Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cenaze Namazında Ölülerin Dizimi - 1.Cilt - 3. Sayfa

Cenaze Namazında Ölülerin Dizimi 3

Defin. 3

Kabre Toprak Atmak. 4

Kabirlerin Düzleştirilmesi 4

Ağıtçı Kadınları Evden Dışarı Çıkarmak Ve Ağıttan Menetmek. 4

Ölü İçin Ağlamaya Ruhsat Verilmesi 5

Kabirleri Ziyaret Adabı 6

Tek Mezara Birden Fazla Ölü Defnetmek. 6

Ani Ölümü Arzu Etmemek. 6

Cuma Günü Ölmenin Fazileti 7

Şehidin Öldürüldüğü Yere Defnedilmesi 7

Yatağında Ölenin Fazileti 7

ZEKÂT KİTABI 7

Zekâtın Fazileti 7

Hayvanların Zekâtı 7

Zekât Miktarları 7

Üzerinden Bir Yıl Geçmeyen Mallarda Zekât Yoktur 8

Atlar Ve Kölelerden Zekât Hakkının Düşmesi 8

Borç Alınan Mallarda Zekâtın Olmayışı 8

Zekât Devesinin Diz Bağını Almak. 8

Zekât Mallarının En Değerlisini Almaktan Ve Zekât Hakkı Konusunda Haddi Aşmaktan Men. 9

Zekât Memurunu Memnun Etmeye Dair Emir ve "Zekâtını Veren Onu Verdiğinde Sorumluluktan Kurtulur. Ondan Sonra Günah, Onu Almayanadır" Açıklaması 9

Zekâtı Vermede Acele Davranmanın Cevazı 9

Zekât Konusunda Malın (Parasal) Değerini Almanın Caiz Oluşu. 10

Hâşim Oğulları ve Mevlalarına (Azatlılarına) Zekât Mallarının Haram Oluşu. 10

Zekâtı Alınan Tarım Ürünleri 11

Ticaret Mallarının Zekâtı 11

Zinet Eşyasının Zekâtı 11

Devlet Başkanının Zekât Malına Tenezzül Etmemesi 11

Meyve Miktarlarının Tahminle Belirlenmesi 11

Fakirlerden Kaçarak Gece Ürün Toplamaktan Men. 12

Öncelikle Aile Fertlerinin Nafakasını Sağlamak. 12

Rızkı Helal Yollardan Aramak. 12

İhtiyaç Sahibi Olmayana Dilenme Yasağı 12

Malda Zekât Dışında da Hak Olduğunu Söyleyen Görüş. 13

Dilenmekten Men. 13

Dilenmekten Sakındırmak Ve Vermenin (Bağış Yapmanın) Fazileti 13

Sâ'ın Miktarı 14

Zekâtı Bütün Sınıflara Teşmil Etmek. 14

Zekât Vermeye Teşvik. 14

Tasadduk Ederken Başkasından Yardım İstememenin Müstehap Oluşu. 14

Zekât Develerini Binit Hayvanı Olarak Kullanmak. 14

Fıtır Sadakası 14

Mal Biriktirmekten Sakındırmak. 15

Sadaka Vermeye Teşvik ve Sadakanın Fazileti 15

Sadakanın Fazileti 16

Sadaka Sevabının Ölüye Ulaşması 17

İyilik Yapmaya ve Muhtaca Yardım Etmeğe Teşvik. 17

Cimriliğin Yerilmesi 18

Sözünde Durmak. 18

Misafirin Ev Sahibine Güçlük Çıkarmaktan Menine Dair 18

ORUÇ KİTABI 19

Ayın 29 Gün Çektiğine Dair 19

Hilâli Görünce Oruç Tutulması 19

Ramazan'dan Bir Ya Da İki Gün Önce Oruç Tutmanın Yasak Oluşu. 19

Oruç Veya Ramazan Gecesi Hilâli Gözetlemek İçin Akşam Namazının Geciktirilmesi 19

Birbirini Takip Eden İki Ayırf Aynı Zamanda Tam (30 gün) Olmayacağına Dair 19

Hilalin Doğduğu Geceye Ait Olduğunun Alameti/Belirtisine Dair 20

Hilali Görünce Söylenecek Söz. 20

Oruca Başlarken Ve Orucu Bırakırken (İftar İçin) Bedevinin Şahitliğinin Kabulüne Dair 20

Orucun Faziletine Dair 20

Ramazan Ayının Faziletine Dair 21

Nafile Oruca Değil De Yalnız Farz Oruca Niyet Edecek Kişinin Geceden Niyet Etmesinin Şart Oluşu. 22

Oruçlu İken Sakınılacak Şeyler 22

Orucu Sadece Yiyecek Ve İçeceğin Bozacağını Söyleyenler 23

Kuru Hurma, Yaş Hurma Veya Ateş Değmemiş Bir Yiyecekle İftar Etmenin Sünnet 23

İftarda Acele Etmenin Sünnet Oluşu Ve Aralıksız Oruç Tutmanın (Visal) Yasaklanışı 23

Ramazan Orucunun Aralıklı Olarak Kaza Edilmesine Ruhsat Verilmesi 24

Sürme Oruçlunun Orucunu Bozmaz. 24

Oruçlunun Kan Aldırması 24

Bilerek Cinsel İlişkide Bulunan veya Orucunu Bozan Kimsenin Ne Yapacağına Dair 24

Yolculukta Oruç Bozmaya Ruhsat Verilmesi Ve Oruç Tutanın Orucunun Sahih Olması 25

Yaşlılarla Emzikli Ve Hamile Kadınlara Oruç Tutmama Konusunda Ruhsat Verilmesi 25

Ömür Boyu Oruç Tutmaktan Ve Belli Bir Gün Veya Ayı Oruca Ayırmaktan Mene Dair 26

Sahur 26

Öpmek Ve Benzeri Davranışların Mekruh Oluşu Ve Bu Konuda Ruhsat Verilen (Sürme Çekme Ve Misvak Kullanma Gibi) Davranışlar 27

İftarda Yapılan Duanın Müstecap Oluşu Ve Oruçlunun İftar Zamanı Yapacağı Dua. 28

Unutarak Yiyen Kimsenin Orucunun Bozulmayacağına Dair 28

Aşure Günü Orucu. 29

Şaban Ve Şevval Ayları Oruçları 30

Arefe Günü Orucunun Fazileti 30

Ramazan (Fıtır) Ve Kurban Bayramları Günü Oruç Tutmaktan Mene Dair 30

Teşrik Günleri Oruç Tutmaktan Mene Dair 30

Cuma Günü Oruç Tutmaktan Mene Dair 31

Bir Gün Oruç Tutup Bir Gün İftar Etmek ve Her Ayın Üç Günü Oruç Tutmak. 31

Zikri Geçen Üç Günün Belirlenmesi 32

Kadir Gecesi 32

İtikâf 34


Cenaze Namazında Ölülerin Dizimi

 

769. Mûsâ b. Talha demiştir ki: Hz. Osman ile beraber bazı erkek ve kadınlara cenaze namazı kıldım. Erkek ölüleri kendi tarafına, kadın ölüleri ise kıble tarafına yerleştirdi. Sonra dört tekbir aldı. (Müsedded) [1]

770. Bekr el-Müzenî'nin bildirdiğine göre Sahabe'den bir zât, erkek ölüleri kadın ölülerin arkasına, kadınları da kendi tarafına yerleştirdiği nakledilmiştir. (İbn Ebî Ömer) [2]

771. Hasan b. Ali demiştir ki: Resûhıllah'ı (sallallahu aleyhi veseîlem) şöyle buyururken işittim: "Cenaze hazır olur da emir/devlet başkanı gelirse, onun namazını kıldırmaya en layık kişi devlet başkanıdır.[3] (İbn Ebî Ömer)

772. îmran b. Husayn'm bildirdiğine göre Resûmllah (sallallahu aleyhi vesellem), falan kimsenin annesinin cenaze namazını, kadın loğusa haldeyken kıldı. Naisazda cenazenin göbek hizasına (ortasına) durdu. (Ahmed b. Menî')

Ravileri güvenilir olmakla birlikte hadis illetlidir. Bu senetle mahfuz olan rivayet ise Ebû Büreyde yoluyla Semure'den nakledilen hadistir. İmran'dan değil. Semure'nin hadisi Sahih'te geçmektedir.[4]

 

Defin

 

773. Ebû Zer demiştir ki: Bir zat Beytullah'ı tavaf ediyor, duasında "eyvah, eyvah!" diyordu. Yine bir gece dışarı çıktığımda Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) o adamı kandil ışığında defnettiğini gördüm.[5] (Ebü Ya'lâ).

774. Yezîd b. e. Habîb'in, Resûlullah'm (sallalbhualeyhivesellem) ashabından bir zâttan bildirdiğine göre Peygamber (saüallahu aleyhi vesellem) bir ölünün defin işleminde hazır bulundu ve: "Arkadaşınıza ağırlık yapmayın!" buyurdu. Süfyan demiştir ki: Yani, kabir toprağı dışında toprak atılmaz. Bir başka rivayette: "Arkadaşınızın yükünü hafifletin!" buyurmuştur. Süfyan bunu "Yani, kabrin toprağını" diye açıklamıştır. (İbn Ebî Ömer) [6]

775. İbn Ömer demiştir ki: (Babam Hz.) Ömer bana şöyle vasiyet etti: "Beni lahdime/kabrime yerleştirdiğinde yanağımı yere değdir ki, tenimle toprak arasında bir şey olmasın." (Ahmed b. Menî') [7]

776. Ahmed b. Hanbel, K. ez-Zühd'de şöyle demiştir: Bize Hârûn; Damre'den, o da Abdülhakîm b. Süleyman'dan şu sözünü nakletti: Kırıp geçiren veba salgını yaşandığında, Beşîr b. Ka'b kendisi için bir mezar kazdı ve orada bütün Kur'ân'ı okuyup hatmetti. Ölünce de oraya defnedildi.

777. Mutarrif in naklettiğine göre Kays b. Âsim, oğullarına şöyle vasiyet etmiştir: "Beni Bekr b. Vâil'in göremeyeceği bir yere defnedin. Çünkü Câhiliye döneminde ben ona düşmanlık yapardım." (Müsedded) [8]

778. el-Hasan (el-Basrî), Kays b. Âsim'dan, onun şöyle vasiyet ettiğini nakletmiştir.... Hadiste şu sözler geçmiştir: "Beni hiç kimsenin bilmediği bir yala gömünüz. Çünkü Câhiliye döneminde Bekr b. Vâil ile aramda kavgalar (yaralamalar) olmuştu. İslam döneminde sizi de aynı kavgalara sürüklemeleri ve size dinde fitne vermelerinden endişe ediyorum." (Ebü Ya'lâ) [9]

779. Yezîd b. el-Esam demiştir ki: "Meymûne öldüğünde -ki teyzesidir-ridamı/entarimi alıp lahdine serdim. Ama İbn Abbâs onu kaldırıp attı." (Müsedded) [10]

780. Cerîr'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (salbllahu aleyhi veseHem): "Lahit kazınız, çukur kazmayınız" buyurmuştur. (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [11]

781. Ebu's-Sıddîk demiştir ki: Enes, ölüyü kabre indirdiğinde şöyle dua ederdi: "Allahım! Toprağı onun böğürlerinden uzak tut ve mezarını ona ferah (geniş) eyle! [12] (el-Hâlis)

782. Osman b. Semah demiştir ki: Kardeşimin oğlu Semure b. Cündüb dedi ki: Semure'nin yürümeye başlamış bir oğlu öldü. Derken ağlama sesi işitti ve: "Niçin bu ağlama?" diye sordu, "Falan kimse için" dediler. Onları ağlamaktan menetti ve hemen bir leğen veya büyük bir kap istedi. Ellerini yıkadı. Sonra onu önünde kefenledi. Sonra bir azatlılarına şu talimatı verdi: "Ey falan, mezarına git ve onu kabre indirdiğinde: Allah'm adıyla ve Resûlullah'ın dini üzere defnediyorum (Bismillah ve ala milleti Resülillah) de. Sonra baş ve ayak bağlarını çöz ve Allahım! Bizi sevabından mahrum eyleme ve onun ardından dalalete düşürme! diye dua et!" (el-Hâris) [13]

 

Kabre Toprak Atmak

 

Daha önce geçti. [14]

 

Kabirlerin Düzleştirilmesi

 

Bu konu hakkındaki Hz. Ali hadisi, Alışveriş bahsinde gelecektir.

 

Ağıtçı Kadınları Evden Dışarı Çıkarmak Ve Ağıttan Menetmek

 

783. Saîd b. el-Müseyyeb demiştir ki: Hz. Ebû Bekir öldüğünde kendisi için ağlanınca Hz. Ömer: "Allah Resulü {sallalkhu aleyhi vesellem): Muhakkak ki Ölü dirinin ağlaması sebebiyle azap görür buyurdu" dedi. İnsanlar ağlamaktan vazgeçmeyince Hz. Ömer, Hişâm b. el-Velîd'e: "Kalk şu kadınları dışarı çikarî" dedi. Hz. Âişe: "Asıl ben seni çıkarırım" dedi. Ömer (Hişam'a): "İçeri gir. Ben sana izin verdim" dedi. O da girdi. Bunun üzerine Âişe: "Evladım sen beni dışarı mı çıkaracaksın?" deyince, "Sana (içerde kalman için) izin verdim" dedi. Sonra kırbaçla vurarak teker teker kadınları çıkardı. Son olarak Ümmü Ferve çıktı. Böylece hepsini dağıttı. Veya "ağıtçı kadınları dağıttı" dedi (İshâk) [15]

Ben derim ki: Hadisin [16] nıerfû kısmı Küîüb-i Sitte'âe geçmektedir. Ahmed b. Hanbel de kıssanın tamamını değil, özellikle merfû kısmını bu senetle Abdürrezzak'tan nakletmiştir. Buhârî, kıssaya muallak olarak işaret etmiştir.[17]

784. Enes, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:    

785. Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre, Abdullah b. Ebî Bekir vefat edince onun için ağlanmıştı. Sonra Ebû Bekir erkeklerin yanına giderek şöyle demiştir: Ben o kadınların yaptıkları sebebiyle sizden özür diliyorum. Onlar henüz Câhiliye döneminden çıktılar. Ben Allah Resûlü'nü (saMahu aleyhi vesellem): "Kuşkusuz ki dirinin ağlamasından ötürü ölünün üzerine kaynar su serpilir" buyururken işittim. (Ebû Ya'lâ) [18]

786. Ebû Bekir el-Hüzelî demiştir ki: el-Hasan (el-Basrî)'ye: "Muhacir kadınlar da günümüzde yapılanları yaparlar mıydı?" diye sordum. Şöyle cevapladı: "Hayır. Burada yüzleri tırmalama, cepleri parçalama, saçları yolma âdetleri ve şeytanın sesleri vardır. Biri bu nimet sırasında, diğeri şu bela karşısında  icra  edilen  iki  çirkin ve  pis  ses vardır.  Allah müminlerden bahsederken  "Onların  mallarında  dilenci  ve yoksulun  belirli  bir  hakkı vardır [19] buyurmuştur. Siz ise mallarınızdan nimet anında şarkıcıya, musibet/ölüm anında da ağıtçıya belirli bir pay ayırdınız. Kişi öldüğü zaman borçludur. Yanında emanet vardır. Vasiyet etmiştir. Sonra şeytan onun ailesine gelerek şöyle der: "Vallahi onun terekesini dağıtmayın, emanetini   sahibine   vermeyin,    borcunu   ödemeyin,    vasiyetini   yerine getirmeyin. Önce benim hakkımı ödeyin. Yeni elbiseler satın alın. Sonra bunlar parçalansın. Sonra onları beyaz olarak getirin. Sonra boyansm. Sonra evinde onun için çadırlar kurulsun. Sonra kiralık bir cariye getirin, bütün hüzün türleriyle ağlasın, sizin dirhemlerinize karşılık sesini satsın" Kim böyle bir cariyeyi davet ederse, onun için belli bir ücret karşılığı ağlar. Böylece evlerinde dirileri eğlendirirken kabirlerinde ölülere eziyet eder. İnsanlar cariyeye verdikleri ücretle ölülerini alacakları ecirden mahrum ederler. Sonra ağıtçı ne söyleyebilir ki? Ancak şunu der: "Ey insanlar! Ben size, Allah'ın yasakladıklarını emrediyorum. İyi belleyin ki Allah size sabrı emretmiştir. Ben ise sizi sabretmekten men ediyorum. Allah sizi feryadı figan etmekten    menetmiştir.    Ben    ise    size    feryadı    figan    etmenizi emrediyorum.  Sonra "Onun hakkını  iyi belleyin"  diye tembihlenir.  Bu yüzden onun  için  içecek soğutulur.  Üzerine  elbise  giydirilip  hayvanlar üzerinde   taşınır.   Unutmayın   ki,   bizler   Allah'tan   gelmişiz,   yine   ona döneceğiz.   Böyle   âdetleri   bulunan   bir   ümmette   yaşayacağım   aklıma gelmezdi.! (el-Hârİs) [20]

787. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "Saçım kökten kazıyan, ağıt yakıp ağlayan ve elbiselerini parçalayan bizden değildir" buyurmuştur. (Müsedded ve Ebû Ya'lâ) [21]

788. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Peygamber (sdkllahu aleyhi): "Ağıtçı kadınların üzerinde katrandan gömlekler olacaktır" buyurmuştur [22] (Ebû Ya'lâ)                                                                                                       

789. Mücâhid bildiriyor: Bir cenazede İbn Ömer'le beraberdim. Ağıt sesi duydu ve ağıtçı kadını menetmeye çalıştı. Kadın hiç aldırmayınca, bana "Mücahidi Biz ecir istiyoruz. Bu kadın ise günah istiyor" dedi. (Ebû Ya'lâ) [23]

790. Ebû Hureyre naklediyor: Ben, Resûlullah'ı (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Tövbe etmeden ölen her ağıtçı kadına, kıyamet günü Allah ateşten gömlek giydirir ve öylece insanların huzuruna çıkarır.[24] (Ebû Ya'lâ)

 

Ölü İçin Ağlamaya Ruhsat Verilmesi

 

791. Sa'd b. Ebî Vakkâs anlatıyor: O gün Allah Resulü (sallallahualeyhiveseliem) dizlerinden tuttu. Derken bir melek içeri girdi, ama oturacak yer bulamadı. Ona yer açtım. Ümmü Sa'd (b. Muâz) ise aşağıdaki beyitleri söyleyerek onun için ağlıyordu/ağıt yakıyordu:

Yazık oldu Ummü oa da, O Sa a kî şan gönret sahibiydi. Güçlü iai, şerefliydi, ihtiyaç gören atılgan biriydi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sallalfehu aleyhi vesellem): "Ümmü Sa'd hariç, bütün ağıtçı kadınlar yalan söyler" buyurdu.[25] (Ishâk)

792.  Câbir bildiriyor; ResûluUah (saMahu aleyhi vesellem) Abdurrahman b. Avf m elinden tuttu.....(Hadisin devamını zikretti) Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi

vesellem) oğlu İbrahim'in vefat olayıyla ilgili olan hadiste ResûluUah (sallaBahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bu sadece merhamet duygusunun bîr eseridir. (Bilin ki) Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Ey ibrahim! Eğer bu hak emir, gerçek vaat ve geçilecek yol olmasaydı, geride kalanımız, önden gidenimize katılacak olmasaydı, elbette senin için bundan çok daha fazla üzülürdük. Muhakkak ki bizler, senin için hüzünlenmekteyİz. Göz ağlar, kalp hüzünlenir, ama asla Rabbi öfkelendirecek söz söylemeyiz."

(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [26]

793. Ubeyduİlah b. Mûsâ, İbn Ebî Leylâ'dan hadisin aynısını nakletmiştir. (Abd b. Humeyd) Bu hadisin aslı Tirmizî'de geçmektedir. Demiştir ki: "Hadis hakkında bundan daha fazla tenkit vardır." Burada zikrettiklerimize işaret etmiştir. Ebû Dâvûd et-Tayâlisî de bunu Ebû Avâne kanalıyla İbn Ebî Leylâ'dan "Şüphesiz bu rahmettir" kavline kadar tahrîc etmiştir. Onlara muhalefet eden Ebu'l-Muğîre ile en-Nadr b. İsmaîl ise îbn e. Leylâ kanalıyla Atâ'dan, o da Câbir'den, o da Abdurrahman b. Avftan rivayet etmiştir. Eğer her iki tarik te mahfuz kabul edilirse bu durumda Câbİr'in bu hadisi,   kâh kendisi,  ksm ta Abdurrahman b.   Avf m ismini vererek bildirdiği anlaşılmaktadır.

794. Abdurrahman b. Avf demiştir ki: Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) elimden tuttu ve beni hurmalıklara soktu.... (Hadisin devamını uzun ve parça parça zikretmiştir). (Ahmed b. Menî' ve Ebû Ya'lâ)

İbn Ebî Leylâ, hafızası zayıf biridir. Hadisteki söz konusu ızdırap/çelişki bu zâttan kaynaklanmaktadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

795.  Ebû Abdurrahman demiştir ki: Ebû Hureyre'den işittiğime göre

Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Ağıt yakılmaksızm ölü için ağlamanın caiz olduğuna dair hadisi zikretmiştir. Hadisin tamamı Zühd bölümünde gelecektir. (Abd b. Humeyd)

796. Şa'bî'nin, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından naklettiğine göre Allah Resulü  (saUallahu aleyhi vesellem)  şöyle buyurmuştur:  Kalp ya da gözdeki hüzün, merhamet duygusundan başka bir şey değildir. Feryadı figan ya da dövünme ise şeytandandır. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [27]

797. Ebû Seleme'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Muâviye oğullarından hasta bir zâtı ziyaret etti. Ölümünün yaklaşmış olduğunu gördü. Kadınları onun için ağlıyorlar, erkekler de kadınları bundan men ediyorlardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Şimdilik onları rahat bırak! Ama ölüm vaki olduğunda, sakın hiçbir ağıtçının sesini duymayayım" buyurdu. (Müsedded) [28]

798. Hacib b. Ömer, Bekr b. Abdullah el-Müzenî'nin rahatsızlığından bahsederek şöyle demiştir: Ben ve Hakem onu ziyarete gittik. Aramızda, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı ölünün azap göreceği(ne dair hadis-i şerifi)ni konuştuk. Bunun üzerine Bekr b. Abdullah şöyle dedi: Ebû Hureyre, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi veseüem) ashabından bir zata şöyle dedi: "Bir adam Allah yolunda savaşmak üzere yola çıkar ve yeryüzünün bölgelerinden herhangi bir bölgede şehit düşer de sonra cahil ve ahmak bir kadının onun için ağlaması sebebiyle hiç azaba duçar olur mu?" O zat ise Ebû Hureyre'ye: "Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) doğru söyledi. Ebû Hureyre saçmaladı!" diye karşılık verdi. (İbn Ebî Ömer).

799. Hâcib demiştir ki: el-Hakem b. el-A'rac ile birlikte Bekr b. Abdullah'ın yanma girdim. Aramızda ölü dirinin ağlaması sebebiyle azap görür diye konuştuk. Bunun üzerine Bekr bize şunu anlattı: Bize Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir adam şöyle nakletti.. Ebû Hureyre bu konuda ona muhalefet ederdi ve dedi. Hadisin sonunda saçmaladı (etafe)" yerine "yalan söyledi" ifadesi yer almıştır.[29] {Ebû Ya'lâ)

 

Kabirleri Ziyaret Adabı

 

800. Muhammed b. Yahya b. Habban'ın naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Ben size üç şeyi yasaklamıştım. Şimdi onlar   konusunda   size   izin   verdim.   Şıra   yapmanızı   yasaklamıştım. Şıra yapabilirsiniz. (Ama bilin ki) Her sarhoşluk verici içecek, haramdır. Kurban etlerini üç günden fazla saklamanızı yasaklamıştım. Saklayabilirsiniz. Son o/arak kabirleri ziyaret et/nenizi yasaklamıştım. Ziyaret edebilirsiniz; ama çirkin söz söylemeyin, " (el-Hâlİs) [30]

801. İbn Mes'ud şöyle nakletmiştir: Bizler Ebtah'da Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber otururken birden Allah Resulü (saMlahu aleyhi veseUem) sevinçle kalkarak kabristana gitti ve orada bir kabrin yanma oturdu. Sonra üzgün bir halde dönüp yanımıza oturdu. Biz: "Ya Resûlallah! Az evvel bizim yanımızdan sevinçli olarak kalktın ve şimdi üzgün olarak döndün" dedik. "Rabbimden Amine'nin kabrini ziyaret etmem için izin istedim.. Bana izin verdi -veya "bana ruhsat verdi" dedi-. Sonra ona şefaat etmek için gittiğimde engellendim" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [31]

802. Abdullah b. Sercis ve Ebû Seleme b. Abdurrahman'ın bildirdiklerine göre onlar, Ebû Hureyre'yi şöyle söylerken işitmişler: "Kabir üzerine oturmaktansa bir kor üzerine oturmayı ve korun etimin altına geçip içime kadar ulaşmasını yeğlerim" [32] Osman b. Hakîm demiştir ki: Sonra Hârice b. Zeyd'i kabristanda gördüm ve ona tunu anlattım. Hemen beni bir kabrin üzerine oturttu ve: "Bu, sadece onun üzerine pisleyen için söz konusudur" dedi. (Müsedded) [33]

803. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir kabrin üzerine oturup büyük abdest ya da küçük abdest bozarsa, sanki bir kor/ateş parçasının üzerine oturmuş gibi olur" buyurmuştur.

(Ahmed b. Menî1) [34]

804. Ebû Saîd: "Allah'ın Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) kabirler üzerine oturulmasını veya kabirler üzerinde namaz kılınmasını yasakladı" demiştir. (Ebû Ya'lâ)

 

Tek Mezara Birden Fazla Ölü Defnetmek

 

805. Cemile binti Sa'd b. er-Rabî' demiştir ki: "Babam ve amcam Uhud savaşında öldürüldüler ve bir mezara defnedildiler. Miraslarından hiç bir şey görmedim. Hepsini müttefikler aldı."

Ben derim ki: Câbir (el-Cu'fî) zayıftır. Rivayet edildiğine göre Cemîle'nin amcası babasının mal varlığını almıştı. Ama annesinin talebi üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi veseUem) onu bundan menetti ve mirasın yarısını ona vermesini emretti. Bu, Taberî'nin Nisa sûresinin tefsirinde zikrettiği uzunca hikayenin bir parçasıdır.[35] (İshâk)

 

Ani Ölümü Arzu Etmemek

 

806. Enes'in bildirdiğine göre bir adam Hz. Peygamber'in (saUaMnı aleyhi veselkm) yanında kalıyordu. Sonra öldü. Hemen Resûlullah'a (sallallahu aleyhi veseliem) öldüğü haber verildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Biraz evvel yanımızda olan adam mı?" diye sordu. "Evet" deyince "Ruhu öfkeyle alınmışa benziyor" buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî, Müsedded ve Ebû Ya'lâ)

807. Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi veseUem): "Ölüm, müminin hediyesidir1' buyurmuştur. (Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ) [36]

 

Cuma Günü Ölmenin Fazileti

 

808. Enes b. Mâlik'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): 'Cuma günü ölen, kabir azabından korunur" buyurmuştur. (Ebû Ya'iâ} [37]

 

Şehidin Öldürüldüğü Yere Defnedilmesi

 

Abdullah b. Muayye es-Suvâ'î'nin rivayetine göre Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından olan iki adam Benî Salim kapısında öldürül­düler. Bu durum Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) bildirilince onların öldü­rüldükleri yere defnedilmelerini emretti. Bunun üzerine katledildikleri yere taşındılar. Benî Hilâl'de bir kabristana rastlandı ve oraya gömüldüler. (İbn Ebî Ömer)

 

Yatağında Ölenin Fazileti

 

Abdullah b. Amr b. el-Âs'm rivayetine göre Allah'ın Resulü (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz yüce Allah, sizden birinizin malının iyisine karşı gösterdiği cimrilikten daha da fazla olarak mümin kulunun kanına cimridir (dökülmesini istemez), nihayet onu(n ruhunu) yatağında kabzeder." (el-Hâris)

 

ZEKÂT KİTABI

 

Zekâtın Fazileti

 

Konuyla   ilgili   Ebû   Zer   hadisi,   Peygamberlerin   (aleyhimusselâm) Hadisleri bölümünün başında gelecektir.

