Rabbiye'l-azîm (Ey Yüce Rabbim! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim)" dediğini işittim. Hatta zannedersem
Hamdinle" ifadesini de kullanmıştı. Yaklaşık olarak kıyamda kaldığı süre kadar rükuda kaldı. Sonra başını kaldırıp tekbir getirerek secdeye gitti. Secdesinde "Sübhâne Rabiye'l-A'la (Ey ulu Rabbim! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim)" dediğini işittim. Hatta zannedersem "Hamdinle" ifadesini de kullanmıştı. Secdesinde de rükusunda kaldığı süreye yakın bir süre kaldı. Sonra iki secdesini bitirince ayağa kalkıp Fatihatü'l-Kitab'ı okudu. Sonra aynı şekilde Al-i İmrân sûresine başladı. Sonra sabah namazını işittim. Huzeyfe: "Bana onun kadar zor gelen bir ibadet yapmadım" demiştir.[78] (el-Hâris)
521. Ebû Saîd el-Hudrî demiştir ki: "Eğer erkek, gece kalkar ve ailesini de kaldırarak iki rekat namaz kılarlarsa, Allah'ı anan (zâkir) erkek ve kadınlardan yazılırlar.[79] (el-Hâris)
522. İbn Abbâs demiştir ki: Gece ibadetinden bahsettim. Birisi dedi ki: Resûlullah (sallahu aleyhi veseüem): "Gecenin yansı, dörtte biri [80]çeyreği', bir deve sağacak kadarı...(ibadet edin) [81] buyurdu. (Ebû Yala)
523. Numân b. Beşîr der ki: Resûlullah'ı (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buvurur en işittirr: "Sizden biri içinde namaz kılma arzusu varken uyursa, yanına bir avuç toprak koysun. Sonra uyandığı zaman sağ eliyle bir avuç alsın. Sonra soluna atsın [82] (Ebû Ya'lâ)
524. Semure der ki: Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) bize gecenin azında veya çoğunda namaz kılmamızı ve onu vitir ile (tek rekatla) bitirmemizi emretti. [83] (Ebû Ya'lâ)
525. Vâsile'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Nafile ibadette âyetleri sayın, ama farzlarda saymayın" buyurmuştur. [84] (Ebû Ya'lâ)
526. Câbir'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu akyhivesellem) gece iki üç kez misvak kullanırdı. Her yatıp kalkmasında, misvak kullanır, abdest alır, sonra iki veya daha fazla rekat namaz kılardı. (Abd b. Humeyd) [85]
527. Hz. Ali'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kişinin yatsı namazı öncesi ve sonrasında arkadaşlarını yanıltacak derecede yüksek sesle Kur'ân okumasını yasaklamıştır. (Müsedded ve Ebû Bekr b. Ebî Şeybe) [86]
528. Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bize Vehb b. Bakiyye, Hâlid'den aynısını bildirdi. Fakat o, rivayetinde "Namaz kılan arkadaşlarını yanıltacak derecede" ifadesini kullanmıştır. [87]
529. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem) ayakları veya bacakları şişinceye kadar namaz kılmıştır. Kendisine: "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamadı mı?" denince "Şükreden kul olmayayım mı?" diye karşılık vermiştir. (Ebû Ya'lâ ve Bezzâr) [88]
Ben derim ki: Hadis ma'lulâür (illetlidir). Meşhur olan, bunun Mis'ar'dan, onun da Ziyad b. İlâka'dan, onun da el-Muğîre b. Şu'be'den nakli olduğudur.
530. Enes şöyle nakîetmiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) kendini jj^ifsiz hissetti. Sabah olunca: Ey Allah'ın Resulü! Hissettiğiniz acı aşikardır" denildi. O da: "Gördüğünüz gibi ben dün gece yedi uzun sûreyi okudum " buyurdu. {Ebû Ya'lâ) [89]
531. İbn Mes'ûd bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gözünü göğe kaldırıp indirdi. "Ya Resûlallah! Niçin böyle yaptın?" diye sorduğumuzda "Meleklerden iki meleğin haline şaşırdım. Gökten inip yeryüzünde kendi namazgahında ibadet eden bir kulu aradılar, fakat bulamadılar. Tekrar göğe çıkarak <Ya Rabbi! Biz daha evvel senin mümin bir kuluna gece ve gündüz şu kadar sevap yazardık. Fakat şimdi onu bundan alıkoyduğunu gördük. Onun için yazacak bir şey bulamadık dediler. Allah da: Kuîum İçin önceki gündüz ve gece ibadetinin ecrini aynen yazın, Ondan bir şey eksiltmeyin. Onun mükafatı(m vermek) bana aitür. Zira onu bundan ben engelledim. Onun için ha evvel yapmakta olduğu ibadetlerin ecri vardır " buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî} [90]
532. Enes, Allah'ın Resûlü'nden (sallallahu aleyhi veseilem) nakletmiştir: "Sizden kim mescitte uyuklarsa, yatağına varıp, okuduğunu anlayıncaya kadar uyusun. " (İbn Ebî Ömer) [91]
Ramazan'in İhyası
533. İbn Abbâs bildiriyor: Hz. Ömer, (Ramazan'da) gece ibadetinden dönen insanlarla karşılaştı ve: "Gecenin kalan kısmı, geçen kısmından daha faziletlidir" dedi. (Müsedded) [92]
534. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre Resûlullah (saMiahu aleyhi veseilem) Ramazan ayında yirmi rekat (teravih) namazı ve bir de vitir kılardı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd) [93]
Nafile Namazların Evlerde Kılınmasına Dair Emir
535. Hasan b. Ali b. Ebî Talib'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhilem) şöyle buyurmuştur: Evlerinizde namaz kılınız, oraları kabirlere girmeyiniz. Benim evimi de bayram yeri edinmeyiniz. Bana salât ve selâm tetiriniz. Zira nerede olursanı olunuz, sizin salât ve selâmınız bana ulaşır.[94] (Ebû Ya'lâ)
536. Muâviye b. Kurre demiştir ki: Bana, Hz. Ömer'e mescitte namaz kılmanın hükmünü soran üç neferin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) şöyle buyurmuştur: "Farzları mescitte, nafileleri evlerde kılınız" (Ebû Yala)
Ben derim ki: Bunu İbn Mâce başka bir tarikle Hz. Ömer'den nakletmiştir. [95]
Binek Üzerinde Nafile Namaz Kılmak
537. Abdullah b. Urve b. ez-Zübeyr der ki: "Zübeyr ile birlikte Şam'dan, Tebuk gazvesinden döndüm. Onu bineği üzerinde, binek her ne tarafa dönerse dönsün, namaz kılarken gördüm. (Müsedded) [96]
Yüksek Sesle Kur'ân Okumanın Mekruh Oluşu
538. Ubeydullah b. Ebî Bekir b. Knes demiştir ki: Ziyâd, Enes'in yanma gelmişti. (Enes) Kendisine: "Kur'ân oku!" dedi. O da yüksek sesle Kur'ân okumaya başladı. Bunun üzerine Enes yüzünden örtüyü kaldırarak: "Siz bu şekilde mi okuyorsunuz?" dedi.[97] (el-Hâris)
539. Hammâd demiştir ki: Bana Hasan'a şahit olan birinin bildirdiğine göre bir şahıs Hasan'm yanında sesini yükseltti. O da yerden bir avuç çakıl taşı alarak yüzüne çarptı ve: "Bu (yaptığın) nedir?" dedi.[98] (el-Hâris)
540. Gâbir b. Abdullah der ki: Resûlullah (sallaüahualeyhiveseJlem) bir Ramazan gecesi yanımıza çıktı. İnsanlar namaz kılıyorlardı. "Birbirinizle yüksek sesle konuşmayınız. Çünkü bu, namaz kılanı rahatsız eder" buyurdu.[99] (el-Hâris)
Hâris'in Hz. Ali'den naklettiği hadisi biraz önce geçmişti.
İbadet İçin Aşın Meşakkat Ve Sıkıntıya Girmenin Yasaklanması
541. Ümmü Seleme: "Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) en sevimli amel, az da olsa kulun sürekli yaptığı ameldi" demiştir.[100] (el-Hâris)
542. Küfe halkından Cebele adında bir zâtın bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem) devrinde bir genç kendini aşırı ibadete vermişti. Bunun üzerine babası Allah'ın Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) giderek: "Oğlum ibadet uğruna kendini iyice yıprattı" diye şikayette bulundu. O da: "Ona söyle, nefsine şefkat göstersin" buyurdu.[101] (el-Hâris)
543. Mihcen b. el-Edra'nm bildirdiğine göre Resûlullah'a (saüallahu aleyhi veseüem) bir zâtın Mescid'de uzun uzadıya namaz kıldığı haberi ulaşınca hemen yanma gitti ve omzundan [102] tutarak (üç kere): "Muhakkak ki Allah, bu ümmet için kolay olana razı oldu,[103] zor olanı istemedi. Bu ise işi zorlaştırmayı tercih etti, kolaylaştırmayı bıraktı" buyurdu.[104] Sonra onu öyle bir salladı ki, bir daha (Mescid'de) görülmedi. (el-Hârİs) [105]
Ebû Musa bildiriyor: Osman b. Maz'ûn'un eşi Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in eşlerine geldi. Onu kötü bir halde gördüler. Ona: "Kureyş'in içinde senin eşin gibi zengini yok" dediler.
Dedi ki: "Ondan bize (fayda) yok. Gündüzleri oruçlu, geceleri namazda." (Bu sırada) Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellenı) içeri girince durumu O'na aktardılar. (Ona (Osman'a) rastladığı (bir gün): "Ey Osman! Ben senin İçin bir Örnek değil miyim?" buyurdu.
"(Hayırdır) Ne oldu ki ya Resûlallah? Anam babam sana feda olsun!" deyince Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Gündüzleri oruç, gecelen namazı nasıl kılıyorsun. Ailenin üzerinde hakkı var. Bedeninin üzerinde hakkı var. Hem namaz kıl, hem uyu. Hem iftar et, hem oruç tut" buyurdu.
Ravi dedi ki: Daha sonra (bu) kadın, kokular sürünmüş yeni gelin gibi çıkageldi. Dediler ki: "Sen misin?"
Dedi ki: "İnsanlara isabet eden (mutluluk) bana da isabet etti." (Ehû Ya'lâ)
544. Hasan'm bildirdiğine göre Hz. Ömer: "Sizden biriniz gece ibadet ederken Kur'ân okumakta zorlanırsa, hemen uyuyuversin" demiştir. (Müseddecl) [106]
Beş Vakit Namazın Düzenli Sünnetleri (Revâtib) Ve Bunlara Devam Edilmesi
545. Ebû Yahya demiştir ki: Bana İbn Abbâs şu olayı anlattı: "Ey Ebû Yahya! Görmedin mi vitri kılmadan uyudum. Yanıma İbn Mahreme ve onunla beraber bir başkası geldi ve beni oyalayıp vitri kaçırmama sebep oldular. Sonra sabaha kadar uyudum. Sabah cariye beni uyandırdığında ona: "Bak bakalım Güneş doğmuş mu?" dedim. "Hayır" dedi. Hemen kalkıp sabah namazının iki rekat sünnetini kıldım. Sonra: "Bak bakalım Güneş doğmuş mu?" dedim. Yine: "Hayır" dedi. Hemen sabah namazım(n farzını) da kıldım." (Müsedded) [107]
546. Enes'in naklettiğine göre Resûluliah {sallallahu aleyhi vesellem): "Sabah namazının iki rekat (sünnet)İni kaçırmayın. Zira onda ecirler vardır" buyurmuştur. (el-Hâris) [108]
547. Âişe'nin bildirdiğine göre Resûluliah (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazından önceki iki rekat sünnet namazında kıraati gizli okumuştur.[109] Bu iki rekatta "Kul ya eyyühel-kâfirun (Kâfırûn) ve Kul huvellahu ehad (İhlas) sûrelerini okurdu. (İbn Ebî Ömer)
548. Hz. Âişe der ki: Allah'ın Resulü {sallallahu aleyhi vesellem) (sabah namazamn sünnetinde) her rekatta Fatiha suresini okuyacak süre miktarı kıyamda dururdu. {İbn Ebî Ömer)
Ebû Ya'lâ'nın rivayetine İbn Abbâs dedi ki: Resûluliah (sallallahu aleyhi Selem) sabah namazının iki rekatının birincisinde, sûrenin sonuna kadar JUnenerresûlü'yü [110] ikincisinde ise Âl-i İmrân sûresinden Kul yâ ehlel-kitabi teâlev ila kelimetin sevâin beynena ve beynekum âyetini [111] okurdu. (İbn Ebî Ömer)
Ben derim ki: Bunu Müslim başka bir tarikten nakletmiştir.[112] Fakat onun rivayetinde birinci rekatta Bakara sûresinden "Kûlû âmenna billahi ve mâ unzile ileyna" âyetini [113] okuduğu belirtilmiştir. İkinci rekatta ise yukarıda belirtilen âyeti okumuştur.
549. Ümmü Habîbe'nin naklettiği bir hadiste: "Kim günde on iki rekat namaz kılarsa.[114] ifadesi geçmiştir. Âsim demiştir ki: Abdullah (b. Mes'ûd)'un arkadaşları bunları farzlarla beraber kılarlardı. (İshâk).
Ben derim ki: Hadisin aslı "Âsim demiştir ki" kısmı hariç Simt-n'lerde yer almıştır. [115]
550. Ensarh bir zâtın babasından naklettiğine göre Resûluliah (sallallahualeyhi vesellem): "Kim öğle namazından önce dört rekat (nafile) namaz kılarsa, İsmail'in neslinden bir köleyi azat etmeğe denk sevap kazanır" buyurmuştur. (Ahmed b. Meni') [116]
551. İbn Ebî Ömer demiştir ki: Bize Vekî, Beşîr b. Selmân Ebû İsmail'den, o da el-Kâsım b. Safvân el-Ensârî'den, [117]o da babasından naklen bunun benzerini bildirdi.
552. Enes demiştir ki: "(Ashab) Nafile ibadetlerden öğle namazından önce kılman namaza gösterdikleri özen kadar hiçbir şeye özen göstermemişlerdir." (Ahmed b. Menî') [118]
553. Berâ'nm naklettiğine göre Peygamber (sallallahu akyhi esellem) öğle namazından önce dört rekat namaz kılardı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [119]
554. Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bize Ebû Kureyb bildirdi. Dedi ki: Bize bu enetle Bekir bildirdi...(Yukardaki hadisin aynısını zikretti)
555. Huzeyfe b. Useyd demiştir ki: Ali b. Ebî Tâlib'in Güneş doğu yönünden batı yönüne kaydığında (zevalden sonra) uzunca dört rekatlık bir namaz kıldığını gördüm ve bunun sebebini kendisine sordum Dedi ki: "Semânın kapıları Güneş doğu yönünden batı yönüne kaydığında açılır ve öğle namazı kıhnmcaya kadar kapanmaz. Bu yüzden bu saatte Allah katma bir amelim çıksın, isterim. [120] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
556. Ümmü Habîbe binti Ebî Süfyân'm naklettiğine göre Resûlullah şaleyhivesellem): "Kim ikindi namazından Önceki dört rekata devam ederse, Allah onun için cennette bir ev İnşa eder." (Ebû Ya'lâ) [121]
Ben derim ki: Bunu Ebû Dâvud, başka bir tarikle Ümmü Habîbe'den öğle namazından önceki" ifadesiyle nakletmiştir. [122]
557. Abdullah b. Ebi'l-Hüzeyl demiştir ki: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir adamı evime davet ettim. Müezzin akşam ezanını okuyunca kalkıp namaz kıldı. Kendisine bunu sorduğumda; "Ubey b. Ka'b bu iki rekatı kılardı" dedi.[123] (Müsedded)
558. Râşid b. Yesâr demiştir ki: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından Ağaç altında biat edenlerden beş kişi adına yemin ederim ki, onlar akşam namazından önce iki rekat (nafile) namaz kılarlardı.[124] (Müsedded)
559. Mansur'un babasından naklettiğine göre ne Ebû Bekir, ne Ömer, ne de Osman akşam namazından önce iki rekat (nafile) kılmamışlardır.[125] (Müsedded)
560. İbrahim'in bildirdiğine göre Abdurrahman b. Avf evinde akşam namazından sonra iki rekat (nafile) namaz kılardı.[126] (Müsedded)
561. Resûlullah'm azatlısı Ubeyd'e: "Allah Resulü (sallaJlahu aleyhi vesellem) farzlardan sonra başka namazı emreder miydi?" diye soruldu. O da: "(Evet) Akşam ile yatsı arasında" diye cevap verdi. (Müsedded) [127]
Şu'be, et-Teymî'den naklen buna mutabaat yapmış ve demiştir ki: Ebû Osman'ın meclisinde idik. Derken bir adam çıkageldi... ve râvi zinciriyle Ebû Ubeyd'den aynısını nakletti.
562. Hz. Ali'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim akşam namazının iki rekatından sonra iki rekat namaz, kılıp her birinde Fâtihatu'l-Kitab (Fatiha) ve Kul huvallahu ehad (Ihlas) sûrelerini on beş defa okursa, kıyamet günü geldiğinde onun için (bir grup tarafından): Bu sıddiklerâenâirfdoğrularâandır denir. Onları geçer, (başka bir grup tarafından): Bu şehitlerdendir denir. Onları geçer: Bu peygamberlerdendik denir. Onları geçer. Bu meleklerdendir denir. Onları da geçer. Rahman'in Arş'ına varıncaya kadar kendisine engel olunmaz"
(el-Hârİs) Ben derim ki: Bu metin uydurmadır! [128]
563. İbrahim demiştir ki: "Vitir Kur'ân ehline farzdır" denirdi. Ben de: "Sen kızma neyi emrediyorsun?" diye sordum. "Ona yatsıdan sonra iki rekat namaz kılmasını emrediyorum" dedi. Kızı beş altı yaşlarında idi. (Müssdded) [129]
564. Huzeyfe der ki: Hz. Peygamber'in (salialiahualeyhivesdlem) yanma gittim. Akşam ile yatsı arasında namaz kılıyordu. Yatsı namazını da kılıp bitirene kadar namaz kılmaya devam etti. (Ebû Ya'lâ) [130]
Vitir Namazı
565. Esed oğullarından bir adam demiştir ki: Nafile kılan namazım kıldığında Hz. Ali yanımıza çıkageldi ve dedi ki: "Sizin Peygamber'iniz vitir namazını emretti ve onun için bu vakti belirledi. Ezanı oku ey İbnü'n-Nebbâh! [131] (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [132]
566. İbrâhîm b. Ubeyd b. Rifâ'a demiştir ki: Mekke'de Câbir b. Abdullah'ın yanma girdim. Onu namaz kılarken buldum.....ilh. Hadisin devamında demiştir ki: "Ben Resûlullah'l (sallaliahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: Bir kimse cemaatle yatsı namazını kıldıktan sonra. içinden geldiği gibi (nafile) namaz kılar da sonra uyumadan önce vitir kılarsa, mutlaka o gece Kadir gecesine rastlamış gibi sevap kazamr (Abdb. Humeyd) [133]
567. Muâviye b. Kurre şöyle nakletmiştir: Peygamber'e (sallalkhu aleyhi vesellem) bir zat gelerek: "Ya Resûlallah! Ben vitri kılmadan sabahladım" dedi. O da (üç kez): "Vitir ancak gece kılınır" buyurdu. Sonra "Hadi git, şimdi vitri kıl" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [134]
568. İbrâhîm (en-Nehaî)'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb; "Akıllılar gecenin başında, güçlüler ise gecenin sonunda vitir kılarlar" demiştir. (Müsedded) [135]
569. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallaMıu aleyhi vesellem): "Bana vitir ve kuşluk namazı emredildi, ama farz kılınmadı." buyurmuştur. (Ahmed b. Menî). Hadiste zayıflık vardır. [136]
570. Ümmü Abdullah'ın bildirdiğine göre o, Hz. Âişe'yi makamın (Makam-ı İbrahim'in) arkasında namaz kılarken görmüş. İbrâhîm sûresini okuyarak bir rekat vitir kılmış.[137] (Müsedded)
571. Aynı senetle yine Ümmü Abdullah, Hz. Âişe'yi şöyle söylerken işitmiş: "Çağrıyı/ezanı işittiğinde bir rekat vitir kıl!" (Müsedded)
572. İmrân b. Husayn'ın naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu üç rekat vitir kılar, birinci rekatta Sebbih (A'lâ), ikincisinde Kul yâ eyyühel-kâfirun (Kâfirûn), üçüncüsünde de Kul huvallahu ehad (İhlas) sûresini okurdu. (el-Hâris) [138]
Nesâî bir başka tarikten Sebbih (A'lâ) süresiyle yetinerek kısa olarak nakletmiştir.
573. Abdullah (b. Mes'ûd)'dan nakledildiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhi (vitir namazının) birinci rekatında Sebbihi'sme Rabbike'1-a'la (A'lâ), ikincisinde Kul ya eyyuhel-kâfirûn (Kâfirûn), üçüncüsünde ise Kul huvallahu ehad (İhlas) sûresini okurdu. (Ebû Ya'lâ) [139]
574. Hakem demiştir ki: Miksem'e: "Ben üç rekat vitir kılıp sonra namaza gidiyorum" dedim. "Vitir ancak beş ya da yedi rekat kılınır [140] dedi. Sonra Mücahid'le Yahya b. Cezzâr'a rastladım. Bunu onlara söyledim. "Kendisine bunu kimden naklettiğini sor!" dediler. (Sorduğumda) "Güvenilir birinden, o da güvenilir kişiden,[141] o da Âişe ve Meymûne'den, onlar da Hz. Peygamber'den (saUallahualeyhivesellem) naklen" cevabını verdi. (el-Hâris)
575. Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. Dedi ki: Bize Şu'be bu râvi zinciri ile benzerini bildirdi. Ancak Mücâhid ile Yahya'ya rastladığından söz etmedi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [142]
Kuşluk/ Duhâ Namazı
el-Hasan ve Hüseyin birlikte rivayet ediyorlar: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kuşluk namazı kılardı. Buyurdu ki: "Kim bunu kılarsa cennette onun için bir ev inşa edilir. Bütün gün boyu günah işlemiş olsa da affolunur. " (Ahmed b. Menî')
Şa'sâ bildiriyor: Abdullah b. Ebî Evfâ'yı iki rekat namaz kılarken gördüm. Hanımı ona: "Sadece iki rekat kıldın" dedi.
Şu cevabı verdi: "Fetih müjdelenince ve Ebû Cehil'in başı getirildiğinde Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i,jki rekat kuşluk namazı kılarken gördüm." (Ebû Ya'lâ) erim ki: Bunun bir bölümü Ibn Mâce'de yer almıştır.
Hz. Ömer der ki: "Bir kişi, yeryüzünün ıssız bir yerine varıp orada iki rekat kuşluk namazı kılsa ve şöyle dua etse, Yüce Allah oturduğu o yerde (yerinden kalkmadan) onun deniz köpüğü misali çok dahi olsa günahlarını bağışlar: Allahım! Hanıd sana mahsustur. Senin ahdin ve vaadin üzere olan bir kulun olarak sabahladım. Ben bir hiç iken beni yarattın. Günahımdan dolayı senden mağfiret diliyorum. Çünkü günahlarım taşınmayacak derecede çoğaldı ve etrafımı sardı. Onları ancak sen bağışlarsın. Ey Merhametlilerin En Merhametlisi! Onları sen bağışla!" (İshâk)
el-Hasan b. Ali rivayet ediyor: Resûlullah (salklbhu aleyrıi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim sabah namazı kılar sonra Güneş doğana kaclar oturur ve iki rekat namaz kılarsa Allah Teala ateşin yemesini ve yakmasını ona haram kılar." (Ahmed b. Menî')
Avf b. Mâlik anlatıyor; Ebû Zer, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e doğru oturdu veya Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ona karşı oturdu. Şöyle buyurdu: "Ey Ebû Zer! Kuşluk namazını kıldın mı?"
Hayır" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Peygamberi (sallallahu aleyhi vesellem): "Kalk ve kuşluk namazını kıl!" buyurdu.
Ravi dedi ki: Namaz kıldı. Sonra geldi ve... (Hadisin devamı vardır) (İshâk, el-Hâris ve Ebû Ya'lâ)
Huzeyfe b. el-Yemân bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Benî Muâviye taşlığına doğru çıktı. İzlerini takip ettim. Nihayet mezkur yerde ortaya çıktı. Uzun uzun sekiz rekat kuşluk namazı kıldı. Sonra şöyle buyurdu: "Ey Huzeyfe! Seni (uzun süre) beklettim mi?"
Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Yüce Allah'tan üç şey istedim; bunlardan ikisini verdi, birini vermedi Ondan (kendileri dışında başka düşmanların) ümmetime galip gelmemesini istedim; verdi. Ondan ümmetimi açlık ve kıtlıkla terbiye etmemesini diledim; onu da verdi. Aralarına nifak sokup birbirlerine düşmemelerini istedim; ancak bunu bana vermedi." (Ebû Bekir b, EbîŞeybe) [143]
Ummü Seleme, kuşluk namazını oturarak sekiz rekat olarak kılardı
Ona şöyle denildi: "Âişe bunu dört rekat kılıyor." Şu karşılığı verdi: "Âişe gençtir. Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Oturarak kılınan nama ayakta kılınan namazın yarısıdır. " (ei-Hârİs)
Ebû Hureyre bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir müfreze gönderdi. Ne büyük ganimet, ne kadar hızlı bir hücum oldu. Bir adam dedi ki:
Ya Resûlallah! Bundan daha hızlı bir hücum görmedim. Bundan daha fazla alman bir ganimet görmedim."
Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bundan daha hızlı bir hücum ve daha büyük bir ganimeti haber vereyim mi? Bîr adam. ki evinde güzelce abdest alır, sonra mescide doğru yola çıkar. Allah rızası için sabah namazını kılar sonra arkasından kuşluk namazım kılarsa, en hızlı hücumu yapmış ve en büyük ganimeti, elde etmiş olur." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Bezzar'ın rivayetinde "adam" yerine Ebû Bekr'in adı geçmektedir.
Rumeyse anlatıyor: Âişe'nin sekiz rekat kuşluk namazı kıldığını gördüm.
Ona dedim ki:
Bu, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i yaparken gördüğün bîr şey mi, yoksa sana emrettiği bir şey midir?" Şu cevabı verdi:
Bu (namaz hakkında) Resûlullah (saBailahu aleyhi veseliem)'den sana hadis nakledecek değilim. Fakat babam (Ebû Bekir) kabrinden kalkıp bana gelerek bu namazı bırakmamı benden istese bile yine de bırakmam." (Müsedded)
el-Kâsım der ki: "Hz. Âişe kuşluk namazını kılardı ve üstelik te uzatırdı. (Müsedded)
Ebû Seleme'nin rivayetine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Dua etmeye ancak evvâb/ tövbe edenler/ İbadete düşkün olanlar devam ederler." (Müsedded)
Enes bildiriyor: Resûlullah (salJallahu aleyhi vesellem), ben dokuz veya on yaşlarındayken (Medine'ye hicretle) geldi. Allah'ın Resulü (sallalbhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ey Enes! Temizliğini çokça yap ki ömrün uzun olsun. Kuşluk namazın/, kıl. Çünkü bu (namaz) evvâb (tövbe eden)lerin namazıdır."
(İbn Ebî Ömer) Hadisin devamı "Mev'izeler" bölümünde gelecektir.
Abdullah b. Amr b. el-Âs, Ebû Zer'e şöyle dedi: "Ey Amca! Bana bir hayır öğret!."
Şu cevabı verdi: Olur ey kardeşimin oğlu! Resûlullah (salbEahu aleyhi vesellem) bana şöyle buyurdu:
"Eğer iki rekat kuşluk kılarsan, gafillerden yazılmazsın. Dört rekat kuşluk kılarsan, güzel kullardan yazılırsın. Sekiz rekat kuşluk namazı kılarsan, günahın kalmaz.
10 rekat kuşluk kılarsan,..............
12 rekat kuşluk namazı kılarsaft, cennette senin için bir ev inşa edili, (Ebû Ya'lâ)
Hz. Âişe bildiriyor: Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) işittim, diyordu ki: "Kim sabah namazını kılar, sonra yerinde oturur kalkmaz d^nya işlerinden bir şey ile uğraşmaz ve Allah'ı zikrederse ve sonra da dört kuşluk namazı kılarsa anasından doğduğu günkü gibi tertemiz günahsı gelir." (Ebû Ya'lâ)
Ebû Umâme rivayet ediyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim sabah namazını cemaatle kılar sonra oturduğu yerden kalkmaz ve kuşluk namazını kılarsa; ona hem hac, hem de umre sevabı vardır. " (Ebû Ya'lâ)
İbn Ebî Evfâ, Resûlullah (sallallahualeyhivese]lem)'den şu sözünü rivayet ediyor: "Allah'a çok ibadet edenlerin (evvâbîn) namazı, sıcaktan deve yavrularının ayakları yandığı zamandır." (Abd b. Humeyd) Hadisin mahfuz olan aslı "Müslim'in Sahîh 'inde Zeyd b. Erkam rivayetiyle yer almaktadır.
Zeyd b. Erkam bildiriyor: Resûlullah (salJallahualeyhivesellem), Küba mescidine geldi ve onları kuşluk namazı kılarken gördü. Şöyle buyurdu: "Bu, Allah'a çokça ibadet edenlerin (evvâbîn) namazıdır. "
Ravi der ki: Bu namazı deve yavrularının sıcaktan ayaklarının yandığı bir vakitte kılarlardı.
(İbn Hacer der ki) Ben de derim ki: Müslim'in Sahîh'min metni ile farklılık arzetmektedir. Nitekim orada lafzı şöyledir: Zeyd b. Erkam, kuşluk zamanı bazı kimselerin kuşluk namazı kıldıklarını gördü ve şöyle dedi: Bu adamlar pek âlâ bilirler ki bu saatin dışında bir başka zamanda namaz kılmak daha faziletlidir. Çünkü ben Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem)'i işittim şöyle buyurmuştur: "Evvâbîn namazı, sıcaktan deve yavrularının ayaklan yandığı zaman kılınır. " (Abd b. Humeyd)
Ömer b. el-Hakem der ki: Ebû Saîd el-Hudrî'yi işittim; şöyle dedi: "Resûlullah (sallaltehualeyhıvesellern)'i kuşluk namazı kılarken asla görmedim." Ömer b. Hakem ilave etti: "Bunu Sad b. Ebi Vakkâs'a ilettim. Bunun üzerine bana şöyle dedi: Resûlullah (salbDahuakyhiveseUem) insanların görmesini hoş karşılamazsa yaptığı işini terk ederdi ve bunları yalnız kalınca yapardı." Ben kuşluk namazı kılarım; zaten Sa'd da böyle söylemiştir. (el-Hâris)
Ebû Saîd el-Hudrî der ki: "Resûlullah (sallallahualeyhiveseüem) kuşluk namazını (o kadar uzun süre) kılardı ki; nihayet Artık onu hiç bırakmayacak denirdi. (Bazen de) öyle (uzun süre) bırakırdı ki Artık hiç kılmayacak denirdi." (el-Hâris)
576. Abdullah b. el-Hâris'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Yusebbihne bil-i vel-işrak" âyetine [144] gelince "Acaba bu işrak namazı mı? yani mnün başlangıcında kılman sekiz rekatlı namaz mı?" demiştir. (İshâk) [145]
CUMA KONULARI
Cumanın Fazileti Ve Duanın Kabul Olunması Umulan Saat
577. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Cebrail bana, ortasında siyah bir nokta bulunan parlak bir ayna getirdi. Bu nedir? diye sorduğumda Bu, cumadır. Onda (duaların kabul edildiği) bir saat vardır dedi. [146] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
578. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bana günler gösterildi. Onlar arasında Cuma günü arzedildi. Baktım güzel bir ayna gibiydi. Bir de baktım ki ortasında siyah bîr nokta var. Bu siyahlık nedir? diye sorduğumda İşte bu (duaların kabul edildiği) saattir dedi.[147] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
579. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Cebrail bana Cumayı getirdi. Ortasında siyah nokta bulunan parlak ayna gibiydi. Cebrail! Bu nedİr? diye sorduğumda bana Bu, cumadır dedi. Cuma nedir? diye sordum. Onda sizin için hayır vardır dedi. Bizim için onda ne vardır? diye sordum. Bu gün senin ve senden sonra ümmetin için bayram olacak ve böylece Yahudi ve Hıristiyanlar sana tâbi olacaklardır buyurdu. Onda bizim için ne vardır? diye sordum. Onda sizin İçin bir saat vardır ki, herhangi bir Müslüman kul o saate rastlar da onda Allah 'tan din veya dünya isine ait bîr dilekte bulunursa, kalbinde bu konuda bir kuşku (kasem) varsa, Allah ona dilediği şeyi verir. Kuşkusu yoksa, kendi katında onun için daha büyük bir mükâfat saklar. Veya onun sebebiyle yazgısında bulunan bir kötülüğü/şerri ondan savar. Ya da ondan, daha büyük bir belayı defeder dedi. "Niçin?" diye sordum. Şöyle anlattı: Çünkii Yüce Rabbin cennette beyaz miskten bir vadi edindi. Kıyamet günü gelince bu, iüiyyundan/üstün makamlardan onun kürsüsüne iner. Sonra Kürsi'nin etrafını mücevherlerle süslenmiş altın minderlerle kaplar. Sonra peygamberler getirilir
ve onlara otururlar. Sonra bu minderlerin etrafına nurdan sandalyeler konur ve şehitler getirilerek onlara oturtulur. Sonra odalardakiler inerek tepeye otururlar. Sonra Rableri onlara tecelli ederek:Benden dileyin ne dilerseniz, size vereceğim buyurur. Onlar da rızasını dilerler. Rableri: Rızam sebebiyledir ki, sizi yurduma alıp size lütufta bulundum. Dileyin benden ne dilerseniz, size vereceğim buyurur. Onlar yine rızasını dilerler. Bunun üzerine Rableri hepsini, onlardan razı olduğuna dair şahit tutar. Sonra onların Önüne hiç bir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyen şeyler açılır. Bu, cumadan ayrılmalarına kadar ki mükâfatlarının miktarıdır. Sonra onunla birlikte peygamberler, sıddikler ve şehitler yükselir. Oda sahipleri odalarına geri döner. O gün beyaz, bir inci veya kırmızı bir inci veyahut yeşil zebercettir. İçinde odaları, kapıları, sessizce akan berrak nehirleri ve sarkan meyveleri vardır. Orada ne... ne de... vardır. Rablerine daha fazla bakmaları ve onun daha fazla lütfuna nail olmaları için Cuma gününe olduğu kadar hiçbir şeye muhtaç değillerdir. " (Ebû Bekir b, Ebî Şeybe) [148]
580. Alî b. el-Hakem kanalıyla Enes'den benzeri nakledilmiştir. Hadiste şöyle geçmiştir; Biz ona katımızda Mezıd günü diye çağınnz dedi. Mez.îd günü nedir? diye sordum. Şöyle dedi: Allah cennette geniş bir vadi yarattı. Onun içinde misk tepeleri var etti. Cuma günü [149] olunca, oraya iner." Yine bu rivayette şunlar geçmiştir: Kullanmı giydirin. Kullarımı yedirin. Kullarımı içirin. Kullarıma koku sürün buyurur. Sonra Ne diliyorsunuz? diye sorar. Onlar da Ey Rahbimiz! Senin rızanı diliyoruz derler. Bunun üzerine Rableri Sizden razı oldum ve onlarda ayrılıp giderler. Huriler yeşil zümrüt veya kırmızı yakuttan olan odalarına çıkarlar." (Ebû Ya'İâ} Bu tarikten hadisin son böyledir. Daha sonrasında bir şey zikredihnemiştir. Senedi birincisinden daha ceyyid'dir. [150]
581. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem): "Beş vakit namaz, iki Cuma, büyük günahlardan sakınıldığı sürece, aralarda işlenen (küçük) günahların kefaretidir" buyurdu. O zaman bir adam: "Ya Resûlallah! Cuma diğer cumaya kadarki günahlara kefaret mi olur?" diye sordu. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Üç gün de fazlasına kefaret olur. Onda öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul ona rastlar da Allah'tan hayır dilerse mutlaka Allah onu, ona verir. Bana günler gösterildi. Onlar arasında Cuma gününü ayna gibi parlak ve aydın gördüm [151]" buyurdu. "Sonra onda siyah bir nokta gördüm. Cebrail'e onu sorduğumda bana: O, kıyametin kapacağı saatle işarettir diye cevap verdi. " (el-Hârİs) [152]
582. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Cuma ve Cuma gecesi 24 saattir. Onda bulunan her saatte Allah Teâlâ 600 kişiyi cehennemden azat eder" buyurmuştur. Ravi demiştir ki: Sonra onun yanından çıkıp Hasan'm yanma girdik. Kendisine Sâbit'in hadisini zikrettiğimizde "Onu ben de işittim" dedi ve "Hepsi de cehennemi hak etmişti" cümlesini ekledi.[153] (Ebû Ya'lâ)
Enes'den benzen nakledilmiştir. Fakat bunda "600 000 kişi" ifadesi geçmiş, sonunda da: "İkisinden biri [154] Hepsi de cehennemi hak etmişü dedi" ilavesi yer almıştır.[155] (Ebû Ya'lâ)
Başka bir rivayet kanalında Sabit benzerini nakletmiş ve: "Bu, dünya saatlerinin her saatidir" ve "Hepsi de cehennemi hak etmişti" cümlelerini ilave etmiştir. (Ebû Yala) [156]
583. Resûlullah'm (sallalbhu aleyhi vesellem) kızı Fâtıma şöyle nakletmiştir: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi veseîlem) şöyle buyururken işittim: "Cennette öyle bir saat vardır ki, ona rastlayan bir Müslüman hayır duada bulunursa, mutlaka duası kabul edilir." Fâtıma: "Ey Allah'ın Resulü! Bu hangi saattir?" diye sordu. "Güneşin batmaya meylettiği saaftir" buyurdu. Fâtıma, Erbed isimli uşağa: "Kayaların üzerine çık! Güneşin batmaya meylettiğini gördüğünde bana haber ver!" derdi. Uşak bunu haber verdiğinde hemen secdegâhına/mescidine gider, Güneş batıncaya kadar dua eder ve sonra namaza dururdu. (İshak b. Râhuveyh)
Ben derim ki: Zeyd [157] Fâtıma'ya yetişmemiştir. Saîd b. Râşid de çürük bir ravidir.!
584. Ebû Bekir es-Sıddîk'm naklettiğine göre bir bedevi Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) gelerek: "Bana ulaşan habere göre sen İki Cuma ve beş vakit namaz, büyük günahlardan sakınan kimsenin aralarda işlenen (küçük) günahlarına kefarettir buyurmuşsun" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseltem) da: "Evet" buyurdu ve ekledi: "Cuma günü alınan gusül de kefarettir. Cumaya yürüyerek gitmek de kefarettir. Bunun için atılan her adım, yirmi yıllık amel gibidir. (Kişi) Cuma namazından çıktıktan sonra ise iki yüz senelik amelle mükafatlandırılır." (Ishâk)
585. İmrân ve Ebû Bekir'in naklettiklerine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Cuma günü gusleden kimsenin günahları ve halaları bağışlanır. Yürümeye başladığında attığı her adıma karşılık kendisine yirmi yıllık amel sevabı yazdır. Cuma namazını bitirdiğinde de iki yüz yıllık amel sevabıyla mükafatlandırılır" buyurmuştur, (İshâk) [158]
Cumanın Kimlere Farz Olduğu
586. Humeyd et-Tavîl demiştir ki: Enes köşkünde olduğu zaman bazen Cuma kılar, bazen kılmazdı. (Müsedded) [159]
587. Ebû Hureyre demiştir ki: Hz. Ömer'e bir mektup yazarak Bahreyn'de Cuma namazı kılmanın hükmünü sorduk. Bize cevabî mektubunda: "Her nerede olursanız olun, Cuma namazı kılın!" diye yazdı. [160] (Müsedded)
588. İbn Semure'nin azatlısı Kesîr demiştir ki: Abdurrahman b. Semure'ye uğradım. Cuma günü kapısında oturuyordu. "Hatip ne anlattı?" diye sordu. "Sen Cuma namazına gitmedin mi?" dedik. "Hayır. Şu aşırı çamur beni ondan alıkoydu" dedi.[161] (Müsedded)
589. Hasan (el-Basrî): "Kendisine kılavuz bulamayan köre Cuma namazı farz değildir" demiştir.[162] (Müsedded)
590. İbn Avn demiştir ki: Ebu'l-Melîh Übülle valisi idi. Haccac'ın valilerinden hiç biri Kbu'l-Melîh'den daha takvaîı değildi. Cuma günü gelince gidip Basra'da Cuma namazını kılar, sonra dönerdi.[163] {Müsedded)
591. Semure'nin naklettiğine göre Peygamber (sallallahuaieyhiveseUem): "Cuma namazında hazır bulunun ve imama yakın durun. Zira kişi, cuma ehlinden olduğu halde muhakkak ondan geri kalır" buyurmuştur.
(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [164]
592. Ebû Amr eş-Şeybânî der ki: "Ben İbn Mes'ûd'un Cuma günü kadınları mescitten çıkardığına tanık oldum." (Müsedded) [165]
Cuma Günü Gusletmek ve Cuma Namazına Yürüyerek Gitmek
593. İmran b. Husayn ve Ebû Bekir es-Sıddîk'in naklettiklerine göre Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim Cuma günü yıkanırsa/guslederse, günahları, ve hataları bağışlanır. Bu kişi Cuma namazına gitmek üzere yürümeye başladığında attığı her adıma karşılık kendisine yirmi yılın ameli yazdır. Cuma namazını bitirdiğinde ise iki yüz yılın ameliyle mükafatlandırılır. [166]
594. Ebû Bekir es-Sıddîk'ın bildirdiğine göre bir bedevi Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi veseüem) gelerek şöyle demiştir: "Senin Büyük günahlardan sakınan kişi için iki Cuma ve beş vakit namaz, aralarında işlenen günahlara kefarettir dediğini duydum: Allah Resulü de (sallallahu aleyhi vesellem): "Evet, öyle jpdim" buyurup şunu eklemiştir: "Cuma günü gusletmek/yıkanmak kefarettir. Cuma namazına yürümek kefarettir. Bu uğurda atılan her adım yirmi yılın ameli gibi değerlendirilir. Kişi Cuma namazını bitirdiğinde ise iki yüz yılın ameliyle mükafatlandırılır," (İshâk) [167]
Ahmed b. Hanbel K. ez-Zühd'de nakletmiştik.[168]
595. İbn Şîrîn, Cuma guslü ile namaz arasında hadis nakletmekten hoşlanmaz ve derdi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizden biriniz (Cuma namazına) geleceği zaman, yıkansın" buyurmuştur. (İshâk)
Cuma Namazı İçin Gusül
596. Ömer "Bize Cuma günü gusletmemiz emredildi" dedi. "Siz ilk muhacirlere mi yoksa bütün insanlara mı? emredildi" diye sorduğumda ise "Bilmiyorum" dedi.[169] (Ahmed b. Menî') Şayet İbn Sîrîn'in, İbn Abbâs'ı işitmiş olduğunu sayarsak isnadı hasendir.
597. Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel demiştir ki: Sa'd'ı şöyle derken işittim: "Kimsenin Cuma günü guslü/y ikan mayı bırakacağını sanmazdım.[170] (Ahmed b. Menf)
598. Ebû Saîd, Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dediğini nakletmiştir: "Kim abdest alır, abdesüni eksiksiz yapar, sonra Cuma namazına gider ve (Cuma esnasında) boş söz konuşmaz ve cahillik yapmazsa, (kıldığı Cuma namazı) diğer Cumaya kadar işlediği günahlara kefaret olur. Beş vakit namaz, aralarında işlenen günahlara kefarettir. Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, Müslüman kul ona rastlar ve Allah'tan hayır dileğinde bulunursa, mutlaka (Allah) onu ona verir.[171] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
599. Ebû Hureyre demiştir ki: Bana dostum (sallallahu aleyhi vesellem) Cuma günü yıkanmamı tavsiye etti.[172] {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
600. Hemmâm [173] b. el-Hâris'in bildirdiğine göre Abdullah (b. Mes'ûd): "Cuma günü gusletmek sünnettendir" demiştir.
(Ebû Dâvud et-Tayâiisî ve el-Hâris) [174]
601. Abdurrahman b. Semure, kesin bildiğime göre Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kim Cuma günü abdest alırsa bu, yeterli ve güzeldir. Kim de guslederse, gusül daha faziletlidir." (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [175]
Ben derim ki: Rivayetin meşhur olanını el-Hasan, Semure b. Cündüb'den nakletmiştir. Abdurrahman b. Semure'den değil.
602. İbn Ömer'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: ..... "Kim Cuma günü yıkanırsa, Allah yolunda bir gün oruç tutmuş gibi sevap kazanır. Bir gün ise 900 katıyla değerlendirilir."
(Abd b. Humeyd)
603. Zâzân'ın bildirdiğine göre bir adam Hz. Ali'ye gusül meselesini sordu. Hz. Ali: "Dilersen her gün yıkan/guslet" dedi. Adam: "Ben (nıüstehap olan) guslü soruyorum" deyince de: "Her Cuma günü, Ramazan bayramı günü, Kurban bayramı günü ve Arefe günü yıkan/guslet!" dedi. (Müsedded) [176]
604. İbrahim (en-Nehaî) demiştir ki: "Cuma günü kendilerine guslü gerekli/farz kılmak için cinsel ilişkiye girmekten hoşlanırlardı." (MÜsedded) [177] Konuyla ilgili İbn Abbâs hadisi, "Cuma Günü İnsanların Omuzlarına Basarak İlerlemekten Men" bölümünde (no. 630) gelecektir.
Cuma Vakti
605. Ubeydullah b. Abdullah der ki: İbn Abbâs, erkenden Cuma namazına gitti. Güneş tepe noktasından batı ufkuna doğru kaydığında, Hz. Ömer gelip minbere oturdu. O zaman müezzin ezan okumaya başladı.
Bitirdiğinde (Ömer) ayağa kalkarak Allah'a hamdedip senada bulundu.[178] (Ahmed b. Menî)
606. Hakem b. Utbe'nin bildirdiğine göre bir adam Cuma günü namazı geciktirdi. Yaşlı bir zat kendisine şu ikazı yaptı: "Vallahi ben, Allah Resulüne (sallallahu aleyhi vesellem) de tanık oldum. Ama onun senin yaptığın gibi yaptığını görmedim." Allah Resulünü zikrettiğini görünce "Sen onun nasıl yaptığını gördün?" diye sordum. (Mescide) Güneş batı ufkuna doğru kaydığı vakitte çıktığını gördüm" dedi. Meğer o adam, (sahabi) Ebû Cuhayfe imiş.[179] (Ebû Ya'lâ)
607. Sa'd'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Cuma namazını tepe noktasından Güneş batı ufkuna doğru kaydığı vakitte kılardı. (e!-Hâris) [180]
608. Mus'ab b. Sa'd: "Sa'd, Cuma namazından sonra öğle uykusuna (kaylûle) yatardı" demiştir.[181] (Müsedded)
609. Hubeyb b. Abdurrahman'm Hz. Peygamberle (sallallahu aleyhi vesellem) beraber haccetmiş buhman halası Uneyse demiştir ki: Erkekler, Hz. Ömer ile birlikte Cuma namazını kılarlar, sonra ridaları/entarileri başlarında, duvarların gölgelerini takip ederek (evlerine) dönerler ve sonra öğle uykusuna yatarlardı.[182] (Müsedded)
610. İbnü's-Sebbâk'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Cumalardan bir Cuma hakkında şöyle buyurmuştur: "Bu gün, bayram günüdür. Allah onu Müslümanlara vermiştir. Öyleyse bu günde yıkanınız. Kokusu olanın koku sürünmesi, kendisine bir zarar vermez. Misvak kullanınız [183] (Müsedded)
611. Hz. Peygamber'in Ensarlı ashabından bir zât, Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dediğini nakletmiştir: "Her Müslümanın Cuma günü yıkanması, misvak kullanması ve varsa koku sürünmesi bir görevdir [184] (Müsedded) [185]
Hutbe Âdabı
612. Berâ demiştir ki: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize öyle bir hutbe verdi ki, sesini haremlerindeki dul kadmlara/genç kızlara dahi duyurdu..... (Ebû Ya'lâ) [186]
613. İbn Abbâs'ın bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Cuma günü ayakta hutbe verir, sonra otururdu. Sonra ayağa kalkar, bir hutbe daha verirdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [187]
Ebû Ya'lâ bunu "ve kısa bir süre oturdu" ilavesiyle zikretmiştir.
614. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Allah Resulü {saMlahu aleyhi vesellem) iki hutbe okur ve biri (minbere) ilk çıktığında, diğeri ise iki hutbe arasında olmak üzere iki kez otururdu.[188] (el-Hârİs)
Minber Edinmek
615. Ebû Hazım demiştir ki: Bana Sehl b. Sa'd'm bildirdiğine göre mihraptaki (maksure 'deki) sopaya Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ayağa kalkınca dayanırdı. Vefat ettikten sonra çalındı. Arandığında Amr b. Avf mescidinde bulundu. Kurtlanmıştı. İki ağaç yontulup içi oyularak onun üzerine geçirildi. Sonra o iki ağacın uçları birleştirildi. Ona bakarsan, yapıştırılmış olduğunu görürsün. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [189]
616. Muâz b. Cebel'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Eğer ben minber edinmişsem, babam İbrahim de edinnşti. Eğer asa kullanmışsam, babam İbrahim de kullanmıştı. " (İshâk) Bunu Rezzâr, Ebû Saîd el-Eşec yoluyla Ukbe'den nakletmiş ve "Bunu yalnız bu senetle biliyoruz" demiştir.[190] (İshâk)
617. Ebû Saîd el-Hudri demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Cuma günü bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe verirdi. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! İnsanların sayısı arttı. Onlar seni görmek istiyorlar. Üzerine çıkmak için bir minber edinsen. Böylece insanlar seni görürler" denildi. O da: "Elbette" dedi. Sonra: Kim bize bu minberi yapar?" diye sordu. Bir adam ayağa kalkarak: "Ben yaparım" dedi. Resûlullah: "Sen bunu yapar mısın?" diye sordu. "Evet yaparım" dedi, fakat "inşallah" demedi. Resûlullah {sallallahu aleyhi veseUem) de: "Senin İsmin nedir?" diye sordu. "Falan" dedi. "Otur!" buyurdu. O da oturdu. Sonra tekrar: "Bize bu minberi kim yapar?" diye sordu. Yine bir adam ayağa kalkarak: "Ben yaparım" dedi. Resûlullah: "Sen bunu yapar mısın?" diye sordu. "Evet yaparım" dedi. Fakat o da "inşallah" demedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): Senin ismin nedir?" diye sordu "Falan" dedi. "Otur!" buyurdu. O da oturdu. Sonra tekrar: "Bize bu minberi kim yapar?" diye sordu. Yine bir adam ayağa kalkarak: "Ben yaparım" dedi. Resûlullah: "Sen bunu yapar mısın?" diye sordu. "Evet. İnşallah yaparım" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Senin ismin nedir?" diye sordu, "îbrâhîm" dedi. "Sen yap!" buyurdu. Cuma günü olunca insanlar toplandı. Ne zaman ki Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) minbere çıkıp doğruldu ve kıbleye doğru döndü, hurma kütüğü başladı inlemeye. Öyle inledi ki, sesini Mescid'in en arkasında bulunduğum halde bana duyurdu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) minberden indi, hurma kütüğünü kucakladı ve sakinleşinceye kadar onu öylece tuttu. Sonra tekrar minbere döndü. Allah'a hamdü sena ettikten sonra şöyle buyurdu: "Şu bir gerçektir ki bu hurma kütüğü, Allah Resulü kendisini terk edince yalnız- ona olan iştiyakından/aşkından dolayı inlemiştir. Vallahi eğer ben yanına inip onu kucaklamasaydım, o kıyamet gününe kadar sakinleşmezdi.[191] (Abd b. Humeyd)
618. Ebû Saîd demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe irat ederdi. Derken yanma bir Bizanslı geldi ve: "Sana üzerinde hutbe vereceğin bir minber yapayım mı?" dedi. Daha sonra onun için şu gördüğünüz minberini yaptı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hutbe vermek üzere minbere çıkınca, hurma kütüğü, devenin yavrusu için inlefcği gibi inledi. Bunun üzerine minberden inerek onu kucakladı. Böylece hurma kütüğü sakinleşti. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir çukur kazılarak onun gömülmesini emretti. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
Bunu İbn Ebî Şeybe, Mesrûk b. Merzubân'dan, o da Yahya b. Ebî Zâide'den, o da Mücâlid'den nakletmiş ve sonunda şu ilaveyi zikretmiştir: Ertesi gün onun yerinin değiştirildiğini gördüm ve: "Bu niçin böyle oldu?" diye sordum. "Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir ve Ömer geldiler, onun yerini değiştirdi" dediler.
Aynı senetle İbn Ebî Zâide'den, o da Ebû İshak'tan, o da Saîd b. Ebî Küreyb'den, o da Câbir'den ilavesiyle birlikte benzerini nakletmiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
Cuma Namazı için Süslenmenin Emredilmesi
619. Câbir demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Cuma günü insanlara baktı ve pejmürde bir halde olduklarını görünce: "Kişi bugün için iki elbise edinse ne zararı olur ki?" buyurdu.[192] Öbür Cuma gelmeden Bahreyn'den iki elbise ve hırka büyüklüğünde kaim elbiseler geldi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) Hadiste zayıflık vardır. [193]
620. Âişe demiştir ki: Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) iki elbisesi vardı. Onları Cuma günü giyerdi. Namazdan döndüğünde onları katlar, dürerdi. (el-Hâris) [194]
621. Câbir'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kırmızı hırkasını iki bayramda ve Cuma günü giyerdi.[195] {Müsedded)
Râvilerinden Haccâc zayıftır.
Hutbeyi Dinlemek
622. Sâib b. Yezîd demiştir ki: Hz. Ömer döneminde Cuma namazı kılıyorduk. Ömer çıkıp minbere oturduğunda namaz kılmayı bırakır, aramızda konuşurduk. Bizimle konuşur, hatta bazen yanındaki kişiye pazarları ve bahçelerinin durumunu bile sorardı. Müezzin okumayı bitirince (Ömer) hutbeye başlar ve o hutbesini bitirene kadar hiç konuşmazdık. [196]
Ebû Saîd'in naklettiğine göre Peygamber (saMlahu aleyhi vesellem): "Kim abdesî alır ve abdestini tam yaparsa.... " buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
Bu hadis daha önce geçmişti. [197]
623. Câbir demiştir ki: Sa'd b. Ebî Vakkâs, Cuma günü bir adama "Senin cuman geçerli değildir" dedi. Adam bunu Hz. Peygamber'e (saMlahu aleyhi vesellem) söyleyerek: "Ya Resûlallah! Sa'd bana Senin cuman geçerli değildir dedi", diye şikayet etti. Peygamber {sallallahu aleyhi vesellem) de: "Sa 'd (onun namazı) niçin geçerli değildir?" diye sordu. Sa'd: "Sen hutbe verirken konuştu" deyince, "5a 'd doğru söylemiş" buyurdu.[198] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
624. Câbir demiştir ki: Hz. Peygamber'in (saUaUahu aleyhi vesellem) hutbe verdiği bir sırada Abdullah b. Mes'ûd Mescid'e girdi ve varıp Ubey b. Ka'b'm yanma oturdu. Ona bir şey sordu, ama yanıt vermedi. (İbn Mes'ûd) Bunu kendisine karşı bir güceniklik sanarak Hz. Peygamber'e anlattı. Bunun üzerine Ubey: "Abdullah, sen cumada bizimle beraber değildin" dedi. "Niçin?" diye sorduğunda: "Çünkü sen Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem) hutbe verirken konuştun" diye cevap verdi. O zaman Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ubey doğru söylüyor" buyurdu.[199] (Ebû Ya'lâ)
Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Hutbesi
525. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Resûlullah (saMlahu
aleyhi vesellem) bize hutbe irat etti.....Hadisin uzun metni içerisinde şu cümleler
geçmiştir: Sonra bize hutbe irat ederek şöyle buyurdu: "Hamd Allah'a mahsustur. Ancak O'na hamdeder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. O'na inanır, O'na tevekkül ederiz- Şahadet ederiz ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. O tektir, hiç ortağı yoktur. Muhaınmed de O'nım kulu ve resulüdür. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sınırız,. Allah kimi doğru yola iletrnişse, kimse onu saptıramaz. Kimi de saptırmışsa, hiç kimse onu doğru yola iletemez." (el-Hârİs) [200]
İmam Hutbe Verirken Tahiyyetü'l-Mescid Namazı Kılmak
626. Hayyân b. Ca'de demiştir ki: Cuma günü Vâsıt mescidinde İbn Hübeyre'nin minberde hutbe verdiği bir sırada Hasan b. Ebî'l-Hasan'm içeri girerek iki rekat namaz kılıp oturduğunu gördüm. (el-Humeydî)
Cumadan Geri Kalanların Azarlanması
627. Muhammed b. Abdurrahman'm amcasından naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim Cuma namazını üç kez terk ederse, onun kalbine mühür vurulur ve kalbi münafık kalbine dönüştürülür." (MÜsedded) [201]
628. İbn Abbâs demiştir ki: "Kim Cuma namazını peş peşe üç kez terk ederse, o kimse İslam'ı arkasına atmıştır. [202] (Ebû Ya'lâ)
629. Câbir bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseliem) Cuma günü kalkıp bize hutbe irat etti. Hutbesinde şöyle buyurdu; "Olabilir ki bir kişi, Medine'den bir mil kadar uzaklıkta bulunurken Cuma saati gelir ve ona gitmez" buyurdu. Sonra ikinci defada: "İki mil kadar uzakta bulunur da cumaya gitmez" buyurdu. Sonra üçüncüsünde: "Üç mil kadar uzaklıkta bulunur da cumaya gitmez ve bu yüzden Allah onun kalbini mühürler" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [203]
Cuma Günü İnsanların Omuzlarına Basarak İlerlemekten Men
630. İbn Abbâs anlatıyor: Cuma günü Hz. Peygamber'in hutbe verdiği bir £ftda bir adam geldi. Onu gören Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizden biri oyalanır, oyalanır. Öyle ki tam Cuma namazını kaçıracağı anda gelir, insanların omuzlarına basarak onlara eziyet eder!" buyurdu. Adam: "Öyle yapmadım ya Nebiyallah! Fakat uyuyordum. Sonra uyandım. Hemen kalkıp abdest aldım ve sonra geldim" dedi. Allah'ın Resulü de: "Yoksa bugün abdest günü mü?!" diye öfkesini ifade etti. (İbn Ebî Ömer)
Hadis hakkında tenkit vardır.[204]
Cuma Namazının Bir Rekatına Yetişen Cumaya Yetişmiştir
631. Râşid b. Sa'd'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim Cuma namazının bir rekatına yetişirse, onun üzerine diğerini de (kalan rekatı da) kılar" buyurmuştur. (Müsedded) [205]
632. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim Cuma namazının bir rekatına yetişirse, onu üzerine diğerini de kılsın. Kim (cumanın) iki rekatı(nı) da kaçınrsa, dört rekat -veya öğle namazını- kılsın. " (İbn Ebî Ömer)
Ebû Ya'lâ, bunu Haccâc yoluyla Zührî'den aynı senetle tahrîc etti; ibareleri ise şöyledird: "Kim, Cuma namazının bir rekatına yetişirse, onun üzerine diğerini, de kılar.[206]
Bunu el-Hâkim, Salih b. Ebi'l-Ahdar yoluyla Ebû Seleme'den, o da Ebû Hureyre'den nakletmiştir. Yâsîn ez-Zeyyât'm [207] rivayetinin benzerini zikretmiştir. İfadesi: "Eğer cemaata (teşehhüde) oturduklarında yetişirse, dört rekat kılar" şeklindedir.[208]
Cuma'dan Sonra Namaz Kılanlar Ve Bunu Mekruh Görenler
633. el-Hakem b. A'rec -veya Husayn b. Ebi'1-Hur- demiştir ki: İmran b. Husayn'ı gördüm. Cuma namazını kıldı. Sonra iki rekat daha kıldı. Kendisine: "Onu [dörde] tamamla!" denildi. Bunu İmran'a söylediğimde dedi ki: "Bunu yapmaktansa, mızrakların ardı ardına karnıma girip çıkmasını yeğlerim" diye yanıt verdi. Sonra diğer cumada onu izledim. Namazı kıldıktan sonra çekildi. İkindi namazına kalkana kadar başka namaz kılmadı. (Müsedded) [209]
Cuma Gününün Fazileti
634. İbn Abbâs'a Cuma günü içinde bulunan (duaların müstecab olduğu) saat sorulduğunda şöyle yanıt verdi: Bunu en iyi Allah bilir. Allah Âdem'i Cuma günü ikindiden sonra yarattı. Onu yeryüzünün bütün maddelerinden aldığı bir avuç topraktan yarattı. Görmez misin ki, onun neslinden kızılı da var, siyahı da. Kötüsü de var, iyisi de. Sonra onunla ahitleşti. Ama o ahdini unuttu. Bu yüzden "insan (nisyan ile malul)" adını aldı. Vallahi o gün güneş batmadan dünyaya indirildi.[210] (Müsedded)
635. Sa'd b. Ubâde'nin bildirdiğine göre bir adam: "Ya Resûlallah! Bize Cuma gününden bahset. Onda hangi faziletler vardır?" dedi. Resûhıllah (salkllahualeyhiveseüem) de şöyle buyurdu: "Onda beş haslet vardır: Allah Âdem'i o gün yarattı ve on günde (yeryüzüne) indirdi Allah Âdem'in ruhunu o günde aldı. Yine o günde öyle bir saat/vakit vardır ki, Müslüman bir kimse o anda dua etse, günah olan bir istekte veya akrabalık bağlarını kesmek anlamına gelecek bîr dilekte bulunmadıkça Allah mutlaka istediğini ona verir. Kıyamet o gün kopar. Bütün mukarrep melekler, gökler, yerler, dağlar ve rüzgârlar Cuma gününden çekinirler [211] (Müsedded)
Yolculuk Esnasında Namazların Kısaltılması ve İki Namazın Cemi Hakkında Varit Olan Rivayetler
636. Âsim b. Damre demiştir ki: Hz. Ali yolculukta ikindi namazını iki rekat olarak kıldı. Sonra çadırına girerek iki rekat (daha) kıldı. Bütün bunları yaparken ben kendisini izliyordum.[212] (Müsedded)
637. Hz. Ali der ki: Allah'ın Resulü (salkllahualeyhiveseüem) ile birlikte seferde namazları iki rekat iki rekat olarak kıldık. Yalnız akşam namazını üç rekat kıldık.
Muhammed b, Ebî Ömer, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Menî'nin Üğü de Ebû Muâviye'den nakletmişlerdir. Onların ibaresi: "Akşam, namazı müstesna. Onu ise üç rekat olarak kıldı" şeklindedir.[213] (Müsedded)
638. Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) namazı kâh tam kılar, kâh kısalardı. (Yani yolculukta) [214] (Müsedded)
Ebû Ya'lâ, Muğîre kanalıyla hadisi aynı senetle, ancak şu ilaveyle nakletmiştir: "Öğle namazını erteler, ikindide acele ederdi. Akşam namazını erteler, yatsıda acele ederdi," (Ebû Yala) [215]
639. el-Kâsım b. Avf bir adamdan şöyle dediğini nakletmiştir: Beldede (Mina'da) Ebû Zer'in yanma vardım. Ona: "Osman namazı dört rekat kıldı" denildi. O da: "Ben, Peygamber (saDaÜahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir ve Ömer'le beraber namaz kıldım. Hepsi de iki rekat kıldılar." Sonra kalkıp dört rekat namaz kıldı. (Ahmed b. Menî') [216]
640. Rabî b. Nadle demiştir ki: Bizler on iki binekli olarak yola çıktık. Benim dışımdaki herkes Allah'ın Elçisi Muhammed'e (saHallahu aleyhi wsellem) sahabî olmuştu. Derken namaz vakti geldi. Gruptan biri öne geçerek dört rekat namaz kıldırdı. Selmân: "Bizim dört rekatlı namazla ne işimiz var! Onun yansı bize yeter. Bizler kolaylığa en muhtaç kimseleriz" dedi. (İbn EbîÖmer) [217]
641. Hüzeyl (b. Şurahbîl) demiştir ki: Resûlullah (sallailahu aleyhi vesellem) bir yolculukta öğle namazını erteleyip ikindide acele ederek iki namazı cem etti. Yine akşam namazını erteleyip yatsıda acele ederek iki namazı cem etti. (Şu'be "Abdullah'tan naklen" demedi. İbn Ebî Leyla, Abdullah'ı da zikrederek hadisi mevsûl olarak rivayet etmiştir.) [218] (Ebû Dâvud et-Tayâlisî)
642. İbn Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûlullah (sallailahu aleyhi veseikm) olculukta iki namazın arasını cem ederdi (yani birlikte aynı vakitte kılardı). Bekir b. Ebî Şeybe) [219]
643. Ebû Hafs demiştir ki: Nu'mân b. Beşîr'in akşam namazı ile yatsının irasını cem ettiğini gördüm. (İshâk)
644. Bekr (b. Abdullah el-Müzenî)'in bildirdiğine göre Hz. Ömer, Ebû Musa'ya (gönderdiği mektubunda): "Muhakkak ki iki namazın arasını özürsüz cem etmek büyük günahlardandır" diye yazmıştır. (Müsedded) îenedinde kopukluk vardır. [220]
645. Sa'd b. Saîd el-Ensârî demiştir ki: Saib b. Yezîd'i şöyle derken şıttım: Öğle ve ikindi namazları önce ikişer rekat olarak farz kılınmıştı, insanlar öğle ve ikindi namazlarından sonra da ikişer rekat namaz kılıyorlardı. Sonra onlara öğle ve ikindi namazları dörder rekat olarak farz kılındı. Bunlar farz kılınınca terk ettiler. Sonuçta yolculuk halinde (seferde) namaz iki rekat olarak bırakılıp ikâmet halinde (hazerde) dört rekata çıkarıldı.[221] Sa'd bunu onaylayarak: "Evet, doğrudur" dedi.[222] (fshâk)
646. İbn Abbâs demiştir ki: "Yolculukta namazı dört rekat olarak kılan, ikâmet halinde onu iki rekat olarak kılan kimse gibidir." (Müsedded)
Bu mevkuf ve zayıf bir hadistir. [223]
647. Ebû Saîd el-Hudrî'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'den çıkıp bir fersah yürüdüğü zaman namazı kısalardı.[224] (Müsedded ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
648. Abd b. Humeyd dedi ki: Bize Ali b. Âsim bildirdi. Dedi ki: Bize Ebû Hârûn (yukarıda geçen hadisi) şu ifadelerle bildirdi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber yola çıktık. Bir fersah yol aldıktan sonra namazı kısalttı." Ebû Hârûn zayıf'biridir.
649. Muverrik el-îclî'nin bildirdiğine göre Hz. Ömer'e yolculuk halindeki namaz meselesi sorulduğunda "İkişer ikişer (kılınır) Kim sünnete muhalefet ederse, küfre düşer" dedi.[225] (Abd b. Humeyd)
650. Sevvâr b. Şebîö demiştir ki: Abdullah b. Ömer'e yolculuk namazını sordum. Bu konuda Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem): "Akşam namazı hariç hepsi iki rekat kılınır" buyurduğunu söyledi. (Ebû Dâvud et-Tayâlİsî)
651. îbn Ömer'den nakledildiğine göre o, Gâbe'ye [226] gittiği zaman ne orucunu açar, ne de namazı kısaltırmış.[227] (Müsedded).
652. Atâ'nm bildirdiğine göre bir adam İbn Abbâs'a: "Arafat'ta namazı kısaltayım mı?" diye sordu. O da: "Tam bir günlük mesafeye ulaşmadıkça namazı kısaltma!" diye cevap verdi. (Müsedded) [228]
653. Ebû Ma'bed demiştir ki: Bir yolculukta İbn Abbâs ile beraberdik. Derken Güneş battı. "Ey Ebu'l-Abbâs! Namaz oldu" denildi. O da: "Bizler yolcuyuz" dedi. Sonra yoluna devam etti, nihayet MerrüVZahrân'a vardı ve orada konakladı. Orası ile kendisine, Güneş batımmda namazın hatırlatıldığı yer arası iki fersahlık mesafeydi.[229] (Müsedded)
Korku Namazı
654. Ebu'l-Âliye er-Riyâhî'nin bildirdiğine göre Ebû Mûsâ, İsfehan'da Dâr'da idi. O vakit orada ciddi bir endişe yoktu. Ama halka dinlerini ve Peygamberlerinin sünnetini öğretmek İstedi. Onları iki safta topladı. Bir grup elinde silahla düşmana doğru döndü. Diğer bir grup ise arkasında saf tuttu. Arkasında duranlara bir rekat namaz kıldırdı. Sonra onlar gerisin geri çekilerek diğerlerinin yerine geçtiler. Diğerleri gelerek onun arkasına durdular. Onlara da diğer rekatı kıldırarak selâm verdi. Sonra arkasındakiler ve diğerleri kalkıp birer rekat daha kıldılar. Sonra birbirlerine selâm verdiler.
Böylece imam cemaatle iki rekat kılarken, insanlar ise birer rekat kılmış oldular. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [230] Senedinde kopukluk vardır.
655. Hz. Ali der ki: Hz. Peygamber fsaMlahu aleyhi vesellem) ile beraber iki rekat olarak korku namazı kıldım. Yalnız akşam namazını üç rekat olarak kıldım. (Müsedded, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Meni) [231]
656. Huzeyfe demiştir ki: "Korku namazı iki rüku ve dört secdeden ibarettir. Eğer acil bir durum zuhur ederse, savaşmak ve konuşmak helal olur.[232] (Ebû Dâvud et-Tayâlisî)
Küsûf/Güneş Tutulması Namazı
657. Abdurrahman b. Ebî Leylâ demiştir ki: Bana falan ve falan kişiler Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu bildirdiler: "Muhakkak ki Güneş ve Ay, Allah'ın âyetlerinden birer âyettirler. Buna tanık olduğunuzda hemen namaza seğirtin!" (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [233]
658. Ebû Kılâbe bildiriyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında Güneş tutuldu. Bunun üzerine Allah Resulü (salhllahu aleyhi vesellem): "En son kıldığınız farz namazı gibi namaz kılınız" buyurdu.[234] (Müsedded)
659. İbn Abbâs demiştir ki: Ben, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) arkasında küsûf namazı kıldım ve namazda kendisinden bir harf bile duymadım. (Ebû Ya'lâ) [235]
Yağmur Duası
660. Muâviye el-Leysî'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "İnsanlık kıtlık yaşarlarda Allah onlara kendi katından rızık indirir. Sonra ize şu şu yıldız sayesinde yağmur yağdı diyerek şirk koşarlar. " (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [236]
661. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ilk yağmur damlasıyla birlikte yağmurun altına çıkar ve izan (belaltı giysisi) hariç, bütün elbiselerini çıkarırdı. (Ebû Ya'lâ) [237]
662. Câbir b. Semure demiştir ki: Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Ümmetim hakkında üç şeyden endişe ediyorum: Yıldızlardan yağmur dilemek, sultanın zulmetmesi ve kaderi yalanlamak." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [238]
663. Abbâs b. Abdülmuttalib bildiriyor: Bir gün Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber Medine'den yola çıktım. Yüzünü Medine'ye dönerek: "Hakikaten Allah bu adayı şirkten uzak kılmıştır. Fakat yıldızların bura halkını sapıtmasından endişe ediyorum" buyurdu. Ashap: "Ya Resûlallah, yıldızlar onları nasıl saptırır ki?" diye sordular. " Yağmur yağar da Bize falan ve falan yıldız sayesinde yağmur yağdı derler" buyurdu. (Ebü Ya'lâ)
664. Abbâs b. Abdülmutalib'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallalbhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Muhakkak ki Allah bu köyü şirkten temizlemiştir. Ne var ki yıldızlar onları saptırır, " (Ebü Ya'lâ) [239]
Bayram Namazları
665. el-Alâ b. Bedr demiştir ki: Hz. Ali bir bayram günü dışarı çıktığında bazı insanların namaz kıldıklarını gördü ve: "Ey insanlar! Bizler böyle bir günde Hz. Peygamberle (sallallahu aleyhi vesellem) birlikte olduk. Hiç kimse bayramdan önce -veya Allah'ın Resûlü'nden (salkllahu aleyhi vesellem) önce-namaz kılmadı" dedi. İçlerinden bir adam: "Ey müminlerin emiri! İmam/devlet başkanı (namazgaha) çıkmadan halkın namaza durmalarını yasaklasan" deyince "Hiç bir kulu namaz kılmaktan menetmek istemem. Ancak onlara Hz. Peygamber'den (salbüahu aleyhi vesellem) gördüklerimizi anlatırız (veya buna benzer bir şey)" söyledi.[240] (İshâkve Bezzâr)
666. Abdurrahman b. Hâtıb'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallaüahu aleyhi vesellem) bayram namazına yürüyerek gider, bir yoldan gider, başka bir yoldan dönerdi. (İshâk)
Bu, Hâlid sebebiyle zayıf bir senettir. Ama Buhârî'nin naklettiği Câbir hadisi onun şahididir. [241]
667. Muhammed b. İshak demiştir ki: Nâfi'ye "İbn Ömer bayram günü nasıl yapardı?" diye sordum. Dedi ki: Sabah namazını imamla birlikte kılar, sonra evine dönerek cünüplükten yıkandığı gibi yıkanır, en güzel elbiselerini giyer, yanındaki en güzel kokuyla koku sürer. Sonra çıkıp namazgaha gider ve imam gelene kadar oturup beklerdi. İmam gelince onunla birlikte namazı kılar, sonra dönüp Peygamber Mescid'ine girer, orada da iki rekat namaz kıldıktan sonra evine giderdi. (el-Hârİs) [242]
668. Süfyan demiştir ki: Amr b. Dinar'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs Yüce Allah'ın "Hac ibadetlerini tamamladığınızda Allah'ı zikredin" âyetiyle (Bakar 195) amel ederek nefr günü [243] tekbir getirir, yanındakilere de tekbir getirmelerini emrederdi.[244] (Müsedded)
669. Nâfi'nin bildirdiğine göre İbn Ömer sabah erkenden Mescid'den bayram namazına gider ve (Bayram namazının kılınacağı) namazgaha varıncaya kadar (yolda) yüksek sesle tekbir getirirdi. Sonra imam gelinceye kadar tekbir getirmeye devam ederdi.[245] (Müsedded)
670. Haneş demiştir ki: Hz. Ali'ye "Bazı kimseler mescide çıkamıyorlar. Bunlardan kimisi rahatsız, kimisi de mescide uzaktır" denildi. O da: "Öyleyse şurada Mescitte kılın. Ama dört rekat kılın. İkisini sünnet gereği, ikisini de (namazgaha) çıkmak yerine" dedi. (Ahmed b. Menî) [246]
671. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre o, Arefe günü sabahından Teşrik günlerinin sonuna kadar tekbir getirirdi. Akşam namazında tekbir getirmezdi. Tekbir şekli şöyledir: "Allahu ekber kebîrâ (3 kere), Vel-hamdulillahi Allahu Ekber, Allahu ekber ala ma hedânallahu" Ahmed b. Hanbel Yahya'dan daha kısa bir metinle nakletmiştir. (Müsedded)
672. Nâfı'nin belirttiğine göre îbn Ömer, Ramazan (fıtır) bayramında [247] namazgahtan dönene kadar bir şey yemezmiş. (Müsedded)
673. Ömer b. Abdülaziz bayram namazına gitmeden önce arkadaşları arasında hurma dağıttı ve: "Namaza çıkmadan evvel yiyiniz. Zira İbrâhîm b. Abdullah b. Kânz'ın Ebû Saîd'den naklen bize bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallallahualeyhivesellem) böyle yaparmış" dedi.
Ahmed b. Hanbel, İbn Akîl'den,[248] o da Atâ b. Yesâr'dan, o da Ebû Saîd'den benzerini rivayet etmiştir. (el-Hâris) [249]
674. Vehb b. Keysân'ın bir adamdan naklettiğine göre Ebû Bekir ve Ömer bayram namazını hutbeden önce kılarlardı. (Müsedded)
675. Ebû İshak demiştir ki: Bana bir zâtın bildirdiğine göre o, Hz. peygamber'i {sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan bayramı günü iki taş arasında namaz kılarken görmüş. Ebû İshak: "Yiyecek satılan yerde" açıklamasını yapmıştır.[250] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)
676. Enes demiştir ki: Bayramlarda namaz hutbeden önce kılınırdı. (Ahmed b, Menî) [251]
677. İbn Abbâs demiştir ki: Ramazan bayramında tekbir şöyledir. İmam bir tekbir alarak namaza başlar. Sonra beş tekbir getirir. Sonra Kur'ân okur. Sonra tekbir getirerek rükûa gider. Sonra (ikinci) kıyama kalkar ve beş tekbir daha alır. Sonra tekbir getirerek rükûa gider. (Müsedded) [252]
Ammâr b. Ebî Ammâr ile Atâ, ayrı senedlerle İbn Abbâs'dan benzerini nakletmiştir, (el-Hâris)
678. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bayram amazında ilk rekatta yedi, ikinci rekatta beş tekbir alırdı.[253] (Müsedded}
679. Umâre b. Zâzân demiştir ki: Sabit el-Bünânî'nin yanında bulunuyorduk. Yanında bir şeyh vardı. Biz, bayram namazlarında okunanları zikredince şöyle dedi: Bayram günü Enes b. Mâlik'e zaviyeye giderken eşlik ettim. Baktık ki, bir azatlıları insanlara namaz kıldırıyor. Namazda Sebbihi'sme rabbike'1-a'lâ ve Velleyli izâ yağşa sûrelerini okudu. Enes de: "Allah Resûlü'nün (sallaUahualeyhivesellem) okuduğu sûreleri okudu" dedi.[254]
(Ebû Dâvud et-Tayâlisî)
680. Sa'd b. İbrahim, amcasından şöyle dediğini nakletmiştir: Bayram günü Ka'b b. Ucre ile beraber (namazgaha) çıktık. Ondan önce namaz kılmadı. Namazı kıldıktan sonra insanların tek vücut halinde mescide yöneldiklerini gördü ve: "Bu bidat, o ise sünnettir" dedi. [255] (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [256]
681. Atâ b. es-Sâib'in bildirdiğine göre Meysere, bayram günü imamdan önce namazı kılardı. (Ravi demiştir ki:) Dedim ki: "Hz. Ali, bundan önce namaz kılmayı mekruh saymaz mıydı." "Hayır" dedi. (Müsedded) [257]
682. Eyyûb demiştir iti: Enes b. Mâlik ve Hasan'ın bayram günü imamın (mescide) çıkmasından önce namaz kıldıklarını gördüm.[258] Demiştir ki: Muhammed b. Sîrîn'in ise gelip oturduğunu, namaz kılmadığını müşahede ettim. (Ebû Yala) [259]
CENAZELER KİTABI
Ölüm Döşeğindeki Kimse İle İlgili Haller
683. Alkame şöyle vasiyet etmiştir: "Ölüm döşeğine yattığım zaman yanıma bana "Lâ ilahe illallah" sözünü telkin edecek birini oturtun. Beni definde acele edin ve (ağıtla) öldüğümü halka bildirmeyin. Zira bunun Câhiliye ağıtı gibi olmasından endişe ederim. [260]
Bu, Alkame'den nakledilen sahih mevkuf bir hadistir. Ağıt haberini Tirmizî başka bir tarikle Alkame'den, o da Abdullah b. Mes'ûd'dan nakletmiştir.[261] (Müsedded)
684. Enes'in bildirdiğine göre bir gün Hz. Ebû Bekir üzüntülü olarak Peygamber'in yanma girdi ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Seni üzüntülü görüyorum. Neyin var?" diye sordu. Ebû Bekir: "Ey Allah'ın Resulü! Dün gece benim amcaoğlu falan kimsenin yanındaydım. Can veriyordu" dedi. Resûlullah (sallaUahu aleyhi vtsellem): Lâ ilahe illallah sözünü telkin etsevdin ya!" buyurunca "Öyle yaptım" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): peki söyledi mi?" diye sordu. "Evet" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallıhu aleyhi vesellem): "Öyleyse cenneti hak etmiştir" buyurdu. Ebû Bekir: "Ya Resûlallah! Bu (söz) hayatta olanlar için ne ifade eder?" deyince "Bit, onların günahlarını yok eder. Bu, onların günahlarını yok eder" buyurdu.[262] (Ebû Ya'lâ)
685. Mekhûl anlatıyor: Muâz b. Cebel hastalandı. Arkadaşları ziyaretine geldiler. "Beni oturtun!" dedi, oturttular. Sonra şöyle dedi: Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) işittiğim bir söz vardır: "Kimin ölüm esnasında son sözü Lâ ilahe illallah vahdehıt, lâ şerike leh olursa, bu söz onun geçmişteki bütün günahlarını ve halaları siler. Öyleyse bunu ölülerinize (Ölmek üzere olan hastalarınıza) telkin ediniz!"
"Ey Ebû Abdurrahman! Bu (söz) hayatta olanlar için ne ifade eder?" diye sorduklarında da "(Günahlarını) yok eder, yok eder" diye cevap verdi.
(Ebû Yala) Senedinde yer alan Ferac b. Fadâle zayıftır. Ayrıca Mekhûl ile Muâz arasında kopukluk bulunduğundan rivayet ınunkatıdu.
686. Hz. Âişe bildiriyor: Ebû Bekir'in yanına girdim ve ölmek üzere olduğunu görünce hıçkıra, hıçkıra:
Gö2 yaşlarım içinde saklı tutan kimse, hün gelir onları dökmek zorunda kalır" dedim.
Ebû Bekir şu karşılığı verdi: "Öyle söyleme! Fakat de ki: "Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, Ey insan! İşte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir denir [263] (Ebû Ya'tâ) [264]
687. Câbır'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu alevin vesellem): "İsrail oğullan/ulan nakilde bulunabilirsiniz. Zira onlarda pek çok acayiplikler/olağanüstülükler vardır" buyurdu. Sonra şöyle anlatmaya başladı: "Onlardan bir topluluk yola çıktı. Derken kendilerine ait kabirlerden bir kabrin başına geldiler ve İki rekat namaz kılıp Allah'a dua etsek de, ölülerden birini bize ölümü anlatması için diriltse dediler. Dedikleri gibi yaptılar ve onlar bu haldeyken bir kabirden gözlerinin arasında (alnında) secde izi bulunan Habeşli bir adam başını kaldırıp Bire insanlar! Benden ne istiyorsunuz? Vallahi ben yüz sene evvel Öldüm. Şu ana kadar ölümün şiddeti dinmemişti. Allah'a dua edin de beni eski halime döndürsün dedi. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [265]
688. Abdurrahman b. Sâbit'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "İsrail oğullarından nakilde bulunmanızda bir sakınca yoktur. Zira onlarda pek çok acayiplikler vardı" buyurdu. Dedi ki: Bu mecliste Câbir'in bize bildirdiğine göre İsrail oğullarından bir topluluk yola çıkıp yeryüzünde yürümeye ve bu acayiplikler konusunda tefekkür etmeye başladılar. Derken bir kabre rastladılar....(Hadis yukarıdaki gibi devam ediyor) Rivayetin devamında şu ifadeler geçmiştir: "Alnında secde izi olan siyahı -veya Habeşli- bir adam karşılarına çıkarak şöyle dedi: Benden ne istediniz? Başıma büyük iş açtınız..." "Kırk yıldır ölümün tadını ve şiddetini tattım. Sizin duanız tam onun dindiği ana rastladı. Allah'a beni eski halime döndürmesi için dua edin." (Ahmed b. Menî') [266]
689. Ebu'd-Derdâ'nm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Her kim ölürken yanında Yasin sûresi okunursa, mutlaka Yüce Allah ölümü ona kolaylaştırır" buyurmuştur.[267] (İbn Ebt Ömer)
690. Selm b. Atıyye el-Fukaymî demiştir ki: Selman bir hastayı ziyaret etti. Hastanın, ruhunu teslimde güçlük çektiğini görünce: "Ey ölüm meleği ona merhamet eyle! Çünkü o mümindir" diye dua etti. Bunun üzerine adam: "O Muhakkak ki ben her mümine karşı merhametliyimdir diyor" dedi.[268] (İbn Ebî Ömer)
691. Atâ b. Yesâr'ın bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Ölüm meleğinin verdiği acı, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Ölümü tadan müminin (vücudundaki) her damarı (münferit olarak) acı duyar" buyurmuştur. [269]
el-Hâris demiştir ki: Zannediyorum ki, ''Ona cenneti müjdele. Zira sıkıntı büyük, korku şiddetlidir. O an, Allah düşmanının (şeytanın) ona en yakın olduğu andır" buyurdu. (el-Hâris) [270]
692. İbrahim'in bildirdiğine göre Alkame, Horasan bölgesine savaşa gitti. İki sene boyunca namazlarını iki rekat olarak kıldı, hiç Cuma namazı kılmadı. Derken amcasının oğlu ölüm döşeğine düştü. Kendisini ziyarete gitti ve şöyle dedi: Bana İbn Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Her müminin günahları vardır. Onlar sayesinde dünyada iken mükâfatlandırılır. Sonra üzerinde bir kısmı kalır ve bu yüzden Ölüm esnasında sancısı artırılır. Ben eşek ölümü gibi bir ölüm (yani can çekişmeden gelen anlık ölüm) istemem." (Ahmed b. Menî')
693. Aynı senetle gelen bir rivayete göre "Muhakkak ki müminin ölümü ahu terletir" buyurmuştur.[271] (Ahmed b. Meni')
694. Alkame'nin bildirdiğine göre Abdullah (b. Mes'ûd) şöyle dedi: Müminin ölümü alın terletir. Muhakkak ki müminin hatalarından bazı hataları kalır. Bunların karşılığını ölüm esnasında görür. Bu yüzden alnı terler." (Ahmed b. Menî' ve Müsedded) [272]
695. Abdullah (b. Mes'ûd) der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Müminin ölümü alnı terletir" buyurmuştur. (Ahmed b. Men [273] ve Bezzâr)
Sabrı Emretmek
696. Ebû Hureyre bildiriyor: Resûlullah (salkllahu aleyhi veseUem) Bakî kabristanında bir kadını bir kabrin üzerine diz çökmüş ağlarken gördü ve ona: "Ey Allah'ın kulu! Allah'tan sakın ve sabret!" buyurdu. Kadın: "Ey Allah'ın kulu! Elbette üzülen ve yakınını kaybeden benim" diye tepki gösterdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yine: "Ey Allah'ın kulu! Allah'tan sakın ve sabret! [274] buyurdu. O yine: "Ey Allah'ın kulu! Duymadın mı? Çekil git başımdan!" diyerek sert tepki gösterdi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) yoluna devam etti. Ashabından bir şahıs da peşine düştü. Kadının yanma gelip: "Şu giden zat sana ne söyledi?" diye sordu. Kadın: IrŞöyle şöyle söyledi" dedi. Adam: "Onu tanıyor musun?" diye sordu. Kadın: "Hayır" deyince, "O, Allah Resulü'dür" dedi. Bunu duyan kadın hızla yerinden fırlayıp; "Ben sabrediyorum, ben sabrediyorum ya Resûlallah!" diyerek koşmaya başladı. Resûl-i Ekrem de {salMahu aleyhi vesellem): "Asıl sabır, ilk şok anındaki sabırdır. Asıl sabır ilk şok anındaki sabırdır" buyurdu. (Ebû Yala)
Çocuğu Ölen Kimsenin Sevabı
697. Ebu'd-Derdâ demiştir ki: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Kim, günah (ergenlik) çağına ulaşmamış üç çocuğunu kaybeder de sevabını umarak sabrederse, Allah onlara olan rahmeti dolayısıyla o kimseyi cennete sokar" (Ahmed b. Menî')
698. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hangi inanan çiftin henüz, günah (ergenlik) çağına ulaşmamış üç çocuğu ölürse, mutlaka Allah onları, kendilerine olan rahmetinden dolayı cennete koyar" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. EbîŞeybe)
699. Hz. Âişe demiştir ki: "Kim üç çocuğunu yitirir de sevabım umarak sabrederse, çocukları onu, Allah'ın izniyle cehennemden korurlar. [275] (Müsedded)
700. Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şıhhîr'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhiveselleon) Ensar'a hitaben: "Sizce rakûb/kıstr kimdir?" diye sordu. "Çocuğu olmayan" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "O, rakub değildir. Asıl rakûb, Rabbine giderken daha evvel çocuklarından hiçbirini göndermemiş olan kimsedir" buyurdu.[276] (Müsedded)
701. Enes bildiriyor: Resûluilah (sallallahu aleyhi vesellem) Seleme oğullarının bir toplantısına rastladı ve: "Ey Seleme oğulları! Sizce rakııb kimdir?" diye sordu.....(devamını zikretti) (Ebû Yala). [277]
702. Ümmü Mübeşşir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), yemek pişirdiği bir sırada yanma girdi ve: "Kimin henüz günah çağına ulaşmamış üç çocuğu Ölürse, bunlar o kimse için cehenneme perde olurlar" buyurdu. (Ümmü Mübeşşir demiştir ki) Ben de: "Ya Resûlallah! Ya iki çocuğu ölürse?" diye sordum. "Üç olursa da" buyurdu. O: "Ya İki olursa?" diye sordu. Resûlullan (saUallahu aleyhi vesellem): "Üç olursa da" buyurdu. Sonra sustu. Sonra: "Ümmü Mübeşşir! İki olursa da olur. Ümmü Mübeşşir! iki olursa da olur" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [278]
703. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizler aranızda kime rakûb (kısır) dersiniz?" diye sordu. "Çocuğu olmayana" dediler. Bunun üzerine: "Hayır. Asıl kısır, selefi olmayandır" buyurdu. (Yani kendisinden önce ölmüş çocuğu bulunmayandır). {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [279]
704. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre bir kadın beraberinde hasta bir oğluyla Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) gelerek "Ey Allah'ın Resulü! Bu oğluma şifa vermesi için Allah'a dua et" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hiç ölmüş çocuğun var mı?" diye sordu. Kadın: "Evet. Var" dedi. "Câhilİye döneminde mi? yoksa İslam döneminde mi öldü?" diye sordu. "Hayır. İslam döneminde öldü" deyince "Bu, sağlam bir zırhtır" buyurdu. [280]
(Ebü Ya'lâ) Hadisin isnadı hasendir. Zira Ebû Ubeyde hakkında her ne kadar tenkit bulunsa da, Ebû Zür'a tarikiyle Ebû Hureyre'den sahih bir yolla benzeri nakledilmiştir.
705. Osman b. Ebî'1-Âs'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "İslam döneminde üç çocuğunu yitiren kimse kendine sağlam bir zırh edinmiş demektir" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [281]
706. Büreyde'ııin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) zaman zaman Ensar'ı yoklar, ziyaret eder ve hallerini sorardı. Bize ulaştığına göre Ensar'dan bir kadının bir oğlu öldü ve bunun üzerine feryatları kopardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gelerek Allah'tan korkmasını ve sabretmesini emretti. Kadın: "Ya Resûlallah. Ben kısır bir kadınım. Çocuğum olmuyor. Ondan başka çocuğum da yoktur" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Asıl kısır olan, çocuğu hayatta kalandır" buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Herhangi bir Müslüman erkek ya da kadının üç çocuğu ölürse, (Allah) mutlaka onu cennete koyar" buyurdu. Bunu duyan Hz. Ömer: "Anam babam sana feda olsun ya Resûlaîlah, ya iki olursa?" diye sordu. "İki olursa da olur" buyurdu.[282] (Ebû Ya'lâ)
707. Aynı isnatla şöyle nakledilmiştir: Ensar'dan bir adam beş yaşında bir oğluyla Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) meclislerine katılırdı. Derken oğlu öldü ve bu yüzden feryat etti. Resûluîlah (sallallahu aleyhi vesellem): "Cennetin kapılarından hangisinin yanına varsan, onu, durup seni içeri davet ederken görmen seni sevindirmez, mi?" diye sordu. Adam da: "Elbette sevindirir" deyince: "Aynen benim dediğim gibi olacaktır" buyurdu.[283] (Ebû Ya'lâ)
Taziye/Teselli
708. Talha b. Ubeydullah b. Kerîz'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallal&hu aleyhi veseüem): "Bir mümin diğer bir mümini başına gelen bir musibet sebebiyle teselli ederse, mutlaka kıyamet günü kendisine şık görüneceği bir elbise giydirilir" buyurmuştur. (İbn Ebî Ömer) [284]
Ölü Ailesine Yemek Yapmak
709. Ahnef b. Kays bildiriyor: Hz. Ömer'i: "Kureyş'ten bir kimse bir kapıdan içeri girdi mi, mutlaka onunla birlikte bir takım insanlar da girerler" derken işitirdim. Sözünün ne anlama geldiğini biİmiyordum. Tâ ki, Hz. Ömer hançerlendi. O zaman Suheyb'e, cemaate üç gün namaz kıldırmasını ve halka yemek yapmasını emretti. Cenazeden döndüklerinde sofralar kurulmuştu. İnsanlar yaşadıkları hüzün sebebiyle geri durdular, yemediler. Derken Abbâs b. Abdülmuttalib geldi ve "Ey insanlar... (Ömer) ölmüştür..." dedi. [285]
Hadis Menkıbeler bölümünde gelecektir.[286] (Ahmed b. Meni')
710. Süryan'm bildirdiğine göre Tavus şöyle demiştir: "Muhakkak ki Ölüler kabirlerinde yedi kez imtihana tabi tutulurlar. O günlerde kendileri adına yemek yedirilmesini çok arzularlar" (Ahmed b. Hanbei, ez.-Zühd) [287]
Ölü Yıkamak
711. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir ölüyü yıkar ve onun halini gizli tutarsa, Allah onu günahlarından arındırır. Eğer onu kefenlerse, Allah da ona sündüs/yeşil ipekten elbise giydirir" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [288]
712. İbn Abbâs: "Ondan (ölü yıkadıktan) sonra abdest almak yeterlidir" demiştir. (Müsedded) [289]
713. İbn Abbâs'a ölü yıkamak sebebiyle gusletmenin hükmünü sordum. "Böyle yaparsanız, arkadaşınızı necis kabul etmiş olursunuz" dedi.[290] (Müsedded)
714. Yunus b. Ubeyd demiştir ki: "Hasan (el-Basrî), ölü yıkayana guslü gerekli/farz görmezdi." (Ebû Ya'lâ) [291]
715. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize bir hutbe irat etti..... Hadisin içinde şu cümleler
geçmiştir: "Kim bir ölü yıkar da emaneti hakkiyle yerine getirirse, onun vücudundaki her kıla/tüye karşılık kendisine bir köle azat etme sevabı verilir ve derecesi yüz kat artırılır. " Ömer b. el-Hattâb: "Emanet nasıl yerine getirilir, ya Resûlallah?" diye sordu. "(Ölünün) avret mahallini örter ve çirkinliklerini gizler. Eğer onun çirkinliklerini gizleyip, avret mahallini örtmezse, Allah da onun avretini yaratılanların gözleri önünde açar" buyurdu. (el-Hârİs) [292]
716. Esma binti Ebî Bekir şöyle vasiyet etmiştir: "Ben ölünce, beni yıkayıp kefenleyin, kokulayıp tütsüleyin. Ama kefenime karışık koku serpmeyin ve peşim sıra buhurdanlık taşımayın.[293] (İshâk)
717. Bize Abdürrezâk bildirdi. Dedi ki: Bize Ma'mer, Hişam b. Urve'den naklen bildirdi. Rivayetin sözleri şöyledir: (Esma) Elbiselerinin buhurdanlık üzerinde buhurlanmasmı, fakat peşi sıra buhurdan taşınmamasını söyledi. Esma binti Ebî Bekir: "Naşıma/bedenime karışık koku (hanût) sürmeyin" diye vasiyet etti. (İshâk) [294]
Kefen
718. Ubâde b. Nuseyy'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "En hayırlı kefen, hülledir" (fistan gibi geniş ve bol elbise) buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [295]
719. Enes şöyle demiştir: "Uhud günü Hamza çizgili yün hırkayla kefenlendi. Başı örtülürse, ayaklan açılıyordu. Ayaklan Örtülürse, başı açılıyordu." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [296]
720. el-Fadl'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hafif/gevşek dokulu iki beyaz elbiseyle kefenlenmiştir." (Ebü Ya'lâ)
721. Udeyse binti Uhbân bin Sayfî demiştir ki: Babam ölüm hastalığına yakalandığında yanma vardım; bana: "Beni çizgili entariyle kefenlemeyin!" diye vasiyette bulundu. Sonra vefat edip yıkandığında kefen istediler. "Entari nerede?" dediler. Ben de "Babam onu çizgili entariyle kefenlememi istedi" dedim "Ama mutlaka gerekir" dediler. Bunun üzerine terziye birini gönderdim. Terzide babama ait bir entari vardı. O getirilip giydirildi ve onunla götürüldü. Ben de kapımı kapatıp arkasından gittim. Sonra evime döndüğümde entariyi evde buldum. Onu babamı yıkayanlara göndererek: "Siz onu entarisiyle kefenlediniz. Değil mi?" dedim. "Evet. Öyle yaptık" dediler. "O, bu muydu?" diye sordum "Evet. Oydu" dediler. (el-Hârİs) [297]
Bunu Ahmed b. Hanbel daha kısa bir metinle tahrîc etmiş olup ibareleri şöyledir: "Uhbân'm kızından nakledildiğine göre babası ailesine (vasiyetinde) kendisini kefenlemeleri ve entari giydirmemelerini söylemişti. Kızı demiştir ki: "Sabah olunca entariyi elbiselikte (elbise kurutma yerinde) bulduk."
