Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İKİ YÜZ SEKSEN DÖNDÜNCÜ BÖLÜM - Riyaz6 - 5 2

İKİ YÜZ SEKSEN DÖNDÜNCÜ BÖLÜM... 4

ALACAKUMN TALEP ETMESİNE KARŞI,4

ZENGİN KİMSENİN BORCUNU GECİKTİRMESİNİN HARAM OLUŞU.. 4

İKİ YÜZ SEKSEN BEŞİNCİ BÖLÜM... 4

KİŞİNİN HİBE ETTİĞİ ŞEYİ TESLİM ETMEDEN ÖNCE. 4

HİBE ETMEKTEN VAZGEÇMESİNİN MEKRUH OLUŞU.. 4

İKİ YÜZ SEKSEN ALTINCI BÖLÜM... 5

YETİM MALINI TALAN ETMENtN HARAMLI5

İKİ YÜZ SEKSEN YEDİNCİ BÖLÜM... 6

FAİZİN ÇOK BÜYÜK HARAM OLUŞU.. 6

İKİ YÜZ SEKSEN SEKİZİNCİ BÖLÜM... 7

RİYANIN HARAM OLUŞU.. 7

ÎKİ YÜZ SEKSEN DOKUZUNCU BÖLÜM... 9

RÎYA OLMADIÛI HALDE RİYA SANILAN ŞEYLER.. 9

İKİ YÜZ DOKSANINCI BÖLÜM... 9

SERİ BİR İHTİYAÇ OLMAKSIZIN YABANCI BİR.. 9

KADINA VE GENÇ ÇOCUKLARA BAKMANIN HARAM OLMASI9

İKİ YÜZ DOKSAN BİRÎNCİ BÖLÜM... 11

YABANCI BİR KADINLA HALVETİN HARAM OLUŞU.. 11

İKİ YÜZ DOKSAN İKİNCİ BÖLÜM... 13

GİYİM VE DAVRANIŞLARDA ERKEKLERİN.. 13

KADİNLARA, KADINLARIN DA ERKEKLERE BENZEMEYE ÖZENMELERİNİN HARAMLlGl13

ÎKİ YÜZ DOKSAN ÜÇÜNCÜ BÖLÜM... 14

ŞEYTAN VE KÂFİRLERE BENZEMENİN NEHİY OLUŞU.. 14

İKİ YÜZ DOKSAN DÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 15

ERKEK VE KADININ SAÇLARINI SİYAH İLE BOYAMASININ NEHYİ15

İKİ YÜZ DOKSAN BEŞİNCİ BÖLÜM... 15

BAŞIN BÎR KISMİ TIRAŞ EDİLEREK DİĞER.. 15

KISMININ BIRAKILMASININ NEHYİ VE ERKEĞİN.. 15

ŞAŞINI TRAŞ ETMESİNİN MÜBAHL1ĞI, KADININ.. 15

BAŞINI TRAŞ ETMESİNİN YASAKLIĞI15

İKİ YÜZ DOKSAN ALTINCI BÖLÜM... 16

PERUK TAKMANIN, DÖVME YAPMANIN, YAPTIRMANIN, DİŞLERİN TÖRPÜLENEREK SEYREKLEŞTÎRtLMESİNİN HARAM OLUŞU   16

İKİ YÜZ DOKSAN YEDİNCİ BÖLÜM... 18

SAKALDA, BAŞTA VE BEDENİN DİĞER YERLERİNDEKİ18

BEYAZ KILLARI VE GENÇLERİN YÜZÜNDE İLK.. 18

ÇIKAN TÜYLERİ YOLMANIN YASAKLlGl18

İKİ YÜZ DOKSAN SEKİ2İNCİ BÖLÜM... 18

ÖZÜRSÜZ SAĞ EL  İSTÎNCA VE TENASÜL UZVUNA.. 18

DOKUNMANIN MEKRUH OLMASI18

İKİ YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM... 19

ÖZÜRSÜZ, NALIN VE MEST GİBİ GİYECEKLER! AYAKTA.. 19

GİYMENİN VE BUNLARI TEK GİYEREK GEZMENİN KERAHATI19

ÜÇ YÜZÜNCÜ BÖLÜM... 19

YATARKEN, YANGINA SEBEP OLABİLECEK ATEŞ,19

KANDİL VS. ŞEYLERİ YANAR VAZİYETTE BIRAKMANIN NEHYÎ19

ÜÇ YÜZ BlRÎNCl BÖLÜM... 20

FAYDASI OLMAYAN İŞ VE SÖZDE MEŞAKKAT ÇIKARMANIN NEHY.. 20

ÜÇ YÜZ İKİNCİ BÖLÜM... 21

ÖLEN KİMSEYİ TRAŞ ETMENİN; ARKASINDAN FERYAT ETMENİN, SAÇ-BAŞ YOLMANIN, VEYL VE HELAK İLE BEDDUA ETMENİN HARAMLIĞI21

ÜÇ YÜZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM... 24

KÂHİN VE MÜNECCİMLERE, GAİPTEN HABER.. 24

VERENLERE, ÇAKIL TAŞLARI VE ARPA VB. ŞEYLERLE FAL AÇANLARA GİTMEKTEN NEHYETME. 24

ÜÇ YÜZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM... 27

UĞURSUZ SAYMANIN NEHYİ27

ÜÇ YÜZ BEŞİNCİ BÖLÜM... 28

HAYVAN RESMİNİN HARAM OLUŞU.. 28

ÜÇ YÜZ ALTINCI BÖLÜM... 31

AV, DAVAR VE ZİRAAT İÇİN OLMAYAN KÖPEKLERİ SAKLAMANIN HARAM OLUŞU.. 31

ÜÇ YÜZ YEDİNCİ BÖLÜM... 32

DEVE VE DİĞER HAYVANLARA ÇAN TAKMANIN MEKRUH OLMASI, SEFERDE KÖPEK VE ÇAN TAŞIMANIN KERAHATI32

ÜÇ YÜZ SEKİZİNCİ BÖLÜM... 32

NECASET YİYEN DEVEYE BİNMENİN TEMİZ YEM YİYEREK ETİ TEMİZLENİRSE KERİH.. 32

ÜÇ YÜZ DOKUZUNCU BÖLÜM... 33

MESCİDE TÜKÜRMENİN NEHİY OLUŞU VE. 33

BU GİBİ ŞEYLERDEN TEMİZLEYEREK MESCİDİ33

NECASETLERDEN UZAK TUTMANIN EMREDİLMESİ33


İKİ YÜZ SEKSEN DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

ALACAKUMN TALEP ETMESİNE KARŞI,

ZENGİN KİMSENİN BORCUNU GECİKTİRMESİNİN HARAM OLUŞU

 

Konu ile ilgili ayetler

 

"Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbabına) vermenizi emre­der." (Nisa, 58)

"Eğer bazınız bazınıza güvenirse kendisine inanılan kişi (borçlu) ema­neti taslamam ödesin..." (Bakara, 283)[1]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1611. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğinde göre Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür. Herhangi biriniz bir zengine havale edildiğinde o havaleyi kabul etsin." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[2]

 

"Matl"; demiri uzatmak amacıyla yaymak demektir. Yani, bugün ya­rın vereceğim diyerek borcu erteleyip, suresini uzatmaktır.

Kurtubî şöyle der: "Matl: İfası vacib olan borcunu, mümkün olan va­kitte Ödememektir."

Hadis-i şerifte, zenginin borcunu ödemeyip, oyalamasının zulüm oldu­ğu bildirilmektedir. Mâlikflerden Sühnûn; "Varlıklı bir kimse borcunu öde­meyip oyalaması durumunda sehadeti kabul edilmez. Çünkü kendisine za­lim adı verilmiştir" demiştir. İmâm Şafiî ise, bu kimse bu durumunu tekrar­larsa o zaman şehadetinin kabul edilmeyeceğini söylemiştir.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Borcu oyalayıp ödememek ya­saktır. Bir kimse bunu kasten yapıyorsa büyük günah olup olmadığı konu­sunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Cumhura göre borcunu âmden (bile isteye) ödemeyen kimse fasıktır. Fasık olması için bile bu işi tekrarlamasına gerek yoktur. Çünkü hadiste bu davranışa zulüm denilmiştir. Zulüm ise büyük gü­nahtır. Büyük günah için ise tekrar şart değildir.

Borcunu ödeyemeyen aciz kimse, borcunu ödemeyip oyalayanlar hük­münde değildir.

Fakir, ödeme imkânına kavuşuncaya kadar ahkonulmaz. Ödemeye zor­lanamaz. Bir kısım alimler; borç sahibinin, onu hapsettirebileceğine, bazıla­rı da takibata alınacağı görüşündedirler.

İmamı Azam, havaleyi zahire ve benzerleri karşılığında para ile tecviz etmiştir (caiz görmüştür). İmam Şafiî'ye göre havaleyi kabul etmek müste-habtır. (Havale: borcu zimmetten, zimmete geçirmektir.) Zahirîler ise, bu­radaki emri vücub manasına almıştır. Buna göre "Havaleyi kabul farzdır" demişlerdir.[3]

 

İKİ YÜZ SEKSEN BEŞİNCİ BÖLÜM

 

KİŞİNİN HİBE ETTİĞİ ŞEYİ TESLİM ETMEDEN ÖNCE

HİBE ETMEKTEN VAZGEÇMESİNİN MEKRUH OLUŞU

 

Konu ile İlgili hadisler

 

1612. İbn Abbas'tan (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Hibesinden dönen kimse, kusmuğuna dönen köpeğe benzer." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[4]

 

Başka bir rivayette; "Sadakasına rücû eden kimsenin benzeri istifra edip de sonra dönüp kusmuğunu yiyen köpektir,"

Bir başka rivayette; "Hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek gi­bidir. "

İmam Nevevî şöyle der; hadis-i şerif, hibeden dönmenin haram olduğu­nu açıklar. Bu takdirde bu haram olma yabancıya yapılan hibeye yorumlan­ması uygundur. Ancak kişi çocuğuna ve diğer füruuna hibe etmişse rücu et­mesi caizdir.

îbn Dakîk'il-îd; "iki vecih arasındaki benzerlikte teşdid vardır. Birisi rficu edenin köpeğe benzemesi, ikincisi rücu edilen hibenin ise kusmuğa benzetilmesidir*' demiştir.

Hibesinden dönenin ahlâkî açıdan köpeğe benzetilmesi dikkat çekici­dir. Köpek haram ve helâl ile mükellef değildir. Bununla hibeden dönenin iğrenç birşey yaptığı anlatılmak istenmiştir.[5]

 

1613. Ömer b. Hattâb'uı (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben Allah yolunda mücahidlerdcn birine bir at tasadduk ettim. Sonra o kimse ona iyi bakamadiğından zayıf bırakmıştı. Ben onu parayla satın almak istedim. Ucuza vereceğini de zannetmiştim. Durumu Nebî'ye (s.a) sordum. Nebî (s.a); "Sa­kın onu satın alma. Onu sana velev ki bir dirheme de verse dönme. Çünkü sadakasından rücu eden kimse kusmuğuna dönen kimse gibidir." (Buhârî ve Müslim rivayet et mislerdir).[6]

 

Hadis-i şerif; satın alma yoluyla bile olsa sadakadan rücu etmeyi nehiy etmiştir.

Hadiste geçen Hz. Ömer'in atımn ismi Verd'dİr. TemimÜ'd-Darî, bu atı Nebî'ye (s.a) hediye etmiş, Nebî (s.a) de Ömer'e vermişti.

Hz. Ömer (r.a) atı, o kimseye kâfirlerle cihad amacıyla vermişti. O şa­hıs ona karşı yiyeceğinde ve ilgisinde kusur etti. Bunun üzerine Hz. Ömer onu geri almaya teşebbüs etmiş, ancak bundan nehyedilmişti,

"Atîk" süratli koşan iyi cins at demektir.

"Allah yolunda mücahidlerden birine bir at tasadduk ettim." sözünden murat: atı temlik etmesidir; rira kendi mfll&ü olmasa o şahıs atı satmaya

"Allah yolu"nâan kastedilen; KirraanTye göre vakıftır. Ancak Aynî bu­nu reddederek; "Allah yolundan maksat, hacı veya gazidir. Bu cihet ihtilaflıdır" der.

Rasûlullah'ın (s.a) "Sadakandan rücu etme" buyurması Hz. Ömer'in atı vakfetmediğine delil gösterilmiş; şayet vakfetmiş olsaydı rücu edememe­sine sebep onu gösterirdi. Faraza vakfetmiş bile olsa, muhtemeldir ki Ömer (r.a) vakıf malın salın alınabileceğini zannetmiş, ancak Peygamber (s.a) onu bundan yasaklamıştır diye yorumlanmıştır.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Bir kimsenin, verdiği sadaka ve zekât gibi şeyleri satın alması mekruhtur. Sadakanın farz yahut nafile olma­sı eşittir.

Bir kimsenin verdiği sadakasını miras yolu ile alması caizdir.[7]

 

İKİ YÜZ SEKSEN ALTINCI BÖLÜM

 

YETİM MALINI TALAN ETMENtN HARAMLI

 

Konu ite ilgili ayetler

"Gerçek, yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ancak, karınların­da yanacak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gire­ceklerdir." (Nisa, 10)

"Yetimin malına, o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayı­nız." (En'am, 152)

"Bir de sana yetimleri sorarlar. Deki: Onları faydalı ve iyi bir hale ge­tirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yasarsanız onlar sizin kardeş-lerinizdir. Allah (yetimlerin) salahına çahsanlarla (onlann mal ve halinde) fesad (ve fenalık) yayanları bilir." (Bakara, 220)[8]

 

Konu ile ilgili hadis-i şerif

 

1614. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Nebî (s.a) şöyle bu­yurmuştur:

"Yedi helak edici şeyden kaçınınız." Ashab:

"Onlar nelerdir? Yâ RasülallahL." diye sordular. Rasûlullah (s.a);

"Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah'ın haram  cana hak­sız olarak kıymak, faiz yemek, yetim malım yemek, harpten kaçmak, (kötü­lüğü gönüllerinden dahi çevirmeyen, bundan) habersiz mü'mîn kadınlara if­tira etmektir" cevabım verdi. (Buhâri vs Müslim rivayet etmişlerdir).[9]

 

"Zûr"; bir şeyi güzel göstermek ve dinleyenlere onu olduğu halin ak­siyle aktarmaktır. Yalan bakmış gibi gösterildiği için bu batıl bir uydurmadır.

"Muhsana"; şeriatta; hür, akıl, baliğ ve müslüman olup, halen sahih nikahla evli veya başından sahih nikah geçmiş olan erkeğe "muhsan " kadı­na da "muhsana" denir.

Hadiste "Yedi helak eden şeyden kaçının" buyurulmasr 'Bunları terk edin " sözünden daha tesirli ve daha beliğdir. Kur'an-ı Kerim'de de kullanıl­mış olan "Zinaya yaklaşmayın " tabiri "Zina etmeyin " sözünden daha be­liğdir.

Helak edici yedi şeyin i/kî; Allah 'a şirk koşmaktır. Bundan daha büyük helak edici bir şeyin olmadığı açıkça ortadadır. Çünkü müşriğin ebedî ola­rak kalacağı yer cehennemdir.

İkincisi; sihirdir: Lügatte, bir şeyia gÖrOnüşüBû değiştirmeye denir. Cev-herî; "Sihir efsundur, aslî kaynağı latif ve gizli olan her şey sihirdir" demiştir,

Sinirin hakikati Ebû Hanife'ye göre yoktur. Diğer birçok alim sihrin hakikati olduğunu beyan etmişlerdir. Kurtûbî: "Bize göre sihir sabittir. AJ-Uh'ın (c.c) dilediğini yaraîmastyla' olur" der.

Fahreddin Râzî; "Mu'teziie sihrin varlığım inkâr eder. Ve ona inanan­ların küfrüne hüküm verirler. Ehli sünneî ise, sihirbazın havada uçmasını. İnsanı hayvana, hayvanı insana dönüştürmesini mümkfin görürler. Fakat bun-lan yapan sihirbaz değil, bizzat Allah'tır (c»c), derler. Çünkü Allah (c.c):

"Onlar Allah'ın İzni olmadan o sihirle hiçbir kimseye zarar veremez­ler." (Bakara, 102)

Sihir yapan kimsenin şer'î cezası katledilmesi (ö!dürülmesi)dir. Anesk İmam Mâlik ve İmam Ahmed'e göre bir defa, Ebu Hanife üe Şafiî'ye göre ise birkaç defa yapmakla öldürülür.

îmamî Azâm'a göre eh!-i kitabın sihirbazı da öldürülür. Diğer ilç mez­hebe göre öldürülmez. Sihirbaz kadm ise, bunlara göre öldünHür, Ebu H&-nife'ye göre ise hapsolunur.

Sihir yapanın dünyada tevbesi kabul edilmez. İmam Mâlik'm görüşü budur. Ebu Hanife ve îmam Ahmed'den gelen meşhur rivayetler de bu isti­kamettedir. İmam Şafiî'ye göre ise, kabul edilir.

Üçüncüsü; katildir: Haksız olarak adam öldürmek îmam Şafiî'ye göre şirkten sonraki en büyük günahtır. Öldürme günahının tevbesi hakkında çe­şitli görüşler vardır:

Ibn Abbas'a (r.a) göre, katilin yeri ebedî cehennemdir. Hanefîlerle di­ğer alimlere, göre ise cehennemde uzun süre kalacaktır. Dünyadaki cezası ise kısastır. Yalnız maktül'ün velileri bağışlar veya anlaşırlarsa Öldürülmez. Bu durumda dünyevî keffâreti Hanefîlere göre yoktur. Şafiîlere göre ise, keffâ-ret lazımdır. Çünkü "Hata ile öldürmekte keffâreî olunca, bunda haydi haydi olur" derler.

Dördüncüsü; yetim malı yemektir: Yetim; babası ölen küçük çocuktur. Zemahseriye göre, büyük çocuğa da yetim denir. Çünkü yetimin manası yalnız kalmak demektir. Fakat RasÛlullah (s.a):

"Buluğdan sonra yetimlik yoktur" buyurmuştur.

Hadisin zahiri manası yetim malını yemeyi mutlak olarak haram kılar. Ancak cumhura göre, velinin haddi aşmadan, normal surette yetim malın­dan yemesi meşrudur.

Besincisi; faiz yemek: Mal verip mukabilinde mal alırken, alınan veya verilen karşılıksız fazlalıktır. Buradaki "yemek" tabiri, bizzat faizcilik yo­luyla istifade etmek demektir.

"Ribâ", yani faiz birçok ayet ve hadisle şiddetle yasaklanmıştır.

Altıncısı; düşmana hücum sırasında savaştan kaçmaktır: Bu kaçmak, bir müslümamn karşısında bir veya iki kâfir olduğu zaman haramdır, fazla olursa kaçmak caizdir. Hadis-i şerif savaştan kaçmanın büyük günah oldu­ğunu amirdir. Allah (c.c):

"Her kim o gün çarpışmak İçin dönmek veya başka bir bölükte mevki almak halleri müstesna olmak üzere kâfirlere arkasını dönerse, muhakkak Allah'ın gazabına uğrar; varacağı yer de cehennemdir. O ise pek kötü bir yerdir." (Enfâl, 16) buyurmaktadır.

Bu ayetin hükmü, cumhura göre bütün savaşlara şamil olmakla kıya­mete kadar bakidir.

Yedincisi, i/fetii kadınlara zina iftirasında bulunmaktır: Bu hüküme er­keklere yapılan iftira da dahildir. Dolayısıyla kadın veya erkek akıl-baliğ ve iffetli bir müslümana zina iftirasında bulunmanın cezası hür olan kimseye 80, köleye 40 değnek vurmaktır.

Kâfir bir kadına zina iftirasında bulunana had tatbik edilmez. Cariyeye yapılan zina İftirasının cezası ise tazirdir.

Bazı günahlar Allah katında diğer bir kısım günahlardan daha büyük

günahtır. Teâlâ, işinde zarar ve mefsedet olan her türlü günahı nehyetmiştir.

Bu gûnah-ı kebâir, ümmete sayısız derecede zararlar verdiği için bun­lardan sakınmak, ümmeti ve toplumu temiz kılacağı için elzem görülmüştür.

İbn Allan iffetli kadınlara zina isnadında bulunanlar için şu ayeti zikre­der:

"(Kendilerine iftira edildiğinden) gafil (habersiz), munsana (namuslu, İffetli) mü'min kadınlara kazif (zina iftirası) edenlere, muhakkak dünyada ve ahirette lanet edilmiştir. Ve onlar için çok büyük bir azap vardır" (Nur, 23)

Denildi ki: Bu ayet Peygamber'in zevcelerine iftirada bulunanlara mah­sustur. Ve bu kimselerin tevbesi de kabul edilmez. Ancak sahih olan görüşe göre bu ayet tevbe etmediği takdirde geneldir.

Bir hadiste; "İffetli kadına iftira etmek, yüz senelik ameli heba eder" Duyurulmuştur. [10]                                                  

 

İKİ YÜZ SEKSEN YEDİNCİ BÖLÜM

 

FAİZİN ÇOK BÜYÜK HARAM OLUŞU

 

Konu ile ilgili ayet-i kerime

 

"Riba (faiz) yiyenler kendilerini şeytan çarpmış (birer meenunjdan başka bir halde (kabirlerinden kalkmazlar.) Bö,.ie oinı^ı ua uıılunn, "Alım satım da ancak riba gibidir" demçlcTinderuMi. Halbuki Alblıaiış verişi helâl, faizi haram kılmıştır. (Bundan böyle) kim Rabb'indt-n kendisine bir öğüt gelip de (faizden) vazgeçerse ona ve işi (hakkındaki hukum) de Allah'a aittir. Kim ki tekrar (faize) dönerse, o ateşin yâranlaimdar.dır ki onlar orada (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcıdırlar. Allah ribanm bereketini tamamen gide­rir. Sadaka(sı verilen mal)lan ise amrır... Ey îman eaenler, (gerçek) mü1-minlerseniz Allah'tan korkun. Faizden (henüz alınmamış olup da) kalanı bı­rakın (almayın)." (Bakara, 275, 278)

Konuyla ilgüi olarak hadislere gelince; bu konuda çok meşhur ve sahih hadîs vardır. Bu konuya dair Ebu Httreyre hadisi önceki konuda geçmişti.[11]

 

1615. İbn Mes'ûd'un (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: RasÛlullah (s.a) faizi yiyene ve yedirene lanet etmiştir." (Müslim rivayet etmiştir)[12]

 

Hadis-i şerif, ribayı (faizi) haram kılmış, bu konuda şiddet göstermiş­tir. Çünkü bulaşmadıkları halde faizi yazan ve şahit olan kimseler lanete uğ­radıkları zaman, faizi alıp veren lanete daha müstehaktır.

Bu tür muamelelerden şiddetle sakındırmakta; bu tür alış verişlere yar­dım eden, teşvik eden, delâlet eden herkesi kapsamaktadır. İslâm yardım­laşma velcarzı hasen üzerine kurulan bir nizamdır.

Haneferden tmam-ı Âzam ile İmam Muhammed'e göre dan harpte ya­şayan bir harbî, yani o belde ahalisinden bir gayr-i mttslim ile müslüman ara­sındaki riba muamelesi caizdir. İmam Ebu Yusuf ise, buna cevaz vermemiştir.[13]

 

İKİ YÜZ SEKSEN SEKİZİNCİ BÖLÜM

 

RİYANIN HARAM OLUŞU

 

Konu ile İlgili ayetler

 

"Halbuki onlar, Allah'a, Onun dininde ihlas (ve samimiyet) erbabı ve muvahhidler olarak ibadet etmelerinden başka bir şeyle emrolunmamışlar-dır." (Beyyine, 5)

"Ey îman edenler, sadakalarınızı -malım insanlara gösteriş İçin harca­yan, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan bir kimse gibi- başa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin." (Bakara, 264)

"... İnsanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı (başka değil) ancak birazcık hatıra getirirler." (Nisa, 142)

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1616. Ebu Hüreyre'den (?.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Rasû-lullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: Allah Teâlâ; "Ben ortaklıktan müs­tağni olanların en zenginiyim. Kim bir amel işler de, amelinde Ben 'imle be­raber başkasını (Bana) ortak koşarsa, ortak ktldtğıyla başbaşa bırakırım" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir)[14]

 

İbn Aİlân; "Şirkin riyaya itlakı (bağlanması), gösterişin gizli şirk olma­sındandır. 8u riya her ne kadar îmanın ameliyatım yaralamazsa da îmanla yapılan amellerin sevabım iptal eder" demiştir.

Hadisteki murat; "Ben'im, ortak vesaireye ihtiyacım yoktur. Bir kimse bir şeyi hem Ben'im için hem başkası için yaparsa, Ben onu kabul etmem. Bana bîr işte kimi ortak koşarsa ona bırakırım" demektir.[15]

 

1617. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ra-sûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken İşittim:

"Kıyamet günü halktan ilk hüküm verilecek şehit olmuş kimsedir. Ki huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona nimetlerini bildirir. O da onlan bilir. Al­lah (c.c);

"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" der. O şahıs:

"Sen'İn yolunda savaştım. Ve şehit düştüm" der. Allah (c.c);

"Yalan söyledin. Çünkü sana cesur desinler diye savaştın ve sana da bu söz söylenmişti" der. Sonra emredilir. Ve yüzü üzerine sürüklenerek ce­henneme atılır.

îlim Öğrenip, öğreten ve Kur'an okuyan kimse getirilir. Aîlah (c.c) ona iyilik nimetlerini bildirir, o da nimetleri ikrar eder. Allah Teâlâ;

"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" O da;

"Yâ Rab ilim öğrendim ve öğrettim. Kur'an okudum" cevabını ve­rince, Allah (c.c):

"Hayır, yatan söylüyorsun. îlmi, sana alim desinler diye Öğrendir. Kur'an-ı sana kâri desinler diye okudun ve sana da böyle denildi" buyurur. Sonra emredilir. Yüzü üzerine sürüklenerek cehenneme atılır.

Üçüncüsü de Allah (cc) kendisine zenginlik verdiği ve her türlü servet­ten ihsan buyurduğu şahıstır ki, huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona ihsan bu­yurduğu nimetleri sayar. O da itiraf eder. Cenab-ı Hak;

"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" buyuruyor. O:

"Yâ Rab.' Servetimi sadece Sen'in uğrunda, sevdiğin yollarda harca­dım", deyince: Allah (c.c);

"Hayır, yalan söylüyorsun, bunları sana cömert denilsin diye yaptın" buyuruyor. Scnra emroîunur. Yüzü üzerine sürüklenerek cehenneme atılır." (Müslim rivayet etmiştir)[16]

 

Hadis-i şerif, riya (gösteriş) yapmaktan sakındırmaktadır. Kıyamet gü­nü ilk hesaba çekilecek ameller, riya ile yapılan amellerdir. Kıyamette, riya­karlar azarlanacak, rezil ve rüsvay edileceklerdir. Ahirette zahirî amel, kur­tuluşa kâfi değildir. Bilakis, Allah Teâlâ'mn rızasını talep ederek, ihlâslı ol­mak zorunludur.

Gösteriş maksadıyla ilim tahsil eden alim, kazandığı mevki ve şöhretle dünyada faziletlerle bezenmiştir. Ahirette cehenneme yüzüstü atılacaktır. Ve orada ezdi ilmin muktezasuıca kalacak, sonra çıkarak cennete girecektir. Kitap ve sünnet riyakârın îmandan çıkmayacağına delil teşkil ediyor. Sonunda cen­netlik olacaktır.

"Riyanın gerçeği, ibadetlerle ve hayırlı işlerle insanların kalplerinde mevki sahibi olmak istemektir. Riya, kalbi amellerin en çirkinlerindendir. Bu dav­ranış bir nevi Allah'la alaydır."

Riyanın zıddı ihlâstır "Her çeşit gösterişten uzak olarak Al­lah'ın rızasını kastetmektin[17]

 

1618. Ibn Ömer'den (r.a) rivayet edildiğine göre birtakım kimseler ken­disine söyle demişlerdir:

"Biz idarecilerimizin yanına girdiğimizde onlara; huzurlarından çık­tığımızda söylediklerimizin aksini söylüyoruz gıyablannda onları kınıyor, huzurlarında Övüyoruz)" derler .Ibn Ömer (r.a);

"Biz, bu davranışları, Rasülullah (s.a) zamanında bir nifak sayardık" diye cevap verdi. (Buhârî rivayet etmiştir)[18]

 

Hadis-i şerif idarecilerin önünde yalan söylemekten ve dalkavukluk yapmaktan sakındırmaktadır. Çünkü bunlar nifak alâmetlerindendir. Bu hadisin son cümlesi tbn Ömer'in içtihadıdır.[19]

 

1619. Cündüb b. Abdülah b. Süfyan'ın (r.a) şöyle dediği rivayet edil­miştir: Rasûlullah (s.a);

"Kim işlediği hayrı duyurursa, Allah (c.c) onun gizlediği işlerini hal­ka duyurur. Kim de riyakârlık yaparsa Allah da onun riyakârlığım kıyamet gününde açığa vurur." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir. Müslim bu hadisi ayrıca tbn Abbas'tan (r.a) rivayet etmiştir)[20]

 

Hadis-i şerif gösteriş yapmaktan, iyi amelleri duyurmak istemekten sa-kındırmaktadır. Çünkü Allah (c.c) böyle yapanları rezil edecektir.

"Semmea"; kişinin amelini, hayırlarını insanlara izhâr edip, gös­teriş yapmasına denir.

Bir kimse, bir işi başkaları duysunlar da onu takdir etsinler diye yapar­sa, Allah Teâlâ da kıyamette onun bu durumunu mahşer halkma duyurur. Ve onu rezil eder. Bir kısım alimler; "Bir kimse, başkalarının ayıplarım du­yarak etrafa yayarsa, AJlah da onun ayıplarını ortaya çıkarır" demişlerdir.

Diğer alimler; "Bir şahıs yaptığı işle onu insanların işitmesini İsterse, Allah onlara duyurur. Ve o amelden kazancı da bu olur" demişlerdir.[21]

 

1620. Ebu Hüreyre'nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a):

"Kim Allah A zze ve Cetle'nin azasının talep olunacağı bir İlmi, dün­yalıktan bir metaya kavuşmak amacıyla öğrenirse, kıyamet gününde cenne­tin kokusunu bile alamaz." (Ebu Dâvud sahih bir isnadla rivayet et­miştir). [22]

 

Bu babda hadisler çoktur.

Hadis; şer'î ilmi talep hususunda Allah'a karşı ihlâsı terk etmekten sa­kındırmak tadır. Din ile dünyayı elde etmek, kıyamet günü cennet nimetle­rinden mahrum olmaya sebeptir. Ancak cennetin kokusunu duyamaması, girmesine manî değildir. Ya azaptan önce veya sonra cennete girer, demek­tir. Dünyada içki içen kimsenin ahirette mahrum olması gibi... îpek giyenin de durumu aynıdır. İlmi, dünya metaın; elde etmek için talep edenin cenne­tin kokusunu duyamamasındaki hikmet; o kişinin Umİ; fani, hakir olan şeye hasretmesidir. Aşağı olan, hayırlı olanla değiştirilmiş olur. Böylece benzeri mükâfattan men edilmesi uygun görülmüştür.[23]

 

ÎKİ YÜZ SEKSEN DOKUZUNCU BÖLÜM

 

RÎYA OLMADIÛI HALDE RİYA SANILAN ŞEYLER

 

Konu İle ilgili hadis-i şerif

 

1621. Ebu Zerr'in (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah'a (s.a) şöyle denildi:

"Yâ Rasûlalhh, bir kimse iyi bir iş yapar ve halk da bunun için onu methederse ne buyurursunuz?". Rasûlullah (s.a);

"Bu mü'min için peşin bir müjdedir" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir).[24]

 

Allah Teâlâ için, ihlâs ve O'na yaklaşma duygusu, insanların övmesi ve methi sonucu bulunmayabilir. Bilâkis İnsanların dillerinde dolaşan bu övgti, kabule ve doğru şehadete, kurtuluşunun çabuk oluşuna delil olur.

Alimlerin açıklamasına göre, bu hadisteki acil müjde, hayırdır. Bu Al­lah'ın (c.c) o kimseden razı olduğunu ve onu sevdiğini gösterir. Allah (c.c) onu kullarına da sevdirir.

Nevevf; "Bütün bunlar o sahan kuHann övmesine karışman itibariyle­dir. Aksi halde övmeleri için müdahale etmesi hoş olmaz" der. Allah Tefilâ;

"Onlar için dünyada ve ahiret hayatında müjde vardır." (Yunus 64) bu­yurmuştur.[25]

 

İKİ YÜZ DOKSANINCI BÖLÜM

 

SERİ BİR İHTİYAÇ OLMAKSIZIN YABANCI BİR

KADINA VE GENÇ ÇOCUKLARA BAKMANIN HARAM OLMASI

 

Konu ile ilgili ayetler

 

"Mü'mİn erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar." (Nûr, 30)

36)

".... Çünkü kulak, göz, kalp. Bunların her biri bundan mesuldür." (Isrâ,36)

"(Allah) gözlerin hain bakışını, gönüllerin gizleyeceği herşeyi bilir." (Ga-fîr, 19)

"Çünkü Rabb'in şüphesiz ki, rasat yerindedir (her an nigah bandır, göz­et leyicidir)." (Fecr, 14) [26]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1622. Ebu Hüreyre'den (r.a) Nebî'nin (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. Şüphesiz o buna mutlaka erişir. îki gözün zinası bakmaktır. İki kulağın zinası yasak olan sözleri dinlemektir. Lisanın zinası (söylenmesi haram olan şeyleri) konuşmaktır. Elin zinası (ecnebi kadının uzvunu şehvetle) tutmaktır. Ayağın zinası (gidilmesi haram olan yere) gitmektir. Kalbinde zina meyli ve temennisi vardır. Tena­sül uzvu ise bu azanın arzusunu ya gerçekleştirir veya yalanlar." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[27]

 

Hadis-i şerif, zina ve zinaya çağıran amillerin terkedilmesine doğru yön­lendirmektedir.

"Zinaya yaklaşmayınız. O zina bir kötülüktür. Ne kötü bir yoldur. " (tsrâ, 32)

İbn Battal: "Hadiste zikrolunan her şeye zina adı verilir. Çünkü bunlar zinaya çağıran amillerdir. Bütün bunları, eğer fere doğrulamazsa Allah (c.c) affı ile ikram ederek bağışlar. Fere doğruiarsa, büyük günah olur" demiştir.

Suyûtî: Hadisin manası âdemoğluna zinadan nasibi takdir edilmiştir. Bir kısmının zinası ferci ferce idhal etmekle hakiki olur. Bir kısmının zinası haram ve benzeri şeylere bakmakla, dokunmakla mecazî olur. Bütün bunlar zinanın birer çeşididir. Fere ya bunu doğrular (uygular), veya yalanlar (uy­gulamaz)."

îbn Abbas; "Ebu Hüreyre'nİn sözünden daha çok lemetne Benzeyen bir ifadesiyle "Lemem"ayetine işaret etmiştir. Lemem; kü­çük günahlar manasına gelir.

"O (güzel davrananlar ki, günahın, büyüklerinden ve çirkin işlerden ka­çınırlar. Yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler..." (Necm, 32)

Allah (c.c): "Küçük günahlardan değil de kebâirden sakınanları Allah af eder" buyurmuştur. Bu ayetin manası; "Büyük günahlardan sakınıldığı takdirde küçük günahların hükmü düşer" demektir.

Nevevî: "Mana böyledir. Lemem'in tefsirinde sahih olan söz budur" demiştir.[28]

 

1623. Ebu Saîd el-Hudrî'den (r.a) Nebî'nin (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir:

"Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız." Bunun üzerine Ashab;

"Ey Allah'ın Rasûlü yol üstünde çaresiz oturuyoruz. Lüzumlu işleri orada konuşuruz" dediler. Rasûluüah (s.a);

"Yol üzerinde oturmaktan kaçınmıyorsanız yolun hakkını veriniz" buyurdu. Ashab;

"Yolun hakkı nedir? Yâ Rasûlallah" dediler. Rasulullah (s.a);

"Harama bakmamak, geçenleri rahatsız etmemek, selâm almak, iyi olan şeyi emir, kötü plan şeyden nehyetmektir" buyurdu. (Buhar! ve Müs­lim rivayet etmişlerdir) [29]

 

Hadis-i şerif, yolun kenarlannda oturmaktan sakındırmaktadtr. Çün­kü yollar, hatalar ve günahlara düşme ihtimalinin fazla olduğu yerlerdir. Alt yapılar toplumun malıdır. Ferdin şahsı için kullanması doğru değildir. Müs-lümanın daima hayn yaymak ve ona davet için faal olması lazımdır. Yolu yolculara daraltmak caiz olmaz. Yollarda oturmaktan kaçınmalı, kimseye eziyet etmemelidir. Gıybet, sui zan, yoldan geçenleri tahkir ve yol verme­mek gibi şeyler eziyetten sayıldığı gibi, yol üzerinde oturanlar korkutacak kimselerse ve halk da bu sebeple oradan geçemezse eziyetten sayılır.

Abdullah b. Zübeyr; "Meclisler şeytanın halkalarıdır. Yapılacak bir hak görürlerse yapmazlar. Batılı defetmezler" demiştir,

Alimler; "Buradaki yasak oturmanın haram olduğunu bildirmek için değil, harama giden yollara engel olmaya matuftur" diyerek açıklama yap­mışlardır. [30]

 

1624. Ebu Talha Zeyd'b. Sehl'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Biz ev önlerinde oturur, konuşurduk. Rasûlullah (s.a)yanımıza gelerek durdu ve "Size ne oluyor ki yollar üzerinde oturuyorsunuz? Yollardaki mec­lîslerden sakınınız" buyurdu. Biz:

"Sakınca olmayan şeyler için oturduk, (meselelerimizi) müzakere ediyor ve konuşuyoruz" dedik. Rasûlullah (s.a);

Mutlaka oturacaksatuz, o halde yolun hckkuu verin. Onlar da: Gözü korumak, selâmı iade etmek ve güzel sözdür"buywdu. (Müslim rivayet etmeştir).[31]

 

Hadis-i şerife göre îslâmî terbiye ile edeplenmek ve yolun hakkını ifa etmek suretiyle yol kenarlarında oturmak mubahtır. Bu ve önceki hatiste yolun hakkı olarak, şunlar zikredilmiştir: Gözü kısmak (haramdan sakınmak), ezi­yeti gidermek, selâm almak, güzslsöz, emr-ibil-ma'rufnehy-iani'l-mûnker.

Rasûlullah (s.a) oturarak, lakırdı etmekten vazgeçirmektedir. Yol üs­tünde oturup lalardı etmek, çoğu defa fitneye ve günaha girmeye sebep olur. Harama bakabilirler ve yoldan geçenleri aşağılayarak, gıybetini yapabilir­ler. Arasıra selâm almayı, emri ma'rufu terkedebilirler. İşte bu sebeplerden dolayı yollarda oturma nehyedİlmiştir.

Zorunlu olarak oturmak lazımsa, yolun hakkının verümesi lazımdır. Göz yummak, emri ma'ruf, güzel söz söylemek gibi hususlar bu haklardandır..

Günümüzde, kahvelerde ve sokak köşelerinde oturup, gelen geçen ka­dınlara bakıp büyük günah işlenmektedir. Bu devamlı olursa fitneye düşme tehlikesi başgösterir.[32]

 

1625. Hz. Cerir'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasülullah'a (s.a) ansızın bakıştan sordum. Rasûlullah (s.a); "Bakışını hemen çevir" bu-; yurdu." (Müslim rivayet etmiştir).[33]

 

Hadis bakılması haram olan şeye devamlı nazar, etmekten sakındırmak-tadır". Ancak ansızın göze gelen haram şeylerden hemen başı çevirmek la­zımdır.

Ansızın görmek demek; kasıtsız olarak bir kadını görmektir. Hemen ba­şını çevirirse günah değildir. Bakmaya devam ederse günahkâr olur. Rasû-luüah (s.a) Cerîr'*; "Gözünü çevir" buyurmuştur.

Allah'u Teâlâ;

"Mü'mirileresöyle, gözlerine sahip olsunlar..." (Nur, 30) buyurmuştur.

Kadı îyâz'ın ifadesine göre; 'Alimter bu hadise bakarak kadmm dışarı­da yüzünü örtmesinin farz olmadığını, sünnet ve müstehab olduğunu söyle­mişlerdir. Erkeklerin ise her zaman yabana kadınlara bakmaları haramdır. Şahitlik, tedavi gibi meşru amaçlarla bakmaları ise caizdir. Bu hususlarda da ihtiyaç miktarı bakılabilir.[34]

 

1626. Ümmü Seîeme'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlul-lah'ın (s.a) yanında Meymüne (r.a) olduğu halde bulunuyordum. İbn Ürnm Mektûm, gelmişti. Bu olay örtünmekie emrohınduktan sonraydı. Nebî "Bu şahıslan saklanınız" diye buyurdu. Biz:

"Yâ Rasûlallah! O bizi göremeyen bir âmâ değil mi?" dedik. Nebî (s.a);

"Sizde mi âmâsınız, onu görmüyor musunuz?" buyurdu." (Hadisi, Ebu Dâvud ve Tinnizî rivayet etmişlerdir. Tinnizî hasen ve sahihtir demiş­tir). [35]

 

Hadiste geçen İbn Ümmü Mektüm'un adı; Amr b. Kays b. Zaide ei-Kureşî el-Âmirî'dir. Nebî'nin (s.a) müezzinidir. Annesi ise At!k« b. Abdul­lah'tır. Ummü'i-Mü'minîn siz. Hatice'nin (r.a) dayısının oğludur.

Nebî'ain (s.a) haaımlannın mevkilerinin üstünlüğü sebebiyle örtünmekte mübalağa, vardır. Diğer kadınların âmânın huzurunda örtünme?! İse vs^b değildir. Kadıma o fenaya yabancı iü bakması haramdır. Çünkü fitneden korkulur. Kadının yabancı erkeğe bakması haramdır. Eğer fitneden emin olun­ması durumunda, bir çok alim diğer delillerden istifade ederek, bakmanın caiz olduğuna hükmetmişlerdir.

Hz. Aişe'nin (r.a) mescidde Habeşlilerin oyunlarını seyretmesi konusu­na gelince; onların bedenlerine bakmaması söz konusudur.[36]

 

1627. Ebu Saîd el-Hudri'den (r.a) rivayete göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Bir erkek, diğer erkeğin avret yerine bakmasın. Kadın da ka­dının avret yerine bakmasın. Bir erkek, başka erkekle, kadın da başka bir kadınla aynı örtü içinde yatmasın." (Müslim rivayet et mistir). [37]

 

Hadis-i şerifle, aynı cins kimseler olsa bile, avret yerlerine bakmaları nehyedilmiştir. Hadisimizde İslâm'ın, toplumun nezahetini ve zina kapısını kapatmaya olan titizliği söz konusudur.

Erkeğin göbeği ile diz kapağı arasına bakmak haramdır.

Kadının da kendi cinsi olan kadınların bu mahalline bakması haram­dır. Kadının, yabancı erkeğs karşı haram yerleri ise eller ve yüz hariç bütün bedenidir.

İmam Nevevt; "Fitneden emin olunsun olunmasın; güzel yüzlü, tüyü bitmemiş gençlere bakmak haramdır" demiştir.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Erkekler erkeklerin, kadınlar da kadınların avret yerlerine bakamaz. Bu husus, alimlerin ittifakıyla haram­dır. Tabiatıyla erkeklerle kadınların da birbirinin avret yerine bakması ha­ramdır.

Kan-kocaya gelince Hanelilere göre; kan koca birbirlerinin avret ma­hallerine bakabilirler. Ancak bu konuda Rasûlullah (s.a), "Biriniz ailesine yaklaşmak istediğinde, mümkün mertebe örtünsün. Merkep gibi çırılçıplak soyunmasın" buyurmuştur.

Erkek erkeğin avretinden başka her yerine bakabilir. Kadının yabancı bir kadına bakması ise erkeğin erkeğe bakmasına kıyaslanır. Kadının erkeğe bakması da aynı hükme tâbidir. Yalnız erkeğe bakmakla şehvet duyacaksa veya böyle olacağını zannederse fitneden uzak durması İçin bakmaması gerekir.

Erkeğin nikahlanması haram olan, yakın kadınlara bakması ve o ka­dınların erkeğe bakmaları sahih olan görüşe göre; göbekle diz kapağı arası dışındaki yerlere caizdir. tki kadının veya iki erkeğin aynı Örtü içinde yatmaian tahrimen mek­ruhtur.[38]

 

İKİ YÜZ DOKSAN BİRÎNCİ BÖLÜM

 

YABANCI BİR KADINLA HALVETİN HARAM OLUŞU

 

Konu ile ilgili ayet-i kerime

 

"Bir de onun (Pemgamber'İn) zevcelerinden lüzumlu bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin onlardan." (Ahzab, 53)[39]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1628. Ukbe b. Âmir'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Yabancı kadınların yanına girmekten sakının " buyur­du. Ensardan bir adam; "Yâ Rasülallah, kocasının akrabası hakkında ne buyurursunuz? "dcâi. Rasûlullah; "Erkeğin yakınları ile halveti ölümdür" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[40]

 

Hadiste geçen  kelimesi Tirmİzf nin İfadesine göre, kocanın babası demek olduğu söylenir. Herhalde gelini ile bir arzda kalması kerih görülmüştür. Leys b. Sa'd ise; ."Lügat bilimcileri ittifakla 'Hamvu' kelime­sinin; kadının kocasının babası, amcası, kardeşi, kardeşinin oğlu, amcası­nın oğlu ve buna benzer akrabası olduğunu kabul etmişlerdir" demiştir.

"Kayın ölümdür" cümlesinin manası, ondan fitne ve kötülük gelmesi başkalarına göre daha büyük ihtimal taşıdığı içindir. Çünkü kolayce gelinin yânına girip çıkabilir. Ve başbaşa kalabilirler.

"Hamv ÖlUmdtir" tabiri; Arapların el-Esedel-Mevt, yani arslan ölüm­dür, demeleri gibidir. Arslanla karşılaşan çoğunlukla ölür. Hamv de buna benzetilmiştir.

Nevevî diyor ki; "H&mv'den maksat, kocanın babalan ile oğullarından geri kalan akrabasıdır. Babalarla oğullar zaten kadının mahremidirler. On­larla başbaşa kalması caizdir; Burada maksat; kardeş, kardeş oğlu, amca, amcaoğlu ve benzeri mahrem olmayan kimselerdir. İşte ölüm budur. Hadî­sin manası da budur."

İslâm'ın, İslâm toplumunun selâmetini sağlamaya olan hırsını ve şer ka­pısını kapatıp, zinaya düşme tehlikelerini bertaraf etme çabasını hadis-i şe­rif beyan etmektedir.

Kadı îyâz şöyle der: "Kayınlarla başbaşa kalmak, fitne ve helâka götü­rür."[41]

 

1629. îbn Abbas'tan (r.a) rivayet edilmiştir. Rasûluüah (s.a) şöyle bu­yurmuştur:

'Sizden biriniz yanında mahremi olmayan yabancı bir kadınla başbaşa kalmasın." (Suhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[42]

 

Hadis-i şerif, erkeğin yabancı kadınla başbaşa kalmasını haram kıbniştır. Çünkü b«e şerre ve fuhuşa sürükteysn

Mahrem kelimssi üs kastedilen; kadına, nikahı Sıaram cSas ksdinın da erkeğin de yakın akrabasının kastedilmiş

Kadime mahremleri; oğlu, kız kardeşi, annesi ve teyzesi gibi kimseler­dir. Hadis, koca ile dahi tahsis edilmiştir. Evli kadm için bu dala evlâdır.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Kadm mahremi olmadan yola çıkamaz. Dolayısıyla kadının yalnız başına kısa ve uzun seferlere hac veya başka sebeplerle yola çıkması haramdır. Mahrem tâbiri, nikahı haram olan herkesi kapsamaktadır. Yabancı bir kadınla bir arada kalmak haramdır.[43]

 

1630. Hz. Büreyde'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

"Cihada iştirak etmeyenlerin, cihada çıkmış kimselerin hanımlarına gös­terecekleri hürmet, analarına gösterecekleri hürmet derecesindedir. Müca-hidlerden bir kimsenin ailesine bakmayı üzerine alıp da ona hiyanet eden hiçbir kimse yoktur ki, kıyamet gününde o mücahidin karşısında durdurulup da, o mücahide: "İşte bu adam aile işlerinde sana halef olup, hıyanet etti. Hase­natından istediğin kadar al" denilmesin ve o mücahid de onun amelinden dilediğini almasm" dedi. Sonra Rasûlullah {s.a) bize dönerek;

 Ne zannediyorsunuz? (hasenattan bir şey bırakacağını zanneder mi­siniz?" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir).[44]

 

Hadis-i şerif, müslümanlar arasındaki dayanışmaya ve onlardan her bi­rinin selâmetine gayret etmeye teşvik etmekte ve Allah yolundaki mücahitle­re hainlik yapmaktan sakındınnaktadır. Çünkü mücahitler dinin yükselmesiyle meşgul olup, arkada kalan insanları müdafaa ederler. Geride kalanla­rın, mücahitlerin hanımlarına, kocalarının yokluğunu fırsat bilerek herhan­gi bir şekilde musallat olması caiz değildir. Böyle mütecaviz kimse kıyamet günü bütün hasenatlarından soyutlanır. Ve helak olup, zarara uğrayanlar­dan olur.

Nevevî şöyle diyor: "Bu hadis iki hususu ihtiva eder: Birisi savaş eden­lerin kadınlarına bakmak, onlarla bir arada kalmak ve konuşmak gibi şeyle­rin haram kılınmış olmasıdır. İkinci husus ise; onlara iyilik yapmak, fitne ve fesada, şüpheye sebep olmaksızın ihtiyaçlarını görmektir."

"Ne sanıyorsunuz?" demek, "Savaşçının onun iyiliklerinden almaya ar­zu duymasına ve o makamda elinden gelse bütün iyiliklerini almak istemesi­ne ne dersiniz?" anlamındadır.[45]

 

İKİ YÜZ DOKSAN İKİNCİ BÖLÜM

 

GİYİM VE DAVRANIŞLARDA ERKEKLERİN

KADİNLARA, KADINLARIN DA ERKEKLERE BENZEMEYE ÖZENMELERİNİN HARAMLlGl

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1631. İbn Abbas'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. "Rasûlullah (s.a) kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lanet etmiştir." (Buhârî rivayet etmiştir).[46]

 

Buhârî'nin başka bir rivayetinde; "Rasûlullah (s.a) kendilerim kadın­lara benzetmeye çalışan erkeklerle, kendilerini erkeklere benzetmeye çalışan kadınlara lanet etmiştir." şeklinde geçmektedir.

Hadis-i şerif erkeklerin, hareketlerde, yumuşak konuşmada, süslenme­de, giyimde ve diğer durumlarda kadınlara benzemelerini haram kılmıştır.

Aynı şekilde kadınların da bu gibi hususlarda erkeklere benzemeleri de

İerdir. Ksram olmasındaki hikmet; karşı cinse benzeyen erkek ve ksdrcd&n her biri fıtrî ve (âlemierra R&bb'i Allah'ın koyduğu) tabiî haidee kendilerini çıkarmışlardır. Günümüzde erkeklerin saçl&nnı uzatması, dar elbiseler giy­mesi, süslerinde, ayakkabılarında, konuşmalarında kadınları taklit etmesi, aynı şekilde kadınların elbiselerinde erkeklere beozemderi, tehlikeleri doğu­rur ve ümmetin yapısını sarsar. Çünkü bu tavırlar fıtri yapıdan çıkışı göste­rir, îki ayn cinsîn kendilerine tanman görevlerini aksatır. Bu da ancak üm­metimize, gençlerimize ve genç kızlarımıza zarar veren kör taklidin sonucudur.[47]

 

1632. Ebu HÜrcyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlul-lah (s.a), kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet et­miştir." {Ebu Dâvud sahih isnadia rivayet etmiştir)[48]

 

Erkeğin kadınlara mahsus elbiseleri giymesi haramdır. Kadmm da er­keklere mahsus olan elbiseleri giymesi haramdır. Erkeğin giyimde kadına, kadının da erkeğe benzemesi fıtri yaratılıştan sapmaktır. İki cinsin şerefini yok etmektir. Sadece taklidin arkasında yürümektir.[49]

 

1633. Ebu HOreyre'den (r.a) şöyte dediği rivayet sdümiştk: RagÛtuÜah (s.a) şöyle buyurmuştur: "CeheBBeinİIklerdea iki sınıf vardır ki, huştan he­nüz dünyada görmedim. Birisi, sığır kuyrukları gabi kırbaçlan tutemk os-larig; insanlan döverler. Diğer bir ııiuf iss, kadınlardır. Gerçi giyinmişlerdir. Ancak çıplak görünürler. Başka kadınları kendileri gibi yapmaya teşvik eder­ler. Bunların başlan, içine doldurdukları bezler ve saçlarla deve hörgüçleri-ne benzer. Bunlar ne cennete girerler, ne de pek uzak mesafeden kokusunu koklarlar." (Müslim rivayet etmiştir).[50]

 

Hadis-i şerif, Rasûlullah'ın (s.a) mucizelerinden sayılır. İmam Nevevî şöyle diyor: "Bu iki zümrenin ikisi de günümüzde mevcuttur."

Birinci sınıftan maksat; zalimlerdir. Belinde kaması, elinde kamçısı ol­duğu halde herkese meydan okuyan kimseler, Rasûlullah devrinden sonra daima bulunmuştur. Zalim sultanlar, idareciler, işçisine, hizmetçisine zulüm edenler de bu zümreye dahildir.

Kâsiyât" giyinmiş kadınlar, "Âriyât", ise; çıplak ka­dınlar ma-nasına gelir. Bu iki kelime; hem giyinmiş, hem çıplak manasına gelir. Bazı alimler; "Kadının bedeninin bir kısmını örtüp, bir kısmını açması" diye tefsir etmişlerdir.

"Mâilât"; eğilen veya kırıtarak yürüyen, yürürken omuzlarım sağa sola sallayan kadınlardır. ise; başkasına salı­na salma yürümeyi öğreten, başkasını ayarlan, başkasına fahişeler gibi dav­ranmayı öğreten kadınlar anlamına gelir.

Kadınların saçlarım deve hörgüçlerine benzetmesi, muhtelif şekillerde onları büyüttükleri içindir. Günümüzde kadınlar arasında bunun örnekleri çoktur. Allah cümlemizi korusun!..

insanlara çeşitli zulümlerde bulunarak, onları kırbaçlayanlar ve onlara çeşitli işkence türlerini tattıranlar, kâfir ve fâcîr bir topluluktur. Bu kimse­ler, hak dinden okun yaydan fırladığı gibi çıkarlar. Ve tüm şerefli ahlâkî va­sıflardan soyutlanırlar. Bu kimselerin cezası dünyada zillet, kıyamette ise ebedî cehennemdir.

Hadis, müslüman kadını, şeref ve haysiyetinin işareti olarak Allah'ın (c.c) emrettiği örtüden soyunmasından ve haşmetini terketmesinden sakıntı durmaktadır. Müslüman kadını Allah'ın (c.c) emrine sarılmaya, O'nu gazaplandıracak ve kıyamet günü dem verici azaba duçar kılacak her türlü husus­tan uzak durmaya teşvik etmektedir.

Hadiste, Rasûlullah'ın (s.a), kadınların açılıp, saçüacagina dair haber verdiği dununa düşecek ümmet için bir tehdit ve korkutma vardır.

Aynı şekilde Allah'ın haramlarına tecavüz ve zulümden ve insanları öl­dürmek, mallan haksız yere gasp gibi düşülecek hatalar için tehdit söz ko­nusudur.[51]

 

ÎKİ YÜZ DOKSAN ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

ŞEYTAN VE KÂFİRLERE BENZEMENİN NEHİY OLUŞU

 

Konu ile İlgili hadisler

 

1634. Cabir'den (r.a) rivayet edilmiştir. Şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a): "Sol elle yemeyiniz. Çünkü şeytan sol elle yer." (Müslim rivayet et­miştir)[52]

 

Buradaki "yemeyiniz" tabiri sakındırmak içindir.

Hadiste, şeytanın yiyip içtiğine delil vardır. Bir diğer hadisteki, "Şeyta­nın yellenmesi vardır... "ve "Şu adam ki şeytan onun kulağına işer" ifade­leri de bu hususu teyid eder.[53]

 

1635. İbn Ömer'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

"Sizden hiçbiriniz sol eliyle yemesin ve içmesin. Çünkü şeytan sof eliyle yer ve içer". (Müslim rivayet etmiştir).[54]

 

Sol ef ile yemek içmek mekruhtur. Çünkü bu şeytanı» âdet. Kim böyle yer, içerse ona benzemiş olur. Sağ elle yemek içmek sünnettir. Sol ta­rafı kullanmak mekruhtur. Bütün değersiz işleri sol tarafla yanmak sünnet­tir, ki bu hususlarda sağ tarafı kullanmak mekruhtur. Şeytan ise bunun ak­sine davranır. Hadisimizde; şeytanın işi, fiili ve davet ettiği her tünü cavra-nışı terketmeyi teşvik etmektedir. Ayrıca, tslâml yaşayışın edepler» öğretil­mektedir.

Hadiste; şeytanın yeme ihtiyacının olduğu açıklanmakta. Bir başka ha­diste: "Yelleneyellene kaçar"ifadesi bunu teyid eder. Yine bundan önceki; "Şeytan onun kulağına işer" hadisi de yemek ve içmenin gerçekliğine delil olmaktadır. Bazılarına göre şeytanın so! eliyle yemesinden kastedilen; insan­lardan olan yardımcılarını sol elle yemeye sevk etmesidir.[55]

 

1636. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûluîlah (s.a) şöyle buyurdu: "Yahudiler ve hristiyanlar saçlarını asla boyamazlor. Sizler onla­ra muhalefet ediniz." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[56]

 

Yaşlıların gerek sakalını ve gerekse uygun yerleri kına ile boyaması müs-tehabdır.

Yahudi ve hıristiyanların giyim ve diğer hususlardaki âdetlerinde, onla­ra muhalefet etmek teşvik edilmektedir. Müslüman giyimde, davranışların­da ve yaşayışında diğer insanlardan ayrı bir tarza sahip olmalıdır. Her müsmanın sünnet-i Nebevfye sarılmaya özen göstermesi gerekir. MUslûmaiun gayr-ı mtislimlcrin adetlerine ve geleneklerine benzer şekilde yaşaması uy­gun olmaz.

Beyazlaşan saçlan siyaha boyamak tahrimen mekruhtur. Bu hüküm erkekler içindir. Kadınların boyanmasına tein verildiğini söyleyenler vardır.

Peygamber'in (s.a) saçlarını sanya boyadığını tbn Ömer görmüş, ken­disi de ona uyarak boyadığı rivayeti varsa da konu ihtilaflıdır. Fakat Efen-dimiz'in saçlarını ömründe bir defa boyadığını söyleyenler de vardır.

İmam Mâlik; Peygamber'in saçlarını boyamadığını ifade etmiştir.

Hz. Âişe; "Ebu Bekir saçlarını boyardı. Rasûlulîah (s.a) da boyasa, ben de boyardım. Siyah boya hakkında bir şey işitmedim. Ama başka renk daha makbuldür" demiştir.[57]

 

İKİ YÜZ DOKSAN DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

ERKEK VE KADININ SAÇLARINI SİYAH İLE BOYAMASININ NEHYİ

 

Konu ile ilgi/i hadis-i şerif

 

1637. Câbir'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebu Bekir'in (r.a) babası Ebu Kuhâfe, başı ve sakalı kar gibi beyaz olduğu halde Mekke'nin fethi günü huzura getirildi. Rasûlullah (s.a); "Bu ak saçları boyayarak de­ğiştiriniz ve siyah boyadan kaçınınız" buyurdu." (Müslim rivayet et-rniştir).[58]

 

Ağaran saçlan hali üzere terketmek, mekruhtur. Rengini boyayarak de­ğiştirmek müstehabdır. Saçlan boyamada siyah renk kullanmak, haramdır. Çünkü bunda aldatma vardır. Ancak düşmanı korkutmak içinf cihad eder­ken siyaha boyamak mubahtır.

Ebu Kuhâfe, Hz. Ebu Bekir'in babası Osman'dır. Mekke'nin fethi gü­nü İslâm'a girmiştir.

Hadiste zikredilen "Sağame" kelimesi için Îbnu'l-Arâbî; "Tuz gibi bembeyaz bir ağaçtır" demiştir.

Kadı îyâz: "Sahabe ve tabiîn saç boyamak ve boyanın çeşidi hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı, "Boyamayı terk etmek evladır", demişlerdir. Buna Peygamberimiz'is (s.a) aklaşan saçlan değiştirmekten nehiy ettiğine dair hadisi nakletmişlerdir. Bu rivayet Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Ubeyy*-dendir (r.a).

Bazıİan da saç boyamanın efdal olduğunu söylemişlerdir. Sahabe ve ta­biinden sonra gelen birçok kimse saçlarını boyamışlardır. Delilleri Müslim'­in ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadislerdir. Daha sonra bunlarda ihtilaf ederek çoğu saçlarını sarıya boyamışlardır.

Taberânîise; "Doğrusu, Hz. Peygambsr'in gerek ağaran saçların bo­yanması veya bundan yasaklamaya dair bütün hadisleri sahihtir.

Boyama emri Ebu Kuhâfe gibi saçlan fazla beyazlaşanlaradır. Nehiy ise, aklaşmanın yeni başladığı kimseleredir" demiştir.

Bir memlekette saç boyamak âdetse, saçları boyamamak, o âdete karşı durmak lazımdır. Aksi durumu da böyledir.

Bu durum aklaşan saçın durumuna göre değişir,Eğer ağarmış saçlar güzel duruyorsa boyamamak, ama çirkin görünüşlü ise boyamak evlâdır.[59]

 

İKİ YÜZ DOKSAN BEŞİNCİ BÖLÜM

 

BAŞIN BÎR KISMİ TIRAŞ EDİLEREK DİĞER

KISMININ BIRAKILMASININ NEHYİ VE ERKEĞİN

ŞAŞINI TRAŞ ETMESİNİN MÜBAHL1ĞI, KADININ

BAŞINI TRAŞ ETMESİNİN YASAKLIĞI

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1638. İbn Ömer'den (r.a) îöyle dediği rivayet edilmiştir. "Rasûiuiiah (s.a) "Alaburus" şeklinde traş olmayı nehiy etti." (Bııhârî ve Müslim riva­yet etmişlerdir).[60]

 

"Kaza"; Başın bir bölümünü traş edip, diğer kısımlar, bırakmaya denir ki, mekruhtur, demişlerdir. Ancak tedavi için olursa caizdir.

İmam Mâlik; kız ve erkek çocuklarının bu şekilde ıraş yapılmasını ke­rih görmüştür. Diğer alimlerin görüşü de bu minvalde (yonde)dir. Bunun kerih olması, fıtratı çirkinleştirmesi sebebiyledir.[61]

 

1639. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a), saçlarının bir kısmı kesilip, diğer kısmı bırakılmış bir çocuk gördü- Böyle yapmalarım nehyederek, şöyle buyurdu: "Onun her tarafını traş ediniz. Ve­ya her tarafını bırakınız." (Ebu Dâvud sahih isnadla, Buhârî ve Müslim'in şartına uygun rivayet etmiştir).[62]

 

Hadis; başın bir kısmının bırakılıp, diğer kısmının traş edilmesini neh-yetmektedir. Buradaki nehiy tahrimîdir. Bundaki hikmet; ehli kitaba benze­mekle birlikte, yaratılışın görüntüsünün bozulmasıdır. Çünkü bu tür traş, onlann rahiplerinin ve papazlarının âdetlerindendİr. Yine bu, şer ve fesat ehlinin fiülerindendir. Başın her tarafını traş etmek caizdir. Temizliğe dik­kat edip, kadınlara benzememe şartıyla saç uzatmak da caizdir.[63]

 

1640. Abdullah b. Ca'fer'den (r.a) rivayet edilmiştir: Nebî (s.a), Ca'-fer'in ailesine üç gün mühlet vermişti. Sonra onlara geldi

"Bu günden sonra kardeşim Ca'fer'e ağlamayınız. Bana kardeşimin Çocuklarım çağırınız" buyurdu. Bizi getirdiler. Annelerini kaybetmiş, kuş

yavrusu mesabesinde idik. Rasûlullah (s.a);

"Berber çağırınız" buyurdu. Berber geldi. Rasûlullah'm (s.a) emri gereği başlarımızı tamamen traş etti." (Ebu Dâvud sahih isnadla Buhârî ve Müslim'in şartlarına uygun olarak rivayet etmiştir).[64]

 

Basın her tarafını tras etmek, özettikle bunu çocuklarda uygulamak ca­izdir, ölenin ailesine yardım etmek hususiyle Allah yolunda şehit düsen kim-sefcrin ailesine yardım etmek, onlan üzüntü ve kederden uzaklaştıracak ohımhı İşlere çağırmak müstehabdır.

ölüye ağlamak caizdir. Ancak, feryat edip, yaka paça yolmak gibi ha­ram kılınmış davranışlara tevessül etmemek gerekir, ölüye yas tutmak üç gündür. Üç günden fazla ağlamak da caizdir. Buradaki nehiy tenzihidir.[65]

 

1641. Hz. Ali'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) kadının başını traş etmesini nehyetti." (Neseî rivayetetti).[66]

 

Kadının saçını traş etmesi kerih görülmüştür. Ancak tedavi gibi bir se­beple kesibnesı zorunlu İse o takdirde mutlak olarak (kesinlikle) caizdir.[67]

 

İKİ YÜZ DOKSAN ALTINCI BÖLÜM

 

PERUK TAKMANIN, DÖVME YAPMANIN, YAPTIRMANIN, DİŞLERİN TÖRPÜLENEREK SEYREKLEŞTÎRtLMESİNİN HARAM OLUŞU

 

Konu ile ilgili ayetler

 

"Onlar O'nu (Allah'ı) bırakırlar da yalnız dişilere (Lât, Uzza, Menat gibi dişi saydıkları putlara) taparlar. (Böylece) onlar ancak çok inatçı bir şeyta­na tapmış olurlar. Allah onu rahmetinden kovdu. O da (şöyle) dedi: "Ce-lâl'in hakkı için kullanndan muayyen bir kısmım tarafıma çekeceğim, onla­rı behemahal saptıracağım, onları mutlaka olmayacak kuruntulara boğaca­ğım. Onlara katiyyen emredeceğim de davarların kulaklarını yaracaklar, on­lara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler." (Nisa, 117, i 19)[68]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1642. Hz. Esmâ'dan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Bir kadın Nebfye (s.a); "Yâ Rasûlallah kızım kızamığa yakalanınca »açları döküldü. Kendisini de evlendirdim. Başına emanet saç takayım mı?" dedi. Rasûlullah (s.a); "Al­lah (c.c) iğreti saç takana ve takılana lanet etmiştir" buyurdu. (Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir).[69]

 

Başka bir rivayette; "İğreti saç takan ve t ak t ırana" denilmiştir.

Hz. Aişe'den de (r.a) aynı rivayet vardır. Buhârî ve Müslim rivayet et­mişlerdir.

Saçına bir başka kadının saçını ilave eden kadına "vasile" denir. Sacı eklenilen kadına müstevsıla veya mevsüle adı verilir.

Hadiste geçen "Hasbe" kelimesi ise; bir çeşit çiçek veya kızamık hasta­lığıdır.

Kadı lyâz şöyle der; bu konuda ihtilaf vardır. Birçok alim saç ekleme­nin her ne şekilde olursa olsun haram olduğunu beyan etmişlerdir. Buna de­lil olarak Müslim'de ki; "Rasûlullah (s.a) kadının saçına bir şey ilave etme­sini yasakladı" hadisidir.

Şafiîlerden bir kısmı; kadının kocasının izni olması şartıyla temiz hay­van yünü ekleyebileceğini söylemişlerdir.

Saça saç eklenmesinin haram olması, ya kötü kadınlara benzemek veya Allah'ın yarattığı şeklin tebdil edilmesi (değiştirilmesi) sebebiyledir.

Kadının yüzünden kıl aldırması nehyedilmcmiştİr. Bu Hz. Aişe'ye so­rulmuş, o da şöyle demiştir: "Doğduğunda var olanı almak helâl değildir. Sonradan çıkmışsa onu almakta bir sakınca yoktur" bir rivayette ise "Ko­can için ise yap" cevabını vermiştir.[70]

 

1643. Humeyd b. Abdur-Rahman'dan rivayete göre şöyle anlatıyor: Mu-âviye (r.a) haccettiği yıl, Hz. Peygamber'in minberinde iken, korumacının elindeki alın saçını aldı ve; "Ey MedinelUer! Alimleriniz nerede? Nebî'nin (s.a) bu gibi şeyleri yasakladığını ve; "israiioğultan kadınlarının bu gibi şeyleri kullandıkları zaman (yasaklamamaları yüzünden) helak oldular" buyurdu­ğunu işittim" demiştir. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[71]

 

Hadisin râvisi Humeyd b. Abdur-Rahman el-Müzenî, tabiînin ileri ge-lenlerindendir. Sahih olan görüşe göre; 105 yılında vefat etmiştir.

"Kussa": Basın ama sarkan ön tarafındaki saçlardır.

Olay, Muâviye'nin (r.a) hilâfetinin son yıllarında yaptığı hac esnasında Hicri 51 yılında vuku bulmuştur, ki hutbeyi Rasûlullah'ın (s.a) minberi üze­rinde okumuştur.

Muâviye'nin "alimleriniz nerede?" diye Medinelilere hitap etmesi, o de­virde alimlerin azlığına işarettir. Ancak bu görüş tercih edilmemiştir. Aynî, bunu tenkit ederek, "Sahabenin çoğu vefat etmişti. Ama onların yerine ta­biînden birçok alim vardı" der.

Bu şekilde saçın eklenmesine günümüzde "peruk" adı verilir. Muâviye hadisi, idarecilerin münkerâtı kaldırmaya Önem vermelerinin vücubuna ve bunların izalesini teşvik etmesine, ehil olan kimselerin ise bu konuda vur­dumduymaz olanları azarlamasına işaret eder.

Münkerâtın tüm insanlar içinde yayılması ve bu yasaklara karşı çıkıl-maması Allah'ın (c.c) umumu sorumlu tutarak, cezayı da umumî olarak ve­receğine işaret etmektedir. İslâm ümmetini içine düştüğü masiyet ve yasak­ların ihlâl edilmesinin yaygınlaşmasından müslümanlan şiddetle sakındırmak gerekir, özellikle kadınların açılıp saçılması onların "vasi" yapmalarından daha çirkindir.[72]

 

1644. İbn Ömer'den (r.a) rivayete göre Rasûluliah (s,a); "İğreti saç ta­kan ve taktırana, cildine dövme yaptırana ve yaptırılan kadınlara lanet et­miştir. " (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[73]

 

Kadınların saçlarına başka kadm saçı takmaları önceden geçtiği gibi alim­lerin ittifakıyla haramdır. Ondan tevbe etmek gerekir. Erkek ve kadınların dövme yapmaian haramdır.

"Vâsime"; eline, bileğine veya dudağına dövme yaptıran kadındır. Bu da iğne veya benzeri aletlerle delinerek deri altına sürme ve benzeri şeyler dondurulması suretiyle yapılır. Ve o yer devamlı renkli kahr. Bazı gençler de vücutlarının çeşitli yerlerine arslan veya çeşitli resimler yaparak dövme yasağını işlerler.

imam Şafiî §öyîe diyor: "Dövme yapıian yer necistir. Onu zarar ver­meksizin izaSe etmek vacibdir. özürlü olmaksızın onu ertelemek veya yok ederken bir zarara yol açmadığı sürece, masiyettir. Aksi takdirde yok edilmesi vacib değildir. Tevbc gerekir.[74]

 

1645. tbn Mes'ûd'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah (c.c) cildine dövme yapanlara ve yaptıranlara, yüz kıllarını yolanlara, kaşlarını inceltenlere, (sırf güzeî olsun diye) dişlerini seyreltenlere, Allah'ın yarattığı­nı değiştiren kadınlara lanet etsin." Bir kadın, bu hususta İbn Mes'ûd'u la-naymca, îbn Mes'ûd; "Peygamberin lanet ettig bir kadına, ben neden lanet etmeyeyim? Bu taraf Allah'ın kitabında vardır. Allah (c.c) şöyle buyurmak­tadır: "Peygamber size ne verirse onu ahmz, sizi neden yasakladiysa ondan sakının, geri durun," (Haşr, 7)" diye cevap vermişti. (Buhârî ve Müslim ri­vayet etmişlerdir).[75]

 

Allah'ın (c.c) yarattığı mahlûk&ünın, gerek ziyade veya eksiltme ve ge­rekse güzellik için olsun bir vasfını değiştirmek caiz değildir. Ancak tıbbî yönden zaruret olursa o zaman bir sakınca olmaz.

"Nâmisa": Yüzden kıl alan kadın, "Mûtenemmisa" İse; yüzünden kil aldıran kadın demektir. Kadının yüzünde sakal ve bıyık biterse onian aldır­ması müstehabdır. Ancak; kaş, kirpik ve yüzün etrafından kıl almak yasak­lanmıştır.

"Tefellüc": ön dişleri îörpüleyip aralık açmak ve güzelleştirmektir. Te­davi amacıyla veya kusuru giderme kasdıyla yapılırsa sakınca olmaz.

Hadisteki kadının; "Kur'an'da bu kadınlara lanet edildiğim görmedim" demesi doğrudur. Fakat bu lanet Rasûlullah'm dilinden olunca !bn Mes'ûd süz konusu ayeti ona okumuştur. Rasülulİah (s.a) bu çeşit fiillere lanet it­miştir. Dolayısıyla onun laneti Allah'ın da laneti demektir. Bu fiilleri isle­yenler mel'un olmuş olurlar

Ayrıca bu fiilleri yapanlar zalimdirler. Zalimler ise Kur'an'da lanete uğ­ramışlardır.

Hadislerde genellikle kadınların zikredilmesi bu işleri çoğunlukla onla­rın yapıyor olması sebebiyledir. Bu yasaklar erkekler için de geçerlidir.[76]

 

İKİ YÜZ DOKSAN YEDİNCİ BÖLÜM

 

SAKALDA, BAŞTA VE BEDENİN DİĞER YERLERİNDEKİ

BEYAZ KILLARI VE GENÇLERİN YÜZÜNDE İLK

ÇIKAN TÜYLERİ YOLMANIN YASAKLlGl

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1646. Amr b. Şuayb (r.a) o da babasından, o da dedesinden, o da Ne-bî'den (s.a) rivayet ettiklerine göre Nebî (s.a); "Ak tüylen yolmayınız. Çün­kü onlar kıyamet gününde müslümamn nurudur" buyurmuştur. (Ebu Dâ-vud, Tirmizî ve Neseî hasen isnadlarla rivayet etmişlerdir. Tirmizî, hasen ha­distir, demiştir). [77]

 

Saçlann arasındaki beyaz tüyleri yolmak nehiy edilmiştir. Çünkü bu tüy­ler uzun Ömrün ve olgunluğun alâmetidir. Aynca ahireti hatırlatır. Bir ha­diste; "Allah (c.cj, İslâm'da saç ve sakalı ağaran kimseye azap etmekten ha­ya eder" buyurulmuştur.

TîrmizTmB rivayet ettiği bir haliste de, "Akseçhmyotmaymız. islâm'da saçı ûğûran hiçbir müsfüman yoktur ki, o ak seç ktysmet günü onun İçin nûr olmasın" buyurulmuştur.

Ahmed b. HanbePin rivayet ettiği hadisle de; "Ak soçlan yolmayınız. Çünkü onlar kıyamet günü nurdur. Herhangi bir kimse müslüman olarak yaşlanırsa, Allah onun için, ağaran saçları karşıhğmds bir kasene yazar. Ve hatasını affeder. Derecesini yükseltir" Duyurulmuştur.[78]

 

1647. Aişe'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a); "Em­rimize uygun olmayan İş yapanın ameli merdvddur" buyurdu. (Müslim ri­vayet etmiştir)[79]

 

Şeriatın ve temellerinin hilâfma olan her bid'atçı ve yenilikçiye İtibar olunmaz ve bu kimse kabul görmez. Belki muâhaza olunur.

Yasaklanmış olan traş şekli ve yüzden kıi yolma gibi bid'atlar bu kabil­dendir. Ak saçı yolmak, siyahla boyamak ve benzeri, İslâm'ın hükümlerine ve adabına aykırı bid'atlar da böyledir.  

Ancak şer'î ilim kitapları teüf strnek gibi, medreseler yapmak gibi, is­lâm'ın emrine uygun olan gerekli bid'atiar buna dahil değildir.

Bu hadis cevamiüi-kelâmdandsr. Yanı. az söz ile çok mana içermekte- . dir. Din namına işlenen her bid'at batıl ve nserduddur. Dolayısıyla "Bir şey icat ederse" cümlesine itimadla; "Bunu ben İcad etmedim ki sorumlu olayım" diyemez. Bi'datı işleyenle icad eden iki kimse günahta müşterektir.[80]

 

İKİ YÜZ DOKSAN SEKİ2İNCİ BÖLÜM

 

ÖZÜRSÜZ SAĞ EL  İSTÎNCA VE TENASÜL UZVUNA

DOKUNMANIN MEKRUH OLMASI

 

Konu ile ilgili hadis

 

1648, Ebu Katâde'den (r.a) rivayete göre Nebî (s.a) şöyle buyurdu: "Siz­den biriniz işediği zaman tenasül uzvunu sağ eliyle tutmasın. Ve sağ eliyle istinca etmesin. Kabm içine üfürmesin.7 (Buhârî ve Müslim rivayet etmiş­lerdir). [81]

 

Bu babda birçok sahih hadis vardır.

Hadisteki nehiy, tenzihen mekruhtur. Rasütulİah (s.a) devamlı olarak sağ dini; yeme, içme ve giyiminde kullanır. Onu necasetten ve necis yerler­den korurdu. Vücudun alt tarafına sol elini tahsis etmiştir. Necaset ve te­mizlenecek şeylerde de onu kullanırdı.

Hadisteki nehyin tenzihen mekruh oluşunun cumhura göre iki sebebi vardır: Biri sağ elin şerefii oiüşu ve diğeri ise iğrençliği gidermektir. Çünkü oeceset sağ elle yapılırsa, yemek esnasında hatıra gelerek tiksinti duyulması­na sebep olur.

Tîbî: "Sag el ile istincanın yasaklanması sadece arka tarafa mahsustur. Dokunmanın nehiy olması da tenasül uzvuna mahsustur" demiştir.[82]

 

İKİ YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM

 

ÖZÜRSÜZ, NALIN VE MEST GİBİ GİYECEKLER! AYAKTA

GİYMENİN VE BUNLARI TEK GİYEREK GEZMENİN KERAHATI

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1649. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a); "Siz­den biriniz (zaruret olmaksızın) tek ayakkabı ile gezmesin. Ya ikisini birden giysin veya ikisini birden çıkarsın" buyurmuştur. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[83]

 

Hadiste tek ayakkabı ile yürümek nehyedîlmiştir. Çünkü böyle yapılır­sa, çirkin bir görüntünün oluşmasına sebep olur. Aynca bir ayağı yüksek, diğeri alçak olacağı için yürümeyi zorlaştırır. Tökezlemeye sebep olur.

îbH Arâbî böyle yürümeye "şeytan yürüyüşü" demiştir. Tek ayakkabı ile yürümek zaruret halinde caiz olur.[84]

 

1650. Ebu Hüreyrc'den (r.a) söyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyururken işittim:

"Birinitin ayakkabısının tasması koptuğunda onu onanncaya kadar diğeri üzerine yürümesin." (Müslim rivayet etmiştir).[85]

 

Ayaklardan, teki yalınayak, diğeri ayakkabılı yürümek mekruhtur. Çün­kü bunun görünüşünde çirkinlik vardır. Alay ve maskaralığa sebebiyet vere-bîKr. Ayrıca yürümenin zorlaşmasına ve tökezlemeye sebebiyet verir. An­cak özür sebebiyle tek ayakkabı giymekte bir sakınca yoktur.

Tek ayakkabısının bağı koparsa, diğeriyle dolaşılmaz, tamir edilerek iki ayakkabı birlikte giyilir.[86]

 

1651. Hz. Cabir'den (r.a) rivayete göre; "Rasûlullah (s.a) bir kimsenin ayakta ayakkabı giymesini yasaklamıştır." (Ebu Dâvud hasen isnadla riva­yet etmiştir). [87]

 

Ayakkabıyı ayakta giymek mekruhtur. Oturarak giymek müsîehabdır. Bu da ayakkabıyı giyerken el yardımına İhtiyaç duyulduğu takdirdedir. Ak­si halde kişi eğitmezse hoş olmayan bir görünüm arz eder. Bazen yere de dü­şebilir. Eğer ayakkabıyı giyerken el yardımına İhtiyacı yoksa o zaman ayak­ta giymesinde bir sakınca yoktur.

İslâm'ın, müsiümanaı ayakkabı giyişine kadar adaba verdiği önem, onun, en güzel hal üzere olmasını ortaya koyar.[88]

 

ÜÇ YÜZÜNCÜ BÖLÜM

 

YATARKEN, YANGINA SEBEP OLABİLECEK ATEŞ,

KANDİL VS. ŞEYLERİ YANAR VAZİYETTE BIRAKMANIN NEHYÎ

 

Konu iie ilgili Hadisler

 

1652. İbn Ömer'den (r.a) rivayete göre Nebî (s.a) şöyle buyurmuştur: "Uykuya yatacağınız zaman evlerinizde ateş bırakmayınız." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir).[89]

 

Rasûlullah (s.a) yangını önlemek için evlerdeki mum, kandil, lamba gi­bi şeylerin söndürülmesini emir buyurmuştur. Yangına sebebiyet vermeye­ceği kesin olursa öyle bırakmakta sakınca yoktur. Ancak söndürmek daha iyidir.[90]

 

1653. Ebu Musa'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Medine'de gece vakti, içinde enli olduğu halde bir ev yanmıştı. Rasûlullah'a (s.a) du­rumları anlatılınca, Rasûlullah (s.a); "Bu ateş sizin düşmamnızdır. Uyuya­cağınız zaman onu söndürünüz"buyurdu. (Buhârîve Müslim rivayet etmişlerdir).[91]

 

İbn Arâbî; "Ateşin düşman olması demek; onun mallarınıza, canları­nıza kastetmesi sebebiyledir. Her ne kadar bizim için onda fayda varsa bile bu fayda ancak dikkat edilirse elde edilir" demiştir.

Kurtubî; buradaki "söndürünüz" emri irşâdidir. Bu bazen mendub olur" demiştir.

Musannif ise; "Bu emir, dünyevî faydadan dolayı irşadî emirdir. Ba­zen öldürülmesi haram olan canı ve israf edilmesi haram olan malı korumak için dinî faydaya bile götürür" demiştir.[92]

 

1654. Hz. Cabir'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kaplan örtünüz. Kırbalarının bağlayınız. Kapılan kilitleyiniz. Kan­dili söndürünüz. Çünkü şeytan kırbayı çözemez. Kapıyı açamaz, kaplan kal­dıramaz. Herhangi biriniz kapları örtecek birşey bulamazsa, bir tahta par­çasını besmele ile kapların ağızlarına uzatsın. Zira fareler (kandil yağlarını dökerek) evlerini hane halkı içinde olduğu halde yakabilirler." (Müslim ri­vayet etmiştir).[93]

 

Yemek ve su kaplarının ağızlarını örtmek; onlan haşerelerden ve her türlü zarar verebilecek pisliklerden korur. Evlerin ve odaların kapılarım uyu­madan önce, hırsızlar veya fasık kimselerden korumak için, kapatmak gere­kir. Böylece İnsan uyku esnasında rahat ve sakin olur. Şeytan insanların gafleti anında isleriyle uğraşır. Haşerelerin, onlara zarar vermesi için vesvese verir. Bu yüzden her zaran dokunacak şeyden korunmak gerekir. Eşyayı kullan­ma esnasında besmele çekmek müstahabdır.

"Füveysika"; fare anlamındadır. Bu tabir fasık kelimesinin ismi tasgi­ridir. Fasık yoldan çıkan kimseye denir. Fareler de geceleri deliğinden çıka­rak zarar verdiği için onlara da bu isim verilmiştir.

Şeytanın eziyetinden kurtulmak için Peygamberimiz'in (s.a) adabına uy­mak lazımdır. Allah (c.c) onun şerrinden kurtulmak için sebepler yaratmış­tır. Dolayısıyla şeytan kapalı kapı açmaya, bağlı kırbayı çözmeye, kilidi bir kapıyı açmaya ve bir çocuğa veya başkasına eza vermeye, ancak bu sebeple­ri bulduğu zaman güç yetirebilir.

Bir hadiste; "Kul evine girerken besmele çekerse, şeytan; bize bunların yanında gecelemek yoktur der" buyurmuştur.

Hadis-i şerif ve bu tür kapların besmele İle kapatılması halinde şeytanın giremeyeceğini beyan (açıklama) etmektedir.[94]

 

ÜÇ YÜZ BlRÎNCl BÖLÜM

 

FAYDASI OLMAYAN İŞ VE SÖZDE MEŞAKKAT ÇIKARMANIN NEHY

 

Konu ite ilgili ayet-İ kerime

 

"(Habibİm) de ki: Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ve ben (size) kendiliğimden (bir şeyi) teklif edenlerden değilim." (Sâd, 86)[95]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1655. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Tekeîlüften nehyolunduk." (Buhâri rivayet etmiştir).[96]

 

Hadis-i şerif, tekelluften (zahmetli i; görme) nehyetmskte ve ister mad­dî, isterse manevî olsun tüm işlerde ondan uzaklaşmayı teşvik etmektedir.[97]

 

1656. Mesrûk'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah b. Mes'üd'-un (r.a) yanma girdik. Şöyle dedi: "Ey insanlar kim, bir şey bilirse söylesin. Bilmeyen de "Allah bilir" desin. Çünkü kişinin bilmediği şey hakkında "Allah bilir" demesi de bilgisindendir. Allah (c.c) Peygamber'ine: "(Habibim) de ki: Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben (size) kendiliğim­den (bir şey) teklif edenlerden de değilim." (Sâd, 86) buyurmuştur. (Buharı rivayet etmiştir).[98]

 

İlmî meselelerde tekellüf yoktur. Meselâ kişinin kendisine açık olma­yan bir konu sorulduğunda, ona cevap vermeye uğraşması gibi. Bu tip bir soruya cevap vermeye çalışan kimse, çoğu zaman açıklamasında gerçekten uzaklaşır. Bu durumda olan kimsenin yakinen (kuvvetli bilgi ile) doğru ol­duğuna kanaat getirmedikçe fetva vermeye cüret etmemesi gerekir.

Alimin bazı işlerde cahil olması onun değerini düşürmez. Binâenaleyh, onu bilmediğini ilan etmesi gerekir. Mezkur ayette Rasûlullah (s.a), tekel-lüften kaçınması için teşvik edilmekte.[99]                    

 

ÜÇ YÜZ İKİNCİ BÖLÜM

 

ÖLEN KİMSEYİ TRAŞ ETMENİN; ARKASINDAN FERYAT ETMENİN, SAÇ-BAŞ YOLMANIN, VEYL VE HELAK İLE BEDDUA ETMENİN HARAMLIĞI

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1657. Ömer b. Hattâb'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebî (s.a) şöyle buyurmuştur: "Ölen kimsenin arkasından feryat edilirse kabrinde azap görür." Diğer rivayette; "Feryad edildiği sürece" buyurulmuştur. (Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir).[100]

 

Hadis-i şerif, ölünün arkasından feryat ederek ağlamayı nehyetmiştir. Çünkü ölü, ailesinin ağlaması sebebiyle kabirde bir çeşit azaba duçar olur. Bu konuda alimler ihtilaf etmişlerdir.

Curhhur ulema; öldükten sonra ailesinin kendisine ağlamasını vasiyyet eden kimse bu azabı görür, demişlerdir. Diğerleri ise; kendilerine ağlama-maya dair vasiyette bulunmayan kimse kastedilmiştir. Çünkü bu şeilde vasi­yet etmek, bu kimselere göre vacibdir. Diğer bir kısım alime göre; o kimsecin azabından murat, aile ve yakınlarının ağîamal&nna şefkat ve hasret duy­mağıdır. Kadı tyâz bu görüşü sahih bulmuşlardır.

Nevevî şöyle der: "Ömer b. Hattab ile oğlu Abdullah'ın hadislerini Hz. Âişe inkar etmiş, onların bu rivayetleri unuttuklarını veya şüpheye düştük­lerini söylemiştir." Hz. Âişe; Peygamberimizin böyle bir şey söylemediğini iddia ederek; Allah'ın (c.c);

"Hiçbir günahkâr nefis başkasının günahım üzerine alamaz." (Necm, 38, En'am, 164, Fâtır, 18, Zürcer, 7) ayctiyie ihtîcac etmiştir. Ancak Pey­gamberimiz bir yahudi karısı hakkında: "Bunlar ağlıyor, halbuki o azap görüyor" buyurmuştur. Buradaki azap, onun ağlaması yüzünden değil, bi­lâkis küfrü sebebiyle azap gördüğünü açıklamaktadır.

Yine Araplar, ölen bir kimsenin arkasından, onun bütün iyiliklerini sa­yarak, yüksek sesle ağlarlardı. Halbuki onların saydığı iyilikler İslâm naza­rında çirkin okluğu için ölü azap görür, anlayışı da vardır.

Hz. Âişe'ye (r.a) göre, bu rivayetlerden maksat, gerek kâfir, gerekse asi müslüman bir kimsenin ardından ağlayarak, yaygara koparılmak sebebiyle değil, onlar ağlarken, kendi günahı sebebi İle azap görür.

Bütün bu görüşlerin en sahihi cumhurun görüşüdür. Buradaki ağlama ile feryadı figân edip, sesle ağlamak kastedilmiştir.[101]

 

1658. İbn Mes'ûd'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "(ölüler arkasından) el ayalarıyla yanaklarını dö­ven, yakalarım yırtan ve cahiliye âdeti üzere feryat eden bizden değildir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[102]

 

Hadiste zikredilen hareketlerin, ölünün arkasından yapılması nehyedilmistir. Ve bunların günahı keb&irden olduğu, bu yasaklanan amellerin çoğu defa sahibini İslâm'dan çıkaracağı açıklanmıştır. Çünkü feryat eden kimse gazabını izhâr ederek Allah'a (c.c) İtiraz etmekte, dolayısıyla ilahî kadere karsı çıkmaktadır.

"Bizden değildir" cümlesinden maksat, bizim yolumuzda değildir, de­mektir.

Kirmânî; "Bu cümle tehdidin şiddetini göstermek içindir. Cahiliye âde­ti , haramı helâl itikat etmek ve Allah'ın kazasına teslim olmamak gibi küfrü gerektiren birşeyle tefsir edilirse, o zaman buradaki bizden değildir tehdidi gerçek olur" demiştir.

Kadı lyâz; "Cahiliyye âdeti; yas tutarak ağlamak, ölünün iyiliklerini sa­yarak feryat etmek gibi şeylerdir" der.

Başına bir musibet gelince, yanaklara vunnak, yaka yırtmak gibi dav­ranışta bulunarak, "Vay başıma gelenler... öldüm... bittim..." gibi haykı­rışlar cahiliyye âdetleridir. Bunlar haramdır.[103]

 

1659. Ebu Bürde'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: (Bir ara) Ebu Musa el-Eş'ârî (r.a) ağır hasta olmuştu. O kadar ki, başı ailesinden bir kadı­nın kucağında olduğu halde bayılmıştı. Bunun üzerine hanımı şiddetli bir şekilde bağırmaya başladı. Ebu Musa durumu sebebiyle ona mani olamadı. Ayıldıgı zaman: "Rasûlullah'm (s.a) beri olduğu şeyden ben de beriyim. Çün­kü Rasûlullah (s,a) feryat eden, saçını başını yolan, elbisesini yırtan kadın­lardan uzak durmuştu" dedi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[104]

 

Hadisin râvisı Ebu Bürde b. Ebî Musa el-Eş'arî'dir. İsmi Amir veya Hris'tir. Tabiîndendir. Hicri 104 senesinde 80 yasında vefat etmiştir.

Ebu Musa, zevcesi Ümmtt Abdullah Safîye b. Ebî DÛm'un kucağına yatmıştı. "Ben ondan beriyim"tabiri, "ben ondan ayrıyım" demektir. Ya­ni yapılan ise razı olmamak anlamına gelir.

"Sâlika"; bela esnasında yüksek sesle ağlayan kadın demektir.

"Mâlika"; musibet esnasında saçını traş eden veya yolan kadına denir.

"Şâkka"; bela anında yakalarım parçalayan kadın demektir.

Hadis-i şerif, bu üçüne şamil olduğu halde, Buhârî, sadece saç yolmayı zikreder. Çünkü bunların en çirkini kadınlar hakkında saç yolmaktır.

Nevevî'ye göre, nüdbe, (ölülerin iyiliklerini saymak); niyâha, yüzünü tokatlamak, yakalarını yutmak, saçlarını dağıtmak, "Öldüm.,, kahrolayım..." diye beddua etmek ittifakla haramdır. Bazıları bunlara mekruh demişse de Hanefîlerce haramdır.

Ebu Musa'nın (r.a) bu hastalığı Hz. Ömer devrinde Basra'da vali oldu­ğu bir döneme rastlar.[105]

 

1660. Muğire b. Şu'be'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasü-îullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Her kim arkasından feryat edilirse, o kendisine yapılan bu feryat nedeniyle kıyamet gününde azap görür." (Bu­hârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[106]

 

Ölen kimse, ailesinin kendisine ağlaması sebebiyle kıyamet günü azap görür. Bu söz, öleceği zaman yakınlarına, ağlamayı tavsiye eden kimse hak­kında söylenmiştir.

Aynî, "Bu konuyu şerh eden alimlerden hiçbirinin bu hususta vârid olan hadisleri hakkıyla açıkladığına rastlamadım. Çoğu sarihler sözlerini düzen­siz ve hadise tâbi obuadan gelişi güzel yazmışlardır. Dolayısıyla tatmin edici bir bilgiye rastlanılmaz" demiştir.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.

ölünün ardından yüksek sesle ağlamak, mersiyeler okumak haramdır. Çünkü cahiliye âdetlerindehdir. Rasûlullah (s.a) kendisine biat için gelen ka­dınlara, ölü arkasından ağlamamayı şart koşardı.[107]

 

1661. Ününü Atİyye Nüscybe'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) kendisine biatta bulunduğumuz zaman feryad'ü-figan etme­yeceğimize dair, biz kadınlardan söz aldı. (Buhârî ve Müslim rivayet etmiş­lerdir).[108]

 

ölüye feryat etmek cahiliye âdetlerindendir. Müslümanın bu fiilden uzak­laşması gerekir. Kadın sahabîler bu biata sadık kalmışlardır.

"Biat"; anlaşma manasına gelir. Buradaki manası: Müslüman olmak için yapılan anlaşma ve verilen ahiddir.

Hadis-i şerif; ölünün arkasından feryat ederek ağlamanın, Allah'ın tak­dirine teslimiyete, muhalefet etmek manasına geldiğini haber vermektedir.[109]

 

1662. Nu'man b. Beşîr'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdul­lah b. Revâha (r.a) bayılmıştı. Kız kardeşi ağlamaya başladı. Ve şöyle diyor­du: "Vay dağım (desteğim)!, vay şunum-bunum" diye iyiliklerini sayıyor­du. Abdullah ayıldiğı zaman: "Sen ne söyledinse.. bana (gerçekten) sen öy­le misin? denildi" dedi. (Buhârî rivayet etmiştir)[110]

 

ölü ve diğer kimselerin iyiliklerinin sayılıp, dökülmesi nehyedilmiştir. Hele sayılan iyilikler bu kimsede bulunmuyorsa kesinlikle nehyediimiştir.[111]

 

1663. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir Sa'd b. Ubâde (r.a) bir hastalığı sebebiyle rahatsızlandı. Rasûlullah (s.a) yanında Abdur-rahman b. Avf, Sa'd b. Ebû Vakkas ve Abdullah b. Mes'ûd olduğu halde ziyarette bulundular. Rasûlullah (s.a) yanına girdiği zaman onu baygın bul­muştu ve

"Öldü mü?" diye sordu.

"Hayıryâ Rasûtallah" dediler. Rasûlullah ağladı. Onu ağlar gflrün-ce orada bulunanlar da ağladılar. Nebi (s.a);

"Agâh olunuz. Allah, gözyaşı ve gönül hüznüyle insanlara azap et­mez. Fakat (dilini işaret ederek) şunun sebebiyle azap veya rahmet eder" bu­yurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[112]

 

Musibetler anında ağlamak ve hüzün duymak caizdir. Ceza görmeye se­bebiyet vermez. Fıtri ve karakteristik bir iş olduğu için sevap da yoktur. Has­tayı ziyaret etmek ve halini sormak mûstehabdır. Müslümanın müslürnan kar­deşine karşı görevidir. Nebî'nin (s.aı fazl ve kereminin, tevazusunun kemâ­li, ashabına karşı şefkatinin boyutu siz konusu edilmiştir. Aynca hadis, Ra-sûlullah'ın (s.a) ashabını araştırmasızdaki güzelliği ve onlarla çeşitli müna­sebetlerde ahkâmı jerlyeyi tatbiki, ezellikle şikâyet ettikleri husus ve müş-kil konulardaki öğretimde gü2el hareketi irsad ve mesajlarında dinleyenle­rin dikkatini çekmesini çok iyi başardığını açıklamaktadır.

Rasûlullah (s.a) dilini göstererek: "Fakat şundan dolayı ya azap eder, veya rahmet eder" diyerek; kötü şeyler söylemenin azaba, hayır söylemenin rahmete vesile olacağına işaret etmişur.

İbn Battal: "Veya rahmet eder" cümlesinin iki manayı taşıma ihtimali vardır. Ya hayır söyleyip, Allah'ın takdirine teslim olana rahmet eder. Veya azaba layık iken onu affederek azap etmez" demektir.

Hadisten çıkan hükümler şunlardır.

Hastayı ziyaret etmek ve mertebece yüksek olan kimsenin kendisinden aşağı olanları dolaşması müitehabcLr.

Hastanın yanında ağlamak caizcir.

Ağlayanı görenlerin ona tâbi olarak agalamalan caizdir.[113]

 

1664. Ebu Mâlik d-Eş'arî'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ra-sûluilah (s.a); "ölünün arkasından feryat ve figân ederek ağlayan kadın, öl­meden önce tevbe etmediği zaman kıyamet gününde sırtında katrandan göm* lek, uyuzdan bir zırh olduğu halde (kabrinden) kaldırılır." (Müslim rivayet etmiştir).[114]

 

Dövünerek ağlayan kadının kıyamet günü uyuzdan bir zırh giymiş ola­rak kalkaca|mın söylenmesiyle, vücudunun uyuz hastalığına yakalanmış ve uyuzun vücudunu tamamen kaplamış olduğu bir şekilde yerden kaldırılaca­ğı ifade edilmek istenmiştir.

Hadiste, kadınlara feryat ve figân edip ağlamalarından sakındırılmak istenmiş fiilden dolayı tevbe etmeye teşvik edilmişlerdir. Aynca ağlayan yas-çılann gözyaşlarının cehennem ateşini alevlendireceği, dönyada ağlarken yırt­tığı elbiselerin, orada ona bett olacağı ifade edilmektedir.[115]

 

1665. Üseyd b. Ebî Üseyd et-Tâbiî'den Rasûlullah'a (s.a) biat eden ka­dınlardan birinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a), kendisine asi olmayacağımıza dair bizlerden aldığı maruf biatında, yüzü tırmalamaya­cağımıza, ölümü istemeyeceğimize, yaka yolmayacağımıza ve mersiyeler düz­meyeceğimize dair bizlerden söz aldı." (Ebu Dâvud, hasen isnadla rivayet etmiştir).[116]

 

Hadisin râvisi Üseyd b. Ebî Üseyd, tabündendİr. Künyesi Ebu Saîd*-dir. Sadûktur. Mansur'un hilafeti zamanında öldü. Ömer b. Abdülaziz'in valisiydi.

Hadiste yasaklanan bu filler cahiliye işlerindendir. Bunlar yasaklanan niyâhattan (ağıtlardan)'dır. Müslüman kadının bunlardan kaçınması gerekir.[117]

 

1666. Ebu Musa'dan (r.a) rivayet edilmiştir ki, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir ölü yoktur ki, ağlayanlar; "vay benim desteğim, vay e/endim..." veya bu gibi sözler söyleyerek ağlarlarsa iki müvekkel melek ölü­nün göğsüne vurarak; "Sen böylemiyd'm?" demesinler." (Tirmizî rivayet et­miştir ve hasen ve sahihtir, demiştir).[118]

 

Hadiste ölü üzerine iyiliklerini sayıp ağlamak nehiy edilmiştir. Bu dav­ranış ona eziyet ve azaba sebebiyet verir.

"Sen böyle miydin?" demek onu azarlamadır. Yani, "Sen bu sayılıp, dökülen iyilikleri yaptın mı?" diye ona tevbih (azarlama)'dır.[119]

 

1667. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlarda iki haslet vardır, ki (helâl sayıldığı za­man) İnsanlar için küfürdür. Nesebe dil uzatmak ve ölüye ağıt yakmaktır." (Müslim rivayet etmiştir).[120]

 

Şer'an sabit olan nesebe dil uzatmak ve ölüye feryadile ağlamak günah-ı kebâirdendir. Sahibini dinden çıkarabilir. Bu İse cehennemde ebedî kalma­sına sebep olur. Bu iki hadisten kaçınmak gerekir, ki, müslümanlann çoğu aldırmaksızm bu günaha düşmektedirler.

Nesebe dil uzatmak, bir şahsın babasından başkasına kendisini nisbet etmesi veya normal doğumuna gölge düşürecek şekilde konuşmasıdır.

Bazılarına göre buradaki küfürden maksat; bu iki şeyin kâfirlerin ame­linden ve cahiliyet devrinin özelliklerinden olması nedeniyledir. Bu hadisler öyle meşhurdur ki on beş sahabeden bu hususta hadis naklolunmuştur.[121]

 

ÜÇ YÜZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

KÂHİN VE MÜNECCİMLERE, GAİPTEN HABER

VERENLERE, ÇAKIL TAŞLARI VE ARPA VB. ŞEYLERLE FAL AÇANLARA GİTMEKTEN NEHYETME

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1668. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir Bir ta-t kim kimseler Rasûlullah'a (s.a) kâhinlerin hakkında ne buyurduğunu sor-dular. Rasülullah (s.a);

"Aslı yoktur" buyurdu. Onlar;

" Yâ Rasûlallah. Onlar bize bazen birşey söylüyorlar, gerçek çıkıyor" dediler. Kasûiullah (s.a);

"O gerçek söz cinlerin kapıp aşırdığı bir sözdür ki, cin onu götürür, dostunun kulağına ulaştırır. Kâhinler de bu heberi yüz yalan ile karıştırırlar" cevabını verdi. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[122]

 

Buhârî'nin Hz. Âişe'den (r.a) riyavetinde: Hz. Âişe (r.a) Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken İsitmiştir: "Melekler bulut arasında inerek, gökte kaza ve hükmü bulunan işi aralarında zikrederler. Şeytan bu arada kulak hırsızlı­ğı yaparak, duyduklarını kâhinlere ulaştırır. Bu haberle beraber kâhinler, kendilerinden yüz yalan daha uydururlar."

"Kâhin": İstikbâlde olacak şeyleri veya yakın beldelerde olacak hadi­seleri haber veren kimsedir.

Kâhinleri tasdik etmek haramdır. Onların söyleyecekleri sözler yalan ve uydurmadır. Bazı zamanlarda doğru çıkabilir. Kâhinlerin bazan söyledikle­rinin doğru çıkması, cinlerin kulak misafiri olmasındandır. Nebî'nin (s.a) bi'setinden önce dünya semâsının aşağısmdaki oturaklarda otururlar. Mele-i A'lâ'da cereyan eden konuşmaları dinlerlerdi. Nebî'nin (s.a) bi'setiyle bundan men edildiler. Bu sefer kulak vererek konuşmaları kapıp kaçar oldular. Ya­saklandıkları bu yere çıkanlar Şihâb yıldızlan tarafından vurularak öldürül­meye başlandılar. Bunu Kur'an-ı Kerim bize haber vermektedir.

Cinin semâdan kaptığı sözü, dostu olan kâhine tavuğun gıdaklaması gibi aktarır. Bu aktarma esnasında şeytanlar da onu işitirler.[123]

 

1669. Safıyye binti Ebî Ubeyd, Nebî'nin (s.a) bazı zevcelerinin (r.a) Ne­bî'nin (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet ettiklerini bildirmiştir. "Kim bir kâ­hine gider, ona bir şey hakkında sorar da verdiği cevabı tasdik ederse, o kim­senin kırk günlük namazı kabul edilmez. " (Müslim rivayet etmiştir).[124]

 

Hadisin râ'-isi Safiyye binti Eb'ı Ubeyd b. Mes'ûd es-Sakafi'dir. İbn Ömer'in zevcesidir. Tabiînin büyükleiindendir.

"Arrâf": Çalınan eşyanın yerini bildiğini İddia eden ve buna benzer şey­leri sebepleriyle ve mukaddimeleriyle haber veren kimsedir. Yaptığı işe de kehânet denir.

Hadiste, arrftfa gjdİp-gelmek ve ona hizmet etmek nehyedilmiştir. Her­hangi bir işi bilmek için kâhinlerden ve arrâflardan yardım istemek nehiy olunmuştur.

Arrâflan tasdik etmek, güzel amellerin sevabım iptal eder. Namaz bu amellerden biridir. Çünkü bu, bir nevî şirktir ve İslâm'dan dönüştür. Bu­nun sebebi, kâhin ve arrâflann gaybı bildiklerini iddia etmeleridir.

Arrâfa bir şey soran kimsenin namazının kabul edilmemesiyle kastedi­len mana, sevabının olmayacağını bildirmektedir. Namazı kaza etmesi ge­rekmez.

Bir hadiste; "Kim arrâfa giderse ve onu tasdik ederse, kırk gün kıldığı namaz kabul edilmez" Duyurulmuştur.[125]

 

1670. Kabîse b. Muharik'ten (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasû-lullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kuşun ötmesini uğur veya uğursuz-luk saymak, kuşun sağa sola uçmasından manalar çıkarmak, ufak taşlarla fal açmak, büyü ve sihir kabilindendir." (Ebu Dâvud hasen isnadla rivayet etmiştir).[126]

 

Hadisin râvisi; Kabîsa b. Muhârik b. Abdullah b. Şeddâd b. Sa'sa'a el-Âmirî (r.a) Basrahdır. Şahabıdır.

"Tark"; kuşların uçuşundan, bereket ve uğursuzluk anlamı çıkarmaya denir. Sağ tarafa uçarsa bereket, sol tarafa uçarsa uğursuzluk savmak gibi. Dolayısıyla sağa uçarsa yapacağı işi hayra yorar ve onu yapar. Sola uçarsa şerre yorar, o işten vazgeçer. Bu onların cahiliyedeki adetlerindendir.

"îyâfe"; çizgi çizmektir. Buradaki çizgiden murat, falın bir çeşidi olan remPöir. tbn Abbâs şöyle der: Bu bir çizgidir ki kâhin onu çizer. Bu insan­ların terkettıği bîr ilimdir. Haset sahibi kâhine gelir. Ona bir şey ikram eder. Ve ona; "Otur sana bir çizgi çizeyim" der. Kâhinin yanında çocuk vardır. Sonra yumuşak bir toprağa gelir. Süratle birçok çizgi çizer. Sonra döner o çizgileri yavaşça ikişer ikişer yok eder. Çocuğa şöyle der: "tbnîÂyan esrtâl-beyân." Şayet iki çizgi kalırsa hayır; tek çizgi kalırsa zarar çıkmış olur.

"Tiyera"; uğursuzluk demektir.

Bu üç husus zikrolunduğu gibi, batıldır. Cahih'ye insanlarının meşgul olduğu kehânet çeşitlerindendir. İslâm bunları yasaklayıp iptal etmiştir. Ve bunların hiçbir etkisinin olmadığım, menfaati celp zararı da def edemeyece­ğini haber vermiştir. Bunlarla meşgul olmak ve onları tasdik etmek bir nevi şirktir. Çünkü bununla uğraşan kimse gaybı bildiğini iddia etmiş olur. Gü­nümüzde insanların çoğu bu işlerle meşgul olmakta ve onları doğrulamakta­dırlar. Bütün bunlardan kaçınmak lazımdır. Allah'ın kitabındaki dualara ya­pışmak lazımdır. Nebî'nin (s.a) yolunda itminan ve salim olmak gerekir. "el-Cibt" puta itlak olunur. Allah (c.c);

'... Onlar puta ve tağui'a inanırlar..." (Nisa, 51) buyurmuştur.[127]

 

1671. îbn Abbas'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "tlm-î nücumdan kim bir kısım alırsa, sihirden bir şube öğrenmiş demektir. Artıran da artırmış olur. " (Ebu Dâvud sahih bir isnadla rivayet etmiştir).[128]

 

Hadisimizde müsiümanlar, şekillerin değişmesine dayanan nücum ilminden ve müneccimleri tasdik etmcktan sakındırılıyor. Nücum İlmi, sihir çeşit­lerinden biridir ve günah-ı kebâirdendir. Ki şirkle beraber zikredilmiştir. Nü­cum ilminden maksat, felek ilmi değildir. İbn Allan, Hattâbî'den şöyle nak­leder: "Yasaklanan nücum ilmi, müneccimlerin gelecek zamanda, meydana gelecek olayları ve olan şeyleri bildiğini iddia ettikleri ilimdir. Rüzgârın es­me zamanlan, yağmur yağma vakti, Si'r yıldızı ve benzerlerinin değişmesi; şöyle ki, bu yıldızın diğer yıldızların yörüngelerinde, birleşip ayrılmasıyla bu bilgilere kavuştuklarım iddia etmektedirler. Ve olaylarda bunların tesirinin olduğunu savunurlar. Bu yaptıkları iş onlar tarafından gayp hakkında hü­küm vermektir. Ki Allah'ın (c.c) kendisine tahsis ettiği gayb ilmini bildikle­rini söylerler. Ancak müşahede ve haberle anlaşılan nücum ümi bu yasağa dahil değildir. Yağmur yağması, havanın soğuk, sıcak olmasını haber ver­mek gibi. Buna ilm-i vakt ve'l-kıble de denir. Bu ise farzı kifâyedir.[129]

 

1672. Muâviye b. Hakem'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ra-sülullah'a (s.a), "Yâ Rasûlallah ben cahiliyeden yeni kurtuldum. Allah (bi­ze) dini getirdi, içimizde falcılara gidenler var (ne buyurursunuz?) dîye sor­dum. Rasûlullah (s.a); "Sen gitme" buyurdu. Ben; "İçimizde uğursuzluk sayanlar var" dedim. Rasûlullah (s.a); "Onlan işinden alıkoymasın" buyurdu. Ben; "İçimizde kumlarda hatlar çizerek, gelecekle ilgili hükümler çıkaran­lar var" dedim. Rasûlullah; "Peygamberlerden biri hat çizerdi. Kimin çizgi­si, onun çizgisine uygun olursa işte o (doğru olabilir)" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir)[130]

 

Müslümanın ilk defa başına gelen uğursuzluk «dayısına muahaza yok­tur. O anlayışı def etmesi ve ona teslim olmaması gerekir. Burada haram olmayan, bir çeşit çizgi ilmi (remil) vardır ki bunda gaybî bir iddia yoktur. Belli sebeplere dayanarak bir takım işleri bilmektir.

"Kâhin"; îddiasınca gelecekte olacak şeyleri haber veren ve sırlan bil­diğini söyleyen kimsedir. Cahiliye zamanında Araplar içinde birçok kâhin vardı. Bunların bir kısmı, cinlerle ilgileri olduğunu ve gayba dair haberleri onlardan aldıklarını iddia ederlerdi. İslâm'da bu gibi şeyleri yapmak ve ya­panları tasdik etmek haram kılınmıştır. Rasûtullah (s.a); "Kim bir kâhine giderse söylediklerini tasdik ederse o kimse Allah 'in; Muhammed'e (s. a) in­dirdiği şeylerden uzaktır" buyurmuştur.

"Tatâyyür": kuşlarla uğursuzluk saymak; sağa uçarsa hayır, sola uçarsa şer olduğuna inanmaktır. Hz. Muâviye: "İçimizde tatâyyür yapanlar var" dediği laman: Rasûlullah (s.a); "Bu onların içinden gelen bir şeydir. Sakın onları yoldan çıkarmasın " büyütmüştür. Alimler bu hadis için şöyle demiş­lerdir: "Uğursuzluk denilen duygu içinizden doğar. Kazandığınız bir şey ol­madığı için bu sebeple size bir sorumluluk yoktur. Fakat bu sebeple işlerini­ze devam edin. Sizler bununla sorumlusunuz."

"Hatt": Falın bir çeşididir. Remil de denir. Onunla meşgul olan pey­gamber İdris'dir. (a.s) Danyal (a.s) olduğunu söyleyenler de vardır. Bu ilim ona mucize olarak verilmişti.

"Peygamberlerden biri çizgi çizerdi. Kimin çizgisi ona uygun düşerse İsabet etmiş olur" sözünün manasını alimler şöyle izah ediyorlar: "Kimin çizgisi o peygamberin çizgisine uygun düşüp düşmediğini kesin bilmediğimiz için remilcilik bize haram kılınmıştır." Nihâye*de bu husus şöyle anlatılır: îbn Abbas şöyle der: "Çizgiyi kâhin çizerdi. Bu insanların terkettiği bir ilimdir. İhtiyaç sahibi kâhine gelir, ona bir şey ikram eder. Kâhin ona, "Gel, otur sana bir çizgi çizeyim*' der. Yanında çocuk vardır. Sonra yumuşak bir ara­ziye gelirler. Orada sayılan meçhul, el çabukluğuyla birçok çizgi çizer. Son­ra döner. Ve yavaşça ikişer ikişer çizgiyi siler. Çocuğu iyimserlikle; 'Ibni Ayan esri'âl-Beyân der. Eğer orada iki çizgi kalırsa hayır, tek çizgi kalırsa şer ol­muş olur. Ona göre ihtiyaç sahibi, o işi yapar veya terkederdi."

Harbî İse; "Hat, kâhinin üç çizgi çizmesİdir. Sonra üzerine arpa veya çekirdek atılır ve "Şöyle olacak" der. Bu kehânetten bir kısımdır" demiştir.

Îbn Allan da; "İşaret edilen hatt, malum ilimdir. İnsanlar bu konuda

birçok eserler tasnif etmiştir. Günümüze kadar bu ram gelmiştir. Onlarm çeşitli konulan, alâmetleri vardır. Gizli olanı ortaya çıkarır. Çoğu defa isabet ederler" demiştir.[131]

 

1673. Ebu Mes'ûd el-Bedrî'den (r.a) rivayet edildiğine göre; "Rasûlul­lah (s.a) köpek satışından, zina kazancından ve falcının aldığı ücreti nehyet-miştir. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[132]

 

Hadis-i şerif, köpeğin satışım, abırum haram kılmıştır. Köpeğin parası, zina yapan kadının zina karşılığında aldığı para ve kâhinin kazananın yenil­mesi haramdır. Bütün haram mal ve kıymet de bunun gibidir. Köpeğin pa­rasını, kâhinin ücretini ve benzerlerini vermek caiz olmaz. Çünkü alınması haram olanın verilmesi de haramdır.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.

Hanefîlere göre; istifade edilen köpeklerin satışı caizdir. Paralan mu­bahtır. İmam Azam'a göre saldırgan köpeğin satışı caiz değildir.

Hanefî kitabı Bedâyi'de şöyle denilir: "Domuz hariç; köpek, pars, ars-lan, kaplan, kurt, kedi gibi azılı hayvanların satılması alimlerimize göre ca­izdir. Asl'daki (İmam Muhammed'in eseri) rivayette hayvanın ava alışıp alış­maması farketmez. Ancak Ebu Yusuf'a göre saldırgan köpeğin satışı caiz değildir. Sonra yine bu mezhebe göre hayvanı öldürene kıymetini ödemek vacibdir. Bunlann delili, Abdullah b. Amr b. As'm (r.a) av köpeği öldürene kırk dirhem, çoban köpeği öldürene birkaç koç vermek gerektiğine hüküm vermesidir.

Fahişeye verilen zina parası ve haram olan nikâh için verilen mehir ha­ramdır.

Kâhine verilen ücret haramdır. Kâhinlerin söyledikleri batıl ve yalan ol­duğu için batıl sebeple alınan parayı yemek, cinsine dahil otur.[133]

 

ÜÇ YÜZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

UĞURSUZ SAYMANIN NEHYİ

 

Burada, önceki babda geçen hadisler vardır. [134]

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1674. Enes'ten (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. Rasûlullah (s.a);

"Hastalık (kendiliğinden) bulaşmaz. Kuşun uçuşunda uğursuzluk da yoktur. Fe'l (iyimserlik) ise hoşuma gider'* buyurdu. Ashab;

"Fe'I nedir?" dediler. Rasûlullah (s.a);

''Güzel sözdür" buyurdu. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir)[135]

 

Hadis-i şerifte; hasta bir kimsenin sıhhatliler arasına karışması sebebiy­le durup dururken hastalığın sıhhatli kimseye tesir edeceğine inanmak neh-yedümiştir. Bu konudaki tesir sadece ve sadece Allah'ın takdiri iledir.

Hastalığı yaymaya sebep olmak ise yasaklanmıştır. Sıhhatlilerin hastalara karışarak özellikle mikrobun bir şahıstan diğerine, geçtiği kesin olan ra-haisızhklar bu gruba dahildir.

Kuşların uçuşundan uğursuzluk çıkarmak da yasaklanmıştır. Teşe'ûm; kötüye tevil etmeye denir. Araplar; kuşları ve geyikleri Ürkütürler, ürkütü­len hayvanlar sağ tarafa giderse hayra yorarlar, sol tarafa giderse uğursuz­luk sayarlar ve o fiili yapmazlardı, tslâm gelince bu düşünceyi kökünden yık­mış, bunların hiçbir tesiri olmadığını ilan etmiştir. Bir başka hadiste; "Teşe-üm şirktir" buyurulmuştur. Şirk olması bu gibi şeylerin fayda va zararına inanmak sebebiyledir.

Fe'l: Peygamberimiz (s.a) bunu, "İyi söz, güzel söz" diye tefsir etmiş­tir. Genellikle sevindirici konularda kullanılır. Rasûhıllah'ın (s.a) fe'li sev­mesi sonuç olarak Allah'tan (c.c) bir hayır ve fayda ummaktır. Bir nevi hüs­nü zandır. Teşeüm de suizan ve belâyı beklemek vardır. Meselâ; evinin da­mına baykuş konan kimse evinde birinin Öleceği zannına kapılır ve ümitsiz­liğe düşer, ki bu da kötü zandır.

Fe'lden anlaşılan yalnız budur, yani bir işi iyiye yormaktır. Fal denilin­ce günümüzdeki anlayış kastedilir ki, fal açmak ve açtırmak tabiri de kulla­nılır. Tasa, kahve fincanına bakmak vs. durumlarda tezahür eder. Hadiste­ki feTden maksat bu değildir. Günümüzdeki fal anlayışı kehânetten sayılır. Bunlara inanmak küfürdür.

Nebi (s.a), fe'li, yani iyiye yormayı severdi. Gönülde müjde ve ümit do­ğuran şeyleri konuşmak ve onu dinlemeye teşvik müstehabdır. Gönle rahat­sızlık veren ve onu uğursuzluğa götüren şeyleri konuşmak ve onları dinle­mek mekruhtur.[136]

 

1675. Ibn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

"Hastalığın (kendiliğinden) sirayeti yoktur. Kuşların uçuş yönünde uğursuzluk da yoktur. Eğer bir yerde uğursuzluk söz konusu olsaydı, bu; evde, kadında ve atta olurdu." (Buhar! ve Müslim rivayet etmişlerdir).[137]

 

Uğursuzluk, hadiste zikredildiği gibi ev, kadın ve atta beklenilirdi. Bir kimse bu üç şeyden birini uğursuz saydığı zaman onu bırakırdı. Atın uğur­suzluğu, savaşa gitmediği durumdaydı; evin uğursuzluğu ise kötü komşuy­du. Taberânî'nin rivayet ettiği bir hadiste; "Evin uğursuzluğu darlığıdır. Kom­şularının kötülüğüdür. Hayvanın uğursuzluğu, bindirmemesidir. Kadının uğursuzluğu kısırlığı ve ahlâkının kötülüğüdür" buyurulmuştur.

Hâkim'in rivayetinde; "Üç şey şekavettendir. Birisi; seni rahatsız eden ve dili ile seni üzen kadındır, ikincisi hayvandır ki gitmesi için vurursun, se­ni yorar ve seni terketüği zaman bir daha dönmez. Üçüncüsü evin darlığı ve komşuların azlığıdır. Herhangi bir zaman ve yerde veya bir şeyde tu zik­redilen şeyin haricinde uğursuzluk yoktur" buyurulmuştur.

Aynî şöyle diyor; uğursuzluk bütün çeşitleriyle yasak edilmiştir. Rasû­lullah (s.a); "Uğursuzluk yoktur" buyurduktan sonra "Uğursuzluk üç şeydedir" buyurması cahİliye devri inancım anlatmak sebebiyledir. Çünkü o devirde Araplar uğursuzluğun bu üç şeyde olduğuna inanırlardı. Aksi hal­de bu rivayet müslümanlar bu inanca sahiptir anlamına gelmemektedir. Çünkü diğer rivayetlerde Rasûlullah (s.a); "Eğer uğursuzluk diye bir şey varsa bu; atta, kadında ve evdedir" buyurmuştur. Bu rivayet gayet açıktır. Yani; "As-, lında uğursuzluk yoktur, eğer olsaydı bu üç şeyde olurdu" demektir.[138]

 

1676. Hz. Büreyde'den (r.a) rivayet edildiğine göre; "Nebî (s.a) kuşla­rın uçuşundan uğursuzluk çıkarmazdı." (Ebu Dâvud sahih bir isnadla riva­yet etmiştir). [139]

 

Hadisimiz ile tetayyar, yani bazı sebeplerle bir şeyi uğursuzluk saymak

Nebî'ye (s.a) ifctidâ etmek (uymak) ve her hususta iyiye yormak îeşvik edil­mektedir.[140]

 

1677. Urve b. Âmir'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûluî-lah'ın (s.a) yanında uğursuzluktan bahsedildi de Rasûlullah (s.a);

"En güzeli İyimserliktir. Biriniz çirkin bir şey gördüğü zaman, müs-lümanı niyetinden alıkoymasın ve şöyle desin: "Allah 'im, iyilikleri ancak Sen verirsin, kötülükleri ancak Sen bertaraf edersin, fenalıklardan kaçıp taatla-ra yönelmek, ancak Sen 'in yardımınladır" buyurdu. (Ebu Davûd, sahih is-nadla rivayet edip sahihtir, demiştir).[141]

 

Hadisin râvisi Urve b. Âmir'in (r.a) sahabî olduğu ihtilaflıdır, ibn Hib-ban onu tabiînden saymıştır. Usd'ıil-gâbe müellifi de ona sahabîdir, demiştir.

Tıyera"; hem iyiye ve hem de kötüye yorma da.kullanılabilir. îyiye yor­mak ve uğursuz saymamak müslürnamn ahlâkmdandır. Kendisinden şer bek­lenen şeylerin şerrini def için Allah'a (c.c) iltica ve ondan yardım İstemek lazımdır. insanların normalde uğursuz sayacakları şeyler başa geldiği zaman mez­kur duayı okumak müstehabdır.

Asmaî şöyle demiştir: İbn Avf'a fe'lden sordum. Şöyle dedi. "Hasta olan bir kimsenin, "Ey sıhhatti" veya bir şey arayanın, "ey bulan" sözlerini duy maşıdır."

Nihâye sahibi şy!e der: Hasta kimsenin hastalıktan iyileşeceğini veya bir

şey kaybeden kimsenin yîîjgfej bulacağım zannetmesidir. Çüakü Nebî (s.a) gazel zamu severdi. îus&olar gsrek zayıf veya fcuvvdi her sebep anında fay­dasını ve gelirini Alteh'fan umduklar» serece hayır üaeraürler. Ümit husu­sunda hata etseler bile ümidi kendileri için hayır olur. Allah'tan ümit ve bek­lentilerini kestikleri zaman şer olur.

"Tlyere" ise; Allah'a (c.c) suizan besleyip belâya muntazır olmaktır. Müslümsuın hali ancak Allah'ın (c.c) takdiri ile meydana geleceğine inan­ması sebebiyle azmettiği şeyden dönmemesi gerekir.[142]

 

ÜÇ YÜZ BEŞİNCİ BÖLÜM

 

HAYVAN RESMİNİN HARAM OLUŞU

 

Yaygı, taş, elbise, para, yastık ve sair eşya üzerine suret yapmak ve duvarda, perdede, elbise gibi eşyada resim edinmenin haram olup olmadığı konusuna açıklık getirmektedir.[143]

 

Konu ile İlgili hadisler

 

1678. İbn Ömer'den (r.a) rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle bu­yurmuştur: "Bu suretleri yapanlar kıyamet günü azaba duçar kılınıp, yarat­tığınız suretleri diriltin denilecektir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmiş­lerdir)[144]

 

Hadis-i şerifte, suret (canlı resmi) yapmanın büyük haramlardan oldu­ğu, bu resimleri yapanın kıyamet günü azap göreceği ifade edilmektedir. Böyle kimseden, yaptığı surete can vermesi istenecek, oysa buna gücü yetmeyecek­tir. Ancak, öğretim ve hastalığın teşhisinde resme ihtiyaç duyulursa bu ko­nuda ana gaye resim yapmış olmamak şartıyla müsamaha edilir. Çünkü za­ruretler mahzurları mubah kılar. Zaruret, miktarıyla takdir edilir. Bu miktar zarureti atif zsmm h&ramhğa tekrar gfiadeaıe gstûir.

Nevevî şöyle der: "Aüîaîenmiz hayvan resmî yapmam Önemle uzsrin-de durularak haram kılındığını öylemisierdir."

Hayvan resmi yapmak büyük günahlardandır. Hayvan resmini küçüm­senen denî bir şey (adi, aşağılık bir madde) üzerine yapmakta kıymetli bir şsy üzerine yapmak arasında f&tk yoktur, ikisi de hararadır. Yaygı, döşek yastık ve battaniye gibi ayak altında dolaşan şeylere yapılması haram değil-dir. Bu konuda gölgesi olan eşya ile gölgesi olmayanların araiannda fark yoktur. Bu meselede bizim mezhebimiz (görüşümüz) budur.

Hz. Âişe'nin (r.a) rivayet ettiği kuş resimli örtü konusunun, resmin ha­ram kılınmasından önce ortaya çıktığına yorumlanmıştır. Rasûlull&h'ın (s.a) eve girip çıkarken onu gördüğü halde ses çıkarmaması bundandır. Haram olunca onu yırtıp atmıştır.

Ressamların büyük bir azap göreceklerini bildiren bu hadisin, resim ve heykeli tapılmak gayesiyle yapanlar için vârid olduğu söylenmiştir, Bazılan-na göre; şiddetli azap, yaptığı resim ve heykeli? kendini Allah'a benzetenler içindir. Böyle bir inanç küfürdür.

"Yarattığınız şeylere can verin " diye yapılacak emir, usulü fıkıh alim­lerinin emr-i ta'ciz dedikleri cinse girer. Yani aciz bırakmak için bu emir ve­rilecektir.

Ağaç, manzara tipi cansız şeylerin resmini yapmak, abp, satmak haram değildir.[145]

 

1679. Hz. Âişe'defl {r.a) şöyie dediği rivay& edibrastir: "Rasüluîkh (s.a) bir seferden gelmişti. Ben,

Riyfa'üi-SİKhla Tercûrae ve Şerhi tun. Rasûlull&h'm (s.a) onu görünce rengi değişti ve "YâÂişe insenl&rm kı­yamet günü Allah katında en şiddetli azap göreni, A ilah'in maklûkstma " buyurdu." Âişe (r.a); "Onu kestik, ondan bir veys iki yas­tık yüzü yapî&" dedi. (Buhârî ve Müslim nvzyv -KEüsîsrdii).[146]

 

Hadis-i şerifte, suret edinmek nehiy edilmiştir. Eğer bu suretlerde ta­zim haü varsa, bu aehiy daha şiddetlidir. Söz konusu harsmhk, cisimii re­sim clsun olmasın aynıdır. Bütün hadislerin delâlet ettiği hüküm budur. 3u hadislerde herhangi bir kayıt olduğuna deli! yoktur. însaniara tazim maksa­dıyla resimUri asmanın haram olduğuna işaret etmek vacihdir.

Bazı alimler; resim elbisede bir nakış olursa tahkir edilsin edilmesin, du­vara gsilsm asılmasın caiz olduğunu söylemişlerdir. Gölgesi olan heykel gibi şeylerle, duvara yapüaa resimlerin mekruh olduğunu söylemişlerdir. Kadı İyâz bu konuda; küçük kız çocuklarının oynadıkları kukla gibi şeylere ruh­sat verildiğini söylemiştir. Fakat İmam Mâlik bu tür oyuncakîan kerih gör­müştür.[147]

 

1680. İbn Abbas'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyururken işittim: "Her suret yapan ateştedir. Ressamın yaptığı her surete kıyamet günü hayat verilir de bunlar cehennemde ona İşkence eder­ler. " îbn^Abbas şöyle dedi: "Mutlaka yapman gerekli ise, cansız olan ağaç gibi diğer varlıkların resimlerini yap." (Buhâri ve MüsHm rivayet etmîşlsrdir).[148]

 

Suret yapmak günah-ı kebâirdendir. Suret yapan kıyamet günü yaptığı resimler kadar şiddetli azap görecektir. Suret yapmanın haram olduğunu bil­diği halde helâl olduğuna inanan cehennemde ebedî kalacaktır. Eğer bir inana taşımıyorsa cehennemde uzun süre kalacaktır. Ağaç, dağ veya nehir gibi cansız resimler ve şekiller yapmak caizdir.

"Cehennemde " tabiri ile böyle kimselerin cehennemin bütün tabakala­rında azap göreceğine işaret ediliyor.

Hadis-i şerif, suret yapanların şiddetli azap göreceğine işaret eder. Bu ve önceki hadisler birbirlerine yakın mana taşımaktalar.

Ressamların en çetin azaba çarptırılacaklarını belirten rivayet, resim ve heykeli tapılma gayesiyle yapanlara hamledümiştir. Tabii ki, başkası tapsm diye heykel yapan kâfirdir.[149]

 

1681. İbn Abbas'tan (r.a) rivayete göre şöyle demiştir: Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kim dünyada suret yaparsa, kıyamette ona ruh üfürmesiyle mükellef kılınır. Aslında ona ruh veremeyecek..." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdi r)[150]

 

Hadiste geçen "mükellef kılınır" tabiri, onları susturmak ve aciz bırak­mak için kullanılmıştır., Resmi yapanın, ona can vermekle mükellef tutula­cağının bildirilmesi bunu yapabilme imkânına sahip olabilecekleri ihtimali­ni akla getirebilir. Bu sebep dolayısıyla "Aslında ona ruh veremeyecek" di­ye buyurulmuştur.[151]

 

1682; Ibn Mes'ûd'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kıyamet günü İnsanların en şiddetli azap gö­reni canlı resimler yapanlardır." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[152]

 

1683. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Allah Teâlâ; "Benim yarattığım gibi yarat­maya çalışan kişiden daha zalim kimdir? Haydi: Onlar bîr zerre yaratsınlar, bir tane yaratsınlar, bir arpa tanesi vücuda getirsinler!.." buyurdu." (Bu­hârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[153]

 

Suret yapanların İşinin çirkinliği söz konusu edilmektedir. Çünkü bu Al­lah Teâlâ'nın yaratmasına benzetme cesaretini göstermek demektir. Halbu­ki bu kişi aciz olduğunu da bilmektedir. Beşerin, şekli nasıl olursa olsun, Allah'ın yarattığına benzeyen herhangi bir hayvan ve sair canlıları yapmak­tan aciz olduğunu hadis ispat etmektedir. Bu hususda ilmî gelişmelere rağ­men buna hiç kimsenin cesaret edemeyeceğine dair Nebî'nin (s.a) mucizesi vardır.

Hadiste "bir tane yaratsınlar" sözünün kullanılması onları susturmak ve ta'ciz etmek içindir. Ki ceza olarak bazen hayvan yaratmakla mükellef tutulurlar, bu en zorudur. Bazen de cemâdi (ruhu olmayan, cansız cisim); yaratmakla sorumlu tutulurlar, bu ise kolaydır. Fakat her halükârda güçleri yetmeyecektir.[154]

 

1684. Ebu Talha'dan (r.a) rivayete göre RasÛIullah (s.a); "İçinde resim ve köpek olan 'eve melekler girmez" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir)[155]

 

Hadiste geçen "Melekler"dea murat rahmet melekleridir. Yoksa hafa-za melekleri bu sebeple ayrılmazlar.

Irâkî şöyle der; "Bunun hikmeti şudur: Köpek edinmekten nehiy oldu­ğu halde onu edinmek, dolayısıyla şeriata ayksn davranması sebebiyle me­lekler o kimseye gazap eder ve ondan uzaklaşırlar. Binaenaleyh onların be­reketi, istiğfarı ve Allah'a (c.c) taat konusundaki yardımlarından mahrum kihr. Ancak, şer'î şerifin müsaade «ttigi, av veya çoban köpeği besleyenler­den melekler kaçmazlar. Bu kapsama dahil değildirler."

Bir görüşe göre; köpekler şeytanlar güruhundan, melekler ise onlara her­halde düşman olduklan sebebiyle böyle eve girmezler. Veya köpeklerin çir­kin kokusu vardır. Melekler bu kokudan hoşlanmazla!. Güzeİ kokuyu se­verler. Bunun gibi çeşitli sebepler vardır.[156]

 

1685. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Cibril, Rasû-lullah'a (s.a) bir ara geleceğini vaad etmiş, fakat gecikmişti. Hatta Rasüiul-lah'a (s.a) bu çok zor geldi dî dı$an çıktı. Çıkınca Cibril onu karşıladı. Ra-sûluîlah'm şikâyeti üzerine; Cibril; "Biz, içinde köpek ve resim bulunan eve girmeyiz" dedi. (Buhârî rivayet etmiştir)[157]

 

Suret ve köpek edinmek, meleklerin nefretini gerektiren pis İşlerdir. Bunlana bu- yerde bulunması rahmetin mahrumiyetine sebep chır. Meleklerin böyle bir yer? girmeyiş sebebi; Allah'ın (c,c) emrine muhalefet etmemek içja-dir. Aynı zan&nda köpekte çirkin ve neds koku olmasındandır.[158]

 

1686. Hz. Âişe'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Cibril (a.s) Ra-sûluîlah (s.a) i!e belli bir saatte geleceğine dair vaadîcştüei;. O saat geldiği halde, Cibril gelmemişti. Hz. Âişe şöyle devam elti: "Rasûluüah'm (s.a) elinde bir baston vardı. Onu attı ve; "Allah vaadine hulf etmez. Peygamberi de..." buyurdu. Sonra, etrafa göz attı, bir de ne görsün; Sedirin altında bir icftpek yavrusu... Bunun üzerine Rasülullah (s.a); "Yâ Âişe buraya ne zaman kö­pek girdi?" buyurdu. Bende; "Vallahi bilmiyorum" dedim, Rasülullah (s.a) emir verdi. Köpek dışarı çıkarıldı. Cibril; fiBana senin evindeki köpek mani oldu. Biz (melekler) içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz" cevabını verdi. (Müslim rivayei etmiştir).[159]

 

Hcfız Irâkî şöyle der: "Melekler, İçinde köpek olan eve girmezler. Ev sahibi isyan kastıyla beslemese de durum böyledir. Çünkü orada köpeğin bu­lunması meleklerin o eve girmesine manidir.

Bundan sonraki bölümde, köpek beslemenin sevabı eksilteceğine dair hadis, izin verilmeyen türdeki köpeğin beslenmesiyle kayıtlıdır.

Hattâbî; "Bir evde bunlardan biri bulunduğu zaman, meleklerin girme­yeceğinden maksat; edinilmesi haram olan köpeklerle resimlerdir. Haram sa­yılmayan av veya çoban köpeğiyle yastık, yaygı Üzerine yapılmış resimler me­leklerin girmesine engel değildir" demiştir.

Nevevî ise; "Bu hüküm umûmidir. Her köpek ve resme şâmildir" der.[160]

 

1687. Ebu Teyyâh Hayyân b. Husayn'dan şöyle dediği rivayet edilmiş­tir. Bana A1İ b. Ebî Tâlib (r.a) şöyle dedi: "Rasûluilah'm (s.a) beni gönder­diği görevle seni göndereyim mi? Hiçbir suret bırakma, onu yok et, yüksek kabri de dümdüz kıl." (Müslim rivayet etmiştir).[161]

 

Hadisin râvisi, Ebu Teyyâh Hayyân b. Husayn el-Esedî Kûfelidir. Ta-biîndendir.

Tasvir ve suretler, yöneticilerin yasaklaması ve İzale etmesi gereken çir­kin işlerdendir.

Hadisimizde, kabirleri süslemek ve yerden yüksek yapmak nehiy edil­miştir, idarecilerin bunları yasaklaması görevlerine dahildir.

Kabri düzeltmekten maksat, fazla yükseltmeyip, yerden bir karış yük­seltmektir. Hanefilere göre kabri deve hörgücü gibi yükseltmek müstehab-dır. Zira Rasûluilah'm (s.a) kabri bu şekildedir.

Timsâl ve suretlerden maksat, canlıların heykel ve resimleridir.[162]

 

ÜÇ YÜZ ALTINCI BÖLÜM

 

AV, DAVAR VE ZİRAAT İÇİN OLMAYAN KÖPEKLERİ SAKLAMANIN HARAM OLUŞU

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1688. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: RasûluUah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kim -av veya sürü köpeği müstesna- köpek sak­larsa her gün mükâfatından iki kırat eksilir." (Buhârî ve Müslim rivayet et­mişlerdir). [163]

 

Bir rivayette: "Bir kırat" buyurulmuştur.

Av ve sürü köpeği haricinde köpek edinmek haramdır.

"Mâşiye": İbn Sikkît ve bir kısım ulemaya göre; deve ve koyun cinsine denir. Diğer bir kısım alimler ise; "mâşiye"nin sığır cinsi olduğunu söyle­mişlerdir.

"Kırat"; beş arpa ağırlığı kadar bir ölçektir. Burada Allah'ın bildiği bir miktardır.iğsrinde iki kırat nokssnlaşac&ğı haber verilmektedir. Bu iki farklı rivayeti alimler şu şekilde izah etmişlerdir: "Kırat farkının, insanlara czâ konusun­da farklı iki çeşit köpeğe nisbetle yapılma ihtimali vardır. "Bu rivayetlerden iki kırat diye geçen kasaba ve köylere, bir kırat diye geçeni de kır ve çölle­re mahsustur" demişlerdir. Banları ise; bu eksiltme İlk önce bir kırat iken daha sonra iki kırata yükseltilerek bu hüküm neshedümiş ve hüküm daha da ağırlaştırılmıştır, demişlerdir.

Sevabın eksiEeceği konusu da ihtilaflıdır. Bazılarına göre; "Bunun se­bebi meleklerin o eve girememesidir." Bu konuda köpeğin gelen geçene za­rar vermesi, yasağı çiğnedikleri için sahibi için ceza olması veya köpeğin pis kokması, necaset yemesi, gibi birçok ihtimaller üzerinde durulmuştur.[164]

 

1689. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûhıllah (s.a) şöyle buyurdu: "Kim (kapısında) köpek bağlarsa her gün amelinden bir kırat eksilir. Ancak, ekin ve davar köpeği müstesna..." (Buhârî ve Müs­lim rivayet etmişlerdir)[165]

 

Başka bir rivayette; "Av, sürü, tarla köpeğinden başka, kim köpek edi­nirse her gün mükâfatından iki kırat ekşitir" şeklinde geçmektedir.

Hadis, ihtiyaç yokken köpek beslemenin haram olduğunu, ancak av sü­rüleri, evleri ve ekinleri beklemek için köpek beslemenin caiz olduğunu bil­dirmektedir. Bu Şafiîlerin görüşüdür. Alimler sevabın eksilmesinin sebebi hakkında şunları zikretmiştir: "Köpeklerin meydana getireceği necasetten sa­kınmanın zor olması ve böylece çoğu defa bu noksanlığın ibadetlere sirayet ederek sevabın azalmasına yol açar."

Hanefilere göre; İbn Hümam şöyle diyor: "Köpeği; av veya hayvan,

ev ve ziraau koromak içia edinmek caizdir. Fakat hırsız ve düşman korkusu olmadıkça onu eve sokmamak lazımdır."

îbn Tîn şöyle der: "Geçmiş ameli noksanlaştırması caiz olmaz. Amelin eksilmesinden maksat; o kimsenin amelinin köpek beslemeyene nazaran ke­mâl derecesinde olmamasıdır."

Bazdan; "İki kırattan biri gündüz, diğeri gece amelîne aittir" demişlerdir.

Amr b. Ubeyd'e bu hadisin sebebini Mansûr sormuştu. Amr sebebini bilemeyince Mansûr; "Çünkü misafirlere havlar ve ihtiyaç için geleni Ürkütür" demiştir.[166]

 

ÜÇ YÜZ YEDİNCİ BÖLÜM

 

DEVE VE DİĞER HAYVANLARA ÇAN TAKMANIN MEKRUH OLMASI, SEFERDE KÖPEK VE ÇAN TAŞIMANIN KERAHATI

Konu ile ilgili hadisler

 

1690. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir; Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Melekler, köpek ve çanın bulunduğu bîr toplulu­ğa arkadaş olmazlar." (Müslim rivayet etmiştir).[167]

 

Köpek edinmek ve onlarla beraber olmak nehiy ediliyor. Zilleri ve onun sesini doğuran benzeri çalgıların asılması da mekruhtur. Çünkü meleklerin bulunmasından dolayı elde edilecek bereket kaçırılmış olur.

Musannif, Menâsik babında şöyle der; "Bunu görüp de, def etmekten aciz kalan kimsenin şöyle söylemedi gerekir: "Allah'ım onların yaptığı şey­den sana sığınırım. Meleklerinin sohbet ve bereket semeresinden beni mah­rum etmç..."

Bu zilleri, özellikle yolculukta binek vasıtalarına bağlamak kerih görül­müştür. Çünkü yolcular, meleklerin sohbetine bereket ve korumasına daha muhtaçtırlar.[168]

 

1691. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayete göre Nebî (s.a) şöyîe buyurmuş­tur: "Çan, şeytanın çalgılarmdandtr." (Müslim rivayet etmiştir)[169]

 

Bu hadîs; zillerin kerih görülmesinin, onların şeytanın aleti olmasında dolayı olduğuna işaret ediyor. Kim onu işitirse kulağına elini koysun ve onu duymamaya çahşssm.

Çan ve zil gibi çalgılardan meleklerin nefret etmesi bazı alimlere göre; kilise çanlanna benzeyişindendir. Buradaki kerahat tenzihidir. Şam alimle­rinin bir kısmı; büyük çanın mekruh oiduğunu, küçüğünün ise kerih olma­dığını söylemişlerdir.

İbn Allan şöyle diyor;;'Ashabımız şöyle der Civarında haram çaîgıiar olup da onu izaleye gücü olmayan kimsenin, kasıt olmaksızın, duy­malarında bir sakınca yoktur."[170]

 

ÜÇ YÜZ SEKİZİNCİ BÖLÜM

 

NECASET YİYEN DEVEYE BİNMENİN TEMİZ YEM YİYEREK ETİ TEMİZLENİRSE KERİH

 

Konu ile ilgili hadis

 

1692. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. "Rasûİullah (s.a) pisiik yiyen deveye binmeyi yasakladı." (Ebu Dâvud sahih isnadla ri­vayet etmiştir). [171]

 

Hadis; pislik yiyen deveye binmenin mekruh olduğunu açıklar. Nevcv! bunu şöyle isah eder: "Kerahat, necaset ve benzeri pislikleri yemeyi adet ha­line getiren, böylece kokusu duyulan hayvana hamledilir. Bu necaset insan pisliğini de içerir."

İslâm temizliğe önem verir, necaset ve nefsin tiksindiği pisliklerden de sakındırmaktadir.[172]

 

ÜÇ YÜZ DOKUZUNCU BÖLÜM

 

MESCİDE TÜKÜRMENİN NEHİY OLUŞU VE

BU GİBİ ŞEYLERDEN TEMİZLEYEREK MESCİDİ

NECASETLERDEN UZAK TUTMANIN EMREDİLMESİ

 

Konu ile ilgili hadisler

 

1693. Hz. Enes'ten (r.a) rivayete göre Rasûluilah (s'a) şöyle buyurmuş­tur: "Mescide tükürmek bir hatadır. Onun keffâreti gömül/nesidir. " (Bu-hâri ve Müslim rivayet etmişlerdir)[173]

 

Tükürüğün gömülmesinden maksat, mescidin tabanının toprak, veya kum gibi malzemeden olması sanıyladır.

Ebu'l-Mehâsin er-Rüyânî, Bahr adlı eserinde şöyle der; "Tükürüğü göm­mekten maksat; mescidden çıkarmaktır. Şayet mescid tuğla veya harçtan yapılmışsa, çoğu cahillerin yaptığı gibi ayakkabı vesair eşya ile tükürüğü du­vara sürmek, gömmek, değildı'r. Bilâkis bu hatayı ve mescitte kirliliği artır­maktadır. Böyle yapan kimsenin onu elbisesiyle veya eliyle veya başka bir şeyle silmesi veya yıkaması gerekir. Kısaca, mescide tfîkfirmek mutlak suret­te yasaktır. Günahtır. Bum? mecbur olanların yanında mendil buıradunna-lan gerekir.[174]

 

1694. Hz. Âişe'den (r.a) rivayete göre; "Rasülullah (s.a) o, kıble cihe­tinde bir balgam veya tükürük veya sümük gördü, onu (eline aldığı bir şey­le) kazıdı." (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[175]

 

"Nuhâme"; göğüsten gelen balgama da bu ad verilmektedir. Genizden gelen balgama da bu ad verilmektedir.

Rasülullah (s.a), kıblesinde bir balgam gördü. Buna Öfkelendi, öyle ki yüzünün rengi değişti. Bu arada Ensar'dan bir kadın kalkarak balgamı ka­zıdı. Ve güzel koku sürdü. Rasülullah (s.a); "Bu ne hoş koku... ı:''e bu­yurdular. Ebu Ubeyde b. Cerrah'tan (r.a) gelen rivayete göre; "tCe/ialu l-h akşam mescidde îükürmüş, tükürdüğünü gömmeyi unutmuş, eve geldiği za­man aklına gelmiş, hemen bir sşîk bulup, gecelikle tükürdüğünü bularak göm­müş sonra; 'Allah'a hamdolsun ki, bu gecenin günahım bana yazmadı' de­mişti.

Bütün bu hadislerden anlaşılan mescide tükürük ve benzeri pislikleri at­manın haram olduğudur. Bu, necaset olursa daha çok haramuk taşır. Mes­cide kazir (pislik) atan kimse günahkârdır. Kazir orada olduğu sürece günah devam eder. Bundan dolayı Allah'a İstiğraf edip, kazîri temizlemek için ace­le etmek gerekir.

Müsiümanın mescidde gördüğü necaseti yok etmesi gerekir. Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.

Mescidîere hürmet ve saygılı olmak, onları her türlü pislikten korumak gerekir.

Camide görülen her türlü pisliği temizlemek gerekir.

İmamların, camilerin durumunu gözetmesi, temizlik ve düzenine riayet

Namazda boğazms kazıyarak öksürme caizse de bu konuda ayrıntılı bilgi yukarıda geçîi. Bu şekilde öksürmek istemeksizin olursa namaza zaran do­kunmaz. Kasten yapılmışsa; şayet ağzından üç harf çıkmışsa bozulur. Ebu Hamfe'ye göre; üfürerek öksürmüş, yanındaki de duymuşsa, konuşma hük­mündedir. Namazı bozar.[176]

 

1695. Hz. Enes'ten (r.a) rivayet edildiğine göre Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Bu mescidler, idrar ve pislik için müsait değildir. Onlar yal­nız Allah Teâlâ'yı zikretme ve Kur'an okumak içindir veya Rasülullah 'in (s.a) buyurduğu gibi..." (Müslim rivayet etmişîir).[177]

 

Mescidierin temizliğine dikkat etmeli ve onları korumalıdır. Hadiste "On­lar sadece zikrûllah, namaz, ve Kur'an okumak içindir" buyurulması, ca­milerde bunlardan başka birşey yapılmayacağına delil oluyor. Buradaki zi­kir sözü geneldir. Kur'an okumak cümlesi, ilim tahsili, vaaz ve nasihat ko-nuianm kapsar. Bunların haricinde meselâ; dünyaya ait konuşmak, gülmek, bir işle uğraşmak mubah değildir. Ancak vaaz dinlemek, namazı beklemek gibi meşru olarak oturmak müstahabdır.

Uyumaya gelince, İmam-- Şafiî, Ümm adlı eserinde bunun caiz olmadı­ğını belirtmiş: fakaî îbn Münzir, Said b Müseyyeb, Hasan Basri; İmam-ı Şa­fiî'nin mescidde uyumaya ruhsat verdiğini söylemişlerdir.

İmam Mâlik, "Gurbetzedeler için mescidde uyumakta bir sakınca yoktur" der.

Mescitte abdest almaya gelince İbn Münzir; "Kendisinden ilim tahsil edilen her alim mescidde abdest almayı mubah görmüşlerdir. Ancak bulun­duğu yeri ıslatmak ve cemaati rahatsız etmek mekruhtur. Hanefîlerden bir kısmına göre; mescidde abdest almak için bir yer varsa abdest almakta bir sakınca yoktur.

Hadis-i şerif; cahil kimseye karşı kolaylık göstermek ve devamlı olarak gönülleri hoş tutmak cihetine gidilmesinin gerektiğini izah eder.[178]

 



[1] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/363.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/364.

[3] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/364.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/365.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/366.

[7] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/366-367.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/370.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/376.

[13] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/376.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/377.

[15] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/378.

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/378.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/379.

[17] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/380.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/380.

[19] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/380-381.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/381.

[23] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/382.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/383.

[25] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/383-384.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/386.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/387-388.

[30] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/388.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/388-389.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/389.

[34] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/389-390.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/390.

[36] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/391.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/391.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/393.

[41] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/394.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/394.

[43] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/394-395.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/395.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/397.

[47] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/397-398.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/398.

[49] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/398.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/399.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/401

[53] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/401.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/402.

[55] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/402.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/402

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/405.

[59] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/405-406.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/407.

 

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/408.

[65] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/409.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/409.

[67] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/409.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/412.

[70] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/412.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/413.

[72] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/413

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/414.

[74] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/414.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/414-415.

[76] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/415.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/417.

[78] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/417-418.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/418.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/419.

[82] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/419-420.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/421.

[84] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/421.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/422.

[86] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/422.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/422.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/423.

[90] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/423.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/424.

[92] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/424.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/424.

[94] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/425.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/427.

[97] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/427.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/428.

[99] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/428.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/429.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/430.

[103] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/430-431.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/431.

[105] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/431-432.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/432.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/433.

[109] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/433

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/434.

[111] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/434.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/434.

[113] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/435.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/435.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/436.

[117] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/436.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437.

[119] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437.

[121] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437-438.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/439.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/440.

[125] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/440-441.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/441.

[127] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/441-442.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/442.

[129] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/442-443.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/443.

[131] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/444-445.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/445.

 

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/447.

[136] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/447-448.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/448-449.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/449.

[140] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/449-450.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/450.

[142] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/450-451.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/453.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/454-455.

[147] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/455.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/455.

[149] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.

[151] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.

[153] Buhârî; Kitab'ul-Libâs, Müslim; Kitab'ul-Libâs, ve'z-Zînet, 2111 ve Ahmedb. Hanbel

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/457

[154] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/457-458.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458.

[156] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458.

[158] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458-459.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/459.

[160] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/459-460.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/460.

[162] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/460.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/461.

[164] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/461-462.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/462.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/465.

[168] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/465.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/466

[170] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/466

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/467.

 

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/469.

[174] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/469-470.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/470.

[176] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/470-471.

 

İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/471.