Ana Çizgileriyle İslam - 40Hadis - 0. Sayfa
Guraba Yayınevinin Mukaddimesi
Nevevî'nin Mukaddimesine Dair Bazı Mülâhazalar
Teşvik Ve Korkutma (Terğîb Ve Terhîb) Konularında Zayıf Hadis Rivayet Etmenin Şartlan
ANA ÇİZGİLERİYLE İSLAM
NEVEVİ KIRK HADİS ŞERHİ
Hutbetu’l-Hace[1]
Hamd, ancak Allah içindir. O'na hamdeder, Ondan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.
Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür.
"Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin."(âı-i imran-. 102)
"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabb'iniz-den sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.'VMsa. i)
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin, ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasûlüne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur."(Ahzâb: io-iı)
Bundan Sonra:
Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın Kelam'ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yoludur. Amellerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bid'at, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.
Rahman ve Rahîm Allah'ın Adıyla
Nazım b. Sultandan değerli kardeşi Abdullah b. Abdülhamid'e (Guraba Yayınevi)
Allah'ın Selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun, dedikten sonra;
"Kavaid ve Fevaid min el-Erbain en-Neveviyye" adını taşıyan kitabımın Türkçe'ye tercüme ettirilmesinde, basılıp Türkçe konuşan kardeşlerimiz arasında yayılmasında -faydasının yaygınlaşması için- benim açımdan her-gangi bir sakınca yoktur.
Cenab-ı Allah'a hamd olsun.
Kardeşiniz Nazım b. Muhammed Sultan Mahmud el-Misbâh
(İmza)
13 Züikade 1416 01.02.1996[2]
Guraba Yayınevinin Mukaddimesi
İmam Nevevî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- "kırk hadis" seçip aynen, "özlü sözler" söyleme lütfuna mazhar olmuş Hz. Peygamber'in buyrukların-dan iki hadis daha ekleyerek toplam "kırkiki hadis" derlemiş oldu.
Nevevî, bu hadisleri "dinin itikadî ve fıkhı hükümleri"ni kapsamlı bir şe-j kilde gözler önüne sermek amacıyla seçmiş bulunuyor. Bu hadislerin her biri, ilim adamları tarafından İslâm'ın temel kaidesi olmakla nitelendirilmiş dinin çok büyük bir esasını ihtiva etmektedir.
Dinin temel ve fen'î hükümlerini ihtiva eden bu hadislerin taşıdıkları önem ve bunları derleyenin ihlâsı dolayısıyla, ümmet tarafından bu "kırk hadis" kabul görmüş, ilim adamları bu hadisleri açıklamaya, bunlardan hükümler çıkarmaya, öğrenciler ezberleyip incelemeye önem vermişlerdir. Yüce Allah'ın bu hadisleri ümmete oldukça faydalı kılmasının sebebi işte budur.
İhtiva ettiği hayr ve bereketler dolayısıyla bu değerli esere ilim adamlarının oldukça değer verdiklerini gördüğümüzden, biz "Guraba Yayınevi" olarak, İslâmî uyanışın değerli erleri olan kardeşlerimize bu "Kırk Hadis Şerhi"ni sunmayı şerefli bir hizmet kabul ettik.
Hadis açıklamalarının basit ve kolay olması, elinizdeki eserin bir ayrıcalığıdır. Okuyucu zorlanmadan bu açıklamaları anlayabilir; herbir hadis çerçevesinde ilim adamlarının görüşlerini özetle bulacağı gibi, Kitap ve Sünnetten delilleri de görebilecektir. Bu sebeble bu eserin, sahasında kapsamlı olduğunu söyleyebiliriz.
Bizzat okuyucu kendisini küçük çapta bir İslâmî ilimler ansiklopedisi ile karşı karşıya görecektir. Şöyîeki; İtikad ile ilgili bir hadisi okundu mu, bu hususta sorunlarının doyurucu cevabını bulacaktır ve diğer bütün hususlarda bu, böylece sürüp gitmektedir.
Bu eserin ayırıcı bir diğer özelliği, müellifi ve sârini olan Muhammed Nâzım b. Muhammed b. Sultan Mahmûd el-Misbâh (Kuveyt, 1951)m, Allah'ın yoluna çağıran davetçi bir şahsiyet olmasıdır. Ayrıca Kuveyt şehri "Ulu Camii1'nin de imam-hatibidir. "İslâm Kültürünü İhya Cemiyetinin idame meclisi ve aynı cemiyetin "fetva kurulu" üyesidir. Davet ve ders vermede oldukça gayretli ve geniş alanlarda faaliyeti olan bir şahsiyettir. Çeşitli kamplarda ve toplantılarda pekçok dersler ve konferanslar vermiştir.
Fıkha, davete, vaaz ve ahlakiyyata dair sesli ve görüntülü bir çok kaseti elden ele dolaşmaktadır.
Kuveyt Şehrinde fazilet sahibi bir çok hocadan ilim tahsil etmiştir. Bunların bazıları: Prof. Dr. Muhammed b. Süleyman el-Aşkar, Prof. Dr. Hasan Eyyüb, Prof. Dr. Abdurrahman b. Abdulhalik el-Yûsuf, Prof. Dr. Muhammed Ali el-Mısrî, Prof. Dr. Ebû Yûsuf Abdurrahman b. Abdussarned, Ab-dulhamid Ebu'r-Rîş, Abdullah b. Halef.
Değerli eserlerinden bir kaçı:
1. Kavaıd ve Fevaıd (elinizdeki eser)
2. el-Kutûfud-Dâniye
3. Hidâyetu'n-Nâsik H-Ahkâmi'1-Menâsik
4. Muhtasaru Ahkâmi'1-Hayz.
5. "Benden Tebliğ Ediniz..." unvanlı konferanslar dizisi. BünMn bir kısmı faydalı kitapçıklar halinde neşredilmiştir:
1. Hz. Lût'un kavmini daveti
2. Allah için sevmek ve nefret etmek
3. Zulüm
4. İbtilâ
5. Müslüman ve Yabancı kadın arasındaki ilişkilerin ilkeleri
6. Hüsu'l-în'in nitelikleri
7. Namaza dair Fıkhî sorulara cevaplar
8. Evlilik Hukuku
9. Affın ahlâki değeri
10. Kıblenin değiştirilmesinden çıkan sonuçlar
11. Haram aylar
Burada değerli müellifimiz'e eserin tercüme, basım ve yayın haklarını Yayınevimize verdiğinden dolayı teşekkür etmeden geçemiyoruz. Allah'tan onu mükafatlandırmasını da niyaz ederiz.
Sözlerimizin sonunda, Yüce Allah'tan bu İlâhî Davete, Allah yolunda kınayanın kınamasından çekinmeyen yiğit davetçiler ihsan etmesini, çalışmalarını bereketlendirmesini, niyetlerimizi halis, amellerimizi başarılı kılmasını, görüşlerimizi doğrultup yükümlülüklerimizi emanetle yerine getirmeyi nasip etmesini, atamız İbrahim'in dinine iletmesini,dileriz; ki böylelikle bu ülkede ve İslâm âleminin başka yerlerinde Tevhidi ve peygamberlerin davetini yaymak şerefine nail olalım. Rabbİm, bizleri yolunda çalışan salihlerden kılsın. Bütün amellerimizi kabul buyursun! Şüphesiz O, çok cömert ve çok lütufkârdır.
Allah, peygamberimiz Muhammed'e, aile halkına, ashabına ve Kıyamet Gününe kadar onu dost bilip izinden gidenlere salât ve selâm eylesin.[3]
Nevevî'nin Kırk Hadis Şerhi
Rahman Ve Rahim Allah'ın Adıyla.
Hamd, hiç şüphesiz Allah'ındır. O'na hamdederiz, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse, onu kimse saptıramaz. Kimi de saptıracak olursa, onu kimse doğru yola iletemez. Şehâdet ederim, ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur, O, birdir, tektir; hiçbir ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
"Ey iman edenler, Allah'tan gerektiği gibi korkunuz ve ancak müslü-manlar olarak ölünüz." (Animrân, 3/102)
"Ey insanlar, sizi tek bir candan yaratan, ondan da eşini vareden, her ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türeten Rabb'inizden korkun. Yine kendisinin adıyla birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık (bağını kesmek) tan da sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gö-zetleyiçidir." (en-Nisâ, 4/ıy, "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki (Allah), amellerinizi ıslah etsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (ei-Ahzâb, 33/70-71). îmdi;
Şüphesiz en doğru söz Allah'ın Kitab'ıdır. En güzel hidâyet Muhammed (s.a.s.)'in gösterdiği yoldur. İşlerin kötü olanı ise sonradan uydurulmuş olanlardır. Sonradan uydurma her şey bir bid'atür, her bir bid'at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.
Nevevî'nin -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- derlediği "kırk hadis"in büyük bir önemi vardır. Çünkü bu kırk hadis, Hz. Peygamber'in "cevâmiu'l-kelim[4] diye bilinen özlü sözleridir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bana sözlerin başlangıçları (fevâtih), özlüleri (cevâmi1) ve sonraları (hevâtim) verildi.[5]
Bu kırk hadisten her birisi dinin temel kaidelerinden birisidir. Aynı şekilde bunların her birisi oldukça büyük ve pek çok faydalar da ihtiva etmektedir. Bu hadisleri ezberleme ve gereği gibi kavramaya muvaffak olan bir kimse, nübüvvet mirasından büyük bir pay elde etmiş ve dinî meseleleriyle ilgili olarak azımsanmayacak bir miktar Öğrenmiş olur.
İşte bundan dolayı eskiden beri müslümanlar, bu hadisleri okullarda yeni yetişmekte olan nesile ezberletmeye önem veregelmişlerdir. İlim adamları da bu hadisleri hem avama hern havâssa ders yoluyla öğretmeye ve açıklamaya önem vermişlerdir. Bu kırk hadisi şerh edip açıklayanlar arasında şunlar vardır:
1- Bunları derleyen Nevevî, -Allah'ın rahmeti üzerine olsun,
2- İbn Dakikivid,
3- İbn Receb, "Câmiu'1-Ulûm ve'1-Hikem" adı altında,
4- İbn Hacer el-Heytemî, "Fethu'l-Mübîn bi Şerhi'I-Erba'în" adı altında,
5- Dr. Mustafa el-Boğa ve Muhyiddin Misto, "el-Vâfî fî Şerhi'I-Erba'în en-Neveviyye" adıyla.
Ben de bazı kardeşlerime bu kırk hadisi ders olarak okuttuğum sırada, gerek hazırlanırken, gerekse bunları ders olarak okuturken, çok büyük faydalar sağladığımın farkına vardım. Bu kırk hadisten elde ettiğim faydaları yazı yoluyla da müslüman kardeşlerime ulaştırmak istedim. Birden çok yerde verdiğim konferanslar yoluyla da bunları sözlü olarak anlatmak imkânına mazhar^oldum. Bu faydaları yazmak suretiyle yazı alanında da müslümanlara bir hizmet sunmuş olabileceğimi tahmin ettim. Çünkü yazı, alanı din ilimlerinin yayılmasında büyük bir öneme sahiptir. Aynı şekilde yazı alanı, hayatta da, ölümden sonra da büyük bir sevap ve mükâfat kazanmak için çok önemli bir alandır.
Bu kırk hadisi açıklarken ileri gelen ilim adamlarının sözlerine dayandım. Bundan dolayı bir hadisi şerhederken onların sözlerini hiç değiştir-meksizin naklettiğimi göreceksiniz. Çünkü ben henüz yolun başında bulunuyorum. Yolun başında bulunan kimsenin ise aynı alanda kendisinden öncekilerin attığı adımlarla aydınlanması gerekir.
Din; dine sağlam bir şekilde bağlılığı, hıfzının çokluğu, Kitap ve Sünnetin naslarını Allah'ın ve Rasûlünün kendilerinden övgüyle söz etmiş olduğu selefin yoluna uygun olarak anladığı kabul edilen kimselerden başkasından öğrenilmez. Bu hadisleri açıklarken şöyle bir yol izledim.
1- İleri gelen ilim adamlarına göre, açıkladığım hadisin önem ve durumunu ortaya koymak.
2- Hadisin ele aldığı her bir meseleyi uygun bir başlık altında zikredip özetle açıklamak.
3- Hadisi açıklarken sözlerini aktardığım ilim adamlarının kısa bir biyografilerini vermek.
4- İlim adamlarının hadisten çıkartmış olduğu bilgi ve hükümleri özetle söz konusu etmek.
Benim ortaya koyduğum bu çaba oldukça mütevâzidir. Çünkü meşgalelerimiz pek çok ve yeterli zaman bulamamaktan şikâyetçiyiz. Allah'tan bunu müslümanlara faydalı kılmasını ve bu sayede hayatımda da, ölümümden sonra da bana ecir ve mükâfat yazmasını dilerim. Çünkü O bunu yapabilir ve buna güç yetirir.
Sözlerimizin sonunu âlemlerin Rabb'ı olan Allah'a hamdederek bağlayalım.
Nâzım Muhammed Sultân[6]
İMAMNEVEVÎ
Nesebi Ve Hayati:
Nevevî'nin kendisinden başlayarak geriye doğru nesebi şöyledir: Yahya b. Şeref b. Mürrî Hasen b. Hüseyin b. Hizam en-Nevevî. Künyesi Ebû Zekeriyyâ Muhyiddîn'dir. Nevevî, Şam'ın güney taraflarında Havran kasabalarından Neva diye bilinen bîr yerde, hicrî 631 yılı Muharrem ayında dün-yaya geldi.
Henüz küçük yaşta iken Allah, O'nun kalbine din ve ilim sevgisini yerleştirmişti. O bakımdan Kur'ân-ı Kerim'i hıfzetmiş idi. İlmî hayatının oluşmasında babasının ilim talebine teşviklerinin oldukça büyük bir rolü olmuştur.[7]
İlmî Hayatı:
Nevevî, köyünden Şam'a geçerek er-Revâhiyye medresesinde yerleşti. İlim talebinde oldukça gayret sahibi idi. Dörtbuçuk ayda "et-Tenbîh" adlı eseri ezberledi. Senenin geri kalan aylarında "el-Mühezzeb"in dörtte birini hocasına ezberden okudu. Şafiî fıkhında, hadis ve lügat ilimlerinde büyük bir ilim sahibi olacak seviyeye gelinceye kadar ilim deryalarına dalmaya devam etti. Bir taraftan ders vermekle uğraşırken, el-Eşrefiyye'deki Dâru'l-Hadis'in Meşihat (rektörlük) makamını da üstlendi.[8]
Ahlâkı:
Nevevî, Rabbânî bir âlimdi. Dünya hayatında zâhid, vera' sahibi, vakur ve heybetli bir kişi idi. Allah'a itaat dışında adeta bir an dahi geçirmezdi. İyiliği emreder, kötülükten nehyederdi. Yöneticilere öğüt verir, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmazdı. Bu alanda, Zahir Baybars'a yazıp ona nasihatte bulunup emirler verdiği, öğütler tevcih ettiği risaleleri vardır.[9]
İlmî Mevkii
Nevevî'nin, çağdaşı olan âlimlerin de kabul ettiği büyük bir ilmi mevkii vardır. Bıraktığı eserlerden hareketle, O'ndan sonra gelen ilim adamları da O'nun bu mevkiini kabul etmişlerdir.
Şeyh Kutbuddîn el-Yûnînî der ki: "İlim, vera', ibadet, azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanmak hususunda zamanında biricik idi.[10] Şeyh b. Farah der ki: "Şeyh Muhyiddin üç mertebeyi elde etmişti. Bu mertebelerin her birisi şayet bir kişide bulunsaydı, hiç şüphesiz bundan dolayı o kişiden feyz almak için yolculuk yapılabilirdi: İlim, zühd ve iyiliği emredip mün-kerden alıkoymak.[11]
Vefatı:
Nevevî, -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- hicri 676 yılı Recep ayının 24' ncü gününde Nevâ'da vefat etti. Kabri halen bilinmektedir. Vefatında yaşı 45'i aşmamakla birlikte, mübarek bir ömür sürdü. Ömrünü ibadet, itaat, öğrenmek, öğretmek ve te'lifle geçirdi.
Bilindiği kadarıyla Nevevî, -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- evlenmemişti. Çünkü geçimi annesi ve babasından, ancak yetecek kadar geliyordu ve yoksul birisi idi.[12]
Eserleri:
Nevevî, din ilimlerinin çeşitli alanlarında oldukça değerli eserler bıraktı. Bu eserlere muttali olan, bu ilim adamının büyüklüğünü takdir eder. Nevevî'ye hem güçlü bir hafıza, hem hatırlama gücü, hem de nasları inceden inceye kavrama kabiliyeti verilmişti. Birçok ilim dalında oldukça geniş bilgiye sahip fıkıh, usûl, ıstılahlar, lügat ve bunun dışındaki çeşitli dallarda oldukça yetkin idi. Bize bıraktığı birtakım eserler arasında şunları zikredebiliriz:
1- El-Minhac fi Şerhi Sahihi Müslim İbn'l-Haccâc
2- Tehzibü'l-Esmai ve'I-Lugât
3- Minhâcu't-Tâlibîn
4- ed-Dekâik
5- Tashihu't-Tenbîh fi Fıkhi'ş-Şâfiiyye
6- et-Takrib ve't-Teysir fî Mustalahi'l-Hadîs
7- Hilyetü'l-Ebrâr ve Şiâru'l-Ahyâr (Bu, "el-Ezkâr en-Neveviyye" diye de bilinir)
8- Hulâsatu'l-Ahkâm min Mübhemâtı Süneni ve Kavâidi'İ-İslam
9- Rıyâzu's-Sâlihîn min Kelâmı Seyyidi'l-Mürselîn
10- Bustânu'l-Ârifîn
11- eI-îdâhfi'l-Menâsik
12- Şirâzi'ye ait el-Mühezzeb'in şerhi
13- Ravzatu't-Tâlibîn (Fıkha dairdir)
14- et-Tibyân fî Âdâbi Hameleti'l-Kur'ân
15- el-Mekâsid (Tevhide dair bir risale)
16- İbnü's-Salâh'a ait Tabakât-ı Şafiiyye'nin muhtasarı
17- Menakibü'ş-Şâfiî (yazma)
18- Fıkha dair ve fetvalarının toplandığı kitap: el-Mensûrât
19- (Birtakırn mevizalar ihtiva eden) Muhtasâru't-Tibyân
20- Tecvide dair Menârü'I-Hüdâ fi'1-Vakfi ve'1-İbtidâ
21- el-Mübhemât min Ricâli'I-Hadis
22- Kırk Hadis... Bunları birçok ilim adamı da şerhetmiş bulunmaktadır.[13]
Yüce Allah'tan O'na mağfiret diler, geriye bıraktığı bu değerli ilmî eserlerin ecrini Kıyamet günü kendisine vermesini, bizi de bu eserlerle faydalandırmasını niyaz ederim.[14]
İmam Nevevî'nin Mukaddimesi
"Peygamber size ne verdiyse onu alınız." rei-Haşr, 59/7)
Rahman ve Rahîm Allah'ın Adıyla
Gökleri ve yerleri ayakta tutan, bütün yaratıkların işlerini çekip çeviren, Peygamberlerini -Allah'ın salât ve selâmı hepsine olsun- mükelleflere, onları hidâyete erdirmek ve dinin hükümlerini kat'î delillerle, apaçık belgelerle açıklamak üzere gönderen, âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Bütün nimetlerine karşılık O'na hamdeder, lütuf ve keremiyle bunları daha da artırmasını O'ndan dilerim. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Bir ve tektir, ortağı yoktur; bir ve Kahhârdır. Kerim ve Gaffâr'dır. Yine şehadet ederim ki, bütün mahlukatın en faziletlisi, Kıyamete kadar ardı ardına gelecek seneler boyunca devam edecek mucizesi Kur'an-ı Aziz ile ve doğru yolu arayıp bulmak isteyen aydınlatıcı sünnetler ile mükerrem kılmış olduğu efendimiz Muhammed (S.A.S.)'in de O'nun kulu, Rasûlü, Peygamberi, habibi ve halili olduğuna şahidlik ederim. O efendimiz Muhammed (S.A.S.) ki Cevâmiü'l-Kelim (özlü sözler) ile müsamahakâr din ile özel ilâhî lutfa mazhar olmuştur. Allah'ın salât ve selâmı O'na, diğer Peygamber ve Rasûllere, onların hepsinin âline ve şâir salihlere olsun.
İmdi, biz Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Mes'ud, Muâz b. Cebel, Ebu'd-Derdâ', İbn Ömer, İbn Abbas, Enes b. Mâlik, Ebu Hureyre ve Ebû Said el-Hudrî'den, -Allah onlardan razı olsun- pek çok rivayet yoluyla ve değişik rivayet şekilleriyle Rasûlullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmekteyiz:
Kim ümmetim(in hayrı) için dini ile ilgili kırk hadis ezberleyecek olursa, Kıyamet gününde Allah onu fakihler ve âlimler zümresinde haşredecektir.[15] Bir başka rivayette de:
Allah onu fakih ve âlim olarak hasreder" şeklindedir. Ebu'd-Derdâ rivayetinde ise:
Kıyamet gününde ben ona şefaatçi ve şâhid olurum[16] şeklinde; İbn Mes'ud'un rivayetinde:
Ona, Cennet kapılarından hangisinin dilersen gir, denilecektir" şeklinde, ibn Ömer'in rivayetinde de:
Alimler zümresinde yazılır ve şehidler zümresinde hasredilir" şeklinde zikredilmiştir.
Bununla birlikte, -rivayet yollan çok olsa dahi- hadis hafızları zayıf bir hadis olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.
İlim adamları -Allah onlardan razı olsun- bu hususta sayılamayacak kadar çok eserler derlemişlerdir. Bu hususta eser yazdığını bildiğim ilk kişi Abdullah b. el-Mübârek'tir. Sonra Rabbânî Âlim İbn Eşlem et-Tûsî, sonra el-Hasen b. Süfyân en-Nesai, Ebû Bekr el-Âcurrî, Ebû Bekr b. İbrahim el-îsfahanî, Dârakutnî, Hâkim, Ebû Nuaym, Ebu Abdurrahman es-Sülemî, Ebu Saîd el-Mâlînî, Ebu Osman es-Sâbûnî, Abdullah b. Muhammed el-Ensârî, Ebu Bekr el-Beyhakî ve gerek mukaddimînden, gerek müteahhi-rînden sayılmayacak kadar pek çok kişi, bu kabilden eserler vermişlerdir.
Ben de bu önder ilim adamları ve îslâmın hadis hafızları olan bu kişilere uyarak "kırk hadis" derlemek hususunda Yüce Allah'tan istihare ile hayırlısını diledim. İlim adamları FezâiH A'mâl hususunda zayıf hadis ile amel etmenin caiz oluşunu ittifakla kabul etmişlerdir. Bununla beraber ben bu hususta bu hadise dayanmıyorum. Bunun yerine sahih hadisler arasında yer alan, Peygamber (S.A.S.)'in:
Sizden hazır bujunan hazır bulunmayana tebliğ etsin[17] hadisi ile;
Benim söylediğim sözü işitip onu iyice belleyen ve işittiği gibi onu aynen başkasına bildiren kişinin
Allah yüzünü ak etsin[18] buyruklarına dayanıyorum.
Diğer taraftan ilim adamları arasından kimisi usûlü'd-dîne (itikadı esaslara) dair kırk hadisler topladığı gibi, kimisi fürûa (fıkhı meselelere), kimisi cihâda, kimisi zühde, kimisi âdaba, kimisi de hutbelere dair hadisler derlemişlerdir. Bunların hepsi de iyi maksatlardır. Allah bu maksatla hareket edenlerden razı olsun. Ben bir başka türlü kırk hadisin bütün bunlardan daha önemli olduğu görüşüne sahip oldum. Bunlar ise bütün bunları kapsayacak kırk hadistir. Bu hadislerin her birisi dinin kaidelerinden büyük bir kaidedir. İlim adamları onu İslâm'ın etrafında dönüp dolaştığı hadis veya İslâm'ın yarısı, yahut üçte biri ya da buna benzer bir şekilde nitelediği hadistir. Diğer taraftan bu kırk hadisin sahih olmasına, büyük bir çoğunluğunun Buhârî ile Müslim'in Sahihlerinde yer almasına dikkat ettim. Ezberlenmeleri kolay olsun, Yüce Allah'ın izniyle de onlarla genel bir şekilde faydalanılsın diye de senedlerini hazfederek zikrettim. Arkasından da hadislerde yer alan, herkes tarafından bilinemeyen lafızlarının nasıl okunması gerektiğine dair açıklamalar koydum. Âhirete rağbet eden her bir kişinin bu hadisleri bilmesi gerekiyor. Çünkü bu hadisler oldukça önemli hususları kapsamakta, bütün itaatlere dikkat çekici bir özelliktedir. Bu da bu husus üzerinde düşünenin açıkça görebileceği bir şeydir. Güvendiğim Allah'tır, işlerimi O'na havale ediyor ve O'na dayanıyorum. Hamd ve nimet yalnız O'na-dır. Başarı ve hatalardan koruyan O'dur.[19]
Nevevî'nin Mukaddimesine Dair Bazı Mülâhazalar
A. Neuevî'nin hazırladığı kırk hadisinin mukaddimesinde ifade ettiği "İlim adamları Fezâil-i Amal hususunda- zayıf hadis ile amel etmenin caiz olduğunu ittifakla kabul etmiştir" şeklindeki sözü tartışılır bir iddiadır.[20] Çünkü ilim adamları arasında hem ahkâm hususunda, hem de fezâil hususunda zayıf hadis ile amel etmeyi uygun görmeyenler de vardır.
Muhammed Cemâlüddin el-Kâsımî der ki: "Bilinmeli ki, zayıf hadis hususundaki görüşler üç türlüdür: Birinci görüşe göre ne ahkâm ile ilgili hususlarda, ne de fezâile dair meselelerde zayıf hadis ile amel edilmez. Bu görüşü İbn Seyyid'n-Nas, Uyunu'1-Eser adlı eserinde Yahya b. Maîn'den nakletmiş, Feth el-Muğîs'te de bunu Ebû Bekr İbnü'l-Arabî'ye nisbet etmiştir. Buhârî ve Müslim'in bu husustaki kanaatlerinden açıkça anlaşılan da budur.[21]
Buna Buhârî'nin Sahih kitabına almak için hadislerde öngördüğü şartları ile îmam Müslim'in önceden belirtmiş olduğumuz gibi zayıf râvîler hakkındaki ağır sözleri ile her ikisinin de sahih kitaplarında bu tür bir hadisi zikretmemiş olmaları delil teşkil etmektedir.[22]
İbn Hazm'ın -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- görüşü de budur. Çünkü o, "el-Milel ve'n-Nihal" adlı eserinde şöyle demektedir: "Doğu ve Batı ilim adamlarının, yahut büyük kalabalıkların büyük kalabalıklardan veya güvenilir (sika) râvîlerin güvenilir kimselerden, Peygamber (s.a.s.)'e kadar bu şekliyle ulaşmakla birlikte, rivayet yolunda yalan söylemekle yahut gafletle ya da durumu bilinmemekle (meçhul olmakla) tenkid edilmiş bir kişi varsa, müslümanlar bu hadisi kabul etmek görüşünde ise de bize göre; böyle bir hadise göre görüş belirtmek de, onu tasdik etmek de, böyle bir hadisi herhangi bir şekilde delil kabul etmek de helal değildir.[23]
Bu ilim adamlarının kabul ettiği görüş kanaatimce tercihe değer olan görüştür. Doğrusunu da en iyi bilen Yüce Allah'tır. Büyük ilim adamı el-Elbânî der ki: "Bunun böyle oluşunun sebebi şudur: Zayıf hadis bildiğim kadarıyla ilim adamları arasında görüş ayrılığı söz konusu olmaksızın ağır basmayan bir zan ifade eder. Böyle olduğuna göre, gereğince amelin caiz olduğu nasıl söylenebilir? Halbuki Yüce Allah, Kitab-ı Kerim'inde birden çok âyet-i kerimede bu tür zannı yermiş bulunmaktadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz zan, hak namına hiçbir şey ifade etmez." fen-Necm, 53/28h "Onlar ancak zanna uymaktadırlar. <en-NeC™, 53/23). Rasûlullah (s.a) da şöyle buyurmuştur: "Zandan sakınınız, çünkü sözün en yalan olanı zandır.[24]
Şunu da bil ki, tercih ettiğim bu görüşe muhalefet edenlerin ileri sürebilecekleri Kitab ve Sünnet'ten herhangi bir delilleri de yoktur.[25]
Şeyhu 1-İslam İbn Teymiyye -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- de şöyle demektedir: "Ahmed b. Hanbel de, imamlardan O'nun benzeri olanlar da Şeriat'te bu tür hadislere güvenmezlerdi. Ahmed'den, O'nun sahih de olmayan, hasen derecesine de ulaşmayan zayıf hadisi delil göstermiş olduğunu nakleden kimseler, O'nun hakkında yanlışlık yapmaktadırlar.[26] Ahmed, Abdurahman b. Mehdi ve Abdullah b. el-Mübarek'ten nakledilen: ve "Biz helal ve haram hususunda rivayet ettik mi işi sıkı tutarız. Fakat fezâil ve benzeri hususlara dair rivayet ettik mi nisbeten gevşek tutarız[27] şeklinde söyledikleri nakledilen söze gelince; Ahmed Şakir -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- bu ifade ile ilgili olarak şunları söylemektedir: "Tercih ettiğim kanaate göre -ki doğruyu en iyi bilen Yüce Allah'tır- onlar bu sözleriyle şunu kastetmektedirler: Burada işi nisbeten gevşek tutmaktan kasıt, sahih derecesine ulaşmayan hasen hadisi alıp kabul etmek, demektir. Çünkü sahih ile hasen arasındaki farkı belirtmek için kullanılan ıstılah -terim- onların çağlarında henüz tam oturmuş ve açıklık kazanmış bir terim değildi. Aksine mütekaddim âlimlerin büyük çoğunluğu hadisi ya sahih ya da zayıf olmakla nitelendirirdi. Ayrıca başka bir vasıf kullanılmazdı.[28]
el-Elbânî de aynı şekilde bu ifadeleriyle ilgili olarak şunları söylemektedir: "Onların sözü geçen işi nisbeten gevşek tuttuklarına dair açıklamaları, âdetleri olduğu üzere rivayetleri senetleriyle birlikte nakletmeleri şeklinde anlaşılmalıdır. Çünkü bu senedler vasıtasıyla hadislerin zayıf olduğu bilinebilmektedir. Dolayısıyla senedin zikredilmesi hadisin zayıf olduğunu açıkça ifade etmeye ihtiyaç bırakmamaktaydı. Halefin izlediği yol olan senedleri zikretmeksizin rivayet edip yine -halefin çoğunun yaptığı gibi- bunların zayıflıklarını açıklamadan bırakmak şeklindeki rivayete gelince; hiç şüphesiz onlar böyle bir şeyi yapmayacak kadar Allah'tan korkan kimselerdi ve bunu yapamayacak kadar büyük ilim adamlarıydı. Yine de doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.[29]
Diğer taraftan gerek teşvik, gerekse de korkutma ile ilgili zayıf hadisleri rivayet etmenin olumsuz birtakım etkileri vardır. Bunların bazısını şöylece sıralayabiliriz:
1- Ameller arasında bir karşılaştırma yapmak hususunda ayrılıklara götürürler. Bu tür rivayetlerden kimisi zikre kendisini vermeyi Allah yolunda cihadın önüne geçirmektedir. Buna sebep ise zikri teşvik hususunda aşırı ifadeler ihtiva eden hadislerdir.
2- Sahih olmayan bu hadislerde çoğunlukla teşvik ve korkutmalarda aşırılığa gidildiği görülmektedir. Bunun da ferdin eğitiminde olumsuz etkileri vardır. Bu alanda mütehassıs olanlar bunu bilirler.
İşte bundan dolayı ilim adamları kıssa anlatıcılanyla birlikte oturup kalkmaktan sakındırmışlardır. Müslim "Sahih'Mn mukaddimesinde Asım'dan O'nun şöyle dediğini nakletmektedir: "Kıssa anlatıcılarıyla oturup kalkmayınız.[30] Kıssa anlatıcıları ise, mescidlerde insanlara va'z ederken sahih olan hadisleri olmayanlarla birlikte, ayırd etmeksizin rivayet eden kimselerdir.[31]
Teşvik Ve Korkutma (Terğîb Ve Terhîb) Konularında Zayıf Hadis Rivayet Etmenin Şartlan
Teşvik ve korkutma hususlarında, muhakkik âlimlerin ortaya koymuş olduğu şartlara riâyet etmeksizin zayıf hadisi rivayet etmenin caiz olduğunu kabul eden pek çok kimse vardır. Eğer bu kimseler bu muhakkiklerin koymuş olduğu şartlara riayet edecek olsalar, hiç şüphesiz müslümanlar arasında zayıf hadislerin yaygınlaşması gerilemiş olacaktır. Sözü geçen şartlar ise aşağıdaki gibidir:
1- Hadisin zayıflığı ileri derecede olmamalıdır. Yalancıların yahut yalan söylemekle itham edilmiş olanların, ya da aşın derecede yanlışlık yapanların hadislerini rivayet etmek caiz değildir. Bu şartın anlamı şudur: Zayıf hadisi ancak hadis ilminde yeterli bilgisi olanlardan rivayet etmek caiz olabilir. Bu ise herkes için ulaşılması kolay birşey değildir. Zira bu hadisi rivayet edecek kişi rivayet ettiği bu hadisin ileri derecede zayıf olduğunu nasıl bilecektir? Bunu ancak hadis ilmine vâkıf olan kimse bilebilir.
2- Zayıf hadis kendisiyle amel olunan bir aslın kapsamına girmelidir. Sahih bir hadisle sabit olmamış yeni bir ibadeti ortaya çıkarmaya davet eden zayıf hadislerle amel etmek caiz değildir.
el-Elbânî, bu şart ile ilgili olarak şöyle demektedir: "Bu şarta bağlı olarak zayıf hadis ile amel etmenin sübûtu hakiki değil, şeklîdir ve maksat da budur.[32]
3- Böyle bir hadisle amel edildiği vakit, bunun sabit olduğuna inanmayıp aksine, bu konuda ihtiyatlı olmalıdır. Yine el-Elbânî'nin bu şart ile ilgili olarak şöyle bir açıklaması vardır: "Böyle bir hadisin sabit olduğuna inanmamak için bu üçüncü şart da hadis ilmini bilmenin zorunluluğu hususunda birinci şart ile aynı noktada birleşmektedir. Fezâil-i A'mâl hususunda zayıf hadisler ile amel eden büyük bir çoğunluğun, bunların zayıflığını bilmedikleri bilinen bir husustur. Bu ise benimsenen maksada muhaliftir.[33]
B* Nevevî'nin -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- "Sonra bu kırk hadisin sahih olması kuralına bağlı kalacağım" şeklindeki açıklamasına gelince; Nevevî bu hususta yapabildiğini ortaya koymuş, derlediği kırk hadisin tamamının sahih olmasına büyük gayret göstermiştir. Fakat bunda tam bir muvaffakiyet elde etmiş değildir. Bununla birlikte O, doğruyu elde ettiğinde de, hata ettiğinde de, Allah'ın izniyle her iki halde de ecir almıştır. Çünkü O bir müctehiddir. Sahih olduklarını zannetmekle birlikte, zayıf olarak kay-, dettiği hadisler şunlardır:
1-Otuzuncu hadis: "Ebu Sa'lebe el-Huşenî -Cürsûm b. Naşir- (r.a) den, O da Rasûlullah (s.a.s.) O'nun şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Şüphesiz Allah birtakım farzlar kılmıştır. Onları zayi etmeyiniz. Birtakım sınırları (hadleri) belirlemiştir. Onları da aşmayınız. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları çiğnemeyiniz. Unuttuğundan dolayı değil de sizin için rahmet olmak üzere bazı şeyler hakkında da susmuştur, bunlar hakkında da araştırmayınız." Bu Dârukutnî'nin ve başkalarının rivayet ettiği hasen bir hadistir.
Bu hadis aslında zayıftır. Zayıf oluş sebebini muhaddis Nâsirüddin el-Elbânî " Gayetti'1-Meram fi Tahrîci Ehâdisi'l Helâli ve'1-Harâm" adlı eserinde açıklamış bulunmaktadır. Yerinde buna dair açıklamalar gelecektir.
2-Kırkbirinci hadis: Ebû Muhammed b. Abdullah b. Amr b. el-Âs (r. anhumâ)dan, dedi ki: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Hevâsı benim getirdiğime tabi olmadıkça, sizden hiçbiriniz iman etmiş olamaz." Bu da hasen, sahih bir hadis olup, biz bunu sahih bir isnad ile "Kitâbu'l-Hücce"den rivayet ettik.
Bu hadis de aynı şekilde zayıftır, buna dair açıklamalar yerinde gelecektir.[34]
[1] 'Hutbetüi-Hace' ismiyle meşhur olan bu duayı, cuma hutbelerinde ve sair konuşmalarında okuyan Rasuluilah, bizzat Sahabelerine öğretmiştir. Bu haberi bize veren hadisi de İmam Tirmizi sahih bir senedle rivayet etmiştir.
[2] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 6-7.
[3] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 9-11.
[4] Cevâmiü'l-Kelinv. Birçok anlam ve faydalı hususları ihtiva etmekle birlikte, az söz demektir (özlü sözler).
[5] el~Elbânî, Sahîhu'J-Cdmi', 1069 ile es-Silsüetu's-Sahîha, 1483.
[6] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 13-15
[7] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 17.
[8] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 17.
[9] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 17-18.
[10] Sahihi Müslim mukaddimesi, -eş-Şa'b baskısı-
[11] Aynı eser
Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 18.
[12] Nevevî'nin biyografisi ile ilgili geniş biîgi için bakınız: es-Sübkî, Tabakatu'ş-Şâfüyye, V, 165; ez-Zirikiî, el-A'lâm, IX, 85, en-Nucûmu'z-Zâhire, W, 278.
Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 18.
[13] Bu kitap listesini Abdullah Ahmed Ebi Zine, Müslim'in Sahîh-i Müslim Şerhi mukaddimesinde -Kahire, Mektebetü'ş-Şa'b yayını- zikretmektedir.
[14] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 18-19.
[15] Bk. el-EIbânî, el-Ahâdîsü'd-Daîfe
[16] el-Eİbânî, a.g.e.,4589
[17] Bk. el-Hb&nî, Sahihü'l-Câmi\ V, 5228
[18] Bk. el-Elbânî, Sahihu't-Tergîb, I, 86
[19] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 21-23.
[20] Kimi ilim adamları -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- özellikle de müteahhir olanları bu: "ilim adamları ittifakla şunu kabul etmişlerdir" ibaresini rastgele kullanabilmektedirler. O bakımdan böyle bir şeye güvenip dayanmadan önce, bu sözün doğruluğundan emin olmak gerekir. Çünkü kabul edilen görüş buna muhalif olmakla birlikte, kimi ilim adamı böyle bir ibareyi çokça kullanabilmektedirler.
[21] İbn Receb'in -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- Müslim'in, Sahîh'inin Mukaddimesinde söylediklerinden anladığı da budur. İbn Receb der ki: "Müslim'in kitabının mukaddimesinde zikrettiğinden zahiren anlaşılan şu ki: Teşvik ve korkutmaya dair hadisler, ancak kendilerinden ahkâm hadislerinin rivayet edilebildiği kimselerden rivayet edilebilir." (el-Elbânî, Sahîhü'i-Câmi', 1,45)
[22] Bk. el-Kâsımî, Kauâ'idü't-Tahdîs, 111
[23] Kauâidü't-Tahdîs, 115
[24] Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.
[25] ei-Elbânî, Sahîhü'l-Câmi', I, 45
[26] el-Kaidetü't-Celîle, 84 -el-Matbaatu's-Selefiyye-
[27] el-Elbânî, Sahîhü'l-CâmV, I, 46
[28] ei-Bâisü'l-Hasîs, 101
[29] el-Eibânî, Sahîhü'i-Gâmi', I, 47
[30] el-Kâsımî, Kavâidü't-Tahdîs, 113
[31] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 25-28.
[32] Sahlhü'l-Câmi', I, 51
[33] Aynı eser.
[34] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 28-29.
İslami Okul Okulların En Önemlisi