Cenazeyi Taşımak Ve Cenazeyle Beraber Yürümek
722. Sevbân'm bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir cenazenin peşinden giderek tabutunun kenarlarından tutarsa, hepsi de büyük kırk günahı bağışlanır" buyurmuştur. (el-Hâris)
Hadiste zayıflık vardır.[298]
723. Humeyd b. Abdurrahman demiştir ki: Sa'd b. Ebî Vakkas'ı, Abdurrahman b. Avf m cenazesinde ön merteklerin arasında durarak tabutu omzuna koyduğunu gördüm. (Ebû Ya'lâ) [299]
724. Zeyd b. Erkam'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Allah üç yerde susulmadım sever: Kur'ân okunurken, seferberlikte ve bir de cenaze törenind [300] (Ebû Ya'lâ)
725. Ubeyd Mevla's-Sâib'in bildirdiğine göre o, İbn Ömer ve Ubeyd b Umeyr'i Mekke'nin en yukarı kısmında cenazenin önünden yürürken görmüş.[301] Önden gidip oturuyorlar, cenaze yanlarından geçerken de ayağa kalkıyorlarmış. (Müsedded) [302]
726. Ebû Hureyre'nin rnevlâsı/azatlısı Abdurrahman demiştir ki: Ebû Hureyre şöyle vasiyet etti: "Ben ölünce benim için çadır kurmayın. Peşimden meşale taşımayın. Beni hızlı götürün." (Ebû Dâvud et-Tayalİsî) [303]
727. Enes bildiriyor: Resûlullah (saMahu aleyhi veseUem) ile birlikte bir cenaze törenine gittik. Cenazede bazı kadınlar gördü ve: "Sizler onu taşıyacak mısınız9" buyurdu. "Hayır" dediler. "Peki kabre indirecek misiniz?" buyurdu. "Hayır" dediler. Bunun üzerine "Öyleyse sevap değil, günah kazanmış olarak geri dönün!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [304]
728. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Bize Allah Resulü vsallallahu aleyhi vesellem) bir hutbe irat ederek şöyle buyurdu: "Kim bir cenazenin peşinden giderse, dönünceye kadar attığı her adıma karşılık kendisine 100 000 hasene/iyilik yazılır, ondan 100 000 seyyie/kötülük silinir ve derecesi 100 000 kat artırılır. Eğer namazını kılarsa, kendisine 70 000 melek tahsis edilir ve dönünceye kadar onlar, onun için af/mafiret dilerler. Eğer defni sırasında hazır bulunursa, kabrinden dirileceği ana kadar onun için mağfiret dilerler." (el-Hâris).
Bu mevzu/uydurma bir hadistir.
729. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem): "Kim bir cenaze namazı kılarsa, Allah yolunda bir gün oruç tutmuş gibi sevap kazanır. Bir gün, yedi yüz gün olarak değerlendirilir. Kim Müslüman bir kişinin cenaze törenine katılırsa, Allah yolunda bir gün oruç tutmuş gibi sevap kazanır. Bir gün ise yedi yüz katıyla değerlendirilir" buyurmuştur. (Abd b. Humeyd) [305]
730. Zeyd b. Sabit, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) şu sözünü nakletmiştir: "Kim bir cenaze için namaz kılarsa, ona bir kırat sevap yazılır Kim de defnedilinceye kadar cenaze ile beraber yürürse, onun için iki kırat sevap yazdır. " (Ebû Ya'lâ)
731. Enes, Allah Resûlü'nün (sallallahu ateyhi vesdlem) şu sözünü nakletmiştir: "Müslüman bir kişinin cenazesine katılan her Müslümana hır kırat sevap vardır. Eğer cenaze namazı kılınıncaya kadar beklerse, iki kırat sevap verilir. Her kırat, ühud dağı ağırlığındadır. " (Ebû Ya'lâ). [306]
732. Ebû Umâme demiştir ki: Ebû Saîd el-Hudrî, Hz. Ali'ye: "Ey Eba'l-Hasan! Bize cenaze ile birlikte yürümenin hükmünü söyle. Hangisi daha faziletlidir?" diye sordu. Hz. Ali de: "Vallahi cenazenin önünden yürüyene göre arkasından yürüyenin üstünlüğü, farz namazların nafile ibadetlere üstünlüğü gibidir" dedi.[307] Ebû Saîd: "Vallahi Ebû Bekir ve Ömer'in katıldıkları bir cenaze törenine katıldığım günden beri hiç oturmadım. O zaman Ebû Bekir ve Ömer'in cenazenin önünden yürüdüklerini gördüm" deyince Hz. Ali şu yanıtı verdi: "Allah onları bağışlasın! Peygamber'den {sallallahu aleyhi vtsellem) sonra bu ümmetin en hayırlıları Ebû Bekir ve Ömer'dir. Sonra faziletin nerede olduğunu en iyi Allah bilir. Sen onların böyle yaptıklarını görmüşsen, (bil ki) onlar, yarından önce gecenin geldiğini bildikleri gibi cenazenin arkasından yürüyenin önünden yürüyene üstünlüğünü de, farz namazların üstünlüğü gibi olduğunu bildikleri halde böyle yapmışlardır. Onlar böyle yapmakla, insanların geniş alanda rahat yürümelerini sağlamak istemişler, sıkışık halde yürümelerini istememişlerdir. Çünkü (insanlar tarafından) kendilerinin örnek alındığını biliyorlardı."
Sonra Ebû Saîd: "Ey Eba'l-Hasan! Bana cenaze taşımanın hükmünü söyle! Bu, cenazeye katılanlara farz mıdır?" diye sordu. Hz. Ali de şöyle yanıtladı: "Hayır, ama hayırlı bir iştir. Dileyen yapar, dileyen yapmaz. Eğer sen bir cenaze törenine katıhrsan, onu önüne geçirip gözünün önüne yerleştir. Çünkü o, bir öğüt, ölümü hatırlatma ve bir ibret vesilesidir. Eğer onu taşımak istersen, tabutun sol arka ucunu kolla ve sağ omzuna al! Kabre ulaştığında ayakta dur, oturma. Çünkü o esnada büyük bir olaya tanık oluyorsun. Ben, Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) İşte kardeşinin hali! İşte kardeşinin hali! Oysa ki daha önce dünya malı konusunda seninle mücadele edip seni geçmeye çalışırdı. Şimdi ise yeryüzünün ovaları ona dar geldi. Bir kabre sokuldu. Kabrin dibinde de yanı üzerine yatırılır buyururken işittim. Bu yüzden ayakta dur ve üzerine toprak atılıncaya kadar oturma! İnsanlar bu şekilde seni bırakmazlarsa da, ki bırakmayacaklar ve Vallahi, bu önemli bir şey değildir, diyeceklerdir, sen ayakta dur ve seninle kavga etseler bile, hiç olmazsa (cenaze) kabre indirilene kadar oturma!" Hadiste zayıftık vardır [308] (ishâk)
733. Abdullah b. Yesar'm bildirdiğine göre Amr b. Hureys, Hz. Hasan'ı hasta yatağında ziyaret etti. Yanında Hz. Ali de vardı..... Amr ona:
Cenazenin önünde yürümek hakkında ne dersin?" diye sordu. Hz. Ali: "Cenazenin arkasından yürüyenin önünde yürüyene üstünlüğü, farz namazların nafile ibadetlere üstünlüğü gibidir" diye yanıtladı. Amr: "Ama ben Ebû Bekir ve Ömer'i cenazenin önünden yürürken gördüm" deyince de "Onlar insanlara sıkıntı vermek istemediler" diye karşılık verdi.[309] (İshâk) Ahmed b. Hanbel ise hadisten yalnız hasta ziyareti kısmını zikretmiştir.
734. el-Velîd b. Kays'm bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudri ona Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittiğini söylemiş: "Kim Cuma günü oruç tutar, hasta ziyaretinde bulunur, cenaze törenine katılır ve köle azat ederse, cenneti hak eder. " (Ebû Yala) [310]
735. İbn Abbâs'm bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Mümin kula, ölümünden sonra verilecek ilk mükâfat, cenazesini takip eden herkesin günahlarının bağışlanması olacaktır" buyurmuştur. (Abd b. Humeyd)
Cenaze İçin Ayağa Kalkmak
736. Nâfi bildiriyor: İbn Ömer bir cenaze gördüğü zaman kendisini geçinceye kadar ayakta beklerdi. Yine İbn Ömer bir cenaze törenine katıldığı zaman sırtım kabirlere dönerdi. (Abd b. Humeyd) [311]
Cenaze Namazında İmamın/Devlet Başkanının Önceliği
737. Câbir'in bildirdiğine göre Resûhıllah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizin aranızda olduğum sürece cenaze namazlarınızı benden başkası kıldırmasın" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [312]
Cenazenin Peşinden Taşınması Yasaklanan Şeyler
738. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), ölünün arkasından ağlanmasını ve meşale/ateş yakılmasını yasaklamıştır. (Ebû Ya'lâ) [313]
Bebek Ve Veled-İ Zina/Zina Çocuğu İçin Cenaze Namazı
739. Nâfi bildiriyor: İbn Ömer yeni doğmuş bir bebeğin cenaze namazını evde kıldı. Sonra onu gönderip defnettirdi. Nâfi'ye: "Bebek doğduğunda ağlamış mıydı (ses çıkarmış mıydı)?" diye sordum. "Bilmiyorum" dedi. (Müsedded) [314]
740. Meymûn b. Mihrân'm bildirdiğine göre o, bir cenaze töreninde İbn Ömer'e tanık olmuş. Halk "Zina çocuğudur"! diyerek söylenti yaymaya başlamışlar. Meymûn dedi ki: Hatta "O, üçün en şerlisidir"! deniyordu. Bu söz İbn Ömer'in kulağına ulaştı. "Hayır, aksine o üçün en hayırlısıdır" dedi. [315] (Müsedded}
741. Nu'mân b. Beşîr'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aieyhi vesellem) zinadan hamile kalan ve loğusalık döneminde ölen bir kadının ve çocuğunun cenaze namazlarını kılmıştır.[316] (Ahmed b. Menî')
Kabir Üzerinde (Cenaze) Namaz
742. Humeyd b. Hilâl'in bildirdiğine göre Berâ b. Ma'rûr, henüz Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye gelmeden Önce vefat etti. Gelince namazım kıldı. (Müsedcled). Senedi sahîh olmakla birlikte mürseldir. [317]
743. Yahya b. Ubeydullah b. Ebî Katâde, babasından, o da babasından naklen bildirdi ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Berâ b. Ma'rur'un kabri üzerinde dört tekbir getirerek cenaze namazı kıldı.[318] (el-Hâris)
744. Âmir b. Rabî'a'mn bildirdiğine göre Resûluîlah (saMahu aleyhi vesellera) yeni yapılmış bir kabre rastladı ve: "Bu kabir kimindir?" diye sordu. "Falan kadınındır" dediler. "(Öldüğünü) bana haber verseydiniz ya?!" buyurdu. "Sen uyuyordun. Uyandırmak istemedik" dediler. "Bir daha böyle yapmayın. Cenazelerinizde beni çağırın" buyurdu. Sonra onun üzerinde (kabrine doğru) bir saf yaptı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [319]
745. Abdullah b. Âmir b. Rabî'a'mn bildirdiğine göre bir kadın Mescid'den pislikleri kaldırıp temizlerdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun kabri başına gidip namazım kıldı. (Abd b. Humeyd) [320]
746. Sehl [321] şöyle nakletmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine halkının fakirlerini hastalandıklarında ziyaret eder, öldüklerinde cenazelerine katılırdı. Derken Avali halkından bir kadın vefat etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ölüm geldiğinde bana bildirin" buyurmuştu. İnsanlar bu durumu kendisine haber vermek üzere geldiler. Uyuduğunu gördüler. Gece yarısı olmuştu. Onu uyandırmak istemediler. Onun hakkında gece karanlığı ve yeryüzünde dolaşan hayvanlardan endişe ettiler. Bu sebeple kadını defnettiler. Sabah olunca Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) kadının durumunu sordu. Olanı söylediler. O da kadının kabrine kadar giderek namazını kıldı, dört tekbir getirdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [322]
747. Ebû Umâme b. Sehl'in bildirdiğine göre Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bazı kimseler ona şöyle haber vermişler.... Benzerini zikretmiştir. Metninde şu sözler geçmiştir: "Uzun süredir hasta olan Avâlî halkından bir kadın..." "(Resûlullah) Gelen komşularına onun durumunu sorar ve başına bir hal gelirse kendisini haberdâr etmelerini isterdi." "Kadının naşını omuzlayıp cenazelerin konulduğu yere getirdiler" "Onu uykusundan kaldırmak istemediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Niçin böyle yaptınız- Haydi kalkın!" buyurdu. Sonra kalkıp cenazeler için tutulan saf gibi onun için saf yaptı. İnsanlar da arkasında-saf tuttular. Sonra dört tekbir getirdi." (el-Hâris).
Bişr b. Bekr, Evzâî'den, onun da "Zührî bana bildirdi ki" diyerek Zührî'den yaptığı, Beyhakî tarafından nakledilen rivayetinde buna mutabaat etmiştir. [323]
Ölülere Sövülmesinin Yasaklanması ve Onların Güzel Sözlerle Anılmasına Teşvik
748. Hayseme b. Abdurrahman demiştir ki: "Ölülere söven kişinin misali, Ölümle karşı karşıya kalan kimse gibidir. Kocası bulunmayan kadının yarağına oturanın misali, kıyamet günü kıçından nefes alan gibidir." (Müsedded)
749. Seleme şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi vesellem) yanma Ensar'dan bir adamın cenazesi getirildi. Hakkında iyi sözler söylendi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Hak etti" buyurdu. Sonra başka bir cenaze getirildi. Önceki kadar olmasa da onun hakkında da iyi şeyler söylendi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yine: "Hak etti" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! "Neyi hak etti?" diye sorulduğunda "Melekler gökyüzünde Allah'ın şahitleridirler. Sîzler de yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz" buyurdu. Hadis zayıfta. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [324]
750. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir Müslüman öldüğü zaman yakın komşularından dört hane halkı onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmediklerine dair tanıklık ederlerse, mutlaka Allah: Sizin tanıklığınızı kabul ettim ve sizin bilmediğiniz günahlarını da affettim buyurur." (Ebû Ya'lâ) [325]
Mescitte Cenaze Namazı Kılınmasını Mekruh Görenler
751. Tev'eme'nin azatlısı Salih der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ve Ebû Bekir'e yetişmiş bulunan bir adama yetiştim. (Dedi ki) Bunlar geldiklerinde mescitten başka bir yerde (cenaze) namaz(ı) kılmayacaklarını gördükleri zaman namazı kılmadan dönerlerdi. {Ebû Dâvud et-Tayalİsî) [326]
752. Salih demiştir ki: Cenazenin mescide konulduğunu gördüm. Ebû Hureyre'nin de mescitten başka konulacak bir yer bulunmadığını görünce namazını kılmadan çekip gittiğini gördüm. (Abdürrezzâk) [327]
Giyabî Cenaze Namazı
753. Saîd b. Zeyd'in bildirdiğine göre Peygamber (sallaDahu aleyhi veseilem) Necâşî için (gıyabî) cenaze namazı kılmıştır. (Ebû Ya'lâ) [328]
754. Ebû Kılâbe'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "birdesiniz Necâşî vefat etmiştir. Kalkın, namazını kılın -veya kalkın, onun için dua edin-" buyurdu. (Müseddecl) [329]
755. İbrahim [330] şöyle demiştir: "Eğer (kişi) İslam'ı kabul eder, sonra hiç namaz kılmadan ölürse, cenaze namazı kılınır."
Bize Ebû Avâne, Muğire'den naklen benzerini bildirdi.[331] (Müsedded)
756. Enes anlatıyor: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) hizmetini gören genç bir Yahudi uşak vardı. Derken hastalandı ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kendisini ziyaret ederek: "Allah'tan başka tanrı bulunmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şahadet eder misin?" diye sordu. Uşak babasına baktı. Babası: Muhammed'in söylediği gibi söyle" deyince kabul etti. [332] Bunun üzerine Allah Resulü {sallallahu aleyhi vesellem): "Arkadaşınızın namazını kılınız " buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [333]
757. Muâviye b. Salih'in bildirdiğine göre Abdurrahman el-Ezdî ona şöyle anlatmış: İbn Âiz'i [334] şöyle derken işittim: Resûlullah (saMahu aleylıi vesellem) Ensar'dan bir zatın cenazesine gitti. Cenaze yere konulunca, Ömer b. el-Hattab: "Ya Resûlallah! Onun namazını kılma! Çünkü o fâcir bir adamdır" dedi. Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem) dönüp (cemaate): "İçinizden kimse onu İslamî hir amel üzere gördü mü" diye sordu. Bİr adam: "Evet, ya Resûlallah! Allah yolunda bir gece bizimle birlikte nöbet tuttu" deyince Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) namazını kıldı ve üzerine toprak serpti. Sonra "Arkadaşların senin cehennemliklerden olduğunu düşünüyor. Ben şahadet ederim ki, sen cennetliklerdensin" buyurdu. Sonra da (Ömer'e dönerek) "Ömer! Sen insanların amellerinden sorguya çekilmeyeceksin. Fakat onlar namaz ibadetinden sorguya çekileceklerdir" buyurdu.[335] (Ahmed b. Menî')
758. Ebû Atiyye bildiriyor: Bir adam Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) zaAanmda vefat etti. Kimileri dediler ki: "Ey Allah'ın Resûîü! Ona namaz kılma! Çünkü o..." Yukarıdaki hadisin benzerini zikretti. (Ebû Ya'lâ)
Cenaze Duası
759. İbn Mesûd'ım bildirdiğine göre o, "bir ölü getirilip kendi önüne konduğu zaman yüzünü cemaate döner ve şöyle dermiş: "Sizler şefaatçi olarak geldiniz. Öyleyse meyyite şefaat ediniz. Zira ben Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Ölüleri için toplanıp da içten dua eden hiç bir topluluk yoktur ki, Allah onun günahlarını onlara bağışlayıp affetmesin."
Senedinde kopukluk vardır.[336] (İshâk ve İbn Ebî Ömer)
760. Muttalib demiştir ki: îbn Abbâs bir cenazenin namazını kılmak üzere kalktı. Tekbir alıp yüksek sesle Ümmü'l-Kur'ân'ı (Fatiha sûresini) okudu. Sonra Hz. Peygamber'e (sallaliahu aleyhi vesellem) salatü selam getirdi. Sonra tekrar tekbir alıp yalnız ölü için dua okudu. Sonra tekrar tekbir alıp mümin erkek ve kadınlar için dua okudu. Sonra insanlara dönerek "Ey insanlar! Vallahi ben sizler sadece sünnet olduğunu bilesiniz diye Kur'ân okurken sesimi yükselttim" dedi.[337] (Ahmed b. Menf) Derim ki: Fatihanın okunması ile "o sünnettir" sözü Sahih-i Buhârî'de yer almıştır.
761. Aişe der ki: Resûlullah'ı (saMahu aleyhi vesellem) ölü için şöyle dua ederken işittim: "Allalum! Onu bağışla, ona rahmet eyle, ona Resulü'nün havımdan içir!" (Ebû Ya'lâ) [338]
762. Ebû Saîd demiştir ki: Ölü için şöyle dua ederdik: "Ailahım! Sen bizim de, onun da rabbisin. Onu yarattın ve nzık verdin. Yaşattın ve imkân verdin.
Bizi de onu da bağışla. Onun ecrinden bizi mahrum eyleme. Ondan sonra bizi sapıklığa düşürme! [339] (Müsedded)
763. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) cenaze namazında şöyle dua ederdi: "Ailahım! Bu kulun ve kulunun oğlu, senden başka ilah bulunmadığına şahadet ederdi... "
Senedi sahihtir. (Müsedded ve Ebû Ya'lâ} [340]
Cenaze Namazı, Defin İşlemi Sırasında Hazır Bulunma, Kabre Toprak Atma Ve Kabri Kazmanın Fazileti
764. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Resûlullah /sallallahu aleyhi vesellem) bize hutbe irat etti..... Hadiste şu cümleler geçmiştir: "Kim bir ölünün namazını kılarsa, Cebrail yetmiş bin melekle ona dua eder ve o kimsenin geçmiş günahları affedilir. Defnedilinceye kadar bekler ve üzerine toprak serperse, dönene kadar attığı her adıma karşılık iki kırat ecirle geri döner Kırat, Uhud dağına denktir. Kim bir Müslüman için kabir kazarsa, Allah cehennemi ona haram kılar ve onun için cennette öyle bir ev/köşk hazırlar ki Sana ile Habeşistan arasındaki her şey ona yerleştirilse, hepsini alır. " (el-Hâris) Hadis uydurmadır!.
Cenaze Namazı Tekbirleri
765. Sehl b. Huneyfin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)
Medine halkının fakir hastalarını ziyaret eder, cenazelerine katılırdı......
Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun (vefatı haber verilmeyen bir kadının) kabrine kadar gidip dört tekbir alarak namazını kıldı. (Hadisin tamamı Kabir Üzerinde Namaz bahsinde geçmişti.) [341] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe).
766. Enes'in bildirdiğine göre Peygamber (sallallahualeyhivesellem) dört tekbirle oğlu İbrahim'e cenaze namazı kıldı. (Ebû Ya'lâ)
Senedi zayıftır. [342]
767. Abdullah b. Ömer demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) cenaze namazında son olarak dört tekbir aldı. Sonra Ebû Bekir, Fatıma'nın namazında dört tekbir aldı.[343] Hz. Hasan, Hz. Ali'nin namazında dört tekbir aldı. Hz. Hüseyin, Hz. Hasan'm namazında dört tekbir aldı. Hz. Ali, Yezîd b. Mükeffef in [344] namazında dört tekbir aldı. Melekler, Hz. Adem'in namazında dört tekbir aldılar.[345] İbnü'I-Hanefiyye de Taif te İbn Abbâs'ın namazında dört tekbir aldı. (el-Hâris)
Hadiste zayıflık vardır. [346]
768. Ebû Zer'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir cenaze namazında beş tekbir almıştır.[347] (el-Hâris)
[1] İbn Ebî Şeybe, 11,321.
[2] Bûsîrî bu zayıflığın îbıı İshâk'in tedlis yapması ve Mendel b. Ali'nin zayıflığından kaynaklandığını söylemiştir.
[3] Asıl nüshanın hamişinde/dipnotunda "Doğrusu Ubeyd'dir" denilmiştir. İbn Hacer de d-İsâbe'de demiştir ki: "Ebu'l-Yemân böyle söylemiştir. Doğrusu budur. îsmi hakkında "Abdullah b. Abd, İbn Abid ve Abd b. Abd" gibi ihtimaller söylenmiştir.
[4] el'îsâbe'de şöyle geçer: Sümâle, Ezd kabilesinin bir koludur. Asıl nüshanın hamişinde ise oranın Tâif'te, o güne kadar meskun olan bir köy olduğu belirtilmiştir, Müsnede'nin hamişinde de aynı şey söylenmiştir.
[5] Haccac b. Amİr'in eî-Isâbe'deki biyografisinde belirtildiğine göre bunu Taberânî cl-Mu'cemu'l-kebîr'de nakletmiştir. Bûsîrî, Müsedded'İn ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[6] Hadisin ravileri, Bûsîrî'nin belirttiğine göre güvenilir kimselerdir
[7] Bûsîrî'nin dediğine göre senedinde yer alan Vâkıdî zayıftır.
[8] Taberânî, el-Mucemu'l-kebir'de nakletmiştir. Bkz. Zcvnid, 11, 119. el-Hâris'in Vâkıdî vardır.
[9] Bûsîrî ise rivayetin tamamını nakletmiştir.
[10] Bûsîrı, senedinde Alâk b. Ebî Müslim ve Davûd b. el-Muhabber'in bulunduğunu söylemiştir.
[11] Bûsîrî demiştir ki: "el-Hâris, bunu Abdülaziz b. Ebân'dan nakletmiştir. O da zayıftır."
[12] İbn Ebî Şeybe bunu Musannef inde de (I, 407) nakletmiştir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[13] Bunu Taberânî de rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Şehr b. Havşeb hakkında tenkit bulunmakla birlikte bazıları onu güvenilir kabul etmişlerdir."
[14] et-Tayâlisî'nin rivayetinde ifade bu şekildedir
[15] et-Tayâlisî, (s. 259), Bûsîrî, I, 76- Bûsîrî demiştir ki: Bunu et-Tayâlisî sahîh bir senetle rivayet etmiştir.
[16] Bunu Musannefinde muhtasar olarak nakletmiştir, (II, 57). Bûsîrî demiştir ki: Bunu Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd zayıf'bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Ebû Hârûn el-Abdî zayıf biridir. Fakat hadisin Sahihayn'da bir şahidi vardır."
[17] Zevâid'de bu ifadeyle geçmiştir. Heysemî hadisi Taberânî'ye de nispet etmiştir. (II, 116).
[18] Bûsîrî, Zerbî b. Abdullah'ın zayıflığı dolayısıyla senedini zayıf görmüş ve demiştir ki: "Bunu İbn Huzeyme Snhİh'mde rivayet etmiş ve sağlamlığı konusunda tereddi» itmiştir."
[19] Taberânî, et-Mu'cemu'l-kebîr' de nakletmiştir. Heysemî'nin belirttiğine göre senedinde yer alan İsmaîl b. Müslim el-Mekkî zayıf biridir. (II, 114)
[20] Taberânî; Abdullah b. Yezîd'den nakletmiştir. Bkz. Zevâiâ, II, 118.
[21] Bûsîrî'nin rivayetinde ise ifade "ta«et ey^e?" şeklindedir.
[22] Bûsîrî ise hadisi İbn Ebî Şeybe'ye nispet etmiş, kanaatimce yanılgı sonucu ibn Menî'den bahsetmemiştir.
[23] Çünkü Ebû Hamza Meymun el-A'ver zayıftır.
[24] bkz. Heysemî, Zevâid, II, 172. Heysemî demiştir ki: Bunu Bezzâr ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Bkz. Keşfü'l-estâr, I, 113.
[25] BÛsîrî, el-Hâris'in bunu mürsd olarak rivayet ettiğini söylemiştir.
[26] Asıl nüshada (yani Mücerrede'de) yanlışlıkla "İbn Amr" denilmiştir. Taberânî, Ebû Miclez'den şu sözünü nakletmiştir: İbn Ömer'in arkasında namaz kıldım. Namazda kunût okumadı. "Niçin kunût okumadın" diye sorduğumda, "Ben arkadaşlarımın hiç birinden bunu bellemedim" diye cevap verdi. Bkz. Zevâid, II, 127.
[27] Müsneâe'âe sahih mevkuf olduğu belirtilmiştir. BÛsîrî de ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[28] Bunu Bezzâr da rivayet etmiştir. Bkz. Zevâid, II, 148. Bûsîrî senedinin sa}0 olduğunu söylemiştir.
[29] Heysemî senedinde zayıf biri olan Hafs b. Ömer'in bulunduğunu söylemiştir. (II, 149). Zevâid'deki ifade şöyledir: "Tespih sırasında yere oturdu." Görünürde doğrusu budur. Bıısîrî'nin rivayeti de böyledir.
[30] Müsnede şu hüküm verilmiştir: "Bu, sahih mevkuf bir senettir." Taberânî benzerini | Mes'ûd'dan nakletmiştir. Ama senedi munkatıdıt. Bkz. Heysemî, II, 286.
[31] Bûsîrî demiştir ki: Bunu Müsedded sahih bir senetle mevkuf olarak nakletmiştir.
[32] Bûsîrî, Sflhfftöyn'ın senediyle rivayet edildiğini söylemiştir.
[33] İbn Ebî Şeybe, II, 5.
[34] Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmişlerdir. Fakat onların rivayetinde "on kere" ifadesi geçmemiştir. Bkz. Zevâid, II, 286. Bûsîrî demiştir ki: "Ebû Ya'lâ bunu bazı ravüerinin bilinmemesi sebebiyle zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Bezzâr'in senedinde ise Muhammed b. Ebi Leylâ vardır."
[35] İbn Ebî Şeybe, II, 6. Bûsîrî ravüerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[36] Ahmed b. Hanbel'in Müsnerf'inde de bu şekilde geçmiştir. Buradaki Huzeyme, şahitliği iki şahitlik yerine geçen İbn Sabit el-Ensârî'dir. Hadisi Ahmed b. Hanbel, el-Hâris'in senedinin aynısıyla rivayet etmiştir. Senette "Zührî, İbn Huzeyme'den, o da amcasından naklen bildirdi ki, Huzeyme..." ifadesi yer almıştır. Bkz. Müsneâ, V, 215. Sonra hadisi el-Hâris'in Müsned'inde de doğru ifadesiyle buldum. Bkz. 1,14.
[37] Taberânî el-Mu'cemu'l-evsat'te rivayet etmiştir. Senedinde geçen Yeman b. Nasr hakkında Zehebî "meçhuldür" açıklamasını yapmıştır. Bkz. Heysemî, II, 285.
[38] el-Hâris, Müsnect (yazma), II, 155. Hadisi Vâkıdî'den nakletmiştir.
[39] el-Hâris, Müsned (yazma), II, 154. el-Hâris, bunu Vâkıdî'den rivayet etmiştir.
[40] bkz. İbn Ebî Şeybe, I, 300, 302.
[41] İbn Ebî Şeybe, Musannef, I, 299.
[42] Bunu Musannef inde rivayet etmiştir, fi, 303) Senedinde ismini zikretmediği bir şeyh vardır.
[43] Bûsîrî, ravilerinin güvenilir olmasıyla birlikte senedinin munkatı olduğunu söylemiştir.
[44] belirtildiğine göre ravileri güvenilir kimselerdir. Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberârû rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. (II, 30). d-İthnfta da müellif aynı şeyi söylemiş ve senetteki kopukluğa dikkat çekerek: "Bunu İbn Hibbân Sahîh'inde rivayet etmiştir" demiştir.
[45] Heysemî, bunu Ebû Ya'lâ'dan şu ilaveyle nakletmiştir: "Diğer bir adımına karşılık bir seyyiesi/kusuru silinir, bir diğerine karşılık da mertebesi bir derece yükseltilir." Demiştir ki: Senedinde yer alan Abdüla'lâ b. Ebi'l-Mesâvir zayıf biridir" (II, 29). eİ-İthâf da da aynı şeyler söylenmiştir.
[46] Taberânî benzerini Zeyd b. Sâbiften nakletmiştir. Bkz. Zevmi, II, 32.
[47] Bu zat, ibn Nebrâs olup senette geçen railerden bindir. Bûsîn de bu zat. ve Münzîrî'den 3nMf. otom, hadisin Zeyt b. Slbife mevkuf olduğu agklamas, nakletmiştir.
[48] Bûsîri demiştir ki: -Senedinde geçen Davûd b. el-Muhabber, üâyıf biridir."
[49] İbnü'l-Mübârek, ez-Zühd'de Ebû Bekir yoluyla Yahya el-Ğassânî'den rivayet etmiştir. el-İthâf da da: "Yahya el-Ğassânî'dan naklen" denilmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded zayıf bir senetle mu'dd olarak nakletmiştir."
[50] Hadis esasen söz konusu bölümde geçmemiş, müellif Sâd sûresinin tefsirinde zikredeceğini söylemiştir. Bkz. 284 nolu hadis.
[51] Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde geçen İbrâhîm el-Hicrî zayıf biridir."
[52] Bûsîrî demiştir ki: Bunu Müsedded ravüeri güvenilir olan bir senetle nmkûf olarak nakletmiştir. Ahmed b. Menî ise yine mv.len güvenilir bir senetle merfd olarak rivayet Liftir. İbn Huzeyme ve İbn H.bbân da Silerinde yine merfû olarak nakletmişlerdir."
[53] Hevsemî "Allah'ın evlerim imar edenler" ifadesiyle nakletmiştir. (II, 23). Bûsîrî deniştir ki: "Senetlerinin ekseninde, zayıf biri olan Salih el-Mürrî bulunmaktadır
[54] Senedindeki Feyyaz b. Ğazvan'ı Buhârî gevşek olmakla itham etmiştir. Senedin gen kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir.
[55] et-Tayâlısî'nin Müsned'i ile Müsnede'de bu şekilde geçmiştir ki, doğrusu böyledir. Mücerrcd nüshada ise hatayla "Ebû Katâde" yazılmıştır.
[56] Senedinde yer alan Muhammed b. Dİrhem'i, Şebâbe güvenilir saymıştır. Taberânî de onun yoluyla Ka'b b. Mâlik'ten nakletmiştir. Bkz. Zevâid, II, 11. Bûsîrî'nin bildirdiğine göre Beyhakî İse: "Senedi hakkında ihtilaf edilmiştir" demiştir.
[57] Bunu, Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr da el-Umerî yoluyla nakletmişlerdir. Buna göre hadis Yedi Kitab'a zevâidden değildir. Bûsîrî "Senedinde el-Umerî vardır" demiştir. Yani onun zayıf biri olduğunu kastetmiştir.
[58] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[59] Müsnede'de "İbn Hibbân sahih olarak değerlendirmiştir" denilmiştir. Ben derim ki: Bunu Taberânî, el-Mıt'cemu'l-kebîr'de muhtasar olarak nakletmiştir. Bkz. Zevâid, II, 6. Benzerini de Enes'ten el-Mıı'cemiı'l-evsat'ta nakletmiştir. Bûsîrî İse şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Sahih hükmü tartışmaya açıktır. Zira Cerîr b. Abdülhaınid, Atâ b. Sâib'ten, o olmadıktan sonra hadis işİtmiştir. Fakat Müslim'in rivayet ettiği Ebû Hureyre hadisi, şahittir."
[60] Bûsîri yorum yapmamıştır.
[61] Bûsîrî hadisi Ahmed b. Hanbe) ile İbnü Râheveyh'in de rivayet ettiklerini belirtmiş, yorum yapmamıştır.
[62] Ahmed b, Hanbel rivayet etmiştir. Bkz. Zevâiâ, 11, 249. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarım söylemiştir.
[63] Bunu Taberânî, Suheyb b. Nu'mân'dan şu ifadelerle nakletmiştir: "Kişinin insanların göreceği yerde kıldığı namaza göre, evinde kıldığı namazının fazileti, nafile namaza göre farz namazın fazileti gibidir." Bkz, Zevâiâ, II, 347. Bûsîrî, "Tabiînin ismi verilmemiştir" demiştir.
[64] Bûsîrî demiştir ki: Bunu İshâk, Sahîh'in ravileriyle mevkuf olarak nakletmiştir. Abdürrezzâk da Ma'mer'den, o da Zührî'den, o da Sâlim'den, o da babasından naklen onun, ikindi namazını orta namaz olarak düşündüğünü bildirmiştir. Tahâvî ise îbnü'I-Hâd yoluyla Zührî'den, o da Sâlim'den, o da babasından: "Orta namaz ikindi namazıdır" sözünü nakletmiştir.
[65] Ben derim ki: Enes hadisi ile 84 nolu hadisi kastetmiştir. Daha evvel geçtiği yerde hadisin tamamını değil, yalnız abdestin faziletine delalet eden kısmını zikretmiştir.
[66] Mervezî'nin Kıyâmü'l-leyİ'inde ise: "Teheccüt namazı kılarken, her iki rekatta bir selâm verirdi" (s. 50) şeklinde geçmiştir. Fakat Bûsîrî'nin el-îthâf'ında da "secde ederdi" ifadesiyle yer almıştır. Bûsîrî: "Bunu İshak, Ebû Sevre'nin zayıf oluşu sebebiyle zayıf bİ* senetle tahrîc etti" demiştir.
[67] Bunu Ahmed b. Hanbel ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Senedinde yer alan Vâsıl b-es-Sâib zayıf biridir. Bkz. Heysemî, II, 272. Bûsîrî, Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin müsnedinden olan bu hadisi de sm/;/görmüştür.
[68] Ibnü'l-Mübarek'in ez-Zühd'ünde ise "Bakara, Âl-I İmrân, Nisa, Mâide ve En'âm sûrelerini bitirdi s. 34.
[69] Bu zat, İbn Umeyr olup isnadında geçen ravilerden biridir. Bûsîrî; "Senedinde ismi zikredilmeyen bir ravi (Huzeyfe'nîn yeğeni) vardır" demiştir.
[70] el-îthâfda Yahya b. Ca'de diye geçmiştir.
[71] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[72] Secde sûresi. 16
[73] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[74] Ebû Bekir bunu Musannef inde de (II, 502) rivayet etmiştir. Bûsîrî senedinin hasen derecesinde olduğunu söylemiştir.
[75] et-Tayâlisî bunu (s. 19) Şerik yoluyla Ebû İshak'tan, o da el-Hâris'ten rivayet etmiştir.
[76] Musannef, II, 256. Bûsîrî demiştir ki: "Bütün bu hadislerin ekseninde, Haris el-A'ver bulunmaktadır. O da zayıftır."
[77] Ahmed b. Hanbel, Müsned, bkz. Zevnid, Iı, 272. Bûsîrî demiştir ki: Bunu Ahrned b. Menî ve Ebû Ya'lâ içinde İbn Lehî'a'nm yer aldığı bir senetle rivayet etmişlerdir.
[78] Bûsîrî der ki: "Bunu el-Hâris rivayet etmiştir. Sahîh'te ise kısa bir metinle geçmiştir."
[79] Bûsîrî: "Bunu el-Hâris mevkufAlarak nakletmiştir" demiştir.
[80] Zevâid'de "Yarısı, üçte biri, dörtte biri..." şeklinde geçmiştir.
[81] Zevâid'de: "Bir koyun sağacak kadarı" ziyadesi yer almıştır. Heysemî, ravilerinin Sahîh'm ravileri olduğunu söylemiş (I, 252), Bûsîrî de onun bu görüşüne5 katılmıştır.
[82] Heysemî, Zevâid, II, 264. Bunu Bez2âr da rivayet etmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Eyyûb b. Utbe zayıftır."
[83] Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[84] Zevâid, II, 267. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[85] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd ve Bezzâr hasen bir senetle rivayet etmişlerdir."
[86] Bûsîrt demiştir ki: "Hadisin ekseninde zayıf biri olan Haris el-A'ver bulunmaktadır."
[87] bkz. Heysemî, Zevâid, II, 265.
[88] Heysemî, Zevâid, II, 271. Bûsîrî demiştir ki: Aslı Sahihcnjn'da ve başka kaynaklarda Aişe ve Ebû Hureyre hadisleri olarak yer almıştır."
[89] Zevaid', II, 274.
[90] Bunu Taberânî ve Bezzâr da daha kısa bir metinle nakletmiş ler d ir. Bkz. Zevâid, II, 204. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Tay âlîsi-zayıf biri olan Muhammed b. Ebî Humeyd'den nakîetmiştir. Ama Enes hadisi şahididir."
[91] Bûsîrî "Aslı Sahihayn'da mevcuttur" demiştir.
[92] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[93] Bûsîrî demiştir ki: "Hadisin ekseninde bulunan ibrahim b. Osman b. Ebî Şeybe zayıftır."
[94] Zevâid, II, 247. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[95] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Ahmed b. Hanbel, el-Mu'cemu'l-evvıt'ta Taberânî ve ayrıca İbn Hibbân SahîTî'inde nakletmişlerdir."
[96] Bûsîri ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[97] Asıl nüshalarda bu şekilde geçmiştir. el-Hâris'in Müsned'inde ise "Enes yüzünden örtüyü kaldırdı -Yüzünde siyah bir örtü vardı- ve ona: Bu şekilde yapmazlardı, dedi" şeklinde geçmiştir. (I, 239, yazma). el-İthâfta ise şöyle yer almıştır: Enes yüzünden örtüyü kaldırdı. -Yüzünde su'd bitkisi vardı-. Enes "Siz bu şekilde mi okuyorsunuz?...." dedi. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[98] Hadis, el-Hâris'in Müsned'indeki 538 nolu hadisin devamı olup bunu müstakil bir hadis olarak nakletmemiştir.
[99] Bûsîrî demiştir ki. "Bunu el-Hâris rivayet etmiştir. Beyhakî'nin Sünen'indc ve başka kaynaklarda şehidi vardır."
[100] Bûsîrî yorum yapmamıştır,
[101] Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[102] el-Hâris'in Miisneâ'm ifade "omuzlarından tutarak" şeklinde yer almıştır.
[103] el-Hâris'in Müsned'inde ifade "Bu ümmet için kolaylığa razı oldu, zorluk istemedi" şeklindedir.
[104] el-Hâris'in Müsned'inde ifade: "Bu ise zorluğu tercih etti, kolayhği bıraktı" şeklinde geçmiştir. Bûsîrî'nin naklinde ise ifade "Zor olanı tercih etti" şeklindedir.
[105] el-Hâris, Müsned, I, 29 (Yazma). Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, Saîd b. Yunus'tan nakletmiştir. Bu zatın herhangi biyografisine rastlamadım. Senetteki geri kalan raviler ise güvenilir kimselerdir.
[106] Bûsîrî demiştir ki: Bunu Müsedded, kopukluk bulunan bir senetle mevkuf olarak rivayet etmiştir. Fakat aslı, Snhihaı/n ve başka kaynaklarda geçmektedir.
[107] Senedi haşeredir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.
[108] Senedinde Abdülhakîm vardır. Bana göre onun rivayet ettiği hadis münkerdir. Hadis, el-Hâris'in Müsned'inm yazma nüshasında I, 66'da yer almıştır. Bûsîrî ise Ahined b. Hanbel'in naklettiği İbn Ömer hadisinin onun şahidi olduğunu söylemiştir.
[109] Asıl nüshada ifade (gizli okumamıştır) şeklinde olumsuzluk kipiyle geçmiştir. Müsnede'dc ise kelime şeklinde yer almıştır. Fakat doğrusu el-lthâfda geçtiği üzere "u" olumsuzluk edatının hazfedilmesidir. Bu hadisi İbn Ebî Ömer, Vekî'den, o da Hişâm'dan, o da İbn Sirîn'den, o da Âişe'den nakletmiştir. Aynı hadisi Tahâvı ise Saîd b. Âmir tarikiyle Hişâm'dan, o da İbn Sirîn'den, o da Âişe'den nakletmiştir. İfade ise şöyledir: "Resûluliah (sallaiiahu aleyhi vesdlem) bu namazda kıraati gizli yapardı" (1,125). Bûsîrî demiştir ki: "İbn Ebî Ömer'in ravileri güvenilir kimselerdir. Hadisin aslı Müslim'in Sahîh'i ve başka kaynaklarda Ebû Hureyre hadisi olarak yer almıştır."
[110] Bakara s. 285
[111] Âl-i İmrân s. 64
[112] Müslim, bunu İbn Abbâs hadisi olarak nakletmiştir. (I, 251). Bûsîrî 548 nolu hadisi İbn Abbâs'm rivayeti olarak nakletmiş ve Ebû Ya'lâ'ya nispet ederek demiştir ki:" Senedinde İbn İshak bulunmaktadır ve hadisi "an an" sıygasıyla nakletmiştir. Fakat asıl nüshalarda bu, Âişe'den nakledilmiştir."
[113] Bakara s. 136
[114] Bûsîrî bunu Müslim ve Sünen müelliflerinin naklettiğini söylemiştir.
[115] Bkz.Tirmizî, 1,319.
[116] Bunu Taborânî, Ensarlı bir şeyh yoluyla babasından ve Amr el-Ensârî yoluyla babasından nakletmiştir. Heysemî: "Amr el-Ensârî ve Ensarlı şeyhi tanımıyorum (II, 221)" derken Bûsîrî de yorum yapmamıştır.
[117] Bu zatı İbn Hacer Ta'cîlül-menfe'n'da: "el-Kâsım b. Safvân b. Mahreme ez-Zührî. Kendisinden Beşîr b. Süleyman ve başkaları rivayette bulunmuştur" diye tanıtmış, ama el-İsâbe'de zikrctmemiştir. Ebû Hatim ise demiştir ki: el-Kâsım b. Safvân ez-Zührî sadece namaz vakitlerine dair hadisle bilinir. Mecmmt'z-zevâid'de kaynak gösterilmeksizin Taberânî'nin Safvân'dan naklettiği, öğle namazından Önce kılman dört rekatla ilgili rivayetine bakınız. (II, 220).
[118] Senedi ceyyiddir. Bûsîrî ise senedini sahih olarak değerlendirmiştir.
[119] Bunu Taberânî, el-Mu'cemu'l-evsat''ta nakletmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Muhammed b. Ebî Leylâ hakkında tenkit vardır" (II, 221). Bûsîrî ise hadisi Yezîd b. el-Berâ'dan mürsel olarak nakletmiştir.
[120] Ebû Davûd ve Taberânî benzerini merfû olarak Ebû Eyyûb el-Ensârî'den nakletmişlerdir. Huzeyfe hadisine gelince, Bûsîrî ravilerhıden birinin bilinmemesi sebebiyle senedini zayıf görmüştür.
[121] Heysemî: " Senedinde yer alan Sa'd el-Müezzin'i tanımıyorum" derken (II, 222). Bûsîrî "Beyhakî bu zatı güvenilir saymıştır. Geri kalan ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.
[122] Ben de derim ki: Ebû Dâvûd hadisi "ve ondan sonraki dört rekata devam ederse" ilavesiyle, (1,180) "cehennemi ona haram kılar" İfadesiyle nakletmiştir.
[123] Senedi ceyyiddir. Bûsîrî de ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[124] Bunu Muhammed b. Nasr, Kıyâmii'l-leyl'de nakletmiştir. (s, 27). Bûsîrî ise hakkında yorum yapmamıştır.
[125] Bunu Muhammed b. Nasr, Ktyâmü'l4eı/l'de nakletmiştir. (s. 28). Bûsîrî İse hakkında yorum yapmamıştır
[126] Senedi ceyıjiddü. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[127] Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde ve ayrıca Taberânî rivayet etmiştir. Senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır. Ahmed b. Hanbel'in geri kalan ravileri ise SflMfc'in ravileridir. Bkz. Heysemî, II, 229. Bûsîrî ise tabiînin bilinmemesi sebebiyle senedini zayıf saymıştır.
[128] Bûsîrî demiştir ki: Bunu el-Hâris, Hasan b. Kuteybe'den nakletmiştir ki, bu kişi metruktür. Hocamız Ebu'1-Fadl (İbn Hacer): Bu, uydurma bir metindir!> demiştir."
[129] Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[130] Muhammed b. Nasr, Kıyâmü'l-leyl'de hadisi şu ifadelerle nakletmiştir: "Onunla birlikte akşam namazını kıldım. İki namaz arasında .....namaz kıldı." (s. 33). Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Nesâî, ceyyid bir senetle nakletmişlerdir."
[131] Bu zât Ali b. Ebî Tâlib'in müezzini idi. Bkz. Zehebî, eb-Miiştebih. Asıllar, Zevâid ve ei-îthâf da ise ismi İbnü't-Teyyâh şeklinde yer almıştır.
[132] Senedinde ismi zikredilmeyen İki kişi vardır. Taberânî'nin rivayet ettiğine göre Hz. Ali, ilk fecir anında İbnü'n-Nebbâh ezan okuyunca çıkar ve "Bu vitir saati ne güzel saattir" derdi. Senedinde metrik bir ravi vardır. Bkz. Zevâid, II, 246. Beyhakî'nin, senedi daha ideal olan rivayet, için bkz. II, 476. Bûsîrî "Senedinde ismi zikredilmeyen bin vardır" demiştir.
[133] Hadisin bir kısmı daha önce geçmişti.
[134] Taberânî benzerini el-Eğarr el-Müzcnî'den muhtasar olarak nakletmiştir. Heysemî demiştir ki: "Ravileri, biri hakkında önemsiz tenkit bulunsa da güvenilir kabul edilmişlerdir" (II, 246). el-Eğarr'ın hadisim Beyhakî de rivayet etmiştir. (Ul, v^h Muâviye b. Kurre'nin hadisi ise mürseldiî. Bûsîrî hadis hakkmda yorum yapmamıştır. Zannımca yanılgı eseri rivayeti, İyâs b. Kurre'den nakletmiştir.
[135] Muhammed b. Nasr, Ktyâmü'l-hyl'&e zikretmiş (s. 116), yine mânâca aynısını merfü olarak İbn Ömer'den nakletmiştir. Bezzâr ve Taberârû de anlamca benzerini Ebû Hureyre ve Ukbe b. Âmir'den merfû olarak nakletmişlerdir. Bkz. Zeuâid, 11, 245.
[136] Senedini Bûsîrî de zayıf görmüştür.
[137] Senedinde "Ümmü Şebîb ki/ kardeşi Ümmü Abdullah'tan naklen" geçmiştir. Bunları zikredeni görmedim. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü ravilerinden biri bilinmemektedir."
[138] İbn Nasr ve başkaları, benzerini Ubcy b. Ka'b, İbn Abbâs, Âişe ve Enes'den nakletmişlerdir. Bûsîrî rivayet hakkında değerlendirme yapmamıştır.
[139] Senedinde Ebû Ya'lâ'nm hocası Abdülmelik b. el-Velîd b. Ma'dân bulunmaktadır. Bunun hakkında Yahya: "Sâlihtîr" derken Buhârî: "Tartışmalıdır" demiştir. Bkz. Heysemî, Zevâid, II, 243. Bûsîrî ise demiştir ki: "Bunu Bezzâr da nakletmiş olup Sünen müellifleri ile İbn Hibbân'ın Sahîh'inde naklettikleri Âişe hadisi onun şahididir."
[140] el-İthâf ta ifade: "Beş ya da yedi rekat vitirden başkası uygun olmaz" şeklindedir.
[141] el-İthâf ta tekrarsız "Güvenilir bir raviden, o da Aişe ve Meymûne'den" şeklindedir. Bûsîrî bunu İshak'a değil, İbn Ebî Şeybe ve el-Hâris'e nispet etmiş, derecesi hakkında yorum yapmamıştır.
[142] İkisinin senedinde de ismi zikredilmeyen iki ravi bulunmaktadır ki, Miksem'e göre ikisi de güvenilir kimselerdir.
[143] Mâlik'in Mıtvattâ'ında İbn Ömer rivayeti ile yer almıştır (Kur'ân nr. 35)
[144] Sâd 18
[145] Taberânî, İbn Abbâs'dan şu sözünü nakletmiştir: Ben bu âyete rastlar, ne mânâya
geldiğini bilmezdim. Nihayet Ümmü Hâni bana bildirdi.....Hadisin sonunda şu ifadeler
yer almıştır: Sonra kuşluk namazını kıldı. Sonra: "Ey Ümmü Hâni! İşte bu işrak namazıdır" buyurdu. Senedinde geçen Haccâc b. Nusayr'ı bir grup âlim zayıf görürken İbn Maîn ve İbn Hibbân güvenilir kabul etmişlerdir. Bkz. Zevâİd, II, 238. el-îthâf da ise ifade şöyle yer almıştır: İbn Abbâs'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Öyle bir zamana rastladık ki, "Yusebbihne bil-aşiyyi vel-işrak" âyetinin ne anlama geldiğini bilmez olduk. Nihayet insanların kuşluk vaktinde namaz kıldıklarını gördük." Bûsîrî bunu Ahmed b. Menî'ye nispet etmiş, ama hakkında yorum yapmamıştır.
[146] İbn Ebî Şeybe bunu Musannef 'inde de nakletmiştir. (II, 151) Bûsîrî senedinde zayıf bir ravi olan Yezîd er-Rakkâşî'nin bulunduğunu söylemiştir.
[147] Bunu Taberanî rivayet etmiş olup, Taberânî'nin hocası dışmdaki ravileri Sahîh'in ravileridir. Ama o da güvenilir biridir. Bkz. Heysemî, II, 164. BÛsîrî bunu İbn Ebî Şeybe'nin hnsen bir senetle rivayet ettiğini söylemiştir.
[148] Ebû Bekir bunu Musnnnefinde de rivayet etmiştir. (II, 150). Zevnid, X, 421.
[149] e!-İthâfta "Kıyamet günü" denilmiştir.
[150] Çünkü birincisi Yezîd er-Rakkâşî'nin rivayetidir. Bu ise Ali b. Hakem ei-Bunânî'nin rivayetidir ki, bu Yezîd'den daha iyidir. Bûsîrî, senedi hakkında sahih hükmünü vermiştir.
[151] Burada boşluk vardır. el-İthnfta burada "mir günlere üstün kılındı. Buna sevindim" cümlesi yer almıştır,
[152] Bu Ebân'ın Enes'den rivayetidir, ki bu zat metruktür. Senedinde ayrıca münkcr hadisler nakleden Dâvûd b. el-Muhabber bulunmaktadır. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, Dâvûd b. el-Muhabber'den nakletmişti ki, o zm/ı/biridir."
[153] Heysemî demiştir ki: Bunu Ebû Ya'lâ, Abdüssamed b. Ebî Hıdâş'm Ümmü Avâm'dan rivayeti şeklinde nakletmiştir. Ümmü Avâm'ın biyografisini zikredene rastlamadım. (II, 165). Ben derim ki: Zevâid'in matbu nüshasında da bu şekilde geçmiştir. Müsnede'de ise: "Ümmü Avam" değil, "Avam" denilmiştir. Bunun da biyografisine rastlamadım. Ebû Hıdâş'ın ismi ise, et-Tehzîb'de Abdullah b. Abdüssamed'in biyografisinde belirtildiği üzere Ali'dir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde Abdülvâhid b. Zeyd yer almıştır ki, İbn Abdülber onun zayıflığı konusunda âlimlerin fikir birliği ettiğini söylemiştir."
[154] Yani Sabit el-Bünânî veya Süleyman et-Teymî.
[155] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ içinde el-Ezver b. Galib'in yer aldığı bir senetle nakletmiştir. İbn Hibbân bu zat hakkında: "Tek başına olursa, kendisiyle ihticac edilmez/hüccet olmaz. Rivayet ettiği hadisin metni batıl ve asılsızdır!" demiştir.
[156] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Beyhakî zayıf bir senetle rivayet etmişlerdir. Çünkü ravilerinden biri bilinmemektedir."
[157] Zeyd b. Ali'dir.
[158] Beyhakî, bunu Şunbu'l-iman'da yalnız Ebû Bekir'den nakletmiştir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, İV, 154. İbn Hibbân ve İbnü'n-Neccar ise her ikisinden nakletmişlerdir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, IV, 162. (593 ve 594 nolu hadisler). Bakiyye'nin teâlis yapması sebebiyle Bûsîrî hadisinin senedini zayıf görmüştür.
[159] Buharı bunu Sahîh'inde "iki fersah uzaklıktaki zavıy es indeyken" ilavesiyle muallak olarak nakletmiştir. Yani Basra'dan iki fersah uzaklıktaki zaviyesi. (II, 262). Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[160] İbn Ebî Şeybe de nakletmiştir. (II, 102). Bûsîrî değerlendirme yapmamıştır.
[161] İbn Ebî Şeybe de nakletmiştir, (II, 152).
[162] İbn Ebî Şeybe mânâca rivayet etmiştir. (II, 154). Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[163] Bûsîrî demiştir ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir." İbn Ebî Şeybe'nin Ezher yoluyla İbn Avn'dan, onun da Ebu'l-Melîh'den naklen yaptığı rivayet, eğer matbu nüshada geçen metin güvenilir ise onun bazen Übülle'de Cuma namazı kıldığına yorulur.
[164] Bunu Taberânî, el-Mıı'cernu's-sağlr'de nakletmiştir. İki rivayetin senedinde de Hakem b, Abdulmelik yer alma'ktadır ki, zayıf biridir. Bkz. Zevâid, II, 177. Hadisin lafzı şöyledir: "Kişi kesin cennet halkından olduğu halde Cuma namazından geri kalır da bu yüzden cennet halkından olduğu halde oraya girmesi ertelenir." Zannımca asıl nüshalardaki rivayette eksiklik vardır. Bûsîrî de senedini zayıf görmüştür.
[165] Senedi sahihtir. Busîrî "Ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.
[166] Bakiyye b. el-Velîd'in zayıf olması nedeniyle Bûsîrî senedinin zayıf olduğunu söylemiştir.
[167] İkisi de 584 ve 585. numaralarda geçti. Bûsîrî ikincisi hakkında yorum yapmamıştır.
[168] Hadisi İbn Zenceveyh e t- Terğîb' inde, Dârekutnî zayıf hükmüyle el-îlel'de, Taberânî el~Mu'cemu'l-evsat'ta ve Beyhakî Şuabu'l-iman'da nakletmişlerdir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, IV, 273.
[169] İbn Ebî Şeybe, II, 94. Bûsîrî de demiştir kî: "Bunu Ahmed b. Menî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."
[170] İbn Ebî Şeybe, II, 94. Senedi hnscndir. Bûsîrî hakkında değerlendirme yapmamıştır.
[171] Ahmed b. Hanbel tahrîc etmiştir. Aynı hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Ama senedinde geçen Atiyye hakkında pek çok tenkit vardır, Bkz. Heysemî, II, 172. Heysemî, Ebû Davud'un da muhtasar olarak naklettiğini belirtmiştir. Hadisi Bûsîrî de zayıf olarak değerlendirmiştir.
[172] İbn Ebî Şeybe, II, 93. Senedi ceı/yid'dir. Hadisi Bûsîrî de tam olarak nakletmiş ve sahih senetle Ahmed b. Menî, el-Hâris, Ebû Ya'lâ ve Ahmed b. Hanbel'e nispet etmiştir.
[173] İbn Ebî Şeybe (II, 96) ve et-Tayâİisî'nin rivayetlerinde bu şekilde geçmiştir. Asıl nüshalarda ise yanlışlıkla "Hişâm" denilmiştir. el-İthâfte da "Hişâm" şeklinde geçmiştir.
[174] Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[175] Bûsîrî: "Hnsen bir senetle" demiştir.
[176] İbn Ebî Şeybe, II, 94. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu MÜsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."
[177] Bûsîrî hakkında yorum yapmamıştır.
[178] İbn Hacer, Müsnede'de geçtiği üzere "Senedi sahihtir" demiş, bu değerlendirmesine Bûsîrî de katılmıştır.
[179] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[180] Bunu el-Hâris, Vâkıdî'den rivayet etmiştir. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir.
[181] Müsnede'de "sahih" denilmiş, Bûsîrî de bu hükme katılmıştır.
[182] Müsnede'de "senedi sahthtiv" denilmiştir. Bûsîrî de "Bunu Müsedded sahih bir senetle nakletmiştir" demiştir.
[183] Bunu Mâlik, Şafiî ve İbn Ebî Şeybe, Ubeyd b. es-Sâib'den (matbu nüshada bu şekilde geçmiştir. Ama doğrusu "Îbnü's-Sebbâk" olmalıdır) mürsel olarak nakletmişlerdir. Ebû Nuaym ise Misvak kitabında Ubeyd b. es-Sebbâk yoluyla İbn Abbâs'dan nakletmiştir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, IV, 162; Beyhakî, III, 243. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded ve Beyhakî ravileri güvenilir olan bir senetle rivayet etmişlerdir."
[184] İbn Ebî Şeybe, Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî tahrîc etmişlerdir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, İV, 162. Senedi ceyyid'dir. Bûsîrî hakkında yorum yapmamıştır.
[185] Metinde bu şekilde geçmiştir. Ancak doğrusu, "Hepsi Müsedded'c aittir" şeklinde olmalıdır.
[186] Senedinde yer alan Mus'ab b. Selâm hakkında farklı görüşler bildirilmiştir. Bûsîrî ise yorum yapmamış, hadisi Ahmed b. Hanbel'e de nispet etmiştir.
[187] Senedinde yer alan Haccâc b. Ertât teâlis yapardı. Hakkında tenkit vardır. Bûsîrî tarafından da zayıf görülmüştür.
[188] Bunu el-Hâris, Vâkıdî'den nakletmiştir. Ayrıca Sehl b. Sa'd, Ebû Humeyd es-Sâidî ve Seleme b. el-Ekva'dan müsned olarak da zikretmiştir. Bûsîrî de hadisi bu şahıslardan hepsinden tahric etmiştir.
[189] Bûsîrî hadisi İbn Rlhaveyh'e de dayandırmıştır.
[190] Hadisi Zevâiâ'de zikreden Heysemî demiştir ki: Senedinde yer alan Mûsâ b. Muhammed b. Ibrâhîm b. el-Hâris et-.Teymî oldukça zayıf biridir. (II, 181). Bûsîrî de bu yorumunda ona tâbi olmuştur,
[191] Heysemî, Zevâid'de Câbir b. Abdullah'ın rivayeti olarak buna benzer bir hadis zikretmiş, sonra şöyle demiştir: "Kimisi 5unu el-Etrnf müellifi İbn Mâce'ye nispet etmişlerdir. Ama ben, ondan duyduklarımda bunu bulamadım. Doğrusunu en iyi Allah bilir" Aynı hadisi Taberânî de rivayet etmiş ve "Bunu el-Curayrî'den, Şeybe'den başkası nakletmedi" demiştir. (II, 82). Ben derim ki: Bunu Abd b. Humeyd, Ali b. Âsım'dan, o da el-Curayrî'den nakletmiştir, Fakat bunu Câbir'in değil, Ebû Saîd'in müsnedine katmıştır. Ali b. Asım hakkında ise pek çok tenkit vardır.
[192] Ebû Bekir, Musannefte hadisin buraya kadarım zikretmiştir. (II, 156).
[193] Bûsîrî "Senedinde zayıf bir ravi olan Mûsâ b. Ubeyde vardır" demiştir.
[194] el-Hâris bunu Vakıdî'den nakletmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bu zat zayıf biridir. Ama metni sahîh senetle İbn Mâce, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân rivayet etmişlerdir."
[195] Beyhakî de Müsedded yoluyla nakletmiştir. (III, 280).
[196] İbn Hacer şu hükmü vermiştir: "Senedi sn/rî/ı, mevkuftur" demiştir. Benzerini Mâlik, Sa'lebe b. Ebî Mâlik'ten nakletmiştir. (I, 126). Bil ki, bu mevkufu nakledenin ismi Müsnede'de belirtilmemiştir. d-İthâfta beyan edildiğine göre bunu Ishak nakletmiştir. Hadise Bûsîrî de sahîh hükmünü vermiştir.
[197] bkz. Nr:598.
[198] Bunu Bezzâr da nakletmiştir. Senedinde yer alan Mücâlid b. Saîd hakkında ihtilaf edilmiştir. Bkz. Zevâiâ, II, 185. Bûsîrî hadisi Abd b Humeyd, Ebû Ya'lâ ve İbn Hibbân'a nispet ederek "Hepsi de zayıf biri olan Mücâlid yoluyla nakletmişlerdir" açıklamasını yapmıştır.
[199] Heysemî demiştir ki: "Ebû Ya'lâ'nın ravileri güvenilir kimselerdir." Ben derim ki: Asla! Onlar arasında bulunan İsa b. Câriye'nin hadisleri münkerdit, İbn Adî onun hakkında "Hadisleri mahfuz değildir" demiştir. el-İthâfda geçtiği üzere doğru metin şöyledir: Bunu kendisine karşı bir güceniklik zannetti. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) namazından çıkınca, İbn Mes'ûd: "Ubey, bana neden cevap vermedin!" diye sordu. O da: "Sen Cumada bizimle beraber değildin" diye karşılık verdi. "Niçin?" diye sorunca "Çünkü sen Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hutbe verirken konuştun" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ûd kalkıp Hz. Peygamber'in (saHallahu aleyhi vesellem) yanma girdi ve bunu kendisine anlattı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "LJbe]/ doğru söylemiş" buyurdu.
[200] Ben derim ki: Bu, müellifin defalarca uydurma olduğunu açıkladığı hadisindir parçasıdır. Fakat başka sahih bir yoldan bunun "Hacet hutbesi" olduğu sabittir. Bûsîrî bu uzun hadis hakkında "Bu, Davûd b. el-Muhabber'in uydurduğu bir hutbedir" demiştir.
[201] Bunu Ebû Ya'lâ da nakletmiştir. Heysemî demiştir ki: "Muhammed b. Abdurrahman, İbn Sa'd b. Zürâre'dir. Senette yer alan Şu'be hakkında ihtilaf edilmiştir. Geri kalan ravileri güvenilir kimselerdir" (II, 193). Bûsîrî ise "MÜsedded bunu Sahîh'm senediyle nakletmiştir" demiştir.
[202] Bunu İbn Ebî Şeybe nakletmiştir. Fakat ifadesi "Allah onun kalbini mühürler" şeklindedir. (IJ, 154). Heysemî'nin belirttiğine göre Ebû Ya'lâ'nın ravileri Sahîh'in ravileridîr. Bûsîrî de "Bunu Ebû Ya'lâ snhîh bir senetle mevkuf olarak nakletmiştir" demiştir.
[203] Muhammed b. Abbâd b. Ca'fer'den bu mânâda nakledilen mürsel rivayeti için bkz. İbn Ebî Şeybe, II, 155. Heysemî, "Ebû Ya'lâ'nın ravileri güvenilir görülmüştür" derken (II, 193) Bûstri yorum yapmaksızın "Bunu ibn Mâce ve sahih hükmüyle Hâkim başka bir ifadeyle nakletmişlerdir" demiştir.
[204] Müsnede'de "Ömer b. el-Vclîd eş-Şcnnî dışındaki ravileri güveniiir kimselerdir. Ömer hakkında ise tenkit bulunmaktadır" şeklinde geçmiştir. Bûsîri ise hiçbirini ayırmaksızın ravüerinin güvenilir olduklarını belirtmiştir.
[205] Hadis nıürseldir. Bûsîrî, Ahvas b. Hakîm'in zayıf olması nedeniyle hadisi zayıf saymıştır.
[206] Heysemî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde yer alan Haccâc b. Ertât hakkında tenkit vardır." (II, 192).
[207] İbn Ebî Ömer'in senedinde yer alan zat.
[208] Bûsîrî, senedinde Salih b. Ebi'l-Ahdar'ın bulunduğunu söylemiştir, (yani, onun zayıf biri olduğunu söylemek istemiştir)
[209] İbn Ebî Şeybe bunu Humeyd b. Hilâl'in kendisinden nakletmiş, "el-Hakem b. el-i'rac veya Husayn b. Ebi'l-Hur'dan naklen" dememiştir. (II, 132). Senedi küsendir. Bûsîrî mavilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[210] Bunu İbn Asâkir nakletmiştir. Bkz. Kenzü'î-ummâl, IV, 277. Müsedded'in senedi sağlamdır. Bûsîrî "Bunu Müsedded mevkuf olarak rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" açıklamasını yapmıştır.
[211] Miisnede'de şöyle geçmiştir: Şurahbîl b. Saîd'in, dedesi Sa'd b. Ubâde'den işittiği sâbitso, bu hasen bir senettir. Kenzi/'i-umm^rda (IV, 153) bildirildiğine göre hadisi Beyhakî de, Şuabıt'l-imari'da nakletmiştir.
[212] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[213] Bûsîrî "Senetlerinin ekseninde zm/i/biri olan Haris el-A'ver vardır" demiştir.
[214] Bûsîrî, hakkında yorum yapmamıştır.
[215] Bunu İbn Ebî Şeybe de nakletmiştir, (11, 452). Bûsîrî, hakkında yorum yapmamıştır.
[216] Zevnid'de (II, 157) belirtildiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel Müsned'inde nakletmiştir. Senedi kıymetsiz değildir. Bûsîrî "Bunu Ahmed b. Menî, zayıf bir senetle nakletmiştir. Çünkü ravilerinden biri tanınmamaktadır" değerlendirmesini yapmıştır.
[217] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Ömer, Sahîh'in senediyle rivayet etmiştir." Bunu İbn Ebî Şeybe de (II, 448)'de nakletmiştir. Zevâid'de belirtildiğine göre Abdürrezzâk ve yine İbn Ebî Şeybe hadisi başka bir tarikten nakletmişlerdir. Bundan başka sağlam bir senetle Taberânî de rivayet etmiştir.
[218] Hadis-i şerif, Hüzeyl sebebiyle mürsel durumundadır. Diğer taraftan Hüzeyl, çoğunlukla Abdullah b. Mes'ûd'dan rivayetleri ile bilinmektedir. Bu ifadelerden anlaşıldığıma göre İbn Ebî Leylâ, aynı hadisi yine Hüzeyl kanalıyla, bu defa Abdullah b. Mes'ûd'dan mevsûl olarak rivayet etmiştir.
[219] Ebû Bekir b. Ebî Şeybe bunu Musannef inde de nakletmiştir (II, 458). Zevâid'de (II, 159) bildirildiğine göre ayrıca Ebû Ya'lâ ve Bezzâr da rivayet etmişlerdir.
[220] Bekr b. Abdullah ile Ömer arasında kopukluk vardır. Fakat Ebû Katâde el-Adevî'nin Ömer'den naklettiği, onun bir valisine "Uç şey büyük günahlardandır" diye yazıp bunlar arasında özürsüz iki namazı cem etmeyi saydığına dair rivayet buna Şahittir: (bkz. Kenzü'l-ummâl, IV, 242.) Bunu İbn Ebî Hatim nakletmiştir. Beyhakî: "Bu, birinci hadise katılırsa, kuvvetli hale gelir" demiştir. el-İthâf ta bu şekilde geçmiştir.
[221] Bunu Taberânî, el-Mu'cemu'l'kebîr'de nakletmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, II, 155.
[222] Müsnede'de belirtildiği üzere Hafız İbn Hacer: "Bu, hasen hadistir" hükmünü vermiş, Bûsîrî de onun bu hükmüne katılmıştır.
[223] Fakat Abdürrezzâk'm İbn Abbâs'dan "Yolcunun mukim gibi namaz kılması uygun olmaz" ifadesiyle naklettiği hadis buna şahittir. (Kenzü'l-ummâi, IV, 242) Bûsîrî ise demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe sahih bir senetle nakîetmiştir. Aynı hadisi Müslim de Sahîh'möe Enes'den nakletmiştir."
[224] İbn Abbâs'dan gelen haberi Ahmed b. Hanbel de nakletmiştir. Bkz. Zevâid, II, 155). Ebû Saîd hadisinde yer alan Ebû Hârûn .el-Abdî zayıf biridir. Bûsîrî demiştir ki: "Hepsinin senetlerinin ekseninde Ebû Hârûn vardır. O da zayıftır."
[225] Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî ravilerinin Sahîh'in ravfleri olduğunu söylemiştir. (Tl, 154). Müsnede'de ise senedinin sahih olduğu belirtilmiştir.
[226] Mecdüddîn demiştir ki: Ğâbe, Medine'den yaklaşık bir berid uzaklıktadır. Semhûdî bunu, en uzun miktarına yormuştur. Berid: 12 mildir. Hadisin senedi sahihtir.
[227] Bûsîrî demiştir ki: Bunu Abd b. Humeyd rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir.
[228] Senedi sahîhtir. Bûsîrî hakkında değerlendirme yapmamıştır.
[229] Senedi ceyyid olup Bûsîrî hakkında yorum yapmamıştır.
[230] Ebû Bekir b. Ebî Şeybe bunu Musannef inde de nakletrniştir. (II, 462). Bûsîrî demiştir ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir. Ne var ki hadis munkatıdır."
[231] Bunu İbn Ebî Şeybe, hem Musannefte (II, 464), hem de Müsned'inde nakletrniştir. Hadis, daha önce aynı isnatla "yolculuk namazı" ifadesiyle 636 nolıı rivayette geçmişti. Hadisi her iki ifadesiyle zikreden Bûsîrî onu İbn Ebî Ömer'e de nispet etmiş ve "Senetlerinin ekseninde zayıf biri olan Haris el-A'ver bulunmaktadır" açıklamasını yapmıştır.
[232] Aynı hadisi nakleden İbn Ebî Şeybe'nin İfadesi ise şöyledir: "Eğer düşman erken davranıp üzerine saldırırsa, iki rekat arasında savaşman ve konuşman caiz olur." Diğer bir rivayette ise ifade "Sana savaşmak ve konuşmak helal olur (yani namazda) şeklindedir. II, 465. Bûsîrî bunu et-Tayâlisî'nin ravîleri güvenilir olan bir senetle mevkuf olarak rivayet ettiğini söylemiştir.
[233] Ebû Bekir b. Ebî Şeybe bunu Musannefte de (II, 469) rivayet etmiştir. Bûsîrî hakkında yorum yapmamıştır,
[234] Bunu Eyyûb, Ebû Kılâbe'den, o da Kabîsa veya başkasından nakletmiştir. Bkz. Tahâvî, Şerhu Meâni'l-âsâr, 1,195. Bezzâr da benzerini Bilâl'den nakletmiştir. Bkz. Zevâid, II, 208. Eser, senedi ceyyid olmakla birlikte mürseldir. Bûsîrî, Müsedded'in onu mürsel olarak naklettiğini belirtmiştir.
[235] Ahmed b. Hanbel de rivayet etmiştir. Ama senedinde, hakkında tenkit bulunan İbn Lehî'a yer almıştır. Bkz. Heysemî, II, 207. Bûsîrî de "Bunu Ebû Ya'lâ ve Beyhakî, içinde İbn Lehî'a'mn yer aldığı bir senetle rivayet etmişlerdir" açıklamasını yapmıştır.
[236] Bunu Ahmed b. Hanbel de rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kabul edilmişlerdir. Bkz. Heysemî, II, 212. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu et-Tayâlisî, ondan da Ahmed b. Hanbel hasen bir senetle rivayet etmiştir."
[237] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Yezîd er-Rakkâşî'nin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir." Müslim de Enes'ten şöyle dediğini nakletmiştir: "Üzerimize yağmur yağdı. Hemen Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) elbisesini sıyırdı ve vücuduna yağmur isabet etti.....
[238] Bunu Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmişlerdir. Senedinde yer alan Muhammed b. ei-Kâsım el-Esedî'yi İbn Maîn güvenilir kabul ederken Ahmed b. Hanbel yalancı olduğunu söylemiştir. Diğer hadis bilginleri ise zayıf kabul etmişlerdir. Bkz. Zevâid, VII, 203. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.
[239] Bu iki hadisi Ebû Ya'lâ biri diğerini destekleyen iki senetle rivayet etmiştir.
[240] Bezzâr hadisi, Amr b. Hureys'in azatlısı Velîd b. Serî yoluyla rivayet etmiş olup "Hadisin, Ali'den muttasıl olarak yalnız bu isnatla geldiğini biliyoruz" demiştir. (Bkz. Keşfü'l-estâr, 1, 130, yazma). eî-İthâfta ise "Bunu Bezzâr daha detaylı bir metinle nakletmiş ve <Senedinde tanımadığımız biri vardır> demiştir" ifadesi geçmiştir.
[241] Bûsîrî de bu açıklamaya katılmış ve eklemiştir: "Tirmizî'nin İbn Ömer ve Ebû Hureyre'den,' İbn Mâce'nin do Sa'd eî-Kuraz'dan naklettikleri hadisler de şahitleridir"
[242] Senedinde bir mahzurlu husus yoktur. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[243] İbnü'1-Esîr, ilk nefr gününün Teşrik günlerinin ikincisi, son nefr gününün de Teşrik günlerinin üçüncüsü olduğunu söylemiştir.
[244] Bunu Beyhakî, Simm'inde Ebû Ubeydullah el-Mahzûmî yoluyla Süfyan'dan nakletmiş ve ifadesinde "Nefr günü" yerine "Sadr günü" demiştir. Sadr günü ise kurban bayramının dördüncü günüdür. Bkz. Knmûs. Bûsîri demiştir ki: "Bunu Müsedded mevkuf olarak nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."
[245] Beyhakî bunu Müsedded yoluyla nakletmiş olup sahîh mevkuf hükmünü vermiştir. (III, 379). Bûsîrî demiştir ki: Bunu Müsedded mevkuf olarak nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."
[246] Bunu İbn Ebî Şeybe ve Mervezî de bayramlara dair bölümde rivayet etmişlerdir. Bkz. Kenzü'l-ummM. Aynı hadisi Beyhakî de rivayet etmiştir. Hadiste geçen ifadesini tahiyyatü'l-mescid namazı, ifadesini de bayram namazı olarak anlamıştır. (III, 310). Gerek onun, gerekse İbn Menî'nin senedinde yer alan Leys tenkitedilmiştir. Beyhakî hadisi yanlış anlamıştır. Çünkü aynı hadisin İbn Ebî Şeybe tarafından nakledilen varyantında "iki rekat bayram namazı için, iki rekat da Cebâne'ye (namazgaha) çıkmak yerine" denilmiştir. (II, 184). Bûsîri senette yer alan Haneş'in zayıf biri olduğunu söylemiştir.
[247] Asıl nüshalarda bu şekilde yer almıştır. Hadisi Süleym b. Ahdar, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den nakletmiştir, Aynı haberi Beyhakî ise İbn Nümeyr yoluyla Ubeydullah'tan, o da Nâfi'den, o da İbn Ömer'den nakletmiş olup ifadesi şöyledir: "İbn Ömer kurban bayramında hiçbir şey yemeden musallâya/namazgâha/bayram namazı alanına çıkardı." Yine aynı haberi İbn Ebî Şeybe, İbn Nümeyr'den aynı senetle "(İbn Ömer) Bayram günü hiçbir şey yemeden namazgaha çıkardı" ifadeleriyle nakletmiş ve bu konuda "Hiçbir şey yememeye ruhsat verenlere dair bâb" başlığıyla bir bölüm açmıştır.
[248] Asıllarda bu şekilde geçmiştir. Müsnede'de ise "Ebû Akil" diye yer almıştır. Zikri geçen İbn Akîl'den maksat ise Abdullah b. Muhammed b. Akîl'dir.
[249] Bûsîrî "Bunu el-Hâris, zayıf biri olan Vâkıdî'den rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır.
[250] Bûsîrî, hadis hakkında yorum yapmamıştır.
[251] Senedi ceyyid'dir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî, Sahth'in senediyle nakletmiştir."
[252] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını belirtmiştir.
[253] Bunu Tahâvî nakletmiş ve Abdullah b. Arnir es-Eslemî sebebiyle zayıf hükmünü vermiştir. Çünkü onu hiç kimse güvenilir kabul etmemiştir. Hadisi ondan rivayet eden Ferac b. Fudâle de onun gibidir. Ancak Bûsîrî, Sa'd el-Kuraz tarafından nakledilen bir şahidi bulunduğunu söylemiştir.
[254] Bunu İbn Ebî Şeybe, Musannef inde (II, 177) nakletmiştir. Bûsîrî: "Bunu Tayâlisî ve Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle nakletmişlerdir. Çünkü tâbîî neslinden olan zat bilinmemektedir" açıklamasını yapmıştır.
[255] el-İthâf da ifade "ve sünneti terk etmektir" şeklindedir. Doğrusu ise "O sünnettir" şeklindedir.
[256] Bu ve bundan önceki rivayet hakkında Bûsîrî: "Zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Zira senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır" açıklamasını yapmıştır.
[257] Senedinde bir sakınca yoktur. Bûsîrî demiştir ki: "Ravüeri güvenilir kimselerdir."
[258] İbn Ebî Şeybe, II, 180.
[259] Senedi güçlüdür. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[260] İbn Ebî Şeybe ayrı ayrı nakletmiştir. Senedi ceyyittir. Bûsîrı demiştir ki: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."
[261] Bkz. Tirmizî, II, 129.
[262] Heysemî demiştir ki: "Senedinde Zaide b. Ebi'r-Rekkâd vardır ki, el-Kavâriri onu güvenilir kabul ederken, Buharı ve başkaları zayıf görmüştür. (II, 323). Bûsîri de Zâi-rfe'nin zayıf olması sebebiyle hadise zayıf hükmünü vermiş ve ayrıca Bezzâr'a nispet etmiştir.
[263] Kâf sûresi., 50/19.
[264] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan raviler Sahîh'in ravileridir. (III, 20)" Aynı hadisi Abdürrezzâk da sahth bir senetle rivayet etmiştir. (Bkz. III, 264, yazma)
[265] Bunu Abd b. Humeyd, Ebû Ya'lâ, İbn Menî ve Saîd b. Mamur nakletmiştir. Bkz. Kenzii'l-ummâl, VIII, 107. Müellif İbn Menî'nin rivayetini bunun peşinden zikretmiştir. Ben derim ki: Ravileri güvenilir kimselerdir. Sonra Bûsîrî'nin benden önce "Bunu ibn Ebî Şevbe, Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ ravileri güvenilir olan bir senetle tek metinle rivayet etmişlerdir" dediğini gördüm.
[266] Bûsîrî demiştir ki: "Ahmed b. Menî, Allah Resûlü'nün {sallallahu aleyhi vesellem) <Israü ocularından nakilde bulunabilirsiniz.....> diye başlayan ilk hadisi mürsel olarak nakletmiştir/'
[267] Senedinde yer alan Mervân b. Salim oldukça zayıf biridir. Sonra Bûsîrî'nin de Mervân' in. zayıflığı dolayısıyla Hadisi zayıf hükmünü verip "Ama Sünen müellifleri tarafından nakledilen Ma'kıl b. Yesâr hadisi ona şahittir" dediğini gördüm.
[268] Bezzâr bir başka hadiste bunu: "Bil ki, ben her mümine karşı merhametliyimdir" ifadesiyle nakletmiştir. Bkz. Kenzü'l-uınmâl, III, 326.
[269] Hadis mürselâiY. Bezzâr, Selman'dan merfü olarak: "Muhakkak ki ben o vakit karşılaşılanı bilirim. O vakit her damar, (münferit olarak) acı duyar" ifadesiyle nakletmiştir. Bkz. Zeımiâ, II, 327.
[270] M.üsnedü'1-Hâris, II, 94, yazma. Senedinde yer alan Hasan b. Kuteybe zayıftır. Bu hadis de mürseldıv. Bkz. d-İthâf.
[271] Her iki senette de Husâm b. Misak vardır ki, hakkında pek çok tenkit bulunmaktadır. İbn Adî onun hakkında: "Bu kişi, zayıf olmakla beraber hadisi hasen derecesindedir. Bu, doğruluktan çok zayıflığa yakındır" demiştir.
[272] Bûsîrî bunlardan mevkuf olanına sahih hükmünü verirken merfû olanı hakkında yorum yapmamıştır.
[273] İbn Menî'nin senedinde yer alan Kasım b. Ma'an tenkide uğramıştır. Aynı hadisi mevkuf olarak Müsedded sahih bir senetle naklederken Ahmed b. Menî ve Bezzâr zayıf bir senetle nakletmişlerdir.
[274] Heysemî demiştir ki: Senedinde yer alan Bekr b. Esved Ebû Ubeyde en-Nâcî zayıf biridir. Bezzâr onun bir kısmını (baş tarafını) irad etmiştir. {Utana1, III, 1). Hafız Ibn Hacer der ki: "Bu hasen bir hadistir. Zira her ne kadar Ebû Ubeyde hakkında tenkit olsa da, Buhârî ve başka kaynakların naklettiği Enes hadisi onun aslı olduğuna güçlü bir şahittir." Busirî ise hadise zayıf hükmünü verdikten sonra "Enes hadisi, onun şahididir" demiştir.
[275] 698 ve 699 nolu hadisleri İbn Ebî Şeybe Musannef'inde (II, 245, Multan bsk.) naklet-miştir. Ebû Umâme hadisini Ahmed b. HanbeS, Ebû Uınâme'den, o da Amr b. Abese'den nakletmiştir, Âişe hadisini ise Müsedd^d mevkuf olarak rivayet etmiştir. Bkz. el-îthnf.
[276] İbn Hacer demiştir ki: "Bu mürsel hadis, sağlamdır." Bûsîrî de "Hadis, miirsd olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.
[277] Heysemî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Bezzâr muhtasar olarak rivayet etmişlerdir. Bezzâr'ın ravileri Sahîh'in ravileridir." (III, 11), Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.
[278] Ebû Ya'lâ, bunu İbn Ebî Şeybe'dcn naklen rivayet etmiştir. Bkz. Miisnede. Zevâid'de bunun Ebû Ya'lâ'ya nispet edildiğini görmedim. Bilakis Taberâriî'ye nispet edilmiştir. {III, 9). Bûsîrî "Senedi zayıftır. Çünkü ravilerindcn biri bilinmemektedir. Biri de zayıftır" açıklamasını yapmıştır.
[279] Bunu Ebû Ya'lâ da rivayet etmiştir. Ravileri, Snhîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 11. Bûsîrî de "Ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.
[280] Zevnid, III, 10. Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmayıp: "Bunu Nesâi, es-Sünenü's-suğra'da farklı bir ifadeyle nakletti" demiştir.
[281] Heysemî demiştir ki: Bunu Bezzâr ve Taberânî de rivayet etmiştir. Senedinde geçen Abdurrahman b. İshâk Ebû Şeybe zayıftır. (III, 6). Bûsîrî hadis hakkında yorum yapmamıştır.
[282] Bunu Bezzâr da nakletmiştir. Ravileri Sahth'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 8. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[283] Bunu Ahmed b. Hanbel, Kurre b. Iyâs'dan ilaveli olarak nakletmiştir. Ravileri Sfl-hîh'in ravileridir. Nesâî de kısa olarak nakletmiştir. Bkz. Heysemî, III, 10. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[284] Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[285] Hadisin senedi hasendii. Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde Ali b. Zeyd b. Ced'ân bulunmaktadır."
[286] Hadis, Menkıbeler bölümünde buradakinden daha kısa olarak yer almıştır. Hadisin tamam) ise şöyledir: "Resûlullah ( (sallallahu aleyhi vesellom) öldü. Arkasından yedik, içtik. Sonra Ebû Bekir öldü. Arkasından yine yedik, içtik. Ey insanlar, o halde siz de bu yemekten yivini/" dedi. Sonra elini uzatıp yedi. Onu gören insanlar da ellerini uzatıp yediler. İşte o zaman Hz. Ömer'in sözünün gerçek anlamını anladım."
[287] Senedi kuvvetlidir.
[288] Heysemî demiştir ki: Senedinde yer atan Ebû Abdullah eş-Şâmî'nin biyografisine rastlamadım. (III, 21) bkz. İbn Ebî Hatim, eî-Cerh ve't-ta'dîl. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.
[289] Senedi ceı/yiddir. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[290] İbn Ebî Şi-Jybe, (farklı bir ifadeyle), III, 93, Multan bsk. Senedi güçlüdür. Büsirî ise yorum yapmamıştır.
[291] Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[292] Bu, İbn Hacer'in mevzu I uy durma hükmünü verdiği o uzun hadisin bir kısmınıdır.
[293] Senedi güçlüdür..
[294] bkz. Abdürrezzâk, Musnnnef, II, 176, yazma.
[295] Hadis mürseldir. Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde yer alan Hatim b. Nasr hakkında İbnü'l-Kattân ve Zehebî Meçhuldür açıklamasını yapmışlardır. İbn Hibbân ise es-Sf/cof'ta zikretmiştir. Geri kalan ravileri güvenilir kimselerdir."
[296] Heysemî demiştir ki: Ravileri Sahîh'ın ravileridir. (IIE, 24). Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[297] el-Hâris, Müsned, I, 65. yazma. Hadisin senedi ceyyiâ olup onu Taberânî nakletmiş-tir, Heysemî "Senedinde yer alan Ebû Ömer el-Kasmelî el-Hüseynî tanınmamaktadır" demiştir. Ben derim ki: el-Hâris'in senedinde bu şahıs yer almamıştır. Bûsîrî ise hadis hakkında açıklama yapmamıştır.
[298] el-Hâris, Müsned, I, 308. Yazma. Bûsîrî de Sevvâr b. Mus'ab'm zayıflığı nedeniyle hadisin senedini zayıf görmüştür.
[299] Senedi güçlüdür. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.
[300] Bunu Taberâriî de rivayet etmiştir. İkisinin senedinde de ismi zikredilmeyen biri vardır. (Bkz. Zevâİd, III, 29). Bûsîrî demiştir ki: "Ebû Ya'lâ bunu zayıf bir senetle naklet-miştir. Çünkü tabiîler neslinden olan ravi bilinmemektedir."
[301] Bunu Atâ rivayet etmiştir. Bkz. İbn Ebî Şeybe, IV, 100, Multan bsk.
[302] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[303] ibn Ebî Şeybe hadisin ekseriyetini İbrahim b. Râfi yoluyla nakletmiştir. Bûsîrî ise hakkında yorum yapmamıştır.
[304] Senedinde yer alan el-Hâris b. Ziyad hakkında Zehebî "zayıf hükmünü vermiştir. (Zevnid, III, 28). Bûsîrî de "Senedi zayıftır. Çünkü tabiîn neslinden olan ravi bilinmemektedir" demiştir.
[305] Senedinde Mendel b. Ali bulunmaktadır ki, hakkında ihtilaf edilmiştir. Zayıf olması daha muhtemeldir. Bûsîrî "Mendel'in zayıflığı sebebiyle senedi zayıftır" demiştir.
[306] Heysemî demiştir ki: Bunu Taberânî rivayet etmiş olup birinin senedinde Muhtesib, diğerinde Ravh b. Ata yer almıştır ki, her ikisi de zayıftır." Ben derim ki: Bu hadisin senedinde ben bunu görmedim. Onu Ebû Ya'lâ iki senetle rivayet etmiştir. Hadis hasen derecesindedir. Bûsîrî de demiştir ki: "Senedinde Yezîd er-Rakkâşî bulunmaktadır. Fakat Yezîd bunu tek başına nakletmemiştir. Şuayb b. Habhâb, Enes'den naklinde ona mutabaat etmiştir."
[307] Ahmed b. Hanbel'in naklettiği Abdullah b. Yesar hadisinde ifade: "Cemaatle kılınan farz namazın, tek başına kılman namaza üstünlüğü gibidir" şeklindedir.
[308] Bûsîrî, Mutarrah'ın zayıflığı nedeniyle hadise zayıf hükmünü vermiştir. Hadisin el-Ithâf'tz yer alan metninde bazı tahrifler vardır. Müsnede'de "Bu senet kesinlikle zayıftır" denilmiştir. Ben derim ki: Bunu Bezzâr, Atiyye'den, o da Ebû Saîd'den, o da Hz. Ali'den kısmen daha kısa bir metinle nakletmiştir. Heysemî, senedinde yer alan Abdullah b. Eyyûb'un zayıf biri olduğunu söylemiştir. (III, 44). Aynı hadisi Abdürrezzâk da rivayet etmiştir. (II, 209, Yazma)
[309] Heysemî, Zevâid'de zikretmiş ve demiştir ki: Ebû Dâvud bundan yalnız hasta ziyareti kısmını nakletmiş ve ziyaret edenin Ebû Musa olduğunu belirtmiştir. Aynı hadisi Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr da muhtasar olarak nakletmişlerdir. Ahmed b. Hanbel'in ravileri güvenilir kimselerdir. (III, 31). Bûsîrî de: "Bunu Ahmed b. Meni, el-Hâris, Ahmed b. Hanbel ve Sahfh'mde İbn Hibbân nakletmiştir" demiş ve yorum yapmamıştır.
[310] Heysemî demiştir ki: Bunu Bezzâr rivayet etmiş olup senedinde yer alan Mervan b. Salim zayıf biridir. (III, 29. Ben derim ki: Abd b. Humeyd'in senedinde de Mervan vardır. Bûsîrî de onun zayıf olduğuna işaret etmiştir.
[311] Müsnede'de zikredildiği üzere senedi sahih ve mevkûfixa. Sahih hükmüne Bûsîrî de katılmıştır.
[312] Senedinde yer alan İbn Ebî Leyla hıfzı zayıf biridir. el-İthâf da da zayıf olduğu belirtilmiştir.
[313] Heysemî demiştir ki: Abdullah b. Muharrar'ın biyografisini zikredene rastlamadım." Ben derim ki: "Bu şahıs Tehzibü't-tehzib'de geçmektedir ve metruku'l-hadistir. (Hadisi alınmaz) Hadisi Bûsîrî de Ebû Ya'la'dan aktarmıştır.
[314] Müsnede'de şöyle geçmiştir: "Bu sn/iî/ı bir seneddir." Bûsîrî de bu hükme katılmıştır.
[315] İbn Ebî Şeybe'nin Musannef'inde geçen, sahih senetli rivayet <ie bunu teyit etmektedir. Bkz. IV, 125. Multan bsk.. Bûsîrî yorum yapmamıştır.
[316] Senedinde Câbir el-Cu'fî vardır. Bu hadis Taberânî tarafından İbn Ömer'in rivayeti olarak nakledilmiş olup senedinde Nafi'nin arkadaşı Mahmâ b. Ziyad yer almıştır. Heysemî "Onun biyografisini zikredene rastlamadım" demiştir. (III, 41). Nu'mân'ın rivayetini ise İbn Ebî Şeybe nakletmiştir. ,(İV, 143, Multan). Bûsîrî "Bunu İbn Menî nakletmiş olup senedinde Câbir el-Cu'fî bulunmaktadır" açıklamasını yapmıştır.
[317] Bu senedin aynısıyla hadisi İbn Ebî Şeybe de rivayet etmiştir. {IV, 149, Multan bsk,). Bûsırî "Müsedded bunu mürsel öüarak rivayet etti" demiştir.
[318] el-Hâris, Miisned, I, 445, yazma.
[319] Senedi hnsen olup İbn Mâce daha kısa bir metinle nakletmiştir. Aynı hadisi İbn Ebî Şeybe de Musannef 'inde muhtasar olarak nakletmiştir. (IV, 150), Multan bsk.) el-Hâris b. Ebî Usâme de, Yakub b. Muhammed'den, o da Derâverdî'den naklen rivayet etmiş olup sözleri, bu kitaptaki sözler gibidir. (I, 445, yazma). Bûsîrî "Bunu İbn Ebî Şeybe hasen bir senetle rivayet etti" dömiştir.
[320] Abdullah b. Âmir tabiîdir. Bu sebeple hadis mürseldiv. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.
[321] b. Huneyf.
[322] İbn Ebî Şeybe Musannef inde muhtasar olarak nakletmiştir. (IV, 150, Multan). Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[323] Yani Muhammed b. Mus'ab'a mutabaat etmiştir. Bu iki senet de güçlüdür. Bûsîri, ol-Hâris'in senedi hakkında yorum yapmamıştır.
[324] Musannefinde de kısa olarak rivayet etmiştir. (IV, 154, Muitan bsk.). Bûsîrî demiştir ki: "Zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Musa b. Ubeyde er-Rabezî zayıftır. Ama Sahihnyn'da bir şahidi vardır.
[325] Heysemî demiştir ki: "Bunu Ahmed b. Hanbel ve Ebû Ya'lâ .... rivayet etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel'in ravileri Sahîh'in ravüeridir. (III, 4). Ben derim ki: Ebû Ya'lâ'nm senedinde yer alan Mu'emmel (b. Abdurrahman) gevşek biridir. Bûsîrî de "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş, ondan da İbn Hibban Sahîh'inde nakletmiştir. Hadis, Sahîh'te ve Sü-nenlerde farklı sözlerle yer almıştır.
[326] Bölümün sonunda bulunan bu hadisi buraya aldım. Çünkü ilgili olduğu yer burasıdır. Eser Kemü'l'UmmâVda İbn Ebî Şeybe remziyle zikredilmiştir. (VIII, 112). Beyhakî "Salih'in adaleti konusunda ihtilaf edilmiştir. Mâlik onu cerhetmiştir" demiştir.
[327] Beyhakî, IV, 52.
[328] Heysemî senedinde yer alan Hadîc b. Muâviye hakkında tenkit bulunduğunu söylerken (III, 37) Bûsîrî de senedi zayıf görmüştür.
[329] Müsnede'de denilmiştir ki: "Bu mürsel bir hadis olup ravileri güvenilir kimselerdir." Busirî'nin el-İthâf ında da ifade böyle geçmiştir.
[330] İbn Ebî Şeybe, Cerir'den, o da Muğire'den, o da İbrahim'den ... yurdundan esir alınan kadın hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Eğer kelime-i tevhidi ve iki şahadet sözünü kabul ederse namazı kılınır" (IV, 144, Multan).
[331] Bûsîrî ravilerınin güvenilir olduklarını söylemiştir.
[332] İbn Ebî Şeybe'nin Musannefinde ifade "Söyledi ve öldü" şeklindedir. (IV, 144) Zevâid'de ise "Söyleyip kabul etti. Sonra öldü" şeklindedir, (III, 42).
[333] Heysemî demiştir ki: Ravileri Salûh'in ravileridir. Bûsîrî de "Ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.
[334] Bu zatı d-lsâbe'de bulamadım. Çünkü matbu nüshada "oğullar" bölümü yoktur. Bunu İbn Ebî Hatim zikretmiş ve "İbn Âiz b. Kureyt'in Resûlullah'la sohbeti vardır" demiştir. Talik yazarı demiştir ki: "Bazıları ona Abdullah b. Âiz b. Karat ismini verirken bazıları Âiz b. Karat olduğunu söylemişlerdir. İbn Hacer ise Âiz b. Karat'ı eserinde zikretmiş ve ondan iki hadis nakletmiştir."
[335] el-lsnbe'dc geçen, bunun peşinden gelen Ebû Atiyye hadisinde ise: "Sen ancak gıybetten hesaba çekilirsin" ifadesi yer almıştır ki, bu İsmail b. Ayyaş'm rivayetidir. Diğer iki rivayette ise ifade "Sen ancak fıtrattan, yani İslam'dan hesaba çekilirsin" şeklînde geçmiştir. Bkz. Ahmed b. Menî, Müsned. e I-İsâbe'deki rivayet daha doğru gözüküyor, el-îthâf da ise İfade "Ey Ömer, insanların yaptıkları sorulmaz. Ama İnsanlar namazdan hesaba çekilirler" şeklindedir. Bûsîrî bunu Ebû Ya'lâ'ya da nispet etmiş ve hakkında değerlendirme yapmamıştır.
[336] Çünkü Atâ el-Horasânî İbn Mes'ûd'a yetişmemiştir. Bkz. Müsnede.
[337] Hadisi İbn Ebî Şeybe, Saîd yoluyla İbn Abbâs'dan daha kısa olarak nakletmiştir. IV, 113. Beyhakî ise İbn Abbâs'dan Şurahbil b. Sa'd yoluyla daha detaylı olarak nakletmiştir. (IV, 42).
[338] Senedinde yer alan Âsim b. Hilâl ihtilaflıdır. Bunu İbn Ebî Şeybe ise İbn Ömer'den fievkûf olarak nakletmiştir. (IV, 110). Ebû Ya'iâ'nm rivayeti için bkz. Zevâid, III, 33. Hadisin senedini Bûsîrî hasen olarak değerlendirmiştir.
[339] İbn Ebî Şeybe, Şu'be tarikiyle Zeyd el-Ammî'den kısa olarak nakletmiştir. (IV, 110). Aynı hadisi Bezzâr da rivayet etmiş olup kendi hocası dışındaki ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Zevâid, III, 33. Bûsîrî demiştir ki: "İkisinin senedinde de Zeyd el-Ammî vardır ki, zayıftır."
[340] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu ravileri güvenilir olan bir senetle Müsedded ve ayrıca Ebû Ya'lâ nakletmiştir. Ebû Ya'lâ'dan da Sahîh'inde İbn Hibban nakletmiştir.
[341] Bkz. Nr: 746.
[342] Aynı hadisi nakleden Bezzâr'ın rivayeti de zayıftır. Bkz. Zevnid, III, 33. Her iki senedi Bûsîrî de zayıf görmüştür.
[343] İbn Sa'd, İbrahim en-Neha'î'den nakletmiştir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, VIII, 112.
[344] Beyhakî (IV, 38) ve İbn Ebî Şeybe'nin (IV, 114,132) rivayetlerinde bu isimle geçmiştir.
[345] Beyhakî, Ubey'den nakletmiştir. (IV, 36), Ayrıca bkz. Zevâiâ, III, 35.
[346] Bûsîrî, Furât b. es-Sâib'in zayıf olması nedeniyle hadisi zayıf saymıştır. Aynı hadisi İbn Asâkir de Furât es-Sâib'in yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Buhârî bu zat hakkında "Hadisi münkerdir. Bu yüzden âlimler terk etmişlerdir" demiştir. Kenzü'1-ummâl, VIII, 113.
[347] Bûsîrî, Ali b. Hazavver'in zayıf olması nedeniyle isnadını zayıf görmüştür.
İslami Okul Okulların En Önemlisi