Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

METÂLİB UL-ALİYE (2) - 2.Cilt - 4. Sayfa

METÂLİB UL-ALİYE (2) 4

HAC KİTABI 4

Hac Farizasının Başlangıcı 4

Hac Ve Umrenin Farz Oluşu. 4

Sünnetsiz Kimsenin Haccinın Fasit Oluşu. 4

Haccetmede Acele Edilmesinin Emredilmesi 4

Hacı Adayının Geride Bıraktığı Ailesine İyilik Yapmanın Fazileti 4

Mekke Haremi 5

Yaya Olarak Haccetmenin Fazileti 6

Hac İle Umreyi Peş Peşe Yapmanın Fazileti 6

Deniz Yoluyla Hacca Gitmek. 6

Her Beş Senede Bir Haccetmenin Mendup Oluşu. 6

Çocuk ve Kölelere de Hac Yaptırma Emri ve Ergenlik Çağma Girdiklerinde Haccın Onlara da Farz Oluşu. 6

Pislik Yiyen Deve Üzerinde Haccetmenin Mekruh Oluşu. 7

Hac Yolculuğunda Binek Üzerinde Hacı Taşımak Da Allah Yolu Olarak Değerlendirilir 7

Deve Sürücüsünün Haccının Geçerli Oluşu. 7

Başkası Adına Hac Yapmak. 8

Mikât Yerleri 8

Mikat Yerleri Dışında İhrama Girmenin Mekruh Oluşu. 8

İhrama Girme Zamanları 8

İhrama Giren Kimsenin Fazileti 8

Hacının Ve Umrecinin Duası 9

Hac Ve Umre İbadetini Feshetmek, Aksini Yapmak Ve Konu Hakkında Kur'ân'da Varit Olan Hükümler 10

Hacc-I Kıran Yapan İçin Yeterli Olan Tavaf Ve Sa'y. 10

Hacc-ı Temettü. 10

Hacdan Önce Umre Yapmanın Caiz Oluşu. 11

İhramlı Kimsenin Kaçınması Gereken Şeyler 11

İhramlının Yıkanmasının Caiz Oluşu. 12

Mekke'ye Giriş Ve Fazileti 12

Mekke Evlerinin Satışı 12

Binek Üzerinde Tavaf Yapmak. 12

Harem'in Sınırları 12

Hac Mevsiminde Mekke Evlerini Kiraya Vermenin Mekruh Oluşu. 13

Mestler Ve Nalınlar/Terliklerle Tavaf Etmek. 13

Tavaf Esnasında Okunan Dua. 14

Binekli Kimsenin Tavafı 14

Tavafın Fazileti 14

Tavafları Birleştirmek. 14

Hacer-İ Esved'i Öpmek İçin Kalabalığa Girmek Ve Bunun Fazileti 14

İki Rekattık Tavaf Namazında Okunanlar 15

Hacer-İ Esved Üzerine Secde Etmek. 15

Kadının Tavafı 15

Arafat'ta Vakfe Ve İfâda. 15

Arefe Günü Dua Etmek Ve Bunun Fazileti 16

Müzdelife'den (MinayaDoğru) Hareket 17

Mina'da Konaklama. 18

Tıraş Olmanın Fazileti 18

Mina'da Geceleme. 18

Cemreleri Taşlama. 18

Hedy Kurbanı 19

Telbiye (Ne Zaman Kesileceği ve Kutsal Yerlerde Söylenip Söylenmeyeceği) 20

Kurban Bayramının Birinci Ve İkinci Günlerinde Hutbe. 20

Avlanmanın İhramliya Haram Oluşu Ve Cezası 20

Umre. 22

Zilhicce'nin On Gününde Umre Yapmak. 22

Beytü'l-Makdis'ten (Kudüs'ten) Umre Yapmak. 22

Veda Tavafı 22

Hacı Karşılamanın ve Hacıların Selamette Oluşlarını Müjdelemenin Meşru Oluşu. 23

Kabe Ve Mescid-İ Haram'ın Fazileti 23

Kabe'nin Örtüsü. 23

Kabe İçinde Namaz. 23

Beyt(ullah)e Girmenin Vacip/Farz Olmadığının Beyanı 24

Abbâs'ın (Hacılara) Su Dağıtım Hizmeti 24

Zemzemin Fazileti 25

Medine Harem'i Ve Fazileti 25

Uhud'un Fazileti 26

Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) Kabrini Ziyaret Etmek. 26

Küba'nın Fazileti 26

Mescid-i Nebevî'nin Fazileti 27

Hayf Mescidi 27

Taif’in Fazileti 27

Mescid-i Aksa'nın (Kudüs'ün) Fazileti 27

ALIŞVERİŞ KİTABI 28

Satın Alma ve Alacağı Tahsilde Hoşgörülü Olmanın Fazileti 28

Alışverişte Karşılıklı Rıza ve İndirimin Caiz Oluşu. 28

Alışverişte Uyanık Olmaya Teşvik. 28

Zanaatkarlar Ve Kazançları 29

Haram Kazançtan Sakındırmak (Ve Helal Kazanmaya Teşvik) 29

Atâ/Ulûfe Dağıtım Vaktine Kadar Askerlere Vadeli Satış Yapmak. 29

Elbise (Bez) Ticareti 30

Haram Kazançtan Sakındırmak Ve Helal Kazanca Teşvik. 30

Erkende Bereket Vardır 30

Muzara'a/Belli Ölçekte Ürün Karşılığı Arazi İcarı 30

Simsar Ve Şehirlinin Köylü Adına Satış Yapmaması 31

Faiz. 31

Hakkını Tam Almak İsteyenin Ölçek Kullanma Zorunluluğu Ve İndirimin Geçerli Oluşu. 34

Alışverişte Şart Koşma ve Dirhem (Gümüş Para) 34

Yasaklanan Alışveriş Türleri 35

İhtikârdan Men. 36

Kapora (Süftece) 36

Selem Akdi 36

Kökler Ve Meyveler 36

Şüpheli Durumlardan Sakınmak. 37

Zor Durumdaki Kişinin Satışı 37

Aldatmaktan Sakındırmak. 37

Satış Âdabı 38

Menfaat Karşılığı Borç Vermekten Men. 39

Vadeli Borcun Vadesinden Önce Ödenmesi Halinde Borçtan Düşülmesi Konusunda Ruhsat Verilmesi 39

Borçlanmaktan Sakındırmak ve Borçlanma. 39


METÂLİB UL-ALİYE (2)

 

HAC KİTABI

 

Hac Farizasının Başlangıcı

 

1053. İbn Abbâs demiştir ki: "İbrahim (aleyhisselâm) Beytullah'ın inşaatını tamamlayınca (Allah) ona [1] İnsanlara haccı ilan et!" diye emretti. Hz. İbrahim: "Benim sesim nereye kadar uiaşır ki?!" dedi. Kendisine: "Sen ilan et! Sesini ulaştırmak bana aittir" buyuruldu. Bunun üzerine Hz. İbrahim: "Ey insanlar! Beyt-i Atîk'i ("Eski Evi") ziyaret etmek size farz kılındı" diye seslendi. Gökle yer arasında bulunanlar onun sesini işittiler. Görmez misin ki, (işte bu çağrıya icabet ederek) yeryüzünün bütün bölgelerinden insanlar telbiye getirerek haccederler." (Ahmed b. Menî) [2]

 

Hac Ve Umrenin Farz Oluşu

 

Metninde "Hac ve umre yap" emrinin yer aldığı Muhavvel el-Behzî'nin hadisi iman bahsinde gelecektir.

 

Sünnetsiz Kimsenin Haccinın Fasit Oluşu

 

İlgili hadis Edep bahsinde gelecektir.

 

Haccetmede Acele Edilmesinin Emredilmesi

 

1054. Hz. Ali demiştir ki: "Haccediniz. Zira güdük kulaklı bir Habeşlinin, elinde balyozla onu (Kabe'yi) taş taş kırdığını görür gibiyim." Hz. Ali'ye: "Bu anlattığın senin kendi görüşün mü?" diye sorduk. "Taneyi yaran ve canlıyı yaratan (Allah) a yemin ederim ki, hayır. Fakat ben bunu Peygamberinizden lualeyhi veseüem) işittim" diye karşılık verdi. (el-Hâris) [3]

1055. Cübeyr b. Mut'im'in kuzeninin (kardeşinin oğlunun) bildirdiğine jöre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "İslam'da ruhbanlık yoktur" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Menî) [4]

 

Hacı Adayının Geride Bıraktığı Ailesine İyilik Yapmanın Fazileti

 

1056. Ebû Hureyre  ve İbn Abbâs demişlerdir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize şöyle hitap etti..... Hadisi zikretti. Ayrıca uzun olan metninde şöyle geçmiştir: "Kim bir hacının ya da umrec'ınin geride bıraktığı ailesine iyilik yaparsa, ona onun tam ecri gibi eciryaulir. Üstelik bu onun ecrinden bir sey eksiltmez...." (el-Hâris) [5]

1057. Allah Resûlü'nün sahabisi Enes b. Mâlik şöyle anlatmıştır: Resûlullah {saüallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Hayf mescidinde oturuyordum. Derken biri Ensar'dan, diğeri ise Sakîfden olan iki zat geldi. Selam verdikten sonra: "Biz sana soru sormak için geldik, ya Resûlallah" dediler. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Size soracaklarınızı bildirmemi isterseniz, yaparım. Susmamı ve sizin sormanızı İsterseniz, bunu da yaparım  buyurdu. Onlar da: "Ya Resûlallah! Sen bildir de imanımız artsın" -veya yakinimiz artsın (ravi tereddüt etti) dediler. Sonra Ensarlı zat Sakifliye: "Sor!", dedi. O da: "Hayır. Sen sor! Zira ben senin hakkına saygı gösteririm. Sen sor!" dedi. O zaman Ensarlı zat: "Bize bildir ya Resûlallah!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de şöyle bildirdi: "Bana şunları sormak için geldin: Evinden Mescid-i Haram'daki Beytullah'ı ziyaret amacıyla çıkmanı ve bundan elde edeceğin sevabı, Beyt'i tavafını ve bundan kazanacağın sevabı, tavaftan sonra kılacağın iki rekathk namazı ve bunlardan elde edeceğin sevabı, Safa ile Merve'yi tavafını ve bundan elde edeceğin sevabı, Arafat'ta vakfe yapmanı ve bundan elde edeceğin sevabı, cemreleri taslamanı ve bundan elde edeceğin sevabı, kurban kesmeni ve bundan elde edeceğin sevabı, başını tıraş etmeni ve bundan elde edeceğin sevabı ve bundan sonra yapacağın tavafı ve bundan elde edeceğin sevabı. "

Adam: "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki gerçekten bunları sormak için geldim" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle devam etti:

Beyt-i   Haram'a   müteveccihen   evinden   çıktığın   zaman   deven   her  ayağını kaldırıp indirdiğinde Allah senin için bir hasene/iyilİk yazar ve senden bir seyyie/kötülük siler. Bunun karşılığında senin için bir derece yükseltir. Tavaftan sonra kıldığın iki rekathk namaza gelince bu, İsmail'in çocuklarından bir köle azat etmek gibidir. Safa ile Merve'yi tavaf etmen ise 70 köle azat etmek gibidir. Arafat akşamı vakfe yapmana gelince, Allah dünya semasına tecelli eder ve sizinle meleklere karşı iftihar ederek şöyle buyurur: îşte benim kullarım! Her uzak bölgeden  saçları başları dağınık vaziyette,  toz toprak içinde geldiler. Sadece benden rahmet ve mağfiret diliyorlar. Sizin günahlarınız kum taneleri sayısınca  veya  deımköpükleri  nüktannca  bile  olsa,   onları,  bağışlarım.   Ey kullarım! Haydi siz ve sizin şefaat atikleriniz bağışlanmış olarak ininiz, Cemreleri taşlamana gelince, attığın her taşa karşılık azabı hak ettiren, helak edici büyük günahlardan biri bağışlanır [6] Kurban kesm.en(in ecri) ise Allah nezdinde senin için saklanır. Başını tıraş ettirmene gelince, tıraş ettiğin her kıla karşılık senin İçin bir hasetle yazılır ve senden bir hata silinir." Ensarlı: Ey Allah'ın Resulü eğer günahlar bundan daha az olursa?" diye sordu. O da: "O zaman senin adına iyilikler olarak saklanır" buyurdu. Sonra şöyle devam etti: ''Hepsinden sonra yapağın tavafa gelince,  sen bu tavafını yaparken hiçbir günahın   kalmaz.    Bir   melek   gelip   (elini)   omuzların   arasına   koyar   ve: Geleceğin   İçin   çalış.    Zira   geçmiş   günahların   bağışlanmıştı  der [7] (Müsedded)

Sonra   ravi   hadisin,   daha   önce   namaz   bahsinde   geçen   devamını zikretmiştir.

1058. Ebû  Hureyre     ve  İbn  Abbâs  şöyle  nakletmişlerdır:  Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) bize şöyle hitap etti.... Zikrettikleri uzun hadis içerisinde şu ibareler de yer almıştır:  "Kim hac veya umre için yola çıkarsa, dönene kadar attığı her adıma karşılık ona bir milyon hasene yazdır, ondan bir milyon seyyie silinir. Bir milyon derecesi yükseltilir. Rabhi katında ona harcadığı her dirheme karşdtk bir milyon dirhem, her dinara karşılık bir milyon dinar verilir Dönünceye kadar işlediği her haseneye karşılık bir milyon hasene yazdır. O, Allah'ın güvencesi altındadır; canını alırsa, onu cennetine koyar. Geri dönerse, günahları   bağışlanmış   ve   duaları   kabul   edilmiş   olarak   döner.   Öyleyse geldiğinde günaha bulaşmadan duasını almaya çalışın. Zira hacı, kıyamet günü yüz bin kişiye şefaat eder. " (el-Hâris) Uydurma bir hadisdir!

 

Mekke Haremi

 

1059. Abdullah b. ez-Zübeyr Mina mescidinin kapısında ayağa kalkıp Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle hitap etti: "Bunlar, sadece kafirlere ve fasıkiara kul olmaktadırlar. Her yıl gelip mallarımızı çalmak ve kölelerimizi [8] helak etmek üzere (nehri) geçmişlerdir. Şüphesiz ki Allah, onların bizim kanlarımızı ve mallarımızı helal saymalarına karşılık onların

ise kanlarını ve mallarını bize helal kılmıştır. (Kastettiği Haricî olan Necde ile yanlılarıdır) Ben kendilerine bir heyet gönderdim. Kendilerinden istenilenleri verdiler. İşte köleler [onları bağışlayınız] Şu erkekleri ayırınız ve onlardan tanıdıklarınızı alınız. [9] Fakat ben, Allah'ın Harem'inde kan dökülmesini uygun bulmuyorum. Zira Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Veda haccmda: "Hangi belde daha kutsaldır?" diye sordu, "Mekke" denildi. "Hangi ay daha kutsaldır?" diye sordu, "Zilhicce" denildi. "Hangi gün daha kutsaldır?" diye sordu, "Büyük Hac günü" denildi. [10] Sonra Resûlullah (saEallahu aleyhi vesellem) şöyle^uyurdu: "Muhakkak ki canlarınız/kanlarınız ve inallarınız, rabbiniz.e kavuşacağınız ana dek birbirinize haramdır. Bunlar tıpkı bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsaldır/dokunulmazdır. " (Ebû Ya'lâ) [11]

1060. İbn Ömer şöyle nakletmiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) bize hitap etti..... Buyurdu ki: "£v insanlar! Şüphesiz ki bu gün zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki eski haline dönmüştür. Allah katında Allah'ın Kitabında ayların sayısı I2'dir. Bunlardan dördü haram aylardır. Bunlar da Cemadiye(lâhir) ile Şaban arasındaki Mudar'ın Receb'İ, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylandır. O "Nesi"' (denilen bir haram ayı geciktirme âdeti), inkârda aşırılıktır. Kâfirler bu davranışlarıyla doğru yoldan saptılar. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için bir yıl haram ayı helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kabul ederler. Şöyle ki onlar Safer ayını bir yıl haram, bir yıl helal sayıyorlar. Muharrem ayını da aynı şekilde yapıyorlar. İşte bu nesî âdeti Şeytan'dandır....." Yine şöyle buyurmuştur: ''Bugün hangi gündür?" diye sordu. "Kutsal bir gündür" dediler. "Bu ay hangi aydır?" diye sordu. "Kutsal bir aydır" dediler. "Bu belde hangi bekledir [12] diye sordu. "Kutsal bir beldedir" dediler. Sonra Allah Resulü şöyle buyurdu: "Şu halde Siyi bilin ki) tıpkı bu ayda bu günün kutsallığı (haramlığı) gibi yüce Allah birbirinize kanlarınızı dökmeyi, mallarınızı gasbetmeyi ve namuslarınızı kirletmeyi haram kılmıştır, iyi dinleyin! Benden sonra peygamber yoktur. Sizden sonra da başka ümmet olmayacaktır. Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada hazır bulunmayanlara tebliğ etsin." Sonra ellerini kaldırarak (üç kez): "Allahım şahit ol, Allahım şahit ol!" diye niyaz etti.

Rivayetin bir kısmı ileride "Hadler" bahsinde "Müslüman Kanının Haram Oluşu"na dair bölümde, bir kısmı da Mina'da Hutbe'ye dair bölümde gelecektir.

Abd b. Humeyd: Bİze Ebû Bekir b. Ebî Şeybe bildirdi..... ravi zinciri ile başlayıp hadisi uzun metniyle zikretmiştir. Aynısını Ebû Ya'lâ ise bir başka tarikle Musa'dan nakletmiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd) [13]

 

Yaya Olarak Haccetmenin Fazileti

 

1061. îbn Abbâs çocuklarına şöyle demiştir; "Mekke'de yaya olarak tavafa çıkınız! Zira ben Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vaellem) şöyle buyururken işittim: "Bilin ki binekti hacı için devesinin attığı her adıma karşılık yetmiş basene yazılır. Yaya hacı için ise kendisinin attığı her adıma karşılık Harem'in hasenelerinden 700 hasene yazılır. " "Ey Allah'ın Resulü! Harem'in haseneleri de ne demektir?" diye sorulduğunda ise: "Her hasenesi, yüz bin haseneye denktir" buyurdu." (Ebû Ya'lâ)1

 

Hac İle Umreyi Peş Peşe Yapmanın Fazileti

 

1062. Abbâd b. Süheyl'in babasından (onun da Ebû Hureyre'den) naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Hac ve umreyi peş peşe yapınız- Zira hac ve umre, körüğün demirin tortusunu giderdiği yoluyla nakletmişlerdir. Müsnede'Ae geçtığme göre Beyhak. eğerlendirmesini yapmşte. Heysemî ise söyle demişti : [14]

1063. Abdullah b. Ömer'in [15] naklettiğine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Hac ve. umreyi peş peşe yapınız. (el-Hârİs)

 

Deniz Yoluyla Hacca Gitmek

 

1064. Ebû Bekre'nin naklettiğine göre Resûlullah {sallahu aleyhi vesellem): Denizde ancak savaşçı., hacı veya umreci seyahat eder" buyurmuştur. (el-Hâris) [16]

 

Her Beş Senede Bir Haccetmenin Mendup Oluşu

 

1065. Ebû Saîd'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) şöyle buyurmuştur: £ Aziz ve celil olan Allah buyuruyor ki Kendisine sağlıklı beden ve bol geçim verdiğim bir kul, beş sene geçirip de beni ziyarete gelmiyorsa, (üstün nimetlerden) mahrumdur (demektir) "

Ebû Ya'lâ demiştir ki: Bunu bize Ebû Bekir bildirdi.

Abdürrezzâk demiştir ki: Bize Süfyân es-Sevrî, Alâ b. Müseyyeb'den naklen bildirdi. Ben derim ki: Burada Alâ üzerinde ihtilaf edilmiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ)

1066. Habbab b. el-Eret'in naklettiğine göre Resûlulîah (saüallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah buyuruyor ki Kendisine sağlıklı beden ve bol rızk verdiğim bir kul, beş hac mevsimi geçirdiği halde bana gelmemişse, o kul (üstün nimetlerden) mahrumdur (demektir).[17]

(Ebû Ya'lâ)

 

Çocuk ve Kölelere de Hac Yaptırma Emri ve Ergenlik Çağma Girdiklerinde Haccın Onlara da Farz Oluşu

 

1067.  Musa   b.   Katan,      Amine [18]   binü   Muhriz'den   şöyle   dediğini nakletmiştir:   Ömer   b.   el-Hattâb'ı   şöyle   derken,   işittim:   "Çocuklara   da haccettiriniz.     Onların     rızıklarını     yiyip     günahlarını [19]     boyunlarında bırakmayınız." (Müsedded)

1068. Musa b. Ukbe'nin kardeşi İbrahim b. Ukbe, çocukların haccı konusunda bir hadis zikretmiş ve demiştir ki: Ben bunu İbnü'l-Münkedir'e anlattım. Bunun üzerine o da bütün ailesine hac yaptırdı. [20]

(e!-Humeydî ve İbn Ebî Ömer)

1069. İbnü'l-Münkedir'den nakledildiğine göre ona: "Sen çocuklara hac yaptırır mısın?" diye sorulmuş, o da: "Evet. Böylece ben onları yüce Allah'a arz etmiş bulunuyorum" diye cevap vermiştir. (el-Humeydî)

1070. Câbir'in naklettiğine göre Resûlullah (salkllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bir köle on kere haccetmiş olsa bile, (azat olduğunda) masrafların! karşılayabilecekse bir kere daha haccetmesi ona farz. olur. Bir bedevi on kere haccetmiş olsa bile hicret ettiğinde masraflarını karşılayabilecekse bir kere daha haccetmesi kendisine farz olur. Bir çocuk on kere haccetmiş olsa bile aklı erdiğinde masraflarını, karşılayabilecekse bir kere de İslam haccı yapması kendisine farz olur. " (el-Hâris} [21]

 

Pislik Yiyen Deve Üzerinde Haccetmenin Mekruh Oluşu

 

1071. Ubeydullah b. Ebî Yezîd, babasından naklen şöyle bildirmiştir: Hz. Ömer, Mekke'ye geldiğinde kendisine Amr b. el-Âs'm azatlısının pislik yiyen bir devesi bulunduğu söylendi. Ömer derhal birini göndererek o deveyi Mekke'den sürdü. Sonra: "Bu develerle odun ve su taşınır! Onların üzerinde ne haccet, ne de umre yap!" dedi. Rivayet mevkufun. (MÜsedded) [22]

1072. İbn Ömer; "Pislik yiyen develere binmek yasaklandı" demiştir. (Müseddecl)

 

Hac Yolculuğunda Binek Üzerinde Hacı Taşımak Da Allah Yolu Olarak Değerlendirilir

 

1073. Ma'kıl b. Ebî Ma'kıl'm bildirdiğine göre annesi Hz. Peygamber'e (sallaüahu aleyhi vesellem) giderek: "Ey Allah'ın Resulü! Ebû Ma'kıl bana yanında ben olmadan haccetmeyeceği sözü vermişti. O kendi bineği üzerinde haccetti. Bense yürümeye tahammül edemedim ve kendisinden bir hurmalığın meyvelerini istedim. Onun çocuklarının azığı olduğunu söyledi. Yanındaki genç bir deveyi istedim. "Onu Allah yoluna adadım. Sana veremem" dedi. Resul-i Ekrem: "Ey Ebû Ma'kıl! Ümrnii Ma'kıl ne söylüyor?" buyurdu. O da: "Doğru söylüyor" deyince: "Genç deveni ona ver! Zira hac yolculuğu da Allah yolundan saydır" buyurdu. Bunun üzerine genç devesini Ümmü Ma'kıl'a verdi. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [23]

1074. Eb alîk'in bildirdiğine göre hanımı kendisine -ki onun hem erkek,  hem   de  dişi  devesi  vardı-   "Bana  erkek  deveni  ver  de  onunla haccedeyim" demiş. O da: "O Allah yoluna adanmıştır" diye cevap vermiş. Hanımı: "Benim onun sırtında haccetmem de Allah yolu sayılır" dediyse de Ebû Talîk kabul etmemiş. Sonra: "Öyleyse bana dişi deveyi ver, sen erkek devenin sırtında haccet" demiş. "Ben kimseyi kendime tercih etmem" diye cevap vermiş. Hanımı: "O zaman bana azığından bir şeyler (nafakamı) ver" demiş. "Yanıma azık olarak aldığımdan fazlası yoktur. Eğer olsaydı sana verirdim"-demiş.  Bunun üzerine hanımı:  "Madem öyle, o zaman Allah Resulü'nün (salbllahu aleyhi vesellem) yanma vardığında benden kendisine selam söyle   ve   sana   söylediklerimi   aynen   ona   ilet"   demiş.   Ebû   Talîk,   Hz. Peygamberle    (sallallahu   aleyhi   vesellem)    karşılaştığında   hanımının   selamını söyleyip dediklerini kendisine iletince Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuş: "Ürnınü Talîk doğru söylemiş! Eğer ona erkek deveni verseydin, bu Allah yolunda (hizmet) sayılırdı. Onu dişi deveni verseydin, yine Allah yolunda (hizmet) saydırdı. Ona azığından verseydin, Allah onun yerine sana yenisini verirdi." Ben "Ey Allah'ın Peygamber'i! Haccın dengi nedir?" diye sordum. "Ramazan'da yapılan umre" buyurdu. (Ebû Ya'lâ} [24]

 

Deve Sürücüsünün Haccının Geçerli Oluşu

 

1075. Ata  demiştir ki: Bir adam İbn Abbâs'a:  "Kendimi şu insanlara diye sordu kiralıyorum. Onlarla birlikte haccedersem bana ecir  var  mıdır?" diye sordu. İbn Abbâs da: "Evet" diye cevap verdi ve lşte onlar için kazandıklarından bir nasip vardır.[25] âyetini okudu. (Müsedded) [26]

1076. Ebu's-Selîl demiştir ki: İbn Ömer'e: "Benim binek develerim var. Onları hacda kiraya vererek çoluk çocuğumun rızkını kazanıyorum. Fakat bazı kimseler ücret karşılığında olduğunu belirterek benim haccımın geçerli olmadığını ileri sürdüler (bu doğru mu?)" diye sordum. "Sana yalan söylemişler. Aksine sana hem hac yapman, hem de çoluk çocuğunun (rızkı) için çalışmandan dolayı ecir vardır. Gördüğün gibi senin için iki ecir vardır" dedi. (Müsedded) [27]

 

Başkası Adına Hac Yapmak

 

1077. Âişe'nin naklettiğine göre Resûkülah (saîMahu aleyhi vesellem) bir zatın Şübrüme adına telbiye getirdiğini işitti ve: "Şükrüme de nedir? " diye sordu. Bir yakını olduğunu söyleyince: "Sen kendi adına haccettin mi?" diye sordu. "Hayır" diye cevap verince: "Önce kendi adına haccet. Sonra Şübrüme adına haccedersin" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [28]

1078. Ata... aynı hadisi mürsel olarak nakletmiştir. Bu konuda mahfuz olan imevsül) İbn Atfrâs hadisidir. (Müsedded) [29]

1079. İbn Tâvus'un babasından naklettiğine göre bir adam Hz. Peygamber e (sallallahu aleyhi vesellem): "Babam ancak yattığı yerde haccedebilir. Onun adına haccedebilir miyim?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Evet' buyurdu. [30] Adam: "Annem vefat etti ve herhangi bir vasiyette bulunmadı. Onun adına sadaka verebilir miyim?" diye sordu. Resûlullah {sallallahu aleyhi vesellem) yine: "Evet" buyurdu. (Müsedded)

1080. Câbir'in naklettiğine göre Resûlullah (sallau aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah bir hac Ue üç kişiyi cennete koyar; ölen, (ölen adına) hac düzenleyeni ve bir de bunu fiilen yerine getireni: [31]

 

Bir başka tarikten İbrahim b. Şuayb [32] merfû olarak benzerini nakletmiştir. (el-Hâris)

 

Mikât Yerleri

 

1081. Gâbir demiştir ki: "Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem), Irak halkı için Zât-ı Irk'ı mikat yeri olarak belirledi." Senedinde zayıflık vardır. (İshâk)

1082. Ubeyy'in naklettiğine göre Resûlullah (sailallahu aleyhi vesellem) (Medine'de) Zülhuleyfe mescidinin yanından (hac için) ihrama girip telbiye getirmiştir. (el-Hâris) [33]

1083. Yahya b. Şîrîn, bize kendisinin Enes b. Mâlikle birlikte haccettiğini ve Akîk'de ihrama girdiğini bildirdi. (Müsedded) [34]

 

Mikat Yerleri Dışında İhrama Girmenin Mekruh Oluşu

 

1084. İmrân b. Husayn, zannedersem Basra'da ihrama girdi. Hz. Ömer'in yanma geldiğinde ki, ona haber daha evvel ulaşmıştı, kendisine öfkelendi ve: "İnsanlar Hz. yeygamber'in (sallaîlahu aleyhi vesellem) ashabından bir zatın, şehirlerden bir şehirde ihrama girdiğinden bahsediyorlar" dedi. (Müsedded) [35]

 

İhrama Girme Zamanları

 

1085. İbn   Abbâs:   "Hac   ayları   dışında   hac   için   ihrama   girmemek sünnettendir" demiştir. (Ahmed b. Meni') [36]

 

İhrama Giren Kimsenin Fazileti

 

1086. Âsim b. Ubeydullah'm falan kimseden naklettiğine göre Peygamber (sallaîlahu aleyhi veselkm): " Üzerinden elbiselerini çıkaran ihramll kimsenin vücuduna gün baîımına kadar Güneş dokunursa, o kimse hatalarından uzaklaştırılır" buyurmuştur. (Ebü Bekir b. Ebî Şeybe) [37]

1087. Câbir b. Abdullah'ın naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim hac ibadetini, Müslümanlar elinden ve dilinden emin olarak tamamlarsa, geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanır" buyurmuştur. (Ahmedb. Men?') [38]

Musa b. Ubeyde aynı senetle rivayet etmiştir; fakat ''Gelecek günahları" ifadesini zikretmemiştir. (Abd b. Humeyd)

1088. Câbİr b. Abdullah'ın naklettiğine göre Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın elçisi üç kişidir: Hacı, umreci ve savaşçı. " Rivayette zayıflık vardır, (ishâk) [39]

Bunu Bezzâr, el-Velîd b. Amr b. Sukeyn'den, o da Ebû Âsim kanalıyla Muhammed b. Ebî Humeyd'den bildirdi..., Bezzâr demiştir ki: "Bunu Muhammed b. Ebî Humeyd tek başına nakletmiştir. Onun daha başka hadisleri de mevcut olmakla birlikte başka raviîerce hiç birine mutabaat edilmemiştir."

1089. Mirdâs b. Abdurrahman demiştir ki: Abdullah b. Amr'ın yanma oirdik. Bize şöyle bildirdi: "İhrama girerek telbiye getiren hiç bir kimse veya erkek yok ki Allah: "Müjde, sevin!" buyurmasın. Bunun üzerine Mirdâs'm amcası: "Ey Ebû-îvluhammed! Vallahi Allah ancak cennetle müjdeler" dedi. Abdullah: "Sen kimsin ey kardeşimin oğlu?" diye sordu. O da: "Ben Mirdâs b. Şeddâd [40] el-Cenedî'yim" dedi. Bunun üzerine: "Ey kardeşimin oğlu! Bizim en hayırlılarımız asıl bunun için yarışırlardı" dedi. [41] (Müsedded)

Muhammed b. Sûka der ki: "Muhammed b. el-Münkedir'e: "Borcun olduğu halde hacca mı gidiyorsun?" diye sorunca: "Hac ödeme açısından daha büyük borçtur" cevabını verdi. (el-Humeydî)

1090. Abdullah  b.   Tavus  demiştir  ki.   Babam  Mekke'ye  doğru yola çıktığımızda bizi hareket yerinden itibaren bir ay yürütürdü. Dönerken ise iki   ay   yürütürdü.   Bunun   sebebini   kendisine   sorduğumda  bana:   Bana ulaştığına göre kişi ailesinin yanma dönene kadar hac yolunda sayılır şeklinde cevap verdi.[42] (Müsedded)

1091. Câbir'in naklettiğine göre ResûluUah (sallallahu aleyhi vesdlem) şöyle buyurmuştur: "Bu Beyt (Bey tullah Kabe) İslam'ın direğidir. Her kim Beyî'i kastederek hacı, umreci veya ziyaretçi olarak evinden çıkarsa, Allah, eğer ruhunu (bu yolda) alırsa, onu cennete koymayı, geri dondürürse de ganimet ve ecirle döndürmeyi garanti etmiştir. [43] (el-Hâris)

1092. Câbir'in naklettiğine göre Resûlulîah (sallallahu aleyhi vesdlem) şöyle buyurmuştur: "Mekke yolunda ölen kimseyi Allah, kıyamet günü ne arz eder, ne de hesaba çeker.[44] (el-Hâris)

1093. Âişe naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Her kim hac veya umre ziyareti için şuradan yola çıkar da yolda ölürse, o kimse (kıyamet günü) ne arzedllir, ne de hesaba çekilir. Aksine kendisine Haydi gir cennete denir" buyurmuştur. Rivayette zayıflık vardır.[45] (Ebû Ya'lâ)

1094. Ebû Hİfreyre'nin naklettiğine göre Resûlulîah (sallallahu aleyhi veseilem) "vle buyurmuştur:  "Kim hacı olarak yola çıkar da yolda ölürse, kıyamet dününe kadar ona hacı sevabı yazılmaya devam eder. Kim umre ziyareti için ola çıkar da yolda ölürse, kıyamet gününe kadar ona umre sevabı yazılmaya }devam eder. Kim Allah yolunda savaşmak üzere yola çıkar da ölürse, kıyamet gününe kadar ona gazi/muharip sevabı yazılmaya devam eder.[46] (Ebû Ya'lâ)

 

Hacının Ve Umrecinin Duası

 

1095. İbn Ömer demiştir ki: Hz. Ömer umre ziyareti için izin almak üzere geldiğinde Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) ona: "Kardeşim! Dua et. Bizi hayır duandan mahrum etme!" buyurdu. (Ebû Yala) [47]

 

Hac Ve Umre İbadetini Feshetmek, Aksini Yapmak Ve Konu Hakkında Kur'ân'da Varit Olan Hükümler

 

1096. Hz. Osman'a hacc-ı temettü sorulduğunda "Bu bizim içindi. Sizin için değil" diye cevap vermiştir. (Ishâk) [48]

1097. Ma'kıl b. Yesâr demiştir ki: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte haccettim. Âişe'yi elbiselerini çıkarırken gördük.[49] (Resûlullah) "Neyin var?" diye sordu. "Senin aileni ihramdan çıkardığın haberini aldım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah {salkDahu aleyhi veseüem): "Beraberinde kurbanlık deve sevk etmeyenler ihramdan çıktılar. Biz ise ihramdan çıkmadık. Zira bizim yanımızda hedy (kurbanlık olarak belirlenmiş hayvan) var. Arafat'a varıncaya kadarda böyle devam edeceğiz" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [50]

1098. Muhammed b. Şîrîn bildiriyor: İmran b. Husayn arkadaşlarıyla birlikte geldi. Hepsi de hac ile umreyi birleştirmişlerdi. Osman b. Affân'a: "İmran b. Husayn arkadaşlarıyla birlikte hac ve umre İçin ihrama girerek geldi" denildi. O da hemen ona birini göndererek "Bunlardan birini seç!" diye emretti. İmranjpla (arkadaşlarına): "Müminlerin emiri bizi bundan (hac ile umreyi birleştirmekten) menetti ve (birini seçmemiz için) bizi muhayyer bıraktı. Ben sizin için haccı seçiyorum" dedi.[51] (Müsedded)

1099. Hasan b. Ali'nin azatlısı Sa'd demiştir ki: Hz. Ali ile birlikte (Medine'den) yola çıktık. Zülhuleyfe'ye vardığımızda "Ben hac ile umreyi birleştirmek istiyorum. Sizden kim böyle yapmak isterse, benim söylediğim gibi söylesin" dedi. Sonra "umre ve hac için birlikte" diyerek telbiye getirdi. Rivayet mevkuftur.[52] {Müsedded)

1100. Cübeyr b. Mut'im'in kardeşinin oğlu şöyle nakletmektedir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) elinde bir makasla Merve tepesinde durup saçlarını kesiyordu.[53] Bir yandan da: "Kıyamete kadar umre hacca karışmıştır" buyuruyordu. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Menî') [54]

 

Hacc-I Kıran Yapan İçin Yeterli Olan Tavaf Ve Sa'y

 

1101. Câbir b. Abdullah, İbn Ömer ve İbn Abbâs'm naklettiklerine göre Peygamber (sallalkhu aleyhi vesellem) ve ashabı hac ve umreleri için yalnız bir kere tavaf etmişlerdir.[55] (Ebû Ya'lâ ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

Ben derim ki: Leys zayıf biridir. Câbir'in hadisini başka bir tarikle Müslim nakletmiştir. îbn Ömer'in hadisi ise Sünen 'lerde yer almıştır.

