Uyarı - Hadis - Mutevatir - 6. Sayfa
UYARI
Alimler, kendisini doğrulayan ve (bir takım manevi) karinelerle kuşatılmış haberin vahidin bilgi ifade edip etmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Buna göre haberi vahid, bilgi ifade etmektedir mi? Yoksa mutlak olarak mı bilgi ifade etmektedir?
Haberin vahidin karinelerle[1] bilgi ifade ettiği görüşü; Âmidî, İbn Hâcib ve bir çoklarının görüşüdür.
İmam Sübkî’de “Cem’u’l-Cevâmi”de bu görüşü tercih etmiştir. Alimlerin çoğunun görüşü de, karineler bulunuyorsa, haberin vahidin bilgi ifade ettiğidir.
Tac es-Sübkî ise “Şerhu’l-Muhtasar”da bu görüşün doğru olduğunu belirtmektedir.
İkinci görüş ise; haberi vahidin, mutlak olarak bilgi ifade etmesidir.
Bu görüş, İmam Ahmed’e dayandırılmıştır. Fakat bunda içinden çıkılmaz bir durum var.
Üçüncü görüş ise; Üstad Ebu İshâk el-İsferâînî ve İbn Fûrek ise, haberin vahidin, nazarî bilgi olarak müstefiz ifade ettiğini söylemişlerdir.
Sübkî “Cem’u’l-Cevâmi”de bu mesele hakkında dört görüş bildirmiştir.
Hadis imamlarından bir çoğu, kişinin kendisiyle mutmain olduğu ve kendisiyle elbette ihtimalin kalmadığı karineli haberi vahidin nazarî ilim ifade ettiği görüşünü tercih etmiştir.
İbnu’s-Salâh (ö.
Buhârî ve Müslim’de yada ikisinden birinde Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında bir şey işiten kimse, Buhârî ve Müslim’in yüceliğini, büyüklüğünü ve araştırmalarının şeffaf olduğunu görür. İcmalarında hatadan masum olan ümmet, bu iki kitabı tasdik ve amel olarak kabul etmiştir.
Ümmet, mütevatir derecesinden düşen haberi vahidin nazarî bilgi ifade ettiğini kabul etmiştir.
Nevevî “Takrîb”de bu görüşün aksi olan “Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği hadislerin kuvvetli zan ifade ettiği” şeklindeki görüşü tahkikçilere ve bir çok kimselere dayandırmıştır.
İmam Nevevî “Şerhu’l-Müslim”de der ki: “İbn Burhân’ın, İbnu’’s-Salâh’ın konu ile ilgili olarak kitabında söylediklerini söyleyen bir kimseyi ayıplaması doğru bir davranış değil ve bu hatasında da aşırı gitmiştir.”
Suyûtî’de “Şerhu’t-Takrîb”de der ki: “İbn Abdusselam, İbnu’’s-Salâh’a karşı söylediği bu sözüyle ayıp etmiştir.
Bazı mutezililer, ümmet bir hadisle amel ettiği zaman bu, o hadisin sıhhatinin kesin olduğunu gerektirdiği görüşündeler. Fakat bu, çirkin bir görüştür.”
Hafız İbn Hacer’de, Nevevî’nin “Şerhu’l-Müslim”de konu ile ilgili bir çok kimsenin söylediği görüşleri çeşitli yönlerden söylemiştir.
Tahkik ehline gelince, onlar, İbnu’’s-Salâh’ın; Buhâri ve Müslim’in rivayet ettiği hadislerin bilgi ifade ettiği ile ilgili görüşünün doğru olduğunu belirtmişlerdir.
“Şerhu’n-Nuhbe”de karinelerle elde edilen haberi vahidin, tercih edilen görüşe göre nazarî bilgi ifade ettiğini belirttikten sonra konu ile ilgili olarak aynen şöyle der:
“Karinelerle elde edilmiş haberi ahadın, birkaç çeşidi vardır.
Buhâri ve Müslim’in bu önemli işteki büyüklüğü ve sahih hadisi belirlemede diğerlerinden üstün oldukları ortadadır. Zaten alimler de, bu iki kitabı kabul etmişlerdir. Bu kabullenme, tevatüre nispetle bir çok kısa yoldan gelerek bilgi ifade etmesi daha kuvvetlidir. Bu görüş, hafızlardan hiçbirinin bu iki kitapta kusur görmemesi ve bu iki kitapta vaki olan deliller ararsında çelişki meydana gelmemesi sebebiyle ileri sürülmüştür.
Şöyle ki; birbirine iki zıt şeyden, birini diğerine yada başka bir şeye tercih etmeksizin ikisinin de doğruluğuna hükmederek bilgi ifade etmesi imkansız olduğundan böyle bir şey kesinlikle tercih konusu olamaz. Çünkü icma, o şeyin sıhhatinin kesinliğini kabulü üzere hasıl olmuştur. Eğer o şeyin sıhhatinin kesinliği üzere değil de amelinin vücubu üzerinde ittifak ettiler denilse, bunu kabul etmeyiz. Kabül etmemenin dayanağı ise, onların sahih olan her şeyle amel etmenin vücubu üzerinde ittifak etmeleridir. Çünkü Buhâri ve Müslim, sahih olmayan bir şey rivayet etmemişlerdir. Eğer sahih olmayanı rivayet etmiş olsalardı, sahih olma hususunda bu iki kitap için üstünlük sabit olmazdı. İcma, bu iki kitabın sahih olduğunu gösteren üstünlük üzerine hasıl olmuştur.
Buhâri ve Müslim’in rivayet ettiği hadislerin, nazarî bilgi ifade ettiğini belirtenlerden bazıları şunlardır: Üstad Ebu İshâk el-İsferâînî, hadis imamlarından Ebu Abdullah el-Humeydî, Ebu’l-Fadl ibn Tâhir ve daha bir çokları. Sözkonusu üstünlüğün, Buhâri ve Müslim’in rivayet ettikleri hadislerin, hadislerin en sahih oldukları denilmesi muhtemeldir.
İbnu’s-Salâh’ın konu ile ilgili görüşüne itiaz edenlerden birisi de, Sirâcüddin el-Belkînî’dir.
İbn Kesîr (ö.
Suyûtî (ö.
Sehâvî (ö.
O kimsenin bu konudaki tercihi, bilgiyi gerektirmediği, sadece kuvvetli zannı gerektirdiğidir. Bu konuda başarılı olmak, tartışma götürür. Bu meselede son dönem alimlerinden bir grup, imam Nevevî’ye ve onunla aynı görüşte olanlara karşı çıkmışlar ve İbnu’s-Salâh, İbn Hacer ve bunlarla aynı görüşte olan kimseleri reddetmede aşırıya kaçmışlardır.
Bunlara göre; Buhârî ve Müslim’in şanının yüce olması, ümmetin onların kitaplarını alıp kabul etmesi ve (diğerlerinin kitaplarına nazaran onların kitaplarının) üstün olması ile ilgili icma, kesin bilgiyi gerektirmez. Bununla ilgili bilgi, onların rivayet ettikleri hadislerin mükemmel derecede muteber şartları içermesinden dolayı hadislerin en sahih olanını gerektiren bir gayeyi içermektedir. Dolayısıyla da bu, ancak kuvvetli bir zan ifade eder. Yani yakîn bilgiye çok yaklaşmış bilgiyi ifade eder. Yakîn bilgiyi ifade etmez. İtimat edilmesi gereken doğru görüş budur, dediler.
Derim ki: Buhârî ve Müslim’in “Sahih”lerinde İsrâ gecesi Hz. Peygamber (s.a.v)’in göğsünün yarılması ile ilgili hadis gibi, vuku bulmamasına rağmen, Keşif ehlinden bir grubun, Buhârî ve Müslim’in rivayet ettikleri bazı hadislerin doğruluğu hususunda hüküm vermeleri, bu hususu desteklemektedir. Buhârî ve Müslim’de geçmesine rağmen, “İbrîz” adlı kitabın yazarı (Abduaziz ed-Debbâğ), keşif yoluyla, İsrâ gecesi Hz. Peygamber (s.a.v)’in göğsünün yarılması olayını reddetmiştir.
Bu konuda daha
geniş bilgi için Hafız İbn Hacer (ö.
Bu, Allah’ın yardımıyla asıl maksada başlama zamanıdır.
[1]
Bu karineler şunlardır:
Yalnız bu meselede dikkat edilmesi gerekli olan nokta, hakikaten onun karineli olup olmadığı hususunun iyi tespit edilmesidir. Bir haberin karineli olup olmadığını, her hadisçinin bilemediği görüşü, en çok taraftar toplamış bir kanaattır. Karineler hakkında bilgi sahibi olacak hadisçi, bir hadisçide bulunması gereken vasıflardan ayrı olarak hadislerin illetlerini ve ravilerin durumlarını iyice bilmek zorundadır.
Yukarıda sıralanan karinelerin birkaç tanesinin bir haberde toplanması halinde, o haberin kesinlik ve bilgi ifade etmesi uzak sayılmaz.
Haberi vahidlerin bilgi yada zan ifade etmesi ile ilgili tartışmalar, normal olarak, bu karineli haberlerin dışında kalan hadisler için geçerlidir.
[2] Müselsel, hadis terimi olarak; isnadını teşkil eden bütün ravilerin bir sözü veya hareketi yada her ikisini birden devam ettirerek rivayet ettikleri hadise denir. Başka bir deyişle müselsel, bazen senedeki bütün ravilerin aynı eda lafızlarını kullanmaları, bazen metninde bulunan bir sözü veya hareketi tekrar etmeleriyle oluşur.
Hadis imamlarının çoğuna göre; müselsel hadisler, zayıftırlar. Yalnız zayıflık, hadisin kendisinde değil, teselsül denilen aynı hareketi yada sözü veya her ikisini birden tekrar etmektedir. Bununla birlikte müselsel hadisin sahih olabilmesi için delil teşkil etmeyeceği unutulmamalıdır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi