Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM - Riyaz6 - 4 2

YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM... 4

ÖĞLE NAMAZININ SÜNNETİ4

İKÎ YÜZÜNCÜ BÖLÜM... 5

İKİNDİ NAMAZININ SÜNNETİ5

İKİ YÜZ BİRİNCİ BÖLÜM... 5

AKŞAM NAMAZININ FARZINDAN ÖNCEKİ VE SONRAKİ SÜNNET.. 5

İKİ YÜZ İKİNCİ BÖLÜM... 6

YATSI NAMAZININ FARZINDAN ÖNCEKİ VE SONRAKİ SÜNNETİ6

İKİ YÜZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM... 6

CUMA NAMAZININ SÜNNETİ6

İKÎ YÜZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 7

SÜNNET VE NAFİLE NAMAZLARI EVDE KILMANIN MÜSTAHAB OLMASI. NAFİLE NAMAZI FARZ NAMAZIN KILINDIĞI YERDEN BAŞKA BİR YERDE KILMAK VE DÜNYA SÖZÜYLE DE OLSA ARALARINI AYIRMAK.. 7

İKİ YÜZ BEŞİNCİ BÖLÜM... 8

VİTİR NAMAZININ ÖNEMİ, SÜN NET-1 MÜEKKEDE OLUŞU VE VAKTİNİN AÇIKLANMASI8

İKİ YÜZ ALTINCI BÖLÜM... 10

KUŞLUK NAMAZININ FAZİLETİ, KAÇ REKAT OLDUĞU VE DEVAMLI10

KILINMASININ TEŞVİK EDİLMESİ10

İKİ YÜZ YEDİNCİ BÖLÜM... 11

KUŞLUK NAMAZIIN CAİZ OLAN VE DAHA EFDAL OLAN VAKİTLERİ11

İKİ YÜZ SEKİZİNCİ BÖLÜM .11

TAHİYYETÜL MESCİD NAMAZI KILMAYI TEŞVİK ETMEK, CAMİYE NE ZAMAN GİRİLİRSE GİRİLSİN İKİ REKAT KILMADAN OTURMANIN MEKRUH OLMASI, KILINAN BU İKİ REKAT NAMAZ BAŞKA BİR NİYETLE DE KILINSA VE BAŞKA BİR NAMAZ DA OLSA KERAHATİN KALKMASI11

İKİ YÜZ DOKUZUNCU BÖLÜM... 12

ABDESTTEN SONRA ÎKİ REKAT NAMAZ KILMANIN MÜSTAHAB.. 12

OLUŞU.. 12

İKİ YÜZ ONUNCU BÖLÜM... 12

CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ, VÜCUBU VE O GÜN İÇİN BOY ABDESTİ ALMAK, KOKU SÜRÜNMEK, CAMİYE ERKEN GİTMEK, O GÜN DUA ETMEK, PEYGAMBERE SALÂT-U SELÂM GETİRMEK, CUMA GÜNÜNDE DUALARIN KABUL EDİLDİĞİ BİR ANIN BULUNDUĞUNU BELİRTMEK, CUMA'DAN SONRA ALLAH'IN ADINI ÇOKÇA ANMANIN MÜSTAHAB OLMASI12

İKİ YÜZ ON BİRİNCİ BÖLÜM... 15

BİR NİMETE KAVUŞUNCA VEYA BİR BELANIN KALKMASI tÇİN ŞÜKÜR SECDESİ YAPMANIN MÜSTAHAB OLUŞU   15

İKİ YÜZ ON İKİNCİ BÖLÜM... 16

GECE İBADET ETMENİN FAZİLETİ16

iKi YÜZ ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM... 22

RAMAZAN GECELERİNDE İBADET ETMENİN, YANİ TERAVİH ..22

İAZI KILMANIN MÜSTEHAB OLUŞU.. 22

İKİ YÜZ ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 22

KADİR GECESİNİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ VE İÇİN0E BULUNMASI İHTİMALİ OLAN GECELER.. 22

İKİ YÜZ ON BEŞİNCİ BÖLÜM... 24

MÎSVAK KULLANMANIN FAZİLETİ VE FITRATIN ÖZELLİKLERİ24

İKİ YÜZ ON ALTINCI BÖLÜM... 26

ZEKÂTIN VÜCUBUNUN KUVVETİ, FAZİLETİNİN AÇIKLANMASI VE BUNUNLA İLGİLİ HÜKÜMLER.. 26

İKİ YÜZ ON YEDİNCİ BÖLÜM... 30

RAMAZAN ORUCUNUN FARZ OLMASI, FAZİLETİ VE BUNUNLA İGİLİ HUSUSLAR.. 30

İKİ YÜZ ON SEKİZİNCİ BÖLÜM... 32

RAMAZAN AYINDA CÖMERTLİK, İYİ ŞEYLER YAPMAK VE HAYRI ÇOĞALTMAK, SON ON GÜNÜNDE İSE BUNLARİ ARTIRMAK   32

İKİ YÜZ ON DOKUZUNCUBÖLÜM... 33

ORUÇ TUTULMASI YASAKLANAN VE ORUÇ TUTULMASINDA SAKINCA OLMAYAN VAKİTLER.. 33

İKÎ YÜZ YÎRMİNCÎ BÖLÜM... 34

AY GÖRÜLDÜCÜDE SÖYLENİLECEK SÖZ.. 34

İKİ YÜZ YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM... 34

SAHUR YEMEĞİNİN FAZİLETİ VE ŞAFAĞIN SÖKMESİNDEN KORKULMADIĞI ZAMAN SAHURUN GECİKTİRİLMESİ34

ÎKÎ YÜZ YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM... 35

ORUÇ AÇMADA ACELE ETMENİN FAZİLETİ, NE İLE İFTAR EDİLEBİLECEĞİ VE İFTAR EDİLİRKEN SÖYLENECEK SÖZ   35

İKİ YÜZ YÎRMÎ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM... 37

ORUÇLUYA DİLİNİ VE DİĞER UZUVLARINI (DİNE) AYKIRI37

HAREKETLERDEN, SÖVÜŞMEK VE BENZERİNDEN.. 37

KORUMAYI EMRETMEK.. 37

ÎKÎ YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 37

ORUÇLA İLGİLİ MESELELER.. 37


YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM

 

ÖĞLE NAMAZININ SÜNNETİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1113.  İbn Ömer'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) İle be­raber öğlenin farzından Önce ve sonra ikî rekat namaz kıldım." (Buhârî ye Müslim rivayet etmişlerdir).[1]

 

Hadisin tamamı "Farzların önünde ve Sonunda Kılman Sünnetlerin Fazileti" bölümünde, 1098 numara ile kayıtlı olarak, şerhi İle birlikte geç­miştir. Bundan dolayı geniş bilgi için oraya müracat edilmesi gerekmektedir.[2]

 

1114. Hazreti Âişe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Nebi (s.a) öğle­nin farzından önce dört rekat namaz kılmayı terketmezdi." (Buhârî rivayet etmiştir).[3]

 

Hadis için "Sabah Namazının Sünnetinin Müekked Oluşu" bölümün­deki 1100 no'lu hadis ve şerhine bakınız.[4]

 

1115. Hazreti Âişe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Nebi (s.a) odam­da öğienin farzından önce dört rekat namaz kılar, arkasından mescide çıkıp cemaatle namaz kıldıktan sonra, yine odama girerek iki rekat daha kılardı. Cemaatle akşamın farzını kıldıktan sonra odama gelerek iki rekat namaz kı­lardı. Cemaatle yatsı namazını kıldıktan sonra odama gelerek yine iki rekat namaz kılardı." (Müslim rivayet etmiştir).[5]

 

Hadis "revâîip sünnetler" denilen farz namazların yanlannda Rasühıl-lah'm kılmaya devam ettiği sünnetleri anlatmaktadır.

Hanefîlerce bu sünnetlere, kaza namazı olanlar bile devam etmelidir­ler. Kaza namazları için de ayrıca bir zaman ayırmalıdırlar. "Hak oldukları­na inanmakla birlikte, bu sünnetleri terkeden kitnse bazılarına göre günah­kâr sayılmazsa da sahih olan kavle göre, günahkâr olur. Çünkü onları ter-kedenler hakkında tehdit mevcuttur. Şüphesiz günah, vacibin terkinden do­layı lazım gelir .." (en-Nevazil). En azından bu çeşit sünnetleri mazeretsiz terketmek, Rasülullah'ın sünnetlerini işlemeye bağlı olan uhrevî kazanç ve derecelerin elden gitmesine sebep olacağı için bunlara devam etmek gerektir.[6]

 

1116. Ummü Habîbe'den (r.a) Rasûlulİah'ın (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Kim öğlenin farzından önce ve sonra dörder rekat sünnet kılmaya devam ederse, Allah ona cehennemi haram kılar." (Ebu Dâvud ve Tirmİzî rivayet etmşlerdir. Tirmizî, hadis, hasen, sahihtir demiştir).[7]

 

Hadîs şöyle anlaşılmalıdır: Kim öğle namazının sünnetlerini ölünceye kadar kılar ve müslüman olarak da ölürse, o kişinin ebedi olarak cehennem­de kalmasını Aliah (c.c) haram kılar. Ancak diğer günahian varsa ve Allah (c.c) onlan bağışlamamışsa, onlar nisbetinde cehenneme uğrar, fakat kâfir gibi ebedî kalmaz.[8]

 

1117. Abdullah b. Sâid'den (r.a) rivayet edildiğine göre; Rasûİullah (s.a) güneşin zevalinden sonra ve öğleden Önce dört rekat namaz kılar ve şöyle buyururdu: "Bu an gök kapılarının açıldığı bir andır. Bu anda benim iyi bir amelimin göğe yükselmesini istiyorum." (Tirmizî rivayet etmiştir. Hadis, ha-sendir demiştir).[9]

 

Abdullah b. Said Mekke'nin kurralanndandtr. Sahabîdir İbn Zübeyr'İn katli esnasında öldürülmüştür. Kendisinden 7 hadis rivayet edilmiştir.

"Zevalden sonra öğleden önceki" namaz; öğlenin farzından önceki dört rekatlik sünnet olarak kılınan namazdır. Bu an göklere kulların ameli yük­selir. Kişinin en iyi ameli namazı olacağı için, Rasülullah (s.a) o vakitleri na­mazla geçirmeyi tercih etmiştir.[10]

 

1118. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Nebi (s.a) öğlenin far­zından önce dört rekat namaz kılamaz işe onu farzından sonra kılardı'* (Tir-mîzî rivayet etmiştir. Hadis, hasendir demiştir).[11]

 

Hadisimiz, Rasûlullah (s.a)'ın öğleden önceki dört rekat sünneti kılma­ya dikkat ettiğini göstermektedir. Farzdan önce kılma imkânı bulamamışsa farzdan sonra olsun yine kılardı. Tıpkı farz namaza gösterdiği ihtimamı bu namaza da göstererek, kaza da olsa bu namazı kılıp eda ederdi.

Konunun önemine binaen bu hususta bir hadiste Rasûlullah (s.a)'ın; "Öğ­leden önce dört rekat namaz kılan kişiye Allah rahmet etsin " selinde duası nakledilmiştir.[12]

 

İKÎ YÜZÜNCÜ BÖLÜM

 

İKİNDİ NAMAZININ SÜNNETİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1119. Hz. Ali b. Ebî Tâlib'ten (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Nebi (s.a) ikindinin farzından önce dört rekat sünnet kalır, bu dört rekatın arasım rau-karreb meleklerle onlara uyan müsluman ve mü'minlere verdiği selâmla ayırırdı" (Tirmİzî rivayet etmiştir. Hadis, hasendir demiştir)[13]

 

îkindi namazının sünnetini iki selâmla ayırarak, ikişer rekat halinde kıl­mak cfdaldir. Samınla birlikte Öğlenin sünneti gibi dört rekatın sonunda se­lâm vermek suretiyle de kıhnabilir.[14]

 

1120. tbn Ömer'den (ta) Rasûluüah (s.a)'ın şöyle buyurduğu rivaet edil­miştin "İkindinin farzından önce dört rekat sünnet kılan kimseye Allah rah­met etsin." (Ebu Dâvud ve Tîrmizî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, hadis basen­dir demiştir).[15]

 

İlkindi namazının sünnetinin, müekked olmamasına rağmen kılınması teşvik edilmektedir. Rasûluüah (sit)'ın duası onu devamlı kılan kimse için­dir. "Allah fcc) o kulun günahlarını bağışlamak ve nimetlerini bol bol ver­mek suretiyle rahmet etsin," denmiştir.[16]

 

1121. Hz. Ali b. Ebî Tâüb'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: "Nebi (s.a) ikindinin farzından önce iki rekat namaz krisrdi." (Ebu Dâvud, sahih senetle rivayet etmiştir).[17]

 

Önceki hadisle bunun arasında zıthk yoktur. Çünkü âdetler önemli de­ğildir. Belki de önce iki kılıyordu, sonra dört kılmaya başladı veya aksi de olmuş olabilir.

Bu hadislerden ikindiden önce dört rekat sünnet kılmayı ulema gayr-ı müekked saymışlardır. Çünkü birinci hadis dört rekatı, ikinci hadis İse iki rekatı tekit etmektedirler. Müekked diyen de yine bu hadisin görüşüne delil olarak getirmeye çalışmıştır.[18]

 

İKİ YÜZ BİRİNCİ BÖLÜM

 

AKŞAM NAMAZININ FARZINDAN ÖNCEKİ VE SONRAKİ SÜNNET

 

Bu konuda daha önce !bn Ömer ile Hz. Âişe'nin rivayet ettiği ve Pey­gamberimizin (s.a); akşam namazının farzından sonra iki rekat sünnet kıl­dığını belirten iki sahih hadîs geçmişti.[19]

 

1122. Abdullah b. Muğafel'den (r.a) Rasûluîlah (s.a)'m şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Akşam namazından önce namaz küm. "Üçüncü defa tek-rarlayısta, "Dileyen kimse için" buyurdu. (Buhârî rivayet etmiştir).[20]

 

Hadisimiz, akşamın farzından önce iki rekat namaz kılmanın mendub oluşuna delil etmektedir. Hadisdeki emir nedb ifade ettiği İçin bu hükme va-nimıştır. Hanefîlere göre, akşamın farzından önce, şayet kılınmamışsa, o gün­kü ikindi namazının farzı kılınabiîir. Bunun dışında hiçbir nafile kılınmaz.[21]

 

1123. Enes'ten (r.a) şöyie rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a)'in asha­bının büyüklerini gördüm, akçam namazı olduğunda (sünnet kılmak için) acele direklerin önlerine giderlerdi." (Buhflrî rivayet etmiştir).[22]

 

Hadis Rasûlullah'm ashabının akşam namazından önce hafifçe iki re­kat namaz kılmaya koştuklarım bize bildirmektedir. Bu namaz Rasûlullah (s,a)'m "Her ezanla kamet arasında namaz vardır" hadisini teyid ederek, bu hareketin mendub olduğunu beyan etmektedir. İşe ashab bu mendubu işlemek için âdeta koşarlardı.[23]

 

1124. Enes'ten (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: 'Biz Medine'de bulunur­ken müezzin akşam namazı için ezan okuduğunda, cemaat acele direklerin Önüne gidip, hemen ikişer rekat namaz kılardık. Hatta yabana bir kimse Mesrid-i Nebeviye girerse, bu iki rekat namazı kılanların çokluğundan dola­yı, farz namaz kılınmış zannederdi." (Müslim rivayet etmiştir).[24]

 

Bu konudaki rivayetler, güneş battıktan sonra, akşam namazından ön­ce, iki rekat nafile namaz kılmanın müstehab olmasının delilidir. Bir kısmı ulema sonradan bunun neshedildığM söylemişlerdir. Nevevî ise; "Tercih edi­len görüşe göre mezkûr iki rekat namaz müstehabdır. Buradaki sahih ve sa­rih hadisler buna delâlet etmektedir" demiştir.[25]

 

1125. Enes'ten (r,a) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a)'ın zama­nında güneşin batmasından sonra, akşamın farzından önce İki rekat namaz kılardık." Enes*e (r.a) "Rasûlullah da kılar mıydı?" diye soruldu. O da şöyle dedi "Bizi, onu kılarken görürdü de, ne kılmayı emreder, ne de yasaklar­dı." (Müslim rivayet etmiştir).[26]

 

Ashabın akşamın farzından önce namaz kılmaları ve bunu gören Rasû­lullah (s.a)'ın, nehiy etmeyip, sükut etmesi onun mendub olduğunu-göste­rir. Bu hareket yine Rasûlullah (s.a)'ın "Her namaz ve kamet arasında dile­yen için namaz vardır" hadisiyle aynı doğrultudadır. İbnu'l-Arabî ise 'Bu konuda sahabîler ihtilaf etmiştir. Onlardan sonra da bu İşi kimse yapmamıştır" der.[27]

 

İKİ YÜZ İKİNCİ BÖLÜM

 

YATSI NAMAZININ FARZINDAN ÖNCEKİ VE SONRAKİ SÜNNETİ

 

Bu konuyla İlgili olarak 195. bölümdeki "Ben Rasûlultah ile beraber yatsının farzından sonra iki rekat namaz kıldım" mealindeki Abdullah b. Ömer (r.a) hadisi ile; "Her ezanla kamet arasında bir namaz vardır" mea­lindeki Abullah b. Muğaffe! hadisi geçmiştir. (Her iki hadisi de Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).

Bu hadislere ait geniş bilgi için 195. bölümde 1098 ve 1099 numaralarda geçen hadislere bakınız.[28]

 

İKİ YÜZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

CUMA NAMAZININ SÜNNETİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

Bu konuda 195. bölümde geçen İbn Ömer hadisi vardır. "Ibn Ömer Ra-sûluliah ile birlikte cumanın farzından sonra iki rekat namaz kılmıştır." (Bu-hârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).

Söz konusu hadis 1098 numarası ile kitabımıza kaydedilmiştir.[29]

 

1126. Ebu Hureyre'den (r.a) Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden birisi cuma namazını kıldıktan sonra dört rekat daha na­maz kılsın." (Müslim rivayet etmiştir).[30]

 

Alimler cumanın farzından sonra kılınacak sünnet hakkmda ihtilaf et­mişlerdir. Şöyle ki; bir kısmına göre cumanın farzından sonra herkes evinde İkişer rekat sünnet kılar. Bazılarına göre farzdan sonra, ilk olarak iki, sonra dört rekat sünnet kılınır. Diğer bir kısım alime göre ise, cumanın farzından sonra, bir selâmla dört rekat sünnet kılınır. Her birinin delil olarak dayanık-lan hadisler de tabiatıyla mevcuttur.[31]

 

1127. İbn Ömer'den (ra) söyle rivayet edilmiştir "Nebi (sm) cuma na­mazının/anından sonra, mescidden aynlıncaya kadar namaz kılmaz/İt, evinde iki rekat namaz kılardı." (Müslim rivayet etmiştir).[32]

 

Rasûlullah (s.a) cumadan sonra, iki veya dört rekat, evinde namaz kılar­dı. Bu namazı evde kılmak sünnettir. Selef-i salibinden de bu namazı kılan­lar, sünnet şekli ile evlerinde kılmışlardır.

İbn Ömer (r.a) cumanın farzından sonra, aynı yerinde iki rekat namaz daha kılan birini görmüş ve "Sen cumayı dört mü kılıyorsun?" diye çıkış-mıstır. Kendi de bu namazı kılar fakat evinde kılar ve Rasûlullah (sa) böyle yapardı, derdi.[33]

 

İKÎ YÜZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

SÜNNET VE NAFİLE NAMAZLARI EVDE KILMANIN MÜSTAHAB OLMASI. NAFİLE NAMAZI FARZ NAMAZIN KILINDIĞI YERDEN BAŞKA BİR YERDE KILMAK VE DÜNYA SÖZÜYLE DE OLSA ARALARINI AYIRMAK

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1128. Zeyd b. Sâbit'ten (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Ey insanlar.' Evinizde namaz kılınız. Çünkü farzların dışın­daki namazların en faziletlisi kişinin evinde kıldığı namazdır." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[34]

 

Zeyd b. Sabit (r.a) Rasûluilah'ın (s.a) hicretinde 11 yaşında bir çocuk­tu. Babası, kendisi 6 yaşındayken Ölmüştü. Bedir harbine küçüklüğü sebe­biyle Rasûlullah almadı. Diğer harplere Rasûlullah ile birlikte katıldı. Rasû-luilah'ın vahiy kâtipliğini yapmış ve özel kâtiplik hizmetinde de bulunmuştu. Ebu Bekir ve Ömer'e de kâtiplik yapmıştır. Kur'an'ı dağınık malzemele­rinden toplama kurulundaki üç kişiden birisidir. Hz. Zeyd sahabe içinde fe-râiz hesaplarını en İyi bilen zattır. Kedisinden 92 hadis rivayet edilmiştir. Me­dine'de hicri 50 yılında ölmüştür.

Nafile namazları evde kılmak, camilerde kılmaktan daha faziletlidir. Er­kekler için farzları camide kılmak faziletli olduğu halde, kadınlar için fark yoktur. Yani onların farz ve nafile namazları evde kılmaları müstehabdır.

Fazileti zikredilen mescidlerin içinde kılınan nafilelerden evde kılınan nafilelerin daha efdal olduğunu alimlerimiz belirtmişlerdir.[35]

 

1129. İbn Ömer'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Namazlarınızdan bir kısmım evinizde kılınız. Oraları kabirlere çevirmeyiniz." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[36]

 

Hadis, nafile namazların evde kılınmasının daha faziletli olduğuna işa­ret etmektedir. "Evlerinizde hiçbir iyi amel işlememek suretiyle onları ka­birlere çevirmeyiniz" buyurmasıyla kabristanlarda namaz kılınmasının doğru olmadığına da işaret edilmiştir.

"Namazlarınızdan bir kısmı" sözünden, hadisin zahirine bakarak farz namzlannın bir kısmının evde kılınması anlamı çıkarılmamalıdır. Nitekim bir hadiste, "Farz namazlar hariç olmak üzere mü'mînin en faziletli namazı evinde kıldığı namazdır" buyunılmuştur. Evler sadece uyku vb. şeylere ait bir yer değildir. Cemaat oluştuğu zaman, evlerde de farz namazı kılınabİİİr. Ancak kişi bundan dolayı mescide yürümek gibi sevaplardan mahrum kal­mış olur.[37]

 

1130. Câbir'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Biri namazını mesAdde kılınca, namazından evine de bir pay ayır­sın. Çünkü Allah, kıldığı namaz sebebiyle o kimsenin evinde hayır yaratır." (Müslim rivayet etmiştir).[38]

 

"Çünkü Allah kıldığı namaz sebebiyle o kimsenin evinde hayır yaratır" cümlesinin manası; o namaz sebebi ile evine melekler gelir, şeytan oradan kaçsa, evdekiler rahat ederler, demektir. Çünkü bu hadis ile benzeri hadis-lerdcki "hayır" kelimesi hep bu manada tefsir edilmiştir. Tabii ki evde kılı­nacak namazdan maksat, nafilelerdir. Hatta bu hadis bu konuya delil ola­rak getirilmektedir.[39]

 

1131. Ömer b. Atâ'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nâfi b. Cübeyr, Mua-viye'nin kendisini Nemir'in kız kardeşinin oğlu Sâib'e, namazda kendisinde gördüğü şeyden sormak için göndermiş, Sâİb: "Evet, ben Maksûre'de Muâ-viye ile beraber cuma namazı kıldım. İmam selâm verdiğinde kalktım, farzı kıldığım yerde durup nafile namaz kıldım. Muâvİye eve girince bana adam gönderip şunu söyledi: Yaptığın şeyi tekrarlama. Cuma namazını kıldığın zaman konuşmadıkça veya dışarı çıkmadıkça başka namaz kılma. Çünkü

RasûluIIah (s.a) bize; konuşmadıkça veya mcscidden çıkmadıkça bîr nama­zı diğer namaza eklememeyi emretti. (Müslim rivayet etmiştir).[40]

 

Alimler, cumanın farzından sonra kılınacak sünnet hususunda İhtilaf et­mişlerdir. Bazıları cumadan sonra herkes evinde ikişer rekat sünnet kılar. Diğerlerine göre cumaden sonra, önce iki, sonra da dört rekat sünnet kılı­nır. Bir kısmı da, cumadan sonra bir selâmla dön rekat sünnet kılınır de­mişlerdir.

Nafile namazları kılmak İçin yer değiştirmek müstehabdır. Mümkünse onları evde kılmak, değilse farz kılınan yerden başka tarafa çekilerek kıl­mak efdaldir. Bu suretle hem secde yerleri çoğaltılmış, hem de nafile namaz şekil olarak farzdan ayrılmış olur.

Farz ile sünneı namazlarının arası, konuşmakla da ayrılabilir. Yer de­ğiştirmek suretiyle ayırmak daha faziletlidir.

"Maksure", caminin içinde yapılan küçük odadır. Bunu ilk defa yapan Muaviye'dir.[41]

 

İKİ YÜZ BEŞİNCİ BÖLÜM

 

VİTİR NAMAZININ ÖNEMİ, SÜN NET-1 MÜEKKEDE OLUŞU VE VAKTİNİN AÇIKLANMASI

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1132. Hz. Ali'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: "Vitir namazı farz namazlar gibi değildir. Fakat RasûluUah (sm) onu sünnet kılmış ve şöyle buyurmuştur: 'Allah tektir, tek olan şeyi sever, Ey Kur'an ehli! Vitir namazını kılınız.*' (Ebu. Dâvud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, hadis hasendir demiştir).[42]

 

Hadis, vitir namazının farz olmayışına delil olmaktadır. Hanefî mezhe­bi, dayandığı delillerden vitir namazının vacip olduğuna; Şafiî mezebt ise, sün­net olduğuna hükmetmişlerdir.

İbadet ve hareketlerin tek sayılı bölümler şeklinde yapılması teşvik edil­miştir. Bu sebeple, meselâ; Kabe'yi tavaf, Safa ile Merve arasında koşmak (sa'y), namazın içindeki teşbihler, sonunda çekilecek teşbihler ve vitir nama­zı hep tek sayılı olarak uygulanmıştır.

"Ey Kur'an ehli! Vitir namazım kılınız" emri bu namazın vacip olmadı­ğını savunanların delilidir. Çünkü "Kur'an ehli" belli bir gruptur, vücub em­rinin ise geneli kapsaması gerekir.[43]

 

1133. Hz. Âİşe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Rasülullah (s.a) her ge­cenin bir vaktinde muhakkak vitir namazı kılardı. Bazen gecenin evvelinde, bazen ortasında, bazen de sonunda kılardı. Seher aktinde ise vitir kılması sona ererdi." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[44]

 

Hz. Âişe'nin anlattığı cihetle Rasülullah (s.a) vitir namazını gecenin her cüzünde yani, kimi zaman evvelinde, kimi zaman ortasında, bazen de sonunda kılmıştır. Bununla vitir namazının gecenin herhangi bir vaktinde kılınabile­ceğini anlatmak istemiştir. Vitir namazını gecenin sonuna tehir etmesinin se­bebi, uyanacağından emin bulunan kimseye, vitir namazını gecenin sonunda kılmasının daha faziletli olduğunu anlatmak içindir. Rasûlü Ekrem (s,a) son zamanlarında vitiri gecenin sonunda, yani seherde kılmıştır. Nitekim Ebu Dâ-vud da "Ancak vefan zamanında vitiri seherde sona ermiştir" buyurulmuştur.[45]

 

1134. İbn Ömer'den (r.a) Rasûlullah'ın (sa) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Geceleyin kıldığınız namazların sonu vitir olsun." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir).[46]

 

Hadis, vitir namazını gecenin sonunda kılmanın müstehab olduğuna ve vitir nanw7mın vadp olduğuna delildir. Yine de alimler bu namazın hükmünde ihtilâf etmişlerdir.

Tabiînden Mücahid; "Vitir vaciptir" demiştir. Büreyde'den rivayet edi­len bir hadiste; "Vitir kaktır. Vitir namazını hlmayan bizden değildir" bu-yunümustur.[47]

 

1135. Ebu Saîd el-Hudri'den (ra) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Sabah vaktine girmeden önce vitir namazını kılın." (Müs­lim rivayet etmiştir).[48]

 

Vitir namazının gecenin son saatine kadar tehir edilmesinin caiz oldu­ğuna işaret edilmektedir. Kendisinin kalkacağına güvenen kimse, diğer gece namazlarından sonraya, vitir namazını gecenin son namazı olarak bırakması mUstahabdir.

Hz. Hârice'den rivayet edilen bir hadiste: "Şüphesiz Allah sizet öyle bir namaz bağışladı ki, sizin için o namaz yağız develerden daha iyidir. Yatsı namazı ile fecir arasında kılınır. Vitir'i, vitir'i" Duyurulmuştur.[49]

 

1136. Hz. Âise'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Nebi (s.a), Âise önünde ve enine uzanmış yatarken gece namazım kılardı. Geriye vitir namazı kalın­ca Âişe'yi de uyandırır, o da vtir namazını kılardı." (Müslim rivayet et­miştir)[50]

 

Müslim'in bir rivayetinde şöyle geçmektedir: "Gece namazından vitir kaldığında Rasûlullah (s.a) 'Ya Âişe kalk, vitir namazı kıl' buyururdu."

Uyuyan kimsenin arkasında namaz kılmak caizdir. Yalnız alimlerden bazıları, uyuyan kimsenin uyanıp da namaz kıtanı meşgul edeceğinden ya­hut güldürerek namazını bozacağından endişe ettikleri için bunu mekruh gör­müşlerdir.

ibadet için uyuyan kimseyi uyandırmak müstehabdır. Vitir namazını da gecenin sonuna doğru bırakmak müstehabdır. Vitir namazı gecenin önemli namazlanndandır.[51]

 

1137. tbn Ömer'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sabaha karşı vitir namazını kılmaya acele ediniz." (Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tirrnizî, hadis hasen ve sahihtir de­miştir).[52]

 

Gece kalkacağına güvenen, bu hususta kendinden emin olan kimse için vitir namazını fecr-i sadıktan (tanyerinin ağırması) önceye kadar geciktirmesi müstehabdır Kalkamayacağım bilen kimsenin İse vitir namazını uyumadan önce kılması daha efdaldir.

Çünkü gecenin sonuna tehir edeceğim diye, kişinin vitir namazını hiç kılamamasından, gecenin başlamasından hemen sonra kılması daha uygun olur.[53]

 

1138. Câbir'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Kim gecenin sonunda kalkacağından endişe ederse, vitir namazını gecenin başında kılsın. Gecenin sonunda kalkacağına güvenen kimse ise vi­tir namazını gecenin sonunda kılsın. Çünkü gecenin sonunda kılınan nama­za melekler şahit olur. 8u da daha faziletlidir." (Müslim rivayet et­miştir)[54]

 

Hadiste, kendisine güvenen kimsenin vitir namazını gecenin sonuna bı­rakmasının müstehab olduğu ifade edilmektedir. Çünkü bu son vakit sükû­net ve ilahî niyazlann belirdiği bir vakittir. Rahmet-i ilâhinin yoğunlaştığı bir andır.

Bir hadiste de: " Gecenin on üçte biri olduğunda Yüce Allah (rahmeti ve mağfireti İle kullarına ihsanda bulunur) gök semasına nazar eser" buy-rulmuştur. Bu sebeple gecenin son vakti günün en faziletli vakti kabul edil­mektedir.

"Meshûde": Şahid olunmuş, yanında olunduğu halde görülmüş demektir.[55]

 

İKİ YÜZ ALTINCI BÖLÜM

 

KUŞLUK NAMAZININ FAZİLETİ, KAÇ REKAT OLDUĞU VE DEVAMLI

KILINMASININ TEŞVİK EDİLMESİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1139. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Dostum (Muham-med) (s.a) bana her aydan üç gün oruç tutmayı, iki rekat kuşluk namazı kıl­mayı ve yatmadan önce vitir namazını kılmayı tavsiye etti." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[56]

 

Hadiste kuşluk namazının müstehab olduğu ifade ediliyor. Her ay üç gün oruç tutma müstehabdır. İşlenilen hayırlı amellere on kat sevap yazıla­cağı Kur'an nassı ile bildirildiğine göre, rnü'min bir kul, üç gün oruç tut­makla otuz gün oruç tutmuş gibi sevaba mukabil olarak, bu hal her ay de­vam ederse. Ramazanla birlikte senenin her gününü oruçla geçirmiş gibi ola­caktır.

Vitir namazının uyumadan kılınması, gece yansı uyenamayanlann ta­kip etmesi gereken bir yoldur. Uyanacağından emin olanların ise vitir na­mazını gecenin sonuna doğru kılmaları daha efdaldir.[57]

 

1140. Ebu Zerr'den (r.a) Rasûluüah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Her sabah, her bir eklem yerinize ayrı bir sadaka düşer. Her teşbih sadakadır, her hamd sadakadır. Her tekbir sadakadır. Doğruyu emretmek sadakadır. Kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki re­kat namaz bunların yerine bedel olarak kâfidir." (Müslim rivayet et­miştir).[58]

 

Hadis, kuşluk namazının faziletinin, mevkiinin büyüklüğünün ve iki rekat kılınmasının sahih olduğunun delilidir.

Bir hadiste; "İnsan üç yüz altmış mafsal üzerine yaratılmıştır. Her ek­lem için bir sadaka vermesi lazımdır" buyrulmuştur. Hadiste sadaka mef­humunun çok geniş olduğuna işaret edilmektedir. Zira, her teşbih, her hamd, her tekbir birer sadaka sayılmıştır. Sadaka yapmak yalnız mal ile olmamak­tadır. Allah rızasını kazandıracak her hareket ve amel birer sadaka kabul edilmektedir.[59]

 

1141. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "RasÛlullah (s.a) kuş­luk namazını dört rekat olarak ve bazen de Allah'ın dilediği kadar fazla kı­lardı." (Müslim rivayet etmiştir).[60]

 

Kuşluk namazı iki, dört veya daha fazla rekat olarak kıhnabilir. Buna mukabil RasÛlullah bazen de kuşluk namazını farz olur korkusuyla terket-miştir. Bu da onun müstehab bir namaz olduğunu ifade etmektedir.[61]

 

1142. Ümmü Hâni Fâhite binti Ebu Tâîib'den (r.a) şöyle rivayet edil­miştir: "Fetih yılı Rasûlullah'ın (s.a) yanına gittim. Kendisim yıkanırken bul­dum. Yıkandıktan sonra sekiz rekat namaz kıldı. Bu kuşluk namazı idi." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[62]

 

Bu hadis, Müslim'in rivayetlerinden birinin muhtasarıdır.

Hadiste şu gerçeklere yer verilmiştir: Yıkanırken ve abdest alırken ko­nuşmada bir beis yoktur. Fakat bevleden kimseye selâm verilmez. Avret ma­halli örtülmüş olmak şartıyla yakın akrabasından bir kadının yanında yıkan­mak ve kadının ona perde tutması caizdir. Bir tek elbiseye sarınarak, elbise­nin bir tarafım sağ omuzunun altından, bir tarafını da sol omuzunun üstünden geçirmek ve o surette namaz kılmak caizdir. Kuşluk namazında rekat sınırı yoktur. Kişi dilediği kadar kılabilir.

(Tirmizî ve Ibn Mâce'nin rivayet ettikleri bir hadiste Peygamberimiz; "Bir kimse kuşluk namazını on iki rekat kılarsa, Allah, ona cennette altın­dan bir köşk bina eder" buyurmuştur).[63]

 

İKİ YÜZ YEDİNCİ BÖLÜM

 

KUŞLUK NAMAZIIN CAİZ OLAN VE DAHA EFDAL OLAN VAKİTLERİ

 

Konu ile ikili hadisler

 

1143. Zeyd b. Erkam'dan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "O kuşluk na­mazım ilk vaktinde kılan bir grup gördü ve kendi kendine: Bu kimselerin ileri bir vakitte kuştuk namazı kılmanın daha faziletli olduğunu bilmeleri ge­rekir. Çünkü Rasüluİlah (s.a) 'Uyanık ve tevbekâr mü 'mirilerin kuşluk na­mazını kılacakları vakit, deve yavrularının ayaklarının sıcaktan yandığı vakittir' buyurmuştur," (Müslim rivayet etmiştir)[64]

 

Hadis, kuşluk namazının kılınacağı vakti belirtmektedir. Kuşluk namazını güneşin biraz yükselmesinden ta ki, öğle vaktine kadar kılmak caizdir. En faziletlisi ise güneşin iyice yükselip sıcağın şiddetlendiği o anda kılmaktır. Bundaki hikmet; kişiyi haram bir vakit olan güneş doğması esnasında na­ma?, kılkmaktan uzaklastirmasıdir.

Hadiste, kullan gafletten döndürdüğü, günahtan tevbeyç sevkettiği için kuşluk namazına "evvâbin namazı" denilmiştir.[65]

 

İKİ YÜZ SEKİZİNCİ BÖLÜM .

 

TAHİYYETÜL MESCİD NAMAZI KILMAYI TEŞVİK ETMEK, CA­MİYE NE ZAMAN GİRİLİRSE GİRİLSİN İKİ REKAT KILMADAN OTURMANIN MEKRUH OLMASI, KILINAN BU İKİ REKAT NAMAZ BAŞKA BİR NİYETLE DE KILINSA VE BAŞKA BİR NAMAZ DA OL­SA KERAHATİN KALKMASI

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1144. Ebu Katade'den (r.a) Rasûluîlah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Biriniz mescide girdiği vakit iki rekat namaz kılmadan oturma­sın." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[66]

 

Mescide girilince en az iki rekat namaz kılan kimse mescid namazı kıl­mama kerahetinden kurtulmuş olur. Fazlasında bir sınır yoktur, kişi diledi­ği kadar kılabilir:

"Mescid namazı" denen bu namaz, müstehab ibadetlerden biridir.[67]

 

1145. Cabir'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "RasÛİulIah (s.a) mesddde iken yanına gitmiştim de bana 'îki rekat namaz kıl' buyurmuştu." (Buhar! ve Müslim rivayet etmişlerdir).[68]

 

Mescide giren herkesin iki rekat namaz kılması mustehabdır. Çünkü Ra-sûlullah (s.a) ve ashab-ı kiram bazen mescide girer çıkar da bu namazı kıl­mazlardı. Eğer emir vûcub ifade etseydi mutlaka kılarlardı.

Bu namazın vakti hususunda Şafiîler şöyle demişlerdir: "Mesdde ne vakit girilirse girilsin iki rekat tahiyyet'ül-mescit namazı kılmak mustehabdır."

Nevevî'ye göre, camiye giren kimse direkt olarak farza başlarsa ve onu kılarken tahiyyet'ül-mescid namazına da niyet etse, ikisinin de sevabına nail olur.[69]

 

İKİ YÜZ DOKUZUNCU BÖLÜM

 

ABDESTTEN SONRA ÎKİ REKAT NAMAZ KILMANIN MÜSTAHAB

OLUŞU

 

Konu ite ilgili hadisler

 

1146. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) Bilâl'e şöyle buyurdu­ğu rivayet edilmiştir: "Ey Bilâl! İslâm 'ı kabul ettikten sonra, işlemiş oldu­ğun, en ümit veren amelinin ne olduğunu söyle. Çünkü cennette önümde se­nim ayak sesini duydum," Bilâl şöyle dedi: "Bana kalırsa en ümit bağladı­ğım amelim gece olsun, gündüz olsun, her abdest aldığım zaman kılabildi­ğim kadar namaz kıldım." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[70]

 

Hz. Bilâl'ın hiç aksatmadan kıldığı bu namaza "şükrü'l -vudu" (ab-destin şükrü namazı) derler. Bu namaz Hanefilerc göre müstehab, ŞafiUere göre sünnettir.

Şafiîlerce bu namazı kerahet vakitlerinde kılmak bile mubahtır. Çünkü İmam Şafiî'ye göre, bir sebeple kuman namaz her vakit caizdir. Hadis-i şe­rif Bilâl'ın faziletine de delil olmaktadır.

Cennete RasûluHah'tan (s.a) önce kimsenin girmeyeceği hakkındaki ri­vayetlerle bu rivayet zıt değildir. Çünkü birisinin hizmetçisinin onun önün­den bazı hizmetler için gitmesi dünya meliklerinde de bir âdettir. Büâi de ömrü boyunca RasüluIIah'ın (s.a) hizmetinde bulunmuş bir sahabîdir. Ki bu sözden de Hz. Bilâl'ın RasûluHah'tan (s.a) önce cennete girdiği manasının çıkarılması mümkün değildir. Çünkü sözden, olayın cennete girmeden önce değil, cennetin içinde geçtiği anlaşılır.[71]

 

İKİ YÜZ ONUNCU BÖLÜM

 

CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ, VÜCUBU VE O GÜN İÇİN BOY ABDESTİ ALMAK, KOKU SÜRÜNMEK, CAMİYE ERKEN GİTMEK, O GÜN DUA ETMEK, PEYGAMBERE SALÂT-U SELÂM GETİRMEK, CUMA GÜNÜNDE DUALARIN KABUL EDİLDİĞİ BİR ANIN BULUNDUĞUNU BELİRTMEK, CUMA'DAN SONRA ALLAH'IN ADINI ÇOKÇA ANMANIN MÜSTAHAB OLMASI

 

Konu ile ilgili ayet

 

"Cuma namazı kılınınca yeryüzüne dağılarak Allah'ın kereminden ri­sk isteyiniz ve Allah Teâlâ'yı çok zikrediniz ki, kurtuluşa eresiniz." (Cu­ma, 10)[72]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1147. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasflhülah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: 'Üzerine güneş doğan günlerin hayırlısı cuma günüdür. Âdem (a.s) o gün yaratıldı. O gün cennete konuldu ve o gün cennetten çıkarıldı." (Müslim rivayet etmiştir)[73]

 

Hadis, cuma gününün faziletine delâlet etmektedir. Zira, faziletli, bü­yük işler o günde gerçekleşmiştir. Bunlardan bazüan: H. Âdem'in o gün doğ­ması, o gün cennete konması ve o gün cennetten çıkarılmasıdır. Dikkat edi­lirse, Âdem'in (a.s) cennetten çıkarılması da bir fazilet sayılmaktadır.

İbn'ul-Arabî şöyle söylemektedir: "Bütün bu faziletler ve Hz. Âdem'in cennetten çıkarılması, zürriyetinin ve bu büyük neslin enbiya, mürselin, sa-lihin ve evliyanın vücuduna sebeptir..."

Bu hadise binaen, cuma gününün en faziletli gün olduğunu söyleyenler varsa da, en faziletli günün arefe günü olduğu görüsü daha ağırlık taşımak­tadır. Ancak cuma, arefe gününe tesadüf ederse o günün efdaliyeti tartış­masızdır.

inak müstehabdır. Hutbe okunurken susarak dinlemek gerekir. Hutbe oku­nurken her türlü abesle meşgul olmak yasaktır. Cuma namazı kabule şayan bir şekilde eda edilmişse iki cuma arasındaki küçük günahlara keffâret olur. Ancak, büyük günahlar yalnız namaz kılmakla affettirilmezler. Cumanın bir hafta ve Uç gün de fazlalık olan yani, on gündeki işlenen küçük günahla­ra keffâret olması, yapılan bir İyiliğe en az on karşılık verilmesi sebebiyle­dir. Küçük taşlarla meşgul olan kimse (yani lüzumsuz hareketlerde bulu­nan, çer-çöple oynayan kimse), cemaattaki diğer insanların dikkatini çeke­rek onların da lüzumsuz yere meşguliyetlerine sebep olacağı ve kendisi de cumanın feyzinden nasibini alamayacağı için bu sevabı yitirmiş olur.[74]

 

1148. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Kim abestim güzelce alarak, cuma namazına gelir, hatibi dinler ve hutbe okunurken ses çıkarmazsa, bir önceki cuma ile o cuma arasındaki günahlan üç gün fazlası ile affedilir. Fakat kim de küçük taşlarla oyalamrsa sevabını yitirmiş olur." (Müslim rivayet etmiştir). [75]

 

Hadisten şu hükümleri çıkarabiliriz.

Cuma günü yıkanmak vacip değil, bir fazilettir. Abesti güzelce almak müstehabdtr. Cuma günü hatip minbere çıkmadan önce nafile namaz kılar.[76]

 

1149. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva-, yet edilmektedir: "Beş vakit namazlar, gelecek cumaya kadar cuma, gele­cek seneye kadar ramazan, büyük günahlardan sakınıhrsa, aralarındaki ha­talar için keffâret olurlar." (Müslim rivayet etmiştir).[77]

 

Çeşitli rivayetlerde abdestin, iki rekat namazın, beş vakit namazın, cu­manın ve ramazanın küçük günahlara keffâret olacakları bildirilmektedir.

Madem abdest geçmiş küçük günahlara keffâret oluyor, o halde namaz neye keffâret olacaktır? Alimler bu soruya şöyle cevap vermişlerdir: Bu zik­redilenlerin her biri keffâret olmaya elverişlidir. Eğer keffâret olacak küçük günahlar bulunursa onlara keffâret olurlar. Kulun, büyük veya küçük hiç­bir günahı yoksa zikredilen abdest, namaz, oruç... gibi ibadetler sebebiyle kula birer iyilik yazılır. Kulun derecesi yükseltilir. Küçük günahı olmayıp da büyük günahı bulunursa, büyük günahların cezasının hafifletileceğini, ümit ederiz. Allah (c. c) daha İyisini bilir.[78]

 

1150. Ebu Hüreyre ve İbn Ömer'in (r.a) Rasûluîlah'ı (s.a) minber Üze­rinde şöyle buyururken İşittikleri rivayet edilmiştir: "Bazı kimseler cumayı terketmekten vazgeçsinler, yoksa Allah kalplerini mühürleyecek de gafiller­den olacaklar.*' (Müslim rivayet etmiştir)[79]

 

Hadiste cuma namazını terkedenler şiddetle tehdit edilmektedir. Hadiste zikredilen "kalplerin mühürlenmesi" cümlesinden maksat, ''kalplerde küf­rün yaratılmasıdır,

Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: "Allah Teâlâ cumayı size bu sene, bu ayda, bu günde, benim şu makamımda veya benden sonra hakir görerek veya İnkâr ederek kılmazsa, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve işinde ona bereket vermesin, îyi bilin ki, îevbe edinceye kadar o kimsenin namaz:, zekâtı, haca ve orucu yoktur. Onun hiçbir hayrı yoktur. Tevbe edenin tevbesini Allah kabul eder."[80]

 

1151. İbn ömer'en (r.a) Rasûhıllah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Biriniz cumaya geleceği zaman yıkansın." (Buhârî ve Müslim riva­yet etmişlerdir).[81]

 

Hadiste cumaya gidecek şahsın yıkanması emredilmiştir. Alimlerimiz bu emrin vacib mi, mendub mu ifade ettiği hususunda ihtilaf etmişlerdir.

Zahirîler ve seleften bir kısımları bu yerin vücub ifade ettiği görüşündedirler.                        .

Alimlerin ekserisi ise emrin nedb ifade ettiği görüşündedirler. Çünkü yine sahih bir hadiste "Kim cuma günü abdest'mi alır..." şeklinde abdcst şartı Heri sürülerek, yıkanma zikredilmemiştir. Bu ve benzeri hadislerden alimle­rin çoğu, cuma günü camiye gidecek, cuma cemaatına katılacak olan kimse­nin yıkanmasmm kuvvetli bir mendub olduğu görüşünü kabul etmişlerdir.[82]

 

1152. Ebu Saîd el-Hudrî'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Cuma günü boy abdesti almak, her ergenlik çağına gir­miş kimse içirt vacibdir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[83]

 

Alimler bu hadisdeki "vacip" ifadesinde ihtilaf etmişlerdir. Acaba bu vücubiyet farz anlamında mı, yoksa sünnet anlamında mıdır? Namazın boy abdesti olmadan, normal abdestle kılınacağında tüm alimler görüş birliğin­de olmalarına rağmen, cuma namazı için ihtilaf etmişlerdir.

Hadisin zahirine bakan Zahiriler, cuma günü yıkanmanın farz olduğu­na; alimlerin çoğunluğu ise, bu hareketin mendub olduğuna, cuma namazı içinde farz olanın normal abdest olduğuna hükmetmişlerdir.[84]

 

1153. SemÛre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir. "Cuma günü kim abdest alırsa ne güzel, fakat kim boy abdesti alırsa o daha faziletlidir." {Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tir-mİzî, hadis basendir demiştir).[85]

 

Hadis, cuma günü yıkanmanın vacip olmadığı görüşünde olanlara İki yönden delil olmaktadır.Birincisi; Rasûlullah (s.a) abdestini alarak cuma na­mazına gideni methediyor, güzel bir amel işlediğini bildiriyor. Eğer yıkan­mak vacip olsaydı onu terkeden methedilmezdi.

ikincisi ise, "Yıkanmak daha faziletlidir..." sözüdür. Bu da cuma gü­nü için yıkanmanın mendub olduğuna delil teşkil ediyor.[86]

 

1154. Selmân'dan (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Her kim cuma günü boy abdesti alıp elinden geldiği kadar temizle­nir, koku sürünür, sonra camiye giderek iki kişinin arasına girmeksizin bir yerde oturur, üzerine farz kılınan namazı kılar ve imam konuşurken sessizce dinlerse bir önceki cuma ile o cuma arasındaki günahları affedilir.'' (Buhârî rivayet etmiştir).[87]

 

Cuma namazına iştirak edecekse, kadınların da yıkanmaları mendub-tur. Evde koku bulundurup, meclislere giderken sürünmek sünnettir. Yıkan­mak ve koku sürünme, bir araya toplanacak kalabalık cemaatın ter v.b. ko­kulardan rahatsız olmamalarını sağlar. Bir topluluğa katılacak olan kimsenin yıkanması, güzel elbiselerini giymesi ve güzel koku sürünmesi sünnettir. Camilerde önceden yer almış saftakilere eziyet verilmesi doğru değildir. Hutbe okunurken konuşmak yasaktır. Konuşulursa, abes şeylerle meşgul olunur­sa; cumadan alınacak fazilet azalır. Cuma namazı, bir haftalık küçük gü­nahlara keffârettir.[88]

 

1155. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir. "Kim cuma günü cünüplükten temizlenir gibi boy abdesti alır ve camiye ilk saatinde giderse bir deve kurban etmiş gibi olur. Kim cuma gününün ikinci saatinde camiye giderse bir sığır kurban etmiş gibi olur. Kim üçüncü saatinde giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibidir. Dördüncü bir saatte giderse bir tavuk tasadduk etmiş gibi. Beşinci bir saatte giden bir yumurta sadaka vermiş gibi olur. İmam (minbere) çıktığında melekler hut­beyi dinlemek için hazır olurlar." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[89]

 

Bu hadis, erkek, kadın, hür, köle olmak üzere her tür insanı kapsa­maktadır.

Alimlerden bazılan "cünüplükten temizlenir gibi" tabirinden hakikat manası kastedildiğini söylemişledir. Onlara göre nefsi teskin etmek için ve gözü harama bakmaktan korumak için cima ederek yıkanmak müstehabdır.

Alimlerin geneline göre ise, hadisdeki benzetme hüküm için değildir, key­fiyet itibarı ile yapılmıştır.

Yine alimlerin çoğunluğuna göre hadisde zikri geçen saatler, diğer gün­lerde olduğu gtbî zaman birimi manasını taşımaktadır.

Hadisten şu hükümler çıkarılmaktadır:

Cuma günü yıkanmak müstehabdır. Cumaya erken gitmek faziletlidir. Her insanın fazileti ameline göredir.[90]

 

1156. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) cuma gününden bah­sederken şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "O günün bir vakti var ki, o vakti namaz kılıp A ilah 'tan bir şey isteyerek geçiren kimsenin dileği kesin­likle kabul edilir. " Râsulullah vaktin çok kısa bir an olduğunu eliyle işaret etti. (Buhâri ve Müslim rivayet etmiştir)[91]

 

Aynî'nin açıklamasına göre; alimler icabet saati hakkında çeşitli yorumlar getirmişlerdir. Şöyle ki; icabet saatinin zamanımıza kadar devam edip etme­diği ihtilaflıdır. Alimlerden bazılarına göre, bu saat Rasûlullah (s.a) devrin­de mevcut İdİ, sonradan kaldırılmıştır. Bu görüşü İbn Abd'il-Berr hem riva­yet etmiş, hem de zikrettiği rivayetlerle çürütmüştür.

icabet saati baki olduğuna göre acaba her cuma var mıdır, yoksa sene­nin bir cumasına mı hastır? Bunda da ihtilaf edilmiştir. İcabet saatinin vakti hakkında pekçok söz söylenmiştir. Birkaçı şöyledir:

a)  Bu saat Kadir gecesi gibi gizlidir, günün hangi saatinde olduğu belli değildir.

b)  icabet saati: her cuma yer değiştirir. İmam Gazalî, "Bu konuda söy­lenenlerin en güzeli budur" demiştir.

c)  İcabet saati; cuma sabahı müezzinin ezan okuduğu saattir.

d)  İcabet saati, müezzinin cuma ezanını okuduğu zamandır.

e)  Bu saat; imamın minber üzerine oturmasında başlar, namaz edâ edi­linceye kadar devam eder. Bunu Müslim ile Ebu DSvud, İbn Ömer'den (r.a) rivayet etmişlerdir.

küfcst saatinin ikindiden sonra olduğunu gösteren hadisler, hem daha çok, hem de muti^î! olduktan için daha ziyade terrihe jayanÖKİir.

Bu ihtilafları gözönüne alarak, cuma gününün değişik saatlerini ibadet, taat ve dua ile geçirmek herhalde icabet saatim bulmak için en uygun yoîdur.[92]

 

1157. Ebu Bürde b. Ebu Musa el-Eş'arî'den (r.a) şöyle rivayet edilmiş­tir: Bir gün Abdullah b. Ömer (r.a) bana, "Babandan, cumada dileklerin kabul edildiği vakit hakmda Rasûlullah 'tan (s.a) bir hadis rivayet ettiğini duy­dun mu?"diye sordu. Kendisine, "Evet, babamın dediğine göre bu konuda Rasûlullah (s.a) "O vakit, imamın minbere çıkıp oturması ile namazın kılın­ması arasındadır" buyurmuştur" diye cevap verdi.

Müslim, "Bu had*, cumadaki icabet saatim açıklama hususunda en güze! ve en doğru bir hadistir" demiştir.[93]

 

1158. Evs b. Evs'ten (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Şüphesiz cuma günü, en faziletli günlerinizden biridir. O gün bana çokça salât-ü selâm getiriniz. Muhakkak, saiat-ü selâmınız bana sunu­lur." (Ebu dâvud sahih senetle rivayet etmistir).[94]

 

Evs b. Evs es-Sakafî, şahabıdır. Şam'a yerleşmiş, orada yaşamıştır, kabri oradadır. Kendisinden 24 hadis rivayet edildiği zikredilir.

Cuma günü, içinde arefe bulunmayan haftanın en faziletli günüdür. "Fa­ziletli günlerden biridir..." cümlesi "senenin günlerinin en faziletlisi arefe günüdür" şeklinde gelen hadisi de desteklemektedir.

Rasulullah'a (s.a) salât-ü selâm getirmek her zaman İçin sevap kazandı­ran bir ameldir. Fakat faziletli, şerefli bir günde bunun yapılması ile biraz daha fazla fazilet kazanılır. Rasûlullah (s.a) kendisine getirilen salât-ü selâ­mı ya kendi kulağı ile veya meleklerin onu haberdar kılması İle İşitir.[95]

 

İKİ YÜZ ON BİRİNCİ BÖLÜM

 

BİR NİMETE KAVUŞUNCA VEYA BİR BELANIN KALKMASI tÇİN ŞÜKÜR SECDESİ YAPMANIN MÜSTAHAB OLUŞU

 

Konu İle ilgili hadis

 

1159. Sa'd b. Ebî Vakkas'tan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) ile birlikte Mekke'den yola çıkmıştık. Medine'ye gitmek istiyorduk. 'Azvara' denilen yere yaklaşınca Peygamberimiz indi, ellerini kaldırarak bir süre dua etti. Sonra secdeye kapandı ve uzun süre öylece kaldı. Arkasından ayağa kalktı ve ellerini havaya kaldırdı, sonra yine secdeye kapandı –aynı hareketleri üç defa tekrarladıktan- sonra şöyle buyurdu: "Ben Rabb'imden istedim ve ümmetime şefaatçi oldum. Allah Teâiâ ümmetimden üçte birini bana verdi. Rabb 'ime şükretmek için secdeye kapandım, sonra başımı kal­dırıp Rabb'imden (yine) ümmetimin bağışlanmasını istedim. Rabb'im de üm­metimin Üçte birini daha bana verdi. Rabb 'ime şükretmek için tekrar secde­ye kapandım daha sonra başımı kaldırıp Rabb'İme ümmetimin (hepsinin) bağışlanmasını istedim. Rabb'im geri kalan üçte biri de hağışlayıverdi. Ben­de Rabb'im için secde ederek yere kapandım." (Ebu Dâvud rivayet «-mistir).[96]

 

Hadis, nimete karşı şükretmenin gereğine işaret etmektedir. Şükür için secde ettikten sonra dua için ayağa kalkmak mendubtur. "Her peygambe­rin mutlaka kabul edilmiş bir duası vardır. Ben ise o duamı ümmetime şefaat için ahirete bıraktım" hadisi ile RasûHah'm buradaki duası birbirine 211 zannedilmesin. Yani duasını dünyada iken yapmıştır denilemez. Çünkü bu­radaki duası umumidir, ahireue ise hususi olarak ümmetine dua edecektir. Hadis Rasûlullah'm fs.a) ümmetine karşı aşın şefkat ve acımasına delildir.

Her nimet karşılığında şükretmek, nimetin artmasına ve telef olmama­sına sebep olur.[97]

 

İKİ YÜZ ON İKİNCİ BÖLÜM

 

GECE İBADET ETMENİN FAZİLETİ

 

Konu ile ilgili ayetler

 

Gecenin bir bölümünde, sırf sana mahsus, nafile bir ibadet olmak üze­re, gece namaîı kıl. Umulur ki Rabb'in seni makam-ı mahmuda gönderir " (tsra, 79)

"Vücutlarının yan tarafları yataklardan uzaklaşarak ümit ve korku içinde Rabb'lerine dua ederler..." (Secde, 16)

"Onlar gecenin ancak az bir kısmında uyurlardı." (Zâriyat, 17) Konu ile ilgili hadisler[98]

 

1160. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Nebi (s.a) geceleri o kadar uzun süre namaz kılardı ki, ayakları şişerdi. Kendisine, "Yâ Rasûlallah, geçmiş-gelecek bütün günahların bağışlanmış olduğu halde niçin böyle yapı­yorsun?" diye sordum. O da bana "Şükredici bir kul olmayayım mı?" bu­yurdu." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[99]

 

Hadisin şerhi için "Mücahede" bölümü 98 numaralı hadise müracaat ediniz.[100]

 

1161. Hz. AJi'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Nebi (s.a) geceleyin Hz. Ali ve Fâtıma'ya gelip kapılarım çalarak "Namaz kılmayacak mısınız?" bu­yurmuştur." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir). [101]

 

Hadiste gece namazı kılmaya teşvik edilmektedir. Rasûlullah (s.a), kızı ve damadının bu fazileti elde etmeleri için uyarmıştır. Eğer gece namazı o kadar faziletli olmasaydı Efendimiz (s.a) geceleyin kızı ve damadını kesin­likle rahatsız etmezdi.

Müslim'in rivayetinde hadisin devamı şöyledir: Ali (r.a) şöyle dedi: Ben; "Yâ Rasûlallah! Bizim nefislerimiz ancak Allah 'in kudreti elindedir. O bizi uyandırmayı dilerse, uyandırır, " dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a) çe­kilip gitti. Dönüp giderken onun dizlerine çarparak; "Zaten insan çok mü-nakaşacı bir şeydir" buyurduğunu işittim.[102]

 

1162. Abdullah b. Ömer'in oğlu Salim babasından Rasülullah'ın (s.a) Şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Abdullah ne iyi bir kuldur, bir de gece namazı kılmış olsaydı" Salim diyor ki "(Babam) Abdullah bu sözlerden sonra geceleri çok az uyurdu." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[103]

 

Hadiste gece namazını cehennem ateşinden korumaya ve hayırlar ka­zanmaya sebep olacağına işaret ediliyor.

Hadis Abdullah'ın faziletini de ihtiva etmektedir. Faziletli bir ameli du­yunca hemen ona sarılarak geceleri az uyur, çok ibadet eder bir hayat yaşa­mıştır. Nitekim Hz. Câbir onun hakkında "Bizden herkes dünyaya, dünya bize meylederdi. Ancak Ömer ile oğlu Abdullah hariç" demiştir.[104]

 

1163. Abdullah b. Amr b. Âs'tan (r.a) Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyur­duğu rivayet edilmiştir: "Ey Abdullah, bir zamanlar geceleyin namaz kıldı­ğı halde sonradan bunu terkeden filan gibi olma." (Buhârî ve Müslim riva­yet etmişlerdir).[105]

 

Hadis, "Amelleri Muhafaza Etme" bölümünde 154 no'hı hadiste şerhi ile birlikte geçmiştir.[106]

 

1164. tbn Mes'ud'dan (r,a) $öyle rivayet edilmiştir; Nebi'in (s.a) yanın­da akşam yatıp ç tbaha kadar uyuyan bir adamdan bahsedilince, "O kimse, şeytanın kulağına bevlettiği bir adamdır" buyurdu. (Buhârî ve Müslim riva­yet etmişlerdir). [107]

 

Hattabî'ye göre, bu cümle bir temsildir. Uyuyan kimsenin ağır ve derin bir uykuya dalması ve namazdan gafil kalması, kulağına bevl edilip de İşit­mez olan ve duyusu bozulan kimsenin haline benzetilmiştir. Bununla bera­ber, bu sözün hakikat olabileceğine de İhtimal vermiş. 'Eğer maksat hakika­ten şeytanın bevli ise bu da inkâr edilemez..." demiştir .

Tahtâvî ise, " Bu söz şeytanın, o kimseye tahakkümünden ve kişinin şeytana tesliminden kinayedir" der.

Hadis, Allah hakkı olan namazdan, ancak O'nun düşmanı olan şeyta­nın engellediğine işaret etmektedir. Kişi Allah hakkını eda edebilmek için şeytanla mücadele etmelidir.[108]

 

1165. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Sizden bîri uykuya dalınca şeytan ense köküne -önünde uzun bir gece var, mışıl mışıl uyu- diyerek üç düğüm atar. Eğer adam uyanıp. Allah'ın adını anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm da­ha çözülür. Kalkıp namaz kılarsa, ensesindeki bütün düğümler çözülerek, adam neşeli ve zinde bîr durumda sabaha kavuşur. Aksi halde neşesiz ve tem­bel bir durumda sabahlar." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[109]

 

Hadisdeki "şeytanın düğüm vurması"ndzn maksadın ne olduğu hak­kında alimler İhtilaf etmişlerdir.

Bazılarına göre; insanı büyülemek manasında hakikattir. Sihir yapan bir kimse, sinirlediği kimseyi nasıl yerinden kalkamaz bir hale getirirse, şey­tan da sinirlediği insanın yerinden kalkmasına mani olur.

Diğer bir ulemaya göre şeytanın düğüm vurması mecazdır. Bir kısım alim­ler de; "Düğümden maksat; kalbin karar verip, niyet etmesidir. Böyle bir kimse, sanki şeytan kendisine vesvese vererek üzerinde uzun bir gece oldu­ğunu bildirmiş gibi gece namazı kılmaktan çekinir" derler.

Namaz kılanın sevinerek sabahlaması, AUah Teâîâ'nın kendisini ibade­te muvaffak kıldığı içindir. Gönül rahatlığı ise, Allah Teâîâ'nın kendisine bereket ihsan ettiği ve şeytanın düğümlerinden kurtulduğu içindir. Namaz kılmayanın nefsi pis olarak sabahlaması ya âdet edindiği namazı bıraktığın­dan ya diyet ettiği hayrı yapmadığmdandır.

Kİrmânî şöyle diyor: "Bilesin ki, hadisin sonundaki faksı halde neşesiz ve tembel bir durumda sabahlar) cümlesinin manası; Bu üç şeyi, yani zikri, abdestİ ve namazı bir araya getirmeyen kimse, nefsi pis ve tembel olarak sa-bahlayanlar zümresine dahildir, demektir. Velev ki bazısını yapmış olsun! Eğer Allah'ı zikretmez, abdest almaz ve namaz da kılmazsa nefsi pis ve tembel olarak sabahlar, şeklinde takdir edilir"[110]

 

1166, Abdullah b. Selâm'dan (r.a) Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, geceleyin insanlar uyurken namaz kılınız böylece selâmetle cennete girersiniz." (Tirmizî rivayet etmiştir. Hadis, hasen ve sahihtir demiştir).[111]

 

Hadis, selâmı yayan, yemek yediren ve gece namazına devam edenlerin kunuluşunu müjdelemektedir. Selâmlaşmak, kişiler arasındaki muhabbetin artarak devamını sağlar. Gece namazına devam etmekte de nefse meşakkat, gecenin lezzetli uykusundan uzak kalmak gibi özellikler mevcuttur. Bu gibi zahmetlerinden dolayı gece namazına devam etmek kıyamette kişinin kurtu­luşa ermesini sağlayan vesilelerdendir.  [112]                                    

 

1167. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Mu­harrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz da gece kılınan namazdır." (Müslim rivayet etmiştir).[113]

 

Nafile namazların en faziletlisi gece kılınan namazdır. Çünkü gece sü­kunet vaktidir, hûşû içerisinde namaz kılmaya elverişli ve riyadan uzak kah-nabilecek bir vakittir.

Hadisde Muharrem ayında nafile oruç tutmaya da teşvik ediliyor. Mu­harrem ayının Allah'ın ayı olarak tanıtılması ise bu ayın şerefini İfade içindir.[114]

 

1168. İbn Ömer'den (r.a) Rasûlullah (s.a)ın şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Gece namazı İkişer rekattır. Sabah olmasından korkarsan vitiri bir rekat kıl" (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[115]

 

Gece kılınan nafile namazlarının ikişer rekat kılınması efdaldir. Vitir namazını gece namazlarının sonuncusu olarak kılmak müstehabdır. Bu hal uyanamama korkusu bulunan kimseler İçindir. Uyanamayacağına kani olan kimse ise, önceden vitir kılmasında bir mahzur da yoktur. Allah tek sayılı amelleri sevmesi dolayısı ile bir kısım amel ve fiiller tek sayılı olarak meşru kılınmıştır. Nitekim vitir namazı da üç rekattır.[116]

 

1169. İbn Ömer'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) ge­celeyin ikişer rekat nafile kılar, gecenin sonunda bir rekat ilave ederek vitir namazını kılardı...." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir). [117]

 

Hadis, tam metin ve şerhi ile birlikte "Sabah Namazının Sünnetinin Ha-fifçe Kılınması" bölümünde 1106 no'lu kayıtta geçmiştir.[118]

 

1170. Enes'ten (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) bir ay­dan o kadar oruçsuz gün geçirirdi ki o ay oruç tutmayacak zannederdik. (Bazı ayda da) o kadar oruç tutardı ki, hiç iftar etmeyeceğini zannederdik. Namaz kılarken görmeyi ummadığım gecenin bir vaktinde onu görürdüm. Onu uyur­ken göreceğimi zannetmediğim bir saatte de uyur bulurdum." (Suhârî riva­yet etmiştir).[119]

 

Hadis, çok ibadet etmeye teşvik etmektedir. Bu ibadetler cümlesinden olarak, nafile oruç, teheccüd namazı sayılabilir. Her iki ibadette de riya en­dişesi yoktur. Herhangi günleri veya gecenin herhangi zamanını namaz ve oruç ibadeti için tayin etmemek daha faziletlidir. Rasûlullah bazen ayın ba­şında, bazen sonunda fazla oruç tutarlardı. Bazen gecenin erken saatlerinde bazen de geç saatlerde teheccüd kılarlardı. Belli zaman tayin edilirse nefis ona alışır bir âdet haline gelir ve meşakkatli gelmez, halbuki nefse meşak­katli gelen fiiller daha faziletlidir. Bundan dolayı Efendimiz (s.a) nafile iba­detlerine belli bir zaman tayin etmemiştir.[120]

 

1171. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Rasûlullah (s.a) ge­celeyin on bir rekat namaz kılar, bu namazın secdesinde o kadar dururdu ki, herhangi biriniz, o başını kaldırmadan önce elli ayet okuyabilirdi. Sabah namazının farzından önce de iki rekat kılardı. Sonra, müezzin gelip namaz vaktini bildirinceye kadar sağ yanı üzerine uzanıldı." (Buhâri rivayet et-miştir).[121]

 

Hadis, gece namazlarında secdeyi uzatmanın müstehab oluşuna delil ol­maktadır. Çünkü secde anı, kulun Allah'a en fazla yakın olduğu andır. Ku­lun Allah'a saygısı, kendini hor ve hakir görmesi, Allah yanındaki zelilliğinî onaya koyması en çok secde anında yaşanır.

Nafilelerden sonra, farza geçmeden bir müddet sağ yan üzere yatılması müstehabdır. Böyle yapılmakla nefse kabir hayan ve orada yatış hatırlatıla­rak, farza huzur ve hûşû içinde geçilmesi sağlanır. Fakat bu müstehab yapı­lırken eğer mescidde kıimacaksa, cemaata eziyet verilmemesi esastır. Hem bu yatma işini evde yapmak daha faziletlidir.[122]

 

1172. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Rasûlullah (s.a) ne ramazanda ve ne de diğer aylarda geceleri on.bir rekattan î'azla nama2 kıl­mazdı. Önce dört rekat kılardı ki, rekatların uzunluğunu ve güzelliğini sor­ma gitsin. Arkasından yine dört rekat daha kılardı ki, rekatların uzunluğu­nu ve güzelliğini sorma gitsin. Sonra da üç rekat vitir kılardı. Kendisine "Vitir namazı kılmadan önce uyuyor musun?" diye sordum. Bana; "EyÂişe, göz­lerim uyur, fakat kalbim uyumaz" diye cevap verdi" (Buhârî ve Müslim ri­vayet etmişlerdir).[123]

 

Hadisten şu hükümler çıkarılmıştır:

Hz. Peygamber'in geceleyin kıldığı namazları yalnız ramazana mahsus değil, daimi idiler.

"önce dört rekat namaz kılardı" sözü, "Gece namazlarında efdal olan dört refcatu bir şelfim vermektir" diyen İmam Azam'in detiUerİndendir.

"Sonra Qç rekat kılardı" sözü de, vitir namazını bir selâmla üç rekat kılınacağı görüsünde olan Hanelilerin delükrindendir.

Rasûlullah'ın (s.a) uyumakla abdesti bozulmaz. Çünkü onun kalbi dai­ma uyanıktır. Diğer peygamberler de aynıdır. Bu husus peygamberlerin Özel-liklerindendir. Ümmetin ise uyku ile abdesti bozulur.[124]

 

1173. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Nebi (s.a) gecenin ba­şında uyur, sonuna doğru kalkar, namaz kılardı." (Buhârî ve Müslim riva­yet etmişlerdir).[125]

 

Hadis, gecenin tamamının uyku ile geçirilmesinin mekruh olduğuna işaret etmektedir. Efdal olanı bir müddet uyuyup kalkarak namaz kılmak, sonra bir müddet daha uyumak, sonra da sabah namazına kalkmaktır . Bir gecede hem ibadet yapılmış ve hem de nefse de bedene de hakkı verilmiş olur. Böy­lece ibadetlerde orta yol tutturulmuş olur.[126]

 

1174. Ibn Mes'ud'dan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Bir gece Rasûlul-lah ile birlikte namaz kılıyordum. O kadar uzun süre kıyam halinde kaldı ki, aklıma kötü bir şey yapmak geldi." Kendisine "Aklına ne geldi?" diye

sordular. Ibn Mes'ud, "Oturup, selâm vererek ondan ayrılmayı düşündüm " diye cevap verdi. (Buhârî ye Müslim rivayet etnüflerdir).[127]

 

Hadis, nafileleri de cemaatla kılmanın caiz olduğuna delil olmaktadır. Çünkü Ibn Mes'ud'un RasüluUah ile birlikte kıldığı namaz tefaeccüd na­mazıdır.

Nafile namazı cemaatla kılarken, fazla uzaması sebebiyle, namaz için­de ayn kılmaya niyet edip, tek basına namazı tamamlamak caizdir. Nafile namazları uzun kılmak veya kıldırmak caizdir.[128]

 

1175. Huzeyfe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Bir gece RasüluUah (s.a) ile birlikte namaz kılıyordum. Zammı sure olarak Bakara suresini oku­maya başladı. İçimden "Herhaldeyüz ayet okuyunca rükuya varır"dedim. Devam etti. Yine içimden, "Sureyi bir rekatta tamamlayacak herhalde" de­dim. O yine devam etti. Yine içimden "Herhalde sure bitince rükuya varır" dedim. Arkasından Nisa suresine başladı. Onu da okudu. Arkasından Âl-i İman suresine başladı. Onu da okudu. Ağır ağır okuyor, içinde teşbih bulu­nan bir ayet gecice teşbih getiriyor. Allah'tan bir dilekte bulunmaya dair olan

ayet geçince dilekte bulunuyor, içinde Aİlah'a sığınmadan bahseden bir ayet geçince de Allah'a sığmıyordu. Sonra rilkuya varıp "Sübhâne Rabbiy'eİ-Azîm" dedi. Rükuyu da kıyamı gibi idi. Sonra "Semiallâhü limen hamidsh, Rabbena tekel hamd" diyerek rtlkuda durduğu süreye yakın bir süre ayakta durdu. Sonra secdeye vanp "Sübhâne Rabbiy'el-a'lâ" dedi. Secdesi de ta­yam haline yakın oldu." (Müslim rivayet etmişîîr)[129]

 

Hadis, "Mücahede" bölümü, 102 no'lu hadiste geçmiştir.[130]

 

1176. Câbİr'den (r.a) rivayet edildiğine göre; Rasûlullah'a "Hangi na­maz daha faziletlidir?" diye soruldu. O da şöyle buyur du: "Kıyamı uzun olan namaz (daha faziletlidir)" (Müslim rivayet etmiştir)[131]

 

Alimler; "Kıyamı uzun namaz mı veya rükusu ve secdesi uzun namaz m; daha faziletlidir?" diye ihtilaf etmişlerdir,

Bu hadis, kıyamı uzun namazın daha faziletli olduğu görüşünde olan­ların deUidir. Onlar durumu şöyle açıklamışlardır: Namazda kıyamın zikri Kur'an'dır. Rüku ve secdenin zikri ise teşbihtir. Kur'an teşbihten daha fazi­letli olduğu için kıyamı uzun olan namaz daha efdaldir.

Bir kısmı da, gece namazlarında kıyamın uzunluğu, gündüz namazla­rında ise rüku ve secdenin çokluğu efdaldir, demişlerdir.

Her ikisi müsavidir, diyenler de olmuştur.[132]

 

1177. Abdullah b. Amr b. Âs'tan (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyur­duğu rivayet edilmiştir: "Allah'ın en sevdiği namaz, Davud'un namazı ve en sevdiği oruç da onun orucudur. Dâvud gecenin yarısını uyku ile geçirir, üçte birinde namaz kılar ve kalan altıda birinde de tekrar uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[133]

 

Hadiste, ibadette orta yolu tutmak teşvik ediliyor. Gecenin çeşitli bö­lümlerini uykuda, diğerlerini ise namaz kılarak geçirmekle insan, hem nefsi­nin hakkını vermiş olur, hem de ibadet etmiş olur. Bu hal nefse ağır geldiği İçin de çok sevap kazanır.

Gece ibadeti kibirden ve diğer etkenlerden uzak olarak, onda ihlas da­ha güzel ortaya konduğu için çok faziletlidir.

Aralıklı olarak oruç tutmak da nefse meşakkatli geldiğinden fazileti çok­tur. Az da olsa amellere devam etmek, belli gün ve gecelere has kılmamak müstehabdır.[134]

 

1178. Câbir'den (r.a) Rasûhıüah'i (s.a) şöyle buyururken işittiği riva­yet edilmiştir: "Gecenin öyle bir vakti vardır ki, bu vakti gerek dünya ve gerekse ahiret ile ilgili olan, hayırlı bir şey dileyerek geçiren müslümana Al­lah kesinlikle dilediğini verir. Bu vakit her gecede mevcuttur." (Müslim rivayet etmiştir)[135]

 

Hadis, her gece duaların kabul edildiği bir icabet saati bulunduğunu mut­lak bir surette ifade etmektedir. Binaenaleyh o saate tesadüf etmek ümidi ile mü'minlerin geceleri ibadet ve taatla ihya etmeleri için buna teşvik edil­mişlerdir. Gecenin gündüz vaktine göre daha faziletli olduğunu iddia eden­ler bu hadisi delil olarak getirmişlerdir. Zira her gecede bir icabet saati var­dır. Gündüzün ise yalız cuma gününde vardır. Birtakım rivayetler de bu ica­bet saatinin gecenin son üçte birinde yahut geceyansından sonra olduğu an­latılmıştır.[136]

 

1179. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) söyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Sizden biri geceleyin ibadet etmeye kalkınca namaz kılma­ya, hafifçe iki rekat namaz kılarak başlasın." (Müslim rivayet etmiştir)[137]

 

Bu iki rekat namaz bedenden, uykudan kalan tembelliği giderir. Uzuv­lar ve adaleler iyice uyanarak dinç bir vazyette gece namazına hazırlanmış olurlar.

Hz. Âişe'den rivayet edilen "Rasûlullah fs.aj geceleyin namaz için kal­kınca, iki rekatlık hafif bir namazla baylardı" hadisi ile hafifçe kılınacak iki rekatla başlanmasını emreden bu hadisten bu iki rekatlık namazın sün­net olduğu anlaşılmaktadır.[138]

 

1180. Hz. Âise'dcn (r.a) söyle rivayet edilmiştir: "Rasülullah (s.a) ge­celeyin kalkınca namaz kılmaya iki kısa rekatlık bir namaz kılarak başlar­dı." (Müslim rivayet etmiştir)[139]

 

Gece namazına, iki rekat hafifçe bir namaz kılmakla başlamak müste-habdır. Çünkü bu namazı kılmakla hem bir sünnet yerine getirilmiş ve hem de bedenin zindeleşmesi ve gece namazına uyanık bir halde başlanması sağ­lanmış olur.[140]

 

1181. Hz. Âişe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) has­talık vb. bir mazeret yüzünden gece namazı kılmayınca ertesi gün on iki re­kat kılardı." (Müslim rivayet etmiştir)[141]

 

Hadis, gece ibadetinin önemini belirtmektedir. Hadisten, muvakkat ola­rak kılınan nafile namazların kaza edilebileceği anlaşılmıştır.

Bazıları da Rasûlullah'ın (s.a) gündüz kıldığı namaz gece devam ettiği nafilelerin kazası değil, kaçırdığı gece ibadetinin sevabına bedel olarak kıl­dığı namazdır, demişlerdir[142]

 

1182 Ömer b. Hattab'tan (r,a ) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kim devamlı hale getirdiği bir okumayı (hizbini) veya bu okumanın bir kısmım yapmadan uyur da, onu sabah namazı ile öğle na­mazı arasında okursa, gece okumuş~gim hesabına yazılır." (Müslim rivayet etmiştir)[143]

 

Hadisin şerhi "Amelleri Muhafaza Etmek" bölümünde 153 numarada şerhi ile birlikte geçmiştir.[144]

 

1183. Ebu Hüreyre'den (r.a) RasûluHah'm (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: ''Geceleyin kalkıp namaz kılan ve sonra da karısını uyandı­ran ve kadın kalkmak İstemediği takdirde yüzüne su serpen erkeğe Allah rah­met etsin. Geceleyin kalkıp namaz kılan ve sonra da kocasını uyandıan ve kocası kalkmak istemediği takdirde yüzüne su serpen kadına Allah rahmet etsin." (Ebu Dâvud, sahih bir senetle rivayet etmiştir).[145]

 

Hadis, taat ve salih amelleri işleme hususunda yardımlaşmayı teşvik et­mektedir. Kan-kocadan her birinin diğerini gece namazı için kaldırması müs-tehabdır.

Hadîs, Allah hakkı hususunda kadın ve erkeğin eşit olduğunu ortaya koymaktadır.'[146]

 

1184. Ebu Hüreyre ve Ebu Saîd'den (r.a) RasûluHah'm (s.a) şöyle bu­yurduğu rivayet edilmiştir: "Erkek hanımını geceleyin uyandırıp namaz kı­larlarsa -veya beraberce iki rekat namaz kılarlarsa her ikisi de zikreden er­kek ve kadınlar arasına yazılır," (Ebu Dâvud, sahih bir senetle rivayet et­miştir).[147]

 

Hadiste, kocanın karısına, farzlarda olduğu gibi nafileleri de emretme­sinin fazileti bildirilmektedir. Nafilelerin de cemaat halinde kılınacağına de­lil teşkil etmektedir.

Allah katında ibadet eden erkek ve kadınların sevabı eşittir. Konuyu ter yid eden ayet-i kerimede "Allah 'ı çok zikreden erkek ve kadınlara ise Allah, mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Azhab, 35) buyurulmuştur.[148]

 

1185. Hz. Âişe'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir. "Sizden biri namaz kılarken, uyku bastırınca, uykusu geçinceye ka­dar yatsın. Çünkü sizden biri uykulu iken namaz kılarsa, bağışlanması için dua ettiğini zannederken kendisine sövebilir." (Buhârî ve Müslim rivayet et­mişlerdir). [149]

 

Hadis, ibadetler esnasında uyanık ve zinde bulunmanın gereğini anlat­maktadır. Uyanıklık da namazın ruhu olan hûşû ve huzur içinde namaz kilinak için şarttır. Çok yorgun, bitkin bir halde buhman kişi, Önce yeter mik­tarda dinlenmeli, sonra ibadete koyulmalıdır. Uyku, dinlenme, yemek gibi zarurî ihtiyaçtan düşünerek kılınan namazdan, namazı düşünerek uyunan uyku ve istirahat daha hayırlıdır.[150]

 

1186. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Sizden biri geceleyin namaz kılmaya kalkınca, Kur'an okur­ken kekeler de ne dediğini bilemezse, yatsın uyusun." (Müslim rivayet etmiştir)[151]

 

Hadiste, tüm İbadetler ve zikir, teşbih, kıraat gibi hususlar esnasında zinde bir halde bulunmak teşvik edilmektedir.

Namazın kalbi olan hûşûya ancak zinde bir kimse riayet edebilir. Kur'­an okurken de anlatılanları iyice anlamak ve ders alabilmek için düşünmeye ve tefekküre dalmak gerekir. Bu da ancak gerçekte uyanık kafa ve zinde bir bedenle olur. Önce bedenin zaruri ihtiyaçtan giderilmeli, sonra sükûnet içinde ibadet ve kıraat edâ edilmelidir.[152]

 

iKi YÜZ ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

RAMAZAN GECELERİNDE İBADET ETMENİN, YANİ TERAVİH ..

İAZI KILMANIN MÜSTEHAB OLUŞU

 

Konu İle ilgili hadisler

 

1187. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Kim inanarak vesevabım umarak ramazanı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[153]

 

Hadis, ramazan ayının faziletine işaret etmektedir. Kim ramazan gece­lerini ibadetle, teravihle ihya eder ve sevabını da Allah'tan (c.c) beklerse, bir Önceki ramazandan beri yapmış olduğu küçük ve Allah (c.c) hakkı İle ilgili günahları bağışlanır. Ramazanda amellere biraz daha fazla karşılık ve­rilmektedir. Gündüzün oruç ibadeti ile değerlendirildiği gibi, gecenin de na­maz gibi diğer ibadetlerle ihya etmek gerekir.[154]

 

1188. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle rivayet edHrrıiştir: Rasûİuüah (s.a) kesin emir vermeksizin, sahâbîleri ramazan gecelerini ibadet ile geçirmeye teşvik ederler ve şöyle buyururlardı: "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan umarak, ramazan (gecelerini) ibadet ile geçirirse geçmiş günahları bağışla­nır." (Müslim rivayet etmiştir)[155]

 

Bu ve benzeri hadislerin zahirine bakılırsa, zikredilen ibadetler sebebi İle geçmiş günahların hem büyükleri, hem küçükleri affolunacaktır. Allah Teâlâ'nm fazl-ı keremi sonsuzdur. Binaenaleyh her iki çeşit günahları affet­mesi mümkünse de, bu gibi hadisler hususunda alimlerin meşhur olan görü­şü, yanız küçük günahların kastedilmiş olması yönündedir.

Ramazan gecelerini İhya maksadıyla kılınan teravih namazı, sair nafi­lelerden faziletlidir. Zira Rasûlullah (s.a) ona devam etmiştir ve üç gece de camide cemaata namaz kıldırmışım Sonra camide kılmayı terk etmesi, farz olur da ümmetim belki güçlüğe düşer endişesi sebebiyledir.[156]

 

İKİ YÜZ ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

KADİR GECESİNİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ VE İÇİN0E BULUNMASI İHTİMALİ OLAN GECELER

 

Konu İle ilgili ayetler

 

"Biz onu Kadir gecesi indirdik. Kadir gecesi nasıl bir gecedir, bilir mi­sin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ile ruh o gece, Rabb'-lerinin izni ile her konu ile ilgili olarak inerler de inerler. O gece tan yeri ağa nncaya kadar selâmdır." (Kadir, 1-5)[157]

 

Konu İle ilgili hadisler

 

1189. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın ($.a) şöyle buyurduğu nvayet edilmiştir: "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek. Kadir gc cesini ibadet ite geçirirse günahları bağışlanır." (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[158]

 

Kadir gecesi hakkındaki sevaba nail olmak için, alimlerden bazılarına göre bütün geceyi ibadet ve taatla ihya etmek şart değildir. Yatsının farzım kılmak bile, o geceye vaad buyrulan sevaba nail olmak için kâfidir. Fakat zahire bakılırsa o gecenin sevabına nail olabilmek için bütün geceyi ibadetle ihya etmek şarttır. Bir günün yalnız bir kısmında veya o günün çoğunluğun­da oruç tutmakla bir kimse oruç tutmuş sayılamayacağı gibi. Kadir gecesi­nin bir kısmında ibadet yapmakla da o gece ihya edilmiş sayılmaz.

Hadiste zikredilen "Geçmiş günahları bağışlanır." cümlesi de küçük ve Allah (c.c) hakkı olan günahların bağışlanacağı şeklinde anlaşılmalıdır. Al­lah (c.c) iyisini bilir.[159]

 

1190. İbn Ömer'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Sahâbîlerden bazı kim­seler, rüyalarında Kadir gecesinin ramazanın son yedi gecesi içinde olduğu­nu görünce Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Rüyalarınızın son yedi ge­ce üzerinde birleştiğini görüyorum. Buna göre Kadir gecesini aramak iste­yenler, onu ramazanın son yedi gecesinde arasınlar." (Buhârî ve Müslim ri­vayet etmişlerdir).[160]

 

Hadiste, Kadir gecesinin, ramazanın sonlarında olduğuna işaret edimek-tedir. Kadir gecesinin ramazanın son on gecesinde ve bu son on gecenin tek sayılı olanlarında olabileceğine dair birçok hadis mevcuttur. Kıymetli hazi­neler yerin diplerinde, okyanusların derinliklerinde sakalandığı gibi, bin ay­dan daha hayırlı ve bereketi bol olan Kadir gecesini de Rabb'İmİz on gece içerisine gizlemiştir. Tâ ki, rağbet edenler o geceyi de ihya etsinler de, o ge­cenin feyzinden, bereketinden istifade etsinler diye.[161]

 

1191. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edilmiştir: "RasûluIIah (s.a) ramaza­nın son o gününde itikafa girerdi ve; "Siz Kadir gcesini ramazan ayının son on gününde arayınız" buyururdu. (Buhâri ve Müslim rivayet etmiş­lerdir).[162]

 

Ramazanın son on gününde itikaf sünnettir.

"îtikaf", bir mescidde kişinin kendini ibadet ve taat için belli bir müd­det kapatmasıdır.

RasûluIIah ramazanın iik ikinci on günlerinde itikaf yapmışlar. Sonra­ları ise, "Bana Kadir gecesinin son on gün içinde olduğu gösterildi'' diyerek son on günü itikatla geçirmişler ve böyle tavsiye etmişlerdir.

İtikaf hem nefis tezkiyesine yönelik, hem de Kadir gecesine uyanık, iba­det, taat içinde kavuşup, feyzinden istifade etmek içindir.

Hadis, Kadir gecesinin ramazanın son on gününde olduğuna da delil olmaktadır.[163]

 

1192. Hz. Âişe'den (r.a) Rasûlıülah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Kadir gecesini ramazanın son on günü içindeki tek (rakamlı) gece­lerde arayınız." (Buhârî rivayet etmiştir)[164]

 

Hadis, Kadir gecesinin ramazanın son on günün,tek rakamlı gecelerin­de olduğuna işaret etmektedir.

Rasûlullah'ın "arayınız" emrinden maksat; uyanık olunuz, o geceleri ibadet ve îaat içinde geçiriniz, gecenin feyzinden aşırı şekilde istifade etmeye çalışınız, anlamındadır.

Hadislerden anlaşılan, Kadir gecesi ramazanın son on gecesinin tek ge­celerinden birindedİr. Son on gecede, Kadir gecesine ulaşma arzusu ile ihya edilsin, ibadet ve taatfa geçirilsin diye o gece, son on gece içerisinde gizli bı­rakılmıştır. [165]  

 

1193. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre: "Rasûluliah (s.a) ra­mazanın son on günü girince bütün geceleri ibadetle geçirir, eşlerini uyandı­rır, tüm benliği ile kendini vererek ibadet etmeye önem verirdi." (Buhârî ve Müsîim rivayet etmişlerdir).[166]

 

Hadîs, ramazanın son on günü ve gecesinde ibadet ve taatı biraz daha ziyadeleştirmeyi teşvik etmektedir. Zira o gecelerin içinde bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi mevcuttur Ona rastlayıp, o gecede Allah'ın lütfü ve ihsa­nından istifade edebilmek için on geceyi O'na feda etmek gerekir.

Nafile ibadetler hususunda bile, kişinin hanımlarını uyarması, beraber­ce ibadet, taata teşvik etmesi mfistehabır. Son on gün ve geceyi en iyi şekil­de, kadın ve erkekler için sünnet olan itikaf için, erkeklerin mescidlere gir­mesi, kadınların ise, evlerinin bir köşesinde iükafa girmeleri en uygun olanıdır.[167]

 

1194. Hz. Âişe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûluliah (s.a) ra­mazan ayında diğer aylarından daha çok ibadet etmek için gayret gösterirdi. Ramazanın son on gecesinde de diğer tüm gecelerden daha çok ibadet etme­ye gayret ederdi." (Müslim rivayet etmiştir)[168]

 

Hadis, ramazanın son on gecesini ibadetlerle ihya etmenin müstahab ol­duğuna delildir.

Bazı alimler, bütün gece namaz kılmak'mekruhmr, demişlerse de, bun­dan maksaüan devam üzere her gece namaz kılmaktır. Bir-iki geceyi ve ra­mazanın son on gecesini ibadetle ihya etmenin mekruh olduğunu onlar da söylememişlerdir. Bu sebepledir ki, bayram geceleriyle diğer bazı geceleri iba­detle ihya etmek müstehabdır.[169]

 

1195. Hz. Âife'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: RasûluUah'a (s.a) "Bir gecenin kadir gecesi olduğunu bilirsem o gece nasıl dua edeyim?" diye sor­dum. O da şöyle buyurdu: "Allah Um Sen af/edicisin, affı seversin, beni de afftî, de." (Timiz! rivayet etmiştir. Hadis, hasen ve saihtir diniştir).[170]

 

Hadîs, Allah'tan (tc) istenecek şeylerin önemlilerine işaret etmektedir. Müslüman için günahlardan temizlenmeyi ve isyankâr tabiattan kurtulmayı arzu etmek en önemli taleblerindendir. Kişi İcabet saatlerinde, mübarek gün ve gecelerde Allah'tan (c.c) affını istemelidir. Kadir gecesinde duaların ka­bul edileceğine de hadisde işaret ediliyor.

Kadir gecesinin fazla sıcak ve soğuk olmayıp, orta halli, aylı ve yıldızlı bir gecede olduğu bildirilmiştir. O günün gündüzünü de gecesini de ibadetle geçirmek gerekir.[171]

 

İKİ YÜZ ON BEŞİNCİ BÖLÜM

 

MÎSVAK KULLANMANIN FAZİLETİ VE FITRATIN ÖZELLİKLERİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1196. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Eğer ümmetime -veya insanlara- ağtr gelmeyeceğini bilsem, her namaz vesilesi ile misvak kullanmalarını emrederdim." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir).[172]

 

Alimlerimiz, misvak kullanmanın fazileti hakında ihtilaf olmadığını, mis­vak kullanarak kılınan namazın misvaksız kılınan namazdan efdal olduğu­nu söylemiştir.

Evzaî; "Misvak abdestİn yansıdır, özellikle namaz kılınacağı zaman, abdest alırken , Kur'an okurken, uykudan uyandıktan sonra ve ağzın koku­su değişince misvak kullanmak çok yerinde olur.

Gece namazlarının her iki rekatı arasında, cuma gününde ve yine uyku­ya yatarken, vitir namazından sonra, sabahleyin ve yemekten önce misvak kullanmak müsîehabdıf " demiştir.

Hadis, Feygamber'in (s.a) ümmetine olan sonsuz şefkat ve merhameti­ne delâlet ediyor. Zira misvak kullanmayı emretmemesi, ancak onlara me-şekkat vermemek hikmetine dayanır.[173]

 

1197. Huzeyfe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "RasûJullah (s.a) uy­kudan kalktığı vakit, misvakla ağzını ovuştururdu" (Buhârî ve Müslim ri­vayet etmişlerdir).[174]

 

Uykudan uyanıldığmda misvak kullanmak mendubtur. Çünkü bu an­da kullanılan misvak, uyku sebebiyle ağızda oluşan değişik kokulan giderir. Aynı zamanda hadiste, misvakın her zaman kullanılabileceğine delâlet edi­yor. O yalnız abdest esnasında namaza hazırlanırken değil, değişik zaman­larda, çeşitli amaçlar İçin de kullanılabilir.[175]

 

1198. Hz. Aişe'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "RasûluIIah'ın (s a) misvakım ve abdest suyunu hazırlardık. Allah da onu geceleyin ne zaman uyandırmayı dilerse, uyandırırdı. Bunun üzerine dişlerini misvaklayarak ahdest alır ve namaz kılardı. (Müslim rivayet etmiştir)[176]

 

Abdest esnasında misvak kullanmak mendubtur. Abdesî esnasında ef-dal olan, misvakın ağzın yıkanması esnasında kullanılmasıdır.

Hadîs, Rasûîuİlah'ın (s.a) zevcelerinin, gece ibadeti için Efendimize yar­dımda bulunduklarını ve onun sev^^İ kazaamak için hırslı olduklarını da bizlere ifade etmektedir.[177]

 

1199. Ens'ten (r.a) Rasûîuİlah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiş­tir: ' 'Misvakın fazileti hakkında size çok şey söyledim." (Buhârî rivayet et-miştir).[178]

 

Bu bölümde zikredilen rivayetler her zaman misvak kullanmanın fazi­letli bir amel olduğuna, Rasûîuİlah'ın (s.a) buna çok ehemmiyet verdiğine delâlet etmektedir.

Nevevî'nin açıklamasına göre misvak pek kuru ve pek de yaş olmamalı­dır. Çünkü pek kuru olursa dişetlerini yaralar, çok yaş olunca da dişleri te-mizleyemez.

Misvakı dişlerin her tarafına ve kenarlarına gezdirerek temizlemek ve bu işe sağ taraftan başlamak müstehabdır.

İzni olmak şartıyla başkasının misvakını kullanmakta da şer'an bir beis (sakınca) yoktur. Çocukları misvak kullanmaya ve temizlik yapmaya alıştır­mak müstehabdır.[179]

 

1200. Şureyh b. Hânİ'den şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Âişe'ye, 'Ra-sûlullah (s.a) eve gelince ilk önce ne yapardı?" diye sordum. Bana: "tik ön­ce ağzını misvakla ovuştururdu" diye cevap verdi. (Müslim rivayet etmiştir)[180]

 

Kadı lyaz der ki: "Rasûlüllah'ın (s.a) evinde misvak kullanması, halk huzurunda bu işi yapmanın mürüvvete aykırı olmasındandır" diyor.

Kurtubî ise "Evinde İlk iş olarak misvak kullanmasının sebebi; mescit­te nafile kılamamışsa onu evinde kıldığı için olsa gerekir" diyor.

Misvakın her yerde ve her zaman kullanılabileceğine delil olmaktadır, bu hadis.[181]

 

1201. Ebu Musa el-Eş'arî'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Bir gün Ra-sûlullah'm (s.a) huzuruna girmiştim. Misvakın bir ucu dilinin üzerinde idi." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[182]

 

Misvakı dişlerin her tarafına ve kenarlarına gezdirerek temizlemek ve bu işe sağ taraftan başlamak müstehabdır.[183]

 

1202. Hz. Âişe'den (r.a) Rasülullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Misvak ağzı temizleyen ve Allah Un rızasını kazanan bir ağaçtır." (Nesevî ve İbn Huzeyme sahihinde, sahih senetlerle rivayet etmişlerdir).[184]

 

Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: "Misvak kullanmaya devam edi­niz. Çünkü misvakta yirmi dört haslet vardır. Bunların en makbulü Allah'­ın razı olmasıdır. Her namazı yetmiş yedi derece katlanır. Misvak, vakit hal ve zenginliğe sebep olur. Ağız kokusunu temizler. Diş etlerine zindelik verir. Baş ve diş ağrısını giderir. (Misvak kullananın) yüzü ve dişleri parladtğı için melekler kendisiyle musafaha eder."[185]

 

1203. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlüllah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Fıtrat beş huydur veya beş şey fıtrattandır. Sünnet olmak, avret yerini tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altlarını temizlemek ve bıyıklan kısaltmak." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[186]

 

İmam-ı Şafii ile birçok alime göre sünnet oimak, vaciptir. Mâlik ve ek­seri alimlere göre ise sünnettir.                                                 

Sahih kavle göre, çocuğu doğumunun yedinci günü sünnet ettirmek müs­tehabdır. Hanelilere göre sünnet olmak İslâm'ın alâmetlerindendir. "Bir belde ahalisi çocuklarını sünnet ettirmemek için ittifak etseler, hükümdar onlarla harb eder" denilmektedir.

Kasıkları tıraş etmek sünnetir. Temizlik için tıraş etmek efdal ise de kıl­ları makasla kesmek ve yolmak da caizdir.

însanm ön ve arkasındaki kılların hepsini tıraş etmesi müstehabdır. Tı­raş zamanı ihtiyaca göre tayin olunur. Kıllar uzadıkça tıraş etmek gerekir.

Bıyıklan kısaltmak hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları bıyıklan tıraş etmeyi kerih görüp, makasla dudak hizasından kısaltmak ge­rekir derken, bir kısım alim de, bıyıkları tıraş etmenin makasla kısaltmak­tan daha efdal olduğunu söylemişlerdir.

Tırnaklan, parmaklara zarar vermemek şartıyla dipten kesmek müste-habdır.

Koltuk altlarındaki kılları yolmak, alimlerin ittifakı ile sünnettir. Yola-mayanlar ııraş etmek veya ilaç kullanmak suretiyle de temizlik yapabilirler.

Temizlik işine sağ koltuktan başlamak müstahabnr. Bıyıkların hükmü de böyledir.[187]

 

1204. Hz. Âişe'den (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "On şey fırtattandır: Bıyığı kısaltmak, sakal bırakmak, dişleri mis-vaklamak, buruna su çekmek, tırnaklan kesmek, parmakların eklem yerle­rindeki kılları yıkamak, koltuk altı kıllarını yolmak, avret yerlerini tıraş et­mek, istinca etmek." Hadisi rivayet eden "onuncusunu unuttum, herhalde ağza su vermek olacaktı" demiştir. (Müslim rivayet etmiştir)[188]

 

Bu hadis bir önceki hadisten farklılık arzediyor. Bu farklardan biri de sakalı uzatmaktır.

Nevevî diyor ki: "Acemlerin âdeti sak allan m kssmektL Şeriat bunu neh-yetmisir."

Kadı lyaz diyor ki: "Sakalın kazıtılması ve yakılması mekruhtur. Ama uzaymca, boyundan ve eninden alınması iyi olur. Sakalını fazla kısaltarak kesmekle şöhret bulmak mekruh olduğu gibi, büyük sakallı olmakla şöhret bulmak da mekruhtur. Sakalın ne kadar kesileceği hususunda selef ihtilaf etmiştir. îmam Mâlik, pek uzun sakal bırakmayı mekruh görmüştür. Bir kı­sım alimler, sakal kesmeyi bir tutamla sınırlandırmış, faziasınm kesilmesini söylemişlerdir. Hac ile umreden başka sakalın hiçbir yerde kesilmeyeceğini söyleyenler de mevcuttur."

Nevevî; sakalı kendi haline bırakırsa, ondan hiçbir şey kesmemeyi, bı­yığın ise dudakların etrafını açacak şekilde kesilmesini tercih etmiştir.[189]

 

1205. İbn Ömer'den (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bıyıklarınızın uzununu kesiniz ve sakalınızı bırakınız." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[190]

 

Hadisin şerhi için 1203 ve 1204 numaralı hadislere bakınız.[191]

 

İKİ YÜZ ON ALTINCI BÖLÜM

 

ZEKÂTIN VÜCUBUNUN KUVVETİ, FAZİLETİNİN AÇIKLANMASI VE BUNUNLA İLGİLİ HÜKÜMLER

 

Konu ile ilgili ayetler

 

"Namazı dosdoğru kılınız ve zekâtı veriniz." (Bakara, 43)

"Halbuki onlar, batıl dinlerden uzaklaşıp dininde Allah'ın beğendiği ihlas ile yalız Allah'a ibadet etmek ve hakkıyla namaz kılmak, zekât vermekle emrolundular. İşte doğru din budur." (Beyyine, 5)

"Onların mallarından, kendilerini temizleyip arındıran bir sadakayı al.." (Tevbc, 103)[192]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1206. İfan Ömer'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "tsîâm beş temel prensip üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beytullah'ı ziyaret etmek ve ramazan ayında oruç tutmak." (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[193]

 

Hadis, "Farz Namazları Muhafaza" bölümünde (No: 1075) geçmiştir.[194]

 

1207. Talha b. Ubeydullah'tan (ra) şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Ra­sûlullah'a (s.a) saçtan dağınık Necidii bir adam geldi. Uzaktan sesini duyuyor, fakat ne dediğini ankyamıyorduk. Nihayet Rasûlullah'a yaklaşarak, ona tslâmın ne olduğunu sordu. Rasûlullah ona şöyle cevap verdi: "Bir gece ve gündüz de beş vakit namaz kılmaktır." O kimse "Üzerimde bundan başka (namaz borcu) var mı?" dedi. Rasûlullah da, 'Hayır, ancak nafile olarak kılarsan o başka" dedi Rasûlullah devamla: "Ramazan ayının orucunu tutmak" buyurdu. O şahıs: "Bundan başka üzerimde (oruç borcu) var mı?" dedi. Rasûlullah; "Hayır, nafile olarak tutarsan o başka" dedi.

Râvi der kî: Rasûlullah ona zekâtı bahsetti, o; "Bundan başka üzerim­de (malî) bir mükellefiyet var mı?" dedi. Rasûlullah "Hayır, nafile olarak verirsen başka" buyurdu. O kimse geri dönüp giderken, "Vallahi ne artırı­rım, ne de noksanını yaparım' dedi. Rasûlullah (s.a) da; "Eğer sözünde du­rursa kurtuluşa erdi" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[195]

 

Talha (r.a), Ebu Bekir'in vasıtasıyla îslâm'a girenlerden biridir. Şûra cemiyeti diye bilinen 6 kişiden bir tanesidir. İlk muhacirlerdendir. Bedir'e iştirak edememiş, diğer gazvelere katılmıştır. Rasûİuİlah'tan (s.a) 38 hadis rivayet etmiştir. Cemel savaşında ölmüştür. Kabri Basra'dadır ve bir ziya-retgâh halindedir.

Hadis, "Kâmil bir iman için şehadet getirmek yeterlidir. Günah işleme­nin zararı yoktur. Zira şirkten başka bütün günahlar affolunur" diyen mür-cie taifesine red cevabı teşkil etmektedir. Çünkü cennete girmek suretiyle fe­laha kavuşmanın, farz ibadetlerden hiçbir şey noksan etmemeye bağlı oldu­ğu, "felaha erdi" cümlesi ile açıklanmıştır.

Bu hadis, İslâm'ın rükunlarmdan biri olan namazın, beş vakit olduğu­na ve bu namazlann mükellef olanlar tarafından her gün her gece kılınması gerektiğine de delil olmaktadır. Başka hadislerde namaz mutlak olarak zik­redilmiştir.

Vitir ve bayram namazlannın vacıb olmadığı görüşünde olan cumhûr-u ulema bu hadisi delil olarak ileri sürmüşlerdir. îmam Âzam ve birtakım alimler ise vitir ve bayram namazlarının vacib olduğu görüşündedirler.

Mağrip alimleri, hadiste Rasûlullah'a (s.a) soru soran şahsın yeminim bir mübalağa kabul ederek, şu manaya hamletmişlerdir: "Vallahi söyleneni öyle kabul ve tasdik ettim ki, artık bu tasdiki ne artırır ne de eksiltirim"[196]

 

1208. İbn Abbas'tan (r.a) rivayet edildiğine göre Rasülullah (s.a) Mu-az'ı (r.a) Yemen'e gönderirken ona şöyle buyurdu: "Onları Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim Alah'ın Râsulü olduğuma, şehadet etmeye çağır. Eğer buna itaai ederlerse onlara Allah'ın, kendilerine her gün beş vakit na­mazı farz kıldığını bildir. Eğer buna da itaat ederlerse onlara Allah'ın ken­dilerine zengin'erinden alınıp fakirlerine verilen bir sadakayı farz kıldığını bildir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[197]

 

îslâm anlatılmadan rükunlan açıklanmadan önce kâfirlere harp açılmaz. İslâm'ın tüm esaslarına icmalen iman ve bunun ilam olan şehadetien hemen sonra zikredilmesi, namazın İslâm'daki yerini gösterir. Diğer taraftan mu­hataplara îslâmî hükümler kolayından, nefse zor gelenine doğru tedricen an­latılmalıdır ki, nefret etmesinler. Zira namaz, zekâttan daha kolaydır.

Sadaka ve zekâtların kimlere verileceği Kur'an'da (Tevbe 60} belirtil­mesine rağmen, hadiste yalnız fakirlerin zikredilmesi, fakirlerin çoğunluğu teşkil eden bir zümre olması dolayısıyladır.

Hadiste oruç ve haccın değil de, namaz ve zekâtın zikredilişi, İslâm şe­riatlarında bu İbadetlere verilen aşın önemin diğer bir delilidir.[198]

 

1209. İbn Ömer'den (r.a) RasÛlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah'tan başka Hah olmadığına, Muhmmed'in Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet edinceye kadar, namaz kılıncaya, zekât verin­ceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yerine getirirlerse, İslâm hakkı dışında canlan ve mallan benim için dokunulmaz olur. Onların (batini) hesabı Allah'a aittir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[199]

 

Hadiste, Rasülullah'ın "... şehadet edinceye, namaz kılıncaya, zekât ve­rinceye kadar savaşırım " dediği zümre ehl-i kitabın dışındaki kâfirlerdir. Bun­lara savaş açılmadan önce İslâm'ın rükünleri anlatılır. Düşünmeleri için fır­sat tanınır. Namazın ve zekâtın dindeki yeri ve önemine de işaret edilmiştir. İbadetlerini zahiren yerine getiren şahıs, kalbi şöyledir diye töhmet altında tutulamaz . Zira, Peygamber bile İnsanların kalblerinde neler gizlediklerini Öğrenmeye memur değildir. Zaten bu bir sır olduğu için Allah'ian başka bi­lecek yoktur. Hadislerin genelinde, şehadet, namaz, zekât, RasÛlullah'ın Allah tarafından getidiği herşeyi dil ile ikrar etmek, istenmiştir. Bunları yapana mü'min denilir. Çünkü görünürde bir kimsenin müslüman olduğuna delâlet eden şeyler bunlardır. Biz insanlar da, kişilerin görünür hallerine göre hü­küm vermekle mükellefiz.[200]

 

1210. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) vefat edip hilafet Ebu Bekir'e geçince, bazı arap kabileleri (zekât vermeyi reddederek) kâfir oldular. Ömer (r.a) Ebu Bekir'e "Rasûlullah (s.a) "Ben insanlarla lâ ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bu kelime-İ tevhidi söylerse, malını, canını benden korumuş olur. A ilah 'm hak­kı hariçtir. Hesaplan da Allah'a aittir" buyurmuş olduğu halde sen nasıl bun­lara savaş açarsın" dedi. Ebu Bekir; "Vallahi, ben, kim namazla zekâtın arasını ayırırsa, onunla mutiaka harbcderim. Zira zekât, malın hakkıdır. Val­lahi Rasûlullah'a verdikleri bir deve bağını dahi bana vermekten kaçınırlar­sa bunun için onlarla savaşırım" dedi.

Bunun üzerine Ömer (r.a);' 'Vallahi savaş konusunda Allah'ın Ebu Be­kir'in kalbini aydınlatmış olduğunu görerek, görüşünün doğru olduğunu anladım" dedi (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[201]

 

Hadis, Ebu Bekir'in (r.a) ilim ve şecaatta başkalarından üstün olduğu­nun en büyük delilidir.

Yine hak ve hakikati meydana çıkarmak için, büyüklere müracaat et­mek ve hak açığa çıkınca, kendi görüşünden dönmek caizdir.

Nevevî diyor ki: "Namazın farz olduğuna inanıp da onu kasten terk eden kimsenin öldürüleceğine bu hadis delil getirilir. Cumhurun görüşü budur.

Aynî ise şunları söylüyor: "Bu delil getirme sahih değildir. Çünkü em-rolunan harptir. Harbin mubah olmasından öldürmenin de mubah olması lazım gelmez. Çünkü harp birbirini öidürmek, çarpışmak, muharebe etmektir. Kati ise yalnız öldürmek manasınadır."

Hadisten anlaşılan diğer hükümler şunlardır:

Müslüman olduğunu açıklayarak, ibadetlerini edâ eden kimseye dokun­mamak vacibtir.

Bİr kâfirin müslüman olduğuna hükmedebilmek için kelime-i şehadeti söylemesi şarttır. Bunları söylemedikçe kâfirlerle harbetmekten vazgeçilmez.

Zahirî ameller makbuldür. Hüküm zahire göre verilir.[202]

 

1211. Ebu Eyyub'tan (r.a) şöyle rivsyet edilmiştir: Bİr adam Rasûlul­lah'a (s.a)"Bana cennete girmemi sağlayacak bir ameli bildir" dedi. Rasû­lullah da ona; "Şirk koşmaksızın sırf Allah'a kulluk edersin, namaz kılar­sın, zekât verirsin ve yakınlarım gözetirsin " buyurdu. (Buhârî ve Müslim ri­vayet etmişlerdir).[203]

 

Hadis şirkin çirkin bir hal olduğunu ve namaz, zekât ve yakınlarını göz­etmenin cennete girmeye hak olduğunu belirtmektedir. Burada İslâm'ın di­ğer şartlarından bahsedilmemesi, yâ soranın sorusuna böylece yeter cevap verilmiş olacağmdandır veya onlar da zikredilmiştir. Ancak râviler unutmuş olabilirler.

Dinî vazifelerini yerine tastamam getiren kimse cennetle müjdeienebüir.[204]

 

1212. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Taşralı bir arap (bedevî) gelerek: "Yâ Rasûlallah! Bana işlediğim zaman cennete girebilece­ğim bir amel söyle" dedi. RasûluUah da ona: "Hiçbir şeyi ortak koşmaksı-zın sırf Allah'a kulluk edersin, namaz kılarsın, farz kılınan zekân verirsin, ramazanda oruç tutarsın " dedi. Adam: "Nefsim elinde olan Allah 'a yemin ederim ki, bunlara hiçbir şey eklemem" dedi. Adam yüzünü dönüp yanımızdan ayrılınca, RasûluUah (s.a); "Kim bir cennetlik kimseyi görmek­ten hoşlanırsa şu adama baksın " buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmiş-lerdir).[205]

 

Hadiste hac ve cihadın zikredilmemesi ya soranın onları kasdetmediği-nin bilinmesinden veya da onların kadrinin yüce olduğunu zaten bilmesin­den dolayı olabilir. îlk devirler, araplar yalnız kendilerini kurtaracak kadar tslâmî hüküm ve ibadetleri öğrenmek istiyorlardı. Kalpleri iyice açılıp, işin şuuruna vardıktan sonra, nafile ve mendub olan şeyleri de öğrenip onları da yapmaya koyuldular.

Hadislerde müjdelenenlere bakınca cennetle birçok kişi müjdelenmiş-tir. Bunlar on sayısının çok üstündedir. Aşere-i mübeşşere diye bilinen şa­hıslar bir defada cennetle müjdelenmişlerdir. Onların dışında cennetle müj-delenenler de mevcuttur.[206]

 

1213. Cerir b. Abdullah'tan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Namaz kı-ıcagıma, zekât vereceğime ve her müslümana nasihatta bulunacağıma dair Lasûlullah'a (s.a) biat etti." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[207]

 

Hadis, "Nasihat" bölümünde (No: 182) geçmiştir.[208]

 

1214. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûhîîlah'ın (na) söyie buyurduğu rivayet edil­miştir: "Akın ve gümüşü olup bunların hakkını vermeyenler için, kıyamet günü o altın ve gümüş ateşten levhalar haline getirilir. Bu levhalar cehen­nem ateşinde kızdırılarak onlarla kişinin yan tarafları, alnı ve sırtı dağlanır. Bu levhalar ne zaman soğusa, kullar arasında hüküm verilip de ya cennete veya cehenneme gideceğini görünceye kadar elli bin yıl süren bir gün boyun­ca yeniden kızdırılır.

RasûluUah'a (s,a) "Develerin durumu nedir? Yâ RasüiaHah?" diye sor­dular, Ö da şöyle buyurdu: "Hakkını ödemeyen deve sahibi- ki bu haklar­dan birisi, hayvanlar suya götürüldüğü gün sütlerin sağılıp muhtaçlara dağ)üJmasıdif- dümdüz bir alana yüzüstü yatınbr" deveîer olduklarından daha semiz olarak ve bir tek yavru büe müstesna olmaksızın bütün sürü adam: ayaklan İle çiğneyip, dişleri ile ısırır. Sürünün sonu üzerinden geçince tekrar bn tarafa gelir. Kullar arasında hüküm verilip cennete mi, cehenneme mî gideceğini görünceye kadar, elli bin yıl süren bir gün boyunca bu böyle de­vam

Rasûlullah'a (s.a) "Sığır ve koyunların durumu nedir?" diye soruldu. O da şöyle buyurdu: "Zekâtı ödenmeyen sığır ve koyun sahibi, dümdüz bir alana yüzüstü yatınUr. İçlerinde ne eğri boynuzlusu, ne kmk boynuzlusu vs ne de boynuzsuzu müstesna olmaksızın, sürünün tümü adamı boynuzlar ve ayaklan altında çiğner. Sürünün sonu üzerinden geçince tekrar baş tarafa gelir. Kullar arasında hüküm verilip cennete mi, yoksa cehenneme mi gide­ceğini görünceye kadar, elli bin yi! süren bir gün boyunca bu böyle dsvam eder.

Rasûlullah'a (s.a) "Atların durumu nedir?" diye soruldu. Ona da şöy­le cevap verdi: "At üç türlüdür. Biri sahibi İçin vebaldir. Diğeri sahibi hesa­bına perdedir. Bîr başkası ecir kaynağıdır. Veba! olan at, sahibi tarafından gösteriş, böbürlenme ve müslümanlara saldırmak üzere tumîan attır. Bu at sahibi için vebal ve günah kaynağıdır. Sahibi hesabına perde olan ata gelin­ce, sahibinin Allah yoluna adadığı, ayrıca ne sırtı ve ne de bakımı konusun­da Allah hakkını aklından çıkarmadığı attır. Bu at sahibi hesabına perde olur. Sahibi için sevap kaynağı olan ata gelince, gerektiği zaman Allah yolunda müslümanlann yararına kullanılmak üzere, çayır ve bahçeye salman attır. Böyle bir atın sözkonusu çayır ve bahçeden yediği her ot teli sayısınca, ayn-ca terslemesi ve su dökmesi kadar sahibi hesabına iyilik yazılır. Bu at ipini koparıp bir veya iki menzil koşsa, Allah sahibine hayvanın izleri ve tersleri sayısınca iyilik yazar. Sahibi hayvana su içirmek niyeti taşımaksızın onu bir nehirden geçirse de hayvan nehirden su içse, Allah sahibine yudumlan sayı-sınca İyilik yazar."

Rasûlullah'a (s.a) "Eşeklerin durumu nedir?" diye soruldu. O da şöyle buyurdu: "Eşeklerle İlgili olarak bana -zerre kadar hayır işleyen onu görür, zerre kadar kötülük işleyen de onu görür" (Zilzal 7, 8)- mealindeki geniş kap­samlı ayetten başka hiçbir hüküm inmiş değildir." (Buhârî ve Müslim riva­yet etmişlerdir).[209]

 

Hadis-i şeriften şu hükümler çıkarılmıştır:

1. Altın ve gümüşe zekât lazımdır. Hadiste zikri geçen deve, sığır, ko­yun gibi hayvanlar da zekâta tabidir Bir hadiste de "Eğer bir kimsenin elin­de mal bulunur da, onun zekâtım vermezse, o mal kendisine dazlak başlı bir yılan şeklinde temsil olur... Ve; Ben senin biriktirdiğin malınım der" bu-yurulmuştur.

2. Hadis-i şerif umumla delil getirilebileceğine işaret etmektedir. Bu işaret delilden hüküm çıkarmak, kıyas yapmak ve ayetin manasının nasıl anlaşıla­cağı hususunda müslümanlara bir tenbihtir. Nitekim Peygamberimiz (s.a) hakkında hüküm olmayan eşekler için, ayet-i kerime ile uyanda bulunmuştur.

3. Allah yolunda beslemek şartıyla at edinmeyi teşvik etmektedir. Kı­yamet gününde atın pisliklerinin bile hasenat olacağının bildirilmesi bun­dandır.

4. Riya, zemmedilen bir haslettir, günahtır. İçine riya kansan amel, kı­yamet gününde sahibine fayda vermediği gibi, aksine zararlı olacaktır.[210]

 

İKİ YÜZ ON YEDİNCİ BÖLÜM

 

RAMAZAN ORUCUNUN FARZ OLMASI, FAZİLETİ VE BUNUNLA İGİLİ HUSUSLAR

 

Konu ile ilgili ayetler

 

"Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi günahlar­dan konmasınız diye, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerde tutulur, içi­nizden biri hasta veya yoku olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günler­de oruç tutar. Oruca güçlükle dayanan kimseye de her gün için bîr miskini doyuracak kadar fidye vermek gerekir. Her kim hayrına daha çok fidye ve­rirse, bu onun hesabına daha hayırlıdır. Eğer bilseniz, sizin hesabınıza oruç tutmak daha hayırladır.

Ramazan öyle bir aydır ki, İnsanlara hidayet rehberi olan, hidayetin açık delillerini İhtiva eden ve hakkı batıldan ayıran Kur'an bu ayda indirildi. Han­giniz bu aya erişirse oruç tutsun. Hasta ve yolcu olan, tutmadığı günler sayı­sınca diğer günlerde oruç tutar.

Allah sizin için güçlük değil, kolaylık diler. (Bu kolaylık) oruç günleri­nin sayısını tamamlayasıiuz ve sizi hidayete erdirdiği İçin Allah'ın büyüklü­ğünü biüp, O'na şükrediniz diyedir.

