İmam Şafi’nin Sünnete Bakışı İmam Şafii (r - Hadis - Akidedesunnetinyeri - 11. Sayfa
İmam Şafi’nin Sünnete Bakışı
İmam Şafii (r.a.) Risale’sinde şöyle der: Beyhaki de[1] onun sözünü Medhal’inde[2] nakleder:
Allah Teala (c.c.), İslam dini, farzlar ve Kur’an’la ilgli olarak Rasulünü (s.a.v.) öyle bir yere koymuştur ki; onu, farz kıldığı taatlar ile haram kıldığı masiyetlerin kendisiyle bilindiği bir meşale olarak insanlara gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca kendisine imanla Rasulüne (s.a.v.) imanı beraberce zikrederek Rasulullah’ın faziletini beyan etmiştir.
Allah Tebareke ve Teala (c.c.) bunu şöyle ferman ediyor:
“Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz kur’an’a iman ediniz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır”
(Teğabun: 64/8)
Yine Allah Teala (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Muhakkak mü’minler onlardır ki, Allah’a ve Rasulüne iman etmişlerdir ve onun maiyetinde ictimai bir işle meşgul bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler” (Nur: 24/62)
Allah Teala (c.c.) bu ayette, onun dışında kalan hususların kendisine tabi olduğu imamın, başlangıçta tam olmasını Allah’a (c.c.) ve Rasulune (s.a.v.) beraberce inanma şartına bağlamıştır.
İmam Şafii şunu da söyler:
Allah Teala (c.c.) insanlara kendi vahyine ve Rasulünün (s.a.v.) sünnetine uymayı farz kılmıştır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Her ne kadar daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlar idiyse de, içlerinden,kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur” (Al-i İmran: 3/164)
Allah Teala (c.c.) başka ayetlerde de kitap ve hikmeti bir aarada zikreder. Bu hususta İmam Şafii şöyle diyor:
Allah Teala (c.c.) (ayette) kitabı zikretmiştir. Bu Kur’an-ı Kerim’dir. Hikmeti de zikretmiştir. Kur’an bilgisini beğendiğim bir kimseden bununla ilgili olarak şöyle dediğini duydum:
“Hikmet, Rasulullah’ın (s.a.v.)sünnetidir”
Allah Teala (c.c.) bir ayette de şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah Teala’ya itaat ediniz ve peygambere de, sizden olan emir sahiplerine de itaatta bulununuz. Sonra birşey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah Teala’ya ve peygamberine arz ediniz”
(Nisa: 4/59)
İlim ehlinden bazılar bu ayette geçen “emir sahipleri”nden muradın Rasulullah’ın (s.a.v.) gönderdiği seriyyelerin komutanları olduğunusöylemişlerdir. “İhtilafa düşerseniz”in manası da -yine de Allah Teala (c.c.) en iyisini bilir- birşeyde anlaşmazlığa düşerseniz demektir. İhtilafa düşerseniz diye kastedilenler de seriyyeye katılanlar ve itaat etmekle emrolundukları komutanlarıdır” Onu Allah Teala’ya ve peygamberine arz ediniz” kavlinden murad, Allah’ın (c.c.) ve Rasulu’nun (s.a.v.) sözüne bakın demektir. Yine de burada kastedilene en iyi Allah bilir (c.c.).
İmam Şafii bunları söyledikten sonra açıklamalarına devam etmiş, sonra şöyle demiştir:
Allah Teala (c.c.) onlara, Rasulüne itaatın kendisine itaat demek olduğunu bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Hayır; Rabbine andolsun ki! Aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkındıduymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikce iman etmiş olmazlar”
(Nisa: 4/59)
İmam Şafii Rasulullah’ın (s.a.v.) emrine uymanınfarz oluşuna şu ayeti de delil getirir:
“(Ey mü’minler!) Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri, muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar” (Nur: 24/63)
İmam Şafii şu ayeti de delil olarak getirir:
“Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının” (Haşr: 59/7)
İmam Şafii bu ayetlerin dışında, Rasulullah’ın (s.a.v.) emrine uymayı, ona taatın zaruri olduğunu göteren diğer ayetleri de zikreder. Bu durumda Allah Teala (c.c.) Rasulüne (s.a.v.) itaatı farz kıldığından dolayı, hiçkimse Rasulullah’ın emrini reddedemez.
[1] Ahmed b. el-Hüseyin b. Ali Ebubekir. Hadis imamlarından. Nisabur’daki Beyhaki köylerinden biri olan Husrevcird’de doğdu. Yıl 384/994. Beyhak’ta yetişti ve Bağdat’a, Kufe’ye, Mekke’ye ve başka yerlere ilim yolculuğunda bulundu. Sonra Nisabur’a döndü. 458/1066 yılında vefat edinceye kadar burada kaldı. İmamu’l Harameyn şöyle der: “Beyhaki’nin ise Şafii’nin üzerinde ihsanı ve hakkı vardır. Çünkü onun mezhebini destekler, görüşlerini şerh eder ve de takviya eder mahiyette pekçokeseri vardır” Zehebi de şöyle der: “Beyhaki dileseydi kendi adına bir mezhepte ictihad edebilecek çapta bir insandı. Çünkü çok geniş ilmi ve ihtilaflı hususlarla ilgli malumatı vardı” Yüz cüzden fazla eser yazmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Es-Sünenu’l Kübra es-Sünenu’s Suğra el-Esma ve’s Sıfat, el-Mearif, Delalilu’n Nübüvve, el-Camiu’l Musannef fi Şuabi’l İman, Menakubu’ş Şafii, el-İ’tikad, Fedailu’s-Sahabe, el-Medinal ve diğerleri. Bkz.
Şezeratu’z Zehep: 3/304; Tabakatu’ş Şafiyye: 3/3;
Mu’cemu’l Budan: 2/346; el-Muntazam: 8/242; İbnu Halikan: 1/20;
el-Lubab: 1/165; el-A’lam: 1/116.
[2] İmam Şafii bu sözlerini Risale, s. 73’de ve devamında zikretmektedir. Keza Beyhaki de Delailu’n Nübüvve, 1/20 ve devamında Rasulullah’tan (s.a.v.) gelen haberlerin kabul edilmesi başlığı altında aktarmaktadır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi