İKİ YÜZ SEKSEN DÖNDÜNCÜ BÖLÜM - Riyaz6 - 5 2
İKİ YÜZ SEKSEN DÖNDÜNCÜ BÖLÜM
ALACAKUMN TALEP ETMESİNE KARŞI,
ZENGİN KİMSENİN BORCUNU GECİKTİRMESİNİN HARAM OLUŞU
KİŞİNİN HİBE ETTİĞİ ŞEYİ TESLİM ETMEDEN ÖNCE
HİBE ETMEKTEN VAZGEÇMESİNİN MEKRUH OLUŞU
YETİM MALINI TALAN ETMENtN HARAMLI
İKİ YÜZ SEKSEN SEKİZİNCİ BÖLÜM
ÎKİ YÜZ SEKSEN DOKUZUNCU BÖLÜM
RÎYA OLMADIÛI HALDE RİYA SANILAN ŞEYLER
SERİ BİR İHTİYAÇ OLMAKSIZIN YABANCI BİR
KADINA VE GENÇ ÇOCUKLARA BAKMANIN HARAM OLMASI
YABANCI BİR KADINLA HALVETİN HARAM OLUŞU
GİYİM VE DAVRANIŞLARDA ERKEKLERİN
KADİNLARA, KADINLARIN DA ERKEKLERE BENZEMEYE ÖZENMELERİNİN HARAMLlGl
ŞEYTAN VE KÂFİRLERE BENZEMENİN NEHİY OLUŞU
ERKEK VE KADININ SAÇLARINI SİYAH İLE BOYAMASININ NEHYİ
BAŞIN BÎR KISMİ TIRAŞ EDİLEREK DİĞER
KISMININ BIRAKILMASININ NEHYİ VE ERKEĞİN
ŞAŞINI TRAŞ ETMESİNİN MÜBAHL1ĞI, KADININ
BAŞINI TRAŞ ETMESİNİN YASAKLIĞI
PERUK TAKMANIN, DÖVME YAPMANIN, YAPTIRMANIN, DİŞLERİN TÖRPÜLENEREK SEYREKLEŞTÎRtLMESİNİN HARAM OLUŞU
SAKALDA, BAŞTA VE BEDENİN DİĞER YERLERİNDEKİ
BEYAZ KILLARI VE GENÇLERİN YÜZÜNDE İLK
ÇIKAN TÜYLERİ YOLMANIN YASAKLlGl
İKİ YÜZ DOKSAN SEKİ2İNCİ BÖLÜM
ÖZÜRSÜZ SAĞ EL İSTÎNCA VE TENASÜL UZVUNA
İKİ YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM
ÖZÜRSÜZ, NALIN VE MEST GİBİ GİYECEKLER! AYAKTA
GİYMENİN VE BUNLARI TEK GİYEREK GEZMENİN KERAHATI
YATARKEN, YANGINA SEBEP OLABİLECEK ATEŞ,
KANDİL VS. ŞEYLERİ YANAR VAZİYETTE BIRAKMANIN NEHYÎ
FAYDASI OLMAYAN İŞ VE SÖZDE MEŞAKKAT ÇIKARMANIN NEHY
KÂHİN VE MÜNECCİMLERE, GAİPTEN HABER
VERENLERE, ÇAKIL TAŞLARI VE ARPA VB. ŞEYLERLE FAL AÇANLARA GİTMEKTEN NEHYETME
AV, DAVAR VE ZİRAAT İÇİN OLMAYAN KÖPEKLERİ SAKLAMANIN HARAM OLUŞU
DEVE VE DİĞER HAYVANLARA ÇAN TAKMANIN MEKRUH OLMASI, SEFERDE KÖPEK VE ÇAN TAŞIMANIN KERAHATI
NECASET YİYEN DEVEYE BİNMENİN TEMİZ YEM YİYEREK ETİ TEMİZLENİRSE KERİH
MESCİDE TÜKÜRMENİN NEHİY OLUŞU VE
BU GİBİ ŞEYLERDEN TEMİZLEYEREK MESCİDİ
NECASETLERDEN UZAK TUTMANIN EMREDİLMESİ
İKİ YÜZ SEKSEN DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ALACAKUMN TALEP ETMESİNE KARŞI,
ZENGİN KİMSENİN BORCUNU GECİKTİRMESİNİN HARAM OLUŞU
Konu ile ilgili ayetler
"Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbabına) vermenizi emreder." (Nisa, 58)
"Eğer bazınız bazınıza güvenirse kendisine inanılan kişi (borçlu) emaneti taslamam ödesin..." (Bakara, 283)[1]
Konu ile ilgili hadisler
1611. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğinde göre Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür. Herhangi biriniz bir zengine havale edildiğinde o havaleyi kabul etsin." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[2]
"Matl"; demiri uzatmak amacıyla yaymak demektir. Yani, bugün yarın vereceğim diyerek borcu erteleyip, suresini uzatmaktır.
Kurtubî şöyle der: "Matl: İfası vacib olan borcunu, mümkün olan vakitte Ödememektir."
Hadis-i şerifte, zenginin borcunu ödemeyip, oyalamasının zulüm olduğu bildirilmektedir. Mâlikflerden Sühnûn; "Varlıklı bir kimse borcunu ödemeyip oyalaması durumunda sehadeti kabul edilmez. Çünkü kendisine zalim adı verilmiştir" demiştir. İmâm Şafiî ise, bu kimse bu durumunu tekrarlarsa o zaman şehadetinin kabul edilmeyeceğini söylemiştir.
Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Borcu oyalayıp ödememek yasaktır. Bir kimse bunu kasten yapıyorsa büyük günah olup olmadığı konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Cumhura göre borcunu âmden (bile isteye) ödemeyen kimse fasıktır. Fasık olması için bile bu işi tekrarlamasına gerek yoktur. Çünkü hadiste bu davranışa zulüm denilmiştir. Zulüm ise büyük günahtır. Büyük günah için ise tekrar şart değildir.
Borcunu ödeyemeyen aciz kimse, borcunu ödemeyip oyalayanlar hükmünde değildir.
Fakir, ödeme imkânına kavuşuncaya kadar ahkonulmaz. Ödemeye zorlanamaz. Bir kısım alimler; borç sahibinin, onu hapsettirebileceğine, bazıları da takibata alınacağı görüşündedirler.
İmamı Azam, havaleyi zahire ve benzerleri karşılığında para ile tecviz etmiştir (caiz görmüştür). İmam Şafiî'ye göre havaleyi kabul etmek müste-habtır. (Havale: borcu zimmetten, zimmete geçirmektir.) Zahirîler ise, buradaki emri vücub manasına almıştır. Buna göre "Havaleyi kabul farzdır" demişlerdir.[3]
İKİ YÜZ SEKSEN BEŞİNCİ BÖLÜM
KİŞİNİN HİBE ETTİĞİ ŞEYİ TESLİM ETMEDEN ÖNCE
HİBE ETMEKTEN VAZGEÇMESİNİN MEKRUH OLUŞU
Konu ile İlgili hadisler
1612. İbn Abbas'tan (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Hibesinden dönen kimse, kusmuğuna dönen köpeğe benzer." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[4]
Başka bir rivayette; "Sadakasına rücû eden kimsenin benzeri istifra edip de sonra dönüp kusmuğunu yiyen köpektir,"
Bir başka rivayette; "Hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek gibidir. "
İmam Nevevî şöyle der; hadis-i şerif, hibeden dönmenin haram olduğunu açıklar. Bu takdirde bu haram olma yabancıya yapılan hibeye yorumlanması uygundur. Ancak kişi çocuğuna ve diğer füruuna hibe etmişse rücu etmesi caizdir.
îbn Dakîk'il-îd; "iki vecih arasındaki benzerlikte teşdid vardır. Birisi rficu edenin köpeğe benzemesi, ikincisi rücu edilen hibenin ise kusmuğa benzetilmesidir*' demiştir.
Hibesinden dönenin ahlâkî açıdan köpeğe benzetilmesi dikkat çekicidir. Köpek haram ve helâl ile mükellef değildir. Bununla hibeden dönenin iğrenç birşey yaptığı anlatılmak istenmiştir.[5]
1613. Ömer b. Hattâb'uı (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben Allah yolunda mücahidlerdcn birine bir at tasadduk ettim. Sonra o kimse ona iyi bakamadiğından zayıf bırakmıştı. Ben onu parayla satın almak istedim. Ucuza vereceğini de zannetmiştim. Durumu Nebî'ye (s.a) sordum. Nebî (s.a); "Sakın onu satın alma. Onu sana velev ki bir dirheme de verse dönme. Çünkü sadakasından rücu eden kimse kusmuğuna dönen kimse gibidir." (Buhârî ve Müslim rivayet et mislerdir).[6]
Hadis-i şerif; satın alma yoluyla bile olsa sadakadan rücu etmeyi nehiy etmiştir.
Hadiste geçen Hz. Ömer'in atımn ismi Verd'dİr. TemimÜ'd-Darî, bu atı Nebî'ye (s.a) hediye etmiş, Nebî (s.a) de Ömer'e vermişti.
Hz. Ömer (r.a) atı, o kimseye kâfirlerle cihad amacıyla vermişti. O şahıs ona karşı yiyeceğinde ve ilgisinde kusur etti. Bunun üzerine Hz. Ömer onu geri almaya teşebbüs etmiş, ancak bundan nehyedilmişti,
"Atîk" süratli koşan iyi cins at demektir.
"Allah yolunda mücahidlerden birine bir at tasadduk ettim." sözünden murat: atı temlik etmesidir; rira kendi mfll&ü olmasa o şahıs atı satmaya
"Allah yolu"nâan kastedilen; KirraanTye göre vakıftır. Ancak Aynî bunu reddederek; "Allah yolundan maksat, hacı veya gazidir. Bu cihet ihtilaflıdır" der.
Rasûlullah'ın (s.a) "Sadakandan rücu etme" buyurması Hz. Ömer'in atı vakfetmediğine delil gösterilmiş; şayet vakfetmiş olsaydı rücu edememesine sebep onu gösterirdi. Faraza vakfetmiş bile olsa, muhtemeldir ki Ömer (r.a) vakıf malın salın alınabileceğini zannetmiş, ancak Peygamber (s.a) onu bundan yasaklamıştır diye yorumlanmıştır.
Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Bir kimsenin, verdiği sadaka ve zekât gibi şeyleri satın alması mekruhtur. Sadakanın farz yahut nafile olması eşittir.
Bir kimsenin verdiği sadakasını miras yolu ile alması caizdir.[7]
İKİ YÜZ SEKSEN ALTINCI BÖLÜM
YETİM MALINI TALAN ETMENtN HARAMLI
Konu ite ilgili ayetler
"Gerçek, yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ancak, karınlarında yanacak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir." (Nisa, 10)
"Yetimin malına, o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayınız." (En'am, 152)
"Bir de sana yetimleri sorarlar. Deki: Onları faydalı ve iyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yasarsanız onlar sizin kardeş-lerinizdir. Allah (yetimlerin) salahına çahsanlarla (onlann mal ve halinde) fesad (ve fenalık) yayanları bilir." (Bakara, 220)[8]
Konu ile ilgili hadis-i şerif
1614. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Nebî (s.a) şöyle buyurmuştur:
"Yedi helak edici şeyden kaçınınız." Ashab:
"Onlar nelerdir? Yâ RasülallahL." diye sordular. Rasûlullah (s.a);
"Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah'ın haram cana haksız olarak kıymak, faiz yemek, yetim malım yemek, harpten kaçmak, (kötülüğü gönüllerinden dahi çevirmeyen, bundan) habersiz mü'mîn kadınlara iftira etmektir" cevabım verdi. (Buhâri vs Müslim rivayet etmişlerdir).[9]
"Zûr"; bir şeyi güzel göstermek ve dinleyenlere onu olduğu halin aksiyle aktarmaktır. Yalan bakmış gibi gösterildiği için bu batıl bir uydurmadır.
"Muhsana"; şeriatta; hür, akıl, baliğ ve müslüman olup, halen sahih nikahla evli veya başından sahih nikah geçmiş olan erkeğe "muhsan " kadına da "muhsana" denir.
Hadiste "Yedi helak eden şeyden kaçının" buyurulmasr 'Bunları terk edin " sözünden daha tesirli ve daha beliğdir. Kur'an-ı Kerim'de de kullanılmış olan "Zinaya yaklaşmayın " tabiri "Zina etmeyin " sözünden daha beliğdir.
Helak edici yedi şeyin i/kî; Allah 'a şirk koşmaktır. Bundan daha büyük helak edici bir şeyin olmadığı açıkça ortadadır. Çünkü müşriğin ebedî olarak kalacağı yer cehennemdir.
İkincisi; sihirdir: Lügatte, bir şeyia gÖrOnüşüBû değiştirmeye denir. Cev-herî; "Sihir efsundur, aslî kaynağı latif ve gizli olan her şey sihirdir" demiştir,
Sinirin hakikati Ebû Hanife'ye göre yoktur. Diğer birçok alim sihrin hakikati olduğunu beyan etmişlerdir. Kurtûbî: "Bize göre sihir sabittir. AJ-Uh'ın (c.c) dilediğini yaraîmastyla' olur" der.
Fahreddin Râzî; "Mu'teziie sihrin varlığım inkâr eder. Ve ona inananların küfrüne hüküm verirler. Ehli sünneî ise, sihirbazın havada uçmasını. İnsanı hayvana, hayvanı insana dönüştürmesini mümkfin görürler. Fakat bun-lan yapan sihirbaz değil, bizzat Allah'tır (c»c), derler. Çünkü Allah (c.c):
"Onlar Allah'ın İzni olmadan o sihirle hiçbir kimseye zarar veremezler." (Bakara, 102)
Sihir yapan kimsenin şer'î cezası katledilmesi (ö!dürülmesi)dir. Anesk İmam Mâlik ve İmam Ahmed'e göre bir defa, Ebu Hanife üe Şafiî'ye göre ise birkaç defa yapmakla öldürülür.
îmamî Azâm'a göre eh!-i kitabın sihirbazı da öldürülür. Diğer ilç mezhebe göre öldürülmez. Sihirbaz kadm ise, bunlara göre öldünHür, Ebu H&-nife'ye göre ise hapsolunur.
Sihir yapanın dünyada tevbesi kabul edilmez. İmam Mâlik'm görüşü budur. Ebu Hanife ve îmam Ahmed'den gelen meşhur rivayetler de bu istikamettedir. İmam Şafiî'ye göre ise, kabul edilir.
Üçüncüsü; katildir: Haksız olarak adam öldürmek îmam Şafiî'ye göre şirkten sonraki en büyük günahtır. Öldürme günahının tevbesi hakkında çeşitli görüşler vardır:
Ibn Abbas'a (r.a) göre, katilin yeri ebedî cehennemdir. Hanefîlerle diğer alimlere, göre ise cehennemde uzun süre kalacaktır. Dünyadaki cezası ise kısastır. Yalnız maktül'ün velileri bağışlar veya anlaşırlarsa Öldürülmez. Bu durumda dünyevî keffâreti Hanefîlere göre yoktur. Şafiîlere göre ise, keffâ-ret lazımdır. Çünkü "Hata ile öldürmekte keffâreî olunca, bunda haydi haydi olur" derler.
Dördüncüsü; yetim malı yemektir: Yetim; babası ölen küçük çocuktur. Zemahseriye göre, büyük çocuğa da yetim denir. Çünkü yetimin manası yalnız kalmak demektir. Fakat RasÛlullah (s.a):
"Buluğdan sonra yetimlik yoktur" buyurmuştur.
Hadisin zahiri manası yetim malını yemeyi mutlak olarak haram kılar. Ancak cumhura göre, velinin haddi aşmadan, normal surette yetim malından yemesi meşrudur.
Besincisi; faiz yemek: Mal verip mukabilinde mal alırken, alınan veya verilen karşılıksız fazlalıktır. Buradaki "yemek" tabiri, bizzat faizcilik yoluyla istifade etmek demektir.
"Ribâ", yani faiz birçok ayet ve hadisle şiddetle yasaklanmıştır.
Altıncısı; düşmana hücum sırasında savaştan kaçmaktır: Bu kaçmak, bir müslümamn karşısında bir veya iki kâfir olduğu zaman haramdır, fazla olursa kaçmak caizdir. Hadis-i şerif savaştan kaçmanın büyük günah olduğunu amirdir. Allah (c.c):
"Her kim o gün çarpışmak İçin dönmek veya başka bir bölükte mevki almak halleri müstesna olmak üzere kâfirlere arkasını dönerse, muhakkak Allah'ın gazabına uğrar; varacağı yer de cehennemdir. O ise pek kötü bir yerdir." (Enfâl, 16) buyurmaktadır.
Bu ayetin hükmü, cumhura göre bütün savaşlara şamil olmakla kıyamete kadar bakidir.
Yedincisi, i/fetii kadınlara zina iftirasında bulunmaktır: Bu hüküme erkeklere yapılan iftira da dahildir. Dolayısıyla kadın veya erkek akıl-baliğ ve iffetli bir müslümana zina iftirasında bulunmanın cezası hür olan kimseye 80, köleye 40 değnek vurmaktır.
Kâfir bir kadına zina iftirasında bulunana had tatbik edilmez. Cariyeye yapılan zina İftirasının cezası ise tazirdir.
Bazı günahlar Allah katında diğer bir kısım günahlardan daha büyük
günahtır. Teâlâ, işinde zarar ve mefsedet olan her türlü günahı nehyetmiştir.
Bu gûnah-ı kebâir, ümmete sayısız derecede zararlar verdiği için bunlardan sakınmak, ümmeti ve toplumu temiz kılacağı için elzem görülmüştür.
İbn Allan iffetli kadınlara zina isnadında bulunanlar için şu ayeti zikreder:
"(Kendilerine iftira edildiğinden) gafil (habersiz), munsana (namuslu, İffetli) mü'min kadınlara kazif (zina iftirası) edenlere, muhakkak dünyada ve ahirette lanet edilmiştir. Ve onlar için çok büyük bir azap vardır" (Nur, 23)
Denildi ki: Bu ayet Peygamber'in zevcelerine iftirada bulunanlara mahsustur. Ve bu kimselerin tevbesi de kabul edilmez. Ancak sahih olan görüşe göre bu ayet tevbe etmediği takdirde geneldir.
Bir hadiste; "İffetli kadına iftira etmek, yüz senelik ameli heba eder" Duyurulmuştur. [10]
İKİ YÜZ SEKSEN YEDİNCİ BÖLÜM
FAİZİN ÇOK BÜYÜK HARAM OLUŞU
Konu ile ilgili ayet-i kerime
"Riba (faiz) yiyenler kendilerini şeytan çarpmış (birer meenunjdan başka bir halde (kabirlerinden kalkmazlar.) Bö,.ie oinı^ı ua uıılunn, "Alım satım da ancak riba gibidir" demçlcTinderuMi. Halbuki Alblıaiış verişi helâl, faizi haram kılmıştır. (Bundan böyle) kim Rabb'indt-n kendisine bir öğüt gelip de (faizden) vazgeçerse ona ve işi (hakkındaki hukum) de Allah'a aittir. Kim ki tekrar (faize) dönerse, o ateşin yâranlaimdar.dır ki onlar orada (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcıdırlar. Allah ribanm bereketini tamamen giderir. Sadaka(sı verilen mal)lan ise amrır... Ey îman eaenler, (gerçek) mü1-minlerseniz Allah'tan korkun. Faizden (henüz alınmamış olup da) kalanı bırakın (almayın)." (Bakara, 275, 278)
Konuyla ilgüi olarak hadislere gelince; bu konuda çok meşhur ve sahih hadîs vardır. Bu konuya dair Ebu Httreyre hadisi önceki konuda geçmişti.[11]
1615. İbn Mes'ûd'un (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: RasÛlullah (s.a) faizi yiyene ve yedirene lanet etmiştir." (Müslim rivayet etmiştir)[12]
Hadis-i şerif, ribayı (faizi) haram kılmış, bu konuda şiddet göstermiştir. Çünkü bulaşmadıkları halde faizi yazan ve şahit olan kimseler lanete uğradıkları zaman, faizi alıp veren lanete daha müstehaktır.
Bu tür muamelelerden şiddetle sakındırmakta; bu tür alış verişlere yardım eden, teşvik eden, delâlet eden herkesi kapsamaktadır. İslâm yardımlaşma velcarzı hasen üzerine kurulan bir nizamdır.
Haneferden tmam-ı Âzam ile İmam Muhammed'e göre dan harpte yaşayan bir harbî, yani o belde ahalisinden bir gayr-i mttslim ile müslüman arasındaki riba muamelesi caizdir. İmam Ebu Yusuf ise, buna cevaz vermemiştir.[13]
İKİ YÜZ SEKSEN SEKİZİNCİ BÖLÜM
RİYANIN HARAM OLUŞU
Konu ile İlgili ayetler
"Halbuki onlar, Allah'a, Onun dininde ihlas (ve samimiyet) erbabı ve muvahhidler olarak ibadet etmelerinden başka bir şeyle emrolunmamışlar-dır." (Beyyine, 5)
"Ey îman edenler, sadakalarınızı -malım insanlara gösteriş İçin harcayan, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan bir kimse gibi- başa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin." (Bakara, 264)
"... İnsanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı (başka değil) ancak birazcık hatıra getirirler." (Nisa, 142)
Konu ile ilgili hadisler
1616. Ebu Hüreyre'den (?.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Rasû-lullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: Allah Teâlâ; "Ben ortaklıktan müstağni olanların en zenginiyim. Kim bir amel işler de, amelinde Ben 'imle beraber başkasını (Bana) ortak koşarsa, ortak ktldtğıyla başbaşa bırakırım" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir)[14]
İbn Aİlân; "Şirkin riyaya itlakı (bağlanması), gösterişin gizli şirk olmasındandır. 8u riya her ne kadar îmanın ameliyatım yaralamazsa da îmanla yapılan amellerin sevabım iptal eder" demiştir.
Hadisteki murat; "Ben'im, ortak vesaireye ihtiyacım yoktur. Bir kimse bir şeyi hem Ben'im için hem başkası için yaparsa, Ben onu kabul etmem. Bana bîr işte kimi ortak koşarsa ona bırakırım" demektir.[15]
1617. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ra-sûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken İşittim:
"Kıyamet günü halktan ilk hüküm verilecek şehit olmuş kimsedir. Ki huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona nimetlerini bildirir. O da onlan bilir. Allah (c.c);
"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" der. O şahıs:
"Sen'İn yolunda savaştım. Ve şehit düştüm" der. Allah (c.c);
"Yalan söyledin. Çünkü sana cesur desinler diye savaştın ve sana da bu söz söylenmişti" der. Sonra emredilir. Ve yüzü üzerine sürüklenerek cehenneme atılır.
îlim Öğrenip, öğreten ve Kur'an okuyan kimse getirilir. Aîlah (c.c) ona iyilik nimetlerini bildirir, o da nimetleri ikrar eder. Allah Teâlâ;
"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" O da;
"Yâ Rab ilim öğrendim ve öğrettim. Kur'an okudum" cevabını verince, Allah (c.c):
"Hayır, yatan söylüyorsun. îlmi, sana alim desinler diye Öğrendir. Kur'an-ı sana kâri desinler diye okudun ve sana da böyle denildi" buyurur. Sonra emredilir. Yüzü üzerine sürüklenerek cehenneme atılır.
Üçüncüsü de Allah (cc) kendisine zenginlik verdiği ve her türlü servetten ihsan buyurduğu şahıstır ki, huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona ihsan buyurduğu nimetleri sayar. O da itiraf eder. Cenab-ı Hak;
"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" buyuruyor. O:
"Yâ Rab.' Servetimi sadece Sen'in uğrunda, sevdiğin yollarda harcadım", deyince: Allah (c.c);
"Hayır, yalan söylüyorsun, bunları sana cömert denilsin diye yaptın" buyuruyor. Scnra emroîunur. Yüzü üzerine sürüklenerek cehenneme atılır." (Müslim rivayet etmiştir)[16]
Hadis-i şerif, riya (gösteriş) yapmaktan sakındırmaktadır. Kıyamet günü ilk hesaba çekilecek ameller, riya ile yapılan amellerdir. Kıyamette, riyakarlar azarlanacak, rezil ve rüsvay edileceklerdir. Ahirette zahirî amel, kurtuluşa kâfi değildir. Bilakis, Allah Teâlâ'mn rızasını talep ederek, ihlâslı olmak zorunludur.
Gösteriş maksadıyla ilim tahsil eden alim, kazandığı mevki ve şöhretle dünyada faziletlerle bezenmiştir. Ahirette cehenneme yüzüstü atılacaktır. Ve orada ezdi ilmin muktezasuıca kalacak, sonra çıkarak cennete girecektir. Kitap ve sünnet riyakârın îmandan çıkmayacağına delil teşkil ediyor. Sonunda cennetlik olacaktır.
"Riyanın gerçeği, ibadetlerle ve hayırlı işlerle insanların kalplerinde mevki sahibi olmak istemektir. Riya, kalbi amellerin en çirkinlerindendir. Bu davranış bir nevi Allah'la alaydır."
Riyanın zıddı ihlâstır "Her çeşit gösterişten uzak olarak Allah'ın rızasını kastetmektin[17]
1618. Ibn Ömer'den (r.a) rivayet edildiğine göre birtakım kimseler kendisine söyle demişlerdir:
"Biz idarecilerimizin yanına girdiğimizde onlara; huzurlarından çıktığımızda söylediklerimizin aksini söylüyoruz gıyablannda onları kınıyor, huzurlarında Övüyoruz)" derler .Ibn Ömer (r.a);
"Biz, bu davranışları, Rasülullah (s.a) zamanında bir nifak sayardık" diye cevap verdi. (Buhârî rivayet etmiştir)[18]
Hadis-i şerif idarecilerin önünde yalan söylemekten ve dalkavukluk yapmaktan sakındırmaktadır. Çünkü bunlar nifak alâmetlerindendir. Bu hadisin son cümlesi tbn Ömer'in içtihadıdır.[19]
1619. Cündüb b. Abdülah b. Süfyan'ın (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a);
"Kim işlediği hayrı duyurursa, Allah (c.c) onun gizlediği işlerini halka duyurur. Kim de riyakârlık yaparsa Allah da onun riyakârlığım kıyamet gününde açığa vurur." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir. Müslim bu hadisi ayrıca tbn Abbas'tan (r.a) rivayet etmiştir)[20]
Hadis-i şerif gösteriş yapmaktan, iyi amelleri duyurmak istemekten sa-kındırmaktadır. Çünkü Allah (c.c) böyle yapanları rezil edecektir.
"Semmea"; kişinin amelini, hayırlarını insanlara izhâr edip, gösteriş yapmasına denir.
Bir kimse, bir işi başkaları duysunlar da onu takdir etsinler diye yaparsa, Allah Teâlâ da kıyamette onun bu durumunu mahşer halkma duyurur. Ve onu rezil eder. Bir kısım alimler; "Bir kimse, başkalarının ayıplarım duyarak etrafa yayarsa, AJlah da onun ayıplarını ortaya çıkarır" demişlerdir.
Diğer alimler; "Bir şahıs yaptığı işle onu insanların işitmesini İsterse, Allah onlara duyurur. Ve o amelden kazancı da bu olur" demişlerdir.[21]
1620. Ebu Hüreyre'nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a):
"Kim Allah A zze ve Cetle'nin azasının talep olunacağı bir İlmi, dünyalıktan bir metaya kavuşmak amacıyla öğrenirse, kıyamet gününde cennetin kokusunu bile alamaz." (Ebu Dâvud sahih bir isnadla rivayet etmiştir). [22]
Bu babda hadisler çoktur.
Hadis; şer'î ilmi talep hususunda Allah'a karşı ihlâsı terk etmekten sakındırmak tadır. Din ile dünyayı elde etmek, kıyamet günü cennet nimetlerinden mahrum olmaya sebeptir. Ancak cennetin kokusunu duyamaması, girmesine manî değildir. Ya azaptan önce veya sonra cennete girer, demektir. Dünyada içki içen kimsenin ahirette mahrum olması gibi... îpek giyenin de durumu aynıdır. İlmi, dünya metaın; elde etmek için talep edenin cennetin kokusunu duyamamasındaki hikmet; o kişinin Umİ; fani, hakir olan şeye hasretmesidir. Aşağı olan, hayırlı olanla değiştirilmiş olur. Böylece benzeri mükâfattan men edilmesi uygun görülmüştür.[23]
ÎKİ YÜZ SEKSEN DOKUZUNCU BÖLÜM
RÎYA OLMADIÛI HALDE RİYA SANILAN ŞEYLER
Konu İle ilgili hadis-i şerif
1621. Ebu Zerr'in (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah'a (s.a) şöyle denildi:
"Yâ Rasûlalhh, bir kimse iyi bir iş yapar ve halk da bunun için onu methederse ne buyurursunuz?". Rasûlullah (s.a);
"Bu mü'min için peşin bir müjdedir" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir).[24]
Allah Teâlâ için, ihlâs ve O'na yaklaşma duygusu, insanların övmesi ve methi sonucu bulunmayabilir. Bilâkis İnsanların dillerinde dolaşan bu övgti, kabule ve doğru şehadete, kurtuluşunun çabuk oluşuna delil olur.
Alimlerin açıklamasına göre, bu hadisteki acil müjde, hayırdır. Bu Allah'ın (c.c) o kimseden razı olduğunu ve onu sevdiğini gösterir. Allah (c.c) onu kullarına da sevdirir.
Nevevf; "Bütün bunlar o sahan kuHann övmesine karışman itibariyledir. Aksi halde övmeleri için müdahale etmesi hoş olmaz" der. Allah Tefilâ;
"Onlar için dünyada ve ahiret hayatında müjde vardır." (Yunus 64) buyurmuştur.[25]
İKİ YÜZ DOKSANINCI BÖLÜM
SERİ BİR İHTİYAÇ OLMAKSIZIN YABANCI BİR
KADINA VE GENÇ ÇOCUKLARA BAKMANIN HARAM OLMASI
Konu ile ilgili ayetler
"Mü'mİn erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar." (Nûr, 30)
36)
".... Çünkü kulak, göz, kalp. Bunların her biri bundan mesuldür." (Isrâ,36)
"(Allah) gözlerin hain bakışını, gönüllerin gizleyeceği herşeyi bilir." (Ga-fîr, 19)
"Çünkü Rabb'in şüphesiz ki, rasat yerindedir (her an nigah bandır, gözet leyicidir)." (Fecr, 14) [26]
Konu ile ilgili hadisler
1622. Ebu Hüreyre'den (r.a) Nebî'nin (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. Şüphesiz o buna mutlaka erişir. îki gözün zinası bakmaktır. İki kulağın zinası yasak olan sözleri dinlemektir. Lisanın zinası (söylenmesi haram olan şeyleri) konuşmaktır. Elin zinası (ecnebi kadının uzvunu şehvetle) tutmaktır. Ayağın zinası (gidilmesi haram olan yere) gitmektir. Kalbinde zina meyli ve temennisi vardır. Tenasül uzvu ise bu azanın arzusunu ya gerçekleştirir veya yalanlar." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[27]
Hadis-i şerif, zina ve zinaya çağıran amillerin terkedilmesine doğru yönlendirmektedir.
"Zinaya yaklaşmayınız. O zina bir kötülüktür. Ne kötü bir yoldur. " (tsrâ, 32)
İbn Battal: "Hadiste zikrolunan her şeye zina adı verilir. Çünkü bunlar zinaya çağıran amillerdir. Bütün bunları, eğer fere doğrulamazsa Allah (c.c) affı ile ikram ederek bağışlar. Fere doğruiarsa, büyük günah olur" demiştir.
Suyûtî: Hadisin manası âdemoğluna zinadan nasibi takdir edilmiştir. Bir kısmının zinası ferci ferce idhal etmekle hakiki olur. Bir kısmının zinası haram ve benzeri şeylere bakmakla, dokunmakla mecazî olur. Bütün bunlar zinanın birer çeşididir. Fere ya bunu doğrular (uygular), veya yalanlar (uygulamaz)."
îbn Abbas; "Ebu Hüreyre'nİn sözünden daha çok lemetne Benzeyen bir ifadesiyle "Lemem"ayetine işaret etmiştir. Lemem; küçük günahlar manasına gelir.
"O (güzel davrananlar ki, günahın, büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler..." (Necm, 32)
Allah (c.c): "Küçük günahlardan değil de kebâirden sakınanları Allah af eder" buyurmuştur. Bu ayetin manası; "Büyük günahlardan sakınıldığı takdirde küçük günahların hükmü düşer" demektir.
Nevevî: "Mana böyledir. Lemem'in tefsirinde sahih olan söz budur" demiştir.[28]
1623. Ebu Saîd el-Hudrî'den (r.a) Nebî'nin (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız." Bunun üzerine Ashab;
"Ey Allah'ın Rasûlü yol üstünde çaresiz oturuyoruz. Lüzumlu işleri orada konuşuruz" dediler. Rasûluüah (s.a);
"Yol üzerinde oturmaktan kaçınmıyorsanız yolun hakkını veriniz" buyurdu. Ashab;
"Yolun hakkı nedir? Yâ Rasûlallah" dediler. Rasulullah (s.a);
"Harama bakmamak, geçenleri rahatsız etmemek, selâm almak, iyi olan şeyi emir, kötü plan şeyden nehyetmektir" buyurdu. (Buhar! ve Müslim rivayet etmişlerdir) [29]
Hadis-i şerif, yolun kenarlannda oturmaktan sakındırmaktadtr. Çünkü yollar, hatalar ve günahlara düşme ihtimalinin fazla olduğu yerlerdir. Alt yapılar toplumun malıdır. Ferdin şahsı için kullanması doğru değildir. Müs-lümanın daima hayn yaymak ve ona davet için faal olması lazımdır. Yolu yolculara daraltmak caiz olmaz. Yollarda oturmaktan kaçınmalı, kimseye eziyet etmemelidir. Gıybet, sui zan, yoldan geçenleri tahkir ve yol vermemek gibi şeyler eziyetten sayıldığı gibi, yol üzerinde oturanlar korkutacak kimselerse ve halk da bu sebeple oradan geçemezse eziyetten sayılır.
Abdullah b. Zübeyr; "Meclisler şeytanın halkalarıdır. Yapılacak bir hak görürlerse yapmazlar. Batılı defetmezler" demiştir,
Alimler; "Buradaki yasak oturmanın haram olduğunu bildirmek için değil, harama giden yollara engel olmaya matuftur" diyerek açıklama yapmışlardır. [30]
1624. Ebu Talha Zeyd'b. Sehl'den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Biz ev önlerinde oturur, konuşurduk. Rasûlullah (s.a)yanımıza gelerek durdu ve "Size ne oluyor ki yollar üzerinde oturuyorsunuz? Yollardaki meclîslerden sakınınız" buyurdu. Biz:
"Sakınca olmayan şeyler için oturduk, (meselelerimizi) müzakere ediyor ve konuşuyoruz" dedik. Rasûlullah (s.a);
Mutlaka oturacaksatuz, o halde yolun hckkuu verin. Onlar da: Gözü korumak, selâmı iade etmek ve güzel sözdür"buywdu. (Müslim rivayet etmeştir).[31]
Hadis-i şerife göre îslâmî terbiye ile edeplenmek ve yolun hakkını ifa etmek suretiyle yol kenarlarında oturmak mubahtır. Bu ve önceki hatiste yolun hakkı olarak, şunlar zikredilmiştir: Gözü kısmak (haramdan sakınmak), eziyeti gidermek, selâm almak, güzslsöz, emr-ibil-ma'rufnehy-iani'l-mûnker.
Rasûlullah (s.a) oturarak, lakırdı etmekten vazgeçirmektedir. Yol üstünde oturup lalardı etmek, çoğu defa fitneye ve günaha girmeye sebep olur. Harama bakabilirler ve yoldan geçenleri aşağılayarak, gıybetini yapabilirler. Arasıra selâm almayı, emri ma'rufu terkedebilirler. İşte bu sebeplerden dolayı yollarda oturma nehyedİlmiştir.
Zorunlu olarak oturmak lazımsa, yolun hakkının verümesi lazımdır. Göz yummak, emri ma'ruf, güzel söz söylemek gibi hususlar bu haklardandır..
Günümüzde, kahvelerde ve sokak köşelerinde oturup, gelen geçen kadınlara bakıp büyük günah işlenmektedir. Bu devamlı olursa fitneye düşme tehlikesi başgösterir.[32]
1625. Hz. Cerir'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasülullah'a (s.a) ansızın bakıştan sordum. Rasûlullah (s.a); "Bakışını hemen çevir" bu-; yurdu." (Müslim rivayet etmiştir).[33]
Hadis bakılması haram olan şeye devamlı nazar, etmekten sakındırmak-tadır". Ancak ansızın göze gelen haram şeylerden hemen başı çevirmek lazımdır.
Ansızın görmek demek; kasıtsız olarak bir kadını görmektir. Hemen başını çevirirse günah değildir. Bakmaya devam ederse günahkâr olur. Rasû-luüah (s.a) Cerîr'*; "Gözünü çevir" buyurmuştur.
Allah'u Teâlâ;
"Mü'mirileresöyle, gözlerine sahip olsunlar..." (Nur, 30) buyurmuştur.
Kadı îyâz'ın ifadesine göre; 'Alimter bu hadise bakarak kadmm dışarıda yüzünü örtmesinin farz olmadığını, sünnet ve müstehab olduğunu söylemişlerdir. Erkeklerin ise her zaman yabana kadınlara bakmaları haramdır. Şahitlik, tedavi gibi meşru amaçlarla bakmaları ise caizdir. Bu hususlarda da ihtiyaç miktarı bakılabilir.[34]
1626. Ümmü Seîeme'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlul-lah'ın (s.a) yanında Meymüne (r.a) olduğu halde bulunuyordum. İbn Ürnm Mektûm, gelmişti. Bu olay örtünmekie emrohınduktan sonraydı. Nebî "Bu şahıslan saklanınız" diye buyurdu. Biz:
"Yâ Rasûlallah! O bizi göremeyen bir âmâ değil mi?" dedik. Nebî (s.a);
"Sizde mi âmâsınız, onu görmüyor musunuz?" buyurdu." (Hadisi, Ebu Dâvud ve Tinnizî rivayet etmişlerdir. Tinnizî hasen ve sahihtir demiştir). [35]
Hadiste geçen İbn Ümmü Mektüm'un adı; Amr b. Kays b. Zaide ei-Kureşî el-Âmirî'dir. Nebî'nin (s.a) müezzinidir. Annesi ise At!k« b. Abdullah'tır. Ummü'i-Mü'minîn siz. Hatice'nin (r.a) dayısının oğludur.
Nebî'ain (s.a) haaımlannın mevkilerinin üstünlüğü sebebiyle örtünmekte mübalağa, vardır. Diğer kadınların âmânın huzurunda örtünme?! İse vs^b değildir. Kadıma o fenaya yabancı iü bakması haramdır. Çünkü fitneden korkulur. Kadının yabancı erkeğe bakması haramdır. Eğer fitneden emin olunması durumunda, bir çok alim diğer delillerden istifade ederek, bakmanın caiz olduğuna hükmetmişlerdir.
Hz. Aişe'nin (r.a) mescidde Habeşlilerin oyunlarını seyretmesi konusuna gelince; onların bedenlerine bakmaması söz konusudur.[36]
1627. Ebu Saîd el-Hudri'den (r.a) rivayete göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Bir erkek, diğer erkeğin avret yerine bakmasın. Kadın da kadının avret yerine bakmasın. Bir erkek, başka erkekle, kadın da başka bir kadınla aynı örtü içinde yatmasın." (Müslim rivayet et mistir). [37]
Hadis-i şerifle, aynı cins kimseler olsa bile, avret yerlerine bakmaları nehyedilmiştir. Hadisimizde İslâm'ın, toplumun nezahetini ve zina kapısını kapatmaya olan titizliği söz konusudur.
Erkeğin göbeği ile diz kapağı arasına bakmak haramdır.
Kadının da kendi cinsi olan kadınların bu mahalline bakması haramdır. Kadının, yabancı erkeğs karşı haram yerleri ise eller ve yüz hariç bütün bedenidir.
İmam Nevevt; "Fitneden emin olunsun olunmasın; güzel yüzlü, tüyü bitmemiş gençlere bakmak haramdır" demiştir.
Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Erkekler erkeklerin, kadınlar da kadınların avret yerlerine bakamaz. Bu husus, alimlerin ittifakıyla haramdır. Tabiatıyla erkeklerle kadınların da birbirinin avret yerine bakması haramdır.
Kan-kocaya gelince Hanelilere göre; kan koca birbirlerinin avret mahallerine bakabilirler. Ancak bu konuda Rasûlullah (s.a), "Biriniz ailesine yaklaşmak istediğinde, mümkün mertebe örtünsün. Merkep gibi çırılçıplak soyunmasın" buyurmuştur.
Erkek erkeğin avretinden başka her yerine bakabilir. Kadının yabancı bir kadına bakması ise erkeğin erkeğe bakmasına kıyaslanır. Kadının erkeğe bakması da aynı hükme tâbidir. Yalnız erkeğe bakmakla şehvet duyacaksa veya böyle olacağını zannederse fitneden uzak durması İçin bakmaması gerekir.
Erkeğin nikahlanması haram olan, yakın kadınlara bakması ve o kadınların erkeğe bakmaları sahih olan görüşe göre; göbekle diz kapağı arası dışındaki yerlere caizdir. tki kadının veya iki erkeğin aynı Örtü içinde yatmaian tahrimen mekruhtur.[38]
İKİ YÜZ DOKSAN BİRÎNCİ BÖLÜM
YABANCI BİR KADINLA HALVETİN HARAM OLUŞU
Konu ile ilgili ayet-i kerime
"Bir de onun (Pemgamber'İn) zevcelerinden lüzumlu bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin onlardan." (Ahzab, 53)[39]
Konu ile ilgili hadisler
1628. Ukbe b. Âmir'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Yabancı kadınların yanına girmekten sakının " buyurdu. Ensardan bir adam; "Yâ Rasülallah, kocasının akrabası hakkında ne buyurursunuz? "dcâi. Rasûlullah; "Erkeğin yakınları ile halveti ölümdür" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[40]
Hadiste geçen kelimesi Tirmİzf nin İfadesine göre, kocanın babası demek olduğu söylenir. Herhalde gelini ile bir arzda kalması kerih görülmüştür. Leys b. Sa'd ise; ."Lügat bilimcileri ittifakla 'Hamvu' kelimesinin; kadının kocasının babası, amcası, kardeşi, kardeşinin oğlu, amcasının oğlu ve buna benzer akrabası olduğunu kabul etmişlerdir" demiştir.
"Kayın ölümdür" cümlesinin manası, ondan fitne ve kötülük gelmesi başkalarına göre daha büyük ihtimal taşıdığı içindir. Çünkü kolayce gelinin yânına girip çıkabilir. Ve başbaşa kalabilirler.
"Hamv ÖlUmdtir" tabiri; Arapların el-Esedel-Mevt, yani arslan ölümdür, demeleri gibidir. Arslanla karşılaşan çoğunlukla ölür. Hamv de buna benzetilmiştir.
Nevevî diyor ki; "H&mv'den maksat, kocanın babalan ile oğullarından geri kalan akrabasıdır. Babalarla oğullar zaten kadının mahremidirler. Onlarla başbaşa kalması caizdir; Burada maksat; kardeş, kardeş oğlu, amca, amcaoğlu ve benzeri mahrem olmayan kimselerdir. İşte ölüm budur. Hadîsin manası da budur."
İslâm'ın, İslâm toplumunun selâmetini sağlamaya olan hırsını ve şer kapısını kapatıp, zinaya düşme tehlikelerini bertaraf etme çabasını hadis-i şerif beyan etmektedir.
Kadı îyâz şöyle der: "Kayınlarla başbaşa kalmak, fitne ve helâka götürür."[41]
1629. îbn Abbas'tan (r.a) rivayet edilmiştir. Rasûluüah (s.a) şöyle buyurmuştur:
'Sizden biriniz yanında mahremi olmayan yabancı bir kadınla başbaşa kalmasın." (Suhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[42]
Hadis-i şerif, erkeğin yabancı kadınla başbaşa kalmasını haram kıbniştır. Çünkü b«e şerre ve fuhuşa sürükteysn
Mahrem kelimssi üs kastedilen; kadına, nikahı Sıaram cSas ksdinın da erkeğin de yakın akrabasının kastedilmiş
Kadime mahremleri; oğlu, kız kardeşi, annesi ve teyzesi gibi kimselerdir. Hadis, koca ile dahi tahsis edilmiştir. Evli kadm için bu dala evlâdır.
Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Kadm mahremi olmadan yola çıkamaz. Dolayısıyla kadının yalnız başına kısa ve uzun seferlere hac veya başka sebeplerle yola çıkması haramdır. Mahrem tâbiri, nikahı haram olan herkesi kapsamaktadır. Yabancı bir kadınla bir arada kalmak haramdır.[43]
1630. Hz. Büreyde'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
"Cihada iştirak etmeyenlerin, cihada çıkmış kimselerin hanımlarına gösterecekleri hürmet, analarına gösterecekleri hürmet derecesindedir. Müca-hidlerden bir kimsenin ailesine bakmayı üzerine alıp da ona hiyanet eden hiçbir kimse yoktur ki, kıyamet gününde o mücahidin karşısında durdurulup da, o mücahide: "İşte bu adam aile işlerinde sana halef olup, hıyanet etti. Hasenatından istediğin kadar al" denilmesin ve o mücahid de onun amelinden dilediğini almasm" dedi. Sonra Rasûlullah {s.a) bize dönerek;
Ne zannediyorsunuz? (hasenattan bir şey bırakacağını zanneder misiniz?" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir).[44]
Hadis-i şerif, müslümanlar arasındaki dayanışmaya ve onlardan her birinin selâmetine gayret etmeye teşvik etmekte ve Allah yolundaki mücahitlere hainlik yapmaktan sakındınnaktadır. Çünkü mücahitler dinin yükselmesiyle meşgul olup, arkada kalan insanları müdafaa ederler. Geride kalanların, mücahitlerin hanımlarına, kocalarının yokluğunu fırsat bilerek herhangi bir şekilde musallat olması caiz değildir. Böyle mütecaviz kimse kıyamet günü bütün hasenatlarından soyutlanır. Ve helak olup, zarara uğrayanlardan olur.
Nevevî şöyle diyor: "Bu hadis iki hususu ihtiva eder: Birisi savaş edenlerin kadınlarına bakmak, onlarla bir arada kalmak ve konuşmak gibi şeylerin haram kılınmış olmasıdır. İkinci husus ise; onlara iyilik yapmak, fitne ve fesada, şüpheye sebep olmaksızın ihtiyaçlarını görmektir."
"Ne sanıyorsunuz?" demek, "Savaşçının onun iyiliklerinden almaya arzu duymasına ve o makamda elinden gelse bütün iyiliklerini almak istemesine ne dersiniz?" anlamındadır.[45]
İKİ YÜZ DOKSAN İKİNCİ BÖLÜM
GİYİM VE DAVRANIŞLARDA ERKEKLERİN
KADİNLARA, KADINLARIN DA ERKEKLERE BENZEMEYE ÖZENMELERİNİN HARAMLlGl
Konu ile ilgili hadisler
1631. İbn Abbas'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. "Rasûlullah (s.a) kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lanet etmiştir." (Buhârî rivayet etmiştir).[46]
Buhârî'nin başka bir rivayetinde; "Rasûlullah (s.a) kendilerim kadınlara benzetmeye çalışan erkeklerle, kendilerini erkeklere benzetmeye çalışan kadınlara lanet etmiştir." şeklinde geçmektedir.
Hadis-i şerif erkeklerin, hareketlerde, yumuşak konuşmada, süslenmede, giyimde ve diğer durumlarda kadınlara benzemelerini haram kılmıştır.
Aynı şekilde kadınların da bu gibi hususlarda erkeklere benzemeleri de
İerdir. Ksram olmasındaki hikmet; karşı cinse benzeyen erkek ve ksdrcd&n her biri fıtrî ve (âlemierra R&bb'i Allah'ın koyduğu) tabiî haidee kendilerini çıkarmışlardır. Günümüzde erkeklerin saçl&nnı uzatması, dar elbiseler giymesi, süslerinde, ayakkabılarında, konuşmalarında kadınları taklit etmesi, aynı şekilde kadınların elbiselerinde erkeklere beozemderi, tehlikeleri doğurur ve ümmetin yapısını sarsar. Çünkü bu tavırlar fıtri yapıdan çıkışı gösterir, îki ayn cinsîn kendilerine tanman görevlerini aksatır. Bu da ancak ümmetimize, gençlerimize ve genç kızlarımıza zarar veren kör taklidin sonucudur.[47]
1632. Ebu HÜrcyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlul-lah (s.a), kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet etmiştir." {Ebu Dâvud sahih isnadia rivayet etmiştir)[48]
Erkeğin kadınlara mahsus elbiseleri giymesi haramdır. Kadmm da erkeklere mahsus olan elbiseleri giymesi haramdır. Erkeğin giyimde kadına, kadının da erkeğe benzemesi fıtri yaratılıştan sapmaktır. İki cinsin şerefini yok etmektir. Sadece taklidin arkasında yürümektir.[49]
1633. Ebu HOreyre'den (r.a) şöyte dediği rivayet sdümiştk: RagÛtuÜah (s.a) şöyle buyurmuştur: "CeheBBeinİIklerdea iki sınıf vardır ki, huştan henüz dünyada görmedim. Birisi, sığır kuyrukları gabi kırbaçlan tutemk os-larig; insanlan döverler. Diğer bir ııiuf iss, kadınlardır. Gerçi giyinmişlerdir. Ancak çıplak görünürler. Başka kadınları kendileri gibi yapmaya teşvik ederler. Bunların başlan, içine doldurdukları bezler ve saçlarla deve hörgüçleri-ne benzer. Bunlar ne cennete girerler, ne de pek uzak mesafeden kokusunu koklarlar." (Müslim rivayet etmiştir).[50]
Hadis-i şerif, Rasûlullah'ın (s.a) mucizelerinden sayılır. İmam Nevevî şöyle diyor: "Bu iki zümrenin ikisi de günümüzde mevcuttur."
Birinci sınıftan maksat; zalimlerdir. Belinde kaması, elinde kamçısı olduğu halde herkese meydan okuyan kimseler, Rasûlullah devrinden sonra daima bulunmuştur. Zalim sultanlar, idareciler, işçisine, hizmetçisine zulüm edenler de bu zümreye dahildir.
Kâsiyât" giyinmiş kadınlar, "Âriyât", ise; çıplak kadınlar ma-nasına gelir. Bu iki kelime; hem giyinmiş, hem çıplak manasına gelir. Bazı alimler; "Kadının bedeninin bir kısmını örtüp, bir kısmını açması" diye tefsir etmişlerdir.
"Mâilât"; eğilen veya kırıtarak yürüyen, yürürken omuzlarım sağa sola sallayan kadınlardır. ise; başkasına salına salma yürümeyi öğreten, başkasını ayarlan, başkasına fahişeler gibi davranmayı öğreten kadınlar anlamına gelir.
Kadınların saçlarım deve hörgüçlerine benzetmesi, muhtelif şekillerde onları büyüttükleri içindir. Günümüzde kadınlar arasında bunun örnekleri çoktur. Allah cümlemizi korusun!..
insanlara çeşitli zulümlerde bulunarak, onları kırbaçlayanlar ve onlara çeşitli işkence türlerini tattıranlar, kâfir ve fâcîr bir topluluktur. Bu kimseler, hak dinden okun yaydan fırladığı gibi çıkarlar. Ve tüm şerefli ahlâkî vasıflardan soyutlanırlar. Bu kimselerin cezası dünyada zillet, kıyamette ise ebedî cehennemdir.
Hadis, müslüman kadını, şeref ve haysiyetinin işareti olarak Allah'ın (c.c) emrettiği örtüden soyunmasından ve haşmetini terketmesinden sakıntı durmaktadır. Müslüman kadını Allah'ın (c.c) emrine sarılmaya, O'nu gazaplandıracak ve kıyamet günü dem verici azaba duçar kılacak her türlü husustan uzak durmaya teşvik etmektedir.
Hadiste, Rasûlullah'ın (s.a), kadınların açılıp, saçüacagina dair haber verdiği dununa düşecek ümmet için bir tehdit ve korkutma vardır.
Aynı şekilde Allah'ın haramlarına tecavüz ve zulümden ve insanları öldürmek, mallan haksız yere gasp gibi düşülecek hatalar için tehdit söz konusudur.[51]
ÎKİ YÜZ DOKSAN ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ŞEYTAN VE KÂFİRLERE BENZEMENİN NEHİY OLUŞU
Konu ile İlgili hadisler
1634. Cabir'den (r.a) rivayet edilmiştir. Şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a): "Sol elle yemeyiniz. Çünkü şeytan sol elle yer." (Müslim rivayet etmiştir)[52]
Buradaki "yemeyiniz" tabiri sakındırmak içindir.
Hadiste, şeytanın yiyip içtiğine delil vardır. Bir diğer hadisteki, "Şeytanın yellenmesi vardır... "ve "Şu adam ki şeytan onun kulağına işer" ifadeleri de bu hususu teyid eder.[53]
1635. İbn Ömer'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
"Sizden hiçbiriniz sol eliyle yemesin ve içmesin. Çünkü şeytan sof eliyle yer ve içer". (Müslim rivayet etmiştir).[54]
Sol ef ile yemek içmek mekruhtur. Çünkü bu şeytanı» âdet. Kim böyle yer, içerse ona benzemiş olur. Sağ elle yemek içmek sünnettir. Sol tarafı kullanmak mekruhtur. Bütün değersiz işleri sol tarafla yanmak sünnettir, ki bu hususlarda sağ tarafı kullanmak mekruhtur. Şeytan ise bunun aksine davranır. Hadisimizde; şeytanın işi, fiili ve davet ettiği her tünü cavra-nışı terketmeyi teşvik etmektedir. Ayrıca, tslâml yaşayışın edepler» öğretilmektedir.
Hadiste; şeytanın yeme ihtiyacının olduğu açıklanmakta. Bir başka hadiste: "Yelleneyellene kaçar"ifadesi bunu teyid eder. Yine bundan önceki; "Şeytan onun kulağına işer" hadisi de yemek ve içmenin gerçekliğine delil olmaktadır. Bazılarına göre şeytanın so! eliyle yemesinden kastedilen; insanlardan olan yardımcılarını sol elle yemeye sevk etmesidir.[55]
1636. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûluîlah (s.a) şöyle buyurdu: "Yahudiler ve hristiyanlar saçlarını asla boyamazlor. Sizler onlara muhalefet ediniz." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[56]
Yaşlıların gerek sakalını ve gerekse uygun yerleri kına ile boyaması müs-tehabdır.
Yahudi ve hıristiyanların giyim ve diğer hususlardaki âdetlerinde, onlara muhalefet etmek teşvik edilmektedir. Müslüman giyimde, davranışlarında ve yaşayışında diğer insanlardan ayrı bir tarza sahip olmalıdır. Her müsmanın sünnet-i Nebevfye sarılmaya özen göstermesi gerekir. MUslûmaiun gayr-ı mtislimlcrin adetlerine ve geleneklerine benzer şekilde yaşaması uygun olmaz.
Beyazlaşan saçlan siyaha boyamak tahrimen mekruhtur. Bu hüküm erkekler içindir. Kadınların boyanmasına tein verildiğini söyleyenler vardır.
Peygamber'in (s.a) saçlarını sanya boyadığını tbn Ömer görmüş, kendisi de ona uyarak boyadığı rivayeti varsa da konu ihtilaflıdır. Fakat Efen-dimiz'in saçlarını ömründe bir defa boyadığını söyleyenler de vardır.
İmam Mâlik; Peygamber'in saçlarını boyamadığını ifade etmiştir.
Hz. Âişe; "Ebu Bekir saçlarını boyardı. Rasûlulîah (s.a) da boyasa, ben de boyardım. Siyah boya hakkında bir şey işitmedim. Ama başka renk daha makbuldür" demiştir.[57]
İKİ YÜZ DOKSAN DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ERKEK VE KADININ SAÇLARINI SİYAH İLE BOYAMASININ NEHYİ
Konu ile ilgi/i hadis-i şerif
1637. Câbir'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebu Bekir'in (r.a) babası Ebu Kuhâfe, başı ve sakalı kar gibi beyaz olduğu halde Mekke'nin fethi günü huzura getirildi. Rasûlullah (s.a); "Bu ak saçları boyayarak değiştiriniz ve siyah boyadan kaçınınız" buyurdu." (Müslim rivayet et-rniştir).[58]
Ağaran saçlan hali üzere terketmek, mekruhtur. Rengini boyayarak değiştirmek müstehabdır. Saçlan boyamada siyah renk kullanmak, haramdır. Çünkü bunda aldatma vardır. Ancak düşmanı korkutmak içinf cihad ederken siyaha boyamak mubahtır.
Ebu Kuhâfe, Hz. Ebu Bekir'in babası Osman'dır. Mekke'nin fethi günü İslâm'a girmiştir.
Hadiste zikredilen "Sağame" kelimesi için Îbnu'l-Arâbî; "Tuz gibi bembeyaz bir ağaçtır" demiştir.
Kadı îyâz: "Sahabe ve tabiîn saç boyamak ve boyanın çeşidi hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı, "Boyamayı terk etmek evladır", demişlerdir. Buna Peygamberimiz'is (s.a) aklaşan saçlan değiştirmekten nehiy ettiğine dair hadisi nakletmişlerdir. Bu rivayet Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Ubeyy*-dendir (r.a).
Bazıİan da saç boyamanın efdal olduğunu söylemişlerdir. Sahabe ve tabiinden sonra gelen birçok kimse saçlarını boyamışlardır. Delilleri Müslim'in ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadislerdir. Daha sonra bunlarda ihtilaf ederek çoğu saçlarını sarıya boyamışlardır.
Taberânîise; "Doğrusu, Hz. Peygambsr'in gerek ağaran saçların boyanması veya bundan yasaklamaya dair bütün hadisleri sahihtir.
Boyama emri Ebu Kuhâfe gibi saçlan fazla beyazlaşanlaradır. Nehiy ise, aklaşmanın yeni başladığı kimseleredir" demiştir.
Bir memlekette saç boyamak âdetse, saçları boyamamak, o âdete karşı durmak lazımdır. Aksi durumu da böyledir.
Bu durum aklaşan saçın durumuna göre değişir,Eğer ağarmış saçlar güzel duruyorsa boyamamak, ama çirkin görünüşlü ise boyamak evlâdır.[59]
İKİ YÜZ DOKSAN BEŞİNCİ BÖLÜM
BAŞIN BÎR KISMİ TIRAŞ EDİLEREK DİĞER
KISMININ BIRAKILMASININ NEHYİ VE ERKEĞİN
ŞAŞINI TRAŞ ETMESİNİN MÜBAHL1ĞI, KADININ
BAŞINI TRAŞ ETMESİNİN YASAKLIĞI
Konu ile ilgili hadisler
1638. İbn Ömer'den (r.a) îöyle dediği rivayet edilmiştir. "Rasûiuiiah (s.a) "Alaburus" şeklinde traş olmayı nehiy etti." (Bııhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[60]
"Kaza"; Başın bir bölümünü traş edip, diğer kısımlar, bırakmaya denir ki, mekruhtur, demişlerdir. Ancak tedavi için olursa caizdir.
İmam Mâlik; kız ve erkek çocuklarının bu şekilde ıraş yapılmasını kerih görmüştür. Diğer alimlerin görüşü de bu minvalde (yonde)dir. Bunun kerih olması, fıtratı çirkinleştirmesi sebebiyledir.[61]
1639. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a), saçlarının bir kısmı kesilip, diğer kısmı bırakılmış bir çocuk gördü- Böyle yapmalarım nehyederek, şöyle buyurdu: "Onun her tarafını traş ediniz. Veya her tarafını bırakınız." (Ebu Dâvud sahih isnadla, Buhârî ve Müslim'in şartına uygun rivayet etmiştir).[62]
Hadis; başın bir kısmının bırakılıp, diğer kısmının traş edilmesini neh-yetmektedir. Buradaki nehiy tahrimîdir. Bundaki hikmet; ehli kitaba benzemekle birlikte, yaratılışın görüntüsünün bozulmasıdır. Çünkü bu tür traş, onlann rahiplerinin ve papazlarının âdetlerindendİr. Yine bu, şer ve fesat ehlinin fiülerindendir. Başın her tarafını traş etmek caizdir. Temizliğe dikkat edip, kadınlara benzememe şartıyla saç uzatmak da caizdir.[63]
1640. Abdullah b. Ca'fer'den (r.a) rivayet edilmiştir: Nebî (s.a), Ca'-fer'in ailesine üç gün mühlet vermişti. Sonra onlara geldi
"Bu günden sonra kardeşim Ca'fer'e ağlamayınız. Bana kardeşimin Çocuklarım çağırınız" buyurdu. Bizi getirdiler. Annelerini kaybetmiş, kuş
yavrusu mesabesinde idik. Rasûlullah (s.a);
"Berber çağırınız" buyurdu. Berber geldi. Rasûlullah'm (s.a) emri gereği başlarımızı tamamen traş etti." (Ebu Dâvud sahih isnadla Buhârî ve Müslim'in şartlarına uygun olarak rivayet etmiştir).[64]
Basın her tarafını tras etmek, özettikle bunu çocuklarda uygulamak caizdir, ölenin ailesine yardım etmek hususiyle Allah yolunda şehit düsen kim-sefcrin ailesine yardım etmek, onlan üzüntü ve kederden uzaklaştıracak ohımhı İşlere çağırmak müstehabdır.
ölüye ağlamak caizdir. Ancak, feryat edip, yaka paça yolmak gibi haram kılınmış davranışlara tevessül etmemek gerekir, ölüye yas tutmak üç gündür. Üç günden fazla ağlamak da caizdir. Buradaki nehiy tenzihidir.[65]
1641. Hz. Ali'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) kadının başını traş etmesini nehyetti." (Neseî rivayetetti).[66]
Kadının saçını traş etmesi kerih görülmüştür. Ancak tedavi gibi bir sebeple kesibnesı zorunlu İse o takdirde mutlak olarak (kesinlikle) caizdir.[67]
İKİ YÜZ DOKSAN ALTINCI BÖLÜM
PERUK TAKMANIN, DÖVME YAPMANIN, YAPTIRMANIN, DİŞLERİN TÖRPÜLENEREK SEYREKLEŞTÎRtLMESİNİN HARAM OLUŞU
Konu ile ilgili ayetler
"Onlar O'nu (Allah'ı) bırakırlar da yalnız dişilere (Lât, Uzza, Menat gibi dişi saydıkları putlara) taparlar. (Böylece) onlar ancak çok inatçı bir şeytana tapmış olurlar. Allah onu rahmetinden kovdu. O da (şöyle) dedi: "Ce-lâl'in hakkı için kullanndan muayyen bir kısmım tarafıma çekeceğim, onları behemahal saptıracağım, onları mutlaka olmayacak kuruntulara boğacağım. Onlara katiyyen emredeceğim de davarların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler." (Nisa, 117, i 19)[68]
Konu ile ilgili hadisler
1642. Hz. Esmâ'dan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Bir kadın Nebfye (s.a); "Yâ Rasûlallah kızım kızamığa yakalanınca »açları döküldü. Kendisini de evlendirdim. Başına emanet saç takayım mı?" dedi. Rasûlullah (s.a); "Allah (c.c) iğreti saç takana ve takılana lanet etmiştir" buyurdu. (Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir).[69]
Başka bir rivayette; "İğreti saç takan ve t ak t ırana" denilmiştir.
Hz. Aişe'den de (r.a) aynı rivayet vardır. Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir.
Saçına bir başka kadının saçını ilave eden kadına "vasile" denir. Sacı eklenilen kadına müstevsıla veya mevsüle adı verilir.
Hadiste geçen "Hasbe" kelimesi ise; bir çeşit çiçek veya kızamık hastalığıdır.
Kadı lyâz şöyle der; bu konuda ihtilaf vardır. Birçok alim saç eklemenin her ne şekilde olursa olsun haram olduğunu beyan etmişlerdir. Buna delil olarak Müslim'de ki; "Rasûlullah (s.a) kadının saçına bir şey ilave etmesini yasakladı" hadisidir.
Şafiîlerden bir kısmı; kadının kocasının izni olması şartıyla temiz hayvan yünü ekleyebileceğini söylemişlerdir.
Saça saç eklenmesinin haram olması, ya kötü kadınlara benzemek veya Allah'ın yarattığı şeklin tebdil edilmesi (değiştirilmesi) sebebiyledir.
Kadının yüzünden kıl aldırması nehyedilmcmiştİr. Bu Hz. Aişe'ye sorulmuş, o da şöyle demiştir: "Doğduğunda var olanı almak helâl değildir. Sonradan çıkmışsa onu almakta bir sakınca yoktur" bir rivayette ise "Kocan için ise yap" cevabını vermiştir.[70]
1643. Humeyd b. Abdur-Rahman'dan rivayete göre şöyle anlatıyor: Mu-âviye (r.a) haccettiği yıl, Hz. Peygamber'in minberinde iken, korumacının elindeki alın saçını aldı ve; "Ey MedinelUer! Alimleriniz nerede? Nebî'nin (s.a) bu gibi şeyleri yasakladığını ve; "israiioğultan kadınlarının bu gibi şeyleri kullandıkları zaman (yasaklamamaları yüzünden) helak oldular" buyurduğunu işittim" demiştir. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[71]
Hadisin râvisi Humeyd b. Abdur-Rahman el-Müzenî, tabiînin ileri ge-lenlerindendir. Sahih olan görüşe göre; 105 yılında vefat etmiştir.
"Kussa": Basın ama sarkan ön tarafındaki saçlardır.
Olay, Muâviye'nin (r.a) hilâfetinin son yıllarında yaptığı hac esnasında Hicri 51 yılında vuku bulmuştur, ki hutbeyi Rasûlullah'ın (s.a) minberi üzerinde okumuştur.
Muâviye'nin "alimleriniz nerede?" diye Medinelilere hitap etmesi, o devirde alimlerin azlığına işarettir. Ancak bu görüş tercih edilmemiştir. Aynî, bunu tenkit ederek, "Sahabenin çoğu vefat etmişti. Ama onların yerine tabiînden birçok alim vardı" der.
Bu şekilde saçın eklenmesine günümüzde "peruk" adı verilir. Muâviye hadisi, idarecilerin münkerâtı kaldırmaya Önem vermelerinin vücubuna ve bunların izalesini teşvik etmesine, ehil olan kimselerin ise bu konuda vurdumduymaz olanları azarlamasına işaret eder.
Münkerâtın tüm insanlar içinde yayılması ve bu yasaklara karşı çıkıl-maması Allah'ın (c.c) umumu sorumlu tutarak, cezayı da umumî olarak vereceğine işaret etmektedir. İslâm ümmetini içine düştüğü masiyet ve yasakların ihlâl edilmesinin yaygınlaşmasından müslümanlan şiddetle sakındırmak gerekir, özellikle kadınların açılıp saçılması onların "vasi" yapmalarından daha çirkindir.[72]
1644. İbn Ömer'den (r.a) rivayete göre Rasûluliah (s,a); "İğreti saç takan ve taktırana, cildine dövme yaptırana ve yaptırılan kadınlara lanet etmiştir. " (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[73]
Kadınların saçlarına başka kadm saçı takmaları önceden geçtiği gibi alimlerin ittifakıyla haramdır. Ondan tevbe etmek gerekir. Erkek ve kadınların dövme yapmaian haramdır.
"Vâsime"; eline, bileğine veya dudağına dövme yaptıran kadındır. Bu da iğne veya benzeri aletlerle delinerek deri altına sürme ve benzeri şeyler dondurulması suretiyle yapılır. Ve o yer devamlı renkli kahr. Bazı gençler de vücutlarının çeşitli yerlerine arslan veya çeşitli resimler yaparak dövme yasağını işlerler.
imam Şafiî §öyîe diyor: "Dövme yapıian yer necistir. Onu zarar vermeksizin izaSe etmek vacibdir. özürlü olmaksızın onu ertelemek veya yok ederken bir zarara yol açmadığı sürece, masiyettir. Aksi takdirde yok edilmesi vacib değildir. Tevbc gerekir.[74]
1645. tbn Mes'ûd'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah (c.c) cildine dövme yapanlara ve yaptıranlara, yüz kıllarını yolanlara, kaşlarını inceltenlere, (sırf güzeî olsun diye) dişlerini seyreltenlere, Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etsin." Bir kadın, bu hususta İbn Mes'ûd'u la-naymca, îbn Mes'ûd; "Peygamberin lanet ettig bir kadına, ben neden lanet etmeyeyim? Bu taraf Allah'ın kitabında vardır. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: "Peygamber size ne verirse onu ahmz, sizi neden yasakladiysa ondan sakının, geri durun," (Haşr, 7)" diye cevap vermişti. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[75]
Allah'ın (c.c) yarattığı mahlûk&ünın, gerek ziyade veya eksiltme ve gerekse güzellik için olsun bir vasfını değiştirmek caiz değildir. Ancak tıbbî yönden zaruret olursa o zaman bir sakınca olmaz.
"Nâmisa": Yüzden kıl alan kadın, "Mûtenemmisa" İse; yüzünden kil aldıran kadın demektir. Kadının yüzünde sakal ve bıyık biterse onian aldırması müstehabdır. Ancak; kaş, kirpik ve yüzün etrafından kıl almak yasaklanmıştır.
"Tefellüc": ön dişleri îörpüleyip aralık açmak ve güzelleştirmektir. Tedavi amacıyla veya kusuru giderme kasdıyla yapılırsa sakınca olmaz.
Hadisteki kadının; "Kur'an'da bu kadınlara lanet edildiğim görmedim" demesi doğrudur. Fakat bu lanet Rasûlullah'm dilinden olunca !bn Mes'ûd süz konusu ayeti ona okumuştur. Rasülulİah (s.a) bu çeşit fiillere lanet itmiştir. Dolayısıyla onun laneti Allah'ın da laneti demektir. Bu fiilleri isleyenler mel'un olmuş olurlar
Ayrıca bu fiilleri yapanlar zalimdirler. Zalimler ise Kur'an'da lanete uğramışlardır.
Hadislerde genellikle kadınların zikredilmesi bu işleri çoğunlukla onların yapıyor olması sebebiyledir. Bu yasaklar erkekler için de geçerlidir.[76]
İKİ YÜZ DOKSAN YEDİNCİ BÖLÜM
SAKALDA, BAŞTA VE BEDENİN DİĞER YERLERİNDEKİ
BEYAZ KILLARI VE GENÇLERİN YÜZÜNDE İLK
ÇIKAN TÜYLERİ YOLMANIN YASAKLlGl
Konu ile ilgili hadisler
1646. Amr b. Şuayb (r.a) o da babasından, o da dedesinden, o da Ne-bî'den (s.a) rivayet ettiklerine göre Nebî (s.a); "Ak tüylen yolmayınız. Çünkü onlar kıyamet gününde müslümamn nurudur" buyurmuştur. (Ebu Dâ-vud, Tirmizî ve Neseî hasen isnadlarla rivayet etmişlerdir. Tirmizî, hasen hadistir, demiştir). [77]
Saçlann arasındaki beyaz tüyleri yolmak nehiy edilmiştir. Çünkü bu tüyler uzun Ömrün ve olgunluğun alâmetidir. Aynca ahireti hatırlatır. Bir hadiste; "Allah (c.cj, İslâm'da saç ve sakalı ağaran kimseye azap etmekten haya eder" buyurulmuştur.
TîrmizTmB rivayet ettiği bir haliste de, "Akseçhmyotmaymız. islâm'da saçı ûğûran hiçbir müsfüman yoktur ki, o ak seç ktysmet günü onun İçin nûr olmasın" buyurulmuştur.
Ahmed b. HanbePin rivayet ettiği hadisle de; "Ak soçlan yolmayınız. Çünkü onlar kıyamet günü nurdur. Herhangi bir kimse müslüman olarak yaşlanırsa, Allah onun için, ağaran saçları karşıhğmds bir kasene yazar. Ve hatasını affeder. Derecesini yükseltir" Duyurulmuştur.[78]
1647. Aişe'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a); "Emrimize uygun olmayan İş yapanın ameli merdvddur" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir)[79]
Şeriatın ve temellerinin hilâfma olan her bid'atçı ve yenilikçiye İtibar olunmaz ve bu kimse kabul görmez. Belki muâhaza olunur.
Yasaklanmış olan traş şekli ve yüzden kıi yolma gibi bid'atlar bu kabildendir. Ak saçı yolmak, siyahla boyamak ve benzeri, İslâm'ın hükümlerine ve adabına aykırı bid'atlar da böyledir.
Ancak şer'î ilim kitapları teüf strnek gibi, medreseler yapmak gibi, islâm'ın emrine uygun olan gerekli bid'atiar buna dahil değildir.
Bu hadis cevamiüi-kelâmdandsr. Yanı. az söz ile çok mana içermekte- . dir. Din namına işlenen her bid'at batıl ve nserduddur. Dolayısıyla "Bir şey icat ederse" cümlesine itimadla; "Bunu ben İcad etmedim ki sorumlu olayım" diyemez. Bi'datı işleyenle icad eden iki kimse günahta müşterektir.[80]
İKİ YÜZ DOKSAN SEKİ2İNCİ BÖLÜM
ÖZÜRSÜZ SAĞ EL İSTÎNCA VE TENASÜL UZVUNA
DOKUNMANIN MEKRUH OLMASI
Konu ile ilgili hadis
1648, Ebu Katâde'den (r.a) rivayete göre Nebî (s.a) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz işediği zaman tenasül uzvunu sağ eliyle tutmasın. Ve sağ eliyle istinca etmesin. Kabm içine üfürmesin.7 (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir). [81]
Bu babda birçok sahih hadis vardır.
Hadisteki nehiy, tenzihen mekruhtur. Rasütulİah (s.a) devamlı olarak sağ dini; yeme, içme ve giyiminde kullanır. Onu necasetten ve necis yerlerden korurdu. Vücudun alt tarafına sol elini tahsis etmiştir. Necaset ve temizlenecek şeylerde de onu kullanırdı.
Hadisteki nehyin tenzihen mekruh oluşunun cumhura göre iki sebebi vardır: Biri sağ elin şerefii oiüşu ve diğeri ise iğrençliği gidermektir. Çünkü oeceset sağ elle yapılırsa, yemek esnasında hatıra gelerek tiksinti duyulmasına sebep olur.
Tîbî: "Sag el ile istincanın yasaklanması sadece arka tarafa mahsustur. Dokunmanın nehiy olması da tenasül uzvuna mahsustur" demiştir.[82]
İKİ YÜZ DOKSAN DOKUZUNCU BÖLÜM
ÖZÜRSÜZ, NALIN VE MEST GİBİ GİYECEKLER! AYAKTA
GİYMENİN VE BUNLARI TEK GİYEREK GEZMENİN KERAHATI
Konu ile ilgili hadisler
1649. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a); "Sizden biriniz (zaruret olmaksızın) tek ayakkabı ile gezmesin. Ya ikisini birden giysin veya ikisini birden çıkarsın" buyurmuştur. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[83]
Hadiste tek ayakkabı ile yürümek nehyedîlmiştir. Çünkü böyle yapılırsa, çirkin bir görüntünün oluşmasına sebep olur. Aynca bir ayağı yüksek, diğeri alçak olacağı için yürümeyi zorlaştırır. Tökezlemeye sebep olur.
îbH Arâbî böyle yürümeye "şeytan yürüyüşü" demiştir. Tek ayakkabı ile yürümek zaruret halinde caiz olur.[84]
1650. Ebu Hüreyrc'den (r.a) söyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyururken işittim:
"Birinitin ayakkabısının tasması koptuğunda onu onanncaya kadar diğeri üzerine yürümesin." (Müslim rivayet etmiştir).[85]
Ayaklardan, teki yalınayak, diğeri ayakkabılı yürümek mekruhtur. Çünkü bunun görünüşünde çirkinlik vardır. Alay ve maskaralığa sebebiyet vere-bîKr. Ayrıca yürümenin zorlaşmasına ve tökezlemeye sebebiyet verir. Ancak özür sebebiyle tek ayakkabı giymekte bir sakınca yoktur.
Tek ayakkabısının bağı koparsa, diğeriyle dolaşılmaz, tamir edilerek iki ayakkabı birlikte giyilir.[86]
1651. Hz. Cabir'den (r.a) rivayete göre; "Rasûlullah (s.a) bir kimsenin ayakta ayakkabı giymesini yasaklamıştır." (Ebu Dâvud hasen isnadla rivayet etmiştir). [87]
Ayakkabıyı ayakta giymek mekruhtur. Oturarak giymek müsîehabdır. Bu da ayakkabıyı giyerken el yardımına İhtiyaç duyulduğu takdirdedir. Aksi halde kişi eğitmezse hoş olmayan bir görünüm arz eder. Bazen yere de düşebilir. Eğer ayakkabıyı giyerken el yardımına İhtiyacı yoksa o zaman ayakta giymesinde bir sakınca yoktur.
İslâm'ın, müsiümanaı ayakkabı giyişine kadar adaba verdiği önem, onun, en güzel hal üzere olmasını ortaya koyar.[88]
ÜÇ YÜZÜNCÜ BÖLÜM
YATARKEN, YANGINA SEBEP OLABİLECEK ATEŞ,
KANDİL VS. ŞEYLERİ YANAR VAZİYETTE BIRAKMANIN NEHYÎ
Konu iie ilgili Hadisler
1652. İbn Ömer'den (r.a) rivayete göre Nebî (s.a) şöyle buyurmuştur: "Uykuya yatacağınız zaman evlerinizde ateş bırakmayınız." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[89]
Rasûlullah (s.a) yangını önlemek için evlerdeki mum, kandil, lamba gibi şeylerin söndürülmesini emir buyurmuştur. Yangına sebebiyet vermeyeceği kesin olursa öyle bırakmakta sakınca yoktur. Ancak söndürmek daha iyidir.[90]
1653. Ebu Musa'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Medine'de gece vakti, içinde enli olduğu halde bir ev yanmıştı. Rasûlullah'a (s.a) durumları anlatılınca, Rasûlullah (s.a); "Bu ateş sizin düşmamnızdır. Uyuyacağınız zaman onu söndürünüz"buyurdu. (Buhârîve Müslim rivayet etmişlerdir).[91]
İbn Arâbî; "Ateşin düşman olması demek; onun mallarınıza, canlarınıza kastetmesi sebebiyledir. Her ne kadar bizim için onda fayda varsa bile bu fayda ancak dikkat edilirse elde edilir" demiştir.
Kurtubî; buradaki "söndürünüz" emri irşâdidir. Bu bazen mendub olur" demiştir.
Musannif ise; "Bu emir, dünyevî faydadan dolayı irşadî emirdir. Bazen öldürülmesi haram olan canı ve israf edilmesi haram olan malı korumak için dinî faydaya bile götürür" demiştir.[92]
1654. Hz. Cabir'den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kaplan örtünüz. Kırbalarının bağlayınız. Kapılan kilitleyiniz. Kandili söndürünüz. Çünkü şeytan kırbayı çözemez. Kapıyı açamaz, kaplan kaldıramaz. Herhangi biriniz kapları örtecek birşey bulamazsa, bir tahta parçasını besmele ile kapların ağızlarına uzatsın. Zira fareler (kandil yağlarını dökerek) evlerini hane halkı içinde olduğu halde yakabilirler." (Müslim rivayet etmiştir).[93]
Yemek ve su kaplarının ağızlarını örtmek; onlan haşerelerden ve her türlü zarar verebilecek pisliklerden korur. Evlerin ve odaların kapılarım uyumadan önce, hırsızlar veya fasık kimselerden korumak için, kapatmak gerekir. Böylece İnsan uyku esnasında rahat ve sakin olur. Şeytan insanların gafleti anında isleriyle uğraşır. Haşerelerin, onlara zarar vermesi için vesvese verir. Bu yüzden her zaran dokunacak şeyden korunmak gerekir. Eşyayı kullanma esnasında besmele çekmek müstahabdır.
"Füveysika"; fare anlamındadır. Bu tabir fasık kelimesinin ismi tasgiridir. Fasık yoldan çıkan kimseye denir. Fareler de geceleri deliğinden çıkarak zarar verdiği için onlara da bu isim verilmiştir.
Şeytanın eziyetinden kurtulmak için Peygamberimiz'in (s.a) adabına uymak lazımdır. Allah (c.c) onun şerrinden kurtulmak için sebepler yaratmıştır. Dolayısıyla şeytan kapalı kapı açmaya, bağlı kırbayı çözmeye, kilidi bir kapıyı açmaya ve bir çocuğa veya başkasına eza vermeye, ancak bu sebepleri bulduğu zaman güç yetirebilir.
Bir hadiste; "Kul evine girerken besmele çekerse, şeytan; bize bunların yanında gecelemek yoktur der" buyurmuştur.
Hadis-i şerif ve bu tür kapların besmele İle kapatılması halinde şeytanın giremeyeceğini beyan (açıklama) etmektedir.[94]
ÜÇ YÜZ BlRÎNCl BÖLÜM
FAYDASI OLMAYAN İŞ VE SÖZDE MEŞAKKAT ÇIKARMANIN NEHY
Konu ite ilgili ayet-İ kerime
"(Habibİm) de ki: Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ve ben (size) kendiliğimden (bir şeyi) teklif edenlerden değilim." (Sâd, 86)[95]
Konu ile ilgili hadisler
1655. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Tekeîlüften nehyolunduk." (Buhâri rivayet etmiştir).[96]
Hadis-i şerif, tekelluften (zahmetli i; görme) nehyetmskte ve ister maddî, isterse manevî olsun tüm işlerde ondan uzaklaşmayı teşvik etmektedir.[97]
1656. Mesrûk'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah b. Mes'üd'-un (r.a) yanma girdik. Şöyle dedi: "Ey insanlar kim, bir şey bilirse söylesin. Bilmeyen de "Allah bilir" desin. Çünkü kişinin bilmediği şey hakkında "Allah bilir" demesi de bilgisindendir. Allah (c.c) Peygamber'ine: "(Habibim) de ki: Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben (size) kendiliğimden (bir şey) teklif edenlerden de değilim." (Sâd, 86) buyurmuştur. (Buharı rivayet etmiştir).[98]
İlmî meselelerde tekellüf yoktur. Meselâ kişinin kendisine açık olmayan bir konu sorulduğunda, ona cevap vermeye uğraşması gibi. Bu tip bir soruya cevap vermeye çalışan kimse, çoğu zaman açıklamasında gerçekten uzaklaşır. Bu durumda olan kimsenin yakinen (kuvvetli bilgi ile) doğru olduğuna kanaat getirmedikçe fetva vermeye cüret etmemesi gerekir.
Alimin bazı işlerde cahil olması onun değerini düşürmez. Binâenaleyh, onu bilmediğini ilan etmesi gerekir. Mezkur ayette Rasûlullah (s.a), tekel-lüften kaçınması için teşvik edilmekte.[99]
ÜÇ YÜZ İKİNCİ BÖLÜM
ÖLEN KİMSEYİ TRAŞ ETMENİN; ARKASINDAN FERYAT ETMENİN, SAÇ-BAŞ YOLMANIN, VEYL VE HELAK İLE BEDDUA ETMENİN HARAMLIĞI
Konu ile ilgili hadisler
1657. Ömer b. Hattâb'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebî (s.a) şöyle buyurmuştur: "Ölen kimsenin arkasından feryat edilirse kabrinde azap görür." Diğer rivayette; "Feryad edildiği sürece" buyurulmuştur. (Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir).[100]
Hadis-i şerif, ölünün arkasından feryat ederek ağlamayı nehyetmiştir. Çünkü ölü, ailesinin ağlaması sebebiyle kabirde bir çeşit azaba duçar olur. Bu konuda alimler ihtilaf etmişlerdir.
Curhhur ulema; öldükten sonra ailesinin kendisine ağlamasını vasiyyet eden kimse bu azabı görür, demişlerdir. Diğerleri ise; kendilerine ağlama-maya dair vasiyette bulunmayan kimse kastedilmiştir. Çünkü bu şeilde vasiyet etmek, bu kimselere göre vacibdir. Diğer bir kısım alime göre; o kimsecin azabından murat, aile ve yakınlarının ağîamal&nna şefkat ve hasret duymağıdır. Kadı tyâz bu görüşü sahih bulmuşlardır.
Nevevî şöyle der: "Ömer b. Hattab ile oğlu Abdullah'ın hadislerini Hz. Âişe inkar etmiş, onların bu rivayetleri unuttuklarını veya şüpheye düştüklerini söylemiştir." Hz. Âişe; Peygamberimizin böyle bir şey söylemediğini iddia ederek; Allah'ın (c.c);
"Hiçbir günahkâr nefis başkasının günahım üzerine alamaz." (Necm, 38, En'am, 164, Fâtır, 18, Zürcer, 7) ayctiyie ihtîcac etmiştir. Ancak Peygamberimiz bir yahudi karısı hakkında: "Bunlar ağlıyor, halbuki o azap görüyor" buyurmuştur. Buradaki azap, onun ağlaması yüzünden değil, bilâkis küfrü sebebiyle azap gördüğünü açıklamaktadır.
Yine Araplar, ölen bir kimsenin arkasından, onun bütün iyiliklerini sayarak, yüksek sesle ağlarlardı. Halbuki onların saydığı iyilikler İslâm nazarında çirkin okluğu için ölü azap görür, anlayışı da vardır.
Hz. Âişe'ye (r.a) göre, bu rivayetlerden maksat, gerek kâfir, gerekse asi müslüman bir kimsenin ardından ağlayarak, yaygara koparılmak sebebiyle değil, onlar ağlarken, kendi günahı sebebi İle azap görür.
Bütün bu görüşlerin en sahihi cumhurun görüşüdür. Buradaki ağlama ile feryadı figân edip, sesle ağlamak kastedilmiştir.[101]
1658. İbn Mes'ûd'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "(ölüler arkasından) el ayalarıyla yanaklarını döven, yakalarım yırtan ve cahiliye âdeti üzere feryat eden bizden değildir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[102]
Hadiste zikredilen hareketlerin, ölünün arkasından yapılması nehyedilmistir. Ve bunların günahı keb&irden olduğu, bu yasaklanan amellerin çoğu defa sahibini İslâm'dan çıkaracağı açıklanmıştır. Çünkü feryat eden kimse gazabını izhâr ederek Allah'a (c.c) İtiraz etmekte, dolayısıyla ilahî kadere karsı çıkmaktadır.
"Bizden değildir" cümlesinden maksat, bizim yolumuzda değildir, demektir.
Kirmânî; "Bu cümle tehdidin şiddetini göstermek içindir. Cahiliye âdeti , haramı helâl itikat etmek ve Allah'ın kazasına teslim olmamak gibi küfrü gerektiren birşeyle tefsir edilirse, o zaman buradaki bizden değildir tehdidi gerçek olur" demiştir.
Kadı lyâz; "Cahiliyye âdeti; yas tutarak ağlamak, ölünün iyiliklerini sayarak feryat etmek gibi şeylerdir" der.
Başına bir musibet gelince, yanaklara vunnak, yaka yırtmak gibi davranışta bulunarak, "Vay başıma gelenler... öldüm... bittim..." gibi haykırışlar cahiliyye âdetleridir. Bunlar haramdır.[103]
1659. Ebu Bürde'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: (Bir ara) Ebu Musa el-Eş'ârî (r.a) ağır hasta olmuştu. O kadar ki, başı ailesinden bir kadının kucağında olduğu halde bayılmıştı. Bunun üzerine hanımı şiddetli bir şekilde bağırmaya başladı. Ebu Musa durumu sebebiyle ona mani olamadı. Ayıldıgı zaman: "Rasûlullah'm (s.a) beri olduğu şeyden ben de beriyim. Çünkü Rasûlullah (s,a) feryat eden, saçını başını yolan, elbisesini yırtan kadınlardan uzak durmuştu" dedi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[104]
Hadisin râvisı Ebu Bürde b. Ebî Musa el-Eş'arî'dir. İsmi Amir veya Hris'tir. Tabiîndendir. Hicri 104 senesinde 80 yasında vefat etmiştir.
Ebu Musa, zevcesi Ümmtt Abdullah Safîye b. Ebî DÛm'un kucağına yatmıştı. "Ben ondan beriyim"tabiri, "ben ondan ayrıyım" demektir. Yani yapılan ise razı olmamak anlamına gelir.
"Sâlika"; bela esnasında yüksek sesle ağlayan kadın demektir.
"Mâlika"; musibet esnasında saçını traş eden veya yolan kadına denir.
"Şâkka"; bela anında yakalarım parçalayan kadın demektir.
Hadis-i şerif, bu üçüne şamil olduğu halde, Buhârî, sadece saç yolmayı zikreder. Çünkü bunların en çirkini kadınlar hakkında saç yolmaktır.
Nevevî'ye göre, nüdbe, (ölülerin iyiliklerini saymak); niyâha, yüzünü tokatlamak, yakalarını yutmak, saçlarını dağıtmak, "Öldüm.,, kahrolayım..." diye beddua etmek ittifakla haramdır. Bazıları bunlara mekruh demişse de Hanefîlerce haramdır.
Ebu Musa'nın (r.a) bu hastalığı Hz. Ömer devrinde Basra'da vali olduğu bir döneme rastlar.[105]
1660. Muğire b. Şu'be'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasü-îullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Her kim arkasından feryat edilirse, o kendisine yapılan bu feryat nedeniyle kıyamet gününde azap görür." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[106]
Ölen kimse, ailesinin kendisine ağlaması sebebiyle kıyamet günü azap görür. Bu söz, öleceği zaman yakınlarına, ağlamayı tavsiye eden kimse hakkında söylenmiştir.
Aynî, "Bu konuyu şerh eden alimlerden hiçbirinin bu hususta vârid olan hadisleri hakkıyla açıkladığına rastlamadım. Çoğu sarihler sözlerini düzensiz ve hadise tâbi obuadan gelişi güzel yazmışlardır. Dolayısıyla tatmin edici bir bilgiye rastlanılmaz" demiştir.
Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.
ölünün ardından yüksek sesle ağlamak, mersiyeler okumak haramdır. Çünkü cahiliye âdetlerindehdir. Rasûlullah (s.a) kendisine biat için gelen kadınlara, ölü arkasından ağlamamayı şart koşardı.[107]
1661. Ününü Atİyye Nüscybe'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) kendisine biatta bulunduğumuz zaman feryad'ü-figan etmeyeceğimize dair, biz kadınlardan söz aldı. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[108]
ölüye feryat etmek cahiliye âdetlerindendir. Müslümanın bu fiilden uzaklaşması gerekir. Kadın sahabîler bu biata sadık kalmışlardır.
"Biat"; anlaşma manasına gelir. Buradaki manası: Müslüman olmak için yapılan anlaşma ve verilen ahiddir.
Hadis-i şerif; ölünün arkasından feryat ederek ağlamanın, Allah'ın takdirine teslimiyete, muhalefet etmek manasına geldiğini haber vermektedir.[109]
1662. Nu'man b. Beşîr'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah b. Revâha (r.a) bayılmıştı. Kız kardeşi ağlamaya başladı. Ve şöyle diyordu: "Vay dağım (desteğim)!, vay şunum-bunum" diye iyiliklerini sayıyordu. Abdullah ayıldiğı zaman: "Sen ne söyledinse.. bana (gerçekten) sen öyle misin? denildi" dedi. (Buhârî rivayet etmiştir)[110]
ölü ve diğer kimselerin iyiliklerinin sayılıp, dökülmesi nehyedilmiştir. Hele sayılan iyilikler bu kimsede bulunmuyorsa kesinlikle nehyediimiştir.[111]
1663. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir Sa'd b. Ubâde (r.a) bir hastalığı sebebiyle rahatsızlandı. Rasûlullah (s.a) yanında Abdur-rahman b. Avf, Sa'd b. Ebû Vakkas ve Abdullah b. Mes'ûd olduğu halde ziyarette bulundular. Rasûlullah (s.a) yanına girdiği zaman onu baygın bulmuştu ve
"Öldü mü?" diye sordu.
"Hayıryâ Rasûtallah" dediler. Rasûlullah ağladı. Onu ağlar gflrün-ce orada bulunanlar da ağladılar. Nebi (s.a);
"Agâh olunuz. Allah, gözyaşı ve gönül hüznüyle insanlara azap etmez. Fakat (dilini işaret ederek) şunun sebebiyle azap veya rahmet eder" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[112]
Musibetler anında ağlamak ve hüzün duymak caizdir. Ceza görmeye sebebiyet vermez. Fıtri ve karakteristik bir iş olduğu için sevap da yoktur. Hastayı ziyaret etmek ve halini sormak mûstehabdır. Müslümanın müslürnan kardeşine karşı görevidir. Nebî'nin (s.aı fazl ve kereminin, tevazusunun kemâli, ashabına karşı şefkatinin boyutu siz konusu edilmiştir. Aynca hadis, Ra-sûlullah'ın (s.a) ashabını araştırmasızdaki güzelliği ve onlarla çeşitli münasebetlerde ahkâmı jerlyeyi tatbiki, ezellikle şikâyet ettikleri husus ve müş-kil konulardaki öğretimde gü2el hareketi irsad ve mesajlarında dinleyenlerin dikkatini çekmesini çok iyi başardığını açıklamaktadır.
Rasûlullah (s.a) dilini göstererek: "Fakat şundan dolayı ya azap eder, veya rahmet eder" diyerek; kötü şeyler söylemenin azaba, hayır söylemenin rahmete vesile olacağına işaret etmişur.
İbn Battal: "Veya rahmet eder" cümlesinin iki manayı taşıma ihtimali vardır. Ya hayır söyleyip, Allah'ın takdirine teslim olana rahmet eder. Veya azaba layık iken onu affederek azap etmez" demektir.
Hadisten çıkan hükümler şunlardır.
Hastayı ziyaret etmek ve mertebece yüksek olan kimsenin kendisinden aşağı olanları dolaşması müitehabcLr.
Hastanın yanında ağlamak caizcir.
Ağlayanı görenlerin ona tâbi olarak agalamalan caizdir.[113]
1664. Ebu Mâlik d-Eş'arî'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ra-sûluilah (s.a); "ölünün arkasından feryat ve figân ederek ağlayan kadın, ölmeden önce tevbe etmediği zaman kıyamet gününde sırtında katrandan göm* lek, uyuzdan bir zırh olduğu halde (kabrinden) kaldırılır." (Müslim rivayet etmiştir).[114]
Dövünerek ağlayan kadının kıyamet günü uyuzdan bir zırh giymiş olarak kalkaca|mın söylenmesiyle, vücudunun uyuz hastalığına yakalanmış ve uyuzun vücudunu tamamen kaplamış olduğu bir şekilde yerden kaldırılacağı ifade edilmek istenmiştir.
Hadiste, kadınlara feryat ve figân edip ağlamalarından sakındırılmak istenmiş fiilden dolayı tevbe etmeye teşvik edilmişlerdir. Aynca ağlayan yas-çılann gözyaşlarının cehennem ateşini alevlendireceği, dönyada ağlarken yırttığı elbiselerin, orada ona bett olacağı ifade edilmektedir.[115]
1665. Üseyd b. Ebî Üseyd et-Tâbiî'den Rasûlullah'a (s.a) biat eden kadınlardan birinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a), kendisine asi olmayacağımıza dair bizlerden aldığı maruf biatında, yüzü tırmalamayacağımıza, ölümü istemeyeceğimize, yaka yolmayacağımıza ve mersiyeler düzmeyeceğimize dair bizlerden söz aldı." (Ebu Dâvud, hasen isnadla rivayet etmiştir).[116]
Hadisin râvisi Üseyd b. Ebî Üseyd, tabündendİr. Künyesi Ebu Saîd*-dir. Sadûktur. Mansur'un hilafeti zamanında öldü. Ömer b. Abdülaziz'in valisiydi.
Hadiste yasaklanan bu filler cahiliye işlerindendir. Bunlar yasaklanan niyâhattan (ağıtlardan)'dır. Müslüman kadının bunlardan kaçınması gerekir.[117]
1666. Ebu Musa'dan (r.a) rivayet edilmiştir ki, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir ölü yoktur ki, ağlayanlar; "vay benim desteğim, vay e/endim..." veya bu gibi sözler söyleyerek ağlarlarsa iki müvekkel melek ölünün göğsüne vurarak; "Sen böylemiyd'm?" demesinler." (Tirmizî rivayet etmiştir ve hasen ve sahihtir, demiştir).[118]
Hadiste ölü üzerine iyiliklerini sayıp ağlamak nehiy edilmiştir. Bu davranış ona eziyet ve azaba sebebiyet verir.
"Sen böyle miydin?" demek onu azarlamadır. Yani, "Sen bu sayılıp, dökülen iyilikleri yaptın mı?" diye ona tevbih (azarlama)'dır.[119]
1667. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlarda iki haslet vardır, ki (helâl sayıldığı zaman) İnsanlar için küfürdür. Nesebe dil uzatmak ve ölüye ağıt yakmaktır." (Müslim rivayet etmiştir).[120]
Şer'an sabit olan nesebe dil uzatmak ve ölüye feryadile ağlamak günah-ı kebâirdendir. Sahibini dinden çıkarabilir. Bu İse cehennemde ebedî kalmasına sebep olur. Bu iki hadisten kaçınmak gerekir, ki, müslümanlann çoğu aldırmaksızm bu günaha düşmektedirler.
Nesebe dil uzatmak, bir şahsın babasından başkasına kendisini nisbet etmesi veya normal doğumuna gölge düşürecek şekilde konuşmasıdır.
Bazılarına göre buradaki küfürden maksat; bu iki şeyin kâfirlerin amelinden ve cahiliyet devrinin özelliklerinden olması nedeniyledir. Bu hadisler öyle meşhurdur ki on beş sahabeden bu hususta hadis naklolunmuştur.[121]
ÜÇ YÜZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KÂHİN VE MÜNECCİMLERE, GAİPTEN HABER
VERENLERE, ÇAKIL TAŞLARI VE ARPA VB. ŞEYLERLE FAL AÇANLARA GİTMEKTEN NEHYETME
Konu ile ilgili hadisler
1668. Hz. Âişe'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir Bir ta-t kim kimseler Rasûlullah'a (s.a) kâhinlerin hakkında ne buyurduğunu sor-dular. Rasülullah (s.a);
"Aslı yoktur" buyurdu. Onlar;
" Yâ Rasûlallah. Onlar bize bazen birşey söylüyorlar, gerçek çıkıyor" dediler. Kasûiullah (s.a);
"O gerçek söz cinlerin kapıp aşırdığı bir sözdür ki, cin onu götürür, dostunun kulağına ulaştırır. Kâhinler de bu heberi yüz yalan ile karıştırırlar" cevabını verdi. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[122]
Buhârî'nin Hz. Âişe'den (r.a) riyavetinde: Hz. Âişe (r.a) Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken İsitmiştir: "Melekler bulut arasında inerek, gökte kaza ve hükmü bulunan işi aralarında zikrederler. Şeytan bu arada kulak hırsızlığı yaparak, duyduklarını kâhinlere ulaştırır. Bu haberle beraber kâhinler, kendilerinden yüz yalan daha uydururlar."
"Kâhin": İstikbâlde olacak şeyleri veya yakın beldelerde olacak hadiseleri haber veren kimsedir.
Kâhinleri tasdik etmek haramdır. Onların söyleyecekleri sözler yalan ve uydurmadır. Bazı zamanlarda doğru çıkabilir. Kâhinlerin bazan söylediklerinin doğru çıkması, cinlerin kulak misafiri olmasındandır. Nebî'nin (s.a) bi'setinden önce dünya semâsının aşağısmdaki oturaklarda otururlar. Mele-i A'lâ'da cereyan eden konuşmaları dinlerlerdi. Nebî'nin (s.a) bi'setiyle bundan men edildiler. Bu sefer kulak vererek konuşmaları kapıp kaçar oldular. Yasaklandıkları bu yere çıkanlar Şihâb yıldızlan tarafından vurularak öldürülmeye başlandılar. Bunu Kur'an-ı Kerim bize haber vermektedir.
Cinin semâdan kaptığı sözü, dostu olan kâhine tavuğun gıdaklaması gibi aktarır. Bu aktarma esnasında şeytanlar da onu işitirler.[123]
1669. Safıyye binti Ebî Ubeyd, Nebî'nin (s.a) bazı zevcelerinin (r.a) Nebî'nin (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet ettiklerini bildirmiştir. "Kim bir kâhine gider, ona bir şey hakkında sorar da verdiği cevabı tasdik ederse, o kimsenin kırk günlük namazı kabul edilmez. " (Müslim rivayet etmiştir).[124]
Hadisin râ'-isi Safiyye binti Eb'ı Ubeyd b. Mes'ûd es-Sakafi'dir. İbn Ömer'in zevcesidir. Tabiînin büyükleiindendir.
"Arrâf": Çalınan eşyanın yerini bildiğini İddia eden ve buna benzer şeyleri sebepleriyle ve mukaddimeleriyle haber veren kimsedir. Yaptığı işe de kehânet denir.
Hadiste, arrftfa gjdİp-gelmek ve ona hizmet etmek nehyedilmiştir. Herhangi bir işi bilmek için kâhinlerden ve arrâflardan yardım istemek nehiy olunmuştur.
Arrâflan tasdik etmek, güzel amellerin sevabım iptal eder. Namaz bu amellerden biridir. Çünkü bu, bir nevî şirktir ve İslâm'dan dönüştür. Bunun sebebi, kâhin ve arrâflann gaybı bildiklerini iddia etmeleridir.
Arrâfa bir şey soran kimsenin namazının kabul edilmemesiyle kastedilen mana, sevabının olmayacağını bildirmektedir. Namazı kaza etmesi gerekmez.
Bir hadiste; "Kim arrâfa giderse ve onu tasdik ederse, kırk gün kıldığı namaz kabul edilmez" Duyurulmuştur.[125]
1670. Kabîse b. Muharik'ten (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasû-lullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kuşun ötmesini uğur veya uğursuz-luk saymak, kuşun sağa sola uçmasından manalar çıkarmak, ufak taşlarla fal açmak, büyü ve sihir kabilindendir." (Ebu Dâvud hasen isnadla rivayet etmiştir).[126]
Hadisin râvisi; Kabîsa b. Muhârik b. Abdullah b. Şeddâd b. Sa'sa'a el-Âmirî (r.a) Basrahdır. Şahabıdır.
"Tark"; kuşların uçuşundan, bereket ve uğursuzluk anlamı çıkarmaya denir. Sağ tarafa uçarsa bereket, sol tarafa uçarsa uğursuzluk savmak gibi. Dolayısıyla sağa uçarsa yapacağı işi hayra yorar ve onu yapar. Sola uçarsa şerre yorar, o işten vazgeçer. Bu onların cahiliyedeki adetlerindendir.
"îyâfe"; çizgi çizmektir. Buradaki çizgiden murat, falın bir çeşidi olan remPöir. tbn Abbâs şöyle der: Bu bir çizgidir ki kâhin onu çizer. Bu insanların terkettıği bîr ilimdir. Haset sahibi kâhine gelir. Ona bir şey ikram eder. Ve ona; "Otur sana bir çizgi çizeyim" der. Kâhinin yanında çocuk vardır. Sonra yumuşak bir toprağa gelir. Süratle birçok çizgi çizer. Sonra döner o çizgileri yavaşça ikişer ikişer yok eder. Çocuğa şöyle der: "tbnîÂyan esrtâl-beyân." Şayet iki çizgi kalırsa hayır; tek çizgi kalırsa zarar çıkmış olur.
"Tiyera"; uğursuzluk demektir.
Bu üç husus zikrolunduğu gibi, batıldır. Cahih'ye insanlarının meşgul olduğu kehânet çeşitlerindendir. İslâm bunları yasaklayıp iptal etmiştir. Ve bunların hiçbir etkisinin olmadığım, menfaati celp zararı da def edemeyeceğini haber vermiştir. Bunlarla meşgul olmak ve onları tasdik etmek bir nevi şirktir. Çünkü bununla uğraşan kimse gaybı bildiğini iddia etmiş olur. Günümüzde insanların çoğu bu işlerle meşgul olmakta ve onları doğrulamaktadırlar. Bütün bunlardan kaçınmak lazımdır. Allah'ın kitabındaki dualara yapışmak lazımdır. Nebî'nin (s.a) yolunda itminan ve salim olmak gerekir. "el-Cibt" puta itlak olunur. Allah (c.c);
'... Onlar puta ve tağui'a inanırlar..." (Nisa, 51) buyurmuştur.[127]
1671. îbn Abbas'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "tlm-î nücumdan kim bir kısım alırsa, sihirden bir şube öğrenmiş demektir. Artıran da artırmış olur. " (Ebu Dâvud sahih bir isnadla rivayet etmiştir).[128]
Hadisimizde müsiümanlar, şekillerin değişmesine dayanan nücum ilminden ve müneccimleri tasdik etmcktan sakındırılıyor. Nücum İlmi, sihir çeşitlerinden biridir ve günah-ı kebâirdendir. Ki şirkle beraber zikredilmiştir. Nücum ilminden maksat, felek ilmi değildir. İbn Allan, Hattâbî'den şöyle nakleder: "Yasaklanan nücum ilmi, müneccimlerin gelecek zamanda, meydana gelecek olayları ve olan şeyleri bildiğini iddia ettikleri ilimdir. Rüzgârın esme zamanlan, yağmur yağma vakti, Si'r yıldızı ve benzerlerinin değişmesi; şöyle ki, bu yıldızın diğer yıldızların yörüngelerinde, birleşip ayrılmasıyla bu bilgilere kavuştuklarım iddia etmektedirler. Ve olaylarda bunların tesirinin olduğunu savunurlar. Bu yaptıkları iş onlar tarafından gayp hakkında hüküm vermektir. Ki Allah'ın (c.c) kendisine tahsis ettiği gayb ilmini bildiklerini söylerler. Ancak müşahede ve haberle anlaşılan nücum ümi bu yasağa dahil değildir. Yağmur yağması, havanın soğuk, sıcak olmasını haber vermek gibi. Buna ilm-i vakt ve'l-kıble de denir. Bu ise farzı kifâyedir.[129]
1672. Muâviye b. Hakem'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ra-sülullah'a (s.a), "Yâ Rasûlallah ben cahiliyeden yeni kurtuldum. Allah (bize) dini getirdi, içimizde falcılara gidenler var (ne buyurursunuz?) dîye sordum. Rasûlullah (s.a); "Sen gitme" buyurdu. Ben; "İçimizde uğursuzluk sayanlar var" dedim. Rasûlullah (s.a); "Onlan işinden alıkoymasın" buyurdu. Ben; "İçimizde kumlarda hatlar çizerek, gelecekle ilgili hükümler çıkaranlar var" dedim. Rasûlullah; "Peygamberlerden biri hat çizerdi. Kimin çizgisi, onun çizgisine uygun olursa işte o (doğru olabilir)" buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir)[130]
Müslümanın ilk defa başına gelen uğursuzluk «dayısına muahaza yoktur. O anlayışı def etmesi ve ona teslim olmaması gerekir. Burada haram olmayan, bir çeşit çizgi ilmi (remil) vardır ki bunda gaybî bir iddia yoktur. Belli sebeplere dayanarak bir takım işleri bilmektir.
"Kâhin"; îddiasınca gelecekte olacak şeyleri haber veren ve sırlan bildiğini söyleyen kimsedir. Cahiliye zamanında Araplar içinde birçok kâhin vardı. Bunların bir kısmı, cinlerle ilgileri olduğunu ve gayba dair haberleri onlardan aldıklarını iddia ederlerdi. İslâm'da bu gibi şeyleri yapmak ve yapanları tasdik etmek haram kılınmıştır. Rasûtullah (s.a); "Kim bir kâhine giderse söylediklerini tasdik ederse o kimse Allah 'in; Muhammed'e (s. a) indirdiği şeylerden uzaktır" buyurmuştur.
"Tatâyyür": kuşlarla uğursuzluk saymak; sağa uçarsa hayır, sola uçarsa şer olduğuna inanmaktır. Hz. Muâviye: "İçimizde tatâyyür yapanlar var" dediği laman: Rasûlullah (s.a); "Bu onların içinden gelen bir şeydir. Sakın onları yoldan çıkarmasın " büyütmüştür. Alimler bu hadis için şöyle demişlerdir: "Uğursuzluk denilen duygu içinizden doğar. Kazandığınız bir şey olmadığı için bu sebeple size bir sorumluluk yoktur. Fakat bu sebeple işlerinize devam edin. Sizler bununla sorumlusunuz."
"Hatt": Falın bir çeşididir. Remil de denir. Onunla meşgul olan peygamber İdris'dir. (a.s) Danyal (a.s) olduğunu söyleyenler de vardır. Bu ilim ona mucize olarak verilmişti.
"Peygamberlerden biri çizgi çizerdi. Kimin çizgisi ona uygun düşerse İsabet etmiş olur" sözünün manasını alimler şöyle izah ediyorlar: "Kimin çizgisi o peygamberin çizgisine uygun düşüp düşmediğini kesin bilmediğimiz için remilcilik bize haram kılınmıştır." Nihâye*de bu husus şöyle anlatılır: îbn Abbas şöyle der: "Çizgiyi kâhin çizerdi. Bu insanların terkettiği bir ilimdir. İhtiyaç sahibi kâhine gelir, ona bir şey ikram eder. Kâhin ona, "Gel, otur sana bir çizgi çizeyim*' der. Yanında çocuk vardır. Sonra yumuşak bir araziye gelirler. Orada sayılan meçhul, el çabukluğuyla birçok çizgi çizer. Sonra döner. Ve yavaşça ikişer ikişer çizgiyi siler. Çocuğu iyimserlikle; 'Ibni Ayan esri'âl-Beyân der. Eğer orada iki çizgi kalırsa hayır, tek çizgi kalırsa şer olmuş olur. Ona göre ihtiyaç sahibi, o işi yapar veya terkederdi."
Harbî İse; "Hat, kâhinin üç çizgi çizmesİdir. Sonra üzerine arpa veya çekirdek atılır ve "Şöyle olacak" der. Bu kehânetten bir kısımdır" demiştir.
Îbn Allan da; "İşaret edilen hatt, malum ilimdir. İnsanlar bu konuda
birçok eserler tasnif etmiştir. Günümüze kadar bu ram gelmiştir. Onlarm çeşitli konulan, alâmetleri vardır. Gizli olanı ortaya çıkarır. Çoğu defa isabet ederler" demiştir.[131]
1673. Ebu Mes'ûd el-Bedrî'den (r.a) rivayet edildiğine göre; "Rasûlullah (s.a) köpek satışından, zina kazancından ve falcının aldığı ücreti nehyet-miştir. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[132]
Hadis-i şerif, köpeğin satışım, abırum haram kılmıştır. Köpeğin parası, zina yapan kadının zina karşılığında aldığı para ve kâhinin kazananın yenilmesi haramdır. Bütün haram mal ve kıymet de bunun gibidir. Köpeğin parasını, kâhinin ücretini ve benzerlerini vermek caiz olmaz. Çünkü alınması haram olanın verilmesi de haramdır.
Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.
Hanefîlere göre; istifade edilen köpeklerin satışı caizdir. Paralan mubahtır. İmam Azam'a göre saldırgan köpeğin satışı caiz değildir.
Hanefî kitabı Bedâyi'de şöyle denilir: "Domuz hariç; köpek, pars, ars-lan, kaplan, kurt, kedi gibi azılı hayvanların satılması alimlerimize göre caizdir. Asl'daki (İmam Muhammed'in eseri) rivayette hayvanın ava alışıp alışmaması farketmez. Ancak Ebu Yusuf'a göre saldırgan köpeğin satışı caiz değildir. Sonra yine bu mezhebe göre hayvanı öldürene kıymetini ödemek vacibdir. Bunlann delili, Abdullah b. Amr b. As'm (r.a) av köpeği öldürene kırk dirhem, çoban köpeği öldürene birkaç koç vermek gerektiğine hüküm vermesidir.
Fahişeye verilen zina parası ve haram olan nikâh için verilen mehir haramdır.
Kâhine verilen ücret haramdır. Kâhinlerin söyledikleri batıl ve yalan olduğu için batıl sebeple alınan parayı yemek, cinsine dahil otur.[133]
ÜÇ YÜZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
UĞURSUZ SAYMANIN NEHYİ
Burada, önceki babda geçen hadisler vardır. [134]
Konu ile ilgili hadisler
1674. Enes'ten (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. Rasûlullah (s.a);
"Hastalık (kendiliğinden) bulaşmaz. Kuşun uçuşunda uğursuzluk da yoktur. Fe'l (iyimserlik) ise hoşuma gider'* buyurdu. Ashab;
"Fe'I nedir?" dediler. Rasûlullah (s.a);
''Güzel sözdür" buyurdu. (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir)[135]
Hadis-i şerifte; hasta bir kimsenin sıhhatliler arasına karışması sebebiyle durup dururken hastalığın sıhhatli kimseye tesir edeceğine inanmak neh-yedümiştir. Bu konudaki tesir sadece ve sadece Allah'ın takdiri iledir.
Hastalığı yaymaya sebep olmak ise yasaklanmıştır. Sıhhatlilerin hastalara karışarak özellikle mikrobun bir şahıstan diğerine, geçtiği kesin olan ra-haisızhklar bu gruba dahildir.
Kuşların uçuşundan uğursuzluk çıkarmak da yasaklanmıştır. Teşe'ûm; kötüye tevil etmeye denir. Araplar; kuşları ve geyikleri Ürkütürler, ürkütülen hayvanlar sağ tarafa giderse hayra yorarlar, sol tarafa giderse uğursuzluk sayarlar ve o fiili yapmazlardı, tslâm gelince bu düşünceyi kökünden yıkmış, bunların hiçbir tesiri olmadığını ilan etmiştir. Bir başka hadiste; "Teşe-üm şirktir" buyurulmuştur. Şirk olması bu gibi şeylerin fayda va zararına inanmak sebebiyledir.
Fe'l: Peygamberimiz (s.a) bunu, "İyi söz, güzel söz" diye tefsir etmiştir. Genellikle sevindirici konularda kullanılır. Rasûhıllah'ın (s.a) fe'li sevmesi sonuç olarak Allah'tan (c.c) bir hayır ve fayda ummaktır. Bir nevi hüsnü zandır. Teşeüm de suizan ve belâyı beklemek vardır. Meselâ; evinin damına baykuş konan kimse evinde birinin Öleceği zannına kapılır ve ümitsizliğe düşer, ki bu da kötü zandır.
Fe'lden anlaşılan yalnız budur, yani bir işi iyiye yormaktır. Fal denilince günümüzdeki anlayış kastedilir ki, fal açmak ve açtırmak tabiri de kullanılır. Tasa, kahve fincanına bakmak vs. durumlarda tezahür eder. Hadisteki feTden maksat bu değildir. Günümüzdeki fal anlayışı kehânetten sayılır. Bunlara inanmak küfürdür.
Nebi (s.a), fe'li, yani iyiye yormayı severdi. Gönülde müjde ve ümit doğuran şeyleri konuşmak ve onu dinlemeye teşvik müstehabdır. Gönle rahatsızlık veren ve onu uğursuzluğa götüren şeyleri konuşmak ve onları dinlemek mekruhtur.[136]
1675. Ibn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
"Hastalığın (kendiliğinden) sirayeti yoktur. Kuşların uçuş yönünde uğursuzluk da yoktur. Eğer bir yerde uğursuzluk söz konusu olsaydı, bu; evde, kadında ve atta olurdu." (Buhar! ve Müslim rivayet etmişlerdir).[137]
Uğursuzluk, hadiste zikredildiği gibi ev, kadın ve atta beklenilirdi. Bir kimse bu üç şeyden birini uğursuz saydığı zaman onu bırakırdı. Atın uğursuzluğu, savaşa gitmediği durumdaydı; evin uğursuzluğu ise kötü komşuydu. Taberânî'nin rivayet ettiği bir hadiste; "Evin uğursuzluğu darlığıdır. Komşularının kötülüğüdür. Hayvanın uğursuzluğu, bindirmemesidir. Kadının uğursuzluğu kısırlığı ve ahlâkının kötülüğüdür" buyurulmuştur.
Hâkim'in rivayetinde; "Üç şey şekavettendir. Birisi; seni rahatsız eden ve dili ile seni üzen kadındır, ikincisi hayvandır ki gitmesi için vurursun, seni yorar ve seni terketüği zaman bir daha dönmez. Üçüncüsü evin darlığı ve komşuların azlığıdır. Herhangi bir zaman ve yerde veya bir şeyde tu zikredilen şeyin haricinde uğursuzluk yoktur" buyurulmuştur.
Aynî şöyle diyor; uğursuzluk bütün çeşitleriyle yasak edilmiştir. Rasûlullah (s.a); "Uğursuzluk yoktur" buyurduktan sonra "Uğursuzluk üç şeydedir" buyurması cahİliye devri inancım anlatmak sebebiyledir. Çünkü o devirde Araplar uğursuzluğun bu üç şeyde olduğuna inanırlardı. Aksi halde bu rivayet müslümanlar bu inanca sahiptir anlamına gelmemektedir. Çünkü diğer rivayetlerde Rasûlullah (s.a); "Eğer uğursuzluk diye bir şey varsa bu; atta, kadında ve evdedir" buyurmuştur. Bu rivayet gayet açıktır. Yani; "As-, lında uğursuzluk yoktur, eğer olsaydı bu üç şeyde olurdu" demektir.[138]
1676. Hz. Büreyde'den (r.a) rivayet edildiğine göre; "Nebî (s.a) kuşların uçuşundan uğursuzluk çıkarmazdı." (Ebu Dâvud sahih bir isnadla rivayet etmiştir). [139]
Hadisimiz ile tetayyar, yani bazı sebeplerle bir şeyi uğursuzluk saymak
Nebî'ye (s.a) ifctidâ etmek (uymak) ve her hususta iyiye yormak îeşvik edilmektedir.[140]
1677. Urve b. Âmir'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûluî-lah'ın (s.a) yanında uğursuzluktan bahsedildi de Rasûlullah (s.a);
"En güzeli İyimserliktir. Biriniz çirkin bir şey gördüğü zaman, müs-lümanı niyetinden alıkoymasın ve şöyle desin: "Allah 'im, iyilikleri ancak Sen verirsin, kötülükleri ancak Sen bertaraf edersin, fenalıklardan kaçıp taatla-ra yönelmek, ancak Sen 'in yardımınladır" buyurdu. (Ebu Davûd, sahih is-nadla rivayet edip sahihtir, demiştir).[141]
Hadisin râvisi Urve b. Âmir'in (r.a) sahabî olduğu ihtilaflıdır, ibn Hib-ban onu tabiînden saymıştır. Usd'ıil-gâbe müellifi de ona sahabîdir, demiştir.
Tıyera"; hem iyiye ve hem de kötüye yorma da.kullanılabilir. îyiye yormak ve uğursuz saymamak müslürnamn ahlâkmdandır. Kendisinden şer beklenen şeylerin şerrini def için Allah'a (c.c) iltica ve ondan yardım İstemek lazımdır. insanların normalde uğursuz sayacakları şeyler başa geldiği zaman mezkur duayı okumak müstehabdır.
Asmaî şöyle demiştir: İbn Avf'a fe'lden sordum. Şöyle dedi. "Hasta olan bir kimsenin, "Ey sıhhatti" veya bir şey arayanın, "ey bulan" sözlerini duy maşıdır."
Nihâye sahibi şy!e der: Hasta kimsenin hastalıktan iyileşeceğini veya bir
şey kaybeden kimsenin yîîjgfej bulacağım zannetmesidir. Çüakü Nebî (s.a) gazel zamu severdi. îus&olar gsrek zayıf veya fcuvvdi her sebep anında faydasını ve gelirini Alteh'fan umduklar» serece hayır üaeraürler. Ümit hususunda hata etseler bile ümidi kendileri için hayır olur. Allah'tan ümit ve beklentilerini kestikleri zaman şer olur.
"Tlyere" ise; Allah'a (c.c) suizan besleyip belâya muntazır olmaktır. Müslümsuın hali ancak Allah'ın (c.c) takdiri ile meydana geleceğine inanması sebebiyle azmettiği şeyden dönmemesi gerekir.[142]
ÜÇ YÜZ BEŞİNCİ BÖLÜM
HAYVAN RESMİNİN HARAM OLUŞU
Yaygı, taş, elbise, para, yastık ve sair eşya üzerine suret yapmak ve duvarda, perdede, elbise gibi eşyada resim edinmenin haram olup olmadığı konusuna açıklık getirmektedir.[143]
Konu ile İlgili hadisler
1678. İbn Ömer'den (r.a) rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Bu suretleri yapanlar kıyamet günü azaba duçar kılınıp, yarattığınız suretleri diriltin denilecektir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[144]
Hadis-i şerifte, suret (canlı resmi) yapmanın büyük haramlardan olduğu, bu resimleri yapanın kıyamet günü azap göreceği ifade edilmektedir. Böyle kimseden, yaptığı surete can vermesi istenecek, oysa buna gücü yetmeyecektir. Ancak, öğretim ve hastalığın teşhisinde resme ihtiyaç duyulursa bu konuda ana gaye resim yapmış olmamak şartıyla müsamaha edilir. Çünkü zaruretler mahzurları mubah kılar. Zaruret, miktarıyla takdir edilir. Bu miktar zarureti atif zsmm h&ramhğa tekrar gfiadeaıe gstûir.
Nevevî şöyle der: "Aüîaîenmiz hayvan resmî yapmam Önemle uzsrin-de durularak haram kılındığını öylemisierdir."
Hayvan resmi yapmak büyük günahlardandır. Hayvan resmini küçümsenen denî bir şey (adi, aşağılık bir madde) üzerine yapmakta kıymetli bir şsy üzerine yapmak arasında f&tk yoktur, ikisi de hararadır. Yaygı, döşek yastık ve battaniye gibi ayak altında dolaşan şeylere yapılması haram değil-dir. Bu konuda gölgesi olan eşya ile gölgesi olmayanların araiannda fark yoktur. Bu meselede bizim mezhebimiz (görüşümüz) budur.
Hz. Âişe'nin (r.a) rivayet ettiği kuş resimli örtü konusunun, resmin haram kılınmasından önce ortaya çıktığına yorumlanmıştır. Rasûlull&h'ın (s.a) eve girip çıkarken onu gördüğü halde ses çıkarmaması bundandır. Haram olunca onu yırtıp atmıştır.
Ressamların büyük bir azap göreceklerini bildiren bu hadisin, resim ve heykeli tapılmak gayesiyle yapanlar için vârid olduğu söylenmiştir, Bazılan-na göre; şiddetli azap, yaptığı resim ve heykeli? kendini Allah'a benzetenler içindir. Böyle bir inanç küfürdür.
"Yarattığınız şeylere can verin " diye yapılacak emir, usulü fıkıh alimlerinin emr-i ta'ciz dedikleri cinse girer. Yani aciz bırakmak için bu emir verilecektir.
Ağaç, manzara tipi cansız şeylerin resmini yapmak, abp, satmak haram değildir.[145]
1679. Hz. Âişe'defl {r.a) şöyie dediği rivay& edibrastir: "Rasüluîkh (s.a) bir seferden gelmişti. Ben,
Riyfa'üi-SİKhla Tercûrae ve Şerhi tun. Rasûlull&h'm (s.a) onu görünce rengi değişti ve "YâÂişe insenl&rm kıyamet günü Allah katında en şiddetli azap göreni, A ilah'in maklûkstma " buyurdu." Âişe (r.a); "Onu kestik, ondan bir veys iki yastık yüzü yapî&" dedi. (Buhârî ve Müslim nvzyv -KEüsîsrdii).[146]
Hadis-i şerifte, suret edinmek nehiy edilmiştir. Eğer bu suretlerde tazim haü varsa, bu aehiy daha şiddetlidir. Söz konusu harsmhk, cisimii resim clsun olmasın aynıdır. Bütün hadislerin delâlet ettiği hüküm budur. 3u hadislerde herhangi bir kayıt olduğuna deli! yoktur. însaniara tazim maksadıyla resimUri asmanın haram olduğuna işaret etmek vacihdir.
Bazı alimler; resim elbisede bir nakış olursa tahkir edilsin edilmesin, duvara gsilsm asılmasın caiz olduğunu söylemişlerdir. Gölgesi olan heykel gibi şeylerle, duvara yapüaa resimlerin mekruh olduğunu söylemişlerdir. Kadı İyâz bu konuda; küçük kız çocuklarının oynadıkları kukla gibi şeylere ruhsat verildiğini söylemiştir. Fakat İmam Mâlik bu tür oyuncakîan kerih görmüştür.[147]
1680. İbn Abbas'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyururken işittim: "Her suret yapan ateştedir. Ressamın yaptığı her surete kıyamet günü hayat verilir de bunlar cehennemde ona İşkence ederler. " îbn^Abbas şöyle dedi: "Mutlaka yapman gerekli ise, cansız olan ağaç gibi diğer varlıkların resimlerini yap." (Buhâri ve MüsHm rivayet etmîşlsrdir).[148]
Suret yapmak günah-ı kebâirdendir. Suret yapan kıyamet günü yaptığı resimler kadar şiddetli azap görecektir. Suret yapmanın haram olduğunu bildiği halde helâl olduğuna inanan cehennemde ebedî kalacaktır. Eğer bir inana taşımıyorsa cehennemde uzun süre kalacaktır. Ağaç, dağ veya nehir gibi cansız resimler ve şekiller yapmak caizdir.
"Cehennemde " tabiri ile böyle kimselerin cehennemin bütün tabakalarında azap göreceğine işaret ediliyor.
Hadis-i şerif, suret yapanların şiddetli azap göreceğine işaret eder. Bu ve önceki hadisler birbirlerine yakın mana taşımaktalar.
Ressamların en çetin azaba çarptırılacaklarını belirten rivayet, resim ve heykeli tapılma gayesiyle yapanlara hamledümiştir. Tabii ki, başkası tapsm diye heykel yapan kâfirdir.[149]
1681. İbn Abbas'tan (r.a) rivayete göre şöyle demiştir: Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kim dünyada suret yaparsa, kıyamette ona ruh üfürmesiyle mükellef kılınır. Aslında ona ruh veremeyecek..." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdi r)[150]
Hadiste geçen "mükellef kılınır" tabiri, onları susturmak ve aciz bırakmak için kullanılmıştır., Resmi yapanın, ona can vermekle mükellef tutulacağının bildirilmesi bunu yapabilme imkânına sahip olabilecekleri ihtimalini akla getirebilir. Bu sebep dolayısıyla "Aslında ona ruh veremeyecek" diye buyurulmuştur.[151]
1682; Ibn Mes'ûd'dan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kıyamet günü İnsanların en şiddetli azap göreni canlı resimler yapanlardır." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[152]
1683. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Allah Teâlâ; "Benim yarattığım gibi yaratmaya çalışan kişiden daha zalim kimdir? Haydi: Onlar bîr zerre yaratsınlar, bir tane yaratsınlar, bir arpa tanesi vücuda getirsinler!.." buyurdu." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[153]
Suret yapanların İşinin çirkinliği söz konusu edilmektedir. Çünkü bu Allah Teâlâ'nın yaratmasına benzetme cesaretini göstermek demektir. Halbuki bu kişi aciz olduğunu da bilmektedir. Beşerin, şekli nasıl olursa olsun, Allah'ın yarattığına benzeyen herhangi bir hayvan ve sair canlıları yapmaktan aciz olduğunu hadis ispat etmektedir. Bu hususda ilmî gelişmelere rağmen buna hiç kimsenin cesaret edemeyeceğine dair Nebî'nin (s.a) mucizesi vardır.
Hadiste "bir tane yaratsınlar" sözünün kullanılması onları susturmak ve ta'ciz etmek içindir. Ki ceza olarak bazen hayvan yaratmakla mükellef tutulurlar, bu en zorudur. Bazen de cemâdi (ruhu olmayan, cansız cisim); yaratmakla sorumlu tutulurlar, bu ise kolaydır. Fakat her halükârda güçleri yetmeyecektir.[154]
1684. Ebu Talha'dan (r.a) rivayete göre RasÛIullah (s.a); "İçinde resim ve köpek olan 'eve melekler girmez" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir)[155]
Hadiste geçen "Melekler"dea murat rahmet melekleridir. Yoksa hafa-za melekleri bu sebeple ayrılmazlar.
Irâkî şöyle der; "Bunun hikmeti şudur: Köpek edinmekten nehiy olduğu halde onu edinmek, dolayısıyla şeriata ayksn davranması sebebiyle melekler o kimseye gazap eder ve ondan uzaklaşırlar. Binaenaleyh onların bereketi, istiğfarı ve Allah'a (c.c) taat konusundaki yardımlarından mahrum kihr. Ancak, şer'î şerifin müsaade «ttigi, av veya çoban köpeği besleyenlerden melekler kaçmazlar. Bu kapsama dahil değildirler."
Bir görüşe göre; köpekler şeytanlar güruhundan, melekler ise onlara herhalde düşman olduklan sebebiyle böyle eve girmezler. Veya köpeklerin çirkin kokusu vardır. Melekler bu kokudan hoşlanmazla!. Güzeİ kokuyu severler. Bunun gibi çeşitli sebepler vardır.[156]
1685. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Cibril, Rasû-lullah'a (s.a) bir ara geleceğini vaad etmiş, fakat gecikmişti. Hatta Rasüiul-lah'a (s.a) bu çok zor geldi dî dı$an çıktı. Çıkınca Cibril onu karşıladı. Ra-sûluîlah'm şikâyeti üzerine; Cibril; "Biz, içinde köpek ve resim bulunan eve girmeyiz" dedi. (Buhârî rivayet etmiştir)[157]
Suret ve köpek edinmek, meleklerin nefretini gerektiren pis İşlerdir. Bunlana bu- yerde bulunması rahmetin mahrumiyetine sebep chır. Meleklerin böyle bir yer? girmeyiş sebebi; Allah'ın (c,c) emrine muhalefet etmemek içja-dir. Aynı zan&nda köpekte çirkin ve neds koku olmasındandır.[158]
1686. Hz. Âişe'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Cibril (a.s) Ra-sûluîlah (s.a) i!e belli bir saatte geleceğine dair vaadîcştüei;. O saat geldiği halde, Cibril gelmemişti. Hz. Âişe şöyle devam elti: "Rasûluüah'm (s.a) elinde bir baston vardı. Onu attı ve; "Allah vaadine hulf etmez. Peygamberi de..." buyurdu. Sonra, etrafa göz attı, bir de ne görsün; Sedirin altında bir icftpek yavrusu... Bunun üzerine Rasülullah (s.a); "Yâ Âişe buraya ne zaman köpek girdi?" buyurdu. Bende; "Vallahi bilmiyorum" dedim, Rasülullah (s.a) emir verdi. Köpek dışarı çıkarıldı. Cibril; fiBana senin evindeki köpek mani oldu. Biz (melekler) içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz" cevabını verdi. (Müslim rivayei etmiştir).[159]
Hcfız Irâkî şöyle der: "Melekler, İçinde köpek olan eve girmezler. Ev sahibi isyan kastıyla beslemese de durum böyledir. Çünkü orada köpeğin bulunması meleklerin o eve girmesine manidir.
Bundan sonraki bölümde, köpek beslemenin sevabı eksilteceğine dair hadis, izin verilmeyen türdeki köpeğin beslenmesiyle kayıtlıdır.
Hattâbî; "Bir evde bunlardan biri bulunduğu zaman, meleklerin girmeyeceğinden maksat; edinilmesi haram olan köpeklerle resimlerdir. Haram sayılmayan av veya çoban köpeğiyle yastık, yaygı Üzerine yapılmış resimler meleklerin girmesine engel değildir" demiştir.
Nevevî ise; "Bu hüküm umûmidir. Her köpek ve resme şâmildir" der.[160]
1687. Ebu Teyyâh Hayyân b. Husayn'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Bana A1İ b. Ebî Tâlib (r.a) şöyle dedi: "Rasûluilah'm (s.a) beni gönderdiği görevle seni göndereyim mi? Hiçbir suret bırakma, onu yok et, yüksek kabri de dümdüz kıl." (Müslim rivayet etmiştir).[161]
Hadisin râvisi, Ebu Teyyâh Hayyân b. Husayn el-Esedî Kûfelidir. Ta-biîndendir.
Tasvir ve suretler, yöneticilerin yasaklaması ve İzale etmesi gereken çirkin işlerdendir.
Hadisimizde, kabirleri süslemek ve yerden yüksek yapmak nehiy edilmiştir, idarecilerin bunları yasaklaması görevlerine dahildir.
Kabri düzeltmekten maksat, fazla yükseltmeyip, yerden bir karış yükseltmektir. Hanefilere göre kabri deve hörgücü gibi yükseltmek müstehab-dır. Zira Rasûluilah'm (s.a) kabri bu şekildedir.
Timsâl ve suretlerden maksat, canlıların heykel ve resimleridir.[162]
ÜÇ YÜZ ALTINCI BÖLÜM
AV, DAVAR VE ZİRAAT İÇİN OLMAYAN KÖPEKLERİ SAKLAMANIN HARAM OLUŞU
Konu ile ilgili hadisler
1688. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: RasûluUah'ı (s.a) şöyle buyururken işittim: "Kim -av veya sürü köpeği müstesna- köpek saklarsa her gün mükâfatından iki kırat eksilir." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir). [163]
Bir rivayette: "Bir kırat" buyurulmuştur.
Av ve sürü köpeği haricinde köpek edinmek haramdır.
"Mâşiye": İbn Sikkît ve bir kısım ulemaya göre; deve ve koyun cinsine denir. Diğer bir kısım alimler ise; "mâşiye"nin sığır cinsi olduğunu söylemişlerdir.
"Kırat"; beş arpa ağırlığı kadar bir ölçektir. Burada Allah'ın bildiği bir miktardır.iğsrinde iki kırat nokssnlaşac&ğı haber verilmektedir. Bu iki farklı rivayeti alimler şu şekilde izah etmişlerdir: "Kırat farkının, insanlara czâ konusunda farklı iki çeşit köpeğe nisbetle yapılma ihtimali vardır. "Bu rivayetlerden iki kırat diye geçen kasaba ve köylere, bir kırat diye geçeni de kır ve çöllere mahsustur" demişlerdir. Banları ise; bu eksiltme İlk önce bir kırat iken daha sonra iki kırata yükseltilerek bu hüküm neshedümiş ve hüküm daha da ağırlaştırılmıştır, demişlerdir.
Sevabın eksiEeceği konusu da ihtilaflıdır. Bazılarına göre; "Bunun sebebi meleklerin o eve girememesidir." Bu konuda köpeğin gelen geçene zarar vermesi, yasağı çiğnedikleri için sahibi için ceza olması veya köpeğin pis kokması, necaset yemesi, gibi birçok ihtimaller üzerinde durulmuştur.[164]
1689. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûhıllah (s.a) şöyle buyurdu: "Kim (kapısında) köpek bağlarsa her gün amelinden bir kırat eksilir. Ancak, ekin ve davar köpeği müstesna..." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[165]
Başka bir rivayette; "Av, sürü, tarla köpeğinden başka, kim köpek edinirse her gün mükâfatından iki kırat ekşitir" şeklinde geçmektedir.
Hadis, ihtiyaç yokken köpek beslemenin haram olduğunu, ancak av sürüleri, evleri ve ekinleri beklemek için köpek beslemenin caiz olduğunu bildirmektedir. Bu Şafiîlerin görüşüdür. Alimler sevabın eksilmesinin sebebi hakkında şunları zikretmiştir: "Köpeklerin meydana getireceği necasetten sakınmanın zor olması ve böylece çoğu defa bu noksanlığın ibadetlere sirayet ederek sevabın azalmasına yol açar."
Hanefilere göre; İbn Hümam şöyle diyor: "Köpeği; av veya hayvan,
ev ve ziraau koromak içia edinmek caizdir. Fakat hırsız ve düşman korkusu olmadıkça onu eve sokmamak lazımdır."
îbn Tîn şöyle der: "Geçmiş ameli noksanlaştırması caiz olmaz. Amelin eksilmesinden maksat; o kimsenin amelinin köpek beslemeyene nazaran kemâl derecesinde olmamasıdır."
Bazdan; "İki kırattan biri gündüz, diğeri gece amelîne aittir" demişlerdir.
Amr b. Ubeyd'e bu hadisin sebebini Mansûr sormuştu. Amr sebebini bilemeyince Mansûr; "Çünkü misafirlere havlar ve ihtiyaç için geleni Ürkütür" demiştir.[166]
ÜÇ YÜZ YEDİNCİ BÖLÜM
DEVE VE DİĞER HAYVANLARA ÇAN TAKMANIN MEKRUH OLMASI, SEFERDE KÖPEK VE ÇAN TAŞIMANIN KERAHATI
Konu ile ilgili hadisler
1690. Ebu Hüreyre'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir; Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Melekler, köpek ve çanın bulunduğu bîr topluluğa arkadaş olmazlar." (Müslim rivayet etmiştir).[167]
Köpek edinmek ve onlarla beraber olmak nehiy ediliyor. Zilleri ve onun sesini doğuran benzeri çalgıların asılması da mekruhtur. Çünkü meleklerin bulunmasından dolayı elde edilecek bereket kaçırılmış olur.
Musannif, Menâsik babında şöyle der; "Bunu görüp de, def etmekten aciz kalan kimsenin şöyle söylemedi gerekir: "Allah'ım onların yaptığı şeyden sana sığınırım. Meleklerinin sohbet ve bereket semeresinden beni mahrum etmç..."
Bu zilleri, özellikle yolculukta binek vasıtalarına bağlamak kerih görülmüştür. Çünkü yolcular, meleklerin sohbetine bereket ve korumasına daha muhtaçtırlar.[168]
1691. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayete göre Nebî (s.a) şöyîe buyurmuştur: "Çan, şeytanın çalgılarmdandtr." (Müslim rivayet etmiştir)[169]
Bu hadîs; zillerin kerih görülmesinin, onların şeytanın aleti olmasında dolayı olduğuna işaret ediyor. Kim onu işitirse kulağına elini koysun ve onu duymamaya çahşssm.
Çan ve zil gibi çalgılardan meleklerin nefret etmesi bazı alimlere göre; kilise çanlanna benzeyişindendir. Buradaki kerahat tenzihidir. Şam alimlerinin bir kısmı; büyük çanın mekruh oiduğunu, küçüğünün ise kerih olmadığını söylemişlerdir.
İbn Allan şöyle diyor;;'Ashabımız şöyle der Civarında haram çaîgıiar olup da onu izaleye gücü olmayan kimsenin, kasıt olmaksızın, duymalarında bir sakınca yoktur."[170]
ÜÇ YÜZ SEKİZİNCİ BÖLÜM
NECASET YİYEN DEVEYE BİNMENİN TEMİZ YEM YİYEREK ETİ TEMİZLENİRSE KERİH
Konu ile ilgili hadis
1692. İbn Ömer'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. "Rasûİullah (s.a) pisiik yiyen deveye binmeyi yasakladı." (Ebu Dâvud sahih isnadla rivayet etmiştir). [171]
Hadis; pislik yiyen deveye binmenin mekruh olduğunu açıklar. Nevcv! bunu şöyle isah eder: "Kerahat, necaset ve benzeri pislikleri yemeyi adet haline getiren, böylece kokusu duyulan hayvana hamledilir. Bu necaset insan pisliğini de içerir."
İslâm temizliğe önem verir, necaset ve nefsin tiksindiği pisliklerden de sakındırmaktadir.[172]
ÜÇ YÜZ DOKUZUNCU BÖLÜM
MESCİDE TÜKÜRMENİN NEHİY OLUŞU VE
BU GİBİ ŞEYLERDEN TEMİZLEYEREK MESCİDİ
NECASETLERDEN UZAK TUTMANIN EMREDİLMESİ
Konu ile ilgili hadisler
1693. Hz. Enes'ten (r.a) rivayete göre Rasûluilah (s'a) şöyle buyurmuştur: "Mescide tükürmek bir hatadır. Onun keffâreti gömül/nesidir. " (Bu-hâri ve Müslim rivayet etmişlerdir)[173]
Tükürüğün gömülmesinden maksat, mescidin tabanının toprak, veya kum gibi malzemeden olması sanıyladır.
Ebu'l-Mehâsin er-Rüyânî, Bahr adlı eserinde şöyle der; "Tükürüğü gömmekten maksat; mescidden çıkarmaktır. Şayet mescid tuğla veya harçtan yapılmışsa, çoğu cahillerin yaptığı gibi ayakkabı vesair eşya ile tükürüğü duvara sürmek, gömmek, değildı'r. Bilâkis bu hatayı ve mescitte kirliliği artırmaktadır. Böyle yapan kimsenin onu elbisesiyle veya eliyle veya başka bir şeyle silmesi veya yıkaması gerekir. Kısaca, mescide tfîkfirmek mutlak surette yasaktır. Günahtır. Bum? mecbur olanların yanında mendil buıradunna-lan gerekir.[174]
1694. Hz. Âişe'den (r.a) rivayete göre; "Rasülullah (s.a) o, kıble cihetinde bir balgam veya tükürük veya sümük gördü, onu (eline aldığı bir şeyle) kazıdı." (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir).[175]
"Nuhâme"; göğüsten gelen balgama da bu ad verilmektedir. Genizden gelen balgama da bu ad verilmektedir.
Rasülullah (s.a), kıblesinde bir balgam gördü. Buna Öfkelendi, öyle ki yüzünün rengi değişti. Bu arada Ensar'dan bir kadın kalkarak balgamı kazıdı. Ve güzel koku sürdü. Rasülullah (s.a); "Bu ne hoş koku... ı:''e buyurdular. Ebu Ubeyde b. Cerrah'tan (r.a) gelen rivayete göre; "tCe/ialu l-h akşam mescidde îükürmüş, tükürdüğünü gömmeyi unutmuş, eve geldiği zaman aklına gelmiş, hemen bir sşîk bulup, gecelikle tükürdüğünü bularak gömmüş sonra; 'Allah'a hamdolsun ki, bu gecenin günahım bana yazmadı' demişti.
Bütün bu hadislerden anlaşılan mescide tükürük ve benzeri pislikleri atmanın haram olduğudur. Bu, necaset olursa daha çok haramuk taşır. Mescide kazir (pislik) atan kimse günahkârdır. Kazir orada olduğu sürece günah devam eder. Bundan dolayı Allah'a İstiğraf edip, kazîri temizlemek için acele etmek gerekir.
Müsiümanın mescidde gördüğü necaseti yok etmesi gerekir. Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.
Mescidîere hürmet ve saygılı olmak, onları her türlü pislikten korumak gerekir.
Camide görülen her türlü pisliği temizlemek gerekir.
İmamların, camilerin durumunu gözetmesi, temizlik ve düzenine riayet
Namazda boğazms kazıyarak öksürme caizse de bu konuda ayrıntılı bilgi yukarıda geçîi. Bu şekilde öksürmek istemeksizin olursa namaza zaran dokunmaz. Kasten yapılmışsa; şayet ağzından üç harf çıkmışsa bozulur. Ebu Hamfe'ye göre; üfürerek öksürmüş, yanındaki de duymuşsa, konuşma hükmündedir. Namazı bozar.[176]
1695. Hz. Enes'ten (r.a) rivayet edildiğine göre Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Bu mescidler, idrar ve pislik için müsait değildir. Onlar yalnız Allah Teâlâ'yı zikretme ve Kur'an okumak içindir veya Rasülullah 'in (s.a) buyurduğu gibi..." (Müslim rivayet etmişîir).[177]
Mescidierin temizliğine dikkat etmeli ve onları korumalıdır. Hadiste "Onlar sadece zikrûllah, namaz, ve Kur'an okumak içindir" buyurulması, camilerde bunlardan başka birşey yapılmayacağına delil oluyor. Buradaki zikir sözü geneldir. Kur'an okumak cümlesi, ilim tahsili, vaaz ve nasihat ko-nuianm kapsar. Bunların haricinde meselâ; dünyaya ait konuşmak, gülmek, bir işle uğraşmak mubah değildir. Ancak vaaz dinlemek, namazı beklemek gibi meşru olarak oturmak müstahabdır.
Uyumaya gelince, İmam-- Şafiî, Ümm adlı eserinde bunun caiz olmadığını belirtmiş: fakaî îbn Münzir, Said b Müseyyeb, Hasan Basri; İmam-ı Şafiî'nin mescidde uyumaya ruhsat verdiğini söylemişlerdir.
İmam Mâlik, "Gurbetzedeler için mescidde uyumakta bir sakınca yoktur" der.
Mescitte abdest almaya gelince İbn Münzir; "Kendisinden ilim tahsil edilen her alim mescidde abdest almayı mubah görmüşlerdir. Ancak bulunduğu yeri ıslatmak ve cemaati rahatsız etmek mekruhtur. Hanefîlerden bir kısmına göre; mescidde abdest almak için bir yer varsa abdest almakta bir sakınca yoktur.
Hadis-i şerif; cahil kimseye karşı kolaylık göstermek ve devamlı olarak gönülleri hoş tutmak cihetine gidilmesinin gerektiğini izah eder.[178]
[1] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/363.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/364.
[3] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/364.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/365.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/366.
[7] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/366-367.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/370.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/376.
[13] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/376.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/377.
[15] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/378.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/378.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/379.
[17] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/380.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/380.
[19] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/380-381.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/381.
[23] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/382.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/383.
[25] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/383-384.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/386.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/387-388.
[30] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/388.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/388-389.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/389.
[34] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/389-390.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/390.
[36] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/391.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/391.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/393.
[41] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/394.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/394.
[43] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/394-395.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/395.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/397.
[47] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/397-398.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/398.
[49] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/398.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/399.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/401
[53] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/401.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/402.
[55] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/402.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/402
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/405.
[59] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/405-406.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/407.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/408.
[65] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/409.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/409.
[67] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/409.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/412.
[70] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/412.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/413.
[72] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/413
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/414.
[74] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/414.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/414-415.
[76] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/415.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/417.
[78] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/417-418.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/418.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/419.
[82] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/419-420.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/421.
[84] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/421.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/422.
[86] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/422.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/422.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/423.
[90] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/423.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/424.
[92] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/424.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/424.
[94] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/425.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/427.
[97] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/427.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/428.
[99] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/428.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/429.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/430.
[103] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/430-431.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/431.
[105] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/431-432.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/432.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/433.
[109] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/433
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/434.
[111] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/434.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/434.
[113] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/435.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/435.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/436.
[117] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/436.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437.
[119] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437.
[121] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/437-438.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/439.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/440.
[125] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/440-441.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/441.
[127] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/441-442.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/442.
[129] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/442-443.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/443.
[131] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/444-445.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/445.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/447.
[136] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/447-448.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/448-449.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/449.
[140] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/449-450.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/450.
[142] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/450-451.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/453.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/454-455.
[147] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/455.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/455.
[149] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.
[151] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/456.
[153] Buhârî; Kitab'ul-Libâs, Müslim; Kitab'ul-Libâs, ve'z-Zînet, 2111 ve Ahmedb. Hanbel
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/457
[154] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/457-458.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458.
[156] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458.
[158] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/458-459.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/459.
[160] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/459-460.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/460.
[162] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/460.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/461.
[164] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/461-462.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/462.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/465.
[168] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/465.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/466
[170] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/466
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/467.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/469.
[174] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/469-470.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/470.
[176] İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/470-471.
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 5/471.
İslami Okul Okulların En Önemlisi