 

Hacc-ı Temettü

 

1102. Hasan (el-Basrî)'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb hacc-ı temettüyü yasaklamak isteyince Ubey b. Ka'b hemen yanma gidip: "Senin buna hakkın yoktur. Zira bu,konuda Allah'ın Kitab'mda hüküm inmiştir.

Ayrıca biz btfhu Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) ile birlikte uyguladık da" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer de yasaklamaktan vazgeçti.[56] (İshâk)

1103. îbn Tâ^ıs babasından şöyle nakletmiştir: Ubey ve Ebû Musa kalkıp Ömer b. el-Hâttab'm yanma giderek ona: "İnsanlara şu hacc-ı temettünün hükmünü bildirsen ya!" dediler. O da: "Bunu yapmayan kimse kaldı mı ki? Ben de yapıyorum" dedi.[57] (İshâk)

1104. îbn Abbâs demiştir ki: Ömer b. el-Hattâb'ı şöyle derken işittim: "Eğer bir umre yapacak, sonra bir umre daha yapacak, sonra haccedecek olsaydım, mutlaka (hacc-ı) temettü yapardım [58] (Müsedded)

1105. îbn Ömer şöyle bildirmiştir: Ömer b. Hattâb (insanlara) hac ile umrenin arasını ayırmalarını [emretti].[59] Hac ayları dışında yapılan umre.[60]

1106. Nâfi'nin bildirdiğine göre İbn Ömer, Mekke'den ihrama girdiğinde, Mina'dan dönene kadar say yapmazdı.[61] (Müsedded)

1107. Hafsa demiştir ki: Ramazan'da umre için ihrama girdik. Şevval ayında Mekke'ye ulaştık. İnsanlar o zaman kalabalıktı. (Sebebini) Sorduk. Kime sorduysak, temettü yaptıklarını söyledi.[62] (Müsedded)

1108. Mücâhid demiştir ki; Abdullah b. ez-Zübeyr: "Hacc-ı ifrad yapınız, bu âmânızın (yani İbn Abbâs'ın) sözüne aldırmayın" dedi. Onun bu sözüne İbn Abbâs: "Asıl kalbi kör/amâ olan sensin. Sen bunu(n aslını) annene sor!" diye karşılık verdi.[63] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1109. İbn M es ud un bildirdiğine göre o, Resllullah (sallalm aleyhi vesellem) ile  birlikte hacc-ı temettü yapmış.[64] (Ebû Ya'lâ)

 

Hacdan Önce Umre Yapmanın Caiz Oluşu

 

1110. Ebû İmrân et-Tücîbî'nin bildirdiğine göre o, azathlarıyla beraber haccetmiş ve şöyle anlatmıştır: Müminlerin annesi Ummü Seleme ile karşılaştım. Ona: "Ben hiç haccetmedim. Hangisinden başlayayım; hacdan mı, yoksa umreden mi?" diye sordum. "Hangisinden istersen başla!" dedi. Ben: "Fakat insanlar, Eğer kişi hiç haccetmemişse, önce hacla başlasın" diyorlar dedim. Bana: "Hangisinden istersen başla!" dedi. Sonra Safiyye'nin yanma gittim, aynı şeyi ona sordum. O da Ümmü Seleme'nin söyledikleri gibi: "Hangisinden istersen başla!" dedi. Sonra Ümmü Seleme'nin yanma döndüm ve ona Safiyye'nin söylediklerini bildirdim. Ümmü Seleme dedi ki: "Ben, Resûlullah'ı (sallalMıu aleyhi vesellem): Ey Mııhammed ailesi! Sizden kim haccederse, bir hac İle veya hocayla birlikte bir de umre yapsın diye buyururken işittim.[65] (İshâk)

 

İhramlı Kimsenin Kaçınması Gereken Şeyler

 

1111. Ömer b. el-Hattâb'm azatlısı Eşlem şöyle anlatmaktadır: Hz. Ömer, Talha'nm üzerinde ihramlı olduğu halde boyalı iki elbise gördü ve: "Bu nedir?" diye sordu. Talha: "Ey müminlerin emiri bunda bir sakınca yoktur. Bu sadece bir parçadır" dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Ey eşraf! Sizler lider kişilersiniz. İnsanlar (dinde) sizi örnek almaktadırlar. Belki cahilin biri seni böyle görür de Ben Talha'nm sırtında boyalı iki elbise gördüm deyip ihramlıyken boyalı elbiseler giyer. Bu sebeple sizden hiçbirinizin ihramlıyken boyalı elbise giydiğini görmeyeceğim." (Müsedded) [66]

1112. Ebû Ca'fer'in bildirdiğine göre Hz. Ömer, Abdullah b. Ca'fer'in [67] üzerinde ihramlı olduğu halde boyalı iki elbise gördü ve: "Bu nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali: "Biz bize sünneti öğretmesi için kimseyi görevlendirmedik" dedi. (Ahmed b. Meni') [68]

1113. Salim b. Ebi'1-Ca'd demiştir ki: Bir kadın İbn Ömer'e: "İhramiı olduğum halde elbiselerimi yıkayabilir miyim?" diye sordu. O da: "Allah'ın senin kirlerinle işi yoktur" diye cevap verdi.[69] (Müsedded)

1114. Câbir  demiştir  ki:   "İhramlı  kişi  isterse  hem yıkanır,  hem  de lbiselerini yıkar. [70] (Müsedded}

1115. İbn Abbâs benzerini söylemiştir.[71] (Müsedded)

1116. Ebu'z-Zübeyr, Câbir'i şöyle derken duymuş: "İhrama giren kadın kokulu elbise giymesin. Ama usfurla boyalı elbise giyebilir. Ben usfuru koku olarak değerlendirmiyorum.[72] (Müsedded)

1117. İsmail b. Ebî Hâlid demiştir ki: Bana kız kardeşim, Terviye akşamı

Aişe'yi ihramh olduğu halde üzerinde gül renginde bir gömlek ve siyah bir peçe ile gördüğünü bildirdi.[73] (Müsedded)

1118. İsmail b. EM Hâlid'in kız kardeşi ve annesinden naklettiğine göre onlar, Âişe'nin yanma girmişler ve onu gül rengi bir gömlek ve siyah bir peçe ile görmüşler. Kendisine: "İhramh kadın yüzünü örter mi?" diye sorulunca peçesini göğsünden başına kadar kaldırarak: "Böyle yapmakta bir sakınca yoktur" demiş.[74] (Müsedded)

1119. Âişe ihramh kadının eldiven takmasına ruhsat verirdi.[75] (el-Hâris)

1120. Ya'lâ b. Umeyye'nin babasından naklettiğine göre bir adam Hz. Peygamber'e (saMlahu aleyhi vesellem) geldi. Üzerinde, halûk kokusunun izleri bulunan bir cüppe vardı. "Umremi nasıl yapayım?" diye sordu. O sırada vahiy indi. (Babası demiştir ki) Ben de O'nu bir elbise ile örttüm. Umeyye, Allah'ın Resûlü'nü (saiiallahu aleyhi vesellem), kendisine vahiy inerken görmeyi çok isterdi.... (el-Hâris)

Ben  derim Burada Abbâs [76]   yanılmıştır.   Bu,   Ya'lâ b.  Umeyye'nin oğlunun babasmdan rivayetidir. Dolayısıyla hadis Ya'lâ'ya aittir, babası Umeyye'ye değil. [77]

1121. Hz.  Ali  demiştir ki:   "Her kim  ihramh  iken evlenirse,  ondan hanımını çeker alırız. Evliliğini geçerli saymayız." (Müsedded) [78]

1122. Ebû Abdullah demiştir ki: Sa'd b. Cübeyr ile birlikte idim. Derken başını perde ile ev arasına sokan birini gördü ve onu bundan menetti. Dedi ki: Ben, İbn Abbâs'ı: "Resûîullah (salkllahu aleyhi vesellem) ihramh kişinin başını perde ile duvar arasına veya perde ile ev arasına sokmasını yasakladı" derken işittim. (el-Hâris) [79]

1123. Yezîd b. el-Esam'ın bildirdiğine göre Meymûne, başındaki bir yara sebebiyle başına halûk kokusu sürmüştür. (Ishâk)

 

İhramlının Yıkanmasının Caiz Oluşu

 

Bu   konudaki   Hz.   Ömer'in   rivayeti,   Taharet   bahsinin   guslederken gizlenmeye dair bölümünde geçmişti.[80]

 

Mekke'ye Giriş Ve Fazileti

 

İbn Ümmi Mektûm tarafından rivayet edilen ve metninde "Mekke ne hoş beldedir!" ifadesinin geçtiği hadis Sa'y bölümünde [81] gelecektir.

1124. Hasan b. Yezîd Ebû Yûnus (el-Kavî) bildiriyor: Abdurrahman b. Sâbit'i şöyle derken İşittim: Allah Resulü (sallallahu aleyhi veseilem) yaya olarak Medine'ye doğru yola çıktığında Beyt{ullah)a doğru döndü ve şöyle dedi: "Vallahi bana, yeryüzünde Allah'ın kurduğu senden daha sevimli gelen bir Beyt(uilah), senden daha sevimli gelen bir belde bilmiyorum. Ben seni, nefret etliği için terk etmiyorum. Aksine beni, senden İnkar edenler çıkarıyorlar." Sonra: "Ey Abdü Menâf oğulları! Hİç bir kula, bir başka kulun gece veya gündüzün dilediği saatinde bu Beyt(ullah)ı tavaf etmesini engellemesi helal olmaz" diye seslendi.[82] (Müsedded)

Bu konudaki İbn Abbâs'm hadisi Kıtal sûresinin tefsirinde gelecektir.

1125. İbn Abbâs'm naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi veseilem) şöyle buyurmuştur:   "Yedi yerde eller kaldırılır: Namaza başlarken, Beyt(ullah)ı görünce. Safa v£ Merve tepelerinde, Arefe akşamı, Müzdelife'de, İki cemrenin yanında ve bir de cenaze namazında. [83] {İbn Ebî Ömer)

 

Mekke Evlerinin Satışı

 

1126. Mücâhid'in bildirdiğine göre Hz. Ömer şöyle demiştir: "Ey Mekke halkı! Evlerinize kapılar takmayın ki, uzaktan gelenler diledikleri konağa insinler." (Müsedded) [84]

 

Binek Üzerinde Tavaf Yapmak

 

1127. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Mekke'nin fethinde Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) devesinin sırtında tavaf ederek rükünleri elindeki bastonuyla istilâm etmiştir. (Ebû Ya'lâ) [85]

 

Harem'in Sınırları

 

1128. Muhammed b. e!-Esved'in bildirdiğine göre İbrahim (aleyhisadâm) Harem'in sınır taşlarını ilk diken kişidir. Ona bunların yerlerini Cebrail göstermiştir.[86] (İbn Ebî Ömer)

1129. Yine demiştir ki: Bana yine bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhivesellem) Mekke'nin fethi günü Abdurrahman b. el-Muttalib b. Temîm'in dedesi Temîm b. Esed'e [87] emir vererek sınır taşlarını yeniletmiştir. [88]

(İbn Ebî Ömer)

1130. Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im'in babasından bildirdiğine göre Kureyş kabile?: Câhiliye döneminde Hz. İbrahim'in makamında içinde kitap bulunan bir taş gördü. İçinde ne yazdığını bilmediklerinden onu Ehl-i pn yanlarına gelenlere çıkarıp gösteriyorlardı. Derken Yemen'den bir  bilgini (haham) geldi. Kitabı onlara okudu. İçinde şunlar yazıyordu: "Ben Mekke'nin sahibi [89] Allah'ım. Onu, Güneş'i ve Ay'ı yarattığım [90] zaman arattım. Halkının et ve sütüne bereket verdim." Diğer bir sayfada ise şöyle azıyordu: "Ben Mekke'nin sahibi Allah'ım. Rahmi yarattım ve ona kendi ismimden bir parça kopardım. Kim sıla-i rahmi/akrabalık bağlarını korursa, ben de onunla rJJğlarımı korurum. Kim akrabalık bağlarını koparırsa, ben de onunla bağlarımı koparırım." Diğer bir sayfada da şunlar yazıyordu: "Ben Mekke'nin sahibi Allah'ım. Hayrı/iyiliği ve şerri kötülüğü yarattım. Ne mutlu o elleriyle hayır/iyilik işleyenlere! Yazıklar olsun o ellerinden şer/kötülük çıkanlara! [91] (İbn Ebî Ömer)

1131. Câbir'İn naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim Mekke sınırlan içinde (haram) bir şeyi helal sayarsa, Allah'ın laneti onun üzerine olsun" diye beddua etmiştir. (Ebû Ya'lâ) [92]

 

Hac Mevsiminde Mekke Evlerini Kiraya Vermenin Mekruh Oluşu

 

1132. Abdullah b. Amr demiştir ki: "Mekke evlerinin kirasını yiyen kişi, midesinde ancak ateş parçası yemiş olur." (Müsedded)

1133. Yine Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Mekke evlerinin kiraya verilmesi ve sayfiyelerinin satılması yasaklanmıştır. (Ahmed b. Menî') [93]

1134. İbn Ömer bildiriyor: Ben, Resûlullah {sallalkhu aleyhi vesellem) ile birlikte tavaf ederken (Allah Resulü) birden durdu ve tebessüm etti. "Ya Resûlallah! Birden durup tebessüm ettiğini gördüm (nedeni nedir?)" diye sordum. "Tavaf sırasında İsa ile karşılaştım. Beraberinde iki de melek vardı. Bana selam verdi. Ben de ona selam verdim " buyurdu (Ishâk) [94]

1135. Âmir b.  Rabî'a bildiriyor: Abdurrahman b. Avfı Beyt(ullah)m yanında ayaklarında mest, yüksek sesle mırıldanırken/şarkı söylerken gördüm. Hz. Ömer ona: "Bilmiyorum hangisine daha çok şaşmak gerek! Beyt(ullah)m etrafında yüksek sesle mırıldanmana/şarkı söylemene [95] mi? yoksa mestlerle tavaf etmene mi?" deyince, "Ben bunu senden daha hayırlı olan Allah'ın Resûlü'nün (salkllahu aleyhi vesellem) zamanında da yaptım. Ama o beni bundan dolayı ayıplamadı" diye karşılık verdi. (Ebû Ya'lâ) [96]

 

Mestler Ve Nalınlar/Terliklerle Tavaf Etmek

 

Bir önceki bölümde ilgili hadis geçti.

1136. Âmir b. Rabî'a şöyle nakletmiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte tavaf ediyordum. Nalını koptu. Ben: "Ya Resûlallah! Bana ver de tamir edeyim" dedim. "Bu, bencilliktir. Ben bencilliği sevmem " buyurdu. (Ebû Dâvud et-Tayâ!isî)

1137. Manzûr b. Seyyar oğullarının azatlısı olan Ömer, Âsim b. Ubeydullah'tan şu ibarelerle nakletti: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) tavaf yapıyordu. Nalın bağı koptu. Bir adam kendi nalın bağını çıkarıp Hz. Peygamber'in (sallaUahu aleyhi vesellem) nalınına bağlamak istedi. Nebî (sallallahu aleyhi vesellem) onu çekip çıkardı ve:   "öw,  bencilliktir (kendini düşünmektir).  Ben bencilliği sevmem" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [97]

 

Tavaf Esnasında Okunan Dua

 

1138. Habîb b. Suhbân nakletmektedir: Hz. Ömer b. el-Hattâb'ın Beyt(ullah)ı tavaf ederken kapı ile rükün arasında veya makam (Makam-ı İbrahim) ile rükün arasında şu duayı okuduğuna şahit oldum: "Rabbimiz! Bize dünyada da, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!" (Müsedded) [98]

 

Binekli Kimsenin Tavafı

 

1139. Atâ demiştir ki: Bana ulaşan habere göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) kendi hanımına Mescid'in (Kabe'nin) ortasında namaz kılanların arkasından örtüsü içinde binekli olarak tavaf yapmasını emretmiştir. "Gece mi, gündüz mü?" diye sordum. "Bilmiyorum" dedi. "Hangi tavafı (yedi şavtı)" diye sordum. dedi.[99] (ishâk) Tariklerinden birinde kılman namazın sabah namazı ve (tavafın da) Veda tavafı olduğu bildirilmiştir.

 

Tavafın Fazileti

 

1140. Âişe'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "[Muhakkak ki yüce Allah [100] tavaf edenlerle iftihar eder" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) Rivayette zayıflık vardır. [101]

1141. Abdullah b. Amr'ın naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim Beyt(ullah)ı yedi. kere tavaf eder ve Makam(ı İbrahim)ın gerisinde namaz kılarsa, bu, bir köleyi bağından kurtarmak {azat etmek) gibidir" buyurmuştur.[102] (Ebû Ya'lâ)

 

Tavafları Birleştirmek

 

1142. Muhammed b. es-Sâib b. Bereke'nin annesinden naklettiğine göre Hz. Âişe üç hafta aralıksız tavaf yapar, sonra her hafta için iki rekat namaz kılardı. (Müsedded) [103]

1143. Ebû Hureyre şöyle nakletmiştir: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Kurban bayramı gününden önce [104] tavaf etti. Sonra altı rekat namaz kıldı.[105] Her iki rekatta bir sağa ve sola dönerdi. Her hafta için iki rekat namaz kıldığını zannettik. Fakat ona sormadık." Rivayette zayıflık vardır.[106] (EbÛ Ya'lâ)

 

Hacer-İ Esved'i Öpmek İçin Kalabalığa Girmek Ve Bunun Fazileti

 

1144. İbn Ömer'den nakledildiğine göre o, rükne (Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeye) ulaşmak için kalabalığa dalardı. İnsanlar onu görünce yol açarlardı. Nâfi' demiştir ki: Bir gün insanlar arasında kalabalıkta kaldım. Bir zât arkamdan dirsek vurdu. Önündeki adam düştü. Ben de arka üstü düştüm. Öyle ki dönüp kakmayacağımı ve insanların beni öldüreceklerini zannettim. Ama o ilerlemeye devam etti. (Ebû Ya'lâ) [107]

1145. Hz. Ali'den nakledildiğine göre o, Hacer-i Esved'in yanından geçerken başında kalabalık görürse, (yanma varmaksızın) ona doğru döner ve tekbir getirerek: "Allahım! Sana inanarak ve Peygamberinin sünnetine uyarak (bunu yapıyorum)" derdi. [108] (Ebû Dâvud et-Tayâlİsî)

1146. Abdullah b.  Amr merfû  olarak şöyle  nakletmiştir: Eğer {Hacer-i Esved'e) Câhiliye pislikleri bulaşmamış olsaydı, ona dokunan her hastalıklı kişi mutlaka İyileşirdi. Yeryüzünde cennetten gelme ondan başka bir şey yoktur." (Müsedded) [109]

1147. Muhammed b. Abbâd b. Ca'fer [110] demiştir ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: "Kuşkusuz, bu rükün (Hacer-i Esved'in bulunduğu köşe) Allah'ın yeryüzündeki yemini (sağ elîjdir. Bunun vesilesiyle O, bir kimsenin kardeşiyle musafaha yaptığı gibi kullanyia musafaha yapar. " (İbn Ebî Ömer) [111]

1148. İbn Abbâs'ın naklettiğine göre  Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Hacer-i Esved'i bir melek indirmiştir" buyurdu.[112] (el-Hârİs)

1149. Abdurrahman b. Avfın naklettiğine göre Nebî (sallaUahu aleyhi vesellem) ona: "Hacer-i Esved'i nasıl istilam ettin?" diye sormuş, o da: "İstilâm edip, bıraktım" deyince "İsabet etmişsin" buyurmuştur.[113] (el-Hârİs)

1150. Menbûz babasından şöyle dediğini nakletmiştir: Hz. Âişe'nin yanındaydım. Derken bir azatlı cariyesi geldi ve: "Yaptığım yedi şavtta (tavafta) Hacer'i üç kez istilâm ettim" dedi. Âişe de (iki veya üç defa) ona: "Allah sana sevap vermesin. Tekbir alıp devam etseydin ya! Erkeklerle itişip kakışmak mı istedi^' diye çıkıştı. (Müsedded) [114]

 

İki Rekattık Tavaf Namazında Okunanlar

 

1151. Ya'kûb b. Zeyd'den nakledildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) iki rekatlık tavaf namazında Kâfirûn sûresi ile İhlâs sûresini okumuştur. Rivayette zayıflık vardır. {İbn Ebî Ömer) [115]

 

Hacer-İ Esved Üzerine Secde Etmek

 

1152. Tavus demiştir ki: Hz. Ömer, Hacer-i Eved'i öper, sonra üzerine secde ederdi. Sonra yine öper, üzerine secde ederdi. Bunu üç kez tekrarlardı.....Devamım (Küıüb-i Sitte müellifleri) nakletmişlerdir.[116] (İshâk)

1153. Mekke halkından Ca'fer b. Abdullah b. Osman el-Kureşî demiştir ki: Muhammed b. Abbâd b. Ca'fer'in Hacer-i Esved'i öpüp üzerine secde ettiğini gördüm. Dedi ki: Dayım İbn Abbâs'ın da onu öpüp üzerine secde ettiğini gördüm. O da dedi ki: Ben, Ömer'in Hacer-i Esved'i öpüp, üzerine secde ettiğini gördüm. (Ebû Dâvud et-Tayâİİsî)  [117]

1154. İsa b. Talha bir adamdan şöyle nakletmîştir: Söz konusu zat Hz. Peygamberin (sallaliahu aleyhi vesellem) Hacer-i Esved'in yanında durup "Elbette ben senin zararsız ve faydasız bir taş olduğunu biliyorum" buyurup öptüğünü görmüş. Sonra Ebû Bekr haccetmiş ve Hacer-i Esved'in yanında durarak: "Elbette ben senin zararsız ve faydasız bir taş olduğunu biliyorum. Eğer ben, Allah Resûlü'nü seni öperken görmeseydim, seni ben de öpmezdim" demiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [118]

 

Kadının Tavafı

 

1155. Safiyye binti Şeybe demiştir ki: Hz. Âişe Beyt{ullah)ı peçeli olarak [119] tavaf ederdi. Ravi demiştir ki: Ben kendisine bu hadisi nakledene kadar Atâ, peçeyi mekruh sayardı. Ondan sonra buna uygun fetva vermeye başladı. (Müsedded)

 

Arafat'ta Vakfe Ve İfâda

 

1156. İbn Abbâs demiştir ki: "Hac, Arafat(ta vakfe)tan ibarettir. Umre de tavaftan ibarettir.[120] {Müsedded)

1157. İbn Rabî'a el-Kureşî, babasından şöyle dediğini nakletmiştir: Ben, Câhiliye döneminde Allah Resulü'nün (saMahu aleyhi vesellem) Arafat'ta müşriklerle birlikte vakfe yaptığına tanık oldum. İslam döneminde de aynı yerde vakfe yaptığını gördüm. Anladım ki ona orada vakfe yaptıran Allah'tı. (Müsedded). Senedi gar/kir.[121]

1158. İbn Ömer demiştir ki:  Peygamber (saMlahu aleyhi vesellem) Nernire vadisinde konaklardı. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [122]

1159. İbn   Ömer   demiştir   ki:   "Arafat'(ta   vakfey)e   yetişen,   hacca yetişmiştir. Arafat(ta vakfey)ı kaçıran haccı kaçırmıştır." (Müsedded} [123]

1160. Abdullah b, Amr'ın naklettiğine göre Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Cebrail, Hz. İbrahim'e gelip, onu Mina'ya götürdü. Orada ona bütün namazları kıldırdı. Sonra sabah namazını kıldırdı. Sonra onu alıp Arafat'a götürdü. İnsanların konakladığı yerde konaklattı. Sonra ona iki namazı cem ederek kıldırdı. Sonra vakfe yerine getirdi. İnsanlardan bir kimsenin akşam namazım en erken kıldığı bir vakitte (Arafat'tan) hareket etti. Onu Miizdelife'ye getirdi. Orada geceledi. İnsanlardan bir kimsenin sabah namazını en erken kıldığı bir vakitte ona sabah namazım kıldırdı. Sonra ona vakfe yaptırdı. İnsanlardan bir kimsenin namazı en geç kıldığı bir vakitte oradan Minya hareket etti. Cemreye tas attı. Sonra kurban kesip tıraş oldu. Sonra oradan hareket etti. Sonra Allah, Peygamber'ine: Muvahhid olarak İbrahim'in dinine tâbi ol diye vahyetti."   (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [124]

1161. İbn   Ebî   Müleyke'den   nakledildiğine   göre   Kureyş'ten   bir  zat Lbdullah   b.   Amr'a:   "Ben,   aile   ve   binek   bakımından   güçsüzüm.   Tek ineğimiz şu (yavaş) hareket eden eşeklerdir. Müzdelife'den geceden hareket îdeyim mı?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi: "Hz. İbrahim akşamlardı. Sabah olup da güneşin yayı ortaya çıkınca Arafat'a doğru yürürdü. Orada bir yerde konaklar, sonra öğleden sonra gidip vakfe yerinde vakfe yapardı. Jüneş batınca oradan hareket ederdi. Müzdelife'ye geldiğinde bir yerde :onaklar ve geceyi orada geçirirdi. Sabah namazının erken kılınan vaktinde e yapardı. Ortalık iyice aydınlanınca da oradan hareket ederdi. İşte Hz. rahim'in     dini     budur.     Sizin     Peygamber'inize,     ona     tâbi     olması emredilmiştir." (Ahmed b, Menî ve Ebû Ya'lâ) [125]

1162. Abdullah b. Amr nakletmektedir: Cebrail, Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi veseilem) (Arafat'tan) hareket ettirip Müzdeîife'ye getirdi. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi veseilem) orada konaklayıp, geceledi. Sonra Müslümanlardan birinin en hızlı namaz kılması gibi sabah namazını kıldı. Sonra Müslümanlardan birinin en yavaş namaz kılması gibi vakfe yaptı. Sonra Mina'ya hareket edip (cemreyi) taşladı ve kurban kesti. Sonra Allah, Muhammed'e (.sallallahualeyhiveseilem) şöyle vahyetti: "Muvahhid olarak İbrahim'in dinine tâbi ol"[126] (İbn Ebı Ömer) [127]

1163. Abdülazîz b.[128] Hâlid b. Useyd'den nakledildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem): "A refe günü, insanların A raf at 'a gittikleri gündür" buyurmuştur. (el-Hârİs)

1164. Habîb b. Hamâşe el-Cühenî'den [129] şöyle dediği nakledilmiştir: Arafat'ta Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi veseilem) şöyle buyururken işittim: "Vrane vadisi dışında Arafat'ın her yeri vakfe yeridir. Muhassir vadisi dışında [130]

 

Arefe Günü Dua Etmek Ve Bunun Fazileti

 

1165. Hz. Ali'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) şöyle buyurmuştur: "Ben ve benden önceki peygamberler Arafat'ta genellikle şöyle dua ederiz: Allah'tan başka tanrı yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Mülk/Asıl hükümranlık yalnız O'na ittir. Haınd yalnız O'na aittir. Allahıın, İşitme duyumu aydınlat, görme duyumu aydınlat, kalbimi aydınlat. Allahım, göğsümü ferahlat ve işimi kolaylaştır. Göğüslerdeki vesveselerden ve İşlerin dağınıklığından sana sığınırım. Allahım, gece içerisinde saklananların şerrinden, gündüz içerisinde saklananların şerrinden, rüzgarların savurduklarının şerrinden ve zamanın felaketlerinden sana sığuurım. " Rivayette zayıflık vardır.[131] (Ishâk)

1166. Ebû   Saîd'in   bildirdiğine   göre   Resûlullah   (sallallahu aleyhi veseilem) 'ta vakfe yaparken böyle dua etmiş ve dua ederken ellerini, arkalan göğsüne dönük vaziyette tutmuştur.[132] (Ahmed b. Menî')

Bize Ebû Nasr bildirdi. Dedi ki: Bize Hammâd hadisi, "Arafat'ta vakfe yaptı ve ellerini göğsüne doğru kaldırarak şöyle buyurdu..." ifadeleriyle bildirdi.[133]

1167. îbn Abbâs demiştir ki: Resûlullah (salkllahu aleyhivesellem), Arefe akşamı ellerini koltuk altları görünecek şekilde kaldırarak dua ederken görülmüştür;[134] (Ahmed b. Menî) [135]

1168. Câbir'in naklettiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem): "Allah katından Zİlhicce'nin on gününden daha faziletli gün yoktur1' buyurdu. Câbir demiştir ki: Bir adam: "Ya Resûlallah! O günler mi daha faziletli, yoksa onların sayısınca Allah yolunda cihat etmek mi?" diye sordu. Allah Resulü  (sallallahualeyhiv-sellan): "Bu günler, onlar sayısınca Allah yolunda cihat etmekten Jaha faziletlidir. Ancak yüzünü toprağa sürten müstesna" diye cevap verdi. Sonra şöyle devam etti: "Allah katında Arefe gününden daha faziletli gün yoktur; o gün (Allah) dünya semasına tecelli ederek: Bakın şu kullarıma! Güneşin alnında saçları başları dağınık bir halde, elleri yüzleri toz toprak içinde bütün uzak bölgelerden geldiler. Daha benim rahmetimi ya da azabımı görmediler. Arefe günü gibi, insanları cehennem ateşinden azat edecek bir gün görınedim buyurur, [136] (Ebû Ya'lâ)

1169. Ümmü'1-Fadl demiştir ki: İbn Mes'ûd'u Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) naklen şöyle derken işittim: "Her kim Arefe gecesi şu on kelimeyi bin kere okursa, sda-İ rahmi (akrabalık bağlarını) kesmedikçe veya günah işlemedikçe Allah'tan ne dilerse, verir: Denizde yol var eden (Allah)ı (noksan sıfatlardan) tenzih ederim, gücünü ateşte gösteren (Allah)ı tenzih ederim. Rahmetini cennete saklayan (Allah)ı tenzih ederim. Kabirlere hükmeden (Allah)ı tenzih ederim. Havada nimet var eden (Allah)ı tenzih ederim. Göğü yükselten Allah'ı tenzih ederim. Yerleri alçaltan/yaratan (Allah)t tenzih ederim. Kendisinden başka kurtuluş makamı bulunmayan (Allah)ı tenzih ederim. (Ebû Ya'lâ) [137]

1170. İbn Abbâs: "Muhakkak ki Allah, Arafat halkıyla meleklere karşı iftihar eder" demiştir.[138] (Müsedded)

1171. Saîd'in naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Bilâl'e MüzdeHfe sabahı insanlara "Sessiz olunuz veya dinleyiniz" diye seslenmesini emretmiş, o da {dediği gibi) yapmıştır. Sonra Allah Resulü (sallalbhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Allah sizin (Müzdelİfe'deki) şu toplantınıza muttali olup içinizden kötülük işleyenleri İyilik sahiplerine bağışladı, iyilik sahiplerinize dilediklerini verdi. Haydi Allah'ın adıyla (Mina'ya) hareket ediniz [139] (Müsedded)

1172. Tâlib b. Süleyman dedi ki: Bana ailemizden birisinin bildirdiğine göre dedemin şöyle dediği işitilmiş: O gün Allah Resulü (saMahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Muhakkak ki Allah şu topluluğa bakıp salihlerini(n dualarını) kabul etti, yine salihlerine facirlerîne şefaat etme hakkı tanıdı. Böylece hepsini bağışlamış oldu. " (Ebû Ya'lâ) [140]

 

Müzdelife'den (MinayaDoğru) Hareket

 

1173. Nâfi'nin bildirdiğine göre İbnü'z-Zübeyr sabah etraf iyice aydınlanınca (Müzdelife'den) hareket etti. Bunun üzerine İbn Ömer: "Câhiliye halkının yaptığı gibi Güneş'in doğmasını bekliyorlar" diyerek buna tepkisini dile getirdi. Sonra İbn Ömer hareket etti. Onunla birlikte insanlar da hareket ettiler. Bunun üzerine İbnü'z-Zübeyr de hareket etti. (Müsedded)

Rivayet mevkuftur? [141]

1174. İbn Abbâs demiştir ki:  Câhiliye halkı Arafat'ta vakfe yaparlar, Güneş dağların tepelerine inince de oradan hareket ederlerdi.[142] İslam gelince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Arafat'tan hareketi gün batınıma kadar erteledi, Müzdelife'den hareketi ise ileri aldı. Oradan her şeyin iyice göründüğü son vakitte hareket etti. (Sabah) Namazını ise alaca karanlıkta kıldı. (Ebû Yala) [143]

Ahmed (b. Hanbel), bunu Ebû Dâvud yoluyla Zem'a'dan muhtasar olarak rivayet etmiştir. [144]

1175. îbn Abbâs demiştir ki: (Hacdaki) İki hareket (Arafat'tan hareket ve Müzdelife'den hareket) anında da Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte hareket ettim. O, sakin bir şekilde hareket ederdi. (İshâk) [145]

 

Mina'da Konaklama

 

1176. Abdülmelik b. Ebî Bekir'in bildirdiğine göre Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem): "İnşallah (Mina'ya) vardığımızda Hayf'da konaklarız" buyurmuştur. Hayf, Mina mescididir. (Müsedded) Rivayet mürseldir. [146]

 

Tıraş Olmanın Fazileti

 

1177. Ümmü Umâre Nuseybe binti Ka'b demiştir ki: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) develerini ayakta boğazlarken ona bakıyordum. Başını tıraş etti, sonra kendisi için kurulmuş kırmızı bir çadıra girdi. Sonra çadırdan başını çıkararak (üç kere): "Allah başlarını tıraş edenlere rahmet etsin" buyurduğunu gördüm. Sonra "Saçlarını kısaltanlara da (rahmet etsin)" buyurdu. (el-Hâris) [147]

1178. Abdullah b. Ömer şöyle bildirmiştir: Allah Resulü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: Arefe günü kalbinde zerre miktarı iman bulunan hiç kimse kalmaz, Allah hepsim bağışlar. " O zaman bir adam: Sadece Arafat'ta vakfe yapanları mı, yoksa bütün insanları mı?" diye sordu. "Bilakis bütün insanları" buyurdu. (Abd b. Humeyd) [148]

1179. Enes'in naklettiğine göre Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: ''Muhakkak ki yüce Allah meleklere karşı Arafat halkıyla iftihar eder. Buyurur ki: Meleklerim! Şu kullarıma bakınız- Bütün uzak bölgelerden saçları başları dağınık bir halde, toz toprak içinde bana yönelip gelmişler. Sîzler şahit olunuz ki, ben onların dualarını kabul ettim. Günahkârlarım salihlerine bağışladım. Aralarındaki hukuka ilişkin olmamak kaydıyla salihlerine benden istediklerini verdim. (Arafat'tan) Hareket edip Müzdelife've geldiklerinde tekrar Allah'tan dilek diledikleri zaman da Allah şöyle buyurur: Meleklerim, kullarım benden yine dilek dilediler. Şahit olunuz kİ, ben onların dualarını kabul ettim. Günahkârlarını salihlerine bağışladım. Salihlerine benden istediklerini verdim ve aralarındaki hukuka ilişkin kusurlarına kefil oldum." (Ahmed b. Menî) [149]

1180. Salih el-Murrî benzerini rivayet etmiştir. Metninde şu ifadeler yer almıştır: "Salihlerine, aralarındaki hukuka İlişkin dilekleri hariç bütün dilediklerini verdim." Yine şu ifadeler yer almıştır: "Ey meleklerim! Kullarım vakfe yaptılar, yeniden arzu ve istekte bulundular. Sizleri şahit tutuyorum ki, ben onların dualarım kabul ettim. "... (Ebû Ya'lâ)

 

Mina'da Geceleme

 

1181. İVn Abbâs: "(Hacılara) Su dağıtımı hizmeti sebebiyle Abbâs b. Abduîmuttalib dışında kimsenin Mina haricinde gecelemesine ruhsat verilmedi" demiştir. [150]

 

Cemreleri Taşlama

 

1182. Câbir der ki: Muhassir vadisine vardığımızda Allah Resulü (sallallahu aleyhivesellem): "Cemre taşlarını Muhasssir vadisinden toplayınız" buyurdu. (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [151]

1183. Selman b. Rabî'a demiştir ki: İlk hareket gününde Ömer b. el-Hattâb'a baktık. Yanımıza geldiğinde sakalından su damlıyordu. Elinde çakıl taşları vardı. Yaya olarak yola çıktı ve yolda tekbir getiriyordu. Bu halde birinci cemreye vardı ve onu taşladı. Sonra, taş atanların taşlan yerine ulaşmaz korkusuyla [152] taşlardan uzaklaştı. Sonra bir müddet dua etti. Sonra orta/ikinci  cemrenin yanına gitti.  Sonra da son/diğer cemrenin yanma.[153] (Müsedded)

1184. Ebû Saîd demiştir ki: Cemrelere atılan çakıl taşlarından kabul edilenler (göğe) yükseltilirler, reddedilenler ise bırakılırlar. Eğer böyle olmasaydı (orası) Sebir dağından daha yüksek olurdu.[154] (Müsedded)

1185. Abdullah b. Amr b. Osman, Ebû Habbe'den işittiğini bildirerek demiştir ki: Ebû Habbe insanlara: "Kişinin cemrelere taş ya da başka bir madde atmasında bir sakınca yoktur" diye fetva verirdi. Abdullah b. Amr b. Osman demiştir ki: Sonra bu, Abdullah b. Ömer'e anlatıldı. O da: "Doğru söylemiş" dedi. Ebû Habbe Bedir gazisiydi.[155] (Müsedded)

1186. Muhammed b. İbrahim'in kendi kavmine mensup -Muâz veya İbn Muâz adında- bir zattan naklettiğine göre Resûİullah (saMahu aleyhi vesellem) insanlara hac kurallarını öğretmiştir. O zat demiştir ki: Allah kulaklarımızı açtı da konak yerlerimizde olduğumuz halde (O'nun söylediklerini) işitiyorduk. Bize öğrettikleri arasında: "Cemreyi taşlarken çakıl taşı gibi (küçük) taşlar atınız ' buyruğu da vardı. [156] (el-Humeydî)

Hadisin bir kısmını Ebû Dâvud, Abdurrahman b. Muâz et-Teymî'den, o da sahabeden bir zâttan nakletmiştir. [157]

1187. İbn Abbâs'dan nakledildiğine göre Resûİullah (sallallahu aleyhi vesellem) çobanların cemreleri (Şeytanları) gece taşlamalarına izin vermiştir. (Ebû Ya'lâ) [158]

 

Hedy Kurbanı

 

1188. Enes demiştir ki: Resûlullah (saMlahu aleyhi vesellem) bir adamın yalın ayak (yürüyerek) bir deveyi kurban olarak sevk ettiğini gördü ve: "Ona bin!" buyurdu. O da bindi. (EbÛ Ya'lâ)

Ben derim ki: "yalm ayak" lafzı hariç hadis yine Enes'in nakliyle Sahih'te yer almıştır. [159]

1189. Hz. Ali ve Huzeyfe'nin naklettiklerine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseüem) Müslümanlardan yedi kişiyi bir sığır kurbana ortak etmiştir.[160] (Ebû Dâvud et-Tayâlisî)

1190. Humeyd b. Abdurrahman'dan nakledildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kurbanlık develeri önden gönderir, onlarla birlikte gönderdiği kişiye, onlardan herhangi biri halsiz/bitkin düşerse kesmesini ve nalınını/sandaletini/terliğini kanıyla boyayarak böğrüne çarpmasını emrederdi. (Derdi ki:) "Onu senin ardından gelenler yesin. Ne sen, ne de beraberindek'derden biri ondan yemeyin.[161] Muhammed b. Şîrîn de böyle yapardı. (Müsedded)

1191. İbn Ömer mukim olduğu halde kurbanlık deve gönderen kişi hakkında şöyle demiştir: Bir gün için randevulaşırlar. O gün gelince ihramh kişinin kaçındığı şeylerden kaçınır.[162] Hadis, sahih mevkuftur. (Müsedded)

1192. Muhammed b. Ömer b. Ali'nin babasından, onun da dedesinden naklettiğine göre Peygamber (sallallahualeyhiveseliem) haccmda bir kurbanlık deve sevk etmiştir. (el-Hâris) [163]

1193. Abdurrahman b. Sâbit'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aieyhi vesellem) ve ashabı develeri sol ayakları bağlı olarak üç ayak üzerinde boğazlarlardı. (Müsedded) [164]

1194. Ebû Katâde'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) nafile kurbanlık develer hakkında: Eğer Harem'e girmeden önce bitkin düşerse, onu boğazla. Sonra elini kanına baîır, sonra böğrüne vur. Ondan yeme. Eğer yersen, kefaretini ödersin" buyurmuştur.[165] (Ebû Ya'lâ)

1195. İbn Abbâs demiştir ki: Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bir deve kesmem gerekti. Fakat ben bütün develeri boğazladım. Nasıl yapayım (Ne dersin)?" diye sordu. O da: "Onun yerine yedi koyun kes!" buyurdu.

(Ebû Ya'lâ)

 

Telbiye (Ne Zaman Kesileceği ve Kutsal Yerlerde Söylenip Söylenmeyeceği)

 

1196. Hz. Aİşe şöyle nakletmiştir: Ben (telbiye olarak) Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) yalnız şu sözleri duydum: "Lebbeyk Allahümme iebbeyk! Lebbeyke lâ şerike leke iebbeyk, inne'l-hamde ven-ni'ınete lek (Emret/ Emrini yapmaya geldim, Allahım, emret!. Emrine amadeyim. Senin hiç bir ortağın yoktur. Bütün hatnd sanadır. Nimet senindir." Hac ya da umreyi zikrettiğini işitmedim. Mücâhid demiştir ki: Ömer b. el-Hattâb bu ibarelere ilave olarak:

Bütün mülk/hükümranlık sana aittir. Senin hiçbir ortağın yoktur" sözlerini ae okumuştur.[166] (Ishâk)

Ben   derim   ki:   Rivayet,   Sahîh'te   Âişe   rivayeti   olarak  "Hac  ya   da  umreyi zikrettiğini işitmedim" sözü olmaksızın, bazı ilavelerle yer almıştır.

1197. Abbâd [167] demiştir ki: Bana bildirildiğine göre Ömer b. el-Hattâb Beytü'l-Makdis'e girdiğinde "Lebbeyk/Emret Allahım, emrine amadeyim" demiştir. (İshâk)

1198. Yahya b. Sîrin'in bildirdiğine göre o, Enes b. Mâlikle birlikte haccetmiş. (Enes) telbiyesinde şöyle derdi: "Lebbeyk/Hak [168] emrini yerine getirmeye, sana kulluk etmeye, (sana) boğun eğmeye geldim [169] (Müsedded)

1199. Hz. Ömer'in Arafat'tan hareket ettiğinde telbiyesi şöyle idi: "(Lebbeyk Allahümme lebbeyk) Emret Allahım, emrine amadeyim.[170] (Müsedded)

1200. Abdullah (b. Mes'ûd)'un naklettiğine göre Peygamber (saMbhu aleyhi vesellem): "En üstün hac, acc (telbiye getirmek) ve secc (kurban kesmekjtir" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

Ebû Usâme aynı senetle naklederek şu açıklamayı yapmıştır: acc "g "telbiye", secc sözcüğü de "deve boğazlamak" demektir. [171]

1201. Enes'in naklettiğine göre Peygamber şöyle derdi: "Lebbeyk Allahümme lebbeyk! Lebbeyke la şerike leke lebbeyk, inne'l-hamde ven-ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerike lek (Lebbeyk/Emret Emrini yapmaya geldim. Allahım, emret! Emrine amadeyim. Senin hiç bir ortağın yoktur. Bütün hamd sanadır. Nimet senindir. Bütün mülk/hükümranlık da sana aittir. Senin hiçbir ortağın yoktur).[172] (Ebû Ya'lâ)

 

Kurban Bayramının Birinci Ve İkinci Günlerinde Hutbe

 

Konuyla ilgili Ammâr b. Yâsir ve başkaları tarafından nakledilen hadisler Hadler kitabının "Kan Akıtmanın Haram Oluşu" bölümünde gelecektir.

1202. Câhiliye döneminde put evine sahip olan (rabbetü beyt) Serrâ binti Nebhân b. Amr demiştir ki: Resûlullah'm (saMahu aleyhi vesellem) Veda haccında şoyîe buyurduğunu işittim: "Bu günün hangi gün olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. "Bugün teşrik günlerinin ortasıdır" buyurdu. Sonra: "Bu belde hangi beldedir biliyor musunuz?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. O da: "Burası Meşar-i Haramdır" buyurup şöyle devam etti: "Bilemiyorum. Belki bu yıldan sonra sizinle (burada) bir daha karşılaşmayabilirim. İyi bilin ki: Kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız birbirinize haramdır. Bunlar, sizler aziz ve celil olan Allah'a kavuşup da (Allah) sizi amellerinizin hesabını soruncaya kadar bu beldenizde bu gününüzün kutsallığı gibi kutsaldırlar. Dinleyin! Sizden ycıkındükileriniz uzak)'akilerinize (bu söylediklerimi) ulaştırsın. " Sonra "Tebliğ ettim mi? Allahım.!" diye niyaz etti. Medine'ye vardığında da vefat etti. (Ebû Ya'lâ)

Hadisi  Ebû  Dâvud   {Sünen 'inde)   aynı  senetle   Ebû Âsım'dan muhtasar  olarak nakletmiştir.[173]

 

Avlanmanın İhramliya Haram Oluşu Ve Cezası

 

1203. Yûsuf b. Mahek, Abdullah b. Ebî Ammâr'ı şöyle derken işitmiş: Muâz b. Cebel ve Ka'b ile birlikte umre için ihrama girerek Beytü'l-Makdis'ten (Kudüs'ten) yola çıktık. Başkanımız Muâz idi. İşimizi o idare ediyor, bize imamlık yapıyordu. Bir müddet yol aldıktan sonra Muâz ihtiyaç gidermek için araziye çıktı. O esnada bir adam ona muhalefet ederek bir yaban eşeği kesti. Ka'b eşeği alarak yol arkadaşlarına takdim etti. Muaz döndüğünde, topluluğun tencereleri eşek etiyle kaynıyordu. Onun ne olduğunu sordu. Haber verilince: "Bana itaat eden herkes tenceresini döksün" dedi. Ka'b ve diğerleri tencerelerini döktüler. Yine bir müddet yol aldıktan sonra Ka'b ateşin başında ısınırken bir çekirge sürüsü geçti. Sürüden iki  çekirge yakalayıp öldürdü,  ihramlı  olduğunu unuttu.  Sonra ihramlı lduğunu  hatırlayınca  onları  attı.   Medine'ye  geldiğimizde  topluluk  Hz. Ömer'in   yanma   girdiler.   Onlarla   birlikte   ben   de   girdim.   Ka'b:   "Ey üminlerin emiri ne düşünüyorsun?" deyip iki çekirge olayını kendisine Adattı. Ömer:  "Bunda bir sakınca yoktur Ka'b" dedi. Ka'b:  "Evet" diye   ıhk verdi.[174] Sonra Hz. Ömer: "Himyer (halkı) çekirgeyi sever. Kendine eyi öngördün?" diye sordu. Ka'b: "İki dirhem (tasadduk etmeyi)" deyince •ftd dirhem yüz çekirgeden daha değerlidir. Sen bu öngördüğün parayı kendine harca!" dedi.[175] (Müsedded)

1204. Ebû Saîd'in bildirdiğine göre kendisi Ka'b'la birlikte haccederken çekirge sürüsü gelmiş. Ka'b kırbacıyla onlara vurmaya başlamış. (Ebû Saîd ler ki) "Ey Ebû İshâk sen ihramlı değil misin?" dedim. "Evet, ihramlıyım. ima bu, deniz avına girer. Zira bunun ilk nesli balığın burnundan çıkmıştır" iedi.[176] (Müsedded)

1205. Talha şöyle nakletmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Ravhâ [177] yamaçlarında idik. Birden yaralanmış bir eşekle karşılaştık. Peygamber (saüallahu aleyhi vesellem): "Birazdan bu eşeğin sahibi gelir" buyurdu. Çok geçmeden sahibi geldi ve: "Onu siz alın" dedi. Resûluliah (sallaliahu aleyhi vesellem) de Ebû Bekir'e onu yol arkadaşları arasında bölüştürmesini emretti. Sonra yola çıktık. Arc [178] bölgesindeki Usâye [179] mevkiine geldiğimizde kıvrılmış yatan bir ceylana rastladık. Vücuduna bir ok saplanmıştı. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Ebû Bekir'e başında beklemesini ve onu insanlardan korumasını emretti. Ravi demiştir ki: Eşeğin sahibi Behz kabilesinden bir zattı. (İbn Ebî Ömer) Rivayet illetlidir. [180]

1206. Hişam'ın, babasından naklettiğine göre Zübeyr yanında yaban eşeği kebabıyla yolculuk yapar ve ihramlı olduğu halde onu yerdi. (Müsedded) [181]

1207. Abdurrahman b. Züeyb el-Esedî demiştir ki: Ben, Medine'den Mekke'ye kadar ihramlı bulunan Zübeyr b. Avvâm'a arkadaşlık ettim. Deniz avının etini yerdi. Kendisine bunun av olduğunu hatırlattığımda: "Onu ihramsız biri avlamıştır. Ben bunu Allah Resûlü'ne sordum. Bunda bir sakınca görmedi" dedi. (el-Hâris)

1208. Câbir'in bildirdiğine göre Hz. Ömer (ihramlı iken) jerboa/çöl sıçanı öldürülmesi halinde ceza olarak bir iri kuzu, sırtlan öldürülmesi halinde bir coç, ceylan öldürülmesi halinde bir koyun, tavşan öldürülmesi halinde de bir ceçi yavrusu (tasadduk edilmesi)na hükmetmiştir. (Müsedded)

Ahmed b. Menî demiştir ki: Bize Süfyan bunu "jerboa" kelimesine kadar muhtasar olarak bildirmiştir.

1209. Yine EbuVZübeyir'den nakledilmiştir. Ancak bunda: "Bu cezai hükümlerin Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) ait olarak nakledildiğini sanıyorum" ilavesi yer almıştır. (Ebû Yala) [182]

1210. İbn Abbâs'ın azatlı kölesi İkrime demiştir ki: Hz. Ali deve kuşu yumurtalarını alan ihramh kimseye şöyle dedi: "Erkek deveni dişi develerinin üzerine salacaksın. Döllendiklerini anladığın zaman aldığın yumurtaların sayısı kadar deveyi belirleyerek Bunlar kurbanlık devedirler dersin. Ondan sonra sana tazmin etmen gerekmez. Bunlardan döl tutanları, tutar. Tutmayanları konusunda ise sana bir şey gerekmez. Tıpkı yumurtalardan da sağlam çıkanları ve bozuk çıkanları olduğu gibi." (Ravi) Dedi ki: Muâviye, Hz. Ali'nin hükmüne şaşırdı. İbn Abbâs da: "Muâviye niçin şaşırdı ki! O kişinin yapacağı, yumurtaları pazarda satıp, parasını tasadduk etmekten ibarettir.[183] (Müsedded)

1211. İkrime'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) (ihramh olarak) sırtlan öldürülmesi halinde bir koç kesilmesine hükmetmiş ve bunu av saymıştır.[184] (Müsedded)

1212. Abdullah b. Amr'ın naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) {ihramh iken) av köpeğinin öldürülmesi halinde kırk dirhem, çoban köpeğinin (davar köpeğinin) öldürülmesi halinde bir koyun, tarla köpeğinin (bekçi köpeğinin) öldürülmesi halinde bir farak [185] yemek, kapı köpeğinin öldürülmesi halinde bir farak toprak tasadduk edilmesine hükmetmiştir. Bu durumda katil sahibinin bunu ödemesi vazifesidir. Ev sahibinin de onu kabul etmesi bir vazifedir. (İbn Ebî Ömer) [186]

 

Umre

 

1213. Ensar'dan Ümmü Sinan adında bir kadın Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte haccetmek istedi. Hz. Peygamber (sallaUahu aleyhi vesellem) de ona: "Ramazan'da umre yap. Bu da senin için bir hac yerine geçer" buyurdu.[187] Saîd:[188] "Bu hükmün yalnız bu kadın için olduğunu biliyoruz" demiştir. (Ahmed b, Menî')

 

Zilhicce'nin On Gününde Umre Yapmak

 

1214. İbn Ebî Müleyke demiştir ki: Urve, İbn Abbâs'a: "Yazıklar olsun sana! Sen (halkı) yanıltmışsın?! (Zilhicce'nin) on gününde umre bulunmadığı halde sen bu günlerde umre yapmayı emrediyorsun (öyle mi)?" diye çıkıştı. O da: "Ey cahil! Sen annene sor!" diye karşılık verdi. Urve: "Ebû Bekir ve Ömer böyle yapmadılar. Onlar [189] elbette Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) senden daha iyi tanıyorlar ve ona senden daha çok uyuyorlardı" demesi üzerine İbn Abbâs şöyle karşılık verdi: "İşte tam burada tökezliyorsunuz. Ben, size Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) bahsediyorum. Siz ise Ebû Bekir ve Ömer'i karşıma çıkarıyorsunuz." (İshâk) [190]

 

Beytü'l-Makdis'ten (Kudüs'ten) Umre Yapmak

 

1215. Yûsuf b. Mahek'in bildirdiğine göre o, Abdullah b. Ebî Ammâr'ı şöyle derken işitmiş: Muâz b. Cebel ve Ka'b ile birlikte umre için ihrama girerek   Beytn'l-Makdis'ten   (Kudüs'ten)   yola   çıktık...   (Hadisin   devamını yukarıdaki gibi anlam) (Müsedded) [191]

 

Veda Tavafı

 

1216. Atâ'dan nakledildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim bu  Beyt(ullah)a  hac  ziyaretinde  bulunursa,   oradan  ayrılmadan  önce  son yapacağı iş Beyt(ullah)ı tavaf etmek olsun" buyurmuştur. Kadınlara ise (tavaf etmeme) ruhsat(ı) vermiştir. (Müsedded) [192]

1217. Tavus demiştir ki: İbn Abbâs'a muhalefet eden kimseyi görmedim. Sustu... Yalnız Câbir b. Abdullah, Kurban bayramının ilk günü tavaf ettikten sonra adet gören kadın konusunda ona (İbn Abbâs'a) muhalefet etmiştir. İbn Abbâs: "Bu durumdaki kadın yola çıkar, (memleketine) döner" dedi. Sonra Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında başına bu hal gelen bir kadına adam gönderdiler (ve bu meseleyi sordular). Kadın da îbn Abbâs'm görüşüne muvafık şeyler söyledi.[193] (İshâk)

Ben  derim  ki:   Hadisin  aslı,  Câbir'le  ilgili  kısım hariç,  Sahîhayn'da mevcuttur. Orada söz konusu kadının ismi Ümmü Süleyrn diye verilmiştir. [194]

 

Hacı Karşılamanın ve Hacıların Selamette Oluşlarını Müjdelemenin Meşru Oluşu

 

1218. Muhacir demiştir ki: Hz. Ömer: "Zilhicce'nin geri kalan günleri ile Muharrem, Safer ayları ve Rabiülewel'in on gününde hacmin ve onun af dilediği kimselerin günahları bağışlanır" dedi. (Müsedded) [195]

1219. Vehb b. Keysân der ki: Ebû Hureyre'nin Medine'de insanlara ilk hareket günü (Arefe) akşamı namazı kıldırdıktan sonra şöyle dediğini gördüm: "Dinleyin! Ebu'l-Kasırn Muhammed hayır işlerinde (herkesi) geçmiştir. Mervan'm azatlısı Zekvân da hacıları geçmiş ve insanların selamette olduklarını bildirmiştir." Süfyan demiştir ki: Bu konuda Zekvan şu şiiri söylemiştir:

Onu bir gece boyunca yürüten benim durmadan, Haber ulaştırmak için Yesrib halkına, Mina halkından"  (el-Humeydî ) [196]

 

Kabe Ve Mescid-İ Haram'ın Fazileti

 

1220. Hasan'm bildirdiğine göre Hz. Ömer, Kabe'nin hazinelerini alıp

Allah yolunda harcamak istedi. Ubey b. Ka'b da: "Seleflerin olan iki dostun, bunu yapmadılar. Eğer bu hayırlı bir şey olsaydı, mutlaka onlar yaparlardı" diye itiraz edince, vazgeçti. (İshâk) [197]

Hadis, munkatı bir senetle nakledilmiştir.

1221. Muâz b. el-Müsennâ, Müsedded'in Müsnectindeki ziyadelerde demiştir ki: Bize Dâvud b. Ruşeyd ... Atâ'dan: "Arş, Harem üzerindedir" sözünü nakletmiştir. [198]

1222.  ibn Abbâs'm  naklettiğine göre  Resûlullah  (sallallahu aleyhi vesellem): Allah her gün yüz. rahmet indirir. Bunun altmışı tavaf edenler için, yirmisi Mekke halkı için, yirmisi de diğer insanlar içindir" buyurmuştur.[199] (el-Hâris)

1223. Hz. Ali b. Ebî Talib demiştir ki: "Ben biliyorum ki, Allah nezdinde yeryüzünün en sevimli bölgesi Beyt(ullah) ve civarıdır." (el-Fâkihî)

1224. İbn Cüreyc demiştir ki: Ben, İbn Ebî'l-Hüseyn'i şöyle söylerken duydum: Abdullah b. Ömer dedi ki: Muhakkak ki aziz ve celil olan Allah, kelamını seçerken Kur'ân'ı seçmiştir. Beldesini seçerken Harem'i seçmiştir. Harem içerisinde Mescid'i seçmiştir. Mescit içerisinde de Beyt(ullah)i seçmiştir." (el-Fâkihî)

 

Kabe'nin Örtüsü

 

1225. Ebû Hureyre demiştir ki: Resûlullah (salMiahu aleyhi veseilem), Es'ad el-Himyerî'ye sövülmesini yasaklayarak: "O, Beyî(ullah)e ilk örtü örten kişidir" buyurdu.

Hadisi, z»yıf biri olan Vâkıdî tek basma rivayet etmiştir.[200] (el-Hârİs)

1226. Mînâ demiştir ki: Abbâs b. Abdülmuttalib'i şöyle söylerken işittim: "Resûlullah (salla^u aleyhi veseilem) haccı sırasında Beyt(ullah)e Yemen kumaşından örtü örttü.[201] (el-Hâris)

Fetih Gazvesi'nden bahseden Câbir hadisi inşallah ileride gelecektir.

 

Kabe İçinde Namaz

 

1227. Ali b. el-Hüseyn'e Kabe içinde kılman namazın hükmü [soruldu]. "Ben, babam Hüseyin b. Ali ile birlikte Kabe'de namaz kıldım" şeklinde cevap verdi. (Müsedded) [202]

1228. İbn Ebî Müleyke'nin bildirdiğine göre Muâviye (Mekke'ye) geldiğinde Kabe'ye girdi. Sonra İbn Ömer'e birini göndererek: "Resûlullah (sallaüahualeyhivesellem) nerede namaz kılmıştı?" diye sordurdu. İbn Ömer de: "İki sütun arasında" dedi. Derken Abdullah b. ez-Zübeyr geldi ve sertçe kapıyı açtı. Kapı açılınca: "Ey Muâviye! Sen, vallahi, benim, îbn Ömer'in bildiğini senden daha iyi bildiğimi bilirdin. Fakat sen bana birini gönderip bunu sordurmak istemedin" dedi. (Ahmed b. Menf)

 

Beyt(ullah)e Girmenin Vacip/Farz Olmadığının Beyanı

 

1229. Hz. Âişe şöyle nakletmiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi veseliem) bir gün onun yanma girerek: "Bugün bir şey yaptım. Keşke yapmasaydım. Beyt(uHdh)e girdim. Korkarım ki, (uzak) bölgelerden bir bölgeden biri çıkıp gelir, oraya girmeye güç yeîiremez ve kalbinde bundan dolayı bir burukluk olduğu halde geri döner" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [203]

1230. Zeyd b. Hâlid şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamber'in (saüallahu aleyhi veseilem) Safa tepesine çıktığını gördüm. Sa'ya gündüz oradan başladı. Orada vakfe yaptı. Sonra oradan aşağı indi ve Batnü'l-Vadi'ye kadar yürüdü. Vadiyi geçinceye kadar remel yaptı (kısa ve hızlı adımlarla çalımlı yürüdü), onunla birlikte insanlar da remel yaptılar. Sonra normal yürüdü.[204] (el-Hâris)

1231. Şeybe'nin ümmü veledi şöyle nakletmiştir: Resûlullah'ı (sallallahualeyhi veseilem) Safa ile Merve arasında sa'y yaparken gördüm. "Vadinin ortası ancak sert adımlarla geçilir/geçilmelidir" buyuruyordu.[205] (İbn Ebî Ömer)

1232. İbn Ümmi Mektûm'un bildirdiğine göre o, Peygamber (sallallahu aleyhi veseliem) ile birlikte Safa ile Merve arasında sa'y yapmış. İbn Ümmi Mektûm tepeden inip sa'y yapmış/koşmuş, sonra Peygamber (sallallahu aleyhi veseilem) ona yetişsin diye durup beklemiş. Sonra şu şiiri okumuş:

Mekke ne hoş şehir, ne hoş vadi Ailem oradadır, dönüşüm ae orayadır Urada rehbersiz yürür aolagırım, Çünkü ben oraya kazıh çakmışımair.

Bunu  duyan Resûlullah (sallallahu aieyhi vesellem)  de:   "O ne hoş beldedir buyurmuş.[206] (İbn Ebî Ömer)

1233. Safıyye binti Şeybe anlatıyor: Bana ait bir çardaktaydım. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) Safa ile Merve arasında sa'y yaptığına şahit oldum. Batnü'l-Vadi'ye (Vadinin ortasına) gelince, diz kapakları açılacak kadar hızlı koştuğunu gördüm.[207] {İbn Ebî Ömer)

1234. Safıyye binti Şeybe'nin kendilerinden bir kadından naklettiğine göre o kadın, kendisine ait bir çardaktan Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) Batnu'l-Mesîl'de sa'y yaparken ve şöyle derken görmüş.... Birinci rivayettekinin aynısını zikretti.[208] (Müsedded)

1235. Safıyye binti Şeybe'nin Nevfel oğullarından bir kadından bildirdiğine göre o kadın kendisine ait bir çardaktan Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem): "Şüphesiz, ki, Allah size sa'y t farz kılmıştır. Sa'y ediniz" buyurduğuna muttali olmuş. Yine sa'y yaparken: "Rabbim, bağışla, esirge! Zİra sen en güçlü olansın, en cömert olansın" diye dua ettiğini işitmiş.[209] (İbn Ebî Ömer)

1236. îbn Abbâs: "Ey Mekke halkı! Mina'dan döndüğüz zaman Safa ile' Merve arasındaki sa'ymızı unutmayın" demiştir. (Müsedcled) [210]

 

Abbâs'ın (Hacılara) Su Dağıtım Hizmeti

 

1237. Hz. Ali bildiriyor: Abbâs'a dedim ki: "Bizim için Allah Resulü'nden (sallallahu aleyhi vesellem) hicâbe (Kabe'ye örtü giydirme) görevini talep et!" O da dedi ki; "Size bundan daha hayırlı bir hizmeti lütfetti; sikâye/su dağıtım hizmeti. O sizi eksiltir, ama siz onu eksiltmezsiniz." Yine demiştir ki: Kabîsa'ya: O, Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) bunu talep etti mi?" diye sordum. "İstekte bulunduğu halde, bundan fazlasını vermedi" dedi. (İshâk)

Hadisin senedi hasendir.[211] Aynı hadisin benzerim Ahmed b. Menî ve Ebü Bekir b. Ebî Şeybe de Kabîsa'dan nakletmişlerdir. Bezzâr ise Muhammed b. Ma'mer yoluyla Kabîsa'dan nakletmiştir.

