Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

BİLGİ VE MEDENİYET KAYNAĞI SÜNNET - Bilgivemedeniyetkaynagisunnet - 0 Takdim

BİLGİ VE MEDENİYET KAYNAĞI SÜNNET.. 2

Takdim.. 2

Çevirenin Önsözü. 2

İkinci Baskıya Önsöz. 3

Birinci Baskının Önsözü. 4


BİLGİ VE MEDENİYET KAYNAĞI SÜNNET

 

"Nitekim kendi içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab 'ı ve hikmeti getirip bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik Öyleyse siz beni (taat ve ibâdetle) zikredin ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın nankörlük etmeyin!"

(el-Bakara,2/15I-152).[1]

 

Takdim

 

İslâm fıkhının, dîninin ve dünya görüşünün kaynağı hiç kuşkusuz Kitap (Kur'ân-ı Kerîm) ve Sünnet'tir. Kur'an'ın temellendirdiği İslâm İlke ve kurumlarının, anlatım ve hayata geçirilmesi işlevi Hz. Peygamberin sîret ve Sünnet'i tarafından -evrensel seçeneklere imkan verecek tarzda- yerine getirilmiş ve yorumlanmıştır. Kısaca söylemek gerekirse, İslâm adma sahip olduğumuz herşey, Sünnet'in sözlü ve fiilî yorumuyla anlamlandırılmış, insanların ve özellikle inananların anlayış ve yaşayışına kazandırılmıştır. Bu, tebliğ ve beyân görevinin yani peygamberliğin tabii sonucudur.

Bu açıdan bakılınca Sünnet, bize sadece kulluk görevlerimizi değil, hayatı yani dünya ve âhireti bir bütün olarak ve kulluk çerçevesine ters düşmeyecek şekilde değerlendirmeyi örneklendiren ve öğreten bir kaynaktır.

Sünnet'in tanım ve tanıtım farklılıkları bir yana, onun aydınlatıcı ve kurucu niteliği ve işlevi üzerinde durulduğu zaman muhterem müellif Yûsuf el-Kardavî'nin "Bilgi ve Medeniyet Kaynağı Sünnet" başlığı, isabetli bir tesbit olarak karşımıza çıkmaktadır.

Elinizdeki bu kitapta müellif, son dönemlerde kültürler ve medeniyetler arası rekabetin ürünü olarak özellikle ve ısrarla ortaya sürülen Sünnet'e ve Sünnet verilerine yönelik itirazları da dikkate alarak Sünnet'in ne Ölçüde ve hangi boyutlarda bilgi ve medeniyet kaynağı olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Bir savunu veya reddiye olarak değil, bir tesbit ve tetkik olarak Sünnet'in bu iki konuda üstlenmiş olduğu rolü öne çıkarmakta ve ispat etmektedir.

Bu yeni yaklaşımıyla müellif, müslüman aklına, sahip bulunduğu bilgi ve medeniyetin mahiyetini kavramanın; teori ve pratik olarak kendine ait "değerdin farkına varmanın yolunu açmaktadır. Dolayısıyla söz konusu iki noktadan (bilgi-medeniyet) Sünnet'e ve İslâm'a yöneltilen itirazlara ve tepkilere de delile dayalı cevaplar vermiş olmaktadır.

Kitabın dilimize kazandırılmış olması, konuya ait polemik yoğun yaklaşımların her kademede ve her çeşit haberleşme ve iletişim vasıtalarında sıkça yer aldığı günümüz ve ülkemizde, hiç

kuşkusuz orijinal bilgi ve belgeye dayalı büyük açılımlar ve faydalar sağlayacaktır.

Bu vesile ile müellifin ve mütercimin gayretlerini takdirle karşılıyor, kendilerine teşekkür ediyor; eseri, kültür dünyamız için bir "büyük kazanç" olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Hayırlı olsun.[2]

 

Çevirenin Önsözü

 

Allah'a hamd, Resûlü'ne selâtü selâm olsun.                        .  .

Özgün adı, es-Sünnetü masdaran li'l-ma'rifeti ve'l-hadâra oian ve Bilgi ve Medeniyet Kaynağı Sünnet adıyla çevirisini yaptığımız elinizdeki bu kitap, halen çalışmalarını Katar'da sürdüren asrımızın en Önemli davet adamı ve âlimlerinden Prof. Dr. Yûsuf el-Kardâvî'nin son eserlerinden biridir. Özellikle fıkıh ve hadis ağırlıklı eserlere imza atan ve Fıkhu'z-zekât ve Sünneti Anlamada Yöntem başta olmak üzere, daha önce Türkçe'de birçok eseri yayımlanan müellif Kardâvî, Biigi ve medeniyete kaynaklık etmesi itibariyle Sünnet konusunun İslâm düşüncesinde esasen var olduğunu ve bu konunun bugüne kadar ele alınmadığından bahsetmektedir. Ancak bu tür konulara özel önem veren ve merkezi Washington'da bulunan "Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü"nün teklifi üzerine bu eseri kaleme aldığını belirtmektedir.

Kitabın ilk baskısı zikri geçen enstitü tarafından değil, Katar Üniversitesi'ne bağlı "Sünnet ve Sîret Araştırmaları Merkezi" tarafından gerçekleştirilmiştir. Bizim tercümede esas aldığımız neşir ise, Mısır'da bulunan Dâru'ş-şurûk Yaymevi'nin neşri olan gözden geçirilmiş ve bazı ilavelerde bulunulmuş ikinci baskıdır.

Eser, Sünnet'in aydınlatıcı ve kurucu işlevini temel tez olarak öne çıkarıp Sünnet'in bilgi ve medeniyete kaynaklık etme boyut ve ölçüsünü ortaya koymakta İse de, özellikle son dönemlerde Sünnet'in hukukî fonksiyonuna yönelik görüş ve eleştirileri de yetkin bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Bilgi-medeniyet nokta-İ nazarından müslümanların karşılaştığı problemlere yönelik izah ve cevaplarını önce Kur'ân-ı Kerîm'den konuyla İlgili âyetler ışığında değerlendiren yazar; ardından da Sünnet kaynaklarından meselenin özüne yönelik hadisleri kısa açıklamalarla sunmuştur. Bu yönüyle o, daha ziyade nakilleri konuşturmayı hedeflemiştir.

Şüphesiz bu perspektif, hadis çalışmalarında yenidir ve müellif bu eseriyle her türlü övgüyü hak etmektedir. Zira müellifin bu eserinde ele aldığı konuyla ilgili günümüz kitle iletişim vasıtalarında, polemik ve ön yargı tonu ağır basan yaklaşımları her kademede ve her vesileyle gözlemlemek mümkündür. Bu itibarla çevirisini yaptığımız bu eserin, sözü edilen yaklaşımlara orijinal bilgi sunup belgeye dayalı ufuklar açacağı ve büyük faydalar sağlayacağı kanaatini taşıyoruz.

İlk bakışta eser, ihtiva ettiği başlıkları derinlikli İzahlarla ve felsefî tahlillerle dolduramamış görüntüsü vermektedir. Zira bilgi ve medeniyet gibi aynı zamanda epistomoloji, sosyoloji, bilim tarihi, medeniyet tarihi, antropoloji gibi sosyal bilim dallarıyla alakalı konuların, bu ilimlerin verilerinden istifadeyle izah edilmesi beklenirdi. Ancak -tamamen ihmal edilmiş olmasa da- kanaatimizce müellif, çoğu zaman âyet ve hadislerin hakikî mesajının kaybolmasına yol açabilecek bu tür yorumlara girmemiş; aksine söz konusu başlıklar altında bol nakille destekli kısa fakat çarpıcı açıklamalara yer vermiştir. Böylece o, ele aldığı konuların okuyucunun zihninde kalıcı olmasını sağlamaya çalışmıştır.

Eserin tercümesi esnasında, orijinal metne genellikle sadık kalmakla birlikte, zaman zaman maksadın "anlaşılabilir" bir dille yansıtılabilmesi için serbest davranıldığı da olmuştur. Kitapta yer alan âyet ve hadislerin Türkçe çevirilerini normal metinden ayırmak için italik olarak verdik. Tercüme esnasında gerekli gördüğümüz açıklamaları, "mütercim" rumuzuyla dipnotta belirttik. Metin içerisindeki bazı âyet ve hadislerde yere alan birtakım kelimelerin etimolojisine yönelik yazarın açıklamalarını, Türkçe çeviride faydalı görmediğimizden çoğu zaman tercüme etmedik. Ayrıca nadir de olsa baskı hatası olduğunu düşündüğümüz bazı bilgi yanlışlarına dipnotta işaret edip doğrusunu vermeye çalıştık.

Kitapta yer alan hadislerin tahrici Concordance usûlüne uygun hale getirilmiş ve bu maksatla mevcut hadislerin Concordance'dakı yerleri dipnotta gösterilmiştir. Zira müellif eserinde bu hadisleri asıl kaynağından değil, ya el-Lü'lü' ve'l-mercân ya da Nâsıruddîn el-Elbânî'ye ait Sahîhu'l-Câmii's-sağîr'den nakletmiştir.Aynca zaman zaman da kitabında zikrettiği hadisin yer aldığı kaynağın sadece ilgili bölümünü bazan da "Buhârî rivayet etmiştir", "Müslim tahric etmiştir" diye, bölüm ve konu başlığı numarası vermeksizin belirtmiştir.

Bu itibarla eserin ihtiva ettiği hadislerin çokluğu göz önüne alındığında bu hadislerin yeniden tahricinin başlı başına bir Çalışmayı gerektirdiği takdir edilecektir. Kitaptaki hadislerin yeniden tahrici bize, rivayetlerin sağlamasını yapma imkanı tanımış ve bu esnada müelllifîn çoğu zaman mâna ile bazan da eksik naklettiği hadisleri teşhis imkanı vermiştir. Ayrıca yazarın birden fazla yerde söz konusu ettiği hadislerin tahricini her geçtiği yerde vermeye çalıştığımızı da özellikle belirtmeliyiz.

Çevirisini yaptığımız bu eser, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci kısım, Sünnet tartışmalarının en hayatî konusu olan "Sünnet'in teşri' (hukukî) boyutu" konusuna hasredilmiştir. Esasen bu kısım, Ürdün'de bulunan İslâm Medeniyeti Araştırmaları Kraliyet Akademisi ile Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü'nün müştereken 1989 yılında Amman'da düzenledikleri "Sünnefin Bilgi ve Medeniyetin İnşasındaki Rolü" adıyla düzenlenen sempozyuma tebliğ olarak sunulmuş ve Akademi tarafından 1992 senesinde yayımlanmıştır. Küçük çapta bazı ilavelerle bu kitabın baş tarafında yer alan söz konusu bölümün çevirisi, değerli meslektaşımız Doç Dr. Bünyamin Erul tarafından daha önce Türkçe'ye kazandırılan yine Kardâvî'ye ait Sünneti Anlamada Yöntem adlı eserin İkinci baskısının sonuna ilave edilmiştir. Ancak basımının biraz aceleye getirildiği İzlenimi veren ve bunun sonucu olarak tashihe muhtaç yönleri bulunan bu çevirinin, Kardâvî'nin Türkçe'ye kazandırdığımız bu eserinin ikinci baskısındaki şekliyle yenilenmesinin faydalı olacağı kanaatine varıp, yeniden tercüme ettik. İlk bakışta kitabın muhtevasıyla pek uyuşmadığı izlenimi veren söz konusu bölüm, aslında sünnetin hukukî bağlayıcılığı konusunda son derece başarılı bir çalışmadır. Ne var ki kitabın diğer bölümlerine nisbeten daha ziyade ihtisas sahiplerine yöneliktir. Bilgi ve medeniyete kaynaklık edecek sünnet verilerinin teşri' (hukuk) içerisindeki statüsünü belirleme açısından oldukça önem arzeden bu kısmı, ihtisas sahipleri dışındaki okuyucuların, kitabın ikinci ve üçüncü bölümünü okuduktan sonra tetkik etmeleri kanaatimizce istifadeyi artıracaktır.

Azami dikkat ve gayretlerimize rağmen, farkında olamadığımız tercüme hataları mutlaka olacaktır. Zira bu çevirinin mükemmel olduğu iddiasında değiliz. Bununla birlikte hataları en aza indirilmiş bir tercüme sunmaya gayret ettiğimizi söyleyebiliriz. Yapıcı eleştiri ve uyanlarına her zaman muhtaç olduğumuz ilim sahipleri   İle  bütün  okuyucularımızın  tenkit,  uyarı  ve  katkılarına şimdiden şükranlarımızı sunacağımızı belirtmek isteriz.

Tercümenin ortaya çıkmasında yardımlarını esirgemeyen bütün dostlarıma, Özellikle de zaman zaman anlamakta güçlük çektiğim yerlerin anlaşılmasında yardımlarını gördüğüm arkadaşlarım Dr. Muharrem Önder, Mustafa Öztürk'e, tercümenin bir bölümünü okuyarak önerilerini sunan Dr. Erdoğan Baş'a teşekkürü bir borç bilirim. Yetişmemizde emeği bulunan ve bu esere takdim yazısı yazma lütfunda bulunarak bizi onurlandıran saygıdeğer hocam Prof. Dr. İsmail L. Çakan Bey'e de şükranlarımı arzederim. Ayrıca Yörünge Yayınevi'nin değerli yönetici ve çalışanlarına da ayrı ayrı teşekkür ederim.

Ancak esas teşekkürü, çevrinin önemli bir bölümünü okuyarak katkı sağlayan ve manevî desteğini her zaman yanımda hissettiğim değerli eşime etmem gerekir.[3]

 

İkinci Baskıya Önsöz

 

Allah'a hamd, kullan arasından seçip peygamberlerin sonuncusu kıldığı hidâyet rehberi, insanlığın önderi Resulü Muhammed b. Abdullah'a ve Onun (s.a.), kendilerine uyanlara doğru yolu göstereek hidayetlerine vesile olan, her biri birer takva öncüsü olan ve kandil misali insanları aydmlatan âl ve ashabına da selât ve selâm olsun.

Elinizdeki bu eser, yönetiminde bulunduğum Katar"dakî "Sünnet ve Sîret Araştırmaları Merkezi" tarafından birinci baskısı sınırlı sayıda basılan Bilgi ve Medeniyetin Kaynağı Olarak Sünnet isimli eserimin ikinci baskısıdır. Bu ikinci baskıyı, dostumuz Muhammed el-Muallim tarafından kurulan eş-Şurûk Yayınevi'nin gerçekleştirmesi, beni ziyadesiyle memnun etti. Muhammed el-Muailim'i, Mısır'da kurduğu ve büyük Üstadımız Muhammed eş-Şeltût'un -Allah rahmet eylesin- kitaplarının basımını gerçekleştiren ilk yayınevi (Dâru'l-Kalem) yıllarından beri tanımaktayım. O dönemde hocamız olan Muhammed el-Behiy, Ben ve arkadaşım Ahmed el-Assâl'ı üstadımız Şeltût'un muhtelif dergi, gazete ve diğer neşriyatta yayımlanmış ilmî mirasını bir araya getirip neşre hazırlamakla görevlendirmişti.

Yaklaşık on beş yıl kadar önce Dâru'ş-Şurûk Yayınevi benim, İnkar ve Aşırılık Arasında İslâmî Yapılanma adlı eserimi neşretmişti. Aynı yayınevinin Londra şubesi de, İslâm'da Helaller ve Haramlar adlı eserimin İngilizce tercümesini yayımlamıştı. Bu İtibarla elinizdeki eserin neşrinin, yayınevi ile aramızdaki yardımlaşmanın taze ve verimli bir örneği, ümmetimizin bilinçlenmesi ve dile getirdiğimiz hakikatin açıklığa kavuşmasında bizi pay sahibi yapmasını ümit ediyorum. Ayrıca bu eserin, hayatımızı adayıp bütün gücümüzle yücelmesi için gayret sarfettiğimiz mesajın yayılmasına hizmet edeceğini umuvorum. Bu mesaj, "Bugün size dîninizi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm 'ı seçtim" (el-Mâide, 5/3) âyetinde buyurulduğu ü/ere. Allah'ın kendisiyle bizi şereflendirdiği, bize olan nimetini tamamladığı, kapalılıkları giderip karanlığı dağıttığı İslâm mesajıdır.

Sünnet içerisinde gi/li hakikatleri keşle namzet bu kitabı telif etmekle   ben,    "Sizin   dostunuz   ancak   Allah,    Resulü   ve   iman

edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekatı verirler. Kim Allah 'ı, Resulü 'nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki,) üstün gelecek olanlar, şüphesiz Allah 'in tarafım (utanlardır" (el-Mâide, 5/55-56) âyetlerinde beyan edildiği gibi, Allah ve Resûlü'nü seven, Allah ve Resûlü'nün de onu sevdiği; Allah ve Resûlü'ne dost, Allah ve Resûlü'nün de onu dost edindiği kimseler arasına dahil olmayı ümit ediyorum.[4]

 

Birinci Baskının Önsözü

 

Nimetiyle bütün güzellikleri tamamlayan, lütfuyla bize hayırlar getiren, tevfîkiyle bizieri gayelerimize ulaştıran Allah'a yer ve gök dolusu hamdü senalar olsun. \Salât ve selâm, Allah Teâla'nın, güzel ahlâkı tamamlamak, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarıp doğru yola eriştirmek ve bütün İnsanlığa kılavuz ve rahmet olarak gönderdiği beşeriyetin muallimi, insanlığın hidâyet rehberi Resûiüllah'a, Onun âl ve ashabı ile kıyamete kadar Ona (s.a.) tabi olanların üzerine olsun.

Asırlar boyu müslümanlar, Sünnet'in, Kur'ân-ı Kerîm'den sonra İslâm hukukunun (teşrî') ikinci kaynağı olduğunda hemfikirdirler. Sünnet'in bu konumu, farklı mezheplerin varlığına rağmen İslâm hukuk metodolojisinde temel bîr ilke olarak benimsenmiştir. Gerek geçmişte gerekse günümüzde, Sünnet'in bu konumunu ortaya koyan pek çok eser telif edilmiştir. Şu halde bu, Allah'ı Rab, İslâm'ı din ve Muhammed'İ (s.a.) peygamber olarak kabul eden hiçbir müslümanın ihtilaf etmediği bir husustur.

Burada esas olarak sözünü ettiğimiz, Sünnet'in bilgi ve medeniyete kaynaklık etmesi konusu ise, kültürümüzde kökleri bulunmakla birlikte, İslâm düşüncesinde yeni bir mevzudur. Ancak Sünnet'in bilgi ve medeniyete kaynaklığı konusunun kültürümüzdeki kökleri oldukça derinlerdedir. O köklerin gün yüzüne çıkarılıp insaniara arzedilebilmesi için, öncelikle üzerindeki toprağının kazılması gerekmektedir. Sünnet üzerine bu tür bir araştırma yapmamı isteyen Washington'da bulunan "Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü"ne mensup kardeşlerimizin yapmaya çalıştıkları da tam olarak budur. Bu araştırma sonucunda, ilk baskısı Katar Üniversitesi bünyesindeki "Sünnet ve Sîret Araştırmaları Merkezi" tarafından yapılan elinizdeki bu kitap ortaya çıkmıştır.

Allah Teâla, Muhammedi risâletin görevlerini Kur'an'ın ayrı ayrı dört âyetinde yer alan şu ifadelerle zikretmiştir; "...Onlara Kitap ve hikmeti öğretecek..." (el-Bakara, 2/129; Âl-i İmrân, 3/164; el-Cum'a, 62/2). Bu yöndeki dört âyetin birinde, "...Size bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik" (el-Bakara, 2/151) ziyadesi   bulunmaktadır.    Buradan   hareketle   bildiğini    insanlara öğretmenin, nübüvvet görevinin önemli bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kitabın (Kur'an) öğretilmesi, âyetlerin okunmasından daha özel anlamlara sahiptir. Zira öğretme, teorik olarak Kur'an'ın açıklanmasının ötesinde pratikte onun hükümlerince amel etmek demektir. "İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana da bu Kur 'an 'ı İndirdik. Umulur ki düşünüp anlarlar " (en-Nahl, 16/44) âyetiyle Hz. Peygamber'e verilen Kur'an'ı açıklama (beyân) görevinin mânası da esasen budur. Hikmet ise, ya hakikatleri olduğu gibi bilmek anlamında nazarî, ya da her şeyi münasip yerine koyma anlamında amelî olur.

"Sîzi orta (vasat) bir ümmet kıldık" (el-Bakara, 2/143) âyetiyle "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz" (Âl-i İmrân, 3/110) âyetinde buyurduğu üzere Allah Teâla, Resulü Muhammed'İ (s.a.) bu ümmeti rabbani, seçkin bîr ümmet haline getirmesi için göndermiştir. Buna göre bu ümmet, madde-ruh, dünya-âhiret, akıl-vahiy, örneklik-gerçeklik, fert-cemâaî, özgürlük-sorumiuluk ve maddî kalkınma ile îmânî bağlılık arasında denge sağlamış dosdoğru yol (sırât-ı müstakîm) üzere olan bir ümmettir. Zira bu esaslar üzerine rabbânîlik ile İnsanîüğİ, İlim ile imanı, kalkınma ile ahlâkı meczeden cihanşümul eşsiz bir medeniyet inşa edilmiştir. Bu medeniyet, geçmiş medeniyetlerin bazı unsurlarını benimseyen fakat benimsediği bu unsurları kendi süzgecinden geçirip onlara ilâvelerde bulunan, dîni ilimlerde ve dünya işlerinde yeni ve faydalı olanı reddetmeyen, asırlar boyu dünyaya yön vermiş İslâm medeniyetidir.

öyleyse dikkatli bir araştırmacının, bilgi ve medeniyet kaynağı olması yönüyle hadis kaynaklarını tetkiki esnasında, aradığından fazlasını bulmasına şaşmamalıdır.

Elinizdeki bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır:

Birinci Bölüm, Sünnet'in teşrî'î yönü, teşri' için olan ve böyle olmayan sünnetler ile genel ve özel bir hüküm kastedilenler veya geçici ve daimi bir hüküm için olan sünnetlerin belirlenmesi gibi konulara ayrılmıştır. Bu konularda, ifrat ve tefrite düşenler arasında orta bir yol tutmaya gayret ettim.

İkinci Bölüm, Sünnet'in bilgiye kaynaklık etmesi konusuna ayrılmıştır. Bu bilgi, kaynağı sadece vahiy olan ve Allah, melekler, kitaplar, peygamberler, âhiret, cennet-cehennem, kıyamet ve alâmetleri, dünyanın sonunda meydana gelecek olaylar ile müjdeli haberlerle alakalı dîni bilgiler olabileceği gibi, çeşitli yönleriyle insanlığı ilgilendiren bilgiler de olabilir. Bu bilgilerle İlgili Sünnet'in kaynaklığını ben, "eğitim", "sağlık" ve "ekonomi/iktisat" olmak üzere üç ana başlık altında arzettim. Ardından da gözleme dayalı pozitif ilimlerde Sünnet'in nasıl yönlendirmelerde bulunduğunu izah ettim.

Üçüncü Bölüm ise, Sünnet'in medeniyete kaynaklığı hakkındadır. Bu bölümü, "Sünnet ve Medeniyet Fıkhı" ve "Sünnet ve Medenî Davranış" olmak üzere iki ana başlık altında ele almayı uygun gördüm. Ancak bu iki ana başlık altında muhtelif alt başlıklarda konuyu detaylandırdım. "Medeniyetin kurucu öğesi olarak sünnet" konusunu İse, başka bir çalışmaya bıraktım. Zira bu konuda söylenecek çok söz vardır.

Allah'ın tevfîk ve yardımıyla çalışmamız böylece sona ermiştir. Kitabımızın, bu önemli konuda çalışacak araştırmacılara yeni kapılar açmasını dilerim. Çünkü konuyla ilgili söylenecek çok söz vardır ve bu mevzu üzerinde çalışacak herkes, bu çalışmasının karşılığını sevap olarak alacaktır.

"Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Göklerde ve yerde bütün ululuk yalnız O'na aittir. O, azîzdir, hakîmdir" (el-Câsiye,45/36-37).[5]



[1] Yusuf El-Kardavi, Bilgi Ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, Yörünge Yayınevi: 2.

[2] Yusuf El-Kardavi, Bilgi Ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, Yörünge Yayınevi: 4-5.

[3] Yusuf El-Kardavi, Bilgi Ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, Yörünge Yayınevi: 6-9.

[4] Yusuf El-Kardavi, Bilgi Ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, Yörünge Yayınevi: 10-11.

[5] Yusuf El-Kardavi, Bilgi Ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, Yörünge Yayınevi: 12-14.