Kullarım Beni senden sorarlarsa bilsinler ki. Ben onlara pek yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. Buna göre oniar da Benim davetime icabet ederek, Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar.

Oruçlu günlerin gecelerinde eşlerinizle yatıp kalkmak size helâl kılındı. Onlar sizin için ve siz de onlar için bir elbisesiniz, Allah sizin kendi nefsinize hıyanet edeceğini bildi de, tevbelerinizi kabul edip sizi affetti. Artık onlarla yatıp kalkın ve Allah'ın hakkınızda yazdığını isteyin. Tanyeri aganp da, be­yaz ipliği siyah iplikten ayırdedinceye kadar yiyip içiniz. Sonra da geceye kadar oruçlu kalınız. Mescidİerde itikaf halindeyken eşlerinizle yatıp kalkmayınız. İşte insanlar sakınsınlar diye, Allah ayetlerini bu şekilde açıklamaktadır." (Bakara, 183, 187)[211]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1215. Ebu Hüreyre'den (ra) RasÛlullah'in (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: " Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir, oruç hariç, O Benim için işlenen bir ameldir ve mükâfatım Ben veri­rim. " Oruç günahlara karşı bir kalkandır. İçinizden biri oruçluyken çirkin söz söylemesin, bağınp çağırmasın. Eğer ona birisi söver ya da sataşırsa kendi kendine, ben oruçluyum, desin. Muhanuned'İn nefsini elinde tutsa

Allah'a yemin ederim ki, Allah katında oruçlunun ağız kokusu, misk koku­sundan daha hoştur. Oruçlu kimsenin karşılaşacağı iki sevinç vakti vardır. Orucunu bozunca sevinir, ayrıca Rabbi'ine kavuşunca da orucu sebebiyle (göreceği mükâfata) sevinir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[212]

 

Bu Buhârî'nin naklettiği metindir. Yine kendisinin naklettiği bir riva­yette; şöyle geçer: "Yüce Allah, "Oruçlu Ben'im için yemeyi, içmeyi ve cin­sî arzuyu terkediyor. Oruç Ben 'im içindir ve mükâfatım da Ben veririm. Bu iyilik on mislyle sevaplandmhr" buyurmuştur.

Müslim'in naklettiği bir rivayette de şöyle geçmektedir: "Yüce Allah Âde-moğlunun amelinin hepsinin sevabı on mislinden yedi yüz misline kadar katlanır'Allah Teâlâ; 'Oruç müstesna', buyurmuştur. 'Zira oruçBen'im için­dir ve onun karşılığını Ben vereceğim. Çünkü o şehevî arzularım ve yemesini Ben 'im için terkediyor'. Oruçlu için iki sevinç vardır. Birisi iftar ettiği, diğe­ri de Rabbi'ne kovuştuğu zamanki sevinçtir. Oruçlunun ağzının kokusu Al­lah katında misk kokusundan daha hoştur" buyurmuştur."

Hadiste, orucun yüce bir ibadet oluşuna ve oruçlunun takınması gere­ken tavra dikkat çekilmektedir.

Oruçlunun kötü söz söylemeyip, kötü sözlere karsıbk da vermemesi em­rediliyor. Böyle bir ortamda "Ben oruçluyum " deyip geçmesi hakkında alimler şunları söyler:

a) Orucu olan bir kimse bu sözü diliyle söyleyecek ve bilmeyenlere ken­disinin oruçlu olduğunu ve oruç sayesinde kötü sözlerden cahilce hareket­lerden korunduğunu bildirecektir.

b) Bu sözü içinden söyleyecek, yani nefsini, kötülüklere kötülükle mu­ameleden menedecektir.

c) Farz oruçla nafile arasında fark vardır. Farz oruç tutan kimse bu sö­zü diliyle söyleyerek, nafile oruç tutan kimse ise diliyle söylemeyerek sadece kalbinden geçirecektir.

"Oruçlunun ağız kokusu Allah indinde misk kokusundan daha güzeldir" sözü mecazdır denmiştir. Çünkü Allah, pis kokulardan hoşlanmamak, gütel kokulara meyletmek gibi sıfatlardan münezzehtir. Bu insanın tabiatına göre böyledir. İnsan güzel kokulara meylettiği için, oruç misk kokusuna ben­zetilmiştir.

Bazılarına göre, bu sözden maksat Allah'ın nzası ve sevabıdır.

Kadı lyaz'a göre, oruç tutanlara Allah Teâlâ ahirette mükâfatta bulu­nacak, onların ağızlan misk kokusudan daha güzel kokacaktır.

Şehvetten maksat, bazılarına göre cima şehvetidir. Fakat bütün şehvet­ler manasına alınması daha doğrudur.

"Onun mükâfatını verecek olan da Ben 7m "cümlesi oruçluya verilecek sevabın çokluğunu beyan etmektedir. Zira Kerîm olan bir zat, mükâfatı biz­zat kendisi vereceğini vaad ederse, bu o mükâfatın büyüklüğüne delildir. Zi­ra Allah Teâlâ "Oruç Ben'imdir" buyurarak onu kendi zatına izafe etmiş­tir. Bu onun diğer ibadetlerden daha faziletli olduğunu göstermeye kâfidir.

Güzel bir amele on mislinden yedi yüz misline kadar, Allah'ın dilediği miktarda karşılık verilir. Fakat oruç ibadeti istisna edilmiş, ona verilecek kar­şılığın böyle bir rakamla sınırlı tutulamayacağı ve Allah'ın (c.c.) çok daha fazla karşılık vereceğine işaret edilmiştir.[213]

 

1216. Ebu Hüreyre'den (ra) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Kim Allah yolunda çift olarak harcarsa cennetin kapıla­rından 'Ey Allah'ın kulu! Bu kapı daha hayırlıdır (gel)' denir. Kim namaz ehlinden ise namaz kapısından çağrılır. Cihad ehlinden ise, cihad kapısın­dan davet olunur. Oruç ehlinden ise sadaka kapısından çağrılır."

Ebu Bekir (ra); "Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Bu kapı­ların birinden çağnlan kimsenin diğer kapılardan çağnlmasmda bir zarar yok­tur. Fakat bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse de var mıdır?" dedi.

Rasûlullah (s.a) da: "Evet, senin o kimselerden olmanı ümid ederim" buyurdu. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[214]

 

îbn Battal; "Bir mü'min ancak bir kapıdan cennete girecektir. Ona bü­tün kapılardan nida edilmesi ise ikram içindir. Yanı, kapıların hangisinden dilerse ondan girmesi hususunda muhayyer bırakılacaktır" diyor.

"Namaz kapısından çağrılacak, cihad kapısından çağrılacak..." gibi cüm­lelerden maksat, nafile namazları çok kılan ve diğer nafile ibadetleri çok ya­panlardır. Aksi takdirde bütün mü'minler ibadet ehlidirler. Fakat burada maksat, yalnız farz ibadetleri ifa edenler değil, nafileleri çok yaparak imti­yaz kazananlardır.

"Reyyan" suya kanan demektir. Alimlerin açıklamalarına göre; oruç tutanların çağrılacakları cennet kapısına bu ismin verilmesi, oruç tutarken susayanların cennette kana kana su içeceklerini ifade etmek içindir.

Fitne ve fücura sebep olmamak şartıyla bir insanı yüzüne karşı methet­mek caizdir.

Hadis, Hz. Ebu Bekir'in Allah katındaki derecesine de işaret ediyor.[215]

 

1217. Schl b. Sa'd'dan (ta) Rasûlullah'm <s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıysmst gününde o kapıdan sadece oruç tutanlar girebilir. Oruçluların dışında kimse giremez. "Oruçlular nerede?" diye seslenilir. Bunun üzerine oruçlular ayağa kalkıp o kapıdan içeri girerler, onlardan başkası giremez. Oruçlular girdikten son­ra kapı kapanır. Başka hiç kimse o kapıdan içeri alınmaz." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir) [216]

 

"Cennette bir kapı var kL." buyurulması, cennette olan nimetlerle ra­hatın, kapıda da bulunduğunu anlatmak İçindir. Bu suretle o kapıdan gir­meye daha beliğ bir surette teşvik buyurulmuştur.

Aynî'ye göre; "Cennette açılan bir kapı" denİlmemesi, bu kapının cen­netin sekiz kapısından ayrı olduğuna işaret etmek içindir. Cennetin sekiz ka­pısından başka; namaz kapısı, cihad kapısı, sadaka kapısı gibi birçok kapı­ların bulunduğu sahih hadislerle rivayet edilmiştir.

Ancak alimlerin açıklamasına göre; bu kapılar cennetin sekiz büyük ka­pısına dahildirler. Zira büyük kapıların iki kanadı arasında beş yüz yıllık me­safe bulunduğu rivayet olunmuştur.

Kıyamet günü oruçîulann diğer mahlukata karşı üstünlüğü hadiste açık­lanmıştır.[217]

 

1218. Ebu Saîd el-Hudrî'den Rasûlullah'm (s.a ) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Allah rızası İçin bir gün oruç tutan kulun yüzünü, Allah o bir günlük oruç sebebi ile cehennemin yetmiş yıl uzağına atar' (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[218]

 

Nevevî ile ban alimler; cehennemden uzaklaştırmayı, mesafe manasına almamış, hadisten maksadın, cehennemde yakmamak olduğunu söylemiş­lerdir. Hakikatin kastedilmiş olmasında da bir engel yoktur.

Hadis, bir gün de olsa oruç tutmanın faziletini ifade etmektedir. Oruç, sahibi için cehennem ateşine karşı koruyucu olacaktır.[219]

 

1219. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûluüah'ın (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek ramazan ayında oruç tutarsa, geçmiş günahları affedilir."

İbadet ve taatlarla affolunacak günahlar, Allah (c.c) hakkı olanları­dır. Bir kulun hakkı ihlal edilmek suretiyle işlenmiş günahlar için ilk şart ola­rak, o kuldan helâllik almanın gerekli olduğu ve sonra Allah'ın affedeceği bildirilmektedir. Bir de ramazanı oruçla geçirmesi Allah rızası için olmalı ve her türlü beşeri gayelerden uzak bulunmalıdır. Sevabını da yalnız Allah'­tan beklemelidir.

Hadis, güzel amellerin küçük günahlar için keffâret olduğuna da delil olmaktadır.[220]

 

1220. Ebu Hüreyre'den (m) Rasûlullah'ın (sja) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Ramazan gelince cennetin kapılan açılır, cehennemin ka* puan kilitlenir ve şeytanlar da bağlanır." (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[221]

 

Kadı lyaz şunları söylemiştir: "Bu hadisden zahiri manasının kastedil­miş olma ihtimali vardır. Şu halde cennet kapılarının açılması, cehennem ka­pılarının kapanması ve şeytanların bağlanması ramazan ayının girişine bir alâmet ve hürmetini tazim olur. Şeytanların bağlanması mü'minlerc eziyet edememeleri içindir.

Hadisten mecaz mana da kastedilmiş olabilir. Bu takdirde hadis-i şerif ramazanda sevap ve affın çokluğuna, şeytanların ezâ ve saptırmalarının az­lığına işaret olur. Yani şeytanlar bağlamış gibi olurlar da bazı şeylere ve bazı insanlara tasallut eder, bazılarına ise edemezler Sadece azgın şeytanla­rın bağlandığı da söylenmiştir.

Hadisten maksat; ramazan ayında kötülüklerin azalmasıdır. Nitekim bu­nu insanlık müşahade etmektedir. Kaldı ki bütün şeytanlar bağlanmış bile olsa, insanları yoldan çıkaracak başka sebepler yine mevcuttur. Nefs-i «n-mare ile kötü âdetler ve insan şeytanları bunlardandır.[222]

 

1221. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s,a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Ayı görerek oruca başlayınız ve ayı görerek oruca son ve­riniz. Eğer hava bu/utlu olursa Şaban'ın sayısını otuza tamamlayınız." (Bu­hâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[223]

 

Bu, Buhârî'nin naklettiği metindir. Müslim'in rivayetinde ise "Eğer hava bulutlu olursa otuz gün oruç tutunuz" şeklindedir.

Hilâli bir beldede yaşayan bütün insanların görmesi şart değildir. Ramazan hilâlini, İki İdil, hatta sahih olan görüşe göre, bir adaletli kimsenin görmesi de bütün müslümanlar için yeterlidir. Bayram hilâli için mutlaka iki âdil kimsenin sehadeti lazımdır. Bu hususta tüm alimler ittifak halinde­dirler.

Hadisden otuz gün oruç tutulduğu halde, havanın bulutlu olmasından dolayt ayıgören bir veya daha çok kişi olmasa da bayram yapılacağı anlaşıl­maktadır.[224]

 

İKİ YÜZ ON SEKİZİNCİ BÖLÜM

 

RAMAZAN AYINDA CÖMERTLİK, İYİ ŞEYLER YAPMAK VE HAYRI ÇOĞALTMAK, SON ON GÜNÜNDE İSE BUNLARİ ARTIRMAK

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1222. İbn Abbas'tan (r.a ) şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah insana-nn en cömerdi idi. En cömert olduğu günler de Cebrail ile buluştuğu rama­zan günleri idi. Cebrail, her ramazan gecesi buluşup ona Kur'an dersi verir­di. Cebrail ile buluştuğu zaman Rasûlullah (sa) yağmur yüklü buluttan daha cömertti." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir). [225]

 

Rasûluİlah'ın (s.a ) nefsi, nefislerin en şereflisi; mizacı, mizaçların en ortası idi. Böyle bir zatın fulleri de elbette fiillerin en güzeli, ahlâkı da ah­lâkların en iyisi olacaktır. Kendisinin insanların en cömerdi olduğunda şflphe yoktur. Çünkü fani şeylerden müstağnidir. Cebrail ile karşılaştığı zaman daha da cömertleşir, âdeta esen rüzgâr gib olurdu.

Hadiste cömertlik teşvik edilmekte, ramazanda daha da cömert olun­maya işaret edilmektedir. Salih kimselerle karşılaşıldığı vakit ve onlardan ay­rılırken, fazla cömertlik göstermek ve hayır yapmak müssthabdır.

Kur'an-ı Kerim'i ramazanda her zamankinden çok okumak müstahab-tır. Kur'an okumak, teşbih ve diğer zikirlerden efdaldir.[226]

 

1223. Hz. Âişe'den (ra) rivayet edilmiştir: "Rasülullah (s.a) ramaza­nın sona on günü, geceleri ibadetle geçirir, eşlerini uyandırır ve elinden ge­len her iyiliği yapardı." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[227]

 

Hadis, ramazanın son on gecesini ibadetle ihya etmenin müstehab olu­şunun delilidir. Bazı alimlerimiz bütün gece namaz kılmak mekruhtur, de-mişlerse de, bundan maksatları devamlı, her gece namaz kılmaktır. Bir, iki geceyi ve ramazanın son on gecesini ibadetle ihya etmenin ise mekruh olma­dığı görüşündedirler.[228]

 

İKİ YÜZ ON DOKUZUNCUBÖLÜM

 

ORUÇ TUTULMASI YASAKLANAN VE ORUÇ TUTULMASINDA SAKINCA OLMAYAN VAKİTLER

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1224. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Sizden biri ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutma­sın. Ancak bir kimsenin (tutmayı âdet edindiği) orucu olur ve bu oruç da o güne rastlarsa, o gün orucunu tutsun." (Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir)[229]

 

Hadis, ramazanı karşılamak maksadıyla bir veya iki gün önce oruç tut­manın doğru olmadığına delil oluyor.

Ramazandan bir-iki gün Önce oruç tutmanın doğru görülmemesi, ya ehl-i kitaba benzememek İçindir. Ya o günleri yiyip içerek geçirmekle ramazana dinç bir şekilde girmeyi sağlamak İçindir, veya ramazan hilalini arama meşakkatinden kaçmamak içindir.

önceden âdet edimimi; günler, bu günlere rastladığında ise, aynı gün­leri oruçlu geçirmekte bir mahzur yoktur. Hadisdeki "tutmayınız" nehy hak­kında ban alimler; haram manasını çıkarmışlar, bazıları da -ki* ekseriyet-meknıh manasım anlamışlardır. Buna göre, ramazandan bir-iki gün önce oruç tutmak bazılarına göre haram, banlarına göre de mekruhtur.[230]

 

1225. îbn Abbas'tan (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ramazandan (bir veya iki gün) önce oruç tutmayınız. Ayı gö-rü9;oruç tutunuz ve ayı görüp oruca son veriniz. Eğer ay (şevval ayı) bulu­tun arkasında kalırsa o zaman orucu otuz güne tamamlayınız." (Tirmİzî ri­vayet etmiştir.Hadis; hasen ve sahihtir demiştir).[231]

 

Ramazandan önce oruç tutulmaması, bir önceki hadiste de belirtildiği "İN, bîr veya iki gün önceden oruç tutulmaması şeklinde anlaşılmalıdır.

 amaz ve diğer ibadetlerimiz gibi vakte bağlanmış­ • n esas, ayın görülmesîdir. Eğer ay görülmemişse  ^amerî ayların en son haddi olan 30 gün sayılarak oruca oajtanmaiı ve yine öyle iftar edilerek bayram yapılmalıdır.

Allah (c.c); ayı, insanlara vakit belirleyici bir araç olarak yaratmıştır.[232]

 

1226. Ebu Hüreyre'den (ta) Rasûİullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu ri­vayet edî'miştir: "Şaban aymm on beşinden sonra oruç tutmayınız." (Tir-mizî rivayet etnüşUr, Hadis; hasen, sahihtir demiş! [233]

 

Hadisin şerhi için 1224 no'lu hadise bakılmalıdır.[234]

 

1227. Ebu'l-Yakzân Arnmâr b. Yâsir (r.a ) der ki: "Ramazanın ilk gü­nü mü, yoksa şabanın son günü mü diye şüphe edilen günde, kim oruç tu­tarsa, Ebu Kasım'a (Rasûlullah'a) (s.a) itaatsizlik etmiş olur. (Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, hadis, hasen ve sahihtir, demiştir).[235]

 

Hadiste "şek günü "denen, şabanın sonu mu, ramazanın başı mı oldu­ğu bilinmeyen bîr günde oruç tuîmamn haram olduğuna işaret edilmekte­dir. İster gökyüzü bulutlu olsun, ister olmasın aynı hüküm verilmiştir. Ah-med Hanbel ise; bulutsuz gün hakkında da bu hükmün geçerli olacağını kabul etmiştir

Bu konuda doğacak tereddüdü yine sahih bir hadis gidermektedir. Bu hadiste; "Bulutlu ve ayın görülmediği zaman, şaban ayını 30 sayın ve sonra oruca başlayın" buyurulmuştur.[236]

 

İKÎ YÜZ YÎRMİNCÎ BÖLÜM

 

AY GÖRÜLDÜCÜDE SÖYLENİLECEK SÖZ

 

Konu ile ilgili hadis

 

1228. Taiha b. Ubeyduîlah'tan (r.a) Rasülullah'ın (s.a) ayı gördüğü za­man şöyle dua ettiği rivayet edilmiştir: "Allahım, onu bize emniyet ve iman, selâmet ve îslâm hilali yap. Benim Rabb 'im de, senin Rabb 'in de Allah 'tır. Hayırlı ve uğurlu ol!" (Tirmizî rivayet etmiştir. Hadis, hasendir de-miştir)[237]

 

Rasûlullah (s.a ), hilali görünce kıbleye yönelerek bu duayı yapardı. Dua esnasında kıbleye yönelmek efdaldir.

Ibn Hacer'in rivayetine göre Rasülullah'ın (s.a ) duasında şunlar da vardı: "Lâ havle velâ kuvvete İllâ billâh'il-aliyy'il-azîm." 'Allahım, bir ayın daha hayırlı olmasını Sen 'den dilerim, kaderin ve mahşerin şerrinden Sana sığını­rım. Hayırlı ve uğurlu ol (üç defa). Seni yaratana iman ettim (üç defa). Son­ra: Ayı şöylece sona erdirip yenisini getiren Allah'a hamdolsun[238]

 

İKİ YÜZ YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

 

SAHUR YEMEĞİNİN FAZİLETİ VE ŞAFAĞIN SÖKMESİNDEN KORKULMADIĞI ZAMAN SAHURUN GECİKTİRİLMESİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1229. Enes'îen (ra) RasÛlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü onda bereket vardır." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir).[239]

 

Hadis, az da olsa sahurda kalkılıp yemek yemenin güzel olduğuna işa­ret etmektedir. Buradaki 'yiyiniz** emri mendub olduğunu ifade eder.

Sahurun bereket oluşu, çeşitli yönlerden düşünülebilir. Sünnete uymak ve ehl-i kitaba muhalefet berekettir. Sahur vakti, seher vaktidir. Dua, zikir ve isteklerin halisane arşa yükseldiği sükunet vaktidir. Sahur vesilesi ile az da olsa, bu vakti değerlendirmekle sahur geceyi bereketlendirmiş olacaktır.[240]

 

1230. Zeyd b. Sabit (ra) der ki: "RasûluÜah (sjb) ile beraber sahura kalkmıştık, sonra da namaza durduk." Ona, "Sahur yemeği ile namaz ara­sında ne kadar zaman geçmişti, "diye soruldu. Zeyd de, "Elli ayet okuyacak kadar" diye cevap verdi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[241]

 

Hadîs, sahur yemeğinin vaktin sonuna kadar tehir edilmesinin efdal ol­duğuna delildir. Rasüluilah (s.a) ümmetine en kolay olan şeyleri seçer ve onlan yapardı. Eğer ümmetine zor gelecekse, meşekkat vermiş olacaksa, kendi tercihine bırakılan amelleri terkederdi. Oruç ibadeti daha kolay yapılabil­mesi ve sükunet içinde oruç tutulabilmesi için, sahur yemeği mutlaka tavsi­ye edilmiş ve imsak vaktinin başlamasına yakın anlara kadar da tehir edil­mesi sünnet kılınmıştır.

Ashab, imsak ile sabah namazı arasında, ne uzun, ne fazla kısa olma­mak şartıyle 50 ayet okunacak kadar bir zaman bekliyordu.[242]

 

1231. İbn Ömer (na) der ki: "Rasüluilah'm (s.a) iki müezzini vardı. On­lar, Bilâl ve îbn Ummü Mektum idi. Rasüluilah (s.a ), "Bilâl geceleyin ezan okuyor, îbn Ümmü Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz" buyur­muştur. Îbn Ömer demiştir ki: "Her iki ezan arasında biri inip diğeri çıkma­sına kadar, geçen vakitten başka bir zaman yoktu." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[243]

 

Hadiste, "Birinin inip diğerinin (minareye) çıkacağı kadar bir aralık bulunurdu" denilmesi bazı zamanlardaki müşahedeye dayanmaktadır. Çünkü ezam her gece aynı vakitte okusa Rasüluilah (s.a) onun ezanı ile iktifa eder. "îbn Ümmü Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz" buyurmazdı. "Bi­lâl ezanı bitirdi mi, yiyip içmeyi kesin" emrini verirdi.

Oruç tutacak olan kimse, fecr-i sadık doğunca yiyip içmeyi keser.[244]

 

1232. Amr b. el-Âs'tan (ra) Rasûlullah'ın (sa) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir; "Bizim orucumuzla yahudiierin. ve Hıristiyanların orucu ara­sındaki fark sahur yemeğidir" (Müslim rivayet etmiştir)[245]

 

Sahur yemeği, biz ümmet-i Muhammed'e mahsus bir özelliktir. Bizden Önceki oruç tutan milletler sahur yemeği yemezlerdi. Onların oruçtan ile bi­zim orucumuzu ayıran ilk alâmet sahur yemeğidir. Bizde sahur yemeğinin yenmesi tavsiye edilmiş ve bereket olarak nitelendirilmiştir.[246]

 

ÎKÎ YÜZ YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM

 

ORUÇ AÇMADA ACELE ETMENİN FAZİLETİ, NE İLE İFTAR EDİLEBİLECEĞİ VE İFTAR EDİLİRKEN SÖYLENECEK SÖZ

 

Konu ile İlgili hadisler

 

1233. Sehl b. Sa'd'dan (r.a) Rasûlutlah'ın (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Halk, ezan okunur okunmaz oruçlarını bozmada acele et­tikçe hayır içindedirler." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[247]

 

Akşam olduğu kesinleşİnce, oruçlu için iftar etmede acele etmek müste-habdır. Bu oruçlu için daha şefkatli bir hareket ve takvaya daha da uygun­dur. Rasûlullah'a (s.a ) uymak kişiye her yerde hayır getirir. Sahur yemeği­ni tehir etmek, iftar yemeğinde ise acele etmek sünnettir. Sünnetlere muha­lefet ise, bir kısım şer hareketlere sebep olur.[248]

 

1234. Ebu Atiyye der ki: Mesruk ile beraber Hz. Âise'nin (r.a ) yanına girdik. Mesruk ona, "Rasûluttah'm sahabîlerinden iki kişi var ki, hiçbir ha­yırdan geri kalmazlar. Onlardan biri akşam namazında ve iftarda acele eder. Diğeri de akşam ve iftarı geciktirir," dedi. Hz. Âişe; "Akşam namazını kıl­makta ve iftar etmekte acele eden kimdir?" diye sordu. Mesruk, "Abdullah b. Mes'ud" diye cevap verdi. Hz. Âişe de ona: "Rasûlullah da böyle yapardı" dedi. (Müslim rivayet etmiştir)[249]

 

Hadisde, vakti gelince akşam namazını kılmakta ve iftar etmekte Rasû-lullah'in (s.a ) acele ettiği anlatılmaktadır. Yani iftar yemeğinde ve akşam namazını kılmakta acele etmek sünnettir. Tabiî ki, vakit geldikten sonra bu acele faziletlidir, yoksa vakit gelmeden acele etmek şeytandandır.[250]

 

1235. Ebu Hüreyre (ra) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğunu riva­yet etmiştir: "Allah Teâlâ buyuruyor ki: 'Katında en sevimli kul, iftar et­mekte en çok acele eden kimsedir." (Tirmizî rivayet etmiştir, hadis; hasen, sahihtir demiştir). [251]

 

Sünnetlere uymak, kişiye Allah sevgisini kazandırır. Zira Yüce Allah, kendi sevgisini Rasûlullah'a tabi olma şartına bağlamıştır, iftar için acele etmek sünnettir. Bu sünneti işleyen de, sünneti icra sayesinde Allah'ın (c.c ) ve RasûluUah'ın (s.a) sevgisine naü olur.[252]

 

1236. Ömer b. Hattab'tan (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu ri­ayet edilmiştir: "Gece şu taraftan gelmeye başlayıp, gündüz de buradan dö­nüp gittiği ve güneş battığı vakit, oruçlu orucunu bozar." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir).[253]

 

Hadisde, oruçlunun iftar edeceği vakti anlatılıyor. Saatin olmadığı za­manlarda insan, vaktini bildiren güneş, ay gibi araçlarla ibadet zamanlarım hesaplayarak ibadetini etmelidir.[254]

 

1237. Ebu İbrahim Abdullah b. Ebî Evfâ (r.a) der ki: "Rasûlullah (s.a) ile beraber yolculuk ediyorduk. O oruçlu idi. Güneş batınca içimizden biri­ne, 'Ey filan! Aşağı in de, bize (kavrulmuş unu, su ile karıştırarak) yemek hazırla', buyurdu. Adam, "Yâ Rasûlallah, geceyi bekleşeniz (daha iyi) ol­maz mı?" dedi. Rasûlullah ona tekrar: 'İn de, bize yemek hazırla' buyurdu. Adam, 'Hâlâ gündüzün eseri var' dedi. Rasûlutlah: 'İn de bize yemek hazırla' buyurdu. O kimse indi, onlar için (İstenilen) yemeği yaptı. Rasûlullah da hazırlanan çorbadan içtikten sonra eli ile doğu tarafını göstererek 'Gecenin şu tara/tan gelmekte olduğunu gördüğünüz zaman oruçlu orucunu bozar' buyurdu." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[255]

 

Hadis, vakti gelince, iftar yemeğinde acele edilmesi gerektiğine delil ol­maktadır. Ayrıca: Seferde oruç tutmak efdaldir. RasûluUah (s.a) seferde oruç tutmuştur. Güneşin battığı belirir belirmez orucu bozmak helâl olur. Alim bir zata, unuttuğundan endişe edilen bir meseleyi hatırlatmak gerekir. Bir şeyi bilmeyen kimsenin, üç defaya kadar sormasına müsamaha gösterilir.[256]

 

1238. Sahabîlerden Selman b. Âmir ed-Dabbiyy'den (r.a) Rasûlullah'-ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Biriniz iftar etmek istediği za­man orucunu hurma ile bozsun. Hurma bulamazsa su ile iftar etsin, çünkü su temizdir." (Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tirmİzî; hadis, ha-sen ve sahihtir demiştir).[257]

 

Hadis, hurma ile iftar etmenin vacib olmadığına delil olmaktadır. Bu­lunduğu zaman hurma ile îfıar müstehabdir. Çünkü hurma faydalı bir mey­vedir. Midenin hazmını kolaylaştırır, midede fazlalık olmayınca da yarayışlı bir gıda olur. Gözlerin görmesinde de etkisi büyüktür. Faydalı olmasına rağ­men fazla yenmemelidir.

Hurma bulunmadığında su ile iftar edilir. Çünkü o, kişiyi maddî ve ma­nevî pisliklerden temizler. Tüm temiz sularda bu özellik mevcuttur.[258]

 

1239. Enes (r.a) der ki: "RasûluUah (s.a) akşam namazını kılmadan önce, birkaç yaş hurma ile İftar ederdi. Eğer yaş hurma bulamazsa, birkaç kuru hurma ile orucunu açardı. Şayet kuru hurma da bulnmazsa birkaç yudum su içerdi." (Ebu Dâvud ve Tİrmizî rivayet etmişlerdir. Hadis, Hasen-sahihtir demiştir). [259]

 

Oruçlu, iftar vakti yaş hurma bulursa iftarını onunla yapar, yoksa ku­ru hurma ile orucunu bozar, onu da bulamazsa su ile iftar eder. Yaz ve kış günlerine göre hurma veya suyun yer değiştireceği şeklinde görüşler varsa da o kadar önemli görülmemiştir. Mevcutsa üçünü de hadisdeki tertibe göre kullanmak müstehabdır.[260]

 

İKİ YÜZ YÎRMÎ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

ORUÇLUYA DİLİNİ VE DİĞER UZUVLARINI (DİNE) AYKIRI

HAREKETLERDEN, SÖVÜŞMEK VE BENZERİNDEN

KORUMAYI EMRETMEK

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1240. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasuluilah'm (s.a) söyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Biriniz oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin, bağırıp ça­ğırmasın. Şayet başkası kendisine söver veya sataşırsa ona 'ben oruçluyum' desin." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[261]

 

Hadis, oruçlunun tüm uzuvlarına oruç tutturmasının gereğini ifade et­mektedir. Oruçlu, dilini kötü sözlerden, yalan, nemîme, gıybet düşmanlık gibi taşkınlıklardan korumalıdır. Allah'ı zikirle meşgul olmalı ya hayır söy­lemeli veya sükut etmelidir. Kötü sözler söyleyerek orucunun mükâfatım ze-delememelidir.

Daha geniş bilgi için (1215 nolu) hadise bakılmalıdır.[262]

 

1241. Ebu Hüreyre'den (r.a) RasûluIIah'm (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Kim yalanı ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa onun yemesini içmesini terketmesine Allah'ın hiçbir ihtiyacı yoktur" (Buhârî rivayet etmiştir). [263]

 

Hadis, diğer uzuvlarını da kötülüklerden men etmeyen kişinin, orucu­nun kabul edilmeyeceğine ve ahirette sevabını bulamayacağına delil teşkil edi­yor. Elini, dilini, gözünü, kulağını haramlardan uzak kılmadan; şahsın ye­mesini, içmesini terketmek şeklindeki orucu kabul edilmez.

Hadis, yalan, gıybet gibi haram şeylerin orucu bozduğu şeklinde anla­şılmamalıdır. Bu oruçtan sevap elde edilemez ise de, oruç bizatihi bozulmuş olmaz. Bu şekilde oruç tutan, madem orucumun sevabı gitti, öyle ise yiyip, içeyim diyemez.

Rasulullah, uzuvlannı günahlardan uzaklaştırmayan insanları uyarmak için bu ifadeyi kullanmıştır. Allah'ın (c.c) emirlerine toptan sarılmanın ge­reğini vurgulamak istemiştir.[264]

 

ÎKÎ YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM     

 

ORUÇLA İLGİLİ MESELELER

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1242. Ebu Hüreyre'den (r.a) RasûluIIah'm (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Biriniz oruçlu olduğunu unutarak, yer veya İçerse orucuna devam etsin. Çünkü Allah onu yedirmiş ve içirmistir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişi erdir). [265]

 

Unutmak, insanın belirgin bir özeliiğdİr. Unutmak sebebiyle kuldan Allah hakkı olan şeyler düşebilir ve Allah hakkına yönelik hatalar affedilir. Bu se­beple, oruç tutan kimse, oruçlu iken unutarak yer veya içerse, orucuna hiç­bir zarar gelmez. O kimse oruca devam eder ve kaza da etmez. Zira bu da Allah'ın (c.c) bir lütfü kabul edilir. Bu ortamda yiyecek ve içeceğin az veya çok olması eşittir. Azı da, çoğu da oruca zarar vermez.[266]

 

1243. Lakit b. Sabira (r.a) der İri: "Yâ Rasûlallak bana abdest hakkın­da bilgi verir misin?", dedim. O da şöyle buyurdu: "Abdesti tamam al. Par­mak aralarını hilâlle. Oruçlu olduğun zaman hariç, burnuna su çekerken iyice

çek." (Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, hadis hasen-sahihdir demiştir).[267]

 

Abdest alınırken, suyun abdest uzuvlarının her tarafına ulaşmasına dikkat edilmelidir. Bunun için el ve ayak parmaklarının araian hilâllenir (aralarına parmak sokarak ovalanır). Suyun buralara ulaşması sağlanır. Burnun içine bile suyun iyice çekilmesi tavsiye edilmiştir. Oruçlu iken ise, içeri su kaçma ihtimali olduğundan, burna su çekmede mübalağa yapılmaz.[268]

 

1244. Hz. Âişe (r.a) der ki: "Rasûlullah (s.a) ailesiyle yatıp cünüp ol­duğu halde sabahladığı olurdu. Sonra yıkanır ve orucuna devam ederdi". (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[269]

 

İnsanın cünüp olarak sabahlaması, o gün oruç tutmasına mani değil­dir. Uyandığı zaman yıkanır ve oruca devam eder. Sahur vakti cünüp ola­rak kalkan kişi de imsak vakti yaklaşmış İse, önce yemeğni yer, sonra da yıkanır ve oruca devam eder. Gündüz uyuyan bir şahıs ihtilam olsa, o da uyandığında yıkanır ve orucuna devam eder. Uykuda ihtilam olması oruca zarar vermez.[270]

 

1245. Hz. Âişe ve Ümmü Seleme (r.a) derler ki: "Rasûlullah rüya gör-meksizin cünüp olarak sabahlar ve sonra da (yıkanarak) orucunu tutardı." CBuhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir) .[271]

 

Rüyada cünüp olmak şeytandandır. Şeytanın oynamasiyla kişi rüyada ihtilam olur. Rasûlullah'ın (s.a) ise şeytan vasıl olamayacağından, onun ih­tilam oiması ancak hanımları ile birleşmesinden dolayıdır. Yani, Efendimiz (s.a) rüyasında İhtilam olmamıştır.

Ramazan gecelerinde de erkeğin hanımı ile cinsî münasebette bulunma­sı helâldir. Hanımı ile münasebette bulunan şahıs, yıkanmayı geciktirse ve tanyeri ağardıktan sonra yıkanacak olsa, yine de o günkü -kadın ve erkeğin-oruçlan sahihtir.[272]

 



[1] Buhârî; Kitab'm-Teheccüd, Müslim; Kitabu Salât'il-MOsafırln, 729, Mâlik; Muvana, 1/166, Ebu Divud; 1252, Neşet; 2/119 ve Tirmiri. 433

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/349.

[2] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/349.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/349-350.

[4] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/350.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/350.

[6] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/350.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/351.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/351.

[10] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/351.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/352.

[12] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/352.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/353.

[14] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/353.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/354.

[16] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/354.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/354.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/355.

[21] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/355

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/356.

[23] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/356.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/356.

[25] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/356.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/357.

[27] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/357.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/361.

[31] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/361.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/362.

[33] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/362.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/363.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/364.

[37] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/364.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/365.

[39] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/365.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/365-366.

[41] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/366.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/267.

[43] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/267-268.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/268.

[45] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/268.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/268.

[47] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/269.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/269.

[49] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/269.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/370.

[51] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/370.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/370.

[53] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/370.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/371.

[55] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/371.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/373.

[57] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/373-374.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/374.

[59] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/374.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/375.

[61] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/375.

[62] Buhârî; Kitatfut-Teheccüd, Müslim; Kiubu Salat'il-Müsâfirîn, 719, Ebu Dâvud; 1290 Tİrmizî; 473 ve Nesri; 1/126

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/375.

[63] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/375.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/377.

[65] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/377

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/379.

[67] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/379.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/380.

[69] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/380.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/381.

[71] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/381-382.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/384.

[74] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/384.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/384.

[76] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/384-385.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/385.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/386.

[80] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/386.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/386.

[82] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/386-387.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/387.

[84] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/387.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/388.

[86] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/388.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/388.

[88] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/388-389.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/389.

[90] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/389-390.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/390.

[92] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/390-391.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/391.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/392.

[95] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/392.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/393.-394.

[97] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/394.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/396.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/396.

[102] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/396.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/397.

[104] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/397.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/397.

[106] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/397.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/398.

[108] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/398.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/398-399.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/400.

[112] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/400.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/400.

[114] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/400.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/401.

[116] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/401.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/401.

[118] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/401.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/402.

[120] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/402.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/402.

[122] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/403.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/403.

[124] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/403-404.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/404.

[126] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/404.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/404-405.

[128] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/405.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/405-406.

[130] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/406.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/406.

[132] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/406.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/407.

[134] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/407.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/407-408.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/408.

[138] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/408.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/409.

[140] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/409.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/409.

[142] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/409.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/410.

[144] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/410.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/410.

[146] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/410.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/411.

[148] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/411.

[149] Buhar!; Kitab'uİ-Vüdu, Müslim; Kiıabu SalâE'İİ-Mttsâfirîn, 786, Mâlik, Ebu Dâvud, Tirmid ve Ibn Mâee

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/411.

[150] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/411-412.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/412.

[152] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/412.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/413.

[154] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/413.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/414.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/415-416.

[159] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/416.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/416.

[161] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/416-417.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/417.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/418.

[165] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/418.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/418.

[167] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/418-419.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/419.

[169] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/419.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/420.

[171] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/420.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/421.

[173] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/421-422.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/422.

[175] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/422.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/422-423.

[177] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/423.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/423.

[179] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/423

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/424.

[181] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/424.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/424.

[183] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/424.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/425.

[185] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/425.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/425.

[187] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/425-426.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/426.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/427.

[191] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/427.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/430.

[194] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/430.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/430-431.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/432.

[198] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/432.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/433.

[200] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/433.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/434.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/435.

[204] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/435.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/436.

[206] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/436.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/437.

[208] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/437.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/438-439.

[210] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/439-440.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/442-443.

[213] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/443-444.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/444-445.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/446.

[217] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/446.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/446-447.

[219] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/447.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/447

[221] Buhârî; Kitab'us-Savm, Müslim; Kitab'us-Sıyara, 1079

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/448.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/448.

[224] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/448-449.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/451.

[226] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/451-452.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/452.

[228] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/452.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/453.

[230] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/453-454.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/454.

[232] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/454.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/455.

[234] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/455.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/455.

[236] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/455.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/457.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/459.

[240] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/459.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/460.

[242] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/460.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/460-461.

[244] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/461.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/461.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/463.

[248] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/463.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/464.

[250] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/464.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/464.

[252] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/464.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/465.

[254] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/465.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/465-466.

[256] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/466.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/466.

[258] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/466.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/467.

[260] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/467.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/469.

[262] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/469.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/470.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/471.

[266] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/471.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/472.

[268] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/472.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/472.

[270] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/472.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/473.

[272] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/473.