1238. Muhammed b. Abdullah b. ez-Zübeyr, -ki künyesi Ebû Ahmed'dir-demiştir ki: Bize Süfyan aynı senetle benzerini nakletti. Ancak (Abdullah b. Ebî Rezîn) "babasından naklen" ifadesini kullanmadı.[212] (EbÛ Ya'lâ)

1239. Abbâs b. Abdülmuttalib demiştir ki: Su dağıtım yerinde Allah Resulü (sallaüahu aleyhi vesellem) yanımıza geldi. Sonra halkın içtiği havuzdan su içmek için davrandı. "Sana su çıkaralım mı? Buraya insanlar ellerini daldırdılar" dedik. "Hayır. Bilakis bana insanların içtiği bu yerden su verin" buyurdu. Sonra İnsanların içtiği yerden su içti. (İshâk)

Senedinde kopukluk vardır.[213]

1240. Ebû Rafı' demiştir ki: Allah Resulü (saMahu aleyhi vesellem) cemreye gelince, Beyt(ullah)e kadar yürüdü, yedi şavtla tavaf yaptı. Sonra Zemzem kuyusuna gitti. Kendisine bir kova su getirildi. Ondan abdest aldı. Sonra: "Ey Abdulnutttaıib oğullan! Su dağıtım hizmetinize sükunetle devam ediniz.[214] Eğer insanların size izdiham yapmasından endişe etmeseydim, ben de (sizinle birlikte) su çekerdim " buyurdu. (Ebû Ya'lâ)

 

Zemzemin Fazileti

 

1241. Ebû   Zerr'in  naklettiğine  göre  Resûlullah   (sallallahu aleyhi vesellem): "Zemzem doyurucu bir yiyecek ve hastalıklara şifadır" buyurmuştur. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [215]

1242. Süleyman   b.  el-Muğîre'den   nakledilmiştir.   Muhtasar   olarak zikredilen hadiste "hastalıklara şifadır" ifadesi geçmiştir. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî) [216]

 

Medine Harem'i Ve Fazileti

 

1243. İbrahim et-Teymî'nin naklettiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs, Âsiye'yi [217] Harem'in korusunu (ağaçlarını) keserken yakaladı; baltasını ve abasını aldı. Kadın ona karşı Ömer b. el-Hattâb'dan yardım istedi. Hz. Ömer: "Baltasını ve abasını ona geri ver!" dediyse de Sa'd: "Vallahi ben Allah Resûlü'nün (salkllahu aleyhi vesellem) bana helal gördüğü bir ganimeti geri vermem" diyerek reddetti. Sonra Sa'd bu baltadan biçki yapıp Ölene kadar onu kullandı.[218] (Ishâk)

1244. Ze"d b. Eslem'in bildirdiğine göre Resûlullah (salbllahu aleyhi vesellem); Korudan/Harem 'den hir şey keseni görürseniz, onu dövün ve elindekileri alın " buyurmuştur.[219] (İshâk)

1245. Ebû Katâde'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Tebûk gazvesinden dönerken şöyle buyurmuştur: "Burası tayyibe/hoş beldedir. Beni oraya Rabbiın yerleştirdi. Körüğün demirin kirini/tortusunu giderdiği gibi (Allah da) oranın kirini giderir. Sizden kim (Tebuk savaşından) geri katanlardan biriyle karşdaşırsa, sakın onunla ne konuşsun, ne de birlikte otursun." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [220]

1246. Urve'nin naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Medâin/Şehirler kılıçla fethedildi. Ama Medine Kur'ân'la fethedildi" buyurmuştur.[221] (Ebû Ya'lâ)

1247. Sübey'a el-Eslemiyye'nin naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Medine'de ölebilen ölsün. Çünkü orada ölen herkese ben kıyamet günü mutlaka şefaatçi veya şahit olurum. " (Ebû Ya'lâ) [222]

1248. Şube, Amr b. Murre'nİn şöyle dediğini bildirmiştir: Bana Ebu'l-Bahterî et-Tâî'nin bildirdiğine göre bazı insanlar Kûfe'de idiler... Sonra Medine'ye geldiler. Hz. Ömer: "Muhakkak ki Allah, Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) için, yeryüzünün yiyeceği en az ve suyu en tuzlu olan beldesi olduğu halde Medine'yi seçti. Şu hurmamdan olanı) [223] müstesna! Çünkü oraya Yüce Allah'ın izniyle Deccal ve veba girmez.[224] (el-Hâris)

 

Uhud'un Fazileti

 

1249. Abdülmüheymin b. Abbâs b. Seni b. Sa'd es-Sâ'ıdî demiştir ki: Bana babamın, dedemden naklen bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Tebuk gazvesinden dönerken Berk tepesine [225] çıkınca Uhud'u görmüş ve: "Bu öyle bir dağdır ki, o bizi sever, biz de onu severiz " buyurmuştur.[226] (İshâk)

 

Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) Kabrini Ziyaret Etmek

 

1250. Ömer b. Muhammed'in babasından naklettiğine göre İbn Ömer bir yolculuktan döndüğünde Hz. Peygamber {sallallahu aleyhi vesellem)'in Mescid'inde iki rekat namaz kılar, sonra kabrinin başına gider ve: "Sana selam olsun ya Resûlullah. Sana selam olsun ey Ebû Bekir. Sana selam olsun ey babacığım! derdi. (Müsedded) [227]

1251. Abdullah b. Dînâr der ki: İbn Ömer bir yolculuktan döndüğü zaman önce Mescid'e gider, iki rekat namaz kılar, sonra kabrin başına gelerek.....(İbn EbîÖmer} [228]

1252. Ebû Hureyre 'nİn naklettiğine göre Resûlullah (saüallahu aleyhi vesetkm): "Sakın kabrimi put edinmeyiniz." buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [229]

1253. Hz. Ömer der ki: Ben, Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesdiem) şöyle buyururken işittim: "Kim benim kabrimi veya beni ziyaret ederse, onun için (âhirette) şahit ve şefaatçi olurum. Kim iki Harem'den birinde ölürse, aziz. ve celil olan Allah onu kıyamet günü güvende olanlar arasında diriltir. [230]

(Ebû Dâvud et-Tayâlisî)

1254. İbn Ömer'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Kim vefatımdan sonra hacceder de beni ziyaret ederse, hayatımda beni ziyaret etmiş gibi olur" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [231]

1255. Ali b. Hüseyin'in bildirdiğine göre o, bir adamın gelip Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) kabrinin yanındaki bir açıktan/delikten içeri girerek dua ettiğini görmüş. Onu çağırıp kendisine şöyle demiş: Sana babamdan işittiğim, onun da dedemden, onun da Resûlullah'tan naklettiği bir hadisi söyleyeyim mi? Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuş ki: "Kabrimi bayram yerine, evlerinizi de kabirlere dönüştürmeyin. Bana salâtü selam getirin. Zira sizin salât ve selamınız her nerede olursanız olun bana ulaşır." (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Ya'lâ) [232]

 

Küba'nın Fazileti

 

1256. Ebû Umâme b. Sehl b. Huneyfin babasından naklettiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Kim eksiksiz olarak (tam) abdest alır da sonra Kubâ mescidine giderek orada dört rekat namaz kılarsa bu, bir umreye denk (amel) olur" buyurmuştur. Senedinde zayıflık vardır. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [233]

1257. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Küba'ya yaya ve binekli olarak giderdi. (el-Hâris) [234]

1258. el-Velîd B. Kesîr bir adamdan şu sözünü nakletmiştir: Hz. Ömer Kubâ mescidine gelerek Ebû Leylâ'ya emir verdi ve ona: "Hurma özüne yakın dallara dokunma, mescidi bir hurma dalıyla süpür" dedi. Sonra: "Eğer bu mescid uzak bölgelerden (ufuklardan) bir bölgede veya (uzak) beldelerden bir beldede bulunsaydı bile, mutlaka ona gitmemiz gerekirdi" dedi. (Müsedded) [235]

 

Mescid-i Nebevî'nin Fazileti

 

1259. Ebû Saîd b. el-Muallâ demiştir ki: Hz. Ali'yi şöyle derken işittim: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harem hariç, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır." (el-Hâris) [236]

1260. İbnü'z-Zübeyr demiştir ki: Ömer b. el-Hattâb'ı [237] şöyle derken işittim: "Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz diğer mescitlerde kılman yüz namazdan daha faziletlidir." Süfyan demiştir ki: (Ashab) Mescid-i Haram'da kılman namazı Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) mescidi hariç diğer mescitlerde kılman yüz bin namazdan daha faziletli görürlerdi. Zira Mescid-i Haram'ın ona fazileti 100 namaz kadardır.[238] (el-Humeydî)

 

Hayf Mescidi

 

1261. Ebû Hureyre demiştir ki: "Hayf mescidinde ve Hira [239] ile Sebir [240] dağları arasında yetmiş peygamber namaz kılmıştır." (Müsedded) [241]

1262. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Hayf mescidine yetmiş peygamber defnediimiştir" buyurdu.[242] (Ebû Ya'lâ)

 

Taif’in Fazileti

 

1263. Ka'b demiştir ki: "Vec vadisi kutsaldır. Zira Rab yeryüzünü yarattığında oradan dünya semasına yükselmiştir." Mahzûmî, Vecc'in Tâif te bir vadi olduğunu söylemiştir.  (İshâk) [243]

 

Mescid-i Aksa'nın (Kudüs'ün) Fazileti

 

1264. Abdullah b. Ahmed ez-Zühd'de senediyle Süleyman b. Keysân Ebû İsa el-Horâsânî'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Kim, Mescid-i Aksa'da farz bir namazı cemaatle kılarsa, ona yirmi beş bin namaz sevabı verilir. Kim bunu tek başına kılarsa, ona da bin namaz sevabı verilir."

1265. Ebû Umâme demiştir ki: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) eşi Meymûne binti't-Hâris: "Ya Resûlallah! Bize Beytü'l-Makdis'i anlat!" dedi. O da: "Orası diriliş (neşr) ve toplanma (haşr) yendir. Oraya gidiniz ve orada namaz kılınız. Zira orada kılınan bir namaz, diğer yerlerde kılınan bin namaz gibidir" buyurdu. Meymûne: "Ya Resûlallah! Eğer oraya gitmeye gücümüz yetmezse ne yapalım?" diye sorunca da: "O zaman oraya, aydınlatılması için zeytinyağı  hediye edersin.   Kim  oraya  bir şey [244] hediye  ederse,   orada namaz kılmış kimse gibi sevap kazanır" buyurdu. (Ebû Yala)

Ben derim ki: Yahya ve hocası son derece zayıftırlar. Bu senet hatalıdır. Zira hadisi Ziyad b. Ebî Şevde kardeşinden, o da Osman'dan, o da Meymûne'den -ki bu, Hz. Peygamber'in eşi değil- rivayet etmiştir. Yahya veya Amr [245] senedi karıştırmıştır. Ebû Dâvud ve İbn Mâce'de rivayetin doğrusu yer almıştır. [246]

 

ALIŞVERİŞ KİTABI

 

Satın Alma ve Alacağı Tahsilde Hoşgörülü Olmanın Fazileti

 

1266. Abdurrahman b. Ebî Hüseyin'in bildirdiğine göre Osman b. Affân, bir adamdan bir bahçe satın aldı. Onunla pazarlık yaparak fiyatta anlaştı ve "Ver elini" dedi. Zira el sıkışmadan alışverişi geçerli saymazlardı. Bu durum karşısında satıcı: "Hayır, vallahi. On bin (dirhem) daha vermezsen, satmıyorum" dedi. Bunun üzerine Osman, Abdurrahman b. Avf a dönerek şöyle sordu: "Sen Allah Resulü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittin (değil mi?): Muhakkak ki Allah, ister satıcı, isterse alıcı olsun, ister borçlu, isterse alacaklı olsun, hoşgörülü davranan kişiyi cennete koyar, Hz. Peygamber'den (saMahu aleyhi vesellem) duyduğum bu sözü/müjdeyi hak etmem için sana on bin (dirhem) daha vereceğim.[247] (Ishâk)

1267. Matar el-Verrâk'ın bildirdiğine göre Osman b. Affân hacı olarak (Mekke'ye) geldi. Haccmı bitirdikten sonra Taife gitti. Hemen kendi arazisine bitişik bir arazi gördü ve satın almak istedi. Fiyatta on bin (dirhem) üzerinde anlaşamadılar. Hz. Osman, ayağını üzengiye attığında Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bir zata şöyle dedi: "Sen Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) Allah (mal) satın almada, borcunu ödemede ve borcunu tahsilde hoşgörülü davranan kişiye rahmet eylesin? diye buyururken işittin mi?" O da: "Evet" deyince Osman: "Siz ikiniz hemen o kişiyi (satıcıyı) bana getirin" dedi. Sonra adama on bin (dirhem)i verip yeri satın aldı. (Ishâk) [248]

1268. Salim el-Hayyât'm bildirdiğine göre Osman b. Affân bir adamla bir yer konusunda pazarlık yaptı ve alışveriş kesinleşti -veya kesinleşmek üzereydi- ki adam: "Vallahi, on bin (dirhem) daha vermezsen, bu yeri sana vermeyeceğim" dedi. Bunun üzerine Hz. Osman yanındakilere dönerek şöyle dedi: "Sizler biliyor musunuz ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Allah borcu ödemede ve borcu tahsilde kolaylık gösterene rahmet eylesin" Onlar da "Evet, biliyoruz" deyince, adama on bin (dirhem) daha verip yeri satın aldı. (Ebû Ya'lâ)

1269. Harb b. Süreye demiştir ki: Bana Bel'aduyeh'den bir adam bildirdi. Dedi ki: Bana dedem şöyle bildirdi: Medine'ye gittim. Vadi'de konakladım. Baktım iki adam bir keçi için pazarlık yapıyorlar. Müşteri satıcıya: "Benimle alışverişte hoşgörülü ol!" diyor. Baktım adam güzel yapılı biri. Müşteri: "Ya Resûlallah! Şuna söyle de benimle alışverişte hoşgörülü olsun" diye ricada bulundu. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) de -elini utarak- şöyle buyurdu: "Ben kıyamet günü Allah'la buluştuğumda kimsenin, yaptığım bir haksızlık sebebiyle benden malı, canı ya da namusu konusunda hak talep etmeyeceğini umarım. Fakat Allah, satımda ve satın almada, almada ve ödemede ve (alacağını) tahsilde yumuşak davranana rahmet eylesin.[249] (Ebû Ya'lâ)

 

Alışverişte Karşılıklı Rıza ve İndirimin Caiz Oluşu

 

1270. Ebû Matar demiştir ki: Mescitten çıktım. Baktım bir adam arkamdan: "İzarmı (peştamalını) kaldır. Böyle yapman Rabbinden sakınmaya ve elbiseni temiz tutmaya daha uygundur. Eğer Müslüman isen başından (saçından) biraz al!" diye sesleniyor. Ben de arkasından yürüdüm. İzar ve rida (entari) giyinmişti ve elinde kırbaç vardı. "Acaba bu kim?" diye sordum.

"Müminlerin emiri Ali....." denildi. Sonra Dâru Fırat [250] pazarına vardı. "Ey ihtiyar! Lütfedip üç dirheme bana bir gömlek sat!" dedi. Adam kendisini tanıyınca, ondan bir şey satın almadı. Sonra başkasına gitti. O da kendisini tanıyınca ondan da bir şey satın almadı. Sonra genç bir delikanlının yanma vardı ve ondan bir gömlek satın alarak bileklerinden topuklarına kadar giydi. Sonra elbisenin asıl sahibi geldi ve ona: "Senin oğlun müminlerin emirine üç dirheme bir gömlek sattı" denildi. O da: "Ondan iki dirhem alsaydın ya!" dedi. Sonra bir dirhemi alıp Müslümanlarla birlikte oturan Hz. Ali'ye götürerek: "Al bu dirhemi" dedi. Ali: "Niçin?" diye sorunca da: "(Oğlumun sana üç dirheme sattığı) gömleğin fiyatı iki dirhemdi" dedi. Ali ise: "O, bana kendi rızamla sattı ve ben de onun rızasıyla satın aldım" deyip (bir dirhemi almayı) reddetti. (İshâk ve Abd b. Humeyd) [251]

Ebû Ya'lâ da kendine ait bir ravi zinciri ile Muhtar et-Temmar'dan aynı hadisi tahrîc etti.

Târik b. Abdullah el-Muhâribî'nin alışverişte indirimin geçerliliğine dair hadisi Ölçü bahsinde gelecektir.

 

Alışverişte Uyanık Olmaya Teşvik

 

1271. Hüseyin b. Ali der ki: [252] Aldanan kişi ne övgüye layıktır, ne de ükafat alır" demiştir. (Ebû Ya'lâ) [253]

 

Zanaatkarlar Ve Kazançları

 

1272. İbn Ömer demiştir ki: Peygamber (sallaMıu aleyhivesellem) teyzesine bir uşak vererek: "Onu kasap, hacamatçı ya da kuyumcu yapına!" diye tembihledi.[254] (Ebû Ya'lâ)

1273. Câbir'in bildirdiğine göre Peygamber (salbüahu aleyhi vesellem) boyun damarlarından ve omuzları arasında kan aldırmış ve hacamatçıya ücretini vermiştir. Eğer haram olsaydı, ona bunu vermezdi.[255] (Ebû Ya'lâ)

1274. Hz. Ali demiştir ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şarkıcı ve ağıtçıların alış verişlerini ve onlarla ticareti yasaklamış; "Onların kazançları haramdır" buyurmuştur.[256] (Ebû Ya'lâ)

1275. Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Muhakkak ki Allah gizden biti bir iş yaptığında, onu sağlam yapmasını sever" buyurmuştur.[257] (Ebû Ya'lâ)

 

Haram Kazançtan Sakındırmak (Ve Helal Kazanmaya Teşvik)

 

1276. Abdullah (b. Mes'ûd)'un bildirdiğine göre Resûlullah (saUaüahu aleyhi vöeliem) şöyle buyurmuştur: "Sakın kan döken güçlü kişi hoşunuza gitmesin. Çünkü onu Allah katında hiç ölmeyecek bir katil beklemektedir. Sakın haram kazanç sağlayan bir kimse hoşunuza gitmesin. Zira bu kişi malını infak etse veya tasadduk etse kabul edilmez; tasadduk etmezse (bıraksa) bereketi olmaz. Eğer geride onddft bir şey kalırsa, bu da onun için cehenneme azık olur." (Ebû Dâvud eî-Tayâlisî) [258]

1277. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Zenginlik, inal çokluğundan değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir" buyurmuştur.[259] (Ebû Ya'lâ)

1278. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Zenginlik, mal çokluğundan değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir. Mutlaka Allah, kulu için yazdığı rızkı ona verir. Öyleyse rızkı helal yollardan arayınız. Size helal olanı alıp, haram olanı bırakınız [260] (Ebû Ya'lâ)

 

Atâ/Ulûfe Dağıtım Vaktine Kadar Askerlere Vadeli Satış Yapmak

 

1279. Rubeyyi' binti Muavviz b. Afra demiştir ki: Bir kaç Ensarlı kadınla birlikte Ebû Cehil'in annesi Esma binti Mahrabe'nin yanma girdim. Oğlu Abdullah [261] b. Ebî Rabî'a ona Yemen'den koku gönderiyor, o da onları atiyye zamanına kadar vadeli satıyordu. Kendisinden koku satın aldım. Benim için koku tartıp, başkasının şişelerine koydu. Sonra: "Alacağımı sana yaz" dedi. Ben de (yazıcıya): "Onu Rubeyyi' binti Muavviz b. Afrâ'nm hesabına yaz" dedim. Bunun üzerine bana: "Sen efendisinin katili olan adamın kızısın" dedi. Ben de: "Vallahi ben efendisinin katili olan adamın kızı değilim. Fakat kölesinin katili olan adamın kızıyım" diye karşılık verdim. "Ben, sana asla bir şey satmam" dedi. "Ben de, vallahi, senden asla bir şey satın almam. Bu, ne kokuya, ne de miske benziyor" dedim. Sonra (Rubeyyi') demiştir ki: "Oğlum! Bu   zaman?   kadar   ondan   daha   güzel   koku   koklamadım.   Ama   o   öyk konuşunca, ben de öfkelenip, dediğimi dedim." (İshâk)

 

Elbise (Bez) Ticareti

 

1280. Ebû Bekir es-Sıddîk'in bildirdiğine göre Resûlullah (saüallahu aleyhi vsellem): "Cennetlikler alışveriş yapmazlar. Alışveriş yapsalar bile yalnız elbise/giyim alışverişi yaparlar" buyurmuştur.[262] (Ebû Yala)

 

Haram Kazançtan Sakındırmak Ve Helal Kazanca Teşvik

 

1281. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Resûlullah (saMahu aleyhi vesellem) bize hutbe irat etti....." Uzunca zikrettikleri hadiste şu sözler geçmiştir: "Kim haram mal kazanırsa, Allah onun ne sadakasını, ne köle azadını, ne haccını, ne de umresini kabul eder. Aksine kendisine o kadar günah yazar. Ölümünde geride bıraktığı ise cehennem azığı olur. Hıyanet yoluyla elde edilen bir malı bile bile satın alan, onu, ayıbı ve günahıyla hıyanet yoluyla temin eden gibidir. Hırsızlık yoluyla sağlanan bir malt, çalıntı olduğunu bile bile satın alan, ayıbı ve günahıyla onu çalan gibidir. " (el-Hâris)

Hadis, bu senetle uydurmadır. Son kısmı başka bir senetle de rivayet edilmiştir.

1282. Mus'ab b. Muhammed'in, Kabîsa'nm rivayetine göre Mus'ab b. Mina'nın, Ensarlı bir ihtiyardan (şeyhten) naklettiğine göre veya Veki'nin rivayetine göre ise Medine'li bir zattan naklettiğine göre Resûlullah (salfcdlahu aleyhi veseîlem): "Kim çalıntı olduğunu bile bile bir malı satın alırsa, onun günahına ve ayıbına ortak olmuş olur" buyurmuştur.

(İbn Ebî Ömer ve Ahmed b. Menî)

1283. Ebû Saîd'in bildirdiğine göre Resûlullah (saîkllahu aleyhi veseîlem): helalinden bir mal kazanır da ondan kendine yedirir veya Allah'ın diğer yaratıklarına giydirİrse, bu onun İçin bir zekattır/arınmadır" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [263]

 

Erkende Bereket Vardır

 

1284. Yûsuf b. Abdullah b. Selâm'm babasından naklettiğine göre peygamber (saliallahualeyhiveseüem): "Allahım, ümmetimin günün erken saatlerinde yapılan işlerini bereketli eyle!" diye dua etmiştir.[264] {Ebû Ya'lâ)

1285. Enes'in bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Allahım, ümmetimin günün erken saatlerinde yapılan işlerini bereketli eyle!" diye dua geniştir.[265] (Ebû Ya'lâ)

 

Muzara'a/Belli Ölçekte Ürün Karşılığı Arazi İcarı

 

1286. Ebû Seleme demiştir ki: Ebû Ca'fer'e (yani Muhammed b. Ali b. el-Hüseyin'e) "Muhabere nedir?" diye sordum. "Mukâsemedir" dedi. (İshâk)

1287. Rifâ'a b. Râfi' b. Hadîc'in bildirdiğine göre bir zatın bir arazisi vardı. Başka biri ona: "Ürün karşılığı orayı bana kiraya verir misin? Allah oradan ne ürün çıkarırsa, seninle benim aramda ortak olacaktır" diye teklifte bulundu. O da: "Kabul. Ama Allah Resûlü'ne (sailallahu aleyhi vesellem) bir sorayım" dedi. Sonra Ebû Bekir ve Ömer'in yanma gitti. Onlar da: "Allah'ın Resûlü'ne (sallallahu aleyhi vesellem) sor" dediler. Hz. Peygamber'e sordu; ama yanıt vermedi. Ebû Bekir ve Ömer'e, Allah Resûlü'nün yanıt vermediğini söyleyince onlar da: "Haydi git. Eğer bu haram olsaydı, seni bundan menederdi. Git, belli ürün karşılığı arazini kiraya ver!" dediler. Derken ekin canlanıp yeşercü. Bir gün o tarafa Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yolu düştü ve tarlanın yanından geçerken: "Bu arazi kime aittir?" diye sordu. "Falan kimseye aittir. Burasını falan kimseye belli ürün karşılığında icara verdi" dediler. "İkisini de bana çağırın" buyurdu. İkisi de geldi. Toprak sahibine: "Arazi için yaptığı masrafım buna iade et. Tarlandan çıkan ürün sana aittir" buyurdu.[266] (ishâk)

1288. Ebû Ca'fer el-Hatmî demiştir ki: Amcam beni bir uşağıyla birlikte Saîd b. el-Müseyyib'e gönderip: "Müzâraa (tarlayı icara vermek) hakkında ne dersin?" di)"? sordurdu. O da şöyle cevap verdi: İbn Ömer, kendisine bu konuda Rafi b. Hadîc'ten bir hadis rivayet edilene kadar bunda bir sakınca görmezdi. Hadise göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Harise oğullarına gitmiş- Zuhayr [267] topraklarında bir ekin görmüş ve: "Zuhayr'ın ekini ne güzel olmuş!" demiş. Yanındakiler: "Bu, Zuhayr'a ait değildir" deyince "Burası Zuhayr ait topraklar değil inidir?" diye sormuş. Onlar da: "Evet, ama o burasını falan kimseye ürün karşılığında icara verdi" demişler. Bunun üzerine Peygamb (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunun için yaptığı masrafını ona iade edin. Ekininizi alın" buyurmuş. Râfi' demiştir ki: "Biz de ekinimizi aldık ve yaptığı masrafı kendisine ödedik.[268] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1289. Rifâ'a b. Râfi' b. Hadîc'in naklettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ekin tarlalarının kiraya verilmesi ve icarını yasaklamıştır. Fakat kişinin bir araziyi satın veya ödünç almasına bir şey dememiştir. Bunun üzerine babam bir araziyi Ödünç verdi. Ödünç alan da orasını ekip, içine bir ev yaptı. Bir gün babam hayvanına binip oraya gitti ve evi görünce: "Bu da nedir?" diye sordu. "Bunu, arazini ödünç verdiğin zat inşa etti" denildi. O da "Ödünç vermeme karşılık mı!?" deyip emir verdi ve ev yıkıldı. (İshâk) [269]

1290. Hz. Âişe'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ellem): "Rızkı yerin derinliklerinde/gizlediklerinde arayınız" buyurmuştur.[270] (Ebû Ya'lâ)

1291. Ebû Muhammed'in bildirdiğine göre bir adam İbn Ömer'den bir arazi satın almış ve (İbn Ömer) oraya pislik/hayvan gübresi atmamasını şart koşmuş. Adam da: "Orasını ancak bu ıslah eder" deyince "Madem ki, orasını ancak bu ıslah eder, öyleyse bırak" demiş. (Müsedded)

 

Simsar Ve Şehirlinin Köylü Adına Satış Yapmaması

 

1292. Salim Ebu'n-Nadr (Temîm oğullarından bir ihtiyardan naklen) şöyle   anlatmıştır:   Haccac   b.   Yusuf  zamanında   ben   Basra   mescidinde bulunurken elinde bir asâ ve bir sahife ile ihtiyar gelip yanıma oturdu.....Bu şekilde başlayan hadisin ilerleyen kısmında şu ibareler geçmiştir: Ben henüz genç bir delikanlı iken babamla birlikte Medine'ye girdik. Satmak için Medine'ye develerimizi getirmiştik. Talha b. Ubeydullah babamın dostu idi. Ona konuk olduk. Babam: "Ebû Muhammedi Bizimle birlikte sen de gel ve develerimizi satıver. Çünkü biz bu piyasayı bilmiyoruz" dedi. Talha da şöyle cevap verdi: "Senin adına satış yapmama gelince, bunu yapamam. Çünkü Allah Resulü (saîlalkhu aleyhi vesellem) şehirlinin köylü adına satış yapmasını yasakladı. Fakat sizinle birlikte pazara çıkarım. Şayet sizinle pazarlık yapanlardan sizia adınıza güvendiğim bir kişi olursa, ona satmanızı söylerim." Sonra bizimle birlikte (pazara) çıktı ve pazarın bir köşesinde oturdu. Biz bir çok kişiyle develerimiz konusunda pazarlık yaptık. Sonunda biri bize, bizi memnun edecek bir teklif verdi. Bunun üzerine Talha'nın yanına gidip (develerimizi) ona satmak konusunda görüşünü sorduk. O da "Ona satınız. Size, onun vefakârlığı ve dürüstlüğü konusunda güvence veririm" dedi. Böylece biz de ona sattık ve paramızı aldık. (Ebû Ya'lâ) [271]

 

Faiz

 

1293. Ubâde b. es-Sâmit şöyle demiştir: Resûlullah'ı (sallaMıu aleyhi veseliera) Ramazan ayı içerisinde Perşembe gecesi -ki, o geceden sonra artık Ramazan orucu tutmadı bir Ensar meclisinde: "Arpa arpayla kafizi (33 it) kafiline eşit ve peşin olarak değiştirilir. Fazlası faizdir" buyururken işittim. (Ahmed b. Menî) [272]

Hadisin aslı Müslim'in Sahîh'inde farklı ifadelerle ve buradaki ziyade olmaksızın geçmiştir.

1294. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resûİullah (sallallahu aleyM vesellem): "Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, tuz tuzla ve hurma hurmayla misli misline, ölçeği ölçeğine birbirine eşit olarak trampa edilirler. Kim artınrsa veya artırılmasını talep ederse, faize bulaşmış olur" buyurmuştur.[273] (Ebû Ya'lâ)

1295. Ebu'z-Zübeyr el-Mekkî demiştir ki: Câbir b. Abdullah'a buğdayın hurmayla farklı miktarlarda peşin olarak değiş tokuş edilmesinin hükmünü sordum. Dedi ki: Biz, Resûlullah'm (saMahu aleyhi vesellem) zamanında bir sâ' buğdayı, altı sâ' hurmaya karşılık peşin olarak satın alırdık. Eğer bedeller aynı cinsten ise, misli misline değiştirilmesinden başka seçenek yoktur.[274] (Ebû Ya'lâ)

1296. Atâ der ki: İbn Abbâs kölelerine hurma ürünlerini bir, iki ve üç sene önceden satardı. Câbir kendisine neden böyle yaptığını sorunca da:

Bilmez misin ki, köle ile efendisi arasında faiz cari değildir" diye yanıtladı.[275] (Müsedded)

1297. Ebû Ma'bed'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, kölesine meyveleri henüz tatmadan satardı. Kendisi ile kölesi arasında faizin cari olmadığını düşünürdü. (Müsedded)

1298. Resûlullah'm (sallallahu aleyhi veseUem) azatlısı Ebû Râfi' anlatmaktadır: Muhtaç duruma düştük ve hanımımın iki halhalini alarak Ebû Bekir'in halife seçildiği yıl yola çıktım. Yolda Ebû Bekir'e rastladım ve bana: "Bu nedir?" diye sordu. Ben de "Hayatta olanın nafakaya ihtiyacı vardır" dedim. "Bende gümüş para var" dedi ve terazi istedi. Halhalleri bir kefesine, gümüşü de diğer kefesine koydu. İki halhal bir dânik kadar fazla geldi. Bunun karşılığını verdi, Ben "Ey Allah Resulü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) halifesi bu sana helaldir" deyince "Ey Ebâ Rafı'! Sen helal etsen de Allah bunu helal kılmaz.

Zira ben Resûlullah'ı (salblbhu aleyhi veselkm): Altın altınla, gümüş gümüşle ağırlığı ağırlığına birbirine eşit olarak değiştirilir. Fazla veren de, fazlasını alan da cehennemdedir buyururken işittim." (İshâk, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, el-Hâris ve Ebû Ya'lâ) [276]

1299. Ebû Kays'm bildirdiğine göre Ebû Bekir es-Sıddîk Şam'daki ordu kumandanlarına şöyle yazmıştır: "Sizler faizin yaygın olduğu topraklara düştünüz. Altını altınla yalnız ağırlığı ağırlığına eşit olursa değiş tokuş ediniz. Gümüşü gümüşle yalnız ağırlığı ağırlığına eşit olursa, değiş tokuş ediniz. Yiyeceği yiyecekle yalnız ölçeği ölçeğine eşit olursa, değiş tokuş ediniz.[277] (İshâk)

Ben derim ki: "Muhammed b. es-Sâib, İbnü'l-Kelbî olup kesinlikle metruktür.

1300. Ebû Saîd er-Rakkâşî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs'm azatlısı İkrime Basra'ya geldi. Cuma mescidinde/Büyük mescitte yanma oturduk. Dedi ki: "Şu pirinizi/şeyhinizi (Hasan b. Ebi'l-Hasan'ı kastetmektedir) menetmez misiniz? Müslümanların gümüşü gümüşle, altını altınla değiştirmek şeklinde peşin olarak yaptıkları alışverişin haram olduğunu ileri sürmektedir. Ben şahadet/tanıklık ederim ki, İbn Abbâs bunu helal kabul etmiştir." Ebû Saîd demiştir ki: Ona dedim ki: "Yazıklar olsun sana! Hatırlamıyor musun ki, ben başucunda, sen de ayaklarının yanında oturuyorduk da bir adam gelip, senin başucuna dikilmişti. Sen de ona: "Ne istiyorsun?" diye sormuştun. O da: "İbn Abbâs'a altının altınla satışını soracağım" demişti ve sen ona: "Haydi git. O, bunda bir sakınca olmadığını söylemektedir" deyince İbn Abbâs sarığını yüzünden kaldırıp oturmuş ve şunları söylemişti: "Estağfurullah! Vallahi ben yalnız Müslümanların her türlü peşin alış verişlerini helal görüyordum. Sonra Abdullah b. Ömer ve Ömer b. el-Hattâb'tan bu konuda hadis işittim. Onlar bu hususta Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vsellem), benim duyup belleyemediklerimi bellemişlerdi. Allah'tan af dilerim (Estağfırullah) [278] (İshâk)

1301. Abdullah b. Ebî Müleyke demiştir ki: İbn Abbâs'ı "Sarftan/Dövizcilikten tövbe eder, Allah'tan bağışlanmak dilerim" derken işittim.[279] (İshâk)

1302. Ata demiştir ki: Hz. Peygamber'in (saMahu aleyhi vesellem) ashabından on, on beş kişi (13-19) îbn Abbâs'm yanma gitti ve dediler ki: "Biz senden daha yaşlıyız ve Allah Resûlü'nü (sallallahu aleyhi vesellem) senden daha iyi tanımaktayız. O ne zaman sarfı (para değiş tokuşunu) helal saydı? Halbuki biz Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) bundan men ederken işitmiştik..... Ravi, hadisi Usâme'den nakletmiştir.

Hadis Sahîh'te geçmektedir. Kütiib-i Süte müellifleri hadisi bu sözlerle bu sayıda sahabiden nakletmemişlerdir. Senette geçen İsmail [280] hakkında tenkit vardır.! (İshâk)

1303. Katâde demiştir ki: Saîd b. el-Müseyyib'e bolluk zamanına kadar vadeyle iki koyuna karşılık bir koyun satmanın hükmünü sordum. Dedi ki: Bunu bir adam Ömer b. el-Hattâb'a sordu. Ömer de: "Allah'ın en son indirdiği âyet ribâ/faiz âyetidir. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bunu bize tefsir etmeden vefat etti. Bu yüzden faizi de, faiz kuşkusu bulunanı da Kakın" dedi. [281]

Ben derim ki: Bunu, sual kısmı hariç, İbn Mâce rivayet etmiştir. (İshâk)

1304. Bilâl demiştir ki: Yanımda kalitesiz hurma vardı. Onunla pazardan yarı ölçeğinde daha kaliteli hurma satın aldım. Sonra erkenden Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) yanma gittim ve bu yaptığımı ona anlattım. "Hemen git hurmanı al ve bunu iade et" buyurdu. Ben de öyle yaptım. Sonra ResûlulLah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Hurma hurmayla misli misline, buğday buğdayla misli misline, arpa arpayla misli misline, tuz tuzlamisti misline, altın altınla ağırlığı ağırlığına, gümüş gümüşle ağırlığı ağırlığına takas yapılır. Fazlası faizdir [282] {İshâk ve Ebû Ya'lâ)

1305. İbrahim demiştir ki: Bilâl'ın yanında kurtlanmış hurma vardı. Onun iki sa'ını bir sâ (kaliteli) hurmaya sattı.[283] (el-Hâris)

1306. Bilâl demiştir ki: Yanımda Peygamber'e (salhllahu aleyhi vesellem) ait hurma vardı. İki sâ'a karşılık bir sâ olmak üzere ondan daha kaliteli hurma buldum ve (değiş tokuşla) satın aldım. Sonra onu alıp Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi veseliein) götürdüm. "Bunu nereden buldun Bilâl!" dedi. Ben de: "(Sizin hurmadan) İki sâ'a karşılık (bundan) bir sâ' satın aldım" demem üzerine: "Onu iade et ve bize kendi hurmamızı getir" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [284]

1307. Şurayh'ın naklettiğine göre İbn Ömer: "Bir dirheme karşılık bir dirhem verilir. Onlardan biri fazla olursa, faiz olur" demiştir. [285] (Müsedded)

1308. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle nakletmişlerdir: Allah Resulü (sailallahualeyhivöellem) bize hutbe irat etti.... Zikrettikleri uzun hadiste şu sözler eeçmiştİr: "Kim faiz yerse, yediği faiz kadar karnını ateşle doldurmuş olur. Eğer faizle bir mal kazanırsa, Allah onun hiç bir amelini kabul etmez Yanında faiz malından bir kırat bile bulunduğu müddetçe Allah 'in ve meleklerin lanetine duçar olur." (el-Hâris) [286]

1309. Ebû Hureyre'nin meclislerine katılanlardan birisi olan Yezîd b. Abdurrahman es-Suhaymî der ki: Ona (Ebû Hureyre'ye) vadeyle iki koyuna karşılık bir koyun satın almanın hükmünü sordum. "Ancak peşin olursa caizdir" dedi.[287] (Müsedded)

1310. İbrâhîm demiştir ki: "Eğer altını gümüşten koparıp ayıramıyorsan (yani her iki metalden oluşmuş bir malı), onu altın ya da gümüş karşılığında satmanda sakınca yoktur." (Müsedded)

1311. Saîd   b.   el-Müseyyib'in   bildirdiğine   göre   Hz.   Ali   ile   Osman sarftan/dövizcilikten menetmişlerdir.[288] (Müsedded)

1312. Muhammed b. Sîrin'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sallaüahu aleyhi veseUem), Ebû Bekir ve Ömer sarfı (paranın parayla satışını) yasaklamışlardır.[289] (Müsedded)

1313. Ebû Abdullah demiştir ki: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından otuz kişi gördüm. Hepsi de sarftan menederdi. Bunlardan biri de Muâz b. CebePdir. {Müsedded)

1315. Yezîd b. Ebî Yezîd'in bildirdiğine göre o, İbn Abbâs'a rastlamış ve ona sarfın hükmünü sormuş. O da: "Bana gelen her Müslüman'a eski görüşümden döndüğümü ilet!" dedi. (Müsedded)

1316. Ubeyd b. Nadle'nin bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) devenin bir parçasının, deve yavrusu karşılığında satılmasının hükmü sorulmuş ve O, bunu yasaklamıştır.[290] (Müsedded)

1317. Yahya b. Ebî Kesîr demiştir ki: Bana İbn Abbâs'dan duyan birinin naklettiğine göre, ona bir devenin iki deve karşılığında vadeyle satışının hükmü sorulmuş. O da: "Fazlalık, uygundur. Et bazında bir sakınca yoktur.[291] (Müsedded)

1318. Hasan b. Muhammed b. Ali'nin bildirdiğine göre Hz. AH bir deveyi iki deveye karşılık vadeyle satmıştır. (Müsedded)

1319. Saîd b. el-Müseyyİb'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veseUem) hayvanın hayvanla satışını yasaklamıştır.[292] (Müsedded)

1320. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Gümüş gümüşle, altın altınla, hurma hurmayla, buğday buğdayla, arpa arpayla ve tuz tuzla misli misline veya ağırlığı ağırlığına birbirine eşit olarak trampa edilirler..[293]

1321. Abdullah [294]  şöyle   anlatmıştır:   Resûlullah   (saMahu  aleyhi zamanında   bir   deve   kesilip   parçalandı.   Bir   adam: "Bana bir   koyun karşılığında onun parçalarından bir parça verin" dedi. Peygamber aleyhivesellem) de: "Bu (satış) uygun olmaz" buyurdu. (İbn Ebî Ömer) [295]

1322. Ebû Nadre'nin bildirdiğine göre Ebû Saîd: "Hurmanın hurmayla satışında, gümüşün gümüşle satışına nazaran daha çok faiz vardır" demiştir. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe) [296]

 

Hakkını Tam Almak İsteyenin Ölçek Kullanma Zorunluluğu Ve İndirimin Geçerli Oluşu

 

1323. Târik b. Abdullah el-Muharibî bildiriyor: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) iki kere gördüm..... Hadisin devamında demiştir ki: Beraberimizde bize ait bir de tahtırevan olduğu halde bir kafileyle Rabeze'den yola çıkarak Medine yakınma gelip konakladık. Biz otururken yanımıza üzerinde iki beyaz elbise bulunan bir adam çikageldi. Selam verdi, selamını aldık. Sonra: "Bu kavim nereden geldi?" diye sordu. "Rabeze ve Rabeze'nin güneyinden" dedik. Yanımızda kızıl bir (erkek) devemiz vardı. "Deveyi bana satar mısınız?" dedi. "Tabi ki satarız" dedik. "Kaça satarsınız?" dedi. "Şu kadar sa hurmaya" dedik. Hiç indirim yapmadan: "Aldım gitti" dedi. Sonra devenin başından tutup Medine'ye girdi ve gözden kayboldu. Sonra birbirimizi kınayarak: "Siz devenizi tanımadığınız bir adama verdiniz" dedik. Tahtırevan içindeki kadın: "Kendinizi kınamayınız. Benim gördüğüm o yüz, size zarar vermez. Dolunay gecesinde onunki kadar yüzü Ay'a benzeyen birim görmedim" diye teselli etti. Akşam olunca adam geldi ve şöyle söyledi: "es-Selamü aleyküm (Selam olsun size). Ben, Resûlullah'ın (salkllahu aleyhi vesellem) size gönderdiği elçisiyim. O, size doyuncaya kadar (hurmadan) yemenizi emretmektedir. Hakkınızı tam olarak alıncaya kadar ölçüp alın." Biz de doyana kadar yedik, ölçüp hakkımızı tam olarak aldık. Ertesi gün Medine'ye girdik. Baktık ki Resûlullah (sallallahu aleyhi veseilem) minberde (hutbe irat ediyor). (Ebû Bekir b. EbîŞeybe) [297]

1324. Ebû Sahra demiştir ki: Bizden Târik adında bir adam şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi veseilem) iki kez gördüm. Birinde Zülmecaz panayırında bir hayvan üzerinde idi. Hayvanın ayakları kanamıştı.

Sonra gelip Medine'de konakladık. Yanımıza bir adam çıkageldi ve:

"Nereden geldiniz?" diye sordu. "Rabeze'den ve Rabeze civarından" dedik. "Satacak bir şeyiniz var mı?" diye sordu. "Evet şu deveyi satacağız" dedik. "Kaça satacaksınız?" diye sordu. "Şu kadar vesk (163 İt) hurmaya" dedik. Bunun üzerine yularından tutup deveyi kendine doğru çekti ve sonra onu alıp Medine'ye götürdü. Dedim ki: "Kaybettik. Tanımadığımız birine deve sattık" dedim. Beraberimizde çadırın bir köşesinde duran bir kadın vardı. Dedi ki: "Ben size devenin bedelini garanti ediyorum. Allah'a yemin ederim ki, ben, adamın yüzünü dolunay gecesi parlayan Ay gibi gördüm. Size hıyanet etmez" dedi. Sabah olunca adam yanında hurmayla geldi ve: "Ben, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi veseilem) size gönderdiği elçisiyim. Doyuncaya kadar bu hurmadan yiyiniz. Hakkınızı tam olarak alıncaya kadar ölçüp alınız" dedi. Biz de öyle yaptık. (Ebû Ya'lâ)

 

Alışverişte Şart Koşma ve Dirhem (Gümüş Para)

 

1325. Hz. Âişe, satmamak ve hibe etmemek şartıyla cariye satın alan kimse hakkında: "Ben bunu mekruh görmekteyim. Şartı mekruh görmekteyim" demiştir.[298] (Müseclded)

1326. Abdullah b. Mes'ûd'un hanımı Zeynep bildiriyor: Hz. Ömer, benim hizmetime bir hizmetçi verdi. Abdullah (b. Mes'ûd): "Onu satar mısın?" dedi. Hanımı: "Ben, müminlerin emirinin benim hizmetime verdiği bir hizmetçiyi satmam" dedi ve bu konuda ısrar etti. Sonunda onu hanımından satın aldı ve (başka) bir hizmetçi satın alıncaya kadar onun hizmetinde devam etmesini şart koştu. Bunu duyan biri hemen koşup Hz. Ömer'e haber verdi. Hz. Ömer yanına vararak: "Duydum ki Zeyneb'in cariyesini satın almışsın" dedi. O da: "Evet. Satın aldım" deyince "Sakın ona yaklaşma. Onda başka biri için istisna ve şart vardır" dedi.[299]   (Müsedded) Beyhakî, bunu Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Dirâr vasıtasıyla Hz. Ömer'den nakletmiştir.

1327. Âbis'in bildirdiğine göre Huzeyfe, Nahalı iki adamdan bir nâka (dişi deve) satın aldı ve nakit paraya (gümüş paraya) razı olmalarım şart koştu. Sonra onlarla birlikte evine gitti ve onlara bir kese çıkardı. Bunun için adamlar birbirleriyle kavga ettiler. Sonra onlara başka bir kese çıkardı. Yine kavga ettiler. Bunun üzerine Huzeyfe: "Sizden Allah'a sığınırım" dedi... (Hadis devam ediyor) (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1328. Haccâc b. Ertât ise aynı olayı ravi zinciri ile şu ibarelerle nakletmiştir: Huzeyfe bir adamdan dört yüz (dirhem)e bir dişi deve satın aldı ve nakit paraya razı olmasını şart koştu. Bunun üzerine ona îsfehan'dan, gümüş parayı ondan daha iyi tanıyan birini getirdi. Huzeyfe ona bir kese çıkardı. Hepsinin sahte (karışık) olduğunu söyledi. Sonra bir kese daha çıkardı. Yine hepsinin sahte olduğunu söyledi. Sonra bir kese daha çıkardı. Yine hepşjnin sahte olduğunu söyleyince (Huzeyfe): "İkinizden de Allah'a sığınırım" dedi.... (el-Hâris) [300]

 

Yasaklanan Alışveriş Türleri

 

1329. Saîd b. el-Müseyyib bildiriyor: İbn Ömer, Râfi' b. Hadîc'e birini göndererek Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) Acem (Arap olmayanların) topraklarının satın alınması ve kiralanması hakkındaki sözünü sordu. Râfi b. Hadîc de: "Resûlullah ( (sallallahu aleyhi vesellem) Acem topraklarının satılması, satın alınması ve kiralanmasını yasakladı" diye haber gönderdi. (İshâk)

Hadiste zayıflık vardır. [301]

1330. Attâb b. Useyd'in dediğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) kendisini (memur olarak) gönderirken onu selef usûlü alışverişten, şartlı satıştan menetmiş ve: "Mâlik olmadığın şeyi satma!" diye tembihlemiştir.

(Ebü Ya'lâ) Senedinde kopukluk vardır. [302]

1331. Abdülkerim el-Cezerî'nin Temîm oğullarından bir adamdan naklettiğine göre Peygamber (sallallahualeyhivesellem): "Köpek bedeli, fahişe mehri ve içki parası haramdır" buyurmuştur. (Ebü Dâvud et-Tayâlisî) [303]

İçki satışı yasağı ile ilgili diğer rivayetler İçecekler bahsinde gelecektir.

1332. Ebû Hureyre'nin meclisine katılanlardan birisi olan Yezîd b. Abdurrahman es-Suhaymî'nin bildirdiğine göre o, Ebû Hureyre'ye davarın memesindeki sütü satmanın hükmünü sormuş, o da: "Onda hayır yoktur" demiştir. (Müsedded) [304]

1333. Ibn Ömer demiştir ki: Resûlullah (sallahu aleyhi vesellem) mecr [305] satışını, yani henüz anne karnındaki yavruların satın alınmasını yasaklamıştır.[306]

1334. Ebû Umâme'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) iyice meydana çıkmadan/olgunlaşmadan meyvelerin satışını yasaklamıştır.[307] (Ebû Bekir b. Ebeybe)

1335. İbn   Ömer'in  bildirdiğine   göre  Resûlullah   (sallallahu aleyhi vesellem) borcun borçla satın alınmasını yasaklamıştır.[308] {Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1336. Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre Resûlullah ( (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim göğsü şişirilmiş bir koyun satın alırsa, onu üç gün tutma hakkı vardır. Ondan sonra memnun kalırsa, onu tutar. İade ederse, onunla birlikte bir sâ' da hurma verir" buyurmuştur.[309] (el-Hâris)

1337. Yine Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Mülâmese (gece elle dokunma) yoluyla alış veriş yapmayın. Müşteri, kızıştırmayın. Garar (bedellerden biri meçhul) alış verişi yapmayın. Şehirli köylü adına satış yapmasın. Kim göğsü şişirilmiş bir koyun satın alırsa, üç gün onu sağsın. Sonra iade ederse, onunla birlikte bir sâ' da hurma versin" buyurmuştur.[310] (Ebü Ya'lâ)

1338. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Azgın deve iade edilir" buyurmuştur.[311] (Ebû Ya'lâ)

1339. îbn Ömer: "Meyveler iyice belirmeden/olgunlaşmadan satılmaz" demiştir. İbn Abbâs ise: "Tatlanıncaya kadar" derdi.[312] (Müsedded)

1340. Abdurrahman b. Ebî Nuam'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallaliahu aleyhi veseliem) uncunun ölçeğini yasaklamıştır. (MÜsedded) Bu, miirsel ve hasen bir ravi zinciridir. Ancak Dârekutnî, başka bir kanaldan yine Abdurrahman vasıtasıyla Ebû Saîd'den mevsûl olarak tahrîc etmiştir.

1341. Ebû^Iuâz demiştir ki: Ben tekecilik yapardım (yani, teke veya koçla, dişi davarları döllerdim). Berâ beni bundan men ederek: "Bu helal değildir" dedi. (Müsedded)

 

İhtikârdan Men

 

1342. Ebû Useyd'in azatlısı Ebû Saîd'in bildirdiğine göre Osman b. Affan yiyecek ve tabaklanmış deri dışındaki mallarda stokçuluğu yasaklardı. (İshâk) [313]

1343. Süleyman   et-Teymî   ise:    "Hz.    Osman   ihtikârı    (stokçuluğu) yasaklardı.   Sonra   Zübeyr  bir  azatlısı  -veya  bir kişi-  hakkında  onunla konuştu.....   Bunun  üzerine   (yasaktan)   vazgeçti"   ifadesiyle   nakletmiştir. {Müsedded)

1344. Müslim el-Hayyât demiştir ki: Saîd b. el-Müseyyib için gazel (silkilmiş ağaç yaprağı) ve hurma çekirdeği satın alıyordum. O da onları stokluyordu. (ishâk)

1345. Ebû Umâme'nİn bildirdiğine göre Resûluilah (sallaliahu aleyhi vesellem) yiyecek maddelerinin stoklanmasını (ihtikârı) yasaklamıştır.

(Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve İbn Ebî Ömer) [314]

1346. Hz. Ali'nin bildirdiğine göre Resûluilah  (sallaUahu aleyhi vesellem) ülkede stokçuluğu (ihtikârı) yasaklamıştır. (el-Hâlİs) [315]

 

Kapora (Süftece)

 

1347. Abdullah   (b.   Mes'ûd)'un  hanımı   Zeyneb'in   bildirdiğine   göre Resûluilah (sallaliahu aleyhi vesellem) ona Cedâd'de kırk vesak hurma, Hayber'de de yirmi vesak arpa verdi. Sonra yanma Âsim b. Adî geldi ve: "İstersen hepsini burada sâ'tıa verip Hayber'de senden tam olarak alayım" dedi. Zeynep de: "Bekle, müminlerin emirine bir sorayım" dedi. Bunu ona anlattığı zaman o bunu hoş karşılamadı ve: "Bunu nasıl garanti edeceksin?" dedi.[316] Vekî demiştir ki: "İşte bu, süftece olup Hz. Ömer'in görüşüne göre mekruhtur." (İshâk)

 

Selem Akdi

 

1348. Muhammed b. Hamza b. Yûsuf b. Abdullah b. Selâm babasından, o da dedesinden nakletmiştir: Resûluilah (sallaliahu aleyhi vesellem) Yahudilerden Yâmîn adında bir adama belli bir vâdeyle selem akdiyle kuru hurma satu. Yahudi: "Ama falan kimsenin bahçesindeki hurmadan olsun" diye şart koştu. Bunun üzerine Nebî (sallaUahu aleyhi vesellem): "Falan kimsenin bahçesindeki hurmadan şartıyla olmaz" buyurdu. (Ebû Ya'lâ) [317]

 

Kökler Ve Meyveler

 

1349. Saîd b. el-Müseyyib'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) müzâbene ve muhâkaleyi yasaklamıştır. [318] (Hadisin içinde bunların açıklamaları da yer almıştır)

Ravi demiştir ki: Saîd b. el-Müseyyib'e mülkün altın ve gümüş karşılığında kiraya verilmesini sordum. "Bunda sakınca yoktur" dedi.[319] (Müsedded)

1350. İbn   Tâvus'un   bildirdiğine   göre   babası   otları   otlakta   satardı.[320] (Müsedded)

1351. Hasan'dan nakledildiğine göre o, yaş otların kesilmeden satılmasını mekruh görürmüş. (Müsedded}

1352. Atâ'ya yaş" otların satılması sorulduğunda, "İki kere değil, bir kere kesilip satılmalıdır" demiştir. (Müsedded}

1353. Sa'd demiştir ki: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim su fazlasını (başkalarından) saklarsa, Allah da kıyamet günü onu fazlından mahrum eder" buyururken işittim. (Ebû Ya'lâ) [321]

 

Şüpheli Durumlardan Sakınmak

 

1354. Ammâr b. Yâsir'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Helal de bellidir, haram da bellidir. Bunlar arasında İse şüpheli şeyler vardır. Kim şüpheli, şeylerden sakınırsa, dinini daha iyi korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere bulaşırsa, büyük günahlara girmesi pek muhtemeldir. Koru etrafında hayvanlarını otlatan çoban misali. Sürülerini koruya sokması pek muhtemeldir. Dikkat ediniz, her hükümdarın bir korusu vardır. Allah'ın korusu da hadleridir (yani had cezası takdir ettiği günahlardır)." (İshâk) Senedi zayıftır. [322]

Muhammed b. Ferac kendisine nakleden zattan, o da Ammar b. Yasir'den benzerini nakletmiştir. [Ebû Ya'lâ] [323]

1355. Sa'd'ın azatlısı Ebû Abdurrahman anlatmaktadır: Gece ben ve Sa'd hurma dolu bir bahçeye gittik. Bahçenin sahibini aradık, ama bulamadık.

Sa'd bana: "Eğer gerçek mümin olmak seni sevindirecekle, ondan hiç bir şey yeme" dedi. Bu yüzden geceyi aç geçirdik. (Müsedded)

 

Zor Durumdaki Kişinin Satışı

 

1356. Huzeyfe'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallaUahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en serleri, her darda kalanı gözetip onunla alış veriş yapanlardır Dikkat ediniz, darda kalanlardan alışveriş haramdır. Dikkat ediniz. Darda kalanlardan alışveriş yapmak haramdır. Müslüman Müslümamn kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu yalnız bırakmaz.- Eğer iyilik yapacaksan, kardeşine yap. Yoksa, derdine dert/sıkıntısına sıkıntı katma!"

Senedinde metruk bir ravi vardır. Aynı zamanda nmtıkatıâır.l (Ebü Ya'lâ)

1357. Vasile b. el-Eska' anlatmaktadır: Hayf mescidinde Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi veseüem) gördüm. Arkadaşlarım bana: "Kenara çekil Vasile!" dediler. Yani, Resûlullah'm (sallaUahu aleyhi vesellem) önünden çekilmemi söylediler. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Bırakın gelsin. Sadece, soru sormak için geldi" buyurdu. Yaklaştım ve dedim ki: 'Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah, bize senden sonra tutunacağımız bir konuda fetva ver" dedim. "Sen bunu kendine danış" buyurdu. Ben de "Ben bunu nasıl yaparım ki?" deyince; "Müftüler/Fetvacılar fetva verse bile sen, kalbinde kuşku uyandıranı bırak, kuşku uyandırmayana sarıl!" buyurdu. Ben yine: "Ben bunu nasıl yaparım?" dedim. "Elini kalbinin üzerine koy. Zira kalp, helal konusunda sakin olurken haram konusunda sakin olmaz. Muhakkak ki, büyük günaha düşme korkusuyla küçük günahı terk etmesi Müslümamn takvasının sonucudur" buyurdu. "Ya haris (hırs sahibi) kimdir?" diye sordum. "Kazancını helal olmayan yolardan arayan kimsedir" buyurdu. "Mütteki (vera sahibi) kimdir?" diye sordum. "Şüpheli yerlerden uzak duran kimsedir" buyurdu. "Mümin kimdir?" diye sordum. "Canları konusunda insanların şerrinden emin oldukları kimsedir" buyurdu. "Müslüman kimdir?" diye sordum. "Müslümanların dilinden ve elinden emin oldukları kimsedir" buyurdu. "Hangi cihat daha üstündür?" diye sordum. "Zalim hükümdar karşısında gerçeği haykırmaktır" buyurdu.[324] (Ebü Yala)

 

Aldatmaktan Sakındırmak

 

1358. İsmâîl b. îbrâhîm b. Abdullah b. Ebî Rabî'a, babasından, o da dedesinden naklen selef hadisini şu ilaveyle zikretmiştir: "Resûlullah (sallnllahu aleyhi vesetlem) üzerine kuru buğday konmuş yaş buğdaya rastladı ve (sahibine) "Neden böyle yaptın? Bıraksana kardeşlerin kendi bildiklerini satın alsınlar" buyurdu. (Ishâk)

1359. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs şöyle anlatmışlardır: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseOem) bize hutbe irat etti..... Zikrettikleri uzun hadiste şu sözler de geçmiştir: "Kim alışverişte bir Müslümanı. aldatırsa, o bizden değildir. O kıyamet günü Yahudilerle birlikte haşr olunur. Çünkü onlar, insanlar arasında Müslümanları en çok aldatanlardır. " (el-Hâris) Hadis uydurmadır!

1360. Abdurrahman b. Ebî Leylâ'nın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuştur. (Müsedded)

Hadiste zayıflık vardır. [325]

1361. Kays b. Ebî Garaze'nin anlattığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) yiyecek maddesi satan bir adama rastladı ve: "Ey yiyecek satıcısı, yiyeceğin altı da üstü gibi mi?" diye sordu. "Evet" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: "Müslümanları aldatan, onlardan değildir" buyurdu. (EbûYa'lâ) [326]

 

Satış Âdabı

 

1362. Bize Muhammed b. Ubeyd, Muhtar (b. Kani et-Temmâr)dan, o da Ebû Matar'dan naklen bildirdi: Mescitten çıktım. Bir adamın arkamdan "İzarım/eteğini topla!" diye seslendiğini gördüm.... Baktım ki Hz. Ali. Sonra deve pazarına gitti ve: "Satış yapın, ama yemin etmeyin. Zira yemin, malı yok eder, bereketi kaldırır" dedi. Sonra hurma satıcısının yanma gitti. Baktı ki bir hizmetçi ağlıyor. "Ne oldu sana?" diye sordu. "Bu adam bana bir dirheme hurma sattı. Efendim onu kabul etmek istemedi" dedi. Bunun üzerine Hz. Ali: "Al onu ve parasını ona geri ver! Çünkü o bir hizmetçidir. Onun bir yetkisi yoktur" dedi. Adam da parayı geri ödedi. Sonra devam edip hurma satıcılarına uğradı ve: "Yoksulu yedirin ki, kazancınız artsın" dedi.

Abd b. Humeyd demiştir ki: Bize Muhammed b. Ubeyd ravi zinciri ile benzerini bildirdi. Metinde "Ona dirhemi geri verdi" sözünden sonra şu ilave yer almıştır: "Ey müminlerin emiri benden memnun kalmanı istiyorum" dedi. O da: "İnsanlara haklarını tam olarak vermen kadar beni hiçbir şey memnun edemez!" dedi.

Yine "Kazancınız artsın" sözünden sonra şu ilave geçmiştir: Sonra hareket edip beraberinde Müslümanlar olduğu halde balıkçıların yanma vardı ve: "Bizim pazarımızda ölüp suyun yüzüne çıkmış balık satılmaz" dedi. Sonra Dam Fırat'a -Kerâbîs pazarına gitti. Bir Müslümanm yanma vararak: "Ey ihtiyar! Bana üç dirheme bir gömlek satıver" dedi. Satıcı onu tanıyınca, ondan bir şey satın almadı. Sonra başka birine gitti. O da tanıyınca, ondan da bir şey satm almadı. Sonra bir delikanlının yanma gitti ve ondan üç dirheme bir gömlek satm aldı ve onu, bileklerinden topuklarına kadar giydi [327] (İshâk)

1363. Câbir b. Abdullah'ın naklettiğine göre Resûlullah (saUailahu aleyhi veseüem): "Muhakkak ki Allah fahiş (çirkin söz ve davranış sahibi) ve mütefahh'ışİ (çirkin söz ve davranış sergilemeye çalışanı) de, çarşı pazarlarda bağıranı da sevmez" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ)

1364. îbn Ömer, küçük boylu koyunlarını satan bir adama rastladı ve: "Koyunlarını kaça satıyorsun?" diye sordu. "Şu şu fiyata satıyorum" dedi. İbn Ömer de: "Ben şu şu fiyata satm alırım" dedi. Ama adam o fiyata satmamaya yemin etti. Bunun üzerine İbn Ömer oradan ayrıldı. İşini görüp tekrar geldi. Bu sefer adam: %sy Ebû Abdurrahman! Koyunları bana verdiğin fiyattan al!" dedi. Fakat İbn Ömer: "Sen yemin etmiştin. Şeytana yardım edip sana yeminini bozdurmam" dedi. (Müsedded) [328]

1365. Enes'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Sizden hiç biriniz kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın, kardeşinin dünür gittiğine dünür gitmesin" buyurmuştur. (Ebû Ya'lâ) [329]

1366. Muhammed b. Musa b. Mihrân'ın babasından naklettiğine göre Resûlullah {sallallahu aleyhiveseltem) Veda haccmda şöyle buyurmuştur: "Ey tüccar topluluğu! Sizlerin omuzlarına şu sorumluluğu yüklüyorum; Kervanları yolda karşılamayın. Şehirli de köylü adına satış yapmasın."   (İbn Ebî Ömer) [330]

1367. Hz. Ali b. Ebî Tâlib bildiriyor: Resûlullah (sallailahu aleyhi vsetlem) bir cenaze töreninde idi. Buyurdu ki: "Sizden kim Medine'ye giderek hiç bir put bırakmayıp kırar, hiç bir resim bırakmayıp karalar, hiç bir kabir bırakmayıp, düzler?" Topluluk arasından bir adam ayağa kalkarak: "Ben ya Resûlallah!" dedi. Adam hemen yola çıktı. Sanki Medine'den ürküp geri döndü. Sonra Hz. Ali gitti. Döndüğünde: "Ya Resûlallah! Orada hiçbir put bırakmadım, hepsini kırdım. Hiçbir kabir bırakmadım, hepsini düzledim. Hiçbir resim bırakmadım, hepsini karaladım. Sonra döndüm" dedi. Resûîulîah (sallallahualeyhi vesellem): "Kim bunlardan birini tekrar yaparsa,..." buyurarak, çok ağır söz söyledi. Hz. Ali'ye: "Ne fitneci, ne kendini beğenmiş, ne de hayır işleriyle meşgul olmayan tüccar ol! Zira bunlar amelde geri kalmışlardır" buyurdu. (Ebû Dâvud eî-Tayâlisî)

Kabirlerin düzlenmesi vb. ile ilgili kısmı Sahîh'te geçmiştir.[331]

1368. Nuaym b. Abdurrahman demiştir ki: Bana ulaştığına göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Rızkın onda dokuzu ticarettedir" buyurmuştur. Nuaym demiştir ki: "Geri kalan onda birlik kazanç da sürü (koyun) beslemektedir.[332] (Müsedded)

1369. Ebû Saîd demiştir ki: Hz. Ali'yi: "Hakkıyla alış veriş yapmayan tüccar fâcirdir" derken işittim.[333] (Müsedded)

1370. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs anlatmaktadırlar: Resûlullah (sallaüahu akyhivesilem) bize hutbe irat etti... Uzun hadis içerisinde şu sözler geçmiştir: "Kim kardeşini aldatırsa, Allah ondan rızkı çeker alır, işlerini bozar ve onu, kötülüğe teslim eder. Müslümana zarar veren, dünya ve âhirette bizden değildir, biz de ondan değilizdir. Kim, Ödeme gücü bulunduğu halde alacaklısını savsaklarsa, ona öşür memurunki gibi günah yazılır. " Hemen Avf b. Mâlik el-Eşce'î ayağa kalkarak: "Öşür memurunun günahı nedir?" diye sordu. Resûlullah (salklkhu aleyhi vesellem) de: "Öşür memurunun günahı, her gün Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğramasıdır. Allah kime lanet ederse, ona hiçbir yardımcı bulamazsın" buyurdu.[334] (el-Hârİs)

1371. Ebû Umâme demiştir ki: "Kim, Allah biliyor ya, ödemek niyetiyle insanlardan bir borç alırsa, daha vadesi dolmadan Allah alacaklıyı memnun eder ve o alacağından vazgeçer. Kim de, Allah biliyor ya, ödememek niyetiyle bir borç alırsa, Allah ondan onun (kısasen) öcünü alır ve Sen, onun hakkını senden almayacağımı düşündün (öyle mi?) buyurur. [335] (el-Hâris)

1372. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre bir adam: "Ya Resûlallah! Hem haccetmem gerekiyor, hem de borcum var (nasıl yapayım?)" diye sordu. O da: "Önce borcunu Öde!" buyurdu.[336] (Ebû Ya'lâ)

1372b. Ebû Harız, İbrâhîm (b. Yezîd en-Nehaî)'den nakletmiştir: Esved b. Yezîd, Naha' ailesinin tacir azatlılarından borç alır, sonra atası (devlet yardımı/ödeneği)  çıkınca,  öderdi.  Atası  çıktığında  Esved  ona:  "İstersen, alacağını ertele. Çünkü bu atadan ödememiz gereken (başka) haklar vardı" dedi. Ama tacir: "Olmaz" dedi. Bunun üzerine Esved ona beş yüz dirhem nakit ödeme yaptı. Tacir parayı teslim alınca: "Al bunu. Sende kalsın" dedi. Esved: "Daha önce ben bunu istediğimde reddetmiştin" deyince tacir şöyle karşılık verdi: Ben senin bize, Abdullah b. Mes'ûd'dan naklen Hz. peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem): "Kim iki kere borç verirse, birini tasadduk etmiş gibi sevap kazanır" buyurduğunu naklettiğini işittim. (Ebû Ya'lâ)

İbn Hibban bunu sahih görmüş [337] ve Ebû Ya'lâ'dan aynı senetle nakletmiştir. Ahmed b. Hanber ve İbn Mâce de Alkame yoluyla İbn Mes'ûd'dan benzerini nakletmişlerdir. İçeriğinde Alkame'nin bir kıssası geçmekte olup metin farklıdır. Bunların iki ayrı olay olduğu anlaşılmaktadır. [338]

 

Menfaat Karşılığı Borç Vermekten Men

 

1373. Umâre el-Hemdânî demiştir ki: Hz. Ali'den işittiğime göre Resûlullah (salbllahu aleyhi veseöem): "Menfaat sağiayan her borç, faizdir" buyurmuştur. (el-Hâris)  [339]

 

Vadeli Borcun Vadesinden Önce Ödenmesi Halinde Borçtan Düşülmesi Konusunda Ruhsat Verilmesi

 

1374. Muhammed b. Alî b. Yezîd b. Rukâne'nin bildirdiğine göre Muhammed b. Ömer b. Alî ona şöyle nakletmiş: Resûluîlah (salbllahu- aleyhi vesellem) Yahudilerin (Medine'den) sürülmelerini emredince: "Bizim alacaklarımız var" dediler. O da: "(Alacaklarınızı) Şimdi alın ve biraz indirim yapın" buyurdu. (İbn EbîÖmer) [340]

İbn Cüreyc demiştir ki: Bana, Dâvud b. el-Husayn, sonra İbn Abdü'l-Eşhel yoluyla Hz. Peygamber'den (saMahu aleyhi vesellem) bunun benzeri nakledildi.

 

Borçlanmaktan Sakındırmak ve Borçlanma

 

Allah adına alışveriş yapın. Allah adına borçlanın" sözleriyle nakledilen İbn Mes'ûd hadisi Cihad bölümünde

gelecektir.

1375. Kesîr b. Abdullah b. Amr b. Avf, babasından, o da dedesinden, o da Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem): ''İslam'da kimse borçlu bırakılmaz" buyurmuştur. Yani, borçlunun borcu mutlaka ödenir. [341]

Hadiste zayıflık vardır. (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1376. Ebû Utbe'nin bildirdiğine göre o, Ebû Umâme'den şöyle işitmiş: ResûluUah (saUallahu aleyhi vesellem) zamanında bir adam, arkasında ödenmemiş iki dinar borç bırakarak vefat etti. Allah Resulü (sallaUahu aleyhi vesellem) bu yüzden namazını kılmayı reddetti ve: "Arkadaşınızın namazını (kendiniz) kılın" buyurdu. Hemen Ebû Katâde yanma vararak: "Onun borcunu ben ödeyeceğim" de. Bunun üzerine Resûluîlah (saüaüahu aleyhi vesellem) kalkıp namazım kıldı. (Ahmed b. Menî) [342]

İbn Vehb, Muâviye'den benzerini nakletmiş, ancak Ebû Katâde'nin ismini zikretmemiştir. (Ebû Ya'lâ)

1377. Ebû Saîd demiştir ki: Hz. Peygamber'in (sallallalııı aleyhi vesellem) katıldığı bir cenaze töreninde ben de bulundum. Cenaze (musalla taşına) konduğu zaman Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Borcu var mı?" diye sordu. Ashap: "Evet, var!" deyince namazını kılmaktan vazgeçip: "Arkadaşınızın namazını siz kılın" buyurdu. Hz. Ali, onun dönüp gittiğini görünce, peşinden gidip: "Ya Resûlallah! Borcundan kurtuldu. Borcunu ben üsleniyorum" buyurdu. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) geri dönüp namazını kıldı. Namazı bitirince şöyle buyurdu: "Ey Ali! Allah seni hayırla mükâfatlandırsın.  Sen  Müslüman kardeşinin ipoteğini kaldırdığın  (bağlarını çözdüğün) gibi Allah da kıyamet günü senin ipoteğini kaldırsın (bağlarını  çözsün). Hangi kul, kardeşini borcundan kurtarırsa, mutlaka kıyamet günü Allah da onu borcundan kurtarır (günahlarını bağışlar)" buyurdu. Bunu duyan Ensar'dan bir zat ayağa kalkarak: "Ya Resûlallah, bu Ali'ye özgü bir şey midir?" dîye sordu. O da: "Hayır. Bütün Müslümanlar içindir" buyurdu. (Abdb. Humeyd) [343]

1378. Sadaka b. Isa demiştir ki: Enes b. Mâlik'i şöyle anlatırken işittim: Namazını kılsın diye Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) bir erkek cenazesi getirildi. Resûlullah (sallallahualeyhivesellem): "Borcu var im?" diye sordu. "Evet" dediler. Bunun üzerine: "Borcunu ödemeyi garanti ederseniz, namazını kılarım" buyurdu.[344] (Ebû Bekir b. Ebî Şeybe)

1379. İsâ b. Sadaka b. Abbâd el-Yeşkurî demiştir ki: Babamla birlikte Enes b. Mâlik'in yanma girdim. Ona: "Bize, Allah'ın izniyle istifade edeceğimiz bir hadis naklet" dedim. Sonra şöyle dediğini işittim: "Sizden borçsuz ölmeyi becerebilen, yapsın. Zira ben Hz. Peygamber'i (sallallahu aleyhi vesellem) gördüm. Kendisine borcu bulunan bir cenaze getirildi. "Borcunu ödemeyi garanti etmediğiniz sürece onun namazını kılmam. Zira benîm namazım, ona fayda erir" buyurdu.  İnsanlar borcunu ödemeyi garanti etmeyince,  namazını V lmadı ve: "O, kabrinde de borçludur/rehindir" buyurdu.[345] (Ebû Ya'lâ)

1380. Enes'in bildirdiğine göre Hz. Peygamber'e (sallaMıu aleyhi vesellem), namazını kılması için bir cenaze getirildi. Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): "Borcu var mı?" diye sordu. İnsanlar: "Evet, var" deyince; "Cebrail beni borçlu kimsenin namazını kılmaktan menetti. Borcu olan kişi, borcu Ödenene kadar kabrinde rehin tutulur" buyurdu.[346] (Ebû Ya'lâ}

1381. Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Üç şeye dikkat çevrilmez [347] buyurdu. Bunlardan biri olarak: "Kişi, borcu sırtına bininceye kadar ona dikkat çevirmez' buyurdu. (Ahmed b.

1382. Ebû Hureyre ve İbn Abbâs bildirmektedirler: Resûlullah (salîallahu aleyhi vesellem) bize hutbe irat etti.... Zikrettikleri uzun hadiste şu sözler yer almıştır: "Felaketzedeye borç veren, borcunu güzellikle istesin, sonra aynı ameline yeniden başlasın. Zira Allah katında, verdiği her dirheme karşılık ona cennette bin kantar verilir. Kim Müslüman kardeşine borç verirse, ona, verdiği her dirheme karşılık Uhud, Hira, Sebir ve Sina dağlan ağırlığınca (sevap) verilir. Eğer vadesi geldiğinde borcunu talepte ona hoşgörülü davranırsa, ona, geçen her gün için sadaka sevabı, yazılır. Hesap ve azap görmeksizin, Sırat köprüsünden, çakan şimşek gibi geçer. Kime de Müslüman kardeşi borç için muhtaç olur da verecek gücü bulunduğu halde ona borç vermezse, Allah, iyilik sahiplerini mükâfatlandırdığı, günde ona cenneti haranı kılar. " (el-Hâlis)

Hadis uydurmadır.!

1383. Ebû Kesîr'in bildirdiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs, bir adamdaki alacağını tahsil etmeğe geldi. "Çıktı" dediler. Bunun üzerine o da: "Şahitlik ederim ki ben Resûlullah'ı (salîallahu aleyhi vesellem): "Bir adam Allah yolunda öldürülse, sonra diriltilse, sonra yine Öldürülse, sonra diriltilse, sonra yine öldürülse bile borcunu ödemedikçe cennete giremez " buyururken işittim. (Abd b. Humeyd) [348]



[1] İki asılda şeklinde yer almıştır. Ama bana göre doğrusu şeklinde olmalıdır.

[2] Senedinde hakkında ihtilaf edilen Kâbus b. Ebî Zabyân bulunmaktadır. Bana göre bu zatın hadisi hasen derecesindedir. Bûsîri de demiştir ki: "Senedinde yer alan Kâbus hakkında ihtilaf edilmiştir. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir."

[3] Senedinden oldukça zayıf biri olan Husayn b. Ömer bulunmaktadır. Bûsîrî bu zat lakkında yorum yapmamış, yalnızca: "Hadisin iki şahidi vardır" demiştir.

[4] Senedinde Kilâb b. Ali yer almaktadır. İbn Ebî Hatim bu zatı eİ-Cerh ve't-Ta'âîl isimii serinde zikretmiştir. Müsnede'de şöyle denilmiştir: "Harem'de kim birini öldürürse, udürülür. "Ruhbanlık sebebiyle haccetmedim ve Harem'İn kutsallığını bilemedim" sek­inde bir mazereti kabul edilmez." eî-İthâfm hamişinde ise şu açıklama yer almıştır: Yani ne evlilikten uzak durmak ne de Hıristiyanlıkta olduğu gibi tamamen iba dete yönelmek vardır. Sarûra aynı zamanda haccetmeyen kimse anlamına da gelir. Bûsîrî: "Senedinde yer alan Mansûr b. Seleme zayıf biridir. Ama haberin şahidi vardır" demiştir.

[5] Bu,  müellifin defalarca yalan ve uydurma olduğunu  açıkça ifade ettiği hadis cüz'ünden alınma bir parçadır.

[6] Bu kelimeyi M. ez-Zeî«nd'den ekledim, el-îthafda da metin iki asıldaki gibidir.

[7] Senedinde yer alan İsmail b. Râfi'i zayıf görmüşlerdir. Sonra Heysemî'nin şöyle de­diğini gördüm: "Bunu Bezzâr rivayet etmiş olup senedinde yer alan İsmâîl b. Râfi' zayıf bindir. (III, 276) Benzer değerlendirmeyi Bûsırî de el-İthâf da yapmıştır.

[8] el-Ithâfda bu şekilde geçmiştir. İki asılda (yani Müsnede ve Mücerrede nüshalarda)  liiüj (arkadaşlarımızi)"yer almıştır.

[9] İki asılda ifade bu şekildedir. el-İthâf da ise "Necde'nin mallarından ve kölelerinden tanıdıklarınızı alınız" şeklinde yer almıştır.

[10] M. ez-Zevnid'de ifade "Kurban bayramı günü, denildi" şeklindedir. Ki bu gün hacc-ı ekber (büyük hac) günüdür.

[11] Heysemî rivayetin yalnız merfû kısmını nakletmiş ve "Senedinde yer alan Fırat b. cl-Ahnet zayıf biridir" demiştir (III, 270). Bıısîrî ise değerlendirme yapmamıştır.

[12] Tevbe sûresi, 9/37.

[13] Bunu Bezzâr da nakletmiştir. M. ez-Zevâid'de bildirildiğine göre (III, 268) hepsinin senedinde de zayıf biri olan Musa b. Ubeyde er-Rabezî yer almıştır. Bunun zayıf oluşu konusunda Bûsırî de ez-Zevâid müellifine katılmıştır.

[14] Bûsîrî bunu İsmail b. Ebî Salih'in babasında nakîi şeklinde zikrederek "Bunu el-Hâris mürsel olarak rivayet etmiş ve zayıf olduğunu söyledi" demiştir.

[15] Müsnede ve el-Ithâf da ise ifade "Abdullah b. Ömer'in bir oğlundan nakledildiğine göre Resûlullah (sailallalıu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur...." şeklindedir. Ben bunu el-Hâris'in bAüsned'İnin elimde bulunan iki nüshasında da bulamadım. Hadisi Taberânî eî-Mu'cemu'l-kebîr'de rivayet etmiştir. Heysemî de demiştir ki: "Senedinde yer alan Haccâc b. Nusayr'ı İbn Hibbân ve başkaları güvenilir kabul ederken Nesâî ve başkaları zayıf olduğunu söylemişlerdir." {III, 278). Aynı konuda Sünen müellifleri tarafından nakledi­len ibn Mes'ûd ve İbn Abbâs'dan gelen başka rivayetler de mevcuttur. Bûsîrî ise rivaye­tin senedine ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır

[16] Senedinde yer alan Hâris'in hocası Halîl b. Zekeriyya zayıf biridir. Bûsîrî de aynı yerde onun zayıf olduğunu belirtmiştir. Aynı konuyla ilgili Ebû Davud'un naklettiği

[17] Bûsîrî'nin belirttiğine göre senedinde ismi zikredilmeyen bin vardır. i    ı u,M«ı nakleden ravi de zavıftır.

[18] İki asılda bu "A-al 0^ (annesinden naklen) şeklinde geçmiştir. İfade el-Cerh ve't-Tn'dîl'den istifadeyle tashih edilmiştir. Senette geçen Musa b. Katan'] Buhârî ve İbn Ebî Hatim eserlerinde zikrettikleri halde onunla ilgili herhangi bir tenkit nakletmemişlerdir.

[19] İfade iki asılda bu şekilde geçmiştir. Kenzü'l-urnmM'da ise: (Ebû Ubeyd, İbn Ebî Şeybe, İbn Sa'd ve Müsedded'den naklen) "^^j' (iplerini boyunlarında bırakmayınız)" şeklinde yer almıştır.

[20] Müsnede'de belirtildiğine göre bunu İbn Ebî Ömer de nakletmiştir. Bkz. Kenzii'l-ummâl (III, 28). Bûsîrî bununla ilgili yorum yapmamıştır.

[21] Senedinde yor .lan Harâm b. Osman metruktür Müsnete de sene* d o ha Ebû Osman'dan naklen» .fadesi yer alm.ş». Doğrusu, üzere (I, 191, yazma) Haram b. Osman*. Bûsîrî hadisi pek çok kaynağa nispe fakat zayıflığına işaret etmemiştir.

[22] Müsneifde: »Bu, senedi Sn«*. mevkuf bir hadvst.r" denilmisür. Bûsîrî ravilerini, güvenilir olduklarını belirtmiştir.

[23] (IV, T.81) belirtildiğine göre hadisi Nesâî ve Ebû Dâvud nakletmişlerdir. Bûsîrî de ravilerinin güvenilir olduklarım söyiemiş ve: "Bunu Sünen müellifleri daha kısa bir metinle naklettiler" demiştir.

[24] Haf, ibn Hacer demiş* ki: "Bunu İbn Ebî Şeybeman yoluyla nakletmlŞ olup senedi ceyyiMn, (IV 114) Heysemî de Bu Bezzâr muhtasar olarak nakletm^ olup ravileri Sahih'in ravileridir. (L 280). ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[25] Bakara sûresi 2/202.

[26] Beyhakî ceyyid bir senetly rivayet etmiştir. (IV, 333). Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[27] Müsnede'de denilmiştir ki: "Ebû Dâvud başka bir tarikten farklı ifadelerle naklet-mişür." Ben derim ki: Ebû Davud'un Sünen'inde Kira bahsine bakınız. Bûsîrî de demiştir ki: ''Bunu Müsedded zayıf bk senetle rivayet etmiştir. Çünkü Abdullah b. Şebîb zayıftır. Aynı hadisi İbn Ebî Şeybe de rivayet etmiştir. Onun senedinde ise ismi zikredilmeyen bir ravi vardır "

[28] Heysemî demiştir ki: "Senedinde, hakkında tenkit bulunan İbn Ebî Leyla vardır" (III, 283). Bûsîrî ise "İbn Abbâs hadisi onun şahididir" demiştir. Hafız İbn Hacer de "Mahfuz olan İbn Abbâs hadisidir" demiştir.

[29] Söz konusu hadisi Ebû Dâvud ve İbn Mâce nakletmişlerdir.

[30] Bunu  İbn  Mâce,   Husayn b.  Avfdan  merfü  olarak nakletmiştir.  Buradaki  ise tnürseldu. Bûsîrî raviîerirıin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[31] Senedinde Ebû Ma'şer vardır. Bûsîrî, Ebû Ma'şer'in zayıf oluşu nedeniyle hadisin

[32] el-Medenî. Bunu İbn Ebî Hatim zikretmiştir. Aynı zatı Lisnnü'I-mizan'da zikreden Hafız İbn Hacer demiştir ki: "Hatîb bunu peltek sâ harfi ile Şüays diye tespit etmiş ve Buhârî'nin Şuayb şeklindeki tespitinin tashif olduğunu söylemiştir. İbn Maîn ise "Beş para etmez bir ravidir" demiştir. Bûsîrî bunu doğru tespite göre İbrahim b. Şuays'dan nakletmiş ve senedinin zayıf olduğunu belirtmiştir."

[33] Haris, bunu Vâkıdî'den nakletmiştir. Bûsîrî ise Vâkıdî'yi zayıf addetmiştir.

[34] Senedi sahihtir. Bûsîri ravilerînin güvenilir olduklarım söylemiştir.

[35] Senedi sahihtir. Kenzii'l-ummâi'da şöyle denilmiştir: Beyhakî'nin Hasan'dan naklen bildirdiğine göre tmran b. Husayn, Basra'da ihrama girmiş ve Ömer b. el-Hattâb bundan hoşlanmamıştır. (III, 31). Bûsîrî de senedini sahih görmüştür.

[36] Senedinde yer alan Haccâc b. Dînâr güvenilir bir ravidir. Geri kalan ravılerı de öy­ledir. Bûsîri ise yorum yapmamıştır.

[37] Âsim b. Ubeyde'nin zayıf olması sebebiyle Bûsîri senedini zayıf olarak değerlendirmiştir.

[38] Senedinde yer alan Musa b. Ubeyde er-Rabezî i:ayıf biridir.

[39] Mücerrid bunu gözden kaçırmıştır. Bezzâr'ın sözünden hemen sonra: "Bu ikisi Abd b. Humeyd'e aittir" dediği halde bunu zikretmiş, diğerini hazfetmiş tir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk ve Bezzâr zayıf bir ravi olan Muhammed b. Ebî Humeyd'in yer aldığı bir senetle rivayet etmişlerdir."

[40] Müsnede'de bu şekildedir. Asılda ise "aJi^Ji" diye geçmiştir. el-İthâf da ise: "Ben Mirdâs el-Cenedî'yim" şeklinde yer almıştır. İbn Ebî Hatim, Mirdâs b. Abdurrahman el-Cenedî'yi {ei-Cerh ve't-Ta'dîl'de) zikrederek Abdullah b. Amr'dan rivayette bulunduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde Mirdâs b. Şeddâd'ı da zikretmiş ve kendisinden Mirdâs b. Abdurrahman'm rivayette bulunduğunu söylemiştir.

[41] Senedinde bir mahzur yoktur. Bûsîrî ise değerlendirme yapmamıştır.

[42] Senedi ceyyiddir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını belirtmiştir.

[43] Heysemî'nin bildirdiğine göre bunu Tabcrânî de rivayet etmiştir. Ama senedinde metruk biri vardır. (I, 209). Ben derim ki: Bunu el-Hâris yine metruk biri olan Dâvud b. el-Muhabber'den nakletmiştir. Bu yüzden Bûsîrî de hadisi zayıf görmüştür.

[44] Senedinde zayıf biri ulan Ebü Ma'şer vardır. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu el-Hâris, za­yıf biri olan İshâk b. Bişr'den nakletmiştir."

[45] Bunu Heysemî nakletmiş ve Âiz b. Nuseyr sebebiyle zayıf olduğunu söylemiştir. Aynı zat sebebiyle rivayeti Hafız İbn Hacer de zayıf saymıştır. M. ez-Zevâid'o. talik yaza­rak, "Muhtemelen bu kişi Beşîr'dir" diyen yanılmıştır. (III, 208). Rivayetin senedinde ayrıca İbnü's-Semmâk yer almıştır ki, Hafız İbn Hacer onun hakkında: "Bu zat Muhammed b. Sabîh olup zayıf biridir" açıklamasını yapmıştır. Müsncde'dc bu şekilde geçmiştir. Senedi Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[46] Senedinde yer alan Cemîl b. Ebî MeymÛne'yi İbn Ebî Hatim eserinde zikrettiği hal­de hakkında cerh/tenkit, ya da ta'dil/olumlu değerlendirme naktetmemiştir. ibn Hıbban ise es-Sikâfte zikretmiştir. Bkz. Heysemî, III, 209. Hadisi Taberânî de nakletmıştır. Busrn ise: "Bunu Ebû Ya'lâ zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Muhammed b. Ishak tedtıs yapar" değerlendirmesini yapmıştır.

[47] Mücerrid bunu ihmal etmiştir. Müsnede'ye göre Hafız İbn Hacer: "Ebû Dâvud aynı hadisi bizzat Hz. Ömer'den nakletti" açıklamasını yapmıştır.

[48] Senedi söhîfitir, Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[49] M. ez-Zevâid'de Taberânî'den naklen bu şekilde gelmiştir. Asıllarda onun yerinde "nalınlarını çıkarırken" ifadesi yer almıştır ki bu anlamsızdır. el-İthâfda ifade, M. ez-Zevâid'deki gibi geçmiştir.

[50] Senedinde metruk biri olan Ubeydullah b. Ebî Humeyd vardır. Aynı hadisi Taberânî el-Mu'cemu'l-kebîr'de nakletmiştir. Bkz. Heysemî, III, 233. Bûsîrî ise bir açıklama yapmamıştır.

[51] Ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî de aynı değerlendirmeyi yapmıştır.

[52] Müsnede'de "Hadis sahîh mevkuftur" denilmiştir. Bûsîrî ise değerlendirme yapma­mıştır.

[53] Asıllarda "Saçlarını kısaltıyordu" ifadesi geçmiştir. el-İthâfda da böyle yer almıştır.

[54] İkisinin senedinde de "Kilâb b. Ali, Mansûr b. Süleyman'dan naklen" ifadesi yer almıştır.  Bu  iki  raviyi  de  İbn  Ebî  Hatim eserinde zikretmiş,  ancak haklarında ne cerh/tenkit,   ne   de   ta'dil/olumlu   değerlendirme   nakletmiştir.   Söz   konusu   isimler Müsnede'de hata sonucu "Kilâb b. Ali an Mansûr b. Süleyman" şeklinde geçmiştir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[55] Heysemî demiştir ki: "Leys b. Ebî Süleym güvenilir olmakla beraber müdellistir." (III, 246).

[56] Heysemî demiştir ki: "Hasan ne Ubey'den, ne de Ömer'den hadis duymuştur" (III, 236).

[57] İki rivayetin de ravileri güvenilir kimselerdir. Ama senetleri munkatıdır.

[58] el-İthâfda da böyle yer almıştır. Kenzİi'l-ummâl'da ise İfade: "Önce umre yapıp son­ra haccedecek olsaydım, mutlaka temettü yapardım" şeklinde geçmiştir. (III, 33). Ravileri güvenilir kimselerdir. Senedini Bûsîrî sahih olarak değerlendirmiştir.

[59] İki asılda ifade "İbn Ömer b. el-Hattâb .... Ayırmalarını emretti" şeklinde yer al­mıştır. Ama benim yaptığım ilaveler yerindedir. Zira Tahâvî'nin eserinde yer alan Mâlik an Hafi mı İbn Ömt'r'den rivayetinde şu ifadeler geçmektedir: Ömer b. el-Hattâb: "Haccı-nız ile umrenizin arasını ayırınız. Zira bu şekilde sizden birinizin haccı daha mükem­mel/tam olur ve hac aylan dışında umre yaparsa, umresi daha mükemmel/tam otur" dedi (E, 375). Sonra el-İthâfda "İbn Ömer dedi ki: Ömer b. el-Hattâb....  dedi" rastladım.

[60] Bûsîrî'nin belirttiğine göre senedi sahihtir.

[61] Senedi sahihtir.

[62] Senedi sahihtir. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[63] Senedi kasetidir. Bûsîrî değerlendirme yapmamıştır.

[64] Zem'a b. Salih hariç, senedinde geçen ravİİer güvenilir kimselerdir. Zem'a da zayıf olmakla birlikte hadisini almak caizdir. Bûsîrî de rivayetin senedini zayıf olarak değer­lendirmiştir.

[65] Bûsîrî senedini sahih görmüş ve hadisi İbn Ebî Şeybe, İbn Menî', Ahmed b. Hanbel, el-Hâris ve Ebû Ya'lâ'nın, Ebû Ya'lâ'dan da İbn Hibbân'm naklettiklerini belirtmiştir.

[66] Müsnede'de denilmiştir ki: "Bu, senedi sahih, mevkufbİT hadistir. Hadis, sedd-i zerâi konusunda asıldır." Ben derim ki: Bunu Mâlik e!-Muvnttn'da nakletmiştir. Bûsîrî Müsnede''deki rivayeti nakletmiş, ama ona gönderme yapmamıştır.

[67] Kenzü'l-ımımnl ve başka kaynaklarda bu şekilde geçmiştir ki, doğrusu böyledir. Asıllarda yani bu kitabın elyazması nüshalarında ise hata sonucu isim "İbn Cübeyr" şeklinde yer almıştır.

[68] Bûsîrî yorum yapmamıştır. Kenzii'l-ummâl'da belirtildiğine göre hadisi Şafiî ve Beyhakî rivayet etmişlerdir.

[69] Beyhakî'nin rivayet ettiği (V, 864) bu hadisin senedi «j/yiddir. Bûsîrî de ravilerinm güvenilir olduklarını söylemiştir.

[70] Müsnede'de "Bu sahîh mevkûjhır" denilmiştir. Bûsîrî de ravilerinin güvenilir olduk­larını söylemiştir.

[71] Senedi hasendit. Bûsîrî de rivayeti hasen olarak değerlendirmiştir.

[72] Müsnede'de "Bu sahîh mevkuftur" denilmiştir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[73] Bûsîrî ravilerinden birinin tanınmaması nedeniyle hadisin senedinin zayıf olduğunu söylemiştir.

[74] Bûsîrî ravilerinden birinin tanınmaması dolayısıyla hadisin senedinin zayıf olduğu­nu söylemiştir.

[75] Bûsîrî "Bunu el-Hâris, Vâkıdî'den naklen rivayet etmiştir" deyip başka bir şey ek-lememiştir.

[76] Bu zat el-Hâris'in hocası İbn Fadl'dır. Bûsîrî bunu nakletmiş, ama Müsnede'ye gön­derme yapmamıştır.

[77] Ya'lâ'nın hadisini Buhârî ve Tirmizî nakletmişlerdir. (II, 87)

[78] Hadisi Beyhakî de nakletmiştir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[79] Haris, zayıf biri olan Abdülazîz b. Abân'dan nakletmiştir. Bûsîrî ise hakkında yo­rum yapmamıştır.

[80] Hadis no. 173

[81] hadis no: 1232

[82] Aynı olayı Ebû Ya'lâ, İbn Abbâs'dan, buradakinden daha detaylı oiarak nakletmiş-tir. Heysemî demiştir ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir." Aşağıda Hafız Ibn Hacer'in Kıtal sûresinin tefsirinde nakledeceğini söylediği rivayet de budur. Bûsîrî ise bu hadis hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.

[83] Beyhakî'den naklen Nasbü'r-Rnı/e'de bu şekilde yer almıştır. Asıl nüshalarla el-İthâfâa ise hata sonucu "^*^ ^" (cenaze namazı) yerine (Beytullah'da) denilmiştir.

[84] Mücâhid ile Ömer arasında kopukluk vardır. Aynı hadisi Abdürrezzâk, Ma'mer yo­luyla Mansûr'dan nakletmiştir.

[85] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Musa b. Ubeyde er-Rabezî zayıf biri olup, Abdullah b. Dinar'dan başkasından naklettiği rivayetlerde güvenilir kabul edilmiştir. Bu rivayet de onlardan biridir." (III, 243). Bûsîrî ise "Senedinde Musa b. Ubeyde bulunmak­tadır" demekle yetinmiştir.

[86] İbn Sa'd, îbn Hüseyin'den, o da Ebu't-Tufeyl'den, o da İbn Abbâs'dan muttasıl oia-rak rivayet etmiştir. Hafız İbn Hacer demiştir ki: "Bunu Ebû Nuaym hasen bir senetle nakletmiştir." Bkz. el-İsâbe, 1,183.

[87] el-îsâbe'âe denilmiştir ki: "Temîm b. Useyd, bunun Esed olduğu da söylenmiştir. Mekke fethinden önce Müslüman olup sahabî olmuştur."

[88] el-İthâfda (sınırlarını belirlemiştir)" ifadesiyle geçmiştir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir. Aynı rivayeti el-îsâbe'âe (1/183) belirtildiğine göre Fâ-kihî de nakletmiştir. Bezzâr'ın Esved b. Halef den naklettiğine göre ise Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) kendisine Harem'in sınır taşlarını yenilemesini emretmiştir. Bunu İbn Hacer, Esved'in biyografisinde ve Heysemî M. ez-Zevâid'de nakletmişlerdir. Tercih olunan ise buradaki rivayettir. Bu konuda birden fazla rivayetin bulunması da muhte­meldir.

[89] Abdürrezzâk'ın   Musonne/indeki   rivayette,   geçtiği   her   yerde   Mekke   yerine "Bekke'nin sahibi" denilmiştir.

[90] Abdürrezzâk'ın Mıtsmınefmde de böyle geçmiştir.

[91] Abdürrezzâk, Ma'mer yoluyla Zührî'den "Bana ulaştı ki..." ifadesiyle nakletmiştir. (III, 212, yazma) İbn Ebî Ömer'in senedi muttasıl olmakla birlikte hocası Nasr b. Sabit hakkında çok tenkit vardır.

[92] Ravi zincirinde sakınca yoktur.

[93] Bunu İbn Menî', Hüseyin'den, o da Haccâc'dan, o da Atâ'dan; Abdürrezzâk ise İbn Mücâhid'den, o da babasından nakletmişler. Atâ ile Mücâhid'in ikisi de Abdullah b. Ömer'den nakletmişlerdir. Senetler birbirini kuvvetlendirmektedir. Taberânî de anlam bakımından benzerini Abdullah b. Amr'dan nakletmiştir. Ama senedinde yer alan İsmail b. ibrahim b. Muhacir zayıftır. Bkz. Heysemî, III, 297. Bûsîrî ise bir değerlendirme yap­mamıştır.

[94] Senedinde Mekke halkından ismi zikredilmeyen biri vardır. Bûsîrî bu açıklamayla yetinmiştir.

[95] Metnin aslında geçen  kelimesi deve sürerken söylenen şarkı anlamına gel­mektedir.

[96] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Asım b. Ubeydullah zayıf biridir. (III, 244). Senedini Bûsîrî de zayıf saymıştır.

[97] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî de rivayet etmiş olup senedinde yer alan Asım b. Ubeydullah zayıf biridir." Ben derim ki: Asım hepsinin senedinde yer almıştır.

[98] Senedi, hasendir. Bûsîri ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[99] Abdürrez/'.âk, III, 150, yazma. Müsnede'de denilmiştir ki: "Bu mürsel olup ravileri Snhîh'in ravileridir." Aslı Urve'nin Zeyneb binti Ebî Seleme'den, onun da Ümmü Sele-me'den rivayeti şeklinde Buhârî ve Müslim'in Sahih'lerinde muttasıl olarak geçmektedir.

[100] Asıl nüshalarda bu kısım düşmüş olup onu Kenzü'l-ummâl'dan ekledim.

[101] Zira senedinde yer alan Aiz b. Nüseyir ve Muhammed b. Subayh zayıftırlar. Kenzü'î-ummnl'ds belirtildiğine göre (III, 10) hadisi Ebû Nuaym Hih/e'de ve Beyhakî Şuabu'l-imân'da nakletmiş ler d ir.

[102] Müsnede'de bu şekilde geçmiştir. Kenzü'l-ıımnıâl'da İse Ebû Dâvud remziyle İbn Ömer'den "bir köle azat etmek gibidir" ifadesiyle nakledilmiştir. el-İthâfda ise "bir köle azat etmeye denktir"   ifadesi yer almıştır. Bûstrî demiştir ki:  "Bunu  Ebû Ya'lâ ve Isbehânî, ismi zikredilmeyen bir ravinin bulunduğu bir senetle nakletmişlerdir."

[103] Bûsîrî "Senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır" demiştir.

[104] Müsnede'de de böyle geçmiştir. M. ez-Zevâid'de ise "sabah namazından Önce" de­nilmiştir. el-İthâföa da bu şekilde yer almıştır ki, bana göre doğrusu budur.

[105] M. ez-Zevâid'de "namaz kıldı" yerine "kıraatte bulundu" denilmiştir. el-İthâf da da "namaz kıldı" şeklinde geçmiştir.

[106] Müsnede'de  "Senedi  zm/r/tır"   denilmiştir.   Heysemî  de  senedinde  zikri  geçen Abdüsselâm b. Ebi'l-Cenûb'un metruk olduğunu söylemiştir. (III, 246). Rivayeti Bûsîrî de zayıf saymıştır. Fakat el-Ithâfda ravinin ismi "İbn Ebi'n-Nücûd" diye geçmiştir.

[107] Müsnede'de belirtildiği üzere senedinde yer alan Süfyân, İbn Ferrûh'tur. Ama bu za­tın adına rastlamadım. Korkarım ki burada müstensihlerden kaynaklanan bir karıştırma söz konusudur.

[108] Kenzü'l-ummâl''da Taberânî, İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî remizleriyle: "...Kitabını ve Peygamberinin sünnetini tasdik ederek" ifadesiyle nakledilmiştir (IV, 35).

[109] Beyhakî, hadisi Müsedded'in tarikleriyle nakletmiştir. (V, 75). Senedi ceyyiddiv. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[110] Bana göre doğrusu budur. Asıllarda ise ravinin ismi "Muhammed b. Abbâd b. Hudayr" şeklinde yer almıştır. Sonra el-İthâfda da "Ca'fer" ismiyle buldum.

[111] Miisnede'de: "Bu, senedi ceı/yid derecesinde mevkuf'bir hadistir" denilmiştir. Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Ömer, Sahîh'in rivayet zinciri ile mevkuf olarak nakletmiş-tir."

[112] Bunu el-Hâris, Vâkıdî'den nakletmiş olup, Bûsîrî zayıf olarak değerlendirmiştir.

[113] Müsneâe'de   denilmiştir   ki:   "Ravileri  güvenilir   kimselerdir.   Eğer  Urve  bunu Abdurrahman b. Avf'dan işitmişse, sahihtir. Şafiî bunu, onun sıkışıklık halinde istilâm etmediği; başka zamanda istilâm ettiği şeklinde yorumlamıştır." Ben derim ki: Beyhakî 'Bu mürsel bir rivayettir" değerlendirmesini yapmıştır (V, 80). Bûsîrî ravilerinin güveni­lir olduklarını söylemiştir.

[114] Ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî, hakkında yorum yapmamıştır.

[115] Miisnede'de yer alan MCısa b. Ukbe zayıf biridir. Rivayeti Bûsîrî de zayıf görmüş ve: "Mu'âal'dir. Ama Tirmizî'nin naklettiği Câbir hadisi bunun şahididir" demiştir.

[116] Mücerrid bunu ihmal etmiştir. Hadisin başında onu nakledenin ismi zikredilmemiş-tir. Kenzü'l-ıımntâl'da belirtildiğine göre hadisi İshâk nakletmiştir. Zann-ı galibimce hadis ona aittir. Ama nüshadan düşmüştür. Sonra Bûsîrî'nin hadisi ona nispet ettiğini gördüm. "Hadisin gerisini (müellifler) nakletmişlerdir" derken kastettiği, hadisin burada zikret mediğim şu kısmıdır: "Eğer ben Allah Resulünü seni öperken görmeseydim, ben de seni öpmezdim." Bu kısmı Buhârî ve Müslim ile Sünen müellifleri zikretmişlerdir.

[117] Senedinde sakınca yoktur. Tayâlisî'nin hocası Ca'fer b. Abdullah'ı, Ebû Hatim gü­venilir görmüştür. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[118] Senedi ceyyiddir. Kenzü'l-ummâl'da belirtildiğine göre hadisi Dârekutnî eî-Üd'de nakletmjştir. Bûsîrî ise hakkında değerlendirme yapmamıştır.

[119] Ben derim ki: Eğer bu ihramlı olma durumuyla ilgili ise peçeyi yüzünden uzak tutması ihtimali vardır. Çünkü bizzat kendisinden "İhramlı kadın peçe giymez, maske takmaz, İsterse örtüsünü yüzünden aşağı sarkıtır" dediği sabittir, bkz. Beyhakî, V, 47. Buhârî de İbn Ömer'den merfü olarak: "İhramlı kadın peçe takmasın" kavlini nakletmiştir. Bûsîrî rivayet hakkında değerlendirme yapmamıştır.

[120] Bûsîrî'nin belirttiğine göre hadisin ravileri güvenilir kimselerdir.

[121] Bunu Hasan b. Süfyan, Beğavî ve başkaları, Cerîr'in Atâ b. es-Sâib'den rivayeti şek­linde nakletmişlerdir ki, bu hadis ondan (Atâ'dan) Kınadıktan sonra dinlenmiştir. Aynı hadisi Taberânî de Rabîa b. Abbâd'm babasından rivayeti olarak nakletmiştir. Ama M. fe-Zevâid'de belirtildiğine göre (III, 251} onun senedinde de yine Âtâ yer almıştır. Bûsîrî ıse yorum yapmamıştır.

[122] Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[123] Müsnede'da bildirildiğine göre hadis sahîh mevkuftur. Senedini Bûsîrî de sah'th kabul etmiştir.

[124] Senedinde yer alan İbn Ebî Leylâ'nın hafızası zayıftır. Bûsîrî rivayetin zayı/olduğu-m söylemiştir.

[125] Ravileri Snhîh'm ravileridir. Bkz. Heysemî, III, 251. Bûsîrî ise "Hepsinin senedinin merkezinde İbn Ebî Leylâ vardır. Bu da zayıf biridir" demiştir.

[126] Nahl sûresi 16/123.

[127] Senedinde yine İbn Ebî Leyla ve ismi zikredilmeyen bir zat vardır.

[128] Asıllarla ve el-İthâfda bu şekilde geçmiştir. Hadisi,  el-Hâris'in bendeki eksik Müsned'inde bulamadım.

[129] İsâbe'da bu şekilde geçmiştir. İbn Hacer, el-Hâris'den naklen bu raviye ait bu ha­disi zikretmiştir. Ası) nüshalarda ise "Cübeyr b. Cumâne el-Cühenî" ismiyle yer almıştır ki, bu büyük bir tahriftir, el-lthâfda ise Habib b. Hımâse geçmiştir.

[130] Senedinde yer alan Vâkıdî'yi, Bûsîrî zayıf saymıştır

[131] Müsnede'de "Musa b. Ubeyde zayıftır" denilmiştir. Beyhakî de "Kardeşi Ali'ye yeilavesini yapmıştır (V, 117)

[132] Asıl nüshalarda bu noktada a? bir açıklık/silik vardır. Ayru hadisi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ise "Ellerinin arkasını yüzüne doğru, iç kısmım/ayalarını da yere doğru tuttu" ifadeleriyle nakletmiştiv. Bkz. Kenzü'l-ummnt, 111, 37. Sonra Bûsîrî'nin hadisi Ahmed b. Menî'ye nispet ettiğini ve Bişr b. Harb'den dolayı onu zayıf saydığını gördüm.

[133] Beyhakî, İbn Abbâs'dan şöyle nakletmiştir: "Ben, Rcsûlullah'ı (salbMuı aleyhi vesellem) Arafat'ta yoksulun yiyecek dilenmesi gibi ellerini göğsüne koyarak dua ederken gör­düm" (V, 117). el-îthâfda da rivayet İbn Menî'ye nispet edilerek "göğüs memeleri hiza­sına" şeklinde geçmiştir.

[134] Asıllarda "{İbn Abbâs) gördü" şeklinde geçmiştir.

[135] Ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[136] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Muhammed b. Mervan el-Ukaylî'yi, Ibn Mam ve İbn Hibbân güvenilir kabul etmekle birlikte hakkında biraz tenkit vardır. Gen kalan ravileri ise Sahih hadis ravileridir." (III, 253). Bûsîrî ise hadisi İbn Hibbân'm Sn-hîh'ine nispet etmiş, fakat hakkında değerlendirme yapmamıştır.

[137] Aynı zamanda Taberânî rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde geçen Uzre b. Kays'ı İbn Maîn zayıf görmüştür" (III, 252). Bûsîrî de Uzre'nin zayıf oluşu sebe-bıy!e rivayeti zayıf saymıştır.

[138] Ayyaş el-Kelbî dışındaki ravileri güvenilir kabul edilmişlerdir. Ayyâş'ı da İbn Ebî Hatim (eserinde) zikretmiş ve hakkında ne cerh/tenkit, ne de tadil/olumlu değerlendir­me nakletmemiştir. Fakat Şı/be yalnız güvenilir raviden rivayette bulunurdu. Bûsîri ise değerlendirme yapmamıştır.

[139] Bunu İbn Asâkir, bazı ilavelerle İbn Ömer'den nakletmiştir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, III, 38. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded mu'daî olarak nakletmiştir. Şuayb'dan maksat İbn Ebt Hamza'dtr." el-İthâf da bu şekilde geçmiştir.

[140] Heysemî demiştir ki: "Senedinde tanımadığım biri vardır" (III, 253). Bûsîrî de mavilerinden birinin tanınmaması dolayısıyla hadisi zayıf saymıştır.

[141] Müsnede'de "Bu, merfû hükmünde snhîh, mevkuf bir rivayettir" denilmiştir. Bûsîri de demiştir ki: "Ravileri güvenilir olup, rivayet merfû hükmündedir."

[142] el-İthâf da ifade şöyledir: "Güneş dağların başında erkeklerin başındaki sarıklar gibi bir hal aldığında hareket ederlerdi. Sonra MüzdeHfe'de vakfe yaparlar. Güneşin erkekle­rin başındaki (sarıklar gibi) hal almasına yakın bir vakitte oradan hareket ederlerdi..."

[143] Kenzü'I-ummâl'da (III, 44) belirtildiğine göre bunu İbn Cerîr rivayet etmiştir. Bûsîrî Zem'a b. Salih'in zayıf oluşu sebebiyle rivayetin zayıf olduğunu söylemiştir.

[144] Zem'a b. Salih zayıf biridir.

[145] Senedinde yer alan İbn Ebî Leyla'nın hafızası zayıftır.

[146] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded mu'dal olarak naklermiştir. Ravüeri ise güveni­lir kimselerdir."

[147] Senedinde yer alan Vâkıdî hakkında Bûsîrî: "Zayıftır" demiştir.

[148] Taberânî de rivayet etmiştir. Ancak senedinde yer alan Ebû Dâvud el-A'mâ oldukça zayıf biridir. Bkz. Heysemî, III, 252. Bûsîrî ise hakkında yorum yapmamıştır.

[149] Heysemî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ rivayet etmiştir. Senedinde yer alan Salih el-Murrî zayıf biridir." (III, 257). Ben derim ki: Senedinde geçen Yezîd er-Rakkâşî de zayıf biridir. Sonra benden Önce Bûsîri'nİn de bunu ifade ettiğini gördüm.

[150] Bunu İbn Mâce de İsmail b. Müslim tarikiyle Atâ'nm İbn Abbâs'dan rivayeti şeklin­de nakletmiş olup (227) senedi güçlüdür.

[151] Senedinde yer alan Abdullah b. Âmir el-Eslemî zayıf biridir. Kavilerinden birinin tanınmaması sebebiyle rivayeti Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[152] el-İthnfda ise ifade: "Sonra taş atanların taşları kendisine dokunmayacak şekilde taşlardan uzaklaştı" şeklindedir.

[153] Harun b. Ebî Âişe dışındaki ravileri güvenilir kimselerdir. Harun hakkında da İbn Ebî Hatim ne cerh/tenkit, ne de tadil/oiumlu değerlendirme nakletmiştir. Bûsîrî ise de­ğerlendirme yapmamıştır.

[154] Sebir, Mina'da bir dağdır. Rivayetin senedi ceyyiâdii. Beyhakî bunu muallak olarak nakletmiştir (V, 128). Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[155] Senedi kuvvetlidir. Ancak Abdullah b. Amr b. Osman, Ebû Habbe'ye yetişmediği halde aradaki aracı ravi zikredilin emiştir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söyle­miştir.

[156] Bunu Nesâî ve Ebû Dâvud, Abdurrahman b. Muâz et-Temîmî'den rivayet etmişler­dir. Bûsîrî hakkında değerlendirme yapmamıştır.

[157] Asıllarda  bu   ifade  geçmiştir.   Ama   doğrusu,   Ebû   Dâvud,   hadisin  tamamını Abdurrahman'dan nakletmiştir. Bir kısmını ise Abdurrahman'dan, o da bir zâttan bil­dirmiştir.

[158] Abdurrahman b. İshâk dışındaki ravileri güvenilir kimselerdir. Abdurrahman da srtdû/c/gayet dürüst olmakla birlikte kadercilikle itham edilmiştir. Bûsîrî ise hadis hak­kında yorum yapmamıştır.

[159] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan İsmail b. Müslim el-Mekkî zayıf olmakla birlikte hadisi yazılır." (III, 227)

[160] Ahmed (b. Hanbel) Huzeyfe'den nakletmiştir. Heysemî demiştir ki: "RavÜeri güve­nilir kimselerdir." Ben derim ki: Ebû Davud'un ravileri de güvenilir kimselerdir. Bûsîri ise yorum yapmamıştır.

[161] Hadis mürsel olup ccyyıd senetlerle sabit olmuştur. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[162] Eser anlam olarak, Ahmed b. Hanbel'in Benî Seleme'ye mensup bir grup kimseden naklettiği rivayetle sabittir. Bkz. ez-Zcvâid, III, 227. Bûsîrî: "Mevkuf olup ravileri güveni­lir kimselerdir" demiştir.

[163] Senedinde Vâkıdî yer almıştır. Bezzâr benzerini İbn Abbâs'dan nakletmiştir. Heysemî, senedinde zikredilen Haccâc b. Ertât'm güvenilir olmakla birlikte miidellis 61-tfuğunu belirtmiştir.

[164] Mürseldiv. Hafız (İbn Hacer) bunu zevâidden saymakla yanılmıştır. Zira hadisi Sü~ «e?7'inde Ebû Dâvud nakletmiştir. (s. 246).

[165] Bunu Taberânî de nakletmiştir. Heysemî: "Hepsinin senedinde hafızası zayıf olan Muhammed b. Ebî Leylâ vardır" (III, 228) demiştir.

[166] Senedinde yer alan Câbir el-Cu'fi zayıf biridir. Fakat rivayet ileride geleceği gibi ba­zı ilave ve eksikliklerle sahih senetlerle nakledilmiştir.

[167] Abbâd, İbn Abdullah b. ez-Zübeyr olup senetteki diğer raviler gibi güvenilirdir. Ne var ki Ömer'den rivayeti mürseldir. Bûsîrî "İbn İshâk'm tedlis yapması sebebiyle senedi zayıftır" demiştir.

[168] Kenzü'l-ummâl ve başka kaynaklarda bu şekilde varit olmuştur. Müsnede'de ise "Hak hac" ifadesiyle zikredilmiştir. M.. ez-Zevâid'de de bu şekildedir. (Heysemî) Bunu Bezzâr'a ftisbet etmiştir. (III, 223).

[169] İbn Asâkir, Yahya'dan, o da kardeşi Enes b. Sîrîn'den nakletmiştir. Diğer kaynaklar ıse Yahya'dan, o da Ma'bed'den, o da kardeşi Enes b. Sirîn'den nakletmiştir. Bkz. Kenzü'l-ummâl, III, 69. Senedi ceyyiddir. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiş­tir.

[170] Senette, rivayeti Hz. Ömer'den nakleden zatın ismi zikrediimemiştir. Fakat İbn Cerîr'in naklettiği Esved ve Târik b. Şihâb'ın mutabaatları vardır. Bkz. Kenzü'l-ummâl, III, 29. Bûsîrî ravilerİnden birinin bilinmemesi sebebiyle rivayeti zayıf olarak değerlendirmiş­tir. Hadisi buradakindcn daha detaylı olarak nakletmiş ve naklettiği metinde telbiye tam olarak zikredilmiştir.

[171] Bunu İbn Ebî Şeybe, Ebû Usâme'den, Ebû Ya'lâ da Ebû Hişâm er-Rifâî yoluyla Ebû Usâme'den nakletmişlerdir. Heysem! senedinde zayıf bir ravinin bulunduğunu belirt­miştir (III, 224). Ben derim ki: Söz konusu ravi Ebû Habîbe'dir. Bûsîrî rivayetin senedi üzerine yorum yapmamış, aksine "Tirmizî tarafından nakledilen Ebû Bekir hadisi buna şahittir" demiştir.

[172] Heysemî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Abdullah b. Nümeyr'in İsmail'den rivayeti olarak nakletmiş, İsmail'in kim olduğunu belirtmemiştir. Eğer bu zat İbn Ebî Hâlid ise bu Sahîh'in ravilerindendir. Eğer İsmail b. İbrahim b. Muhacir ise bu zat zayıftır. İkisi de hadisi bundan rivayet etmişlerdir" (III, 223). Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[173] Heysemî demiştir ki: "Ebû Dâvud hadisin bir kısmını rivayet etmiştir. Taberânî de el-Mu'cemu'l-evsat'ta nakletmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir." Bûsîrî de demiştir ki: "Bunu Ahmed (b. Hanbel) ve oldukça muhtasar olarak Ebû Dâvud da tahrîc etti."

[174] Beyhakî'nin Sünen'inde ifade şöyledir: Hz. Ömer: "Bunu kim yaptı? Yoksa sen mi Ka'b!" diye sordu. Ka'b da: "Evet" diye karşılık verdi.

[175] Bunu Şafiî ve Beyhakî (V, 206) rivayet etmişlerdir. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[176] Ke mü't-lininini'da geçtiği üzere (V, 206) Mâlik'in Muvnttn'daki rivayetine bkz. Bûsîrî rivayet hakkında değerlendirme yapmamıştır.

[177] Ravhâ, Mekke yolu üzerinde Medine'den kırk mil kadar uzaklıkta bir yerdir.

[178] Arc, Medine'den 78 mil uzaklıkta bulunan büyük bir kasabadır.

[179] Usâye, Mecd'in dediğine göre Cuhfe yolu üzerinde Medine ile arasında 25 fersah mesafe bulunan bir yerdir.

[180] Bu hükmü Ali b. el-Medînî d-İlel'de belirtmiştir. İbn Uycyne'ye: "insanlar sana mu­halefet ediyorlar, bunu İsa b. Talha yoluyla babasından rivayet etmiyorlar" demiş. O da: "Ben bu olayı sana anlattım. Onun babasından nakledildiğini zannediyordum" diye karşılık verdi. Ali demiştir ki: "Doğrusu İsa b. Talha'mn en-Nehdî'den nakli şeklinde olmalıdır." Müsnede'de de böyle yer almıştır. Ben derim kî: Hadisi Ahmed (b. Hanbel) Umeyr b. Seleme ed-Damrî'den nakletmiştir. Heysem? de demiştir ki: Bunu Nesâî Umeyr'den, o da bir zattan nakletmiştir. İmam Ahmed'in ravileri Snhîh'in ravileridir. (III, 230)."

[181] Müsnede'de "sahih mevkuf denilmiştir. Bûsîrî de "Bunu Müsedded Sahîh'in senediy­le mevkuf olarak rivayet etmiştir" demiştir.

[182] Ebû Ya'lâ, bunu Ebu'z-Zübeyr'den Eclah vasıtasıyla nakletmiştir. Bu zat hakkında, güvenilir olduğu belirtilmiş olmakla birlikte tenkit vardır. Bkz. Heysemî, III, 231.

[183] Kenzü'l-ummâl'da bu hadis Müsedded'den nakledilmiştir (ili, 53). Bûsîrî demiştir ki: "Ravileri güvenilir kimselerdir." Şafiî demiştir ki: "Ne biz, ne onlar, yani Iraklılar, ne de bildiğimiz bir kimse bu hükmü esas alır. Aksine biz hüküm olarak <Onun değerini borç-lamr> deriz." Yine demiştir ki: bunu Ali'den başka bir yolla da rivayet etmişlerdir. Ama Beyhakî'nin bildirdiğine göre hadis bilginleri öyle bir yolla rivayeti kabul etmezler. (V, 208),

[184] Senedinde meçhul biri vardır. Aynı hadisi Beyhakî ravileri tanınan başka bir tarik­ten nakletmiştir. (V, 183). Bûsîrî senedinde ismi zikredilmeyen bir ravinin bulunduğunu söylemiştir.

[185] Farak, üç sâ' veya 16 ntıllık bir kaptır.

[186] Müsnede'de senedinin oldukça çürük olduğu belirtilmiştir. Bûsîrî de: "Bunu zayıf bir senetle İbn Ebî Ömer rivayet etti" demiştir.

[187] Senedi ceyyiddir. Bkz. d-İsabe. Bûsîrî, hakkında yorum yapmayarak şahidi bulundu­ğunu belirtmiştir.

[188] Yani İbn Cübeyr.

[189] Asıllarda "ve ben" ilavesi yer almıştır. Aynı hadisi Taberânî, hasen bir senetle şu ifadelerle nakletmiştir: Urve: "Ey İbn Abbâs, insanları çok yanılttın!" dedi. İbn Abbâs: "Ey cahil nedir o?" diye sorunca Urve şöyle dedi: "Bir kimse hac veya umre için ihrama girip yola çıkıyor. Tavafını tamamladığında sen onun haccettiğini ileri sürüyorsun. Oysa Ebû Bekir ve Ömer bunu yasaklarlardı" Bunu duyan İbn Abbâs: "Yazıklar olsun sana! Senin nezdinde onlar mı daha ileri, yoksa Allah'ın Kitabındaki hükmü ile Allah Resû-lü'nün (sallallahu aleyhi vesdlem) ashabı ve ümmeti için ortaya koyduğu sünneti mi?" dedi. Urve buna: "Onlar Allah'ın kitabını ve Resûluîlah'm (sallallahu aleyhi vesellem) sünnetini ben­den de senden de daha iyi biliyorlardı" diyerek karşılık verdi. İbn Ebî Müleyke demiştir ki: "Böylece Urve onu bastırdı" bkz. ez-Zevâid, III, 234.

[190] Müsnede'de denilmiştir ki: "Senedi sahihtir. Umre ile ilgili bölümün bir kısmı Müs­lim'in Snhîh'inde geçmektedir," Fakat işarete göre İbn Abbâs, Sahîhayn'da der ki: Bu Ebu'I-Kasım'm sünnetidir. Çünkü Ebû Cemre rüyasında kendisine "Bu makbul bir um­redir veya makbul bir temettüdür" dediğini söyleyen birini gördüğünü söylemişti. İbn Abbâs'm Sahîhayn'da yer alan: "Bu, Ebuİ-Kasım'ın sünnetidir...." sözüne işarettir. De­mek istemiştir ki, Urve'nin sözünde geçen (W) ibaresindeki kinaye   zamiri   müennes   olup   mercii,   Sahîhayn'da   yer   alan   teferruatlı   rivayetten anlaşıldığı üzere "kelimesidir. Müslim'in Snhîh'mde yer aldığına göre Müslim el-Karrî demiştir ki: İbn Abbâs'a hacc-ı temettüyü sordum. Ruhsat verdi. Oysa İbnü'z-Zübeyr bunu yasaklardı. (İbn Abbâs) dedi ki: "İşte İbnü'z-Zübeyr'in annesi! Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) buna ruhsat verdiğinden bahsetmektedir. Yanına girin ve bunu ona sorun" (I, 406).

[191] Hadisin tamamı için bkz. Nr: 1203.

[192] Senedinde geçen İbn Ebî Leylâ zayıf biridir. Bûsîrî bundan başka bir şey söyleme­miştir.

[193] Ravileri güvenilir kimselerdir. 4 bkz. Beyhakî, V, 163.

[194] Hacı Karşılamanın ve Hacıların Selamette Oluşlarını Müjdelemenin Meşru Oluşu

[195] Senedinde yer alan İbn Ebî Süleym, hakkında tenkit bulunmakla birlikte sadûktur. Hadis ayrıca İbn Ebî Şeybe tarafından da nakledilmiştir. Bkz. Kenzü'î-ummâl, III, 27. Bûsîrî ise senedinde yer alan İbn Ebî Süleym'i ulemânın çoğunluğunun zayıf saydığını söylemiştir.

[196] Humeydî, II, 491. Bûsîrî, bunu Humeydî'nin Sahlhm/n'm şartlarına uygun bir senetle mevkuf olarak naklettiğini söylemiştir.

[197] Bûsîrî demiştir ki: "Ravileri güvenilir olmakla birlikte senet munkatıdn. Ben derim ı: Fethu'l-BârTde belirtildiğine göre bunu Abdürrezzâk ve Ömer b. Şebbe de rivayet mislerdir. Buhârî de buna benzer bir olay zikretmiştir. Ama konuşma, Şeybe ile Ömer arasında geçmiştir. Bkz. Fethu'l-Bârî, III, 295,

[198] Busırî hakkında değerlendirme yapmamıştır.

[199] Bunu Taberânî başka bir tarikten şu ifadelerle nakletmiştir: "Muhakkak ki Allah her e gece 120 rahmet indirir. Bunun altmışı şu Beyt(ullah)te onu tavaf edenler için, kırkı na maz kılanlar için, yirmisi de ona bakanlar için indirilir-" Senedinde yer aian Yusuf b. Ebi's-Sıfr metruk biridir. Bkz. ez-Zevâîd, ili, 292. el-Hâris'in senedine gelince, hocası Ahmed b. Yezîd ki, muhtemelen Lisânü'l-Mîzân'da bahsedilen el-Horasânî'dir, güvenilir görülme­miştir. Taberânî'nin hadisini Beyhakî rivayet etmiştir. Bûsîrî'nin belirttiğine göre Münzirî, hadisin senedini hasen olarak değerlendirmiştir.

[200] Rivayeti Bûsîrî de zayıf görmüştür. Bunu ayrıca el-Fâkihî, Vehb b. Münebbih'ten ri­vayet etmiştir. Orada "Zannetmişlerdir ki...." ifadesi yer almıştır. Bkz. Fethu'l-Bârî, III, 297.

[201] Bunun senedinde de Vâkıdî yer almıştır. Bu konuda Müsnede'nm diğer bir nüshası­na ve el-Hâris'in Müsned'ine bakılabilir. Bûsîrî de senedinde Vâkıdî'nin bulunduğunu söylemiştir.

[202] Müsnede'de "Bu, senedi sahih mevkuf bir hadistir" denilmiştir. Bûsîrî de böyle söy-lemistir.

[203] Senedinde Câbir el-Cu'fî yer almıştır. Beyhakî benzerini Âişe'den daha sağlam bir senetle nakletmiştir. (V, 159). Ebû Dâvud hadisi Müsedded'den rivayet etmiştir, (s. 277)

[204] Senedinde Vâkıdî vardır. Bûsîrî senedinde yer alan Vâkıdî'nin zayıf biri olduğunu söylemiştir.

[205] Bunu Taberânî de rivayet etmiştir. Ravileri Sahîh'm ravileridir. Bkz. Heysemî, IH, 248. Ben derim ki: Hadisi aynı zamanda Ahmed b. Hanbel de rivayet etmiştir. Doğrusu, Hin bunu ona nispet etmemesi son derece gariptir. Bkz. Müsned, VI, 404,

[206] Senedinde yer alan Talha b. Amr el-Mekkî metruktür, Bûsîri de Talha'nın zayıf olu­şu sebebiyle rivayeti zayıf görmüştür.

[207] Bu rivayette belirtildiğine göre çardaktan seyreden Safiyye'dir. Sonraki rivayete gö­re ise çardaktan (Peygamber'i) gören onlardan bir kadındır. Bu rivayetin senedinde gö­rünürde bir sakınca yoktur.

[208] Yani onu "Vadi ancak sert adımlarla geçilir/geçilmelidir" dediğini görmüş. Ahmed b. Hanbel Müsned'inde hadisi, Müsedded'in senedinin aynısıyîa bu şekilde rivayet etmiştir. Sadece Hammâd'dan Affân vasıtasıyla nakletmiştir. Bkz. Müsned, VI, 404. Senedi sahih­tir.

[209] Senedinde yer alan İbrahim b. Yezîd el-Hûzî'nin hadisi terk edilmiştir. Bûsîrî bu ve bundan önceki hadis hakkında yorum yapmamıştır.

[210] Senedi hasendir. Bûsîri, ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[211] Bûsîrî de müellifin hnsen hükmüne katılmıştır.

[212] Heysemî demiştir ki: "Hadis mürseîâit. Abdullah b. Ebî Rezîn kıssaya yetişmemiş­tir." Ben derim ki: Bu zatın Hz. Ali'den rivayeti miirseldk.

[213] Yani Şa'bî ile Abbâs arasında kopukluk vardır. Müsnedc'de rivayetin hemen ardın­dan "Hadis bilginleri bunun benzerini Ibn Abbâs'dan naklettiler" denilmiştir. Bunu Bûsîrî de zikretmiş, ama el-MetâUbü'l-âliye'ye gönderme yapmamıştır.

[214] Müslim'in naklettiği Câbir hadisinin ifadesi: "Ey Abdiilmuttalib oğullan! Su çekiniz" şeklindedir. Bûsîrî, rivayet hakkında yorum yapmamıştır.

[215] Hadisi Bezzâr da rivayet etmiştir. Heysemî ravilerinin Snhîh'in ravileri olduklarını söylemiştir. (III, 286) Müsnedc'de müellif demiştir ki: Sahihtir. Bu Ebû Zerr'in Müslüman oluşunu anlatan uzun hadisin bir kısmıdır. "Hastalıklara şifadır" cümlesi hariç tamamını Müslim rivayet etmiştir.

[216] Bûsîrî "Sahıh'm senedi ile nakledilmiştir" demiştir.

[217] Asıllarda ve el-îthâf da bu şekilde geçmiştir. Vefâü'l-vefâ'da. ise İbn Zebâle'den nak­len onun Âsiye es-Sülemîyye'nin bir cariyesini (bu şekilde) bulduğu rivayeti yer almıştır. ti 75).

[218] Müsnede'de şöyle geçmiştir: "Bunu Müslim ve başkaları, başka bir tarikten farklı la­fız ve siyakla rivayet etmişlerdir. Burada ilave olarak kadının Sa'd'a karşı yardım iste­mesi ve Ömer'in Sa'd'ın tavrını benimsemesi yer almıştır. Senette adı geçen Muhammed b. ibrahim, Sa'd'dan hadis işitmemiştir. Tirmizî onun Sa'd'dan, onun da babasından naklettiği bir hadisini rivayet etmiştir. Bûsîrî Müsnede'de geçen ifadelerin çoğunu kaynak göstermeden nakletmiştir.

[219] Vefâü'î-Vefn'da (I, 75) belirtildiğine göre bunları İbn Zebâle de nakletmiştir. Zeyd b. Eslem'in hadisi mürseldk.

[220] Senedindeki Musa b. Ubeyde zayıf biridir. Bûsîrî'nin el-İthâf mda da benzer bir ifa­de geçmiştir.

[221] Müsnede'de denilmiştir ki: "Bunu oldukça zayıf biri olan Muhammed b. Hasan (b. Zebâle) tek başına rivayet etmiştir." Esasen bu Mâlik'in sözüdür. İbn Zebâle onu merfû hadis yapmış, onun için bir de senet ortaya çıkarmıştır. Aynı rivayeti Muhammed b. Hasan'dan başkası da rivayet etmiş ve senedine Âişe'yi eklemiştir. Ben derim ki: et-Hhâf ve Müsnede'de de öyledir. Belki de doğrusu (senedi) Züheyr b. Harb, Muhammed b. Ha­san'dan naklen.....şeklinde değildir. Zira Bezzâr, bunu Seleme b. Şebîb'in Muhammed

b. Hasan'dan rivayeti olarak nakletmiş ve senedine Âişe'yi eklemiştir. Demiştir ki: "Bu­nu İbn Zebâle tek başına nakletmiştir. Bundan ve daha başka nedenlerden dolayı tenkit edilmiştir." (I, 240, yazma). Heysemî de Bezzâr'dan naklen zikretmiş (III, 298) ve zayıf olduğuna hükmetmiştir. Bûsîrî, Müsnede'de. geçen değerlendirmelerin çoğunu naklettiği halde İbn Hacer'e işaret etmemiştir.

[222] Müsnede'de denilmiştir ki: Bu hadis, bu tarikten Sübey'a el-Eslemiyye değii, Subeyte el-Leysiyye'nin   rivayeti   olarak   bilinmektedir   ve   Nesâî   tarafından   nakledilmiştir. Heysemî de demiştir ki: "Bunu Tabcrânî el-Mu'cemü'l-kebîr'de rivayet etmiş olup ravileri, Abdullah b. Ikrİme hariç, Snhîh'in ravileridir. Bu zatı da İbn Ebî Hatim eserinde zikret­miş, ondan bir grup kimse rivayette bulunmuş ve kimse hakkında olumsuz konuşma-mıştır." (III, 306). Bûsîrî, Heysemi ve İbn Hacer'in değerlendirmelerini naklettiği halde onlardan hiçbirine işaret etmemiştir.

[223] el-Hâris'in Müsned'inde bu şekilde geçmiştir. Doğrusu da budur. Asıllarda ise "Ye­men" diye geçmiştir.

[224] Ravileri güvenilir kimselerdir. Fakat Ebu'İ-Bahterî, Hz. Ömer'den hadis işitmemiş-tir. Bu yüzden senet munkatıdu. Bûsîrî ise ravilerinin güvenilir olduklarını belirtmekle yetinmiştir.

[225] el-îthâf da bu şekilde geçmiştir. Asıl nüshalarda ise hata sonucu "Tebul tepesi" ya­zılmıştır. Berk tepesi, Mibrek tepesidir. Bkz. Vefnü'İ-vefn, II, 260, 268.

[226] Müsnede'de denilmiştir ki: Buhârî'nin muallak olarak zikrettiği Abbâs b. Sehl'den ri-vayetiyle Umâre b. Ğaziyye, buna (Abdülmüheymin b. Abbâs'a) mutabaat yapmıştır. Ben derim ki: Buharı, Amr b. Yahya'nın Abbâs b. Sehl'den, onun da Ebû Humeyd es-Sâidî'den nakli şeklinde benzerini müsned olarak nakletmiştir. Orada şu ifadeler yer al­mıştır: "Hatta Medine'yi gördüğümüzde ...buyurdu" (Tebuk gazvesinin sonu). Bûsîrî Abdülmüheymin'in zayıf olduğunu belirtmiş, konu hakkında ibn Hacer'in görüşünü, kaynak göstermeksizin nakletmiştir.

[227] Bûsîrî senedinin sahih olduğuna hükmetmiş. Vefâü'l-vefâ'da denilmiştir ki: "Bunu Abdürrezzâk sahih bir senetle rivayet etmiştir." (II, 409).

[228] Müsnede'de hadisin sahih mevkuf o\du%u belirtilmiştir.

[229] Senedinde sakınca yoktur. Bûsîrî hadisi buradakinden daha uzun zikretmiş ve "Ravileri   güvenilir  kimselerdir.   Hadis   "Sakın  kabrimi put  edinmeyiniz"  kısmı   hariç Sahîhân'da mevcuttur" demiştir.

[230] Senedinde Ömer ailesinden ismi zikredilmeyen biri vardır. Bûsîrî "Bunu Tayâlisî, tabiinin bilinmemesi sebebiyle zayıf bir senetle nakletmiştir" demiştir.

[231] Senedinde geçen Hafs el-Kârî'nin bu hadisini Buhârî ed-Duâfâ'da zikretmiştir. Bûsîrî de "Bunu Ebû Ya'lâ ve Sünen'inde Beyhakî, cumhur tarafından zayıf görülen Leys b. Ebî Süleym'in yer aldığı bir senetle zikretmiştir" demiştir. Bkz. Vefâü'î-vefâ, II, 398.

[232] Senedinin zararı yoktur. Bûsîrî yorum yapmamıştır.

[233] Müsnede'de "Musa zayıf biridir" denilmiştir. İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî bundan daha iyi bir senetle başka bir tarikten nakletmişlerdir. Hadisin senedini Bûsîrî de Musa er-Rabezî'nin zayıf olması nedeniyle zayıf görmüş ve "Bunu Ahmed b. Hanbei, Nesâî ve Ibn Mâce muhtasar olarak naklettiler" demiştir.

[234] el-Hâris, Vakıdî'den nakletmiştir. Bûsîrî de Vâkıdî'nin zayıf olduğunu belirtmiştir.

[235] Senedinde bunu Ömer'den nakleden zatın ismi verilmemiştir. Vefâü'î-vefn'da es-Semhûdî benzerini Ebû Ğaziyye yoluyla Ömer'den nakletmiştir. (II, 20).

[236] Bunu el-Hâris, zayıf biri olan Vakıdî'den nakletmiştir. Ama Bûsîrî'nin bildirdiğine göre rivayetin şahitleri vardır.

[237] Humeydî'nin Müsned'ınin nüshalarından bizim muttali olduklarımızda "Ömer b. el-Hattâb'ı şöyle derken işittim" cümlesi yer almamıştır. Aksine orada "Süleyman b. Atîk'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben minberde İbnü'z-Zübeyr'i şöyle derken işit­tim" ifadesi geçmiştir. İleride bu farklılık zikredilecektir.

[238] Humeydî, Müsneâ, II, 420. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını belirtmiştir. Hafız İbn Hacer Fefhü'l-Bâri'de Süleyman b. Atik'in İbnü'z-Zübeyr'den, onun da Ömer'den rivayetini kaynak göstermeden zikretmiştir. Süleyman ve Atâ'nın İbnü'z-Zübeyr'in ken­disinden rivayetini ise Abdürrezzâk'a nisbet ederek zikretmiştir. Yine İbnü'z-Zübeyr'den merfû olarak nakledilen bir rivayeti de Ahmed b. Hanbel'e nispet etmiş ve Ibn Abdülber'den şöyle dediğini nakletmiştir: "İbnü'z-Zübeyr'den nakledilen rivayetin merfû veya mevkuf olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. Merfû olarak nakledenler daha sağlam ve hafızaları daha güçlüdür. Böyle bir şey akılla söylenemez." Burada yine işaret edilmelidir ki, Hafız İbn Hacer "Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz ... yüz bin namazdan daha faziletlidir" cümlesinin Hz. Ömer'e ait olduğunu söylemiştir. Bkz. Fethü'UBârî, III, 44, st. 31. Gerçekte ise bu Süfyan'in sözüdür,

[239] Mekke dağlarından bir dağdır, Hattâbî: "Muhaddİslerin ekseriyeti yanılarak bu sözcüğü "Hara" diye okurlar" demiştir.

[240] Mekke yakınında bir dağdır.

[241] Senedi basendir ama (rivayet) mevkuftur. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[242] Asıl nüshalarda "defnedildi" ifadesi yoktur. Bundan önceki kısım İse Müsnede'de açık değildir. ez-Zevâîd ve Keşfü'l-estâr'da: "Hayf mescidine yetmiş peygamber defnediimiştir" şeklinde geçmiştir. Bezzâr demiştir ki: "İbn Ömer'den nakleden bundan daha iyi bir se­net bilmiyoruz. İbrahim bunu Mansur'dan tek başına nakletmiştir." (I, 241, yazma). Heysemî de ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir; bkz. III, 297. el-lthâf da ise İfade ".... yetmiş peygamberin kabri bulunmaktadır" şeklindedir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Bezzâr sahih bir senetle rivayet etmişlerdir."

[243] Senedinde tanımadığım biri vardır. Bûsîrî: "Bunu Humeydî mvkfof olarak zikret­miştir" açıklamasıyla yetinmiştir.

[244] Asıllarda bu şekilde geçmiştir. Ama M. ez-Zevâid'de bunun yerine "zeytin yağı" sözcüğü yer almıştır.

[245] İbn Husayn.

[246] Heysemî demiştir ki: "Hz. Peygamber'in azatlı cariyesi Meymûne'nin hadisinin bîr kısmım Ebû Dâvud nakletmiştir." (IV, 7).

[247] Müsnede'de denilmiştir ki: "Bu, hemen arkasından gelen hadisin teyit ettiği mürsel ve hasen bir hadistir.."

[248] Bûsîrî demiştir ki: "İshâk bunu hnsen bir senetle rivayet etmiştir." Müsnede'de de şöyle geçmiştir: "Bu, bir önceki hadisin teyit ettiği mürsel ve kasen bir rivayettir. Kaynak­lan farklı olduğundan her biri diğerini kuvvetlendirmiştir. Hadisin üçüncü bir tariki daha vardır."

[249] Heysemî hadisi buradakinden daha uzun ve daha detaylı olarak nakletmiş ve "Se­nedinde ismi zikredilmeyen biri vardır" demiştir. (IV, 74). Bûsîrî de aynı şeyi söyleyerek ravilerinden birinin tanınmaması dolayısıyla hadisin senedini zayıf görmüştür.

[250] Fırat, bir şahsın ismidir.

[251] Senetlerinde yer alan Muhtar b. Nafi et-Temmar hakkında Buhârî ve bir gurup bil­gin: "münkeru'l-hodis (hadisi münkerdir) hükmünü vermişlerdir. Iclî ise güvenilir oldu­ğunu söylemiştir. Bkz. 1362 nolu hadis. Bûsîrî de: "Senetlerinin ekseninde yer alan Muh­tar b. Nafi zayıf biridir" açıklamasını yapmıştır.

[252] Zehebî hadisi el-Miznn'da Ebû Ya'lâ'ya ulaşan bir senetle rivayet etmiştir. Senette "Ali b. Hüseyin, Hz. Peygamber'den (sallallahu aleyhi vesellem) naklen şöyle demiştir" ifa­desi geçmektedir. M. ez-Zevâid'de de hadis aynı ifadeyle yani merfıı olarak geçmiştir. Sonra bu ilaveyi d-İthâf da. da buldum.

[253] Senedinde geçen Ebû Hişâm ed-Debbâğ (el-Miznn'da ise el-Kannâd şekilde geçmek­tedir) hakkında Zehebî: "Tanınmamaktadır. Haberi münkerdir" açıklamasını yapmış, sonra bu hadisini nakletmiştir. Aynı hadisi Taberânî, Hasan'dan nakletmiş olup sene­dinde Muhammed b. Hişam geçmektedir. Heysemî: "el-Miznn'da Muhammed b. Hişam adında kimse yoktur. Bu yüzden zayıftır. Geri kalan ravileri ise güvenilir kimselerdir" demiştir. (IV, 76). Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[254] Senedinde İbn Ömer'den nakleden zatın ismi zikredilmemiştir. Yine ismi tam ola­rak zikredilmeyen biri daha vardır. Bunun hakkında Bûsîrî de benzer şeyler söylemiştir.

[255] Heysemî demiştir ki: Senedinde yer alan Cübâre b. el-Muğallİs'i, İbn Nümeyr gü­venilir olarak değerlendirirken hadis bilginleri zayıf saymışlardır. İbn Maîn ise yalancı­lıkla itham etmiştir." (IV, 94). Hadise Büsîrî de zayıf hükmünü vermiş ve "Aslı, Müs­lim'de İbn Abbâs hadisi olarak nakledilmiştir" demiştir.

[256] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan İbn Nebhân metruktür" (IV, 91).

[257] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Mus'ab b. Sâbit'i, İbn Hibbân güvenilir görürken, bir grup bilgin zayıf saymıştır." (IV, 98).

[258] Senedinde yer alan Nadr b. Ma'bed hadis konusunda gevşektir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İbn Ebî Şeybe, Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr nakletmiştir. Hepsi de Sabbâh b. Mu-hammed el-Ahmedî tarikiyle rivayet etmişlerdir. Bu zat hakkında Bozzâr: "Meşhur de­ğildir" derken, İbn Hibban: "Güvenilir ravilerden uydurma hadisler rivayet eder" de­miştir. Iclî ise güvenilir kabul etmiştir.

[259] Heysemî demiştir ki: "Bunu Taberânî el-Mu'cemü'l-evsat'ta ve ayrıca Ebû Ya'lâ riva­yet etmiş olup Taberânî'nin ravileri Snhîh'in ravileridir." (X, 237)

[260] Heysemî demiştir ki: "Senedinde geçen Ubeyd b. Nestâs'ın biyografisini yazana rastlamadım. Ama geri kalan ravileri güvenilir kimselerdir." (IV, 71) Ben derim ki: Bu zattan Usâme b. Zeyd el-Leysî ve Müslim b. Saîd b. Banek rivayet etmiş olup mechulii'l-mjn değildir (kimliği bilinmektedir). Bkz. et-Tehzib, VII, 75. Bûsîri, senedin hnsen olduğu­nu söylemiştir.

[261] Müsnede'de böyle geçmektedir. Ama el-İsâbe'de bunun onun kocası olduğu belirtil­miştir. Oğlu ise Ayyaş b. Abdullah b. Ebî Rabî'a'dır. Ona Yemen'den güzel koku gönde­ren budur. Bkz. IV, 332. Korkarım, Hafız İbn Hacer, İbn Sa'd'dan naklederken yanılmış­tır. Çünkü İbn Sa'd'ın rivayeti de buradaki gibidir. Müellif orada açıkça onunla {Es-ma'yla) Hişam b. el-Muğîre'den sonra kardeşi Ebû Rabî'a'nm evlendiğini ve ondan Ay­yaş ve Abdullah diye iki oğlu olduğunu belirtmiştir. {VIII, 300)

[262] Senedinde "İsmail b. Nûh babasından, o da dedesinden naklen" ifadesi yer almıştır ki, bu zat hakkında el-Ezdî: "Hadisi metruktür" hükmünü vermiştir. Yine Ukaylî de onun isminin geçtiği bir hadis hakkında "Ravileri meçhuldür" demiştir. Bkz. el-Lisân, I, 441).

[263] Senedinde İbn Lehî'a geçmektedir. Hafız İbn Hacer demiştir ki: İbn Hibban tarafın­dan nakledilen Amr b. el-Hâris'in Derrac'dan nakli bunun mutâbiidir. Bkz. Müsnedc. Ahmed b. Hanbel "Derrac'm Ebu'l-Heysem'den nakillerinde zayıflık vardır", derken İbn Şâhîn: "Bunda bir sakınca yoktur" değerlendirmesini yapmıştır. Bkz. et-Tehzib. Bûsîrî de "Bunu İbn Hibban Sahîh'inde rivayet etmiştir" deyip, yorum yapmamıştır.

[264] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Hişâm b. Ziyâd oldukça zayıftır." (IV, 61.) Bunu Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[265] Senedinde geçen Adî b. Fadl oldukça zayıf bindir. Muhammed b. Anbese ona mutâbaat etmiştir. Ama bu zatı da tanımıyorum. Heysemî bu hadisi zikretmeyip, yerine Bezzâr'dan naklen Enes'in Allahım ümmetimin Perşembe günü erkenden yapılan işlerim bereketli kıl" ifadeleriyle rivayet ettiği hadisi zikretmiştir. Ne var ki, senedinde metruk bir ravi vardır.

[266] Müsnede'de "Hadis müellifleri bunu bu siyakla nakletmemişlerdir" denmiştir. Ben derim ki: Senedi sahihtir. Fakat mürseldir. Bûsîrî de: "Bunu İshâk mürsel olarak nakîet-nııştır. Müellifler bu siyakla rivayet etmemişlerdir" açıklamasını yapmıştır.

[267] Bu zat, Zuhayr b. Râfi' b, Adî olup Bedir savaşma katılmıştı. Râfi' b. Hadîc b. Râfi' b. Adî'nin de amcasıdır.

[268] Senedi ceyyiddır. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarım söylemiştir.

[269] Senedi sahihtir. Fakat hadis miirsridîr. Müsnede'de denilmiştir ki: "Bu sahîh bir se­nettir. Rivayetin bir kısmı mürsel, bîr kısmı ise mevkuftur."

[270] Müsnede'de denilmiştir ki: "Bunu Hişâm (b. Abdullah b. İkrime), Hişâm (b. Urve)den tek başına nakletmiştir." Heysemî de der ki: "Hişâm b. Abdullah b. İkrime'yi ibn Hibbân zayıf saymıştır." (IV, 63). Hişâm'in zayıflığı sebebiyle hadisin senedini Bûsîri de zayıf görmüştür.

[271] Heysemi demiştir ki: Bunu Ahmed b. Hanbel ve Ebû Ya'lâ rivayet etmişlerdir. Ravileri Sahîh'in ravileridir." (III, 83). Ben derim ki: Hadisin bir kısmı zekat bölümünde geçmişti (hadis no. 824).

[272] Senedinde ismi zikredilmeyen Basralı bir adam vardır. Bûsîrî de: "Senedinde ismi zikredilmeyen bir ravi vardır" demiştir.

[273] Heysemî demiştir ki: Bunu Ebû Ya'lâ, Abdülmümin'in İbn Ömer'den rivayeti ola­rak nakletmiştir. Buradaki Abdülmümin'i tanımıyorum" (IV, 114). Ben derim ki: Kanaa­timce bu, Abdülmümin b. Ebî Şir'a'a el-Cellâb olup İbn Ömer ve Câbir b. Zeyd'den riva­yette bulunmuştur. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Mam onu güvenilir kabul etmiştir. Bûsîrî de hadisin ravilerinin güvenilir olduklarını söylemiştir.

[274] Senedinde zararlı bir durum yoktur. Sonra benden Önce Heysemî'nin "Ravileri Sa-h'ih'm ravileridir" dediğini (IV, 114) gördüm. Bûsîrî ise yorum yapmamıştır.

[275] Ravileri güvenilir kimselerdir. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded hcısen bir senetle rivayet etmiştir."

[276] Hepsinin senedinde de Muhammed b. es-Saib el-Keibî yer almıştır. Onun hakkında Heysemî: "Ona nispet edilen çirkefliklerden Allah'a sığınırız" demiştir. Yine demiştir ki: Bunu Bezzâr da Hafs b. Ebî Hafs'ın geçtiği bir senetle rivayet etmiştir. Zehebî onun hak­kında kavi/sağlam olmadığını söylemiştir. (IV, 115). Müsnede'de ise şöyle kaydedilmiştir: Muhammed b. es-Sâib, İbnü'l-Kelbî olup kesinlikle metruktür. Muhtemelen İshâk onun hadisini, aslı bulunduğu için nakletmiş ve hemen peşinden geİen, senedi sakıncasız mev­kuf hadisi ona şahit olarak zikretmiştir.

[277] Müsnede'de şöyle kaydedilmiştir: Zannımca Ebû Kays, Amr b. el-As'ın azatlısıdır. Ondan Ali b. Rabâh hadis işitmiştir. Bunu Ebû Bekir'den işitti mi, yoksa mektubundan mı okudu, bilmiyorum." Ben derim ki: Daha evvel senedinin sakıncasız olduğuna dair Hafız'ın görüşü zikredilmişti. Bunu Tahâvî de rivayet etmiştir ve onun rivayetinde açık­ça Ebû Kays'ın Amr b. el-As'm azatlısı olduğu belirtilmiştir. Rivayetin sonunda "Ebû Kays <Ben onun mektubunu okudum> dedi" kaydı yer almıştır. (II, 235). Kenziİ'İ-ummnS'da müellif hadise sahih hükmünü verirken, Bûsîrî de "Bunu İshâk sahih bir senetle nakletmjştir" açıklamasını yapmıştır.

[278] Ebû Saîd er-Rakkâşî dışındaki ravileri güvenilir kimselerdir. Ebû Saîd'in durumu bana göre aşikârdır. Onu eserinde zikreden İbn Ebî Hatim, hakkında tenkit/cerh naklet-nıemiş ve "Enes'den rivayette bulunmuştur" kaydını düşmüştür. Hadisin anlamını Tahâvî'nin şu rivayeti izah etmektedir: Irak halkından bir adam İbn Ömer'e: İbn Abbâs başımızda emir/yönetici iken dedi ki: "Kime bir dirheme karşılık yüz dirhem verilirse, alsın." İbn Ömer de dedi ki: Ben, Ömer b. el-Hattâb'dan işittim. Dedi ki: "Resûlullah (saUallahu aleyhi vesellem) <Altın altınla ağırlığı ağırlığına ve misli misline birbirine eşit olarak de­ğiştirilir. Kim artmrsa, (fazlalık) faiz olur> buyurdu." Sonra İbn Ömer: "Eğer şüphen varsa bunu Ebû Saîd el-Hudrî'ye sur" dedi. O da sordu ve Ebû Saîd bunu Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesdlem) duyduğunu söyledi. Sonra İbn Abbâs'a İbn Ömer'in dedikleri bildi­rilince, Rabbinden bağışlanmak diledi ve "Bu benim kişisel görüşümdü" dedi. (II, 234). Beyhakî'nin rivayet ettiğine göre de İbn Abbâs demiştir ki: "Ben bu şekilde fetva verir­dim. Tâ ki Ebû Saîd ve İbn Ömer, Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesdlem) bunu yasakla­dığını bildirdiler. O günden beri ben de bundan men ediyorum." (V, 282).

[279] Senedinde yer alan Salim b. Ebî Hafsa hakkında İbn Hacer "hadis konusunda sndûit/dürüst olmakla birlikte aşın Şiidir" açıklamasını yapmıştır.

[280] Yani İsmail b. Abdülmelik b. Ebis-Sufeyrâ. Hadis münekkitleri bu zatı tenkit etmek­le birlikte Buhârî ve İbn Adî: "Hadisi yazılır" demişlerdir. İbn Ebî Hatim de "Terk edil­me noktasında değildir" demiştir. Bûsîrî, İbn Hacer'İn bu sözlerini kaynak göstermeden nakletmiş ve "Hakkında tenkit vardır" demek yerine "İsmail hakkında ihtilaf edilmiştir" ifadesini kullanmıştır.

[281] Senedi ceyyiddit. Kenzü'l-ummâl'da o* remziyle yani, İbn Ebî Şeybe'nin Saîd b. el-Müseyyib'den nakli olarak şöyle denilmiştir: Hz. Ömer'e bolluk zamanına kadar vadey­le iki koyuna karşılık bir koyunun satışı soruldu. O bunu mekruh gördü. (II, 230). Bûsîrî demiştir ki: "Bunu sahih bir senetle İshâk b. Râhaveyh ve sual kısmı hariç, İbn Mâce ri­ayet etmiştir."

[282] Müsneâe'de denilmiştir ki: "Sahîh'te yer alan Ubâde b. es-Sâmit hadisi bunun şahi­didir." Bu senet hasenâir. Ama Saîd b. e-Müseyyib, Bilâl'den hadis işitmemiştir. Büsîrî ise bir değerlendirme yapmamıştır.

[283] Bûsîrî, hadisin mürsel veya mıı'dai olduğunu söylemiştir.

[284] İsnadı sakıncasızdır. Bunu Tahâvî rivayet etmiştir. (II, 235).

[285] Şerhu Meâni'l-âsâr'âa "Dirhem, dirhemle değiştirilir. Biri fazla olursa, faiz olur" rivayeti nakledilmiştir. Tahâvî bunu Ebû Nuaym yoluyla Süfyan'dan nakletmiştir. (III, 235). Ay­nı hadis Kenzü'l-ummâl'da da geçmiş olup müellif ona sahih hükmünü vermiştir. Hadisi Abdiirrezzâk'a da nispet etmiştir.

[286] Bu, müellifin defalarca uydurma olduğuna dikkat çektiği hadisin bir parçasıdır.

[287] Senedinde sakınca yoktur.

[288] Senedi sahihtir. Kenzii'l-ummâl'da müeüif bunu aynı zamanda Abdürrezzâk'a da nispet etmiştir. (II, 232). Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduğunu söylemiştir.

[289] Bûsîrî'nin belirttiğine göre hadis mürsel olup ravileri güvenilir kimselerdir.

[290] Taberânî de Ubeyd b. Nadle'den şöyle dediğini nakletmiştir: Bir adam kendisine ait bir deveyi on parçaya ayırdı. Sonra: "Kim bu etin onda bir parçasını, develerin hamile kaldığı zamana kadar vadeyle bir kalûs (genç dişi deve) karşılığında satın alır?" dedi. Bazı insanlar satın aldılar. Sonra bu haber Hz. Peygamber'e (sallaüahu aleyhi vesellem) ulaştı ve alış verişi iptal etmesini emretti, o da iptal etti. Heysemî demiştir ki: "Bu mürseİ bir hadistir. Ama ravileri SflMfa'in ravileridir. Yine aynı şahıstan nakledildiğine göre bir adam bir deve kesmiş ve bir adam da onun onda birini bir hukka (üç yaşını doldurmuş dişi deve) karşılığında satın almış. Sonra bu haber Hz. Peygamber'e (saMlahu aleyhi vesellem) ulaşınca satışı iptal etmiş. Ebû Nuaym da demiş­tir ki: "Süfyan'dan nakleden bazı ravilerimiz hadiste "vadeyle" ifadesini kullanmışlar­dır." Fakat bu da nıiirselöir. Bkz. ez-Zevâid. IV, 104.

[291] Bunu, İbn Abbâs'dan işiten kişi meçhuldür. Metin de kapalı olup tahkik ve tashihe muhtaçtır. Abdürrezzâk, Ma'mer'den, o da Yahya b. Ebî Kesîr'den, o da bir adamdan, o da ibn Abbâs'dan: "Etin, koyun karşılığında satılmasında bir sakınca yoktur" dediğini nakletmiştir. (IV, 482, yazma).

[292] Bu, mürsei oiup^senedi sahihtir. Doğru metin, "Ete karşılık hayvan satışını yasakla­mıştır" şeklinde olmalıdır. Bkz. Mvvattâ, II, 150; Beyhakî, V, 296. Bûsîrî ravilerinin güve-nılir olduğunu söylemiştir.

[293] Senedinde yer alan Rabî' b. Subayh dürüst olmakta birlikte hafızası zayıftır.

[294] Müsnede'de bu şekilde geçmiştir. Ama hadis, senet ve mânâ bakımından Ubeyd b. Nadle'nin hadisinin aynısıdır. Bkz. Abdürrazzak, Musannef. Eş'as yerine Tev'eme'nin azatlısı Salih yoluyla Abdullah b. Abbâs'dan nakledildiğine göre Ebû Bekir zamanında bir deve kesilip on parçaya ayrılmış. Bir adam: "Bir koyun karşılığında bana bir parça verin" demiş ve Ebû Bekir: "Bu (satış) uygun olmaz" diyerek reddetmiştir.

[295] Senedi Abdullah'a kadar ajı/ı/;rfdir.

[296] Senedinde bir sakınca yoktur. Bununla birlikte Bûsîrî, senedinde yer alan Yahya b. Zekeriya'nın zayıf görüldüğünü söylemiştir.

[297] Senedi hasendir.

[298] Senedinde yer alan Âsim b. Ubeydullah zayıf biridir.

[299] Tahâvî, Şu'be b. Hâlid b. Seleme tarikiyle nakletmiştir. (II, 222). Senedi sahihtir. Aynı hadisi Saîd b. Mansûr da başka bir tarikten nakletmiştir. (III, 109). Beyhakî'nin Abdurrahman b. Abdullah b. Utbu tarikiyle Muhammed b. Abdurrahman b. el-Hâris b. Ebî Dırar'dan naklettiğine göre Ömer b. e!-Hattâb, Abdullah b. Mes'ûd'un hanımına humus hissesinden bir cariye vermiştir....

[300] İbn Ebî Şeybe ve el-Hâris'İn senetlerinde adı geçen Haccâc b. Ertât sadûk/dürüst ol­makla birlikte sık sık hata yapan bîridir.

[301] Taberânî, el-Mıı'cenıu'l-kdur'de rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Bişr b. Umâre el-Has'amî zayıf biridir." (IV, 111). Ben derim ki: İshâk'm sene­dinde Bişr b. Umâre yoktur. Onda Ahvas b. Hakîm'in Ebû Avn el-Ensârî'den, onun da İbnü'l-Müseyyib'den rivayeti söz konusudur. Ahvas'dan rivayette bulunan ravi ise Isa b. Yûnus'tur. Bûsîrî demiştir ki: "Bunu İshâk tek senetle rivayet etmiştir. Senedin merke­zinde ise zayıf biri olan Ahvas b. Hakîm bulunmaktadır

[302] Müsnede'âe şu ilave kaydedilmiştir: "Hadiste, Atâ ile Attâb arasında kopukluk var­dır. Ayrıca Leys b. Ebî Süleym de zayıftır." Bunu Taberânî el-Mıt'cetnu't-kebîfde naklet­miş olup sözleri şöyledir: "Sizden hiçbiriniz selef usûlü satış yapmasın. Sizden hiçbiriniz garar satışı (bedellerden birinin meçhul olduğu satış) yapmasın. Sizden hiçbiriniz sahip olmadığı bir şeyi satmasın" Senedinde zikri geçen Musa b. Ubeyde zayıftır. Bkz. Heysemî (IV, 86). Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ ve Ibn Mâce muhtasar olarak nakletmişlerdir. Her ikisi de zayıf biri olan Leys b. Ebî Süleym tarikiyle tahrîc etmiştir. Fakat biri Ebû Dâvud tarafından, diğeri Tirmizî tarafından nakledilmiş iki şahidi vardır."

[303] Bûsîrî ravilerinirı güvenilir olduklarını söylemiştir.

[304] Senedi zararsızdır. Bûsîrî yorum yapmamış ve Ibn Abbâs hadisinin bunun şahidi olduğunu söylemiştir.

[305] Mecr, dişi devenin karnındaki yavrudur. Hamile devenin doğumu yaklaştığı zaman karnındaki yavruya mecr denir.

[306] Senedinde yer alan Musa b. Ubeyde er-Rabezî zayıftır. İbn Maîn demiştir ki: Mu­sa'nın bu hadisi münker kabul edildi. Bu yüzden zayıf görülmektedir. Bkz. Beyhakî (V, 341). Bu zâtı Bûsîrî de zayıf saymıştır.

[307] Senedi hasendir.

[308] İkincisini Ahmed b. Menî de rivayet etmiştir. Bûsîrî: "İbn Ömer hadisinin ekseninde Musa b. Ubeyde vardır ki, zayıftır" demiştir.

[309] Senedinde yer alan İsmaîl b. Müslim el-Mekkî zayıf biridir.

[310] Heysemî demiştir ki: "Senedinde geçen İsmail b. Müslim el-Mekkî zayıftır. (IV, 81). Bûsîri de benzer şeyler söylemiştir.

[311] Beyhakî, V, 322. Heysemî demiştir ki: "Senedinde Abdüsselâm b. Aclân yer almış­tır." Bu zat hakkında Ebû Hatim: "Hadisi yazılır" derken, başkaları onunla ihticâc et­mekten sakınmışlardır. Bkz. Zehebî, IV, 80.

[312] Senedi sahihtir. Bkz. Beyhakî, V, 302. Bûsîrî ravilerinin güvenilir olduklarını söyle­miştir.

[313] imam Mâlik, Muvattâ. Bûsîrî bunu MÜsedded ve İshâk'a nispet etmiş ve ifadenin Osman ihtikârı yasaklardı. Babam dedi ki: Sadece yiyecek ve tabaklanmış deride ihtikar duğunu düşünürlerdi" şeklinde olduğunu söylemiştir. Yukarıda bu rivayetin metni yer almıştır.

[314] Beyhakî muallak olarak nakletmiş olup senedi basendir.

[315] Kenzü'l-ummâl'da. "zayıf görülmüştür" ilavesi yer almıştır. Bûsîrî de: "Bunu el-Hâris zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Çünkü Nevfel b. Abdülmelik tanınmamaktadır. Ayrıca hadisi ondan nakleden ravi de zayıf görülmüştür" açıklamasını yapmıştır.

[316] Beyhakî, Ca'fer b. Avn yoluyla Ebu'l-Umeys'den "Bu süre içinde onu nasıl garanti edeceksin?" ifadesiyle nakletmiştir." (V, 352} Senedinde sakınca yoktur.

[317] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, İbn Hibbân'ın şartına göre sahih bir senetle mürsel olarak rivayet etmiştir." Ben derim ki: "Bunu Ebû Ya'lâ, Dâvud b. Reşîd'den, o da Velîd b. Müslim'den rivayet etmiştir. İbn Hibbân ve başkaları ise İbn Ebi's-Sürrî yoluyla Velîd'den nakletmiştir. Hadisi Hafız İbn Hacer, ei-İsâbe'de hasen derecesinde görmüştür. Bkz. Mevâridü'z-Znm'nn, s. 516; İbn Mâce, s. 166.

[318] Senedi sahih olmakla birlikte miirsclAn. Müzâbene; hurma ağacındaki yaş hurmayı kuru hurma ölçeği ile satmaktır. Muhâkde ise ekinde olur; başaktaki daneyi, başaktan çıkarılıp arınmış dane ölçeği karşılığında satmaktır.

[319] Mâlik, Muvattâ, II, 129. Bûsîrî: "Bunu Müsedded, Sahîh'in ravi zinciri ile ancak mi'trsel olarak nakletmiştir" açıklamasını yapmıştır.

[320] Bûsîrî'nin belirttiğine göre ravileri güvenilir kimselerdir.

[321] Heysemî demiştir ki: "Senedinde ismi zikredilmeyen biri vardır" (IV, 124). Ben de­rim ki: Bu zât, Kahraman li-Sa'd'dır. Bûsîrî de tabii neslinden olan bu ravinin tanınma­ması sebebiyle senedini 201///saymıştır.

[322] Bunu Taberânî rivayet etmiş olup Heysemî: "Senedinde yer alan Musa b. Ubeyde er-Rabezî zayıf biridir" açıklamasını yapmıştır. (IV, 73) Müsnede'de "Sahîhayn'da Numân B^ŞÎr'den nakledilen bir şahidi vardır" açıklaması yer almıştır.

[323] Mücerrede'de burada "İkisi de İshâk'a aittir" ifadesi yer almıştır. Ama bu bir yanıl-8'dır. Doğrusu birincisi İshâk'a, ikincisi Ebû Ya'lâ'ya aittir.

[324] Bunu Taberânî de rivayet etmiştir. İki senette de Ubeyd b. Kasım yer almıştır ki, °nun hakkında Heysemî "metruktür" açıklamasını yapmıştır. (X, 294).

[325] Müsnede'de "Hadis, Haccac'm zayıfhğıyla birlikte mürsetdir" açıklaması geçmiştir.

[326] Bunu Taberânî de rivayet etmiş olup Heysemî ravilerinin güvenilir olduğunu söy-J^rniştîr. (IV, 79). Ravilerini Bûsîrî de güvenilir kabul etmiştir.

[327] Hadisin tamamı Abd b. Humeyd'in Müsned'inde geçmiş olup Giyim bölümünde in­şallah gelecektir. Hadisi Bûsîrî, İbn Râhaveyh, Abd b. Humeyd ve Ebû Ya'lâ'ya nispet ederek "Hadislerin merkezinde yer alan Muhtar b. Kani zayıftır" açıklamasını yapmıştır.

[328] meufcû/hır" kaydı vardır.

[329] Bûsîrî, Bişr b. el-Hüseyin el-Asbahânî'nin zayıf olması sebebiyle hadisi zayıf gör­müştür.

[330] Bûsîrî yorum yapmayıp asimin Ebû Hureyre rivayetiyle Sahîhmjn'da geçtiğim soy-lemekie yetinmiştir.

[331] Hafız İbn Hacer, et-Tehzib'de "Hadis mürsel olup bunu Nesâî, Müsnect-i Ali'de zik­retti" açıklamasını yapmıştır.

[332] Bûsîrî demiştir ki: "Bunu Müsedded sabah bir senetle mürsel olarak nakletmiştir. Nuaym b. Abdurrahman ise Basralı olup onu İbn Hibbân es-Sikât'ta zikretmiştir."

[333] Bûsîrî: "Bunu Müsedded sa/iîft bir senetle rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır.

[334] Bu. Müellifin defalarca uydurma olduğunu belirttiği haberin bir parçasıdır.

[335] Hadisi, Taberânî başka bir tarikle Ebû Umâme'den rivayet etmiş olup senedinde yer alan Ca'fer b. Zübeyr yalancıdır. Bkz. Heysemî, IV, 132. Ben derim ki: el-Hâris'nin sene­dinde geçen Bişr b. Nümeyr de yalancının tekidir. Hadisi Bûsîrî de zayıf görmüştür.

[336] Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Benî Umeyye'nin azatlısı Abdullah'ın bi­yografisini zikredene rastlamadım. Geri kalan raviler ise Sahîh'm ravileridir." (IV, 129)

[337] bkz. Mevâridü'z-Zam'ân, s. 281.

[338] Bûsîrî benzerini hocası Hafız Ebu'1-Fadl b. el-Hüseyin el-Irâkî'den nakletmiştir.

[339] el-Hâris, Miisned, I, 308, yazma. Senedinde yer alan Sevvâr b. Mus'ab metruktür. Bunu zayıf gören Bûsîrî: "Hâkim'in ve ondan da Beyhakî'nin naklettiği Nadle b. Ubeyd hadisi bunun şahididir" demiştir.

[340] Hadis mı'/rse/dir. Fakat Taberânî bunu, İbn Abbâs'dan mcrfCı ve muttasıl olarak riva­yet etmiştir. Senedinde yer alan Müslim b. Hâlid ez-Zencî zayıftır. Bununla birlikte gü­venilir olduğu da söylenmiştir. Bkz. Hcysemî IV, 130. Heysemî diğer yandan bu işlemin yasak oluşuna dair, senedinde Musa b. Ubeyde er-Rabezî'nin yer aİdığı İbn Ömer hadi­sini ve ayrıca Mikdâd haberini nakletmiştir ki, bunun senedinde geçen Ebu'l-Me'ârik'i tanımadığını söylemiştir. Geri kalan ravüeri ise güvenilir kimselerdir.

[341] Bûsîrî, Kesîr b. Abdullah'ın zayıf olması nedeniyle hadisi zayıf olarak değerlendir­miştir.

[342] Bunu Taberânî de rivayet etmiştir. Heysemî: "Senedinde yer alan Ebû Utbe el-Kindî'yi tanımıyorum" demiştir. (111, 40) Ben derim ki: Onu İbn Ebî Hatim zikretmiş °'up hakkında cerh ya da tadil kaydetmemiştir. Bûsîrî de yorum yapmamıştır.

[343] Senedinde yer alan Ubeydullah b. el-Velîd o!-Vessâfî zayıftır. Atiyye el-Avfî'nin za­yıf oluşu sebebiyle Bûsîrî de hadise 2nı/(/hükmü vermiştir.

[344] Sadaka b. İsa veya İsâ b. Sadaka'nm zayıf olması nedeniyle Bûsîrî hadisi ztryrfgör­müştür.

[345] Heysemî demiştir ki: "İsa'yı Ebû Hatim güvenilir kabul ederken, başkaları zayıf görmüştür." (III, 39). İsa'nın zayıf oluşu sebebiyle Bûsîrî de hadisi zayıf olarak değerlen­dirmiştir.

[346] Heysemî demiştir ki: "Senedinde tanımadığım biri vardır." (III, 40). Ben derim k: Kavileri tanınmaktadır. Ancak senedinde geçen Ensar'ın azatlısı Yûsuf b. Atiyye es-Sar'mî, hadisi zayıf biridir. Bkz. el-Cerh ve't-Tn'dil. Diğer yandan Bûsîrî, hadisin şahitleri Sunduğunu söylemiştir.

[347] Taberânî de rivayet etmiştir. Heysemî demiştir ki: "Senedinde yer alan Hadîc b. Savmî mesturdur (hali bilinmemektedir)-" Ben derim ki: Onu İbn Ebî Hatim eserinde üretmiş olup hakkında cerh ya da tadil nakletmemiştir. Bûsîrî ise: "Senedindeki e -frîkî zayıftır" açıklamasını yapmıştır.

[348] Senedi sakıncasızdır.