 

Hayvanların Zekâtı

 

809. Hammad b. Seleme demiştir ki: Bu, Allah Resûlü'nün {saMahu aleyhi vesellem) Amr b. Hazm'a yazdığı, deve ve davarların zekât oranlarına dair mektubudur: "Davarlarda sayı 40'a ulaşırsa, I20'ye kadar zekât olarak bir koyun verilir. I20'yi geçince, 200'ye kadar iki koyun verilir. 200'ü geçince, 300'e kadar üç koyun verilir. Eğer 300'ü geçerse, bundan fazlası için her yüz koyu/ula bir koyun verilir.

25 devede bir binti mehaz, (bir yaşını tamamlamış dişi deve), eğer binti mehaz, yoksa, bir ibn lebûn (İki yaşını tamamlamış erkek deve yavrusu) verilir. Develerin sayısı 36'ya ulaşırsa, (45 deveye kadar) bir binti lebûn (iki yaşını doldurmuş dişi deve) gerekir. Sayılan 46 deveye ulaşırsa, 60 deveye kadar bir hukka (üç yaşını doldurmuş dişi deve), sonra 75 deveye kadar bir ceza'a (dört yaşını tamamlamış dişi deve), sonra 90 deveye kadar iki binti lebûn verilir. Bundan fazla olursa, 120 deveye kadar İki hukka verilir. Eğer develerin sayısı daha da fazla olursa, o zaman zekât oranlarının başına dön. Yani 120'ye kadar her beş deve için bir koyun verilir. Eğer daha fazla olursa, her elli devede bir hukka verilir."

Hammad demiştir ki: Bize bunu Kays b. Sa'd, Ebû Bekir b. Amr b. Hazm'dan naklen bildirdi. (Ishâk) [38]

810. Hammad b. Zeyd demiştir ki: Eyyûb, Abdurrahman b. es-Serrâc ve Ubeyduİlah b. Ömer'den işittim. Hepsi de Nâfı'nin, Hz. Ömer'in şu mektubunu okuduğunu söylüyorlardı: "Sayılan beşin altında olan develerde (zekât olarak) bir şey gerekmez....." Mektup, Ebû Bekir'in Enes'e yazdığı mektubun benzeridir. (Ebû Ya'lâ) [39]

 

Zekât Miktarları

 

811. Amr b. Şuayb'ın babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallaUahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sayıları beşten az olan develerde, kırktan az olan davarlarda, otuzdan az olan sığırlarda, ağırlığı yirmi miskalden az olan altında, 200 dirhemden az olan gümüşte ve hacmi beş vesaktan az olan üründe hiç bir (zekât) hak(kı) yoktur. Hurma, kuru üzüm, buğday ve arpa gibi ürünlerde öşür/onda bir zekât vardır. Akarsu ile sulanan ürünlerde onda bir, dönme dolapla sulanan ürünlerde ise yirmide bir zekât payı vardır." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [40]

812. Amr b. Şuayb'ın babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallalkhu aleyhi vesellem): Altın, gümüş, deve, sığır, davar, buğday, arpa, çavdar ve kuru üzümde zekât farz kılındı" buyurmuştur. (el-Hârİs) [41]

813. Hz. Ebû Bekir'in Yemen'e gönderdiği zekât memurunun bildirdiğine göre o, her on sığırda bir koyun zekât almış ve Ömer b. Abdülaziz'in her otuz sığırda bir tebî (bir yaşında erkek dana) ve ceza' (iki veya üç yaşma girmiş tosun) veya ceza'a (iki veya üç yaşma girmiş düve), her kırk sığırda ise   bir   müsinne   (dört   yaşında   dişi   sığır)   alınmasını   emrettiğini   ileri sürmüştür. (Müsedded) [42]

 

Üzerinden Bir Yıl Geçmeyen Mallarda Zekât Yoktur

 

814. Ebû Bekir es-Siddîk'tan nakledildiğine göre o, Câbir'e, Allah Resûlü'nün (saflallahu aleyhi vesellem) kendisine söz verdiği malları vererek: "Sana şunu da ifade edeyim, ki, üzerinden bir yd geçinceye kadar bunda zekât yoktur" demiştir. (İshâk) [43]

İsmail el-Mekkî zayıf biridir. Hadiste bahsedilen zaman, Sahih'te başka bir bağlamda zikredilmiştir.

815. el-Kâsım b. Muhammed'in bildirdiğine göre Ebû Bekir es-Sıddîk bir adama atasını (devlet hazinesinden payını) verirken: "Malın var mı?" diye sorardı. Eğer: "Evet, var" derse, "Zekâtım öde!" derdi. Malı yoksa: Üzerinden bir yıl geçmeden bundan (yani atâ/hibe malından) zekât verme!" derdi. (Müsedded)

Ben derim ki: Hadisin senedi .sahih olmakla birlikte munkatıdıi. Zira el-Kâsım ile dedesi es-Sıddîk arasında kopukluk vardır. [44]

 

Atlar Ve Kölelerden Zekât Hakkının Düşmesi

 

816. Urve'nin bildirdiğine göre Şamlılar Hz. Ömer'e: "Bizim en değerli mallarımız, atlarımız ve kölelerimizdir" dediler. Hz. Ömer de kısrak basma on (dirhem?) ve kelle başına on (dirhem? vergi) aldı. Sonra onlara yiyecek yardımında bulundu. Onlara, kendilerinden aldıklarından daha fazlasını verirdi. Sonra bu adamlara (Emevî valileri/memurları) geldi ve kelle başına on (dirhem) ve at/kısrak başına on (dirhem) aldılar. Ama yiyecek yardımı yapmadılar. (Müsedded)

817. Abdullah demiştir ki: Saîd b. el-Müseyyeb'e katırlarda zekât hakkı olup olmadığını sordum. Saîd de: Atlarda hiç bir surette zekât yoktur" dedi. (el-Hâris) [45]

 

Borç Alınan Mallarda Zekâtın Olmayışı

 

818.  Ümmü Sa'd el-Ensâriyye'nin bildirdiğine göre ResûluUah (sallaikhu aleyhivesellem): "Borç alan kimseye zekât düşmez " buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ). Hadiste zayıflık vardır. [46]

819. Sâib b. Yezîd der ki: Ben, Hz. Osman'ı şöyle söylerken işittim: "Bu, zekât ayınızdır. Kimin borcu varsa, ödesin. Sonra geri kalan malının zekâtım versin." (Müsedded)

 

Zekât Devesinin Diz Bağını Almak

 

820. Hz. Ebû Bekir demiştir ki: "Vallahi, eğer Hz. Peygamber'in kendilerinden aldığı bir bağı bile benden esirgerlerse, bunun için onlarla savaşırım" Ebû Bekir deve ile beraber onun bağını da alırdı. Sonra şu âyeti okudu: "Muhammed ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler/peygamberler gelmişti" (Âl-i İmrân 144) (İshâk)

Ben derim ki: Bu hadis mürseldir. Senedi hasendir. Kütüb-i Sitte müellifleri hadisin aslını muttasıl bir senetle nakletmişlerdir. Bunu burada yalnız "Ebû Bekir, deve ile beraber onun bağını da alırdı" ilavesinden dolayı naklettim. Çünkü bu, o meşhur hadisi "keçi yavrusu {anâkan)" sözcüğüyle nakledenlerin aksine, "diz bağı {ıkâ(en)" sözcüğüyle rivayet edenlerin rivayetini teyit etmektedir.

821. Yahya'nın bildirdiğine göre Ebû Bekir es-Sıddîk dinden dönenler (mürtetler) konusunda Hz. Ali ile istişare etti. Hz. Ali: "Muhakkak ki Allah namaz ile zekâtı birleştirmiştir. Ben bunların arasının ayrılmaması gerektiğini düşünüyorum" demiştir. Ebû Bekir de onun gibi düşündüğünü ifade etmiştir. (Müsedded). Müsedded demiştir ki: Ikâl, zekâta konu develerden yüz devedir."

 

Zekât Mallarının En Değerlisini Almaktan Ve Zekât Hakkı Konusunda Haddi Aşmaktan Men

 

822. el-Kâsım b. Muhammed'in bildirdiğine göre Hz. Ömer'in yanından zekât davarlarından bir koyun sürüsü geçti. Sürü içinde iri göğüslü bir koyun vardı. Onu görünce: "Sanmıyorum ki, bunu gönül rızasıyla vermiş olsunlar. Müslümanların mallarının en değerlilerini alıp da insanları fitneye sevk etmeyin. Yiyecek maddelerinden uzak durun" dedi. (Müsedded) [47]

823. es-Sunâbih el-Ahmesî'nin bildirdiğine göre ResûluUah (sallalbhu aleyhi vesdlem) zekât malları arasında güzel bir nâka/dişi deve gördü ve: "Onu alam Allah kahretsin!" buyurdu. O kişi (zekat memuru) : "Ey Allah'ın Resulü, ben onu küçük develerden iki deveye karşılık aldım" deyince Allah Resulü: "O zaman ne iyi yapmışsın!" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [48]

824. Ebu'n-Nadr (Temîm oğullarından bir şeyhten bahisle) şöyle dediğini nakletmiştir: Haccac b. Yusuf zamanında bir şeyh Basra mescidinde gelip yanıma oturdu. Elinde asa ve bir sahife vardı. Bana: "Ey Abdullah (Allah'ın kulu)! Bu mektubun şu valiniz (arkadaşınız) nezdinde bana yaran olur mu?" diye sordu. Ben de: "Nedir o mektup" diye sordum. "Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) bizim için yazdığı bir mektuptur" dedi. "Size nasıl yazdı?" diye sordum. "Babamla birlikte Medine'ye girdim...." Babam dedi ki (Yani Talha'ya): "Zekâtlarımız toplanırken zulmedilmemesi için bize Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) bir mektup al!" O da: "Bu her Müslüman için geçerlidir" dedi, Biz: "Öyle olsa bile, (sen bizim için özel bir mektup al)" diye ısrar edince bizi alıp (Peygamber'in yanma) götürdü ve: "Ya Resûlallah! Bu ikisi, onlar için, zekâtları toplanırken kendilerine zulmedilmemesi yönünde bir mektup yazmanı istiyorlar" dedi. Resûlullah (saliallahu aleyhi vesellem)

Bu, her bir Müslüman için öyledir" buyurunca "Ya Resûlallah! Bu iki kişi yanlarında senden onlara has özel bir mektup bulunmasını istiyorlar" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu mektubu yazdı. Sence bu şu valiniz nezdinde bana bir yarar sağlar mı? Vallahi zekâtlarımız toplanırken bize haksızlık yapıldı.t Ben de: "Vallahi hiç zannetmiyorum" dedim. (Ebû Ya'lâ) [49]

 

Zekât Memurunu Memnun Etmeye Dair Emir ve "Zekâtını Veren Onu Verdiğinde Sorumluluktan Kurtulur. Ondan Sonra Günah, Onu Almayanadır" Açıklaması

 

825. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Size sevilmeyen bir (zekat) heyeti i) gelecektir. Yanınıza geldiklerinde onları hoşnutlukla karşılayın, istediklerini almakta serbest bırakın. Eğer adil davranırlarsa, kendileri lehlerine adil davranmış olurlar. Zulmederlerse de yine kendileri aleyhlerine zulmetmiş olurlar. Onları memnun edin. Zİra sizin zekâtınızın mükemmeliyeti, onların memnun katması ve size dua etmelerindedir." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [50]

826. Enes b. Mâlik demiştir ki: Temim oğullarından bir zat gelerek: "Ya Resulallah! Zekâtımı senin memuruna/elçine verdiğim zaman, bu Allah ve Resulü nezdinde benim sorumluluktan kurtulmam için yeterli midir? "diye sordu. O da: "Sen zekâttın benîm memuruma verdiğin zaman, onun sorumluluğundan kurtulur ve onun ecrini hak edersin. Günahı ise onu almayıp bırakanın üzerine olur" buyurdu. (el-Hâris) [51]

Zâhid b, Yerbû' bildiriyor: Ebû Hureyre'ye: "(Zekât memurları) geldiklerinde onlardan malımın iyisini saklayayım mı?" dedim. Şu cevabı verdi: "Hayır! Eğer gelirlerse onlara karşı gelme ve dönüp gittiklerinde ise arkalarından küfür etme! O zaman isyankâr durumuna düşmekle kalmayıp zalim olmayan birini taşlamış olursun. Şöyle dersin Hak (km) olan budur, hakkı al ve batılı birak! Şayet alırsa ne âlâ, eğer almayıp başkasını alırsa sabret, (memur ile seni) yüce Allah Kıyamet gününde Mizan'da bir araya getirecektir." (Müsedded) [52]

 

Zekâtı Vermede Acele Davranmanın Cevazı

 

827. Talha'nın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseikm) Abbâs b. Abdulmuttalib'in zekâtını iki sene öncesinden alırdı. (Ebû Ya'lâ) [53]

Ben derim ki: Yusuf b. Hâlid değersiz bir ravidir. Ama hadisin mutâbii vardır. Şöyle ki Bezzâr, hadisi başka bir yoldan Hasan el-Becelî kanalıyla Hakem'den naklettikten sonra demiştir ki: "Burada zikri geçen Hasan el-Becelî, İbn Umâre'dir. Bu hadisi, ondan başkasının naklettiğini bilmiyoruz."

 

Zekât Konusunda Malın (Parasal) Değerini Almanın Caiz Oluşu

 

828. Tavus demiştir ki: Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) Muâz'ı Yemen'e gönderdi. Muâz, buğday ve arpa zekâtına karşılık elbise alırdı. (el-Hârİs) [54]

 

Hâşim Oğulları ve Mevlalarına (Azatlılarına) Zekât Mallarının Haram Oluşu

 

829. Hz. Ali demiştir ki: Abbâs'a: "Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) seni zekât memuru olarak görevlendirmesini talep et!" dedim. Talep ettiğinde Resûlullah  (salkllahu aleyhi vesellern):   "Ben  seni  insanların  günahlarının  kirine memur tayin edemem " buyurdu. (İshâk ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [55]

830. îbn Rabfa b. el-Hâris b. Abdülmuttalib demiştir ki: Abdülmuttalib oğullan Abbâs'm yanma giderek "Bizim adımıza Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile konuş da bu ve benzeri hizmetleri insanlara verdiği gibi bize de versin" dediler. Onlar bu halde iken Hz. Ali b. Ebî Tâlib çıkageldi. Abbâs onu yanma çağırdı ve: "Kavmin ve amca oğulların toplandılar. Onlar için Allah Resulü (sallalMıu aleyhi vesellem) ile konuşsan da zekât toplama görevini onlara verse" dedi. Ali buna: "Kuşkusuz ki Allah size, ey Muttalib oğulları, insanların ellerinin kirlerini yedirmeyi kabul etmemiştir" diye yanıt verdi. Bunun üzerine Rabî'a b. el-Hâris: "Bırakın bunu. Size ondan fayda yoktur..." dedi (Hadisin devamını zikretti). (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [56]

831. îbn Abbâs demiştir ki: Nevfel b. e-Hâris iki oğlunu Allah'ın Peygamberine (sallallahu aleyhi vesellem) gönderdi, gönderirken de onlara şöyle tembihledi: "Amcanıza gidin. Belki sizi zekât memuru olarak görevlendirir de böylece belki bir şeyler elde edersiniz, evlenirsiniz." Giderlerken yolda Hz. Ali'ye rastladılar. Hz. Ali: "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu. Onlar konuyu anlatınca Hz. Ali: "Geri dönün!" dedi ve döndüler. Akşam olunca (babalan) Resûhıllah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gitmelerini söyledi. Kapının önüne geldiklerinde içeri girmek için izin istediler. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Âişe'ye: "Örtünü üzerine al, amcamın oğlu geldi" buyurdu. İhtiyaçlarım Allah'ın Peygamber'ine (sallallahualeyhiveseîlem) arz ettiler. Bunun üzerine Allah'ın Nebî'si (sallallahu aleyhi vesellem) onlara şöyle buyurdu: "Siz Ehl-İ Beyt'e zekât mallarından hiçbir şey helal değildir. Zekât, ellerin kiridir. Sizin için humus (ganimetlerin beşte bir) payı vardır. Humusta size yetecek veya sizi zengin kılacak kadar mal vardır. " (Müsedded) [57]

832. Ruşeyd b. Mâlik Ebû Umeyra demiştir ki: Bir gün Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanında oturuyordum. Derken bir adam bir tabak hurma getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi veseHem): "Bu nedir? Zekât mı, yoksa hediye mi?1' diye sordu. Adam: "Zekât" deyince, onu yanındakilere verdi. Hasan da önünde toprak üzerinde oynuyordu, Eline bir hurma alıp ağzına götürdü. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bunu gördü ve hemen parmağını çocuğun ağzına sokarak hurmayı çıkarıp attı ve: "Biz Muhammed ailesi zekât malı yemeyi:." buyurdu. (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [58]

833. İbn Abbâs demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Erkam b. e. Erkam'ı bazı zekât malları için gönderdi. O da Ebû Râfi'ye uğradı. Sonra (Ebû Rafı') gelip Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) bunu anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Ey Ebû Rafı'! Zekât, Muhammed'e ve Muhammed ailesine haramdır. Muhakkak ki bir kavmin mevlası/azathsı da onlardandır" buyurdu. (Ebû Yala) [59]

834. Atâ b. es-Sâib demiştir ki: (Ali b. Ebî Talib'in kızı) Ümmü Külsüm'e gittim, yanma girdim. Evde lifle doldurulmuş sağlam bir divan, bir yastık ve bir de asılı kırba vardı. Ben (hayretle onlara) bakmaya başlayınca dedi ki: "Neye bakıyorsun? Allah'ın bereketi bize yetmektedir. Hz. Peygamber'in veya Ali'nin sadakasından başka malımız olmasa bile bu bize yeter." Dedim ki: "Yanımda bir kaç dirhem var. Selman bunları Rukayye isminde bir azatlı cariyesine vasiyet etti." "Onu tanımıyorum" dedi. "Öyleyse sen al!" dedim. "Bunun zekât olmasından korkarım. Bize zekât helal değildir. Fakat git, onu tasadduk et!" dedi. Ben de: "Onu sen tasadduk et!" dedim. Ama reddetti. Sonra: "Dün gece Irak'tan bir torba nakit geldi. Ben kabul etmedim, geri çevirdim" dedi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [60]

 

Zekâtı Alınan Tarım Ürünleri

 

835. Ebû Bürde b. Ebî Musa'nın bildirdiğine göre Ebû Mûsâ ve Muâz insanlara dinlerini öğretmek üzere Yemen'e gönderildiklerinde yalnızca şu dört sınıf üründen zekât almışlardır: Buğday, arpa, (kuru) hurma ve kuru üzüm.[61] (EbûYa'lâ)

836. İbn Ömer'in naklettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem): "Suyunu yerin altından alan ya da dere suyu veya yağmur suyuyla sulanan ürünlerde onda bir zekât vardır. Deveyle sulanan ürünlerde ise yirmide bir zekât vardır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [62]

 

Ticaret Mallarının Zekâtı

 

837. Ebû Amr b. Himâs babasından, ki deri ve ok çantası satardı- şöyle dediğini nakletmiştir: Hz. Ömer bana: Malının zekâtını ver!" dedi. Ben: Malım   deri   ve   ok   çantalarından   ibarettir"   deyince   o   da:   "Değer   biç (Fiyatlandıry'di.[63] (Müsedded)

 

Zinet Eşyasının Zekâtı

 

838. Esmâ'dan    nakledildiğine    göre    o,    mücevherlerinin    zekâtını vermezmiş. (İshâk) [64]

839. İbrâhîm (en-Nehaî) demiştir ki: İbn Mes'ûd'un hanımı gelerek: "Ya Resûlallah! Benim biraz mücevherlerim var. Yanımda yetimler var. Mücevherlerimin zekâtını onlara harcayabilir miyim?" diye sordu. O da: "Evet" buyurdu. [65] (İshâk)

 

Devlet Başkanının Zekât Malına Tenezzül Etmemesi

 

840. İlbâ'nm yeğeninin (kardeşinin oğlu) Amr'm İlbâ'dan naklettiğine göre Hz. AH şöyle demiştir: Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanından zekât develeri geçti. Geçerken bir devenin sırtından bir kıl kopardı ve: Ben bu kıla, Müslümanlardan herhangi bir adamdan daha layık değilim" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ebû Ya'la, Ahmed b. Menî ve el-Hâris) [66]

 

Meyve Miktarlarının Tahminle Belirlenmesi

 

841. Sehl b. Ebî Hasme'nin bildirdiğine göre Hz. Ömer onu hurma ürününü tahmin için göndermiş ve: "Bir araziye vardığında ürün miktarını tahmin üzere belirle ve toprak sahiplerine yiyecekleri kadarını bırak" demiştir. (Müsedded)

Senedi sahih olup mevkuftur. Kütüb-i Sitîe müellifleri bu senetle Sehl'den, o da Hz, Peygamber'den (sallahualeyhiveseUem) nakletmiştir.

842. Rafı' b. Hadîc'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhivesellem) bir kavme/topluluğa bir zât göndererek hurma ürünlerini tahmin ettirdi. Sonra o topluluk Resûlullah'a (salkllahu alad ıi vesellem) gelerek: "Bize falan zat gelerek hurma ürünlerimizi tahmin etti" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Onu ben gönderdim. Benim nezdimde o hakikaten güvenilir bindir. Dilerseniz onun tahmin ettiği miktarı alırsınız. Dilerseniz, biz onu alıp, size iade ederiz" buyurunca: "Bu bir haktır. Gökler ve yer hak esası üzerine kurulmuştur" dediler. (el-Hâris)

 

Fakirlerden Kaçarak Gece Ürün Toplamaktan Men

 

843. Ali b. el-Hüseyin demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gece hasadı (ürün toplanmasını) ve hurma kesimini yasakladı.

(Müsedded, Ahmed b. Menî ve el-Hâris)

 

Öncelikle Aile Fertlerinin Nafakasını Sağlamak

 

844. Abdullah (b. Mes'ûd')un bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah sana bir mal verirse, harcamaya Önce bakmakla  yükümlü  olduklarından   başla.   Sonra fazlasından   infakta  bulun.

Böylece kendi ihtiyacını karşılamandan ötürü kınanmazsın ve kendine infaktan aciz kalmazsın [67] (İshâk)

845. Atâ b. Ebî Rebâh demiştir ki: Ebû Hureyre'nin bu Beyt(ullah)ı tavaf edip, "Ancak çoluk çocuğun nafakasından fazlasından sadaka verilir" diye seslendiğini işittim. [68] (Müsedded)

 

Rızkı Helal Yollardan Aramak

 

846. Abdullah b. Mes'ûd'ım naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sizi cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak olan şey, ancak benim emrettiklerim(e uymakjdir. Sizi cennetten uzaklaştıracak ve cehenneme yaklaştıracak olan şey de benim yasakladıklanm(ı işlemekjdır. Zira emin ruh (Cebrail) kalbime şöyle ilham etti: Allah ölümlü her canlının rızkını yazmıştır. Buna göre Allah'tan sakının ve rızkınızı güzel yollarla arayın. Rızkın gecikmesi sizi, onu günah yollarla aramaya itmesin. Zira Allah nezdinde olan şeye ancak ona itaatle ulaşılır"

Senedinde kopukluk vardır. {İshâk)

847. Câbir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizden öyle kimseler var ki, bana gelip, yardım ister, ona bir şeyler veririm. Sonra kucağında ancak ateş taşıyarak kalkıp gider" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [69]

848. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Muhakkak kî Allah rızkı ihtiyaç, sabrı da musibet miktarınca indirir" buyurmuştur. (el-Hâris)

849. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Muhakkak ki Allah kuluna, onun için yazdığı rızkı verir. Öyleyse rızkı meşru yollardan arayın; helal olanı alın, haram olanı bırakın" buyurmuştur. {Ebû Ya'lâ) [70]

 

İhtiyaç Sahibi Olmayana Dilenme Yasağı

 

850. Hakim b. Kays b. Âsım'ın bildirdiğine göre babası (Kays) ölümünde oğullarına şöyle vasiyet etmiştir: "Size Allah'tan sakınmayı vasiyet ediyorum...." Hadisin devamında şu cümleler geçmiştir: "Sakın dilenmeyin. Zira dilenmek kişinin kazancının sonudur (son çaresidir).[71] (Müsedded)

851. Kays b. Asım'dan nakledilmiştir.....Hadiste şu cümleler yer almıştır:

"Sakın dilenmeyin. Zira dilenmek, kişinin kazancının sonudur. Üstelik insan onurunu bir tarafa bırakmadan asla dilencilik yapamaz. [72] (Ebû Ya'lâ)

852. Âişe demiştir ki: Ben Resûlullah'ı (sanallahualeylıivesellem): "Sadaka hangi mala karışırsa, mutlaka onu bozar" buyururken işittim. (el-Humeydî, ibn Ebî Ömer ve Bezzâr) [73]

Humeydî tarafından nakledilen hadisin sonunda da şöyle geçmiştir: "Malından sadaka/zekât vermek sana farz olmuştur. Ama sen onu biriktirip zekâtını vermezsin. Böylece haram, helal kazancı da yok eder." Bu, haberden kastedilen mânânın açıklaması olup benim anladığıma göre Humeydî'ye ait bir sözdür. Bununla birlikte ondan önceki ravilerden birine de ait olabilir. Haberin açıklaması şöyle de yapılabilir: Kişi zengin olduğu halde zekâtı alıp kendi malına katar. Böylece malını yok eder. Bu İmam Ahmed'in açıklamasıdır. Bölümün sonundaki nakilde ben bunu esas aldım.

 

Malda Zekât Dışında da Hak Olduğunu Söyleyen Görüş

 

853. Ebû Kabîl demiştir ki: Mâlik b. Abdullah'ın Ebû Zer'den bahisle şöyle anlattığını işittim: Ebû Zer gidip Hz. Osman'ın yanma girmek için izin istedi. Osman: "İzin vermeyin!" dedi. Tekrar izin isteyince Ka'b: "Ona izin ver, Allah seni ıslah etsin!" dedi. Bunun üzerine izin verdi. Elinde bir asa vardı. Osman: "Ey Ka'b! Abdurrahman (b. Avf) geride bir miktar mal bırakarak vefat etti. Bu konuda ne dersin?" diye sordu. Ka'b buna: "Bu, Allah'ın hakkı ödendikten sonra Allah'ın ihsan ettiği lütfudur. Bir şey ödemesi gerekmez" diye cevap verince Ebû Zer, asasını kaldırıp Ka'b'a vurdu ve: "Yalan söyledin. Ben Resûlullah'ı (salkliahu aleybi vesellem) Keşke şu dağ kadar altınım olsaydı da geride hiçbir şey bırakmaksızın hepsini infak etseydim ve bu benden kabul edilseydi buyururken işittim, (üç kere) "Allah aşkına söyle Osman, sen de duydun mu?" dedi. "Evet" deyince Ka'b'a: "Ey Ka'b! Gördün mü!" dedi.

Ka'b: "Ben size söylediğim sözleri Tevrat'ta da görmekteyim" deyince, Ebû Zer: "Aziz ve celil olan Allah: Allah dilediğini imha eder.[74] buyurmuştur. Yüce Allah onu (Tevrat'taki bu hükmü) imha etmiştir" dedi. Bunun üzerine Ka'b buna: "Öyleyse Yüce Allah'tan af dilerim" diye karşılık verdi. (Ebû Ya'lâ)

Ben derim ki: Kıssa kısmı ve Osman'ın onu duyduğuna dair sözü hariç, "Keşke şu dağ kadar altınım olsaydı..." hadisi Sahîtite geçmektedir.

 

Dilenmekten Men

 

854. Hişâm'm babasından naklettiğine göre Resûlullah (salMahu aleyhi veselkm) Hakîm b. Hizâm'a, ashabına verdiklerinin altında ata (bağış) verdi. Bunun üzerine Hakîm: "Ya Resûlallah! İnsanlar arasında yalnız bana kısacağını zannetmezdim" deyince, daha verdi. Daha fazlasını istedi, ResûluUah verdi. Nihayet razı oldu ve: "Ey Allah'ın Resulü! Hangi bağışın daha hayırlıdır?" diye sordu.  buyurdu. Hadisin tamamı Scıhihayn'da geçmektedir. Onu burada yalnız "Hangi bağışın daha hayırlıdır?" ilave sözü sebebiyle zikrettim. (İshâk)

855. Hakîm b. Hizâm'ın bildirdiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi vedian) şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizin iplerini alıp dağa çıkması ve bir yük odun sarması, sonra pazara giderek onu satıp parasını yemesi, bir adama gidip dilenmesinden daha hayırlıdır. Adam ya verir, ya reddeder. " (İshâk)

Hadisi bu şekliyle İshâk, Ebû Muâviye'den nakletmiş, Ahmed b. Ebi'l-Havârî de Ebû Muâviye'den nakliyle ona mutabaat etmiştir. Bu senet sahihtir. Diğer yandan Vekî ve birden fazla kimse bunu Hişâm'dan, o da babasından, o da Zübeyr b. el-Avvâm'dan nakletmiştir. Bu tarikle hadisi Buhârî nakletmiştir.

 

Dilenmekten Sakındırmak Ve Vermenin (Bağış Yapmanın) Fazileti

 

856. Abdurrahman b. Harmele demiştir ki: Bana Cüzam kabilesinden bir adam, Adî isminde kendilerinden bir zattan naklen bildirdi ki, onunla iki hanımı arasında.....(kavga olmuş). O da onlardan birine taş atarak öldürmüş.

Sonra hayvanına atlayarak Tebuk'ta bulunan Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gitmiş ve ona, öldürülen kadının durumunu sormuş. Resûmllah (sallallahualeyhiveseüem): "Varisine diyetini ödemen gerekir" buyurmuş. Adî dedi ki: Allah Resûlü'nün (salMlahu aleyhi vesellem) burnu kesik, kızıl devesinin sırtında şöyle buyurmasını şu an görür gibiyim: "Ey insanlar bilin ki, eller üç türdür: Biri Allah'ın eli ki, bu en üstün olanıdır. Sonra ortada verenin eli gelir. Sonra da en altta, alanın eli gelir. Öyleyse odun demetleri satarak da olsa dilenmekten sakının." Sonra ellerini kaldırarak "Allattım, tebliğ ettim mi?" diye niyaz etti. (Ebû Ya'lâ) [75]

857. Salim b. Ebi'l-Ca'd'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Zengine sadaka helal olmadığı gibi (çalışabilecek durumda olan) gücü kuvveti yerinde sağlam ve sağlıklı kimseye de helal değildir" buyurmuştur. (Müsedded) [76]

Câbir'in bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Aranızdan bana gelerek bir şey isteyip te benim verdiğimi alıp giden kişi, kucağındakini cehenneme taşımaktadır. " (Müsedded)

858. Hasan b. Sa'd'ın babasından naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Elli dirheme veya bunun değerinde altına sahip olan kimsenin sadaka alması helal olmaz" buyurmuştur. (Müsedded)

Hibbân b. Bulı es-Suddâî'nin hadisi Peygamberlik alâmetlerine dair bahiste gelecektir. [77]

859. İbn Cünâde'nin [78] ki Hz. Peygamber'le (sallallahu aleyhi vesellem) birlikte Veda haccına katılmıştı- bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Fakir olmadığı halde dilenen kimse, ancak (midesine) kor yer" buyurmuştur. (el-Hâris) [79]

860. Esma binti Ebû Bekir'in bildirdiğine göre o, kızlarına: "Sadaka veriniz. Bunun için ihtiyaç fazlası mal beklemeyiniz. Zira sizler ihtiyaç fazlası mal beklerseniz, onu bulamazsınız. Ama sadaka verirseniz, onun da eksikliğini hissetmezsiniz" (İshâk)

 

Sâ'ın Miktarı

 

861. es-Sâib b. Yezîd demiştir ki: "O gün onların kullandıkları sâ\ bir müd ve 1/3 müd kadardır...." Senedi sahihtir. Aslı Nesâî'de geçmektedir.[80] (İshâk)

862. Ebu'l-Esved'in [81] bildirdiğine göre Esma derdi ki: "Bizler Resûlullah (saflallahu aleyhi vesellem) zamanında fitır sadakasını insanların alış verişte kullandıkları müdle verirdik." {el-Hâris) [82]

863. Mücâhid   demiştir  ki:   "Ûkiyye   40,   Neşş,   20,   Nevat   da   5'dir. (Müsedded)

 

Zekâtı Bütün Sınıflara Teşmil Etmek

 

864. Abdullah b. Abdurrahman'ın bildirdiğine göre Hz. Ömer Dımaşk (Şam) Câbiye'sine geldiğinde orada bir hutbe irat etti.... Hadisin devamında şu sözleri geçmiştir: "Dikkat ediniz. Ben bu yerimden ayrılır ayrılmaz, kimin zekât almaya hakkı varsa, yanıma gelsin." Onunla birlikte bulunanlardan yalnız iki adam geldi ve onlara zekât verilmesini emretti ve verildi. Sonra bir adam kalkarak: "Allah müminlerin emirini ıslah etsin. Bu varlıklı zengin, o zekâta bu namuslu (dilenmekten sakınan) fakirden daha layık değildir?" dedi. Ömer de. "Yazıklar olsun sana! Biz onları nasıl bilebiliriz ki?" diye arşıîık verdi. [83]

 

Zekât Vermeye Teşvik

 

865. Ka'b (el-Ahbâr) demiştir ki: "Bir kulun Allah katında değeri ne kadar olursa, karşılaştığı bela ve musibetler de o kadar artar. Kul, malının zekâtını verdiğinde malı eksilmeyeceği gibi zekâtını vermediğinde de artmaz. Kim de hırsızlık yaparsa, çaldığı rnal rızkından kesilir." (el-Hâris) [84]

 

Tasadduk Ederken Başkasından Yardım İstememenin Müstehap Oluşu

 

Konuyla ilgili Âişe hadisi Abdest bölümünün başlarında geçmişti.

 

Zekât Develerini Binit Hayvanı Olarak Kullanmak

 

866. Muhammed (b. Sîrîn)'in bildirdiğine göre Hz. Ömer, bir adama develerini sordu. Adam, onların cılız ve yaralı olduğunu anlatınca Ömer: "Ama ben onların tavlı ve semiz olduklarını zannediyorum" dedi. Bu şekilde geçip gitti. Sonra Hz. Ömer ona, develerini şöyle şiir okuyarak sürerken rastladı:

Allan aama yemin ederim ki, Ebû Hajs Ömer,

Develerimde yara da yoktur bere de,

Ananım, yapmışsa eğer bir kusur, onu bağışla.

Bunu duyan Ömer: "Bu nedir?" dedi. O da: "Müminlerin emiri bana develerimin durumunu sordu ve kendisine onların ne halde olduklarını anlattım. Meğer onların tavlı ve semiz olduklarını zannedermiş. Onlar gördüğün gibidir" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben müminlerin emiri Ömer'im. Şu şu yerde bana gel" buyurdu. Adam gelince emir verdi, develeri alındı. Onların yerine ona zekât develerinden verdi. (el-Hârİs) [85]

 

Fıtır Sadakası

 

867. Fâtıma'nın bildirdiğine göre Esma (binti ebî Bekir), ailesinden geçimini karşıladığı küçük büyük, hazır bulunan ve bulunmayan herkes adına fıtır sadakası verirmiş. (İshâk)

 

Mal Biriktirmekten Sakındırmak

 

868. Ebû Miclez demiştir ki: Kalkıp hutbe irat etti {Hz. Peygamber'i kastediyor) ve hutbesinde şöyle buyurdu: Mal biriktirenler helak oldular. Ama onlar için üzülmüyorum. Fakat asıl onların ilişkili oldukları kimselere üzülüyorum," Biraz sonra hutbeden indi. İnsanlar ona sormaktan çekindiler ve (kendi kendilerine) "Acaba kimleri kastetti?" diye sordular. Sonra: "Bizce bunlar, bizden sonra gelecek bir kavimdir ki, onlar bu malları yığarlar, onu elde etmek için kan dökerler. [86] (İshâk)

Ben derim ki: Mahfuz olan, bu hutbenin İbn Mes'ûd'a ait olduğudur.

869. İbn Büreyde'nin babasından naklettiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhiveellem): "Zekâtı esirgeyen hiç bir kavim yoktur ki, Allah onlardan yağmuru kesmiş olmasın " buyurdu.[87] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) er-Rûyânî demiştir ki: Bize Muhammed b. İshâk nakletti. Dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ bu senetle nakletti, fakat "yağmur onlardan kesilmiş olmasın " şeklinde fiili edilgen sıygayla zikretti.

870. Ebû Ya'lâ el-Mevsılî demiştir ki: Bize Züheyr nakletti. Dedi ki: Bize Ubeydullah bu senetle nakletti. Bu rivayet daha tamdır.

871. Sevbân, Hz. Peygamber'in {sallaUahu akyhi vesellem) şöyle buyurduğunu nakletti: "Kim kendisinden sonra geride kenz (zekâtı ödenmemiş hazine) bırakırsa, kıyamet günü karşısına her iki gözünün de üstünde kara bir nokta bulunan dazlak bir yılan/ejderha çıkar ve peşine düşer. O kişi: Sen kimsin? diye sorduğunda Ben senin geride bıraktığın kenzinim/zekâtı ödenmemiş hazinenim der. Sonra yılan onu kovalamaya devam eder. Sonunda elini kapıp kıtır kıtır yer. Sonra vücudunun diğer bölgelerine geçer." (Bezzâr)

Bezzar: "Hadisin Sevban'a ulaşan bundan başka tarikim bilmiyoruz" demiştir. [88]

 

Sadaka Vermeye Teşvik ve Sadakanın Fazileti

 

872. Ömer b. el-Hattâb demiştir ki: "Bana anlatıldığına göre, ameller birbirine karşı övünürler ve sadaka: <Ben en üstününüzüm der." Devamla Ömer demiştir ki: "Hangi Müslüman kişi malından iki çift tasadduk ederse, muhakkak cennet bekçileri onu karşılamak için yarışırlar.[89] (İshâk)

873. Avf b. Mâlik'in bildirdiğine göre Ebû Zer, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi

vesellem) önüne oturdu.. Bir öncekinin benzeri olan hadiste şöyle geçmiştir:

Ya Resûlallah! Sadaka ne demektir?" dedim. "Kat kat sevap demektir. Allah katında daha fazlası da vardır" buyurdu. "Ya Resûlallah! Hangi sadaka daha üstündür?" diye sordum. "Fakire yardım etmek veya fakire gizlice vermektir" buyurdu.[90] (İshâk)

874. Kesîr b. Abdullah b. Amr b. Avfın dedesinden naklettiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem); "Kuşkusuz Müslüman kişinin verdiği sadaka, Ömrü uzatır, kötü ölümü savar ve onunla Allah kibirlenme ve övünme duygularını yok eder" buyurmuştur.[91] (İshâk)

875. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Şüphesiz ki sadaka ve sda-İ rahim (akrabalık ilişkilerini sürdürmek) sayesinde Allah ömrü uzatır, kötü ölümü savar ve sakıncalı ve istenmeyen (kötü) halleri defeder [92] (Ebû Yala)

876. Ebu'd-Derda demiştir ki: Resûlullah'ı (salkllahu aleyhi veellem) şöyle buyururken işittim: "Kim Allah yolunda malından iki çift ınfakta bulunursa, Cennet bekçileri onu, cennetin dilediği kapısından girmesi için davet ederler (Ahmed b. Menf)

877. Kays b. Âsim demiştir ki: Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gittim. Yaklaştığımda: "Bu, Bedevilerin (Ehl-i Veber'in) efendisidir" buyurduğunu işittim. Sonra selam verip oturdum ve: "Ya Resûlallah! Hangi malda bana gelen misafir ya da sayıları fazla olan jçoluk çoluk için bana bir sorumluluk olmaz?" diye sordum. Şöyle buyurdu: "Kırk deve ne hoş maldır. En fazlası altmış olmalıdır. İki yüz deveye sahip olanlara yazıklar olsun. Fakat darlıkta da bollukta da hakkını veren, binek olarak Ödünç veren, erkeğini üzerine salan, sütü bol olanı hibe eden, semizini boğazlayan, kanatkâr dilenciye de dilenmeyen fakire de yediren bundan müstesnadır. "

Ya Resûlallah! Ne üstün ahlaki erdemlerdir bunlar! Korkarım ki, develerimin çokluğundan benim bulunduğum vadiye (başkası) sığmaz" dedim. "Sen menîha (devenin sütü ve yavrusunu başkasına vermek) konusunda ne yapıyorsun?" diye sordu. "Her yıl yüz deveyi menîha olarak veriyorum" dedim. "Âriye konusunda ne yapıyorsun?" diye sordu. "Develer sabahtan çıkıyor. İnsanlar da çıkıyorlar. Kim hangi devenin başından tutmuşsa, onu alıp gidiyor" dedim. "Peki ödünç verilen develer konusunda ne yapıyorsun? diye sordu. "Ben zayıf erkek deve ile yaşlı dişi deveyi ödünç veririm" dedim. "Kendi malını mı daha çok seversin, yoksa mevlantn (azatlının) malını mı?" diye sordu. "Elbette kendi malımı" dedim. "Senin malından yalnız yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya verip gönderdiğin sana aittir. Geri kalanı ise ınevlanındır" buyurdu. "Mevlamm mı?" dedim. "Evet. Mevlamn" buyurdu. Ben de: "Madem öyle, vallahi, eğer malım kalırsa, pahalısından az bırakacağım" dedim. Hasan demiştir ki: "Allah rahmet eylesin! Öyle de yapmıştır.[93] {Ebû Ya'lâ).

 

Sadakanın Fazileti

 

878. Sa'd dedi ki: "Ya Resûlallah, bana bir sadaka emret!" O da: "Su dağıt!" buyurdu. Hasan (el-Basrî) demiştir ki: Bunun üzerine iki su dağıtım merkezi kurdu. Ben henüz çocuktum, aralarında koşup dururdum. (Müsedded)

879. Ebû Berze anlatmaktadır: Peygamber'in (saMlahu aleyhi vesellem) dokuz hanımı vardı. Bir gün: "Sizin en hayırlınız, elleri en uzun olanınızdır" buyurdu. Bunun üzerine her biri elini duvarın üzerine koyup uzunluğunu ölçmek isteyince Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem): "Ben bunu kastetmedim. Fakat elleri en fazla hayır yapanı kastettim" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [94]

Ukbe b. Ebî Mu'ayt'm kızı Ümmü Külsüm anlatmaktadır: Ben Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "En üstün sadaka, düşmanlık yapan akrabaya yapılan iyiliktir." (el-Humeydî) [95]

881. Huzeyfe demiştir ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) göğsüme doğru yaslanıyordu ve: "Kim Allah rızasını gözeterek bir sadaka verir ve ömrünü bu şekilde tamamlarsa, cennete girer" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [96]

882. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs birlikte naklediyorlar: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize hutbe irat etti..... Hadisin devam eden sözlerinde şunlar geçmektedir: "Kim bir sadaka verirse, Allah o kimseye onun her bir zerresine karşılık Uhud dağı kadar cennet nimeti verir. Kim o sadakayı Müslümanlara götürürse, kendisine, attığı her adıma karşılık eksiksiz o kadar mükafat verilir. Sakınan ve iyi davranışlarda bulunanlar için Allah katındaki daha hayırlı ve daha kalıcıdır." (el-Hârİs)

Hadis, uydurmadır.

883. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) şöyle buyurmuştur: "Hangi Müslüman Allah yolunda iki çift mal sadaka verirse, mutlaka melekler ellerinde reyhanlarla (güzel kokulu çiçeklerle) cennetin kapısında onu sağa sola çekerek Ey Allah 'in kulu.1 Ey Falan kimse! Gel, burası daha hayırlıdır derler. " (Müsedded)

884. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallailahu aleyhi vesellan), yanında Ebû Bekir'in oturduğu bir sırada şöyle buyurmuştur: "Hangi Müslüman Allah yolunda bir infakta bulunursa, mutlaka kıyamet günü melekler yanlarında reyhanla cennetin kapısında; Ey Allah'ın kulu! Ey Falan! Gel, burası daha hayırlıdır diyerek karşılarlar." Bunu duyan Ebû Bekir: "Ya Resûlallah, o zaman bu adamın malı hiç telef olmaz?" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Ben senin onlardan olacağını ummaktayım" buyurdu. (Ibn Ebî Ömer) [97]

884b. Abdullah b. Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûluîlah (sallallahu aleyhi vesellem): "Her sabah bir münadi gökten şöyle seslenir: Allahım! İnfakta bulunan her kişiye halef ver/verdiğini telafi et, cimrilik yapan her kişiye de telef ver (malım telef et). Ey iyilik arayan kişi gel! Ey kötülük arayan kişi sen ise uzak dur!" (Ebû Yala) [98]

885. Tavus, İbn Abbâs'dan, merfû (Hz. Peygamber'e ait) olduğunu belirttiği şu sözünü nakletmiştir: "Adem oğlunun vücudunda 360 sülâmât,[99] kemik veya mafsal bulunmaktadır. Bunların her biri için her gün sadaka vermek gerekir. " Yine demiştir ki: "Kişinin söyleyeceği tatlı bir söz, sadakadır. Yolda gelip geçenlere sıkıntı veren maddeleri kaldırmak ta sadakadır. " (Müsedded) [100]

Ebû Ya'lâ der ki: Bize Ebû Ma'mer el-Katîî, Ebu'l-Ahvas'dar, o da Simak'tan, o da İkrime'den, o da İbn Abbâs'dan benzerini rivayet etmiştir.

886. el-Velîd b. Ebî Sevr, Simak'tan aynı senetle nakletmiştir. Fakat sözleri şöyledir: 'İnsan vücudunda bulunan nişanlı her uzuv İçin namaz kılmak gerekir. (Bilin ki) Siz.den birinin namaza gitmek için attığı her adım bir namazdır. Zayıf kimsenin yükünü taşımak bir namazdır. [101] (Ebû Ya'lâ)

887. Enes b, Mâlik anlatmaktadır: Temim oğullarından bir adam Resûlullah'a (saMlahu aleyhi vesellem) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Benim çok malım var. Ailem ve yurtlarım/topraklarım var. Bana nasıl infakta bulunacağımı, ne yapacağımı söyle?" dedi. Allah Resulü de (salîallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Malının zekâtını verirsin. Bu, seni paklayan bir arınmadır. Akrabalarınla ilişkilerini devam ettirirsin. Dilencinin, komşunun, yoksulun hakkını tanırsın." Sonra: "Yakın akrabaya hakkını ver.[102] âyetini okudu.[103] (el-Hâris)

888. Âişe'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Ey Âişe! İnfakta bulun, kısma! Sonra sana da (nzık) kısılır" buyurmuştur.[104] (el-Hâris)

889.  İbn  Abbâs'm  bildirdiğine  göre  Peygamber  (sallallahu aleyhi vesellem): "Yarım hurma ile de olsa ateşten korununuz" buyurmuştur.[105] (Ebû Ya'lâ)

890. Ebû Bekir es-Sıddîk demiştir ki: Allah Resûlü'nü (saîlallahu aleyhi vesellen) minberde şöyle buyururken işittim: "Yarım hurma ile de olsa cehennemden korununuz. Zira o eğriliği doğrultur, kötü ölümü savar ve açı da tok gibi yapar. " (EbÛ Ya'lâ} [106]

891.  Âişe  demiştir  ki:   "Beytullah'a  bin deve  hediye  etmektense  şu yüzüğümü bir yoksula tasadduk ederim. Bu, daha iyidir. [107] (Müsedded)

892. el-Mikdâd b. el-Esved demiştir ki: Hz. Peygamber'e (sallaîlahu aleyhi vesellem): "Senden duyduğum bir hususta tereddüt ettim" dedim. Buyurdular ki: "Sizden biriniz bir konuda şüphe ederse, onu bana sorsun. "

"Senin eşlerin hakkında söylediğin Ben, benden sonra onlar için sıddîkler çıkacağını   umuyorum   sözünüz   hakkında   tereddüt   ettim"   dedim.   "Siz sıddîkler sözünden ne anlıyorsunuz" diye sordu. Biz de: "küçük yaşta ölen çocuklarımızı" dedik. "Hayır, onlar değil. Asıl sıddîkler, bağış yapanlardır" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [108]

893. Huzeyfe'nin bildirdiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur: "Dikkat ediniz! Öyle bir zamanda yaşayacaksınız ki,...zengin kimse infakta bulunmamak için elini ısırır. Oysa ki Allah: Her neyi infak ederseniz (hayra harcarsanız) O, onun yerine başkasını verir. Hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır [109] buyurmaktadır. " {Ebû Yala}

el-Kâsım der ki: Abdurrahman b. e. Bekir öldüğünde (kız kardeşi olan) Hz. Âişe, kendine ait bir köleyi onun adına tasadduk etti. (Müsedded)

 

Sadaka Sevabının Ölüye Ulaşması

 

894. Havle binti Kays -Hamza b. Abdulmuttalib'in nikahında idi- şöyle anlatmaktadır: Dedim ki: "Ya Resûlallah! Bildiğin gibi bizler muhtaç durumdaydık. Sonra sizinle hısım olduk ve Allah sizinle hısım olmamız sayesinde   bize   bereket   verdi.   Annem   vefat   etti.   Onun   adına   bağışta bulunsam, bu ona fayda verir mi?" Allah Resulü (salkllahu aleyhi vesellem):  "Bir paça bağışlasan bile bunun ona faydası dokunur" buyurdu, (ishâk)

Hadis munkandır.

 

İyilik Yapmaya ve Muhtaca Yardım Etmeğe Teşvik

 

895. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallailahu aleyhi vesellem): "Sizden birinizin zengin ya da fakire yaptığı her iyilik bir sadaka değerindedir" buyurmuştur. (Ahmed b. Men?') [110]

896. İbn Ömer'in bildirdiğine göre ResûluUah (sallailahu aleyhi vesellem) ashabına: "İnsanların hangisi daha hayırlıdır?" diye sordu. "Ya Resûlallah! Malını ve canını feda eden kimsedir" dediler. Bunun üzerine ResûluUah {sallailahu aleyhi vesellem): "Bu ne iyi insandır. Onun dengi yoktur. Fakat insanların en faziletlisi, cehdini/gayretini bağışlayan kimsedir" buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [111]

897. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bütün mahlukat Allah 'in çocuklarıdır. İçlerinde Allah nezdinde en üstün olanları ise, O'nun çocuklarına en yararlı olanlarıdır" buyurmuştur. (el-Hârİs) [112] Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bize Ebû Rabî ez-Zehrânî ve Ebû Yâsir, Yûsuftan naklettiler. Ben derim ki: Oldukça zayıf bir ravi olan Yûsuf, bunu tek başına nakletmiştir.                                                                                                

898. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacım karşılamaya giderse, onun için hareket ettiği noktaya dönünceye kadar attığı her adıma karşılık mutlaka bir İyilik yazdır. İhtiyacını giderdiğinde ise, annesinin onu doğurduğu gün gibi günahlarından kurudur. Bu hal üzere ölürse, hesapsız cennete girer. "

Abdürrahîm oldukça zayıftır. (Ebû Ya'lâ)

899. Yine Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim (dîn) kardeşinin bir ihtiyacını giderir ve ona iyilik yaparsa, Allah'ın cennet hizmetçilerini, ona hizmetle görevlendirmesini hak eder" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [113]

900. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim bir mümine iyilik eder ya da büyük veya küçük ihtiyaçlarından bir ihtiyacım görürse...." (hadisin devamını yukarıdaki gibi zikretti) (Ebû Ya'lâ) [114]

901. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bir muhtaca yardım ederse, Allah onun için yetmiş üç iyilik yazar. Bunlardan biriyle dünya ve âhiret işlerini düzeltir, yetmiş ikisiyle de derecesini artırır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [115]

902. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bir hayır işine Öncülük eden, onu fiilen yapan gibidir. Allah muhtaçların/darda kalanların yardımına koşulmasını sever" buyurmuştur.

Senedindeki Ziyâd b. Meymûn metruk bir ravidir. (EbÛ Ya'lâ) [116]

903. îbn Abbâs demiştir ki: Resûlullah'a (sallallahu aleyM vesellem); "İnsanların hangisi daha hayırlıdır?" diye sorulduğunda "İnsanlara en yararlı olanlarıdır" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [117]                                                  

904. Zeyd b. Sabit, Hz. Peygamber'den {sallallahu aleyhi vesellem) naklen demiştir ki: "Kul (din) kardeşinin ihtiyacını gördükçe, Allah da onun ihtiyacını görür." (Ebû Ya'lâ) [118]

 

Cimriliğin Yerilmesi

 

905. Ebû Salih, Hz. Peygamber'in {salkllahualeyhivesellem) eşlerinden birinden şöyle dediği nakledilmiştir: Bir adam Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) gelerek: "Ya Resûlallah! Bahçemde falan kimseye ait hurma ağacı bulunmaktadır. Söyle de onu bana ya satsın, ya da bağışlasın" dedi. Bunun Üzerine Peygamber (saMahu aleyhi vesellem) adama giderek: "Bunu yaparsan, sana ona karşılık cennette bir hurma ağacı verilecektir" dedi. Adam kabul etmedi ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) âğ; "Bu, insanların en cimrisidir" buyurdu.[119] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

 

Sözünde Durmak

 

906. el-Hasan (el-Basrî) bir kadından şöyle dediğini nakletmiştir: Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) bir şey istedim, ama, mümkün olmadı. Sonra kadın: "Ya Resûlallah! Bana söz ver!" dedi. O da: "Söz, hibedir" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [120]

 

Misafirin Ev Sahibine Güçlük Çıkarmaktan Menine Dair

 

907. Ebû Vâil demiştir ki: Bir arkadaşımla birlikte Selmân'm yanma gittim. Derken ekmek ve tuz getirdi. Arkadaşım: "Tuzumuza kekik katılması mümkün mü?" dedi. Bunun üzerine Selman ibriğini gönderdi ve ona karşılık kekik otu getirtti. Yedikten sonra arkadaşım: "Bizi, verdiği rızıkla kanaatkar eyleyen Allah'a  hamd  olsun"  dedi.  Selman da buna karşılık:  "Eğer sen kanaatkar olsaydın, şimdi ibriğim rehin/ipotekli olmazdı" dedi.[121] (Ebû Ya'lâ)

 

ORUÇ KİTABI

 

Ayın 29 Gün Çektiğine Dair

 

908. Osman    b.    Affân'm   Allah    Resûlü'nden    (sallallahu   aleyhi   vesellem) naklettiğine göre "Ay, 29 gün çeker. " (İshâk) [122]

 

Hilâli Görünce Oruç Tutulması

 

909. el-Hasan şöyle rivayet etmiştir: Abdullah b. Yezîd [123] Mevsim'de bir hutbe vererek şöyle dedi: Ey insanlar! Kuşkusuz bizler Muhammed'in ashabına yetiştik ve onlardan hadis dinledik. Onlar bize Allah Resûlü'nüh (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu naklettiler: "Hilâli gördüğünüz zaman oruç tutunuz. Yine onu (Hilâli) gördüğünüz zaman oruç tutmayı bırakınız (iftar ediniz). Şayet (hava kapalı olduğundan) hilali göremezseniz, sayıyı 30 güne tamamlayınız.   Eğer  İkİ  adil/dürüst kişi  (hilali  gördüklerine  dair)  şahitlik ederlerse, onların niyetiyle (Ramazan hilalini görtneleriyle) oruç Tutunuz, (Şaban hilalini görmeleriyle) oruç tutmayı bırakınız, (Kurban bayramında da) kurban(ı) kesiniz.[124] (el-Hâris)

 

Ramazan'dan Bir Ya Da İki Gün Önce Oruç Tutmanın Yasak Oluşu

 

910. îbn Abbâs nakletmiştir: Peygamber (saMahu aleyhi vesellem), kendisine "(Oruca) Erken başlayıp (Ramazan'a) bir iki gün eklesek mi?" diye sorulmasına öfkelendi. (el-Hâris) [125]

 

Oruç Veya Ramazan Gecesi Hilâli Gözetlemek İçin Akşam Namazının Geciktirilmesi

 

911. İbn Şihâb (ez-Zührî) demiştir ki: "Oruç tutmak veya orucu bırakmak için Ramazan hilalinin gözetlendiği gece sünnet olan, (müezzinin) akşam namazı için vaktinde ezan okuması, sonra hilal görününceye ya da görülmesinden iyice ümit kesilip bir kaç yıldız çıkıncaya kadar kameti ertelemesidir." (el-Hâris) [126]

 

Birbirini Takip Eden İki Ayırf Aynı Zamanda Tam (30 gün) Olmayacağına Dair

 

912. Semure'nin   naklettiğine   göre   Peygamber   (sallallahu aleyhi vesellem): "(Birbirini takip eden) İki ay altmış güne ulaşmaz" buyurmuştur.[127] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

913. Hz. Ali buyurdu ki: "Ay [128] vardır 30 gün çeker. Ay vardır 29 gün çeker" (Müsedded) [129]

914. Abdullah b.  Şeddâd ve îkrime'nin naklettiklerine göre Allah'ın Peygamber'i (sallallalıualeyhivesellem): "Ay 29 gün çeker" buyurmuştur. (el-Hâris} [130]

915. İbn Ebî Müleyke, Temim oğullarına mensup, yalancılıkla itham etmediğimiz bir zattan şöyle dediğini nakletmiştir: Âişe'ye: "îbn Ömer Allah Resulü (sallallahualeyhivesellem): Ay 29 gün çeker buyurdu, diyor" deim. Âişe bunu reddederek şöyle dedi: Allah, Ebû Abdurrahman'ı bağışlasın. O öyle değildir. Aksine Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Ay 29 gün de olur" buyurmuştur. (Ahmecl b. Meni') [131]

 

Hilalin Doğduğu Geceye Ait Olduğunun Alameti/Belirtisine Dair

 

916. İbn Ömer'in naklettiğine göre Resûl-i Ekrem (salîallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Eğer hilal şafak doğmadan önce batarsa, o, o geceye aittir. Şafak doğduktan sonra batarsa, iki geceye aittir" (Ebû Ya'lâ} [132]

 

Hilali Görünce Söylenecek Söz

 

917. Abbâd b. Ca'fer el-Mahzûmî'nin bildirdiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) hilali görünce (üç kere): "Seni yaratan (Allah)a inandım" derdi.[133] (Müsedded)

 

Oruca Başlarken Ve Orucu Bırakırken (İftar İçin) Bedevinin Şahitliğinin Kabulüne Dair

 

918. Rıb'î b. Hirâş'm naklettiğine göre iki bedevi Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanında Ramazan bayramı veya Kurban bayramı hilalini gördüklerine dair şahitlik ettiler. O da onların şahitliklerini geçerli saydı.

(el-Hâris) [134]

 

Orucun Faziletine Dair

 

919. Huzeyfe şöyle nakletmiştir: Peygamber (salkllahualeyhi veseüem) göğsüme yaslanıyordu. Şöyle buyurdu: "Kim Allah rızasını gözeterek bir gün oruç tutarsa, buna karşılık kendisine cennete giriş mührü vurulur. "

(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [135]

920. Amr b. Abese'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, cehennemden yüz yıllık mesafe kadar uzaklaştırılır. " (Abd b. Humeyd) [136]

921. Ebu'd-Derdâ'nın naklettiğine göre Resûlulîah (sallaliahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kini aziz ve cel.il olan Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Yüce Allah onunla cehennem arasına, genişliği yerle gök arası kadar olan bir hendek açar. [137] (el~Hârİs)

922. Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl bildiriyor: Allah Resûlü'nü (salkllahu aleyhi veseUem) Usâme b. Zeyd'e yönelerek şöyle buyururken işittim: "Usûme! Cennet yoluna gir. Sakın bu yola girmekte tereddüt etme!" Usâme: "Ey Allah'ın Resulü, bu yolu en hızlı biçimde almanın çaresi nedir?" diye sordu. Resûlullah (salkllahu aleyhi veseUem) de şöyle buyurdu: "Öğlen sıcaklarında susuzluk çekmek ve nefsi kadınlardan alınan hazzdan uzak tutmaktır. Usâme! Oruç tut, zira oruç, aziz ve celil olan Allah'a yaklaştırır. Allah katında oruçlunun ağız kokusundan daha hoş bir koku yoktur. O yemeyi, içmeyi sırf Allah için terk etmiştir. Bu sebeple eğer ölümün, sana karnın aç ve ciğerin susuzken gelmesini sağlayabileceksin, bunu yap. Zira sen böylece ahirette yüksek makamlar elde eder, peygamberlerle birlikte olursun. Ruhun onların yanına gidince, bundan sevinç duyarlar. Seçkinler sana dua ederler..." Hadisin devamında şu ifadeler yer almıştır: "Usâme! Şunu bil ki, kıyamet günü Allah'a en yakın olan İnsan, dünyada iken uzun müddet Üzüntü, susuzluk ve açlık çekendir. " (el-Hâris) [138] Rivayetin tamamı Zühd bölümünde gelecektir.

923. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûlullah (saüallahu aleyhi veseUem) şöyle buyurmuştur: "Eğer bir kimse bir gün nafile oruç tutsa, sonra kendisine yeryüzü dolusu altın verilse bile, hesap gününde [139] o amel İçin verilecek sevabı eksiksiz elde etmiş olamaz [140] (Ebû Ya'lâ)

924. Seleme b. Kayser'in rivayet ettiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah rızasını gözeterek bir gün foıç tutarsa, Allah onu, bir karganın yavru iken başlayıp yaşlı olarak ölmesine dek uçtuğu mesafe kadar cehennemden uzaklaştırır.[141] (Ebû Ya'lâ}

925. Sehl b. Muâz babasından şöyle dediğini nakletmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi -vesellem): "Kim Allah yolunda Ramazan haricînde bir gün nafile oruç tutarsa, o kimse, eğitimli koşu atının yürüyüşüyle yüz yıllık mesafe kadar cehennem ateşinden uzaklaştırılır" buyurdu.[142] (Ebû Ya'iâ)

926. Ebu'd-Derdâ'nm naklettiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur.[143] (Ebû Ya'lâ}

 

Ramazan Ayının Faziletine Dair

 

927. Selmân el-Fârisî nakletmektedir: Bize Allah Resulü (sallaîlahu aleyhi vesellem) Şaban ayının son günü bir hutbe irat ederek şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Üzerinize mübarek bir ayın gölgesi düşmüş bulunuyor. Onda bin aydan daha hayırlı bir gece saklıdır. Allah o ayda oruç tutmayı farz, gecesini ihya etmeyi nafile kılmıştır. Kim o ayda nafile bir ibadet yaparsa, başka aylarda farz ibadet yapmış gibi olur. Kim onda bir farzı yerine getirirse, yetmiş farzı yerine getirmiş gibi olur. O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. O, dayanışma ayıdır. Bu ayda müminin rızkı artar. Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bir köle azat etmiş gibi (sevap) kazanır ve günahları bağışlanır." Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden herkes oruçluya iftar verecek imkanı bulamaz ki?" Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allah bu sevabı bir oruçluya bir parça sulu süt veya bir kuru hurma veyahut bir içim su ile iftar ettirene verir. Kim bir oruçluyu doyurursa, onun günahları bağışlanır. Allah ona benim havzımdan içirir. Öyle ki, cennete girene kadar bir daha susamaz. Ayrıca o kişinin sevabı gibi sevap kazanır. Bundan dolayı diğerinin sevabından da bir şey eksilmez. Bu öyle bir aydır ki, başı rahmettir. Ortası mağfirettir. Sonu da

cehennemden kurtuluştur. Kim bu ayda kölesinin yükünü hafifletirse, Allah da onu cehennemden azat eder.[144] (el-Hâris)

928. Enes b. Mâlik der ki: Resûiullah'ı (sallallahu aleyhi vesellan) şöyle buyururken işittim: "İşte Ramazan ayı geldi. Bu ayda semanın kapıları açılır, cehennemin kapılan kapatılır ve şeytanlara prangaya vurulur. Ramazanı idrak edip de bağışlanmayan kimse, başka ne zaman bağışlanacaktır? " İsnadı zayıfta? [145] (Ebû Ya'lâ)"

929. Enes'in naklettiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan geldiğinde (üç kere): Sübhanalloh! İnsan neyi karşılıyor? [146] buyurdu. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü, vahiy mi indi?" diye sordu. Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem): "Hayır, inmedi" buyurdu. "Düşman mı geldi?" diye sordu. "Hayır" buyurdu. "Nedir öyleyse?" diye sorunca şöyle buyurdu: "Muhakkak ki Allah, Ramazan ayının ilk gecesi bütün kıble halkını (Kabe'ye dönenleri) bağışlar." Sonra baktı önünde oturan bir adam başını sallayarak: "Buh, buh (tüh tüh)" diyor. Onu duyan Nebî (sallaîlahu aleyhi vesellem): "Sanki göğsün daralmış gibi?" buyurdu. Adam: "Hayır. Ama münafıkları hatırladım" deyince Allah Resulü (sallaUahu aleyhi vesellem): "Münafık kafirdir. Kafirin de bundan hiçbir nasibi yoktur" buyurdu.

Hadisi nakleden İbn Huzeyme şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Eğer haber salıîhse! Ki ben (ravilerden) ne Halef, ne de Amr b. Hamza el-Kaysî hakkında cerh/tenkit ya da tadil/güvenilirliğe dair bir bilgiye sahip değilim." (Ebû Ya'lâ) [147]

Konuyla ilgili Ebû Zer hadisi, Peygamberler hakkındaki hadisler arasında gelecektir.

930. İbn Mes'ûd'un naklettiğine göre kendisi Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işitmiştir: "İşte Ramazan ayı gelip çattı. Eğer kullar Ramazan ayındaki sevabı bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi. " Hemen Huzâ'a kabilesinden bir zat: "Onu ize anlatıver" dedi. Resûhıllah da (sallallahu aieyhi vesellem) şöyle anlattı: "Muhakkak ki cennet senenin başından sonuna (sene-i devriyeye) kadar Ramazan ayı için süslenip bezenir. Ramazan ayının ilk günü olunca Arşın altından bir rüzgar eser ve cennetin yapraklarını titretir. Huriler bu olaya bakarak şöyle dua ederler: Ey Rabbhniz! Bu ay kulların arasından bizlere öyle kocalar/eşler nasip eyle ki, onlarla bizim gözlerimiz, bizimle de onların gözleri aydın olsun Ramazan ayında oruç tutan her kul hurilerden bir eşle evlendirilir. Allah'ın "Çadırlara kapatılmış, sahiplerine tahsis edilmiş (gün yüzü görmemiş, ceylân gözlü) huriler vardır [148] dîye nitelediği gibi eşi içi boş/çukur İnciden yapılmış bir çadırda olacaktır. Onlardan her kadının üzerinde, birinin rengi diğerinden farklı yetmiş elbise vardır. Ona (erkeğe), her birinin rengi diğerinkinden farklı yetmiş çeşit koku sürülür. Onlardan her bir kadına inci kaplamalı kızıl yakuttan yetmiş karyola ayrılır. Her karyolanın üzerine Örtüleri atlastan olan yetmiş yatak yerleştirilir. Yetmiş yatağın üstünde de yetmiş koltuk bulunur. Her bir kadına ihtiyaçlarını görmesi için bin bayan ve bin bay hizmetçi tahsis edilir.[149] Her hizmetçinin elinde içinde rengarenk yemeklerin bulunduğu bir altın kap olur ki, kişi ondan yediği son lokmadan aldığı tadı, ilk lokmasında bulamaz. Aynısı kızıl yakuttan bir serir/karyola üzerindeki kocasına da verilir. Karyolanın üzerinde kızıl yakut kaplamalı iki altın bilezik vardır. Bu mükafat, Ramazan ayının her bir gününe karşılık verilir. Yapılan diğer iyilikler buna dahil değildir. " {Ebû Ya'lâ) [150]

Ben derim ki: Bu hadisi son. derece zayıf biri olan Cerir b. Eyyûb tek başına nakletmiştir.[151] Aynı hadisi Sahîh 'inde nakleden İbn Huzeyme de: "Haber sahîh olsa bile Cerir b. Eyyûb hakkında kalpte bir kuşku vardır!" demiştir. Hadis ahlak ve nasihat (reğaib) konusuyla ilgili olması hasebiyle İbn Huzeyme biraz gevşek davranmış gibi gözükmektedir. Burada zikri geçen İbn Mes'ûd, Hüzeyl kabilesine mensup meşhur İbn Mes'ud değildir. Gıfar kabilesine mensup başka biridir. [152]

931.  Ebû Hureyre ve îbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize hutbe irat ederek şöyle buyurdu: ".....Kim Ramazan ayında oruç tutar ve gıybet, dedikodu, yalan ve boş sözlerden sakınırsa, dilini Allah'ı zikretmek dışında her şeyden korursa, kulağını, gözünü ve bütün azalarını Allah'ın yasaklarından ve Müslümanlara eziyet vermekten uzak tutarsa, Allah nezdinde (hakka) öyle yakın bir mertebeye ulaşır ki, dizi İbrahim, Halilullah'in dizine değer. " (el-Hâris)

Bu, uydurma hadistir

932. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûîullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Ramazanda ümmetime, daha evvel hiçbir ümmete verilmeyen beş haslet verilmiştir: Oruçlunun ağız. kokusu Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur. Melekler, iftarlarım alıncaya kadar onlar için mağfiret dilerler. Allah her gün her cennetini süsleyip bezeyerek şöyle buyurur: Salih kullarımın sıkıntı ve dertlerden kurtulup, sana kavuşmaları pek yakındır.[153] Bu ayda şeytanların azgınları zincire vurulur, böylece başka aylarda yaptıklarım bu ayda yapmaya muvaffak olamazlar. Son gece (oruç tutanlar) bağışlanırlar."

"Ey Allah'ın Resulü! O gece Kadir gecesi midir?" diye sorulduğunda ise: "Hayır. Fakat amel işleyen, amelini bitirince ecrini eksiksiz alır" buyurdu. (Ahmedb. Menî') [154]

 

Nafile Oruca Değil De Yalnız Farz Oruca Niyet Edecek Kişinin Geceden Niyet Etmesinin Şart Oluşu

 

932. Meymûne binti Sa'd der ki: Ben Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Kim geceden oruç tutmaya karar verirse, oruç tutsun. Kim de oruç tutmaya niyet etmeden sabaha ererse, oruç tutmasın. " (el-Hâris) [155]

933. Mücâhid, Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) eşlerinden birinden şöyle dediğini nakletmiştir: Nebî (sallallahu aleyhi vesellem) gelip yemek isterdi; bulamayınca oruç tutardı. Defalarca oruçlu olarak geldiğinde, yanımda taze/hoş yiyecek olmuştur. O zaman ben: "Ey Allah'ın Resulü! Eğer oruçlu olmasaydın, sana yemek yedirecektim" derdim. O da yemeği ister ve yerdi.[156] (Müsedded)

934. Ebû Süfyan demiştir ki: Bir adamın Enes b. Mâlik'e şöyle dediğini işittim: "Sahur yemeği yedim. Sonra vazgeçip iftar etmek istedim." Enes de: "öyleyse orucunu boz!" dedi. Ebû Talha da ailesine gider ve: "Bir şeyiniz var mı?" diye sorardı. "Hayır. Yoktur" derlerse, "O zaman ben oruçluyum" derdi.[157] (Müsedded)

935. Ebû Kılâbe anlatmaktadır: Bana Ümmü'd-Derdâ'nm bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ sabah olduğunda yanlarına gelir, kahvaltılık istermiş. Bulamazsa: "Öyleyse oruç tutayım" dermiş. (Müsedded)

Bu, sahîh mevkuf hadistir. [158]

 

Oruçlu İken Sakınılacak Şeyler

 

936. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Allah Resulü (saüaUahu ale^i veseüem) şöyle buyurmuştur: ''Orucu arındırınız. Zira asıl oruç, yemek ve içmekten kesilmek değildir. Aksine günahlardan sakınmaktır. " (Tayâlisî) [159]

937. Ebu'l-Mütevekkil'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre oruçlu iken mescide oturur, "Orucumuzu arındırıyoruz" derdi.[160] (Ebû Dâvud et-Taya)

938. Atâ b. es-Sâib demiştir ki: Bizim arkadaşlarımız "En kolay oruç, yeme içmeyi terk etmektir" derlerdi.[161] (Müsedded)

939. el-Hasan (el-Basrî) demiştir ki: "Kişi, kusmuk sıkıştırır da kusarsa orucu bozulmaz. Ama kendisi zorla kusarsa orucu bozulur.[162] (Müsedded)

 

Orucu Sadece Yiyecek Ve İçeceğin Bozacağını Söyleyenler

 

940. Enes b. Mâlik demiştir ki: Bir gün gökten dolu yağdı. Biz henüz delikanlı idik. Ebû Talha: "Enes, bana şu dolulardan biraz ver" dedi. Ben de verdim. Oruçlu olduğu halde onlardan yemeğe başladı. Ben: "Sen oruçlu değil misin?" diye sorduğumda "Evet oruçluyum! Ama bu ne yiyecek, ne de içecektir. Bu yalnızca gökten inen bir berekettir. Bununla midelerimizi temizleriz" şeklinde yanıt verdi. Sonra Nebî'nin- (sallaJJahu aleyhi vesellem) yanma gidip, bunu kendisine haber verdiğimde Peygamber (saüaUahu aleyhi vesellem): . "Amcandan öğren!" buyurdu. (Ebû Ya'lâ)

Hadis, zayıf bir senetle nakledilmiştir. [163]

Aynı hadisi Bezzâr ayrıca Hilal b. Yahya'dan, o da Ebû Avâne'den, o da Katâde'den, o da Enes'den: "Ebû Talha'yı ....gördüm" ifadeleriyle mevkuf olarak zikretmiştir.

 

Kuru Hurma, Yaş Hurma Veya Ateş Değmemiş Bir Yiyecekle İftar Etmenin Sünnet

 

941. Enes b. Mâlik şöyle bildirmiştir: "Allah Resulü (sallaMıu aleyhi vesellem) yazın oruçlu ise akşam namazını kılmaz, beklerdi. Tâ ki biz kendisine yaş hurma getiririz, yer, içer, ondan sonra kalkar, namazı kılardı. Mevsim kış ise, kuru hurma getiririz. Yer, içer, sonra kalkar namazı kılardı."

Senedinde kopukluk vardır.[164] (el-Hâris)

942. Enes  şöyle  bildirmiştir:  Resûlullah  (sallallahu aleyhi vesellem)  üç  kuru hurma veya ateş değmemiş (pişmemiş) bir şeyle iftar açmayı severdi. (Ebû Ya'lâ) [165]

943. Câbir b. Abdullah, şöyle nakletmiştir: (salîallahualeyhiveseUem) yaş hurma varsa, yaş hurmadan başka bir şeyle iftar açmazdı. Eğer yaş hurma yoksa, ancak kuru hurma ile iftar açardı. (Abd b. Humeyd) [166]

 

İftarda Acele Etmenin Sünnet Oluşu Ve Aralıksız Oruç Tutmanın (Visal) Yasaklanışı

 

944. Amra demiştir ki: Âişe'nin şöyle dediğini işittim: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) aralıksız {süvm-i visal, hiç iftar etmeden bir kaç gün aralıksız) oruç tutmaktan men eder, iftarda acele edilmesini ve sahurun geciktirilmesini emrederdi.[167] (Ebû Ya'lâ)

945. Ümmü Hakîm binti Veda' der ki. Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) "İftarda acele ediniz, sahuru ise geciktiriniz" buyururken işittim.[168] {Ebû Ya'lâ)

946. Câbir'in naklettiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi veseHem): "Aralıksız (iftar açmadan) oruç olmaz." buyurmuştur.[169] (Ebû Dâvud et-Tayalisî)

947. Câbir b. Abdullah nakletmektedir: Allah Resulü {sallallahu aleyhi vesellem) visal orucu tutardı; yani iftar etmeden ardı ardma bir kaç gün oruç tutardı. [170] (el-Hâris)                                                                                                     

 

Ramazan Orucunun Aralıklı Olarak Kaza Edilmesine Ruhsat Verilmesi

 

948. Esved b. Kays, babasından şöyle nakletmiştir: Bir zat Ömer b. el-Hattâb'a Ramazan ayını Zilhicce'nin on gününde kaza etmenin hükmünü sordu. Aralarında ne geçtiğini bilmiyorum. O da Ramazan ayının Zilhicce'nin on gününde kaza edilmesini emretti. (Ravi dedi ki) "Ama babanın bunu Ömer'den duyduğunu söylemiyorsun.[171] (Müsedded)

949. Şu'be'nin Rafı' b. Hadîc'in çocuklarından birinden, onun da ninesinden naklettiğine göre, Rafı' b. Hadîc kendisine Ramazan oruçlarını ayrı ayrı kaza etmesini söylemiştir. {Müsedded)

950. Abdülmecid b. Rafı'nin [172] ninesinden naklettiğine göre Rafi' b. Hadîc derdi ki: "Sayıyı belleyin.[173] Sonra nasıl istersen öyle oruç tut" (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [174]

 

Sürme Oruçlunun Orucunu Bozmaz

 

951. Ali b. Ebî Talib ve îbn Ömer'den her birinin şöyle dediği nakledilmiştir: "Ramazan ayında Allah Resûlü'nün yanımıza çıkmasını bekledik. Derken Ümmü Seleme'nin evinden çıktı. Ümmü Seleme O'na sürme çekmiş, gözlerini sürmeyle doldurmuştu. (el-Hâris) [175]

 

Oruçlunun Kan Aldırması

 

Konuyla ilgili Hz. Ali hadisi, özellikle belli bir günde oruç tutmaktan mene dair bölümde gelecektir.

 

Bilerek Cinsel İlişkide Bulunan veya Orucunu Bozan Kimsenin Ne Yapacağına Dair

 

952. Atâ ve Amr b. Şuayb şöyle demişlerdir: Bir zat Hz. Peygamber'e (saMahu aleyhi vesellem) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü helak oldum!" dedi. ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sent helak eden nedir?" diye sordu. "Ramazan'da eşimle ilişkiye girdim" dedi. Sonra Allah Resûlü'ne (sallallahualeyhi vesellem) bir merkep yükü hurma getirildi. Bir kısmının o zata verilmesini emretti. Ona da: "Al bunu ve tasadduk et!" buyurdu. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Medine'nin iki kayalığı arasında benden daha fakir aile var mı ki?" dedi. Bunun üzerine ResûluUah (saMahu aleyhi vesellem) azı dişleri görünecek derecede güldü. Sonra: "Hadi onu ailene yedir. Ama her bir gün yerine bir gün kaza et. Allah'tan bağışlanmak dile" buyurdu.

Ravi der ki: "Ama her bir gün yerine bir ün kaza et. Allah'tan bağışlanmak dile" ifadesi yalnız birinin hadisinde mi geçiyor? yoksa ikisinin hadisinde de geçiyor mu? bilmiyorum. [176] (Müsedded)

953. Saîd  b.  el-Müseyyeb'den    nakledildiğine   göre    bir   zat,    Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) gelerek: "Ben, Ramazan'dan bir gün yedim", demiş, ResûluUah da: "Bu yaptığından dolayı sadaka ver. Sonra onun yerine bir   gün   oruç   tut   ve   aziz.   ve   ceiil   olan   Allah'tan   bağışlanmak   dile" buyurmuştur.[177] (Müsedded)

954. İbn Ömer demiştir ki: Bir adam Hz. Peygamber'e (saMlahu aleyhi veseUem) gelerek: "Ramazan'dan bir gün yedim" dedi. ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem): "Mazeretsiz veya yolculuk haricinde mi?" diye sordu. Adam: "Evet" deyince, "Ne kötü yapmışsın" buyurdu. Adam: "Peki bana ne yapmamı emredersiniz?" diye sordu. Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem): "Bir köle aza?et" buyurdu: "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, ben hiç bir zaman bir köleye sahip olmadım" dedi. "Öyleyse iki ay peş peşe oruç tut" buyurdu. "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, buna güç yetiremem" dedi. "Öyleyse altmış yoksulu doyur" buyurdu. "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, ben kendi ailemi bile doyuramıyorum" dedi. Derken Hz. Peygamber'e (sallaUahu aleyhi vesellem) içi hurma dolu bir küfe getirildi. "Al bunu aimıiş yoksula tasadduk et" buyurdu. Adam: "Kime vereyim?" diye sordu. "Bildiğin en fakir kimselere" buyurunca "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, Medine'nin iki taşlığı arasında bizden daha muhtaç aile yoktur" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (salMlahu aleyhi vesellem): "Öyleyse onu kendi aile tasadduk et" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [178]

 

Yolculukta Oruç Bozmaya Ruhsat Verilmesi Ve Oruç Tutanın Orucunun Sahih Olması

 

955. İbn Ömer demiştir ki: "Allah Resulü (saMahu afeyhi vesellem) Ramazan ayında yolculuğa çıktı. Yolculuğunda bazı gün oruç tuttu, bazen de tutmadı.[179] (Ebû Ya'lâ)

956. Ebû Saîd el-Mehrî [180] demiştir ki: Bir arkadaşımla birlikte umreden döndük. Yolda Ramazan hilali doğdu. Çok sıcak bir günde Ebû Hureyre'nin yurdunda konakladık. İçimizden yalnız biri hariç, hepimiz oruçlarımızı bozduk. Sonra öğlen saatlerinde Ebû Hureyre yanımıza girdi. Arkadaşımızın hurma serinliği aradığını görünce "Arkadaşınıza ne oldu?" diye sordu. "Oruçlu" dediler. "Allah kendisine ruhsat vermişken niçin orucunu bozmadı? Bu şekilde ölürse kesinlikle namazını kılmam!" dedi. (Müsedded)

Rivayet sahih mevkuf"bir hadistir. [181]

957. İbn Abbâs demiştir ki: "Yolculukta oruç açmak, azimettir." (Ahmed b. Menî') Hadis mevkûf.ohıp sahihtir.[182]

958. İbn Abbâs'dan nakledildiğine göre Hz.  Peygamber  (sallaüahu aleyhi vesellem), yolculukta kâh oruç tutar, kâh iftar ederdi (tutmazdı). (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [183]

959. Ğıtrî [184] Ebû Hârûn demiştir ki: Allah Resulü (salkllahu aleyhi vesellem) Ramazan'da bir iş için iki kişiyi gönderdi. Birinin yanma giderek oruç tutmamasını tembihledi. Diğerine ise bir şey söylemedi. O da oruç tuttu. Döndüklerinde: "Ne yaptınız?" diye sordu. Biri: Ben oruç tuttum", diğeri ise: "Ben oruç tutmadım" dedi. "İkiniz de isabet etmişsiniz" buyurdu. [185] (Müsedded)

960. Mûsa der ki: Enes b. Mâlik'i şöyle söylerken işittim: Tüster'i kuşattığımızda kumandanımız Ebû Mûsa idi. O oruç tuttu. Biz de oruç tuttuk.[186] (Müsedded)

961. Saîd b. Cübeyr'den nakledildiğine göre Ömer b. el-Hattâb bir kaleyi kuşatan birliğinin yanma giderek oruçlarını bozmalarını emretmiştir.[187] (Müsedded)

962. Ubeyd b. Umeyr'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Mekke'nin fethinde: "Oruçlarınızı açınız; zira gün, savaş günüdür" buyurmuştur.[188] (Müsedded)

963. Nâfı' demiştir ki: İbn Ömer erken davranıp, fitne meydana gelmeden Medine'den Ramazan'da yola çıktı ve orucunu bozdu. Mekke'ye girileceği gece ise oruçlu olarak sabahladı.[189] (Müsedded)

 

Yaşlılarla Emzikli Ve Hamile Kadınlara Oruç Tutmama Konusunda Ruhsat Verilmesi

 

964. Eyyûb b. Ebî Temime demiştir ki: Enes iyice güçsüz düşüp oruç tutamayacak bir duruma gelince bir kap tirit yemeği yaptı. Sonra otuz yoksulu davet edip doyurdu.[190] (Ebû Ya'lâ).

965. İbn Abbâs demiştir ki: "Hamile ve emzikli kadınlar (bebeklerinin sağlığından) endişe ederlerse, oruçlarını bozarlar ve bunun yerine yemek yedirirler. Bundan dolayı kaza etmeleri gerekmez." (Müsedded)

Senedi hasenâir.

Hadisi Ebû Dâvud da, aynı tarikle "Bundan dolayı kaza etmeleri gerekmez" cümlesi olmaksızın nakletmiştir. [191]

 

Ömür Boyu Oruç Tutmaktan Ve Belli Bir Gün Veya Ayı Oruca Ayırmaktan Mene Dair

 

966. Ebû Ubeyde annesinden: "Abdullah (b. Mes'ûd)'m Ramazan ayı ve iki gün dışında oruçlu olduğunu görmedim" dediğini nakletmiştir. (İshâk) [192]

967. İsa b. Meymûn demiştir ki: Atâ'ya oruç tutmak için belli bir günü gözeten adamın durumunu sordum. Dedi ki: İbn Abbâs oruç tutmak için belli bir gün ya da ayı gözetmeyi mekruh sayar ve: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)  Kim ömürlük oruç tutarsa, oruç tutmamış sayüır [193] buyurduğunu söylerdi. (Müsedded) [194]

968: İkrime'nin  bildirdiğine   İbn  Abbâs   oruç  tutmak  için  belli   bir zamanın belirlenmesini mekruh görürmüş.[195] (Ahmed b. Menî')

969. Bize Yezîd bildirdi. Dedi ki: Bize Hişam benlerini bildirdi ve ekledi: "O {İbn Abbâs), Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlarını mekruh sayardı" (Ahmed b. Menî') [196]

970. Velîd b. Beşîr, Husayn b. Ebi'l-Har'den [197] şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cuma günü, kahvaltı yaptığı bir sırada (Ebû Musa) el-Eşarî'nin yanma girdim. Beni de davet etti. "Ben oruçluyum" dedim. Bunun üzerine: "Sakın kendine oruç tutmayı kesin hüküm görerek belli bir günde oruç tutma!" dedi.[198] (Müsedded)

971. Hz. Ali der ki: "Resûlullah fsaMlahu aleyhi vesellem) beni tek başına Cuma günü   oruç   tutmaktan   ve   oruçlu   iken   kan   aldırmaktan......   menetti.[199] (Müsedded)

 

Sahur

 

972. İbn Ebî Leylâ, kardeşinden, o da babasından [200] şöyle dediğini nakletmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sahur yapınız; zira sahur yemeğinde bereket vardır" buyurdu. (Müsedded)

973. Ebû Kays'm [201] bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bir parça çamurla bile oha sahur yapınız" buyurmuştur.[202] (Müsedded)

974. Habîb'in oğullan Damre ve Muhâcir'in bildirdiklerine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Sahur yapınız; zira sahur bereketli bir öğündür/kahvaltıdır. Mümkün mertebe sahuru geç yapınız. Bir yudum suyla da olsa sahur yapınız" buyurmuştur.[203] (Müsedded)

975. Hz. Âişe der ki: Çok kere Allah Resulü fsallallahu aleyhi veseBem) bana: "Bereketli sahur yemeğini yaklaştır" demiştir. Çoğu kez sahur yemeği kuru hurmadan ibaret olurdu.[204] (Müsedded)

976. Ebû Saîd el-İskenderânî'nin [205] bildirdiğine göre Resûlullah (sallalkhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Cemaat berekettir. Tirit yemeği berekettir.[206] Sahur yemeği berekettir. Sahur yapınız. Zira sahur yemeği gücü artırır ve sünnettendir. Bir yudum suyla da olsa sahur yapınız. Allah sahur yapanlara rahmet eder. [207] (el-Hârİs)

977. îbn Ömer demiştir ki: Alkame b. Ulâse, Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanında idi. Derken Biîâl namaz için ezan okumak üzere geldi. Resûlullah: "Yavaş ol Bilâl! Alkame henüz sahurluk yiyor" buyurdu. Alkame bir kelle ile sahur yapıyordu. (Ebû Dâvud et-Tayaiisî) [208]

978. Kays ise aynı rivayeti şu ifadelerle nakletmiştir: Peygamber {sallallahu aleyhi vesellem) sahur yapıyordu. Sahur yemeğini bitirdiğinde Alkame b. Ulâse geldi. Nebî (sallallahu aleyhi vesellem) onun için bir kelle [209] istedi. Alkame kelleyi yerken Bilâl çıkageldi.....(Abd b. Humeyd) [210]

979. Ebû Hubeyre, dedesi Seyhan'dan [211] şöyle nakletmiştir: Mescid'e geldim. İçeri girip sırtımı Hz. Peygamber'in {saMahu aleyhi vesellem) odasına/hücresine dayadım. Nebî'nin (sallallahu aleyhi vesellem) sahur yemeği yediğini farkedince, hafif öksürdüm. Bunun üzerine: "Ebû Yahya! Kahvaltıya buyur!" dedi. "Ey Allah'ın Resulü, ben oruç tutmak istiyorum" deyince Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Ben de oruç tutmak istiyorum. Fakat bu müezzinimizin gözünde rahatsızlık var. Bu yüzden ezanı henüz fecir doğmadan okudu" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [212]

980. Habbân [213] b. el-Hâris demiştir ki: Ebû Musa'nın karargâhında Hz. Ali'nin yanma geldim. Onu yemek yerken buldum. Bana: "Yaklaş, sen de ye!" dedi. Ben de: "Ben oruç tutmak istiyorum" dedim. "Ben de oruç tutmak istiyorum" dedi ve yemeğe devam etti. Yemeği bitirdiğinde müezzini İbnü'n-Nebbâh'a: "Kamet getir!" dedi. (Müsedded) [214]

981. Enes'in naklettiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) kendisine: "Bak Mescid'de kim varsa, çağır!" buyurmuş. Baktım Ebû Bekir ile Ömer vardı. Onları çağırdım. Hep birlikte yemek yediler. Sonra (Mescid'e) çıktılar. Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) onlara sabah namazını kıldırdı.

(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe): [215]

982. İbn Abbâs'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Biz peygamberler Topluluğu iftarda acele etmek ve sahuru geciktirmekle emrolunduk... " Hadis, daha önce namaz bahsinde geçmişti. (Ebü Dâvud et-Tayalisî) [216]

 

Öpmek Ve Benzeri Davranışların Mekruh Oluşu Ve Bu Konuda Ruhsat Verilen (Sürme Çekme Ve Misvak Kullanma Gibi) Davranışlar

 

983. İbn Ömer, babası Hz. Ömer'in şöyle dediğini nakletmiştir: Allah Resûlü'nü (saUaUahu aleyhi vesellem) rüyamda gördüm. Bana dönüp bakmadığını gördüm. "Ey Allah'ın Resulü suçum nedir?" diye sordum. "Sen oruçlu iken (hanımım) öpüyor değil misin?" buyurdu. Ömer de: "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, bundan sonra onu oruçlu iken öpmem" dedim. Bunu ikrar/kabul ederek: "Evet" buyurdu.[217] (İshâk)

Ebû Bekir b. Ebî Şeybe: "Bize benzerini Usâme nakletti" demiştir. [218]

984. Müminlerin annesi Hz. Âişe'nin naklettiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi vesellem): "Sen oruçluyken hanımının iki bacağı arası dışındaki her yeri sana helaldir" buyurmuştur. (el-Hâris) [219]

985. Bekr b. Vâil'den olma Selmâ, Hz. Âişe'den şöyle işittiğini nakletmiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) yanıma girerek: "Aişe! Hiç (yiyecek) kırıntı bir şey var mı?" diye sordu. Ben de kendisine bir ekmek parçası getirdim; onu alıp ağzına koydu. Sonra: "Aişe! Mideme bir şey indi mi? İşte oruçlunun öpücüğü de böyledir. Oruç yalnız içeri girenle bozulur, dışarı çıkanla değil" buyurdu. (Ahmed b. Meni')

Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bize bunu Ahmed b. Menî' rivayet etmiştir. [220]

986. İbn Ömer anlatıyor: "Bir gün Ramazan'da Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) gözüne sürme çekmiş olarak Hafsa'nm evinden yanımıza çıktı.[221] (Ebû Yala)

987. Muhammed b. Ubeydullah b. Ebî Rafi'nin, babasından, onSn da dedesinden naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) oruçlu iken gözüne sürme çekerdi, [222] (Ebû Ya'lâ)

988. Ibn Abbâs'm naklettiğine göre Hz. Peygamber (saUallahu aleyhi vesellem) oruçlu iken misvak kullanırdı. {Ahmed b. Meni') [223]

989. Enes'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) oruçlu kimsenin (hanımını) öpmesinin hükmü sorulduğunda: "Bu hakladığın hoş bir kokudur/reyhandır" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [224]

990. Saîd b. Ebî Saîd'in bildirdiğine göre bir adam Ebû Hursyre'ye: "Ben oruçlu iken hanımımı öptüm?" deyip bunun hükmünü sordu. O da: "Bir sakınca yoktur" dedi. "Ya başka bir kadını öpersem?" deyince ise "Of be!" diye karşılık verdi. (Ravi demiştir ki) Ben aynı şeyi Sa'd b. Mâlik'e sordum. "Sakıncası yoktur" dedi.[225] (Müsedded)

991. Hz. Ali: "Kan alanın da, kan aldırtanın da orucu bozulmuştur" dedi.[226] {Müsedded)

992. Safiyye'nin azatlısı Yezîd b. Saîd,[227] Safiyye binti Huyeyy'i:  "Kan alanın da, kan aldırtanın da orucu bozulmuştur" derken işitmiş. [228] (Müsedded)

993. Hz. Âişe'nin naklettiğine göre Nebî (saUallahu aleyhi vesellem) oruçlu iken kan aldırmıştır. (el-Hâris) [229]

 

İftarda Yapılan Duanın Müstecap Oluşu Ve Oruçlunun İftar Zamanı Yapacağı Dua

 

994. Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden şöyle dediğini nakletmiştir: Resûlullah'ı (sallallahu aieyhi veseilem): "Oruçlunun iftar zamanı müstecap/kabule şayan bir duası vardır" buyururken işittim. [230] Abdullah b. Amr iftar ederken ailesini ve çocuklarını çağırır, dua ederdi.

Ben derim ki: Hadis İbn Mâce'de Abdullah b. Amr'm dışında bir yolla başka ifadelerle varit olmuştur. (EbÛ Dâvud et-Tayalisî)  [231]

995. Hz. Ali'nin naklettiğine göre Resûlullah (salMahu aleyhi veseilem) şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Ramazan ayında oruçlu isen iftardan sonra şöyle dua et: Aüahım! Seıün için oruç tuttum. Sana dayandım. Senin rızkınla orucumu açtım Eğer böyle dua edersen sana oruç tutanların sevabı kadar sevap yazdır ve bundan dolayı onların ecirlerinden de bir şey eksilmez. [232]

 

Unutarak Yiyen Kimsenin Orucunun Bozulmayacağına Dair

 

996. Saîd el-Makburî'nin naklettiğine göre bir adam Ebû Hureyre'ye: "Ben oruçlu iken (unutarak) yemek yedim" dedi. O da: "Bundan dolayı sana bir şey gerekmez" diye cevap verdi. "Oruçlu iken (unutarak) su içtim" dedi. Yine: "Sana bir şey gerekmez" dedi. "Oruçlu iken şunu, şunu yedim" dedi. Ebû Hureyre: "Bak oğlum! Sen henüz oruç tutmaya alışamamışsın" dedi.

Rivayet sahili m ev kufim.[233] (Müsedded)

997. Ümmü İshâk şöyle nakletmiştir: Bir gün Resûlullah'm (saUallahu aleyhi veseilem) yanma girdim. Derken ekmek ve et getirildi. Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi veseilem) yemeğinden çok yemek istiyordum. Bana: "Haydi Ümmü ishâk, gel de ye!" buyurdu. Ben de yedim. Sonra bana bir et parçası uzattı. Onu ağzıma kaldırdım. O anda oruçlu olduğumu hatırladım. Elim havada kaldı. Ne onu ağzıma götürebiliyor, ne de aşağı indirebiliyordum. Resûlullah {sallallahu aleyhi veseilem): "Neyin var? Ümmü İshâk!" diye sordu. "Ey Allah'ın Resulü! Ben oruçlu idim" dedim. Bunun üzerine: "Öyleyse orucunu tamamla!" buyurdu. Zülyedeyn: "İyice doyduktan sonra şimdi mi?" dedi.

Nebî (sallallahualeyhivesellem) de: "Bu, sadece. Allah'ın ona gönderdiği bir nzıktir buyurdu. (Abd b. Humeyd) [234]

998. Ebû Saîd der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) iftar etmeksizin aralıksız bir kaç gün oruç tutmaktan (visal orucundan) menetti. Şu kız kardeşim visal orucu tutuyor. Ben de onu bundan men ediyorum.

(Ebû Dâvud eî-Tayalisî ve Ahmed b. Menî) [235]

999. Ebû Atîk'in Câbir'den naklettiğine göre Resûlullah (salMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur; "Geceye kadar gün boyunca susmak olmaz. İftar etmeden aralıksız, bir kaç gün oruç tutmak caiz değildir. Hicretten sonra bedevileşmek (yani çöle dönüp bedevilerle birlikte yasamak) olmaz. Fetihten sonra hicret yoktur.[236] (el-Hârİs)

 

Aşure Günü Orucu

 

1000. el-Esved b. Yezîd diyor ki: Ali b. Ebî Tâlib ve Efeû Musa kadar Aşure günü orucunu emredeni görmedim. {Ebû Dâvud et-Tayalisî)

Senedi sahihtir [237]

1001. el-Hasan (el-Basrî) demiştir ki: Resûlullah (saliallahu aleyhi vesellem) onlara (ashabına) Aşure günü, yani (Muharrem'in) onuncu günü orucunu emretmiştir. [238] (Müsedded)

1002. Şu'be demiştir ki: Abdurrahman b. el-Kâsım'a Aşure günü orucunu sordum. "İbn Ömer o gün oruç tutmazdı" dedi. [239] (Müsedded)

1003. Mezîde [240] b. Câbir babasından nakletmiştir: Küfe minberinde el-Eş'arî'yi şöyle hitap ederken dinledim: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize Aşure günü oruç tutmayı emretti. (O günde) Siz de oruç tutunuz.[241] (Müsedded)

1004. Meczee b. Zâhir'in babasından [242] naklettiğine göre Nebî (sallallahualeyhi vesellem) Aşure günü oruç tutardı.[243] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1005. Habbâb'ın naklettiğine göre Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sizden kim bir şey yememişse, oruç tutsun. Kim de yemişse, orucunu tamamlasın. " (Ebû Ya'lâ).[244]

Ebû Ya'lâ: "Yani Aşure günü" açıklamasını yapmıştır.

1006. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûlulîah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Aşure günü oruç tutunuz. O gün bir peygamberin [245] oruç tuttuğu bir gündür; siz de oruç tutunuz," (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [246]

1007. Ebû Saîd el-Hudrî şöyle bildirmiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize Aşure orucunu emretti. Ama kendisi o gün oruç tutmazdı. (Ebû Ya'lâ) [247]

1008. Resûluîlah'm hizmetçisi Rezîne bildirmektedir. (Diğer bir senetle) Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî bildirdi. Dedi ki: Bize Alîle annesinden naklen bildirdi. Dedi ki: Rezîne'nin kızı Emetullah'a sordum: "Ey Emetullah! Sana annen Rezîne, Allah Resûlü'nü (sailallahu aleyhi vesellem) Aşure orucundan bahsederken duyduğunu söyledi mi?" Şöyle cevap verdi: "Evet. Resûlulîah (sallallahu aleyhi vesellem) o günü yüceltirdi. Hatta kendi süt emen çocukları ile kızı Fatima'mn [248] süt emen çocuklarını ister; onların ağızlarına tükürür. Sonra: "Geceye kadar onları emzirmeyin" buyururdu.

(el-Hâris ve Ebû Ya'lâ). Fakat el-Hâris soru kısmını zikretmemiştir. [249]

1009. Ebû Katâde'nin bildirdiğine göre Arefe günü ve Aşure günü oruçlarını soran bir bedeviye Peygamber (sallallahu aleyhi veseüem) şöylfc cevap vermiştir: "Aşure günü (orucu), geçmiş ve gelecek bir yılın günahlarına kefaret olur. Arefe günü orucu ise gelecek bir yılın günahlarına kefaret olur." (Ebû Ya'lâ).

Ben derim ki: Rivayetin hem senedi maklûb (takdim tehir var), hem de metni maklûb'tar. Zira senedindeki isim, Ahmed b. Hanbel ve başkalarının naklettiklerine göre Harmele b. îyâs şeklinde olmalıdır. Metnine gelince, doğrusu iki seneye kefaret olan Arefe günüdür. Aşure günü ise bir seneye kefaret olur. [250]

Müslim ve başka kaynaklar, Ebû Katâde'den diğer bir tarikle bu şekilde nakletmişlerdir. [251]

 

Şaban Ve Şevval Ayları Oruçları

 

1010. Kesîr b. Murre'nin naklettiğine göre Resûlulîah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah, Şaban'tn on beşinci gecesinde tecelli edip Allah'a şirk koşan ve akrabalık bağlarını koparanlar hariç, tüm yarattıklarını bağışlar." Dediler ki; Allah Resulü (sallaUahu aleyhi veseilem) Şaban ayında oruç tutar ve Ramazan'a hürmeten Ramazan ayma oruçlu girerdi. (el-Hârİs) [252]

1011. İbn Ömer'in naklettiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseliem) çok kere Şaban ile Ramazan birleştirirdi.[253] (Ebû Ya'lâ)

1012. Usâme'den [254] nakledildiğine göre, o Şevval ayında (bir gün) oruç tutmazsa, ertesi güne oruçlu başlardı ve ayın sonuna kadar böyle devam ederdi. (Ebû Ya'lâ) [255]

 

Arefe Günü Orucunun Fazileti

 

1013. Sehl b. Sa'd es-Sâidî'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseDem) şöyle buyurmuştur: "Kim Arefe günü oruç tutarsa, birbirini takip eden iki senelik günahları bağışlanır. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe} [256]

1014. Ebû Saîd der ki: "Arefe günü orucu, biri önceki, diğeri de sonraki sene olmak üzere iki seneye bedeldir." (Abd b. Humeyd)

1015. Nudbe demiştir ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: "Erkek veya kadınlardan kim benimle arkadaşlık edecekse, sakın Arefe günü oruç tutmasın. Zira o gün yeme-içme ve yüce Allah'ı anma günüdür. [257] (Müsedded)

1016. Hûd b. Şihâb b. Abbad,[258] babasından, o da dedesinden şöyle dediğini nakletmiştir: Ömer b. el-Hattâb, Arafat'ta kurulmuş bazı çadırlara rastladı ve: "Bu çadırlar kime aittir?" diye sordu. Biz de: "Abdülkays'a" dedik. Sonra onlara güzel sözler söyledi ve kendilerini Arefe günü oruç tutmaktan menetti.[259] (Müsedded)

1017. Yine demiştir ki: Babam ve Tarîk b. Muha^ımed el-Huzâî haccettiler. Arefe günü oruç tutma konusunda ihtilaf ettiler. Babam-"Aramızda Saîd b. el-Müseyyeb hükmetsin" dedi. Saîd'e giderek: "Ey Eba Muhammed! Biz Arefe günü orucu konusunda ihtilaf ettik ve seni aramızda hakem tayin ettik" dediler. Saîd: "Ben bu konuda size, benden daha hayırh birinin davranışını nakledeceğim. İbn Ömer o gün oruç tutmazdı" dedi (Müsedded) [260]

1018. İbn Abbâs'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivöeliem) Arefe günü Arafat'ta oruç tutulmasını yasaklamıştır. (Ebû Dâvud et-Tayaiisî) Ama hafızlar bu konuda (Tayâlisî'ye) muhalefet etmişlerdir. [261]

 

Ramazan (Fıtır) Ve Kurban Bayramları Günü Oruç Tutmaktan Mene Dair

 

1019. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu Ramazan bayramı ve Kurban bayramı günleri oruç tutmayı yasaklamıştır..., (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [262]

 

Teşrik Günleri Oruç Tutmaktan Mene Dair

 

1020. Sa'd der ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bana: "Kalk ve insanlara Teşrik günleri yemeAçme günleridir. Bu günlerde oruç tutulmaz diye ilan et!" buyurdu. (İshâk, Ahmed b. Menî' ve eİ-Hâris) [263]

1021. Yezîd er~Rakkâşî, Enes'den şöyle dediğini nakletmiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi .vesellem) sene içerisinde şu altı günde oruç tutmayı yasaklamıştır: Üç teşrik günü, Ramazan bayramı günü, Kurban bayramı günü ve yalnız başına Cuma günü. (Ebû Dâvud et-Tayalisî) [264]

1022. Enes'in naklettiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) Kurban bayramı gününü takip eden üç teşrik gününde oruç tutulmasını yasaklamıştır. (Ahmed b. Menî', Ebû Ya'lâ ve el-Hâris) [265]

1023. Ömer b. Halde el-Ensârî annesinden şöyle dediğini nakletmiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ali'yi teşrik günleri şu ilanı yapmak üzere gönderdi: "Ey insanlar! Bu günler yeme-içme ve eşleşme (biâl, yani evlenme) günleridir." (Müsedded, Ahmed b. Menî', Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd)

Ebû Ya'lâ demiştir ki: "Bize Ebû Bekir bunu zayıf senetle nakletmiştir. [266]

1024. Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) teşrik günleri bir şahsa şu ilanı yapmasını emretmiştir: "Dikkat ediniz! Bu günler yeme-içme ve evlenme günleridir." (Ebû Ya'lâ) [267] Ben derim ki:

Amr b. Husayn [268] güvenilir değildir.

 

Cuma Günü Oruç Tutmaktan Mene Dair

 

1025. Kays b. es-Seken'in bildirdiğine göre Abdullah'ın (İbn Mes'ûd'un) arkadaşlarından bir grup Cuma günü oruçlu olarak Ebu'd-Derdâ'nm yanma geldiler. Ebu'd-Derdâ: "Bu gün bayram günüdür" deyip oruçlarını bozmaları için yemin etti. [269] (Müsedded)

1026. îbn Ömer demiştir ki: "Allah Resulü (sallallahualeyhiveseüem) Cuma günü hiç oruçsuz görülmemiştir." (Müsedded) [270]

 

Bir Gün Oruç Tutup Bir Gün İftar Etmek ve Her Ayın Üç Günü Oruç Tutmak

 

1027. Ebû Saîd el-Hudrî'nin bildirdiğine göre bir zat Hz. Peygambere (sallallahu aleyhi vesellem) "Ömür boyu oruç tutayım mı?" diye sordu. Peygamber onu bundan menetti. Tekrar sordu, tekrar menetti ve bu, üç kere tekerrür etti. Sonunda Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Fakat Dâvud (aleyhisseiam) orucu [271] tut!" buyurdu. Ondan sonra bu zat ölene kadar hep bir.gün oruç tutup bir gün tutmadı. (MÜsedded) [272]

1028. İbn Abbâs'm naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururdu: "En üstün oruç, kardeşim Davud'un orucudur. Zira o, dehrin/ömrün yarısını oruçla geçirirdi; bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi (namazdı)." {Ahmed b. Menî') [273]

1029. Ömer b. el-Hattâb anlatıyor: Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhivesellem) ile birlikteydik. Derken bir adama rastladı. Adam hakkında: "Şu şu kadar gündür iftar etmedi" dediler. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Demek ne oruç tuttu, ne iftar etti" buyurdu. Ömer, Hz. Peygamber'in buna öfkelendiğini görünce: "Ey Allah'ın Resulü! Ya iki gün oruç tutup bir gün iftar etmeye ne buyurursun?" diye sordu. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhivJllem): "Buna güç yetinen kimse olur mu?" buyurdu. "Ya bir gün oruç tutup, bir gün iftar etmeye ne buyurursun?" diye sordu. "Bu, kardeşim Davud'un orucudur" buyurdu. "Ya Resûlallah! Bir gün oruç tutup iki gün iftar etmek nasıldır?" diye sordu. "Buna kim güç yetirebilir ki?" buyurdu. "Ya Resûlallah! Ya Pazartesi orucu?" diye sordu. "O gün benim doğduğum ve bana nübüvvet/peygamberlik görevinin indirildiği gündür" buyurdu. "Ya Resûlallah! Arefe günü ve Aşure günü oruçlarının hükmü nedir?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Biri bir yıllık günahları silerken, diğeri kendisinden önceki ve sonraki yılların günahlarını siler/kefaret olur." (Ebû Yala)

Ben derim ki: Bu mahfuz olan rivayet Abdullah b. Ma'bed tarikiyle Ebû Katâde'den nakledilen rivayettir. Ki tüm uzunluğu ile onu Müslim ve Sünen yazarları nakletmişlerdir. [274]

1030. Câbir demiştir ki: Bir zat Allah Resûlü'ne (saltellahu aleyhi vesellem) gelerek kendisine oruçla ilgili soru sordu. Ama Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) cevap vermedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud adama: "Ramazan ayında ve her ayın üç gününde oruç tut!" dedi. Adam: "Senden Allah'a sığınırım,

Abdullah!"   dedi.   Sonra   Resûlullah   (sallallahu aleyhi veselkm)   da:    "Daha   ne istiyorsun? Ramazan ayında ve her ayın üç gününde oruç tut" buyurdu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [275]

1031. Mücâhid'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ramazan'da ve her ayın üç günü oruç tut [276] ki göğüsteki kin gitsin" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Göğüsteki kin nedir?" diye sordular. "Günahı, nefreti" buyurdu. (Müsedded) [277]

1032. Sadaka'nm bildirdiğine göre bir adam İbn Abbâs'a oruç meselesini sordu. O da: "Eğer insanların en hayırlısı, Kureyşli, Medineli ümmi Peygamber Ebu'l-Kasım'm orucunu soruyorsan, o her ayın üç günü oruç tutar ve: "Bu, ömürlük oruç mesabesindedir" buyururdu" dedi.. (Ahmed b. Menî') [278]

1033. Yezîd b. el-Havtekiyye'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb'a tavşanın hükmü soruldu. Hz. Ömer de: Sizden hanginiz Peygamber'e (saüallahu aleyhi vesellem) bedevinin bir tavşan getirdiği olaya tanık oldu?" diye sordu. Topluluktan bir adam dedi ki: Ben. Onu bedevi getirdi. Onu iyice temizleyip pişirmiş ve Allah Resulü'ne (saüallahu aleyhi vesellem) hediye etmişti. Sonra dedi ki: Ondan kan geldiğini (yani âdet gördüğünü) müşahede ettim. Sonra (Resûlullah) yanındakilere: "Haydi yiyiniz!" buyurdu. Ama bedevi yemedi. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): " Niçin y emiyorsun?" diye sorunca "Oruçluyum" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bîz günleri (ayın 13-, 14 ve 15. günleri) oruç tutsan ya! [279] buyurdu. (el-Hâris)

1034. Musa b. Seleme der ki: İbn Abbâs'a bîz günlerinde (her Kamerî ayın 13., 14 ve 15. günlerinde) tutulan üç günlük orucu sordum. "Hz. Ömer bu günlerde oruç tutardı" dedi. [280] (el-Hâris)

1035. Hz. Ali'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Sabır [281] ayında ve her ayın üç gününde oruç Tutmak bütün ömrü oruçlu geçirmek gibidir. Ayrıca bu, göğüsteki vesveseleri giderir.[282] (Ebû Ya'lâ)

1036. Kehmes anlatıyor: Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) gelerek Müslümanlığımı bildirdim. Sonra bir yıl görünmedim. Sonra tekrar geldim ve: "Ey Allah'ın Resulü! Sanki benden hoşlanmamış gibisin?" dedim. "Evet" buyurdu. Dedim ki: "Ya Resûlallah! Senden ayrıldığım günden beri oruç tutuyorum."

"Sana nefsine eziyet etmeni kim emretti? Her ay bir gün oruç tut! " buyurdu. "Benim için artır" dedim. "Öyleyse iki gün oruç tut!" buyurdu. Ben yine: "Artır!" dedim. "Öyleyse üç gün oruç tul!" buyurdu. {Ebû Dâvud et-Tayalisî) [283]

 

Zikri Geçen Üç Günün Belirlenmesi

 

1037. Ebû Umâme der ki: Resûlullah'ı (saMlahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: "Kim Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri oruç tutarsa, Allah cennette onun için bir köşk yapar. Köşkün dışı içinden, içi de dışından görünür." {Ahmed b. Menî1) [284]

Kadir gecesini Hacer-i Esved'in yanında idrak etmenin faziletine dair hadis. Cihadın Faziletleri bölümünün başında gelecektir.

 

Kadir Gecesi

 

1038. Feltân b. Âsim el-Cermî şöyle nakletmiştir: Oturmuş Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) bekliyorduk. Derken yüzünde öfke ifadeleriyle gelip oturdu. Sonra yüz renginin açıldığım gördük. Sonra şöyle buyurdu: "Bana Kadir gecesi ve sapıklık Mesih'i bildirilmişti. Hemen onları halka açıklamak için çıktım. Mescid'in eşiğinde birbiriyle tartışan/kavga eden iki adama rastladım. Şeytan da onlarla beraberdi. Aralarına girdim ve bu nedenle o iki şey bana unutturuldu. Fakat yine de size onların alâmetlerinden biraz bahsedeceğim. Kadir gecesini son on günün içinde arayınız. [285] Sapıklık Mesih'i ise açık alınlı, kör gözlü ve geniş boyunlu [286] bir adamdır. Sanki Falan b. Abdüluzzâ 'ya ya da Abdüluzzâ b. Katan 'a benziyor. [287]

Babanr dedi ki: İbn Abbâs'la sohbet ettim. Bana şunu anlattı: Ne tuhafsın! Ömer b. el-Hattâb Muhammed'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabının yaşlılarını (meclise) davet ettiğinde onlarla birlikte beni de çağırır, "Onlar konıtçnadan sen konuşma!" derdi. Yine bir gün veya gece beni çağırarak şöyle hitap etti: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Kadir gecesi hakkında sizin de bildiğiniz gibi Onu san on günün fek gecelerinde arayınız! buyurdu. Bu hangi tek gecedir?" Her biri kendi görüşünü söyleyerek: "Dokuzuncu, yedinci, beşinci, üçüncü gecedir" dedi. Sonra: "Sen niçin konuşmuyorsun İbn Abbâs!" dedi. Ben de: "Ey müminlerin emiri! Sen istersen konuşurum" dedim. "Ben seni ancak konuşasm diye çağırdım" dedi. "Ama ben sadece kendi görüşümü söylerim" dedim. "Zaten kendi görüşünü soruyorum" dedi. O zaman dedim ki: "Allah'ın yedi rakamını sıkça zikrettiğini duydum. Mesela, yedi kat göklerden, yedi kat yerden... bahsetmiştir. Hatta buyurdukları arasında "yeryüzünün yedi çeşit bitki bitirdiğinden" bahsetmiştir. Hz. Ömer: Senin bu söylediklerini ben hep başka türlü anlardım. "Yeryüzü yedi çeşit bitki bitirdi" derken neyi kastediyorsun?" diye sordu. İbn Abbâs şöyle cevap verdi: "Allah buyuruyor ki: Sonra toprağı göz göz yardık. Oradan ekinler, üzüm bağlan, sebzeler, zeytin ve hurma bağlan, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik [288] Bahçeler, yeryüzünün biten, insanların yemediği bitkilerdir." Bunu dinleyen Hz. Ömer: "Henüz aklmm/başmm yaşma ulaşmamış bu delikanlının söylediklerini söylemekten aciz misiniz?" dedi. Sona bana dönerek: "Ben seni onların yanında konuşmaktan menetmiştim. Bundan sonra seni çağırdığımda onların yanında konuş" dedi.[289] (ishâk) [290]

1039. Âsim b. Küleyb'in babasından, onun da dayısı Feletân b. Âsım'dan naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur; "Ben, Kadir gecesini gördüm, ama sonra bu bana unutturuldu. Sapıklık Mesih'ini di gördüm. Sonra birbiriyle tanışan iki adam gördüm. Aralarına girdim. Bu nedenle bu iki şey bana unutturuldu. Kadir gecesini son on günün içinde arayınız. Sapıklık Mesih'i ise alnı açık/kel, sol gözü kör ve boynu geniş bir adamdır. Ama biraz eğridir. Sanki Falan b. Abdüluzzâ ya da Abdüluzzâ b. Falan 'a benziyordu. " (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1040. Âsim babasından, o da Feletân'dan -kısa olarak- şu ibare ile nakletmiştir: "Kadir gecesini arayan onu (Ramazan'in) son on günün(ün) içinde arasın" (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [291]

1041. Mâlik b. Mersed babasından [292] şöyle dediğini nakletmiştir: Ebû Zer'e "Allah Resûlü'nü Kadir gecesinden bahsederken işittin mi?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: "Evet. İşittim. Ya Resûlallah! Bana Kadir gecesinden bahset. O, Ramazan'da mı, yoksa Ramazan dışında bir ayda mı? diye sordum. "Bilakis Ramazan içindedir" buyurdu. "Ya Resûlallah! Bu gece yaşadıkları sürece peygamberlerle birlikte var ve onların ruhu alınınca kaldırılacak mı? yoksa, kıyamete kadar devam edecek midir?" diye sordum. "Bilakis kıyamete kadar devam edecektir" buyurdu. "Ya Resûlallah! Bunun Ramazan'm neresinde olduğunu bana söyle!" dedim. "Son on gününde. Artık bana başka bir şey sorma!" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Sendeki hakkım için söyle, bu on günün neresindedir?" dedim. Bana öyle bir öfkelendi ki, ne ondan önce, ne de sonra öyle hiç öfkelenmedi. Sonra; "Eğer Allah dilerse sana onu gösterir. Onu son yedi günün içinde arayınız. Artık bana başka bir şey sorma!" buyurdu. (İshâk) [293]

1042. Mersed -veya İbn Mersed babasından- nakletmiştir. Demiştir ki:

Ebû Zer'in yanındaydım..... Aynı hadisi zikretmiş ve şu ilaveyi yapmıştır:

Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü bize onu(n tam zamanını) bildir!"

Eğer o konuda bana izin verilseydi, mutlaka onu size bildirirdim" buyurdu. (İshâk) Derim ki: İsnadı hasen sahihtir. Ahmed ve Nesâî, Ebû Zumeyl tarikiyle bir bölümünü tahrîc etmişlerdir.

1043. Mâlik b. Mersed dedi ki: Bana babam Mersed bildirdi. Dedi ki: "Ebû Zer'e.... diye sordum..." Bir önceki hadisin benzerini zikretmiştir. Fazla olarak şu ibare yer almıştır: Şöyle buyurdu: "Şayet bana izin verilseydi, onu size haber verirdim." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Müsedded)

1044. Hüzeyl'in azatlısı Ebû Hazım demiştir ki: Hz. Peygamberin (saüaEahu aleyhi veseüem) ashabından Beyâda oğullarına mensup bir zatla birlikte Ramazan'm son on gününü Medine mescidinin civarında o zata ait, kapısının üzeri bir hasır parçasıyla örtülü bir çadırda geçirdim. Sonrasını şöyle anlattı: Bizler Mescid'deydik. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) de kendisine ait çadırda bulunuyordu. Derken çadırının kapısındaki hasır açıldı ve Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)   Mescid'de   bulunanlara   işaret   ederek:    "Toplanın! '

buyurdu. Biz de toplandık. Allah Resulü (sallallahu aleyhi «sellem) bize öyle bir vaaz etti ki, öyle vaazeden vaiz duymadım. Buyurdu ki: "Sizden biriniz, namaz kılmak üzere kalktığı zaman muhakkak rabbine münâcat eder. Öyleyse rabbine nasıl münâcat ettiğine baksın. Yüksek sesle Kuran okuyarak birbirinizi rahatsız etmeyiniz.-" Sonra hasırı kapadı. Her birimiz eski yerine döndü. Kendi aramızda şöyle konuştuk: "Bu gecenin mutlaka bir Önemi vardır. Çünkü Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bu gece bize vaaz etti." Sonra öğrendik ki, o gece ayın 23. gecesi imiş!. (İshâk) [294]

1045. Ubey b. Ka'b demiştir ki:  "Kadir gecesi (ayın) 27. gece(si)dir." (Müsedded) [295]

1046. Zeyd b. Erkam demiştir ki: "Kadir gecesi, iki ordunun karşılaştığı hak ile batılın birbirinden ayrıldığı 17. gecedir. [296] Bunu söylerken ne kuşku duyuyorum, ne de istisna yapıyorum. " (Ahmed b. Menî') [297]

1047. Ca'fer b. Burkan demiştir ki: Kureyşli bir adamı şöyle derken işittim: Abdullah b. Zübeyr derdi ki: "Bu gece Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) Bedir halkıyla karşılaştığı günün gecesidir. Zira aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'a ve o iki topluluğun karşılaştığı (hak ile batılın) ayrılma gününde (Bedir günü) kulumuz (Muhammed)e indirdiğimiz (âyetler)e inanmışsanız.[298] Ca'fer demiştir ki: "Bana ulaşan habere göre bu gece, 16. veya 17 gecedir." (el-Hârİs) [299]

1048. Hz. Ali'nin naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kadir gecesi Ay'ı gördüm. Tencere kenarına benziyordu. [300] (Ebû Ya'lâ)

1049. Enes şöyle nakletmiştir: ResûluUah (sallallahu aleyhi vesellem) bir gece bize Kaüir gecesini haber verme arzusuyla dışarı çıktı. Onu bize haber verdi de. Ama sonra Mescid'de bir gürültü işitti ve o gece zihninden çıktı.[301] (Ebû Ya'lâ)

1050. Enes b. Mâlik anlatmaktadır: Cühenî: "Ey Allah'ın Resulü! Biz, sana gizli olmayan bir yerde yaşıyoruz. Bu ayda (Medine'ye) gelemiyoruz. Bize Kadir gecesini bildir!" dedi. Ben: "Ya Resûlallah! Bu gece, ayın bitimine 8 gün kala, 23. gecedir" dedim. O da: "Hayır. Bu ay eksik olacaktır. Bu gece (ayın bitimine) 7 gün kaldığı gecedir.[302] (Ebü Ya'lâ)

 

İtikâf

 

1051. İbn Avn, Muhammed b. Sîrîn'den nakletmiştir: Bir adam Şureyh'e şu yılın Receb ayında (mescitte) itikafa girmeyi adayan bir kadının durumunu sordu. O da: "Ziyâd veya İbn Ziyâd- kadınların mescitte itikafa girmelerini yasakladı" dedi. Sonra şöyle devam etti: "Ben, bunun ffllah'm kitabında indirilmiş bir hüküm ya da yaşanan sünnette geçen bir uygulama olduğunu söylemiyorum. Aksine bu sadece bir görüştür. O kadın söz konusu Receb ayında oruç tutar. İftar ettiği zaman kendisiyle birlikte her gün bir yoksula da iftar verir. Veya her gece bir yoksulu doyurur. Böylece bir ibadete karşılık iki ibadet yapmış olur. Allah dilediğini yapar. (el-Hârİs) [303]

1052. Katâde'nin bildirdiğine göre Safiyye itikafa girdi. Bir süre sonra ailesinden biri hastalandı. Resûlullah'tan onu ziyaret etmek için izin istedi. O da: "Kapının kollarından tut, içeri girme!" buyurdu.[304] (İshâk)

Senedi miirsei veya nuulal olup, ravileri güvenilir kimselerdir.



[1] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded ravileri güvenilir olan bir senetle mevkuf olarak nakletmiştir." Ben derim ki, aynı hadisi İbn Ebî Şeybe, Süfyan ve Şu'be yoluyla Ebû Husayn'dan kısa olarak nakletmiştir (IV, 123). İkisinin senedi de sahihtir.

[2] İbn Ebî Şeybe, Mesleme b. Mahled'den nakletmiştir. (IV, 123) Bûsîrî ise yorum yapmaksızın "Bunu Nesâî, İbn Ömer'den nakletti" demiştir.

[3] Senedinde yer alan Hasan b. Umâre, hadisi zayıf biridir. Hadise Bûsîrî de zayıf hükmünü vermiştir.

[4] Bunun aslını Kütüb-i Sitte nakletmiştir. Bûsîrî malul olduğu yönünde açıklama yapmaksızın sadece ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[5] Heysemî, bu hadisi "Gece Defin" bahsinde gözden kaçırmıştır. Senedinde ismi zik­redilmeyen biri vardır. Ancak Beyhakî'nin naklettiği Câbir hadisi şahididir. Bûsîrî de­miştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş ve ravilerden birinin bilinmemesi dolayısıyla zayıf görmüştür."

[6] Senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır. Bûsîrî demiştir ki: "Tabiî neslinden olan ravi meçhuldür. İbn İshâk da hadisi "an fidan, an fuian" sıygasryla nakletmiştir.

[7] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Menî' zayıf bir senetle nakletmiştir. Çünkü Mücâlid zayıftır."

[8] Kays'm vasiyetini Ahmed b. Hanbel de nakletmiştir. Mİİsned V, 61.

[9] Taberânî de hadisi Ebû Ya'lâ tarikiyle nakletmiş olup Heysemî: "Senedine yer alan Ziyâd el-Cessâs, hakkında tenkit olmakla birlikte güvenilir kabul edilmiş biridir" demiş-tir.

[10] Bûsîrî demiştir ki: "Müsedded bunu, Müslim'in şartına göre sahih bir senetle mevkuf olarak nakletmiştir."

[11] İbn Ebî Şeybe "Lahit bize, şak, başkasına aittir" lafzıyla nakletmiştir. (IV, 127). Bûsîrî "Senedinde geçen Osman b. Umeyr zayıf biridir" demiştir.

[12] İbn Ebî Şeybc, Katâde ve Abdullah b. Ebî Bekir yoluyla Enes'ten benzerini rivayet etmiştir. (IV, 132,133).

[13] Abbâs b. el-Fadl'm zayıf olması sebebiyle Bûsîrî iki hadisi de zayıf görmüştür.

[14] bkz. Cenaze Namazının Fazileti, hadis no: 764.

[15] Abdürrezzâk, Musannef, II, 260, yazma.

[16] Heysemî, hadisin ravilerinin güvenilir olduklarım söylemiştir. (10, 12). Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[17] bkz. Fethu'l-Bârî, V, 46, XIII, Ahkam kitabının sonu. Hafız İbn Hacer demiştir ki: İbn Sa'd sahîh bir senetle Zührî'den, o da Saîd b. el-Müseyyeb'd en bunu mevsul olarak nak­letmiştir.....Yine İshâk b. Raheveyh de başka bir tarikle Zührî'den muttasıl olarak nak­letmiştir." Ben derim ki: Fakat burada hadisi başka bir yolla değil, İbnü'l-Müseyyeb yo­luyla nakletmiştir.

[18] Son hadisi Bezzâr da nakletmiştir. İkisinin senedinde de yer alan Muhammed b. Hasan b. Zcbâle zayıf biridir. Bkz. Heysemî, III, 16. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[19] Meâric 24-25

[20] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, zayıf bir senetle miirsel olarak nakletmiştir. Çün­kü Ebû Bekr el-Hüzelî zayıftır."

[21] Bûsîrî, senedinde yer alan Mücâlid b. Saîd'in zayıf biri olduğunu söylemiştir.

[22] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî, el-Mu'cemu'l-evsat'ta rivayet etmiş olup sene­dinde İsmaîl b. Ayyaş bulunmaktadır. (III, 14). Ben derim ki: "Ebû Ya'lâ'nm senedinde de İsmaîl geçmiştir." Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle nakletmiş­tir. Çünkü Abdülazîz b. Ubeydullah zayıftır."

[23] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Leys tarikiyle Mücâhİd'den nakletmiştir. Aynı hadisi İbn Mâce de kısa metinle nakletmiştir. İbnü'l-Cevzî ise d-Mevzûât'ta zikretmiştir.

[24] Heysemî demiştir ki: Senedi basendir, (III, 13). Bûsîrî ise "Senedinde yer alan İsa b. Meymûn zayıf biridir" demiştir.

[25] Bunu Taberânî iki ayrı senetle rivayet etmiş olup birinde yer alan Müslim el-Mülâî zayıftır. Diğeri ise Muhammed b. İshâk yoluyla nakledilmiştir. Bkz. Zevnid, III, 15; el~ İsâbe, II, 38. Bûsîrî de: "Bunu İshâk b. Rahuveyh sahîh bîr senetle nakletmiştir" demiştir.

[26] Musannef, IV, 168. Abdürrezzak da Mekhul'den mürsel olarak nakletmiştir. (II, 257, yazma). Bûsîrî de şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Taberânî, İbn Ebî Şeybe, ki ifade ona aittir, ve Abd b. Humeyd'den her biri İbn Ebî Leyla tarikiyle nakletmiştir."

[27] Ahmed b. Hanbel benzerini îbn Abbâs'dan nakletmiştir. Fakat bu hadiste: "O bunu Zeynep öldüğünde söyledi" ifadesi geçmiştir. {Bkz. Zevâid, III, 17). Bûsîrî, îbn Ebî Şeybe hadisi hakkında "Senedindeki Mücâlİd zayıftır" açıklamasını yapmıştır.

[28] Müsnede'de şöyle denilmiştir: "Bu, senedi hnsen derecesinde mürseî bir hadistir." Taberânî mânâca benzerini Rabî' el-Ensârî'den nakletmiş olup sonunda: "Bırak ağlasınlar. Ama ölüm vaki olduğunda sussunlar" ifadesi geçmiştir. Ravileri güvenilir kimselerdir. Muâviye oğullarından olan zat, Rabî' hadisinde zikri geçen Cebr el-Ensârî olabilir. (Bkz. el4sâbe, I, 214, 221, 505; Zevâid, III, 16.) Fakat bunun İbn Atîk olması mümkün değildir. Çünkü o, hicri 71. yılda vefat etmiştir. Bunun Muvattâ ve Nesâî (I, 204) tarafından nakle­dilen hadiste geçen Abdullah b. Sabit olması daha kuvvetli ihtimaldir. Taberânî'nin ri­vayetinde    geçen    ise,    ravilerinden    birinden    kaynaklanan    bir    yanılgıdır.    Bkz. Abdüâk,Musunne/, II, 263, yazma.

[29] Heysemî, senedinde tanınmayan birinin bulunduğunu söylemiştir. (III, 16). Ben de­rim ki: İbn Ebî Ömer'in ravileri güvenilir olup tanınmaktadırlar. Bûsîrî ise yorum yap­mamıştır.

[30] Beyhakî, Muhammed fa. Yahya b. Habban'dan, o da Vâsi' b. Habban'dan, o da Ebû Saîd el-Hudri'den nakletmiştir. (IV, 77). Hadis el-Hâris'in Müsned'inde (I, 220, yazma) yer almıştır. Bûsîrî demiştir ki: "el-Hâris bunu ınürsel olarak nakletmiştir."

[31] Taberânî benzerini Zeyd b, Hattâb'dan nakletmiştir. Heysem? demiştir ki: Senedin­de tanımadığım biri vardır (III, 58). Benzerini Müslim, Ebû Hureyre ve Büreyde'den nakletmiştir. Ebû Ya'lâ'nm senedinde ise Ferkad es-Sebahî geçmiştir. O da Câbir b. Yezîd'den nakletmiştir. Bunların ikisi de zayıftır. Bûsîrî ise hadisi zayıf görmemiş, aksine onu el-Hâkim ve Sahîh'inde İbn Hibban'ın rivayet ettiklerini söylemiştir.

[32] Müslim mânâca benzerini Ebû Hureyre'den merfıt olarak nakletmiştir.

[33] Bûsîrî "Bunu Müsedded mevkuf olarak nakletti" demiştir.

[34] Tahâvî, I, 297. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ahmed b. Menî', Muhammed b. Ebî Humeyd tarikiyle nakletmiştir ki, bu zat zayıftır."

[35] Ben derim ki: Mis'ar'm Sabit b. Ubeyd'den naklettiğine göre bu kadın Sâbit'e yaş ve kuru hurmalar vermiş. Sabit ona: "Bunları babandan miras aldın galiba" deyince o da: "Ben babamdan hiçbir şeyi miras almadım. Babam feraiz/miras payları(yla ilgili âyet) nazil olmadan önce öldürüldü" demiştir. Bkz. eİ-İsâbe, IV, 263.

[36] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd, Ebû Ya'lâ ve Hâkim, zayıf biri olan Abdurrahman el-Efrîkî yoluyla nakletmişlerdir. Buna rağmen Hâkim Senedi sahîhtir! demiştir. Fakat iki şahidi vardır."

[37] Heysemî demiştir ki: "Senedinde hakkında tenkit bulunan Yezîd er-Rakkâşî bu­lunmaktadır." (II, 319). Bûsîrî de onun bu hükmüne katılmıştır.

[38] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk ravileri güvenilir olan bir senetle nakletmiştir. İbn Hibban da Sahth'inde uzun olarak nakletmiştir.

[39] Heysemî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ gördüğün gibi vicâde yoluyla nakletmiş olup ileri güvenilir kimselerdir." (III, 74). Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."

[40] Aynı hadisi Musannef inde de parça parça nakletmiştir. Bûsîrî, senedinde geçen Muhammed b. Ebî Leylâ'nın zayıf olduğunu söylemiştir.

[41] Bûsîrî, el-Hâris'in bunu zayıf biri olan Vâkıdî'den naklettiğini söylemiştir.

[42] Senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır. Hadis sağlam güvenilir ravilerin rivayet­lerine terstir. İbn Abdülazîz'den naklettiğini, yine ondan Nuaym b. Selâme de nakletmiş-&r. {Bkz. İbn Ebî Şeybe, IV, 13, Multan bsk.). Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded zayıf bir senetle nakletmiştir."

[43] Bûsîrî, İshâk'ın bunu zayıf bir senetle rivayet ettiğini söylemiştir.

[44] Bûsîrî de ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[45] İbn   Ebî  Şeybe,  bunu  sahîh  bir  senetle  nakletmiştir.   (IV,  26).  Bunu  el-Hâris, Vâkıdî'den nakletmiştir.

[46] Bûsîrî: "Çünkü Muhammed b. Zâzân zayıftır" açıklamasını yapmıştır.

[47] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[48] Heysemî bunu Ebû Ya'lâ'ya nispet etmeyip Taberânî'ye nispet etmiştir. (III, 83). (Mu had d isler) İbn Ebî Şeybe'nin senedinde yer alana Mücâlid'i tenkit etmişlerdir. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir. İbn Ebî Şeybe aynı hadisi Musannef inde de nak­letmiştir. (IV, '11). Ayrıca Beyhakî de rivayet etmiş ve zayıf olduğunu söylemiştir- (IV, H3). Bûsîrî de "Senedinde MücâJid vardır "demiştir.

[49] Bunu Ahmed b. Hanbel ve Ebû Ya'lâ nakletmelerdir. Heysemî: "Ravileri Sahîh'in ravileridir" (III, 83) açıklamasını yapmış ve Zevnid'do hadisin tamamını zikretmiştir.

[50] Bunu Hafız İbn Hacer yanlışlıkla /evâidden saymıştır. Zira onu Ebû Dâvud Sii-nen'mde nakletmiştir (no. 224). Senette zikri geçen Câbir, Câbir b. Atîk'îir. Muhtemelen Câbir ismini nisbesiz görünce, onu Abdullah'ın oğlu Câbir zannetti. Bu yönüyle hadis zevâidden sayılır.

[51] Bunu Beyhakî, İbn Vehfa tarikiyle İbn Lehî'a ve Leys'den nakletmiş olup (IV, 97) se­nedi basendir.

[52] Bkz. ei-Kâsım b. Seîlâm, Kitâbu'l-Emvâl, no. 1102.

[53] Heysemî, senedinde yer alan Hasan b. Umâre hakkında tenkit bulunduğunu söy­lemiştir. (III, 79).

[54] Bunu Beyhakî de nakletmiştir. (IV, 113). Tâvus'un Muâz'dan rivayeti hakkında el-İsmâılî'den: "Eğer bu mürsel ise, hüccet değildir" açıklaması rivayet edilmiştir. Hadisin senedini Bûsîrî de Haccac b. Ertât'ın zayıf olması sebebiyle zayıf görmüştür.

[55] Müsnede'de "Bu /iflsen bir senettir" denilmiştir. Hadisi Tahâvî de rivayet etmiştir.

[56] Müsnede'de şu ilave vardır: "Mânâca benzerini Müslim, Ebû Dâvud ve başkaları nakletmişlerdir." Bunların rivayetinde "'i*#j »UHU" ifadesi geçmiş, fakat bunun ne anlama geldiği belirtilmemiştir. Burada ise "Size ondan fayda yoktur" cümlesiyle açıklanmıştır. Müslim'in rivayetinde ise "Rabi'a ona dönerek <Vallahi, bunu yapmanın tek sebebi bizi kıskahmandır> ifadesi geçmiştir. (I, 344).

[57] Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Haneş lakaplı Hüseyin b. Kays hakkında pek çok tenkit vardır." (III, 91). Ben derim ki: Bu zat Müsedded'in senedinde de geçmektedir. Onun zayıflığından ötürü Bûsîri hadisi zayıf saymıştır.

[58] Ahmed b. Hanbel tahrîc etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Bu zâtı Ahmed b. Hanbel, Useyd b. Mâlik ismiyle zikrederken Taberânî, Ruşeyd b. Mâlik ismiyle vermiştir. Sene* dinde geçen Hafsa binti Talk'dan, Ma'rûf b. VâsiTdan başkası rivayette bulunmamıştır. Onun da hiç kimse güvenilir olduğunu söylememiştir." (III, 89). Ben derim ki: Bu şahıs Ebû Bekir'in senedinde de geçmektedir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[59] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan İbn Ebî Leylâ hakkında tenkil vardır." (III, 91). Hadisi Tahâvî de nakletmiştir, (I, 299). Adı geçen zâtın zayıf oluşu nedeniyle Bûsîrî hadise zayıf hükmünü vermiştir.

[60] Ahmed b. Hanbel muhtasar olarak tahrîc etmiş olup ifadesinde Ümmü Külsüm'ün Peygamber'in azatlısı Mihran yoluyla merfû olarak naklettiği şu sözler geçmektedir: "Biz Ehl-i Beı/t zekât malını almaktan men edildik. Mevlalartmız ân bizdendir." Zevâid, III, 89. Ben derim ki: el-Ithâfta Ümmü Külsüm'ün kendisinden naklettiği ravi, Mihran yerine Keysan diye isimlendirilmiştir. Bûsîrî hadisi İbn Ebî Şeybe'ye nispet etmiş ve ravilerinin güvenilir olduğunu söylemiştir.

[61] Bûsîrî, Ebû Ya'lâ ve Beyhakî'nin, ravileri güvenilir olan bir senetle naklettiklerini söylemiştir.

[62] ibn Ömer hadisini Buharı Sahihinde Salim yoluyla İbn Ömer'den kısmen muhtasar olarak farklı lafızlarla nakletmiştir. Aynı hadisi Beyhakî ise Nâfi' yoluyla Buhârî'nin ri­vayetinden daha uzun olarak nakletmiştir. Bkz. (IV, 130). Bûsîrî demiştir ki: Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle nakletmiştir. Çünkü Âsim b. Ömer zayıftır."

[63] Beyhakî'nin zikrettiği Cafer b. Avn'm Yahya'dan rivayetinde ifade "Onu fiyatlandı-rıp zekâtı ver!" şeklindedir. (IV, 147). Haberi Beyhakî bir kaç tarikten nakletmiştir. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[64] İbn Ebî Şeybe, I, 209.

[65] Bunu Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Ravileri güvenilir kimseler­dir. Fakat İbrâhîm, İbn Mes'ûd'dan hadis işitmemiştir. (II, 68). Bkz. Şerhu Meâni'l-âsâr, I, 309.

[66] Amr b. Ebî İlbâ'dan Ebân'dan başkası rivayette bulunmamıştır. Hüseynî, onun hakkında "meçhuldür" demiştir. İlbâ b. Ebî İlbâ'yı İbn Hibban es-SikaFta zikretmiştir. Her iki şahıs da et-Tehzîb ricaİindendir. Hadisi Nesâî, Hz. Ali miisnedinde zikretmiştir. Heysemî geri kalan ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. {III, 84). Bûsîrî ise yo­rum yapmamıştır.

[67] Senedinde zikri geçen İbrahim b. Müslim el-Hicrî hakkında bir çok tenkit vardır. Bkz. Kenzü'l-ummnl, III, 297; Beyhakî, IV, 198. Aynı hadisi Ebû Ya'lâ da rivayet etmiştir. Bkz. Zevnid, III, 97. Bûsîrî hadisi Müsedded, İbn Meni' ve başkalarına nispet etmiş ve "Senetlerinin ekseninde İbrahim el-Hicrî bulunmaktadır ki, o da zayıftır" demiştir.

[68] Senedi hasetıdir.

[69] Müsnede'de "sn/i;/îtir" ifadesi geçmektedir.

[70] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan, Kesîr b. es~Sait'm azatlısı Ubeyd b. Nestâs'ın biyografisini yazana rastlamadım. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimseler­dir." (IV, 71). Ben derim ki: İbn Hacer onu ct-Tehzîb'de zikretmiştir. et~Takrîb'de de müel­lif onun hakkında: "Makbul biridir" demiştir.

[71] Müsnede'de "Senedi ceyyid olup mevkuftur" açıklaması geçmiştir. Hadisin diğer kıs­mı için Defin bahsine bakını/,.

[72] Bûsîrî demiştir ki: Bunu el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den tıakletmiştir ki, bu zat Zayıftır." Fakat MÜsedded ve Ebû Ya'lâ bunu, ravileri güvenilir bir senetle tahrîc etmiş­lerdir.

[73] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Humeydî ve İbn Ebî Ömer, içinde Muhammed b. Osman el-Cumahî'nin bulunduğu bir senetle nakletmişlerdir. Bu zâtı da Ebû Hatim ve Dârekutnî zayıf oİarak değerlendirirken İbn Hibbân es-Siknt'ta zikretmiştir."

[74] Ra'd sûresi. 13/39.

[75] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî, eİ-Mu'cemu'l-kebîr'âe nakletmiş olup sene­dinde ismini zikretmediği bir ravi yer almıştır. Hadisin Feraiz bölümünde gelecek olan başka tarikleri de vardır." (III, 99). Heysemî hadisi Ebû Ya'tâ'ya nispet etmemiştir. Bûsîrî ise "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle nakletmiştir. Çünkü ravÜerinden birinin kimliği bilinmemektedir" açıklamasını yapmıştır.

[76] Ibn Ebî Şeybe hadisi Ebû Husayn tarikiyle Sâlim'den, o da Ebû Hureyre'den merfû olarak nakletmiş olup (IV, 56) senedi /«işendir. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Hibhan Sahîh'inde İbn Ebî Şeybe yoluyla Salim b. Ebi'l-Ca'd'dan, o da Câbir'den başka lafızlarla nakletmiştir."-

[77] Bûsîrî bunu Zekât bölümünde zikretmiş ve zayıf olduğunu söylemiştir.

[78] el-Hârîs'irı Müsned'inde Cünâde kelimesinden önce net okunmayan bir kelime geçmektedir, jj! kelimesine benzemektedir ki, bu doğrudur. Çünkü hadisi Habş b. Cünâde rivayet etmiştir. Bkz. Zevâid, III, 96. rt-İsâbe'âe geçtiği üzere bu zat Ebu'l-Ceıuıb" künyesiyle anılmaktadır. el-Hâris'in senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır. Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî iki ayrı varyantla nakletmiş olup birincisinin ravileri Sn-hîlı'in ravileridir.

[79] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, Hasan b. Kuteybe'den rivayet etmiştir ki, bu zat zayıftır."

[80] Yani Nesâî'nin es-Stinenü's-suğrâ'sında. Bkz. et-İthnf. Zannedersem müellif hadisi İs-hâk'a nispet edip senedine sahih hükmünü vermişti.

[81] Ebu'l-Esved, Urve'nin yetimidir. Hadisin senedi munkatıdır. Çünkü Ebu'l-Esved'in Esmâ'ya yetiştiği ve ondan hadis dinlediği sabit değildir.

[82] Bûsîrî: "Bunu el-Hâris zayıf ve kopuk bir senetle nakletmiştir" açıklamasını

[83] Heysemî demiştir ki: "Senedinde geçen Ebû Sekine el-Hımsî'nin biyografisini yaza­na rastlamadım" (III, 104).

[84] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[85] İbn Şîrîn ile Hz. Ömür arasında kopukluk vardır.

[86] Hadis mürsdâu.

[87] Müsnede'âe "Bunun senedi hasendir"  denilmiştir. Heysemî demiştir ki:  "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 66). Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe sahih bir senetle rivayet etmiştir."*

[88] Heyseırıî demiştir ki: "Bunu Bezzâr rivayet etmiş ve senedinin hasen olduğunu söy­lemiştir. Ben derim ki: Ravileri güvenilir kimselerdir." (III, 64) Bûsîrî hadis hakkında hüküm vermemiş, bilakis "Bunu Ebû Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî İle SflMfr'lerinde İbn Huzeyme ve İbn Hibbân rivayet etmişlerdir" açıklamasını yapmakla yetinmiştir.

[89] Hadisin başmı İbn Huzeyme ve Hâkim rivayet etmişlerdir. Bkz. Münzirî, et-Terğib ve't-Terhib, (Zekât bahisleri). Kenzii'l-ummâl'dci hadisin tamamı geçmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk ve Sahîh'mde îbn Huzeyme ve Hâkim nakletmişlerdir. Hâkim, hadisin Buharı ve Müslim'in şartlarına uygun olduğunu söylemiştir."

[90] Bunu uzun hadis İçerisinde Ahmed b. Hanbel ve ayrıca Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Ali b. Zeyd hakkında tenkit vardır. Diğer rivayette de Ebû Amr ed-Dımeşkî geçmektedir ki, metruktür, bkz. Heysemî, II, 113, 114. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk nakletmiştir." Hadis farklı tarikleriyle İlim bölümünde geçmiştir.

[91] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde Kesîr b. Abdullah el-Müzenî geçmek­tedir ki, zayıftır. Bkz. Heysemî, III, 110. Hadise zayıf hükmünü veren Bûsîrî de, "Bunu Tirmizî hasen görmüş, sonra o ve İbn Huzeyme sahih olduğunu söylemişlerdir" açıkla­masını yapmıştır.

[92] Senedini Bûsîrî, Yezîd er-Rakkâşî'nin zayıf olması nedeniyle zayıf görmüş ve: "Bunu hasen hükmüyle muhtasar olarak Tirmizî ve Sahîh'inde İbn Hibban nakletti" açıklamasını yapmıştır.

[93] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde geçen Ziyâd el-Cessâs, hakkında tenkit bulunmakla birlikte güvenilir kabul edilmiştir. (Bkz. Heysemî, III, 8.) Ben derim ki: "Bu /ât Ebû Ya'lâ'nm senedinde de geçmektedir. Fakat el-Hâris hadisi Ziyâd'ın yer almadığı bir senetle rivayet etmiştir, (i, 233, yazma). Bûsîrî ise: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[94] Bûsîrî hadis hakkında hüküm vermemiş, sadece "Âişe hadisi şahididir" demekle yetinmiştir.

[95] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup raviieri Sahîh'vn ravileridir. (Bkz. Heysemî, III, 116.) Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Humeydî rivayet etmiş olup senedinde ismi zikredilme­yen biri vardır. Bundan başka Sahîk'in senediyle Taberânî ve bir de İbn Huzeyme de Snhîh'inde rivayet etmiştir."

[96] Münzirî'nin belirttiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Bûsîrî ise bu­na şunu eklemiştir: "Ebû Bekir b. Ebî Şeybe sahih senetle nakletmiştir. el-Hâris ise Hasan b. Kuteybe yoluyla başka lafızlarla nakletmiştir ki, bu zât zayıftır."

[97] Hadisin aslını Buhârî başka bir tarikten nakletmiştir. (Bkz. Fethu'l-Bnrî, VI, 31, III, Orucun fazileti)

[98] Hadisin ilk kismını Buhârî ile Müslim, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. Hâkim ise iki kısmını da ziyadesiyle birlikte Ebû Saîd'den nakletmiştir.

[99] Sülûrna, parmak kemikleri gibi küçük kemiklere denir.

[100] Bûsîri bunu, tbn Hibban'm Snhîtiinde naklettiğini söylemiştir.

[101] Heysemî'nin Zevâid'de Taberânî ve Bezzâr'a da nispet ederek naklettiği rivayette şu ilave yer almıştır: "İyiliği emir, kötülükten men de namazdır." Heysemî, Ebû Ya'lâ'nm ravilerinin Sahîh'in ravileri olduğunu belirtmiştir. {III, 104). Ayrıca bkz. Kenzü'l-umrnâl, 111,380,381.

[102] İsrâ s. 26

[103] Bunu Ahmed b. Hanbel ve Taberânî rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bk/. Zevnid, III, 63.

[104] Ahmed b. Hanbel bunu Âişe'den: "Ey Âişe, snıjmn, sonra Allcıh ta sana verirken sayar" ifadesiyle nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Bkz. Heysemî, III, 122. Bûsîrî de demiştir ki: "el-Hâris'in naklettiği hadise Esmâ'nm hadisi şahittir."

[105] Bunu Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiş olup senedinde geçen Ebû Bahr el-Bekrâvî güvenilir kabul edilmekle birlikte hakkında tenkit de vardır. Bk/. Zevâid, III, 106. Bûsîrî ise senet hakkında hüküm vermemiştir.

[106] Bunu Bezzâr rivayet etmiş olup senedinde geçen Muhammed b. İsmail el-Vesâvisî oldukça zayıf biridir. Bk/.. Heysemî, III, 105. Dârekutnî de bu zâtı zayıf görmüştür. Bkz. Kenzü'l-ıtmmâl, III, 265. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[107] Heysemî'nin belirttiğine göre bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Ebu'l-Anbes hakkında tenkit vardır. Zevâiâ'de ifade "bin deve" yerine "bin dirhem" şek­linde geçmiştir. (III, 113). Bûsîrî ise ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[108] Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde yer alan Kureybe binti Abdullah b. Vehb'i ta'dîl, ya da cerhedeni görmedim. Geri kalan ravileri güvenilir kimselerdir."

[109] Sebe' sûresi. 34/39.

[110] Bûsîrî, Talha b. Amr'ın zayıflığı nedeniyle hadise zayıf hükmünü vermiştir.

[111] Senedinde yer alan Ebû Utbe, benim tespitime göre İsmail b. Ayyaş olup Mede-nî'deıı rivayette bulunmuştur. Şam halkından başkasından yaptığı rivayetleri sağlam değildir.

[112] Müsned, II, 61, yazma.

[113] Senedindeki Yezîd er-Rakkâşî zayıftır.

[114] Bûsîrî demiştir ki: "İki tarikin merkezinde de Yezîd er-Rekkâşî bulunmaktadır ki, o da zayıftır."

[115] Senedinde Ziyâd b. Ebî Hassan bulunmaktadır ki bu zât, bir sonraki hadisin sene­dinde zikri geçen Ziyâd b. Meymûn'un aynısı olup metruktür. Bûsîrî bu ve bundan son­raki hadis hakkında: "İki tarikin de merkezinde Ziyad b. Meymûn bulunmaktadır ki, metruktür" açıklamasını yapmıştır.

[116] Hadisi Bezzâr da rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde Ziyad en-Nümeyrî (İbn Meymûn) bulunmaktadır ki, bu zâtı, bazen hata yaptığını söyleyerek İbn Hibban ve ayrıca İbn Adî güvenilir kabul ederlerken bir kısım bilgin ise zayıf saymıştır. (III, 137).

[117] Senedinde yer alan Cubâre b. Muğallia hakkında Buharı: "Hadisi muzdaribâit" açık­lamasını yapmıştır. Senette geçen Abdüssamed b. E^rak'ın hadisi de metruktür. Ama, Zevâld'de geçen (VIII, 191) İbn Ömer hadisi rivayetin şahididir. Bûsîrî de Süleyman b. Ebî Serh'in zayıf olması sebebiyle hadisin senedini zayıf say m ıştır.

[118] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimse­lerdir." (VIII, 193).

[119] Heysemî'nİn belirttiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Ancak senedinde "Peygamber'in eşlerinden biri" yerine "ashabından biri" ifadesi yer almıştır. Bûsîrî de: "Bunu İbn Ebî Şeybe nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[120] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[121] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî rivayet etmiş olup ravileri, Muhammed b. Mansur et-Tûsî hariç, Sahîh'm ricalidir. Muhammed de güvenilir kimsedir." (VIII, 179). Ben derim ki: Ebû Ya'iâ'nın ravileri Taberânî'nin ravileridir. Bûsîrî ise "Bunu Ebû Ya'lâ, gevşek birinin bulunduğu bir senetle nakletmiştir" değerlendirmesini yapmıştır.

[122] Senedinde yer alan Abdullah b. Vâkıd el-Harrânî hakkında çok tenkit vardır. Bûsîrî demiştir ki: "İshâk bunu munkatı bir senetle rivayet etmiştir."

[123] Nisbesi el-Hatmî olup sahabeliği konusunda ihtilaf vardır. Abdullah b. Zübeyr dö­neminde Küfe emiri idi. el-İthnf da: "Abdullah b. Zeyd" şeklinde geçmiştir.

[124] Bûsîıi demiştir ki; "Bunu, Haris oldukça zayıf biri olan Dâvud'dan nakletmiştir."

[125] Ebû Davud'un merfû olarak naklettiği İbn Abbâs hadisi şöyledir: "(Ramnznn) Ayın­dan bir ya da iki gün önce oruç tutmayın." Bûsîri demiştir ki: "Bunu Haris bir yalancı olan Dâvud b. L'1-Muhabber/den nakletmiştir."

[126] Hadis mürseldir. Bûsîrî bunun hakkında sükût etmiştir.

[127] Hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Heysemî; "Peygambere nispeti zayıftır" derken (III, 147) Bûsîrî: "Bunu, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, zayıf bir senetle nakletmiştir. Zira senedinde yer alan İbrahim b. Osman zayıf biridir" demiştir.

[128] Bizce doğrusu böyledir (js-^1 şeklinde tekildir). Birinci yerde Müsnede'de de bu şe­kilde geçmiştir. Asılda ise " şeklinde çoğul siygasıyla geçmiştir. Sonra Kenzu'l-ümmâî'âd "Ay, 30 gün çeker. 29 gün çeken ay da vardır" (Müsedded) rivayetine rastladım (IV, 325). el-İtkûfda ise her iki yerde de ifade ">^l" şeklinde geçmiştir.

[129] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded mevkuf olarak rivayet etmiştir."

[130] Mürseldir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[131] Senedinde yalancı olmadığı belirtilmekle birlikte ismi zikredilmeyen bir ravi bu­lunmaktadır. Bûsîrî, tabiînin bilinmemesi sebebiyle senedinin zayıf olduğunu söylemiş­tir.

[132] Heysemî'nin gözden kaçırdığı hadisin senedinde an'ane yapan (rivayeti anfulcın an fulnn siygasıyla nakleden) Bakiyye bulunmaktadır. Aynı hadisi Hatîb de el-Müttefik ve'l-Müflerik'de nakletmiştir. Onun senedinde de Kenzu'l-ummâl'da (IV, 303) geçtiği üzere yalancılıkla itham edilen ve kendisine itibar edilmeyen (sakıt) Hammad b. Velid geçmek­tedir. Ben derim ki: "Bu zat Ebû Ya'lâ'nın senedinde safa t değildir. Bûsîrî, rivayeti Bakiyye b. Velid'in tedlis yapması sebebiyle zayıf görmüştür.

[133] Miirseldir. Bûsîrî, hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[134] Miisnede'de müellif "Bu, senedi sah'ıh mürsel bir rivayettir" demiş. Bûsîrî de bu ko­nuda onun görüşünü kabul etmiştir. Ben derim ki: "Ebû Dâvud bunu Ebû Avâne tarikiy­le Mansûr'dan, o da Rıb'î'den, o da Peygamber'in ashabından bir zattan merfû olarak nakletmiştir. Aynı hadisi Ahmed b. Hanbel de muttasıl senetle merfû olarak nakletmiş­tir.

[135] Bu, daha evvel 881 numarada geçen sadakanın faziletine dair hadisinin bir parçası­dır. Heysemî'nin belirttiğine göre (II, 324) Ahmed b. Hanbel tarafından nakledilen hadi­sin ravileri güvenilir kimselerdir.

[136] Münzirî demiştir ki (s. 171): "Bunu Taberânî, sakıncası bulunmayan (in he'se bih) bir senetle nakletmiştir." Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Abd b. Humeyd rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Hadisi ayrıca el-Mucemu'l-kebtr ve eî-Mu'cemu'l-Evsat'ta Taberânî de nakletmiştir.

[137] Bunu el-Hâris, Dâvud b. el-Muhabber'den nakletmiştir ki, bu zat zayıf biridir. Münzirî'nin belirttiğine göre {s. 170) aynı hadisi Taberânî hnsen bir senetle nakletmiştir, Bûsîrî de herhangi bir kaynağa nispet etmeksizin zikretmiştir.

[138] el-Hâris, bunu Bişr b. Ebî Bişr el-Basrî'den nakletmiştir. Bendeki nüshada hadisini bulamadığım gibi yanımdaki rivayetlerde zikrine de rastlamadım. Senedinde bir kaç meçhul ravi yer almıştır. Bûsîrî ise hakkında yorum yapmamıştır.

[139] Gün" kelimesini Münzirî'den ekledim.

[140] Münzirî'nin belirttiğine göre (s, 170) bunu da Taberânî nakletmiş olup Leys b. Ebî Süleym dışındaki ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde yer alan Leys zayıf biridir."

[141] Bunu, Beyhakî ve Taberânî rivayet etmiş olup, kusursuz olduğunu belirtmişlerdir. Aynı hadisi Münzirî'nin belirttiğine göre (s. 170) Ahmed b. Hanbel, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Zebbân b. Fâid ve onun ravisi zayıftırlar."

[142] Bunu Münzirî de zikretmiştir. Bûsîrî demiştir ki: "Senedinde Zebbân b. Fâid yer almıştır."

[143] Senedinde hadisi zayıf olan Ebû Bekir b. Ebî Meryem bulunmaktadır. el-İthâfda da böyle geçmiştir.

[144] el-Mişkât müellifi bunu Beyhakî'nin Şuabü'l-lman'da naklettiğini söylemiştir. Bûsîrî ise demiştir ki: "Ibn Huzeyme de Snhîh'inde tahrîc etmiştir."

[145] Hadisin şahitleri vardır. Bûsîrî bunu, Yezîd b. Ebân'm zayıf oluşu ve Muhammed b. Ishâk'ın tedlis yapması sebebiyle zayıf saymıştır.

[146] el-İthâf ta -ifade "Sizler neyi karşılıyorsunuz, insan, neyi karşılıyor" şeklindedir.

[147] Kenzıı'l'Umınâl'da belirtildiğine göre (IV, 325) bunu İbn Asâkir ve yine Kenzu'i-ıımmâl'âa (IV, 300) belirtildiğine göre Şuabu'himm'da Beyhakî nakletmiştir. Bûsîrî ise bununla ilgili yorum yapmamıştır.

[148] Rahman sûresi., 55/72.

[149] Kenzu'l-ıımmâl'da ifade: "Yetmiş bayan ve yetmiş bay hizmetçi tahsis edilir" şeklindedir. Aynı ifade el-Ithâf da ise: "İhtiyaçlarını görmesi için bin erkek hizmetçi ve yedi bin kadın hiz­metçi tahsis edilir" şeklinde yer almıştır. Gördüğünüz gibi ifadeler farklı farklıdır.

[150] Aynı hadisi Taberânî ve Şıtabıt'l-İman'da Beyhakî nakletmiştir. İbnü'l-Cevzî bunu el-Mevzuat'ında zikretmiştir; ama bu konuda isabetli değildir. Kerızıı'l-ummâl'da da bu şe­kilde söylenmiştir {IV, 300). Yine Kenzu'l-ummâl'da geçtiği üzere (IV, 299) Taberânî bunu oldukça muhtasar olarak İbn Ömer'den nakietmiştir. Beyhakî ise bir kısmını Şuabu'l-iman'da İbn Abbâs hadisi olarak zikretmiştir.

[151] Bûsîrî: "Senedinde Cerîr b. Eyyub el-Becelî bulunmaktadır" demiştir.

[152] Hafız İbn Hacer, (İsâbe'nin) Künyeler ve Müphem isimler bölümlerinde bunu zik­redeceğini söylemiştir. Fakat ben el-lsâbe'nin matbu nüshasında bu iki bölümü bulama­dım.

[153] Münzirî'nin eserinde ve el-Uhâfda bu şekilde geçmiştir. Beyhakî'nin mııkarib (sahîh veya hasene yakın) ve Ebû Hureyre hadisinin senedinden daha sağlam bir senetle Beyhakî'nin rivayet ettiği Câbir hadisinde ise ifade: "Dünya yorgunluklarından kurtulmala­rı..." şeklindedir. (Münzirî, 172).

[154] Münzirî demiştir ki (s. 172): "Bunu Ahmed b. Hanbel, Bezzâr ve Beyhakî nakletmiş-lerdir." d-İthâf da da bunlara ilave olarak: "Zayıf bir senetle İbn Menî ve Haris rivayet etmiştir" denmiştir.

[155] Hadisi el-Hâris, Vâkıdî'den nakletmiştir. Taberânî de yine Vâkıdî'nin yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Bûsiri de: "Bunu el-Hâris, zayıf biri olan Vâkıdı'den nakletti" demiştir.

[156] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded, Leys b. Süleym tarikiyle rivayet etmiştir."

[157] Bûsîrî yorum yapmamıştır. Talha hadisini Enes'ten, Abdürrezzâk (11, 421) Katâde yoluyla, İbn Ebî Şeybe ise (1, 582) Humeyd yoluyla rivayet etmişlerdir.

[158] Abdürrezzâk (II, 420, yazma) ve İbn Ebî Şeybe (I, 572, yazma) rivayet etmişlerdir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[159] İbn Hibbân bir başka tarikle Ebû Hureyre'den benzerini rivayet etmiştir, (bkz. Mevâridü'z-Zem'ân, 225). Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Huzeyme ve İbn Hibbân Sa-/jîTî'lerinde nakletmişlerdir. Aynı şekilde Hâkim de (Müstedrek'te) zikredip sahîh oldu­ğunu söylemiştir. Tayâlisî ise zayıf biri oîan Talha b. Amr tarikiyle rivayet etmiştir."

[160] Senedinde geçen ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî ise rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[161] Senedi hasendir. Bûsîrî, hakkında yorum yapmamıştır.

[162] Senedi ceyyiddir.

[163] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Ali b. Zeyd, güvenilir görülse de hakkın­da tenkit vardır. Geri kalan ravileri ise Sahîh'in ravileridir." Aynı hadisi mevkuf olarak nakleden Bezzâr, şu ilaveyi de zikretmiştir: "Bunu Saîd b. el-Müseyyeb'e anlattım. Bunu hoş karşılamayarak: "Dolu susuzluğu giderir" dedi." (III, 172). Bûsîrî ise Ali b. Zeyd'in zayıf oluşu sebebiyle hadisi zayıf görmüş ve: "Bezzâr'ın hocası/şeyhi zayıf biridir" de­miştir.

[164] Kopukluk İbıı Cüreyc ile Enes arasındadır. Heysemî demiştir ki (III, 156): "Taberânî tarafından rivayet edilen bu hadisin senedinde tanımadığım ravi vardır." Bûsîrî ise: "Se­nedinde kopukluk vardır" demiştir.

[165] Heysemî (III, 154): "Senedinde yer alan Abdülvâhid b. Sabit zayıf biridir" derken Ukaylî de "Onun rivayetlerine mütabaat olunmamıştır" demiştir. Lİsanü'l-Mizân'da bu şekilde geçmektedir (IV, 78). Bûsîrî İse: "Kavileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[166] Senedinde Câbir'in ailesine mensup, ismi zikredilmeyen biri vardır. Kavilerinden birinin bilinmemesi sebebiyle Bûsîrî rivayeti zayıf görmüştür.

[167] Heysemî: "Senedinde yer alan Tayyib b. Süleyman zayıf biridir" (III, 154) derken, Bûsîrî "Bunu Ebû Ya'lâ hnsen bir senetle rivayet etmiştir" demiştir.

[168] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî Cebâne binti Adan tarikiyle annesinden, o da Safiyye binti Cerir'den rivayet etmiştir. İbn Mâce bu kadınların rivayetlerini nakletmiş ve kimse onları ne cerh etmiş, ne de güvenilir olduklarını söylemiştir" (III, 155). Heysemî hadisi Ebû Ya'lâ'ya nispet etmemiştir. Bûsîrî ise Ebû Ya'lâ'ya nispet ederek "Senedinde durumları meçhul (kadın) raviler bulunmaktadır" demiştir.

[169] Senedinde yer alan Haram b. Osman, İmam Şafiî'nin hakkında: "Haram'dan hadis rivayet etmek, haramdır" dediği kişidir. Aynı hadisi Abdürrezzâk (II, 418) da rivayet etmiştir. Busîrî ise hadisi "Nikah" bölümünden önce "Talak" bahsinde zikretmiştir.

[170] Taberânî, Câbir'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) seher vaktinden seher vaktine kadar ara vermeden oruç tutardı." Heysemî bunun hasen bir hadis olduğunu söylemiştir (III, 158). Bunu et-îthâf da visal orucundan men'e dair bölümde bulamadım.

[171] Hadis Kenzu'î-ummâl'da (IV, 328) Müsedded'den nakledilmiştir. Orada Beyhakî remziyle şöyle nakledilmiştir: "Ömer'den nakledildiğine göre Resûluİlah (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan'ın Zilhicce'nin on gününde kaza edilmesinde bir sakınca görmezdi." Bu rivayet zayıftır. Kenzu'l-ummâl'da bu şekilde geçmektedir. Ben derim ki: Orada Hz. Ömer'den bir eser/rivayet buldum. Merfû rivayeti ise ez-Zevâid'de (III, 179) buldum. Büsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir."

[172] el-îthâf da "Abdülhamid" diye geçmiştir.

[173] Doğrusu ifade "sayıyı belle" şeklinde tekil siygasıyla olmalıdır. Ama ei-İthâf da da "Sayınız" şeklinde çoğul siygasıyla geçmiştir.

[174] Senedi hnsendir. Bûsîrî hakkında sukut etmiş, değerlendirme yapmamıştır.

[175] Bu bölümde İbn Ebî Âsım'ın Kîtabü'ssıyâm'mdâ zikrettiği İbn Ömer hadisi de bu­lunmaktadır. Hafız İbn Hacer'in et-Telhîs'de zikrettiği hadisin ifadeleri şöyledir: "Bir gun Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan ayında oruçlu iken yanımıza çıktı. Gözleri sürme (ismid) ile doldurulmuştu..." Ama eî-Ithâf da. bu ifadelerle ne Ali hadisine, ne de İbn Ömer hadisine rastladım. Orada yalnız: "İbn Ömer'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Ramazan'da Hafsa'nm evinden gözlerine sürme çekmiş olarak yanımıza çıktı" şeklinde bir rivayet gördüm. Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bit se­netle rivayet etmiştir. Çünkü ravilerinden Amr b. Hâlid el-Kureşî zayıftır.

[176] Ulemâ, Ramazan ayında bilerek cima eden kimseye kefaret gerektiği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Şafiî bu durumdaki kişinin orucunu yemesinin uygun olacağı, sonra üzerinde kefaretin bir borç olarak kaldığı ve uygun bir gün bulduğunda kefaretini ödemesi gerektiği görüşünü tercih etmiştir. Bkz, Tirmizî (II, 46). Biz de aynı görüşü sa­vunmaktayız. Hadis mürseldİT. Bûsîrî bunu mu'dal bir senetle Müsedded'in rivayet etti­ğini belirtmiştir.

[177] Bu hadis de mürseldir. Bûsîri hakkında bundan fazla açıklama yapmamıştır.

[178] Heysemt demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Taberânî rivayet etmiş olup ravileri güve­nilir kimselerdir" (III, 168). Ravilerinin güvenilir olduklarım Bûsîrî de söylemiştir.

[179] Senedinde yer alan Müslim el-A'ver hakkında Buharı: "Hadisi değersizdir (zâhibü'l-hndis)" demiştir.

[180] Doğrusu böyledir. Bkz rf-Tehzi&'itı künyeler bölümü. İki asıl nüshada ise nisbe "el-Mehdî" şeklinde yer almıştır.

[181] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[182] Bûsîrî de müellifin bu hükmüne katılmıştır.

[183] Senedinde yer alan Süleyman b. Muâz tenkit edilmiştir. Hadisi el-hhâfda bu bö­lümde bulamadım.

[184] Ğıtrîf Ebû Harun'u (eserinde) zikreden İbn Ebî Hatim: "Yemenli olup Câbir b. Zeyd'den rivayette bulundu" demiştir.

[185] Müsnede'de: "Mürsel olmakla birlikte senedi hasendir" denilmiştir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[186] Ravilerİ güvenilir kimselerdir. Bûsîrî, "Müsedded mevkuf olarak tahrîc etti" değer­lendirmesinden başka yorum yapmamıştır.

[187] İsnadında sakınca yoktur. Bûsîrî raviierinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[188] Mürsel olmakla birlikte senedi ceyyiddir. Müslim'in Snhîh'mde Ebû Saîd'den merfû olarak şöyle nakledilmiştir: "Sizler sabah düşmanınızla karşılaşacaksınız, öruçsuz olmak sizi daha güçlü kılar.  Oruçlarınızı açınız." Dolayısıyla  (seferde) oruç tutmamak azimettir. Bûsîrî: "Bunu Müsedded rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir" demiştir.

[189] Bûsîrî hadisi, sahîh bir senetle Müsedded'in rivayet ettiğini söylemiştir.

[190] Bevhakî de anlamca örtüşen bir hadisi Katâde yoluyla Eyyûb'dan nakletmiştir (IV, 271).   Heysemî  demiştir  ki:   "Bunu   Ebû  Ya'lâ  rivayet  etmiş  olup   ravileri  Sahîh'in ravileridir (III, 164)." Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[191] Bûsîrî kaynak göstermeden nakletmiş olup "Enes hadisi şahididir" ilavesini yap­mıştır.

[192] Müsnede'de denilmiştir k-i: "Bu sahîh bir seneddir." Ben derim ki: Aynı hadisi Abdürrezzâk "Bu iki günün özelliğini ise bilmiyorum" ilavesiyle nakletmiştir (I, 441). İs-hâk'ın senedini Bûsîrî de sahîh görmüştür.  '

[193] Senedi hasendir.

[194] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü İsa b. Meymun zayıftır."

[195] Senedinde sakınca yoktur.

[196] Bûsîrî ravüerînin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[197] Bu zatın durumuna vakıf olamadım.

[198] Bûsîrî bu rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[199] Kenzıı'î-ıımmâî''da (IV, 428) belirtildiğine göre hadisin son kısmını İbn Cerir rivayet etmiştir. Bûsîrî senedinin zayıf olduğunu söylemiştir.

[200] Ebû Leylâ kastedilmektedir. Hadisin senedi zayıftır. Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[201] Bu zat, Amr b. el-As'in mevtası (azatlısı) olup et-Tehzîb'de geçen ravilerdendir. Ha­dis mürselâİT.

[202] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[203] el'İthâfâa belirtildiğine göre hadis mürseldir. Heysemî, ise Enes'den merfû olarak: "Bir yudum suyla da olsa sahur ediniz" hadisini nakletmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiş olup senedinde yer alan Vâhid b. Sabit el-Bâhilî zayıf bi­ridir (III, 150). Ben derimdir ki: Hafız İbn Hacer bu hadisi gözden kaçırmıştır.

[204] Heysemî'nin belirttiğine göre hadisi Ebû Ya'la rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. (III, 151). Bûsîrî ise senedinde yer alan Muaviye b. Yahya es-Sadefî'nin zayıf biri olduğunu söylemiştir.

[205] Bu zat hakkında bilgi bulamadım.

[206] Taberânî, Selman'dan merfû olarak şu hadisi nakletmiştir: "Bereket şu üç şeydedir: Cemaat, tirit ve sahur yemeği." Ancak senedinde yer alan Ebû Abdullah el-Basrî hakkında Zehcbî: "Tanınmamaktadır" demiştir. Bkz. Heysemî, III, 151.

[207] İbnü'n-Neccâr sahabeden olan Ebû Süveyd'den şu rivayetini nakletmiştir: "Bir yu­dum suyln da olsa sahur yapınız. Allah'ın rahmeti sahur yapanlarla birliktedir." Bkz. Kenzu'l-ummâl, IV, 310. Mânâ bakımından benzerini ed-Dûlâbî, el-Kunâ'da zikretmiştir. Bkz. el-İsabe. Bûsîrî 976. nolu hadisi Hâris'e nispet etmiş ve Bahr b. Küneyz ve Dâvud b. el-Muhabber'in zayıf olmaları sebebiyle senedini zayıf görmüştür.

[208] Aynı hadisi Taberânî de nakletmiştir. Ancak senedinde Kays b. er-Rabî yer almak­tadır. Bkz. ez-Zevâid/ III, 153. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[209] İbn Mende, Sevvâr tarikiyle İsmail b. Kays'dan, o da Ali'den şöyle dediğini naklet­miştir: Alkame, Hz. Peygamber'in yanma girdi. Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun için bir kelle istedi. Bkz. el~İsâbe, II, 502. Ben derim ki: Aynı hadisi Bezzâr uzun bir metin­le (mutavvelen) zikretmiştir.

[210] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[211] Bu zat, Şeybân b. Mâlik el-Ensâri es-Sülemî'dir.

[212] Bûsîrî yorum yapmamıştır. Aynı hadisi Taberânî de rivayet etmiştir. Senedinde Kays b. er-Rabî vardır. Şu'be ve Sevrî bu zatı güvenilir görmekle birlikte hakkında tenkit vardır. Bkz. Heysemî, III, 153. Heysemî, hadisi Ebû Ya'lâ'ya nispet etmeyi gözden ka­çırmıştır.

[213] Bunu hem Buhârî, hem de İbn Ebî Hatim eserlerinde zikretmişlerdir. Fakat isminin Habbân mı, yoksa Hayyan mı olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir.

[214] Bûsîrî demiştir ki: "Habbân b. el-Hâris hakkında ne tenkit, ne de tadil (güvenilir ol­duğuna dair bir değerlendirme) gördüm. Senetteki geri kalan raviler ise güvenilir kimse­lerdir."

[215] Bunu Bezzâr rivayet etmiş olup senedi hasendir. Bkz. Heysemî, III, 152. el-İthâfm sahur bölümlerinde bu hadise rastlamadım. Enes'den nakledilen benzeri başka bir hadis gördüm. Ancak orada geçen olay, Zeyd b. Sâbit'le ilgilidir.

[216] Bûsîrî hadisi Ahmed b. Meni ve Abd b. Humeyd'c do nispet ederek demiştir ki: "Senetlerinin medarı/ekseninde Talha b. Amr vardır. Bu da zayıf biridir." Aynı hadisi Taberânî de rivayet etmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 155. Heysemî ayrıca Enes'den şu hadisi rivayet etmiştir: "Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) bir içim suyla da olsa iftar etmeden akşam namazım kıldığını hiç görmedim." Bunu Ebû Ya'lâ, Be/,/,âr ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Ebû Ya'lâ'nın ravileri Sahîh'in ravileridir. (III, 155). Ben derim ki: Hafi/ İbn Hacer bu hadisi burada ihmal etmiştir.

[217] Bûsîrî, Ömer b. Hamza'run zayıf oluşu nedeniyle hadisi zayıf saymıştır,

[218] Aynısını Bezzâr da nakletmiş olup, ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 165. Bûsîrî ise senedinde Ömer b. Hamza'nın yer aldığını söylemiştir.

[219] Taberânî de rivayet etmiştir. Bkz. Kenzu'î-ınnmâl, III, 304.

[220] Heysemî "Senedinde tanımadığım raviler" var derken, Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[221] Oruçlunun sürme çekmesine dair bölüme bkz. Orada Bûsîrî'nin bu hadisi zayıf ad­dettiğini belirtmiştik.

[222] ez-Zevâid'de "sürme taşıyla" ifadesi geçmiştir. Heysemî hadisin Ebû Ya'lâ'ya nispe­tini gözden kaçırarak demiştir ki: "Bunu Taberânî, Habbân b. Ali b. Muhammed b. Ubeydullah b. Ebî Râfi' rivayetiyle nakletmiştir. İkisi de güvenilir görülmekle birlikte haklarında çok tenkit vardır." (Bkz. III, 167} Ben derim ki: Doğrusu Muhammed b. Ubeydullah olmalıdır. Güvenilir kabul edilen iki kişi ise Habbân ile Muhammed'dir. Bûsîri iye hadis hakkında yorum yapmamıştır.

[223] Senedi ceyyiddir. Bûsîrî ravileriniri güvenilir olduklarını söylemiştir.

[224] Heysemî'nin bildirdiğine göre bunu, Taberânî, el-Mu'cemu's-sağÎT ve el-Mu'cemu'l-evsafta rivayet etmiştir. Ben derim ki: Senedinde yer alan Ebân b. Ebî Ayyaş rivayetin­den sakını lanlar dandır. Bûsîrî ise rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[225] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[226] Senedinde yer alan Leys b. Ebî Süleym güvenilir ravi olmakla beraber tedlis yapar­dı. Bûsîrî hadisin senedini zayıf görmüştür.

[227] Korkarım ki, burada tahrif meydana gelmiştir.

[228] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[229] el-Hâris bunu zayıf biri olan Vâkıdî'den nakletmiştir, ama Bûsîrî'nin belirttiğine gö­re şahidi vardır.

[230] İbnü's-Sünnî ve İbn Mâce başka bir tarikten Abdullah b. Amr b. el-Âs'dan merfû olarak: "Oruçlunun iftar zamanı bir dua hakkı vardır ki, o reddedilmez" ifadeleriyle bir hadis hâkletmişlerdir. Bûsîrî bunu sahih görmüştür. Gelecek bölümde İbn Hacer'in işaret ettiği rivayet de budur.

[231] Bûsîrî, Tayâlisî'nin senedi hakkında yorum yapmamıştır.

[232] Bendeki nüshanın eksik olması dolayısıyla bu hadisi Bûsîıî'de bulamadım. Sene­dinde yer alan Hammad b. Amr'ın hadisi oldukça zayıftır. Bûsîrî: "Vasiyet bölümündü gelecektir" demiştir.

[233] Bûsîrî ravileıinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[234] Hadisi, Ahmed b. Hanbel ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Senedinde yer alan Ummü Hakîm'in biyografisini bulamadım. Bkz. Heysemî, III,, 157. Bûsîrî, hakkında yo­rum yapmamış ve Ebû Hureyre hadisinin bunun şahidi olduğunu söylemiştir.

[235] Bişr b. Harb'in zayıf oluşu sebebiyle Bûsîrî bu rivayeti zayıf görmüştür.

[236] Senedinde yer alan Haram b. Osman'dan rivayette bulunmak -İmam Şafiî'nin de­diği gibi- haramdır.

[237] Beyhakî, Abdürrezzâk'tan, o da Ma'mer'den, o da Ebû İ.shâk'tan nakletmiştir. (IV, 286). Bûsîrî senedini snhîh kabul etmiştir.

[238] Rivayet mürseldıi. Bezzâr'm rivayet ettiği ve ravileri Sahih hadis ravileri olan bir yolla Aişe'den muttasıl olarak da nakledilmiştir. Bkz. Heysemî, III, 189.

[239] Bûsîrî, ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[240] el-Cerh ve't-Ta'dil'de bu şekilde yer almıştır. Asılda ise "Mezîd" şeklinde geçmiştir. Ebû Zür'a, bu zat hakkında: "Hiçbir değeri yoktur" değerlendirmesini yapmıştır.

[241] Bunu Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Büreyde b. Câbir zayıf biridir." (II, 186}. Ben derim ki: Bu bir baskı hatasıdır. Doğrusu, "Mezide olmalıdır. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[242] Bu zat Zahir b. Esved'dir. Bezzâr kendisinden şu hadisi nakletmiştir: "Her kim bu­gün oruçlu ise, orucunu tamamlasın...." Ravileri güvenilir kimselerdir. Bkz. ez-Zevâid, III, 186.

[243] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[244] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup senedinde yer alan Eyyub b. Câbir hakkında ihti­laf edilmiştir. Bkz. Heysemî, III, 186. Ben derim ki: Ebû Ya'lâ'nm senedinde yer alan Muhammed b. Câbir, Eyyûb'un kardeşidir. Onun hakkında da ihtilaf edilmiştir. Senet­teki tabiînin bilinmemesi dolayısıyla Bûsîrî rivayeti zayıf görmüştür.

[245] el-İthâf ta ifade "Peygamberlerin" şeklinde çoğul sıygasıyla geçmiştir.

[246] Aynı hadisi Bezzâr da rivayet etmiş olup, senedinde yer alan İbrahim el-Hicrî'yi İbn Adî güvenilir görürken diğer imamlar zayıf olduğunu söylemişlerdir. Hicrî'nin zayıf oluşu sebebiyle Bûsîrî de İbn Ebî Şeybe'nin senedini zayıf addetmiştir.

[247] Senedinde yer alan Ebû Hârûn el-Abdî zayıf biridir. Bkz. Heysemî, III, 186. Bûsîrî de aynı değerlendirmeyi yapmıştır.

[248] ei-İthâf da ifade "Kendi süt emen çocuklarıyla Fâtıma'nın süt emen çocuklarını çağı­rır" şeklindedir.

[249] Aynı hadisi Taberânî de nakletmiş olup Alîle'nin annesinin ismini de zikrederek "Alîle binti Kümeyt, annesi Emîne'den naklen" ifadesine yer vermiştir. Heysemî "Bu .kadınların biyografilerini zikredene rastlamadım" demiştir. (III, 186). Ben derim ki: Söz konusu kadının ismini el-Hâris de zikretmiştir. (II, 25, yazma). Ayrıca bkz. el-İsâbe, IV, 302. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[250] Her iki husus için de bkz. Beyhakî, IV, 283.

[251] Hadisi mânâca nakleden Bûsîrî, Ebû Ya'lâ'nın senedini tabiînin bilinmemesi sebe­biyle zayıf saymıştır.

[252] Müsnedü'l-Hnris, II, 41. Hadis mürseldıv. Çünkü Kesîr b. Murrc, iki görüşten daha sahîh olanına göre tabiîdir. Bûsîrî demiştir ki: "Hadisin baş kısmını, İbn Hibbân Sa-hîh'inde ve ayrıca Taberânî, Muâz b. Cebel tarikiyle nakletmişierdir.

[253] Senedinde geçen Leys b. Ebî Süleym hakkında Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[254] Usâme b. Zeyd. Kendisinden rivayette bulunan ise torunudur.

[255] Bu iki rivayeti ez-Zevâid'de bulamadım. Bûsîrî ikinci rivayeti, tabiînin bilinmemesi ve İbn İshâk'ın tedlis yapması dolayısıyla zayıf görmüştür.

[256] Bunu Ebû Ya'lâ da nakletmiş olup ravileri Sahîh'in ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 189, Bûsîrî de Heysemî'nin bu açıklamasına katılmıştır.

[257] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[258] Nisbesi el-Asrî'dir. İbn Ebî Hatim'in zikrettiği Hûd hakkında Ahmed b. Hanbel: "Tanımıyorum" demiştir. Şihâb b. Abbâd İse et-Tehztb'deki ravilerdendir.

[259] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[260] Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[261] Söz konusu metin Havşeb kanalıyla Mehdî'den, o da İkrime'den, o da Ebû Hureyre'den naklen zikredilmiştir. Hadisi bu tarikle Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce nak-letmişlerdir.

[262] Aynı hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Heysemî demiştir ki: Senedinde yer alan Abdul­lah b. Saîd el-Makburî zayıf biridir. (Bkz. III, 203) Ben derim ki: İki bayram günü oruç tutmaktan yasaklama hadisini Buhârî ve Müslim de Ebû Hureyre'den nakletmişlerdir. İbn Ebî Şeybe'nin senedini, Makburî'nin zayıf oluşu nedeniyle Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[263] Heysemı'nin "Hepsinin ravileri Sahih'm ravileridir" değerlendirmesi İse doğrudan uzaktır. Hadisi Bezzâr ve Ahmed b. Hanbel de rivayet etmişlerdir. (I, 169). Ebû İbra­him'in zayıf olması sebebiyle hadisi Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[264] Mücerrid bunu ihmal etmiştir. Senedi zaytfhr.

[265] Hepsinin hadisi tek hadistir. Bûsîrî demiştir ki: "Hepsi de hadisi zayıf biri olan Yezîd er-Rakkâşî tarikiyle rivayet etmişlerdir." Heysemî demiştir ki: "Hadis, bütün ta-rikleriyle zayıftır." Bkz. III, 203.

[266] Heysemî bunu gözden kaçırmıştır. Hadisi Tahâvî de nakletmiştir. (I, 429). Bûsîrî hadisi İbn Ebî Ömer'e de nispet ederek demiştir ki: "Hepsinin senedinin merkezinde zayıf biri olan Musa b. Ubeyde vardır. Fakat Müslim'in Sahîh'i ve başka kaynaklarda rivayetin şahidi bulunmaktadır."

[267] Heysemî bunu zikretmemiştir. Bûsîrî de hakkında bir değerlendirme yapmamış, yalnız Ukbe hadisinin onun şahidi olduğunu söylemiştir.

[268] Ebû Ya'lâ'mn hocasıdır.

[269] Senedi sahihtir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[270] Aynı hadisi Taberânî de nakletmiş tir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Leys güvenilir olmakla birlikte tedlis yapardı." (III, 200). Bûsîrî ise: "Bunu İbn Ebî Şeybe, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr rivayet etmişlerdir" demiş, bir değerlendirme yapmamıştır.

[271] el-İMf da ifade "Davud'un orucu gibi oruç tut" şeklindedir.

[272] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî, Bişr b. Harb'in zayıf oluşu nedeniyle rivayeti zayıf saymıştır.

[273] Kenzu'l-unzmâl'da (IV, 317) ve ez-Zevaid'de (III, 193) belirtildiğine göre bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Sadaka zayıf biridir. Hakkında güveni­lir olduğu yönünde değerlendirmeler bulunsa da İbn Abbâs'a yetişmemiştir."

[274] Müsiim, rivayetin Pazartesi orucuna ilişkin kısmı hariç tamamını nakletmiştir. Bkz. I, 367. Bûsîrî, Ebû Ya'lâ'nm senedi hakkında değerlendirme yapmamış, aksine "Ebû Katâde hadisi* onun şahididir" demiştir.

[275] Bezzâr da nakletmiş olup Heysemî: "Ravileri Sahîh'in ravileridir" demiştir (bkz. III, 196). Bûsîrî de: "Bunu İbn Ebî Şeybe hanen bir senetle rivayet etmiştir" değerlendirmesini yapmıştır.

[276] el-İthâfda ifade "Ramazan... orucu, göğüsteki kini giderir" şeklindedir,

[277] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded mürsel olarak, Nesâî ise Ebû Hureyre'den merfû olarak nakletmiştir."

[278] Bu ve 1028 nolu hadis tek hadistir. Buradaki, hadisin baş kısmıdır. Diğeri ise son kısmıdır. Bûsîrî burada rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[279] el-Hâris, Müsned, !, 240. Müsnede'de ise şöyle geçmiştir: "Bunu Haccâc rivayet et­miştir ki bu zat müdellistir." Yine Muhammed b. Abdurrahman ve Hakim b. Cübeyr, Musa b. Talha'dan, o da Ibnü'l-Havtekiyye'den, o da Ebû Zer'den nakletmiştir. Böylece belli oldu ki, bu hadisi nakleden mezkûr zat Ebû Zer'dir. Ben derim ki: Aynı hadisi Humeydî o iki zat tarikiyle nakletmiştir. Ama senedinde "İbnü'l-Havtekiyye, Ebû Zer'den naklen" ifadesi yer almamıştır. Aksine orada "Ömer sorunca Ebû Zer şöyle ce­vap verdi" denilmiştir. Yine Ebû Hani/e, Heysem es-Sarrâf'dan, o da- Musa'dan, o da Yezîd b. el-Havtekiyye'den, o da Ömer'den nakletmiştir. Ben derim ki: Bunun hakkında büyük ihtilaf vardır. Bu konuda Humeydî'nin Müsned'ine yazdığım dipnota (I, nr: 136) ve Fethu'l-Bârî'ye (IX, 525) bakınız. Bûsîrî ise "Senedinde Haccâc b. Ertât bulunmaktadır" sözünden başka yorum yapmamış ve ayrıca hadisin tamamını Tayâlisî ve başkasının "Av" bölümünde rivayet ettiğini belirtmiştir.

[280] Senedi m/]/;ddir. Busîrî "Haris bunu mürsel olarak nakletmiştir" açıklamasıyla ye­tinmiştir.

[281] İki asılda da "ji-alt'' şeklinde geçmiştir kî, bu tahriftir. ez-Zevâiâ va el-lthâf da doğru şekliyle "Sabır ayı" diye yer almıştır. Hadisi Bezzâr da nakletmiştir. Senedinde Haccâc b. Ertât bulunmaktadır ki, hakkında tenkit vardır. Az önce müdellis olduğunu zikrettim. Fakat Hafız İbn Hacer demiştir ki: Yunus b. Ebî İshâk rivayeti onun mutâbiidir. Bunu da yine Bezzâr rivayet etmiştir. Müsnede'de böyle geçmiştir. Bûsîrî demiştir ki: İkisinin se­nedinde de Haris el-A'ver yer almıştır.

[282] Asıl metinde geçen kelimesinin mânâsının, "kalpteki vesvese ve aldatma", veya "kin ve nefret" veyahut "düşmanlık" veya "en şiddetli öfke" olduğu söylenmiştir.

[283] Bunu Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Hammad b. Yezîd el-Minkarî'yi (doğrusu el-Mukrî olacak) zikredeni görmedim." (III, 197). Ben derim ki: Onu Buhârî, Ibn Ebî Hatim ve başkaları zikretmişlerdir. Kendisinden birden fazla kimse rivayette bulunmuştur.

[284] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî el-Mu'cemü'l-kebîr'de rivayet etmiş olup sene­dinde yer alan Salih b. Cebele'yi, Ezdî zayıf görmüştür." Bundan önce aynı hadisi Taberânî'nİn el-Mıt'cemıı'l-evsat'mda İbn Abbâs'dan naklen vermiş, orada da burada de­diklerini demiştir. (111, 199,198). Bûsîrî Salih b. Cebele'nin zayıf olduğunu söylemiştir.

[285] el-İthâfda 'Vj (tek gecelerde)" ilavesi yer almıştır.

[286] el-İthâf, iki asıl ve ez-Zevâid'de bu şekilde geçmiştir, el-îsâbe'de ise "j*A\ (geniş burunlu)"

[287] Bu zat Küleyb'dir. Kendisinden rivayette bulunan ise oğlu Asım'dır.

[288] Abese sûresi 80/26-31.

[289] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[290] Mcrfû kısmını, ravileri Sahîh'm ravileri olan bir senetle Taberânî rivayet etmiştir, el-îsâbe'de bildirildiğine göre aynı hadisi Beğavî, İbn Şahın ve Ibnü's-Seken de rivayet et­mişlerdir. Müsnede'de bildirildiğine göre hadisi, Ahmed b. Hanbel de nakletmiştir. Ama Heysemî bunu ona nispet etmemiştir (111, 178). el-îthâf da ise şöyle geçmiştir: "Bunu İbn Ebî Şeybe geniş olarak, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr özet olarak güvenilir ravîlerden oluşan bir senetle zikretmişlerdir. İbn Abbâs bu gecenin, ayın bitimine yedi gün kala 23. gece oldu­ğunu belirtmiştir."

[291] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir-

[292] Baba ve oğlu, İbn Ebl Hatim el-Cerh ve't-Ta'dî! iîPhli eserinde zikretmiş ve güvenilir olduklarını belirtmiştir. Bkz. et-Tehzîb. el-tthnf da ise: "Ebû Mersed'den şöyle dediği nak­ledilmiştir: Ebû Zerr'e sordum ki..." denilmiştir.

[293] Bunu Bezzâr rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Zikri geçen Mersed'den oğlu Mâlik'ten başkası rivayette bulunmamıştır. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir." (III, 177). Ben derim ki: İclî onu (Mersed'i) güvenilir görmüştür. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Müsedded, İshâk, İbn Ebî Şeybe, Bezzâr ve es-Simenü'l-kübrâ''da Nesâî, Sakîh'mde İbn Hibban rivayet etmişlerdir. Zikri geçen Ebû Zer hadisi ise hasen hadistir.

[294] Hafız (İbn Hacer) demiştir ki: "İshâk bunu Hüzeyl oğullarının azatlısı Ebû Hâ-zım'in müsnedi içinde nakletmiştir. Aynı hadisi Nesâî, Sünen'inde "İtikâf" bölümünde çoğu Ebû Hâzım'm Beyâdî'den... rivayeti olarak gelen daha başka tariklerden naklet­miştir. Zikri geçen bu Hazım hakkında ihtilaf edilmiştir. Rivayetlerin çoğunda onun Gıfâr oğullarının azatlısı olup, isminin Dinar olduğu belirtilmiştir. Bu rivayette ise Hüzeyl oğullarının azatlısı olduğu söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir." Bütün bu değerlendirmeleri Bûsîrî nakletmiştir. Ama onu İbn Hacer'e nispet etmeyip: "Bunu İshâk zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü İbn İshâk tedlis yapar" demiştir.

[295] Bûsîrî değerlendirme yapmamıştır.

[296] Enfâl s. 41

[297] Bûsîrî demiştir ki: "Bu, Havt'ın zayıf oluşu sebebiyle zm/ı/bir senetle nakledilmiş mevkııfbir rivayettir."

[298] Enfâl sûresi, S/41.

[299] Bûsîrî: "Bu, ismi zikredilmeyen hir ravinin yer aldığı bir senetle nakledilen bir hadistir" demiştir.

[300] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, hakkında ihtilaf bulunan Hadîc b. ^ yer aldığı bir senetle rivayet etmiştir. Senedin gen kalan ravileri ise güvenilir

[301] Bûsîrî senedinde ismi zikredilmeyen bir ravinin bulunduğunu söylemiştir.

[302] Bûsîrî yorum yapmamıştır.   .

[303] Hafız İbn Hacer demiştir ki: "Bu sahih bir senetle Kadı Şureyh'e ait mevkuf bir riva­yettir." Aynı haberi Vekî' Ahbârü'l-kudât'da faklı ifadelerle nakletmiştir. (bkz. II, 360). Haberin senedini Bûsîrî de sahîh olarak değerlendirmiştir.

[304] Bûsîrî bu hadisi itikaf bölümünde zikretmemiştir.